# İstanbul Sanat Dergisi > ### James Cameron'ın sanatı İstanbul'da! "Terminator", "Titanic", "Avatar" ve daha fazlası… Sinema tarihine damga vuran efsanevi yönetmen James Cameron'ın 60 yıllık sanat yolculuğu, Türkiye'de ilk kez İstanbul Sinema Müzesi'nde sergilenecek. Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında açılacak bu özel sergi; daha önce hiç görülmemiş çizimler, kostümler, film objeleri ve Cameron'ın yaratıcı dünyasına dair 300’ün üzerinde orijinal çalışmayı, sinema tutkunları ve sanat meraklılarıyla buluşturacak. Eylül ayında kapılarını açacak sergi, 6 ay boyunca ziyaret edilebilecek. ### Genç çizer Yosun Derin Gürgen ile sanat üzerine sohbet Sanatla iç içe büyüyen, duygularını çizgilerle ifade eden genç bir isim Yosun Derin Gürgen... Çocukluğundan bu yana kalemle kurduğu bağ, zamanla karakterlerle dolu güçlü bir dünyaya dönüşmüş. Hem hikâye anlatmayı hem de anlatılan hikâyelerde derinlik aramayı seven Yosun’la çizime nasıl başladığını, ilham kaynaklarını, hedeflerini ve sanat yolculuğunu konuştuk. Öncelikle bizi kırmadığın için çok teşekkür ederiz! Seni biraz tanıyarak başlayalım mı? Yosun kimdir? Çizimle ilk temasın ne zaman ve nasıl oldu, o kalemi ilk eline aldığın anı hatırlıyor musun? Asıl bu fırsatı tanıdığınız için ben teşekkür ederim. Ben fantastik hikayeleri seven, 21 yaşında bir gencim. 2003 Kasım ayında İzmir’de doğdum ve sanatla olan hikayem tam da burada başladı. Daha yeni doğmuş bir bebekken, rahmetli sanatçı babam atölyesinde, kendisi çizim yaparken beni de dizinde uyuturmuş. O yüzden benim için, kalemin o kâğıt üstünde çıkardığı ses kendi sesim kadar tanıdık bir tını oldu hep. Var olduğumdan beri sanat kokan bir ortamda büyüdüğüm ve çok genç bir yaşta kalem tutmaya başladığım için spesifik bir an ile çizmeye başladığımı söyleyemem. Küçüklüğümden ortaokul yıllarıma kadar babamın küçük yönlendirmeleriyle, babamın vefatından üniversite yıllarıma kadar da kendim çalışarak geliştim. Ama bu elbette ki hayatın sarsıntıları ile hiç kolay olmadı. Benim için bir mentor olmuş babamın ben daha bir çocukken ki vefatı, anılarla dolu bir evin dağılışı ve annemle hayatımızı iki defa yeniden kurmamızın gerektiği bir dönem yaşadım ama bu dönemde ne olursa olsun asla çizmeyi ve yüksekleri hedeflemeyi bırakmadım. Öz babamın bana kattığı temel, disiplin ve hayal gücü, annemle yaptığımız derin sohbetler, fedakarlıkları ve manevi babamın karşılıksız sevgisi ve devamlı desteği ile kendimi şu an olduğum yere taşımayı başardım. Bu seneye kadar çizgi roman, kitap illüstrasyonları gibi daha hikâye odaklı projelere ağırlık verdim. Bu projeler sayesinde tekniğimi geliştirdim ve bu sene Türk- Japon Vakfı ve Artcontact İstanbul’da yaşıtım sanatçı arkadaşlarım ve hocalarımla beraber işlerim, “Tanrıların meyvesi” ve “Töre” serim sergilendi. İşlerimi bu şekilde sergileyebilmek gerçekten benim için büyük bir gurur kaynağı! Sanırım resimle ilgili bir bölümde okuyorsun. Bu eğitim süreci sana ne gibi katkılar sundu? Sence sanat eğitimi bir zorunluluk mu, yoksa başka yollarla da gelişmek mümkün mü? Evet, ben grafik tasarım okumaktayım. Bu bölümün bana kazandırdığı en büyük fayda çizim dışında teknik bilgiler ve açtığı fırsatlar oldu. Sanat eğitiminin akademik olarak alınmasının bir zorunluluk olduğunu düşünmemekteyim. Sanat yapmak, benim gözümde zaten insanın özünde olan bir eylem. Yaşadığımız çağda kitaplar ve internet üstünden birçok farklı kaynağa erişim sağlayabiliyoruz, kişinin o bilgiye açlığı ve tutkusu olduğu sürece hangi koşulda olursa olsun gelişebileceğine inanıyorum. Çizimlerine baktığımızda karakter odaklı sahnelerin ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Bu anlatım biçimine nasıl yöneldin? Yeni bir çizime başlarken süreç nasıl ilerliyor? Her karakterin iç dünyasında bir hikâye mi var? Beni bu anlatım biçimine en çok yönlendiren etken çocukken izlediğim filmler ve okuduğum hikayeler oldu. Bir hikâyede karakterin yaşadığı duyguların çekiciliği ve bir karakterin hikayesini, tamamen kendisini taşıyışından tahmin edilebilişi beni hep cezbetmiştir. Onların hissettikleri duyguları aktarabilmek bir çizime başlarken ki ana hedefim oluyor. Her birini çizerken işin aslında onları ve hikayelerini keşfediyor ve bende dışarıdaki bir pencereden gördüğüm sahnenin arkasında yatan duygular hakkında kafa yoruyorum. Bir karakteri ilk kez yaratırken dikkatini en çok ne çeker: gözler mi, eller mi, yoksa beden dili mi? Bize o ilk temas ânını, karakterin “doğduğu” anı anlatabilir misin? Benim gözümde her insanın özünde bir duygu ve o duyguyu anlatan bir sembol vardır. İşin aslında bir karakter ilk o anda doğar. Ona hayat veren, gözündeki parıltıyı, beden dilini belirleyen şey özündeki temel bir duygudur. Bazen bu duygu sevinç, hüzün kadar basit ya da gurur, ait olmama hissi gibi karmaşık olabilir. Belirlediğim özü temsil edecek bir sembol bulabilmek için ön araştırma yaptıktan sonra bu sembolü baz alarak karakteri çizmeye ve tanımaya başlıyorum. Bazen bir çizgi ile kendisini tanırken, bazen ise sürekli sil çiz yapmam gerekebiliyor ama bu da yapım sürecinin bir parçası. Renk kullanımların gerçekten dikkat çekici. Özellikle kırmızı ve mor gibi güçlü renkler duygusal yoğunluk yaratıyor. Renkleri seçerken seni yönlendiren şey ne oluyor? İçgüdüsel mi ilerliyorsun, yoksa karakterin ruh hali belirleyici mi?Renklerin hepsinin verdiği bir hissiyat ve anlam olduğu için işin aslında hem içgüdüsel hem de karakterin ruh halini göz önünde bulundurarak stratejik ilerliyorum. Farklı zaman dilimlerinde renk paletimde kendime daha yakın hissettiğim renklere kaydığım oluyor ama benim için ön planda olan şey karakteri destekleyecek, onun hislerini karşıya aktarabilecek bir renk paleti seçmek olmuştur. Bugüne kadar seni en çok gururlandıran çizim ya da üretim süreci hangisiydi? Bu benim için en zor olan soru olsa gerek! Yaptığım işler arasından sadece bir tanesini seçmek gerçekten de çok güç. Ama mutlaka bir işimi seçmem gerekseydi bu, “Kargalar bana dedi ki” olurdu. Bunun ardındaki sebebim, yapım aşamasında bana apayrı bir zevk vermesindendir. Yaşadığım evin önündeki ağaçlara hep kuzgunlar ve kargalar gelir bu yüzden kargagilleri hep pek sevmişimdir. Onları kömür kalemle resmetmek gerçekten büyük bir zevkti, öyle ki işin bittiğini bile fark edemedim. Normalde taslak olsun diye başladığım eser göz açıp kapayıncaya kadar kendini tamamlamıştı. “Töre” serimin başlangıç eseri olan “Kargalar bana dedi ki- “doğal bir biçimde ortaya çıkan bir işim. Bu yüzden o kumaş üstüne yaptığım çizim benim için büyük bir sevinç kaynağı. Bir dönem ilhamın tamamen durduğu, hiçbir şey çizmek istemediğin oldu mu? O anlarda nasıl bir yol izliyorsun, yeniden üretmeye nasıl dönüyorsun?Çizmek isteyip de o motivasyon ve ilhamı bulamadığım bir dönemim oldu. Neredeyse bir sene boyunca doğru düzgün bir iş çıkaramadım. Bundaki en büyük etken kendimi fazla zorlayıp kendi zihnimdeki o fikir kuyuyu tüketmiş olmamdı. Bu kuyu, içinde bir sürü fikir balığının olduğu bir kuyu ama elbette insan kendini zorlayıp fazla su ve balık çekince fikirler de biraz insana küsüyor. Buradan dinlenmem gerektiğini anladım. O bir sene boyunca aralıkla çizip, elimi sıcak tuttum ama asıl tekrar o fikir kuyusunu dolduran şey, dinlenirken kendimi bir sürü yeni hikâye, deneyim ve bilgiye maruz bırakmam oldu. Mitoloji, tarih, bilim üstüne kitaplar okumam ve birçok sanat eserini gözlemlemem sayesinde kendimi tekrar bolca çizerken buldum. Sosyal medyada görünür olmak üretimini etkiliyor mu? Takipçilerinle etkileşim kurmak seni besliyor mu, yoksa bazen baskı hissi yaratıyor mu? Çok büyük bir takipçi kitlem yok bu yüzden pek bir baskı hissi yaratmıyor ama aldığım her yorum beni gerçekten çok mutlu ediyor! Benimle benzer ilgi alanı paylaşan insanların sanatımı destekliyor oluşu ve çizimlerimin onlarda bir his uyandırabiliyor oluşu beni gerçekten çok sevindiren bir durum. Peki, biraz da hayal kuralım… Gelecekte kendini nerede görüyorsun? Bize gelecek planlarından ve hayallerinden bahseder misin? Ne kadar geleceğin beni sanatın hangi dalına iteceğini kestiremesem de seçeceğim alanda başarılı bir sanatçı olmak istiyorum. Sadece Türkiye çapında değil, dünyaca tanınan bir sanatçı olmak sanırsam gayet büyük bir hedef. Büyük projelere imza atıp, yeni hikayeler anlatabilmek en derinden gelen isteğim! Yurt dışında yaşayarak yeni deneyimler kazanmak, kültürel bakış açımı geliştirmek ve kendime stabil bir sanat kariyeri çizebilmek şimdilik başlıca hedeflerim. Bu hedefleri gerçekleşmesini sağlayacak yollar ise değişkenlik göstermekte o yüzden kendime aşırı spesifik bir gelecek planı çizmektense biraz daha geniş yelpazeli hedefler koyup buna göre ilerlemeyi tercih ediyorum. Bu şekilde hayatın getirdiği değişimlere kendimi adapte edebileceğimi ve sanatımdan kopmayacağıma inanıyorum. Birçok genç çizime ilgi duyuyor ama "ben yetenekli değilim" gibi düşüncelerle cesaretini kaybedebiliyor. Sence bu işte başarı sadece yeteneğe mi bağlı, yoksa çalışarak da bir yol açmak mümkün mü? Yetenek dediğimiz şey başarının sadece küçük bir adımı. Eğer ben çizim üstüne disiplinli bir çalışma ve araştırma yapmamış olsaydım şu an bulunduğum seviyede olmam mümkün değildi. Her şey istikrarlı bir şekilde yılmadan çalışmaktan geçmekte benim gözümde. İnsanlar, çizim yaptıklarında bir doyum yaşıyorlarsa ne olursa olsun çizmeye devam etmeliler, herkesin sanattaki yolu farklı ve kendisine özgüdür. İnsandan insana sanatın hangi dalına daha yatkın oldukları değişiklik gösteriyor o yüzden kişinin kendisini yargılamak yerine yeni şeyler deneyerek nelerden zevk aldığını keşfedip onun üstüne yürümesi çok önemli. “Ben yetenekli değilim” diyerek çizmeyi bırakanları görmek beni her daim üzmüştür. Hangi yaşta o kalemi elimize almış olursak olalım hepimiz bunu yapmaktan zevk alıyor ve bir tatmin duygusu hissediyoruz. Bu his bence her şeyin temeli olmalı. Yosun’un renkli hayal dünyasına biraz daha yakından bakmak isterseniz Instagram'da @rose__teapot adresine uğramayı unutmayın. ### 53. İstanbul Müzik Festivali'nin ardından... Cumhuriyetimizin 102. yılını kutlamaya doğru giderken ne mutlu bize ki 53. yaşını kutlayan İKSV İstanbul Müzik Festivali, her şeye rağmen bizleri kucaklamaya devam ediyor. Geçen yıl, Türkiye-Yunanistan mübadelesinin 100. yılında "Kökler" temasıyla seslenen festival, bu yıl "Sınırların Ötesinde" temasıyla hem coğrafi sınırların ötesindeki zenginliği hem de farklı disiplinlerin klasik müzikle olan harmonisini yenilikçi yaklaşımlarla bizlerle buluşturdu. 17. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan kimi müzikal gelenek ve eserleri farklı disiplinlerle günümüze uyarlayarak sunması, bu festivallerin uzun yıllar nasıl ayakta durabileceğine dair de bizleri düşündürürken, güzel şehrimizi yine uluslararası bir kültür-sanat merkezine dönüştürdü. Festivale şöyle bir dönüp baktığımızda; bu yıl da festival, sahnelerini İstanbul’un bilinmedik yerlerine taşımayı başardı. Aslında İstanbul'un en büyük ve en güzel sahnemiz olduğuna yine şahitlik ettik diyebiliriz. Festival ekibinin, şehrin saklı mekanlarını her yıl araştırıp, sahne alanına çevirmeye çalıştıklarını biliyoruz. Bu yılın ilkleri Kınalıada ve üç kiliseyle Büyükdere’deki yeni "Müzik Rotası" oldu. "Hafta Sonu Klasikleri" ile parklarda ücretsiz konserler, bu sene yoga severlerle de buluştu. 45’in üzerinde sanatçı ve topluluk, 14 farklı mekânda toplam 22 konser verecekti ki bu 21 oldu maalesef. İlk durağımız olan Atatürk Kültür Merkezi (AKM), sahnelerinde yine dünya starlarını ağırladı. Açılış gecesi, 2023 yılında Fransız eleştirmenlerden "Yılın Müzik İnsanı" ödülünü alan Özbek Şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile Bulgaristan Ulusal Filarmoni Korosu’nun gerçekleştirdiği görkemli bir dünya prömiyeri ile başladı. Derinlikli bir müzik diline sahip olan Hasan Uçarsu’nun, Dağlarca’nın “Yeşeren Toprak” şiiri üstüne bestelediği “Toprak Sever İnsanları Birer Birer” eserini ilk kez dinledik. Ardından, Grammy ödüllü daimi şefi Alan Gilbert ile dünyanın en iyi orkestralarından NDR Elbphilharmonie ilk akşam büyük keman virtüözü Frank Peter Zimmermann’ı, ikinci akşam ise kuşağının en büyük Chopin yorumcusu kabul edilen Rafal Blechacz’ı AKM’de müzikseverlerle buluşturdu. Her ikisi de doyamadığımız dinletilerdi. Dünya çapındaki başarılarıyla gururumuz sevgili Fazıl Say ise Viyana ekolünün, özellikle de Mozart müziğinin önde gelen temsilcilerinden biri kabul edilen Camerata Salzburg ile çaldı. Rotayı Kadıköy Süreyya Operası’na çevirdiğimizde de ilk dikkat çekenler şöyleydi: İKSV bu yıl 53. İstanbul Müzik Festivali Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü Valentin Silvestrov’a taktim etti. "Bir Dünya Prömiyeri" adı altında sanatçının “Hafızanın Anları” isimli eserini dinledik. Bir başka akşam, "Yarının Kadın Yıldızları" isimli özel gecede keman sanatçısı ve besteci Ceren Türkmenoğlu’nun yeni eserinin dünya prömiyerine, görsel sanatlar sanatçısı Hilal Can eşlik etti. İstanbul Müzik Festivali’nin 2018’de Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) desteğiyle başlattığı bu proje kapsamında, bugüne kadar tüm yurttan 120 üstün yetenekli genç kadın müzisyen bu fonla desteklendi. Böylece dünyanın en iyi okullarında okuma, en iyi orkestralarında çalma şansını elde ettiler. Bu yıl ise 13 kadın müzisyen bu fondan destek alıyor. Tabii daha pek çok kıymetli sanatçıyı çok özel sahnelerde izledik. Hepsini buraya sığdıramıyoruz. Şimdi gelin biraz da İstanbul Müzik Festivali Direktörü Sevgili Efruz Çakırkaya’ya sözü verelim, bakalım o neler anlatacak bizlere. Hayatta her şey yolundayken, paranız destekleriniz varken bu etkinlikleri yapmak daha kolay, ancak günümüzdeki gibi ekonomik krizlerin, ön görülemeyen koşulların her an çıkabileceği zamanlarda hiç de kolay değil. Nitekim bu yıl da önce Helene Grimaud’un son dakika sağlık problemi yaşamasını mucizevi bir çözümle, Fazıl Say’ın 17 gün önce programa dahil olmasıyla sağlarken; 58 kişilik bir ekiple gelen Geneva Camerata grubunun gösterisi ise iki saat önce Kaymakamlık tarafından iptal edildi. Tam bir kriz, öyle değil mi? Bu durumu nasıl yönettiniz? Şimdiye kadar festivallerde yaşadığınız en büyük kriz sizce hangisiydi? Sanırım bir sanatçı da final konserinde rahatsızlandı, değil mi? Evet; hastalıklar, iptaller, savaş… Beklenmedik sıkıntılar yaşadık bu yıl. İptalin netleşmesinin hemen ardından orkestra ile otelde buluşup, oldukça duygusal bir konuşmayla durumu izah edip, müzisyenleri teselli etmek ve sakinleştirmek işin en zor kısmıydı sanırım. Kapanış konserimizin solistlerinden biri rahatsızlanınca, 12 saat içerisinde yeni bir mezzo soprano bularak durumu kurtardık. "Tellerin Aşkı" projesinde yer almasını hayal ettiğimiz İranlı bir müzisyen de ülkesinde çıkan savaş sonrası kapanan havayolları nedeniyle İstanbul’a seyahat edemedi ve yine son dakika lokal bir müzisyeni kadroya alarak bu konseri de başarıyla tamamladık. Anlayacağınız, bu yıl son dakika krizleri ile epey sınandık! Son 17 yıldır İstanbul Müzik Festivali ekibinde çalışıyorum. İlk 10 yıl festivalde direktör yardımcısı olarak görev aldım. Son yedi yıldır da direktör pozisyonunda çalışıyorum. Şöyle bir hafızamızı yokladığımızda, bu yıllar içinde ülkemizde ve İstanbul’da pek çok toplumsal olay, kriz ve ekonomik çalkantı yaşandığını anımsayabiliriz. Bizimki gibi gündemi yoğun ülkelerde krizler ne yazık ki bitmiyor. Bu da hem manen hem maddi olarak sürekli bir kriz yönetimi gerektiriyor. Festivalin bir önceki direktörü, mentorum sevgili Yeşim Gürer Oymak’ın tedrisatından geçmiş bir yönetici olarak, ilk 10 yılda birlikte yaşadığımız pek çok krizde kendisinden öğrendiğim belki de en önemli yeti; böylesi bir durumda öncelikle soğukkanlı olmak, panikle detaylarda boğulmadan büyük resmi görmek ve sükûnetle kendime “Şimdi buradan nasıl çıkabiliriz?” sorusunu sormak oldu. Bu yıl yaşadığımız sorunlarda da benzer bir şekilde ilerledik aslında; olanı kabul etmek, çözüm odaklı yaklaşmak ve minimum zararla sorunu çözmeye çalışmak gerekiyor. Bir de elbette bu zamanla öğrenilen de bir şey, çalıştırıldıkça kuvvetlenen bir kas. Yeşim’le veya onsuz yaşadığım pek çok sıkıntılı durum arasında aslında en büyüğü sanırım 2020 yılında yaşadığımız pandemiydi. Daha evvel hiçbirimizin tecrübe etmediği ve en nihayetinde tüm dünyanın yaşadığı sıradışı bir durumdu. O yıl fiziki olarak festivali gerçekleştiremeyeceğimizi anladığımızda tüm programı baştan kurgulayıp, İstanbul’da yaşayan müzisyenlerle, izleyicilerin olmadığı bir formatta ve yüksek kontroller altında, kapalı mekanlarda konser kayıtları gerçekleştirerek dijital bir festival programı sunmuştuk. Şimdi buna da iyi tarafından bakıyorum ve bir festivali artistik bir perspektifle dijital olarak planlayıp, çekim/kayıt kamera açılarından kurgusuna kadar işin mutfağına muvaffak olmak konusunda bana öğrettiklerini düşünerek kendimi şanslı hissediyorum. Bu sene geleneğin oldukça dışına çıktınız. Bu çabanız sonraki yıllarda da devam edecek mi? Bu konuda önemli bir birikiminiz var ve bu festivalden yola çıkarak, sizce gelenekselleşen festivaller varlığını nasıl sürdürülebilir? Dünyada bu konuda mesleki bir birlik var mı mesela, benzer şeylerin tartışıldığı? Aslında geleneksel formatlarla yenilikçi, farklı disiplinlerin bir araya geldiği içeriklerin bir kombinasyonunu sunmaya çalıştık bu sene ve bundan sonra da festivalde her ikisine de yer vermeye çalışacağız. Değişen, dönüşen müzik dinleme ve sunma biçimlerini kabul etmek, kemik izleyiciyi memnun ederken, genç ve belki önyargılı izleyiciyi de çekmek önemli diye düşünüyorum. Özellikle Avrupa’da daha geleneksel programlar yapan, ancak izleyicisini kaybetmeden varlığını sürdüren çok prestiji festivaller var – Verbier ve Salzburg Festivalleri gibi. Bu gibi festivaller, çok güçlü bir kurumsal yapıya sahiptir. Uzun vadeli vizyonla yönetilir, yalnızca sanatçı davetleri değil; seyirci gelişimi, eğitim projeleri, yeni eser siparişleri ve uluslararası görünürlük gibi pek çok alanda stratejik planlamayla ilerler. Bu festivaller yalnızca bilet gelirlerine dayanmaz. Aksine kamu fonları (özellikle Salzburg gibi Avusturya’nın devletçe desteklediği organizasyonlar), özel sponsorluklar (örneğin LVMH grubu Verbier Festival’i yıllarca destekledi), vakıflar ve bireysel bağışçılar, uluslararası fonlar ve AB destekleri (özellikle kültür programları üzerinden) gibi çok kaynaklı finansal yapı kurarlar. Bu çeşitlilik, kriz zamanlarında ayakta kalabilmenin anahtarıdır. Bu festivaller yalnızca kendi başına etkinlik üretmez; orkestralarla, ajanslarla, medya kurumlarıyla ve diğer festivallerle güçlü işbirlikleri içindedir. Sanatçılar için "turne merkezlerinden biri" olmak sürdürülebilirliği güçlendirir. İstanbul Müzik Festivali olarak biz de benzer bir yapı üzerinden ilerliyoruz. Ve evet; klasik müzik festivallerinin sürdürülebilirliği, ortak sorunları ve çözümleri üzerine çalışan uluslararası birlikler ve ağlar mevcut. Örneğin; European Festivals Association (EFA), 1952’den bu yana Avrupa’daki festivalleri temsil ediyor. Salzburg, Verbier, Lucerne gibi büyük festivallerin de üyesi olduğu bu yapı; bilgi paylaşımı, politika üretimi, savunuculuk ve networking sağlıyor. "Festival Academy" gibi programlarıyla genç festival yöneticilerini de destekliyor. Ben de yıllar önce bu akademinin bir atölyesine katılmıştım. Bir diğeri International Society for the Performing Arts (ISPA), küresel düzeydeki sahne sanatları yöneticilerini bir araya getirir. Amerika’dan Asya’ya birçok festivalin ve kültür kurumunun yer aldığı bir ağdır ve her yıl farklı kıtalarda düzenlenen kongrelerle güncel konuları tartışır (örneğin iklim krizi, seyirci çeşitliliği, finansal sürdürülebilirlik gibi). Ve son olarak Culture Action Europe & IETM ise daha çok kültür politikaları ve kültürlerarası işbirlikleri odağında çalışır. Festival dünyasını doğrudan değil ama dolaylı olarak etkileyen yapıdadırlar; özellikle AB fonları ve kültür politikaları açısından önemlidirler. Gelecek senenin teması hakkında okuyucuları heyecanlandıracak neler söylersiniz? Bizi neler bekliyor? Festival temasını basın toplantısı ve programın ilanından önce paylaşmayayım, sürprizi kaçmasın. Ancak felsefik bir tema başlığı olacağını ve izleyiciyi düşünmeye sevk edeceğini, farkındalığını artırmaya yönlendireceğini söyleyebilirim. Son olarak; festival bitti, biz izleyiciler olarak çok güzel bir festival yaşadık, siz ise sahne arkasında ve önünde başka bir deneyim yaşadınız aslında. Seyirciye içinizi dökmek isteseniz ne söylemek istersiniz? Belki kimsenin sormadığı ama sizin paylaşmak istediğiniz bir şeyler kalmış olabilir mi? ☺ İstanbul Müzik Festivali’nin kâr amacı gütmeyen ve temel hedefi toplumsal fayda sağlamak olan bir yapının, yani İstanbul Kültür Sanat Vakfı çatısı altında organize edildiğini hatırlatarak; bu misyona gönülden bağlı, çok genç bir ekip tarafından gerçekleştirildiğinin altını çizmek istiyorum. Perde arkasında oldukça zor ve yıpratıcı bir çalışma düzeni var. Bu adanmışlığın ve emeğin izleyiciler tarafından da görülmesi, takdir edilmesi en büyük isteğim. Zira asıl kahramanlar onlar. Tüm ekip arkadaşlarıma bu yıl da harika bir iş çıkardıkları için, tüm sponsorlarımıza destekleri için ve tabii tüm izleyicilerimize bizi yalnız bırakmadıkları için gönülden teşekkür ediyorum. ### Bodrum Sanat Fuarı'nda 3 bin 500 parça eser sergilendi Bodrum’da 7. kez düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı ’nda, başta resim olmak üzere seramik ve heykellerden oluşan 3 bin 500 parça eserin sergilendiği bildirildi. 2-6 Temmuz tarihleri arasında Herodot Kültür Merkezi’nde gerçekleşen fuarda, 40’a yakın sanat galerisi bünyesinde yaklaşık 500 sanatçının çalışmaları sanatseverlerle buluştu. Yabancı sanatçıların da eserleriyle katıldığı fuarı, Türkiye’nin farklı şehirlerinden de gelen yaklaşık 7 bin sanatsever gezebilme fırsatı buldu. Özellikle son iki gün satın almalarda yoğunluğun yaşandığı fuarda, bazı sanatçılar tüm eserlerini sattı. DEMOS Fuarcılık organizasyonu ile IAAF markası altında organize edilen sanat fuarlarının İstanbul bölümünün ise 4-7 Aralık 2025 tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde yapılacağı aktarıldı. "Hector" markası ile Bodrum Sanat Fuarı'na ilk kez katılan Hector Art Gallery, 200 metrekare büyüklüğündeki standında yaklaşık 400 parça sanat eserini sergiledi. Sergilenen eserlerin büyük çoğunluğu galeri sahibi Mehmet Uçak'ın özel koleksiyonunda yer alırken, Hector Art Gallery fuarın en çok ilgi gören standları arasında yer aldı. Galeri standında Hikmet Çetinkaya, Mustafa Sekban ve Pınar Kanber'in son dönem çalışmaları da yer aldı. Fuara Ankara'dan katılan Melike Ulak, sergilediği sıradışı eserleriyle fuarın dikkat çeken sanatçıları arasındaydı. 7. Bodrum Sanat Fuarı sırasında bir de imza günü gerçekleşti. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün silah arkadaşı, 1924 ve 1935 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevinde bulunan Kazım Özalp'in torunu Alp Özalp, "Yaşamın Devinimi" adını verdiği son kitabını İstanbul Sanat Dergisi standında imzaladı. Fuara Birleşik Arap Emirlikleri'nden katılan çok yönlü sanatçı Muna Mohamed Aljuraishi, dikkat çeken çalışmaları ile ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. Ülkesinde ünlü bir hat sanatçısı olan Aljuraishi, Bodrum Sanat Fuarı 'nda tamamen kendi tasarımı olan mücevher takımını da sergiledi. "Summer Breeze" adını verdiği koleksiyon, ziyaretçilerin tartışmasız favorisiydi. Türkiye'yi çok seven ve IAAF çatısı altında gerçekleşecek tüm fuarlara katılmayı hedefleyen Romanyalı Andra Stefan, hem sergilediği eserleri hem de yaklaşık 2 metrelik boyu ile ziyaretçilerin odak noktasıydı. Andra Stefan ile İstanbul Sanat Dergisi adına yapacağımız kapsamlı röportaj, gelecek sayıda dergi sayfalarında yer alacak. ### Bodrumlu Tatbikililerden yeni sergi Bodrum’da yaşamayı tercih edip, sayıları her geçen gün artan Bodrumlu Tatbikililerin sergisi, 10 Temmuz’da Bodrum Ortakent Meetpoint AVM'de açılıyor. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu ve onun devamında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MÜGSF) olan kurumun mezunları arasında yer alan 14 sanatçı, yeni bir sergide sanatseverlerle buluşacak. BodrumArt Sanat ve Kültür Derneği organizasyonu ile gerçekleşecek olan Bodrumlu Tatbikililer Sergisi için yapılan açıklamada; “Bodrum’da yaşayan veya yaz aylarını Bodrum’da geçiren Bodrumlu Tatbikililer bir araya gelip, güzel bir sergiye imza atacaklar” denildi. Sergi, 10-24 Temmuz 2025 tarihleri arasında BodrumArt’ın Meetpoint Center içindeki galerisinde ziyaret edilebilecek. TATBİKİ GÜZEL SANATLAR YÜKSEKOKULU HAKKINDA... 1957 yılında İstanbul'da kurulan Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu, Türkiye’de modern sanat ve tasarım eğitiminin öncülerinden biridir. Alman Bauhaus ve Ulm okullarından esinlenen okul, uygulamalı eğitimi merkeze alarak grafik tasarım, tekstil, endüstri ürünleri tasarımı ve iç mimarlık gibi alanlarda yenilikçi bir eğitim modeli sunmuştur. 1982 yılında Marmara Üniversitesi’ne bağlanan bu değerli kurum, günümüzde de “Tatbiki ruhu” olarak anılan yaratıcı ve disiplinlerarası yaklaşımıyla Türk sanat ve tasarım dünyasında kalıcı bir iz bırakmıştır. ### Bodrum Sanat Fuarı 7. kez sanatseverlerle buluştu Bodrum Sanat Fuarı, bu yıl yedinci kez kapılarını açarak sanatseverlerle buluştu. 2 Temmuz tarihinde Bodrum Herodot Kültür Merkezi’nde açılan fuara, ilk günden ziyaretçiler yoğun ilgi gösterdi. Ünlü sanat tarihçisi ve küratör Prof. Dr. Kıymet Giray ve Bodrum Belediye Başkanvekili Emel Çakaloğlu’nun açılışını birlikte yaptıkları fuar, 6 Temmuz Pazar günü akşamına kadar ziyaret edilebilecek. Bu yıl Bodrum ve çevresini yedinci defa sanatla buluşturan fuarda sergilenmekte olan eserlerin 40 galeri altında, büyük çoğunluğu uluslararası 500 sanatçının 4 bine yakın çalışmalarından oluştuğu açıklandı. “ZEYTİN AĞACININ GÖLGESİNDE SANAT” DEMOS Fuarcılık organizasyonu altında gerçekleşen Bodrum Sanat Fuarı, Bodrum’u sanatla buluşturmasının yedinci yılını tema olarak “Zeytin Ağacının Gölgesinde Sanat” şeklinde belirledi. Fuar yönetimi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Homeros’un İlyada destanında ‘ebedi mavilikler ülkesi’ olarak anılan Bodrum (Halikarnassos), zeytin ağacıyla simgelenir. Bu ağaç, tarih boyunca barışın, kutsallığın, bereketin, bilgeliğin ve saflığın sembolü olmuştur. Zeytinimizi korumak için sanata evet!” "Sanatın birleştirici gücüne inanıyoruz" Fuarın açılış kurdelesini Prof. Dr. Kıymet Giray ile birlikte kesen Bodrum Belediye Başkanvekili Emel Çakaloğlu, yaptığı konuşmada "Bodrum'u DEMOS Fuarcılık yönetiminin değerli katkıları ile yedinci defa sanatla buluşturmuş olmanın mutluluğu içindeyiz. Sanatın birleştirici gücüne inanıyoruz ve savunuyoruz. Fuarın oluşmasında emeği geçenlere, Bodrum Belediyesi olarak sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz" dedi. YAŞAYAN EFSANE SANATÇILAR ÖDÜLLENDİRİLECEK İstanbul Sanat Dergisi'nin medya sponsoru olduğu Bodrum Sanat Fuarı’nın bu yılki özellikleri arasında bir ilk daha gerçekleşecek. Bu kapsamda, Türkiye’nin sanat vizyonuna damgasını vurmuş yaşayan sanatçılara “Yaşayan Efsane Sanatçılar” ödülü verilecek. Ödül takdim edilecek sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Aydemir Atalay, Devrim Erbil, Gülten İmamoğlu, Hanefi Yeter, Prof. Dr. Kıymet Giray, Prof. Dr. Burcu Öztürk Karabey, Kerem Görsev, Nazlı Eray, Resul Aytemur, Tamer Levent, Tamer Şahinoğlu, Yalçın Gökçebağ. ### Bodrum Loft, "I Was Here" sergisine ev sahipliği yapacak Sanat ve doğayı benzersiz bir atmosferde buluşturan Bodrum Loft, her yaz olduğu gibi bu yaz da dünyaca ünlü sanat galerilerinden biri olan Almine Rech Galeri’ye ev sahipliği yapıyor. Modern mimarisi, özgün yaşam tarzı ve seçkin gastronomi deneyimiyle sanatı buluşturan Bodrum Loft, Artsa Consultancy iş birliğiyle Paris, Brüksel, Londra, New York, Monako ve Şanghay’da galerileri bulunan Almine Rech’in Türkiye’de sergileyeceği ilk sergisi olan ‘I Was Here (Buradaydım)’ sergisini ağırlıyor. Sergi, insanın bıraktığı izleri ve var olma halini hatırlatmayı amaçlıyor. Artsa Danışmanlık kurucusu Selcan Atılgan kuratörlüğünde 6 sanatçı, 8 eser ile 10 Temmuz-31 Ağustos 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek olan sergi, birbirinden değerli César Baldaccini, Agustín Cárdenas, En Iwamura, Ryan Schneider, Tia-Thuy Nguyen, Alejandro Cardenas gibi sanatçıları bir araya getirerek ziyaretçilerine doğayla iç içe, dünya standartlarında bir sanat deneyimi sunacak. Bodrum’un saklı cennetlerinden Demirbükü Koyu’nda yer alan Bodrum Loft, doğayla uyumlu modern mimarisi, rafine lezzetleri ve kendine özgü atmosferiyle fark yaratarak her sezon olduğu gibi bu yıl da uluslararası sanat dünyasını bir araya getiriyor. Geçtiğimiz yıllarda Artsa Consultancy iş birliğiyle KÖNIG Galerie, Perrotin ve Thaddaeus Ropac gibi dünyaca ünlü galeriye ev sahipliği yapan Bodrum Loft; bu yaz Paris, Brüksel, Londra, New York, Monako ve Şanghay’da galerileri bulunan Almine Rech’in Türkiye’de sergileyeceği ilk sergisi olan ‘I Was Here’ sergisini ağırlıyor. ‘I Was Here’ sergisi, insanın bıraktığı izleri ve var olma halini hatırlatmayı amaçlayarak bizden sonra da varlığını sürdüren ve arkasında izler bırakan an’lara odaklanıyor. I WAS HERE (BURADAYDIM) Artsa Danışmanlık kurucusu Selcan Atılgan’ın kuratörlüğünde hazırlanan “I Was Here” sergisi; 6 sanatçı, 8 eser ile 10 Temmuz-31 Ağustos 2025 tarihleri arasında Türkiye’deki ilk sergisini Bodrum Loft’ta gerçekleştirecek. Birbirinden değerli César Baldaccini, Agustín Cárdenas, En Iwamura, Ryan Schneider, Tia-Thuy Nguyen, Alejandro Cardenas gibi sanatçıları bir araya getirecek olan ‘I Was Here’ sergisi, bizden sonra da varlığını sürdüren ve arkasında izler bırakan an’lara odaklanıyor. Bir nefes, bir dokunuş, anda kalan bir varoluş üzerinden şekillenen sergi, dokunulan yüzeyde kalan bir parmak izi ya da bir kalpte bırakılan bir hatıra gibi ‘Ben Buradaydım, Unutma’ cümlesiyle hiçbir şey talep etmeden yalnızca fark edilme üzerinden kendini tanımlıyor. SANATÇILAR HAKKINDA... Gündelik nesneleri büyük ölçekli heykellere dönüştürmesiyle tanınan César Baldaccini, sergide ikonik "Pouce" eseriyle yer alıyor. Kendi başparmağının dev bir heykel versiyonu olan bu eser, sıradan bir hareketi hem kişisel hem de etkileyici bir forma dönüştürüyor. Nouveau Réalisme akımının önde gelen sanatçılarından César’ın eserleri, hem hatıralarımızı temsil ediyor hem de hafızalarımızda bir yer edinmeyi amaçlıyor. Agustín Cárdenas, Havana’da başladığı sanat eğitimini, figüratif ve akademik geleneğe başkaldıran 11’ler Grubu’na katılarak tamamladı. Ahşap, bronz ve mermerle geliştirdiği heykel dili; akıcı soyutlamayı, sembolik figürlerle buluşturuyor. Kabukları, totemleri veya geçitleri andıran formları; sezgisel, duyusal ve adeta masalsı bir anı çağrıştırıyor. Cárdenas’ın eserlerinde varoluş, sanki zamanın kıyısında duruyor; yarı siluet, yarı ruhla şekilleniyor. Alejandro Cardenas, insanı andıran figürlerle insanın ötesinde bir varoluş hali kuruyor. Tasarım ve sanat geçmişi, işlerine büyülü gerçekçilik, sürrealizm ve sade bir grafik dil katıyor. Desenli ve meçhul figürleri, beden dilleriyle duygu aktarıyor; soğuk görünen mekânlarda bile izleyicide derin bir düşünce alanı açıyor. Her bir figür, mekânda kaldığı izlenimi veren daha büyük bir varlığın parçasını andırıyor. En Iwamura, Japon felsefesinden, özellikle de varlık ile yokluğun arasındaki boşluk anlamına gelen ‘Ma’ kavramından esinleniyor. Heykelleri ritüel, mizah ve belirsizliği bir arada barındırıyor. İsmi "Neo Jomon: Yeraltının Prensi" olan bu eser, hem bir koruyucu hem de bir ruh gibidir; mekâna tepki veren bir diyaloğun içinde var olur. Bu formlar, çevreyle bütünleşen bir mekânsal deneyim yaratıyor; sözle değil, duruşları ve ağırlıklarıyla ifade buluyor. Tia-Thuy Nguyen’in eserleri, ölü bir meşe ağaçları kumaşla kaplayarak onlara yeni bir hayat ve anlam kazandırıyor. Sanatçının üretiminde Budist felsefe, Enerjinin Korunumu Yasası ve pürüzsüz şefkatli bir dönüşüm arzusu öne çıkıyor. Koruma ve yeniden üretme yoluyla, annelik ve manevi emek de sanatının bir parçası haline geliyor. Nguyen’in eseri, yaşamla ölüm arasında asılı kalmış bir nefes gibidir; kaybolanla kalanı birleştirir. Ryan Schneider’in figürleri, güçlü duruşlarıyla hem içsel bir sorgulamayı hem de bir varlık ifadesini temsil ediyor. Bu heykeller, canlı çizgileriyle efsaneyi andıran bir atmosfer kuruyor ve duyguları görünür kılıyor. Kültürel ritüelleri hatırlatan "Yükselen Tanrılar", geçmişe ait bir kalıntı olarak değil, yaşayan ve bedene bürünmüş bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Hikâye anlatmak yerine, hikâyeyi bizzat taşıyor. BODRUM LOFT HAKKINDA... Dünya çapında yayınlar tarafından övgüyle anılan ve kısa sürede Bodrum’un vazgeçilmezleri arasına giren olan Bodrum Loft, Akfen Grubu’nun bir yatırımı olarak 2020 yılının yaz sezonunda kapılarını açtı. Demirbükü Koyu’nda yer alan benzersiz tatil köyü, doğaya saygılı modern mimarisi ve eşsiz ambiyansı ile misafirlerine unutulmaz bir tatil deneyimi sunuyor. Kendine has rezervasyon sistemi ile farklılık yaratan bir konaklama deneyimi sunan Bodrum Loft içerisinde Loft Elia, Paper Moon Bodrum Loft, The Pantry ve Ters Köşe gibi marka yeme-içme markaları da yer alıyor. Açıldığından bu yana dünyanın önde gelen organizasyonları ile çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine ev sahipliği yapan Bodrum Loft, misafirlerine tatillerinin yanı sıra zengin bir kültürel deneyim de sunuyor. ARTSA HAKKINDA... 2021 yılında kurulan Artsa Danışmanlık, İstanbul, Dubai ve Paris ofisleriyle uluslararası düzeyde faaliyet göstermekte. Evler, ofisler, kurumlar ve özel projeler için estetik ile bütçe dengesini gözeterek kişiye özel sanat çözümleri sunar. Uzmanlığı ve piyasa bilgisiyle, koleksiyonerine yerel ve uluslararası özgün eserler kazandırır. Müşterilerinin zevklerini ve ihtiyaçlarını anlayarak eserleri tedarik eder; Eserlerin özgünlüğünü ve kökenini titizlikle inceler; fiyatlandırma süreçlerini yönetir; lojistik ve yerleştirme aşamalarını organize eder. Artsa Danışmanlık, bağımsız yapısını koruyarak seçkin galeriler ve sanatçılardan oluşan geniş bir ağla iş birliği yapar ve çeşitli nitelikli eserler sunar. ### 8. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali başlıyor Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk, 8. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali 'nin 27 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacağını söyledi. Tan Sağtürk, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi'nde İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Tolga İyiuyarlar ile basın toplantısı düzenledi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından 8'incisini düzenledikleri Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali'nin bu yılki programında 3 opera, 2 bale, 1 sahne kantatı ve 1 çocuk oyununun yer aldığını belirten Sağtürk, açılışın klasik bale repertuvarının önde gelen eserlerinden "Kuğu Gölü" ile yapılacağını ifade etti. Eserin İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahneleneceğini anlatan Tan Sağtürk; "Kuğu Gölü balesinde dünyaca ünlü yabancı konuk sanatçılar, Berlin Devlet Balesi baş dansçılarından Iana Salenko ve Daniil Simkin başrolde sahnede olacaklar" dedi. Festivalin, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Efes Antik Kenti'nden adını aldığını dile getiren Sağtürk, şöyle konuştu: SAĞTÜRK: ÇOCUKLARIMIZIN VARLIKLARIYLA OPERALARIMIZ ÇİÇEK AÇIYOR "Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali bu yıl sekizinci yaşını kutlarken, Türkiye ve dünyadan opera ve bale sanatlarının en güzel örneklerini bir araya getiriyor. Sekizinci yaşında sekiz performans ile izleyici karşısına çıkacak festivalimizde, minik seyircilerimizi de unutmadığımızı belirtmeliyim. 29 Haziran günü iki seans halinde, 'Şekeronya' adlı çocuk oyunu İzmir'de, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi Necdet Aydın Sahnesi'nde olacak. Sevgili çocuklarımızı festivalimize mutlaka bekliyoruz. Onlar adına bütün festivallerimizde güzel eserler koymaya çalışıyoruz. Onların varlıklarıyla operalarımız çiçek açıyor. Uluslararası konuk sanatçılarla birlikte klasik müzik ve dansın büyüsünü değerli izleyicilerimize yaşatmayı amaçlıyor, sanat ile tarihin iç içe geçtiği festivalimizde her bir performansı unutulmaz kılmaya gayret gösteriyoruz." FESTİVALİN KAPANIŞI "ZORBA" BALESİYLE YAPILACAK Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk, 2 Temmuz'da Mozart'ın Osmanlı ve Türk kültür sanatını yansıttığı "Saraydan Kız Kaçırma" operasının, 5 Temmuz'da Carl Orff'un ünlü "Carmina Burana" sahne kantatının, 8 Temmuz'da Türk edebiyatının önemli eserlerinden "Aşk-ı Memnu" ve 11 Temmuz'da ünlü İtalyan besteci Giuseppe Verdi'nin "La Traviata" operasının sahneleneceğini aktardı. Festivalin son temsilinin "Zorba" balesi olduğunu kaydeden Sağtürk, Mikis Theodorakis'in müziğiyle sahneye taşınan balenin 13 Temmuz'da Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleneceğini bildirdi. ### Şehrin ruhu, sanatın dili: Burhan Doğançay Sanatın nabzını tutan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısıyla raflarda yerini aldı. Kent estetiğini duvarlarda arayan usta sanatçı Burhan Doğançay ’ı kapağına taşıyan dergi, sanatın yalnızca müzelerde değil, sokaklarda da var olduğunu hatırlattı. Doğançay’ın kent duvarlarını bir sanat nesnesine dönüştürerek zamanın ruhunu yakalayan estetik mirası, bu sayının merkezinde duran en etkileyici anlatılardan biri oldu. FISILDAYAN DUVARLAR Burhan Doğançay, şehirlerin yüzeyine sinmiş zamanı okuyan bir ressamdı; onun fırçası soyulmuş afişlerde, çatlamış duvarlarda ve paslı sokaklarda gizlenen hikâyeleri ortaya çıkardı. Kolaj, fümaj ve kent belleğini harmanladığı eserlerinde her katman, bir şehir şiirine dönüştü. Eylem Kaftan’ın yönettiği “Fısıldayan Duvarlar” belgeseli ise Doğançay’ın 114 ülkeye yayılan görsel yolculuğunu sinema diliyle yorumluyor. Sanat ve hayatın birbirine karıştığı bu anlatı, izleyiciyi bir duvarın ardındaki dünyaya davet ediyor. DÜNYA SANATINDAN SESLER Bu sayıda ayrıca, kısa süre sonra kentsel dönüşümle birlikte tarih sahnesinden silinme riski taşıyan Aşiyan Apartmanı’nın öyküsünü okuyacaksınız. Türkiye’nin ilk kadın seramik profesörü ve dünyanın en iyi seramik sanatçıları arasında anılan Jale Yılmabaşar’ın eşsiz seramik panolarıyla taçlanan bu yapı, hem mimarlık hem sanat tarihi açısından bir dönüm noktasını temsil ediyor. Ve tabii ki dünya sanatından sesler… Angel Otero, Rosa Nguyen, Kristel Saan, Oleksii Zolotar, Glendalys Medina ve Anton Smit gibi çağdaş sanatın güçlü isimleriyle gerçekleştirilen röportaj serisinde, sanatın sınır tanımayan diliyle buluşacaksınız. * İlham verici içerikler, derinlikli dosyalar ve özenle seçilmiş görsellerle dolu İstanbul Sanat Dergisi, sanatın izini süren tüm sanatseverleri bekliyor. Keyifli okumalar… Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! İstanbul Sanat Dergisi’ni www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden aynı gün kargo ile sipariş verebilir veya Hepsiburada, Trendyol, N11 gibi platformlardan satın alabilirsiniz. ### İstanbul Müzik Festivali’nde geleceğin kadın yıldızları sahnedeydi Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) iş birliğiyle kurulan Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Eğitim Destek Fonu’ndan faydalanan 13 yetkin genç sanatçı, 53. İstanbul Müzik Festivali kapsamında 21 Haziran’da Kadıköy Süreyya Operası’nda müzikseverlerle buluştu. Konserde, TSKB’nin 75. yıl dönümüne özel olarak Ceren Türkmenoğlu tarafından bestelenen “Çember” (Circle) adlı eserin dünya prömiyeri gerçekleştirildi. TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, konserle ilgili yaptığı açıklamada “Türkiye’nin ilk özel sermayeli kalkınma bankası olarak, 1990’dan beri İstanbul Müzik Festivali’ni destekliyoruz. 2018’de İKSV ile başlattığımız Yarının Kadın Yıldızları Fonu ile 120 genç kadın müzisyenin kariyerine katkı sağladık. 75. yılımızda Ceren Türkmenoğlu’nun klasik müzikle Türk müziğini harmanladığı ‘Çember’ eserinin Yarının Kadın Yıldızları tarafından seslendirilmesi bizler için büyük bir gurur. Genç müzisyenlerimizi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi. YARININ KADIN YILDIZLARI FONU TSKB’nin sanatta fırsat eşitliğini desteklemek amacıyla oluşturduğu fon, çalgı, şan ve şeflik dallarında uluslararası kariyer hedefleyen genç kadın müzisyenlere destek sağlıyor. Yurt dışında müzik eğitimi alan, ustalık sınıflarına katılan, uluslararası yarışmalara veya orkestra seçmelerine hazırlanan ya da enstrüman alımı için desteğe ihtiyaç duyan kadın müzisyenler bu fona başvurabiliyor. 2025’te 13 müzisyenin faydalandığı fon, bugüne kadar 120 genç sanatçının dünya sahnelerinde Türkiye’yi temsil etmesine katkı sağladı. Yarının Kadın Yıldızları, 53. İstanbul Müzik Festivali’ndeki performanslarıyla izleyicilerden büyük alkış aldı. YARININ KADIN YILDIZLARI – 2025 YILI KAZANANLARI: İdil Dündar, keman Zeynep Yiğitoğlu, viyola Derin Topgül, viyolonsel Deniz Akgün, kontrbas Elif Duru Özçelik, flüt Beste Yalı, flüt Birce Kayhan, klarnet Yağmur Sena Üner, korno Deniz Işık, gitar Zeynep Duru Güleç, arp Lidya İpek Keskin, arp Carmen Dilara Bağış, piyano Zeynep Özden, piyano ### Pera Müzesi'nde ilham veren panel Bulgurcu Vakfı, kadın mühendislerin hikâyelerini ve eşitlik odaklı bakış açılarını görünür kılmak amacıyla, 23 Haziran Dünya Kadın Mühendisler Günü'nde “Mühendislikle Geleceği Güçlendiriyoruz” başlıklı bir panel düzenledi. İstanbul Pera Müzesi’nde gerçekleşen etkinlik, farklı yaş ve meslek gruplarından katılımcıların yoğun ilgisiyle karşılandı. Özellikle genç kadın öğrencilerin mühendisliğe olan ilgisini artırmak, ilham verici rol modellerle buluşmalarını sağlamak ve toplumsal cinsiyet eşitliği ekseninde mesleki dayanışmayı güçlendirmek adına bir adım olan etkinlik kapsamında, katılımcılar önce rehber eşliğinde Pera Müzesi'ni gezdi, ardından “Mekaniğin Felsefesine Giriş” başlıklı atölye ile mühendislik kavramlarına farklı bir bakış açısıyla yaklaştı. DENEYİMLERİNİ KATILIMCILARLA PAYLAŞTILAR Panelde, 9 farklı sektörden gelen kadın konuşmacılar yer aldı. Mühendislerin yanı sıra akademisyenler, hak savunucuları, medya temsilcileri ve sivil toplum liderleri, deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. İlk oturumda Selen Okay Akçalı (Yanındayız Derneği Yönetim Kurulu Başkanı) ve Özlem Güsar (OGGUSTO Platformu Kurucusu), kendi kariyerlerinden ilham veren kesitler paylaştı. İkinci oturumda Belfu Berkol (bioDIF Kurucusu), Evren Dindiren (Artaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı) ve Merve Bahadırtürk (Mepsan Bilgisayar Mühendisi), mühendisliğin topluma katkılarını somut projeler üzerinden anlattı. Üçüncü oturumda ise Hande Karaca (Zincir Kıran Kadınlar Derneği Kurucusu), Doç. Dr. Nihan Yıldırım (İTÜ Öğretim Üyesi), Dr. Ayşe Kaşıkırık (Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Kurucusu) ve Hacer Foggo (Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu); cam tavanlar, fırsat eşitsizlikleri ve çözüm yollarını tartıştı. İLHAM VERİCİ ROL MODELLERLE TANIŞMA FIRSATI Bulgurcu Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Bulgurcu, etkinliğin açılış konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Kadın mühendislerin yenilikçi bakış açıları ve çözüm odaklı yaklaşımları, mühendislik dünyasında fark yaratıyor. Bilim ve teknoloji alanında daha eşitlikçi bir gelecek için kadınların liderliğini destekliyor, genç kızları bu alanlara teşvik ediyoruz.” Etkinlik, özellikle mühendislik eğitimi alan genç kadınlar için ilham verici rol modellerle tanışma fırsatı sunarken; toplumsal cinsiyet eşitliğini önceleyen yeni bir mühendislik vizyonunun temellerini güçlendirdi. Bulgurcu Vakfı, kadınların mühendislikteki varlığını artırmak, fırsat eşitliği sağlamak ve eşitlikçi bir gelecek inşa etmek için çalışmalarına devam ediyor. Bulgurcu Vakfı Hakkında... Bulgurcu Vakfı, mühendislik eğitimi alan genç kadınların eğitim yolculuklarını destekleyerek onların bilim, teknoloji ve üretim alanlarında güçlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla faaliyet göstermekte. Burs, mentorluk ve kariyer gelişimi destek programlarıyla genç kadınların meslek hayatına daha donanımlı ve özgüvenli bir şekilde adım atmalarını sağlamayı hedefleyen Bulgurcu Vakfı, daha eşit ve güçlü bir gelecek için çalışmakta. ### Bodrum Sanat Fuarı başlıyor Bodrum’un sanatsal yüzünün uluslararası alanda tanıtılmasına önemli katkıları olan Bodrum Sanat Fuarı başlıyor. Bodrum Herodot Kültür Merkezi’nde bu yıl yedinci defa kapılarını açacak olan fuar, 2-6 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek. ULUSLARARASI 500 SANATÇI, 40 GALERİ, 4 BİN ESER Herodot Kültür Merkezi’nde sergilenecek eserlerin 40 galeri altında, büyük çoğunluğu uluslararası 500 sanatçının 4 bine yakın çalışmalarından oluşacağı açıklandı. YAŞAYAN EFSANE SANATÇILAR ÖDÜLLENDİRİLECEK DEMOS Fuarcılık tarafından düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı’nın bu yılki özellikleri arasında bir ilk daha gerçekleşecek. Bu kapsamda, Türkiye’nin sanat vizyonuna damgasını vurmuş yaşayan sanatçılara “Yaşayan Efsane Sanatçılar” ödülü verilecek. Ödül takdim edilecek sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Aydemir Atalay, Devrim Erbil, Gülten İmamoğlu, Hanefi Yeter, Prof. Dr. Kıymet Giray, Prof. Dr. Burcu Öztürk Karabey, Kerem Görsev, Nazlı Eray, Resul Aytemur, Tamer Levent, Tamer Şahinoğlu, Yalçın Gökçebağ. “ZEYTİN AĞACININ GÖLGESİNDE SANAT” Bodrum Sanat Fuarı, Bodrum’u sanatla buluşturmasının yedinci yılını tema olarak “Zeytin Ağacının Gölgesinde Sanat” şeklinde belirledi. Fuar yönetimi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Homeros’un İlyada destanında 'ebedi mavilikler ülkesi' olarak anılan Bodrum (Halikarnassos), zeytin ağacıyla simgelenir. Bu ağaç, tarih boyunca barışın, kutsallığın, bereketin, bilgeliğin ve saflığın sembolü olmuştur. Zeytinimizi korumak için sanata evet!" DEMOS Fuarcılık, Türk sanatçıların yurt dışında tanıtılması ve sanat dünyasının global pazarda yer edinmesi noktasında önemli işlere imza atıyor. Son 5 yıldır DEMOS Fuarcılık tarafından İstanbul, Bodrum ve İzmir’de gerçekleştirilen sanat fuarlarının önemli sanat ayağı, bu yıl da Bodrum’da yapılıyor. ### Müzelik Eserler Müzayedesi’nde 189 parça eserin tamamı satıldı Arthill Müzecilik tarafından düzenlenen ve genel istek üzerine süresi bir hafta uzatılan “Müzelik Eserler Müzayedesi”, 22 Haziran 2025 tarihinde yapıldı. Büyük çoğunluğu “Osmanlı Sultanları” ile “Saray Yüksek Erkânı”na ait paha biçilmez ve kolay kolay ele geçmez eserlerden oluşan müzayedede sergilenen eserlerin tamamı satıldı. SARAY KOLEKSİYONLARINDA YER ALAN 189 PARÇA Müzayedede, emsalleri müze ve saray koleksiyonlarında yer alan “saray işi” 189 adet eser, The Ritz-Carlton Süzer Plaza’daki Arthill Event Hall’de canlı ve online olarak açık arttırma ile satıldı. ÖNCEDEN İZLEME FIRSATI BULDULAR Aynı zamanda uzun zamandır yapılmayan ilk “salon müzayedesi” olan buluşmaya, online olarak bağlananlarının yanı sıra fiziki olarak 50’ye yakın koleksiyoner katıldı. Koleksiyonerler, satışa çıkacak olan eserleri öncesinde Arthill Galeri’de bizzat görerek, dokunarak inceleme fırsatı buldular. DEVAM EDECEK Arthill Müzecilik Kurucusu Hüseyin Kocabaş tarafından yapılan açıklamada, şu sözlere yer verildi: “Arthill Müzayedeleri, konusunun en değerli uzman ve otoritelerinin ekspertiz ve katkıları ile hazırlanmakta; Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya Müzesi, Türbeler, Vakıflar ve Askeri Müze uzmanlarının onayı ile gerçekleşmekte. Bu durum, koleksiyonerler ve koleksiyoner adayları tarafından öncelikli tercih edilmemizi sağlıyor. Müzayedelere devam edeceğiz.” Müzelik Eserler Müzayedesi' ni izleyenler arasında, koleksiyoner ve bazı eserler konusunda "bilirkişi" olarak görev alan Muzaffer Salih de vardı. Müzayedeye fiziki olarak katılan koleksiyonerler, 189 parça eserin tamamının sergilendiği Arthill Galeri'de eserleri dikkatlice izleme fırsatı buldu. Hüseyin Kocabaş, müzayedeye online katılarak alım yapılan eserlerin bazıları için istenmesi durumunda Arthill Galeri'de detaylı bilgilendirmede bulunulabileceğini açıkladı. Müzayedenin katılımcıları arasında, sergilenmekte olan eserler hakkında bilgi sahibi olup, hukukçu ve yazar kimliğiyle tanınan Rahim Er de vardı. ### CHP İstanbul'dan sanata güçlü çağrı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Kültür ve Sanat Komisyonu, kültür politikalarının yeniden inşası yolunda önemli bir adım attı. Bilim Beyoğlu Yerleşkesi'nde gerçekleşen "CHP İstanbul Kültür ve Sanat Politikaları Ön Çalıştayı", sanat dünyasının tüm bileşenlerini bir araya getirdi. Tiyatro, sinema, televizyon, radyo, edebiyat, müzik, görsel sanatlar, halk oyunları, bale, felsefe ve tarih gibi birçok alandan sanatçılar, akademisyenler, sanat kurumları, dernekler, odalar ve sivil toplum temsilcileri, çalıştaya yoğun ilgi gösterdi. Etkinliğe çok sayıda ünlü sanatçı ve alanının önde gelen kültür insanları da katıldı. Katılımcılar; kültür politikalarının toplumsallaşması, sanatçının özgür ve güvenceli bir ortamda üretim yapabilmesi, kültüre erişimde eşitlik ve yerel yönetimlerin rolü gibi başlıkları masaya yatırdı. Çalıştay boyunca çok sesli tartışmalar ve ortak akla dayalı çözüm önerileri öne çıktı. "kültürün kamusal bir hak olarak kabul edildiği bir Türkiye mümkün" CHP İstanbul İl Kültür ve Sanat Komisyonu Başkanı Mehmet Yıldırım, çalıştay sonunda yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Sanatın özgürleştiği, sanatçının güvende olduğu, kültürün kamusal bir hak olarak kabul edildiği bir Türkiye mümkündür. Bu çalıştay, o geleceğe atılan ilk adımlardan biridir." CHP’nin kültür politikalarının şekillenmesinde yol gösterici olacak CHP İstanbul, kültür ve sanatı temel bir demokrasi meselesi olarak ele alıyor; sanatı yalnızca bir ifade biçimi değil, toplumun ortak hafızası ve dönüştürücü gücü olarak görüyor. Çalıştaydan elde edilen çıktılar, CHP’nin kültür politikalarının şekillenmesinde yol gösterici olacak. Katılımın yüksekliği ve içerik derinliğiyle dikkat çeken bu buluşma, İstanbul’un kültürel nabzını tutan tarihi bir güne dönüştü. ### Tasarım Parkı’nda bir nefeslik mola Kadıköy’ün sanatsal alanda yaratıcı kalbi Tasarım Parkı, bu kez bambaşka bir enerjiye ev sahipliği yaptı. Güneşin ışıl ışıl parladığı, pozitif bir atmosferin hâkim olduğu bu özel günde katılımcılar, “Rhythm & Balance Collective” adıyla yola çıkan kreatif bir topluluğun Kreatif Aktif Yaşam Atölyesi ile bedenlerine, zihinlerine ve ruhlarına derinlemesine bir dokunuş yaptı. Günün yürütücüsü Mina Başar, iç mimari ofislerinden sinema setlerine, oradan kendi içsel yolculuğuna uzanan hayat öyküsünü tüm samimiyetiyle katılımcılarla paylaştı. Kendi bedeninde ve ruhunda başlayan dönüşümünü kolektif bir paylaşım alanına dönüştüren Başar, bu atölyede yalnızca “iyi hissetmeyi” değil, bir bütün olarak “iyi olmayı” hedefledi. “NEFES, BANA HAYATI YENİDEN ÖĞRETTİ” 27 yaşındaki tasarımcı Mina Başar, Ankara’dan İstanbul’a kendi sesini bulmak için gelen bir genç kadın. İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstriyel Tasarım mezunu olan Başar, iş yaşamında kazandığı tecrübelerin ardından iç sesine kulak vererek yepyeni bir yön çizmiş. Nefesle tanışması ise onun için bir dönüm noktası olmuş: “Bir ay boyunca sadece üç saatlik uykularla çalıştıktan sonra halüsinasyonlar görmeye başladım. Bedenim artık ‘dur’ diyordu. O an anladım ki bu böyle devam edemez. Nefes, beni yeniden hayata bağladı. Artık aktif yaşamın ne olduğunu çok iyi biliyorum: Zihin, beden ve ruhun bir dengede olması.” TASARIM PARKI’NDA RİTMİ YAKALAYAN BULUŞMA Tasarım Parkı ’nın bahçesi, atölyeye ev sahipliği yaparken adeta bir nefes alanına dönüştü. Katılımcılar yerde minderler üzerinde oturup sohbet etti, nefes ve farkındalık egzersizleri yaptı. Hareket, yaratıcılık ve iyileşmenin iç içe geçtiği bu atmosferde, Mina Başar’ın yönlendirmeleriyle yürütülen çalışmalarda bireyler kendi iç dünyalarına dair yeni farkındalıklar kazandı. SANAT, HAREKET VE TOPLULUK RUHU BİR ARADA Rhythm & Balance Collective; bireysel iyilik halini sanat, hareket, nefes ve sağlıklı yaşam ekseninde yeniden tanımlıyor. Amaçları yalnızca bireysel değil; kolektif dönüşüm ve paylaşım da bu yapının temelinde var. Katılımcılar burada sadece bir atölyeye gelmiyor; birlikte gelişiyor, birlikte dönüşüyor ve üretmenin neşesini birlikte yaşıyorlar. Mina Başar, bu kolektif yapı hakkında şöyle diyor: “Bu sadece benim markam değil; katılan, paylaşan, katkı veren herkesle birlikte biziz. Burada birbirimize alan açıyoruz ve bu alan büyüdükçe içimizdeki yaratıcılığı yeniden keşfediyoruz.” NAZ FERYAL CEZAYİRLİ İLE SERAMİK BULUŞMASI Kolektifin ilk atölyesinde Başar’a, üniversite yıllarından yakın arkadaşı seramik sanatçısı Naz Feryal Cezayirli eşlik etti. Katılımcılar, nefes çalışmasının ardından Cezayirli’nin rehberliğinde yaratıcı bir seramik çalışmasıyla günlerini şekillendirdi. Bu atölyeler bir başlangıç. Mina Başar, kendi gibi bu yolda ilerleyen, fakat henüz sesi duyulmamış sanatçılarla iş birliği yaparak bu süreci daha kapsayıcı ve dönüştürücü hale getirmeyi hedefliyor. ### İstanbul Modern'de Yaz Sanat Okulu başlıyor İstanbul Modern, yaz tatilinde çocuklara sanat dolu bir program sunuyor. 7–10 yaş arası çocuklar, 8 Temmuz–29 Ağustos 2025 tarihleri arasında gerçekleşen bu program kapsamında müze eğitimcileriyle birlikte sanatı yorumluyor ve sanatsal üretimler gerçekleştirecekleri atölyelere katılıyor. Yaz Sanat Okulu atölyeleri, müzenin koleksiyon sergisinde yer alan seçili yapıtların incelenmesiyle başlıyor. Ardından atölyede sanat tarihinden örnekleri keşfeden çocuklar, sanat çalışmaları üreterek programı tamamlıyor. Yaz Sanat Okulu kapsamındaki her bir atölye, sanatın farklı kavramlarına ve üretim biçimlerine odaklanıyor. Atölyeler, pazartesi hariç hafta içi her gün yaz boyunca tekrar ederek uygulanıyor. Katılımcılar, bu atölyelerin birine veya hepsine, tarihleri seçerek kayıt yaptırabiliyor. İstanbul Modern, sekiz farklı atölyenin en az dördüne katılanlara "Yaz Sanat Okulu Katılım Belgesi" veriyor. 1 Temmuz 2025’e kadar kayıt yaptıranlar, erken kayıt avantajından yararlanıyor. Atölye Tarihleri: 8 Temmuz-29 Ağustos 2025 arası, pazartesi hariç hafta içi her gün. Sabah Atölyesi: 10.30-12.30 Öğle Atölyesi: 13.30-15.30 Detaylı bilgi için: (0212) 334 73 41 - 0212 334 73 26 ve egitim@istanbulmodern.org Katılım Bedeli: Bir atölye için katılım bedeli: 1.850 TL (Dört taksitle 2.000 TL*) Dört atölye için katılım bedeli: 6.650 TL (Dört taksitle 7.910 TL*) Ücretlere KDV dahildir. 1 Temmuz 2025’e kadar geçerli erken kayıt avantajı kapsamında %10 indirim uygulanır. Yukarıda parantez içinde belirtilen taksitli fiyatlar İş Bankası, Yapı Kredi ve Garanti Bankası kredi kartları için geçerlidir. istanbul eşya depolama ### Ressam Ömer Onay'ın "Bilinç Akışı" sergisi ziyarete açıldı Ressam Ömer Onay, "Bilinç Akışı" başlıklı sergisiyle Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon'da sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışına Emre Zeytinoğlu, Savaş Çevik, Ali Toy, Muzaffer Malkoç ve Kemal Sayar'ın arasında bulunduğu sanat ve edebiyat dünyasından çok sayıda isim katıldı. Sergiye adını veren "bilinç akışı" kavramı, edebiyattan geliyor ve iç içe geçmiş üç ayrı seriyi bir bütün içinde izleyicilere sunuyor. Onay'ın geleneksel Türk motiflerini yeniden yorumladığı "Noktrün" serisinin devamı niteliğindeki sergide, sanatçının 40 yıllık sanat serüveninden imgeler beğeniye sunuluyor. Sergiye dair açıklamalarda bulunan Ömer Onay, sergide üç tane seri olduğunu, "Bilinç Akışı" diye bir gruplandırma yapıldığını ve bunlardan bir tanesi olan Noktrün'ü 2005'te çalışmaya başladığını söyledi. Onay, 1984'te güzel sanatlar fakültesini bitirdikten sonra reklamcılık yaptığından bahsederek; "Yıllarca grafikerlik yaptım. Yeni bir şey üretmek önemli bir faktör. Resim de çalışıyordum. Tabii tuval üstünde çalışmıyordum, yeni anlayışlar bulmaya çalışıyordum. Bu arada resim dünyasını da takip ediyordum. Noktrün'deki o figürler öyle ortaya çıktı" dedi. "TEKRARI SEVMEYEN BİRİSİYİM" Ekspresyonist (dışavurumculuk) bir bakışa sahip olduğunu dile getiren Onay, şunları kaydetti: "İnsanlarla ilişki kurmak, insanların dünyasını anlamak, kavramak benim için önemli. Bir nevi portreciyim. Sonra bunları oluşturduğum figürlerle 'Sembolik bir şekilde nasıl anlatabilirim?' diye metafor dili kullanmaya çalıştım ve 'Noktrün' serisi vücuda gelmiş oldu. 2023'te öyle bir sergi açtım Kadıköy'de. Bu ikinci sergi ama Noktrün ondan sonra değişme uğradı, çünkü tekrarı sevmeyen birisiyim." "GEYİK VE KOÇU BİRLEŞTİRDİM" Sanatçı, Türk toplumlarında geyiğin çok kutsal bir varlık olduğuna işaret ederek; "Estetik, çok güzel, ürkek bir yaratık. Bunları ben başkalaştırdım. Geyik ve koçu birleştirdim, kendimce kompozisyonlar yarattım. Boynuzlardan, figürlerin biçiminden bir armoni oluşturdum. Benim resimlerim mistik resimler. İçinde metaforlar saklı. Kendi içlerinde temalar var. Tabii ki bunun izahını seyirciye bırakıyorum" ifadelerini kullandı. Serginin hazırlıklarının iki yıl sürdüğünü dile getiren Onay; "Benim için büyük bir gayret ama bunu aşkla yaptım. Aşkla bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İnşallah daha güzel şeyler yapacağım" diye konuştu. Sergiye destek verenler arasında Faruk Boyacıoğlu, Muhammed Eşbah, Abdüsselam Ferşatoğlu ve Alper Kanca yer alıyor. Mehmet Lütfi Şen küratörlüğünde hazırlanan "Bilinç Akışı" sergisi, 6 Temmuz'a kadar AKM Çok Amaçlı Salon'da her gün 11.00-19.00 saatlerinde görülebilecek. ilbet Ömer Onay hakkında... Ressam Ömer Onay, 1958'de Trabzon'un Köprübaşı ilçesinde doğdu. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Resim Bölümü'nü 1984'te tamamlayan ve reklamcılık sektöründe uzun yıllar grafiker ve sanat yönetmeni olarak görev yapan sanatçı, 1990-2009 arasında kendi kurduğu reklam ajansını yönetti. Onay, 2005'ten itibaren çocukluğundan beri tutkusu olan resim çalışmalarına ağırlık verdi ve "Noktrün" serisi eserlerini hayata geçirdi. Sanatçı, 2023'te Page Gallery'de açılan ilk kişisel sergisinde de "Noktrün" serisindeki çalışmalarını sanatseverlerle buluşturdu.​​​​​​​ ### Sinema desteklerinde yeni dönem başladı Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik’te değişikliğe gitti. Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle, ilk uzun metrajlı film ve etkinlik desteklerine ilişkin yeni kurallar belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 15 Ekim 2019 tarihli Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik’te yapılan değişiklikleri bugünkü Resmi Gazete’de yayımladı. Yeni düzenlemeler, sinema sektörüne sağlanan desteklerin kapsamını ve uygulama süreçleri güncellendi. Buna göre başlıca değişikler şöyle oldu: İlk Uzun Metrajlı Film Desteği: Yönetmelik, ilk uzun metrajlı kurgu film desteğini yeniden tanımladı. Bu destek, ilk filmini çekecek yönetmenlere veya en az bir uzun metrajlı film yapmış yapımcıların, ilk kez uzun metrajlı film çekecek yönetmenlerle yaptığı projelere verilecek. Destek, yapım öncesi hazırlıktan gösterime kadar tüm aşamaları kapsayacak. Teminat Şartı: Destek tutarlarının tek seferde ödenmesi için, 6183 sayılı Kanun’un teminat şartlarına uygun, destek miktarı kadar teminat gösterilmesi zorunlu hale getirildi. Ödeme Süreci: Destek ödemeleri, yönetmenlerin başvurularında yönetmenin kurduğu ticari işletmeye veya ortak olduğu şirkete; yapımcı başvurularında ise yapımcıya yapılacak. Ancak, bazı yapımcılar için bu hüküm uygulanmayacak. Etkinlik ve Proje Desteği: Film festivalleri, arşiv çalışmaları, sempozyumlar, eğitim programları ve uluslararası yarışmalara katılım gibi faaliyetlere verilen desteklerin kapsamı genişletildi. Bu destekten yararlananlar, Bakanlığın sinema bilet sistemine kayıt yaptırarak film gösterim verilerini düzenli girmekle yükümlü olacak. Devir Yasağı: Destek alanlar, Kanun, Yönetmelik ve destek sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini üçüncü kişilere devredemeyecek. Aynı Türde Destek Kuralı: Çeşitli maddelerde, desteklerin “aynı türde” projelere yönelik olduğu vurgusu eklendi, böylece desteklerin daha odaklı kullanılması amaçlandı. Süre Tanımlaması: “Yedi gün” ibaresi, “bir hafta süresince” olarak değiştirilerek ifadeler sadeleştirildi. Yeni yönetmelik, Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 19 Haziran 2025 itibariyle yürürlüğe girerken, uygulamadan ise Kültür ve Turizm Bakanı sorumlu olacağı kaydedildi. ilbet ### Genç NKT’den güçlü bir yorum: “Sineklerin Tanrısı” Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun gençlere yönelik sahne üretim projesi olan "Genç NKT 2025", bu yıl dördüncü kez gerçekleştirdiği atölye çalışmalarının neticesinde meyvesini verdi. Yaklaşık altı ay süren atölye süreci ve provaların ardından, William Golding’in çağdaş klasikler arasında yerini alan romanı “Sineklerin Tanrısı” uyarlaması, genç oyuncular tarafından sergilendi. HEM DÜŞÜNSEL HEM DE DUYGUSAL BİR DENEYİM M. Burak Dikilitaş tarafından tiyatroya uyarlanan ve Batuhan Pamukçu rejisiyle sahneye taşınan oyun, 14 Haziran’da Ormandaki Kulübe’de prömiyerini yaptı. Genç oyuncuların güçlü performanslarıyla dikkat çeken oyun, izleyicilerden büyük ilgi gördü. Toplumsal yapıların kırılganlığı, iktidarın vahşi gerçekliği, uygarlığın ince sınırları ve insan doğasının karanlık yönleri üzerine derinlikli bir okuma sunan oyun, genç oyuncuların tutkusu ve enerjik yorumlarıyla izleyenlere hem düşünsel hem de duygusal bir deneyim yaşattı. Bonus edebiyat İLE tiyatro arasında güçlü bir bağ kurmayı hedefledi Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, "Genç NKT 2025" ile yalnızca bir oyun sahnelemenin ötesine geçerek gençlerin yaratıcı potansiyelini geliştirmeyi, sahne disiplini kazandırmayı, birlikte nitelikli bir üretim yapmanın basamaklarını ve edebiyat ile tiyatro arasında güçlü bir bağ kurmayı hedefledi. Atölye sürecinde katılımcılar sadece oyunculuk değil; dramaturgi, beden kullanımı, ses çalışmaları ve yaratıcı sahneleme üzerine de çeşitli eğitimler aldı. “Sineklerin Tanrısı”, ücretsiz olarak Balat Orman’da 28 Haziran ve 29 Haziran 2025’te tekrar seyirci karşısına çıkacak. ### Rahmi Koç Müzesi'nde ebru sergisi açıldı Koç Üniversitesi Ebru Kulübü'nün yıl sonu sergisi, Rahmi Koç Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. Müzeden yapılan açıklamaya göre, sergide Koç Üniversitesi öğrencilerinin yaklaşık 70 özgün ebru eseri yer alıyor. Çoğunluğu geleneksel tekniklerle hazırlanan çalışmalar arasında tuval, kumaş, defter kapağı ve yelpaze gibi farklı yüzeylere uygulanmış modern yorumlar da beğeniye sunuluyor. Deneme bonusu Üniversitenin farklı bölümlerinden ve sınıflarından öğrenciler, eserleri yıl boyunca atölyelerde emek vererek oluşturdu. 