Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Arzu Yavuz - arzuyavuz2005@hotmail.com

Dr. Şükrü Bozluolçay: “Sanattan ilham alıyoruz ve bunu herkesle paylaşıyoruz”

2010 yılında, Avrupa Konseyi tarafından “Avrupa Kültür Başkenti “ ilan edilen İstanbul’un yurtdışı reklam kampanyasında kullanılan sloganı  “inspirationsIstanbul”du. ”Dünyanın en ilham veren şehri”… İstanbul için kültür-sanat deyince hepimizin ne hayalleri var. Keşke gündemimizde bunlar olsa da, eteğimizdekileri döksek… Sanat için…

Siz yaşadığınız şehrin değerini bilirseniz, dünya da bilir. Bu yazının konusu İstanbul değil ama girişi o kaptı ilhamıyla… Konuğumuz değerli koleksiyoner Dr. Şükrü Bozluolçay… Kendisiyle ona ilham olan koleksiyonerliği, biraz İstanbul’u, biraz hayallerini ve müzeciliği konuştuk. Zira o ve muhteşem ekibi de bizlere ilham oluyor. Sohbetimize Bozlu Art Project’in direktörü Sayın Oğuz Erten de eşlik etti.

Son zamanlarda basında koleksiyonunuz hakkında pek çok haber çıktı. Dilerseniz biz güncel başlıklara değinelim. Siz Türk sanatına dair 19. yüzyıldan günümüze evre evre nadide bir seçkiye sahipsiniz. Ve bir kısmını da şu an “Hayal Fanusu” isimli sergiyle izleyiciye sunuyorsunuz. Öyle değil mi?

OE: Koleksiyonda var olan eserler, sanat tarihsel bir perspektifte bakmaya oldukça müsait bir özelliğe sahipti. Bu bakış açısından değerlendirip 120 parçalık bir seçki ile150 yıllık sanat tarihimize nasıl bakarız diye düşündük ve bu ilham verici sergi ortaya çıktı. Mekânımız elverse dışarıda kalan daha pek çok iş bu sergide yer alabilirdi.

ŞB: Eminim ki, kapalı kapılar ardında bizim bir kısmını sunduğumuz koleksiyondan çok daha değerli ve güzel koleksiyonlar vardır. Bence önemli ve kalıcı olan; bu eserleri sanatseverler ile paylaşmak ve bu koleksiyonları yayınlamak. İnsanların 40-50 sene sonra bile böyle bir koleksiyonun varlığından haberdar olmasını, her açıdan bu konuyu çok önemsiyorum. Gün gelir koleksiyonunuzun bir kısmını satabilirsiniz veya çocuklarınız bu koleksiyonu devam ettirmek istemeyebilir. Tüm bunları hayatın akışına bağlı olarak son derece doğal görüyorum. Koleksiyonunuzdan yayın-yayınlar çıkarabiliyor iseniz, her açıdan büyük fedakârlıklarla vücuda getirdiğiniz bu değeri ölümsüzleştiriyorsunuz. En azından benim gayretim bu yönde.

Şükrü Bozluolçay

Paylaşmak demişken, Hüsamettin Koçan’ın bir sözü var; “Müzecilik insana doğru gitmektir” diyor. Bu da paylaşmanın en kalıcı ve yaygın hali değil mi? Müzeciliği konuşalım mı biraz? Bu konuda çabalarınız oldu mu?

ŞB: İstanbul son derece önemli bir şehir, dört tane büyük imparatorluğa başkentlik yapmış ve inanılmaz bir coğrafi konumu olan olağanüstü güzel bir şehir. Üstelikte günlük yaşamı tarih ile iç içe geçen, her an tarihi bir yapıt ile karşılaşabileceğiniz bir mekân. Bu özelliklere sahip, Dünya’da kaç şehir var acaba. İstanbul, mevcut müze sayısının onlarca mislini kaldırabilecek bir şehir. Resim sanatının, batıya göre bu topraklara çok daha geç gelmiş olması ve müze sayısı kısıtı halen klasik resme ulaşma şansımızı bizi batıdan daha avantajlı kılıyor. Zaman içerisinde sürdürülebilirlik sorunu aşıldıkça, özel müze sayısında da anlamlı bir artış olacağına inanıyorum. Tabii ki fabrika açmak, istihdam yaratmak çok önemli şeyler. Ancak, sanat-müze gibi olguların da Türkiye markasını çok daha hızlı yukarılara taşıyacağını unutmamamız gerekiyor.

