Sanatla iç içe büyüyen, duygularını çizgilerle ifade eden genç bir isim Yosun Derin Gürgen… Çocukluğundan bu yana kalemle kurduğu bağ, zamanla karakterlerle dolu güçlü bir dünyaya dönüşmüş. Hem hikâye anlatmayı hem de anlatılan hikâyelerde derinlik aramayı seven Yosun’la çizime nasıl başladığını, ilham kaynaklarını, hedeflerini ve sanat yolculuğunu konuştuk.
Öncelikle bizi kırmadığın için çok teşekkür ederiz! Seni biraz tanıyarak başlayalım mı? Yosun kimdir? Çizimle ilk temasın ne zaman ve nasıl oldu, o kalemi ilk eline aldığın anı hatırlıyor musun?
Asıl bu fırsatı tanıdığınız için ben teşekkür ederim. Ben fantastik hikayeleri seven, 21 yaşında bir gencim. 2003 Kasım ayında İzmir’de doğdum ve sanatla olan hikayem tam da burada başladı. Daha yeni doğmuş bir bebekken, rahmetli sanatçı babam atölyesinde, kendisi çizim yaparken beni de dizinde uyuturmuş. O yüzden benim için, kalemin o kâğıt üstünde çıkardığı ses kendi sesim kadar tanıdık bir tını oldu hep. Var olduğumdan beri sanat kokan bir ortamda büyüdüğüm ve çok genç bir yaşta kalem tutmaya başladığım için spesifik bir an ile çizmeye başladığımı söyleyemem. Küçüklüğümden ortaokul yıllarıma kadar babamın küçük yönlendirmeleriyle, babamın vefatından üniversite yıllarıma kadar da kendim çalışarak geliştim. Ama bu elbette ki hayatın sarsıntıları ile hiç kolay olmadı. Benim için bir mentor olmuş babamın ben daha bir çocukken ki vefatı, anılarla dolu bir evin dağılışı ve annemle hayatımızı iki defa yeniden kurmamızın gerektiği bir dönem yaşadım ama bu dönemde ne olursa olsun asla çizmeyi ve yüksekleri hedeflemeyi bırakmadım. Öz babamın bana kattığı temel, disiplin ve hayal gücü, annemle yaptığımız derin sohbetler, fedakarlıkları ve manevi babamın karşılıksız sevgisi ve devamlı desteği ile kendimi şu an olduğum yere taşımayı başardım. Bu seneye kadar çizgi roman, kitap illüstrasyonları gibi daha hikâye odaklı projelere ağırlık verdim. Bu projeler sayesinde tekniğimi geliştirdim ve bu sene Türk- Japon Vakfı ve Artcontact İstanbul’da yaşıtım sanatçı arkadaşlarım ve hocalarımla beraber işlerim, “Tanrıların meyvesi” ve “Töre” serim sergilendi. İşlerimi bu şekilde sergileyebilmek gerçekten benim için büyük bir gurur kaynağı!

Sanırım resimle ilgili bir bölümde okuyorsun. Bu eğitim süreci sana ne gibi katkılar sundu? Sence sanat eğitimi bir zorunluluk mu, yoksa başka yollarla da gelişmek mümkün mü?
Evet, ben grafik tasarım okumaktayım. Bu bölümün bana kazandırdığı en büyük fayda çizim dışında teknik bilgiler ve açtığı fırsatlar oldu. Sanat eğitiminin akademik olarak alınmasının bir zorunluluk olduğunu düşünmemekteyim. Sanat yapmak, benim gözümde zaten insanın özünde olan bir eylem. Yaşadığımız çağda kitaplar ve internet üstünden birçok farklı kaynağa erişim sağlayabiliyoruz, kişinin o bilgiye açlığı ve tutkusu olduğu sürece hangi koşulda olursa olsun gelişebileceğine inanıyorum.
Çizimlerine baktığımızda karakter odaklı sahnelerin ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Bu anlatım biçimine nasıl yöneldin? Yeni bir çizime başlarken süreç nasıl ilerliyor? Her karakterin iç dünyasında bir hikâye mi var?
Beni bu anlatım biçimine en çok yönlendiren etken çocukken izlediğim filmler ve okuduğum hikayeler oldu. Bir hikâyede karakterin yaşadığı duyguların çekiciliği ve bir karakterin hikayesini, tamamen kendisini taşıyışından tahmin edilebilişi beni hep cezbetmiştir. Onların hissettikleri duyguları aktarabilmek bir çizime başlarken ki ana hedefim oluyor. Her birini çizerken işin aslında onları ve hikayelerini keşfediyor ve bende dışarıdaki bir pencereden gördüğüm sahnenin arkasında yatan duygular hakkında kafa yoruyorum.