2002 yılında Koç Üniversitesi bünyesinde kurulan Ebru Kulübü, öğrencilere geleneksel Türk sanatlarından biri olan ebruyu öğrenme ve uygulama fırsatı sunuyor. Kulüp, uzman ebru sanatçısı Mehmet Eray Atay'ın rehberliğinde yürütülen atölye çalışmalarıyla hem başlangıç hem de ileri seviyedeki öğrencilerin bu sanatı teknik ve estetik açıdan derinlemesine keşfetmesini sağlıyor. Dönem sonunda katılımcılara başarı sertifikası veriliyor. Sergi, 30 Haziran'a kadar görülebilecek. ### Matteo Bocelli İstanbul'da konser verdi Klasik ve modern pop müziği bir araya getiren sanatçı Matteo Bocelli, "Summer Nights" turnesi kapsamında İstanbul'da müzikseverlerle buluştu. Babası dünyaca ünlü tenor Andrea Bocelli'den aldığı müzik eğitimi ve özgün tarzıyla dikkati çeken genç sanatçı, Piu Entertainment organizasyonuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda hayranlarıyla bir araya geldi. Konsere "For You" şarkısıyla başlayan Bocelli; "Luccica", "Dimmi", "Solo", "Can't Help Falling Love", "Besame Mucho", "Quando Quando Quando", "Can't Take My Eyes Off You", "Tempo", "Honesty", "Anime Imperfette", "Chasing Stars", "Perfect Symphony", "If I Knew", "Fall On Me", "To Get To Love You" ve "Caruso" adlı şarkılarından oluşan bir repertuvarı seslendirdi. Kendisini dinlemeye gelenleri "İyi akşamlar" diyerek selamlayan Bocelli; "İstanbul, nasılsınız? Bu benim burada ilk performansım. Çok heyecanlıyım. Umarım bu gece birlikte iyi zaman geçireceğiz" dedi. İtalyanca ve İngilizce şarkılardan oluşan repertuvarına değinen sanatçı; "Bu tarzı seçtim, çünkü Matteo'nun çocukluğunu oluşturan o müziğin bir karışımı olacak. Samimi bir his vermek istedim. Tahmin edebileceğiniz gibi operanın çok fazla olduğu bir ailede büyüdüm. Herkesin bildiği birçok klasik eserin yanı sıra Frank Sinatra ve Whitney Houston gibi inanılmaz sesler vardı" diye konuştu. Dinleyicilerin arasında da şarkı söyleyen ve dans eden Bocelli'ye müzikseverler yoğun ilgi gösterdi. Matteo Bocelli HAKKINDA... Matteo Bocelli, genç yaşına rağmen dünyanın en büyük sahnelerinde sahne aldı. Müziğe tutkusu çocuk yaşta piyano dersleriyle başladı. Müzikal yolculuğunun ilk konserini Roma'daki Kolezyum'da veren 27 yaşındaki sanatçının 2018'de babası Andrea Bocelli ile seslendirdiği "Fall on Me", dünya çapında 400 milyon dinlenmeyi aştı. ### Arthill'in "Müzelik Eserler Müzayedesi" 22 Haziran'a uzatıldı Arthill'in "Müzelik Eserler Müzayedesi" sergi süresi, gelen yoğun ilgi ve taleplerden dolayı bir hafta daha uzatıldı. Müzayede tarihi, 22 Haziran 2025 olarak güncellendi. “Osmanlı Sultanları” ile “Saray Yüksek Erkânı”na ait paha biçilmez ve ele geçmez eserlerden oluşan müzayedede, emsalleri müze ve saray koleksiyonlarında yer alan “saray işi” 189 adet eser, teklif usulü ile (1 USD başlangıç fiyatı ile) satışa sunuluyor. Arthill Müzecilik, pandemi sonrası düzenlenen ilk salon müzayedesini The Ritz-Carlton Süzer Plaza'nın S2 katında yer alan Arthill Event Hall'de canlı ve online olarak gerçekleştirecek. Koleksiyoner ve sanatseverler, müzayede gününe kadar Arthill Gallery'yi 12.00-18.00 saatlerinde ziyaret ederek eserleri yakından inceleyebilir ve uzmanlardan bilgi alabilir. "Arthill Müzayedeleri", konusunun en değerli uzman ve otoritelerinin ekspertiz ve katkıları ile hazırlanmakta; Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ayasofya Müzesi, Türbeler, Vakıflar ve Askeri Müze uzmanlarının onayı ile gerçekleşmekte. Özel müzelerin ve dünya çapındaki önemli koleksiyonerlerin büyük ilgi gösterdiği ve hayranlıkla takip ettiği müzayedenin kataloğu “www.arthill.com.tr” adresinden online olarak incelenebilir ve eserlere önceden pey verilebilir. Müzayede, 22 Haziran Pazar günü saat 15.00'da salon müzayedesi ve online olarak (web sitesi ve uygulama üzerinden) açık arttırma usulü ile düzenlenecek. ### İstanbul'da bu hafta birçok etkinlik sanatseverlerle buluşacak İstanbul'da bu hafta yerli ve yabancı sanatçıların konserlerinden sergilere, tiyatro oyunlarından festivallere, geniş bir yelpazede çok sayıda etkinlik düzenlenecek. Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) 13 Haziran'da "Bir Taşın Hafızası" tiyatrosu ve "Destanların Dansı" dans gösterisi, 15 Haziran'da ise "Bulaşıkçılar" oyunu izleyiciye sunulacak. "Kel Diva" oyunu 11 Haziran'da Zorlu PSM'de tiyatroseverlerle buluşurken, İstanbul Dijital Sanat Festivali 11-15 Haziran'da yapılacak. Teknolojinin dönüştürücü gücüyle sanatın ilham verici dünyasını buluşturan İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF), 11-15 Haziran'da sanatseverlerle buluşacak. Anadolu Ajansı'nın (AA) global iletişim ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve dışından önemli isimleri sanatseverlerle bir araya getirecek. Ön gösterimini Paris'te yapan ve Türkiye'nin uluslararası düzenlenen ilk ve tek dijital sanat festivali olan IDAF, "Connecting" (Bağlanıyor) temasıyla gerçekleştirilecek. Festivalde, dijital sanatlar alanında ulusal ve uluslararası 80 sanatçının eserleri sergilenecek; ayrıca çocuk ve gençlik atölyeleri, tiyatrolar, dijital şovlar, robot gösterileri, paneller, görsel ve işitsel performanslar düzenlenecek. Konserler Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda (CRR) 13 Haziran'da "Orbi", 15 Haziran'da "CRR Türk Müziği Topluluğu" konserleri gerçekleşecek. AKM'de 11 Haziran'da "Tekfen Filarmoni Orkestrası & Bulgaristan Ulusal Filarmoni Korosu", 14 Haziran'da "Camerata Salzburg & Fazıl Say" ve "Yurdal Tokcan'ın Hicaz Meydan Faslı", 15 Haziran'da ise Milli Kurtuluş Günü'nde Azerbaycan'a Armağan Karcığar Faslı ve Azeri Türküler" konserleri müzikseverlerin beğenisine sunulacak. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde 11 Haziran'da Alan Parsons, 12 Haziran'da Ajda Pekkan, 13 Haziran'da Erdal Erzincan, Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu ve Tolga Sağ, 14-15 Haziran'da Semicenk konser verecek. "Pera Klasikleri: Viyana’dan Ezgiler-Der Wiener Kontrabass" konseri 14 Haziran'da Pera Müzesi'nde düzenlenecek. "Gökhan Özen 25. Yıl Konseri", 14 Haziran'da BtcTurk Vadi Açıkhava'da izleyiciyle buluşacak. Sergiler Sanatçı Aylin Eskinazi’nin "Saklambaç Oynarken" adlı kişisel sergisi, 12 Haziran'da Yapı Kredi bomontiada Galeri'de açılacak. Ressam Ömer Onay'ın "Yitik Alemler", "Zamandan Önce" ve "Noktrün" serilerini bir araya getirdiği "Bilinç Akışı" sergisi, 19 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon'da sanatseverlerle buluşacak. Tapu ve Kadastro Arşiv Dairesi'nin zengin koleksiyonlarından uzmanlarca derlenen "Toprağın Hafızası" sergisi, Büyük Çamlıca Camisi Sergi Salonu'nda sanatseverleri ağırlıyor. Akademisyen ve fotoğraf sanatçısı Dr. Nevzat Yıldırım'ın, şehrin ikonik özellikli tarihi yapılarına odaklanan "İstanbul'u Sevmek" sergisi izlenime sunuldu. Hattat Savaş Çevik'in öğrencilerinin Ma'kıli türünde hat eserlerine yer verilen "Mizan" sergisi, İstanbul Tasarım Merkezi'nde görülebiliyor. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Bilim Tarihi Bölümü, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Enstitüsü ve Science and Innovation Platformunun katkılarıyla hazırlanan "İslam Bilim Tarihi" sergisi, FSMVÜ Fatih Yerleşkesi'nde açıldı. Rauf Tuncer'in resim, serigrafi ve gravür sergisi "Otağ", Fatih Belediyesi Nusret Çolpan Sanat Galerisi'nde kapılarını açtı. Pera Müzesi'nin kuruluşunun 20. yılına özel hazırlanan "Sıradışı Minas: Kütahya Çini ve Seramiklerinde Esin ve Yeniliğin Hikayesi" sergisi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Silahtarağa Arşiv ve Paribu iş birliğinde ​​​​​​​hazırlanan "İstanbul'un Aydınlık 100'ü" sergisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü Enerji Müzesi'nde ziyarete açıldı. Sergi 21 Kasım'a kadar devam edecek. Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı iş birliğiyle bu yıl "Gölge Varsa Işık da Var" temasıyla düzenlenen "3. Uluslararası Yeditepe Bienali", 18 Haziran'a kadar İstanbul'da Yedikule Hisarı, Sirkeci Garı Ambarları ve Nuruosmaniye Camisi Mahzeni'nde sanatseverleri ağırlayacak. Sanatçı Seyed Davoud'un son dönem resimlerinden oluşan sergisi "HAY-AT", 12 Haziran'a kadar Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'nde sanatseverlerle buluşacak. Ebru ile minyatür sanatçılarını bir araya getiren "Zuhurat" sergisi, Dolmabahçe'de Milli Saraylar Resim Müzesi Hüseyin Zekai Paşa Sergi Salonu'nda 15 Haziran'a kadar ziyaret edilebilecek. Botanik illüstrasyon aracılığıyla Anadolu'daki bitki çeşitliliğini görünür kılmayı amaçlayan "Anadolu'nun Bitki Mirası" sergisi, 10 Ağustos'a kadar Salt Beyoğlu'nda görülebilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığınca (TÜYEK) düzenlenen "Yol ve Yad: Hac Yolculuğunun Yazılı Hafızası" sergisi, 11 Temmuz'a kadar Rami Kütüphanesi'nde ziyarete açık olacak. İstanbul Modern, Ömer Uluç'un sanatsal yolculuğunu mercek altına alan kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sanatçının Türkiye'deki en geniş seçkilerinden birine yer veren "Ufuk Çizgisinden Öteye" başlıklı sergi, 12 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Efes Antik Kenti'nde gece müzeciliği başladı UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Efes Antik Kenti, gece müzeciliği uygulaması kapsamında ışıklarla aydınlatılarak ziyaretçilere gece saatlerinde de kapılarını açtı. İzmir'in Selçuk ilçesinde yer alan ve ilk yerleşimi Cilalı Taş Devri'ne dayanan Efes, Helenistik, Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine ait izlerle Anadolu'nun zengin tarihini gözler önüne seriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen gece müzeciliği uygulaması kapsamında, 4 Haziran'dan itibaren Efes Antik Kenti gün batımından gece yarısına kadar ziyaret edilebilecek. Özellikle yaz aylarında gündüz plajları tercih eden turistlerin, serin saatlerde antik kenti gezebilmesi amacıyla başlatılan uygulama, Celsus Kütüphanesi ile Agora Meydanı, Kuretler Caddesi, Domitian Tapınağı, antik tiyatro ve Yamaçevler gibi önemli alanlarda özel aydınlatmalarla destekleniyor. "Ziyaretçilerin ilgili ilk günden yoğun" Efes Müzesi Müdürü Murat Kaleağasıoğlu, AA muhabirine, gece müzeciliğinin ilk gününde yoğun bir ilgiyle karşılaştıklarını, uygulamanın 1 Ekim'e kadar devam edeceğini söyledi. Kaleağasıoğlu, antik kentte haftanın dört günü gece müzeciliği uygulamasının gerçekleşeceğini belirterek, "4 Haziran itibarıyla Efes Antik Kenti'nde gece müzeciliğimiz başladı. İlk gün yoğun bir ziyaretçi akınıyla karşılaştık. Gece ziyaretlerimizi çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri saat 19.00-23.00 arası gerçekleştireceğiz. Son biletleme saatimiz 22.00 olacak. Pazar, pazartesi ve salı günleri ise tahsisler nedeniyle uygulamaya ara vereceğiz." diye konuştu. Geçen yıl Efes Antik Kenti'ni gece müzeciliği uygulaması kapsamında 300 bin kişinin ziyaret ettiğini anımsatan Kaleağasıoğlu, bu yıl ziyaretçi sayısının artmasını beklediklerini dile getirdi. Gece müzeciliğinin Efes'e farklı bir ambiyans kattığını dile getiren Kaleağasıoğlu, "Ziyaretçilerimizden bu deneyimi yaşarken tarihi mirasa daha fazla özen göstermelerini bekliyoruz." dedi. "Efes'i gece görmek bambaşka" Gece müzeciliğinin ilk ziyaretçileri arasında yer alan Emin ve Özlem Güler çifti, Bursa'dan geldiklerini ve açılışa denk geldikleri için mutlu olduklarını belirtti. Gece ambiyansının kendisini çok etkilediğini ifade eden Emin Güler, "İlk kez geliyoruz, çok beğendik. Çocuğumuzla birlikte geldik, bol bol fotoğraf çekildik." dedi. İstanbul'dan gelen Ekin Yılmaz ve Mustafa Canevi ise gece müzeciliğine denk gelmenin, tatillerinin en güzel sürprizi olduğunu söyledi. Ekin Yılmaz, "Efes'i gündüz de merak ediyorduk ama gece ışıklandırmayla birlikte çok güzel bir aura ortaya çıkmış. Çok güzel fotoğraflar çekildik" ifadelerini kullanırken, Mustafa Canevi ise "Özellikle Celsus Kütüphanesi'nin aydınlatması büyüleyiciydi. Hayatınızda bir kere mutlaka gelmeniz gerekiyor." dedi. ### Bozdağ Film Platoları, bayramda özel etkinliklerle ziyaretçilerini ağırlayacak Kurban Bayramı dolayısıyla Bozdağ Film Platoları'nda yemek, kültür ve tarih temalı özel bir etkinlik programı gerçekleştirilecek. "Diriliş Ertuğrul", "Kuruluş Osman" ve "Destan" gibi birçok tarihi diziye ev sahipliği yapan plato, söyleşiler, atlı gösteriler, çocuklar için oyunlar, performans ve deneyim etkinlikleriyle misafirlerini ağırlayacak. Dünyanın üçüncü, Avrupa'nın ise en büyük film platosu olan, Beykoz Riva'da yaklaşık 200 dönümlük arazide kurulu Bozdağ Film Platoları, hafta boyunca Osmanlı ve Türk tarihine ait unsurları keşfetme imkanı sunacak. "Kuruluş Osman" dizisinin sevilen oyuncuları da cumartesi, pazar ve pazartesi günkü söyleşilerde hayranlarıyla buluşacak. "Gittiğimiz her yerde yemeğimizi hikayesiyle anlatıyoruz" Bozdağ Film Platoları Yiyecek İçecek Direktörü şef Hüseyin Bölük, AA muhabirine yaptığı açıklamada her şey dahil sisteme ve bilinçsiz tüketime tepki olarak 2013'te "Yaşayan Mutfak" akımını başlattıklarını belirterek, "O gün bugündür gittiğimiz her yerde yemeğimizi hikayesiyle anlatıyor, sunuyoruz. Kazakistan, Kapadokya, Bodrum ve bir buçuk yıldır da Bozdağ Film Platoları'ndayız." dedi. Bakir Anadolu'nun hikayeleri ve güzel yemekleri eşliğinde misafirlerini ağırladıklarını dile getiren Bölük, "Kurban Bayramı'nda, bayrama özel sultan kahvaltımız ve yine bayrama özel dokunuşlar yaptığımız tadım menüleri var. Hikayelerle sunduğumuz yemeklerden mesela salatamız at arabasıyla, at sesleri eşliğinde geliyor. Eski zerzevatçı kültüründen 1910-1940'ların İstanbul'undan bahsediyoruz. Ara sıcaklarımız kara kazanda geliyor, Anadolu'daki imece kültürünü anlatıyoruz. Ana yemekte misafirlerimize keşkeklik buğday dövüyoruz. Tatlılarımızı taş değirmende getirip, eskiden insanların verdiği emeği anlatıp fındık, fıstık, cevizimizi öğüttükten sonra tatlının üzerine servis ediyoruz." Hüseyin Bölük, tatlı servisinden önce restoran içindeki Osmanlı eviyle Osmanlı çeşmesini, oradaki objelerin anlamlarını misafirlere anlattıklarını aktararak, "Obada sokak lezzetlerimiz var. Kurban Bayramı'nın olmazsa olmazı, kuzinemizden kavurma, börek ve keşkeğimiz olacak. Taş fırında şu anda tam mevsimi olan kayısı, yeni dünya kebabı, Kilis tava, el açması gözleme, yayık ayranı ve havalar ısındığı için kara kazandan soğuk ayran aşı çorbası servis edeceğiz. Misafirlerimizi kelimenin tam anlamıyla hikayelerimizle birlikte Selçuklu'dan Osmanlı'nın kuruluşuna, yükselişinden Cumhuriyet tarihine kadar yolculuğa çıkarıyoruz." diye konuştu. "Herkes memnun şekilde ayrılıyor" Platonun "Yaşayan Mutfak" akımı için bulunmaz bir nimet olduğunu vurgulayan Bölük, "Doğadan şerbetlerimiz var. Klişe bir söz olacak ama bunun kitabını da yazdık. 100 çeşit şerbet tarifi bulunan şerbetli kitabımız var. Doğadan otları toplayıp kara kazanımızda şerbet yapıyoruz. Konseptin ihtiyaç duyduğu her şey burada, doğanın içerisinde, Beykoz Ormanları'nda fazlasıyla mevcut. Yerli yabancı çok misafirimiz geliyor. Hem yurt dışından hem yurt içinden farklı sosyal statülerde misafirleri ağırlıyoruz. Herkes memnun bir şekilde ayrılıyor. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı'dan günümüze uzanan gastronomi deneyimi elde ediyorlar." ifadesini kullandı. Dizileri izleyip gelenlerin, yemeklerin dizi sahnelerindeki gibi servis edilmesini istediğini aktaran Bölük, "Çadırlarımız, özel VIP otağlarımız var. Orada Osman Bey veya Ertuğrul Bey gibi oturup, böyle büyük bir ekmeği bölüp yanındakine uzatıp tahta kaşıklarla yemek isteyen misafirlerimiz de çok oluyor." görüşünü paylaştı. Şef Bölük, "Her bayram geldiğinde 'Nerede o eski bayramlar?' denir. İşte o eski bayramlar 2025'in Haziran ayında burada. Özellikle köy hayatını bilen, köyde yaşamış misafirlerimiz çocukluklarından çok şey bulacak. Anneannelerin, babaannelerin yaptığı yemeklerin damak tadını bulacaklar. Benim burada mesajım, bu bayram içinizdeki çocuğu alın ve Bozdağ Film Platoları'na gelin." diye konuştu. "Atçılık, Türkiye'de yaygınlaşmaya talep görmeye başladı" Atların Destanı Atlı Dans Topluluğu Genel Sanat Yönetmeni Janbi Ceylan, atlarla insanların dostluğunu ve dansını sahneledikleri gösteride 40 kişilik kadroya 9 atın eşlik ettiğini söyledi. Kurban Bayramı'ndaki etkinliklere ek olarak "Atların Destanı" gösterisinin de ziyaretçilerle buluşacağını dile getiren Ceylan, şöyle devam etti: "Ata olan ilgi halihazırda genlerimizde mevcut. Biz bir insan bilmiyoruz ki at gördüğü zaman ihtişamından etkilenmesin. Ancak tabii ki modern çağın gelişimiyle atlı sporlar şehrin içerisinden uzaklaşmaya başladı. Ama yaklaşık 10-15 yıllık bir periyot çerçevesinde, dönem dizilerinin revaçta olmasıyla birlikte ki, Diriliş Ertuğrul en büyük adımlarından birini atmıştır. Atçılık Türkiye'de çok gelişmeye yaygınlaşmaya, talep görmeye başladı. Daha önce çok da fazla etkili olmayan atlı okçuluk gibi sporlarımız tekrar canlandı. Cirit, kökbörü gibi oyunlar zaten Türkiye'de vardı, onlara da talep fazlalaştı." Ceylan, İstanbul ve Anadolu'daki binicilik tesislerinin ve at çiftliklerinin çoğalmaya başladığına işaret ederek, "At sevdalıları, atın derdiyle dertli olan insanlar olarak tabii ki atın tekrar görünür olması, bir şekilde hayatımızın bir parçası olması bizlerin hoşuna gidiyor. Günün sonunda altı bin yıllık bir at ve insan dostluğu söz konusu. Belirli zamanlarda o dostluk biraz sekteye uğramıştı ama tekrar canlanıyor. Atın bizim hayatımızda tekrar yer alması, bizi hem gururlandırıyor hem de mutlu ediyor. Biz de tüm atlı sporların yanı sıra atla tutkuyla yapılan tüm branşları, hobileri ve atla yapılan sanatı biraz ortaya çıkardık. Bunu seyircilerimizle buluşturduk. Kurban Bayramı'nda meraklıları bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Atların bakım ve ihtiyaçlarının çok olduğuna işaret eden Ceylan, şunları söyledi: "Biz atı, sadece hobi amaçlı kullanmıyoruz. Atlar bizim partnerimiz, sanatçılarımız. Biz onlara dört ayaklı sanatçılarımız diyoruz. Yani şovumuzun bir parçası. Özellikle bir atlı dans gösterisinde atın olmadığı yerde o şov olmaz. Dolayısıyla atlar bizim gösterimizin önemli unsurları, bakımları da bizim için ekstra yoğun, ekstra özenli. Ek besinleri, istirahatleri, beslenme düzenleri, seyisin ilgisi alakası, rutin, düzenli ve disiplinli antrenmanları, saat saat, dakika dakika atların yaşamını planlıyoruz. Onlar da bize bu sahnede eşlik ediyor." Janbi Ceylan, bayramların her zaman heyecanlı, güzel ve kalabalık geçtiğini vurgulayarak, "Seyircinin teveccühüyle biz de kendimizi çok fazla enerjik hissediyoruz. Burada yaşadıkları mutluluk, aldıkları haz bize de çok yansıyor. O heyecana herkesi ortak etmek isteriz. Herkesi platomuza bekliyoruz." dedi. "Ormanlık alanda, Beykoz'un en güzel noktalarından Riva'dayız" Bozdağ Film Platoları Turizm Koordinatörü Alper Akalpoğlu ise "Haftanın her günü olduğu gibi bayram süresince de misafirlerimiz gelebilir. Bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günü oyuncu söyleşilerimiz olacak. Yine bayramın tüm günlerinde Atların Destanı gösterisi yer alacak. Misafirlerimiz buraya geldikleri zaman keyifli, güzel vakit geçirecek, ok atıp, at binebilecek, kostümlü fotoğraf çekimi yapabilecek." ifadelerini kullandı. Fotoğraf stüdyosuna, etkinliklere ve restorana ilişkin de bilgi veren Akalpoğlu, "Tabii ki biz İstanbul'un içerisinde bu kadar güzel bir alana sahip olduğumuz için şanslıyız. Tamamen ormanlık bir alan içinde, Beykoz'un en güzel noktalarından birinde Riva'dayız. Buraya gelmek zor değil, Kuzey Marmara Otoyolu'nu kullanarak çok rahatlıkla misafirlerimiz gelebiliyor. Şehrin çok uzağında da değiliz. Gelen misafirlerimiz burada bol bol yeşillik, güzel bir doğa ve yürüyüş alanı görüyor. Çok güzel bir deremiz var. Keyifli vakit geçirebileceğiniz, hafta sonu ailenizle güzel bir kahvaltı yapabileceğiniz iyi bir yer. Mutlaka bekleriz misafirlerimizi." diye konuştu. Etkinlikler, ziyaretçilere eğlenceli bir deneyim yaşatacak Geleneksel Türk savaş sanatları, ok atma ve ata binme gibi deneyimler, 200 dönümlük arazide kurulu platoda gün boyunca sürecek aktiviteler arasında yer alacak. Canlı olarak sahnelenen atlı performans gösterisi "Atların Destanı" ile seyisler eşliğinde binicilik ve atla tanışma aktiviteleri, konuklara eğlenceli bir deneyim sunacak. Çocuklara özel hazırlanan "Minik Kaşifler" programı kapsamında bayramın 4. günü saat 12.00-17.00 arasında çuval yarışı, halat çekme, halka atma ve basket oyunları etkinliklerine ev sahipliği yapacak. Anadolu mutfağından önemli yemeklerin ziyaretçilere sunulduğu Bozdağ Film Platoları'nda, Söğüt 1299 Restoranı, geleneksel ürünlerin satıldığı çarşı, cam atölyesi, geleneksel kıyafetlerle fotoğraf çektirme ve demir dövme alanları da yer alıyor. Bozdağ Film Platoları, tarihi yaşayarak öğrenme imkanı sunuyor Platoların ziyaret edilen mekanları, İnegöl Kalesi, Ürgenç Çarşısı, Marmaracık Kalesi, Yenişehir Çarşısı, Kulucahisar Kalesi, Harzemşah Sarayı, Söğüt ve Kayı Obası bölümlerinden oluşuyor. İnteraktif etkinlikler sayesinde ziyaretçiler, tarihi yaşayarak öğrenme imkanı yakalayabiliyor. Kayı Obası'nı ziyaret edenler geleneksel Türk kostümleriyle fotoğraf çektirebilirken, at binme, Türk zanaat ürünlerinin yapımını izleme ve Kayı boyu halkının günlük yaşantısını inceleme gibi faaliyetlerde de bulunabiliyor. Söğüt alanında ise ziyaretçiler, geleneksel şerbet ve kahve içebilecekleri yerlerde vakit geçirebiliyor, hediyelik dükkanında geleneksel kostümler satın alabiliyor. ### Yalçın Gökçebağ Resim Yarışması başladı! Bu yıl ikincisi düzenlenen Yalçın Gökçebağ Resim Yarışması’nın basın lansmanı; jüri üyeleri, ressamlar, sanat ve basın camiasının önde gelen isimleriyle gerçekleştirildi. Türkiye’nin yetiştirdiği usta ressamlardan Yalçın Gökçebağ adına düzenlenen serbest temalı resim yarışması için başvurular alınmaya başlandı. 18-45 yaş arası amatör ve profesyonel sanatçıların katılabileceği yarışma, resim sanatına ve güzel sanatlara ilgi çekmek, geleceğin önemli ressamlarını ortaya çıkarmak amacıyla düzenlenecek. Kültür sanat camiasında yaptığı çalışmalarla tanınan Doç. Dr. Fırat Sayıcı tarafından organize edilen yarışmada, Türkiye’nin dünyaca tanınan isimleri jüri üyeliği yapacak. Jüri başkanlığını Yalçın Gökçebağ’ın üstleneceği yarışmada Kıymet Giray, Fevzi Karakoç, Veysel Günay, Zahit Büyükişleyen, Özlem Üner, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Resul Aytemür ve Mahir Güven gibi önde gelen sanatçılar, jüri üyesi olarak yarışmaya değer katacak. Şimdiye dek birçok yarışmada jüri üyeliği yapan ünlü ressam Yalçın Gökçebağ, kendi adına düzenlenen bu yarışmanın ikincisi için çok heyecanlı olduğunu dile getirerek şunları söyledi: “Geçen sene düzenlediğimiz ilk yarışmamız çok güzel geçti. Yarışmamıza 350 sanatçı, birbirinden güzel eserleriyle başvurdu. İlk üçe kalan eserlere para ödülü verdik. Seçilen ilk 15’deki eserleri de sergileme şansımız oldu. Bu yıl, yaş aralığını 18-45 olarak belirledik. 3 kişiye başarı ödülü olarak 100’er bin TL vereceğiz. Bu yıl daha geniş bir katılım olacağını bekliyoruz. Yarışmanın resim dünyasına katkı sağlaması için elimizden geleni yapıyoruz.” 100 BİN LİRA PARA ÖDÜLÜ Yarışmanın basın lansmanı La Visione Sanat Galerisi’nde düzenlenirken, katılım şartları da açıklandı. Yarışmaya katılacak sanatçılar, 1 Kasım 2025 tarihine kadar www.yalcingokcebag.net web sitesi üzerinden, yaptıkları eserlerin fotoğraf ve videosunu yükleyerek başvuruda bulunabilecek. Kasım ayı içerisinde düzenlenecek ödül töreninde ise başarılı bulunan 3 esere 100’er Bin TL para ödülü verilecek. Ayrıca ilk 10’a giren eserler, 15 gün boyunca İstanbul’da önemli bir galeride sergilenme hakkına sahip olacak. YALÇIN GÖKÇEBAĞ KİMDİR? 1944’te Denizli’de doğdu. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim iş Bölümü’nde öğrenim gördü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Saf ve şiirsel bir doğa kavramı üzerinde geliştirdiği resimleri, pastoral içerikli kır yaşamının görüntülerini konu almaktadır. Yerel resim beğenisine bağlı kuşağın üyeleri arasında, içtenlik dozu yüksek tutulmuş bir anlayışı temsil etmektedir. Sanat eğitimi almış olmasına rağmen naif bir ressam olan Yalçın Gökçebağ, resimlerinde Anadolu görüntülerini ve yaşantısını, doğayı ve doğa içinde süren yaşamı bir nakış gibi işlemektedir. Yaşamını ve çalışmalarını İstanbul ve Ankara’da sürdürmektedir. Yalçın Gökçebağ, geride bıraktığımız mayıs ayında İzmir’de düzenlenen Uluslararası İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir)'de “Yılın Sanatçısı” seçilmişti. Onu ilk kutlayan isim ise İstanbul Sanat Dergisi’nden Canan Toprakkaya olmuştu. ### Mikro Sanat Resim Sergisi sanatseverleri ağırlıyor "Türkiye Yüzyılı Kadınları" Mikro Sanat Resim Sergisi, Nişantaşı Selahattin Kara Art Studio'da sanatseverleri ağırlıyor. Türk Kızılay İstanbul İl Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre; 5 Haziran'a kadar açık olacak sergi, Cumhuriyet'in 102. yılında kadının toplumsal ve tarihsel mücadelesine ışık tutuyor. Sanatçı Murat Uçar'ın koleksiyonundan eserlerin yer aldığı sergiden elde edilecek gelir, Türk Kızılay İstanbul İl Merkezi'ne bağışlanacak. Mikro sanat tekniğiyle eserler üreten ve bu alanda çığır açan sanatçı Murat Uçar... Geçmişten günümüze tarihimize ismini altın harflerle yazdırmış 41 kadınımızın portrelerinden oluşan sergi büyük ilgi gördü. ### Art Parisa Gallery'de “Yansıyan Düşler” Art Parisa Gallery, ev sahipliği yaptığı “Yansıyan Düşler” sergisiyle izleyicilerini düşlerle örülü bir sanat yolculuğuna davet etti. "Art Parisa Eğitim" çatısı altında çalışan ve üreten sanatçıların yıl boyunca üzerinde çalıştığı eserlerden oluşan bu özel sergide, 45 öğrencinin özgün çalışmaları sanatseverlerle buluştu. Sergi, sanatın yaşla sınırlı olmadığını; her bireyin iç dünyasındaki düşlerin ve duyguların, yaratıcı ifade ile nasıl dışavurulabileceğini gözler önüne serdi. TEMA: İÇ DÜNYALARIN YANSIMALARI “Yansıyan Düşler”, bireyin iç dünyasından süzülen düşleri, semboller, renkler ve dokularla dışa vuruyor. Sergide yer alan eserlerde her katılımcının kişisel anlatımı ön plandaydı. Kimi tuvaller umutla parlar, kimi ise içsel çatışmaların izini taşır. Ortaya çıkan manzara ise kolektif bir düşler atlası… KULLANILAN TEKNİKLER: KUM, RENK VE DERİNLİK Sergideki eserler, zengin teknik çeşitliliğiyle dikkat çekti. Öğrenciler; yağlı boya, akrilik, spatula ve karma teknik kullanarak eserlerine farklı dokular ve duygular kazandırdı. Hatta bir çalışma, kum tekniğiyle farklı bir yüzey deneyimi sundu. Bu tekniksel zenginlik, izleyiciye hem görsel hem de hissel bir deneyim sundu. Her fırça darbesi, her yüzey etkisi; sanatçının ruh halinden, anlatmak istediği hikâyeden izler taşıyordu. KATILIMCI PROFİLİ: SANATLA BÜYÜYEN BİR TOPLULUK Bu yılki sergide, küçük yaş grubundaki öğrencilerden genç yetişkinlere kadar geniş bir katılımcı profili yer aldı. Kimi katılımcı sanatsal yolculuğunun başında, kimi ise yıllardır süren bir içsel ifade arayışının yeni bir durağındaydı. Aralarındaki çeşitlilik, sergiye güçlü bir dinamizm kattı. ZİYARETÇİLERE AÇIK BİR DÜŞ ALANI “Yansıyan Düşler” yalnızca bir sergi değil; düşlerin, anıların ve duyguların tuvale yansıdığı bir buluşma noktasıydı. Sanatseverler her bir eserin önünde kendi düşlerine yolculuk ederken, sanatçıların iç dünyalarına da sessizce tanıklık etme fırsatı buldu. Art Parisa GalleryAdres: Süleyman Seba Caddesi No:74 Beşiktaş - İstanbulZiyaret saatleri: Hafta içi her gün 16.00-19.00Giriş ücretsiz. ### Mustafa Ayaz Müzesi’nde Çocuk Ressamlar Sergisi Mustafa Ayaz Müzesi, bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Çocuk Ressamlar Sergisi’ne ev sahipliği yapıyor. Serginin açılışı, 31 Mayıs 2025 Cumartesi günü sergiye katılan öğrencilerin ve sanatseverlerin katılımı ile gerçekleşti. 6-17 yaş grubundaki öğrencilerin resim, seramik ve karışık teknik çalışmaları, renklerle bezeli düşleri, hayranlık uyandıran detayları, çocuk gözünden yorumlamalarıyla sanatseverlerle buluşuyor. Bu özel sergide çocukların gözünden yorumlanmış; Keloğlan, Nasrettin Hoca ve Temel Reis gibi halk kahramanlarının yanı sıra çok sayıda yerli-yabancı sanatçıdan ilham alınarak yapılan çalışmalar ve üç boyutlu kurşun asker ve balerin heykeli ziyaretçileri karşılıyor. Sanatın büyülü dünyasına adım atmak ve çocukların gözünden evrensel bir yolculuğa çıkmak isteyen tüm sanatseverler, 22 Haziran 2025 tarihine kadar Mustafa Ayaz Müzesi 'nde sergiyi ziyaret edebilirler. ### Filiz Kallenci kişisel sergisiyle Hasan Sarıtaş Galeri'de! Ressam Filiz Kallenci, yeni bir kişisel sergisiyle bu kez Kadıköy’de sanatseverlerle buluştu. Bahariye’de geçtiğimiz yıl kapılarını açan Hasan Sarıtaş Galeri’de 1 Haziran itibarıyla sanatseverlerle buluşan sergi, “Esse” adını taşıyor. Sergi için düzenlenen açılış kokteyline, sanatçının dostları ile birlikte resim sanatına gönül vermiş isimler ve koleksiyonerler katıldı. Sergi, 15 Haziran tarihine kadar Hasan Sarıtaş Galeri’nin Bahariye Caddesi üzerindeki sanat mekanında görülebilecek. Filiz Kallenci Hakkında... 1991 yılında İstanbul'da doğdu. 2010 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde resim çalışmalarına başladı ve 2015 yılında Aydın Ayan Atölyesi'nden mezun oldu. O dönemde zihinsel ve ruhsal alanlara olan ilgisi artmış ve bu alanlarla ilgili ideogramlar, ezoterik semboller ve şifa sembolleri gibi kadim sembol dillerini okumaya başlamıştır. Bu yeteneğini modern resim sanatıyla birleştirerek kendine özgü bir dil yaratmıştır. Sanatçı, yaşamını İstanbul'da sürdürmektedir. ### Toskana’da unutulmaz bir yaz gecesi: Andrea Bocelli konseri için Sanatla Randevu’dan özel davet Sanat ve kültür tutkunları, bu yaz İtalya’nın büyüleyici Toskana bölgesinde eşsiz bir deneyime davet ediliyor. Sanatla Randevu, 20-23 Temmuz 2025 tarihleri arasında düzenleyeceği özel programla katılımcılara sadece bir konser değil, çok daha fazlasını vadediyor. Etkinlik, dünyaca ünlü tenor Andrea Bocelli ’nin efsanevi Teatro del Silenzio’daki konseriyle taçlanacak. Program, profesyonel rehber Kenan Tamer rehberliğinde gerçekleşecek. Katılımcılar, Toskana’nın masalsı manzaraları eşliğinde bölgenin zengin kültürel dokusunu keşfetme şansı bulacak. Rotalar; tarihî kasabalar, sanat durakları ve özenle seçilmiş gastronomik lezzetler ile süslenecek. Ayrıca, İtalya’nın simgeleşmiş şarap bağları da bu unutulmaz yolculuğun parçası olacak. ADETA BİR MÜZİK ŞÖLENİ Andrea Bocelli ’nin kendi memleketi Lajatico’da, açık havada sadece yılda bir kez verdiği bu özel konser, sanatseverler için adeta bir müzik şöleni niteliğinde. Toskana’nın yaz akşamlarında İtalyan zarafetini ve müziğin büyüsünü bir arada yaşamak isteyenler için bu deneyim kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Sınırlı kontenjanla gerçekleşecek bu özel kültür turu hakkında detaylı bilgiye @sanatlarandevu Instagram hesabından ya da 0543 433 60 80 numaralı telefondan ulaşılabilir. Sanatla Randevu, 20-23 Temmuz 2025 tarihleri arasında düzenleyeceği özel programla katılımcılara sadece bir konser değil, çok daha fazlasını vadediyor. Katılımcılar, Toskana’nın masalsı manzaraları eşliğinde bölgenin zengin kültürel dokusunu keşfetme şansı bulacak. Rotalar; tarihî kasabalar, sanat durakları ve özenle seçilmiş gastronomik lezzetler ile süslenecek. ### St. Petersburg Eifman Balesi, İstanbul'a geliyor! Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü (DOB) tarafından düzenlenen 16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali, St. Petersburg Eifman Balesi'ni ağırlayacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)'dan yapılan açıklamaya göre, ünlü koreograf Boris Eifman'ın yorumuyla sahneye taşınan "Anna Karenina" balesi, 31 Mayıs-1 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Türk Telekom Opera Sahnesi'nde sanatseverlerle buluşacak. Lev Tolstoy'un dünya edebiyatında iz bırakan başyapıtından ilhamla sahneye uyarlanan bale, 1870'lerin Rusya'sında geçen tutkulu ve trajik bir aşk hikayesini merkezine alıyor. Eserin müziğinde, Rus romantizminin önemli bestecilerinden Pyotr Ilyich Tchaikovsky'nin eserleri kullanılıyor. Eserde klasik bale teknikleri, modern dansla iç içe geçiyor. FESTİVAL KAPANIŞINDA "RUS HAMLET" SAHNELENECEK Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali, 2-3 Haziran'da St. Petersburg Eifman Balesi'nin sahneye koyacağı "Rus Hamlet" ile sona erecek. Rus koreograf Boris Eifman'ın eseri, AKM Türk Telekom Opera Sahnesi'nde izleyiciyle buluşacak. Eifman, William Shakespeare'in Hamlet karakteri ile Rus Çarı I. Pavel arasındaki dramatik benzerliklerden yola çıkarak, tarih ve kurmacayı eserde harmanlıyor. Rus Hamlet'te Ludwig van Beethoven ve Gustav Mahler gibi klasik müziğin devlerinin eserleri seslendiriliyor. Eser bugüne kadar ABD, Fransa, Almanya, Avusturya, İtalya, Çin, Güney Kore ve Arjantin'in de aralarında olduğu birçok ülkede sahnelendi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü (DOB) tarafından düzenlenen 16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali, St. Petersburg Eifman Balesi'ni ağırlayacak. ### İstanbul'da 3 bine yakın tarihi eser ele geçirildi İstanbul'daki operasyonlarda yurt dışına kaçırılmak istenen çeşitli yüzyıllara ait 2 bin 922 tarihi eser ele geçirildi, 7 zanlı yakalandı. İstanbul'da tarihi eser kaçakçılarına yönelik düzenlenen dev operasyon, başarı ile sonuçlandı. İstanbul Havalimanı, Fatih ve Kadıköy'de düzenlenen 6 farklı operasyonda; aralarında Lidya, Roma, Bizans, Abbasiler, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait parçaların da bulunduğu 2 bin 922 tarihi eser ele geçirildi. İstanbul Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, kültür varlıklarının yasa dışı ticaretinin önlenmesine yönelik çalışma yürütüldü. Bu kapsamda, Fatih ve Kadıköy ilçeleri ile İstanbul Havalimanı'nda gerçekleştirilen 6 operasyonda, 7 zanlı gözaltına alındı. İstanbul Havalimanı'ndaki operasyonda yakalanan Avustralyalı Anzak şüphelinin, Çanakkale Gelibolu Yarımadası'nda atalarına ait olduğu düşünülen bazı savaş kalıntılarını toplayarak ülkesine götürmeye çalıştığı anlaşıldı. Zanlının bagajında yapılan aramada, Milli Mücadele Dönemi'ne ait olduğu değerlendirilen ve bölgedeki kazılardan çıkarıldığı belirlenen 108 eser ve obje ele geçirildi. FATİH VE KADIKÖY İLÇELERİNDEKİ ADRESLERE BASKIN YAPILDI Fatih ve Kadıköy'deki operasyonlarda yakalanan şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda ise Lidyalılara ait olduğu değerlendirilen, M.Ö. 7'nci yüzyıla tarihlenen 2 altın ve gümüş sikkenin de yer aldığı; Roma, Bizans, Abbasi, Osmanlı ve Anadolu Selçuklu dönemlerine ait toplam 1.143 sikke ele geçirildi. OSMANLI DÖNEMİNE AİT ESERLER Aramalarda; 17, 18 ve 19'uncu yüzyıllarda Osmanlı dönemine ait hat, berat ve fermanların yanı sıra aynı yüzyıllara ait, Hristiyanlık inancında kutsal kabul edilen ve kiliselerde ibadet sırasında kullanılan ikonaların da aralarında yer aldığı 1.671 obje bulundu. Operasyonda ele geçirilen eserler arasında Sultan Abdülhamid ve 3. Selim dönemlerine ait orijinal fermanlar da yer aldı. Gözaltına alınan 7 zanlı hakkında adli işlem başlatıldı. ELE GEÇENLER SERGİLENDİ Ele geçirilen eserler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün bahçesinde sergilendi. Burada gazetecilere konuşan İl Emniyet Müdürü Selami Yıldız, operasyonların devam edeceğini söyledi. Operasyonlarda ele geçirilen eserlerin İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, Ayasofya Tarihi Müzesi Müdürlüğü ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü'ne teslim edileceği öğrenildi. ### Sultan Adler, "Aşk Mektubu" ile Lale Müzesi'nde! İstanbul Lale Müzesi, ev sahipliği yaptığı "Uluslararası 2. Tulipomania: Lale Çılgınlığı" sergisiyle lalenin sanat tarihindeki izlerini büyüleyici eserlerle yeniden yorumluyor. Sergide, uluslararası alanda çalışmalarını sürdüren, dünya müzelerinde eserleri yer alan Sultan Adler'in "Aşk Mektubu" başlıklı yeni serisi de sergileniyor. Ters lalelerle aşk fermanı yazan sanatçı, çicek motifleriyle yeni bir aşk mesajını iletiyor ve efsane aşklara gönderme yapıyor. Mecnun'dan Leyla'ya, Ferhat'tan Şirin'e olan aşk fermanları, İstanbul Lale Müzesi'nde sanatseverleri bekliyor. Ayrıca, müzenin girişinde Türkiye Kültür Yolu Festivali'nde sergilenen "Lale Kız" heykelleri misafirleri selamlıyor. Türkiye'yi gezen heykeller, ziyaretçilerin büyük beğenisiyle karşılanıyor. Sergi, haziran ay sonuna kadar İstanbul Lale Müzesi'de gezilebilecek. ### Ara Güler'in hayatı beyazperdeye taşınıyor Türkiye'nin görsel hafızasına fotoğraflarıyla yön veren usta sanatçı Ara Güler'in hayatı beyazperdeye taşınıyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Ela Alyamaç ile Aren Perdeci'nin üstlendiği "Merhaba" adlı film, Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilk ortak uzun metrajlı film prodüksiyonu olacak. Sanatıyla İstanbul'u, Anadolu'yu ve Türkiye'nin insanlarını dünyaya tanıtan, dünyayı da çektiği fotoğraflar ve gerçekleştirdiği röportajlarla Türkiye'ye aktaran Ara Güler'i anlatacak film, "Merhaba" başlığıyla izleyiciyle buluşacak. Film, Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilk ortak uzun metrajlı film prodüksiyonu olma özelliği taşıyor. Aynı zamanda film, iki ülke arasında dostluk ve kültürel iş birliğinin simgesi olarak sinema dünyasında güçlü bir köprü kurmayı hedefliyor. ÖN ALIM ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLDÜ Bu yıl 78. kez düzenlenen 2025 Cannes Film Festivali kapsamında "Marche du Film" bölümünde tanıtılacak olan proje, Kara Kedi Film ve Luys Media iş birliğiyle geliştirilirdi. Ermenistan'daki yapım ortakları ise Anso Film ile yapımcılar Ani Galstyan ve Hovhannes Galstyan olarak açıklandı. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Ela Alyamaç ve Aren Perdeci üstleniyor. İkili, senaryo çalışmalarına bizzat Ara Güler'in sağlığında ve onun isteği doğrultusunda başlamıştı. Senaryo geliştirme ve arşiv çalışmaları ise Doğuş Grubu'na bağlı Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi'nde titizlikle yürütülmüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle hayata geçirilen proje, TRT 12 Punto'da da ünlü yönetmen Pawel Pawlikowski'nin jüri başkanlığı yaptığı seçkide ön alım ödülüne layık görülmüştü. ### ArtContact İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı başladı ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, beşinci kez olmak üzere İstanbullu sanatseverlerle buluştu. 22-25 Mayıs 2025 tarihleri arasında Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen fuar, 21 Mayıs’ta gerçekleşen ödül töreni ve özel gösterimle başladı. ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, sanatın farklı boyutlarını keşfetmek isteyen herkesi bekliyor. Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının eserlerinin yanı sıra dünya çapında tanınmış isimlerin eserleri de bu büyülü atmosferde sergileniyor. 40 yıllık fuar deneyimiyle Atis Fuarcılık yönetimi tarafından yapılan açıklamada; “Sanatın tabana yayılması ve daha geniş kitlelere ulaşması, öncelikli amaçlarımız arasında” denildi. KONSERLER, KONFERANSLAR, WORKSHOPLAR Galeri bazında 100’e yakın katılımcının çatısı altında 40’dan fazla ülkeden sanatçının binlerce eserinin sergilenmekte olduğu ArtContact İstanbul’da söyleşiler, konserler, konferanslar, workshoplar ve projeler de yer alıyor. 25 Mayıs Pazar akşamına kadar ziyaretçileri kabul edecek fuarda resimden fotoğrafa, heykelden enstalasyona kadar sanatın her dalından çağdaş sanat eserlerini görmek mümkün. YABANCI SANATÇILAR, SANATIN HER DALINDAN ESERLERİNİ SERGİLİYOR Uluslararası alanda Rus gerçekliğinin en önemli sanatçılarını yetiştiren, Bulgaristan’dan iki sanat galerisi Art Center Bogoridi ve BulArt'ın yanı sıra Rusya, Irak, İspanya, Bulgaristan, Güney Kore, Kazakistan, İran, Azerbaycan, Çin gibi ülkelerden galeriler ve İranlı ünlü heykel sanatçısı Farhad Ebrahimi, heykelleri ve workshopları ile fuarda ziyaretçilerini bekliyor. Ayrıca; Türkiye’den The Best Art Gallery, Soyut Galeri, Coolectible, Eke Art Gallery, Evrim Sanat Galerisi, Arda Sanat Galerisi, Rıdvan Kuday Sanat Galerisi, Ziba Art Gallery, Fırça Sanat Galerisi, Arte Sanat Galerisi gibi birçok galeri, seçilmiş sanatçıların seçilmiş eserleriyle fuarın katılımcıları arasında bulunuyor. "ARTTALKS" SÖYLEŞİLERİ DÜZENLENECEK Üniversiteler, yayınevleri, dernekler, inisiyatifler ve sivil toplum kuruluşları, ayrıca Beyoğlu Belediyesi, Kadıköy Belediyesi, İBB Kültür AŞ ve Fatih Belediyesi de ArtContact İstanbul’da sanatseverlerle buluşan kurumlar arasında. Fuar kapsamında, Prof. Dr. Aydın Ayan ve Doç. Dr. Burcu Pehlivan “Sanat, Sanat Eğitimi ve Sanatçı”; Prof. Dr. Teymur Rzayev “Azerbaycan’da Resim Sanatı’nın Gelişme Süreci”; TOÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Uygun ve TOÇEV Gönüllüsü - Ressam Berfin Uluman “Sanatın İyileştirici Gücü”; Muzaffer Akyol ve Bülent Yüksel “Türk Resim Sanatının Kodları”; Prof. Dr. İsmail Ateş “Gelenekten Geleceğe Adnan Çoker” gibi çeşitli konuk ve konuların yer aldığı 16 söyleşi, "ArtTalks" kapsamında gerçekleştirilecek. Fuarın ziyaretçileri arasında, resim sanatına olan tutkusu ile bilinen gazeteci Şükrü Küçükşahin de vardı. Ovoo Art Galeri standında Küratör Hakan Körpi ve Heykeltıraş Tuğrul Selçuk'a tebriklerini ileten Küçükşahin; "Türkiye'nin sanat alanında hızla yükseliyor olmasından büyük memnuniyet duymaktayım" dedi. İstanbul Sanat Dergisi olarak bizler de ilk defa fuarda stand açarak dergilerimizi ve yayınladığımız sanat kitaplarını ziiyaretçiler ile buluşturduk. İstanbul Sanat'ın kapak konusu olarak işlediği son iki sayının kapak görselinin çok benzer bir çalışmasını yine fuarın katılımcıları arasında görünce çok şaşırdık. Rusya Ressamlar Birliği çatısı altında fuara katılan Elena Pichugina ile standımız önünde yaptığı çalışmalar ile bir hatıra fotoğrafı çektrdik. Elena'nın hikayesini ve diğer sanatsal çalışmalarını, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısına taşıma kararı aldık. Fuarın katılımcıları arasında Azerbaycan kökenli Ayla İnsanova da var. Toplam 10 parçadan oluşan çalışmaları ile ziyaretçilerin dikkatini çeken İnsanova'nın iki ziyaretçisi vardı ki, onları bu habere konuk etmeden geçmeyelim istedik. Çünkü, Ayla İnsanova ile birlikte Katia Özdemir ve Medina Akkaynak, Yeditepe Üniversitesi'nde doktora yapıyor. ArtContact İstanbul yalnızca eserleri sergilemekle kalmıyor; aynı zamanda söyleşiler, paneller, projeler ve etkinliklerle de sanatseverlere unutulmaz anlar yaşatmayı hedefliyor. ### Atatürk Oto Sanayi'de "KOMPLEKS" Kariyerleri boyunca sanatı sanat mekanlarının dışına çıkarmaya, demokratikleştirmeye ve şehre dahil etmeye odaklanan işlere öncelik veren küratör ikili Ceren ve Irmak Arkman ile içinde konumlandığı mahallenin ruhunu yansıtmak isteyen AOS51 ekibinin ortaklık süreci, "KOMPLEKS" sergisinin merkezinde yer alıyor. Küratör ikilisi, sergi sürecini şöyle anlatıyor: "Serginin ismi, hem İstanbul’un en önemli sanayi komplekslerinden biri içinde konumlanan bu yeni sanat kompleksine gönderme yapıyor hem de sanatsal süreçlerin kompleksliğini hatırlatıyor. Sanat mekanı kurmanın, bu sanat mekanına kimlik kazandırmanın, sanat ekosisteminin dışında bir yerde bu mekanı konumlandırmanın kompleks süreçleri, ilk katmanı oluşturuyor. İkinci katmanda, küratörler ile mekan/galeri sahipleri arasındaki ilişkinin ve sanatçılarla küratörler arasında ilişkinin kompleksliği yer alıyor. Sanat mekanı olarak tasarlanmamış bir mekana sanat yerleştirmenin zorlukları de bu katmana ekleniyor. Üçüncü katmandaysa, sanatsal üretim ve küratörlüğün kendi kompleks mekanizmaları oturuyor. Bütün bu katmanlar, Atatürk Oto Sanayi'nin kompleks ekosistemi içinde hayat buluyor. Bu anlamda mekan bir taraftan bu sergiye ilham olurken, bir taraftan da bu ilk sergi mekanı tanımlıyor ve ona yeni bir kimlik kazandırıyor. Serginin oluşum süreci, mekanı içinde konumlandığı mahalleden ayrıştırırken, aynı zamanda bütünleştirme hedefiyle başladı. AOS'un günlük koşturmacası içinde göze çarpmak, ama bunu yaparken bölgenin ritminden uzaklaşmamak amacıyla Furkan 'Nuka' Birgün'le yaptığımız bina yüzü çalışması, 'KOMPLEKS' sergisinin ilk eserini oluşturdu ve binaya yeni bir kimlik kazandırdı. Yeni bina yüzünün karakteri ve renk skalasından esinlenerek mekanın yeni adı ve logosu oluştu ve AOS51, hem üzerinde taşıdığı sanat eseriyle hem de içinde bulunduğu sokakla kendini birleştirmiş oldu. Mekanı dönüştürürken aynı zamanda mekandan beslenmeYİ HEDEFLEDİK Mekanı dönüştürürken aynı zamanda mekandan beslenmek amacıyla çıktığımız bu yolculukta, sokağa açık olmak ilk hedeflerimizden biri olduğundan, sergi içinde sokak sanatının yer alması kaçınılmazdı. Bu nedenle, ilk kattaki sergi için İstanbul’da sokak sanatı denince akla gelen en önemli isimlerden Cins’i davet ettik. Cins, bu katı 2023’ten bugüne gelen hem ülkemiz hem dünya için kompleks süreçte ürettiği ve aslında bizim bu sergide yaptığımız gibi, işleri bir yöne doğru zorlamak yerine, kendisini doğaçlamanın götürdüğü yerlere açık tutan bir yaklaşımla geliştirdiği işlerinden daha önce sergilenmemiş bir seçkiyle dolduruyor. umutla dolu bir sergi AOS özünde çok katmanlı dev bir tamirhane. İşlevini veya değerini kaybetmiş objelerin yeniden değer kazandığı bir yer. Biz de benzer şekilde geri dönüşüme ve ileri dönüşüme, objeleri ilk üretim amaçları dışında kullanmaya ve değerini kaybetmiş objelere yeniden değer kazandırmaya önem veriyoruz. Bu yaklaşımla, objelerle ilişkimize kapitalizmin ve sosyal medyanın dayattığının dışında bir yaklaşımın mümkün olup olmadığını sorguluyoruz. Bu çerçevede, buluntu objelerle de çalışan ve çoğunluğun dekoratif gördüğü seramikleri heykel ve yerleştirmelere dönüştüren Aslı Aydemir’i ikinci katımıza davet ettik. Aydemir, burada tüketim toplumuyla, sosyal medyayla, bunların kimi zaman bize unutturduğu çocuklar ve kadınlara karşı şiddet gibi sorunlarla ve her şeye rağmen ayakta tuttuğu umutla dolu bir sergi kurguluyor. AOS51’i mahallenin vazgeçilmez bir parçası yapma yolunda önemli bir ilk adım İçinde konumlandığımız ekosistemle kuvvetli bağlar kurmak ve karşılıklı merakla gelişmek isteğimizin en net şekilde ortaya çıktığı sergi ise Çağla Çağlar, Emre Köktaş ve Ci Demi’yi AOS’ta fotoğraf çekimleri yapmaya davet etmemizle oluşan fotoğraf sergimiz. Çağla Çağlar’ın seçkisi, işçilerin günlük hayatının tekrara dayalı doğasına ve kişinin bunun farkına vardığı kısa anlara yoğunlaşan bir hikaye anlatırken; Emre Köktaş ve Ci Demi, daha ziyade AOS’u dolduran objelere ve mekanlara odaklanıyor. Köktaş, kaotik sanayi sitesinin içinde dingin ve bireysel adacıkları açığa çıkarırken; Ci Demi, sanayi coğrafyasının belirleyici elemanlarına dönüşen objeleri fotoğraflıyor. Bu serginin oluşum sürecinin bizi AOS’un ruhuyla ve komşularımızla yakınlaştırdığına ve AOS51’i mahallenin vazgeçilmez bir parçası yapma yolunda önemli bir ilk adım attığına inanıyoruz." ### Umay Art Hub kapılarını "Güneşe Uyandım" ile açtı Yenilikçi bir tavırla yeni bir estetik sunan resim, heykel, tasarım sergileriyle, tüm duyulara hitap eden atölye ve performanslarla bambaşka bir Bodrum deneyimi yaşatmayı tasarlayan Umay Art Hub açıldı. Hazer Coşgun Kırkpınar’ın “Güneşe Uyandım” isimli cam sergisiyle 16 Mayıs’ta konuklarını ağırlamaya başlayan yeni sanat mekanının açılışına ilgi hayli yoğundu. Hazer Coşgun’un taş duvarlara, serin gölgelere, yavaş akan zamana dokunan saydam formları, izleyicilerin büyük beğenisini topladı. Bodrum’da kültürel ve sanatsal üretime katkıda bulunmayı hedefliyor Fatma Güner Üstüner Pala'nın fikri, Pınar Pişkin'in sanat yönetimi ve koordinatörlüğü ile hayata geçen Umay Art Hub; görme, tatma, koklama, işitme gibi duyuları merkezine alan sergi ve etkinlik programı ile Bodrum’da kültürel ve sanatsal üretime katkıda bulunmayı hedefliyor. Hazer Coşgun Kırkpınar’ın “Güneşe Uyandım” isimli cam sergisi, 16 Mayıs-10 Haziran 2025 tarihleri arasında Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’ndeki Umay Art Hub’da izlenebilecek. Umay Art Hub, ilerleyen dönemlerde sanatın farklı alanlarında sanat atölyeleri ve paneller düzenleyecek, yurt içi ve yurtdışından farklı sanatçılarla iş birlikleri içine girecek. "GÜNEŞE UYANDIM" Hazer Coşgun Kırkpınar, “Işık İnsanlarla Tanış” isimli ilk sergisinde M.Ö 2000 yıllarından beri Anadolu’da yaşayan, büyük bir uygarlığa sahip olan Işık İnsan-Luviler’den aldığı ilhamla cam Işık İnsan heykelleri tasarladı. “Güneşe Uyandım” adlı sergisi, serinin devamı niteliği taşıyor ve güneşi rol model alan Luvilerin izini sürüyor. Güneşin ilk ışıklarıyla güne başlayan ve güneşin hareketleriyle uyum içinde yaşayan Luviler, tıpkı güneş gibi gün boyu hareket halindedir. Hızlı bir tempo içinde yaşayan günümüz insanı, güneşe uyanarak zihnini geçmiş ve gelecek kaygısından özgürleştirerek an’da kalabilecek, modern yaşam tarzlarının bozduğu beden ritmini ancak güneşe yani kendi gerçekliğine uyanarak onarabilecek. HAZER COŞGUN KIRKPINAR HAKKINDA... Moda tasarımı eğitimi sonrasında bir süre Avustralya’da yaşayan, dil ve tasarım eğitimlerine devam eden Hazer Coşgun Kırkpınar, daha sonra Milano’da kendi moda markasını kurdu. Serbest stilistlik ve sanat direktörlüğü yapan Hazer Coşgun Kırkpınar, “Just Proud of” yarışmasında birincilik kazanarak koleksiyonunu İtalya dışına Japonya, Amerika ve Fransa’ya taşıdı. Cam çalışmalarına 2015 yılında Bodrum’da Enver Camdak Atölyesi’nde başlayan Hazer Coşgun, 2021 yılında kendi cam füzyon atölyesini kurdu. Halen Cam Ocağı Vakfı’nda sıcak cam çalışmalarına devam ediyor. Hazer Coşgun Kırkpınar, modadan tasarıma, fotoğraftan dokumaya farklı alanlarda edindiği bilgi ve deneyimi cam tasarımına aktarıyor, içindeki ışığı cam tasarımlarla yansıtıyor. ### Reyhan Uludağ, “Bana çizgini anlat” diyor G&G Sanat Merkezi, sanatseverleri çok özel bir sergiyle buluşturdu. Multidisipliner sanatçı Güher Elçiçek’in yöneticiliğini yaptığı merkez, çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerinden Reyhan Uludağ ’ın eserlerine ev sahipliği yapıyor. BÜYÜLEYİCİ BİR GÖRSEL YOLCULUK 17 Mayıs itibariyle kapılarını açan “Dijital İnsancık, Bana Çizgini Anlat” başlıklı sergide, Uludağ’ın özgün anlatım diliyle çizgisel insan temalarını ele aldığı geniş bir seçki yer alıyor. Sergide dikkat çeken bir başka nokta ise ışıklı panolar, özel cam baskılar ve resim çalışmalarındaki ince işçilik ve güçlü sembolik anlatımın, izleyenleri büyüleyici bir görsel yolculuğa davet ediyor olması. "DOĞANIN RİTMİNİ VE İNSANIN YAŞAM SERÜVENİ YANSIITIYOR" G&G Sanat Merkezi'nin kurucusu ve yöneticisi Güher Elçiçek, sergi hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi: “Reyhan Uludağ’ın eserleri, doğanın ritmini ve insanın yaşam serüvenini güçlü bir şekilde yansıtıyor. Sanatında farklı malzemeleri bir araya getirerek oluşturduğu eserler, G&G Sanat Merkezi’nin vizyonuyla da birebir örtüşüyor. Sanat merkezimizde onun bu eşsiz anlatım dilinin sanatseverlerle buluşmuş olması bizi hayli heyecanlandırdı.” Çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerinden Reyhan Uludağ, "Dijital İnsancık, Bana Çizgini Anlat" sergisiyle mayıs ayı boyunca G&G Sanat Merkezi’ne konuk olacak. Sanatseverler, toplum ve insan arasındaki o ince bağı yeniden keşfetmeye davet ediliyor. Reyhan Uludağ 'ın ışıklı panolar, özel cam baskılar ve resim çalışmalarındaki ince işçilik ve güçlü sembolik anlatım, izleyenleri büyüleyici bir görsel yolculuğa davet ediyor. ### Uluslararası Sanat Galerileri Derneği kuruldu Türkiye çağdaş sanat dünyasında etkin faaliyet gösteren galeriler bir araya gelerek, Uluslararası Sanat Galerileri Derneği (USGD)’yi kurduklarını açıkladılar. Pi Artworks, SANATORIUM, MERKUR, GALERIST, Versus Art Project, Martch Art Project, Öktem Aykut, Galeri Nev İstanbul, .artSümer, PİLOT ve Ambidexter’in üye olduğu USGD, 2024 yılında kurulmasını takiben kapsamlı ve kolektif bir yapı olarak çalışmalarına başladı. Dernek üyeleri, öncelikli olarak kurucu galerilerin davetiyle dahil olan galeriden oluşuyor. Dernek, 14 Mayıs Salı günü Minoa Pera’da gerçekleşen basın toplantısıyla kuruluş amacını, yol haritasını ve planlanan etkinliklerini açıkladı. USGD Başkanı Yeşim Turanlı’nın yanı sıra Haldun Dostoğlu ve Bahar Kızgut’un söz aldığı toplantıda, galerilerin kültürel üretim zincirindeki yerini görünür kılmak, sanat piyasasında adil koşulların oluşumunu desteklemek ve galerilerin yasal, ekonomik ve uluslararası temsil gücünü artırmanın öncelikler arasında olduğu vurgulandı. Toplantıda ayrıca, Türkiye’de faaliyet gösteren galeriler arasında bilgi paylaşımının ve iş birliğinin güçlendirileceği; sanatçılar, küratörler ve kurumlar arasında etik, adil ve şeffaf ilişkilerin gelişimine katkı sunulacağı ifade edildi. EKİM 2025 itibariyle faaliyetlere başlanacak USGD’nin ilk faaliyetleri arasında, 2025 Ekim ayında düzenlenecek İstanbul Sanat Haftası (Istanbul Artweek) ve 2026 Mayıs-Haziran aylarında uluslararası galerilerle iş birliği içinde hazırlanacak "CONDO İstanbul" sergileri yer alıyor. Bunlara ek olarak, geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen "ARTSHOW" galeriler buluşmasının yeni edisyonu da yapılacak. Türkiye çağdaş sanatının geleceğine katkı sunmayı amaçlayan USGD’nin ifade özgürlüğü, üretim koşullarının iyileştirilmesi, arşivleme, yeni kurulacak galerilere destek gibi profesyonel gelişim konularında projelerin hayata geçirilmesine de büyük önem verdiği belirtildi. Uluslararası Sanat Galerileri Derneği (USGD)’nin haberlerini internet sitesi ve Instagram hesabından takip edebilirsiniz. Uluslararası Sanat Galerileri Derneği Başkanı (USGD) Yeşim Turanlı, Türkiye’de faaliyet gösteren galeriler arasında bilgi paylaşımı ve iş birliğinin güçlendirileceğini açıkladı ve ekledi: "Sanatçılar, küratörler ve kurumlar arasında etik, adil ve şeffaf ilişkilerin gelişimine katkı sunmayı hedefliyoruz." ### ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı başlıyor! ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, 22-25 Mayıs 2025 tarihleri arasında Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde beşinci kez sanatseverlerle buluşuyor. 21 Mayıs’ta ödül töreni ve özel gösterimle başlayacak olan fuar, 11.00-21.00 saatleri arasında ziyaretçilere açık olacak. 2021'den bu yana düzenlenen ArtContact İstanbul, dünyanın dört bir yanından gelen galeriler ve sanatçıların eserlerini sergileyecek. Tarih boyunca sanatın kalbinin attığı yerlerden biri olan mistik şehir İstanbul, çağlar boyunca birçok medeniyetin izlerini barındırırken, bugün de modern sanatın dinamik bir merkezi haline gelmiş durumda. Bu büyülü atmosferde sanatseverler için eşsiz bir deneyim sunan ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, 5. yılında sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 21 Mayıs tarihinde gerçekleşecek olan ön gösterim, saat 11.00’da stant ziyaretleriyle başlayıp, saat 18.00-18.30 arasında açılış konuşması ve ödül töreniyle devam edip, saat 19.00’da opera dinletisi ve kokteyl ile son bulacak. 40 yıllık fuar deneyimiyle Atis Fuarcılık tarafından düzenlenen ArtContact İstanbul, genç yeteneklere destek verme, sanatı her alana yayma gibi önemli amaçlarla yola çıkıyor. Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan fuar, sanatın farklı boyutlarını keşfetmek isteyen herkesi bekliyor. Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının eserlerinin yanı sıra dünya çapında tanınmış isimlerin eserleri de bu büyülü atmosferde sergilenecek. SANATSEVERLERE UNUTULMAZ ANLAR YAŞATMAYI HEDEFLİYOR Fuar; sanatı tabana yaymayı ve sanatın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamayı amaçlıyor. Modern toplumun ortaklığını geliştiren, toplumsal yaşamın bir parçasını oluşturan bireylerin benliği ile bu misyonun içinde yer almasını sağlayan kamusal alan kavramının sanat ile buluşturulması, fuarın temel ilkelerinden birini oluşturuyor. 100’e yakın katılımcının çatısı altında 40’dan fazla ülkeden sanatçının binlerce eserinin sergileneceği ArtContact İstanbul’da söyleşiler, konserler, konferanslar, workshoplar ve projeler yer alacak. Fuar, 21-25 Mayıs tarihleri arasında sanatseverleri ağırlayacak. ArtContact İstanbul yalnızca eserleri sergilemekle kalmıyor; aynı zamanda söyleşiler, paneller, projeler ve etkinliklerle de sanatseverlere unutulmaz anlar yaşatmayı hedefliyor. YABANCI SANATÇILAR, SANATIN HER DALINDAN ESERLERİNİ SERGİLEYECEK Resimden fotoğrafa, heykelden enstalasyona kadar sanatın her dalından çağdaş sanat eserlerinin sergileneceği fuar kapsamında, uluslararası alanda Rus gerçekliğinin en önemli sanatçılarını yetiştiren, Bulgaristan’dan iki sanat galerisi Art Center Bogoridi ve BulArt, ArtContact İstanbul’da olacak. Rusya, Irak, İspanya, Bulgaristan, Güney Kore, Kazakistan, İran, Azarbeycan, Çin gibi ülkelerden de galeriler fuara katılım sağlayacak. İranlı sanatçı Farhad Ebrahimi, heykelleri ve workshopları ile fuarda yerini alacak. Ayrıca; Türkiye’den The Best Art Gallery, Soyut Galeri, Coolectible, Eke Art Gallery, Evrim Sanat Galerisi, Arda Sanat Galerisi, Rıdvan Kuday Sanat Galerisi, Ziba Art Gallery, Fırça Sanat Galerisi, Arte Sanat Galerisi gibi birçok galeri fuara katılım sağlayacak. Üniversiteler, yayınevleri, dernekler, inisiyatifler, sivil toplum kuruluşları da ArtContact İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak. Beyoğlu Belediyesi, Kadıköy Belediyesi, İBB Kültür AŞ ve Fatih Belediyesi de fuarda yerlerini alacak. İstanbul’un zengin kültürel dokusunu daha da ön plana çıkarıyor ArtContact İstanbul, yalnızca galeri ve koleksiyonerlerin değil, sanata ilgi duyan herkesin katılabildiği, sanatçılarla bir araya gelip, sohbet edebildiği ve projeler üretebildiği bir organizasyon olma amacı taşıyor. Bu büyüleyici etkinlik, sanatın evrenselliğini kanıtlarken, İstanbul’un zengin kültürel dokusunu daha da ön plana çıkarıyor. ArtContact İstanbul, 21 Mayıs’ta ön gösterim ile açılışını yapacak, 22-25 Mayıs tarihlerinde 10.00-20.00 arasında tüm ziyaretçilere açık olacak. Ayrıntılı bilgi için; https://www.artcontactistanbul.com/ bağlantısını ziyaret edebilirsiniz. Fuara giriş biletleri, internet sitesinden veya fuar gişesinden alınabilir. Bilet fiyatları tam 300 TL, öğrenci 150 TL. ### İzmir Sanat ve Antika Fuarı yoğun ilgi gördü Bu yıl 7-11 Mayıs tarihleri arasında İzmir’de ikincisi düzenlenen Uluslararası İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir), yoğun ilgiyle karşılandı. Fuarda 5 gün boyunca yurt içi ve yurt dışından olmak üzere pek çok sanatçı eserlerini sergileme imkanı bulurken, sanatsever İzmirliler de satın aldıkları eserler ile koleksiyonlarını zenginleştirmiş oldular. BİN 500 SANATÇIDAN 8 BİN ESER SERGİLENDİ Demos Fuarcılık tarafından organize edilen IAAF İzmir'e, büyük çoğunluğu galeriler bünyesinde olmak üzere 1500’e yakın sanatçı katıldı. Fuar süresi boyunca çeşitli disiplinlerden sanatçıların ürettiği 8 binden fazla eser sergilenirken, IAAF İzmir bünyesinde renkli performanslar da gerçekleştirildi. Gülsin Onay, Kerem Görsev ve Hakan Aysev konserleri, katılımcılardan hayli ilgi gören etkinlikler arasındaydı. YERELDEN ULUSALA İZMİRLİ SANATÇILAR İzmir Sanat ve Antika Fuarı'nın bir başka öne çıkan özelliği ise İzmirli sanatçıların fuara olan ilgisiydi. İzmir merkezli galerilerin yanı sıra bireysel olarak da fuarda eserlerini sergileyen İzmirli sanatçıların ürettiği eserler, ziyaretçilerin beğenisiyle karşılandı. KAMİLE NASÖZ & FERYAL DUMANLI İzmirli sanatçılardan dikkatimizi çeken iki isim vardı ki, ileride adlarından çok söz edileceğine şimdiden değinmek isteriz.Herhangi bir akademik kariyere sahip olmamalarına rağmen Kamile Nasöz ve Feryal Dumanlı Dalebout’un eserleri; teknikleri ve özgünlükleri açısından sanatseverlerin dikkatini çekmeyi başardı. “RENKLER TUVALİMDE” İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nda 10 parçadan oluşan çalışmalarını “Renkler Tuvalimde” başlığıyla sergileyen Kamile Nasöz, resim çalışmalarına 2009 yılında başlamış bir isim. Nasöz'ün resim sanatı için kısa zaman olarak kabul edilebilecek bir zaman diliminde yarattığı, İtalyanların “patina” adını verdikleri tekniğe benzer bir uygulamayla ürettiği çalışmaları, özgünlük adına değerli bulundu. “KENTLER - DERİNLİKLER” Feryal Dumanlı Dalebout’un çalışmaları ise başlı başına izleyenleri kentlerin derinliklerine doğru yolculuğa çıkaran eserler olarak karşıladı ziyaretçileri. Aslında ziraat mühendisi olan sanatçının hikayesi, resme olan tutkusunu tuvallere aktarmaya başlayınca bir üniversitenin düzenlediği yarışmadan aldığı davet ile gerçeğe dönüşmüş. Ardından çeşitli atölyelerden aldığı eğitimler, karma ve kişisel sergiler, yurt dışında kaldığı yıllarda edindiği izlenimler, uzun yıllar içinde edinilebilecek mesafeleri kısaltmasına vesile olmuş. İzmir’in sanatla iç içe bölgesi Urla’da atölyesi bulunan Feryal Dumanlı Dalebout, çalışmalarını burada sürdürüyor. Sanatçının "Kentler - Derinlikler" başlıklı çalışmalarına tam karşıdan ve dikkatlice baktığınızda, kilometrelerce uzaklara ve derinliklere ulaşabiliyorsunuz. ### "5. İstanbul Dijital Sanat Festivali", 11-15 Haziran'da AKM'de düzenlenecek Bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF), Türk Telekom ve PASHA Bank ana sponsorluğunda, Mezo tarafından 11-15 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) gerçekleştirilecek. Anadolu Ajansı'nın (AA) global iletişim ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve dışından önemli isimleri sanatseverlerle buluşturacak. Ön gösterimini Paris'te yapan ve Türkiye'nin uluslararası düzenlenen ilk ve tek dijital sanat festivali olan IDAF, "Connecting" (Bağlanıyor) temasıyla gerçekleştirilecek. Festivalde, dijital sanatlar alanında ulusal ve uluslararası 80 sanatçının eserleri sergilenecek; ayrıca çocuk ve gençlik atölyeleri, tiyatrolar, dijital şovlar, robot gösterileri, paneller, görsel ve işitsel performanslar düzenlenecek. Artistik direktörlüğünü Esra Özkan’ın yaptığı festivalin küratörlüğünü ise Rahim Ünlü, Samed Karagöz, Niyazi Erdoğan, Evgeniya Romanidi ve Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind üstlenecek. Herkese açık ve ücretsiz olacak festivalde, işitsel ve görsel performansların, masterclassların ve tiyatroların yanı sıra pek çok konuda panel ve atölyeler gerçekleştirilecek. SPONSORLARDAN YOĞUN İLGİ Festivalin sponsorları arasında AA'nın yanı sıra Yunus Emre Enstitüsü, Turkish Airlines, Boğaziçi Üniversitesi, Trendyol, Vestel, Ars Electronica Export, Disad, İnstitut Français, Esas Holding, TGS Turkish Ground Services, Meta Yapı, Mayer, Monster, IAMX, Atelier Rebul, Biruni Üniversitesi, O SAHNE, Akın Robotics, Node Media Lab, Müzeverse, Fransa Ditib, Istituto Italiano di Cultura, ArtecHouse, Adinteraction, FH İletişim, Dewards, Pekala, Gauss, ARTtv ve Butik İnsan Kaynakları yer alıyor. Bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF), Türk Telekom ve PASHA Bank ana sponsorluğunda, Mezo tarafından 11-15 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) gerçekleştirilecek. ### Ahad Saadi'den yeni eser: "Barış için Savaş" Sanat dünyasına kazandırılan "Azernegari" sanatının yaratıcısı Ahad Saadi 'nin yeni eserinin lansmanı yapıldı. "Barış için Savaş" adını taşıyan çalışma için 13 Mayıs akşamı Hilton Istanbul Maslak Hotel'de bir tören düzenlendi. Prof. Dr. İlber Ortaylı ile birlikte sanat çevrelerinden pek çok ünlü ismin katıldığı etkinlik oldukça renkliydi. Hilton Istanbul Maslak Hotel'in ev sahipliğinde gerçekleşen lansman için günler öncesinden yapılan hazırlık, konuklar tarafından hayli etkileyici bulundu. Saadi'nin son yıllarda yaşanan savaşların son bulması adına ürettiği "Barış için Savaş" adlı dev eser, yaklaşık 10 metrekare büyüklüğünde. Otelin lobi katına yerleştirilen ve üzeri siyah bir örtü ile kaplanan eser, Hilton Istanbul Maslak Hotel Müdürü Vuslat Dağlı'nın açılış konuşmasının ardından alkışlar eşliğinde İlber Ortaylı ve diğer misafirler tarafından örtüsü aşağı doğru çekilerek açıldı. 