Ali Kazma’nın İstanbul Modern ‘de açılan “Aklın Manzaraları” başlıklı sergisi, izleyiciyi yazı, hafıza ve beden üzerinden şekillenen düşünsel bir yolculuğa davet ediyor. Günümüzün önde gelen mercek temelli sanatçılarından biri olarak Kazma, insan faaliyetlerine dair temel soruları farklı zanaat ve üretim pratikleri üzerinden sorgularken, bu kez edebiyatın çevresinde dolaşıyor; yazının doğduğu mekânları, üretimin izlerini, düşüncenin katmanlarını görünür kılıyor. Sergide sanatçı, fotoğraf ve videoları yazının maddi ve manevi evrenini bir zihinsel atlasın parçaları gibi önümüze seriyor.
Serginin merkezinde Orhan Pamuk’un yazı evrenine odaklanan “Mürekkep Evi” (2023) ve “Sentimental” (2022) adlı videolar bulunuyor. Pamuk’un Cihangir’deki evi, arşivi, elyazmaları, çizimleri ve masa başı notları, Kazma’nın kamerası aracılığıyla yalnızca bir yazarın üretim sürecine değil, düşüncenin kendisine dair de katmanlı bir manzara sunuyor. Yazarın kişisel yaşam alanı, bu videolarda bir hafıza mekânı, zihnin somutlaştığı bir topoğrafya haline geliyor. Masa üstünde duran kâğıt yığınlarından renklendirilmiş sayfalara, altı çizili satırlardan kitaplaşmamış notlara kadar her detay, düşünmenin görünmeyen doğasını görünür kılıyor.
TÜRKİYE’DE İLK KEZ İZLEYİCİYLE BULUŞUYOR
Sergide ilk kez görücüye çıkan “Sumi” (2025) adlı çalışma, 600 yıllık geçmişi olan mürekkep üretim geleneğini kayda alarak, yazının maddi temelini tarihselliğiyle birlikte ele alıyor. Kazma, mürekkebin yalnızca bir araç değil, düşüncenin taşıyıcısı olduğuna işaret ederken; yazının malzeme ile kurduğu bağı, zamanın derinliği içinde açığa çıkarıyor. Bununla birlikte Alberto Manguel’in kütüphanesinin Portekiz’e taşınma sürecini belgeleyen “Alberto Lizbon’da” (2024), kitap ve hafıza arasındaki kırılgan ilişkiye işaret ediyor ve Türkiye’de ilk kez izleyiciyle buluşuyor.

VİDEOLARIN SESSİZ ÖNCÜLLERİ
Kazma’nın önceki üretimlerinden “Hat” (2013) ve “Dövme” (2013) videoları ise yazı, beden ve zanaat arasındaki zamansal ve estetik ilişkileri serginin genel kurgusu içine yerleştiriyor. Hat sanatı, elin sabra dayalı ritminin bir göstergesi olurken; dövme, bedenin hem bir yüzey hem de bir anlam taşıyıcısı olduğunu, iğnenin ritmiyle geri döndürülemez bir dönüşüme uğradığını gözler önüne seriyor. Bu iki yapıt, yazının yalnızca kâğıtta değil, bedende ve hafızada da iz bırakan bir eylem olduğunu hatırlatıyor. Sergiye eşlik eden fotoğraflar, videoların sessiz öncülleri gibi işliyor. Kazma için fotoğraf yalnızca belgeler toplamı değil, çalışacağı alanı anlamak ve zihninde yerleştirmek için başvurduğu bir haritalama yöntemi. Kitapların üretildiği, saklandığı, okunduğu mekânlara ait bu görseller, izleyiciye kendi ritmini belirleme imkânı tanırken, aynı zamanda sanatçının zihinsel atlasının bir uzantısı haline geliyor.

BİR ZİHİNSEL HARİTALAMA DAVETİ
“Aklın Manzaraları”, Ali Kazma’nın uzun yıllardır sürdürdüğü insan faaliyetlerini belgeleme pratiğinde yeni bir eşik oluşturuyor. Zanaatla bedenin, yazıyla mekânın, malzemeyle hafızanın kesiştiği bu sergi, düşüncenin hem maddi hem de soyut evrenini katman katman açarak izleyiciye sunuyor. Fotoğrafla başlayan, videolarla derinleşen bu görsel yolculuk, yalnızca bir sergi deneyimi değil, aynı zamanda bir zihinsel haritalama daveti. Kazma’nın kamerası bu kez bize yazının manzaralarını gösteriyor; her kare, her detay, her iz, düşünmenin görünmez ritmini yakalamak için bir durak olarak izleyiciyi içine çekiyor. Aklın Manzaraları, 1 Şubat 2026 tarihine kadar İstanbul Modern ‘de ziyarete açık.
