Oldukça uzak, farklı ve çetin bir coğrafyada, sakin bir köyde; hatırı sayılır bir yalnızlık içinde biçimlenen bir sergi Akın Yıldırım’ın “Olmak veya Olmamak” sergisi. Sergide öncesinde tasarlanmış ve sonuna kadar da sadık kalınmış heykeller olduğu gibi; kendi kendini yaratmış heykeller de yerini almış. 13 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında gezilebilecek olan sergi, heykel sanatına bambaşka bir boyut kazandırıyor.
Heykellerinin büyük bir kısmında gerçeğe, soyuta, mistik ve gerçeküstüne ulaşan insan ve hayvan dünyasını, onların başkalaşımlarını görselleştiren heykel sanatçısı Akın Yıldırım’ın “Olmak veya Olmamak” isimli heykel sergisi 13 Nisan’da Nişantaşı Galeri Selvin’de açılıyor. 7 Mayıs’a kadar izlenebilecek sergi kapsamında sanatçı Akın Yıldırım ile heykel sanatının derinliklerini konuştuk.

“DÜNYA DERTLERİNDEN UZAKLAŞIP ATÖLYEMDE KAYBOLMAK”
Bin yıl yaşasa dahi yetişemeyeceği, sonu gelmeyen fikirlerin bazılarının bu sergiyle vücut bulduğunu ifade eden Akın Yıldırım özetle şunları söyledi:
Bin yıl yaşasam dahi yetişemeyeceğim, sonu gelmeyen fikirlerin bazıları vücut buldu. Bu kadar kaotik gündemler akışında, kendi kanalında kalabilmek ve heykel yapmak; uzun bir iç döngüsel yaşamın sunduğu maceralar, oldukça sağaltıcı oldu. Daha duygusal bir anlatımla; atölyemde dünya dertlerinden uzaklaşıp. ateş ve çekiçle önüme dökülen maceralar silsilesinde kaybolmak olarak tanımlayabilirim.
“BRONZDAN SERT METERYAL İLE YAPTIĞIM HEYKELLER VAR SERGİDE”
Bu sergide otomotiv sanayiinde kullanılan, özel bir alaşımı olan ve bronzdan daha sert ve nitelikli bir materyal ile yaptığım heykeller var çoğunlukla. Yetkin bir endüstriyel makine aksamı; genellikle estetik algıya hitab ediyor (bir tasarım sürecinden geçtiği ve doğru bir matematiksel altyapıyı barındırdığı için)

“HAFIZAYA KAYBOLMUŞ YÜZLERCE PARÇANIN BİR ARAYA GELMESİ”
Elinizde böyle bir kaynak,hele de varyasyonlarıyla varsa; iş kestiremeyeceğiniz yerlere kadar gidebilir. Zaman ve mekan algısından sıyrılıp; motivasyonun transa dönüştüğü anlarda, hafızaya kaydolmuş yüzlerce parçanın bir araya gelip, birleşmeye başladığı heykeller…
“DOĞAÇLAMA SONSUZ OLASILIĞA YÖN VERİLEBİLMEKTİR”
Doğaçlama; akışa ve onunla ilgilendirilen sonsuz olasılığa yön verebilmektir. Dinamikleri bıçak sırtındadır. Gidebileceği yön anlık kararlarla belirir ve böyle sürer gider. Bu süreçte zaman zaman çatışmalar yaşanabilir ama bu, savaşa dönüşürse doğaçlama eylemi biter.
“TIPKI OLMAK VEYA OLMAMAK GİBİ”
Oranlarını ve formlarını tamamen değiştirerek, bir materyali yeniden vücuda getirmek; haz veren sürprizlerle dolu eşsiz bir deneyimdir. Kor halindeki, direnen bir metalde ortaya çıkan yeni formların yarattığı algıyı destekleyen yönde devam etmek veya etmemek… Tıpkı ‘’olmak veya olmamak’’ gibi…
SANATÇI HAKKINDA KISA BİLGİ
SNBA tarafından Louvre Müzesi’nde her yıl düzenlenen ve uluslararası delegasyonların katılımı ile gerçekleşen, “Salon Sergileri”nde ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise “Jüri Özel ödülünü” almıştır.