4 BİN 200 SAAT SÜREN ÇALIŞMA Gelecek hafta Fransa'da düzenlenecek Cannes Film Festivali'ne katılacak olan eser için bir konuşma yapan sanatçı, şunları dile getirdi: "Bu çalışmayı geçtiğimiz yıl bölgemizde şiddetlenen savaşlar sırasında barışa dikkat çekebilir miyim diye planladım. Tam 4 bin 200 saat üzerinde çalıştım. Umarım düşüncem yerine gelir ve dünyayı yönetenler, 'En kötü barış bile en iyi kazanılmış savaştan iyidir" sözünden yola çıkarak biraz da barış için savaşmayı tercih ederler." Parisa Karamnezhad, Ahad Saadi, Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Vuslat Dağlı... Fatoş Aksoy, Canan Toprakkaya, Ahad Saadi, Cenk Dağcı ve Bekir Aksoy... Ahad Saadi, Handan Yüksel, Parisa Karamnezhad, Canan Toprakkaya, Kadir Toprakkaya ve Yusuf Saadi... Ahad Saadi 'nin "Barış için Savaş" adlı dev eserinin açılışına katılanlar arasında Ertan Özyiğt, Hüseyin Özer, Emine Töredi ve Betül Gülbahar da vardı. ### NişArt’tan Urla’ya yeni bir sanat merkezi Nişantaşı bölgesinin ünlü sanat galerisi NişArt, Urla’ya yeni bir sanat merkezi kazandırdı. Çağdaş sanatın yeni adresi olmaya aday gösterilen mekanın adı "Gallery Urla" olarak belirlendi. İlham veren eserlere ve sergilere ev sahipliği yapacak olan Gallery Urla’nın açılışı, 10 Mayıs Cumartesi günü düzenlenen bir açık hava partisiyle gerçekleştirildi. ALİ TOKAT & SİNEM ÖZCAN ERTEK ORTAKLIĞI Aynı zamanda özel sanat etkinlikleri için de bir buluşma noktası olması planlanan Gallery Urla, NişArt Gallery'nin sahibi Ali Tokat ve Sinem Özcan Ertek ortaklığı ile kuruldu. İleride müzayede gibi etkinliklere de ev sahipliği yapmayı hedeflediklerini paylaşan ikili, İstanbul Sanat Dergisi’nden Janset Selen’e yaptıkları açıklamada “Sanat ile iç içe farklı dünyaları keşfedeceğimiz yolculuğumuzu, başta dostlarımız olmak üzere sanatseverlere duyuruyor olmaktan mutluluk duyuyoruz” dediler. Gallery Urla'nın açılışına, sanata olan yakınlığı ile bilinen Tolga Selen de katıldı. Ali Tokat ve Sinem Özcan Ertek'e, eşi Didem Hanım ile birlikte "Hayırlı olsun" dileklerini ileten Tolga Selen; "Urla'ya böylesine güçlü bir altyapıya sahip isimler tarafından kazandırılan sanat merkezinin sanatseverlere önemli katkıları olacağını düşünüyorum" diye konuştu. ### İzmir Sanat ve Antika Fuarı'nda sanatçı zenginliği Bu yıl ikincisi düzenlenen İzmir Sanat ve Antika Fuarı, tüm zenginliğiyle devam ediyor. Hem katılan sanatçılar hem de sergilenen eserler tarafında, belki de tüm zamanların en yoğun katılımı olarak görülüyor. Ünlü isimlerin görkemli eserleri, değeri henüz keşfedilmemiş sanatçı adayları ve kendi kendini yetiştirmiş isimler, fuarda sanatseverler ile buluşuyor. İzmir Sanat ve Antika Fuarı'nda eserleri sergilenen isimlerden biri de Leyla Başarır... Kullandığı soyadının hakkını verircesine öylesine güzel çalışmalara imza atmış ki, görenler hayranlıklarını gizleyemiyor. Üstelik yarattığı konsept ile yaşı 60'ın üzerinde olanların hatırlayacağı dünyaca ünlü starları yorumlayarak tuvale aktarmış. Akademik kariyeri olmamasına rağmen kendi kendini yetiştirerek böylesine önemli bir fuarda sanatseverlerin karşısına çıkmak ve büyük ilgi görmek, onun soyadının hakkını nasıl verdiğinin kanıtı. Teşekkürler Leyla Başarır! ### Uluslararası İzmir Sanat ve Antika Fuarı devam ediyor Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir) açıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, yaptığı açılış konuşmasında İZFAŞ ve DEMOS Fuarcılık iş birliğiyle Fuar İzmir'de gerçekleştirilen fuarda, kentin yeniden sanatla buluşturulduğu bir ortamda bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. "İzmir'in her köşesinde sanatı istiyoruz" Türkiye'de benzer fuarların düzenlendiğini belirten Tugay; "İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kendimizi geliştirmeyi çok istiyoruz. İzmir'in her köşesinde sanatı daha fazla var etmek, sanatçıya daha fazla olanak sağlamak için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz" dedi. "İzmir’i sanatla buluşturmak mutluluk kaynağımız" DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan ise açılış konuşmasında fuarın gördüğü yoğun ilgiye dikkat çekerek; “İzmir’in sanatla buluşmasına katkıda bulunuyor olmanın mutluğu içindeyiz. Başta Belediye Başkanımız Sayın Dr. Cemil Tugay olmak üzere, sanatçılarımıza ve sanatseverlere teşekkürü bir borç biliyoruz” ifadelerini kullandı. IAAF Ödülleri sahiplerini buldu 2. Uluslararası İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 1500'ün üzerinde yerli ve yabancı sanatçıya ait 8 binden fazla resim ve heykel çalışmasına ev sahipliği yapıyor. Fuarın açılış töreni sırasında, bu yıldan itibaren düzenli olarak verilmesi kararlaştırılan IAAF Ödülleri’nin ilki gerçekleşti. Fuarın organize edilmesinde emeği geçenler ile birlikte yıl içinde sanata katkı sağlayan isimlere ödülleri takdim edildi. Konuşmaların ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'a Atatürk tablosu hediye edildi. Ardından bazı sanatçılara ve fuara katkı sunanlara çeşitli ödüller verildi. Ödül alan isimler arasında, hatıralarını hayalleriyle birbirine karıştırıp, metaforlara dönüştürmesiyle bilinen Yalçın Gökçebağ, “Yılın Ressamı” ödülünün sahibi oldu. Başkan Cemil Tugay, eşi Öznur Tugay ile birlikte stantları gezerek sanatçılarla sohbet etti, eserlere ilişkin bilgi aldı. Çeşitli performansların da sergilenmekte olduğu fuar, 11 Mayıs 2025 tarihine kadar 11.00 ile 19.00 saatleri arasında sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. ### Trabzon'da "Sandıktaki Bez Bebek Müzesi" açıldı Trabzon'da "Sandıktaki Bez Bebek" projesi kapsamında üretilen bez bebeklerin sergilendiği müze açıldı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün "HOPO Proje Yarışması" kapsamında, Erdoğdu Anaokulu öğretmeni Huriye Mısra Sivrikaya'nın yürütücülüğünde hayata geçirilen çalışmayla, çeşitli illerden 22 okulun katılımıyla çok sayıda bez bebek üretildi. Bölgelerin tarihi, kültürel, coğrafi ve folklorik özellikleri yansıtılarak üretilen bebeklerden 65'i, Erdoğdu Anaokulu'nda oluşturulan alanda sergilenecek. Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, müzenin açılışında projede emeği geçenlere teşekkür etti. Ortahisar'ın her anlamda güçlü, örnek bir eğitim yuvası olduğunu belirten Karakaş; "Bu okulumuz da çok güzel çalışma, proje ortaya koydu. Bu anlamda örnek olmaları açısından da çok değerli" dedi. Erdoğdu Anaokulu Müdürü Güven Türkmen ise bu tür mekanlarla çocuklara yaratıcı düşünme, yaparak ve yaşayarak öğrenme, sosyalleşme gibi beceriler kazandırmayı hedeflediklerini kaydetti. "HER HİKAYENİN BİR KAHRAMANI VARDIR" Her hikayenin bir kahramanı olduğunu dile getiren Türkmen; "Bu okulun kahramanları ise öğretmenleri, çalışanları ve fedakar velileridir. Bu eserlerin okulumuza kazandırılmasında emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum" diye konuştu. Konuşmaların ardından "Sandıktaki Bez Bebek Müzesi"nin yanı sıra "Akıl Oyunları Bahçesi", "Enerji Dostu Mavi Yeşil Proje Uygulama Alanı" ile yenilikçi yaklaşımla tasarlanmış sınıfların açılışı gerçekleştirildi. Trabzon'da "Sandıktaki Bez Bebek" projesi kapsamında üretilen bez bebeklerin sergilendiği müze açıldı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün "HOPO Proje Yarışması" kapsamında, Erdoğdu Anaokulu öğretmeni Huriye Mısra Sivrikaya'nın yürütücülüğünde hayata geçirilen çalışmayla, çeşitli illerden 22 okulun katılımıyla çok sayıda bez bebek üretildi. ### Dali, Degas, Chagall, Matisse, Miro, Magritte İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı yayınlandı. Dergi, kapak konusu olarak dünya sanat tarihine damgasını vurmuş, her biri birer ikon kabul edilen sanatçıların eserlerinin Türkiye’ye geleceğini yazdı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülmekte olan "Kültür Yolu Festivali" kapsamında Türkiye’de eserleri sergilenecek efsane sanatçılar arasında Picasso ile birlikte Dali, Degas, Rodin, Chagall, Matisse, Magritte ve Miro gibi isimlerin eserleri bulunuyor. DİYARBAKIR’DA RODİN, NEVŞEHİR’DE DEGAS... Türkiye sınırları içinde 20 şehirde düzenlenecek olan Türkiye Kültür Yolu Festivali, 5 Nisan’da Adana’da başladı. 219 gün sürecek olan festival, 10 Kasım’da Antalya’da sona erecek. Bu zaman dilimi içinde Salvador Dali, “Sürrealizmin Başyapıtları”, Henri Matisse ise “Çizginin ve Çizimin Sadeleştirilmesine Doğru” sergisiyle İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak. Bu isimlere ilave olarak Marc Chagall Ankara’da, Joan Miró İzmir’de, René Magritte Antalya’da; Henri de Toulouse-Lautrec, Edgar Degas ve Auguste Rodin ise dünyaca ünlü eserleriyle Nevşehir ve Diyarbakır’da yer alacak. YURT İÇİ VE YURT DIŞINDAN ÖZEL RÖPORTAJLAR Sergiler, sanat dünyasından aktüel haberler, etkinlikler, söyleşiler, Türkiye’de mural sanatını en iyi temsil eden isimler arasında görülen Nazife Bilgin Hazar ile her biri tabloya dönüşen binaların öyküsü ve Mahmut Karatoprak’ın Decollage Art Space’te açtığı "Kır İğdesi" başlıklı serginin yanı sıra İstanbul Sanat, bu sayısında yurt dışında beş kıtadan sanatçılara da ağırlık verdi. Kot kumaştan eşsiz eserler yaratan sıradışı sanatçı Ian Berry; “Heykel, mekân ve malzemeyle doğrudan etkileşime girmemi sağlıyor” diyen Koreli heykel sanatçısı Yunmi Lee; “Sanatım, içgüdü ve yapı arasındaki bir dans gibi…” sözleriyle dikkat çeken Ukraynalı sanatçı Olga Osnach; heykellerinin genellikle bir hikâye anlattığını ve kültürel antropolojiden ilham aldığını vurgulayan İtalyan heykeltıraş Claudia Zanaga; “Renkler aynı zamanda bir duygudur” yorumunda bulunan Etiyopyalı sanatçı Alem Teklu; hareket ve dinamizmin eserlerindeki en önemli unsurlar olduğunu aktaran İranlı sanatçı Asef Ebrahimi dergi sayfalarına renk kattılar. KEYİFLİ SÖYLEŞİLER Çalışmalarında insanoğlunun çeşitliliğini yansıtan Çek Cumhuriyetli çağdaş sanatçı Julius Reichel; tasarım konusunun sosyal psikoloji, felsefe ve mimarlık gibi insan odaklı bilim dalları ile yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Geray Gencer; sanatı bitmeyen bir yolculuk olarak nitelendiren heykeltıraş Kemal Tufan da İstanbul Sanat'ın konukları oldular. “Emanetçisi olduğumuz kültürü gelecek kuşaklara aktarıyoruz” diyerek koleksiyonerliği aynı zamanda bir misyon olarak kabul eden Ömer Dinçer Kılıç; tarihi bir mekândan sanat merkezine dönüşen Yeldeğirmeni Sanat’ın hikâyesini paylaşan Saba Sümer; sanat terapisine giden yolu anlatan Selen Korad Birkiye; fotoğrafın derinliğini yorumlayan sanatçı Özgür Ülker; “Gerçek müzik aşk gibidir, dışarıdan yönetilemez” diyen Asena Akan ise derginin diğer içerikleri arasında bulunuyor. Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! İstanbul Sanat Dergisi’ni www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden aynı gün kargo ile sipariş verebilir veya Hepsiburada, Trendyol, N11 gibi platformlardan satın alabilirsiniz. ### Fatih Sultan Mehmet'i tasvir eden eserler Londra'da sergileniyor Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İtalyan sanatçı Gentile Bellini'nin yaptığı portreden II. Mehmet'i tasvir eden madalyonlara kadar çok sayıda eser, İngiltere'nin başkenti Londra'da Victoria ve Albert Müzesi'nde sergileniyor. Fatih Sultan Mehmet'i tasvir eden portre ve madalyonlar, İngiltere'nin başkenti Londra'da sergileniyor. Bellini'nin 1479-1481 arasında kaldığı İstanbul'da yaptığı Fatih Sultan Mehmet (2. Mehmet) portresi ve madalyonlar, Orta Çağ'ın en önemli portreleri arasında yer alıyor. Fatih'in davetiyle İstanbul'a gelen Bellini, dönemin Osmanlı yaşamını resmeden eserler verdi. Osmanlı halkının kıyafetlerini ve dönemin manzaralarını da tuvale taşıyan Bellini, Fatih'in isteğiyle bir portre yaparken bir de bronz madalyon hazırladı. Bellini'nin Fatih Sultan Mehmet portresi ve Fatih'i tasvir ettiği madalyon, bugün dünyanın en ünlü sanat eserlerini koleksiyonunda barındıran Victoria ve Albert Müzesi'nde sergileniyor. TÜRÜNÜN İLK ÖRNEKLERİNDEN Çeşitli dönemlerde yapılan müdahaleler ve koruma çalışmaları nedeniyle portrede tahribatlar bulunuyor. Bunlar arasında, Fatih'in içinde tasvir edildiği kemerli kapının ayak kısmındaki yazılar dikkati çekiyor. Yeniden yazılan ya da kısmen yok olan yazıların okunabilen bölümünde "1480, Kasım'ın 25'inci günü" ifadesi görülüyor. Kapının diğer ayağında ise Latince "Victor Orbis (Dünyanın Fatihi)" ifadesi okunuyor. Portrenin üst köşelerinde yer alan üçer tacın, Fatih Sultan Mehmet'in sona erdirdiği üç devleti simgelediği düşünülüyor. Sanat tarihçilerine göre bu taçlar, İstanbul'un fethiyle ortadan kalkan Roma İmparatorluğu'nu, Trabzon Rum İmparatorluğu'nu ve Anadolu'nun fethi anlamına gelen Konya'nın alınmasını işaret ediyor. Fatih'in içinde resmedildiği kemerli kapının ise kötülükten iyiliğe girişin sembolü kabul edilen İtalya'daki Aziz Zekeriya Kilisesi'nin kapısından ilham alındığı belirtiliyor. Dönemin portre çiziminde sık kullanılan yan duruş, Fatih portresinde de ziyaretçilerin karşısına çıkıyor. Fatih'in burnunun kemerli çizilmesi, bir kişinin olduğu gibi resmedilmesinin ilk örneklerinden sayılırken, kırmızı-beyaz sarık siyasi ve dini pozisyonunu temsil ediyor. MADALYONLARDA FATİH, ATIN ÜZERİNDE TASVİR EDİLİYOR Tabloda yer alan üç taç, Bellini'nin aynı müzedeki Fatih madalyonunun arkasında da bulunuyor. Madalyon, Bellini'nin bu türde verdiği bilinen tek eseri olarak dikkati çekiyor. Müzedeki bir diğer Fatih madalyonunun ise İtalyan ressam Constanza de Ferrera'nın imzasını taşıyor. Fatih Sultan Mehmet, madalyonun arkasında atın üzerinde tasvir edilmiş olarak görülüyor. Fatih'in isteğiyle İstanbul'a gelen sanatçılardan de Ferrera'nın bu madalyonu, Fatih öldükten sonra satılmak üzere yaptığı tahmin ediliyor. Bertoldo di Giovanni'nin Fatih madalyonunda ise at arabası üzerinde bir genç figürü görülüyor. Bu figürün Fatih'in askeri zaferlerini sembolize ettiği düşünülüyor. LAYARD'IN MİRASI OLARAK GALERİ ENVANTERİNE GİRDİ Portre ve madalyonların müzelerin eline nasıl ulaştığına dair bilgi de hem Victoria ve Albert Müzesi'nde hem de Ulusal Galeri'de mevcut. Buna göre portre, Austen Henry Layard isimli diplomatın mirası olarak 1916'da Ulusal Galeri envanterine girdi. Venedik'te büyümüş, emekli olunca da Venedik'e yerleşmiş bir İngiliz olan Layard'ın, diplomatlara verilen dokunulmazlıkla pek çok eseri şahsi koleksiyonuna kattığına inanılıyor. Di Giovanni ile de Ferrera imzalı madalyonlar ise iş insanı ve koleksiyoner George Salting'in müzeye bağışladığı eserler arasında yer alıyor. ### IAAF İzmir Sanat ve Antika Fuarı çarşamba günü başlıyor İlk kez geçtiğimiz yıl düzenlenen ve çok başarılı geçen IAAF İzmir Sanat ve Antika Fuarı’nın bu yıl ikincisi gerçekleştiriliyor. 7-11 Mayıs 2025 tarihleri arasında ziyarete açılacak olan fuar, aynı zamanda pek çok etkinliğe de ev sahipliği yapacak. DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen bu büyük sanat buluşması, 7-11 Mayıs tarihlerinde her gün 11.00 ile 19.00 saatleri arasında gezilebilecek. BİN 500 SANATÇI, 8 BİN ESER Fuara 100’e yakın galeri ve sanat insiyatifi katılıyor. Bin 500’ün üzerinde yerli ve yabancı sanatçılara ait 8 binden fazla resim ve heykel, sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Bu büyük sanat buluşması; çağdaş sanat eserlerinden klasik tablolara, antika objelerden çini, seramik, cam, ahşap ve heykel çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede sanatçıları ve sanatseverleri bir araya getirecek. KONSERLER DİZİSİ Fuarın ilk günü akşamında, saat 18.00'de "IAAF Sahne Yılın Sanat Ödülleri Töreni" yapılacak. Ardından ise saat 20.30'da Gülsin Onay, katılımcılara müzik ziyafet verecek. Bir sonraki gün, Mehmet Şekercioğlu ile Kaan Güven konseri düzenlenecek. 9 Mayıs akşamı saat 19.30'da Kerem Görsev, vereceği konserde hayranları ile buluşacak. 10 Mayıs’ta saat 14.00-17.00 arasında "IFI WID 2025 İzmir İçmimarlar Odası Semineri" gerçekleştirilecek. Bu etkinliğin konusu, “Duyusal Tasarım, Mekansal Deneyim ve Yapay Zeka Uygulamaları” olacak. Ardından saat 19.30 sularında Hakan Aysev konseriyle ziyaretçiler büyülü bir yolculuğa çıkacak. Fuarın son günü olan 11 Mayıs günü ise IAAF Sahne’de sürpriz workshoplar yapılacak. Sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği IAAF İzmir Sanat ve Antika Fuarı, 7-11 Mayıs 2025 tarihleri arasında Fuar İzmir / Gaziemir’de düzenlenecek. IAAF İzmir, beş gün boyunca Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıları ve galerileri ağırlayacak. ### Miart Gallery, İstanbul'daki galerisini "Bronzun Yeni Çağı" sergisiyle açtı Miart Gallery London, İstanbul'daki iki yeni galerisinin açılışını ünlü heykeltıraş Lorenzo Quinn'in "Bronzun Yeni Çağı" solo sergisiyle gerçekleştirdi. Quinn'in bugüne kadarki en büyük solo sergisi ile gerçekleşen tanıtımda, sanatçının farklı disiplinlerden ürettiği 80 parçalık bir koleksiyon izleyiciye sunuldu. İnsanlık, sevgi, bütünleşme ve birlik temaları etrafında şekillenen güçlü bir hikaye sunmayı amaçlayan sergi, Four Seasons Residences ve Four Seasons Hotel Istanbul at the Bosphorus'ta sanatseverlerle buluştu. World Art Awards ve American Art Awards'ın "Birleşik Krallık’ın En İyi Galerisi" ödülüne layık gördüğü galerinin kurucusu İrem Deniz ve Lorenzo Quinn, Four Seasons Hotel Istanbul at the Bosphorus'ta düzenlenen basın toplantısında sergiye ve açılışla ilişkin açıklamalarda bulundu. İrem Deniz, galerinin vizyonunu bulunduğu ülkenin sınırlarının değil, sanatın evrensel potansiyeline göre belirlediğini vurgulayarak; "İstanbul'a ve Türkiye'ye sanat adına yürekten inanıyorum. Miart Gallery London'ı uluslararası bir başarıyla büyüttükten sonra, bu vizyonu İstanbul'a taşımak benim için bir hayaldi. İstanbul, başlı başına bir sanat eseri. Her köşesi tarih, ruh ve hikayeyle dolu" dedi. Lorenzo Quinn'in eserlerinin farklı coğrafyalardan ve kültürlerden gelen insanlara görselliğiyle ve felsefesiyle dokunabildiğini aktaran Deniz; "Uluslararası sanat danışmanlığı kariyerimde, bu kadar geniş bir yelpazeye aynı anda hitap edebilen sanatçı çok az gördüm. Türkiye'deki sanat izleyicisiyle onu buluşturmak, bu hayalin en anlamlı karşılığı oldu. İstanbul, Lorenzo'yu dünyada en çok takip eden ikinci şehir. Bu da onun İstanbul'daki sanatseverlerle buluşmasının ne kadar isabetli bir karar olduğunu gösteriyor" görüşünü paylaştı. "TÜRK SANATÇILARI İÇİN YENİ KAPILAR AÇACAK" Miart Gallery Kurucusu İrem Deniz, Quinn'in eserlerinde yer alan "denge" faktörünün sadece tematik değil, fiziksel olarak da var olduğunu söyleyerek; "Birçok eser, üzerinde hiçbir bağlantı olmadan duruyor. Tamamen kendi ağırlık merkeziyle ayakta. Bu da onun sanatındaki matematiksel zekayı gösteriyor. Şimdiden birçok eserimiz satıldı ve farklı edisyonlar için sipariş almaya devam ediyoruz. Ayrıca yeni parçalar getirmeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. Galerinin sanatçı ve eser seçimlerini yedi kişilik bağımsız bir sanat komitesinin yaptığını anlatan İrem Deniz, şunları kaydetti: "Türkiye'den de son dönemde çok sayıda sanatçıdan birlikte çalışma yönünde başvuru alıyoruz. Galerimizin çizgisine, vizyonuna ve küratöryel yapısına uygun isimleri belirlemeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde dünyaca tanınan sanatçıları Türkiye'ye getirmeye devam edeceğiz. Aynı zamanda Türkiye'den seçtiğimiz sanatçıları Londra’da temsil ederek uluslararası platformlara taşıma hedefindeyiz. Bu çift yönlü yaklaşım, Türk sanatçıları için yeni kapılar açacak." "BİR SONRAKİ PROJEMİZ 'TAKILABİLİR SANAT'" Quinn ise bu serginin uzun süredir hayalini kurduğunu paylaşarak; "İstanbul'u ve burada yaşayan insanları çok seviyorum. Sosyal medyada bana sürekli 'Buraya gelmelisin' deniyordu. İrem Deniz ile tanıştıktan sonra Türkiye hayalim gerçek olmaya başladı. İstanbul'da daha çok bulunacağım. Burada ilk kez sergilediğim yeni eserlerin yanı sıra daha önce elimizde olan ama insanlığın hikayesini sevgi, bütünleşme ve birliği temsil eden eserleri seçtik" ifadelerini kullandı. Birlik ve bağlantı mesajını o kadar yaymaya çalıştığını ifade eden Quinn; "Bu zamanlarda orta yolu bulmak zor. Sanatımın siyasi olmasını istemiyorum ve bundan özellikle uzak durmaya çalışıyorum. Bunun yerine sevgi ve birlik mesajı vererek insanlara dokunmak istiyorum. Bir sonraki projemiz, Türkiye'de 'takılabilir sanat' anlayışıyla tasarladığım mücevher koleksiyonum olacak" dedi. "ŞEHİR, KAMUSAL SANATLA BULUŞMAYA FAZLASIYLA HAZIR" Quinn, "Köprüler Kurmak" eserini Türkiye'ye getirmek istediklerini dile getirerek; "Eller, iletişimin en güçlü araçlarından biri. Birini ilk gördüğümüzde elini sıkarız, dünyaya geldiğimizde bizi karşılayan da iki el olur. Eller hem inşa eder hem de yıkabilir. Ben inşa eden, köprü kuran ellere inanıyorum. Bu bağlamda ilk Venedik'te sergilenen, şu anda daha küçük ölçekli versiyonuyla İtalya'yı dolaşan bu heykelim, gittiği her şehirde özel bir enerji yaratıyor. İnsanlar, heykelin altından geçerken bir anlığına da olsa etkileniyor. Sanatın böyle bir gücü var; duygusal olarak insanlara dokunabiliyor" diye konuştu. Sanatın sadece müze gezmeyi sevenler ya da koleksiyonerler için olmadığının altını çizen Quinn; "Sanat sokakta yürüyen herkes için var. İstanbul'da da sanat yerleştirilebilecek çok güzel yerler var. Özellikle Dolmabahçe Sarayı'na büyük ölçekli bir eser yapmak isterim. Orası adeta bunun için tasarlanmış gibi. Atatürk Kültür Merkezi'nin önündeki meydan da kamusal sanat için harika bir alan. Şehir, kamusal sanatla buluşmaya fazlasıyla hazır" değerlendirmesini paylaştı. Lorenzo Quinn'in "Bronzun Yeni Çağı" sergisi, Miart Gallery'de haziran ayının sonuna kadar görülebilecek. ### Batman'da 3 bin yıllık tarih turizme kazandırılıyor: Erzen Antik Kenti’ndeki Balıklı Göl ziyaretçilere açılıyor Batman’ın Kozluk ilçesi, tarihi zenginliğine bir turizm destinasyonu daha eklemeye hazırlanıyor. Erzen Antik Kenti sınırlarında yer alan ve 3 bin yıllık geçmişe sahip Balıklı Göl, yürütülen çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte turizme açılacak. Orta Çağ’da Dilmaçoğulları Beyliği ve Eyyubiler gibi önemli medeniyetlere ev sahipliği yapan Erzen Antik Kenti, sadece tarihî değil, aynı zamanda doğal güzellikleriyle de dikkat çekiyor. Bu alanın en çarpıcı unsurlarından biri olan Balıklı Göl’de, 2024 yılının Aralık ayında başlayan çevre düzenleme ve rekreasyon projesinde sona yaklaşıldı. Batman Valiliği koordinasyonunda; Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve Kozluk Kaymakamlığı iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında göl çevresi temizlendi, yürüyüş yolları ve peyzaj alanları oluşturuldu. Yaklaşık 10 dönümlük alanda kurulan mesire alanına çardaklar yerleştirilerek ziyaretçilere dinlenme alanları sunuldu. Doğal kaynak suyuna sahip olan göl, içinde barındırdığı balıklarla da korunmaya alındı. Gölün doğasını bozmadan sürdürülen çalışmaların yüzde 95’i tamamlandı; alanın Mayıs ayında halkın ziyaretine açılması planlanıyor. "Kozluk’un turizm potansiyelini görünür kılmak istiyoruz" Kozluk Kaymakamı Ekrem Güngör, bölgenin tarihî mirasına dikkat çekerek, yürütülen projenin turizm açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Güngör, "Kozluk’un yaklaşık 10 bin yıllık bir geçmişi var. Hallan Çemi Höyüğü’nden Malabadi Köprüsü’ne, Mereto Dağı’ndan Erzen Antik Kenti’ne kadar pek çok değerli mirasa sahibiz. Şimdi bu kültürel zenginliğe Balıklı Göl’ü de kazandırıyoruz" dedi. Antik kentin tarihî dokusunu ortaya çıkarmak ve turizme entegre etmek amacıyla, ilgili kurumlarla birlikte titiz bir proje geliştirdiklerini belirten Güngör, "Amacımız sadece Batman’ın değil, Türkiye’nin turizm haritasında da Kozluk’un adını duyurmak. Hasankeyf’ten sonra bölgeye yeni bir turizm rotası kazandırmak istiyoruz" ifadelerini kullandı. Balıklı Göl projesiyle, hem bölge halkına sosyal bir alan kazandırılması hem de kültürel turizmin canlandırılması hedefleniyor. Görsel Kaynak: İbrahim Toprak/AA ### Deneyimli iletişimciye önemli görev Markasanat Marka Yönetimi ve Kurumsal Danışmanlık Ajansı Başkanı Nevin Özcan, üreticinin birebir kullandığı ya da aldığı tüm ürün ve hizmetlere sağlıklı bir şekilde ulaşması için çalışmalar yürüten Güvenilir Ürün Platformu’nun İletişim Komitesi Başkanı oldu. Tüketici sağlığını ve yaşam standartlarını etkileyebilecek ürün ve hizmetler konusunda toplumu bilgilendirmek, araştırmalar yapmak, doğru bilinen yanlışları düzeltmek ve projeler üretmek amacıyla kurulmuş bir sivil girişimi olan Güvenilir Ürün Platformu, nisan ayında gerçekleştirdiği genel kurulda Markasanat Marka Yönetimi ve Kurumsal Danışmanlık Ajansı Başkanı Nevin Özcan’ı platformun İletişim Komitesi Başkanı olarak seçti. Platformun tüm iletişim çalışmalarını yürütecek olan Nevin Özcan, 20 yıla aşkın süredir iletişim stratejisi konusunda yaptığı çalışmalarla bilinen bir isim. Özcan, kamusal alanda uzun yılları aşkın deneyimini kurduğu Markasanat Ajans’a taşıdı. Markasanat; “40 Yaş Altı En Güçlü 40 Genç CEO”, “40 Yaş Altı 40 Genç Yönetici”, “Anadolu Markaları” gibi ödüllere sahip markalarıyla “En Çok Ödüllü Markaya Sahip Ajans” unvanıyla biliniyor. 40’a yakın STK üyesi, 5000’e yakın bireysel üyesi, meslek odaları, ticaret odaları, üniversiteler, akademisyenler ve toplumsal duyarlılığı yüksek kurumlar tarafından desteklenen Güvenilir Ürün Platformu’nun başkanlığını, ekonomi gazetecisi ve Ekonomi Gazetecileri Derneği Onursal Başkanı Celal Toprak yürütmekte. ### Osman Hamdi Bey'in tablosu Londra'da 1 milyon sterline satıldı Türk resminin öncülerinden Osman Hamdi Bey'in "Preparing Coffee (Kahve Hazırlığı)" adlı tablosu, 1 milyon sterline (yaklaşık 51 milyon lira) satıldı. Uzun zamandır kayıp olan 1881 tarihli nadide tablo, İngiltere'nin başkenti Londra'daki Sotheby's Müzayede Evi'nde gerçekleştirilen "Oryantalist Sanat" başlıklı müzayedede satılan en pahalı eser oldu. Toplam 50 sanat eserinin hızlı bir şekilde satıldığı müzayedede en yüksek değere sahip lot olarak öne çıkan tablo, telefonla teklif veren anonim bir alıcı tarafından satın alındı. KOLEKSİYONERLERDEN YOĞUN İLGİ GÖRDÜ Koleksiyonerler ile kurumlardan yoğun ilgi gören eser, yakın zamana kadar Avusturya'daki özel bir koleksiyonda bulunuyordu. Gürcistanlı bir sanat koleksiyoncusu olan Prens Sadiq Yadigarov tarafından ilk olarak 1910 yılında satın alınan tablo, Yadigarov'un oğlu Archil'e, 1930'lu yıllarda ise evlilik yoluyla Archil ile akraba olan Viyana'daki özel bir koleksiyoncuya geçti ve 2008'e kadar miras yoluyla onda kaldı. USTALIK SINIFI ESERİ Osman Hamdi Bey'in estetik, incelik ve kültürel saygısının imzası olarak bir ustalık sınıfı eseri olarak görülen tabloda, muhtemelen İstanbul'un Topkapı Sarayı'ndaki hayali bir harem olan zengin fayanslı, sütunlu bir iç mekanın tasvir ediliyor. Eserde, ellerini yıkayan iki genç kadının kahve hazırlama ritüeli resmediliyor. Üst kısmında kufi yazı tipiyle yazılan metinde besmele bulunan eserde, Kur'an-ı Kerim'in Hud Suresi'nin 88. ayetinin bir bölümü olan "Başarmam ancak Allah'ın yardımıyladır." anlamındaki ifade de yer alıyor. Ünlü sanatçının başka eserlerinde de yer alan bu ifade, esere manevi ve entelektüel bir derinlik de katıyor. ### “Eve Gelen Bisiklet” Belgeseli Gala Gösterimi Kadıköy Sineması’nda! Türkiye'nin bisiklet kültürüne önemli katkılarda bulunan Gürsel Akay’ın yaşamını ve bisiklet tutkusunu konu alan “Eve Gelen Bisiklet” belgeseli, 28 Nisan Pazartesi günü saat 19:00’da Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşuyor. Burak Uyanık’ın yönetmenliğini üstlendiği bu ilham verici yapımın gala gösterimi ücretsiz olarak gerçekleştirilecek ve tüm sinemaseverler davetli.​ Belgesel, Gürsel Akay’ın bisikletle geçen hayatını ve bu tutkunun çevresine nasıl ilham verdiğini gözler önüne seriyor. Gösterim sonrası, izleyiciler yönetmen ve ekiple sohbet etme fırsatı bulacak.​ Bisiklet severler ve belgesel tutkunları için kaçırılmayacak bu özel etkinlik, Kadıköy Sineması’nda gerçekleşecek. ### Candan Uluğ kişisel sergisiyle Büyük Kulüp'te! Resssam Candan Uluğ, aralarında son dönem çalışmalarının da yer aldığı eserlerini Büyük Kulüp'te açtığı kişisel sergisiyle sanatseverlerin beğenisine sundu. Büyük Kulüp Sergi Salonu'nda "Işığın İzinde" adıyla başlayan sergi, 2 Mayıs 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Çeşitli boyutlarda olmak üzere 40'ın üzerinde çalışması sergilenen Uluğ'un, özellikle suluboya ile ürettiği eserleri dikkatleri çekiyor. Sergi için 26 Nisan Cumartesi günü düzenlenen açılış kokteyline katılanlar arasında, Büyük Kulüp üyesi koleksiyonerlerden Şükran Uysal da vardı. ### Göztepe G&G Sanat Merkezi’nde “Kadının Gücü” Sergisi G&G Sanat Merkezi aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi de olan, “Kadının Gücü” temalı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Moda Rotary Kulübü’nün Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları yararına düzenlediği bu anlamlı sergiye, aralarında G&G Sanat Merkezi Kurucusu sanatçı Güher Elçiçek’in de bulunduğu 24 sanatçı eserleriyle katılıyor. Sergi için 26 Nisan günü G&G Sanat Merkezi’nde yoğun katılımlı bir açılış kokteyli düzenlendi. Sergi açılışına, Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneği, Moda Rotary Kulübü, Moda Interact kulübü üyeleri ile birlikte sanatçı dostları ve sanatseverler katıldı. Katılan sanatçıların çalışmalarından oluşan yaklaşık 100 parça eserin yer aldığı, “Kadının Gücü Sergisi” G&G Sanat Merkezi’nin bulunduğu Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi, Kemal Kayacan Sokak üzerindeki Beyaz Köşk’te 3 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek. KATILAN SANATÇILAR Ssergiye katılan 24 sanatçı şu isimlerden oluştu: Alp Bartu, Ayla İnsanova, Derya Çelebi, Dilara Taşdemir, Elmira Akarsu, Görkem Su Kılıç, Güher Elçiçek, Gülay Er, Gülsüm Engin, Hilal Koçak, İlkay Günerli, Katia Özdemir, Medina Akkaynak, Merve Kıyak, Mine Yanarkol, Nazlı Büberoğlu, Onur Oduncular, Özkan Yılmaz, Reyhan Uludağ, Parya Ghaderi, Perincan Yalnızcık, Tuğba Bozan ve Selim Uzel. ### Sanat Rotası, Arter’deki beş sergilik yolculuğuna devam ediyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ iş birliğiyle düzenlenen Sanat Rotası etkinliği, Arter’de sanatseverlerle yeniden buluşuyor. 3 Mayıs’ta gerçekleşecek rehberli sergi turu, katılımcılara Arter’in güncel programındaki beş farklı sergiyi bir arada deneyimleme fırsatı sunacak. Her yaştan ziyaretçiye hitap eden, çok disiplinli yapısıyla dikkat çeken Arter, sanatın farklı biçim ve anlatımlarını bir araya getirerek yaşayan bir kültür platformu olma iddiasını sürdürüyor. Bu özel turda izleyiciler, hem yerli hem de uluslararası sanatçıların işleriyle sanatın güncel meselelerine dair yeni perspektifler kazanacak. Tura dahil olan sergiler şunlar: Koray Ariş: İçinde Yaşadığımız Deri Yasemin Özcan: Islak Zemin Angelica Mesiti: Gelecek Zamanın Süregelen Hikâyesi Franz Erhard Walther: Heykel Olma Teşebbüsü Kader Attia: Asesinos! Asesinos! Katılımcıların, her bir sergiyi rehber eşliğinde keşfetme imkânı bulacağı bu özel etkinlik, sınırlı kontenjanla gerçekleştirilecek. Sanat Rotası’na katılmak isteyenler, 29 Nisan saat 10.00’dan itibaren Radar Türkiye uygulaması üzerinden ücretsiz kayıt oluşturabilir. ### İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin 2026'daki ön gösterimi Dubai'de yapılacak Anadolu Ajansı'nın (AA) global iletişim ortağı olduğu "İstanbul Dijital Sanat Festivali" (IDAF), dijital sanat alanında uluslararası etkisini genişleterek Orta Doğu'ya açılıyor. Yapılan açıklamaya göre, festivalin 2026 yılı ön gösteriminin Dubai'de gerçekleştirileceği, Theatre of Digital Art (TODA) ile kurulan yeni stratejik iş birliğiyle duyuruldu. Yakın zamanda Paris'te ön gösterimi yapılan festivalin direktörü Dr. Nabat Grakhanova ve artistik direktörü Esra Özkan, Dubai TODA'da bir söyleşide bir araya geldi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Garakhanova, Türkiye'nin dijital sanat alanındaki etkisine dair; "Türkiye olarak dijital sanatta dünyada ilk beş içinde yer almanın gururunu yaşıyoruz. Türk sanatçılarımızın öncülüğünde festivali global sahnelerde tanıtmak bizim için büyük bir mutluluk. Bayrağımızı bu alanda gururla taşıyoruz" ifadelerini kullandı. bazı çalışmaların ön gösterimleri izleyicilere sunuldu Türkiye ve Azerbaycan'ın Dubai Başkonsoloslukları ve Trendyol iş birliğiyle gerçekleştirilen söyleşide, IDAF'ın dijital sanat dünyasındaki yükselen rolü ele alındı. Uluslararası iş birliklerinin önemine vurgu yapan ekip, TODA ile yapılan ortaklık sayesinde festivalin 2026 ön gösteriminin Dubai'de düzenleneceğini açıkladı. Azerbaycan'ın ilk yapay zeka sanatçısı Shusha'nın IDAF için ürettiği dijital eserlerin de sanatseverlerle buluştuğu etkinlik kapsamında, festivalde yer alacak bazı çalışmaların ön gösterimleri izleyicilere sunuldu. ### Zimsart Galeri’de Zimbabve’den İstanbul’a kültürel bir heykel yolculuğu sergisi Zimst Sanat Galerisi, Zimbabve’nin en köklü topluluklarından Shona halkının ruhani sanatını İstanbul’a taşıyor. Çağdaş sanatın evrensel diliyle kültürler arası bir köprü kurmayı amaçlayan Zimst Galeri, 26 Nisan 2025 Cumartesi günü saat 16:30–19:30 arasında gerçekleşecek özel bir açılışla sanatseverleri büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor. Her biri Zimbabve Ulusal Müzesi tarafından tanınan ustaların sertifikalı eserleri, Türkiye’de ilk kez Zimst Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor. 26 Nisan Cumartesi günü gerçekleşecek açılışa Zimbabve’nin Türkiye Büyükelçisi Sayın Alfred Mutiwazuka ile Türkiye’nin eski Zimbabve Büyükelçisi Sayın Hakan Kıvanç’ın yanı sıra sanatçılar ve seçkin davetliler de katılım sağlayacak. Shona taş heykelleri; opal, springstone, red jasper gibi yarı değerli taşlardan, yalnızca tek bir parçadan oyularak yaratılan, yüksek enerjili ve sembolik eserlerdir. Picasso’dan Brancusi’ye pek çok büyük sanatçının ilham aldığı bu sanat dalı; New York Modern Sanat Müzesi’nden British Museum’a kadar dünyanın önde gelen müzelerinde yer almaktadır. Zimst Galeri’de yer alan sanatçılar arasında, Shona sanatının Michelangelo’su olarak anılan Lovemore Bonjisi, evrensel temaları taşla buluşturan sanatçılar Richard Rosani ve Dominic Benhura, ayrıca Colleen Madamombe gibi önemli isimler bulunuyor. Zimst Galeri, sadece bir sanat galerisi olmanın ötesinde; iki kültürü birbirine yaklaştırmayı ve topluma katkı sağlamayı amaçlayan bir sanat girişimi olarak öne çıkıyor. Galeri, elde ettiği gelirin bir kısmıyla Afrika’da beslenme ve eğitim alanlarında ihtiyaç sahibi çocuklara destek olmayı hedefliyor. Bu eşsiz sanat buluşmasını kaçırmamak için Zimst Galerisi’ne uğramayı unutmayın! ### Hollanda’da Sanat İhmali: 46 Eser ve bir Warhol kayıp Yenileme Çalışmaları Felakete DönüştüHollanda'nın Maashorst Belediyesi’nde geçtiğimiz yıl yapılan yenileme çalışmaları sırasında, aralarında ünlü sanatçı Andy Warhol’a ait bir serigrafi baskının da bulunduğu 46 sanat eserinin büyük ihtimalle yanlışlıkla çöpe atıldığı ortaya çıktı. Belediyeden yapılan açıklamada, belediye binasının tadilatı sırasında sanat eserlerinin yeterince korunmadığı ve bodrum katında oluşan su hasarı sonrası birçok eserin hacimli atıklarla birlikte bertaraf edildiği bildirildi. Yapılan iç soruşturma, kaybolan eserlerin geri getirilmesinin mümkün olmadığını ortaya koydu. Kaynak: revolverwarholgallery.com Warhol'un Kraliçe Beatrix Portresi de KaybolduKaybolan eserler arasında, Andy Warhol'un 1985 tarihli “Reigning Queens” serisinden eski Hollanda Kraliçesi Beatrix’i tasvir eden ve yaklaşık 17.000 dolar değer biçilen serigrafi çalışması da bulunuyor. Warhol’un bu ikonik eseri, pop art akımının önemli örnekleri arasında yer alıyor. Belediye: "Derin Üzüntü Duyuyoruz"Belediye Başkanı Hans van der Pas, yaşanan ihmal nedeniyle derin bir üzüntü içerisinde olduklarını belirtti. Van der Pas, “Bu olay, sanat koleksiyonlarının korunmasının ne kadar ciddi bir sorumluluk olduğunu bize acı bir şekilde hatırlattı” diyerek, belediyenin sanat varlıklarını koruma yöntemlerini gözden geçireceğini söyledi. Kültürel Mirasın Kayıp HalkasıSanat dünyasında yankı uyandıran bu olay, kültürel mirasın korunması konusunda daha sıkı denetim ve prosedürlerin gerekliliğini yeniden gündeme taşıdı. Andy Warhol gibi önemli bir sanatçının eserinin bu şekilde kaybolması, yalnızca yerel halkı değil, uluslararası sanat çevrelerini de derinden üzdü. Kapak Fotoğrafı Kaynak: Patrick van Katwijk/Getty Images ### Kunt Art Space'te Hakan Çapkan Sergisi Ünlü illüstratör Hakan Çapkan, "İnsanın kendisiyle kurduğu ekolojik ilişkiyi sorgulatan sergi" olarak yorumlanan sergisi "Doğanın Gölgesinde" ile Kunt Art Space'e konuk oldu. Kurulduğu günden bugüne Çukurova bölgesinde sanata olan katkılarıyla adından söz ettiren çağdaş sanat galerisi Kun Art Space, çalışmalarında insan, doğa, kent ilişkilerini öne çıkaran illüstratör Hakan Çapkan’ın "Doğanın Gölgesinde" adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçı, 26 Nisan-24 Mayıs tarihleri arasında sanatseverlerin izlenimine açılacak olan sergiyi; insanın yalnızca çevresiyle değil, kendisiyle de kurduğu ekolojik ilişkiyi sorgulayan, kentte var olmanın doğayla temas edebileceği yeni yollarını arayan bir düşünsel alan olarak tanımlıyor. "DOĞANIN GÖLGESİ" SERGİSİ HAKKINDA... Modern kent, doğadan uzaklaşmanın hem sahnesi hem de nedenidir. Bu uzaklık yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir kopuşu da beraberinde getirir. Kentin içindeki birey, doğayla arasındaki bağı yeniden kurma çabasında; kimi zaman zihninde bir orman yaratır, kimi zaman bir pencerenin önünde filizlenen bir yeşilde soluklanır, kimi zaman ise kayıp bir hafızayı düşlerinde arar. Bu anlatı, doğayla olan ilişkinin içselleştiği, kayıplarla ve yok oluşlarla yoğrulmuş bir tahayyülün izini sürer. Doğaya dair hafızasını unutmamakta direnen bireyin yalnızca nostaljik bir arayışı değil, aynı zamanda yeni bir varoluş biçiminin inşasıdır. Her görsel, bir yandan sığınma ihtiyacını ifade ederken, öte yandan sistemin dayattığı yaşam biçimlerine karşı sessiz bir başkaldırı taşır. Burada şehir yalnızca bir yaşam alanı değil; aynı zamanda bir mücadele ve yeniden tanımlama sahnesidir. Doğa artık yalnızca ağaçlardan, gökyüzünden, kuş seslerinden ibaret değildir. Doğa, insanın kendi doğasını da içine alarak genişler; kentte, bedende, hafızada ve hayalde şekillenir. Bu bağlamda sergi, doğanın izlerini sürmekten ziyade, doğanın kentsel ve bireysel katmanlarda yeniden üretildiği anlara tanıklık sunar. HAKAN ÇAPKAN HAKKINDA... 1979 yılında Mersin'de doğan sanatçı, 1998-2002 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Grafik Anasanat Dalı'nda eğitim gördü. 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nda görsel sanatlar öğretmeni olarak göreve başladı. "Renkli Kafalar" illüstrasyon ekibinde illüstratör olarak görev yaptı. 2010-2024 yılları arasında yurt içi ve dışında solo sergilerinin yanı sıra birçok karma sergiye katıldı. Çizimlerinde doğa-kent-insan ilişkilerini ön plana çıkaran sanatçı, toplumsal karmaşa içerisinde şehirlerin insanlar üzerindeki etkilerini ve doğaya olan özlemlerini anlatan eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunuyor. ### 10. Üsküdar Kitap Günleri kapılarını açtı “Okumak Özgürlüktür” temasıyla kültür dolu günler başladı Üsküdar Belediyesi tarafından bu yıl 10’uncusu düzenlenen Üsküdar Kitap Günleri, 25 Nisan’da Harem Etkinlik Alanı’nda başladı. “Okumak Özgürlüktür” sloganıyla yola çıkan etkinlik, 4 Mayıs’a kadar kitapseverleri ağırlamaya devam edecek. 200’ün üzerinde yayınevinin katıldığı fuar, ilk günden itibaren yoğun ilgi gördü. Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, yalnızca bir kitap satış alanı olmanın ötesine geçerek yazarlar, okurlar ve yayıncıları bir araya getiren dinamik bir kültür platformuna dönüştü. Zengin içeriğiyle dikkat çeken 10. Üsküdar Kitap Günleri kapsamında, yazar buluşmaları, söyleşiler, imza günleri ve çeşitli kültürel etkinlikler düzenleniyor. Bilimkurgu ve polisiye türlerinden çocuk ve gençlik kitaplarına, araştırma-inceleme eserlerinden klasiklere ve günümüz edebiyatına kadar on binlerce kitap ziyaretçilerle buluşuyor. Ziyaretçilerden Yoğun İlgiFuarı ziyaret eden öğrencilerden Zeynep Ebru Yüce, yayınevi çeşitliliğine dikkat çekerek, “Burada her çeşit kitap var, neredeyse tüm yayınevleri var. Bunların hepsinin bir mekânda olması çok güzel bence.” ifadelerini kullandı. Ziyaretçilerden Zeliha Bakka ise, uzun süredir aradığı “Oblomov” kitabını fuarda bulduğunu belirtti: “Alan açısından çok güzel kurulmuş. İstediğim kitapları bulabilme imkânım oldu. Gançorav’un Oblomov kitabını uzun süredir arıyordum, burada buldum.” Fiyatlar Uygun, İlham YüksekEtkinlikte stand görevlileri de fuara olan ilgiden memnun. Kronik Yayınları adına konuşan Aycan Telli, “10. Üsküdar Kitap Günleri’ndeyiz. Bütün okurlarımızı heyecanla bekliyoruz, 4 Mayıs’a kadar buradayız.” dedi. Öğrenci Murat Ateş ise fuarın kendisi için ilham kaynağı olduğunu ifade ederek, “Bir masal kitabı yazma hayalim var. Bir ilham olması için aslında buraya geldim. Bu fuar da bana ilham oldu. Fiyatlar gayet makul; çünkü internette bulamayacağınız fiyatlar var.” şeklinde konuştu. 10. Üsküdar Kitap Günleri, 4 Mayıs’a kadar Harem Etkinlik Alanı’nda ziyaretçilerini bekliyor. Detaylar için tıklayınız. Kaynak: Üsküdar Belediyesi ### Altamira Sanat Atölyesi, yeni sergisiyle Deniz Müzesi'nde! Sanat alanında 2014 yılından bu yana faaliyet gösteren Altamira Sanat Atölyesi, 30 sanatçının katılımıyla hazırladığı yeni sergisini 22 Nisan 2025 tarihinde Beşiktaş’taki Deniz Müzesi'nde sanatseverlerle buluşturdu. Yağlıboya ve akrilik tekniğiyle farklı tarzlarda üretilmiş eserlerin yer aldığı sergide; klasik, modern ve soyut anlatımlar iç içe geçiyor. Altamira Sanat, serginin yaklaşımını şu ifadelerle tanımlıyor: "Grup üyeleri, resim sanatının modern dönem ile ilişkisini koruyarak bireylerin kişisel yanını ortaya çıkarıyor ve bireysel dünyalarının gelişiminin zaman ile ilişkisini kurarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Belirli bir akımı takip etmek yerine herkesin kendi sanatsal özgürlük alanı içinde davranması, Altamira’nın çalışma tavrını belirliyor." Bu özel sergi, Altamira Sanat Atölyesi’nin şimdiye dek farklı mekânlarda gerçekleştirdiği karma ve kişisel etkinliklerin ardından düzenlenen beşinci sergi olma özelliğini taşıyor. Sanatseverleri hem sanatla hem de tarihle iç içe bir atmosferde buluşturan sergi, 27 Nisan 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilir. ### Afyonkarahisar'da klasik müziğin büyüsü: 24. Uluslararası Festival başlıyor Türkiye’nin klasik müzik sahnesinde köklü bir yere sahip olan Afyonkarahisar Klasik Müzik Festivali, 24. yılında da sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 2-5 Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek festival, dört gün boyunca hem ulusal hem de uluslararası düzeyde seçkin sanatçıları ağırlayacak. Afyonkarahisar Valiliği ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle düzenlenen etkinlik, Türkiye’nin önde gelen müzik organizasyonlarından biri olarak, şehirdeki kültürel canlılığa katkı sunmayı sürdürüyor. Festivalin sanat yönetmenliğini ise klasik müzik dünyasında önemli bir yere sahip olan Hüseyin Başkadem üstleniyor. Bu yılın programı yine dopdolu: Her gün farklı bir temayla sahne alacak sanatçılar, müzikseverlere unutulmaz anlar yaşatacak. Afyonkarahisar Yeni Müzesi konserlere ev sahipliği yapacak. Festival kapsamında düzenlenecek söyleşiler, ustalık sınıfları ve eğitim konserleriyle, özellikle genç müzisyenlere ilham verilmesi hedefleniyor. Klasik müziğin evrensel dilini Anadolu’nun kalbinde yaşatma misyonuyla hareket eden festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da katılımcılarına hem sanatsal hem de kültürel bir şölen sunmayı vaat ediyor. Detaylar için tıklayınız. ### Büyükada’da Behçet Necatigil buluşması Edebiyat ve eğitim tarihimizin büyük ismi Behçet Necatigil’in arşiv sergisi “Necatigil’in Odası”, 20 Nisan’da Büyükada’daki Adalar Müzesi’nde ziyarete açıldı. Şairin mektuplarından, notlarından ve kişisel eşyalarından oluşan zengin içerikli sergi, açılış gününde edebiyatseverleri özel bir etkinlikle bir araya getirdi. Sergi öncesinde gerçekleşen “Bir Hayata Mektuplardan Bakmak: Necatigil’in Mektupları” başlıklı söyleşi, Necatigil’in edebiyat yolculuğunu mektupları üzerinden yeniden okumaya davet etti. Söyleşiyi, yazar ve arşiv araştırmacısı Serenad Demirhan yönetti. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan mektup kitaplarının editörü Murat Yalçın ve şair-yazar Metin Celâl’in katılımıyla gerçekleşen söyleşide, Necatigil’in küçük yaşlarda başlayan ve zamanla derinleşen edebiyat tutkusunun mektuplar aracılığıyla nasıl izlenebileceği tartışıldı. Murat Yalçın, “Mektuplarda şiirlerinin altyapısını görüyorsunuz. İkisi bir bütün. İyi ki bu kadar mektup yazmış ve gelen mektuplarla birlikte korunmuş. Bunları ortaya çıkarmak mahremiyeti zedelemez; çünkü edebiyatçı yazmaya oturduğunda kendine çeki düzen verir,” diyerek mektupların şiirle kurduğu bütüncül ilişkiyi vurguladı. Metin Celâl ise, Necatigil’in şiirlerinin günün beklentilerine göre değil, içsel bir derinlikle ve katmanlı bağlantılarla örüldüğünü belirtti. Serginin açılışını, Adalar Vakfı Başkanı Ali Erkurt ile birlikte gerçekleştiren Necatigil’in kızları mimar Selma Necatigil ve yazar-çevirmen Ayşe Sarısayın duygusal bir konuşmayla katılımcılara teşekkür etti. Sarısayın, “Necatigil, 60'lı yıllarda iki yaz kaldığımız, yoğun çalışması nedeniyle ancak günübirlik geldiği adaya, doğumunun 109. yılında bu kez zengin arşivini barındıran odasının okurlarına açıldığı sergi ile üç haftalığına geldi,” diyerek serginin taşıdığı özel anlamı paylaştı. Sergi kapsamında ikinci söyleşi olan “Edebi Bir Mirasın İzinde”, 27 Nisan Pazar günü saat 16.00’da Adalar Müzesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Söyleşiye Ayşe Sarısayın, Yiğit Bener ve Deniz Yüce Başarır katılacak. Görsel Kaynak: Cumhuriyet ### Atatürk’ün özel kareleri gün yüzünde: “Karanlıkta Akan Bir Yıldız” Sergisi Müze Gazhane’de Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün daha önce gün yüzüne çıkmamış 150’ye yakın fotoğrafı ve kişisel belgeleri, “Karanlıkta Akan Bir Yıldız” başlıklı özel sergide sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul’un kültür duraklarından Müze Gazhane’de kapılarını açan sergi, izleyicileri Atatürk’ün yaşamına dair yeni bir bakış açısıyla buluşturmayı amaçlıyor. Küratörlüğünü Serhan Ada’nın üstlendiği sergi, aynı zamanda koleksiyoner Hanri Benazus’un yıllar süren arşiv çalışmalarının bir ürünü. Ziyaretçilere, Atatürk’ün gündelik yaşamından kesitler sunan bu özel seçki, onun insani yönünü ortaya koyarken bir liderin ardındaki sessiz anlara da ışık tutuyor. Görsel Kaynak: İHA “İstanbul Bir Sahne” projesi kapsamında İBB Kültür Dairesi Başkanlığı’nın katkılarıyla hayata geçirilen sergi, yalnızca görsel bir deneyim değil; aynı zamanda bir hafıza yolculuğu niteliğinde. Belgeler, mektuplar ve özgün görüntülerle zenginleştirilen sergi, 1 Temmuz 2025’e kadar ziyaret edilebilecek. Ziyaretçilerine tarihsel bir atmosfer sunan “Karanlıkta Akan Bir Yıldız”, Atatürk’ü sadece bir devlet adamı olarak değil, aynı zamanda bir insan, bir dost, bir düşünür olarak yeniden tanımlıyor. Görsel Kaynak: İHA ### 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Coşkusu İstanbul’da! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı renkli etkinliklerle kutlamaya hazırlanıyor. Çocuklar için birbirinden eğlenceli ve öğretici atölyeler, konserler, tiyatrolar ve daha birçok etkinlik, İstanbul’un farklı bölgelerinde 19-23 Nisan tarihleri arasında ücretsiz olarak düzenlenecek. İBB Saraçhane Parkı Etkinlikleri19 Nisan Cumartesi 12.45: İBB Kütüphane Çocuk Kitap Kulübü 13.00: İBB Orkestraları "Minik Notalar" Konseri 14.00: Sessiz Adam ve Sinek Çocuk Tiyatrosu 14.00: İleri Dönüşüm Atölyesi 14.15: Kendi Kitabının Kahramanı Ol Atölyesi 15.30: Kilden Semboller Atölyesi 20 Nisan Pazar 12.00: İBB Orkestraları "Minik Notalar" 12.00: Tohum Kağıt Atölyesi 14.00: Denizaltı Masalı Çocuk Tiyatrosu 15.30: Düşler Düşünceler Ülkesi: Felsefe Atölyesi 21 Nisan Pazartesi 12.00: İBB Orkestraları "Minik Notalar" 14.00: İki Bavul Dolusu Çocuk Tiyatrosu 15.00: Tohum Kâğıt Atölyesi 22 Nisan Salı 12.00: İBB Orkestraları "Minik Notalar" 14.00: Ejderha Koca Ağız Çocuk Tiyatrosu 23 Nisan Çarşamba 12.00: İBB Orkestraları "Minik Notalar" 14.00: Bir Çocuk Masalı: Turunç'un Bahçesi Çocuk Tiyatrosu Artistanbul Feshane Etkinlikleri23 Nisan Çarşamba 11.00: Mask Atölyesi 13.00: Sosis Balon Katlama, Yüz Boyama 14.00: Hayvan Figürleri Atölyesi 15.30: Picasso Resim Atölyesi Çubuklu Silolar Etkinlikleri23 Nisan Çarşamba 12.00: Uçurtma Atölyesi 13.00: Maskot Bando 14.00: Robotik Kodlama Atölyesi 15.00: Zumba Kids 17.00: Handan Belivermiş Çocuk Konseri Arnavutköy Yaşam Merkezi Etkinlikleri23 Nisan Çarşamba 11.00: Hayvan Mask Atölyesi 13.00: Zumba Kids 14.00: Hayalimdeki Şehri Çiziyorum Atölyesi Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu23 Nisan Çarşamba 15.00: İBB Bandosu “Bando Çalıyor Çocuklar Söylüyor” Konseri 16.30: KKTC Halk Dansları Topluluğu 18.00: Kosova Halk Dansları Topluluğu İBB Kültür Merkezlerinde Çocuk Tiyatroları23 Nisan Çarşamba 14.00: Frederik'in Maceraları: Yıldızlara Yolculuk (Arnavutköy Kültür Merkezi) 14.00: Gulliver'in Gezileri (Dr. Enver Ören Kültür Merkezi) 14.00: Alice (Bülent Ecevit Kültür Merkezi) 14.00: Sincap Fifi (Eyüpsultan Kültür Merkezi) İstanbul’un farklı noktalarında gerçekleştirilecek etkinlikler, çocukların eğlenceli, öğretici ve yaratıcı bir 23 Nisan geçirmelerini sağlayacak. Etkinlikler tamamen ücretsiz olup, aileler çocuklarıyla birlikte katılabilirler. Detaylı Program ve Etkinlikler için İBB Kültür Sanat Dairesi’nin Web Sitesi’ni Ziyaret Edin! ### Gürbüz Doğan Ekşioğlu, “75-79 Arası ve Sonrası” sergisini açıyor Gürbüz Doğan Ekşioğlu ’nun "75-79 Arası ve Sonrası" başlıklı sergisi, 21 Nisan Pazartesi günü saat 14.00’te Kadıköy Acıbadem’deki Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sergi Salonu'nda açılacak. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ev sahipliğinde, GÖRSAV Görsel Sanatlar Vakfı himayesinde ve küratörlüğünde gerçekleşecek olan bu sergide, Tatbiki ve Marmara soyağacının gurur ismi, uluslararası sanatçı Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun iki farklı konseptte çalıştığı eserler bir araya getirilecek. İlk konsept, sanatçının 1975-1979 tarihleri arasında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nda okurken, öğrencilik yıllarında yapmış olduğu çalışmalar olan “Süreç”, ikincisi ise mezun olduktan sonra ürettiği “Benim Kedilerim” konulu resimlerini kapsıyor. GÜRBÜZ DOĞAN EKŞİOĞLU HAKKINDA... Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Ordu Mesudiye doğumludur. 1979’da İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar Bölümü'nden (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü) mezun oldu. Bir yıl reklam ajansında çalıştı. 1981’de mezun olduğu okulunda araştırma görevlisi oldu. 1986’da sanatta yeterlilik (doktora) yaptı. Sanatçı, yarışmalarda 27 uluslararası ve 44 ulusal olmak üzere toplam 71 ödül aldı. Ayrıca kurumlar tarafından verilen özel ödülleri de olup, 1997 yılı Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü ve 2022 yılı ArtContact İstanbul Çağdaş Sanatlar Fuarı Onur Ödülü sahibidir. 4 defa yurt dışı olmak üzere 52 kişisel sergi açtı. Çalışmaları yaklaşık 30 ülkede yayınlandı. The New Yorker dergisinde 8 adet, Forbes dergisinde, The New York Times Real Estate ekinin kapağında ve op-ed sayfası ile Book Review ekinde illüstrasyonları yayınlandı. Çok sayıda ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyeliği yapmakta. Halen Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kadrosunda görev yapan sanatçı, çalışmalarını Moda’daki atölyesinde sürdürmekte. ### Zeytinburnu Kültür Sanat’ta Seyed Davoud’un “Hay-At” Sergisi Açılıyor Zeytinburnu Kültür Sanat, İranlı sanatçı Seyed Davoud’un son dönem eserlerinden oluşan “Hay-At” adlı resim sergisine ev sahipliği yapıyor. At figürüne odaklanan ve sanatçının daha önce hiçbir platformda sergilenmemiş çalışmalarını içeren sergi, 17 Nisan Perşembe günü saat 19.00’da düzenlenecek açılışla sanatseverlerle buluşacak. Küratörlüğünü Mehmet Lütfi Şen’in üstlendiği sergi, Davoud’un çağdaş sanatın diliyle yorumladığı at figürü üzerinden insanlık tarihinin ortak hafızasına estetik bir yolculuk sunuyor. Tarihsel ve kültürel bir simge olarak atı yeniden ele alan eserler, güçlü bir anlatım ve özgün tekniklerle dikkat çekiyor. Seyed Davoud’un sanatsal üretiminde önemli bir yer tutan “Hay-At” sergisi, 12 Haziran 2025 tarihine kadar Zeytinburnu Kültür Sanat’ta ziyaret edilebilecek. Sergi her gün 10.00 ile 00.00 saatleri arasında sanatseverlerin ilgisine açık olacak. Seyed Davoud Kimdir?1991 yılında İran’ın Erdebil kentinde doğan Seyed Davoud, sanat eğitimine memleketinde başladı ve ardından Tahran ile İsfahan’daki üniversitelerde resim, heykel ve müzik eğitimi aldı. Henüz öğrenciyken İran’ın birçok şehrinde eserleri sergilenen sanatçı, farklı disiplinlerde çalışmalar yürüttü. 2018 yılında ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Davoud, Türkiye’ye yerleşerek sanat hayatına burada devam etti. Çok sayıda kişisel ve karma sergiye katılan sanatçı, aynı zamanda bir sanat galerisi kurarak birçok serginin küratörlüğünü üstlendi. UNESCO’nun resmî ortağı olan IAA/AIAP (Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği) bünyesinde İran, Azerbaycan ve Suriye temsilciliği görevini sürdüren Davoud’un eserleri Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkelerde sergilendi; Avrupa’daki çeşitli koleksiyonlarda yer aldı. İstanbul’da sanatçı, araştırmacı, küratör ve yazar olarak çalışmalarına devam ediyor. Kapak Görsel Kaynak: kitaptansanattan ### İstanbul'da "4. CI Bloom" ön gösterimle kapılarını açtı Türkiye'de çağdaş sanatın gelişimine katkı sunmak amacıyla Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen "CI Bloom" çağdaş sanat fuarının dördüncü edisyonu, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda sanatseverlerle buluştu. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, açılışta yaptığı konuşmada fuarın dördüncü yaşında güçlenerek yoluna devam ettiğini belirterek; "CI Bloom'u dört yıl önce baharı karşılama ve pandemiyi geride bırakma fikriyle başlatmıştık. Şimdi baharı yine güçlü şekilde karşılıyoruz" dedi. "Türkiye'nin bütün şehirlerine sanat ve kültür gitmeLİ" Başlangıçtan bu yana genç galerilere odaklanmayı bir misyon olarak belirlediklerini dile getiren Güreli; "İstanbul dışından özellikle genç galerileri ve sanat inisiyatiflerini buraya davet ediyoruz. Mesela Diyarbakır'dan bir galerimiz, bir de sanat inisiyatifimiz var. İkisi de bu sene CI Bloom'un içinde. Bu çok sevindirici. Gaziantep, Kars, Adana ve Kayseri'den de galeriler gelsin. Türkiye'nin bütün şehirlerine sanat ve kültürün daha fazla gitmesi lazım" ifadelerini kullandı. FUARLA EŞ ZAMANLI OLARAK MÜZAYEDE BAŞLATILDI Ali Güreli, fuarla eş zamanlı olarak Artwide ile müzayede başlattıklarına işaret ederek; "CI Bloom'a katılan 25 galerinin sanatçılarının içinde yer aldığı ama burada fiziki ortamda sergilenen eserler değil, aynı sanatçıların başka eserlerinin satıldığı bir müzayede, yani aslında fuarın kardeşi. Aynı galerilere ve sanatçılara daha fazla satış imkanı sunuldu. Yeni müzayede açmak yerine fuarın, galerilerin ve sanatçıların dünyaya açılarak daha fazla gelir elde eder hale gelmesini istedik" diye konuştu. KATILIMCI GALERİ Ve sanatçılara yeni satış ortamı Artwide yetkilileriyle İsviçre'deki fuarda görüştüklerinde müzayede fikrine karar verdiklerini aktaran Güreli, şunları kaydetti: "Sanat fuarları, biraz zorlanılan bir döneme girdi. Dünyada sanat fuarlarının satışlarında yüzde 12 kadar düşme var. Bu tekrar çıkacaktır. Her zaman iner ve çıkar ama bu ortamda fuara katılan galeri ve sanatçılara yeni kan ve satış ortamı olsun istedik. Artwide, bu müzayedenin bilgisini yaklaşık 13-14 bin yabancı koleksiyonere gönderdi. Biz de yurt dışı listemizdeki yaklaşık 7-8 bin, Türkiye içinde ise 6 bin koleksiyonere ilettik. Geçen cumartesi bunun ön izlemesi ve kayıtları yapılmıştı. Bugün de saat 12.00'de açıldı. Fuarla aynı tarih ve saatlerde olacak, 20 Nisan akşamı da bitecek." "Tersane İstanbul'da biraz daha genişleyerek yerimizi alacağız" CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Contemporary Istanbul'un 20. edisyonunun 24-28 Eylül'de yapılacağının altını çizerek; "Çok heyecanlı işler olacak. CI Bloom'un üç misli fuar olarak 75 galerinin katılımıyla gerçekleştirilecek. Tersane İstanbul'da biraz daha genişleyerek yerimizi alacağız. Yeni mekan içinde üçüncü salonu açıyoruz. İstanbul'da herkesin deniz yoluyla sanata ulaşımını, tersaneye deniz yoluyla gelinmesini sağlayacağız. Bu sene çok daha güçlü sağlayacağız. Şehir trafiğine uğramadan Tersane İstanbul'a buyurun diyoruz" görüşünü paylaştı. CI BLOOM HAKKINDA... Genç ve yükselen sanatçıları, uluslararası basını ve sanat profesyonellerini ağırlayan CI Bloom; bu yıl İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Eskişehir'den katılan 4 genç galerinin de aralarında bulunduğu 25 galeri ile üçü İstanbul'dan, biri Diyarbakır'dan 4 sanat inisiyatifinin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Yükseköğretim öğrencileri tarafından 17-18 Nisan'da 18.00-20.00 saatlerinde ücretsiz ziyaret edebilecek fuarda, 263 sanatçının 520 eseri yer alıyor. Ziyaret etme imkanı bulamayan yerli ve yabancı sanatseverlerin doğrudan erişim sağlayabileceği müzayede şeklindeki platforma, "www.artwide.com" adresinden fuarla eş zamanlı olarak ulaşılabiliyor. Fuar, Borusan Otomotiv'in Türkiye distribütörü olduğu BMW Türkiye partnerliğinde, Pernod Ricard Türkiye'nin co-partnerliğinde, THY'nin iş birliği ve TGA (Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı) desteğiyle düzenleniyor. Fuarın en genç küratörleri arasında yer alan Deha Çun, kendi kuşağından beş sanatçı ile katıldığı CI Bloom'da ilgiyle karşılanan standlar arasında yer aldı. Ön izleme sırasında her zaman yanında olan ailesinin bu gurur anına bizler de tanık olmaktan mutluluk duyduk. Halim Çun, Nuray Çun, Deha Çun, Kadir Toprakkaya, Güher Elçiçek ve Canan Toprakkaya… Fuarın ilk gününde en dikkat çeken eserlerden biri, ünlü heykel sanatçısı Hakan Çınar'ın çalışmasıydı. İstanbul Sanat Dergisi İmtiyaz Sahibi Canan Toprakkaya, fuarı G&G Sanat Merkezi Kurucusu Güher Elçiçek ile birlikte gezdi. CI Bloom 4. Edisyon'un ziyaretçileri arasında Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı da yer aldı. ### Bir Asker Ressamın Gözünden Sanat ve Yorum: Sabri Topdağı’nın kaleminden 1959 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Sabri Topdağı, yaşamını uzun yıllar Türk Silahlı Kuvvetleri’nde topçu subayı olarak sürdürmüş, ardından sanat ve akademik üretimle yoğrulmuş çok yönlü bir yolculuğa adım atmıştır. Kara Harp Okulu’ndan mezuniyetinin ardından Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapmış, 2013 yılında emekli olmuştur. Ancak onun hayat hikâyesi, görev yıllarının ötesinde; çocuklukta başlayan resim tutkusunu hiç bırakmayan, sanat eğitimine Harp Okulu’ndaki atölyelerde başlamış ve Atatürk Üniversitesi’nde tamamladığı resim yüksek lisans programıyla derinleştirmiş bir sanatçı kimliğiyle şekillenmiştir. Bugüne dek kişisel sergiler açmış, otuzdan fazla karma sergiye katılmış; şehircilik, hukuk, askerî tarih, güzel sanatlar gibi alanlarda yüzün üzerinde makale yayımlamış olan Topdağı, sanatı yalnızca estetik bir üretim değil, aynı zamanda tarihsel, kültürel ve insani bir yorum alanı olarak gören bir bakış açısıyla ele alıyor. