Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, hem kendi kadın kimliği hem de bir psikiyatrist olarak izlenimleri ve geçmiş sorgulamalarıyla oluşturduğu, özellikle de Dünya Kadınlar Günü’ne ithaf ettiği, seramik ve bronz heykellerden hazırladığı sergisinde ne olursa olsun “Önce Zarar Verme” diyerek, herkesi özellikle kadına davranım konusunda düşünmeye davet ediyor. Nişantaşı İşlik Sanat Atölyesi’nde 25 Mart tarihine kadar ziyaret edilebilecek serginin küratörlüğünü ise Simin Hariri Özbey üstleniyor.
Sanatçının sergide yer alan seramik ve bronzdan oluşturduğu heykellerindeki temalar ve bunları şekillendirme biçimlerinin her biri, hem ruh hekimi ve akademik kimliği hem de meraklı, gözlemci, araştırmacı ve yaratıcı kişiliğinden birer parça olarak karşımıza çıkmaktadır. Sergi ismi olan “Önce Zarar Verme/Primum Non Nocere”, hekimlik eğitiminde kendisine öğretilen ilk Hipokrat deyişi olup, her zaman her konuda bu deyişi kendisine ilke edinmiştir.
Yapıtlarındaki kadınlar da kimisi güncel hayatında yoluna çıkan, kimisi dinlediği yaşam öykülerinden esinlendiği, kimisi de dünyanın çeşitli yerlerine yaptığı gezilerde rastladığı, izlediği ya da gözgöze geldiği, kısacası bir şekilde temas ettiği kadın ve öykülerinden oluşmaktadır. Sanatçı, bu sergisinde vermek istediği “Önce Zarar Verme” mesajını hem kadının bizzat kendisine hem de kadınlarla yaşayan herkese ve tabii ki geçmişten günümüze her kültürde ve toplumda yer alan kadına bakış ve davranış biçimine yöneltmek için yapıtlarını birbirini tamamlayan 5 ayrı seri içinde oluşturmuştur:
- Yükleme serisinde özellikle hayatındaki ve seyahatlerindeki gözlemlerine dayanarak maddi ve manevi kadına yüklenen algı, sorumluluk ve beklentilere vurgu yapmaktadır.
- Engelleme serisinde kadın gücünün, yetilerinin nasıl engellendiğine vurgu yaparak, kadına ve çevresine, engellenmeyip imkan tanındığında dünyada çok daha iyi bir yaşamın mümkün olacağını göstermeye çalışmaktadır.
- Dokunma serisinde hem kadına “kendi sınırlarını korumasının önemini” hem de çevresindeki insanlara “kadın izin vermedikçe sınırlarına girmenin yanlış olduğunu” vurgulamaktadır.
- İncitme serisinde dünya varolduğundan beri kadının, kadın kimliğinin, kadın haklarının uğradığı fiziksel, sözel ve ruhsal saldırılara dikkat çekmeye çalışmaktadır.
- Önemse serisindeki eserleriyle de sanatçı, kadını bir nesne olarak değil, fizik ve ruh bütünlüğü ile değer verilmesi gereken bir yapıt olarak gözönüne getirmeye ve izleyenleri kadını önemsemeye davet etmektedir.
İşte, Aytül Gürsu Hariri, bu temalar ile oluşturduğu sergi sürecini ve duygularını kendi sözcükleri ile şöyle ifade etmekte: “Bu serginin serüveni yarım asır öncesine dayanır, ta ki ‘Neden erkek doğmadım? Oysa ailem beni erkek beklemiş’ diye sorguladığım çocukluk masumiyetime… Oysa gördüm ki, evin erkeği olarak başta babam beni ‘kendi gücüme inanmaya’ yönlendirdi, annem de ‘diğer insanlara kendimi adamaya’. Ben kadın kimliğimle kendimi var etmeye, hep daha ileriye, doğruya, iyiye yönlendirmeye çalışırken şanslı olandım, ya bu şansa sahip olamayan diğerleri… Dünya oluştuğundan beri kadın bir yandan doğuran, doyuran, bakıp büyüten, koruyup kollayan, koşulsuz seven, taşıyan, yüklenen, üstlenen bir varlık olarak; diğer yandan günahkar, suçlu, akılsız diye nitelenen, koşulsuz itaat etmesi beklenen, susmaya, durmaya, edebiyle yaşamaya zorlanan, hem dişiliği ile beğenilip hem de dişiliği nedeniyle cezalandırılan olmuş. Üstelik de şaşırtıcı ve üzücü olan, bu anlayışın her iki cinsiyet tarafından da kabul görmüş olması değil mi? Yıllar sonra beni tetikleyenin, bir kız çocuğunun ‘Ne olur baba, annemi öldürme” yakarışının medyadaki görüntüleri miydi bilemiyorum ama o zamana kadar belki de içime gömülü suskun çığlıklarım dile geldi ve özellikle bir kadın olarak hemcinsime şunları demek istedim: ‘Korkma kendi gücünden, yaşamın sana sunduklarından. Önüne çıkanlardan korkma. Sadece kendine inan ve dene, neden olmasın?’

