Sosyal sorumluluk projeleriyle de adından söz ettiren 39 Kalamış Marina Hotel’de yer alan 39 Galeri, son derece ilginç ve sıra dışı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. İranlı ressam Safa Kasaei’nin “Şişman ve Güzel” adını verdiği kişisel resim sergisi, 16 Mayıs Pazartesi akşamı sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

ZAYIF GÜZEL MİDİR, DİYETE BASKI MIDIR?
İsminin, mottosunun ve sergilenmekte olan eserlerin izleyenleri tam bir hayret alemine götürdüğü yeni sergisi hakkında dergimize açıklamalarda bulunan Safa Kasaei; “Vogue, Elle ve Fashion gibi dergiler, kadınlar için yeni güzellik standartlarını ‘Zayıf güzeldir’ sloganıyla belirleyerek, bir anlamda aşırı diyet yapmaya zorluyorlar” dedi.

“DOLGUNLUK ARZU EDİLİRDİ”
Uzun zaman önce bu standartların tamamen farklı olduğuna vurgu yapan Kasaei, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolgunluk arzu edilirdi; sağlık, güç ve doğurganlığı temsil ederdi. Benim eserlerimdeki kadınlar ise bedenlerine güvenir; sadece bedenleriyle barışık değillerdir, aynı zamanda tombulluklarını bikinilerle ortaya koyarak, sanki ‘Biz de güneş altındaki yerimizi hak ediyoruz’ mesajı verirler.”

SAFA KASAEİ HAKKINDA…
Azeri kökenli ve Tebriz doğumlu olan 30 yaşındaki Safa Kasaei, Tahran Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü mezunu. Tebriz Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde ise yüksek lisansını yapan ve resimlerinde pastel renkleri kullanmayı tercih eden sanatçı, yumuşak çizgilerle şişmanlığı sevimli göstermeye çalışıyor. Resim yanında heykel çalışmaları da bulunan Kasaei’nin bugüne kadar ürettiği 100’den fazla eseri bulunuyor.

İstanbul Sanat Dergisi olarak, Safa Kasaei’den kendisini anlatmasını istedik. İşte, O’nun söyledikleri: “Her zaman duygu ve düşüncelerimi bir şekilde izleyicilerimle paylaşabilmek istedim ve bunun için sanatı ve imgeler dünyasını seçtim. Güzel Sanatlar Konservatuarı’na grafik alanında girdim. Konservatuardaki ilk eğitim dönemim denemelerle geçti. Fotoğraf, resim, heykel, grafik ile deneyler yapmak ve izleyicilerimle en iyi konuşabileceğim birini seçmek istedim. Resimde hareket özgürlüğü, benim en büyük önceliğimdi. Bu nedenle, istediğim gibi daha fazla hareket özgürlüğü ile resim yapabilmek için akademik yolu grafiksel olarak okudum ve kararımın sonucunu yavaş yavaş görmeye başladım. Hocalarım çoğu resimlerimi beğendiler ve izleyicilerim tarafından giderek daha fazla teşvik edildim. Bu bana yoluma devam etmem için büyük bir neşe ve enerji verdi. Tahran’da stüdyomu açtım, Tahran’da hayatıma ve profesyonel faaliyetime başladım. Çalışmalarım siber alanda da görüldü ve dünyanın farklı yerlerinden çalışmalarımı satın alma, sergileme ve destekleme teklifleri almaya başladım.

Konu benim için çok önemli, her zaman farklı hayallere daldım ve bunlar işimde doğal olarak görülüyor. Çalıştığım ilk set çocuklarla ilgiliydi. Çocuklarla ve onların özgür büyük dünyalarıyla ilgileniyordum. Sonra aklım kadınlarla ve çeşitli kaygılarla meşgul oldu. İnsan gibi davranmak isteyen koyunlarla ilgili bir diziye başladım ve odak noktam daha çok dişi cinsiyetti. Obez kadınlarla ilgili bir sonraki serime başladım. Obez kadınlar; özgür, mutlu, sarhoş ve olduklarından memnunlar. Bir süre kulübe gittim ve egzersiz süremin ardından kilo vermek için çok sert ve yorucu hareketler yapan kadınlardan çok etkilendim. Saatlerce oturup onlara bakar, her zaman yanımda taşıdığım deftere bunları çizerdim. O anlarda ve o kulüpte, bu insanların en iyi olduğunu düşündükleri şeyi elde etmek için yaşadıkları üzüntüyü, sevinci, korkuyu, kaygıyı ve ızdırabı gördüm. Bu koleksiyona başladım, resimlerimde oldukları gibi mutlu ve dans eden obez kadınları çizdim. Onları fotoğrafladım, cilt haline getirdim ve onlarla adeta stüdyomda yaşadım. Bu seriye başlayalı neredeyse yedi yıl oldu ve devam edecek.”