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndaki Erzurum savunmasını konu alan kitabı “Aziziye Mecidiye Tabyaları ve Tabyalarda Yazılan Destan” da bu yaklaşımın bir ürünü olarak kent belleğine önemli katkılarda bulunuyor. Elinizdeki bu yazı, Topdağı’nın hem sanatçı duyarlılığına hem de tarihsel perspektifine ayna tutan, derinlikli bir inceleme sunuyor. Makalede, Namık İsmail’in “Savaşın Yankıları / Tifüs 1917” başlıklı başyapıtı merkezinde, sanatın tanıklık ve hafıza işlevi ele alınıyor. 1917 Kafkas Cephesi’nde tifüs salgınıyla birlikte yaşanan büyük yıkımın izlerini taşıyan bu eser, yalnızca bir savaşın değil, o savaşın gerisindeki insanlık hâllerinin de kaydını tutuyor. Sabri Topdağı, bu çalışmasında söz konusu eserin tarihsel bağlamını, görsel anlatı gücünü ve taşıdığı sembolik katmanları incelikli bir bakışla analiz ediyor. Sanatın belleğe, belleğin resme dönüştüğü bu yazı, yalnızca bir tabloyu değil; bir dönemi, bir hissi ve bir milletin sessiz çığlığını okumaya davet ediyor. Savaşın Yankıları / Tifüs 1917 Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kafkas cephesinde bulunarak yaşananlara tanıklık eden ve cephede savaşırken tifüse yakalanan Namık İsmail’in, salgını kayıt altına alarak yaptığı “Savaşın Yankıları/Tifüs 1917” adlı resmi; tarihsel öneme sahip bir başyapıttır (Giray, 2020: 221). Bu başyapıtta imzası bulunan Türk resminin büyük ustalarından Namık İsmail, 1892 yılında doğmuştur. Doğum yeri hakkında kaynaklarda çelişkili bilgiler yer almakta, İstanbul ve Samsun olmak üzere iki farklı kentin adı geçmektedir (Öndin, 2022: 7). Babası Hattat İsmail Zühtü Bey, Kafkasyalı Namık Bey’in oğludur. 1860 yılında İstanbul’a gelmiş, Tophane’de bulunan Fevziye Mektebi’nde hat dersleri almış, kısa sürede nesih ve sülüs yazıda dönemin ustaları arasına girmiştir. Tophane Vezne Müdürlüğü yapmıştır (Çermikli, 2009: 3). Annesi Vezirköprü Kaymakamı Amasyalı Yeğenzade Hüsnü Bey’in kızı Bakiye Hanım’dır. Namık İsmail, üç çocuklu ailenin ortanca çocuğudur (Resim 1). Üç kardeş de büyük olasılıkla babalarının hattat olmasının etkisiyle küçük yaştan başlayarak sanata ilgi duymuşlardır (Rona, 1992: 18). Ağabeyi Hüsnü resme karşı yeteneği olan bir subaydır ve bu nedenle okuduğu Mühendishane-i Berrî-i Hümayun’da ressam sınıfına ayrılır, daha sonra 1907’de Almanya’da üç yıl eğitim görür. Kız kardeşi Ulviye konservatuvara devam eder, piyano ve Fransızca dersleri alır (Çermikli, 2009: 3). Çocukken en sevdiği şeylerden biri resim yapmak olan Namık İsmail, 1896’da Kabataş’daki Şemsülmekâtip’te ilköğretimine başlamış, daha sonra Beşiktaş’taki Hamidiye Mektebi’ne devam etmiş, ortaöğrenimini de sırasıyla Ste Pulcherie, St. Benoit ve Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi)’de yapmıştır (Rona, 1992: 18). Ailesi tarafından ziraat eğitimi için Paris’e gönderilmiş ancak sanata duyduğu ilgi ağır basmıştır (Öndin, 2022;10). İstanbul’dayken Şevket Dağ (1876-1944) ve Viçen Arslanyan (1865-1935)’dan resim dersleri almış, Mekteb-i Sultani’de Okul Müdürü Tevfik Fikret (1867-1915) tarafından açılan atölyede çalışmıştır. 1911 yılında gittiği Paris’te kısa bir süre Julien Akademisi’ne devam eden Namık İsmail, o dönemde Paris’te bulunan İbrahim Çallı’nın önerisiyle 1912 yılında I’Ecole Nationale Supérieure des Beaux-Arts (Ulusal Güzel Sanatlar Yüksekokulu)’da Fernand Cormon (1845-1924)’un atölyesine geçmiş ve 1914 yılına kadar burada çalışmıştır (Öndin, 2022: 8; Rona, 1992: 18; Giray, 2020: 222). 1914 yılında kısa süreliğine İstanbul’a gelen sanatçı Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Paris’e geri dönemediği gibi, silah altına alınarak yedek subay olarak Kafkas cephesine gönderilir (Öndin, 2022: 15; Rona, 1992: 18), O yıl bölgede başlayan kolera ve tifüs salgını önü alınamaz şekilde devam eder, 1915’e gelindiğinde tifüs vakaları daha da yaygınlaşır (Güzel, 2020; 17). Salgın sonucu Erzurum’da ölenlerin sayısının en az 60 bin olarak ifade edilmesi (Gül ve Özdil, 2022: 154) salgının şiddetini açıkça göstermektedir. Bu salgında Namık İsmail de tifüse yakalanmış ve altı ay hava değişimi ile İstanbul’a dönmek zorunda kalmıştır (Tongo, 2020: 90). O, tedavi için İstanbul'a gönderilen hayatta kalan az sayıdaki şanslı hastalardan biriydi. Hastalığa yakalanmasının yanı sıra hemen her gün arkadaşlarından veya çevresindeki insanlardan birçoğunun salgın nedeniyle ölümüne şahit olması onu derinden etkilemişti (Tongo, 2019: 299). Sanatçı, Kafkas cephesinde bulunduğu dönemde Erzurum’la ilgili birçok çalışma yapmıştır (Resim 2 ve 3). Bunlardan “İhtiyar Bir Adam/Erzurum Çiftçisi” adlı yapıtı, “Savaşın Yankıları/Tifüs 1917” ile birlikte “Savaş Resimleri ve Diğerleri” sergisinde ve sonrasında Viyana’da sergilenen eserler arasında yer almıştır (Öndin, 2022: 21). Namık İsmail; 1917’de Şişli’de kurulan Harbiye Nezareti Resim Atölyesinde Hikmet Onat, Ali Sami Boyar, Mehmet Ruhi Arel, İbrahim Çallı ve Sami Yetik ile birlikte çalışmıştır. Galatasaraylılar Yurdu’nda açılan “Savaş Resimleri ve Diğerleri” sergisinin düzenlenmesinde emeği geçmiş, Hilal-i Ahmer madalyası almıştır. Şişli atölyesinde yapılan çalışmaların sergilenmesi için Celal Esat Arseven ile birlikte Berlin’e giden Namık İsmail, burada iki yıl daha kalarak resim eğitimini sürdürmüştür (Ank.RHM). Almanya’da kaldığı süre içinde; İzlenimcilik’le Dışavurumculuk’u sentezleyerek özgün bir üslup geliştiren Lovis Corinth (1858-1925)’in atölyesinin yanı sıra Alman izlenimcilerinden Max Liebermann (1847-1935)’ın atölyesinde de çalışan Namık İsmail’in, bu dönemde yaptığı resimlerinde geniş fırça vuruşları ve renk vurgusu yaparak dışavurumcu bir tavır sergilediği dikkat çeker (Öndin, 2022: 26). Sanatçı 1919’da yurda dönerek Gazi Osman Paşa Ortaokulu’nda resim öğretmenliğine başlar. Ertesi yıl Molla Şefik’in kızı Mediha Hanım ile evlenir ve İtalya’ya gitmek için izin ister. Bu izin verilmeyince görevinden istifa ederek İtalya’ya giden Namık İsmail, burada bir yıl kalır. Yurda döndükten sonra İleri Gazetesi’nde ressam ve yazı işleri müdürü olarak çalışmaya başlar. 20 Ekim 1921’de Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi’nde müdür yardımcılığı görevine atanınca gazetedeki görevinden ayrılır. Sanayi-i Nefise’deki görevine 10 Temmuz 1922 tarihine kadar devam eder ve o sene yaz sonunda tekrar Paris’e gider  (Rona, 1992: 19; Çermikli, 2009: 14). Paris’ten döndüğünde resim eğitimini denetlemekle görevli Maarif Umum Müfettişi olarak görevlendirilmiş, bu dönemde Maarif Vekili Mustafa Necati Bey ile birlikte incelemelerde bulunmak üzere bir kez daha Paris’e gitmiştir. Döndükten sonra Maarif Vekâleti’nde Güzel Sanatlar Şube Müdürlüğü görevini yürütürken 1 Haziran 1927 tarihinde Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi Müdürlüğüne atanmıştır. Müdürlüğün yanı sıra atölye hocalığı da yapmaya başlamış ve bu görevlerini ölümüne kadar sürdürmüştür (Çermikli, 2009: 14). Namık İsmail, 30 Ağustos 1935 tarihinde Kadıköy-Köprü vapurunda kalp krizi geçirmesi sonucu gereken tıbbi müdahalenin zamanında yapılamaması nedeniyle yaşamını yitirmiş (Rona, 1992: 33) ve Beşiktaş’taki Yahya Efendi Dergâhı’nda yer alan mezarlığa defnedilmiştir (Öndin, 2022: 45). Sanatçı, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinde şahit olduğu ve yakalandığı tifüs hastalığının kötü anılarını, Şişli Atölyesi’nde tuvaline aktarmış ve böylece savaşın gerçek yüzünü, salgın hastalıkların dramını yansıtan “Savaşın Yankıları/Tifüs 1917” adlı başyapıt (Resim 5) ortaya çıkmıştır (Ank.RHM). Namık İsmail’in Erzurum’daki trajik ortamı betimlediği yapıt ölüme gönderme yapmaktadır (Öndin, 2022: 15). Başyapıtta; cami ve gusülhane önünde kaynayan kazanlar, kazanların başında yakınlarının cesetlerini yıkamak için bekleyen kadınlar, gelen ve giden tabutlar, salgının derin izleri sabahın aydınlanmaya yüz tutan alaca karanlığında resimlenmiştir (Giray, 2020: 221-222). Salgın hastalık sonucu ölenlerin yıkanan cesetleri ortada görünmese de bütün figürlerde savaşın, işgalin, yoksulluğun üzüntüsü, kederi; ölümün acısı ve çaresizliği hâkimdir. Arka plandaki cami siluetinin önünde su ve tabut taşıyanlar ile sol tarafta onları izleyen, duruşuyla acı çektiği hissi veren bir kadın ve elinden tuttuğu çocuğun yanı sıra resmin sağ tarafında üç kadın figürü daha bulunmaktadır. Bunlardan biri duvara dayanmış güçlükle ayakta durmakta, diğeri başını iki elinin arasına almış çaresizce kapı önünde oturmakta ve üçüncüsü de kazanda ısınmakta olan suyun başında beklemektedir. Kompozisyonda yer alan tüm figürler renk, şekil ve duruşlarıyla çektikleri acıları adeta sessiz bir şekilde haykırmaktadırlar. Bu figürlerle birlikte resmin genelinde hâkim olan kasvetli havayı vurgulayan koyu ve solgun renk tonu, yaşanan duyguyu daha da güçlü olarak izleyiciye yansıtmaktadır. Resmin sağ yukarısında yer alan bacanın yanındaki kuşlar ise koyu renklerinin yanı sıra vahşi görünümleriyle de yaşanan kâbusu ve çaresizlik ifadesini vurgulamaktadır. Bu başyapıttan anlaşılmaktadır ki Türk resminde toplumsal gerçekçiliğin öncü sanatçılarından biri olan Namık İsmail (Öndin, 2020: 75), aynı zamanda Türk dışavurumculuğunun da öncülerindendir. Zaten, sanatçının “1914 Kuşağı’nın İzlenimcilik olarak adlandırdığı anlatım özelliklerini tam olarak benimsemediği, kısa bir süre içinde dışavurumcu bir renk ve fırça tekniğine yöneldiği” (Öndin, 2022: 45-46) kabul edilmektedir. Savaşın dramını, halkın yaşadığı yoksulluğu, çaresizliği ve çektiği acıları tüm çıplaklığı ile ortaya koyan bu başyapıt, aynı zamanda bizzat bu acılara, yokluklara şahit olmuş, savaşın acımasızlığını cephede yaşamış, salgın hastalığa yakalanmış sanatçının iç dünyasında kalan derin izleri de yansıtmaktadır. Bu özellikleri ile başyapıt; renk ve fırça tekniğinden de öte; yaşanmış duyguların, acıların, ızdırapların tuvale aktarılarak ifade edilmiş olması nedeniyle tartışmasız bir şekilde, Türk dışavurumcu resminin öncü eserlerden biridir. Bu başyapıt ile yaşanan acıları, yoklukları, ölümleri sadece hatırlatmakla kalmayıp, yüreğimizin derinliklerinde hissetmemizi sağlayan Türk resminin büyük ustası Namık İsmail’i saygı ve şükranla anıyorum; ruhun şad, mekânının cennet olsun büyük usta. KAYNAKLAR: Çermikli, G. (2009); Namık İsmail’in Yaşamı ve Sanatı, Yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara. Giray, K. (2020); Ankara Resim ve Heykel Müzesi Başyapıtlar-I,  Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel San. Gn. Md.lüğü Yay, Ankara. Gül, M.F. ve Özdil, O. (2022); “Birinci Dünya Savaşı Başlarında Erzurum’da Tifüs Salgını ve Hafız İsmail Hakkı Paşa’nın Vefatı”, USBAD Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 8, 146-169. Güzel, E. (2020); “Erzurum’da Salgın Hastalıkların Geçmişi”, Şehr-i Kadim Aziziye Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 17, 12-19. Öndin, N. (2022); Namık İsmail, Hayalperest Yayınları, İstanbul. Rona, Z. (1992); Namık İsmail, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul. Tongo, G. (2020); “An Ambivalent Patriot: Namık İsmail, The First World War, and Tha Politics of Rememberance in Turkey”, Portraits of Remembrance Paintig, Memory, and the First World War, (Ed.: Margaret Hutchison ve Steven Trout), University of Alabama, Tuscaloosa, 85-102. Tongo, G. (2019); “Civilisation and Competence: Displaying Ottoman War Paintings to Their Allies”, The Great War in the Middle East, (Ed.: Robert Johnson and James E. Kitchen), by Routledge, New York, 235-307. Ank.RHM: Ankara Resim ve Heykel Müzesi web sitesi; https://arhm.ktb.gov.tr (Erişim T: 14.12.2022) ### “Renklerin Duası” Sergisi Pendik’te sanatseverlerle buluştu Pendik Belediyesi’nin kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi bu kez sanatçı Nevbahar Eren Artan’ın “Renklerin Duası” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Hat ve resim sanatlarını özgün biçimde buluşturan sergi, 27 Nisan Pazar gününe kadar ziyarete açık olacak. Yaklaşık 70 eserin yer aldığı sergi, sanatseverlerden yoğun ilgi gördü. Özellikle “Kabe” temalı eser, ziyaretçilerin beğenisini kazanırken, sanatçının renk, kompozisyon ve geleneksel sanatlara getirdiği çağdaş yorum dikkat çekti. Nevbahar Eren Artan’ın eserlerini görmek isteyenler, Mehmet Akif Ersoy Sanat Merkezi’nde düzenlenen bu özel sergiyi ay sonuna kadar ziyaret edebilir. Pendik Belediyesi’nin sanata verdiği desteğin bir yansıması olan sergi, şehrin kültürel yaşamına değer katmaya devam ediyor. ### Troya Müzesi, Vuslat’ın “Emanet/Troy” sergisine hazırlanıyor Vuslat’ın “Emanet/Troy” sergisi Paolo Colombo küratörlüğünde, 25 Mayıs-25 Temmuz 2025 tarihleri arasında Çanakkale’de yer alan Troya Müzesi ’nde ziyarete açılıyor. Troya Kazısı Başkanı Prof. Rüstem Aslan ve Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük’ün davetiyle gerçekleşen sergi, sanatçının yeni çalışmalarına yer veriyor. Homeros’un emaneti olan İlyada’dan aldığı ilhamla Vuslat, bu sergide izleyiciyi mit ve hafıza üzerine düşünmeye davet ediyor. Günümüz dünyasında yaşanan savaşların ve içerisinde kaldığımız kaosların bir bütün olarak kolektif hafızamızı nasıl şekillendirdiğini incelerken, 5 bin yıl önceye dönüp bakıyor. Vuslat, ölüm korkusunun getirdiği yıkım, nefs mücadelesi ve sevgi kavramlarını sorguladığı eserleriyle bölgenin kültürel mirasını irdeliyor. Güven, bağlılık, derin bir sadakat ve koruyuculuğun değerini ifade eden “emanet” kavramı, Vuslat’ın sanat çalışmalarının odağında yer alıyor. 2023 yılında köklerinden olan coğrafyada, Bayburt’ta yer alan Baksı Müzesi'nde gerçekleşen sergiyle Vuslat, “emanet” kavramı üzerine araştırmalarına başlamış, bu süreç eserlerine yansımıştı. Ardından “emanet”i 2024 yılında evine, yani İstanbul'a, MSGSÜ Tophane-i Amire'ye taşıyarak izleyicisiyle buluşturmuştu. Vuslat’ın yeni eserleriyle bu keşif, Troya Müzesi’nde yer alacak "Emanet/Troy”da kapsamını genişleterek evrenselleşiyor. Küratör Paolo Colombo, Vuslat’ın sanatsal pratiğini kolektif hafıza, kültürel miras ve insani sorumluluk ile derinden bağlantılı olarak tanımlıyor: “Emanet kavramı, aldığımız bir armağan olarak genişletilebilir; bir kez kabul ettiğimizde koruyucusu olduğumuz bir miras. Bir küratör olarak inanıyorum ki bu armağan, sanatçıların yarattığı sanat eserleridir ve insanlık için üretilen tüm güzel şeylerdir. Bizim görevimiz ise bu eserleri korumak, muhafaza etmek ve geleceğe aktarmaktır.” "Anadolu’nun kadim emanet kültürünü Troya ve Homeros’la buluşturuyor" Sergi, beş kavramsal katman üzerinden gelişiyor: Sanat eserinin kendisi, ilişki kurduğu tarih, referans aldığı doğa, İlyada’nın hikâye anlatım gelenekleri ve zamanla bu mirası taşıyan insan ve insan olmayan sesler. Serginin merkezinde, bölge ile katmanlı bir diyalog yaratan heykeller ve enstelasyonlar yer alıyor. Belirli açılardan uçan kuşlar gibi görünen seramik heykeller, hareket ve kırılganlık hissi uyandırıyor. Gümüş kaplanmış bitki formları, doğanın dönüşümünü simgeliyor. Bayburt bölgesinden toplanan toprak ve taşlardan elde edilen doğal pigmentler ve füzen kullanarak yaptığı çizimleri sergiyi toprakla bağlarken, anneannesinden bir armağan olarak aldığı zincirden ilham aldığı eser yerleştirmesi, kişisel ve kültürel tarih arasındaki iç içe geçmiş yapıyı simgeliyor. Kinetik heykel formları ise bu sergide ilk defa karşımıza çıkıyor. Ses yerleştirmesi ile sözlü tarih ve kuş mitolojisini sergiye dahil ediyor. Yeni eserleri aracılığı ile Troya Kazısı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın da sözlerinde bahsettiği gibi; “Vuslat’ın ‘Emanet/Troy’ sergisi, Anadolu’nun kadim emanet kültürünü yeni bir dil, yeni bir yorumla Troya ve Homeros’la buluşturuyor.” "bir kültürel miras nöbeti tutma pratiği" İlyada’dan ilham alan sergi; tarihin aktarımını, savaş ve barış arasındaki dengeyi ve doğanın insan medeniyetinde hem koruyucu hem de tanık olarak rolünü inceliyor. Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük’ün sözleriyle; “Tıpkı Troya’nın savaş, barış, yıkım ve yeniden doğuş döngüsü içinde hafızasını koruması gibi sanatçı Vuslat’ın ‘Emanet’i de bir kültürel miras nöbeti tutma pratiği olarak karşımıza çıkıyor.” yerel paydaşların desteği ile hayata geçiyor Sergi, bölgede yer alan ve aktif faaliyetlerde bulunan yerel paydaşların desteği ile hayata geçiyor. “Emanet/Troy” sergisinin paydaşları arasında Çanakkale’nin tarihsel, kültürel ve doğal katmanlarıyla bir çağdaş kültür kenti olarak potansiyellerini gerçekleştirmesi yönünde 20 yıldır çalışan CABININ (Çanakkale Bienali inisiyatifi) de yer alıyor. Vuslat, sergide yer alan yeni seramik eserlerini, Kale Grubu Seramik Atölyesi'nin ev sahipliğinde üretti. ### Deha Çun, 16-20 Nisan tarihleri arasında CI BLOOM'da! Bağımsız küratör, sanat danışmanı ve sanat yazarı Deha Çun, ilk edisyonunu 2023 yılında gerçekleştirdiği "Birlikte Geleceğe" karma sergileriyle çalışmalarını kurumsal boyuta taşımış olup, faaliyetlerini İstanbul'da sürdürüyor. Halihazırda bir inisiyatif olarak kültür ve sanat projeleri gerçekleştirmekte olan Çun, hem ülkemiz yarışma sergilerinde dikkat çeken hem de başarılarıyla yol almış genç sanatçılar ile sergiler düzenliyor. Deha Çun, bu kapsamda 16-20 Nisan tarihleri arasında 4. Edisyonu gerçekleştirilecek olan CI BLOOM'a katılıyor. Büyümekte ve gelişmekte olan bu yetenekli topluluğu; koleksiyonerler, sanat profesyonelleri ve sanatseverler ile bir araya getiriyor. CI BLOOM 4. Edisyonu'nda eserleri sergilenecek sanatçıları arasında ise Buket Ada Kılıç, Tansu Kırcı, Selma Koç, Pamir Yıldıran ve Mehmet Ali Yıldız yer alıyor. ### ÇGST Yaz Sanat Kampı beşinci kez Çanakkale’de! Çocuk Genç Sanat Tiyatro’nun (ÇGST) gelenekselleşen Yaz Sanat Kampı, bu yıl 29 Haziran-5 Temmuz 2025 tarihleri arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dardanos Yerleşkesi’nde beşinci kez gerçekleşecek. Türkiye’nin “yeni nesil sahne sanatları yaratıcısı” Biraderler Yapım’ın sosyal girişimi olarak hayata geçen ÇGST, sanat ve doğayı buluşturan bu kamp aracılığıyla çocuklara ve gençlere unutulmaz bir yaz deneyimi sunmayı sürdürüyor. SANATIN, TARİHİN VE DOĞANIN BULUŞTUĞU BÜYÜLÜ BİR YOLCULUK Tiyatrodan müziğe, danstan tasarıma kadar pek çok farklı disiplini bir araya getiren atölyelerde, katılımcılar antik tiyatro, mitoloji ve sahne sanatlarının büyülü dünyasına doğru yaratıcı bir yolculuğa çıkıyor. Kamp boyunca çocuklar ve gençler, hem sanatsal becerilerini geliştiriyor hem de eğlenceli oyunlar, spor aktiviteleri ve doğayla iç içe vakit geçirme imkânı buluyor. ULUSLARARASI VE TEMATİK İÇERİK Her yıl farklı bir tema etrafında şekillenen ÇGST Yaz Sanat Kampı, uluslararası katılımcılara da ev sahipliği yapıyor. Truva’dan Olimpos’a, tanrıçalardan Homeros’a uzanan mitolojik içerikler, kampın ilham kaynaklarını oluşturuyor. Bu yıl da tarih ve mitoloji ekseninde zengin bir program katılımcıları bekliyor. KAMP PROGRAMI VE KATILIM KOŞULLARI 7 gün 6 gece sürecek olan kampta; "Sahne/Oyunculuk, Müzik, Dans, Tasarım ve Aile Atölyeleri" gibi çeşitli eğitimler yer alacak. Atölyelerde mitler, antik hikâyeler ve tanrılar eşliğinde yaratıcı çalışmalar yürütülecek. Kamp sonunda katılımcılar, öğrendiklerini sahneye taşıyarak kendi yorumlarını içeren performanslar sergileyecek. Kamp, 5-18 yaş arası sanat meraklıları ile ailelerine açık. Katılım bireysel ya da ailece yapılabiliyor. Çanakkale’de yaşayan çocuklar ve gençler ise atölyelere gündüzleri katılabiliyor. SANATLA DOLU BİR YAZ İÇİN HAZIR MISINIZ? ÇGST Yaz Sanat Kampı, her yıl büyüyen katılımcı kitlesiyle sanatla iç içe, ilham dolu bir yaz sunuyor. Sanatın, tarihin ve doğanın iç içe geçtiği bu özel kamp, çocuklar ve gençler için sadece bir yaz tatili değil, aynı zamanda bir keşif yolculuğu... ### Levent Küçüklerli’nin “Bir Ev Alsam Kiraya Versem” kitabı yayımlandı Yaklaşık kırk yıllık deneyimi ve yönettiği birçok proje ile emlak sektörünün başarılı isimlerinden Emlak Geliştirme Uzmanı Levent Küçüklerli’nin ilk kitabı “Bir Ev Alsam Kiraya Versem”, K-İletişim Yayınları etiketiyle yayımlandı. “Ev yatırımı, doğru adımları attığınızda uzun süreli ama kazançlı bir serüvendir” diyen Küçüklerli; “Peki, işe nereden başlayacaksınız? Hangi evi almalı, nasıl kiraya vermeli, değer kazanmasını nasıl beklemeli ve zamanı geldiğinde satmak için neler yapmalı?” gibi sorulara, kendi tecrübelerinden yola çıkarak kitabında sade ve anlaşılır bir dille yanıt veriyor. Deneyimlerini özelliklerini gençlerle paylaşmak istediğini belirten ve konut yatırımı ile varlık oluşturmanın akıcı yollarını aktaran Levent Küçüklerli, kitabında okuyucularına şöyle sesleniyor: “Satın alın, kiraya verin, değerlendirin, satın! Tüm döngüyü adım adım takip edin ve siz de finansal özgürlüğünüze kavuşun.” LEVENT KÜÇÜKLERLİ HAKKINDA… 1977’de İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Berlin Teknik Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği okuyarak yüksek öğrenimini tamamladı. 1986 yılında başladığı kariyerinde 7 Eleven Türkiye, McDonald’s Türkiye, Metro AG gibi uluslararası şirketlerde emlak geliştirme müdürü, emlak müdürü ve genel müdür pozisyonlarında görev aldı. Kariyeri boyunca çok sayıda mağaza ve AVM’nin açılış sürecini yöneten Levent Küçüklerli, 2000’li yılların başlarında Metro AG bünyesinde dönemin en büyük yabancı sermaye yatırımlarına liderlik etti. 2006’da REA Gayrimenkul Danışmanlık şirketini kurdu, çok sayıda emlak geliştirme projesine katkı sağladı. “İstanbul Perakende Atlası” ve “İlçeler Bazında Gelir Dağılımı” gibi araştırmaları Ekonomist, Forbes Türkiye mecralarında yayımlandı. Emlak sektöründe kırkıncı yıla doğru ilerlerken, deneyimlerini özelliklerini gençlerle paylaşmak amacında olup, bu yöndeki ilk kitabı “Bir Ev Alsam Kiraya Versem”i yayımladı. Kitabı www.kiletisimyayinlari.com adresinden sürpriz hediyeleri eşliğinde temin edebilirsiniz. ### Burcu Ünlü, World Art Dubai'de! Burcu Ünlü, uluslararası sanat dünyasında dikkat çekmeye devam ediyor. Sanatçı, 17-20 Nisan tarihleri arasında yeni çalışmalarıyla dünyanın önde gelen fuarlarından World Art Dubai’de yer alacak. Dubai Dünya Ticaret Merkezi'nde gerçekleşecek olan fuar, 65'ten fazla ülkeden 400'ü aşkın sanatçı ve galeriden yaklaşık 10 bin sanat eserini ağırlayacak. Bir önceki edisyonunda yaklaşık 15 bin ziyaretçiyi ağırlayan World Art Dubai; canlı performanslar, atölye çalışmaları ve tartışmalarla yaratıcılık ve ilham atmosferi sunmayı planlıyor. Batool Jafri, Samar Kamel ve Gottfried Eisenberger küratörlüğünde düzenlenecek olan fuara, Burcu Ünlü de Galerie D’art La Visione iş birliğiyle ve “Cabo San Lucas”, “Kosta Rika”, “Kuala Lumpur” ve “Dubai” adlı eserleriyle dahil olacak. 2024 Mayıs ayında ilk kişisel sergisi “Yansımalar” ile Tarihi Hüsrev Kethüda Hamamı’nda sanatseverlerin karşısına çıkan sanatçı, ekim ayında Londra’da yer alan Affordable Art Battersea Fair’a katıldı. 4-8 Aralık tarihlerinde ise Aqua Art Miami’de yeni eserleriyle uluslararası sanatseverlerle buluşan Ünlü, “Yansımalar” serisiyle fuara dahil oldu. Sanatçı, önümüzdeki aylarda ikinci kişisel sergisiyle izleyicilerle buluşacak. sanat yolculuğuna uluslararası sahnede devam ediyor Moda tasarımı eğitiminin izlerini resimlerindeki canlı renklerinde görebileceğimiz sanatçı, beş senedir sanat üretimlerine yoğunlaşıyor. Son bir senelik çalışmalarını “Yansımalar” başlığı altında ilk kişisel sergisinde bir araya getiren Burcu Ünlü, bu yolculuğuna uluslararası sahnede devam ediyor. Seyahat tutkusunu resimlerine yansıtan sanatçının işlerinde doğa olayları, gün doğumu ve batımı, güneşin parlaklığı, denizin ışıltısı gibi detaylar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Farklı şehir isimleri, eserlere de ilham oluyor ve adını veriyor. Sanatçı, izleyiciyi de içsel yolcuğunun yansımasına ortak olmaya davet ediyor. Her birimizin bir diğerinin aynası olduğu bu dünyada güneş gibi, deniz gibi ışığını yansıtarak çoğalmak ve çoğaltmayı amaçlıyor. Ünlü, “Yansımalar” ile başlayan sanatsal yolculuğunda, ışığını farklı şekillerde yansıtma niyetiyle yola devam ediyor. İzleyicilerin kendilerinden yansımalar bulabileceği eserler, daha önce gördüklerimize farklı bir gözle bakmamız ve kendimizle karşılaşmamız için fırsat yaratırken, bir yandan da aynalama efektiyle dikkat çekiyor. Burcu Ünlü hakkında... Sanatçı Burcu Ünlü, 82 yılının sonlarında, bir kış ayında, henüz ilçe olduğu zamanlarda Düzce’de doğdu ve orada büyüdü. Çocukluktan gençliğe geçişinde sınırlarını İstanbul’a genişletip, Fenerbahçe Lisesi’ni tamamlamasıyla Düzce’nin il olması aynı zamanlara denk gelir. İlçesinin il, kendisinin yetişkin olduğu büyüme yolculuğu; Bilgi Üniversitesi’nde halkla ilişkiler, Lasalle College’da moda tasarımı eğitimleri almasıyla devam eder. Bu seçimlerinin ardında hep aynı arayış yatar; “İnsanlarla, yaşamla, canlılıkla, güzellikle, iyilikle bağlantıda olmak ve bunu yapmaktan öte yaşamak ve paylaşmak.” Yüksek hayat enerjisi, sanata olan tutkusu, çocuksu merak duygusu ile sınırlarını genişletmeye devam ederek hayallerinin peşinden gider; ülkesini, dünyayı ve kendini tanıma yolculuğuna adım atar. Bu yolculuğa eşlik eden resim yapma tutkusu ile tanışması beş yıl önceye rastlar. Yolculuklarında tanıştığı yerlerden aldığı ilhamla biriken duygularını paylaşmak amacıyla, kendisinde iz bırakan şehirlerin ruhunu yansıtan gün doğumu ve gün batımlarını resmetmeye başlar. ### “Dönüşüm” sergisi Tasarım Parkı’da sanatseverlerle buluşuyor Kadıköy’ün etkinlik mekanı Tasarım Parkı, sanatın iyileştirici gücünü “Dönüşüm” sergisiyle sanatseverlerle buluşturuyor. Yaratıcı mekan deneyimiyle öne çıkan Tasarım Parkı, mekanın dönüşüm misyonuyla birleştirdiği özel bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Fotoğraf Sanatçısı Sena İyikul ile Ressam İlkay Günerli’nin birlikte ürettiği bu özel sergide, fotoğrafın gerçekliğine resmin duyusal katmanları ekleniyor; böylece izleyici, görsel algısını yeniden şekillendirme fırsatı yakalıyor. 12 Nisan Cumartesi günü ziyarete açılacak olan sergi, iki sanatçının "dönüşüm" kavramına farklı açılardan yaklaşımını yansıtıyor. Eserlerde bir görüntünün nerede son bulduğu ve diğerinin nasıl başladığı sorusu, izleyiciyi durağanlıktan çıkarıp, sürekli bir değişimin içine çekiyor. Fotoğraf ile resim arasında kurulan diyalog, her bir karede yeni anlamlara kapı aralıyor. İlkay Günerli, doğadaki formları soyutlayarak, canlı renklerle ve yoğun pentür tekniğiyle izleyiciyi düşündürmeye davet eden bir anlatım dili sunuyor. Sena İyikul ise fotoğrafın detaylarında gizli hikâyeleri yakalayarak, ilk sergisi “Dönüşüm”de sanatseverlere derinlikli bir bakış sunuyor. Sergi, 20 Nisan’a kadar Moda’daki Tasarım Parkı’nda ziyaret edilebilir. İlkay Günerli HAKKINDA... 1973 yılında Bandırma’da doğan İlkay Günerli, Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü'nden mezun olduktan sonra kurumsal hayatta çalıştı. Sanata olan ilgisiyle yönünü değiştirerek, Akademi İstanbul’da "Mücevher Tasarımı ve Türk Geleneksel Sanatları Minyatür Eğitimi" aldı. 2016 yılında başladığı Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Yüksek Lisans Programı'nı 2021 yılında tamamladı. Sanat pratiğinde doğadaki formları soyutlayarak, canlı renkler ve yoğun pentür kullanımıyla izleyiciye yorum alanı bırakan, açık uçlu bir anlatım dili geliştirir. Eserlerinde figür ile soyut arasında kurduğu denge, onun sanatına özgün bir karakter kazandırır. Günerli’nin işleri, 2005 yılından bu yana çeşitli karma sergilerde yer aldı. 2024 yılında Fulart Sanat Evi’nde açtığı “Krmz” adlı sergisi, sanatçının ilk kişisel sergisi olup, çalışmalarını İstanbul’daki atölyesinde sürdürmekte. Sena İyikul HAKKINDA... 1987 yılında Rotterdam’da doğan Sena İyikul, 2009 yılında İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden mezun oldu. Uzun yıllar öğretmenlik yaptı, aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak yer aldı. 2015-2020 yılları arasında çocuklara gönüllü resim öğretmenliği yaptı ve seramikle ilgilendi. Sanat, çocukluğundan bu yana hayatında yer alırken, 2020 itibarıyla profesyonel bir yön kazandı. Sanat tarihi ve fotoğrafçılık eğitimleri alarak bakış açısını derinleştirdi; çeşitli atölye, seminer ve projelere katıldı. Koray Akten’in “İstanbul’un Işığı” projesinde yer aldı. Fotoğrafları, Otofokus ve Photomaraton gibi organizasyonlarda sergilendi. İyikul’un çalışmaları detaylara odaklanır; izleyiciyi düşünmeye ve görsel sorgulamaya davet eder. Fotoğraf ile hikâye anlatımı arasında kurduğu ilişkiyle dikkat çeker. “Dönüşüm”, sanatçının ilk sergisidir. ### "Carmen" operası AKM sahnesinde yeniden hayat buluyor İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), Fransız besteci Georges Bizet’nin ölümsüz eseri Carmen’i sanatseverlerle yeniden buluşturmaya hazırlanıyor. Tüm dünyada en çok sahnelenen operalar arasında yer alan eser, Nisan ayı boyunca Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) seyirci karşısına çıkacak. Etkileyici müziği ve güçlü dramatik yapısıyla klasik müzik dünyasında özel bir yere sahip olan Carmen, 10, 12, 17, 24, 26 ve 30 Nisan tarihlerinde AKM Türk Telekom Opera Salonu'nda sahnelenecek. Gösterimlerde, sahne tasarımı, kostümler ve orkestra düzenlemeleriyle izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunulması hedefleniyor. Bu sezonun dikkat çeken detaylarından biri ise uluslararası arenada tanınan şef George Pehlivanian’ın orkestra şefliğini üstlenecek olması. Pehlivanian, 10 ve 12 Nisan’daki temsillerde orkestra yönetimini devralacak. Avrupa, Amerika ve Asya’nın prestijli sahnelerinde uzun yıllar görev almış olan sanatçı, Türkiye’de de pek çok kez performans sergilemiş başarılı bir isim olarak biliniyor. Bizet’nin müzikleri eşliğinde sahnelenen opera, özgür ruhlu ve tutkulu karakteriyle öne çıkan Carmen’in hayatına odaklanıyor. Onunla saplantılı bir ilişki kuran asker Don José’nin dönüşümünü konu alan eser, aşk, özgürlük ve kıskançlık temalarını derinlikli bir şekilde işliyor. Koro, dansçılar ve başrollerdeki güçlü seslerle desteklenen yapım, hem klasik müzik tutkunlarına hem de sahne sanatlarına ilgi duyan izleyicilere hitap ediyor. Carmen, İstanbul’un kültürel takvimine hareket katarken, Atatürk Kültür Merkezi’nin zenginleşen repertuvarına da önemli bir katkı sağlıyor. Bilet ve detaylı bilgiye AKM'nin resmi internet sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Bilet alımı ve detaylar için tıklayınız. Kaynak: Gazetepe Pencere Kaynak: Gazetepe Pencere ### Adana'da Kültür Yolu Festivali coşkusu başladı: 9 gün boyunca renkli etkinlikler Adana, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Festival, 5-13 Nisan tarihleri arasında şehri sanatla buluşturacak renkli ve canlı etkinliklere sahne oluyor. Türkiye genelinde 20 şehri kapsayan ve 8 ay sürecek olan festivalin ilk durağı Adana oldu. 9 gün boyunca kent genelinde 50'den fazla noktada yüzlerce etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Adana'nın tarihi ve kültürel zenginlikleri, festival kapsamında sergilenen sanat eserleri, müzikal performanslar, geleneksel Türk tiyatrosu, resim sergileri ve açık hava konserleriyle gözler önüne serilecek. Ayrıca, karnaval havasında gerçekleştirilen sokak gösterileri ve geçit törenleriyle festival, şehri bir açık hava sahnesine dönüştürüyor. Adana'nın caddelerinde dans grupları ve müzikal performanslar, katılımcılara unutulmaz bir atmosfer yaşatıyor. Festival, Adana'nın kültürel mirasını tanıtmanın yanı sıra, şehri ulusal ve uluslararası alanda tanınan bir sanat merkezi haline getirmeyi de hedefliyor. Yerel sanatçılarla birlikte ulusal ve uluslararası isimlerin sahne alacağı etkinlikler, her yaştan katılımcıya hitap edecek şekilde tasarlandı. Ayrıca, festivale özgü atölye çalışmaları, katılımcılara farklı sanat dallarını daha yakından keşfetme fırsatı sunuyor. Adana'nın özgün atmosferi ve kültürel mirası, festivalle birlikte hayat buluyor. Katılımcılar, sadece sanatla iç içe olmakla kalmayıp, şehri keşfederek, yerel kültürle daha derin bir bağ kuruyorlar. Kültür Yolu Festivali, her yıl daha da büyüyerek devam etmekte ve katılımcılara unutulmaz bir kültürel deneyim sunmaya devam ediyor. Festivalin Adana'daki coşkusunun ardından, bir sonraki durak 17-25 Mayıs tarihleri arasında Manisa olacak. Manisa'nın tarihi mekanlarında ve kültürel alanlarında gerçekleştirilecek etkinliklerle, festivalin heyecanı devam edecek. Detaylar için tıklayın. Kaynak: CNN Türk Kaynak: Hürriyet ### “Çiçekçi Sokağı” ve “Bayanlar Baylar Dario Moreno” seyirciyle buluşmayı sürdürüyor 2019 yılında Kosta Kortidis ve Akın Kaplan tarafından “Bir özgürlük meselesi” sloganıyla kurulan Teatro Rudius’un ödüllü oyunu “Çiçekçi Sokağı” ve yeni prodüksiyonu “Bayanlar Baylar Dario Moreno”, tiyatro izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Komedi ve dramı harmanlayarak aşk, tutku, entrika ve intikamla örülü bir hikâye anlatan “Çiçekçi Sokağı”, 15 Mayıs’ta Tatavla Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak. Ünlü Türk müzisyen ve sinema sanatçısı Dario Moreno’nun İzmir’den dünya starlığına uzanan ilham verici hayatını danslar ve şarkılarla sahneye taşıyan “Bayanlar Baylar Dario Moreno” ise 23 Mayıs’ta Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde, 29 Mayıs’ta İzmir’de Sahne Tozu Tiyatrosu Haldun Dormen Sahnesi’nde, 9 Mayıs’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek. ÇİÇEKÇİ SOKAĞI Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden, Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı”; bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikâyesini sahneye taşıyor. 11. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri’nde Yönetmenlik Jüri Özel Ödülü’nü kazanan oyunda, Kortidis ile birlikte Hicran Özgür, Dilara Tabak, Alp Balkan, İlkay Özşen, Ali Alkın Aydın, Çağdaş Başoğlu ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 15 Mayıs 2025 Perşembe akşamı 20.30’da Ankara’da Tatavla Sane Sahne’de seyirciyle buluşacak. bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikâyesi Bir önceki yüzyılın başlarında Pera’da vukubulmuş, gazete sayfalarına kaydolmuş kanlı bir hadise… Aşk, tutku, entrika, intikam çemberinde iki perdelik bir hayal ya da perdesiz bir hakikat… Sekiz milletin etrafta dokuz lisan konuştuğu Cadde-i Kebir’in en müstesna sokağının, Çiçekçi’nin, güzeller güzeli, iyi yürekli Despina’nın, yakışıklı ve gizemli Vasilis’in, kalbi kara Periklis’in, bilge meyhaneci Zafiris’in, Pera’nın beyaz eldivenli efendisi Şık Manol’ün ve kahve fincanında hakikati gören Türkan’ın hikâyesi bu. Gün yüzüne çıkan sırların ışığında bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikâyesi… BAYANLAR BAYLAR DARIO MORENO Teatro Rudius’un müzikli oyunu “Bayanlar Baylar Dario Moreno”, 23 Mayıs 2025 Cuma akşamı 20.30’da Kadıköy Eğitim Sahnesi’nde; 29 Mayıs 2025 Perşembe akşamı 20.30’da İzmir’de Sahne Tozu Tiyatrosu Haldun Dormen Sahnesi’nde; 9 Mayıs 2025 Cuma akşamı 20.30’daise Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) sahnelenecek. Kosta Kortidis’in kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda oturduğu ve aynı zamanda şaşırtıcı oyunculuk performansıyla sahnede Dario Moreno’ya hayat verdiği oyun, Kortidis’e Tiyatro Gazetesi Uluslararası10. Anadolu Tiyatro Ödülleri’nde Yılın Müzikal Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi. Seyircileri müzikli bir teatral şölene ve Moreno’ya saygı duruşuna davet eden oyunun kadrosunda ayrıca Dilara Tabak, Akın Kaplan, Hazal Akyürek, Özlem Alpözü, Alp Balkan, Alper Arık ve İlkay Özşen de yer alıyor. Aydın’da doğup İzmir’de büyüyen, askerliğini Türk ordusunda yapan Dario Moreno, Türkiye’de başladığı kariyerini Avrupa’ya taşıyarak dünya çapında bir “star” olan ender Türk şarkıcılardan biri… Unutulmaz sanatçı, ölümünden 56 yıl sonra, ödüllü yazar Kosta Kortidis’in benzersiz ve özgün üslubuyla gerçekle kurguyu harmanladığı “Bayanlar Baylar Dario Moreno” oyunuyla, Teatro Rudius’un kalbinde yeniden doğuyor. Teatro Rudius’un oyunları için biletler Biletix’ten, Biletinial’dan ve tiyatrolar.com.tr’den temin edilebilir. ### İETT'den Volkan Konak’a Vefa: nostaljik tramvayda unutulmaz şarkıları yankılanıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İETT, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden ünlü sanatçı Volkan Konak’ı özel bir uygulamayla anıyor. İstanbul’un simge ulaşım araçlarından biri olan nostaljik tramvay, bir hafta boyunca Volkan Konak’ın sevilen şarkıları eşliğinde sefer yapacak. Sanatçının her yeni albümünün yankılandığı ve müzikseverlerin buluşma noktası haline gelen İstiklal Caddesi, bu kez onun unutulmaz ezgileriyle dolup taşıyor. Tramvaydan yükselen şarkılar, dinleyenlere duygu dolu anlar yaşatıyor. İstiklal Caddesi’nde Konak Ezgileri: Nostaljik Tramvayda Duygusal Yolculuk İETT, bu vefa örneğini sadece tramvaylarla sınırlı tutmadı. Sanatçı anısına özel tasarlanan bir otobüs de hizmete alındı. EL2 Emirgan - 4. Levent Metro hattında 15 gün boyunca sefer yapacak olan bu özel otobüs, Volkan Konak’ın kültürel mirasına duyulan saygının bir göstergesi olarak İstanbul yollarında olacak. Karadeniz’in güçlü sesi olarak hafızalara kazınan Volkan Konak, bu anlamlı etkinliklerle İstanbul’un kalbinde yaşamaya devam edecek. ### Gelenekten Geleceğe: Kültürel Belleğin Dijital Yansımaları Sergisi Dijital Deneyim Merkezi'nde Ziyaretçilerini Bekliyor Kültürel mirası dijital bir platformda yeniden yorumlayan "Gelenekten Geleceğe: Kültürel Belleğin Dijital Yansımaları" sergisi, Dijital Deneyim Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlıyor. Sergi, geleneksel Türk sanatlarının dijital teknolojilerle buluştuğu etkileşimli enstalasyonlar, sanal gerçeklik ve yapay zeka projeleriyle zenginleştirilmiş. Karagöz ve Hacivat gölge oyunları, interaktif ebru ve holografik performanslar gibi unsurlar, geçmişle geleceği birleştiren benzersiz bir deneyim sunuyor. Sergi, 30 Mayıs’a kadar ziyaret edilebilecek. Detaylar için buraya göz atabilirsiniz. Kaynak: Kültür.İstanbul ### Resim yeteneği otizmli Eren'in yaşama sevinci oldu Eskişehir'de yaşayan 21 yaşındaki otizmli Eren Bulur, 2 yıl önce başladığı resim sanatında kendisini ifade etme imkanı bularak, birbirinden güzel eserler ortaya çıkardı. Doğumunun ardından konuşamayan Bulur'a, 3 yaşında ailesi tarafından götürüldüğü hastanede otizm teşhisi konuldu. Eren Bulur, Özkan Halaç Özel Eğitim Meslek Okulunda öğrenim gördüğü yıllarda derslerinde resme ilgi duydu. Görsel Sanatlar Öğretmeni Canser Kuşat Lanpir'in ilgi ve desteğiyle kara kalem ve akrilik boya çalışmalarına başlayan Bulur, zamanla kendisini geliştirdi. Bulur'un resimdeki yeteneğiyle ortaya koyduğu farklı eserler, okul sergilerinde yer aldı. Özkan Halaç Özel Eğitim Meslek Okulundan mezun olan Bulur'un resimle bağı ise Halk Eğitimi Merkezi'nde başladığı resim kursuyla devam ediyor. Tuvallere birbirinden ilgi çekici renk ve desenlerle resimler çizen Bulur'un tabloları görenlerin beğenisini kazanıyor. Özkan Halaç Özel Eğitim Meslek Okulunda görevli olan Bulur'un görsel sanatlar öğretmeni Canser Kuşat Lanpir, AA muhabirine, Eren'in sanata karşı çok ilgili olduğunu söyledi. Eren'le iki yıl çalıştıktan sonra okuldan mezun olduğunu kaydeden Lanpir, birlikte güzel ürünler çıkarttıklarını ifade etti. Eren'in resim çizerken ayrıntıları çok sevdiğini belirten Lanpir, şöyle konuştu: "Sistematik çalışır. Takıldığı bir konuyu gerçekten derinlemesine inceler. Her ayrıntısını düşünerek çizer. Boyaması kadar çizimi de çok iyi. Renk seçimleri çok iyi. Benimle çalışırken daha çok çizim konusunda aktifti. Mesela bir otobüs çizecekse o otobüsün plakasından içindeki lambalarından farlarına kadar tüm ayrıntılarını çizer. Hangi konuya odaklanırsa o konuda derinlemesine araştırma yapıyor ve çizimlerini o şekilde tasarlıyor." "RESİMDEKİ RENK SINIRLARINI ÇOK DİKKATLİ ÇALIŞIYOR" Lanpir, Eren'in boyama dışında kara kalem çalışmayı da çok sevdiğini dile getirerek, "Genelde canlı renkleri tercih eder. Resimdeki renk sınırlarını çok dikkatli çalışıyor. Kontrollü çalışmayı tercih ediyor. Eren'in resimlerine daha önceki okul sergilerimizde yer vermiştik. Mezun öğrencimiz olduğu için şimdi de bütün sergilerde çalışmalarına yer veriyoruz." ifadelerini kullandı. Eren'i yeteneğinden dolayı okuldan mezun olduktan sonra bırakmadıklarını anlatan Lanpir, "Halk Eğitimi Merkezi resim kursu bünyesinde burada sanat eğitimlerine devam ediyor. Sanat eğitimi yaşam boyu devam eden bir eğitim. Sanatsal çalışmalarını burada farklı malzemeler, farklı teknikler uygulayarak devam ettiriyoruz." diye konuştu. Resim yapmanın Eren için yaşama sevinci olduğuna dikkati çeken Lanpir, "Gerçekten iyi hissediyor. Resimde kendisini ifade ettiğini düşünüyorum. Çıkan ürünleri de çalışmaları da gerçekten çok etkili ve güzel. Onları yapınca da çok mutlu oluyorum." dedi. Halk Eğitimi Merkezi resim kursu öğretmeni Özlem Yeşilçam da Eren'le mezun olduğu okulda bir araya gelerek bir ay önce çalışmaya başladıklarını söyledi. Şimdilerde tuval üzerine akrilik boya yaptıklarını bildiren Yeşilçam, "Eren çok titiz çalışmayı seviyor. Renkleri canlı kullanıyor. Kursumuza tüm istek ve azmimizle devam edeceğiz." diye konuştu. ### Rembrandt ve Rubens'in dev tabloları ziyaretçilerin gözü önünde yeniden hayat buluyor Peter Paul Rubens ve Rembrandt'ın sanatseverlerin ilgisini çeken dev eserleri ziyaretçilerin gözü önünde restore edilirken, bu süreci yürüten uzmanlar bu eşsiz deneyimi "ilham verici ve stresli" buluyor. Rembrandt'ın "Gece Devriyesi (The Night Watch)" ve Peter Paul Rubens'in "Tahta Oturan Madonna Azizler Tarafından Hayranlıkla Karşılandı (Enthroned Madonna Adored by Saints)" eserleri, sanat tarihinin iki dev eseri olarak öne çıkıyor. Belçika'daki Anvers Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi'nde sergilenen Rubens'in eseri 6 metreye 4 metre, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Rijks Müzesi'nde bulunan Rembrandt'ın başyapıtı ise 3,63 metreye 4,37 metre boyutlarıyla dikkat çekiyor. Zengin detayları, dramatik ışık-gölge oyunları ve izleyiciyi içine çeken dinamik kompozisyonlarıyla ön plana çıkan bu dev eserlerin halka açık şekilde restore edilmesi de izleyicilere sanat eserlerinin korunma sürecini yakından görme fırsatı sunuyor. Restorasyonun ilk adımında, sanat tarihçileri, tablonun tarihini, sanatçının kullandığı teknikleri ve malzemeleri araştırırken, bilim insanları da eserin mevcut durumunu belirlemek için çeşitli analizler yapıyor. X-ışını ve ultraviyole ışık taramalarıyla, tablonun alt katmanları ve daha önce yapılan müdahaleler detaylıca incelenirken, kimyasal analizler boyaların, verniklerin ve astar malzemelerinin bileşimini anlamaya yardımcı oluyor. Testlerin ardından restorasyon planı oluşturularak uygun yöntemler belirleniyor. Zamanla biriken kir ve eski vernik mikroskop altında temizleniyor, çatlak ve eksik kısımlar ise sanatçının tarzına uygun şekilde dolduruluyor. Son olarak eser koruyucu bir vernik tabakasıyla kaplanarak hem görsel bütünlük sağlanıyor hem de gelecekteki olası hasarlara karşı korunuyor. REMBRANDT'IN GECE DEVRİYESİ Gece Devriyesi'nin restorasyon ekibinden Sanat Eseri Koruma Uzmanı Nienke Woltman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu projede karşılaştıkları zorlukların, tablonun büyüklüğünden ve öneminden kaynaklandığını vurgulayarak, izleyiciler önünde çalışmayı "ilham verici ve stresli" şeklinde niteledi. Woltman, ziyaretçilerin seslerini duymasalar da gözlerini üzerlerinde hissettiklerini söyleyerek "Bu duruma alışmak zorunda kaldık. Müzede, gördüğünüz üzere güzel bir cam duvar yaptılar. Çalıştığımız yer oldukça sessiz. Bu çok önemli çünkü sessiz olmazsa, kalabalık Rijks Müzesi'nde işimizi yapmak için odaklanamazdık." diye konuştu. Restorasyon süreci için tablonun sağa, sola, yukarı ve aşağı hareket ettirilebilen özel bir kanvasa asıldığını söyleyen Woltman, kanvasın önündeki iki ayrı asansörle uzak bölgelere ulaşılabildiklerini kaydetti. REMBRANDT'IN TABLOLARINDA IŞIK VE GÖLGE Woltman, Rembrandt'ın tablolarında sık görülen ışık ve gölge oyunlarının (chiaroscuro) korunması için birçok test yaptıklarını, orijinal tabloya zarar vermemenin öncelikleri olduğunu vurguladı. "Bu projenin bu kadar uzun sürmesinin sebebi de bu. Birçok bilimsel cihazla resme zarar vermediğimizden emin olmak için testler yapıyoruz." diye konuşan Woltman, yeni vernik ve minimum rötuşla orijinal tabloyu öne çıkarmayı planladıklarını kaydetti. Woltman, Rembrandt'ın tarzının dönemin diğer ressamlarından farklı olduğuna dikkati çekerek, "Gece Devriyesi, Hollanda'daki milis tablosu geleneğini yeniden şekillendiren bir eser. Milis grupları genellikle çok statik pozlarla resmediliyordu. Ancak Rembrandt, eserinde bu grubu son derece dinamik bir şekilde tasvir etti. Resimdeki figürler hareket halindeler ve neredeyse resmin dışına doğru ilerliyorlar." dedi. Tablonun aslında bilinenin aksine gece değil, gündüz tasvir edilmiş olabileceğini belirten Woltman, sözlerine şöyle devam etti: "Tam olarak emin değiliz ama bu çok olası. 'Gece Devriyesi' ismi çok daha sonraları verilmiş. Rembrandt'ın tabloya verdiği isim bu değil. Bu isim, tablonun verniğinin çok sarı olduğu bir dönemde verilmiş olabilir. Bu yüzden, tablonun karanlığını bir gece sahnesiyle karıştırmış olabilirler ama bu bir gece sahnesi değil." Woltman, Rembrandt'ın restorasyonu görse nasıl tepki vereceği hakkında ise "Bence Rembrandt bizim bu kadar insanla, yıllarca tablosu üzerinde çalışmamızı görse kesin 'Siz kafayı mı yediniz? Ne yapıyorsunuz? Tablomu rahat bırakın!' derdi. Ama projenin sonunda belki de 'Tamam, fena iş çıkarmamışsınız' gibi düşünürdü." değerlendirmesinde bulundu. RUBENS'İN ESERİNİN RESTORASYONUNDAKİ ZORLUKLAR "Enthroned Madonna Adored by Saints" eserinin restorasyonundan sorumlu ekipten Küratör Koen Bulckens ve restore ekibinden Ellen Keppens, bu süreçte yürütülen titiz çalışmaları AA muhabirine değerlendirdi. Bulckens, Rubens'in kiliseler için büyük altar panoları yapmaya odaklandığını anımsatarak, mekanın büyüklüğü sayesinde bu eserin restore sürecine başlayabildiklerini ifade etti. Küratör Bulckens, "Bu boyuttaki bir tablo üzerinde çalışmak her aşamada farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Tabloyu yerleştirmekten temizlemeye kadar her şey ekibin koordinasyonu ile gerçekleştiriliyor." dedi. Ellen Keppens de tablonun boyutundan dolayı yerde yapamayacaklarını, sürekli dik tutmaları gerektiğini söyleyerek, bu işlemlerin fiziksel ve zihinsel açıdan yorucu olduğunu dile getirdi. Çalışmalara devam etmek için sürekli iskelelere çıkıp indiklerini ya da rahatsız pozisyonlara girdiklerini belirten Keppens halka açık çalışmanın hem ilham verici hem de stresli olduğunu kaydetti. Keppens "Bir yandan ziyaretçilerle etkileşimde bulunmak güzel, diğer yandan sürekli bir gürültü oluyor. Ama bu kadar istisnai bir projede çalışmanın ne kadar büyük bir fırsat olduğunu düşünürsek, bu uyum sağlanabilir bir şey." değerlendirmesinde bulundu. Eserdeki vernik kaldırıldığında orijinal renklerin daha mat olduğunu, bunun da ziyaretçiler arasında merak konusu haline geldiğini dile getiren Keppens, "Aslında matın orijinal renk olduğunu, tüm renklerin parlak olması için yeni vernik uyguladığımızı anlatmamız gerekiyor." dedi. TEKNOLOJİNİN ORTAYA ÇIKARDIĞI DETAYLAR Küratör Bulckens, teknolojinin gelişimiyle, çıplak gözle görülemeyen boya katmanlarını görselleştiren teknikler sayesinde çizimin ilk halinde bulunan ancak daha sonra düzeltilen kısımların da keşfedildiğini söyledi. Ellen Keppens, bu durumu şöyle açıkladı: "Tablonun üst kısmında meleklerin resmedildiği yerde karışıklık vardı. Şimdi, bazı siyah bölgeler görüyoruz, bunu açıklayamamıştık. Altta bir şey olduğunu görebiliyorduk ama açıklayamıyorduk. Daha sonra yeni tip bir bilimsel araştırma ile tabloda meleklerin önce bir çeşit siyah kanatla resmedildiği ortaya çıktı. Daha sona Rubens, bunun üzerini kapatmış. Yıllar içinde yağlı boya inceldiği ve şeffaflaştığı için bu siyah kanatları bazı noktalarda görebiliyoruz." Ellen Keppens, gelecekte restorasyon tekniklerinin ve tutumlarının değişmesi halinde şu anda yaptıkları işin geri alınabilir olduğunu vurgulayarak, gelecekte konservatörlerin kolayca çalışabilmesinin önemli olduğunu kaydetti. Keppens, "(Rubens hayatta olsaydı) Yüzyıllar sonra insanların hala eserlerini sevdiğini, zaman ayırdığını, ilgi duyduğunu ve bakım yaptığını bilseydi çok memnun olacağını düşünüyorum." diye konuştu. Rubens'in "Enthroned Madonna Adored by Saints" eserinin restorasyonunun yaklaşık iki yıllık bir sürecin ardından bu yaz tamamlanması hedefleniyor. Rembrandt ve Rubens'in dev tabloları ziyaretçilerin gözü önünde yeniden hayat buluyor Rembrandt - "Gece Devriyesi (The Night Watch)" Rembrandt Rubens Rembrandt ### Uluslararası Öğrencilerden Ebru Sanatına Hayranlık: "Benzersiz ve Kendine Özgü" Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) Türkiye Bursları programıyla eğitim alan Kazakistanlı Sandugaş Kels ve Azerbaycanlı Sabina Rasulova, Türkiye’de tanıştıkları ebru sanatının kendine özgü yapısına hayran kaldı. Geleneksel Türk sanatlarından biri olan ebru, onlar için sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda bir duygu ve felsefe yolculuğu oldu. Ebru sanatının kökenleri Osmanlı Dönemi'ne kadar uzanıyor. Kitap süslemelerinden hat sanatına kadar geniş bir yelpazede kullanılan bu geleneksel sanat, sabır ve teslimiyet gerektiren bir uğraş olarak biliniyor. Lale ve gül motifleriyle tasavvuf felsefesini yansıtan ebru, sanatçısının ruh halini ve çevresel etkenleri ünik bir biçimde yansıtma fırsatı sunuyor. "Ebru Sanatı Bir Ahenk Sanatı" Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde doktora eğitimi alan Kazakistanlı Kels, ebru sanatıyla YTB tarafından düzenlenen bir atölye sayesinde tanıştı. Ebru yaparken bütün malzemelerin sıvı olmasına rağmen birbirine karışmadan bir ahenk yaratmasından büyülendiğini belirten Kels, bu sanata duyduğu ilgiyi şu sözlerle ifade etti: "Teknede yer alan suların birbirine karışmadan özgün formlar oluşturması büyüleyici. Ebrunun tamamen doğal malzemelerle yapılması da ayrıca etkileyici." Kendi ülkesi Kazakistan'da ebruya benzer bir sanat dalı olmadığını belirten Kels, Türk sanatlarının içinde böylesine benzersiz bir geleneğe sahip olmanın kendisini mutlu ettiğini dile getirdi. "Ramazan Bayramı Bütün Türk Dünyası İçin Birlik ve Beraberliktir" Ramazan ayı deneyimleriyle ilgili de konuşan Kels, Türkiye’deki misafirperverliğin kendisini hiç yalnız hissettirmediğini ifade etti. Kazakistan’daki Jaramazan geleneğini anlatan Kels, çocukların kapı kapı dolaşarak ezbere şarkılar söylediklerini ve insanların onlara şeker, para gibi hediyeler verdiğini belirtti. Ankara Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan Azerbaycanlı Rasulova da, ebru sanatıyla Türk dizileri sayesinde tanıştığını ve bu sanatın benzersiz olmasının ona ayrı bir anlam kattığını belirtti. Rasulova, Türkiye’de ramazan ayının birleştirici etkisini şu sözlerle ifade etti: "Buradaki ramazan coşkusu tam da dizilerde gördüğüm gibiydi. Sahurda davul sesleri, iftarlardaki birliktelik ve teravih namazları büyük bir dayanışmanın göstergesiydi." Ramazan Bayramı’nın Türk dünyasının ortak bir değeri olduğuna vurgu yapan Rasulova, "İnşallah böyle nice bayramları birlikte kutlayalım, Türk dünyasının gücünü hep birlikte hissedelim." dedi. Ebru sanatının Türk kültürü içinde nasıl bir yer edindiğini, ramazan ayının paylaşım ve dayanışma duygularıyla nasıl anlam kazandığını anlatan bu iki uluslararası öğrenci, Türkiye deneyimlerini unutulmaz bir anı olarak yanlarında götüreceklerini dile getirdi. ### Adana, Nisan Ayında Portakal Çiçeği Karnavalı’na ev sahipliği yapacak 13. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı’nın Programı Açıklandı Adana, 4-13 Nisan 2025 tarihleri arasında 13. Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı'na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. "Dünya Çocukları" temasıyla gerçekleşecek karnavalda, 200'den fazla etkinlik düzenlenecek. Rengarenk Kortejle Karnaval Coşkusu Karnavalın en gözde etkinliklerinden biri olan geleneksel kortej yürüyşü, 5 Nisan Cumartesi günü saat 17.00'de şehir merkezinde gerçekleşecek. Rengarenk kostümlü binlerce kişinin katılacağı kortejin ardından, Simge sahne alarak katılımcılara unutulmaz bir konser deneyimi sunacak. Sanat ve Kültür Etkinlikleri Ön Planda Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı, sanat ve kültür dolu programıyla dikkat çekiyor. Merkez Park ve Atatürk Parkı'nda kurulacak sahnelerde popüler sanatçılar 10 gün boyunca konserler verecek. Bunun yanı sıra, ABD, Japonya, Letonya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna'dan gelen etkinlik grupları performans sergileyecek. Adana Müzesi ve Çırçır Kültür Merkezi gibi mekanlarda sergiler düzenlenecek. Opera ve bale gösterilerinin yanı sıra, çeşitli tiyatro oyunları izleyicilerle buluşacak. Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ve Devlet Çoksesli Müzik Korosu'nun sahneleyeceği "Carmina Burana" konseri de karnaval programında yer alacak. Çocuklara Özel Etkinlikler Bu yıl çocuklar için özel bir alan oluşturulacak. Çizgi film karakterlerinin sahne gösterileri, panayır çadırları, tematik oyun alanları, felsefe, müzik, drama, dans, bale ve resim gibi sanat etkinlikleri çocuklarla buluşacak. 12 Nisan'da sahnelenecek "Küsmesin Yıldızlar" oyunu ise minik seyirciler için unutulmaz bir deneyim sunacak. Heyecan Dolu Yarışmalar Karnaval kapsamında geleneksel Kortej Kostümleri Yarışması, Portakal Çiçeği Halk Koşusu ve Satranç Turnuvası düzenlenecek. Ayrıca, Adana'nın meşhur narenciye lezzetlerini yarışmacılarla buluşturacak "Portakallı Lezzetler Yarışması" da merakla beklenen etkinlikler arasında yer alacak. Adana Karnaval ile Hareketlenecek Portakal Çiçeği Karnavalı, Adana'nın dört bir yanında farklı etkinliklerle yaşanacak. Kamp ve karavan alanları, su korteji, lezzet etkinlikleri ve Adana hediyelikleri stantları ziyaretçileri bekliyor olacak. Karnaval Komitesi Başkanı Ali Haydar Bozkurt, etkinliğin her yıl büyüyerek uluslararası bir boyut kazandığını belirterek, "Dostluk ve barış ortamını pekistirmeyi amaçladığımız bu karnaval, Adana'nın turizm ve ekonomi alanlarında farklı bir konuma gelmesine katkı sağlıyor. Bu yıl da herkesi Adana'da bu büyük festivale katılmaya davet ediyoruz" dedi. Karnaval programının detaylarına tıklayarak ulaşabilirsiniz. ### İstanbul Modern’den Ömer Uluç Sergisi: “Ufuk Çizgisinden Öteye” Sergi Tarihleri 21 Mart–12 Aralık 2025 İstanbul Modern, Ömer Uluç’un sanatsal yolculuğunu gözler önüne seren “Ufuk Çizgisinden Öteye” başlıklı sergiyi 21 Mart’ta sanatseverlerle buluşturacak. Artaş Holding sponsorluğunda düzenlenecek “Ufuk Çizgisinden Öteye” başlıklı sergi, Ömer Uluç’un Türkiye’deki en geniş seçkilerinden birini izleyicilere sunacak. Uluç’un sanatsal pratiğinde erken dönem örneklerini barındıran 1960’lardan 2010’daki vefatına kadar olan süreçteki üretimlerini bir araya getirecek sergi, sanatçının çalışmalarında öne çıkan farklı ifade biçimlerini çeşitli temalar altında toplayacak. Kâğıt üzerine desen ve çizimden tuval üzerine akriliğe, kolajdan heykele birçok disiplini içerecek sergide, Uluç’un kauçuk, keçe, alüminyum, akrilik levha, PVC ve polyester gibi malzemelerle ürettiği 300’ün üzerinde çalışması yer alacak. Küratörlüğünü Öykü Özsoy Sağnak ve Nilay Dursun, asistan küratörlüğünü ise Naz Uğurlu Benek’in üstlendiği “Ömer Uluç: Ufuk Çizgisinden Öteye” sergisi, sanatçının insanlık ve evren arasındaki karmaşık ilişkiye dair düşüncelerini irdeleyen yapıtları izleyicinin beğenisine sunacak. “Ufuk Çizgisinden Öteye” başlıklı sergiyi 21 Mart’tan itibaren İstanbul Modern’de ziyaret edebilirsiniz. İstanbul Modern’den Ömer Uluç Sergisi: “Ufuk Çizgisinden Öteye” İstanbul Modern’den Ömer Uluç Sergisi: “Ufuk Çizgisinden Öteye” ### Grand Pera'da nisanda klasik müzik konserleri gerçekleşecek Beyoğlu'nun önemli tarihi merkezlerinden Grand Pera, nisan ayında klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapacak. Grand Pera'dan yapılan açıklamaya göre, Didem Erken ve Tuncer Önder tarafından kurulan Duo Mare, 5 Nisan'da Grand Pera tarihi binada orijinal eserler ve düzenlemelerden oluşan bir konser programı sunacak. Programda barok, romantik ve çağdaş dönemlerden izler taşıyan eserler yorumlanacak. İstanbul Gençlik Orkestrası, 24 Nisan'da Grand Pera Emek Sahnesi'nde sezonun son konserini verecek. Şef Ramis Sulu yönetimindeki orkestranın solisti, usta kemancı Can Özhan olacak. Özhan, Bruch'un 1. Keman Konçertosu'nu seslendirecek. Konserin ikinci yarısında ise orkestra, Beethoven'ın eserlerini dinleyicilere sunacak. Erdem Sökmen ve Nağme Yarkın, gitar ve İstanbul kemençesi eşliğinde 26 Nisan'da Grand Pera Emek Sahnesi'nde konser verecek. Detaylı bilgi ve biletler için "biletinial.com" adresi ziyaret edilebilir. ### Mehmet Erbil: Tiyatro öğretmek için değil, yaşamak için vardır! İstanbul Sanat Dergisi olarak; Hayalbaz Tiyatro'nun kurucusu, yönetmen, yazar ve oyuncu Mehmet Erbil ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. "Özellikle günümüzde, bireyselleşmenin ve dijitalleşmenin arttığı bir çağda, tiyatro hâlâ fiziksel olarak bir araya gelmeyi, canlı bir deneyimi paylaşmayı mümkün kılan nadir bir sanat dalıdır" diyen Mehmet Erbil, tiyatronun sosyal bir dönüştürücü ve iyileştirici bir gücü olduğunu vurguladı. Bugün, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü.. Öncelikle sizin için tiyatronun anlamı nedir? Tiyatro, benim için bir sahne sanatından çok daha fazlası. İnsan olma hâlinin en yalın ve en etkileyici biçimde anlatıldığı bir alan. Aynı zamanda bir buluşma noktası; oyuncuların ve seyircilerin ortak bir hayali, ortak bir anı paylaştığı, bir araya geldiği yer. Dünya Tiyatro Günü'nün de aslında bu gücü hatırlamak ve hatırlatmak için önemli bir fırsat olduğunu hep düşünmüşümdür. Özel günler var ederek olanı hatırlatmanın bir yolunu bulmuşuz; anneler, çocuk hakları, insan hakları, Çevre Günü gibi kavramları elbette bir güne sığdırmak mümkün değildir. Fakat tıpkı bir çalar saatin bizleri uyandırması ya da yapacağımız şeyleri hatırlatması hususunda değer arz etmektedir. Bugünün de böylesi bir rolü vardır; tiyatroyu bir kez daha anımsamak ve özümsemek. Hayalbaz Tiyatro’yu kurarken çocuk tiyatrosuna yönelmenizin temel sebebi neydi? Birleşmiş Milletler genelgesine göre, 0-18 yaş arası kişilere çocuk denir. Ancak büyük yazar Yaşar Kemal, “Çocuklar insandır” der. Tiyatroyu insanın en samimi ve değerli hali olan çocuklara yapmak, adaletsizliğe ve haksızlığa karşı gelmek ile eş değerdir benim için. Yazık ki çocuklar yani “insanlar”, gerek dünyada gerek ise kendi coğrafyamızda büyük haksızlığa uğramaktadır. Eğitim, ekonomik, siyasal ve sanatsal alanda da... Biz, Hayalbaz Tiyatro olarak onlarla sahnede bir araya geldiğimizde sadece bir oyun sunmuyoruz; onlara hayal kurmayı, düşünmeyi, sorgulamayı hatırlatıyoruz. Çocuklar henüz kalıpların içinde sıkışmamış, dünyayı keşfetmeye açık bireylerdir. Onlara tiyatro aracılığıyla anlatılan her şey, hayal dünyalarında başka şekiller alıyor, biçimleniyor, büyüyor ve anlam kazanıyor. Bu yüzden, Hayalbaz Tiyatro’nun temelinde her zaman çocuklarla kurulan sahici ve samimi bir bağ vardır. Çocuk tiyatrosu denildiğinde çoğu zaman eğitici içerikler bekleniyor. Hayalbaz Tiyatro’nun böyle bir misyonu var mı? Tarih boyunca özellikle bizde tiyatro bir eğitim aracı olarak görülmüş ve eğiten, öğreten içerikler sunulma çabasına girilmiştir. Oysa tiyatro öğretmek için değil, yaşamak için vardır. Bana göre çocuklara tiyatro yapanlar sadece "bilgi vermek" amacıyla sahneye çıkarsa, seyirciyle arasına mutlak bir mesafe koyar, ast olan amacın dışında kalır. Oysa biz, çocuklarla beraber aynı hayale ortak olup, aynı macerayı yaşamak istiyoruz. Onların hayal gücünü harekete geçirmek, birlikte oyun kurmak, sahnede kolektif bir bağ kurmayı istiyoruz. Bizim eğitmek gibi bir kaygımız ve amacımız yok, çünkü tiyatro zaten kendiliğinden bütünsel bir deneyim sunar. Tiyatronun sosyal yaşam üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Tiyatro, bir toplumun görmesi gerektiğini ya da nasıl bir toplum olduğunu onlara yansıtan büyük bir aynanın kendisidir. Ayna hiç olmayan bir görüntüyü yansıtabilir mi? Yansıtamaz. William Shakespeare'in dediği gibi; “Dünya nir tiyatro sahnesidir, bizler ise bu sahne üzerindeki oyuncularız.” Tiyatro öncelikle insanları bir araya getirir, farklı hikâyeleri anlamalarını sağlar, empati kurmalarına yardımcı olur. Özellikle günümüzde, bireyselleşmenin ve dijitalleşmenin arttığı bir çağda, tiyatro hâlâ fiziksel olarak bir araya gelmeyi, canlı bir deneyimi paylaşmayı mümkün kılan nadir bir sanat dalıdır. Bu yüzden tiyatronun sosyal bir dönüştürücü ve iyileştirici bir gücü olduğu savunuyorum. Türkiye’de çocuk tiyatrosunun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Çocuk için yapılan tiyatro, son yıllarda daha fazla ciddiye alınmaya başlandı. Ancak hâlâ önümüzde alınması gereken uzun bir yol var. Sanırım çocuk oyunlarının sadece "çocukça" olmaması gerektiğini kabul etmek, bu konuya gerçek bir önem kazandırabilir. Bizler, yani çocuklara tiyatro yapanlar, başta belirttiğim birçok alanda haksızlığa uğrarken, kendi alanımızda hak ettiği estetik ve sanatsal değeri vermek mecburiyetindeyiz. Umarım ilerleyen yıllarda çocuklar için yapılan tiyatro, sadece eğitimci bir yapı ve düzeysiz eğlence anlayışından ve didaktik yapıdan sıyrılarak, sanatsal bir üretim alanı olarak daha da güçlenecektir. Dünya Tiyatro Günü vesilesiyle tiyatro severlere ve çocuklara bir mesajınız var mı? Var… Tiyatro izleyin, tiyatro yapın, tiyatroyla düşünün! Sahne, bir hikâyenin hayat bulduğu yerdir. Özellikle yetişkinlere söyleyeceğim tek şey şu: Oyunu hiç bırakmayın. Çünkü oyun, yaşamın en samimi hâlidir. Mehmet Bey, son olarak okurlarımız ve tiyatro severler sizin oyunlarınızı ve sizi nerede izleyebilirler? Hayalbaz Tiyatro olarak bu yıl 18. kuruluş yıl dönümümüzü kutluyoruz. 