Sanatın kimi zaman çocuklukta kendiliğinden filizlenen, kimi zaman da yıllar sonra güçlü bir çağrıya dönüşen bir yolculuğu vardır. Kimi insanlar için bu yolculuk, hayatın akışı içinde defalarca ertelense de asla tamamen kaybolmaz, doğru anı bekler. Ahşap küplerle yarattığı özgün portreleriyle dikkat çeken sanatçı Vedat Demir de bu yolculuğun yaşayan bir örneği. Mardin’de başlayan merakı, eğitim ve iş hayatı boyunca zaman zaman gölgede kalsa da hiçbir zaman sönmedi. Bugün ise hem malzemeyle kurduğu derin bağ hem de sabır gerektiren üretim yöntemiyle kendine has bir sanat dili oluşturmuş durumda.
Çocukluk yıllarından özel sektörden kopuşuna, ahşapla kurduğu ilişkiyi nasıl bir sanatsal tekniğe dönüştürdüğüne kadar uzanan bu samimi söyleşide, Vedat Demir ‘in hem iç dünyasına hem de yaratım sürecine yakından tanık olacaksınız.
Sanatla ilk bağınız nasıl kuruldu? Çocukluk yıllarınızdan biraz söz eder misiniz?
1991, Mardin doğumluyum. Sanatla tanışmam çocukluk yıllarıma dayanıyor. İlkokul döneminde resme olan ilgim öğretmenlerim tarafından fark edildi ve onların yönlendirmeleriyle resim yarışmalarına katılıp, dereceler aldım. Buna rağmen, lise döneminde güzel sanatlara gitmedim. Şimdi geriye dönünce bunun bir pişmanlık olduğunu görüyorum; çünkü erken yaşta ortaya çıkan yeteneğimi bir süre görmezden geldim. Yine de sanat, yıllar geçse de hayatımdan hiç çıkmadı.
İşletme eğitimi ve özel sektör deneyiminizden sonra sanata dönüş süreciniz nasıl gelişti?
Sakarya Üniversitesi’nde işletme okudum ve on yıl özel sektörde çalıştım. Ancak tüm bu süreç boyunca rahatlamak için her zaman resme döndüğümü fark ettim. Nereye gidersem gideyim, kendimi bir tablonun karşısında buluyordum. Bir noktada anladım ki gerçek tutkum, üretmek ve görsel sanatlarla uğraşmak. Bu nedenle cesur bir karar vererek işimden istifa ettim ve tamamen sanata yöneldim.
Ahşap küplerle oluşturduğunuz bu dikkat çekici çalışma yöntemi nasıl gelişti?
Ahşapla aram çocukluk döneminden beri iyi; aile çevremde marangozlukla ilgilenen insanlar olduğu için malzemeye yabancı değilim. Bu birikim, beni doğal olarak ahşaba yönlendirdi. Kullandığım yöntem, haftalar süren detaylı bir süreç gerektiriyor: Ahşapları küpler hâline getiriyor, tek tek kesiyorum. Zımparalıyorum, akrilik boyayla renklendiriyorum ve matematiksel hesaplamalarla yerlerine yerleştiriyorum. Bu yöntem zaten görsel olarak güçlü bir dil sunuyor; ancak işin asıl karakterini oluşturan şey benim renk seçimlerim, dokuyla kurduğum ilişki ve portreyi yorumlayış biçimim.
Eserlerinize verilen tepkiler sizi nasıl etkiliyor? Sergilerde ne tür yorumlar duyuyorsunuz?
Eserlerimin karşısında insanların uzun süre durması, beni en çok etkileyen şeylerden biri. Sıkça duyduğum yorumlardan bazıları: “Bu işçilik inanılmaz bir sabır gerektiriyor.” ve “Renk geçişleri nasıl bu kadar doğru olabilir?” İnsanların ahşap dokusuyla rengin birleşiminden doğan enerjiyi hissetmesi ve bunu bana yansıtması motivasyonumu artırıyor. Her güzel yorum, bu yolda doğru ilerlediğimi hissettiriyor.

Sanatsal yolculuğunuzun geleceğinde bizi neler bekliyor? Yeni hedefleriniz neler?
Amacım sadece bir yönteme bağlı kalmak değil; ahşapla birleşen farklı teknikler keşfetmek ve kendi sanat dilimi sürekli genişletmek. Yeni malzemeler, yeni yüzeyler ve yeni matematiksel düzenler denemek istiyorum. Yakın gelecekte hem ulusal hem uluslararası sergilerde yer alarak bu dili daha geniş kitlelerle buluşturmak ve farklı tekniklerle üreteceğim serileri tamamlamak hedefim.