Bir insan olarak her iki cinse de şunları demek istedim: ‘Kızmadan, eleştirmeden, suçlamadan, dışlamadan, ayıplamadan, utanmadan, utandırmadan önce sevmeyi, duygunu yaşamayı, sevdiğine değer vermeyi, sevildiğinde yüceltmeyi öğren. Bu şansı tanı kendine ve çevrene, neden olmasın?’ Bir birey olarak topluma şunları demek istedim: ‘Bilgiye, bilgeliğe güven, yargılamadan dinlemeye çalış. Anladıkça yaşar yaşatırsın, neden olmasın?’ Tüm varlığımla da herkese şunu demek istedim: ‘İster sev, ister sevme; ister değer bil, ister bilme; ister güven, ister güvenme ama ne olursa olsun ÖNCE ZARAR VERME! Neden olmasın?”
AYTÜL GÜRSU HARİRİ HAKKINDA
Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, 1963 yılında İstanbul’da doğdu. 1981’de İstanbul Erkek Lisesi’nden, 1987’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1996’da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Psikiyatri uzmanlığını, 2012’de Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doçentlik ve 2017’de ise Profesörlük ünvanlarını aldı. Ekim 2019 tarihine kadar Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör olarak öğretim görevlisi ve Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Halen özel muayenehanesinde Psikiyatrist-Psikoterapistlik görevini sürdürmektedir.

Çocukluğunda öyküler ve şiirler yazan, karikatür çizen, karakalem, pastel, sulu ve yağlı boya ile resim yapan, fotoğraf çekip küçük tebeşirleri oyarak insan figürleri oluşturan, deniz kıyısında ıslak kumdan büst ve heykeller yapan, doğadan topladığı materyaller ile çeşitli objeler ve resimlerine çerçeveler yapan sanatçı, elinde büyüdüğü komşusu Yümnü Doğu dedenin yaptığı resimleri hayranlıkla izleyerek kendine örnek aldı. Her sorulduğunda büyüyünce heykeltraş ya da ressam olacağını söyleyen, gençliğinde kısa bir süre komşusu olan ünlü ressam Ali Avni Çelebi’den çizim dersleri alan Aytül Gürsu Hariri, tıp eğitimi ve sonrasındaki hekimlik hayatında da sanattan hiç vazgeçmedi ve yıllarca pastel, yağlı ve sulu boya resim çalışmalarını sürdürdü.
Yıllar içinde çocukluğundan beri elle şekillendireceği üç boyutlu yapıtlar oluşturabilme merakı onu çamurla çalışmaya yönlendirdi ve nihayet 2000’li yılların başında seramik ile tanışan sanatçı, 2002-2009 yılları arasında seramik çalışmalarını, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, ünlü seramik sanatçısı Kadriye Ezel Ağaoğlu’nun atölyesinde aralıklı olarak devam ettirdi. 2009-2012 yılları arası akademik çalışmalarına ağırlık vermesi gerektiğinden çok sevdiği sanat çalışmalarına bir süre ara veren sanatçı, 2013 yılında Fatma Sağ Tunçalp’in atölyesinde seramiğe tekrar geri döndü ve 2015’te de kendi atölyesini kurdu. O tarihten bu yana hem kendi atölyesinde resim ve seramik heykel çalışmalarını hem de son 5 aydır sanatçı Berna Duman’ın atölyesinde torna eğitimini sürdürmektedir. Sanatçı şimdiye kadar 8 karma sergiye katılmış olup, bu ilk kişisel sergisidir. Ayrıca bu sergide ilk defa seramik ile beraber kaybolan mum tekniğini kullanarak hazırladığı heykellerinin bronz heykellere dönüşmesi konusunda bronz heykel döküm ustası Erhan Köz’den destek almıştır.