2007 yılından bu yana çocuklar için nitelikli tiyatro metni ve oyunlar sahnelemek için yoğun mesai harcamaktayız. Ben ve ekip arkadaşlarım, sevgili İlayda Buse Uyar, Eray Zerkes, İlker Aksu ve bizimle birlikte daha önce sahne almış kıymetli oyun arkadaşlarımız çocuklara değer vermekte ve dünyalarında önemli bir yeri olan çocuklar için olağanüstü çaba sarf etmektedir. Bu değerli yolculukta birlikte yürüdüğümüz ve büyük bir parçamız olan sevgili şair ve yazar Sunay Akın'ın kurucusu olduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'nin tiyatro sahnesinde bizi ve oyunlarımızı izleyebilecekleri gibi @hayalbaztiyatro ve www.hayalbaztiyatro.com adresinden takip edebilirler. Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz Mehmet Bey... Ben teşekkür ederim. Tiyatro ile kalın... ### Ara tatilde AKM'de çocuklara özel atölyeler düzenlenecek Atatürk Kültür Merkezi'nde yer alan AKM Çocuk Sanat Merkezi, ara tatilde çocuklara özel atölyeleri minik sanatseverlerle buluşturacak. AKM'den yapılan açıklamaya göre, 31 Mart-4 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek etkinliklere 4-11 yaşındaki çocuklar katılabilecek. Çocukları sosyal ve sanatsal etkinliklerle buluşturması planlanan programda, el becerisini geliştiren atölyelerden müzik ve dans atölyeleri ile yeni ve yaratıcı deneyimler yer alacak. Ayrıca çocukların duygu ve düşüncelerini sanatla aktarmayı öğrenmesi, iç dünyalarını boyalarla, ritimle dışa vurarak, hayal ve gözlem yeteneklerini geliştirirken zihinsel ve el becerilerini de artırması hedefleniyor. Yayoi Kusama'nın Benekleri Resim Atölyesi, Andy Warhol Baskı Resim Atölyesi, Antonio Vivaldi ile Konçerto Yolculuğu, Nurullah Berk Ayçiçekleri Resim Sanatı, Fahrelnisa Zeid Otoportre Resim Sanatı, Antonin Dvorak ve Orkestrası, Tekstil Tasarım Andy Warhol, Selçuklu Çini Sanatı, Çaykovski ile Müziğin Kalbi, Yaratıcı Yazarlık Atölyesi, Picasso ve Boğa Resim Atölyesi, Füreyya Koral Seramikleri ve Mihri Müşfik Resim Sanatı'nın da aralarında olduğu birçok renkli etkinlik çocukların beğenisine sunulacak. Detaylı bilgi için "akmistanbul.gov.tr" adresi ziyaret edilebilir. ### Londra'da "7. Türk Toplumu Sanat Sergisi" açıldı Londra Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ve Türkiye'nin Londra Başkonsolosluğu iş birliğiyle düzenlenen "7. Türk Toplumu Sanat Sergisi", sanatseverlere kapılarını açtı. Sergi, 19 Nisan'a kadar hafta içi her gün Londra YEE'de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. İngiltere'deki Türk sanatçı topluluğunun çalışmalarının yer aldığı önemli platform oluşturan sergiler, 2019'dan beri yüzlerce sanatçının özgün eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor. Bu kapsamda, Londra YEE ve Türkiye'nin Londra Başkonsolosluğu iş birliğinde bu yıl yedincisi düzenlenen sergi; geleneksel sanatlardan dijital sanata, fotoğrafçılıktan el sanatlarına kadar geniş yelpazede eserleri barındırıyor. Serginin jüri üyeliğini Londra YEE Müdürü Dr. Mehmet Karakuş, Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi Pınar Koç ve sanatçılar Nilay İşlek, Nagihan Seymour ve Ali Haydar Yeşilyurt yaptı. Jüri, 110 başvuru arasından 51 eseri titizlikle seçti. Bu yılki sergiye katılan sanatçılar arasında; Abdullah Yusuf (Gyula Bela Lunczner), Alev Jamal, Alisher Ilkhamov, Alona Erikson, Aylya Ahmedova, Burçak Kafadar, Can Efe Özcan, Demet Nell, Demet Tokbay, Eda Coşkun ve Yasemin Öztürk gibi çok sayıda isim yer aldı. iki ülke arasındaki kültürel bağları güçlendirmede önemli rol üstleniyor 7. Türk Toplumu Sanat Sergisi'nin açılış törenine çok sayıda sanatçı, sanatsever, diplomatik misyon temsilcileri ve davetliler katıldı. Törene katılanlar arasında Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, Konsolos Turan Oğuzhan Gönültaş ve Camden Belediye Başkan Yardımcısı Eddie Hanson yer aldı. Bu yılki sergi, Türk sanatçı topluluğunun canlı ve yaratıcı ruhunu gözler önüne sererken, Türkiye ile İngiltere arasındaki kültürel bağları güçlendirmede önemli rol üstleniyor. Etkinlik, Türk mutfağından lezzetler eşliğinde samimi sohbetlere de olanak sundu. Sergi, 19 Nisan'a kadar hafta içi her gün yerel saatle 10.00-18.00 saatlerinde Londra YEE'de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. ### Bozcaada Caz Festivali 2025 başvuruları başladı Türkiye’nin en özel müzik etkinliklerinden biri olan Bozcaada Caz Festivali, 5-7 Eylül 2025 tarihlerinde 9. kez müzikseverlerle buluşacak. Festival, caz müziğiyle ilgili farklı projelere yer vermek için genç müzisyenlere fırsatlar sunmaya devam ediyor. Bu yıl festivalde sahne almak isteyen caz grupları için başvurular açıldı. BAŞVURU SÜRECİ Bozcaada Caz Festivali'nde yer almak isteyen caz müzisyenleri için başvurular, 10 Nisan 2025 tarihine kadar kabul edilecek. Genç caz sanatçıları, özgün besteleri ve yaratıcı projeleriyle festival sahnesine başvuru yapabilecek. Festival, sahne alacak grupları 30 Nisan 2025 tarihinde açıklayacak. Childplay KİMLER BAŞVURABİLİR? Başvurular, caz müziğini deneyimleyen ve doğaçlama yapmaya hevesli, kariyerinin başındaki veya müzik yolculuklarına yeni başlayan sanatçılara açık. Müzikal projelerin özgün olması ve grup boyutunun en fazla 4-5 kişilik olması bekleniyor. Leon Phal BAŞVURULARDA ARANANLAR Başvuru yapacak sanatçılardan projeleri hakkında detaylı bilgi, tercihen canlı performans kayıtları içeren videolar ve grup üyelerinin sosyal medya hesapları isteniyor. Ayrıca, festivalde sahne alma isteklerini anlatan kısa bir metin de başvuru dosyasına eklenmeli. Festivalde yer almak isteyen sanatçılar, başvurularını Bozcaada Caz Festivali’nin resmi web sitesi üzerinden online olarak gerçekleştirebilecekler. Detaylı başvuru bilgileri ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz. (https://bozcaadacazfestivali.com/acik-cagri/) Bozcaada Caz Festivali, müziğin özgürlüğünü ve cazın yaratıcı dünyasını keşfetmek isteyen müzisyenler için büyük bir fırsat sunuyor. 2025'te festivalde yer alacak projelerin, Bozcaada'nın büyülü atmosferinde caz tutkunlarına unutulmaz bir deneyim yaşatması bekleniyor. Nilipek FESTİVALİN TARİHÇESİ İlk kez 2017 yılında düzenlenen Bozcaada Caz Festivali, kısa sürede Türkiye’nin en önemli caz etkinliklerinden biri haline geldi. Her yıl Bozcaada'nın eşsiz doğasında gerçekleşen bu festival, yerli ve yabancı caz sanatçılarını bir araya getirerek, caz müziğine olan ilgiyi arttırmayı hedefliyor. Festival, sahne alacak sanatçılara sunduğu platformla genç yeteneklerin keşfedilmesine de katkı sağlıyor. ### Çağdaş sanatın yenilikçi buluşması "CI BLOOM 2025" İstanbul'da! Sanatseverleri ve çağdaş sanat dünyasının profesyonellerini bir araya getirecek CI BLOOM, 16-20 Nisan 2025 tarihleri arasında İstanbul'da, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşecek. Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen bu özel etkinlik, çağdaş sanatın gelişimine katkı sağlamayı ve Türk sanatını uluslararası düzeyde tanıtmayı amaçlıyor. CI BLOOM, 26 galeri ve 3 sanat inisiyatifinin katılımıyla Türkiye'de üretilen sanatın zengin çeşitliliğini gözler önüne serecek. Borusan Otomotiv'in Türkiye dağıtıcısı olduğu BMW Türkiye'nin partnerliğiyle; Pernod Ricard Türkiye, Türk Hava Yolları ve TGA'nın desteğiyle gerçekleştirilecek etkinlik, hem genç hem de yükselen sanatçılarla uluslararası sanat profesyonellerini buluşturarak, yeni keşiflere ve iş birliklerine zemin hazırlayacak. CI BLOOM’da Bir İlk! CI BLOOM, bu yıl ilk kez The Key Art Gallery, Chi Art Gallery, OG Gallery ve RS Sanat Alanı'na ev sahipliği yaparak, sanatseverlere farklı galerilerin ve sanatçıların işlerini keşfetme fırsatı sunacak. İstanbul'un kültürel atmosferinde, çağdaş sanatın yenilikçi yönlerini sergileyen fuar, sanat dünyasına dair kapsamlı bir seçkiyi bir arada sunarak, geniş bir katılım sağlamayı hedefliyor. çağdaş sanatın geleceğine yön verecek Etkinlik, Türkiye'nin çağdaş sanat sahnesine dair önemli bir buluşma noktası olacak ve ziyaretçilere hem ulusal hem de uluslararası sanatçıların eserlerine yakından bakma fırsatı tanıyacak. CI BLOOM 2025, çağdaş sanatın geleceğine yön verecek ve sanatseverlere unutulmaz bir deneyim yaşatacak. Yer: Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Harbiye - İstanbulTarih: 16-20 Nisan 2025 ### Atölye Nunuk’ta Feyza Ketenci ile çocuklar için sanat dersleri Sanatçı Feyza Ketenci, atölyesinin kapılarını çocuklara açıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden 2013 yılında mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Pedagojik Formasyon Bölümü’nden öğretmenlik sertifikasını alan sanatçı, uzun zamandır çocuklara ve gençlere resim dersleri veriyor. Güncel sergilerde resimleri sergilenen ve birçok sergiye katılım sağlamış olan Feyza Ketenci, kendi atölyesinin samimi ortamını gençlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyor. Atölyenizde diğer faaliyetlerin yanında eğitim-öğretim vermek neden önemli sizin için? Bu fikir, sanatın sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda öğrenme ve gelişim aracı olduğuna olan inancımdan doğdu. Kendi yaratıcı sürecimde, çocukların sanat yoluyla kendilerini keşfetmelerinin önemini fark ettim. Sanat, duygusal ve zihinsel gelişimi destekleyen güçlü bir araçtır. Çocuklarla çalışarak, onlara yaratıcılıklarını ifade etme fırsatı vermek istiyordum. Ayrıca, sanatın sosyal beceriler, özgüven ve eleştirel düşünme gibi alanlarda nasıl katkı sağladığını gözlemledim. Bu nedenle, atölyemde eğitim ve öğretim faaliyetlerine yer vermek, hem kendi sanat pratiğimi geliştirmek hem de çocukların gelişimine katkıda bulunmak için doğal bir adım oldu. Bu süreç, hem benim için hem de öğrencilerim için son derece tatmin edici ve keyifli bir deneyim haline geldi. Resim eğitimi verirken teorik bilgi me kadar önemlidir? Ne kadar zaman ayrılmalı? Resim eğitimi verirken teorik bilginin önemi büyüktür, ancak pratik uygulama ile dengelenmesi gerekir. Teorik bilgi; sanatın temellerini anlamak, farklı teknikleri öğrenmek ve sanat tarihine dair bir perspektif kazanmak açısından kritik bir rol oynar. Ancak, sanatın doğası gereği, pratik deneyim ve yaratıcılık da aynı derecede önemlidir. TEORİK BİLGİ Temel kavramlar: Renk teorisi, kompozisyon, perspektif gibi konular, öğrencilerin sanat eserlerini daha bilinçli bir şekilde oluşturmasına yardımcı olur. Sanat Tarihi: Farklı dönemlerdeki sanat akımlarını ve sanatçıları tanımak, öğrencilerin kendi tarzlarını geliştirmelerine ilham verebilir. PRATİK UYGULAMA Deneyim: Teorik bilgiyi uygulamak, öğrencilerin öğrenilenleri pekiştirebilmesi için hayati öneme sahiptir. Uygulamalı çalışmalar, yaratıcılığı teşvik eder. Deneme ve hata yapma: Öğrencilerin farklı teknikleri denemesi ve hata yaparak öğrenmesi, gelişimleri için kritik bir süreçtir. Zaman: Teorik bilgiyi ve pratik uygulamayı dengeli bir şekilde sunmak idealdir. Örneğin, bir dersin yarısını teorik bilgiye, diğer yarısını uygulamalı çalışmalara ayırmak faydalı olabilir. Önerilen süre, öğrencilerin yaşına ve seviyesine bağlı olarak değişebilir. Resim dersi vermek için nasıl bir altyapı oluşturuyorsunuz? Ve her seans ve öğrenci için nasıl hazırlanıyorsunuz? Resim dersi vermek için oluşturduğum altyapı, öğrencilerin ihtiyaçlarına ve seviyelerine göre şekillenen kapsamlı bir sistemdir. Her seans ve öğrenci için hazırlık yaparken dikkate aldığım bazı temel unsurlar şunlardır: ALTYAPI OLUŞTURMA MEKAN VE DONANIM Atölye düzeni: Öğrencilerin rahatça çalışabileceği, iyi aydınlatılmış ve yaratıcı bir atmosfer sunan bir atölye ortamı oluşturuyorum. Malzemeler: Farklı resim tekniklerini destekleyecek çeşitli boyalar, fırçalar, kağıtlar ve diğer sanat malzemeleri sağlıyorum. Her yaş grubuna uygun malzemeler seçmeye özen gösteriyorum. Müfredat ve Planlama Temel kavramlar: Renk teorisi, kompozisyon ve farklı teknikler gibi temel konuları içeren bir müfredat oluşturuyorum. Seviye belirleme: Öğrencilerin beceri seviyelerine göre farklı programlar sunarak, herkesin kendi hızında ilerlemesine olanak tanıyorum. Aktivite Çeşitliliği Uygulamalı çalışmalar: Her derste teorik bilgi ile birlikte uygulamalı çalışmalar yaparak, öğrencilerin öğrendiklerini pekiştirmelerini sağlıyorum. Grup ve bireysel çalışmalar: Hem grup projeleri hem de bireysel çalışmalarla öğrencilerin farklı bakış açılarını geliştirmelerine yardımcı oluyorum. Seans ve Öğrenci Hazırlığı Hedef belirleme: Her seans öncesinde, öğrencilerin o derste ne öğrenmesini istediğimi belirliyorum. Bu, seansın odaklanmasını ve verimli geçmesini sağlıyor. Öğrenci ihtiyaçları: Öğrencilerin ilgi alanlarını ve güçlü yanlarını göz önünde bulundurarak, onlara özel projeler ve aktiviteler planlıyorum. Her öğrencinin bireysel gelişimini desteklemek için geri bildirim sağlayarak ilerlemelerini takip ediyorum. Eğitim materyalleri: Seans öncesinde, öğretilen konuyla ilgili görsel ve yazılı materyalleri hazırlarım. Örneğin; örnek eserler, sanat akımları hakkında bilgiler veya teknik gösterimler gibi... Esneklik: Her seansın akışında esnek kalmaya özen gösteriyorum. Öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarına göre dersin yönünü değiştirebiliyorum. Bu, daha katılımcı bir öğrenme ortamı yaratıyor. Değerlendirme ve geri bildirim: Seans sonunda öğrencilerin çalışmalarını değerlendiriyor ve yapıcı geri bildirim veriyorum. Bu, onların gelişimini desteklemek ve motivasyonlarını artırmak için önemlidir. Bu yöntemlerle, her öğrencinin potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı olmayı hedefliyorum. Sizce ailelerin yaklaşımı nasıl olmalı ve sanatçı yetiştirmek için mi yoksa kişisel gelişim adına mı sanatsal eğitime başlamalı? Sanatsal eğitime başlamak için en iyi yaklaşım, her iki amacın da göz önünde bulundurulmasıdır. Aileler, çocuklarına sanatı bir meslek olarak öğretmenin yanı sıra kişisel gelişimlerini destekleyen bir alan olarak da sunmalıdır. Bu, çocukların sanata olan ilgilerini sürdürebilmeleri ve kendi potansiyellerini keşfetmeleri için sağlıklı bir zemin oluşturur. Önemli olan, çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlamak ve sanatı hayatlarının bir parçası haline getirmelerine yardımcı olmaktır. Sanatçı yetiştirmek: Eğer aileler, çocuğun sanatçı olmasını istiyorlarsa, sanatsal eğitimi bu hedef doğrultusunda yönlendirebilirler. Bu durumda, çocukların teknik becerilerini geliştirmeye yönelik daha yoğun bir eğitim programı izlenebilir. Kişisel gelişim: Ancak sanat sadece bir meslek değil, aynı zamanda bireyin duygusal ve sosyal gelişimi için de önemli bir araçtır. Aileler, sanatsal eğitimi kişisel gelişim adına bir fırsat olarak da görebilirler. Sanat; iletişim becerilerini, öz disiplin ve problem çözme yeteneklerini geliştirmeye yardımcı olur. ### Betül Tatar: Kompozisyonlarımda estetik ve anlam arasında güçlü bir köprü kuruyorum Tarzını yansıtırken insan doğasının inceliklerine vurgu yaparak, derin anlamları estetik bir yol ile sunmayı amaçlayan Ressam Betül Tatar ile bir röportaj gerçekleştirdik. Sanatı yalnızca bir görsel dil değil; derinlerde bir öz keşif, dönüşüm ve aktarım aracı olarak nitelendiren Tatar; "Benim bakış açıma göre izleyici, bir resme baktığında kendinden bir parça görmeli. Dolayısıyla resimlerimin sadece benim değil, onların da bir parçası olmasını isterim" dedi. Keyifli okumalar... Tanımlanması pek de kolay olmayan sanat kavramına yaklaşımınız nedir? Sanata olan yaklaşımımın ve sanatı kullanış biçimimin biraz daha derin bir yerden olduğunu söyleyebilirim. Sanat benim için yalnızca bir görsel dil değil; derinlerde bir öz keşif, dönüşüm ve aktarım aracıdır. Yaratım sürecimde hissettiğim akış, bana her seferinde yeni şeyler öğretiyor ve içsel dünyamda gizlenmiş kapıları aralıyor. Deneyimlerim dolayısıyla sanatı, hem kişisel yolculuğumun ve kendimi keşfetme sürecimin bir parçası olarak hem de keşfettiklerimi aktarmak için renkli bir aracı olarak görüyorum. Bir eserin kompozisyonunu oluşturma süreciniz nasıl gelişiyor? Kompozisyonu oluştururken benimsediğiniz teknik detaylar nelerdir? Benim için bir eserin kompozisyonu, düşünsel bir süreç ve içsel bir derinleşme ile başlar. Hem görsel hem de anlam itibari ile beni tatmin eden bir kurgu oluştuğunda ise resmetmeye başlarım. Kompozisyonlarımda figürü merkeze yerleştirmeyi tercih ediyorum. Bu yaklaşım, izleyicinin ilgisini doğrudan eserin kalbine yani insan figürüne çekiyor. Görsel olarak odağın insanda olması, eserdeki anlatım ile de bütünlük sağlıyor. Aynı zamanda kompozisyonda genel bir simetri ve uyumu da gözetirim. Detayları birbirleri ile bağlantılı olacak biçimde kurgulamaya özen gösteririm. Ayrıca, güncel resimlerimde derinlik algısını yaratmaya da özen gösteriyorum. Görsel olarak etkileyicilik ve gerçekçilik sağlayan derinlik algısı, aynı zamanda anlatım itibari ile belirli bir süreci yansıtmama da olanak tanıyor. Bu yaklaşım, izleyicinin hikayenin içine girmesine olanak tanıyan zengin bir anlatım sunmakta faydalı oluyor. Kısacası, kompozisyonlarımda estetik ve anlam arasında güçlü bir köprü kurarak, izleyiciye etkileyici ve katmanlı bir deneyim sunmayı amaçlıyorum. Sanatınızı yaratma sürecinde bilinçli bir yaklaşım mı benimsiyorsunuz yoksa eserleriniz, adeta bir rüya aleminde gibi, bilinç dışının özgür akışına mı teslim oluyor? Yaratım sürecimde her iki yaklaşımı da iç içe geçiriyorum. İlham noktam, ruhsal bir akışın getirdiği anlık ve özgür imgelerle besleniyor. Bu akış, doğaçlama ve bütünsel bir yaratım enerjisi sağlıyor. Aynı zamanda duygularımın, hayallerimin ve içsel sorgulamalarımın kapılarını aralıyor. Ancak, bu akış ile gelen ilhamları tuval üzerinde somut bir ifadeye dönüştürürken, teknik ve görsel etkileyicilik kısmını özen ve bilinçle işliyorum. Bu aşamada, sanatımın izleyiciyle kuracağı diyalog için belirli estetik prensipler devreye giriyor. Sonuç olarak, eserlerim hem ruhsal bir akışı hem de bilinçli, dikkatlice kurgulanmış teknik unsurları bir arada barındırıyor. Resimlerinizde soyut anlatımlar kullandığınızı biliyorum. Bu anlatımlar sizin için kişisel bir anlam taşıyor mu, yoksa izleyiciye açık bırakılan bir yorum alanı mı sunuyorsunuz? Sanatın yorumlanmaya değer unsurlar sunmasını önemsiyorum. Bu noktada soyutlamalar önemli rol oynuyor. Eserde yer alan detaylar, benim mana dünyamın birer karşılığı olarak ortaya çıkıyor ve elbette kişisel anlamlar taşıyor. Bunun yanı sıra benim bakış açıma göre izleyici, bir resme baktığında kendinden bir parça görmeli. Dolayısıyla resimlerimin sadece benim değil, onların da bir parçası olmasını isterim. İzleyicilerin eserlerimi yalnızca görmelerini değil, aynı zamanda hissetmelerini de önemsiyorum. Benim anlatımım kadar, izleyicinin bu anlatımı yorumlama özgürlüğü de önemlidir. Bu yorumların paylaşılmasının karşılıklı besleyici olduğunu sıklıkla deneyimliyorum. Bu sebeple, sanatımın çoklu anlamlara ve zengin yorumlara açık bir alan olmasını arzuluyorum. Tarzınızı nasıl yansıtıyorsunuz? Özellikle nü resim çalışmayı tercih etmenizin bir sebebi var mı? Tarzımı yansıtırken insan doğasının inceliklerine vurgu yaparak, derin anlamları estetik bir yol ile sunmayı amaçlıyorum. Eserlerimde gerçekçi teknik uygulamaları ve gölgelendirmeyi, soyut anlatım unsurlarıyla harmanlayarak izleyiciye etkileyici ve katmanlı bir deneyim sunmayı umuyorum. İnsan doğasını en çıplak haliyle, örtüsüz biçimde aktarmak istediğimden ötürü, genellikle figürleri nü resmetmeyi tercih ediyorum. İnsan bedeninin çıplaklığı; en temel anlamıyla gerçekliği, doğallığı ve saflığı simgeliyor. Eserlerimdeki çıplaklık, hem fiziksel hem de ruhsal olarak insanın savunmasızlığına dikkat çekiyor. Aynı zamanda estetik anlamda da çekicilik sağlıyor. Bu da hem görsel hem mana itibariyle tam olarak yaratmayı hedeflediğim etkidir. Sanat yolculuğunuz boyunca, geçmişteki çalışmalarınız ile güncel eserleriniz arasındaki dönüşümün sebebi nedir? İleride eserlerinizin tarzı yeniden değişkenlik gösterebilir mi? Bu dönüşümün önemli sebebi, sanatımın da benimle birlikte evriliyor olmasıdır. Benim içsel halimdeki değişiklikler ve yaşadıklarım, beni dönüştürdüğü gibi sanatımı da dönüştürüyor. Eserlerimi objektif bir gözle incelediğimde, yapıldığı dönemin ruhunu yansıttığını görebiliyorum. Örnek vermem gerekirse; hayalci olduğum dönemlerde yaptığım eserler stilize ve gerçek dışı tarzda iken, yaşadıklarımın beni daha realist bir insana dönüştürmesini takiben yaptığım eserlerin daha gerçekçi tarzda olduğu çok açık. Benden doğan bir eserin, benden izler taşımaması düşünülemezdi. Sanatımın önümüzdeki süreçte daha ne kadar evrileceğini ise ben dahi ön göremem. Ben geliştiğim ve dönüştüğüm sürece, sanatımın da dönüşüm göstereceğine dair ancak tahminde bulunabilirim. ### İstanbul Film Festivali, 44. kez sinemaseverleri ağırlayacak İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 44. kez düzenlenen "İstanbul Film Festivali", 11-22 Nisan arasında Türkiye'den ve dünyadan nitelikli ve ödüllü filmleri, özel gösterimleri, yıldız oyuncuları ve usta yönetmenleri bir araya getiriyor. İKSV'den yapılan açıklamaya göre festivalin kapsamlı seçkisi, 139 uzun metrajlı ve 15 kısa filmden oluşuyor. Dünya sinemasının nitelikli örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenler ve genç yeteneklerin son filmlerinden oluşan festival seçkisinde dünya, uluslararası, Balkan ve Türkiye prömiyerlerini yapan filmler de bulunuyor. Festivalde 12 gün boyunca gösterimlerin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve etkinlikler de yer alacak. NKolay'ın sponsorluğunu üstlendiği festival gösterimleri; Beyoğlu, Kadıköy ve Şişli'de 7 salonda yapılacak. Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 24 Mart Pazartesi günü başlayacak indirimli ön satış döneminin ardından, 27 Mart Perşembe günü genel satışa çıkacak. Sinema Ödülleri Festival tarafından sinemaya gönül ve emek veren kişilere sunulan "Sinema Onur Ödülü", bu yıl sanat yaşamına sayısız tiyatro oyunu, film ve müzik albümü sığdıran usta oyuncu ve şarkıcı Zuhal Olcay'a sunulacak. "Emek Ödülü" ise 2006'da dahil olduğu Köprüde Buluşmalar'da 2010-2023 arasında yöneticilik görevini üstlenen Gülin Üstün'e verilecek. Festivalin açılış filmi "Köln 75" 44. İstanbul Film Festivali'nin açılış galasında Berlin Film Festivali'nde bu yıl özel bir galada prömiyeri yapılan, Ido Fluk imzalı "Köln 75" gösterilecek. Filmin ekibi de festivalin açılış gösterimine katılmak üzere İstanbul'da olacak. Festivalin resmi seçki kapsamında "Altın Lale Yarışması", "Kısa Film Yarışması" ve "Yeni Bakışlar" bölümleri yer alıyor. Yerli ve yabancı filmlerin bir arada uluslararası bir jüri tarafından değerlendirileceği Altın Lale Yarışması'nda 15 uzun metrajlı film var. Hintli sinemacı Shekhar Kapur'un başkanlığını yürüteceği Altın Lale Yarışması jürisinde yapımcı Ada Solomon, senarist ve yönetmen Ebru Ceylan, oyuncu Saadet Işıl Aksoy ve Toronto Uluslararası Film Festivali Başkanı Cameron Bailey bulunuyor. Kısa Film Yarışması'nda da yerli ve yabancı 12 kısa film bir arada değerlendirilecek. Genç yönetmenleri desteklemek, yeni çalışmaları daha görünür kılabilmek için yalnızca ilk ve ikinci filmlerini çeken yerli yönetmenlere açık olan "Yeni Bakışlar" bölümünde 11 film var. Bu bölümde en iyi filme verilen ödül, Seyfi Teoman'ın adını taşımaya devam ediyor. Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonunun (FIPRESCI) verdiği ödüllere ek olarak Türkiye'den üç farklı meslek kuruluşu Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BSB), Film Yönetmenleri Derneği (Film-Yön) ve Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), festivaldeki filmleri bağımsız jürilerle değerlendirip ödüller takdim edecek. Altın Lale Yarışması ve Yeni Bakışlar bölümlerinde yer alan yerli kurmaca filmleri değerlendiren Film-Yön, bu yıl "En İyi Yönetmen Ödülü"nü yakın zamanda vefat eden usta yönetmen Şerif Gören anısına verecek. İstanbul Film Festivali 2026 yılından itibaren, yarışmalarında yer alacak filmlerde Balkan prömiyeri şartı arayacak. Festival Türkiye'de film alanında çalışan farklı meslek birlikleriyle iletişim halinde planladığı tüm bu değişikliklerle kariyerinin başındaki, dikkati çeken yönetmenleri daha güçlü bir şekilde desteklemeyi, yenilikçi seslere ifade alanları açmayı, karşılıklı kültürel etkileşim ve bölgesel tanıtım imkanları oluşturmayı ve Türkiye'deki sinema kurumları ve sinema profesyonelleriyle ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Festival programı 44. İstanbul Film Festivali programında, Genç Ustalar, Mayınlı Bölge, dünyanın dört bir yanından çoğu ödüllü filmlerden oluşan Devrialem ve sinema dünyasının ustalarını toplayan Cinemania olmak üzere 13 farklı bölümde filmler yer alıyor. Festivalin sevilen bölümlerinden "Galalar"da saygın festivallerde henüz buluşmuş, geniş kitlelere seslenen parlak filmlerin Türkiye prömiyeri yapılacak. Bu bölümde ünlü yıldızlardan usta yönetmenlere, sezonun merakla beklenen 11 filminin Türkiye'deki ilk gösterimleri gerçekleştirilecek. Festivalin Genç Ustalar bölümünde de Cannes, Venedik, Locarno, Selanik ve daha birçok festivalden ödüllerle dönmüş 18 film izleyiciyle buluşacak. Belgesel Kuşağı'nda siyaset, müzik, fotoğrafçılık, aile bağları, toplum, mimari, radyoculuk, insan hakları gibi farklı güncel konuları işleyen, toplumsal değişimleri ele alıp gerçeği belgelerken alışılmadık ve çarpıcı tarzlar izleyen 21 yapım var. Festival resmi seçkisinin farklı bölümlerindeki yerli belgeseller Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) tarafından oluşturulan bağımsız bir jüri tarafından değerlendirilecek. Devrialem bölümü, son sinema akımlarını yansıtarak, izleyiciyi 11 günlük bir dünya turuna çıkaracak. Dünya sinemasının en yeni ve nitelikli 21 yapıtı bu bölümde bir araya geliyor. Cinemania'da ise 10 filmlik bir seçki bulunuyor. Festival programındaki "Heyula" bölümü ise Burak Çevik'in hazırladığı bir film seçkisi ile sinemanın yeni olanaklarını deneyen filmleri keşfe çıkartacak. "Antidepresan" bölümünde hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya beklenmedik, ters köşelerden bakan filmlerden bir seçki izleyicileri bekliyor. "Amansız Yol" yeniden restore haliyle izleyicilerin beğenisine sunulacak İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta iş birliğiyle bu yıl da Türk sinemasının önemli yapıtlarını restore ettirerek gün ışığına çıkarmaya ve bu klasiklerin yeni kopyalarını sinemamıza kazandırmaya devam ediyor. Sinemaseverler bu yıl, Ömer Kavur'un, Barış Pirhasan ile yazdığı senaryodan sinemaya aktardığı, başrollerini Kadir İnanır ile Zuhal Olcay'ın paylaştığı, 1985 yapımı "Amansız Yol"u Atlas Post Production tarafından restore edilmiş kopyasından izleyebilecek. 44. İstanbul Film Festivali'nin Retrospektif bölümünde, insan ilişkilerine dayanan filmlerinde usta sinemacılığıyla tanınan Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud'ün altı uzun metrajlı filmi ve alanının yetkin isimlerinden kurgucu Ayhan Ergürsel'in çalıştığı filmlerden bir seçki gösterilecek. Haugerud, festivalde bir izleyicilerle bir sohbet de gerçekleştirecek. Köprüde Buluşmalar 20. yılını kutluyor Her yıl Türkiye'den yapımcı, yönetmen ve senaristleri uluslararası sinema profesyonelleriyle buluşturan ortak yapım, eğitim ve ağ kurma platformu Köprüde Buluşmalar, 15-17 Nisan tarihlerinde Hope Alkazar, Borusan Müzik Evi, Yapı Kredi Kültür Sanat ve Atlas 1948 Sineması'nda gerçekleştirilecek. 20. Köprüde Buluşmalar seçkisinde yer alan ilk filmlerden birine OGM Pictures sponsorluğunda "İlk Film Teşvik Ödülü" verilecek. Türkiye'de bu alanda yapılan ilk etkinlik olma özelliğini taşıyan Köprüde Buluşmalar kapsamındaki Film Geliştirme Platformu, Work in Progress Platformu ve Kısa Film Atölyesi, Türkiye'den sinemacılara uzun ve kısa metraj kurmaca ve belgesel projeleriyle post-prodüksiyon aşamasındaki filmlerinin uluslararası çapta ilk sektörel sunumlarını yapmak için olanak yaratırken artistik ve finansal ortak yapımlar için de zemin hazırlıyor. Köprüde Buluşmalar'da bu yıl 20 proje yer alıyor. Köprüde Buluşmalar Ödülleri, 17 Nisan akşamı yapılacak ödül töreniyle sahiplerini bulacak. Gençlere Yönelik Stop-Motion Animasyon Atölyesi İKSV Alt Kat, festival kapsamında ayrıca 14-19 yaş arası gençlere yönelik stop-motion animasyon atölyeleri düzenliyor. Yönetmen Gökalp Gönen'in yürütücülüğündeki atölye, gençlerin animasyon film yapım süreciyle tanışmalarına ve stop-motion tekniğiyle kısa filmler üretmelerine olanak sağlayacak. Nisan-Haziran 2025 döneminde çevrimiçi olarak ücretsiz gerçekleştirilecek atölyelerde stop-motion tekniğiyle üretilecek kısa animasyon filmler, İKSV'nin dijital platformlarında paylaşılacak. 44. İstanbul Film Festivali'ne Hollanda Krallığı İstanbul Başkonsolosluğu, Goethe-Institut Istanbul, German Films, İtalyan Kültür Merkezi, Institut Français, Unifrance, Hindistan İstanbul Başkonsolosluğu, Norveç Krallığı Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi ve Brezilya İstanbul Başkonsolosluğu destek veriyor. Festivalle ilgili diğer ayrıntılı bilgilere ve festival programına "film.iksv.org" adresinden ulaşılabilir. ### Ressam ve yazar Ayşe Betil, sanat hayatındaki hedeflerini anlattı Ressam ve yazar Ayşe Betil, resimleriyle ve kitabıyla insanları düşündürmek ve duygularına dokunmak istediğini belirterek; "İkisi birbirini tamamlıyor mu bilmiyorum ama her biri, benim için bağımsız bir ifade biçimi" dedi. Daha önce yurt içi sergilerin yanı sıra New York ve Paris gibi şehirlerdeki sergilerde de çeşitli eserleriyle yer alan Betil'in yakın zamanda çıkardığı "Senden Sonra" kitabında psikolojik tahliller içeren öyküleri, ikili ilişkileri odağına aldığı şiirleri ve çizimleri yer alıyor. Sanat hayatına, üretim sürecine ve çalışmalarına dair açıklamalarda bulunan Ayşe Betil, sanatta kendini en uygun biçimde ve yolla ifade etme şekliyle, insanlarla iletişim halinde olma düşüncesinin kendisine iyi geldiğini söyledi. Betil, hayalinin her zaman daha fazla ve farklı insanlara ulaşmak olduğunu aktararak; "Resmin de yazının da diğer sanat dallarında olduğu gibi kişinin kendini ifade etme şekli olduğunu düşünüyorum. Tabi bu resimleri yapıp, yazıları yazdıktan sonra bunları sunmak için bir amaca ihtiyacım vardı. Kendi adıma yaptığım her iki işin de ortak noktası, insanların duygularına dokunmak ve onları düşündürtmek. Birbirini tamamlıyorlar mı bilemiyorum, ancak benim için ikisinin yeri farklı ve ne kadar birbirlerinin içine geçebiliyor olsalar da sanıyorum her biri, benim için bağımsız birer ifade biçimi" diye konuştu. "Anlatmak istediklerimin bu kadar çok kişide karşılık bulacağını tahmin etmemiştim" Yurt dışı sergilerinde yaptığı portre resimlerin çok ilgi çektiğini vurgulayan Ayşe Betil, yağlıboya ve karakalem çalışmalarıyla Türk sanatını global alanda temsil edebilmekten dolayı mutlu olduğunu ifade etti. Betil, eserlerine yorum yapıldığında insanların nelere dikkat ettiği, nelerden etkilendiği ve nelerden rahatsız olduğu gibi meselelerin ilgisini çektiğini dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti: "Bir iş ortaya koyuyorum ve elbette herkeste aynı şekilde etki yaratmasını beklemiyorum. Her türlü yorum benim için önemli ve değerli. Çünkü onlar da insana dair bana birçok ipucu veriyor. Ancak gelen yorumların yapacağım işi etkilemesine izin vermiyorum. Öte yandan, özellikle kitap bağlamında konuşursak, her öyküyü bir fikir üzerine kurgulayan biri olarak, anlatmak istediklerimin bu kadar çok kişide karşılık bulacağını ve insanların zaman ayırıp bunlar üzerine düşüneceğini tahmin etmemiştim." "İnsanın kendiyle karşılaşmasına olanak tanıyan en iyi enstrüman edebiyattır" Yıl sonunda bir sergi açmayı planladığını anlatan Ayşe Betil; "Onun dışında yurt içi ve yurt dışı karma sergilere katılabilirim. Bir roman tasarlıyorum ve onu yazmak istiyorum. Gelecek seneden itibaren daha sakin bir tempoda çalışmayı düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Betil, ilk kitabı "Senden Sonra"yı insan ilişkileri üzerine yazdığını söyleyerek, şunları kaydetti: "Kendini bilmek, insanın bu hayattaki ilk ve en büyük sorumluluğudur. Bu da sadece insanın iyi yönlerini kapsamaz, bilakis karanlık yönleriyle karşılaşmasını zorunlu kılar. Bunun için de kişinin herkesten önce kendine dürüst olması gerekir. Bunun çok zor olduğunun farkındayım ama imkansız değil. Bana sorarsanız, insanın kendiyle karşılaşmasına olanak tanıyan en iyi enstrüman edebiyattır. Bazen en nefret ettiğimiz karakter, bize en benzeyen karakter olabilir. Bir düşünsek, bunu fark eden bir okuyucu kendini tanımak ve o duygusunu yönetmek adına büyük bir adım atmış olmaz mı? Ya da bir olay veya durum karşısında herkesin kendisi gibi hissettiğini ya da düşündüğünü var sayan biri, okuduğu satırlarda bambaşka ihtimallerle karşılaştıktan sonra diğer insanlara başka bir gözle bakmaya başlamaz mı?" ### Kadıköy’de tiyatro dayanışması: 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde buluşuyoruz! Tiyatro, Kadıköy’ün kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçası. Yıllardır hem köklü tiyatro topluluklarına hem de bağımsız sahnelere ev sahipliği yapan Kadıköy, güçlü bir tiyatro geleneğine ve duyarlı bir seyirci kitlesine sahip. "Kadıköy seyircisi" kavramı, tiyatroya duyulan bu özel ilginin bir yansıması olarak sahnelerde kendini gösteriyor. Kadıköy’de sahnesi olan ya da oyunlarını ağırlıklı olarak Kadıköy’de sahneleyen tiyatro gruplarının bir araya gelerek kurduğu Kadıköy Tiyatroları Platformu, bu güçlü tiyatro kültürünü daha da ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. Platform, tiyatro emekçileri arasında dayanışmayı artırmayı, tiyatro sanatının görünürlüğünü ve sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda, Kadıköy’de köklü bir kültür-sanat politikası oluşturulmasına katkı sunmak için çeşitli projeler yürütüyor. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında bir araya gelecek olan Kadıköy Tiyatroları Platformu; tüm tiyatro topluluklarını, tiyatro emekçilerini ve Kadıköy’ün değerli seyircisini bu özel günü birlikte kutlamaya davet ediyor. Tiyatro teknisyenlerinden oyunculara, yönetmenlerden müzisyenlere, sahne arkasındaki emekçilerden yazar ve çevirmenlere kadar tiyatronun her alanında çalışanların bir araya geleceği etkinlik, tiyatro sanatına dair ortak sorunları ve çözümleri de gündeme taşıyacak. Etkinlik detayları: 📍 Yer: Kadıköy Mehmet Ayvalıtaş Parkı (Moda İlkokulu önü)📅 Tarih: 27 Mart 2025🕑 Saat: 14.00Bu özel günde, tiyatronun derinliğine dalmaya ve gücünü kutlamaya davetlisiniz... ### Kadıköy Belediyesi’nden 18 Mart’a özel sergi ve seminer Kadıköy Belediyesi, 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü kapsamında anlamlı bir etkinlik programı düzenliyor. Zaferin 110. yıl dönümünde, tarihî belgeler ve çarpıcı görsellerle desteklenen bir sergi ile halkı buluşturacak olan belediye, aynı zamanda dönemin ruhunu yansıtan özel bir seminer de gerçekleştirecek. Tarihi Belgelerle “18 Mart ve Çanakkale Muharebeleri” Sergisi Kadıköy Belediyesi tarafından Alman Gunter arşivi ve Osmanlı arşivinden yararlanılarak, Muzaffer Albayrak’ın katkılarıyla hazırlanan “18 Mart ve Çanakkale Muharebeleri” adlı fotoğraf ve belge sergisi, 18-24 Mart tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nin (CKM) 3. Kat Fuaye Alanı’nda ziyaret edilebilecek. Sergi, ziyaretçilerini, savaşın bilinmeyen yönlerini gösteren arşivlik belgeler ve nadir bulunan fotoğraflarla zaman içinde bir yolculuğa çıkaracak. Gürsel Göncü ile Çanakkale Destanı Semineri Etkinliklerin devamında, 18 Mart Pazartesi akşamı saat 20.00’de CKM B Salonu’nda Gazeteci-Yazar Gürsel Göncü’nün katılımıyla “18 Mart ve Çanakkale Muharebeleri” başlıklı bir seminer düzenlenecek. Seminerde, Harp Tarihi dergisi ve döneme ait çarpıcı fotoğraflar eşliğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği ve Çanakkale kahramanlarının unutulmaz destanı anlatılacak. Katılımcılar, tarihin dönüm noktalarından biri olan bu zaferin perde arkasına dair çarpıcı bilgilerle buluşacak. ### "Kumdan Toza, Çamurdan Nara" sergisi açıldı Evrim Sanat Galerisi, Sanatçı Tuğba Küçükbahar'ın içsel yolculuğun seramik dansı ve kilden nefes alan mitlerle harmanlanan "Kumdan Toza, Çamurdan Nara" başlıklı kişisel sergisini, 15 Mart Cumartesi günü İstanbullu sanat izleyicisi ve sanatseverlerle buluşturdu. Küratör Günsu Saraçoğlu, sergiyle ilgili düşüncelerini şöyle paylaştı: "Tuğba Küçükbahar’ın seramik sergisi, izleyiciyi yaşamın kökenleri ile insanın içsel labirentleri arasında savrulan bir metamorfoz serüvenine davet ediyor. Sanatçı, üretim sürecindeki her dokunuşu, bireyin dönüşümünü somutlaştıran bir ritüele dönüştürüyor. Akdeniz’in kadim rüzgarlarının taşıdığı hikâyelerle ezoterik mitolojinin gizemini buluşturan eserler, izleyiciyi zamansız bir diyaloğa sürüklüyor. DÜŞÜN, DOKUN VE KENDİNİ KEŞFET Her seramik parça sadece bir nesne değil, adeta sanatçının ruhundan kopup gelen birer fragman. Sanatçı Küçükbahar, heykelin hacimsel gücü ile resmin şiirsel dilini seramikle dans edercesine harmanlıyor. Figürler, toprağın ateşle buluştuğu anlarda şekillenirken, üretim sürecindeki duygusal katmanları da dışa vuruyor. Ezoterik sembollerin kil üzerinde yeniden hayat buluşu, insanın evrendeki izini sorgulatan bir aynaya dönüşüyor. Bu sergi, emeğin teri ve tutkunun nefesiyle yoğrulmuş bir iç yolculuğun manifestosu. Seyirciyi sanatın ötesinde, kendi varoluşunun kırılganlığı ve güzelliğiyle yüzleşmeye çağırıyor. Tuğba Küçükbahar’ın eserleri, sessiz bir çığlık gibi: Düşün, dokun ve kendini keşfet..." "sanatseverlere yeni ufuklar açmayı amaçlıyoruz" Evrim Sanat Galerisi'nin kurucusu Betül Ketenci ise sergiye dair düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: "Evrim Sanat Galerisi olarak, Tuğba Küçükbahar’ın son dönem eserlerinden derlenen bu koleksiyonu ağırlamaktan büyük bir heyecan duyuyoruz. Yıl boyunca planladığımız sergi ve etkinliklerle sanatseverlere yeni ufuklar açmayı ve onları estetik bir yolculuğa davet etmeyi amaçlıyoruz. Sanatın dönüştürücü gücünü paylaşmak için herkesi galerimizde buluşmaya çağırıyoruz." Sanatçı Tuğba Küçükbahar’ın "Kumdan Toza, Çamurdan Nara" sergisi, 3 Nisan 2025 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir. ### Ayasofya'nın eşsiz tarihine ney dinletisi eşlik ediyor Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, ziyaretçilerini Ramazan ayı boyunca her hafta ney dinletisiyle karşılıyor. Ayasofya’nın tarihine ışık tutan ve önemli bir kısmı ilk kez gösterime sunulan 300’e yakın eserin sergilendiği ve Ramazan ayı süresince ikinci biletin yüzde 50 indirimli olduğu müzede, Ayasofya’nın eşsiz tarihine ney dinletisi eşlik ediyor. İstanbul’un kalbi Sultanahmet Meydanı’ndaki “Defter-i Hakani Nezareti” binasında bulunan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, Ayasofya’nın hem Bizans hem de Osmanlı dönemini etkileyici bir hikaye anlatımı ve teknolojiyle buluşturuyor. Müze, Ramazan ayı süresince cuma günleri Neyzen Burak Malçok’un ney dinletisi eşliğinde ziyaretçilerine eşsiz bir tarih ve sanat deneyimi yaşatıyor. Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihinin anlatıldığı müzede çoğu ilk kez sergilenen 300’e yakın eser, bu özel deneyimi zenginleştiriyor. Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi’ni hayata geçiren ve işleten Dem Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu, Ramazan sonuna kadar devam edecek ney dinletisinin ziyaretçilerin beğenisini kazandığını söyledi. Bildiricioğlu; “Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, sadece tarihi bir yapıyı anlatan bir alan değil, aynı zamanda ziyaretçilerine interaktif, sürükleyici ve tüm duyulara hitap eden bir deneyim sunan yeni nesil müzecilik anlayışının bir örneği. Ney, Anadolu'nun en derin ve anlamlı seslerinden biri. Bu nedenle, Ayasofya gibi tarih boyunca çok farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yapının tarihinin aktarıldığı müzede, yerli ve yabancı ziyaretçilere sunulan bu deneyimi büyüleyici ney enstrümanıyla derinleştirmek istedik. Tarihe merak duyan herkesi, sanat ve kültürü birlikte deneyimlemek üzere müzemize bekliyoruz” dedi. ÇOĞU İLK KEZ GÖSTERİME SUNULAN 300’E YAKIN ESER SERGİLENİYOR Öğrencilere ve özel günlere yönelik uyguladığı kampanyalar ile 7’den 70’e herkese kültürel mirasımızı aktarmayı ve tarihi sevdirmeyi hedefleyen Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, Ramazan ayı süresince de ikinci bilete yüzde 50 indirim uyguluyor. Müzeyi ziyaret edenler, Ayasofya’nın 1700 yıllık ihtişamlı tarihine yolculuk ederken; "Eserler" bölümünde ise Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın hukuki statüsünü belirleyen ve vakfın nasıl idare edileceğini ayrıntılı biçimde tarif eden Fatih Sultan Mehmet’in yazdırdığı “Vakfiye”yi görebiliyor. Müzede, Osmanlı Devleti’nde hacı kafilesiyle beraber her yıl Mekke ve Medine’deki kutsal yerlere gönderilen “Ravza-i Mutahhara” örtüsünden oluşturulmuş “Ayasofya Camii Minber Sancağı” ve şu anda Ayasofya Camii içinde açık olan tek Seraphim’in yüzünü örten “Bronz Madalyon”a kadar 300’e yakın eser görülebiliyor. MÜZEDE ZİYARETÇİLERİ NELER BEKLİYOR? Müze turu, Bizans İmparatorluğu’na ayrılan bölüm ile başlıyor. Bu bölümde Bizans Devleti’nin kuruluşu, Ayasofya'nın günümüze kadar gelen nihai yapısının inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamalar, çağının çok ötesindeki mimarisi ve özellikle de muhteşem kubbesi, İkonoklazma dönemindeki yıkımlar ve Haçlı Seferleri sırasındaki büyük yağma etkili bir şekilde anlatılıyor. Ziyaretçiler, şehrin kurucusu Konstantin’den İmparator Theodosius’a, Ayasofya'nın eşsiz mimarisinin kurucu fikir babası matematikçi İsidorus'tan mabedin kurucusu İmparator Jüstinyen'e kadar uzanan isimlerin Ayasofya'nın tarihindeki yeri hakkında bilgi edinebiliyor. Hadis Kapısı'ndan geçerek ulaşılan "Osmanlı" bölümü ise Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’yı nasıl gözbebeği yaptığını anlatan hikâyeyle başlayıp, her padişahın Ayasofya’yı adeta küllerinden yeniden doğan bir eser haline getiriş süreci ele alınıyor. Büyük Usta Mimar Sinan ve Ayasofya'yı bugünlere taşıyan vizyonu, görsel ve işitsel teknolojilerle ziyaretçilerin beğenisine sunulurken, dokunuşlarıyla Ayasofya'nın mimarisine ve sanatına değer katan çok sayıda ismin eserleri de ele alınıyor. Tüm bu anlatıların yanı sıra müzede teknoloji desteğiyle hayata geçirilen sanat eserleri de bulunuyor. Mimar Sinan’ın mapping tekniğiyle sergilenen ve 12 bin küpten oluşan bir enstalasyonu da bunlardan biri. Ayrıca farklı aynalama teknikleri kullanılarak hayata geçirilen ve ziyaretçilerin Ayasofya Camii’ni üç boyutlu olarak görmelerini sağlayan “Sonsuzluk Aynaları”; teknoloji, sanat ve tarihin bir sentezi niteliğinde. Müzenin sergi salonunda ise Ayasofya’nın dördüncü yüzyıldan bugüne uzanan tarihi, çok önemli bir bölümü ilk kez gösterime sunulan tarihi eser koleksiyonu ile sergileniyor. Sergi; "kilise", "cami", "müze" ve "yeniden cami" olarak sıralanarak toplam 300’e yakın eser, dönemlerine göre dört ayrı bölümde sunuluyor. Kronolojik olarak sunulan eserler arasında, mabedin damgalı tuğlalarından mozaiklerinde kullanılan malzemelere, hat levhalarından tarihi tablolara kadar farklı türlerden çok sayıda orijinal parça yer alıyor. Özellikle Fatih Sultan Mehmet’in yazdırdığı “Vakfiye”, binlerce yıllık tarihe ayna tutan “İsa ve Meryem İkonaları”, uzun yıllar Seraphim meleklerinin yüzlerini örten “Seraphim Kapağı”, eserler arasında öne çıkıyor. İstanbul’un kalbi Sultanahmet Meydanı’ndaki “Defter-i Hakani Nezareti” binasında bulunan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, ziyaretçilerini Ramazan ayı boyunca her hafta ney dinletisiyle karşılıyor. Müze, Ramazan ayı süresince cuma günleri Neyzen Burak Malçok’un ney dinletisi eşliğinde ziyaretçilerine eşsiz bir tarih ve sanat deneyimi yaşatıyor. Dem Müzecilik CEO’su Eda Bildiricioğlu... Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi'nin medya ve iletişim faaliyetlerini yürüten LEA İstanbul'dan İletişim Danışmanı Yağmur Tozanoğlu ve Hande Özçarıkçı... İstanbul Sanat Dergisi editörlerinden Nihan Toprakkaya, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi'ni büyük bir beğeniyle gezerek herkesi bu muhteşem deneyimi yaşamaya davet etti. https://youtu.be/ZWGt9KBhUV4?si=Wo0LvQyYP5Jv6q9v Ziyaretçiler, şehrin kurucusu Konstantin’den İmparator Theodosius’a, Ayasofya’nın eşsiz mimarisinin kurucu fikir babası matematikçi İsidorus’tan mabedin kurucusu İmparator Jüstinyen’e kadar uzanan isimlerin Ayasofya’nın tarihindeki yeri hakkında bilgi edinebiliyor. “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.” Hadis-i Şerif'inin yazılı olduğu Fetih Kapısı... Mimar Sinan’ın mapping tekniğiyle sergilenen ve 12 bin küpten oluşan bir enstalasyonu... Ziyaretçilerin Ayasofya Camii’ni üç boyutlu olarak görmelerini sağlayan “Sonsuzluk Aynaları”... Ayasofya-i Kebir Vakfı’nın hukuki statüsünü belirleyen ve vakfın nasıl idare edileceğini ayrıntılı biçimde tarif eden Fatih Sultan Mehmet’in yazdırdığı “Vakfiye"... ### Alp Özalp’in beşinci kitabı "Dünyayı Kucakla" yayımlandı Biraz sıra dışı olarak kabul edebileceğimiz yazarlarımızdan Alp Özalp’in beşinci kitabı, “Dünyayı Kucakla” adıyla raflarda yerini aldı. Editörlüğünü Zehra Emre, genel yayın yönetmenliğini Ali Bilir'in üstlendiği ve Bilir Kitap tarafından yayımlanan kitap, bir dönemin duygularını ve yaşanmışlıklarını şiirlerle dile getiriyor. Özalp, kitabında kelimeleriyle hem geçmişe dokunuyor hem de okuyucularını içtenlik dolu bir yolculuğa çıkarıyor. “GENÇLER BİLEBİLEYDİ, YAŞLILAR YAPABİLEYDİ” 2025 yılı itibarıyla 75’inci yaşını karşılayan Alp Özalp’in beşinci kitabı "Dünyayı Kucakla"da verdiği mesajlar, alabilecekler için büyük anlam ve değer taşıyor. Kendisi ise bunu şu sözlerle açıklıyor: “İnsan denen varlık benim gibi şanslılardan olup, eğer ulaşabilmiş ise 70’inden sonra hayat hakkında daha donanımlı olabiliyor. İşte bu kitapta yer alan şiirler, benim 70. yaşımı geride bıraktığım 2023-2024 yılları arasında yazdığım şiirler. Onları 75’inci yaşımda tekrar gözden geçirip, kitap haline getirmiş olmanın mutluluk ve huzuru içindeyim.” İyi ile kötü, doğru ile yanlışın ne olduğu üzerindeki duygu farklılığını hissettiren, aynı zamanda kendinizden de bir şeyler bulabileceğiniz Alp Özalp’in dünyasına ortak olmak için bu başucu kitabını kaçırmayın! Kitabı www.kiletisimyayinlari.com adresinden sürpriz hediyeleri eşliğinde temin edebilirsiniz. Alp Özalp: “Şiir yazmak, yaşamımda önemli bir yer tutmuştur. Hiçbir zaman hiçbir kimseyle paylaşmadığım özgürlüğümü, duygusal özlemlerimi, bitmez tükenmez isteklerimi, beni bile aşan düşüncelerimi, yaşantımdaki olayları, karşılaştığım ya da izlediğim insanları, çok sevdiğim doğayı, gezip gördüğüm yöreleri, bende her daim taze olan aşkı dillendirmekteyim. Bundan ötürü mutluyum. Bu kitabı her okuyanın, duygularına ulaşırken dizelerimde kendi duygularını bulmasını; özgür, mutlu ve sağlıcakla kalmasını dilerim." Alp Özalp, beşinci kitabı ve sonrası için şöyle bir dilekte bulunuyor: “Dilerim yaşarım, içimden gelir ve yine yazarım. Günün birinde altıncı şiir kitabımda ya da yeni öykü ve romanlarda buluşuruz.” Bizler de ona sonuna kadar katılıyor, "Neden olmasın?" diyor ve öyle olmasını diliyoruz. ### "Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu", The Stay Boulevard Nişantaşı’nda! Sanatın yaşayan efsanelerinden, “Resmin Şairi” Devrim Erbil, Fenerbahçe takımının tarihini ve ruhunu sanatıyla ölümsüzleştiriyor. Usta sanatçı, The Stay Boulevard Nişantaşı’nda sanatseverlerle buluşan “Bir Renk, Bir Tutku, Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu” başlıklı sergisinde kendine özgü çizgilerini Fenerbahçe’nin renkleriyle resmediyor, sanat ve sporun ortak noktalarını özgün bir perspektifle ele alıyor. Çağdaş Türk sanatının usta isimlerinden, "Resmin Şairi" Devrim Erbil, kendisine ilham veren İstanbul'un bir parçası olan Kadıköy ve Fenerbahçe Spor Kulübü için özel bir koleksiyona imza attı. 1907 Art Platformu'nun ilk projesi olan “Bir Renk, Bir Tutku, Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu” başlıklı sergi, İstanbul’un merkezinde tasarım odaklı konsepti ve sanat projeleriyle öne çıkan The Stay Boulevard Nişantaşı’nda sanatseverlerin karşısında. Birbirinden farklı alanlar gibi görünse de tutku, bağlılık, disiplin gibi ortak noktalar barındıran sanat ve spor, Devrim Erbil’in benzersiz çizgilerinde hayat buluyor. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihini, Fenerbahçe’nin ruhunu yansıtan önemli unsurlardan biri olan Kadıköy ve Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun İstanbul’un siluetindeki özel yeri, sanatçı Devrim Erbil’in yorumuyla eserlerinde yeniden canlanıyor; Erbil’in fırçasıyla İstanbul’un ikonik mekanları adeta ölümsüzleşiyor. Küratörlüğünü Renk Erbil’in üstlendiği sergi, Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu'nda yer alan 4 adet yağlıboya, 4 adet led aydınlatmalı ışıklı enstalasyon eser ve 18 adet limitli seri ipek baskı eserlerden oluşuyor. Sergide ayrıca misafir sanatçılar Beste Alperat’ın “Humming Birds” ve “Hug” adlı heykelleri ile İnci Tezel’in “Tutku”ve “Coşku” eserleri de yer alıyor. “Bir Renk, Bir Tutku, Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu” sergisi, 28 Nisan tarihine dek The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki sergi alanında görülebilir. ### Anatolian Heritage dördüncü teklisiyle Anadolu’nun ruhunu elektronik müzik dünyasına taşıyor Anatolian Heritage, 2016 yılında müzikal yolculuğuna çıkan bir etno-elektronik müzik topluluğu. Burak Keleş (burockstar) ve Mehmet Haraç tarafından kurulan grup, zamanla birçok konser vererek kendini müzik sahnesinde kanıtlamayı başardı. 2021 yılı itibariyle ilk kayıtlarını dinleyicileriyle buluşturan grup; doğu ile batının, geleneksel ile modernin buluştuğu bir ses dünyası yaratıyor. Anatolian Heritage, Anadolu halk müziği ile Orta Doğu’nun mistik ezgilerini elektronik müzik, EDM, techno, rock ve metal gibi farklı türlerle harmanlayarak, eşsiz bir müzikal dil oluşturuyor. Grubun dördüncü çalışması "Derrule", müzikal birikimlerinin ve yaratıcı vizyonlarının ne denli olgunlaştığını gözler önüne seriyor. Bu teklide Anatolian Heritage, Anadolu’nun kuzey kesimlerinden bir Lazca halk şarkısını modern elektronik altyapılarla yeniden şekillendirerek, geleneksel melodilerin çağdaş bir yorumunu sunuyor. Eser, enstrümantal yapısı ile dikkat çekiyor; anonim bir halk şarkısının derin tınıları, elektronik müziğin gücüyle birleşerek etkileyici bir atmosfer yaratıyor. gelenekselliği ve moderniteyi buluşturuyor "Derrule" eserinde en dikkat çekici öğe ise parçanın 5/4’lük ölçüsü. Genellikle dans müziğiyle özdeşleşen 4/4’lük yapıya meydan okuyan bu ritmik doku, bir yandan Anadolu’nun geleneksel müziğine, diğer yandan elektronik müziğin enerjik yapısına hizmet ediyor. Parça, zaman zaman kesintiye uğramadan ilerleyen bir EDM enerjisi sunarken; bir yandan da bu ritmik özgünlük, dinleyiciyi sürekli bir hareketin içinde tutuyor. Buradaki denge, hem gelenekselliği hem de moderniteyi buluşturan bir anlatıma işaret ediyor. dinleyiciyi adeta bir duygusal fırtınanın içine çekiyor Gitarın rolü, bu eserin benzersizliğini pekiştiren önemli bir unsur olarak dikkat çekiyor. Burak Keleş’in gitar icrası, bu kez daha agresif ve sert bir metal estetiğiyle şekilleniyor. Metal müzikten alınan hırçın riffler esere yoğun bir enerji katarken, aynı zamanda parçanın karanlık ve güçlü atmosferine hizmet ediyor. Gitarın sertliği, elektronik altyapı ile birleşerek, dinleyiciyi adeta bir duygusal fırtınanın içine çekiyor. Saksafon ise eserin naif ve sakin yönünü temsil ediyor. Mehmet Haraç’ın saksafon çalımları, yumuşak ve sade bir jazz havası yaratırken; eserin sonunda ortaya çıkan duaçlama (prayer-like) solo, dinleyiciyi mistik bir yolculuğa çıkarıyor. Bu solo, adeta bir trans hali yaratıyor ve müzikal yapının duygusal yoğunluğunu zirveye taşıyor. BİR MÜHENDİSLİK HARİKASI Müzikal anlamda, Anatolian Heritage’in tüm bu katmanları bir arada sunma becerisi, Burak Keleş’in prodüksiyon gücünü ve ses mühendisliğini gösteriyor. Keleş, grup üyeliğinin yanı sıra bu çalışmanın yapımcılığını üstleniyor; kayıtlar, ses tasarımları, miksaj ve mastering gibi süreçlerin her birinde imzası bulunuyor. Her bir sesin titizlikle şekillendirildiği, derinlemesine bir mühendislik harikası olan bu tekli, hem elektronik müzik hem de geleneksel öğelerin en iyi şekilde harmanlandığı bir yapı ortaya koyuyor. MÜZİKTEKİ SINIRLARI ZORLAYAN BİR DENEYİM Sonuç olarak, Anatolian Heritage’in dördüncü çalışması "Derrule" sadece bir müzikal eser değil, kültürel ve estetik bir yolculuk sunuyor. Bu tekli, Anadolu’nun derin köklerinden çıkan bir hikayeyi, modern dünyanın hızlı temposu ile birleştirirken, müzikteki sınırları zorlayan bir deneyim sunuyor. Elektronik müzikle iç içe geçmiş geleneksel tınılar, dinleyicisini hem ruhsal hem de bedensel olarak etkileyen bir bütünlük yaratıyor. ### Aşkın ve trajedinin büyülü dünyası “Romeo ve Juliet” AKM’de! İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), bir büyük klasiği yeniden sahnelemeye hazırlanıyor. İDOB’un 15 Mart Cumartesi akşamı prömiyerini gerçekleştireceği “Romeo ve Juliet” balesi, Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sanatseverler ile buluşuyor. William Shakespeare’in ölümsüz trajedisi Romeo ve Juliet, yüzyıllardır sanatın her alanında ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Bu zamansız eserin sahne sanatlarındaki en etkileyici yorumlarından biri olan Sergey Prokofyev’in aynı adlı bale eseri, klasik bale repertuvarında eşsiz bir yerde konumlanıyor. Bu başyapıt, hem koreografik zenginliği hem de müzikal derinliğiyle bale dünyasının mihenk taşlarından biri olarak seyirciyi büyülemeye devam ediyor. BÜYÜK AŞKIN HİKAYESİNİ SAHNEYE TAŞIYACAK Birbirine düşman iki ailenin nefret duvarlarını aşan, saf ve yasak bir aşkın destanı olarak bilinen Romeo ve Juliet’in trajik hikȃyesi, Prokofyev’in güçlü müziği ve koreografi ile unutulmaz bir şölenle sahneye taşınıyor. Klasik bale sanatında hikȃye anlatımının en başarılı örneklerinden biri olarak değerlendirilen ve sayısız kez sahnelenen eser; aşk, tutku, nefret ve fedakȃrlık gibi insan doğasının en güçlü duygularını zarif bir estetik içinde harmanlıyor. Klasik balenin teknik incelikleriyle birleşen dramatik anlatım, izleyenleri büyüleyen bir hikȃye deneyimi sunuyor. 30'dan fazla bale sanatçısı, dönüşümlü olarak sahnede olacak "Romeo ve Juliet" balesi, bu kez ünlü koreograf Ricardo Amarante'nin İstanbul Devlet Opera ve Balesi dansçıları için yaptığı özgün koreografiyle Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu'nda seyircinin beğenisine sunuluyor. Zdravko Lazarov'un İDOB Orkestrası'nı yöneteceği eserde Romeo'yu Batur Büklü, Iskandar Anvarov (konuk sanatçı), Matthew Solovieff ve Berkay Günay; Juliet'i ise Berfu Elmas, Büşra Ay, Ayça Anıl, Ami Naıto ve Elifsu Pamukçu dönüşümlü olarak yorumlayacak. Eserde ayrıca 30'dan fazla bale sanatçısı, dönüşümlü olarak sahnede olacak. Romeo ve Juliet; 15 Mart (prömiyer), 19-20-26-27 Mart ve 2-3-16-22-29 Nisan 2025 tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda! ### MDTistanbul, yenilenmiş içeriğiyle "Dans Adrenalin"i sahneledi İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Modern Dans Topluluğu (MDTistanbul), yenilenmiş içeriğiyle "Dans Adrenalin"i sanatseverlerle buluşturdu. İDOB'dan yapılan açıklamaya göre gösteri, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Salonu'nda sahnelendi. Yunan koreograf Andonis Foniadakis'in daha önce MDTistanbul için hazırladığı "Dalgalar" eserinin eklendiği gösteride; Alper Marangoz'un koreografisi ile "Koz", Dong Kyu Kim'in koreografisi ile "Seni Görüyorum" ve İhsan Rüstem'in koreografisi ile "Anikka" eserleri yer aldı. Önceki sezonda "Seni Görüyorum" eseri için iş birliği yapılan Yargıcı markası, bu sezon da "Dalgalar" eserinin sahnelenmesine destek vererek, her iki eserin kostümlerinin yeniden tasarlanmasını ve üretilmesini sağladı. Eserlerin müzik tasarımına Jiho Jang, Onur Seçki, Gökçe Özücoşkun; ışık tasarımına Taner Aydın, Burhan Yücel; dekor tasarımına Olcay Engin Kaymaz; kostüm tasarımına ise Olcay Engin Kaymaz, MDTistanbul & Yargıcı ile Sitare Okutan imza attı. Dans Adrenalin, 17-21-25-28 Mart'ta Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi'nde ve 19 Mart'ta AKM Tiyatro Salonu'nda yeniden sahnelenecek. ### Kadın Öyküleri Platformu’ndan "25 Kadın 25 Öykü" Kadın hikâyelerini edebiyat aracılığıyla gündeme taşıyan “Kadın Öyküleri” projesinin "25 Kadın 25 Öykü" isimli beşinci kitabının lansmanı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Hacı Sabancı Anadolu Lisesi'nde gerçekleşti. Yoğun bir katılım ve ilgiyle düzenlenen etkinlikte, edebiyat ve kadın temaları üzerine önemli konuşmalara yer verildi. Kadınların yaşam deneyimlerinden ilhamla kaleme alınan “25 Kadın 25 Öykü” kitabında, güçlü kadın hikâyeleri yer alıyor. Bu özel eser, 25 kadının kaleminden çıkan 25 farklı öyküyle kadınların hayatın içindeki yerini, mücadelesini ve duygularını edebi bir dille anlatıyor. Her biri kendi alanında önemli işlere imza atmış 25 kadın, bu kitapta bir araya gelerek kadınların sesini daha geniş kitlelere duyurmayı hedefliyorlar. Kadın Öyküleri Platformu, kadınların edebiyat aracılığıyla kendilerini ifade etmelerini sağlamayı, görünürlüklerini artırmayı ve dayanışma ruhunu güçlendirmeyi amaçlıyor. 2020 senesinde Funda Ergenekon tarafından temelleri atılan projenin ilk kitabı 8 Mart 2021’de, tüm kadınlara hediye niteliğinde “21 Kadın 21 Öykü” ile kadınlardan kadınları dinleme fırsatı sunmuştu. Proje her sene bir artarak yoluna devam ederken, 2022 senesinde “22 Kadın 22 Öykü” kitabıyla öykülerinde erkeklere yer verildi. 