Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bir takvim geleneğinden sahne ritüeline: “Fındıkkıran” Balesi

Dünyanın pek çok büyük kentinde yılın son günleri, takvimden önce

Dünyanın pek çok büyük kentinde yılın son günleri, takvimden önce sahneler tarafından işaretlenir. Işıklar kısılır, orkestra akort verir ve masal başlar. “Fındıkkıran Balesi”, bu anlamda yalnızca bir repertuvar eseri değil; yeni yıla girerken tekrar edilen evrensel bir sahne ritüelidir. İstanbul’da da bu ritüel, 2025’i uğurlarken Atatürk Kültür Merkezi sahnesinde yeniden hayat buldu.

YENİ YIL KLASİĞİ OLARAK FINDIKKIRAN

Fındıkkıran’ın aralık-ocak aylarıyla bu denli özdeşleşmesinin nedeni, hikâyesinin merkezinde yer alan yılbaşı gecesi ve çocukluk dünyasıdır. Noel ağacı etrafında başlayan masal, rüyayla gerçek arasında gidip gelen bir anlatı kurar. Çaykovski’nin müziği ise bu geçiş duygusunu güçlendirir; eski yıl kapanırken, yeni yıla umut ve hayal eşliğinde geçilir. Bu nedenle New York, Londra, Paris, Moskova ve Berlin’de olduğu gibi İstanbul’da da Fındıkkıran, yılın bitişini sahne üzerinden anlamlandıran bir kültürel eşik olarak görülür.

DÜNYADAN TÜRKİYE’YE UZANAN SAHNE TARİHİ

Eserin edebî kökeni, E.T.A. Hoffmann’ın 1816 tarihli “Fındıkkıran ve Fareler Kralı” öyküsüne dayanır. Alexandre Dumas (père)’ın 1844’teki uyarlaması, hikâyeyi daha masalsı bir dile taşır. Pyotr İlyiç Çaykovski’nin müziğiyle bale formuna kavuşan eser, 1892’de St. Petersburg Mariinsky Tiyatrosu’nda sahnelenir ve zamanla dünyanın en çok oynanan bale yapımlarından biri olur. Türkiye’de ise Fındıkkıran, 1968-1969 sezonunda Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenerek repertuvara girer. O tarihten bu yana, özellikle yılbaşı dönemlerinde Devlet Opera ve Balesi’nin en güçlü yapımlarından biri olarak sahnelenmektedir. Bugün eser Türkiye’de; İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Antalya ve Samsun başta olmak üzere, DOB’un tüm ana sahnelerinde izleyiciyle buluşmaktadır.

AKM’DE BÜYÜK ÖLÇEKLİ BİR PRODÜKSİYON

30 Aralık 2025 akşamı izlediğimiz AKM Türk Telekom Opera Salonu temsili, Fındıkkıran’ın neden “büyük sahne eseri” olarak tanımlandığını açık biçimde ortaya koyuyordu. 2040 kişilik salon, bu yapımın kolektif gücünü izleyiciye hissettiren önemli bir çerçeve sunuyor. Bu prodüksiyonun sahne arkasındaki ölçüsü dikkat çekici:

  • Orkestra: Yaklaşık 65-70 kişilik İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası. (AKM orkestra çukuru, 85 kişiye kadar kapasiteye sahip)
  • Bale sanatçıları: Yaklaşık 55-60 balerin ve balet.
  • Çocuk balesi: Ortalama 20-25 çocuk dansçı.
  • Teknik ve sahne arkası ekip: Işık, dekor, sahne makinistleri ve video ekibiyle birlikte 40’ın üzerinde kişi, yani sahnede ve sahne arkasında 150 kişiyi aşan büyük bir kolektif emek söz konusu.

YAPIM KÜNYESİ

AKM’de sahnelenen bu sezonun Fındıkkıran prodüksiyonu, şu isimleri bir araya getiriyor:

  • Müzik: Pyotr İlyiç Çaykovski
  • Reji & koreografi: Mehmet Balkan
  • Sahneye koyan: Lale Balkan
  • Orkestra şefleri: İbrahim Yazıcı, Zdravko Lazarov
  • Dekor tasarımı: Tayfun Çebi
  • Kostüm tasarımı: Sevtaç Demirer
  • Işık tasarımı: Taner Aydın
  • Video prodüksiyon: Ahmet Şeren

Bu ekip, klasik balenin tarihsel omurgasını korurken, çağdaş sahne teknolojileriyle desteklenen bütünlüklü bir anlatı kuruyor.

Fındıkkıran balesi

Sahnedeki kuşaklar, sahne dışındaki bağlar

Bu sezon sahnede yer alan balerinlerden Hazal Çoruk, İstanbul sanat çevreleri için ayrıca anlamlı bir bağ kuruyor. Hazal Çoruk, Tasarım Parkı’nın ev sahipliği yaptığı “NARDUGAN” Karma Sergisi’nin küratörü Berrin Aksu’nun kızı. Bir yanda sahnede beden, ritim ve müzik üzerinden kurulan anlatı; diğer yanda sergi mekânında küratöryel bir dil… Bu ilişki, İstanbul’un sanat ortamında kuşaklar arası üretimin görünür ama sade bir örneğini oluşturuyor.

Süreyya Operası’nda daha içe dönük bir atmosfer

Aynı yapımın Kadıköy Süreyya Operası’nda sahnelenmesi ise esere farklı bir karakter kazandırıyor. 1927’den bu yana İstanbul’un en köklü sahnelerinden biri olan Süreyya Operası, Fındıkkıran’ı daha intim, daha klasik bir salon atmosferinde izleme olanağı sunuyor. Aynı eserin iki farklı sahnede izlenebilmesi, İstanbul izleyicisi için nadir bir kültürel zenginlik.

Fındıkkıran balesi

Bir izlenim: Neden her yıl yeniden?

Fındıkkıran’ın gücü, hikâyesinin bilinmesinde değil; her yıl yeniden anlatılabilmesinde yatıyor. Yeni yıla girerken sahnelenmesi, izleyiciye yalnızca bir bale değil; bir geçiş anı sunuyor. Eski yıl sahnede kapanıyor, yeni yıl müzikle açılıyor. AKM’de izlenen bu temsil, İstanbul’un kültür takviminde bir kez daha şunu hatırlatıyor: Bazı eserler zamana ait değildir, zamanı düzenler.

ESTETİKLE TAMAMLANMIŞ BİR YIL DUYGUSU

Fındıkkıran, hikâyesini ezbere bildiğimiz bir eser olmasına rağmen, her sahnelenişinde yeniden etkiliyor. Bunun nedeni belki de tam olarak burada yatıyor: Bireysel yıldızlardan çok, kolektif sahne disiplini, müzikle kurulan güçlü bağ ve masalın zamansızlığı. AKM’de yılın son günlerinde izlenen bu temsil, İstanbul’un kültürel hafızasında yeni bir “yıl kapanışı” anı olarak yerini alıyor. Sahne kapanırken geriye kalan şey yalnızca alkış değil, estetikle tamamlanmış bir yıl duygusu…