Bir karakteri ilk kez yaratırken dikkatini en çok ne çeker: gözler mi, eller mi, yoksa beden dili mi? Bize o ilk temas ânını, karakterin “doğduğu” anı anlatabilir misin?
Benim gözümde her insanın özünde bir duygu ve o duyguyu anlatan bir sembol vardır. İşin aslında bir karakter ilk o anda doğar. Ona hayat veren, gözündeki parıltıyı, beden dilini belirleyen şey özündeki temel bir duygudur. Bazen bu duygu sevinç, hüzün kadar basit ya da gurur, ait olmama hissi gibi karmaşık olabilir. Belirlediğim özü temsil edecek bir sembol bulabilmek için ön araştırma yaptıktan sonra bu sembolü baz alarak karakteri çizmeye ve tanımaya başlıyorum. Bazen bir çizgi ile kendisini tanırken, bazen ise sürekli sil çiz yapmam gerekebiliyor ama bu da yapım sürecinin bir parçası.

Renk kullanımların gerçekten dikkat çekici. Özellikle kırmızı ve mor gibi güçlü renkler duygusal yoğunluk yaratıyor. Renkleri seçerken seni yönlendiren şey ne oluyor? İçgüdüsel mi ilerliyorsun, yoksa karakterin ruh hali belirleyici mi?
Renklerin hepsinin verdiği bir hissiyat ve anlam olduğu için işin aslında hem içgüdüsel hem de karakterin ruh halini göz önünde bulundurarak stratejik ilerliyorum. Farklı zaman dilimlerinde renk paletimde kendime daha yakın hissettiğim renklere kaydığım oluyor ama benim için ön planda olan şey karakteri destekleyecek, onun hislerini karşıya aktarabilecek bir renk paleti seçmek olmuştur.

Bugüne kadar seni en çok gururlandıran çizim ya da üretim süreci hangisiydi?
Bu benim için en zor olan soru olsa gerek! Yaptığım işler arasından sadece bir tanesini seçmek gerçekten de çok güç. Ama mutlaka bir işimi seçmem gerekseydi bu, “Kargalar bana dedi ki” olurdu. Bunun ardındaki sebebim, yapım aşamasında bana apayrı bir zevk vermesindendir. Yaşadığım evin önündeki ağaçlara hep kuzgunlar ve kargalar gelir bu yüzden kargagilleri hep pek sevmişimdir. Onları kömür kalemle resmetmek gerçekten büyük bir zevkti, öyle ki işin bittiğini bile fark edemedim. Normalde taslak olsun diye başladığım eser göz açıp kapayıncaya kadar kendini tamamlamıştı. “Töre” serimin başlangıç eseri olan “Kargalar bana dedi ki- “doğal bir biçimde ortaya çıkan bir işim. Bu yüzden o kumaş üstüne yaptığım çizim benim için büyük bir sevinç kaynağı.
Bir dönem ilhamın tamamen durduğu, hiçbir şey çizmek istemediğin oldu mu? O anlarda nasıl bir yol izliyorsun, yeniden üretmeye nasıl dönüyorsun?
Çizmek isteyip de o motivasyon ve ilhamı bulamadığım bir dönemim oldu. Neredeyse bir sene boyunca doğru düzgün bir iş çıkaramadım. Bundaki en büyük etken kendimi fazla zorlayıp kendi zihnimdeki o fikir kuyuyu tüketmiş olmamdı. Bu kuyu, içinde bir sürü fikir balığının olduğu bir kuyu ama elbette insan kendini zorlayıp fazla su ve balık çekince fikirler de biraz insana küsüyor. Buradan dinlenmem gerektiğini anladım. O bir sene boyunca aralıkla çizip, elimi sıcak tuttum ama asıl tekrar o fikir kuyusunu dolduran şey, dinlenirken kendimi bir sürü yeni hikâye, deneyim ve bilgiye maruz bırakmam oldu. Mitoloji, tarih, bilim üstüne kitaplar okumam ve birçok sanat eserini gözlemlemem sayesinde kendimi tekrar bolca çizerken buldum.
Sosyal medyada görünür olmak üretimini etkiliyor mu? Takipçilerinle etkileşim kurmak seni besliyor mu, yoksa bazen baskı hissi yaratıyor mu?
Çok büyük bir takipçi kitlem yok bu yüzden pek bir baskı hissi yaratmıyor ama aldığım her yorum beni gerçekten çok mutlu ediyor! Benimle benzer ilgi alanı paylaşan insanların sanatımı destekliyor oluşu ve çizimlerimin onlarda bir his uyandırabiliyor oluşu beni gerçekten çok sevindiren bir durum.