2023 senesinde “23 Kadın 23 Öykü” kitabıyla çocukları ve 2024 senesinde “24 Kadın 24 Öykü” kitabıyla da doğayı öykülerinde anlatmışlardı. Şimdi de “25 Kadın 25 Öykü - Vazgeçişler” temasıyla kadınların yaşadığı deneyimleri, umutlarını, güçlü ve kırılgan yanlarını edebi bir bakış açısıyla ele alarak, okuyucuya derin ve anlamlı bir okuma deneyimi sunmayı hedeflediği belirtilmekte. Her vazgeçiş Bir Ayağa Kalkıştır Mart ayı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle kadınların toplumdaki durumuna dikkat çekilen bir ay olarak çeşitli etkinliklerle kutlanır ve farkındalık yaratmak amacıyla çalışmalar yapılır. Ancak böyle önemli bir tarihte bile kadın cinayetlerinin durmadan devam ettiğine dikkat çekmek adına "25 Kadın 25 Öykü" kitabında yer alan her öykü, 2024 yılının Mart ayında öldürülen kadınların bilgileriyle sunuldu. Unutulmaması ve her zaman hatırlanılması gerekenlerin isimlerine yer verilen bu kitapta, hem hüznün hem de ümidin bir arada yaşanması yer almakta. Kitabın özellikle kadınların sesi olmak, yaşamlarına ve gündelik mücadelelerine dair farkındalık yaratmak amacıyla hazırlandığı her fırsatta vurgulanıyor. Beşinci kitabın konusu olan “Vazgeçişler” temasıyla, aslında her vazgeçişin kadının kendi gücünü yeniden keşfetmesi olduğuna vurgu yapılıyor. Kitap ile ilgili verilen bilgiler arasında şu sözler dikkat çekiyor: "Bazen toplumsal baskılar bazen de kişisel mücadeleler, bir kadını zor seçimler yapmaya iter. Ancak vazgeçmek yenilgi değildir, özgürlüğe atılan bir adımdır. Eski kalıpları, zararlı ilişkileri ya da onu aşağı çeken koşulları geride bırakmaktır. Aslında bir direniş biçimidir. Çünkü her vazgeçiş, kadının kendine olan inancını yeniden inşa etmesi, kendi ayakları üzerinde daha güçlü durması ve hayatını kendi istediği şekilde şekillendirmesi anlamına gelir. Ayağa kalkmak için bazen geride bırakmak gerekir." “Bu kitap sessiz kalmamanın, direnişin ve umudun bir manifestosudur” Projenin sahibi ve kitabın koordinatörü olan Funda Ergenekon, projenin ve kitabının amacını şu şekilde anlattı: “25 Kadın 25 Öykü kitabıyla ‘vazgeçişleri’ konu alıyoruz. Ancak biliyoruz ki her kadın için her bir vazgeçiş yeniden doğmanın, cesaretle ayağa kalkmanın adıdır. Kitabımızda hayatından, hayallerinden, umutlarından vazgeçmek zorunda kalan kadınların öykülerini anlatırken, bu kayıpların ardındaki sesi duyurmak istiyoruz. Bu sene vazgeçmenin cesaretini gösteren kadın öykülerinin yanı sıra ‘kadının adı yok’ sözünü tekrar ettiren kadın cinayetlerine de dikkat çekmek istiyoruz. Hayatlarından koparılmış bu kadınların susturulmuş seslerinin, bastırılmış çığlıklarının sesi olmak, kadın olarak en büyük sorumluluğumuzdur. Onların seslerinin unutulmamasını sağlamak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki onlar yaşasalardı, vazgeçmezlerdi. Bu kitap sessiz kalmamanın, direnişin ve umudun bir manifestosudur.” KENDİ DENEYİMLERİNİ PAYLAŞTILAR Lansmanda ayrıca, toplumsal farkındalık ve kadın dayanışmasına katkı sağlayan önemli konuklar da yer aldı. Gazeteci ve yazar Sinem Nazlı Demir (Farkına Var Derneği Kurucusu), Cemile Türkmen (Sarı Bezli Kadınlar Platformu Kurucusu) ve Ayşe Şimşekci Başer (Bikutumutluluk.com Kurucusu), etkinliğe destek veren konuşmacılar arasındaydı. Konuşmacılar, kadın dayanışmasının ve farkındalığın önemini vurgulayarak katılımcılarla kendi deneyimlerini paylaştılar. Aynı zamanda müzik dinletisinin de yapıldığı lansmanda, yazarlar öykülerinin ortaya çıkış süreci ve kendi yaşam deneyimlerine dair paylaşımlarda bulundular. Kitabın satışından elde edilen gelir, etkinliğin gerçekleştiği ve belirlenen bir başka okula bağışlandı. "25 Kadın 25 Öykü" Bu anlamlı projenin bir parçası olmak ve kitabın içeriği hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler, "25 Kadın 25 Öykü" kitabını çeşitli platformlardan temin edilebilirler. "25 Kadın 25 Öykü" kitabı, kadınların geçmişten bugüne süregelen var olma mücadelesini, hayallerini ve yaşanmışlıklarını kayıt altına alan kolektif bir çalışma olup, kitapta yer alan yazarlar şu şekilde: Aybüke Çolakoğlu, Aysu Sevtekin, Aysun Eliş, Berivan Yurtsever, Burçin Kaya, Dilek İşcen Akışık, Dursaliye Şahan, E. Didem Bayram, Funda Ergenekon, Gülnar Kandeyer, Hatice Demir Kaya, İlknur Aydın, İlknur Özcan Çakıner, Mehtap Arzu Can, Nilar Acaroğlu Gök, Nurhan Yalın, Özlem Barlok, Pelin Gezeryel, Seda Artuç Bekteş, Sema Güler, Serap Gürses, Şebnem Özbay, Tuğba İnceoğlu, Türkan Dalgıç, Yeşim Sultan Gören. Kadınların yaşam deneyimlerinden ilhamla kaleme alınan “25 Kadın 25 Öykü” kitabındaki yazarlardan biri de TOURMAG Turizm Dergisi ve İstanbul Sanat Dergisi'ndeki yazıları ve titizlikle hazırladığı özel röportajları ile bilinen Serap Gürses idi. ### Tasarım Parkı’nda anlam ve dönüşüm buluşması: "Kintsugi Felsefesi ile Yeniden Güçlenmek" İstanbul’un yaratıcı etkinlik merkezi Tasarım Parkı, 9 Mart Pazar günü anlam yüklü ve ilham verici bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Professional Women’s Network (PWN) etkinlik komitesinin düzenlediği ve Özlem Birkan hocanın liderliğinde gerçekleşen "Kintsugi" eğitimi, yaşamın kırılganlıklarını ve mükemmel olmayan yanlarını kabullenme üzerine derin bir farkındalık sundu. Kintsugi felsefesi, kırılan porselen parçalarının sabır ve özenle altınla birleştirilerek daha güçlü ve değerli hale getirilmesini temel alır. Bu anlayış sadece fiziksel objeler için değil; hayattaki zorluklar, kırıklıklar ve kusurlar için de güçlü bir metafor sunar. Özlem Birkan, 2017 yılından bu yana verdiği eğitimlerle bu kadim Japon sanatını bir içsel dönüşüm aracı olarak tanıtıyor. hayatta karşılaşılan kırılmalar aslında birer güç kaynağı Tasarım Parkı’nın mekân sponsoru olarak desteklediği bu etkinlik, PWN katılımcıları ve konuk Meltem Pamirtan ile daha da renkli ve anlamlı bir buluşmaya dönüştü. Etkinliğe katılanlar, hayatta karşılaşılan kırılmaların aslında birer güç kaynağı olduğunu, onları kabul ederek ve dönüştürerek eskisinden daha değerli hale getirebileceğimizi deneyimleme fırsatı buldular. BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ Bu özel buluşma yalnızca bir sanat etkinliği değil, aynı zamanda yaşamın kırılganlıklarını onurlandıran ve içsel dayanıklılığı güçlendiren bir farkındalık çalışması olarak büyük ilgi gördü. Tasarım Parkı, benzer anlam yüklü etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam edecek. Tasarım Parkı Sanat ve Etkinlik Merkezi📍 Caferağa Mah. Dr. Esar Işık Caddesi No: 100/A Kadıköy – İstanbul📞 0530 280 57 28🌐 tasarimparki.com.tr ### ArtRedCo'da Dünya Kadınlar Günü Sergisi ArtRedCo, 6 Mart-6 Nisan 2025 tarihleri ​​arasında İstanbul Cihangir'de bulunan Ark Kültür'de küratörlüğünü Beral Madra'nın yaptığı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlayan sergi, Susan Sontag'ın şu ikonik sözünden ilham alıyor: "Günümüzde her şey bir fotoğrafta sona ermek için vardır." Koluman ve Yanındayız Derneği'nin desteğiyle sanatı sosyal sorumlulukla birleştiren sergi, dijital çağda fotoğrafın sosyal, kültürel ve politik etkisini derinlemesine yansıtıyor. Dünya Kadınlar Günü'nde Sanat, Fotoğrafçılık ve Sosyal Sorumluluk 22 sanatçının 28 eserini bir araya getiren galeri, fotoğrafın bir belgeleme aracından toplumsal yapıyı, ideolojileri ve kültürel değişimleri yansıtan güçlü bir görsel iletişim biçimine nasıl evirildiğini ele alıyor. Sergi, fotoğraf ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştıran Sontag'ın fikirleri doğrultusunda, kadınların görsel temsilini ve toplumsal dinamikleri sorgulamaya davet ediyor. TarihSEL GEÇMİŞE SAHİP bir alan Bu eserlerin bulunduğu 1940 yapımı konak, mahallenin ruhuyla derinden iç içe geçmiş ve 2008 yılında mimar Gülfem Köseoğlu tarafından çağdaş bir bakış açısıyla yeniden tasarlanarak düzenlenmiş. Alt katta ise fotoğraf sanatçısı Canan'ın bazı fotoğrafları, bizi fotoğraftaki çıplaklık ve bunun yalnız kent manzaralarıyla etkileşimi üzerine düşünmeye davet ediyor. Fotoğrafın Çağdaş Vizyonu Sergideki en dikkat çeken fotoğraflar arasında Ali Borovalı'nın “Emotional Scars” (Duygusal Yaralar) eseri, Gül Ilgaz'ın otoportresi ve Orhan Cem Çetin'in fotoğrafı yer alıyor. Fotoğrafın (operasyonel anlamda) gerçekliği nasıl manipüle edebildiğini ve güçlü toplumsal anlatıları aktarabildiğini gösteren çalışmalar sunan Yeşim Ağaoğlu, Halil Altındere, Ani Çelik Arevyan, İlgen Arzık, Laleper Aytek, Zeynep Beler, Canan, Ferhat Özgür, Emine Ceylan, Sinem Dişli, Zeren Göktan, Ali Kabaş, İbrahim Karakütük, Şükran Moral, Esra Özdoğan, Alp Sime, Lale Tara, Cansu Yıldıran ve Cemre Yeşil gibi önemli isimler de katılımcı sanatçılar arasında bulunuyor. Kaçırmayın; çünkü sanat, hayata başka bir boyut kazandırır. ArtRedCo ev sahipliğindeki sergi, Koluman’ın ana desteği ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne vurgu yaparak, Yanındayız Derneği’nin sosyal sorumluluk partnerliğiyle gerçekleştiriliyor. Sanatın gücünü toplumsal sorumlulukla birleştiren bu iş birliği, ziyaretçilere görsel bir deneyim sunmanın yanı sıra toplumsal mesajlar da vermeyi amaçlıyor. ### “Daimi Yolcu” sergisi Decollage Art Space’de açıldı “Daimi Yolcu” sergisi, Marcus Graf küratörlüğünde 6 Mart Perşembe günü Decollage Art Space’de ziyarete açıldı. “Daimi Yolcu”, dönüşüm çağını ve bireysel ile kolektif varoluş üzerindeki derin etkilerini kabul ediyor. İnsanların bu sürekli değişim içinde gezinmek için benimsemek zorunda kaldıkları çoklu roller ve kimlikleri keşfe çıkıyor. Sergi, 13 Nisan’a dek ziyaret edilebilecek. Sergide, disiplinlerarası bir yaklaşımla Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat, tasarım ve tiyatro alanlarında yaratıcı üretimler yapan, aynı zamanda fakültede asistanlık ve öğretim üyeliği görevleri üstlenen, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında güncel akademik tartışmalara yoğun bir şekilde katılan on genç sanatçı, tasarımcı ve tiyatrocunun eserleri yer alıyor. Sergi; Arzu Ocak, Atılay Aşkaroğlu, Bike Başaran, Cansu Canaslan, Furkan Uzun, Gökçe Camgöz, Işıl Eraslan, Kemal Köse, Yağızhan Çalışkan ve Zeynep Sarı’nın akademik topluluk içindeki araştırmacı ve eğitmen rolleri arasındaki dinamik yaşamlarını gözler önüne seriyor. profesyonel uğraşlarının katmanlı yapısını ortaya koyuyor Her katılımcının bu üç farklı yönü, güncel eserlerinin –resim, dijital illüstrasyon, tekstil heykeller ve tiyatro oyunları gibi– yanı sıra fakülte bünyesindeki akademik araştırmaları ve katkılarıyla birlikte sunuluyor. Sergi; kişisel notları, yaratıcı projeleri ve akademik yazıları bir araya getirerek, profesyonel uğraşlarının katmanlı yapısını ortaya koyuyor. “Daimi Yolcu”; sanatçıların, tasarımcıların ve performansçıların nasıl düşündüğünü, yarattığını ve yenilik yaptığını daha derinlemesine anlamamızı sağlıyor. Aynı zamanda sergilenen geniş bir kavram, malzeme ve estetik yelpazesini birleştirerek, günümüz sanat ve tasarım dünyasının disiplinlerarası karakterine dikkat çekiyor. sanat, tasarım ve akademik çalışmanın anlamını da sorguluyor Deneysel ve bütünsel yaklaşımıyla sergi, geleneksel formatların ötesine geçerek sanatsal üretim, akademik sorgulama ve eğitim uygulamaları arasındaki etkileşimi öne çıkarıyor. Genç bir sanatçı, tasarımcı, tiyatrocu, araştırmacı ve eğitmen olmanın bugünün hızla evrilen dünyasında ne anlama geldiğini ve bunun gerekliliklerini gözler önüne seriyor. “Daimi Yolcu”, alternatif bilgi üretim, anlama ve paylaşma yaklaşımlarını geliştirme açısından sanat, tasarım ve akademik çalışmanın anlamını da sorguluyor. "KENTİN VE ÜLKENİN SANAT YAPAN KURUMU" Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Gülveli Kaya, sergi açılışında yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, kadrolarındaki akademisyen sanatçılarla sadece sanat eğitimi veren bir kurum olma kimliğinin ötesine geçmeyi hedeflemektedir. Bünyesindeki akademisyen sanatçılar, üretimleriyle sanatın gelişimine katkı vermektedirler. Bu tutum ve devamlılık, fakülteyi kentin ve ülkenin sanat yapan kurumu niteliğine taşımaktadır. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi araştırma görevlilerinin güncel yapıtları, bu vizyonla izleyici ile buluşuyor.” Sergi ve oluşum hikayesi hakkında DHA'ya bilgi veren "Daimi Yolcu" Sergisi Küratörü Marcus Graf; "Genelde galeriler bu tür işlere pek sıcak bakmazlar, ekonomik getirisi beklentilerin altında olacağı için. Ancak Decollage Art Space yönetimi ve Yeditepe Üniversitesi, bu konuda büyük özveride bulundular. Her ikisi ile birlikte tüm emeği geçenlere sanat adına, şahsım adına minnettarlığımı iletiyorum" dedi. Decollage Art Space Kurucusu Viktoria Şahin, DHA'ya verdiği röportajda "Özellikle genç sanatçılara alan açmış olmak, bana bambaşka bir huzur veriyor. Onları teşvik etmeyi ve sanat dünyasına kazandırmayı önemsiyorum. Bu yolda çalışmalarımıza devam edeceğiz" diye konuştu. ### Yeşilçam’ın iki starı 57 yıl sonra bir araya geldi Türkan Şoray ve İzzet Günay, 57 yıl sonra "Vesikali Yarim" filmi için bir araya geldi. Yeşilçam'ın unutulmaz filmlerinden Ömer Lütfi Akad'ın yönettiği 1968 yapımı "Vesikalı Yarim", Atlas 1948 Sineması'nda izleyicilerle buluştu. Sinemadan yapılan açıklamaya göre film, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırlanan "Bağımsız Hikayeler" başlıklı seçki kapsamında gösterildi. Gösterime katılarak filmi seyirciyle izleyen usta oyuncular Türkan Şoray ile İzzet Günay, dakikalarca ayakta alkışlandı. Etkinlikte konuşan Türkan Şoray; "Bugün burada, geçmişte birçok anımın olduğu Atlas Sineması'nda, bu etkinlikte sizlerle olmak çok güzel. Kadınlar hala cinsiyet eşitsizliği ve şiddete maruz kalıyor. Bu yüzden, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlarken, bu filmle kadınların hikayelerine bir kez daha dikkati çekiyoruz" ifadelerini kullandı. Filmde canlandırdığı Sabiha karakterinin toplumsal dışlanmanın yanı sıra imkansız bir aşkla yüzleştiğini kaydeden Şoray, "Vesikalı Yarim" filminin Türk sinemasının en değerli aşk filmlerinden biri olduğunu söyledi. Şoray ayrıca, Vesikalı Yarim ile özdeşleşen ve Şükran Ay'ın yorumuyla da klasiğe dönüşen "Kalbimi Kıra Kıra" şarkısının filme özel yazıldığını ve sonrasında çok meşhur olduğunu aktardı. "Bu film hem bizim için hem de sinemamız için çok özel" Filmde "Halil" karakterini canlandıran 90 yaşındaki İzzet Günay ise; "Sizinle birlikte olmaktan gerçekten çok mutluyum. Bu etkinliği tertipleyen arkadaşlara, dostlara yürekten teşekkür ediyorum. Bugün çok anlamlı bir etkinlikte birlikteyiz. Vesikalı Yarim, sinema tarihimizdeki en değerli filmlerden biri. Lütfi Akad'a ve Türkan Şoray'a teşekkür ediyorum. Bu film hem bizim hem de sinemamız için çok özel" açıklamasını yaptı. Günay, filmografisinde ilk kez bitmiş bir senaryo aldığını ve bunun da Vesikalı Yarim olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Film için ilk görüşmeye gittiğimde Lütfi abi bana siyah kaplı bir defter uzattı ve bu hayatımda ilk olarak bitmiş bir senaryoydu. Kalktı ayağa ve 'Senaryo bu. Manav Halil var, pavyon kadını Sabiha'ya aşık olur yani ciddi söylüyorum, manav Halil'sin sen. Bir pavyona çıkıyorsun bir gece. Pavyon kadını Sabiha'ya aşık oluyorsun' diye de ekledi. Film pavyonda geçiyor, evet, ama namuslu bir filmdi." Bağımsız Hikayeler seçkisi devam ediyor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel hazırlanan "Bağımsız Hikayeler" seçkisi kapsamında bugün "Sultan" ve "Salkım Hanım'ın Taneleri" filmi, 9 Mart'ta "Kar ve Ayı", "Zuhal" ve "İntikam Meleği-Kadın Hamlet" filmleri gösterilecek. Gösterimlerin ardından, film ekipleri söyleşi gerçekleştirecek. ### 21. Akbank Kısa Film Festivali filmleri açıklandı 21. Akbank Kısa Film Festivali kapsamında düzenlenecek olan Ulusal ve Uluslararası Kısa Film Yarışmalarının filmleri belli oldu. Bu yıl 17-27 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivale; Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi, Kadıköy Sineması ve Akbank Sanat ev sahipliği yapacak. Festival, Türkiye’den online olarak da takip edilebilecek.Festivalin yarışma bölümlerine Türkiye ve dünyanın dört bir yanından toplam 2 bin 346 kısa film başvurdu. “Uluslararası Yarışma Dünyadan Kısalar Bölümü”ne katılan eserler arasından birçoğu Türkiye prömiyerini yapacak olan 14 film ve “Ulusal Yarışma Festival Kısaları Bölümü” başvuruları arasından 14 film, “En İyi Film Ödülü” için yarışacak. 20 yaş altı yönetmenlere yönelik yapılan “Genç Bakışlar” yarışma bölümünde ise 12 film finalist olacak. Gösterim seçkisi olan “Perspektif” bölümünde de dünyadan ve Türkiye’den 30 film programda yer alacak. “En İyi Film” olarak seçilecek eserlerin yönetmenleri, Akbank Sanat tarafından ulusal kategoride 125.000 TL, uluslararası kategoride 3.000 Dolar ile ödüllendirilecek. "Genç Bakışlar" bölümünün kazanan yönetmeni ise 40.000 TL ile ödüllendirilecek. Festival, 10 gün boyunca yurt içi ve yurt dışından geniş katılımlı atölye çalışmaları ve söyleşileriyle sinemaseverlere keyifle izleyecekleri bir program sunacak. “ULUSAL YARIŞMA FESTİVAL KISALARI” BÖLÜMÜ FİLMLERİ NoksanYönetmen: Cem Demirer GaranYönetmen: Mahsum Taşkın MükemmelYönetmen: Ece Dizdar  Neredeyse Kesinlikle YanlışYönetmen: Cansu Baydar  Merhaba Anne, Benim, Lou LouYönetmen: Atakan Yılmaz Hala DışarıdaYönetmen: Yusuf Elbaşı Dilan Hakkında KonuşmalıyızYönetmen: Umut Şilan Oğurlu KarşıYönetmen: Murat Arda Gürsoy Genç Vahşi DünyaYönetmen: Yaman Deniz Anıl Rüyada Olduğunu Fark Ediyor İnsanYönetmen: Baturay Tunçat Palmiyeler Altında "Yazın Son Günü"Yönetmen: Alperen Albayrak Gündüz Soğuk, Gece SıcakYönetmen: Nur Muhammed Tarhan Hayaller, Umutlar ve Dönen YunuslarYönetmen: Adil Burak Aydın Bir AileYönetmen: Murat Çetinkaya “ULUSLARARASI YARIŞMA DÜNYADAN KISALAR” BÖLÜMÜ FİLMLERİ HippopotamiYönetmen: JJ Lin (Çin, Hong Kong) Cura SanaYönetmen: Lucía G. Romero (İspanya) Three KeeningsYönetmen: Oliver McGoldrick (İngiltere, İrlanda, ABD) The Man Who Could Not Remain SilentYönetmen: Nebojša Slijepčević (Hırvatistan, Fransa, Bulgaristan, Slovenya) On the WayYönetmen: Samir Karahoda (Kosova) My Mother is a CowYönetmen: Moara Passoni (Brezilya) The Second ChildYönetmen: Luo Runxiao (Çin) AmarellaYönetmen: Andre Hayato Saito (Brezilya) The New Red CarYönetmen: Yeung Tung (Çin) Who Loves the SunYönetmen: Arshia Shakiba (Kanada) PunterYönetmen: Jason Adam Maselle (Güney Afrika, ABD) SheepYönetmen: Hadi Babaeifar (İran) TurnaroundYönetmen: Aisling Byrne (İrlanda) It Shouldn't Rain TomorrowYönetmen: Maria Trigo Teixeira (Portekiz, Almanya)  “GENÇ BAKIŞLAR” BÖLÜMÜ FİLMLERİ Alles KlarYönetmen: Berke Ünal Kutsal CumartesiYönetmen: Ömer Nusret Tanır HiçYönetmen: Zeynep Duru Yalçın Güneş IşığıYönetmen: Ecem Mina Atmaca Ballı SütYönetmen: Ulaş Çetin Köreken İzlenenYönetmen: Hasan Basri Oklu Onun HakkındaYönetmen: Demir Demirbağ KimlikYönetmen: Ada Arıstak IgnisYönetmen: Nil Bahar Karataş Beyaz GüvercinYönetmen: Elif Zelal Açim Ekranların GölgesindeYönetmen: Tuanna Nur Katırcıbaşı TınılarYönetmen: Furkan Parlar  “PERSPEKTİF” BÖLÜMÜ FİLMLERİ On Weary Wings Go ByYönetmen: Anu-Laura Tuttelberg (Estonya, Litvanya) AbelYönetmen: Dekel Berenson, Paul Wesley (ABD, Meksika) Benden SanaYönetmen: Tao Farren-Hefer Trees Painted in TarYönetmen: Casper Rudolf (Danimarka, Fransa) Günaydın AnneYönetmen: Oben Yılmaz Ella se quedaYönetmen: Marinthia Gutierrez (Meksika) NāNYönetmen: Enes Küçük MajonezëYönetmen: Giulia Grandinetti (İtalya) Masterpiece MommyYönetmen: Dorothy Sing Zhang (İngiltere, Çin) MorîYönetmen: Yakup Tekintangaç 400 CassettesYönetmen: Thelyia Petraki (Yunanistan) Nuestra sombraYönetmen: Agustina Sánchez Gavier (Almanya, Arjantin) Bir DostlukYönetmen: Gürkan Yücel AdisyonYönetmen: Serra Duran Paralı The Nature of DogsYönetmen: Pom Bunsermvicha (Tayland, ABD, Singapur, Hong Kong) Little BirdYönetmen: Sara Schiavone (İtalya) Aç AçınaYönetmen: Ahmet Toğaç UltravioletYönetmen: Veerle De Wilde (Belçika, Hollanda) The Burning NightYönetmen: Demon Wong (Çin, Hong Kong) Babamın ArkadaşıYönetmen: Kemal Akçay KurtlarYönetmen: Ecre Begüm Bayrak WAShhhYönetmen: Mickey Lai (Malezya, İrlanda) After FatherYönetmen: Noushin Meraji (İran) La idea de una islaYönetmen: Carmen Pedrero (İspanya) Kötü Bir GünYönetmen: Yaşar Güney Yurdakul The Poison CatYönetmen: Tian Guan (Çin) Bize En Uzak HayatYönetmen: Mert Kartal Cry Me A RiverYönetmen: Suman Sen (Tayvan, Hindistan) Çetin'in Olağan HikayesiYönetmen: Elçin Elgin FoliageYönetmen: Faye Shu (İspanya, Çin) ### “Zamanı Tanrı Yaşar” raflardaki yerini aldı Modern Çağ edebiyatının son temsilcilerinden Seyfettin Araç'ın Kırmızı Yayınları etiketiyle çıkan “Zamanı Tanrı Yaşar” adlı eseri, raflardaki yerini aldı. Türk edebiyatında yine bir ilke imza atan yazar, altı roman kahramanını altı farklı anlatıcı olarak okuyucuya sunuyor. Yarattığı bu yeni tarz ile çağdaş Türk edebiyatına da yeni bir soluk getiren Seyfettin Araç'ın "Zamanı Tanrı Yaşar" kitabında, Kapadokya'nın şiirsel atmosferinden Fransız Riviera’sına uzanan bir aşk yolculuğu okuyucuyu bekliyor. Gerçek karakterlerden, gerçek olaylardan esinlenen yazar, yine bir gerçek aşk hikayesi ile okuyucularını selamlıyor; 680 sayfalık modern bir klasik tadında eserini okuyucuya sunuyor. Eser, önümüzdeki aylarda Fransızca ve İngilizce çevirileriyle de okuyucularla buluşacak. “Kent Şiirleri", "Sevgili Yalnızlık" ve "Unutulmuş Topraklar" gibi eserleriyle Türk edebiyatına derin izler bırakan Seyfettin Araç, kendine özgü üslubu ve derinlikli anlatımıyla edebiyatseverleri etkilemeye devam ediyor. Yazarın ustalıklı kaleminden dökülen her kelime, okurun zihninde yeni ufuklar açıyor ve duygusal bir derinlik yaratıyor. Kapadokya'dan Fransız Rivierası'na Uzanan Gerçek Bir Aşk Hikayesi Araç’ın gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkarak kaleme aldığı “Zamanı Tanrı Yaşar” adlı roman, düşsel bir aşkın ve kapkara sırların peşinde Kapadokya’dan Almanya’ya, Almanya’dan Fransız Riviera’sına uzanıyor. Birbirine bağlı hayatlar ve yarım kalan aşklar, tesadüflerle örülü karşılaşmalar, epik zamanlar ve hayatın kırılganlığı üzerine düşündürüyor. Severek, bir solukta okuyacağınız bu kitabın akıcı dili ve olayları ustalıkla okura sunma becerisi, Seyfettin Araç’ı çağdaş Türk romancılığında üst mertebeye yerleştiriyor. Seyfettin ARAÇ HAKKINDA... 20 Eylül 1982 tarihinde Mardin ilinin Mazıdağı ilçesinde doğdu. İlkokulu Mazıdağı Yatılı İlköğretim Bölge Okulu YİBO’da, ortaokulu Diyarbakır Ali Emiri Ortaokulu'nda okudu ve liseyi Diyarbakır Ziya Gökalp Lisesi'nde bitirdi. Üniversiteyi İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema Bölümü'nde tamamladı. 2020 yılında ilk kitabı "Kent Şiirleri", 2021 yılında "Sevgili Yalnızlık" ve 2023 yılında "Unutulmuş Topraklar" adlı romanları yayımlandı. Uluslararası PEN Yazarlar Birliği Türkiye Denetleme Kurulu Üyesi olan Seyfettin Araç, aynı zamanda Beşiktaş J.K. Genel Kurul Üyesi. Bunların yanı sıra gravür, birinci basım kitap, harita ve yağlı boya koleksiyonu yapmakta. Birçok dergide yazıları, makaleleri yayımlandı. Ülke çapında birçok konferansa, panele ve davete konuşmacı olarak katıldı. TRT Ankara Radyosu edebiyat danışmanlarından olan Araç, misafir öğretim görevlisi olmak dışında, aktivist kimliğini taşımakta ve birçok aydınlar kuruluna davet edilmekte. ### Mahal-art Galata’dan yeni oyun: “Alt Kattakiler” Toplumsal tabakalaşmaya mizahi bir dille sert bir eleştiri getiren Mahal-art Galata’nın ödüllü oyunu “Alt Kattakiler”, yoğun ilgi ile devam ediyor. Ali Uygur Selçuk'un yazdığı ve Aytuğ Civan'ın yönettiği oyun, toplumsal sınıf dinamiklerini ve bireylerin toplumsal hiyerarşiyi tırmanmaya çalıştıklarında ortaya çıkan yabancılaşmayı keşfetmek için mizah ve hicivden yararlanıyor. 40 dakika süren tek perdelik olay örgüsü, tek hayali sosyal merdiveni tırmanmak olan orta sınıf Albert ailesini konu alıyor. Bu hedefe kapılıp, kızlarının en temel ihtiyaçlarını ihmal ederler ve kendileri asla katılamayacak olsalar bile tüm paralarını üst kattaki komşularını etkilemek için akşam yemeği partilerine harcarlar. Komşusunun beklenmedik bir şekilde evine gelmesiyle ise kaderi değişir. Üst kata çıkma hayallerini gerçekleştirmek için, alt katlarda yaşayan ve ahlaksız olduğunu düşündükleri insanlardan nefret ettikleri davranışları benimsemeleri gerekir. SOSYAL YAPILARIN ELEŞTİRİSİ Oyun, Albert'lerin inandığı gibi kötülüğün aşağıdan mı geldiği, yoksa aslında yukarıdakilerin kibir ve bencilliğinin toplumsal bölünmeleri sürdürüp sürdürmediği sorusunu gündeme getiriyor. "Alt Kattakiler", ilerleme mücadelesinin göründüğünden daha yıkıcı olabileceğini öne sürerek izleyiciyi toplumsal yapıları sorgulamaya davet ediyor. SAHNEDE MİZAH VE YANSIMA Sembolik dekor tasarımı Ceyda Selvi'ye, müzikleri Özgür Devrim Akçay'a ait olan oyun; Abbas Tekin, Fulya Aksular, Gözde Yıldız ve Aytuğ Civan gibi oyuncuların canlandırdığı iğneleyici diyalogları ve sevimli karakterleriyle dikkat çekiyor. Eleştirileri derin olsa da eser, izleyiciyi ciddi konular üzerinde düşünmeye davet ederken güldürmeyi de başarıyor. 2022 Suat Taşer Kısa Oyun Yarışması'nda "Oynanmaya Değer Oyun" ödülüne layık görülen Alt Kattakiler, güncel tiyatro sahnelerinde yer almayı sürdürüyor. Bu kışkırtıcı ve eğlenceli karakomediyi henüz izlemediyseniz, sadece birkaç haftanız kaldı. "Alt Kattakiler" oyunu, daha yüksek bir sınıfa ait olma mücadelesi ve bunun sonuçları üzerine düşünmeye davet ediyor. ### Emin Fındıkoğlu +12 Büyük Caz Orkestrası’ndan CRR konseri Türkiye'de caz sahnesinin efsane besteci, aranjör, orkestra şefi ve piyanisti Emin Fındıkoğlu’nun kurduğu büyük caz orkestrası "Emin Fındıkoğlu +12 Big Band", CRR Konser Salonu'nda 10 Mart Pazartesi akşamı bir konser gerçekleştirecek. 2015’te İKSV Caz Festivali’nin Emin Fındıkoğlu’na verdiği "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" töreninde ilk kez sahne alan Emin Fındıkoğlu +12 Büyük Caz Orkestrası, genç yıldız müzisyenlerin deneyimli cazcılarla birlikte yer aldıkları bir modern caz topluluğu. 2020 yılında LP (uzun çalar) olarak yayınlanan "Concision" adlı bir albümleri bulunuyor. Aradan geçen yıllar içinde Ankara ve İzmir’in yetiştirdiği bazı üstün yetenekleri de kadrosuna katan, 13 müzisyen ve 2 kadın solistin yer aldığı topluluk, özenle seçilen caz parçalarının özgün düzenlemelerinden oluşan bir repertuvarı seslendiriyor. Topluluk, 2017 İKSV Caz Festivali’nin ardından Bursa Nilüfer Caz Tatili, Gümüşlük Klasik Müzik Festivali Suda Caz Konseri, Selçuk’ta Yedi Bilgeler, Kuşadası Belediyesi Açık Hava Caz Konseri, İstanbul Ses Tiyatrosu, İzmir Mavi Bahçe Caz Günleri, Beylikdüzü Caz Festivali, Kadıköy Taşra Tiyatrosu Caz Konseri, 27. Akbank Caz Festivali (Babylon), ENKA Sanat Buluşmaları, İzmir Avrupa Caz Festivali A. A. Saygun Salonu, Akbank 30. Yıl Konseri, 2021, 2022, 2023 Kadıköy Belediyesi Kalamış Yaz Festivali, Bova Caz Kulübü, Assos Caz Festivali, Side Gastronomi Caz Festivali ve Şişli Habitat Parkı Konseri'nde sahne aldı. ÜNLÜ CAZ USTALARI İLE GENÇ YILDIZ MÜZİSYENLER BİR ARAYA GELİYOR Konserde trompetlerde İmer Demirer, Şenova Ülker, Barış Doğukan Yazıcı; saksafonlarda Meriç Demirkol, Barış Ertürk, Çağdaş Oruç, Duru Tuna gibi ünlü caz ustaları ile trompette Efe Gazi, trombonlarda Işık Üstündağ, Burak Dursun, Güneş Karaduman; davulda Ekin Cengizkan, kontrbasta Eylül Güntekin ve solistler Melisa Kral, Zeynep Kuyumcu gibi genç yıldız müzisyenler bir araya geliyor. CRR’de 10 Mart Pazartesi akşamı saat 20.30’da başlayacak konser, mart ayının en önemli etkinlikleri arasında yer alıyor. Biletler Biletix’te! ### Yapay zeka kullanımını protesto ettiler Yüzlerce sanatçı, "sessiz albüm" için bir araya gelerek yapay zeka kullanımını protesto ettiler. 1000'den fazla sanatçı, yapay zeka hakkındaki uygulamaları protesto etmek için sessiz bir albüm yayınladı. Aralarında Annie Lennox, Damon Albarn ve Kate Bush gibi isimlerin yer aldığı 1000'den fazla müzisyen, İngiltere'nin yapay zekayı geliştirmek için verileri telifsiz kullanmak yönünde aldığı kararı prostesto ederek sessiz albüm yayınladı. Boş stüdyoların ve performans alanlarının kayıtlarını içeren albümde organizatörler, hükümetin planlarının devam etmesi durumunda sanatçıların geçim kaynakları üzerinde potansiyel bir olumsuz etki yaratacağını belirtiyor. 12 şarkının yer aldığı ve "Is This What We Want?" adını taşıyan albümün şarkı listesinde; "İngiliz hükümeti, yapay zeka şirketlerinin çıkarı için müzik hırsızlığını yasallaştırmamalı" yazıyor. ### Bostancı HEM’den "Anadolu Efsaneleri" sergisi Kültürümüz yanında değerlerimizin korunması adına da önemli çalışmalara imza atan Bostancı Halk Eğitimi Merkezi; “Anadolu Efsaneleri, Hikayeler ve Kilim Motifleri” temalı, hayli kapsamlı bir minyatür ve filografi sergisi hazırladı. 8 Mart'a kadar gezilebilecek serginin açılışı, 24 Şubat Pazartesi günü Rami Kütüphanesi Tarihi Sergi Salonu’nda gerçekleşti. İstanbul Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Rami Kütüphanesi Müdürü Ali Çelik’in katılımıyla açılışı yapılan sergide, Anadolu efsanelerinin İslam mitolojisi ile birlikte bu topraklara ait yaşanmış, dilden dile aktarılan hikayeleri ve o bölgelere ait bu hikayelerin sonucunda sembolleşen kilim motifleri yer alıyor. "ESERLERİMİZİN GENİŞ KESİMLERLE BULUŞMASI MUTLULUK VERİCİ" Bostancı Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Hülya Narsap; “Anadolu Efsaneleri, Hikayeler ve Kilim Motifleri” sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Merkezimizde üretilen eserlerin Rami Kütüphanesi’nde sergilenmesi ile geniş kesimlerle ve özellikle gençlerle Anadolu efsanelerimizin ve geleneksel sanatlarımızın buluşmasının sağlanmış olması, hem kursiyerlerimiz hem de bizler için mutluluk verici. Tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi iletiyorum.” ### "Chicago" comes to Istanbul Chicago, one of the most important productions of Broadway and West End, will be staged in Istanbul with its original Broadway production. Chicago, one of the longest-running productions in Broadway history, brings the world of crime, passion and fame of the 1920s to Istanbul. The musical, which was first staged on Broadway in 1975 and became a classic over the years, will meet the audience at Zorlu PSM between April 15-20. The musical, which has gained worldwide success with its satirical story inspired by real events, unforgettable songs, eye-catching costumes and impressive choreography, has been opening the curtain at the Ambassador Theatre on Broadway for 25 years without interruption. With music by John Kander, lyrics by Fred Ebb and a book by Fred Ebb and Bob Fosse, the musical is based on the play of the same name by journalist Maurine Dallas Watkins. As a journalist, Watkins covered the sensational criminal trials of the 1920s, exposing the influence of the justice system and the media on crime. This story moved to Broadway and became a worldwide sensation. The musical centers on Roxie Hart, a chorus girl who dreams of becoming a vaudeville star. Leaving her cheating husband behind in her pursuit of fame, Roxie commits murder in a fit of rage when her lover tries to leave her. Thrown into the Cook County Jail, the young woman thinks it’s all over for her, but it’s not, as she quickly climbs the ladder to fame. Her resourceful lawyer Billy Flynn manipulates the press to make Roxie one of Chicago’s most talked-about figures. In prison, she crosses paths with Velma Kelly, a well-known vaudeville star who murdered her husband and sister. Although the two are initially in competition, they form an unlikely alliance over time. Considered one of the most important productions of Broadway and West End, the musical Chicago has been staged by famous names such as Gwen Verdon, Chita Rivera and Ann Reinking. The musical, which has been revived with countless actors over the years, is now preparing to meet the audience on Istanbul stages with its original Broadway production. The musical will meet the audience at Zorlu PSM between April 15-20. ### Adalar Müzesi’nden yeni sergi: “Öncesi ve Sonrasıyla Büyükada Şakir Paşa Köşkü” 20.⁠ ⁠yüzyılın hemen başlarında, 1900 yılında Büyükada’ya taşınan Şakir Paşa Ailesi’nin yaklaşık yetmiş beş yıl yaşadıkları Şakir Paşa Köşkü, Adalar Müzesi’nin yeni sergisine konu oluyor. Şakir Paşa Ailesi’nin hikâyesi, sıradan bir aile öyküsünün ötesine geçerek, tarih sayfalarında unutulmaz bir yer edindi. Aile, Osmanlı’nın derin kültürel mirası ile modernleşmenin getirdiği dinamizmi harmanlayarak, her biri tarihin farklı bir köşesine ışık tutan bireyleriyle adeta bir yıldızlar topluluğu oluşturdu. Tarihe damga vuran aile, son günlerde ise bir televizyon kanalında yayınlanan dizisiyle yeniden gündemde… Küratörlüğünü gazeteci-yazar Adil Bali’nin yaptığı “Öncesi ve Sonrasıyla Büyükada Şakir Paşa Köşkü” başlıklı sergi, Adalar Müzesi’nde kapılarını aralıyor. Sergi, köşkün yapıldığı 19. yüzyılın ikinci yarısından, yanıp kül olduğu 1978 yılına kadar yaklaşık bir asırlık dönemi ele alıyor. Sergide, Şakir Paşa aile arşivinden köşk ve bahçesinde çekilmiş aile fotoğraflarının yanı sıra köşkte kullanılmış ve bugüne kalan çok az sayıda değerli eşya da sergilenecek. Cevat Şakir, ikinci eşi Hamdiye Hanım ve Adalar’ın efsane başöğretmeni Süleyman Nuri Öz’e odaklanan ikinci bir sergi de aynı alanda açılıyor. “Bodrum-Adalar Hattında Kesişen Hayatlar” başlıklı serginin küratörlüğünü ise yine Adil Bali üstleniyor. Adalar Müzesi Geçici Sergi Salonu'nda 1 Mart Cumartesi günü açılacak olan sergi, altı ay süreyle ziyaret edilebilecek. 20.⁠ ⁠yüzyılın hemen başlarında, 1900 yılında Büyükada’ya taşınan Şakir Paşa Ailesi’nin yaklaşık yetmiş beş yıl yaşadıkları Şakir Paşa Köşkü, Adalar Müzesi’nin yeni sergisine konu oluyor. Tarihe damga vuran aile, son günlerde ise bir televizyon kanalında yayınlanan dizisiyle yeniden gündemde… ### ArtMahall kapılarını "AŞK" sergisiyle açtı Sanatçı ve akademisyen Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu'nun resimlerine özel bir gösteri ve etkileşim alanı olarak açtığı ArtMahall, geçtiğimiz hafta Derya Aydoğan küratörlüğünde düzenlenen "AŞK" sergisiyle kutlandı. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu, sanatçı kimliğiyle İstanbul’un nadide semtlerinden Beyoğlu, Cihangir’de açtığı ArtMahall’de sanata yeni bir alan açacak. Türkiye’de ve dünyanın farklı noktalarında 200’den fazla karma sergiye katılan, yürüttüğü uluslararası sanat projeleriyle adından söz ettiren Kaplanoğlu, resimlerine özel bir gösteri ve etkileşim alanı olarak açtığı ArtMahall’de 28. kişisel sergisi "AŞK" ile sanatsever dostlarını buluşturdu. Çocukluğunun coğrafyasından esin ile zihnine yansıyan imgeleri, çok katmanlı zeminler üzerindeki benzersiz doğa soyutlamalarına dönüştürdüğü akrilik boya resimlerinde sanatçı, açık bir yapıt ortaya koyuyor. İzleyeni her bakışta yeni bir algıda başka bir görüye sürükleyerek, duyguların bilinen kimliklerini bir oyun alanına çeviriyor. Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu, ArtMahall’de açtığı "AŞK" sergisi hakkında şunları söyledi: “Akademik ve sanatsal olarak bu alanın hem üretim sürecinde hem de sanatçı-sanat yapıtı-sanat alımlayıcısı üçgeninde yoğrulmayı, öyle bir etkileşimde aşkı hissetmeyi düşlüyorum. Eserlerimde de bu duygunun karşılığının olduğunu düşündüğüm için ArtMahall ’in açılışını AŞK ile kutlamak istedim.” Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu’nun "AŞK" adlı kişisel sergisi, 23 Nisan 2025 tarihine kadar Derya Aydoğan küratörlüğünde ArtMahall ’de görülebilecek. Sergi Küratörü Derya Aydoğan ve Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu... Zuhal Mansfield... Metin & Tülay Enderer, Av. Şebnem Önder, Prof. Dr. Lütfü Kaplanoğlu... Linda & Kerim Kuyumcuyan... Müge Sırmabıyık... ### Başarılı oyuncu Sevtap Çapan’dan yeni kitap Tiyatro, dizi, sinema ve şimdi ise kitaplar... Yer aldığı her projeyi yukarı taşıyan bir mihenk taşı Sevtap Çapan. Bizler onu "Mühürlü Güller", "Kara Melek", "Zeytin Dalı" gibi daha birçok rol aldığı dizi ve filmlerden tanıyoruz. Çapan, oyunculuk ve oyun yönetmenliğinden sonra başarılı sanat yaşamına kaleme aldığı kitaplarını da ekleyerek, bu yolculuğunu daha da taçlandırdı. Dört yılda yedi kitaba imza atan ve üç kez "Yılın En iyi Yazarı" ödüllerine lâyık görülen Sevtap Çapan, "Kendi Tavuğuna 'Kışt' Diyenler Ülkesi" ile sekizinci kitabına imza attı. Dramatik Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, yazarın deneme türündeki üçüncü kitabı. Çapan, bu kitapta da konu çeşitliliği ile dikkat çekiyor. Yazarın en önemli özelliklerinden biri, insanın var olduğu binlerce yıl öncesinden beri süreklilik gösteren konulara farklı bir gözle bakabilmesi. Duygulara hitap eden samimi ve incelikli cümleleri de kaleminin sevilme nedeninlerinden... "Bize 'insan' olmanın ne demek olduğu unutturuldu, biz de buna göz yumduk" diyen Sevtap Çapan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hatırlamalıyız. Hatırlarsak inanın, kendimizi ve tavuğumuzu sevmeyi öğreneceğiz. Manasızca gıdaklamayı keseceğiz, kafesleri kıracağız, dört mevsim boyunca taptaze kokan yeşil çimlerde, güneşin ruhumuza sarılmasının sıcaklığını, gıdıklayan rüzgârla çoğalan kahkahalarımızı, hayallerimizi yakınlaştıran yıldızların parlaklığını hissedeceğiz. Ve her birimizin muhteşem varlıklar olduğunu anımsadığımızda, altın yumurtlayan tavuklara dönüşeceğiz; birbirimize sevgiyle bakabileceğiz. İşte o zaman yıkılacak, Kendi Tavuğuna 'KIŞT' Diyenler Ülkesi!” Çapan, yeni kitabıyla tüm okurlarını “horoz”a eyer vurmaya davet ediyor. SEVTAP ÇAPAN HAKKINDA... İstanbul’da doğan Sevtap Çapan, 1991-1995 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde dört yıl oyunculuk bölümünde okudu. Son sınıftayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na girdi ve profesyonel oyunculuk hayatına başladı. 1996 yılından itibaren sinema ve televizyon dizilerinde aldığı rollerle tanındı. Oyunculuk üzerine çeşitli okullarda eğitim veren Çapan, sanatın mutfak kısmıyla da ilgilenmekte. Yazarlığını yaptığı beş oyunun ikisi, İBB Şehir Tiyatroları’nda repertuvara alındı. NTV Stüdyoları’nda seslendirme sanatçısı kadrosunda yer almakta. 2016’dan 2020’ye kadar Türk Kadınlar Birliği Beykoz Şubesi Kurucusu ve Başkanı olarak görev yaptı. 2016 yılında Hamdi Gültekin tarafından kaleme alınan "Aktris Sevtap Çapan" ismini taşıyan, oyunculuğu ve sanat yaşamı üzerine bir kitap yazıldı. 2017 yılı itibariyle ise Profesyonel Artı Sonsuz Firması’nın kuruluşu olan Tiyatro P.A.S’ın Genel Sanat Yönetmeni. Yine aynı yıl Bursa Mora Dergisi’nde ”Bir Aktris Yazıyor” başlığı altında köşe yazarlığı kariyerine başlayan Sevtap Çapan, Beykoz yerel gazetesi Özgün Haber’de köşe yazıları yazmaya devam etmekte. 2019 yılında zorunlu emeklilik yasası ile erken emekli edilen Çapan'ın yazdığı “Peri Kız Müzikali” oyunu, 2019-2020 sezonunda kendi rejisiyle İBB Şehir Tiyatroları’nda dünya prömiyeri yaptı, 2020'de Pozitif Yayınları etiketiyle kitap olarak basıldı. Sevtap Çapan, aktif sanat hayatına devam etmekte. ### IST. FESTIVAL için geri sayım başladı ISTANBUL’74, İstanbul Uluslararası Sanat ve Kültür Festivali’nin (IST. FESTIVAL) 15. Yıl Özel Edisyonu, 30 Mayıs-1 Haziran 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek. 2019’da Roma’daki ilk uluslararası edisyonun ardından festival, doğduğu ve ilhamını aldığı şehir İstanbul’a dönüyor.IST. FESTIVAL, 15 yılda dünyanın önde gelen yaratıcı zihinlerini buluşturan küresel bir platforma dönüştü. Sanat, tasarım, film, fotoğraf, moda, edebiyat, müzik ve teknoloji gibi disiplinleri bir araya getirerek kültürel diyaloğu teşvik eden festival; sanat aracılığıyla diyalog kurmayı, iş birliklerini desteklemeyi ve kalıcı bağlar oluşturmayı sürdürüyor. Festivalin geçmiş katılımcıları arasında; Alex Prager, Anton Corbijn, Edward Enninful, Franca Sozzani, Ferzan Özpetek, Giambattista Valli, Gore Vidal, Haider Ackermann, Harvey Keitel, Hussein Chalayan, JR, Kim Jones, Kirsten Dunst, Michael Stipe, Michéle Lamy, Parker Posey, Peter Beard, Ryan McGinley, Serra Yılmaz, Silvia Venturini Fendi, Sophie Calle, Terry Gilliam, Thurston Moore, Tilda Swinton, Tim Walker, Waris Ahluwalia, Zaha Hadid, Zülfü Livaneli yer alıyor. IST. FESTIVAL SANATSAL Bİ KÖPRÜ OLUŞTURACAK IST. FESTIVAL’in 15. Yıl Edisyonu, festivalin şehre geri dönüşünü ve 2025 küresel kültür takvimine önemli bir katkıyı simgeliyor. Cannes Film Festivali'nin hemen ardından başlayacak olan festival, 53. Venedik Uluslararası Tiyatro Festivali'ne bağlanan bir köprü oluşturacak. HALKA AÇIK VE ÜCRETSİZ BİR PROGRAM SUNACAK Üç gün sürecek festival boyunca, ISTANBUL’74’ün Arnavutköy’deki alanında sergi, paneller, film gösterimleri, atölye çalışmaları ve canlı performanslar düzenlenecek. Festival, panellerden sergilere kadar geniş bir yelpazeye yayılan etkinlikleriyle halka açık ve ücretsiz bir program sunacak. ### MİL AKADEMİ KURS’tan LGS’de büyük başarı: Türkiye birincileri yetiştirdi! Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavında tüm sorulara doğru cevap vererek Türkiye birincisi olan Melih Doruk Ünal ve Can Uçtum, MİL AKADEMİ KURS farkıyla zirveye ulaştı! MİL AKADEMİ KURS, bireysel ilgiye dayalı eğitim modeli, deneyimli mentör öğretmenleri, kaliteli yayınları, akıllı sınıf sistemleri ve 20 yıllık köklü tecrübesiyle öğrencilerini en iyi şekilde sınavlara hazırlamaya devam ediyor. Bireye Özel Başarı Yol Haritası Her öğrencinin farklı öğrenme stili ve ihtiyacı olduğunu benimseyen MİL AKADEMİ KURS, bireysel analizlerle kişisel çalışma programları oluşturuyor. Eksiklerin belirlenmesi ve adım adım gelişimin takip edilmesi sayesinde, her öğrenci en uygun stratejiyle ilerliyor. Mentör Öğretmenler ve Uzman Kadro Eğitimde başarı yalnızca akademik destekle değil, psikolojik ve motivasyonel rehberlikle de sağlanıyor. MİL AKADEMİ KURS’un mentör öğretmenleri, öğrencileri birebir takip ederek onlara rehberlik ediyor, eksiklerini tamamlamaları ve potansiyellerini en iyi şekilde kullanmaları için destek veriyor. Kaliteli Yayın ve Akıllı Sınıflar Başarının en temel unsurlarından biri doğru kaynaklarla çalışmaktır. Alanında uzman eğitimciler tarafından hazırlanmış güncel ve sınav odaklı yayınlar ile öğrencilere en kaliteli materyaller sunuluyor. Akıllı sınıflar sayesinde teknoloji destekli interaktif öğrenme ortamları sağlanarak, eğitim daha verimli hale getiriliyor. Güçlü Rehberlik ve Motivasyon Desteği Sınav süreci boyunca sadece öğrencilerin değil, velilerin de doğru bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır. MİL AKADEMİ KURS’un deneyimli rehberlik ekibi, öğrencilerin akademik ve psikolojik gelişimini yakından takip ederek, düzenli veli bilgilendirme toplantıları ile süreci şeffaf bir şekilde yürütmektedir. 20 Yıllık Tecrübe, Kanıtlanmış Başarı Sistemi MİL AKADEMİ KURS, eğitimde yılların getirdiği tecrübe ve yenilikçi yöntemlerle öğrencilerini başarıya ulaştırıyor. 20 yıllık sistemiyle binlerce öğrenciyi Türkiye’nin en prestijli liselerine ve üniversitelerine kazandırmanın gururunu yaşıyor. Başarı, Doğru Eğitimle Mümkün! Eğitimde fark yaratmak ve başarının anahtarını elde etmek için MİL AKADEMİ KURS’un sınav odaklı eğitim programlarından faydalanabilirsiniz. Türkiye birincilerini yetiştiren bu sistem ile LGS’de zirveye ulaşmak artık hayal değil, gerçek! 📍 MİL AKADEMİ KURS – Başarı burada başlar! MİL AKADEMİ KURS Yönetim Kadrosu ### ArtAnkara'ya yoğun ilgi Başkent Ankara'yı sanatla buluşturan ArtAnkara 11. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, ilk günden yoğun ilgiyle karşılandı. Atis Fuarcılık organizasyonu ile gerçekleşip, sanatın evrensel gücünü gözler önüne seren fuar, 23 Şubat'a kadar sürecek. Fuarda yurt içi ve yurt dışından olmak üzere pek çok sanatçının eserleri sergileniyor. Fuara katılan sanatçılar arasında, Elazığ doğumlu Ankaralı ressam Ali Düzgün de yer alıyor. "Kentsel Dönüşüm" adını verdiği son dönem çalışmaları ile adından söz ettiren sanatçı, "Sanatın insanlık için büyük bir ihtiyaç olduğunu her fırsatta vurgulamak istiyorum" diyor. Bu yıl 11. kez sanatseverleri ağırlayan ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı'nın açılışı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı ile gerçekleşti. ### "Maria" izleyiciyle buluşacak Angelina Jolie ve Haluk Bilginer'in başrollerini paylaştığı, Pablo Larrain'ın biyografi türündeki filmi "Maria" izleyiciyle buluşacak. Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta komediden aksiyona, korku ve gerilimden animasyona 6'sı yerli 12 film vizyona girecek. Angelina Jolie ve Haluk Bilginer'in başrollerini paylaştığı, Kodi Smit-McPhee, Alba Rohrwacher, Valeria Golino ve Pierfrancesco Favino'nun da rol aldığı, Pablo Larrain'ın filmi "Maria" izleyiciyle buluşacak. ABD, Almanya, İtalya ve Şili ortak yapımı biyografi türündeki film, 1970'lerin Paris'inde, dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas'ın çalkantılı ve trajik hayatının son günlerini konu ediniyor. Angelina Jolie'nin Callas, Haluk Bilginer'in ise onun armatör sevgilisi Aristotle Onassis'i oynadığı film, sanatçının aşkı ve trajedisiyle şekillenen yaşamını merkeze alıyor. "SUÇ TAKIMI 2: PANTERA" Gerard Butler ve O'Shea Jackson'un başrollerini paylaştığı "Suç Takımı 2: Pantera", gerilim ve aksiyon meraklılarının beğenisine sunulacak. Christian Gudegast'in yönetmen koltuğunda oturduğu film, Big Nick'in, Avrupa'ya dönüp, elmas hırsızlarının ve Pantera mafyasının tehlikeli dünyasına karışan Donnie'nin peşine düşmesini konu ediniyor. Yapım, 2018'de çekilen "Suç Takımı" filminin devamı olarak dikkati çekerken, elektrikli araçlarla gerçekleştirilen aksiyon dolu araba takip sahneleri ve başarılı oyunculuk performanslarıyla öne çıkıyor. "ACI GERÇEKLER" Mike Leigh'in yönettiği, Marianne Jean-Baptiste, Michele Austin ve David Webber'in oynadığı "Acı Gerçekler", Londra'da yaşayan Black ailesinin hikayesini anlatıyor. "Daima Mutlu" ve "Ömrümüzden Bir Sene" gibi filmlerinde insan ilişkilerinin karmaşıklığını mercek altına aldığı doğalcı tarzıyla tanınan usta yönetmen Mike Leigh, 6 yıllık bir aradan sonra yönettiği yeni filminde, zorluklarla boğuşan ve insanca bir temas arayışında olan modern aile dinamiklerini keşfe çıkıyor. "SON BİLET" Halil İbrahim Ceyhan, Altan Erkekli ve Hamdi Alkan'ın başrollerini paylaştığı "Son Bilet", dram ve aksiyon karışımı bir hikayeyi beyaz perdeye taşıyacak. Gökhan Arı'nın yönetmenliğini üstlendiği film, tiyatro oyunu izlemek için karısı ve 9 yaşındaki oğluyla yola çıkan, aracına yüksek hızla gelen lüks bir aracın çarpması sonrasında eşini ve çocuğunu kaybeden adamın hikayesini odağına alıyor. "OY'UNA GELDİK" İlyas Salman, Ömür Arpacı, Kanbolat Görkem Aslan, Volga Sorgu, Levent İdem ve Zeynep Elçin'in rol aldığı "Oy'una Geldik", komedi meraklılarını sinema salonlarına çekmeyi amaçlıyor. Kazım Öz'ün yönetmenliğinde çekilen film, halkın çoğunluğunun sol görüşlü olduğu Ovacık kasabasında, sol partilerin ortak adayda uzlaşamaması sonucu sağ görüşlü bir partiden belediye başkanı seçilen Hıdır Diri'nin koltuğunu korumak için yaptıklarını konu ediniyor. "FAHRİNAYT" Bilal Çatalçekiç'in yönetmenliğini yapıp, başrolünde Çetin Altay, Melissa Yıldırımer, Açelya Elmas, Birgül Ulusoy ve Mansur Ark ile oynadığı "Fahrinayt" haftanın bir diğer komedi filmi olacak. "KUZGUN" Deniz Könülşök, Buket Çelik, Ferdi Akarnur ve Selahattin Taşdöğen'in kamera karşısına geçtiği aksiyon türündeki "Kuzgun", Serkan Aygören yönetmenliğinde izleyiciyle buluşacak. "MASKELİ KAHRAMANLAR" Haftanın animasyonu "Maskeli Kahramanlar", sihirli şekilde antik Çin krallığı Sanxingdui'ye taşınan ve burada şehri korumak için renkli bir süper kahraman ekibinin yardımına ihtiyaç duyan Amerikalı yetim Charlie'nin hikayesini beyaz perdeye taşıyacak. "Red Velvet HappIness DIary: My Dear, ReVe1uv In CInemas" Oh Yoon-Dong'un beyaz perdeye uyarladığı "Red Velvet Happiness Diary: My Dear, ReVe1uv in Cinemas" ise Güney Koreli müzik grubu Red Velvet'in 10. yıl konseri ve grup üyelerinin hikayelerini konu ediniyor. HAFTANIN KORKU FİLMLERİ Abdullah Kırmızıkaya, Bahar Tutkum Ertok ve Belma Memati'nin rol aldığı, Mehmet Tan'ın filmi "Gudubet", ailede problemli gördüğü tüm kardeşlerini öldürüp ailenin mirasına tek başına sahip olmak isteyen bir kadının hikayesini odağına alıyor. Kemal Danacı'nın çektiği "Kara Neme 2", gittikleri kampta yaşanan cinayeti araştıran bir grup arkadaşı konu alıyor. Osgood Perkins'in yönettiği ABD yapımı "The Monkey" ise çocukluklarında karşılaştıkları lanetli bir oyuncak maymunun peşlerini bırakmadığı ikiz kardeşlerin başına gelen olaylara odaklanıyor. ### Arart Atölye'den Karma Heykel Sergisi Estetik, zarafet, duygu ve hayal gücünün sanatın tüm katmanları ile buluştuğu özel sergilere ev sahipliği yapan FUTY Art Gallery, kapılarını Arart Atölye'nin altı seçkin sanatçısına açarak, sanatın ilham verici gücünü bir kez daha gözler önüne serdi. Heykel sanatının zarafeti ve çekiciliği ile şekillenen bu sergide, sanatseverler formların dili ile anlatılan derin hikâyelere tanıklık ettiler. Açılış daveti, iş, sanat ve cemiyet dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Ünlü sanat tarihçisi ve heykeltıraş Arşo Kasparyan'ın katkıları ile gerçekleşen bu özel sergi, sanatseverlere estetikle harmanlanmış, duygu yüklü bir atmosfer sundu. FUTY Art Gallery’nin sahibi ve Acarlar Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Funda Acar'ın ev sahipliğinde düzenlenen Arart Atölye Karma Heykel Sergisi'nde, sanatçılar konuklar ile birebir sohbet ederek, eserlerinin ardındaki ilham kaynaklarını ve yaratım süreçlerini paylaştılar. Zarif sunumlar ve lezzetli ikramlar eşliğinde eserleri keşfeden davetliler, heykellerin derin anlamları karşısında adeta büyülendiler. SANATÇILAR VE ESERLERİ: Şebnem Pandora Yıldırım: Ruhun derinlikleri ve insan doğasının en derin duygularını şekillendiren güçlü heykelleri ile sanatseverleri mistik bir yolculuğa çıkardı. Esra Ceylan: Geçmiş ile geleceği birleştiren dokulu formları ile izleyiciyi zamanın akışında düşünmeye davet etti. Hande Aydınalp: Güç ve zarafeti simgeleyen figürleri ile hareketin ve özgürlüğün ruhunu yansıtan Hande Aydınalp, sanatseverleri büyüledi. Neşe Kurt: İnsanın iç dünyasını ve duygusal yolculuklarını yansıtan heykelleri ile sanatseverlere farklı perspektifler sundu. Gamze Keresteci: Organik formları ve etkileyici kompozisyonları ile sanatın doğayla olan uyumunu gözler önüne serdi. Sevil Bağdatlı Öztürk: "İzdüşümler" serisi, insanın duygu dünyasındaki katmanları, soyut formların dengesi ve derinliğiyle ifade ederek sanatseverleri kendi içsel yolculuğuna davet edip, dokunma hissini görsel bir deneyimle sunuyor. Heykel sanatının özgün ve etkileyici dokunuşlarını keşfetmek isteyen sanatseverler, Futy Art Gallery'de sergilenen bu özel eserleri yakından görme fırsatını kaçırmamalı! FUTY Art Gallery Hakkında... FUTY Art Gallery, Beykoz Acar Verde’de yer alan ve sanatın farklı dallarından önemli eserleri sanatseverlerle buluşturan bir sanat merkezi olarak hizmet veriyor. Galeri, modern sanatın öncülerini ağırlarken, izleyicilere ilham verici bir deneyim sunmayı hedefliyor. Arart Atölye Karma Heykel Sergisi, ünlü sanat tarihçisi ve heykeltıraş Arşo Kasparyan'ın katkıları ile gerçekleşti. Gonca Yücel, Mustafa Öztürk, Rozita Kasuto, Nursema Öztürk, Deniz Öztürk, Sevil Öztürk, Irmak Öztürk ve Kemal Öztürk... ### Mitoloji Film Festivali'nden oyun sektörüne yeni bir adım Mitolojinin sınırsız dünyası, bu yıl sinema perdesinin ötesine geçerek dijital oyun evrenine taşınıyor. III. Uluslararası Mitoloji Film Festivali, mitolojinin zamansız anlatılarını yeni nesil ile buluşturacak bir yeniliğe imza atıyor ve ilk kez bir Dijital Oyun Yarışması düzenliyor. Uluslararası Sinema ve Yazın Araştırmaları Derneği (ULSİYAD) tarafından "İnsanlığın Ortak Hikayesi" sloganıyla yola çıkan Uluslararası Mitoloji Film Festivali, bu yıl 22-30 Eylül tarihlerinde beş farklı şehirde gerçekleşecek. İzmir’de başlayacak festival, geçen yıl Manisa ve İstanbul’a genişledi. Bu yıl ise Aydın (Efeler) ve Çanakkale Troya Antik Kenti festivale eklendi. Festivalin açılışı 22 Eylül’de İzmir’de, kapanış ve ödül töreni ise 30 Eylül’de Çanakkale Troya Antik Kenti'nde Troya Müzesi iş birliğiyle yapılacak. Gezici festival konseptini benimseyen festival komitesi, bu şehirlerin tarihi ve kültürel miraslarını dünya çapında tanıtmaya katkı sağlamayı hedefliyor. III. Uluslararası Mitoloji Film Festivali kapsamında bu yıl ilk kez LUGAL Games iş birliğiyle hayata geçirilen Dijital Oyun Yarışması ile Anadolu medeniyetlerine ait mitoloji ve mitolojik unsurların dijital oyun sanatı ile buluşturulması amaçlanıyor. Yarışma kapsamında oyun geliştiricileri, Anadolu'nun kadim efsanelerini modern teknolojilerle birleştirerek, bölgenin zengin kültürel mirasını dijital ortamda yeniden canlandıracak. Festival, daha önce sinema senaryolarına Anadolu mitolojisini taşıyan projelere destek verdiği gibi bu yıl da dijital oyunlar için aynı desteği sunarak, mitolojinin yeni nesillere aktarılmasını sağlamaya devam edecek. Dijital Oyun Yarışması’nın duyurusuna yönelik gerçekleşen toplantıda festivalin kurucu direktörü Gülşah Elikbank, şu sözlerle festivalin bu yeni adımının önemini vurguladı: “Mitoloji, hepimizi buluşturan ortak bir dildir. Anadolu, binlerce yıldır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış ve bu uygarlıkların mitolojileri zamanla iç içe geçerek, muazzam bir kültürel miras oluşturmuştur. Ancak bu büyük miras yeterince bilinmiyor. Anadolu mitolojisi Mezopotamya, Yunan ve Pers mitolojileriyle büyük bir etkileşim içinde gelişmiş olmasına rağmen bugün oyun ve sinema dünyasında Yunan, İskandinav ve Mısır mitolojileri öne çıkıyor. Biz, kendi hikayelerimizi öne çıkartarak bu algıyı değiştirmek istiyoruz.” Anadolu’nun Efsaneleri Dijital Oyunlarla Buluşuyor Yarışmanın detayları hakkında bilgi veren LUGAL Games kurucusu Rahmi Aydemir ise projeye duydukları heyecanı şu sözlerle dile getirdi: “Bizim için oyun sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir anlatı sanatıdır. Anadolu’nun efsaneleri ve mitolojik karakterleri, bugün neredeyse unutulmuş durumda. Oysa bu topraklar, mitolojinin en derin köklerine sahip. Oyun geliştiricilere bu köklü mirası dijital dünyaya taşıma fırsatı sunarak, Anadolu mitolojisini tüm dünyaya duyurmayı amaçlıyoruz.” bireysel ya da ekip olarak katılım sağlanabilecek Yarışma, mobil ve PC platformları için geliştirilen oyunlara açık olacak. Katılımcılar, Anadolu medeniyetleri temasını içeren oyun projeleriyle yarışmaya dahil olabilecek. Kazanan projeler, LUGAL Games tarafından 30 bin TL ödüle ek olarak profesyonel mentörlük desteği ve yayıncı anlaşması da kazanacak. Yarışmaya bireysel ya da ekip olarak katılım sağlanabilecek ve başvuru sırasında oyun konseptlerinin yanı sıra oynanabilir bir demo sunulması gerekecek. Katılımcılar, yalnızca tek bir proje ile yarışmaya başvurabilir. Oyunların özgün olması, üçüncü şahıs haklarını ihlal etmemesi ve oynanabilir durumda olması bekleniyor. Değerlendirme sürecinde jüri; projeleri tema uyumu, oynanabilirlik, kullanıcı deneyimi, teknik yeterlilik, sanatsal tasarım, yenilikçilik ve kültürel derinlik gibi kriterlere göre değerlendirecek. SON TESLİM TARİHİ 15 AĞUSTOS Oyun geliştirme sürecinde destek sağlamak amacıyla alanının önde gelen isimlerinden oluşan mentörler ve yarışmanın seçici kurulu şu şekilde: LUGAL Games Kurucusu Rahmi Aydemir, Yönetmen Erhan Kozan, Çizer Enis Temizel, Doç. Dr. Meltem Alparslan, Doç. Dr. Güven Çatak ve Animatör Volkan Karakaş. Yarışmaya başvurular için son teslim tarihi 15 Ağustos. Üretilen oyunlar jüri tarafından değerlendirildikten sonra dereceye girenler, festivalin son günü olan 30 Eylül’de açıklanacak. Uluslararası Katkılar Bu yıl Fransız Kültür, İtalyan Kültür, Goethe Enstitüsü ve İsveç Konsolosluğu'nun desteğiyle uluslararası konuklar ve projeler festivale dahil olacak. III. Uluslararası Mitoloji Film Festivali 'nin finansal koordinatörü Aris Medya Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Atahan Keçeci olurken, sanat yönetmenliğini ise Gökmen Küçüktaşdemir ve Kerem Akça üstleniyor. “Biz Kendi Hikayemize Sahip Çıkmazsak…” Mitolojinin yaşayan bir anlatı olarak bugün de insanlığın ortak hafızasını şekillendirdiğini belirten Gülşah Elikbank, festivalin misyonunu şu sözlerle özetliyor: “Biz kendi hikayelerimize sahip çıkmazsak, başkaları bizim için yeni hikayeler yazmaya devam edecek. Oysa Anadolu’nun mitolojisi, tüm dünya için anlatılmayı bekleyen büyük bir hazinedir.” Oyun için başvurular mitolojifest@gmail.com adresine yapılacak. ### Türkiye'den kaçırılan Marcus Aurelius heykeli iade ediliyor Amerika Birleşik Devletleri’nin Cleveland Sanat Müzesi koleksiyonunda bulunan Marcus Aurelius heykeli, uzun süren bilimsel ve hukuki çalışmaların ardından Türkiye’ye iade ediliyor. Antik çağın en nadide bronz eserlerinden biri olarak kabul edilen bu heykel, Roma İmparatoru Marcus Aurelius’u bir filozof olarak tasvir etmesiyle dikkat çekiyor. Burdur’daki Boubon Antik Kenti’nde 1960’lı yıllarda yapılan kaçak kazılarla yurt dışına kaçırılan heykel, M.S 2. ve 3. yüzyıllara tarihlendiriliyor. TÜRKİYE 65 YILI AŞKIN BİR SÜREDİR PEŞİNDE Antik Roma Dönemi’nin önemli bir kült yapısı olan Sebasteion’da bulunan eser, bu yıl içerisinde doğduğu topraklarla yeniden buluşacak.  Anadolu tarihinin kayıp hazinelerinden biri olan Boubon Antik Kenti kökenli bronz heykel, 1960’lı yıllarda kaçak kazılarla yurt dışına kaçırılarak yıllarca el değiştirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ohio eyaletinde bulunan Cleveland Sanat Müzesi koleksiyonuna dahil edilen heykel, Türkiye’nin 65 yılı aşkın bir süredir peşinde olduğu eserlerden biriydi. Boubon Antik Kenti’nden kaçırılan eserler, Prof. Dr. Jale İnan öncülüğündeki araştırmalarla gündeme getirilmiş, ancak Marcus Aurelius heykelinin Türkiye’ye iadesi bugüne kadar mümkün olmamıştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile New York Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi arasında 2021’de başlayan iş birliği sayesinde Lucius Verus, Septimius Severus ve İmparator Caracalla’ya ait heykeller de dahil olmak üzere birçok Boubon kökenli nadide eser anavatanına döndü. BİLİMSEL KANITLAR VE HUKUKİ SÜREÇ, HEYKELİN KÖKENİNİ AÇIĞA ÇIKARDI Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın uzun yıllardır süren çalışmaları ve önceki yıllarda toplanan bilimsel veriler, Marcus Aurelius heykelinin Boubon Antik Kenti'ndeki Sebasteion yapısına ait olduğunu kanıtladı. Bakanlığın arşiv belgeleri, akademik araştırmalar ve antik kentteki kazı çalışmaları, heykelin orijinal yerini açıkça ortaya koydu. Antik kentte yapılan yoğun kaçak kazılar hakkında bilgi sahibi olan görgü tanıklarının ifadeleri bilimsel verileri destekleyince, Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi (HSI), Türkiye’nin iade talebini haklı bularak Cleveland Sanat Müzesi'ndeki heykele el konulmasına karar verdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ABD New York Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi'nin iş birliğiyle Cleveland Sanat Müzesi'nde sergilenen Marcus Aurelius heykeline resmen el konuldu. MÜZENİN İTİRAZI SONUÇ VERMEDİ, ESER TÜRKİYE’YE DÖNÜYOR Cleveland Sanat Müzesi, el koyma kararına karşı Ekim 2023’te mahkemeye başvurarak heykelin kökeninin kesin olmadığı yönünde itirazda bulundu. Ancak Türkiye’nin sunduğu bilimsel veriler ve titiz analizler, müzenin bu itirazını çürüttü. Kültür ve Turizm Bakanlığ,ı güçlü kanıtlara rağmen uzlaşmacı bir yaklaşım göstererek Cleveland Sanat Müzesi'nin bilimsel analiz çalışmaları yapılması talebini olumlu karşıladı. Bakanlık uzmanlarının gözetiminde 2024 yılının mayıs ayında heykelin müzede silikon ayak kalıbı alınarak, Boubon Antik Kenti'ndeki bronz heykel kaideleriyle birebir uyumlu olduğu tespit edildi. Cleveland Müzesi tarafından yetkilendirilen arkeometri uzmanı Prof. Dr. Ernst Pernicka ve bakanlığın uzman konservatörleri, Boubon Antik Kenti ile Burdur Müzesi'nde bulunan Boubon kökenli Valerianus heykeli ve Marcus Aurelius heykelinden kurşun izotop, taş ve toprak analizleri için numuneler aldı. Ayrıca, Almanya’daki Curt Engelhorn Arkeometri Merkezi laboratuvarlarında yapılan tarafsız analizler, heykelin Boubon’da uzun yıllar gömülü kaldığını kesin olarak kanıtladı. Bu güçlü bilimsel bulguların ardından Cleveland Sanat Müzesi, Marcus Aurelius heykelinin Türkiye’ye iadesini kabul etti ve bu karar Manhattan Bölge Savcılığı tarafından Türkiye’ye resmen bildirildi. KÜLTÜREL MİRASIN KORUNMASINDA TARİHİ BAŞARI Türkiye, bu zaferle kendi kültürel mirasını koruma yolunda önemli bir adım atmanın yanı sıra tarihî eser kaçakçılığına karşı yürütülen uluslararası mücadelede de büyük bir başarıya imza attı. Yurt dışına kaçırılan eserleri diplomatik, hukuki ve bilimsel yollarla geri getirmek üzere çalışmalarını kararlılıkla sürdüren Kültür ve Turizm Bakanlığı, Marcus Aurelius heykelinin dönüşünü bu mücadelenin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kayıtlara geçirdi. ### Aşk, acı, sanatla örülü bir yaşam: Frida Kahlo Zengin içeriğiyle yaşama sanat penceresinden bakan İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı raflarda yerini aldı. Dergi sayfalarında sanat dünyasından haberler, sergiler, merakla okuyacağınız röportajlar ve sanatın derinliklerine yelken açan makaleler sizleri bekliyor. İstanbul Sanat, bu sayısında bir yirminci yüzyıl popüler kültür ikonu hâline gelen Frida Kahlo ’nun aşk, acı, sanatla örülü yaşamını kapak konusu yaptı. Haliç Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ümran Özbalcı tarafından kaleme alınan yazıda, tasarladığı sanat kadar da karmaşık bir kadın olan Frida'nın öyküsü okuyuculara aktarıldı. “FRİDA KAHLO’NUN GÜNLÜKLERİ” Dergide, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında İstanbul ve Antalya’da sanatseverlerle buluşan ve yaklaşık 70 bin ziyaretçiyi ağırlayan “Frida Kahlo ’nun Günlükleri” sergisinin ayrıntılarına da değinildi. Gördüğü yoğun ilgi üzerine yeniden İstanbullu sanatseverlerle AKM’de bir araya gelen ve 23 Mart'a kadar devam eden sergi, Kahlo’nun içsel dünyasına ve sanatsal yolculuğuna derin bir bakış açısı sunuyor. RENKLERİN DÜNYASINA İPLERLE YOLCULUK String art’ın (ip sanatı) Türkiye’deki temsilcilerinden Mimar Özgür Özcan, bu özel tekniğin detaylarını kendi yol hikâyesi ekseninde anlattı. Tekstil endüstrisinin temel malzemesi olan ipliğin görsel sanatlar alanındaki kullanımı sonucunda ortaya çıkan yeni estetik anlayışla soyut geometrik formlar eşliğinde eserler üreten Özcan; "Türkiye’de bu tekniği hobi olarak uygulayan çok sayıda insan var. Profesyonel olarak ise benim bildiğim üç-dört kişi. Yurt dışında baya yaygın. Çünkü 1800’lü yıllardan bu yana bu konuyla alakalı yazılmış kitaplar var" dedi. "SANATÇI, YAŞADIĞI ÇAĞIN GÖZLEMCİSİDİR" Derginin bir diğer konuğu ise fotoğraf, video ve yerleştirmelerden oluşan eserleriyle hem çağdaş sanat hem de Batı’da 70’lerden itibaren gelişen kadın sanatı çerçevesinde yer alan Gül Ilgaz oldu. Kimlik, kültürel melezlik, cinsiyet ve toplumsal roller, iç çatışmalar, yaşamın yarattığı izler, duygu durumları, bellek ve kent konuları üzerine çalışan Ilgaz’ın çalışmalarının çıkış noktasını, hayatın ve yaşadığımız atmosferin hem bizlerin hem de toplumsal hafızanın üzerinde bıraktığı etkiler ve izler oluşturuyor. "KAMUSAL ALAN HEYKELLERİ GÖRMEZDEN GELİNEBİLİYOR" İstanbul ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde kamusal alan heykelleri bulunan; çalışmalarında dönüşüm, rastlantı, anlık ve doğaçlama gibi kavramları ön planda tutarak, günlük yaşamının katı planlı yapısıyla tam anlamıyla zıt bir üretim süreci benimseyen ve bu üretim sürecini “ikili varoluş” olarak tanımlayan Prof. Neslihan Pala ile sanat yüklü bir söyleşi de İstanbul Sanat sayfalarını süsledi. DÜNYACA ÜNLÜ TROMPETÇİ ŞENOVA ÜLKER Derginin diğer konuklarından; trompet sanatçısı, eğitmen, akademisyen ve müzik grubu lideri, hem klasik müzik hem caz tutkunu, müzikteki çocuk dâhilerimizden Şenova Ülker; “Ruh, her müzik gibi caz için de vazgeçilmez bir faktör. Bu nedenle en sevdiğim müzik biçimi melodi. Bunun üzerine kurulu her müzik beni mutlu ediyor” ifadelerini kullandı. TUTKULU VE YENİLİKÇİ NİL VENDİTTİ Çelloya beş yaşında görür görmez aşık olan Nil Venditti ise Yeliz Sancaktaroğlu ile müzik ve heyecan yüklü bir söyleşi gerçekleştirdi. Günümüzde dünyanın en genç ve başarılı kadın orkestra şeflerinden biri olan Venditti, bu sezon Cemal Reşit Rey (CRR) Senfoni Orkestrası’nı yeniliklerle dolu bir programla ve müthiş bir başarıyla yönetiyor. * Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! İstanbul Sanat Dergisi’ni www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden aynı gün kargo ile sipariş verebilir veya Hepsiburada, Trendyol, N11 gibi platformlardan satın alabilirsiniz. ### Neş’e Erdok son dönem eserleriyle Bomontiada’da! Neş'e Erdok'un son dönem eserleri, İstanbul'da sanatseverlerle buluşacak. Bu yıl 85. yaşını karşılayan, katıksız bir gözlemle yorumladığı figürlerin iç dünyasını ön plana çıkararak biçime taşıyan ressam Erdok'un son iki yılda ürettiği yapıtlardan oluşan 37. kişisel sergisine yoğun ilgi bekleniyor. Yapı Kredi bomontiada Galeri'de 20 Şubat'ta açılacak sergi, her gün 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Türk resminin önde gelen temsilcilerinden Neş'e Erdok, sergideki eserlerinde günlük yaşamdan portreleri ve dünyada yaşanan güncel toplumsal konuları ele alıyor. Yarım asrı aşan aralıksız sanat üretiminin devamı niteliğindeki sergide, Erdok’un zamanı kaydetmeye devam ettiği tuvaller, tanık olduklarını aktardığı bir günce olarak karşımıza çıkıyor. Sergi, 8 Mart'ta sona erecek. ### Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde "Altın Bilezik" Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı Sergi Alanı, "Altın Bilezik" başlıklı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. 