Dünyaca ünlü piyanist ve besteci sanatçımız Fazıl Say’ın on yıl önce başlayan ve artık gelenekselleşen yılsonu konserleri, bu yıl 27 Aralık’ta Volkswagen Arena’da, üstelik aynı gün iki konserle gerçekleşti. Bu yıl bir günde yaklaşık on bin kişiye ulaşan programla, Fazıl Say Festival Orkestrası & Korosu eşliğinde, sanatçının “Mother Earth” ve “Mozart ve Mevlana” isimli iki eserinin Türkiye prömiyeri yapıldı.
Eserler, Volkan Akkoç’un yönettiği koronun da dahil olduğu 125 kişilik müzisyen grubuyla çalındı. Orkestra şefi, çok sevdiğimiz başarılarıyla çok konuşulan Sevgili Nil Venditti’ydi. Vokallerde Soprano Görkem Ezgi Yıldırım, Mezzo Soprano Ezgi Karakaya, Tenör Mert Süngü ve Bas Burak Bilgili, Mevlana’nın şiirlerine sesleriyle hayat verdi. Ney sanatçısı Sevgili Burcu Karadağ ve kudümde Aykut Köseler, orkestrayı çok zenginleştirdi.
İlk bölümde Fazıl Say ve orkestrasından iklim krizine müzikal bir çağrı niteliğinde olan “Mother Earth” piyano konçertosunu dinledik. Birbirine bağlı yedi bölüm ile doğa dile geldi adeta. Piyanonun doğaya yakarışıyla başlayan prelüt bölümü, ikinci bölümde toprağın sesiyle devam etti. Perküsyonlar ve yaylılar, kah denizin, nehirlerin sesi oldular, kah kuşların sesi… Doğadaki tüm sesleri bir notadan bir notaya, bir ağaçtan bir kuşa akar gibi yedi bölümde dinledik.
Hepimiz o an o notalarda ağaç olduk, deniz olduk, aktık… Kalpten kalbe sahne ve salon bir oldu. Sevgili Fazıl Say ve orkestrası, bu yedi bölümden oluşan konçertoyla; su sıkıntısından orman yangınlarına doğanın yakarışını anlattılar bize, notaların diliyle… Alkışlar konuştu… “İyi ki” dedik; “İyi ki sanat var.”

İkinci bölümün başında ise ilk seslendirilişi İsviçre’de yapılan “Mozart ve Mevlana” eseriyle, “Gel, ne olursan ol, yine gel” diyen Mevlana’nın dizelerini önce Aslıhan And Say’ın sesinden dinledik.Bence bu çok iyi bir başlangıç oldu.Birazdan olacaklara bizi hazırladılar.Zira koro ve muhteşem solistlerimiz bu dizeleri bizlere yüksek bir müzikaliteyle sundular.
Mozart’ın yarım kalan Requem’i ile Mevlana’nın 7 öğüdünden oluşan sözleri aynı sahnede bir araya geldi.Müzik dilinin evrenselliğinin temsiliyeti, doğunun yüksek kültürünün temsiliyetiyle buluştu.Şu an dünyadaki tüm savaşlara inat, sahnede başka sözler söylendi. Sanatın “zamansızlık” özelliği; dönemleri, coğrafyaları bu eserle tekrar birleştirdi.
Peki, bu insanlar nasıl bir araya geliyor ve ortaya bu muhteşem performansları nasıl sergiliyorlar? Bu işin mimarı Fazıl Say, “Ben bir yeteneğin kiracısıyım” diyor ve Nietzsche’nin aforizmasını hatırlatarak, “Yeteneğe sahip çıkmak gerekir” diye ekliyor. Öte yandan, ”Ben bir anlatıcı müzisyenim” diyerek bugün temsil ettiği kendi duruşuyla, sanatçı dostlarının yeteneğine de sahip çıkarak, onları her fırsatta onurlandırıyor olmasını çok kıymetli buluyorum.

Kendisinin de söylediği gibi dönemini yaşayan bir besteci olduğunu bize yaşatıyor zaten. Geçmişten bugüne hayatta olan biteni kendine dert edip, düşünüp üretiyor. Ve bu üretimlerini başka bir evreye, sosyal/insani bir mesaja taşıyor, toplumsal olayları ele alıyor. İstanbul Senfonisi’nden Nazım Hikmet’e 125 eserinin her biri ayrı özel. Sadece bizim için değil, tüm dünya için… Klasik müziği günümüze uyarlamak için çok çalışmasının, üretmesinin yanı sıra piyano başındaki 50. yılında hala Anadolu’da şehir şehir gezerek konserler veriyor.
Teşekkürler Fazıl Say, Nil Venditti, tüm orkestra ve müzisyenler…