Peki, biraz da hayal kuralım… Gelecekte kendini nerede görüyorsun? Bize gelecek planlarından ve hayallerinden bahseder misin?
Ne kadar geleceğin beni sanatın hangi dalına iteceğini kestiremesem de seçeceğim alanda başarılı bir sanatçı olmak istiyorum. Sadece Türkiye çapında değil, dünyaca tanınan bir sanatçı olmak sanırsam gayet büyük bir hedef. Büyük projelere imza atıp, yeni hikayeler anlatabilmek en derinden gelen isteğim! Yurt dışında yaşayarak yeni deneyimler kazanmak, kültürel bakış açımı geliştirmek ve kendime stabil bir sanat kariyeri çizebilmek şimdilik başlıca hedeflerim. Bu hedefleri gerçekleşmesini sağlayacak yollar ise değişkenlik göstermekte o yüzden kendime aşırı spesifik bir gelecek planı çizmektense biraz daha geniş yelpazeli hedefler koyup buna göre ilerlemeyi tercih ediyorum. Bu şekilde hayatın getirdiği değişimlere kendimi adapte edebileceğimi ve sanatımdan kopmayacağıma inanıyorum.
Birçok genç çizime ilgi duyuyor ama “ben yetenekli değilim” gibi düşüncelerle cesaretini kaybedebiliyor. Sence bu işte başarı sadece yeteneğe mi bağlı, yoksa çalışarak da bir yol açmak mümkün mü?
Yetenek dediğimiz şey başarının sadece küçük bir adımı. Eğer ben çizim üstüne disiplinli bir çalışma ve araştırma yapmamış olsaydım şu an bulunduğum seviyede olmam mümkün değildi. Her şey istikrarlı bir şekilde yılmadan çalışmaktan geçmekte benim gözümde. İnsanlar, çizim yaptıklarında bir doyum yaşıyorlarsa ne olursa olsun çizmeye devam etmeliler, herkesin sanattaki yolu farklı ve kendisine özgüdür. İnsandan insana sanatın hangi dalına daha yatkın oldukları değişiklik gösteriyor o yüzden kişinin kendisini yargılamak yerine yeni şeyler deneyerek nelerden zevk aldığını keşfedip onun üstüne yürümesi çok önemli. “Ben yetenekli değilim” diyerek çizmeyi bırakanları görmek beni her daim üzmüştür. Hangi yaşta o kalemi elimize almış olursak olalım hepimiz bunu yapmaktan zevk alıyor ve bir tatmin duygusu hissediyoruz. Bu his bence her şeyin temeli olmalı.
- Yosun’un renkli hayal dünyasına biraz daha yakından bakmak isterseniz Instagram’da @rose__teapot adresine uğramayı unutmayın.