11-25 Şubat 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek olan sergide, fakültenin görsel sanatlar bölümünde pedagojik formasyon eğitimi alan 41 sanatçının farklı yıllarda üretmiş olduğu eserler sanatseverlerle buluşacak. Sanatçıların pedagojik formasyon eğitimi alarak öğretmenlik yapmasının “Altın Bilezik” olarak görüldüğü toplumda, "Kimliksizleşmeden hem sanatçı hem de öğretmen olabilmek mümkün müdür?" sorusuna cevap arayan "Altın Bilezik" sergisi; toplumda "Al al, kolunda bir altın bileziğin olsun. Aç kalmazsın" öğüdünü tartışmaya açarak, bir adım öteye taşıma iddiasını barındırıyor. Sergi ayrıca sanatçının ve öğretmenin toplumsal rolünü, farklı perspektif ve disiplinler üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Tepkisel ve sınırlayıcı bir yaklaşımın değil, sınırları belirli bir alanı sorgulayıcı bir yaklaşımla keşfetmenin özgürlüğünü araştırıyor. ### TIME dergisinden yeni medya sanatçısı Refik Anadol'a ödül Yeni medya sanatçısı Refik Anadol, TIME dergisi tarafından düzenlenen "2025 TIME100 AI Impact Awards" etkinliğinde ödüle layık görüldü. TIME100 AI Impact Awards, yapay zekanın topluma etkisi ile teknolojik ilerlemelere öncülük eden kişileri onurlandırmak için TIME dergisi tarafından veriliyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Anadol, ödüle layık görülmekten dolayı onur ve mutluluk duyduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Bu ödül ile uzun zamandır ilham aldığım mentörlerim ve hayranlık duyduğum pek çok önemli isimle aynı platformu paylaşmak, benim için büyük bir gurur. Yapay zekanın insanlığa mutluluk, ilham ve umut getireceğine inancım tam. Refik Anadol Studios ve DATALAND olarak, etik ve doğaya duyarlı yapay zeka sistemleri ve deneyimleri geliştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz." TIME100 AI Impact Awards'ta ödül alacaklar arasında IBM Üst Yöneticisi (CEO) Arvind Krishna, Kanadalı müzisyen Grimes, Prof. Dr. Anima Anandkumar gibi farklı sektörlerden isimler yer alıyor. Ödüller, 10 Şubat'ta Dubai'de düzenlenecek törenle sahiplerine takdim edilecek. ### "Toska" sergisi CerModern'de sanatseverlerle buluşacak Sanatçı Halis Efe Saral'ın "Toska" sergisi, CerModern'de 7 Şubat'ta sanatseverlerle buluşacak. Genç sanatçı Saral, insan ruhunun derin çalkantılarını, yalnızlık ve kimlik arayışlarını, zamanın silinmez izlerini sanatsal bir dilde ifade ediyor. Halis Efe Saral'ın, her figürün belirsizlikle şekillenen bir dünyada insanın kendini tanıma, geçmişle hesaplaşma ve geleceğe dair duyduğu kaygılarla yüzleşme sürecini yansıtarak hazırladığı "Toska" sergisi, izleyiciyi yalnızca bir sanat eserine bakmaya değil, o eserin içinde kendi iç dünyasını keşfetmeye teşvik ediyor. CerModern'de 7 Şubat'ta sanatseverlerle buluşacak sergi, 23 Şubat'a kadar, pazartesi günleri hariç olmak üzere haftanın her günü ziyaret edilebilecek.​​​​​​​​​​​​​​ ### Artisart Galeri’de “Cadde hekimleri” sanat buluşması Bağdat Caddesi’nin yeni sanat mekanlarından Artisart Galeri, renkli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Aralarında Bağdat Caddesi’nden doktorların da yer aldığı sanat buluşması, 4 Şubat Salı akşamı Artisart Galeri’nin Erenköy’deki galerisinde gerçekleşti. Galeri bünyesinde devam etmekte olan Arzu Yazıcı’nın "Cosmic Whispers" sergisi kapsamında düzenlenen etkinliğe, doktorlarla birlikte sanatçılar da katılım gösterdi. NİCE YILLARA DR. DENİZ KORAL Bağdat Caddesi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Tavukçuoğlu’nun organize ettiği buluşmanın davetlileri arasında, Bağdat Caddesi’nin ünlü dermatoloji kliniği kurucusu Dr. Deniz Koral da vardı. Onun doğum günü olduğunu fark eden Erdal Tavukçuoğlu, kendisine hazırladığı doğum günü pastasını keserek katılımcılarla birlikte ön kutlamayı da yapmış oldular. RENKLERİN VE DOKULARIN DANSI Bu arada Artisart Galeri’de 25 Ocak’ta açılan Arzu Yazıcı’nın "Cosmic Whispers" başlıklı sergisinden etkilendiğimizi de belirtmeliyiz. Soyut bir dünyayı renkler ve dokularla ifade etme çabası olarak yorumlanmış olsa da sergilenmekte olan her bir eserin, gözlerinizde yeni anlamlar bulması için bir davet taşıdığının farkına varıyorsunuz. Sanatçı Arzu Yazıcı da tuvale yansıttığı çalışmaları için “Renklerin ve dokuların dansını izlerken belki bir an, evrenin size de bir şeyler fısıldadığını hissedersiniz” mesajını veriyor. "fırçamı bıraktım ve koşarak geldim" Buluşmaya katılanlar arasında cosmic çalışmaların bir diğer ünlü sanatçısı Funda Kumbaracıbaşı da vardı. Mayıs ayında İzmir'de gerçekleşecek olan IAAF İzmir Sanat ve Antika Fuarı'nda sergilenmek üzere hazırlamakta olduğu çalışmalara devam ettiği bilgisini paylaşan Kumbaracıbaşı; "Arzu Yazıcı ile aynı yöne bakıyoruz. Fırçamı bıraktım ve koşarak geldim" dedi. İki sanatçıya ilham kaynağı olmaya aday dostları ise astrolog Eser Saraçoğlu idi. ### Konya'nın zengin kültür mirası Üsküdar'da sanatseverlere sunuluyor "Ayna: Anadolu Göğünün İpek Mahyası" sergisi, Konya'nın zengin vakıf mirasını, bu mirasın ürettiği ve yaşattığı anlam dünyasını gözler önüne seriyor. Tarihin izlerini, unutulmuş hikayeleri ve yapıların inşa edildiği dönemin ruhunu yansıtan sergi, Vakıf Katılım tarafından hayata geçirilen Vakıf Eserleri Envanter Projesi kapsamında Üsküdar Mimar Sinan Galerisi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, Konya'da Selçuklu ve Osmanlı döneminden bugüne ulaşan vakıf eserlerine dair bilgi ve belgeleri bir araya getiren "Konya Vakıf Eserleri" isimli kitabın bir yansıması olarak hazırlandı. Serginin küratörü Numan Noyan Küçük ile proje yürütücüsü Fatih Ketancı, sergiyi ve Vakıf Eserleri Envanter Projesi'ni anlattı. Ketancı, ilki Hatay şehri için yapılan Vakıf Eserleri Envanter Projesi'nin, Vakıf Katılım'ın sosyal sorumluluk projesi olduğunu belirtti. 6 Şubat 2023'te gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Hatay'daki vakıf kültür varlıklarının fotoğraflanarak ortaya çıkarılmasının ve projenin öneminin fark edildiğini vurgulayan Fatih Ketancı; "Kayıt altına alınan vakıf eserlerinin bir kısmı ya tamamen yıkıldı ya da ciddi oranda zarar gördü. Bu yapıların tekrar ayağa kaldırılmasında bu envanterin çok kıymetli bir işlevi olacak" dedi. Ketancı, "Konya Vakıf Eserleri" kitabının hazırlık sürecinin yaklaşık iki yıl sürdüğünü aktararak şunları kaydetti: yaklaşık 300 vakıf eseri çok detaylı şekilde fotoğraflandı "Ön hazırlıklar, prodüksiyon, metinlerin yazılması, edisyon, çeviriler, tasarım ve ardından matbaa süreci, yaklaşık iki senelik bir çalışmaydı. Konya'da yer alan yaklaşık 300 vakıf eseri çok detaylı şekilde fotoğraflandı. Biz envanter fotoğrafçılığını şöyle algılıyoruz; o yapıya ilişkin tüm detayları görmemiz gerekiyor. Dolayısıyla dışındaki yazıtlarından süslemelerine, taş ve ahşap işçiliğine, sütunlarına, mekanın içerisindeki detaylara kadar her şeyi çok detaylıca ve nitelikli bir şekilde fotoğraflamamız gerekiyor. Bu fotoğraflardan yola çıkarak da Konya Vakıf Eserleri kitabı ortaya çıktı. Sanat tarihçisi Prof. Dr. Ali Boran hocamızın önderliğinde, ödüllü fotoğraf sanatçısı Mirkan Tunç'un fotoğraf editörlüğünde bu çalışmayı yaptık." PROJE BURSA VE KÜTAHYA'DA DEVAM EDİYOR Kitaba ve sergiye dair çok olumlu tepkiler aldıklarının altını çizen Ketancı, projenin Bursa ve Kütahya'da devam ettiğini söyledi. Projenin yürütücüsü Fatih Ketancı, sergiye ilişkin yaptığı değerlendirmede; "Mimar Sinan Galerisi'nde Konya vakıf eserleriyle ilgili bir sergi yapmak çok kıymetli. Mimar Sinan, mimari geleneğimizde çok önemli bir yerde duruyor. Konya'nın da hikayesi 1000 yıllık. Bu sergide bunun tüm duraklarını göstermeye gayret ettik. Özellikle çocukların etkileşim kurabileceği bir alan olması gerekiyordu. Bunu da başardığımızı düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "konuklar, ufak da olsa aynalarla karşılaşacak Küratör Numan Noyan Küçük ise proje kendisine teklif edildiğinde çok heyecanlandığını ve yeni nesillere vakıf eserleriyle çok güzel bir tanışma fırsatı vermeyi hedeflediğini dile getirdi. Serginin adında "Ayna" olduğuna değinen Küçük; "Sergi, dünden bugüne mirasımızı yansıtıyor, aynalıyor aslında. Buraya gelen konuklar, ufak da olsa aynalarla karşılaşacak. Atalarının zamanında bu eserleri yaptığını, şimdi sıranın kendilerinde olduğunu görecekler" dedi. Küçük, hem kitabın hazırlık sürecine hem de Selçuklu ve Osmanlı mimarisini ele alan iki video çalışmasına sergide yer verildiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ziyaretçilerin karşısına üç büyük kemer kapı çıkacak. Her kapının iki anlamı var. İlk katman dün, bugün ve yarını ifade ederken; diğer anlamında ise Selçuklu, Osmanlı ve günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'ni ifade ediyorlar. Bunların içerisinden bir zaman yolculuğuyla onları biz sergi alanına aslında davet etmiş oluyoruz. Taş odada vakıf eser mantığını ifade eden dört temel unsur var. Nasıl ki insan bedeninin en küçük yapı taşı hücreyse, bu vakıf eserlerinin en küçük yapısı da aslında küfeki taşıdır. Ecdadımız bu taşları müthiş işlemiş. Biz bu taşı tekrardan bir taş ustasına yaptırmak istedik, fakat İstanbul şartlarında bir taş ustasına ulaşamadık." "çocukların kalplerine ve akıllarına bir mim bırakıyoruz" Numan Noyan Küçük, sergide özellikle çocuklara hitap edecek alanlar tasarladıklarını aktararak,;"Bir puzzle alanı var. Bunlar dönen küpler. Bu alanda sırasıyla en üstten başlayarak farklı farklı mimari ögeleri sergiliyoruz. Geldiklerinde kendileri keşfetsin istiyorum. Çocuklar bu alana bayılıyor. Takdir edersiniz ki bir vakıf eserini çocuklara anlatabilmek gerçekten biraz zahmetli ama buraya geldiklerinde biz onların kalplerine ve akıllarına bir mim bırakıyoruz. Belki de geleceğin Mimar Sinan'ı buraya sergiye gelen bir çocuktan çıkacak" ifadelerini kullandı. Proje kapsamında 15 bin fotoğraf çekildiğini, ancak sergide 500'ün üzerinde fotoğrafa yer verebildiklerini belirten Küçük, fotoğraf sergisinin üzerine çıkarak mahya küpleri gibi alanlar ve bir deneyim alanı tasarladıklarını söyledi. Sergi, 10 Mart'a kadar ziyaret edilebilir. ### Ekol Tatbiki'den "Sevgili Tatbiki" sergisi Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunu ve öğretim üyelerinden oluşan Ekol Tatbiki Sanat Topluluğu’nun "Sevgili Tatbiki" başlıklı karma sergisi, 4 Şubat 2025’te Maltepe Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açılıyor. Mezunlarını ve öğretim üyelerini bir araya getiren, Ekol Tatbiki Sanat Topluluğu'nun kurucusu Berrin Aksu’nun küratörlüğünde, “Sevgili Tatbiki” temasındaki sergide, birbirinden farklı disiplinlerle çalışmış 102 mezun ve öğretim üyesinin eserleri yer alıyor. Tarifsiz bir bağ, tarifsiz bir sevgi Küratör Berrin Aksu, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: "Sevgili Tatbiki, Bauhaus ekolü ile sanat eğitimi veren tek okul olan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunları ve öğretim üyelerinin oluşturduğu 'Ekol Tatbiki Sanat Topluluğu’nun üçüncü sergisi. Okulumuz verdiği eğitimle bizi önce kendine, sonra birbirimize bağladı. Tarifsiz bir bağ, tarifsiz bir sevgi... İşte bu duygu ile bir araya geldik. Bu serginin amacı, bize ilk yuva olmuş 1985 öncesi Beşiktaş Akaretler’deki binamız ve o binanın hatıralarını yad etmek! Sanıyorum, bu bir okula adanmış ilk sergidir. Sebebi, hiç unutmadığımız sevgidir. Sergimizdeki farklı boyutlarda, farklı tekniklerle yapılmış, farklı imzaları olan eserlerin ortak yanı bir ekolü, Tatbiki ekolünü ve Tatbiki ruhunu yansıtmaları." SERGİYE KATILAN SANATÇILAR... 4 Şubat 2025 Salı günü saat 19.00’da Maltepe Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, ikinci kattaki galeride açılacak “Sevgili Tatbiki” başlıklı karma sergi, 17 Şubat’a kadar görülebilir. Sergiye katılan sanatçılar ise şu şekilde: Adnan Doğan, Ahmet Şimşek, Ali Erkmen, Ali Gün Yıldırım, Ali Gürbüz Büyükuğurlu, Alime Şimşek, Ali Sinan Aslan, Alp İşmen, Atıf Atalayer, Atilla Arısoy, Aydemir Türedi, Aynur İşler, Arzu Adlim, Barış Sarıbaş, Benan Sümer, Berrin Aksu, Birol Batu, Burak Bayburtlu, Cevat Demir, Çiler İnan, Demet Yıldız Yanızca, Dilek Sert, Emel Çevikcan, Emine Zoraloğlu Gönüllü, Erdoğan Karayel, Erol Eti, Esen Erdoğru Baykal, Eser Tezeren, Esra İnce Turan, Faruk Atalayer, Fazilet Balcı, Faruk Manici, Fatma Kurt Değer, Fevzi Karakoç, Figen Işıktan, F. R Nilgün Karatopraklı, Gazi Sansoy, Gülay Kaygusuz, Gül Bolulu, Güler Ertan, Gülser Kemik, Günay Aykaç Atalayer, Hasan Selçuk, Hasan Şimşek, Hülya Yıkılmazsoy Gör, Hüsnü Çoruk, Havva Meryem İmre, Irmak Bayburtlu Çetinsoy, Işık Gör, İlhan Özgün Gören, İsmail Hakkı Aksu, İsmail Kaya, Kazım İşgüven, Kıymet Gençkan, Korkut Sönmez, Lalehan Uysal, Mebruke Tuncel, Mehmet Akif Ergin, Mesut Çam, Metin Erkan Kafkas, Muhittin Köroğlu, Mustafa Özkan, Mümtaz Işıngör, Necati Balaban, Nergis Kul, Nihal Özbek, Nilay Lale Yılmaz, Nural Birden Akça, Nuran Say, Nursema Öztürk, Ozan Çelebi, Ömer Onay, Özcan Tos, Rezzan Ganiz, Ruhi İdacıtürk, Rozita Kasuto,Serdar Çongar, Semra Durusoy Akbulut, Şenol Yavuz, Serdar Şencan, Selahattin Ganiz, Semra Karadayı Kasımoğlu, Setenay Özbek, Seval Şahin, Sevil Bağdatlı Öztürk, Sevim Eti, Sevim Arslan, Seyhan Demir, Seza Aydemir, Sezen Sander, Sinem Değer, Süha Kendiroğlu, Süreyya Uygun, Süreyya Oskay, Şekip Oğuz, Tarık Babayiğit, Tuba Korkmaz Batu, Ümit Tuncer, Yeşim Balaban, Yurdagül Eyikoçak Göçecek, Zerrin Gürdal. ### Maison & Objet Paris 2025 ile tasarım dünyasında yeni ufuklar Dünyanın önde gelen dekorasyon ve tasarım fuarlarından Maison & Objet, 16-20 Ocak 2025 tarihleri arasında Paris Nord Villepinte Sergi Merkezi'nde gerçekleşti. Bu yılın teması "Sur/Reality" olarak belirlendi ve neo-sürrealist akımların modern tasarımla buluşmasına odaklanıldı. ÖNE ÇIKAN TRENDLER Renklerin Dönüşü: Fuarda kahverengi tonları ön plana çıktı. Özellikle Dedar'ın tütün rengi "Goodfellas" kumaşı ve Schumacher'in "Shivalik Hills Tiger" adlı hayvan desenli dokuması büyük ilgi gördü. Koleksiyon İlhamları: Pierre Frey, "Deserts" koleksiyonunu terk edilmiş bir şehir evinde sergileyerek ziyaretçilere çöl temalı jakar ve jüt işlemeli tasarımlar sundu. Holland & Sherry'nin kolej tarzı koleksiyonu ve Zoffany'nin Hint çiçek desenleri de dikkat çeken diğer yenilikler arasındaydı. Sürrealist Dokunuşlar: "Sur/Reality" teması kapsamında tasarımcılar, tarihsel ve sanatsal referansları harmanlayarak güçlü ve benzersiz kolajlar oluşturdu. Julien Sebban'ın renkli ve şaşırtıcı dünyası, "What’s New in Hospitality" bölümünde ziyaretçilere sunuldu. YENİ ALANLAR VE ÖDÜLLER Bu yıl ilk kez tanıtılan "Curatio" alanı, mimar ve tasarımcı Thomas Haarman küratörlüğünde, sınırlı sayıda üretilen ve üstün zanaat özellikleri taşıyan objeleri sergiledi. Ayrıca, Belçikalı iç mimar ve sanatçı Lionel Jadot, sürdürülebilir tasarıma olan katkılarından dolayı "Yılın Tasarımcısı" ödülüne layık görüldü. MAISON & OBJET HAKKINDA... Maison & Objet; dekorasyon, tasarım ve yaşam tarzı alanlarında dünyanın en prestijli etkinliklerinden biri. Yılda iki kez Paris'te düzenlenen fuar, sektör profesyonellerini ve tasarım tutkunlarını bir araya getirerek en son trendleri ve yenilikleri keşfetme fırsatı sunuyor. Her yıl ocak ve eylül aylarında düzenlenen Maison & Objet Paris’in 2025 Ocak edisyonu yoğun ilgi gördü. 16-20 Ocak 2025 tarihleri arasında gerçekleşen fuarı, İstanbul Sanat Dergisi adına Yayın Kurulu Üyemiz Y. İç Mimar Nursema Öztürk de izledi. Bütün dünyadan mimar ve iç mimarların yoğun ilgi gösterdiği, “Uluslararası Ev Eşyaları ve Dekorasyon Fuarı” olarak bilinen Maison & Objet Paris’in ikinci edisyonunun 4-8 Eylül 2025 tarihleri arasında yapılmasının planlandığı bildirildi. Fuarda hediyelik eşya, moda aksesuarları, çocuk oyuncakları ve mobilyaları, mutfak mobilyaları ve eşyaları, ev aksesuarları, ev kokuları, ev tekstili, zanaat ürünleri, özel tasarım ürünler, ev mobilya ürünleri, halılar, ofis mobilyaları gibi ürünler sergilendi. Her yıl dünyadan önemli tasarımcılara ve ziyaretçilere ev sahipliği yapan fuar, Fransa’nın en büyük sergi alanı ve Avrupa’nın önde gelen iş mekanlarından biri olarak kullanılan Paris Nord Villepinte Sergi Merkezi'nde düzenleniyor. ### Yeni bir buzdolabı nasıl seçilir: Satın alırken nelere dikkat etmeli? Yeni bir buzdolabı seçmek, dikkatli bir yaklaşım gerektiren bir görevdir çünkü bu, yıllarca kullanılacak bir satın almadır. Ayrıca, buzdolabı genellikle oldukça pahalı bir tekniktir. Bu nedenle, doğru seçimi yapmak için birkaç önemli unsuru göz önünde bulundurmak önemlidir, bu konuları daha ayrıntılı olarak ele alacağız. Eğer mevcut cihazda bir arıza tespit edilirse, en iyi çözüm, İstanbul'daki bir buzdolabı tamircisine başvurmaktır. No Frost buzdolabı ne demek? No Frost sistemi, buzdolabı odalarındaki buz ve don oluşumunu önleyen modern bir teknolojidir. Bu sistem, soğuk havanın dolaşımını sağlayarak tüm odada eşit bir şekilde dağıtılmasını sağlar. Bu tür teknolojinin bazı avantajları şunlardır: Bakım kolaylığı: Kullanıcılar, buzdolabını düzenli olarak çözme yapmak zorunda kalmazlar, bu da ev işleri açısından büyük kolaylık sağlar. Eşit soğutma: Ürünler daha uzun süre taze kalır. Ancak, kuru hava nedeniyle yiyeceklerin kurumasını önlemek için onları kapalı kaplarda saklamak önerilir. Zaman tasarrufu: Buzdolabının düzenli olarak çözülmesine gerek yoktur. Ancak, No Frost sistemine sahip buzdolapları biraz daha fazla elektrik tüketiminin yanı sıra daha fazla gürültü de yapabilir. Bir buzdolabının teknik özellikleri nasıl olmalıdır? Hedefinizdeki buzdolabı modelini seçerken dikkate almanız gereken bazı parametreler şunlardır: Enerji verimliliği: Elektrik ve fatura maliyetlerinde tasarruf sağlamak için A+ veya daha yüksek enerji sınıfındaki modelleri tercih etmeniz önerilir. Gürültü seviyesi: İdeal gürültü seviyesi 40 dB veya daha düşük olmalıdır. İklim sınıfı: Seçtiğiniz modelin, bulunduğunuz bölgedeki sıcaklık koşullarına uygun olduğundan emin olmalısınız. Soğutma sistemi: Piyasada No Frost veya statik sistemli modeller bulunmaktadır. Kendi tercihleriniz ve bütçeniz doğrultusunda bir seçim yapmalısınız. Malzemeler: İç yüzeyin hasara dayanıklı ve kolayca temizlenebilir olması, uzun ömürlü ve bakım açısından kolaylık sağlayacaktır. Kombine buzdolabı nedir? Kombine tipli buzdolapları, birden fazla işlevi bir arada sunan modellerdir. Örneğin, buzdolabı ve dondurucu bölmelerinin ayrı ayrı çalıştığı bağımsız odalar içerebilirler. Bu tür modeller, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına göre daha fazla esneklik sunar ve her iki bölümde de optimum performans sağlar. Bazı modeller ayrıca taze ürünler için ideal sıcaklık sağlanan bir Fresh Zone (Taze Bölgesi) ile donatılmıştır. Bu alan, sebzeler, meyveler veya et gibi ürünlerin saklanması için en uygun koşulları sunar. Bu tür modellerin ana avantajı ise çok yönlülükleri ve kullanıcının farklı ihtiyaçlarına göre ayarlanabilme imkanıdır. Buzdolabı hacmi ne kadar olmalıdır? Buzdolabı seçerken boyutlar önemli bir rol oynar. Hacim seçimi yaparken aile üyelerinin sayısını ve gıda saklama alışkanlıklarınızı dikkate almanız gerekir: 1-2 kişi için 200-300 litrelik bir model yeterli olacaktır. 3-4 kişilik aileler için 300-400 litrelik bir buzdolabı tercih edilmelidir. Büyük bir aile ya da yiyecekleri biriktirmeyi sevenler için 400 litre ve üzeri modeller daha uygun olacaktır. Sonuçları özetleyelim Buzdolabı seçimi, yaşam kalitesini ve konforunu etkileyen önemli bir karardır. Yıllarca hizmet verecek bir cihaz olduğundan, satın alırken çok ciddi ve sorumlu bir şekilde yaklaşmak gereklidir. Model seçerken, ailenizin ihtiyaçları, mutfak alanının özellikleri ve marka güvenilirliği gibi faktörlere dikkat edilmelidir. Mantıklı bir seçim, yiyeceklerinizi taze tutmanıza, enerji tüketimini optimize etmenize ve günlük yaşamınızı daha pratik hale getirmenize yardımcı olacaktır. ### Aydın Gün Teşvik Ödülü'nün 2024 yılı sahibi Bade Daştan oldu İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından her yıl klasik müzik alanında gelecek vadeden bir genç müzisyene destek sağlayan Aydın Gün Teşvik Ödülü'nün 2024 yılı sahibi belirlendi. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, ödüle keman sanatçısı Bade Daştan layık görüldü. Ödülü kazanan; İKSV Genel Müdürü Görgün Taner başkanlığında, Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Koordinatörü Ahmet Erenli, Piyanist ve Orkestra Şefi İbrahim Yazıcı, Piyanist ve Devlet Sanatçısı Gülsin Onay, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Başkemancısı Prof. Pelin Halkacı Akın ve İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak'tan oluşan seçici kurulun oy birliğiyle belirlendi. Daştan'a ödülü 11 Haziran'da, 53. İstanbul Müzik Festivali'nin açılış töreninde sunulacak. ### Nuri Bilge Ceylan'ın "Yolda" fotoğraf sergisi açıldı Usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraf sergisi "Yolda", Dirimart Dolapdere'de sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, Ceylan'ın Cezayir, Çin, Hindistan, Mısır, Rusya, Türkmenistan ve Türkiye gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde çektiği portrelerden oluşuyor. Sergiye özel hazırlanan video çalışması, Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğrafları çekim aşamasından eserlerin sergilenme anına uzanan üretim sürecine ışık tutuyor. "BU FOTOĞRAFLAR İLK KEZ SERGİLENİYOR" Dirimart Galeri Direktörü Selen Erkal, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada Ceylan'ın Dirimart'taki dördüncü kişisel sergisine ev sahipliği yaptıklarını söyledi. Nuri Bilge Ceylan'ın sinemaya paralel olarak seyahatleri sırasında fotoğraflar çektiğini ifade eden Erkal; "Bu sergide insan portrelerinin öne çıktığı bir seçki görüyoruz. Bu fotoğraflar ilk kez sergileniyor. 25 tane fotoğraf yer alıyor" dedi. "bir bütünün parçasını oluşturuyorlar" Selen Erkal, fotoğrafların birbirlerine benzeseler bile farklı coğrafyalarda çekilmelerine rağmen ortak bir duyguyu yansıttığını belirterek, şunları kaydetti: "Ceylan, çektiği fotoğraflarla insanların bulunduğu coğrafyalardan ve etnik kökenlerinden bağımsız bir şekilde onları soyutlayarak, kendi dünyalarının kahramanı gibi konumlandırıyor. Bu da sanatçının iç dünyasının bir yansıması gibi görülebilir. 'Yolda' sergisinde bütün benzerlikleri ve farklılıklarıyla birlikte tüm kahramanlar, hayali bir gezegenin bir parçası gibi konumlanıyorlar. Dolayısıyla bunlar ne dönemsel ne de coğrafi olarak ayrılmış fotoğraflar. Bir araya geldiklerinde bir bütünün parçasını oluşturuyorlar." "fotoğrafı araç olarak kullanıp, bir resim yaratıyor" Ceylan'ın eserlerini uluslararası sanat fuarlarında da sergilediklerine işaret eden Erkal; "Ceylan'a uluslararası bir ilginin sadece sinemada değil, fotoğraflarına da olduğunu gözlemledim. Fotoğraflarındaki derinlik ve bakış, insanların çok ilgisini çeken unsurlar olarak öne çıkıyor. Kendisinin de söylediği gibi fotoğrafı araç olarak kullanıp, bir resim yaratıyor" değerlendirmesinde bulundu. Sergi açılışına katılan Nuri Bilge Ceylan, açılışa gelen hayranlarıyla fotoğraf çektirdi. "Yolda" sergisi, 23 Şubat'a kadar pazartesi hariç her gün 11.00-19.00'da ücretsiz ziyaret edilebilecek. Öte yandan, 18 Ocak'ta ise Nuri Bilge Ceylan'ın "Inner Landscapes" adlı sergisi, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Eye Filmmuseum'da açılmıştı. ### "Art Table" buluşmaları başladı Küratörlüğünü Cenk Dağcı’nın üstlendiği “Art Table” buluşmaları başladı. Sanat çevrelerinde büyük heyecan yaratan ilk etkinlik, Tarihi Yarımada’nın ilginç yapılarından Orientbank Hotel’de düzenlendi. 29 Ocak Çarşamba akşamı gerçekleşen açılış son derece renkliydi. Geçmişin izlerini sanat ve mimari estetikle buluşturan Orientbank Hotel’in büyüleyici atmosferinde sergilenen eserler, uzun süre konukların ilgisine maruz kaldı. ABİDİN DİNO’DAN FİKRET MUALLA’YA... "Art Table" buluşmalarının ilk sergisinde Abidin Dino’dan Burhan Uygur’a, Fikret Mualla’ya kadar önemli ustalar ve eserleri sergilendi. İmran İlter, Ferruh Karakaşlı, Şuayip Dağıstanlı, Manuel Paez, Shereen Elbaradi, Andre Belluso, Souadad Al-Sıgab Kandemir ve Umut Nur Sungur’un çalışmaları, sanatseverler tarafından yakından izlendi. FARKLI MEKANLARDA DEVAM EDECEK... Aynı zamanda "The Leaders CXO" grubunun kurucusu da olan Küratör Cenk Dağcı, etkinlikte yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Art Table sanat buluşmaları, bu mekan ile birlikte farklı mekanlarda, farklı sanatçılar ve eserleriyle devam edecek. Bu akşamki buluşmada başta içinde bulunduğumıuz otelin sahipleri Fırat Yıldıran ve Barış Çolak olmak üzere, her biri aynı zamanda yakın dostum da olan kişi ve kurumlardan büyük destek gördüm. Kendilerine bir kez de aracılığınızla teşekkürlerimi iletiyorum.” Serginin açılışına Prof. Dr. Uğur Batı ile birlikte katılan Ertan Özyiğit, konukların yoğun ilgisiyle karşılandı. "Art Table" sanat buluşmalarının VIP açılışında, Osmanlı Ailesi'nden Adile Nam Osmanoğlu da vardı. Ali Refik Tars, Ayşe Adile Nam Osmanoğlu Tars, Şuayip Dağıstanlı, Canan Toprakkaya ve Yağmur Bağlar… Zuhal Mansfield, Aykut Altındağ, Gülsen Dağcı, Cenk Dağcı ve Turgay Kıran… Serginin misafir sanatçıları arasında, İzmirli sanatçılarımızdan Yağmur Bağlar da yer aldı. Mayıs ayında İzmir'de gerçekleşecek olan İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir) için çalışmalarının bir bölümünü İstanbul'daki atölyesinde sürdüren Bağlar, Art Table için; "Son derece doğru bir düşünce. Sergilenen eserlerin seçimi ve mekan uyumuna hayran kaldım. Emeği geçenleri tebrik ediyorum" yorumunda bulundu. Prof. Dr. Uğur Batı, Prof. Dr. Mehmet Sungur, Ertan Özyiğit, Turgay Kıran, Nejat & Çuhadaroğlu, Mustafa & Sedef Mengi, Murat Evgin, Bekir Aksoy, Barış Muşlu, Zuhal Mansfield, Betül Gülbahar, Emir Kosif, Ferruh & Sibel Karakaşlı, Cüneyt & Yonca Ortan, yaklaşık 150 özel davetlinin katıldığı buluşmada öne çıkan isimler olarak objektiflerimize yansıdı. ### Mine Tudun, "Benim Renklerim" ile Hilton Bakırköy’de! Hollanda'da yaşayan ünlü ressam Mine Tudun, "Benim Renklerim" adını verdiği 9. kişisel sergisiyle Hilton Bakırköy’de sanatseverlerle buluştu. Türk resminin uluslararası alanda tanınan isimleri arasında yer alan Tudun'un eserlerinde yağlıboya, suluboya, karışık teknik ve gravür gibi çalışmalar yer alıyor. Mine Tudun'un 26 Ocak Pazar günü açılışı yapılan sergisine, cemiyet ve iş dünyasından yoğun katılım dikkatleri çekti. 26 Şubat 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan sergi için uzmanlar tarafından “Mutlaka görülmeli” tavsiyesinde bulunuluyor. Hilton Bakırköy Hotel Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Çayırlı; "Böylesine değerli bir sanatçımızın eserlerine ev sahipliği yaparak, sanatseverlerle buluşmasına vesile olmaktan büyük mutluluk duyduk" dedi. Serginin açılışına katılanlar arasında, Büyük Kulüp Yönetim Kurulu Başkanı Talat Yılmaz ve arkadaşları da vardı. Büyük Kulüp ekibinin ev sahipliği görevini ise kulübün aktif üyelerinden, Hilton Bakırköy Hotel Genel Müdür Yardımcısı Tahsin Tür üstlendi. ### Canon ultra geniş zum lensi ile yaratıcı bir iz bırakın! Görüntüleme teknolojileri lideri Canon, minimalist yapısının ardında güçlü bir yaratıcılık barındıran yeni ultra geniş tam kare lensi RF 16-28mm F2.8 IS STM’yi kullanıma sundu. RF 16-28mm F2.8 IS STM, ultra geniş 16-28 mm aralığı ve hızlı f/2,8 diyafram değeriyle yaratıcılıkta yeni bir seviye belirliyor. Bunun yanı sıra 5,5 stop’lu optik görüntü sabitleme ve kötü hava koşullarına karşı dayanıklılık sayesinde ödül aldıracak olağanüstü fotoğraf ve videoların altına imzasını atıyor. Performansı ve pratikliği temel alan bir tasarıma sahip olan RF 16-28mm F2.8 IS STM, kareye daha fazlasını sığdıran bir perspektifle hem etkileyici seyahat ve manzara çekimleri hem de çarpıcı mimari ve iç mekân görünümleri yakalayabiliyor. Geniş diyaframı ayrıca fotoğraf ve videolarda kullanıcıları daha yaratıcı bir yaklaşım benimsemeye yönlendirerek f/2,8'de bir konuyu izole edilmesine veya ışık seviyeleri düştüğünde dahi çekime devam edilmesine olanak tanıyor. Seyahat fotoğrafçılığı için hafif ve kompakt bir yol arkadaşı olan lens, bagaj alanı sınırlı olduğunda 91 mm'ye kadar geri çekilebiliyor. Tüm bu yenilikleri, EOS R serisi fotoğraf makineleri arasında daha hızlı iletişim sunan Canon RF yuvası mümkün kılıyor. Canon'un en yeni kompakt, özelliklerle dolu RF lensi olan RF 16-28mm F2.8 IS STM, kullanıcılara hızlı diyafram performansı arasındaki boşluğu dolduran iki lens seçeneği sunmak için RF 28-70mm F2.8 IS STM'nin yanında yerini alıyor. Canon RF 16-28mm F2.8 IS STM - Temel Özellikler: Farklı çekim senaryoları için geniş f/2,8 diyaframlı ultra geniş 16-28 mm netleme mesafeleri 5,5 stop’lu optik görüntü sabitleme (IS)1 Dahili Görüntü Sabitleyici (IBIS) özelliğine sahip bir fotoğraf makinesiyle birlikte kullanıldığında 8 stop2 İki asferik ve dört UD lens elemanı ve Super Spectra kaplama sayesinde mükemmel görüntü kalitesi ve keskin, yüksek kontrastlı görüntüler Güçlendirilen kötü hava koşullarına karşı dayanıklık ile sağlam yapım kalitesi Bokeh ve vurgular üzerinde mükemmel sanatsal kontrol sunan 9 ağızlı dairesel diyafram Geri çekildiğinde 76,5 mm (G) x ve 91 mm (L) boyutlarına sahip olan, 445 g ağırlığında kompakt ve hafif lens ### "İGA'nın Yüzleri: Bastığım Yerdeyim" fotoğraf sergisi açıldı İGA İstanbul Havalimanı'nın ağırladığı farklı kültürlerden 100 misafirin portresinin yer aldığı "İGA'nın Yüzleri: Bastığım Yerdeyim" sergisi, İGA ART Galeri'de açıldı. İGA ART Galeri'den yapılan açıklamaya göre, küresel aktarma merkezi özelliğinin ötesinde, dünyanın 321 noktasına düzenlenen uçuşlarla farklı kültürlerin buluştuğu bir mekan olan İGA İstanbul Havalimanı, ev sahipliği yaptığı çok kültürlülüğü yeni bir sergiyle ortaya koyuyor. İGA İstanbul Havalimanı'nın kültür ve sanat merkezi İGA ART Galeri tarafından hayata geçirilen fotoğraf sergisi, dünyanın dört bir yanından İGA İstanbul Havalimanı'nı ziyaret etmiş 100 yolcunun portresini bir araya getiriyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen İGA İstanbul Havalimanı CEO'su Selahattin Bilgen, İstanbul Havalimanı'nda kültür ve sanata ayrı yer ayırdıkları için gururlu olduklarını belirterek şunları kaydetti: "Yoğun yolcu trafiğimizle, dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimizin farklı kültürel geçmişlerinden doğan çeşitli ihtiyaçlarına yönelik sunduğumuz benzersiz hizmetlerle, yolcu memnuniyetini en üst düzeyde tutmayı hedefliyoruz. Bu amacımız doğrultusunda sanata açtığımız yer, misafirlerimizle ilişkimize estetik ve duygusal boyut katıyor. Ayrıca misafirlerimizi sanatın iyileştirici ve barışçıl gücüyle buluşturmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum." Küratörlüğünü Prof. Dr. Gülveli Kaya'nın üstlendiği sergi, 30 Nisan'a kadar görülebilecek. ### İstanbul Filarmoni Orkestrası’ndan Viyana ve Türk valsleriyle unutulmaz bir gece İstanbul Filarmoni Derneği’nin köklü çatısı altında faaliyet gösteren İstanbul Filarmoni Orkestrası (İFO), klasik müzik tutkunlarını bir araya getirecek eşsiz bir konserle sahne alıyor. Viyana’nın zarif valsleriyle Türk müziğinin büyüleyici eserlerini aynı sahnede buluşturacak bu etkinlik, 16 Şubat saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleşecek. MÜZİK VE DANS BİR ARADA Orkestra Şefi Orçun Orçunsel yönetimindeki İFO, konserin ilk bölümünde Türk müziğinin unutulmaz bestecilerini anacak. Muallim İsmail Hakkı Bey’den Sultan Abdülaziz’e, Dede Efendi’den Orçun Orçunsel’e kadar uzanan zengin bir repertuvar dinleyicilere sunulacak. Konserin ikinci bölümünde ise klasik müziğin devleri sahnede olacak. Johann Strauss’un (Genç ve Yaşlı) ve Emmerich Kalman’ın ikonik Viyana valsleri, tempolarıyla salonu adeta büyüleyecek. Sadece müzik değil, dansın da sahneye damgasını vuracağı bu gecede, İlke Kodal’ın koreografisiyle profesyonel dansçılar sahnede olacak. Üç ayrı dans gösterisiyle Viyana valsleri ve polkalar, adeta görsel bir şölene dönüşecek. TÜRK MÜZİĞİNİN UNUTULMAZ ESERLERİ DE YER ALACAK İstanbul Filarmoni Derneği Başkanı Atilla Tuna, etkinliğe dair yaptığı açıklamada gecede Türk ve Viyana valslerinin yanı sıra sahnede profesyonel dansçıların da bulunacağını ifade ederek şunları aktardı: “Programda Orçun Orçunsel’in coşku dolu Konser Üvertürü’nden, Osman İşmen düzenlemeleriyle Türk müziğinin unutulmaz eserlerine, genç Johann Strauss’un 'Die Fledermaus' üvertüründen 'Güzel Mavi Tuna'ya kadar birçok eser yer alıyor.” KLASİK MÜZİK TARİHİNE BİR SAYGI DURUŞU Valsler, polkalar, danslar ve hikayelerle zenginleşen bu konser, sadece bir müzik dinletisi değil, aynı zamanda hafızalarda yer edecek bir deneyim vadediyor. İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın etkinliği, hem Türk hem de Avrupa klasik müzik tarihine bir saygı duruşu niteliğinde! İstanbul Filarmoni Derneği, her cuma ve cumartesi günleri gerçekleştirilen kilise konserleriyle de müzikseverlerle buluşuyor. Buluşmalar, cuma günleri Beyoğlu Surp Asdvadzadzin Ermeni Katolik Katedrali’nde, cumartesi günleri ise Kadıköy Surp Levon Ermeni Katolik Kilisesi’nde gerçekleşiyor. Detaylı bilgi için; biletix.com ### "Frida Kahlo'nun Günlükleri" sergisi AKM'de açıldı Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun günlüklerinden esinlenerek hazırlanan "Frida Kahlo'nun Günlükleri" sergisi, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon'da sanatseverlerle buluştu. Proje yönetmenliğini Cengiz Ayyıldız ve Koray Özdemir, eş küratörlüğünü Ayşe Demirci ve Dilay Duman'ın yaptığı, fiziksel ve dijitalin kombinasyonu sergi, Kahlo'nun içsel dünyasına ve sanatsal yolculuğuna derin bir bakış açısı sunuyor. "Frida Kahlo'nun Günlükleri" sergisiyle ilgili açıklamalarda bulunan Cengiz Ayyıldız, Kahlo'nun yalnızca sanatına atıfta bulunan ya da onunla ilgili bilgi veren bir sergi olmadığının altını çizerek, hayatının da sergide anlatıldığını dile getirdi. Ayyıldız, Kahlo'nun birçok kişiye ilham olduğunu vurgulayarak; "İlk sergimizi Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleştirmiştik. Yaklaşık bir ay boyunca İstanbul'da ziyaretçileriyle buluşmuştu. Çok yoğun bir ilgi vardı. 50 binin üzerinde ziyaretçi ağırladık. Daha sonra da Antalya'da yine Kültür Yolu Festivali kapsamında orada da 20 bin küsur ziyaretçiye ulaştı. Dolayısıyla, bu çok yoğun ilgi üzerine sergiyi özellikle İstanbul'daki sanatseverlerle bir kez daha buluşturmak istedik" ifadelerini kullandı. Sanatçının günlüklerindeki her sayfanın sergilendiğini aktaran Cengiz Ayyıldız; "52 farklı sayfa, 52 farklı hikaye ziyaretçilerle buluşacak. Çünkü aslında standart bir yazıyla günlük yaşantısını anlatan bir günlük hazırlamamış Frida, sanatını oraya da yansıtmış. Her sayfasında çok ciddi çizimleri ve epik anlatımla hayatındaki önemli zamanları, insanları, kişileri, vakaları aktarmış. O yüzden bu sergide günlüklerin tamamının ziyaretçilere buluşacağı bir kreasyon var" dedi. Ayyıldız, yapılan çeşitli sergilerde Kahlo'nun hayatının anlatıldığını, ancak bu serginin hem günlüklerin anlatılması hem de fiziksel ve dijital yöntemlerin bir arada kullanmasıyla farklılaştığını ifade etti. "çok ciddi bir editoryal çalışmayla hazırlandı" Türk sanatçıların Frida'nın günlükleri içerisindeki brief ile hazırladıkları veri heykelleri ile yapay zeka dijital heykellerin de sergide yer aldığını dile getiren Cengiz Ayyıldız; "Mesela, 'Bugün Frida yaşasaydı neye benzeyecekti?' Yapay zeka ile dört farklı algoritmayla Frida günümüzde yaşasaydı nasıl görünecekti, nasıl giyinecekti konusuyla ilgili bir bölüm de var. Her bir çalışmanın onayı da Meksika'dan, Frida Kahlo Corporation'dan geliyor. Çünkü dünyada lisans sahibi Frida Kahlo Corporation. Biz de onlarla görüşerek, onların iş birliğinde sergiyi düzenliyoruz. Her biri onların onayından geçerek, çok ciddi bir editoryal çalışmayla hazırlandı" diye konuştu. YENİ NESİL TEKNOLOJİ KULLANILDI Yapay zeka destekli kişiselleştirilmiş interaktif deneyim alanlarından dijital enstalasyonlara kadar birçok yeni nesil teknolojinin kullanıldığı sergi, ölümünden 70 yıl sonra bile Kahlo'nun evrenini görme imkanı sağlıyor. Frida Kahlo'nun aşkı Diego Rivera, ilham kaynağı olarak sanatındaki duygusal fırtınalara yön verirken, ilişkinin izleri de sergide görülebiliyor. Günlüklerde yer alan düşünceler, duygular ve ilham kaynaklarıyla doğrudan bir etkileşim kurma fırsatı sunan sergi, ziyaretçilere unutamayacağı benzersiz bir deneyim vadediyor. İlk açıldığında yoğun ilgi gören sergi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen "Türkiye Kültür Yolu Festivali" kapsamında İstanbul ve Antalya'da sanatseverlerle buluşmuştu. Sergiyi iki ayda 70 binin üzerinde kişi ziyaret etmişti. "Frida Kahlo'nun Günlükleri" sergisi, 23 Mart'a kadar AKM'de görülebilir. FRİDA KAHLO KİMDİR? Meksika'da 1907'de doğan Frida Kahlo, yaşamı boyunca çok büyük sağlık sorunlarıyla mücadele etti. Henüz 6 yaşında geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağını tam olarak kullanamayan Kahlo, 18 yaşında geçirdiği trafik kazasından sonra da 32 kez ameliyat oldu ve uzun süre yatağa mahkum kaldı. Kahlo, ailesinin teşvikiyle resim yapmaya başladı. Babası, resim çizebilmesi için kızının yatağının bulunduğu odanın tavanına ayna taktırınca, Kahlo bu zorluklardan güçlü bir sanatçı olarak çıktı. Yatakta aynadan gördüklerini çizmeye başlayan sanatçının 143 eserinden 55'i, fiziksel yaraların dışavurumuyla tablolarına yansıdı. Yaşadıklarına rağmen hayatı boyunca güçlü ve kararlı olan Kahlo, Meksika kültürünü yansıtan eserleri ve özellikle kadınlara ilham veren güçlü duruşuyla dünya sanat tarihine damga vurdu. ### Adviye Bal üçüncü atölyesini Taksim’de açtı Çağdaş resim sanatının önde gelen isimlerinden Adviye Bal, üçüncü atölyesini Taksim Gümüşsuyu’nda açtı. Bolu’da heykel, Kartal’da resim atölyesi bulunan sanatçının bu yeni stüdyosu, aynı zamanda eserlerinin sergileneceği showroom özelliği de taşıyor. Sanatçı, kendi adını taşıyan “Adviye Bal Art Studio” için bir açılış buluşması düzenledi. 23 Ocak Perşembe günü gerçekleşen açılışa, sanatçılarla birlikte sanatseverler ve koleksiyonerlerden oluşan isimler katıldı. SERHAD USLAN TEŞVİK ETTİ Adiye Bal’ı üçüncü atölyesini açmak için teşvik eden ismin ise ünlü turizmci Serhad Uslan olduğu, sohbet sırasında açıklandı. Aynı binanın üçüncü katında turizm ofisi bulunan Uslan, binanın giriş katındaki dairenin boşalması sırasında aklına gelen fikri sanatçı ile paylaştı ve iki hafta gibi kısa bir süre içinde atölyenin açılışı yapıldı. ADVİYE BAL HAKKINDA... 1963 yılında Mersin Çamlıyayla’da doğan Adviye Bal, 1984 yılında Atatürk Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nden, 2004’te ise Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Yurt içi ve uluslararası platformlarda birçok kişisel ve karma sergilere katıldı. Çağdaş bir sanatçı olarak, güncel sorunları ve toplumsal olayları insan yaşamı ile özdeşleştirerek; mutlu bir geleceği, insanın varoluş nedeni olan doğaya bağlılığı ile ilişkilendiriyor ve kalıcı resimleriyle geleceğe ışık tutuyor. Adviye Bal'a üçüncü atölyesi için teşvik desteğinde bulunan turizmci Serhad Uslan; "Sanatçımızı uzun yıllardır takip ediyor ve çalışmalarını çok beğeniyorum. Üçüncü atölyesini burada açmasını arzu etmemdeki sebeplerden biri de bu bölgenin sanatın merkezi olması nedeniyle kolay ulaşılabilir olmasıydı" dedi. Açılışa katılan sanatçılar arasında Tülin Onat, Nihal Tiryakioğlu ile oyuncu Ünsal Kızılkaya da vardı. Bilge Kutlu, Adviye Bal ve Sacit Kutlu... Serhad Uslan, Gözde Aritman, Cabbar Yılmaz ve Adviye Bal... ### İstanbul’un renkleri Bodrum’da sergilenecek Önümüzdeki günlerde Netflix platformunda belgeseli yayınlanacak olan usta sanatçı Devrim Erbil’den yeni bir haber daha geldi. Sanatçı, geçtiğimiz hafta sosyal medya hesaplarından Bodrum’da Devrim Erbil Müzesi ’nin inşaatına başlanacağını duyurdu. Devrim Erbil Müzesi, Ege Denizi’nin maviliklerine uzanan, antik dünyanın izlerine ev sahipliği yapmasıyla tanınan, eski bir balıkçı köyü olup, bizlere yine bir başka sanatçı olan, bugünlerde de NOW TV ekranlarında hayatını konu alan dizinin oynadığı, "Halikarnas Balıkçısı" mahlaslı Cevat Şakir Kabaağaçlı ile tanıtılan ve sonraki yıllarda Zeki Müren ve Ferdi Özbeğen’in yerleşimleri ile popülerliğini arttıran Bodrum’un Ortakent semtinde, sanatçının atölyesinin ve evinin de bulunduğu, mandalina ağaçlarıyla dolu güzel bir bahçede yer alacak. Devrim Erbil Müzesi, Cumhuriyet’in yetiştirdiği ilk kuşak ressamlarından olan ve bu zamana kadar binlerce sanatçı yetiştirmiş güzel sanatlar profesörü Devrim Erbil’in yaşamını, bu zamana kadarki çalışmalarını, sanat yaklaşımını ve sanatçı kişiliğini yansıtacak. Aytaç Architects Mimarlık tarafından inşaatı üstlenilen müze, sanatçı ve eserlerine özgü tasarımı ile dikkat çekecek. YENİ BİR ÇEKİM MERKEZİ HALİNE GELECEK Tasarımında Bodrum’un beyaz taş evlerinden oluşan mahalle dokusundan ilham alınan müzede, tek bir monolitik yapı yerine bir bütünün parçası gibi davranan, birbirinden bağımsız galerilerden oluşan bir model benimsenecek. Her bir galeri, kolonlar üzerinde yükselerek, zemin katta ziyaretçilere serin ve gölgeli bir atmosfer sunacak. Bahçe kotundaki geçici sergi alanları, atölyeler, kafe ve kitapçı gibi mekanlarıyla da Devrim Erbil Müzesi, Bodrum’un yeni bir buluşma noktası, yeni bir çekim merkezi haline gelecek. Renklerin ve çizgilerin İstanbul’unun ressamı Devrim Erbil’in eserleri, Bodrum’da inşa edilecek müzede sergilenmeye hazırlanıyor. ### BodrumArt sanatçıları, Antalya 2. Çağdaş Sanat Fuarı’nda! BodrumArt Sanat ve Kültür Derneği, bu sene MSR Fuarcılık tarafından ikincisi düzenlenen Antalya Çağdaş Sanat Fuarı’nda 23 sanatçı ile ilk kez yer alıyor. 16-19 Ocak 2025 tarihleri arasında Antalya Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek olan Antalya Çağdaş Sanat Fuarı, yerel ve uluslararası sanatçıların eserlerini bir araya getirerek, çağdaş sanatın farklı yönlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Fuarda dört gün boyunca atölye çalışmaları, söyleşiler ve panellerle sanat dolu bir atmosfer, Antalyalı sanatçı ve sanatseverleri bekliyor. BodrumArt’ın fuardaki sergisinde seramik, resim, ebru, çini gibi farklı disiplinlerden eserlerle izleyicileri farklı boyutlarda bir keşif bekliyor. Menteşe Feronia Kültür ve Sanat Derneği’nden misafir sanatçıların da katıldığı stantta aynı zamanda BodrumArt Sanat ve Kültür Derneği, “Depremin Çocuk Sesi” isimli çok anlamlı bir projeye ev sahipliği yaparak, tüm ziyaretçileri deprem bölgesinde yaşayan çocukların sesi olmaya davet ediyor. Katılımcı sanatçılar Ayşe Didem Pekdemir, Ahmet Hıdır, Asuman Kurç, Aynur Karaca, Ayşegül Apak, Behnam Arfaei (Feronia Kültür ve Sanat Derneği), Dilara Oktar Gürses, Elmas Özer Koç (Feronia Kültür ve Sanat Derneği), Ferda Yüksel, Gülnur Efendioğlu, Gülperi Pahna Angın, Gülşah Ürgüplü Kasal, Hoda Khalighi, İnci Başağa Yörükoğlu, Kadriye Sezin Özelsel, Macit Hayla, Melahat Arslan, Melda Kırbaş, Süyüm Bike Güvenç Noris, Şule Çağıl, Tolga Tanyel (Feronia Kültür ve Sanat Derneği), Vedat Akman, Yeşim Balaban. “Depremin Çocuk Sesi” Sergisi Depremin ikinci gününden bu yana Hatay Samandağ'da yaşayan Edip Meriç, gönüllü olarak arama kurtarma ve sağlık desteği verdiği bölgede 6 ay boyunca deprem bölgesindeki çocukların iç dünyalarını özgürce ifade edebilmeleri için çeşitli sanat etkinlikleri düzenledi ve “Sutaşı Çocuk Oyun Alanı” adını taşıyan bir alan oluşturup, çocukların müzik, resim aktiviteleri ve ritim atölyeleri gibi etkinliklerle buluşmasına olanak sağladı. Bu etkinliklerle çocukların sesi olabilmeyi hedefleyen Meriç, Hatay’dan Amsterdam’a kadar çeşitli yerlerde açtığı sergilerde toplanılan bağışlarla, bu bölgede yaşayan çocukların dileklerinin ve eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunmakla beraber, aynı zamanda Hatay dışında açtığı sergilerle Türkiye ve dünya çapında toplumsal bir duyarlılık çağrısına ve depremin acısını yaşayan çocukların “Depremin Çocuk Sesi”ni duyurmaya devam etmekte. BodrumArt, bu anlamlı sergiye Antalya 2. Çağdaş Sanat Fuarı’ndaki standında ev sahipliği yapıyor ve tüm sanatseverleri bu çağrıya kulak vermeye davet ediyor. ### Fazıl Say ve Patricia Kopatchinskaja aynı sahnede! Piyanist Fazıl Say ve Moldovalı keman virtüözü Patricia Kopatchinskaja, 14 Mart'ta konser verecek. Konser, Say'ın yeni eseri "Kaybolan Çığlıklar Sonatı" ile Kopatchinskaja'nın "Unisolo" adlı eserlerinin dünya prömiyerine de ev sahipliği yapacak. Hem kemancının hem piyanistin kendi besteleriyle bir duo program sunacak olmasıyla dikkati çeken konserde, müzisyenler eserlerini ilk kez seslendirilecek. Prömiyer eserlerinin yanı sıra konser programında iki eser daha yer alacak. Polonyalı müzisyen ve besteci Karol Szymanowski'nin 1915'te keman ve piyano için yazdığı ve üç şiirden oluşan "Mitler" eseri ve Beethoven'in piyano ve keman için 1804'te besteleyerek keman sanatçısı Roldolphe Kreutzer'e ithaf ettiği "Kreutzer" sonatı dinleyicilerle buluşacak. ### Şahin Metin’in “Kubbe Dağı ve Ötesi” kitabı yayımlandı Malatyalı iş insanlarından Şahin Metin’in merakla beklenen kitabı, “Kubbe Dağı ve Ötesi” adıyla yayımlandı. Kanon Yayınları tarafından çıkan kitap, 320 sayfa ve ciltli olarak okurlarla buluştu. Kitabını torunları Aziz Ateş ve Doğu’ya ithaf ettiğini “Size yanlış insanlardan uzak; hak, hukuk ve adaletin olduğu bir dünya diliyorum” notu ile paylaşan Şahin Metin; “Sözün bittiği yerde yazının devreye girdiği gerçeğine dayanarak, kendi deneyim ve değerlerimin bu kitap aracılığıyla kalıcı olmasını diledim” dedi. Kitap içeriğinde yer alan bilgi ve belgelerin geleceğe aktarılması adına kitabı yazmaya karar verdiğini açıklayan Metin; “Bunları anılarla birlikte bir kitapta ölümsüzleştirmek, benim en büyük hayalimdi. Hayalimi gerçekleştirebilmiş olmanın mutluluğu içindeyim. Bu yolda emeği geçenlere sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum” diye konuştu. Pütürge'nin zorlu coğrafyasında başlayan hikaye "Kubbe Dağı ve Ötesi" kitabı, Şahin Metin’in Malatya’nın Pütürge ilçesinde başlayan zorlu yolculuğunu, Türkiye gerçekleri ışığında kronolojik bir dizin halinde anlatıyor. Daha da önemlisi Metin, ancak yaşamakla elde edilebilecek tecrübelerini, başarılarını olduğu kadar başarısızlıklarını da kendi penceresinden içtenlikle paylaşıyor kitabın sayfalarında. Yazar, almak isteyenlere vermek istediği mesajı ise şu sözlerle dile getiriyor: “Bazılarımız mutlu olmaya hiç zaman bulamadık, çünkü güçlü olabilmek için çalışmakla çok meşguldük. Ben de mor dağların eteklerindeki Pütürge'nin zorlu coğrafyasına rağmen, bugün yaşamakta olduğum sağlıklı ve mutlu hayatı siz değerli okurlarla paylaşıyorum.” Malatyalı iş insanlarından Şahin Metin’in merakla beklenen kitabı, “Kubbe Dağı ve Ötesi” adıyla yayımlandı. ### “Düzenbazlar” Tiyatro Ak’la Kara’da başlıyor Broadway tarzı danslar, ışık şovları ve yüksek temposuyla dikkat çeken, sezonun en heyecan verici yapımlarından biri olan “Düzenbazlar” (eski adıyla "Kirli, Çürük ve Adi)", 1 Şubat'ta Tiyatro Ak’la Kara'da sahnelenmeye başlıyor. Bu kahkaha garantili dolandırıcılık hikayesi izleyicilere görsel bir şölen sunarken, sürprizlerle dolu akışıyla unutulmaz bir gece vadediyor. DANS, IŞIK ŞOVLARI VE GÖRSEL ZİYAFET Tiyatro Ak’la Kara, yenilikçi projeleriyle bu sezonda da fark yaratmaya devam ediyor. “Düzenbazlar” sadece komedi unsurlarıyla değil, görsel detaylarıyla da izleyiciyi büyülüyor. 6 kişilik dans ekibiyle sahnelenen Broadway tarzı koreografiler ve dinamik ışık şovları, hikayeye eşsiz bir tempo katıyor. Hızla değişen sahne efektleriyle seyirci, kendini dolandırıcılıkla dolu bu hikayenin tam ortasında buluyor. Işık şovları ve danslar, oyun boyunca görsel bir ziyafet sunarken, seyircileri adeta başka bir dünyaya götürüyor. KİRLİ, ÇÜRÜK VE ADİ: DOLANDIRICILIĞIN KOMEDİYLE BULUŞMASI Atilla Şendil’in yönetmenliğini üstlendiği “Düzenbazlar”, Fransız Rivierası'nda geçen bir dolandırıcılık hikayesini konu alıyor. Oyun, baş kahramanı Lawrence'ı tanıtıyor: Kendini sürgündeki bir prens olarak tanıtarak kadınları kandıran kurnaz bir dolandırıcı. Ancak, Freddy adında genç ve amatör bir dolandırıcının Lawrence’la yolları kesiştiğinde, işler hiç beklenmedik bir hal alır. Bir iddia üzerine gelişen olaylar, seyirciyi kahkaha dolu bir yolculuğa çıkarırken, her köşe başı sürprizlerle doludur. EĞLENCELİ KADRO VE SÜRÜKLEYİCİ PERFORMANSLAR Başrollerini Savaş Özdural, Kerem Poyraz Kayaalp ve Romina Özipekçi’nin paylaştığı bu eğlenceli yapımda, güçlü oyuncu kadrosu dikkat çekiyor. Özdemir Çiftçioğlu, Hakan Akın, Ebru Karanfilci ve Ilgın Angın gibi deneyimli isimler, sahne performanslarıyla seyircilerin beğenisini kazanırken, hikayenin eğlencesini ve temposunu zirveye taşıyor. Sahnelemede sunulan dansa dayalı koreografi ve görsel efektler, tiyatro izleyicisinin alışık olmadığı, heyecan verici bir atmosfer yaratıyor. Bu, sahne sanatları dünyasında bir ilk olma özelliği taşıyor ve izleyicilere sıradışı bir deneyim sunuyor. ### İstanbul bu hafta sanatla buluşuyor! İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM), bu hafta operadan baleye, tiyatrodan konsere birçok etkinlikle sanatseverleri ağırlayacak.  TÜRK DÜNYASINDAN EZGİLERLE MEHTER KONSERİ Çin seddinden Adriyatik’e kadar olan coğrafya üzerinde, Türklerin etkilerinin görüldüğü bölgelere icra edilen farklı ezgilerden örnekleri mehterin klasik repertuarı ile harmanlayarak İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu tarafından dinleyicilere aktarılacak. Orta Asya ezgilerinden Anadolu ezgilerine, Rumeli’den Balkanlar’a kadar İpek Yolu üzerinde Türk’ün eli değmiş her yerden örneklerin canlandırılacağı konser unutulmaz bir akşam vadediyor. Türk Dünyasından Ezgilerle Mehter Konseri - İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu; 13 Ocak 20.00’de AKM Tiyatro Salonu’nda. SALUTE TO VIENNA - YENİ YIL KONSERİ Avrupa’da yüzlerce yıldır izleyicileri büyüleyen dünyaca ünlü Viyana geleneğinden ilham alan Salute to Vienna Yeni Yıl Konseri, yeni yıla şık bir başlangıç yapmak isteyen müzikseverleri ağırlıyor. Avrupa’nın önde gelen şarkıcıları, dansçıları ve tam kadro bir orkestra eşliğinde “Vals Kralı” Johann Strauss, Jr.’ın eserlerinin sahnelendiği bu konser, izleyenlere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Salute To Vienna-Yeni Yıl Konseri; 14 Ocak 20.00’de Türk Telekom Opera Salonu’nda. RUMELİ EZGİLERİ KONSERİ Geçtiğimiz aylarda AKM’de yapılan ve kısa süre içinde biletleri tükenen “Rumeli Türküleri Konseri”nin ardından, titizlikle hazırlanan ve genişletilen konser repertuvarı ile sanatçılarımız yeniden bir araya geliyor. Rumeli bölgesine ait en sevilen ve dillere pelesenk olan türkülerden ve şarkılardan oluşacak bu özel konserde halk dansları ve Atatürk'ün sevdiği türküler de yer alıyor. Rumeli Ezgileri Konseri; 14 Ocak 20.00’de AKM Tiyatro Salonu’nda. TİMSAH ATEŞİ Başrollerini Funda Eryiğit, Hazar Ergüçlü ve Hidayet Erdinç’in üstlendiği “Timsah Ateşi”, zıt kutuplarda yaşayan iki kız kardeşin, babalarıyla olan çalkantılı hikâyesini derin bir duygu yoğunluğuyla sahneye taşıyor. Yönetmenliğini Mehmet Ergen’in üstlendiği bu etkileyici oyun, 2019 yılında Edinburgh Fringe Tiyatro Festivali’nin en iyi oyunları arasında gösterilerek uluslararası alanda dikkat çekmeyi başardı. Timsah Ateşi, 15 Ocak Saat 20.30’da AKM Tiyatro Salonu’nda. FINDIKKIRAN Çaykovski ve Petipa’nın iş birliği ile ortaya çıkan Fındıkkıran balesi; küçük Alman kız Clara Stahlbaum’un yeni yıl hediyesi olarak aldığı fındıkkıran oyuncağı ile ilgili rüyaların konu edildiği masal tarzı bir yılbaşı klasiğidir. Sanatseverlerin büyük beğenisini kazanmış olan Fındıkkıran, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından 2025 sanat sezonunda da izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Fındıkkıran-İstanbul Devlet Opera ve Balesi; 15 Ocak 20.00 ve 16 Ocak 20.00’de AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda.  CEREN NECİPOĞLU İSTANBUL ULUSLARARASI ARP FESTİVALİ Ünlü arp sanatçısı anısına ikinci kez düzenlenen Ceren Necipoğlu İstanbul Uluslararası Arp Festivali, 14-19 Ocak tarihleri arasında gerçekleşecek. İlki 2020 yılında düzenlenen festival, beş yıllık aranın ardından daha kapsamlı bir programla bir kez daha dünya çapındaki arp sanatçılarını İstanbul’da ağırlayacak. Ceren Necipoğlu İstanbul Uluslararası Arp Festivali; 15-19 Ocak tarihleri arasında, AKM Müzik Platformu, AKM Çok Amaçlı Salon ve AKM Tiyatro Salonu’nda. VEDA Ayşe Kulin'in sevilen eseri ‘Veda’, Nedim Saban’ın uyarlaması ve yönetimiyle 16 Ocak’ta AKM Tiyatro Salonu’nda tiyatroseverlerle buluşacak. Ayşe Kulin'in Osmanlı'nın son maliye nazırı olan dedesi Ahmet Reşat'ı anlattığı otobiyografik roman, Kurtuluş Savaşı yılları ve Cumhuriyet'in kuruluşunu sımsıcak bir konak ve aşk hikâyesi çerçevesinde anlatıyor. Romanın tiyatro oyunu olarak uyarlanmış halinde, başrollerde usta tiyatro sanatçısı Nevra Serezli ve Leyla Feray sahnede yer alıyor. Veda; 16 Ocak 20.30’da AKM Tiyatro Salonu’nda. İSTANBUL DEVLET SENFONİ ORKESTRASI DENİZBANK KONSERLERİ İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası DenizBank Konserleri; 17 Ocak 20.00’de Türk Telekom Opera Salonu’nda. TÜRK TELEKOM PRİME KAHVE KONSERLERİ-KÜLTÜRLER ARASI KÖPRÜ Türk Telekom Prime Kahve Konserleri-Kültürler Arası Köprü; 18 Ocak 11.00’de Türk Telekom Opera Salonu Alt Fuaye’de. TROYA Anadolu Ateşi Dans Topluluğu Troya efsanesine hayat veriyor. Sanat tarihinin bu ölümsüz eserine Anayurdu’ndan üç bin yıl sonra merhaba diyoruz. Hitit Kralı Tuthalia’dan, Akhileus’a, Büyük İskender’den Roma İmparatoru Sezar’a, Pers Kralı Kserkses’ten Bizans Kralı Konstantinus’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Mustafa Kemal Atatürk’e kadar çağlar aşan dünya liderlerinin düşlerini süsleyen ışıklı şehir… Troya yıkıntılarından yükselen çığlık ve 3000 yıllık mistik bir düşün yeniden hayat buluşu… Yitik bir mitin gölgesinde sürdürülen hummalı bir çalışma, sanatseverlerle buluşacak. Troya-Anadolu Ateşi Dans Topluluğu; 19 Ocak 20.00’de Türk Telekom Opera Salonu’nda. YENİ YIL KONSERİ Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, Şef Mehmet Hulusi Yücebıyık yönetiminde, Evcara ve Muhayyer makamlarından eserlerle müzikseverlerin huzuruna çıkıyor. Yeni Yıl Konseri - Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu; 19 Ocak 11.30’da AKM Tiyatro Salonu’nda. WARHOL’UN DÜNYASI - POP ART’IN İKONU Atatürk Kültür Merkezi, modern sanatın en önemli isimlerinden biri olan Andy Warhol’a adanan "Warhol’un Dünyası – Pop Art’ın İkonu" sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergide, Warhol’un tanınmış eserlerinin yanı sıra özel koleksiyonlardan seçilen eserler de sanatseverlerle buluşuyor. Warhol’un Dünyası- Pop Art’ın İkonu; 4 0cak 2025 tarihinden itibaren AKM Müzik Platformu’nda. PABLO PICASSO-RESİMDEN SERAMİĞE BİR SERÜVEN AKM Galeri'de yer alan "Pablo Picasso: Resimden Seramiğe Bir Serüven" sergisi, ünlü sanatçının orijinal gravürleri, çizimleri, posterleri, litografileri ve fotoğraflarından oluşan 170 eseri sanatseverlerle buluşturuyor. Pablo Picasso: Resimden Seramiğe Bir Serüven; 4 Mayıs 2025’e kadar AKM Galeri’de. ### Ünlü yazar Selim İleri hayatını kaybetti Türk edebiyatının önemli isimlerinden yazar, senarist ve eleştirmen Selim İleri yaşamını yitirdi. Bir süredir rahatsız olan İleri, İstanbul'da 75 yaşında hayatını kaybetti. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan başsağlığı mesajı... Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sosyal medya hesabındaki mesajında şu ifadelere yer verildi: "Edebiyatımızın usta kalemlerinden; yazar, senarist ve eleştirmen kimliğiyle edebiyatımıza ve sanat dünyamıza eşsiz katkılar sunan Selim İleri'nin vefatını derin bir üzüntüyle öğrendik. Merhuma Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve edebiyat camiamıza başsağlığı diliyoruz." 10 Ocak'ta son yolculuğuna uğurlanacak... Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Selim İleri'nin ailesiyle görüşerek başsağlığı dileklerini iletti ve ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını belirtti. İleri için 10 Ocak Cuma günü saat 10.30'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de tören düzenlenecek. Törenin ardından Selim İleri'nin cenazesi, öğle vakti Vaniköy Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından Sahrayıcedit Mezarlığı'ndaki aile kabristanına defnedilecek. SELİM İLERİ HAKKINDA... Selim İleri, 1970'lerden itibaren roman, öykü, şiir, deneme, tiyatro, anı, inceleme gibi edebiyatın farklı türlerinde nitelikli eserler ortaya koyan, çağdaş Türk edebiyatının üretken kalemlerinden biri oldu. Edebiyat dünyasına kazandırdığı eserler dışında 20'nin üzerinde senaryo yazan İleri; Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Papirüs, Varlık, Türk Dili, Politika, Dünya, Milliyet, Milliyet Sanat, Gösteri ve Cumhuriyet'in aralarında olduğu birçok gazete ve dergide inceleme, eleştiri yazılarıyla yer aldı. Köşe yazarlığı da yapan Selim İleri, yazı dizileri hazırladı; radyo ve televizyonlarda kültür sanat programları sundu. İleri, 1998 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanına, 2012'de de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne değer görüldü. ### Ünlü tablolar kamu malı oldu Yıllardır tartışılan bir sorun, 2025 itibarıyla yürürlüğe girerek son nokta koyulmuş oldu. Frida Kahlo, Henri Matisse ve Andre Derain gibi resim sanatının önemli isimlerinin tabloları, ABD’de telif hakları korumasından çıkarak kamunun malı oldu. "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" adlı eser de kamu malı William Faulkner’ın "Ses ve Öfke"sinden Ernest Hemingway’in "Silahlara Veda"sına, John Steinbeck’in "Altın Kupa"sından Virginia Woolf’un "Kendine Ait Bir Oda"sına kadar pek çok eserin telifsiz kullanılabileceği bildirildi. Erich Maria Remarque’ın "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" adlı eserinin İngilizce çevirisinin de kamu malı haline geldiği aktarıldı. ### Sadri Alışık'ın hayatı film oluyor Türk sinema ve tiyatrosunun usta ismi Sadri Alışık'ın hayatı beyazperdeye aktarılacak. Sanatçının kahkaha ve hüznü bir arada barındıran yaşamını konu alan film, Alışık'ın doğumun 100. yıldönümü dolayısıyla bu sene vizyona girecek. Filmin senaryosunu kaleme alan Özer Feyzioğlu, yönetmenliğini de yapacak. Usta oyuncu Sadri Alışık'ın Türk sineması ile tiyatrosuna kattığı değer, Çolpan İlhan ve oğlu Kerem Alışık'la ilişkisi, sanat ve özel hayatındaki tüm bilinmeyen yönleri filmde ele alınacak. Çekimlerine yaz aylarında başlanacak filmin hazırlık süreci devam ediyor. Filmin yapımcılığını Sev Yapım, yaratıcı yapımcılığını ise Sadri Alışık Kültür Merkezi (SAKM) üstleniyor. ### Gözde Atlas, “Mühürlenmiş Zaman” sergisiyle Asmalı Mescit Sanat Galerisi'nde! Asmalı Mescit Sanat Galerisi, çağdaş sanatçı Gözde Atlas ’ı “Mühürlenmiş Zaman” resim sergisiyle 10 Ocak-10 Şubat 2025 tarihleri arasında uluslararası deneyimi ve tarihi dokusuyla ağırlıyor. Sanat yazarı ve küratör İbrahim Karaoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği serginin yazısında; “Kendi resim döngüsünü doğanın gizleri, suretinin masumiyeti ve hafızasındaki izler üzerinden, sükunet ve yalınlığın imgeleriyle şekillendiriyor. Geleneksel olmayan, çağdaş bir resim tutkusu belirliyor sanatının varoluşunu” ifadelerinde bulunuyor. Serginin düzenlenmesini, çağdaş ve yenilikçi bakış açısıyla Gizem Günaçtı üstleniyor. İstanbul’da ilk kişisel sergisini açacak olan Gözde Atlas, Gazi Üniversitesi Resim-iş eğitimi mezunu. Birçok uluslararası ve yurtiçi sergi, proje, fuar ve çalıştaylarda yerini alan genç sanatçı, bize sanat hayatının son beş yılından henüz sergilenmemiş eserlerinden seçkisini sunuyor. ### Bağımsız Sanat Vakfı'nda "İstanbul Günlükleri" sergisi Bangladeş, Polonya, İran ve Türkiye'den sanatçıların eserlerinin sergilendiği "İstanbul Günlükleri" sergisi, Bağımsız Sanat Vakfı 'nda sanatseverlerle buluştu. Farklı ülkelerden sanatçıların İstanbul'da bir araya gelerek gerçekleştirdiği çalıştay ve atölye sonucunda ortaya çıkan sergide, küratörlüğü Bağımsız Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Ressam Hülya Yazıcı üstlenirken; Ruşen Eşref Yılmaz, Jubayyer Hossain, Müfit İşler, Reyhun Jabari, Nuran Çetinoğlu, Ana Silvia Mahado, Shamina Anam Poly, Rıfkı Demirelli, Figen Batı, Asif Uz Zaman, Ahmet Özel ve Fatma Yıldız gibi sanatçıların eserleri sergileniyor. Hülya Yazıcı, "İstanbul Günlükleri" sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada serginin ortaya çıkış fikrinin sanatçı Ahmet Özel'e dayandığını belirterek; "Farklı ülke sanatçılarının bir araya gelerek hem kültürel bir alışveriş hem resim teknikleri konusunda birbirlerinden edindikleri bilgiler, kaynaşma, dostluk oluşması adına güzel bir çalışma. Özellikle Bangladeş, imkanları da kısıtlı bir ülke. Oradaki sanatçılar da burada tanıtmak, bir nevi batıya köprü olabilecek, dünyaya açılabilecek bir ülke olarak Türkiye'de bunu üstlenmeye çalıştık" dedi. "TEKNİK AÇIDAN KARMA BİR SERGİ" Bir haftalık çalıştay sürecinin ardından serginin ortaya çıktığını aktaran Yazıcı, şunları kaydetti: "Güzel saatler, dakikalar geçirdik. Bizler de resim yapmaya çok fazla zaman ayıramıyorduk aslında. Birlikte uzun saatler çalıştık. Farklı tekniklere sahip sanatçılarımız var. Onun için bir birlik söz konusu değil, teknik açıdan karma bir sergi. Toplam on üç sanatçımız var. Türkiye'den daha çok sanatçı katıldı ve bir etkileşim ortaya çıktı. Onlar da bizler de memnunuz bu karşılaşmadan." "içlerinden geldikleri gibi göstermeye çalıştılar" Bağımsız Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Yazıcı, bu süreçte sanatçıların bir taraftan İstanbul'u tanıdıklarını ifade ederek; "İstanbul'un mimarisini, tarihini gözlemleme imkanları oldu. Daha çok Tarihi Yarımada'daki mekanlarda gezdik ve onları yansıtmaya çalıştılar. Her sanatçıya dört tuval verdik. Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye gibi çok önemli mimarilere sahip eserlerimizi fotoğrafik bir şekilde yansıtmaları mümkün değil ama biraz doğaçlama, içlerinden geldikleri gibi göstermeye çalıştılar" diye konuştu. "farklı kültürler, diller ve hislerle karşılaştık" İranlı sanatçı Reyhun Jabari ise sekiz yıldır İstanbul'da yaşadığını dile getirerek; "Ben Kız Kulesi'ni seçtim. Sabah baktığımda nostaljik bir görüntüsü olduğunu düşündüm. Eskiden Cihangir'de oturuyordum ve yalnızdım. Kız Kulesi'ne bakınca o süreçte hissettiğim şeyler gözümün önüne geldi. Biz hep beraber burada çalıştık, çok güzel geçti. Farklı kültürden insanlarla beraber çalışmak bizim için faydalı oldu. Birbirimizden etkilendiğimiz, birbirimizi beslediğimiz anlar oldu. Farklı kültürler, diller ve hislerle karşılaştık" görüşünü paylaştı. Color of Art'ın boya sponsoru olduğu sergi, 12 Ocak 2025 tarihine kadar görülebilecek. ### Ayla Algan kabri başında anılıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları; tiyatro sanatçısı, sinema oyuncusu ve eğitimci Ayla Algan ’ı vefatının 1. yıldönümünde kabri başında anıyor. Anma töreni, 4 Ocak 2025 Cumartesi günü saat 11.00’de Aşiyan Mezarlığı’nda Algan’ın kabri başında yapılacak. Anma töreni için saat 10.15’te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nden servis kalkacak. AYLA ALGAN HAKKINDA... 