İstanbul Lale Müzesi ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşan geleneksel sanatlar sergisi “Lale: Zamansız Akış”, Ramazan ayının manevi atmosferinde geleneksel sanatın köklü birikimini bir araya getirmeyi amaçlıyor. Dr. Ali Cantürk’ün genel koordinatörlüğünde ve Dr. Gizem Pamukçu’nun küratörlüğünde hazırlanan karma sergi, geleneksel sanatın klasik mirasının sürekliliğini ve estetik derinliğini izleyicilerle buluşturuyor.
Geleneksel sanatın zengin ifade biçimlerini ve kültürel hafızasını görünür kılma çabasıyla hayata geçirilen sergiye ilişkin açıklamalarda bulunan Dr. Gizem Pamukçu, toplumların kültürel birikimi yalnızca yazılı ve sözlü kaynaklarla değil, görsel kültürün sembolik dili aracılığıyla da aktardıklarını söyledi. Pamukçu, geleneksel sanatların farklı unsurları bir araya getirdiğini belirterek; “Buradaki eserler çizgi, motif, renk ve kompozisyon üzerinden estetik üretimin ötesine geçerek bilgi, inanç ve değer dünyasının katmanlı temsillerini taşır. Bu bağlamda gelenek, sabit bir miras değil, her dönemde yeniden yorumlanan ve güncel bağlamla ilişki kuran dinamik bir yapıdır. Lale: Zamansız Akış Sergisi, kültürel belleğin estetik formlar aracılığıyla nasıl süreklilik kazandığını, mekansal bir kurgu içinde görünür kılmayı amaçlıyor” dedi.

KÜLTÜREL BELLEĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYOR
Serginin zamansızlığı, nostaljik bir geri dönüşten ziyade “dönüşerek var olma” şeklinde ele aldığını vurgulayan Pamukçu, şunları dile getirdi: “Sergi, geleneği geçmişte sabitlemek yerine çağdaş estetikle temas eden canlı bir üretim alanı olarak ele alıyor. Başlıktaki akış kavramı, kesintisiz bir tekrar değil, dönüşerek ilerleyen bir sürekliliği ifade eder. Sergi, izleyiciyi sadece görsel bir deneyime değil; anlamaya, hissetmeye ve kültürel belleği yeniden düşünmeye davet eder.” Pamukçu, sergide yer alan eserlerin belirlenme sürecine ilişkin; “Geçen sene İslam Sanatları Fuarı’nın da küratörlüğünü üstlenmiştim. Orada çok değerli hocalarımızla tanışma fırsatı buldum. Bu tanışıklık sayesinde de onları Osmanlı’dan kalma bu değerli mekanda ağırlama fırsatına kavuşmuş oldum. Onlara, Ramazan ayında geleneksel sanatların ürünlerini bir araya getiren sergi yapmak istediğimi söyledim. 15 sanatçımızla birlikte bu sergimizi gerçekleştirmiş olduk” diye konuştu.
DİSİPLİNLERARASI DİYALOG
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şehnaz Biçer ise serginin disiplinlerarası diyalog olarak adlandırılabileceğini söyledi. Birçok sanatçının eserlerinin sergi dolayısıyla bir araya geldiğini anlatan Biçer; “Bu etkinlik, geleneksel sanatlarda çağdaş yorumlar yapan sanatçıların bir araya geldiği bir sergi. O açıdan çok önemli bir yerde duruyor. Zira burada geleneği alıp, onun iziyle yeni yorumlar yapmak niyetinde olan sanatçılar bir araya geliyor. Ben de buradan hareketle eserlerimi üretmeye devam eden bir sanatçıyım” ifadelerini kullandı. Biçer, serginin kültürel hafızanın görünür kılınmasını amaçladığına işaret ederek; “Bir sanat dalının yeni yorumlar ortaya çıkartabilmesi için kendi geleneğinden ve kültüründen feyiz alması gerekir, yani geçmişini bilmesi ve o bilinçle hareket etmesi gerekir. Bunları öğrendikten ve feyiz aldıktan sonra yeni yorumlarla çağdaş dünyaya açılması gerekir. Ben de sergideki eserlerimi bu tarz yeni yorumlarla şekillendirmeye çalıştım” değerlendirmesinde bulundu.

GELENEKSEL SANATLARA İLİŞKİN YENİ ARAYIŞLARIN GÖSTERGESİ
Ebru sanatçısı Sevgi Şen de son zamanlarda geleneksel sanatlara ilginin arttığını vurgulayarak; “Geleneksel sanatlar, elbette bizim kendi değerlerimizi ortaya koyan bir anlama sahip. Bununla ilgili kursların yaygınlaşması, bu işe emek veren büyük sanatçıların özen göstermesi ve talebe yetiştirmesi, farklı sergilerle bu alanın yaygınlaştırılması, buraya ilginin artmasındaki önemli nedenler. Bizler de kendi köklerimizden gelen bu sanata bir anlamda sahip çıkmaya çalışıyoruz” şeklinde görüşlerini paylaştı. Serginin geleneksel sanatlara ilişkin yeni arayışların göstergesi olduğunu dile getiren sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geleneksel, adı üzerinde kendinden önce gelene ek yapılan bir anlama sahip. Üzerine herhangi bir şey konmadan, eskinin birebir tekrarıyla bir şeyin gelişmesi mümkün değil. Bu, sanat dışındaki diğer alanlar için de geçerli bir durum. Dolayısıyla insanların arayışları, teknolojinin imkanları gibi unsurlarla sanatçılar da kendi özgün tasarımını ekleyerek gelişiyor. Böylece hem köklerine bağlı hem de yeni ve farklı eserler ortaya çıkıyor.”
30 MART’A KADAR ZİYARETE AÇIK
Lalenin İstanbul için önemine değinen hattat Zeynep Çilek Çimen; “Lale, İstanbul tarihi için mekansal olarak bir kurgu alanını ifade eder. Osmanlı döneminde özellikle has bahçelerde çok fazla kullanılır, yani İstanbul için lale çok önemli bir yerde durmaktadır. Dolayısıyla bu durum, bize Lale Müzesi ‘nin neden var olduğunu; onun, örneğin çinilerimizde, geleneksel süslemelerde ve motiflerde neden yer aldığını bize göstermektedir” dedi. Sergide; Eda Şahan, Emel Gemici, Fatma Şan, Hatice Uçar, Hikmet Barutçugil, İlker Selimler, İsmail Acar, İsmail Yiğit, Kübra Ünsaç, Osman Yılmazer, Savaş Çevik, Sevgi Şen, Şehnaz Biçer, Taner Alakuş ve Zeynep Çilek’in eserleri yer alıyor. Sergi, 30 Mart’a kadar ziyaret edilebilecek.
