Macit Koper’in kaleminden çıkan “Geçmişin Gölgesi”, güçlü bir metinle güçlü oyuncuları doğrudan karşı karşıya getiren bir yüzleşme alanı kuruyor. Ne yazı geri çekiliyor ne de oyuncu güvenli bir hatta ilerliyor; oyunun gerilimi uyumdan değil, açık bir karşılaşmadan besleniyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları repertuvarında yer alan Geçmişin Gölgesi, yıllar sonra terk edilmiş bir mekânda yeniden karşılaşan eski bir polis ile bir doktorun hesaplaşmasına odaklanıyor. Geçmişte alınmış kararlar, örtülmüş suçlar ve ertelenmiş sorumluluklar, bu karşılaşmayla birlikte açığa çıkıyor. Metin, anlatmaktan çok yüzleştirmeyi tercih ediyor; seyirciyi de bu sıkışmanın doğrudan tanığı hâline getiriyor.
Barış Dinçel’in imzasını taşıyan yaşayan dekor, oyunun dramaturjik yapısının aktif bir parçası olarak çalışıyor. Sabit bir arka plan sunmayan sahne düzeni, oyun boyunca dönüşerek oyuncuların hareket alanını sürekli yeniden tanımlıyor. Mekân, anlatının fonu olmaktan çıkıp, oyuncunun her an pozisyon almak zorunda kaldığı bir gerilim alanına dönüşüyor.

Bu yapı içinde oyuncular metni temsil etmiyor. Ahmet Saraçoğlu ve Bahtiyar Engin, yazıyla ve birbirleriyle sürekli temas hâlinde; metinle dans eden, gerektiğinde onunla boğuşan bir performans hattı kuruyor. Sahnedeki etki, rol paylaşımından çok oyuncuların anlık kararları, aldıkları riskler ve sahne hâkimiyetleri üzerinden yükseliyor.

Bu oyunda izlenen şey bir hikâye değil, oyuncunun metinle ve sahneyle verdiği canlı bir hesap. Oyun bittiğinde geriye kalan, metnin ne anlattığı değil; o metnin ağırlığını sahnede taşıyıp dönüştürebilen oyuncuların cesareti, hâkimiyeti ve ne kadar ileri gittikleri oluyor. Geçmişin Gölgesi, tam da bu yüzden, yazı ve performansın eşit güçte çarpıştığı ama sonunda oyuncunun sahnede bıraktığı izin daha çok konuşulduğu bir iş olarak öne çıkıyor.