Dünyadaki  “Türkiye’de koleksiyonerlik ailelerin tekelinde”, algısını değiştirmek mümkün mü? Elinde çok birikimi olan kıymetli insanlar var. Bu insanlar geleceğe nasıl aktaracaklar birikimlerini? Devlet nasıl teşvik edebilir?

ŞB: Devletin elinde ikonik güçlü yapılar var, devlet bu yapılarda koleksiyonerlere elindeki eserleri uzun vadeli müzeye ödünç verme veya bağışlama (sergilenecek salona koleksiyonerin adını verme, v.s.) şeklinde destek verebilir. Ayrıca kurumların (ticari yapıların, vakıfların, v.s.) koleksiyonlarını da özendirecek bir takım uygulamalar yapabilir. Dünyada bunun örnekleri çok, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İnanıyorum ki yapılan her fedakârlığın karşılığını ülke olarak katları halinde faydasını görürüz ve Türkiye algısını yukarılara taşırız.

Şükrü Bozluolçay

Bir de hepimizin büyük hayali var:  İstanbul bir kültür-sanat başkenti olsa, ”ilham veren şehir” hak ettiği yeri alsa…

ŞB: Biraz önce de bahsettiğim gibi, İstanbul dünya sanatının da adından bahsettirecek özelliklere sahip. Dediğiniz gibi burası ilham veren şehir… Bu şehir sanattan ne kadar değer alırsa, onu fazlası ile dünyaya yansıtacak bir şehir.

Peki güzel haberi verelim mi artık? Şişli Atölyesi projeniz hakkında ne söylersiniz…

Bildiğiniz gibi Türk resim sanatında “Şişli Atölyesi” olarak adlandırılan bir dönem var. O zamanki önemli sanatçılar burada eserler vermiş ve bu eserler Türkiye’nin ilk yurtdışı sergisine, Viyana’ya götürülmüş. Biz biraz da o ruhu canlandırmak adına Şişli Belediyesi’yle bir proje geliştiriyoruz. Bu atölyenin günümüzdeki yerini tespit etme çalışmalarıyla yola çıktık. Arşivleri karıştırıyoruz. O atölyede yapılmış birkaç eser koleksiyonumuzda mevcut. Bunu yapabilirsek ve kitaplaştırabilirsek hem İstanbul’un hem Şişli’nin kültür dünyasına büyük bir hizmet sunmuş oluruz. Yıllardır herkes Şişli Atölyesi’nden bahseder ama birkaç yayın haricinde çok fazla bir bilgi mevcut değil. Yeni bilgilerle ortaya çıkmış detaylı bir çalışma yapmak istiyoruz.

Öte yandan sanat belleği oluşturmak çok mühim. Mongeri Binası’ndaki anaokulu çocuklarını görünce çok mutlu oluyorum. Ben iyimserim, hepsi olacak. Hayat felsefem “Bugün dünden daha iyidir.”

Yaşam alanlarımızda görsel zevki yükseltme ideal ve çabası çok kıymetli. Sizin koleksiyonunuzun hacimce en büyüğü de içinde olduğumuz bu ilham veren bina sanırım. Monet’nin evi için bir sanatçı dostu “ev ve bahçe zaten sanat eseri” demiş. Burası da çok güzel gerçekten, mutlu ediyor insanı.

OE: Evet, bize ilham olan ana kaynaklardan bir tanesi de bu. Bilinen bir söz vardır; insanlar mekânları, mekânlar da insanları yaratır. O anlamda bu mekân da bizi ve işlerimizi yaratıyor.

ŞB: Koleksiyon sergimizde 1850’lerden günümüze ulaşan bir bütünlük söz konusu, bina da bu bütünlüğe uyum gösteriyor. Erken Cumhuriyet döneminden günümüze gelmiş bir yapı, burada da bir bütünlük var. Bu bütünlükte bizi daha geniş açı ile sergiye bakışımızı kolaylaştırıyor.

OE: Mimarı da çok değerli, Giulio Mongeri’nin Türkiye’ye kattıkları çok önemli. Akademi’nin mimarlık bölümünü neredeyse 30 yıl yönetmesinin ve yetiştirdiği değerli mimarların yanında Maçka Palas, Karaköy Palas, St. Antuan Kilisesi, Taksim Cumhuriyet Anıtının kaidesi, Bursa Palas, Ankara Ziraat Bankası binası vs. da ona ait. Dolayısıyla ona yakışacak şeyler yapmak gerekiyor. Bu da bize bir sorumluluk veriyor.

Son sözünüz?

OE: Bugün varolan her şey geçmişte bir hayaldi, demiş William Blake. Biz çalışmaya devam ediyoruz, hayallerimiz için.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER