Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Işığın peşinde gencecik, çok yönlü bir sanatçı: Elif Yücel

Sanat ve tasarım yolculukları çoğu zaman ortak paylaşımlardan, arkadaşlıklardan ve

Sanat ve tasarım yolculukları çoğu zaman ortak paylaşımlardan, arkadaşlıklardan ve aile bağlarından doğar. Benim için bu hikâye çok özel: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nde aynı sıraları paylaştığım değerli sınıf arkadaşlarım İç Mimar Gonca Turgay Yücel ve İç Mimar Ramazan Yücel ile başlayan yol arkadaşlığı, yıllar sonra onların kızlarıyla, sanatın farklı bir alanında yeniden kesişti.

O günlerde bizler Marmara’da aynı stüdyolarda geleceğimizi şekillendirirken, ben yoluma Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparak devam ettim. Yıllar geçti, hayaller mesleğe dönüştü. Ve şimdi sıra arkadaşlarımın kızı Elif Yücel, ailesinden aldığı sanatsal mirası kendi dilinde yeniden yorumluyor.

Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi’nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nü kazanan Elif Yücel, bugün 27 yaşında ve sanatın farklı alanlarını bir araya getiren çok yönlü bir üretici. “Lumina” sergisiyle de hem kendi yolculuğunu hem de köklerinden aldığı ilhamı uluslararası bir platforma taşıyor.

Elif, seni “10 parmağında 10 marifet” diye biliyoruz. Okuyucularımız için de anlatır mısın, bu çok yönlülük nasıl oluştu?

Tek bir işle uğraşmak bana göre değil. Tiyatro Karnaval Amatör ekibiyle sahneye çıktım. Semaver Kumpanya’da öğrendiğim “papier mache” tekniğiyle kuklalar yaptım. TRT Türk Halk Müziği Gençlik Korosu’nda koristlik yaptım. “Cam-ı Cem” vitray atölyesinde tiffany tekniğini öğrendim ve hâlâ yeni objeler üretmeye devam ediyorum. Müziği de hiçbir zaman bırakmadım; farklı enstrümanlar denedim ama çok emek isteyen bir iş olduğu için yeterince vakit ayıramadım. Yine de bana çok şey kattı. İki yıl Remziye Alper’den şan dersi aldım. Onunla tanışmak hayatımdaki en büyük şanslardan biri. Ülkemiz için unutulmaması gereken bir değer. Ondan öğrendiklerim sadece müzikte değil, diğer disiplinlerde de ufkumu genişletti. Ayla Algan’ın öğrencisi olmak da ayrı bir şanstı. Bir gün ona “Hocam bu kadar eğitim aldım ama oyunculuk yapmıyorum” dediğimde; “Yaratıcı bir mesleğin var, daha ne olsun” demişti. O, yaratıcı insana çok değer verirdi. Nur içinde yatsın, öğrencilerine hep destek olmuştur. Bugüne dek ilgilendiğim her disiplin bir şekilde birbirini besledi. O yüzden ışıkla yaptığım işleri anlamak için bu geçmişe bakmak çok önemli.

“Lumina” ismi çok çarpıcı. Senin için ne ifade ediyor?

Lumina, Latince kökenli bir kelime, “ışık” demek. Işık, renkli camla buluştuğunda adeta bir şenlik oluyor. Sanki başka bir âleme bakıyormuşum gibi hissediyorum. Bu bana büyük bir heyecan veriyor. O heyecanı paylaşmamı sağladığı için 212 Photography Istanbul’a minnettarım. Melis Bektaş’ın bu özel teklifi olmasaydı, ben hâlâ kendi kendime bu renkli dünyayı seyrediyor olacaktım.

Elif Yücel

Sergideki “Renk Küpü” çalışmandan söz edelim. Doğadan topladığın objelerle birleşiyor. Bu süreç nasıl başladı?

Doğa, benim için hep çok özel oldu. Ağaçlara, kuşlara, yapraklara büyük bir sevgiyle bakarım. Sokakta yürürken bir yaprağı elime alıp sevebilirim, bir çiçeğe uzun uzun bakabilirim. Doğayla kurduğum bu bağı işlerime taşımak istedim. Renk Küpü’nü özellikle bu sergi için ürettim. O dönemde ülkemizin pek çok yerinde yangınlar vardı. Yanan ağaçlara bir saygı duruşu, doğayı anma ve aslında en büyük sanatın doğanın kendisi olduğunu hatırlatma isteğiyle ortaya çıktı.

Ceneviz Sanat gibi tarihi bir mekânda sergi açmak nasıl bir his?

Taş duvarlar, kemerler, kalın gölgeler… Işık burada bambaşka davranıyor. Eserlerimi buraya taşıdığımda mekânla bir diyalog kurmaya başladılar. Bu mekân sadece bir sergileme alanı değil; işin bir parçası, hatta tamamlayıcısı oldu.

Elif Yücel

Seyirci “Lumina”da nasıl bir yolculuk yaşıyor?

Lumina aslında iki sanatçının ortak sergisi. Önce Tuba Geçgel’in eseri karşılıyor izleyiciyi; çok zarif ve etkileyici, güzel de bir hikâyesi var. Ardından benim Renk Küpü’yle ışığın tek bir kaynaktan çoğalarak nasıl bir deneyime dönüştüğüne tanık oluyorlar. Her küpte ışığın farklı bir dönüşümünü görmek mümkün. Kısacası bu sergi, ışığın kendisiyle yapılmış bir yolculuk.

Geçmişteki farklı uğraşların bugünkü sanatına katkısı ne oldu?

Hepsi birleşerek bugünkü cam ve ışık işlerime yansıdı. “Lumina”da bu birikimlerin hepsini hissetmek mümkün. Benim için sanat her zaman disiplinlerarasıydı, öyle olmaya da devam edecek.

Elif Yücel

27 yaşında çok güçlü bir çıkış yaptın. Bundan sonrası için hedeflerin neler?

Işıkla olan ilişkimi daha da derinleştirmek istiyorum. Belki farklı malzemelerle yeni kombinasyonlar denemek… Yol uzun, ama aynı zamanda çok güzel.

Sanat yolculuğunda ailenin etkisi nasıldı?

Ailem hep yanımda oldu, maddi manevi destek verdiler. “Bunu yapma” demediler hiç. Ben de elimden geldiğince yük olmamaya çalıştım; eğitimler için çalışıp biriktirdim. Pozitif ve yüksek bir enerjileri var. Tabii ki armut dibine düşüyor. Büyük teyzem Gülen Pulur, geçen sene 101 yaşında vefat etti. Bana çok manevi destek olmuştu. Kendisi resim öğretmeniydi; meslektaşlarıyla Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nun bazı ders kitaplarını yazmış bir isim. İlham veren, yol açan bir ailem var. Bunun için çok şükür.

Peki, bu sergide seni en çok ne heyecanlandırdı?

İlk sergimin bu özel mekanda olması, bana ve Tuba Geçgel’e çok ilham oldu. Mekanın eserlerimizin birbirini ön plana çıkarması ve gizemin içinde yer alması, sanki bizim için var olmuş gibiydi. Eskiyi, nostaljiyi ve eski değerleri zaten çok severim; beni adeta çekti desem yeridir. Bu serginin hayatımda her zaman çok özel bir yeri olacak. Sergime gelip, bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Gezmek isteyenler, 12 Ekim’e kadar gelebilirler. Bana ulaşmak isteyenler ise @merhababenelifyucel Instagram hesabımdan takip edebilirler.