1936'da İstanbul'da doğdu. Babası Girit göçmeni tüccar Vedat Kasman, annesi ressam Nevzat Kasman'dır. Ailenin tek çocuğu olan Ayla Algan, çocukluğunda piyano, bale ve şan dersleri aldı. 5 yaşında başladığı piyano öğrenimini lise öğrenimi için Fransa'ya gidene kadar 11 yıl boyunca sürdürdü. Ortaokulu İstanbul'daki Notre Dame de Sion'da, liseyi Fransa'daki Versay Lisesi'nde okudu. Lise öğrenimi devam ederken tanıştığı Beklan Algan (1933 - 2010) ile evlendi. Eşi Beklan Algan ile birlikte Amerika'da New York Actor Studio Actor’s Repertuary Theatre’s of Broadway’de sahne eğitimi alan sanatçı, Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul Şehir Tiyatroları'nın kadrosuna girdi ve 1961'de Tarla Kuşu oyunu ile tiyatroda ilk rolünü oynadı. Aynı yıl Hamlet oyununda rol aldı; hem Ophelia hem de erkek rolü olmasına rağmen Hamlet karakterini canlandırmıştı. Bu nedenle "Erkek Hamlet" olarak anıldı. 1965'te Fizikçiler oyunuyla İlhan İskender En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'ne layık görüldü, ancak tiyatronun kolektif bir sanat olduğu gerekçesiyle geri çevirdi. 1966'da Muhsin Ertuğrul'un istifası üzerine Şehir Tiyatroları'ndan ayrıldı, bir süre LCC Language and Culture Center Tiyatro Okulu'nda tiyatro öğretmenliği ve oyuncu çalıştırma dersleri verdi. Buradan Macit Koper, Taner Barlas, Cezmi Baskın, Meral Çetinkaya ve Rutkay Aziz gibi değerli oyuncu ve yönetmenler çıktı. 1964'te yönetmenliğini Ertem Göreç'in yaptığı, senaryosu Vedat Türkali'ye ait olan Karanlıkta Uyananlar filmi ile ilk kez sinema dalında çalışmalara başladı. 1966'da Atıf Yılmaz'ın yönettiği Ah Güzel İstanbul filminde ilk kez başrol oynadı. 1971'de Paris'in ünlü konser salonu Olimpia'da sahneye çıkan Ayla Algan, 1972 yılında Paris'te Jean L. Bazault yönettiği Recamier Tiyatrosu’nda, Peter Brook'un Tiyatro Atölyesine davetli olarak katılmıştır. 1972-1979 yılları arasında Paris'te yaşadı ve müzikle ilgilendi. 1972'de Turizm Bakanlığı'nın isteği üzerine Yunus Emre'nin 650. yıl dönümü için bir albüm hazırladı. 1975 yılında dünyaya gelen kızına Yunus Emre'den esinlenerek "Sevi" adını koydu. 1973'te Bulgaristan'daki Uluslararası Altın Orfe Şarkı Yarışması'nda savaş karşıtı bir şarkı söyleyerek ikincilik ödülünü alan Algan'a aynı yıl devlet sanatçısı unvanı verildi ve "UNICEF Onur Ödülü"'ne layık görüldü. 1977'de Polonya Sopot Festivali'nde Oda Kızılderililerinin sorunları üstüne bir şarkı ile Dünya birinciliği kazandı. 1980'de Berlin'e gitti, Schaubühne Tiyatrosu'nda dört yıl boyunca Tuncel Kurtiz, Şener Şen, Macit Koper gibi sanatçılarla işçi tiyatrosu yaptı. 1984 yılında ise Erol Keskin, Beklan Algan, Prof. Cevat Çapan, Taner Barlas, Ahmet Levendoğlu, Macit Koper, Haluk Şevket, Yekta Kara, Müge Gürman, Metin Deniz, Ergüder Yoldaş, Prof. Süleyman Velioğlu, Oben Güney gibi meslektaşlarıyla BİLSAK Tiyatro Atölyesi'ni kurdu. 1988 yılında ise Beklan Algan, Erol Keskin, Haluk Şevket Ataseven ile birlikte Tiyatro Araştırma Laboratuvarı (TAL)'ı kurdu ve burada pek çok deneysel projeye imza atarak genç tiyatro oyuncularının eğitimine katkıda bulundu. Ayrıca, 1996 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Genel Sanat Yönetmeni Yardımcılığı yaptı. 1999-2001 sezonunda Kenan Işık’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelediği Şeyh Galip’in "Aşk Hastası" oyununu oynadıktan sonra, Şehir Tiyatroları’ndan emekli oldu. Ayla Algan, "Seni Seviyorum Rosa", "Harem Suare", "O da Beni Seviyor" gibi onlarca filmde ve "Biz Size Aşık Olduk", "Üzgünüm Leyla", "Aliye" gibi çeşitli dizilerde rol almıştır. Ayrıca "Yaratıcı ve Çağdaş Tiyatro Teknikleri Kursu" ile de ünlü oyunculara oyuncu koçluğu yapmıştır. Koroporte Sanat Grubu'nun hem tiyatro eğitmeni hem de anlatıcısı olarak, Koroporte'nin İş Sanat'ta sahnelenen "Hayvanlar Karnavalı 2005-2006-2007" ve "Bir Sergiden Tablolar 2007-2008" gösterilerinde rol almıştır. 2011 yılında İstanbul Drama Sanat Akademisi Genel Sanat Yönetmenliği ve bunun yanında, tiyatro ve yaratıcı drama metodu kullanarak yabancı dil eğitimi olan "İngilizce Tiyatro Sertifika Programı" ve "Sinema-Tiyatro Oyunculuk Atölyesi" eğitmenliği görevlerini üstlenmiştir. Şehir Tiyatroları’nda rol aldığı oyunlar: Tarla Kuşu, Sinekler, Amerikalı Peygamber, Hamlet, Fizikçiler, Çil Horoz, Sezuan’ın İyi İnsanı, Gülnihal, Coriolanus, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Kuşlar, Aşk Hastası, Moliere Ya Da Kara Komplo, Misyon - Bir Devrimi Anmak, İstanbul’un Gözleri Mahmur, Sabaha Az Kala, Benden Sonra Tufan … Olmasın. ### Refik Anadol: Muazzam bir Rönesans'ın içindeyiz Yeni medya sanatçısı Refik Anadol, dünyanın ilk yapay zeka sanatları müzesi "Dataland"in ilk projesine ilişkin; "Bu yapay zeka sistemi, dünya devlerinden geri kalmayacak seviyede kompleks bir sistem" dedi. Refik Anadol Studio'nun hazırladığı müze kapsamında "Living Encyclopedia (Yaşayan Ansiklopedi): Large Nature Model (LNM)" oluşturuldu. Dataland, LNM projesi ve yapay zekanın gelişimine ilişkin açıklamalarda bulunan Anadol, sanat dünyasının uzun süredir dijital sanatı kör noktaya yerleştirdiğini belirterek; "Benim gibi sanatçılar bilgisayar, yazılım, veri, yapay zeka kullanan kişiler, genelde sanat dünyasından bir şekilde kopmuş bir haldeydi. Sanıyorum projelerimizin yarattığı en büyük faydalardan bir tanesi de özellikle dijital sanatları hayal eden insanların önünü açması oldu. Eşim Efsun'la beraber biz de Dataland Müzesi ile hayali olan sanatçılara dijital sanatların daha iyi anlaşılması, gösterilmesi ve eserlerin sergilenmesi için bir imkan sağladık" ifadelerini kullandı. Refik Anadol, müzenin yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu aktararak, bu süre içinde hem mekan tasarımlarını hem de arka planda yatan yapay zekayı ürettiklerini söyledi. Üretim sürecinde ise hem etik veri hem de çevreye zararı olmayan bilişim gücünü kullandıklarının altını çizen Anadol; "Özellikle Google ekibiyle yaptığımız iş ortaklığı sayesinde, geri dönüşebilir enerjiyle çalışan bir servisi kullanarak doğaya zarar vermeden, doğayı en iyi ifade edebilen yapay zekayı üretmeye çalıştık" diye konuştu. Refik Anadol, büyük müze ve kurumlardan 500 milyondan fazla veriyi etik olarak topladıklarını belirterek, şunları kaydetti: "Bunun içerisinden 2,5 milyon tanesi, tek tek ekibim tarafından kontrol edilerek, onaylanmış bir veri setine dönüştürüldü. Daha sonra bu veri seti, geçtiğimiz hafta beta sürümünü kullanıma açtığımız 'Yaşayan Ansiklopedi' ismiyle ilk defa izleyicimizle buluştu. Yaklaşık 3 bin kişi şu an deniyor. Niyetim, yapay zekayı 21. yüzyılda bir ansiklopedi olarak kullanmak." "Yaşayan Ansiklopedi, dünya devlerinden geri kalmayacak bir sistem" Dataland Müzesi'ni Los Angeles şehir merkezinde konumlandırdıklarını söyleyen Anadol; "Walt Disney Konser Salonu, The Broad Müzesi, MOCA Müzesi gibi Los Angeles'ın en güçlü kültür koridoru olarak bilinen bir yolun üzerindeyiz. Bina, mimar Frank Gehry'e ait bir tasarım olan The Grand LA. Gehry, bu yapıyı tasarlarken herhangi bir bina olmasını değil, içerisinde geleceğe dair kültür barındırmasını hayal etmiş. Burada öyle bir hayal gücünü fiziksel dünyaya yansıtmaya çalıştık ki, herkes bu müzenin şehre katacağı değerin farkında" değerlendirmesinde bulundu. Refik Anadol, müzenin ilk sergisinde yağmur ormanlarına dair bir veri seti kullanacaklarını ifade ederek, Şubat 2025'te bu projenin devamı niteliğinde bir başka projeyi Türkiye için hazırlayacaklarını dile getirdi. Dataland'in ilk projesi Yaşayan Ansiklopedi'nin "ChatGPT", "Sora" ve "Midjourney" gibi yapay zeka araçlarıyla rekabet edebileceğine dikkati çeken Anadol, projeye dair şu bilgileri verdi: "Müzeyi fiziksel olarak kuruyoruz ama özellikle burada niyetim sadece bir fiziksel deneyim değil. Bu yapay zekanın anlaşılabilir, okunabilir, duyulabilir, görülebilir olmasını hayal ediyordum. Bu yüzden ekibimle beraber bir yıldır 'LNM' adıyla yeni sistemi kodladık. Bu yapay zeka sistemi, dünya devlerinden geri kalmayacak seviyede kompleks bir sistem. Google ve Nvidia ekibinin de çok büyük desteğini aldık. Bu sistemde dörtten fazla büyük dil modeli aynı anda bizim için dinleyebiliyor, konuşabiliyor, paylaşabiliyor, internette arayabiliyor, sorduğumuz soruyu derinleştirebiliyor. LNM, üç etkileşim modu sunuyor. Araştırma modunda ayrıntılı ekosistemlere dalabilir, gerçek zamanlı hava durumu simülasyonlarını keşfedebilir ve çevresel verilerle etkileşim kurabilirsiniz. Oluşturma modunda metin istemlerine dayalı olarak flora, fauna ve mantarların bilimsel doğru görüntülerini üretebilirsiniz. Dream mode ise gelişen manzaralar, görseller ve doğa sesleri arasında meditatif bir yolculuk sunar; sakinlik ve bağlantı için bir alan yaratır." "Üzüldüğüm anlardan biriydi, ödülümü almaya gidememiştim" LNM'yi düşünen bir ansiklopedi olarak tanımlayan Refik Anadol; "Sanat üretirken yapay zekaya 'düşünen fırça' diyordum. Şimdi de düşünen bir ansiklopedi, düşünen bir kitap, düşünen bir defter, düşünen bir kütüphane diyebiliriz" diye konuştu. Sanatçı Anadol, LNM'nin okullarda da kullanılabileceğine işaret ederek; "Hayatta, doğada, araştırmalarda kullanabilir. Çünkü daha çok eğitim kaygısı olan bir platform, çıkış noktası 'araştırma' olan bir hayal. Dolayısıyla o meşhur yapay zeka araçlarının hiçbirinde bu bahsettiğimiz veriler olmadığı ve bu eğitim sistemine sahip olmadıkları için zaten aynısını da yapamıyorlar" dedi. Projeyi duyurduktan sonra çok güzel geri dönüşler aldığını belirten Anadol, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan da sosyal medya hesabından duyurmuş. Haberim yoktu. Sabah uyandığımda internette bayağı pozitif yorumlar geldiğini görünce fark ettim. Çok sevindim." ifadelerini kullandı. Anadol, dijital sanat alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nü kazandığında ödül törenine katılamadığı için çok üzüldüğüne de değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üzüldüğüm anlardan biriydi, Kültür Nişanı ödülümü almaya gidememiştim. O sırada Amazon yağmur ormanlarında bu projenin verilerini topluyorduk. O yüzden gelememiştim Ankara'ya, Annem ödülü almaya gitmişti. O günden beri ifade etmek istiyordum; aslında orada olmama sebebim herhangi bir durum değil. Gerçekten de Amazon ormanlarının derinliklerinde yerel halkla veri topluyorduk. İnternetten uzakta, bir veri toplama sürecine giriyoruz. O yüzden kaçırmış, gelememiştim. Hayli uzak bir mesafedeydim. 44 saatlik bir uçuş uzaklığındaydık ama çok sevinmiştim. Bu ödül benim için çok anlamlıydı. Özellikle dijital sanat alanında ülkemizi hem temsil etmek hem de böyle bir ödülle onurlandırılmak, hayatım için muazzam bir motivasyon oldu." "Çünkü hiçbir kısa yolu yok" Küresel iklim krizine karşı duyarlılığa dair Türkiye'de kamu kurumlarıyla da ortak projeler yapmaktan memnun olacağını vurgulayan Refik Anadol, "Bence şu an bu yapay zekanın gelişiminde o yolları birleştirmek çok önemli. Büyük kurumların böyle kompleks fikirlere destek olması çok önemli. İnanın, çok zor bu araştırmalar çünkü hiçbir kısa yolu yok." şeklinde konuştu. Art Review dergisi tarafından belirlenen sanat dünyasının en etkili 100 ismi listesine giren Refik Anadol, sözlerini şöyle tamamladı:"Dijital sanat alanında o listede olabilmek, ülkemizi temsil etmek benim için çok kıymetli. 2025 yılında özellikle dünyada ve ülkemizde yapay zekanın önemli bir değişime yol açacağını düşünüyorum. Muazzam bir Rönesans'ın içindeyiz. Bence hiç tahmin edemediğimiz kadar kompleks ve insanlığa iyi geleceğini düşündüğüm çok fazla gelişmeyi arka arkaya yaşayacağımızı öngörüyorum. Hastalıklar dahil, dünyadaki birçok probleme çözüm bulabiliriz. 2025 yılının herkese mutluluk, ilham ve umut sağlamasını hayal ediyorum." ### Şehrin Tiyatrosu "Oscar"la Küçükçekmecede! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 110. yıl kutlamaları kapsamında Oscar adlı oyununu Küçükçekmece seyircisiyle buluşturuyor. Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği ve Ersin Umulu’nun yönettiği bu komik ve sürükleyici oyun, 28 Aralık 2024 Cumartesi günü saat 15.00 ve 20.30’da Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde sahnelenecek. Oscar adlı oyunda, Christian, Jacqueline’e aşıkken, Colette ise Oscar’a olan sevgisini gizlemektedir. Christian, uzun zamandır sevdiği kızı, Mösyö Bernard’dan istemeyi planlarken, Colette babasına söylediği yalanla sevgilisiyle evlenme hayalleri kurmaktadır. Ancak işler kısa süre içinde karışır ve hiçbir şey beklenildiği gibi gitmez. Olaylar, her an daha karmaşık hale gelir ve çözülmesi zor bir hal alır. Oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk ve Oğuzhan Oğuz gibi yetenekli oyuncular rol almaktadır. ### Selçuklu sultanlarının DNA analiziyle heykelleri yapıldı Konya'da, Anadolu'ya 1077-1308 yıllarında hükmeden Türkiye Selçuklu Devleti hanedanının DNA ve anatomi analiziyle yapılan silikon heykelleri, ziyaretçilere sultanların dış görünüşleri hakkında fikir veriyor. Hanedan türbesinden çıkarılan naaş kalıntılarıyla yürütülen 6 yıllık bilimsel çalışmayla yüz ve beden görünümü ortaya çıkarılan 12'si sultan, 17 hanedan üyesinin heykeli, Konya Büyükşehir Belediyesi'nin Dar-ül Mülk Sergi Sarayı'nda 1,5 yıldır sergileniyor. Yerli ve yabancı ziyaretçilerden yoğun ilgi gören sergiye gelenleri dönemin sultanları, devletin mimari zenginliğini yansıtan taç kapılar önünde karşılıyor. Hükümdarlar; duruşları, bakışları, saçları, sakalları ve yüz ifadeleriyle dikkati çekiyor. Sergide sultanlardan 1. Kılıçarslan, Şahinşah Melikşah, 1. Rükneddin Mesud, 2. Kılıçarslan, 2. Rükneddin Süleyman Şah, 3. Kılıçarslan, 1. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1. Alaeddin Keykubat, 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, 4. Kılıçarslan, 3. Gıyaseddin Keyhüsrev ve 2. Gıyaseddin Mesud'un heykeli yer alıyor. "DÜNYANIN ÇOK FARKLI YERLERİNDEN ZİYARETÇİLERİ AĞIRLADIK" Dar-ül Mülk Sergi Sarayı Rehberi Hülya Acar, Türkçe ve İngilizce rehberlik hizmetiyle yerli ve yabancı turistlere, yürütülen bilimsel çalışmaların ve heykellerin oluşturulma sürecinin anlatıldığını söyledi. Acar, Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarihine ışık tutan çalışmanın Konya Büyükşehir Belediyesi ortaklığında, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce yürütülen "Türkiye Selçukluları Konya Hanedan Türbesi'ndeki Naaşların Tanzimi" projesiyle ortaya çıkarıldığını hatırlattı. Ziyaretçilerin benzersiz deneyim yaşama imkanı bulduğuna dikkat çeken Hülya Acar; "Burayı 1,5 yılda 163 bin kişi ziyaret etti. Bunun 1500'ünden fazlası yurt dışından gelen misafirler. Dünyanın çok farklı yerlerinden ziyaretçiler ağırladık. Alaeddin Tepesi'ndeki Sultanlar Türbesi'nde sultanlarımızın naaşları yer alıyor. Orayı gezdikten sonra buraya gelenler, sultanlarımızı yüzde 90 benzerlikle karşısında buluyor. Önce türbeyi ziyaret edenlerin ardından burada sultanları görmesi, çok etkileyici ve heyecan verici oluyor" ifadelerini kullandı. "ÖLMEDEN ÖNCEKİ SON HALLERİ NASILSA ŞU AN O HALLERİNE BAKIYORUZ" DNA analiziyle hanedan üyelerinin ten, göz, saç rengi, rahatsızlıkları ve ölüm nedenlerine kadar her detayın belirlendiğini vurgulayan Acar, şöyle konuştu: "Yeniden yüzlendirme çalışması, bu veriler ışığında yapıldı. Nasıl göründüklerini burada görmüş oluyoruz. Sultanlarımızın saçının rengi, duruşu, boyu, kas yapısı nasıldı, bunları görebiliyoruz. Alt deri rengi, üst deri rengine kadar belirlenen detaylar var. Dolayısıyla yüzde 90 benzerlikle ölmeden önceki son halleri nasılsa, o yaşlarında nasıl görünüyorsa, şu an o hallerine bakıyoruz. O yüzden her biri farklı yaşlarda görünüyor. 21 yaşında olan var, 83 yaşında, 8 yaşında olan var." FİZİKİ KARAKTER YÜKLEMESİ YAPILDI Proje kapsamında Alaaddin Camii avlusundaki hanedan türbesinden çıkarılan kalıntılarla beden bütünlüğü tamamlanan naaşların, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tomografisi çekildi. Kafataslarından ve dişlerden alınan sürüntüler, İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyokimya İhtisas Dairesi'ne gönderildi. Elde edilen DNA ve anatomik özelliklerine göre, hanedan üyelerinin kafatasları ve yüzleri oluşturuldu. Bilimsel sonuçlara göre 12 sultan, 1 hanedan büyüğü, 1 melik (şehzade), hanedana mensup 2 kadın ve 1 kız çocuğuna ait naaşın tomografi sonuçlarıyla elde edilen 3D flament kafatası kopyaları üzerine doku kalınlıkları hesaplanarak yüz kasları yerleştirilip, fiziki karakter yüklemesi yapıldı. Bir sonraki aşamada kaslandırma ve dokulandırma yapılarak kalıplara alınan silikon dökümlere saç, sakal, kaş ve bıyık ekimi gerçekleştirildi. Kıyafetler için ise dönemin kumaşları özel koleksiyonlardan ve müzelerden alınan örneklere göre, tarihi verilere uygun olarak raportlama (düzenleme işlemi), iplik analiziyle rengine ve dokusuna kadar araştırılarak dokutturuldu. Minyatürler ve tarihi veriler dikkate alınarak kıyafetler tasarlanıp, her bir sultan ve hanedan üyesine uygun olacak şekilde özel olarak diktirildi. ### Decollage Art Space'te anlamlı ve önemli bir karma sergi Decollage Art Space, sanat yolculuğunun başındaki isimleri vurgulayan ve yeni seslere alan açan multidisipliner sergisi “ODAK” ile sanatseverlere kapılarını açtı. Sanatın farklı disiplinlerinden ilham alan bu sergide, özgün yorumlara sahip 31 sanatçının eserleri sergileniyor. “ODAK”ta eserlerini sergileyen, farklı disiplinlerden ve farklı geçmişlerden gelen sanatçıların işlerini keşfedecek, çağdaş sanatın yeni yorumlarıyla tanışacak ve yaratıcı ifade biçimlerinin sınırsız olanaklarına tanıklık edeceksiniz. Decollage Art Space, “ODAK” sergisiyle çağdaş sanatın sınırlarını zorlayan fikir ve ifade biçimlerine yer açan bir platform sağlamaya olan bağlılığını da bir kez daha hatırlatıyor. FEVZİ KARAKOÇ, HAYRİ ESMER, MARCUS GRAF, NİLGÜN BİLGE... Çağdaş sanatın gelişimine katkıda bulunmak ve sanatçılara destek sağlamak amacıyla başlatılan Open Call’ın sonuçları, jüri üyelerinin titiz değerlendirmeleriyle belirlendi. Jüri, her bir başvuruyu seçici bir gözle inceledi ve nihayetinde bu benzersiz, karma sergide öne çıkarılacak en umut verici yeni sesleri seçti. Her biri kendi alanında uzman olan jüri üyeleri Fevzi Karakoç, Hayri Esmer, Marcus Graf ve Nilgün Bilge, bu projenin değerlendirme sürecinde ilk kez bir araya geldi. SERGİDE YER ALAN 31 SANATÇI... Decollage Art Space'in ev sahipliği yaptığı sergide eserleri yer alan ve Türkiye’nin sanat yolculuğunda önemli başarılara imza atması beklenen 31 sanatçı, şu isimlerden oluşuyor: Ali Yayla, Ayşegül Demir Tatar, Banu Özarslan, Barış Koçkan, Berrak Aktan, Derya Abana, Dilara Selek Köktaş, Duru Balaban, Duru Başer, Ecem Yıldız, Elif Demir Tura, Emre İnan, Ercan Kabadayı, Erdem Çakmacık, Esra Kürtür, Esra Yılmaz, Fisun Mutlugün Alaca, Gizem Şanlı, Gözde Çoklu, Güzer Canko, İrem Nur Taşkın, Müge Selçuk, Münevver Mine Dikel, Nursun Hafızoğlu, Nuveyba Tahmaz, Özge Biçer, Özgüç Umut Celen, Pamir Yıldıran, Selda Dilek Bakındı, Yiğit Taşdemir, Zeynep Merve Çiçek. "ODAK" sergisi, sanat çevrelerinde “Jüri seçimleriyle bir araya getirilmiş muhteşem bir karma sergi” olarak konuşulmaya başlandı. Serginin jüri üyeleri arasında yer alan Prof. Dr. Marcus Graf, açılış öncesinde düzüenlenen basın lansmanında "Decollage Art Space, bu serginin oluşmasıyla artık bir sanat galerisinin çok ötesine geçmiştir" dedi. Sergiyi izleyenler arasında, İstanbul Sanat Dergisi İmtiyaz Sahbi Canan Toprakkaya da vardı. Serginin jüri üyesi Marcus Graf, sergilenmekte olan eserler hakkında bilgilendirmede bulundu. ### "Kirli, Çürük ve Adi" yılın son gösterimiyle seyirciyle buluşuyor Broadway tarzı danslar, ışık şovları ve yüksek temposuyla sezonun en dikkat çekici yapımlarından biri olan “Kirli, Çürük ve Adi”, 20 Aralık’ta Tiyatro Ak’la Kara’da yılın son gösterimini gerçekleştirecek. Kahkaha garantili bu dolandırıcılık hikayesi izleyicilere görsel bir şölen sunarken, sürprizlerle dolu akışıyla unutulmaz bir gece vadediyor. Dans ve Işık Şovlarıyla Görsel Ziyafet Tiyatro Ak’la Kara, yenilikçi projeleriyle bu sezonda da fark yaratmaya devam ediyor. “Kirli, Çürük ve Adi” adlı oyun yalnızca komedi unsurlarıyla değil, görsel detaylarıyla da izleyiciyi büyülüyor. 6 kişilik dans ekibiyle sahnelenen Broadway tarzı koreografiler ve dinamik ışık şovları, hikayeye eşsiz bir tempo katıyor. Seyirci, hızla değişen sahne efektleriyle kendini bu dolandırıcılık hikayesinin içinde bulacak. Kirli, Çürük ve Adi: Dolandırıcılığın Komediyle Buluşması Atilla Şendil’in yönetmenliğini üstlendiği oyun, Fransız Rivierası'nda geçen bir dolandırıcılık hikayesini konu alıyor. Oyunun başkahramanı Lawrence, kendisini sürgündeki bir prens olarak tanıtıp kadınları kandıran kurnaz bir dolandırıcıdır. Ancak genç ve amatör dolandırıcı Freddy ile yolları kesişince, işler hiç beklenmedik bir hal alır. Bir iddia üzerine gelişen olaylar, seyirciyi kahkaha dolu sürprizlerle bir yolculuğa çıkarır. Eğlenceli Kadro ve Sürükleyici Performanslar Başrollerini Savaş Özdural, Kerem Poyraz Kayaalp ve Romina Özipekçi’nin paylaştığı oyunda, güçlü oyuncu kadrosu dikkat çekiyor. Özdemir Çiftçioğlu, Hakan Akın, Ebru Karanfilci ve Ilgın Angın gibi deneyimli isimler, sahne performanslarıyla seyircilerin beğenisini kazanırken, hikayenin eğlencesini ve temposunu zirveye taşıyor. Oyun Künyesi: Oyunlaştıran: Savaş Özdural Yönetmen: Atilla Şendil Yardımcı Yönetmenler: Pelin Turancı, Ozan Dağara, Barış Ulusoy Dekor: Serkan Kavurt Işık: Kemal Edis Genel Koordinasyon & Kostüm: Pelin Turancı Koreografi: Ilgın Angın Oyuncular: Savaş Özdural, Romina Özipekçi, Kerem Poyraz Kayaalp, Hakan Akın, Özdemir Çiftçioğlu, Ilgın Angın, Ebru Karanfilci, Ömer Çakıcı, Metahan Tarkun, Giray Özgiray, Sibel Kuş olmak üzere geniş bir kadrodan oluşuyor. ### Nijeryalı yönetmen Afegbu: İnternet sınırlarımızı aşmamızı sağladı Nijeryalı yönetmen ve yapımcı Malik Afegbu, internet erişimiyle beraber sinema, sosyal medya ve yapay zeka kullanımı konusunda Nijeryalı gençlerin tüm sınırları aştığını belirtti. Dünya genelinde internet, sosyal medya kullanımı ve kullanıcı sayısı bakımından en çok artış gösteren ülkelerin başında Nijerya geliyor. Ülkede, 2017-2023 yılları arasında internet kullanıcılarının sayısı 85 milyon iken 2024'te bu sayı 103 milyonu aştı. Nijerya'nın 16-64 yaş aralığındaki nüfusunun internet kullanım oranı yüzde 95'i buluyor. Ülkede, internete cep telefonu veya tablet üzerinden erişim sağlayanların sayısının ise 81 milyon olduğu tahmin ediliyor. YouTube'un aktif sosyal medya kullanıcısı sayısı 33 milyon, Facebook'un 26 milyon, Instagram'ın ise 9 milyon kişi olarak kaydedildiği Nijerya'da, anlık mesajlaşma uygulaması WhatsApp en fazla kullanılan sosyal medya platformu oldu. İstatistiklere göre, sosyal medya kullanıcılarının yüzde 58'inden fazlası erkeklerden oluşuyor ve yaş ortalaması 18-34 yaş aralığında değişiyor. Nijerya Sineması (Nollywood) Altın çağını yaşıyor İlk kez 2002 yılında New York Times gazetesinin bir yazarı tarafından kullanılan Nollywood tabiri sonraki yıllarda Nijerya'da ve diğer Afrika ülkelerinde de karşılık bulmaya başladı. Dünya çapında Hollywood ve Bollywood kadar büyük bir başarı elde etmiş olmasa da Nollywood şu anda Afrika kıtasında ciddi bir izleyici kitlesi edinmiş durumda. Sinema yorumcularına göre, Nollywood'u Hollywood'un standart yapımlarından ayıran ve başarılı kılan şey, mütevazı bütçesine rağmen Afro-merkezli kültürel temalara getirdiği taze yaklaşımlar ve yerel içerikler. Altın çağını yaşadığı ifade edilen Nollywood, şu anda dünya film endüstrisinden en büyük payı alan Hollywood'dan bile daha fazla film üretiyor. Nijerya sineması 2023 verilerine göre, yılda 6,4 milyar dolar gelir elde ederken, 2 bin 500'den fazla da film üretiyor. Nijeryalı film yapımcısı ve sanatçı Malik Afegbu, Hollywood ve Bollywood'dan sonra dünya sinema endüstrisinde üçüncü sıraya yerleşen Nollywood'un başarısı, internet, sosyal medya ve yapay zekanın gençler arasındaki yaygın kullanımına ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. Afegbu, internet ve sosyal medyanın Afrika'da ve Nijerya özelinde gençlerin yeteneklerini dünyaya sergilemeleri için önemli bir pencere açtığını söyledi. İnternet ve sosyal medyanın gelişmesiyle beraber insanların yeteneklerini sergilemelerinin önündeki sınırların kalktığını anlatan Afegbu, şunları kaydetti: "İnsanlar artık yeteneklerini, başarılarını daha kolay sergileyebiliyorlar. Ben herkesin medyada harikalar yaratabileceğine inanıyorum. Ve internet bunu daha da kolaylaştırdı. Geçmişte sadece televizyon vardı. Buralarda bir şeyler yapmak için birçok engeli aşmak gerekiyordu. Şu anda ise sadece akıllı bir telefon veya bir tabletle tüm yeteneklerini kolayca dünya önünde gösterebiliyorlar," diye konuştu. "Nijerya sineması, Afrika kıtasının kültür elçiliğini yapıyor" Afegbu, teknolojinin gelişmesiyle beraber hayatımıza giren internet, sosyal medya ve yapay zekanın insanlara olağanüstü fırsatlar yarattığını belirtti. Eskiden bilgiye ulaşmak, eğitim almak veya bir alanda uzmanlaşmak için gerçek bir okula gitmenin zorunlu olduğunu anımsatan Afegbu, günümüzde bunun artık online hale geldiğini ifade etti. Afegbu, "Sadece bilgisayarınızı açıp istediğiniz eğitimi, beceriyi uzaktan eğitim ile alabiliyorsunuz. Yapay zeka artık her alanda her yerde ve herkes tarafından kullanılabilir hale geldi. Bence bu çok iyi bir şey. Elbette internetin, yapay zekanın veya sosyal medyanın kötü boyutları da var ama biz yine de iyi tarafına odaklanmak zorundayız," yorumunu yaptı. Dünya sinema sektöründe önemli bir yer edinen Nijerya sinemasının Afrika kıtasının kültür elçiliğini yaptığının altını çizen Afegbu, Nijeryalı yönetmenlerin, gençlerin küçük bütçeler, ucuz kameralar ve hatta cep telefonlarıyla çok başarılı filmler yaptığını aktardı. Malik Afegbu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Yıllar içinde hikaye anlatımımız daha da gelişti. Afrikalılar, kendi kültürel miraslarını, bölgenin içinde olduğu sorunları, kıtadaki fırsatları hatta kendi hayatlarıyla ilgili gerçek hikayeler yapmaya başladı. Zamanla daha iyi hikaye anlatıcılar çıkmaya başladı. Dolayısıyla bu da Afrikalı film yapımcıları için büyük bir fırsat oldu. Nijerya sineması şu anda dünyanın en büyük sinema endüstrilerinden biri haline geldi ve giderek daha büyüyor. Biz de bundan çok memnunuz. " Nollywood'un büyük bir geleceğini olduğunu ancak telif noktasında sıkıntılar çektiklerini belirten Afegbu, korsan izlenmenin önüne geçmek için çalıştıklarını söyledi. Yapımcı Afegbu, yapay zeka kullanarak içerik ürettiğini aynı zamanda bir teknoloji uzmanı olduğunu dile getirerek, "Ürettiğim içeriklerle Afrika kültürünü tüm dünyaya tanıtmak için çaba gösteriyorum. Birtakım teknik sorunlar var eğer onları çözebilirsek Nijerya sinemasının tüm dünyaya erişimini kolaylaştırmış olacağız." ifadelerini kullandı. Türk sineması ve dizi sektörünü de yakından takip ettiğini aktaran Malik Afegbu, farklı kültürleri, içerikleri tanımak için Türk ve dünya sinemasını yakından incelediğini kaydetti. ### Serina Haratoka, “Rüya Mağaraları” sergisiyle Tokatlıyan Han’da! Serina Haratoka, “Rüya Mağaraları” adlı sergisiyle 24 Aralık 2024-24 Ocak 2025 tarihleri arasında Tokatlıyan Han’ın beşinci katında sanatseverlerle buluşuyor. Rüya, mağara ve renk metaforları etrafında çerçevesini oluşturan sergi, Denizhan Özer küratörlüğünde hayata geçiyor. Sanatçının uzun yıllardır yaptığı araştırmalar ve rüyalarla ilgili yaşadığı yüzlerce tesadüfle şekillenen, rüya ile gerçek arasındaki çizgiyi zaman zaman silmek istediği bir çalışma olarak ortaya çıkan “Rüya Mağaraları” sergisi; öze dönüş, kendini bulma ve görünmeyeni keşfetme yolculuğuna davet ediyor. Haratoka’nın mağara betimlemeleri, eksik olan ruhsal yolculuğu tamamlamak için dönüşüm sürecini tetikliyor. Sergi kapsamındaki çalışmalarında, sanatçının geçmişte ağırlıklı olarak karşımıza çıkan figüratif anlatım dili, sembollere ve her şeyin eriyip renk hâline büründüğü ifadelere evriliyor. Gördüğü ve gerçekte yaşadığı uyku anındaki hipnagojik ve uyanık hâldeki parlak rüyalar, halüsinasyonlar ve Kafkasya’daki köklerinden gelen kadim inançların mirasıyla dünyanın farklı noktalarından edindiği çeşitli öğretiler üretimlerini şekillendiriyor. Sanatçı, çalışmalarında antik çağlarda insanların inançları uğruna gösterdikleri çabadan ilhamalıyor ve bu çabanın sanatın tüm dallarına yansımasına, mağara duvarlarından başlayıp, dev tapınakların bezemelerine kadar uzanmasına referans veriyor. Mitoloji, doğa, ritüeller, sanat tarihi, Prehistorik Dönem ve inanç sistemleri, Haratoka’nın araştırma alanları arasında yer alıyor. Türkiye’de 2014 yılından sonra açtığı ikinci solo sergisinde sanatçı, dört yıllık bir üretimsürecine dayanan yağlı boya resim ve enstalasyon ağırlıklı eserleriyle sergi kapsamında ilk defa izleyici karşısına çıkıyor. Tuvalin üzerinde sadece imge değil, volüm de oluşturmak isteyen Haratoka, katmanlı diliyle resme boyut vererek mekânsal algı oluşturuyor. Mağara alegorisine referans veren sanatçının çalışmalarında tekrar etmeyen renk ve dokular, oyuntu ve çıkıntılar dikkat çekiyor. Serina Haratoka hakkında... Serina Haratoka, İtalyan Lisesi’nde okuduğu ilk yıllarda görsel sanatlarla tanıştı ve bu ilgisini önce fotoğraf, ardından da resim sanatı ile birleştirdi. YTÜ Mimarlık Fakültesi’nde okurken, dünyayı dolaşma isteğiyle profesyonel turist rehberliği brövesi aldı. On üç yıl boyunca pek çok ülke gezdi ve farklı kültürlerle tanıştı. Öğrenci olmaya devam etme isteğiyle İspanya’ya taşındı. Barcelona Sinema ve Sahne Sanatları Üniversitesi UACE’de Görüntü Yönetmenliği ve Rejisörlük bölümlerinde çift anadal eğitimi aldı. Yedi sene İspanya’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye döndü. Burada uzun yıllardır multidisipliner bir sanatçı olarak çalışmalarını sürdüren Haratoka, 2014 yılındaki ilk kişisel sergisini belgesel fotoğraf dalında açtı. Bugün sanatçının eserleri İtalya, İspanya ve Avusturya gibi dünyanın çeşitli ülkelerindeki galerilerde ve uluslararası çağdaş sanat fuarlarında sergilenmekte. Altı yılı aşkın bir süredir “Kültür Mantarı Sanat Hareketi” (@kulturmantari.tv) isimli bir sosyal sorumluluk projesini yürütmekte olan sanatçı, sanat ve sanat tarihi ile ilgili bilgilerini Türkiye’deki yetişkin ve öğrencilerle paylaşmakta. Şu sıralarda İstanbul Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Bölümü'nde üçüncü üniversite eğitimini almakta olan sanatçı, çalışmalarına İstanbul Kavacık’taki stüdyosunda devam etmekte. ### Kolezyum'da açılan "Göbeklitepe" sergisini 1,2 milyon kişi ziyaret etti İtalya'nın başkenti Roma'nın dünyaca ünlü simge yapısı Kolezyum'da "Göbeklitepe: Kutsal Bir Mekanın Gizemi" adlı sergi açıldı. Sergiyi 1,2 milyondan fazla kişi ziyaret etti. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Roma'nın simge yapısı Kolezyum'da 24 Ekim'de açılan "Göbeklitepe: Kutsal Bir Mekanın Gizemi" sergisini 1,2 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiğini bildirdi. Bakan Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti: "Tarihin sıfır noktası Göbeklitepe, dünyanın en ikonik yapılarından biri olan Kolezyum'da ziyaretçileri ağırlıyor. Roma'nın simge yapısı Kolezyum'da açılan 'Göbeklitepe: Kutsal Bir Mekanın Gizemi' sergimiz, ilk gününden itibaren büyük ilgi görüyor. Sergimizi 24 Ekim'den bugüne kadar 1 milyon 242 binden fazla kişi ziyaret etti. Türkiye'nin eşsiz kültürel mirasını dünyanın kalbinde tanıtmaktan büyük gurur duyuyoruz. Sergimiz, İtalya'nın başkentinde mart ayına kadar ziyaretçilere açık olacak." ### İstanbul Modern, 20. yılında ziyaretçi rekoru kırdı Kurulduğu 11 Aralık 2004 tarihinden bugüne kadar 10 milyon ziyaretçiyi ağırlayan, 1 milyonu aşkın çocuk ve genci ücretsiz sanat eğitimleriyle buluşturan İstanbul Modern, 20. yılını rekor ziyaretçi sayıları ve prestijli ödüllerle kutluyor. İstanbul Modern'den alınan bilgilere göre, açılışından bu yana 9 koleksiyon sergisi, 84 süreli sergi, 45 fotoğraf sergisi ve 17 yurt dışı sergisi gerçekleştiren müzede; bir milyona yakın çocuk ve genç, binin üzerinde ücretsiz eğitim programına katıldı. Farklı disiplinlerden 3 bin 500 etkinliğin düzenlendiği müzenin sinemasında ise 4 bine yakın film gösterimi yapıldı. Açıklamada görüşlerine yer verilen İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı; "20 yıl önce hayalini kurduğumuz, önünde kuyrukların oluştuğu ve dünyaca ünlü bir mimarın imzasını taşıyan bir sanat müzesini ülkemize kazandırmış olmak, bizim için büyük bir mutluluk kaynağı. Sanatçılarımızın eşsiz katkılarıyla müzemiz, 20 yıldır Türkiye'nin çok kültürlü birikimine ve evrensel değerlerine ev sahipliği yapıyor. Yenilikçi ve çok yönlü bir müze deneyimi sunarak, her yıl sanatı daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışıyoruz. 20 yaşındaki genç müzemizin dinamizmi ve yenilikçiliğiyle, geleceğe katkılarını artırarak sürdüreceğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı. İstanbul Modern'i bu yıl bir milyon kişi ziyaret etti İstanbul Modern'de 2024 yılı, genç sanatçılara alan açan "Zamansız Meraklar" sergisiyle başladı. Sanatçı Olafur Eliasson'un "Senin Beklenmedik Karşılaşman" sergisi, 20. yıla özel olarak sanatseverlerle buluştu. Fotoğraf Galerisi, yılın başında Ozan Sağdıç'ın "Fotoğrafçının Tanıklığı" sergisini ağırlarken, yılın sonunda ise İzzet Keribar'ın "Renklerin Yolculuğu" sergisine ev sahipliği yaptı. Türkiye-Japonya ilişkilerinin 100. yılı vesilesiyle, Japon sanatçı Chiharu Shiota'nın "Dünyalar Arasında" başlıklı özel bir yerleştirmesi sergilendi. Müze, 2024'ün 11 ayını bir milyon ziyaretçi ile kapatarak, 20 yılın rekorunu kırdı. Eğitime özel alanlar İstanbul Modern'in yeni müze binasında özel eğitim alanları da hayata geçirildi. Müze koleksiyonundaki sanatçıların yapıtlarından ilham alınarak tasarlanan Keşif Alanı, doğa ve geri dönüşüm temalı atölyelerin bulunduğu Eco Art Lab ve bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematik odaklı eğitim anlayışıyla gençleri ve yetişkinleri sanatla buluşturan Stüdyo STEAM, disiplinlerarası öğrenme alanı olarak tasarlandı. Bir müze çatısı altında kurulan ilk sinema olan İstanbul Modern Sinema, 20 yılda 428 program ile 4 bine yakın film gösterimini sinemaseverlerle buluşturdu. Sinema tarihine ve güncel sinema kültürüne dair gösterim, yayın ve söyleşilerin de düzenlendiği İstanbul Modern Sinema, "Yüzyıllık Aşk" ve "Ustasız Usta: Lütfü Akad" başlıklı sinema sergilerine de ev sahipliği yaptı. İstanbul Modern, ulusal ve uluslararası 46 ödüle değer görüldü Müze, 2004'ten bu yana ulusal ve uluslararası 46 ödülün sahibi oldu. Yeni müze binası ve programları da son bir yılda pek çok prestijli ödüle layık görüldü. Architectural Digest, İstanbul Modern'i "2024'ün Harika Eserleri" listesine dahil etti. National Geographic ise müzeyi "En İyi 20 Kültürel Mekan" arasında gösterdi. ArchDaily'nin kültürel mimari kategorisinde "Yılın Binası" ödülünü kazanan müze, Architecture MasterPrize'da "En İyilerin En İyisi" unvanını, Dünya Mimarlık Festivali'nde (WAF) "Tamamlanmış Yapılar-Kültür" kategorisinde birincilik ödülünü aldı. Müze ayrıca "Bir Hayalin İzinde" başlıklı eğitim programı ile Uluslararası Modern Sanat Müzeleri ve Koleksiyonları Komitesi (CIMAM) tarafından verilen "Üstün Müzecilik Uygulama Ödülü"ne değer görüldü. 20. yıla özel kitap hazırlanıyor Müzenin 20 yılına özel, kuruluş hikayesini ve yolculuğunu belgeleyen "Bir Müze Hikayesi İstanbul Modern" adlı kitap hazırlanıyor. Yazar Mehmet Altun'un kaleme aldığı eser, müzenin kuruluş sürecini, Türkiye'nin modern sanatına kattığı dönüşümü ve kültür-sanat dünyasına yaptığı katkıları ele alıyor. Kuruculardan sanatçılara, küratörlerden müze çalışanlarına kadar pek çok kişinin anlatımıyla zenginleşen kitabın, müzenin kolektif belleğine ışık tutması amaçlanıyor. ### Hayat size Bach çalıyorken, siz kendinizi gürültüye teslim etmeyin Bir ocak sabahını düşünün… Washington DC’deki bir metro istasyonunda, insanların işe yetişme telaşı içinde koşturduğu bir gün. Saat sabahın erken vakitleri. Yorgun yüzler, acele adımlar ve düşüncelerden ağırlaşmış omuzlar… İşte tam da o sırada, bir köşede bir adam, belki de dünyanın en güzel melodilerini kemanıyla metroya dolduruyor. Peki, kimdir bu adam? Joshua Bell, dünyanın en iyi kemancılarından biri. Elindeki keman ise 1713 yapımı Stradivarius. Değeri tam 3,5 milyon dolar. Çaldığı eserler mi? Johann Sebastian Bach’ın en karmaşık ve zarif eserleri. Peki bu güzellik, bu ustalık karşısında insanlar ne yaptı dersiniz? Joshua Bell'in Önünden Geçip Gidenler Joshua Bell, 45 dakika boyunca keman çalar metro istasyonunda. Belki de bin kişi geçip gider önünden, ancak kimse onu fark etmez. İlk durup dinleyen kişi, bir orta yaşlı adam olur; o da birkaç saniye bakıp, yoluna devam eder. Hızlı bir yürüyüş sırasında bahşiş kabına birkaç bozukluk atan bir kadın, eğilip birkaç saniye müziği dinleyip, işe geç kaldığını fark eden bir adam… Ve çocuklar… Evet, en çok çocuklar durur. Üç yaşındaki bir oğlan çocuğu, annesinin çekiştirmelerine rağmen dönüp dönüp kemancıya bakar. Bir çocuğun duraklayıp hayranlıkla bir sanatçıyı izlemek istemesi, belki de içindeki o saf güzellik anlayışının bir yansımasıdır. Ama annesi acele etmektedir, duracak vakit yoktur. Çocuk boynunu eğip, annenin peşinden gider; belki biraz üzgün, belki biraz eksik… Joshua Bell ve “Değersiz” Bir Performans 45 dakikada sadece hepi topu altı kişi gerçekten durup dinler Joshua Bell’i. Toplanan para? 32 dolar. Alkışlayan kimse yok. Oysa Bell’in sadece iki gün önce Boston’da verdiği konserin biletleri 100 dolardan kapışılmıştı. Aynı keman, aynı eller, aynı eserler… Ancak bir fark vardı: Mekân ve zaman… Bir konser salonunda sanat alkışlanır, bir metroda ise bu bir arka plan gürültüsüne dönüşür. Bu deney, bize acı bir soruyu soruyor: "Güzelliği sadece bize hazır sunulduğunda mı algılıyoruz? Yoksa hayatın karmaşası içinde onu gözden mi kaçırıyoruz?" Hayatın Telaşı ve Kaçırdıklarımız Joshua Bell’in metro performansı, Washington Post gazetesi tarafından bir sosyal deney olarak kurgulanmıştı. Bu deney, algılarımızı ve önceliklerimizi sorgulamak için aslında her birimize bir fırsat sunuyor. Düşünün, dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri dünyanın en güzel eserlerini çalarken, biz onun önünde durup dinlemeye bir dakikamızı bile ayırmıyorsak, kim bilir başka neleri daha kaçırıyoruzdur? Sabah penceremize konan bir kuşun şarkısını mı? Günbatımında gökyüzüne yayılmış renkleri mi? Sevdiklerimizin yüzündeki gülümsemeyi mi? Çocuklarımızın hayret dolu bakışlarını mı? Hayat, bir koşuşturmacaya dönüşmüş durumda. Ama belki de asıl yaşama sanatını kaçırıyoruz: Anda kalmayı, durup bakmayı ve dinlemeyi… Bir Dakika Durabilir Miyiz? Bazen en değerli anlar, aceleyle geçip gittiğimiz yerde gizlidir. Belki de güzellik dediğimiz şey, sadece doğru anda fark edilmek ister. Ve bu hikâyede asıl mesaj, bize bir dakikalığına durup, hayata başka bir açıdan bakmayı öğütlüyor. Yarın sabah toplu taşıma araçlarına bindiğinizde ya da bir yolda yürürken etrafınıza bakmayı unutmayın. Belki bir köşede bir kemancı vardır. Belki o kemancı, hayatın size sunduğu güzelliğin ta kendisidir. Ve unutmayın; "Hayat dinleyene Bach çalar, acele edene ise sadece sessizlik kalır." ### Decollage Art Space’te "ODAK" Decollage Art Space, sanat yolculuğunun başındaki isimleri vurgulayan ve yeni seslere alan açan multidisipliner sergisi “ODAK”ı, 17 Aralık Salı günü itibariyle ağırlamaya başlıyor. Sanatın farklı disiplinlerinden ilham alan bu sergide, özgün yorumlara sahip 31 sanatçının eserine yer veriliyor. “ODAK”ta eserlerini sergileyen, farklı disiplinlerden ve farklı geçmişlerden gelen sanatçıların işlerini keşfedecek, çağdaş sanatın yeni yorumlarıyla tanışacak ve yaratıcı ifade biçimlerinin sınırsız olanaklarına tanıklık edeceksiniz. Decollage Art Space, “ODAK” sergisiyle çağdaş sanatın sınırlarını zorlayan fikir ve ifade biçimlerine yer açan bir platform sağlamaya olan bağlılığını da bir kez daha hatırlatıyor. JÜRİ ÜYELERİ EN UMUT VERİCİ YENİ SESLERİ SEÇTİ Çağdaş̧ sanatın gelişimine katkıda bulunmak ve sanatçılara destek sağlamak amacıyla başlatılan Open Call’ın sonuçları, jüri üyelerinin titiz değerlendirmeleriyle belirlendi. Jüri, her bir başvuruyu seçici bir gözle inceledi ve nihayetinde bu benzersiz, karma sergide öne çıkarılacak en umut verici yeni sesleri seçti. Her biri kendi alanında uzman olan jüri üyeleri Fevzi Karakoç, Hayri Esmer, Marcus Graf ve Nilgün Bilge, bu projenin değerlendirme sürecinde ilk kez bir araya geldi. Sergide yer alan sanatçılar: Ali Yayla, Ayşegül Demirtatar, Banu Özarslan, Barış Koçkan, Berrak Aktan, Derya Abana, Dilara Selek Köktaş, Duru Balaban, Duru Başer, Ecem Yıldız, Elif Demir Tura, Emre İnan, Ercan Kabadayı, Erdem Çakmacık, Esra Kürtür, Esra Yılmaz, Fisun Mutlugün Alaca, Gizem Şanlı, Gözde Çoklu, Güzer Canko, İrem Nur Taşkın, Müge Selçuk, Münevver Mine Dikel, Nursun Hafızoğlu, Nuveyba Tahmaz, Özge Biçer, Özgüç Umut Celen, Pamir Yıldıran, Selda Dilek Bakındı, Yiğit Taşdemir, Zeynep Merve Çiçek. ### 1500 eserin sergilendiği Mersin Çağdaş Sanat Fuarı açıldı Bu yıl ilk kez düzenlenen Mersin Çağdaş Sanat Fuarı açıldı. Türkiye genelinden sanatçıların yanı sıra yurt dışından katılan birçok sanatçının da yer aldığı fuarda; başta resim olmak üzere heykel, seramik, özgün baskı gibi çağdaş sanatın farklı dallarından 1500’e yakın eser, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Toplam 35 sanat galerisi bünyesindeki sanatçıların katılımıyla zenginleşen Mersin Çağdaş Sanat Fuarı ’nın açılışını, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer yaptı. Başkan Seçer’e açılışta "Mersin Kültür Sanat Hayatına Destek Onur Ödülü" takdim edildi. 8 Aralık 2024 tarihine kadar ziyarete edilebilecek olan fuarda, uluslararası alanda büyük başarılara imza atmış ünlü ressamların eserleri de bulunuyor. SANAT ATÖLYELERİ, PANELLER, KONSERLER Fuarda yerel ve ulusal bazda çeşitli sanat atölyeleri ve sergiler de gerçekleştirilecek. Ayrıca, “Sanata Evet” mottosuyla farkındalık yaratan Tamer Levent’in de katılacağı söyleşi programları, paneller ve konserler de fuar ziyaretçilerini bekliyor olacak. "BİZ BU KENTİ ÖNEMSİYORUZ" Dört gün boyunca söyleşilerden panellere çeşitli etkinliklerin düzenleneceği, resimlerden heykellere ve dijital sanata kadar birçok eserin sergileneceği fuarın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mersin’in enerjisinin çok yüksek ve insanlarının mutlu olduğunu kaydetti. Mersin’in çalışan ve üreten bir kent olduğunu söyleyen Seçer; “Çağdaş bir kent, Mustafa Kemal'in kenti’ diyoruz bu kente, Cumhuriyet'in kenti. Böyle bir kentte de kültürün, sanatın her geçen gün daha yükselmesi, daha ileriye gitmesinden doğal bir şey olamaz. 31 Mart 2025 tarihinde 6 yıl bitecek. Bu 6 yıllık süre içerisinde biz bu anlayış ve değerlendirmelerle kültüre ve sanata ayrı bir önem verdik. Sivil toplumla iş birliği yapmanın önemini bildiğimiz için bu alanda da iş birliklerine son derece önem veriyoruz. Son 6 yılda Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği tüm kültürel ve sanatsal faaliyetleri konusunda otorite, uzman, bu kentte yaşayan insanlar belirledi. Etkinliklerimizden festivallerimize, belediyemizin verdiği roman ödülüne kadar her şeyi bu kurul belirliyor. Biz bu konuyu önemsiyoruz” diye konuştu. Sanat çevreleri arasında “Çiftçi Ressam” olarak anılan Oya Gönen de fuarda eserleri sergilenen sanatçılardan. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Gönen’in standını ziyaret ettiği sırada “Mersinli olduğunuzu öğrendim. Bundan ayrıca memnuniyet duydum” dedi. https://www.youtube.com/watch?v=m44lv23MFDI ### Devrim Erbil’in "Winter Tale" sergisi Nişantaşı'nda açıldı Devrim Erbil'in eserlerinin de yer aldığı, kış atmosferini sanatla buluşturmayı hedefleyen "Winter Tale" sergisi, The Stay Boulevard Nişantaşı'nda sanatseverlerle buluştu. The Stay Boulevard Nişantaşı ve Renko London iş birliğiyle hazırlanan sergi, kış mevsiminin farklı perspektiflerini yansıtmayı amaçlıyor. Sergide, ressam Devrim Erbil'in yanı sıra Renk Erbil, Bahri Genç, Sadık Altınok, Beste Alperat, İnci Tezel, Mine Zabcı, Süleyman Saim Tekcan, Eda Tekcan, Ece Clarke ve Ali Rıza Akdoğu'nun eserleri sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Küratörlüğünü Renk Erbil'in üstlendiği sergide resim, heykel, enstalasyon ve karma tekniklerin yer aldığı 31 eser sergileniyor. "Çağdaşlık, yenilik ve yaratıcılık adına yepyeni bir sergi" Sergiye ilişkin açıklamada bulunan Ressam Devrim Erbil, giriş kısmında yer alan ışıklı resimlere dikkat çekerek; "Bu eserlerin özelliği, içerisinde resimlerimde kullandığım motifler ve kızım Çiğdem'in kullandığı kumaş kıvrımları var. Bir üçlü olarak düşünebiliriz. Baba ve iki kızının yaptığı bir eser olarak önem taşıyor" dedi. Renk Erbil ile dünyanın çeşitli noktalarında sergiler açtıklarını belirten Devrim Erbil; "Burada da kızımın 'Renko London' şirketi ile beraberiz. Sergi, oradaki sanatçılar ve benim bazı öğrencilerimin eserlerinden oluşuyor. Bu mekana da yakıştı. İzleyiciler daha çağdaş, yeni, görülmemiş eserlerle karşılaşacak. O yüzden bu sergi çağdaşlık, yenilik ve yaratıcılık adına yepyeni bir sergi. Böyle bir sergi organize ettiği için kızımla gurur duyuyorum" diye konuştu. "Kışın küçük adımları kutlanmalı" Devrim Erbil'in kızı Renk Erbil ise sanatçıların hem yavaşlaması hem de üretmesi için kış mevsiminin harika bir zaman olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti: "Sergimizin konsepti esasında bir kış masalı. Kış, daha kendimizi dinlediğimiz bir sezon. Kendimizi dinlerken inovatif sanat eserleriyle buluşmak isteyenler için bu sergiyi tasarladım. İnci Tezel ve Ali Rıza Akdoğu gibi iki sürpriz isim de var. Ayrıca babamla birlikte yaptığımız eserler de yer alıyor." Düşünmek, yaratmak, hayal kurmak ve yeni fikirler keşfetmenin, yaratıcı sürecin ayrılmaz parçaları olduğuna dikkat çeken Renk Erbil; "Kışın küçük adımları kutlanmalı. Bu bizi hayata bağlı tutar, yaratıcı pratiğimizle bağlantıda kalmamızı sağlar. Bu yüzden bu sergiye Winter Tale adını verdik" ifadelerini kullandı. "Babamla çalışmak çok zor" Devrim Erbil'in çocukları olarak Devrim Erbil Management'ın da içinde yer aldıklarını aktaran Renk Erbil; "Babamla çalışmak aslında çok zor. Çok tatlı, şeker bir insandır ama büyük patron olduğu için son kararı o verir. Tabii ki birlikte çalışırken gurur verici şeyler ortaya çıkıyor. Ailemizin 16 ferdi sanat eğitimi, sanat tasarımı ve mimari alanında eğitim aldı. Dünyada bunun başka bir örneği var mı bilmiyorum. Bunun da ayrıca gururunu yaşıyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Sergi, 3 Mart 2025'e kadar ziyaret edilebilecek. ### Karaca, Heykeltıraş Seçkin Pirim'in Milano sergisinin destekçisi oldu Heykeltıraş Seçkin Pirim, İtalya'nın en önemli müzelerinden Triennale di Milano'da kişisel sergisini açıyor. Karaca 'nın da sponsorlarından biri olduğu sergi, Pirim'in daha önce sergilenmemiş veya sanatını temsil eden eserlerinden bir seçkiye ev sahipliği yapıyor. Seçkin Pirim 'in 22 Kasım 2024-19 Ocak 2025 tarihleri arasında Triennale di Milano'da gerçekleşen ilk kişisel sergisinin küratörlüğünü Tommaso Tovaglieri üstleniyor. "Gate of Eye" (Gözün Kapısı - 2024) sergisinin güzergahı, Palazzo dell'Arte'nin dışında polyester üzerine araba boyası uygulanmış dev bir heykelle başlıyor; "Vertical Touch" (Dikey Temas), "Seven Days" (Yedi Gün) ve diğer eserlerle devam ediyor. estetik ve tasarım anlayışını sanatla birleştiriyor Karaca, yaptığı bu gibi iş birlikleri ve sponsorluklarla ürünlerinde estetik ve tasarım anlayışını sanatla birleştiriyor. Bu anlayış, markanın yaratıcı vizyonunu ve toplumsal sorumluluk bilincini de pekiştiriyor. Karaca'nın sanatçıları desteklemeye yönelik projeleri, yaratıcı ve özgün tasarımlara sahip koleksiyonlar ve sanatçılarla iş birliği yapmak üzerine odaklanıyor. ### Türkiye'de 2023'te kültür harcamaları arttı Türkiye'de kültür harcamaları, geçen yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 84,7 yükselerek 276 milyar 338 milyon 253 bin lira olarak kayıtlara geçti. Türkiye İstatistik Kurumu, 2023 yılına ilişkin kültür ekonomisi ve kültürel istihdam verilerini açıkladı. Buna göre kültür harcamaları, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 84,7 artarak 276 milyar 338 milyon 253 bin liraya yükseldi. Kültür harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2023'te yüzde 1 olarak gerçekleşti. Toplam kültür harcamaları içinde genel devlet harcamalarının payı yüzde 64,3 oldu. Genel devlet harcamaları içindeki kültür harcamaları, geçen yıl bir önceki yıla kıyasla yüzde 98,1 artarak 177 milyar 594 milyon 791 bin liraya çıktı. Harcamaların yüzde 67,9'u merkezi devlet bütçesinden gerçekleştirildi. Genel devlet kültür harcamalarında en yüksek payı yüzde 24,4 ile mimarlık alanı aldı. Hane halklarının geçen yıl gerçekleştirdiği toplam kültür harcamasının dağılımına bakıldığında, veri işlem ekipmanlarının yüzde 22, televizyon ve ekipmanlarının yüzde 21 ve kitaplara ödenen ücretlerin yüzde 15 paya sahip olduğu görüldü. Kültürel sektörlerde faaliyet gösteren girişimlerin faktör maliyetiyle katma değeri, yüzde 94 artarak 108 milyar 214 milyon 593 bin lira olurken; katma değerin yüzde 22,2'si kayıtlı medyanın basılması ve çoğaltılması, yüzde 13'ü sinema filmi, video ve televizyon programları yapımcılığı, ses kaydı ve müzik yayımlama faaliyetleri ve yüzde 12,1'i mücevher ve benzeri eşyaların imalatı alanında faaliyet gösteren girişimlerce üretildi. Kültürel mal ihracatı yükseldi Kültürel mal ihracatı, bir önceki yıla göre yüzde 47,7 artarak 263 milyar 740 milyon 463 bin lira olarak kayıtlara geçti. Kültürel mal ithalatı da bir önceki yıla göre yüzde 87,5 artarak 149 milyar 553 milyon 210 bin lira oldu. Kültürel mal ihracatının toplam mal ihracatı içindeki payı 2023'te yüzde 4,3 olurken, kültürel mal ithalatının toplam mal ithalatı içindeki payı yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Kültürel istihdam yüzde 9 arttı Kültürel istihdam, 2023 yılında 2022'ye göre yüzde 9 artarak 743 bin kişi olarak belirlendi. Kültürel istihdamda olanların yüzde 60,8'i 30-54 yaş grubunda, yüzde 28,8'i 15-29 yaş grubunda, yüzde 10,4'ü ise 55 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldı. Kültürel istihdamın yüzde 89,3'ünü kültürel meslek alanlarında, yüzde 10,7'sini ise kültürel olmayan meslek alanlarında çalışanlar oluşturdu. Kültürel istihdamda olanların yüzde 38,5'ini el sanatları çalışanları, yüzde 18,7'sini mimarlar, planlamacı ve tasarımcılar, yüzde 9,9'unu yaratıcı sanatçılar ve sahne sanatçıları, yüzde 9,3'ünü ise yazarlar, gazeteciler ve dilbilimciler oluşturdu. Kültürel faaliyet alanlarına göre, mimarlık ve uzmanlaşmış tasarım faaliyetlerinde çalışanların toplam kültürel istihdam içindeki payı yüzde 11,1; yaratıcı sanatlar, gösteri sanatları ve eğlence faaliyetlerinde çalışanların payı yüzde 5,6; programcılık, yayıncılık ve haber ajanslarının faaliyetlerinde çalışanların payı ise yüzde 4,3 oldu. ### Galeri Binyıl, MSGSÜ’lü 6 sanatçıya ev sahipliği yapıyor Galeri Binyıl, 25. yılında her yıl gelenekselleştirerek düzenlediği genç sanatçı seçkisi ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor. "Yansımalar" başlıklı karma sergi, 5 Aralık 2014-12 Ocak 2025 tarihleri arasında Galeri Binyıl’da ziyaretçilerini bekleyecek. Küratör İlknur Şanal, sanat hayatında mezun olduğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin (MSGSÜ) farklı disiplin öğrencilerinden seçki oluşturarak, onların sanat dünyasında yer bulmalarına olanak sağlama misyonu ile genç sanatçılara sergi desteğini sürdürüyor. Duru Bozkurt, Mevsim Çağan, Aylin Çamaşuvi, Buket Gül, Hikmet Sabri Havare ve Yiğit Sarışın’dan oluşan 6 sanatçının katılımı ile oluşan sergide, sanatçılara ait farklı boyutlar ve tekniklerle hazırlanmış eserler sergilenecek. "YANSIMALAR" HAKKINDA... Yansıma sadece fiziksel bir olgu değil, aynı zamanda derin anlamlar taşıyan bir kavramdır. Bir su birikintisinde gökyüzünün, aynada yüzümüzün, hatta bir kalpte başka bir ruhun yansıması… Doğa, yansımaların en güzel örneklerini sunar. Göl yüzeyinde ağaçların, bulutların ve güneşin tertemiz yansıması… Bu yansımalar, doğanın güzelliğini ve dinginliğini gözler önüne serer. Bir yandan da doğanın döngüsünü, sürekli değişimini ve yenilenmeyi simgeler. Doğayı, ekolojik dengeyi koruma sorumluluğumuzla bu yansımaları da görmeye devam edebiliriz. Yansıma, kültürlerde ve sanat eserlerinde de önemli bir yer tutar. Mitolojilerde, efsanelerde ve dinlerde yansıma, genellikle iki dünya arasındaki bir köprü olarak görülür. Ayna, geçmişle gelecek, gerçekle hayal arasında bir geçiş kapısıdır. Sanatta ise yansıma, derin anlamlar taşıyan sembollerden biridir. Bir sanatçı, su birikintisindeki yansımayı kullanarak yalnızlık, hüzün veya umut gibi duyguları ifade edebilir. İnsan, hem dış dünyayı hem de iç dünyasını yansıtır. Bir aynaya baktığımızda fiziksel görünüşümüzü görürüz. Ancak bu yansıma, aynı zamanda iç dünyamızın bir aynasıdır. Gözlerimizdeki parıltı, yüzümüzdeki ifade, o anki duygularımızı yansıtır. İlişkilerimizde de birbirimizi yansıtırız. Karşıdaki insan, bizim içimizdeki bazı özelliklerimizi tetikleyebilir veya bize kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Psikolojide yansıma, kişiliğin oluşumu ve gelişiminde önemli bir rol oynar. Çocukluk yıllarında, çocuklar çevrelerindeki insanları taklit ederek, onların davranışlarını ve değerlerini içselleştirirler. Bu süreç, bir anlamda bir yansıtma sürecidir. Karşılaştığımız insanlar, geçmiş deneyimlerimiz ve yaşadığımız olaylar, kendi iç dünyamızda yankılar oluşturur. Bu yansımaların tümü bize hem kendimizle hem de çevremizle, çevre bilincimizle ilgili çok şey anlatır. Bu düşüncelerle yoğunlaşabileceğiniz karma sergiyi Galeri Binyıl - Rüştiye Sokak No: 24/1 Kalamış, Kadıköy - İstanbul adresinde izleyebilirsiniz. ### Merve Tüfekçi Emre’den "Şifa Sanatı" sergisi Şifa Sanatçısı Merve Tüfekçi Emre, "Healing Art by Healing Hands" ismini verdiği ilk sergisini 42 Maslak’ta konumlanan Artopol Galeri’de sanatseverlerin beğenisine sundu. Her tablosuna sanatla birlikte şifa yükleyen başarılı sanatçı; “Yaşam alanlarınızda bulundurduğunuz her şey sizi gülümsetsin ve iyi hissettirsin” diyor. Sergi, 31 Aralık 2024 tarihine kadar ziyaretçilere açık olacak. 1986 İstanbul doğumlu Merve Tüfekçi Emre, sanat eğitimini Parsons The New School for Design’da tamamladı. Zamanla içsel yolculuğunda derinleşerek kişisel gelişim, enerji eğitimi ve sanat terapisi alanlarında uzmanlaşarak, farklı disiplinlerle çalışmaya başladı. Sanatçı, resimleri ile yalnızca estetik bir deneyim sunmayı değil, aynı zamanda izleyiciyi kendi içsel yolculuğuna davet etmeyi hedefliyor. Her bir tablo, bir dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Bastırılmış duyguların serbest bırakıldığı, özgürleşmenin kutlandığı birer meditasyon alanı sunuyor. Sergi açılışında Sanatçı Merve Tüfekçi Emre'yi, Artopol Galeri Sahibi Pınar Türker Uygun ve Toplum Gönüllüleri Vakfı Gönüllüsü Yazar Sedef Betil de yalnız bırakmadı. Tüm eserlerde coşku ve mutluluk var Eserleriyle ilgili bilgi veren Şifa Sanatçısı Merve Tüfekçi Emre; “2018-2019 dönemi benim dönüşüm yaşadığım, yeniden dönüştüğüm, küllerimden yeniden doğduğum, kabuk değiştirdiğim bir zamandı. O dönem çok eser yaptım. Hepsi benim içimde, ne zaman coşkuyu bulsam o zaman yaptığım tablolar olma özelliğini taşıyor. Hiçbir zaman mutsuzken, ‘Resim çizeyim de moralim düzelsin’ demiyorum. İçimde coşkuyu, o tanrısallığı hissettiğimde hemen bir şeyler çıkarmak, renklerle çalışmak istiyorum. O coşkuyu akıtıyorum resimlerime. Burada sunta üstüne, kraft kâğıt üstüne, tuval üstüne, beyaz kâğıda, karton üstüne, tahta üstüne yapılmış 45 eser var” dedi. Esra Özkan, Serpil Naz Özkan ve İsmail Özkan... “Ruhunuzu yücelten resim ve objeleri tercih edin” Sağlık ve mutluluk için pozitif duyguların ne derece önem taşıdığına dikkat çeken Merve Tüfekçi Emre; “Yaşam alanlarınızda bulundurduğunuz her şey sizi gülümsetsin ve iyi hissettirsin. Kafa karışıklığı, kaygı ve mutsuzluk hissi veren hiçbir şeyi yaşam alanlarınızda bulundurmayın. Sağlığınız ve mutluluğunuz için sizde pozitif duygular ve düşünceler uyandıran, ruhunuzu yücelten resim ve objeleri tercih edin. Burada gördüğünüz her tablo, şifa sanatı uygulanarak yapıldı. Sizi gülümsetmesi, kalbinizi sevgiyle doldurması ve yaşam enerjinizi yükseltmesi niyeti ile bu sergiyi gezebilirsiniz. Tabloları gezerken önce derin bir nefes alın, yavaşça nefesinizi verirken gülümseyin, tabloya bakın; sevgiyi, şifayı ve mucizeleri kalbinize kabul edin. Şifa olsun” şeklinde konuştu. GELİRİ TOPLUM GÖNÜLLÜLERİ VAKFI'NA BAĞIŞLANACAK 2 Kasım 2024 tarihinde gerçekleşen workshopta, katılımcılar eşliğinde hazırlanan şifa tablosu da sergide yerini aldı. Dünya tablosu ve sergideki tüm tablolar www.artopol.com internet sitesinde satışa sunuldu. 31 Aralık tarihine kadar sanatseverler, internet sitesi üzerinden de beğendikleri tabloları satın alabilecekler. Ayrıca, "Dünya" tablosundan elde edilecek gelirin tamamı Toplum Gönüllüleri Vakfı'na bağışlanacak. Sergi, 31 Aralık tarihine kadar 42 Maslak’ta konumlanan Artopol Galeri’de ziyaretçilere açık olacak. ### Aralık ayında Decollage Art Space’te neler var? Bu ay, Decollage Art Space’te sanatseverleri yeni yıl ruhuna uygun sıcak ve yaratıcı atölyeler karşılıyor. Dopdolu geçecek bir aya hazırsanız, atölye takvimlerine gelin birlikte göz atalım. Suluboya, illüstrasyon, monovino, heykel, yağlıboya gibi sevilen atölyelere, bu ay sürpriz etkinlikler de dahil oluyor. Aralık ayında hediye alışverişi stresi yaşamamak için etkinlik programlarına şimdiden yerinizi ayırtın. İşte, yeni bir yıla adım atarken kendinizi sanata bırakacağınız Decollage Art Space yeni yıl sanat etkinlikleri: Suluboya Atölyesi / 7-21 Aralık Decollage Art Space'te sanatı paylaşmanın güzelliği bir başka. Yılbaşı coşkusunu resim yapmanın en keyifli yollarından biri ile yaşamaya hazır olun! Yılbaşını renklerle kutlamak isteyenler için suluboya sanatını deneyimleme fırsatı! 7 ve 21 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek atölyelere katılarak, temel suluboya tekniklerini öğrenebilir, yaratıcılığınızı özgürce kullanacağınız birkaç saat geçirebilirsiniz. Sizi yeni, yaratıcı ve renkli bir başlangıç ​​yapmaya davet eden suluboya ile ilk resim deneyiminizi yaşayın. The Art Club / 14-28 Aralık Yılbaşı ruhunu çatıda sanat, şarap ve sohbetle yaşamak isteyenlere özel bir buluşma: The Art Club! Bu özel etkinlik, yılbaşı dekorları ve sıcak bir ambiyans eşliğinde yaratıcılığını serbest bırakmak isteyenleri bekliyor. Keyifli bir atmosferde gerçekleşen The Art club gecelerinde, müzik, şarap ve lezzetli atıştırmalıklarla birlikte resim yapıyor, aynı zamanda yeni yılı karşılamanın heyecanını sanatla taçlandırıyoruz. Gecenin sonunda kendi sanat eserinizle ayrılacağınız bu muhteşem akşam için şimdiden programınızı ayarlayın! Modern Kintsugi / 22 Aralık Kintsugi sanatını öğreneceğiniz 6 saatlik bir atölye deneyimi 22 Aralık’ta Decollage Art Space’te sizleri bekliyor. Farklı sanatlara ilgisi olanlar için aynı zamanda bir yaşam dersi sunan Kintsugi ile tanışmak ve zihninizi sakinleştirecek birkaç saat geçirmek için eşsiz bir fırsat! Kusurların güzelliğini vurgulamaya adanmış bir sanat olan kintsugi felsefesinin izinde bu atölyede kırık seramik parçalarını onaracak ve onlara yeni bir form kazandıracaksınız. Dersin sonunda kendi kintsugi eserinizle ayrılırken yeni yıla kendi eksik veya hatalı bulduğunuz yanları da kucaklamanın biricikliğini keşfederek girmiş olacaksınız. İllüstrasyon / 8-15 Aralık “Küçük başlangıçlar, büyük hikayeler” tam da bu atölyenin mottosu! Bu resim atölyesinde, temel çizim tekniklerini ve kendi karakterlerinizi yaratmayı deneyimleyeceksiniz. İster yeni başlayan olun ister çizimle uzun süre ilgilenin, bu atölye herkes için yaratıcı bir serüven sunuyor. Her hafta farklı bir tema ile gerçekleşen illüstrasyon atölyelerinde katılımcılar karakter çizmenin ve yaratmanın temel tekniklerini öğreniyor. Hayal gücünüzü çizgilere ve renklere dönüştürecek bu atölyenin Aralık temaları arasında Hayao Miyazaki, Küçük Prens ve yılbaşı atmosferini yansıtan temalar yer alıyor. Konser: Gülsin Onay / 8 Aralık Uluslararası kariyeri ile dikkat çeken hem ülkemizde hem de yurtdışında prestijli ödüller almış Gülsin Onay, erken yılbaşı konseri ile Decollage Art Space sahnesinde! Bir yılbaşı klasiği haline dönüşen Gülsin Onay konseri harika bir seçki ile bu yıl da sizlerle buluşuyor. Klasik müziğin zarafetini yeni yıl ruhu ile birleştiren bu eşsiz programa tüm sanatseverleri davet ediyoruz. Yılbaşı öncesinde sevdiklerinizle muhteşem bir müzik deneyimi yaşamak için biletlerinizi erkenden ayırmayı unutmayın. MonoVino: Bu Bir Aşk Hikayesi Şarap tadımının tiyatro ile bir araya geldiği MonoVino deneyimini yaşamadan seneyi kapatmayın! Çoklu duyusal bir deneyim sunan MonoVino’da üç farklı şarap ve peynir tadımı yapacak, aynı zamanda şarapların hikayelerini tek kişilik interaktif bir performans eşliğinde deneyimleyeceksiniz. Keyifli bir atmosferde, büyük masalarda kalabalık bir toplulukla paylaşacağınız bu özel anları yıl bitmeden yakalayın. Linol Baskı Atölyesi / 15-28 Aralık Linol baskı tekniği ile yeni yıl kartı tasarımı yapacağınız bu atölyede geleneksel baskı sanatının en temel adımını deneyimleyeceksiniz. Sevdiklerinize kendi ellerinizle özel bir hediye hazırlayacağınız bu atölyeyi kaçırmayın! Sevdiklerinize Sanat Hediye Edin! Yılbaşı hediye arayışının ve stresinin yoğun olduğu bu dönemde sevdiklerinize yeni bir deneyim armağan etmek isterseniz, Decollage Art Space'in yılbaşına özel atölyelerini inceleyebilirsiniz. Sanat paylaşımı sadece bir hediye değil, kalıcı bir anı yaratmanın da en güzel örneğidir. Sevdiklerinizi yaratıcı etkinliklere davet ederek hem birlikte güzel bir anı paylaşır hem de hayal gücünü harekete geçirmenin tatlı bir fırsatını yakalarsınız. Sanatla ve yaratıcılıkla dolu mutlu bir yıl dileriz... ### "Denim Ötesi" sergisi Kalyon Kültür'de açıldı İngiliz sanatçı Ian Berry'nin "Denim Ötesi (Beyond Denim)" isimli sergisi, Kalyon Kültür'de sanatseverlerle buluştu. Denim kumaşı çağdaş sanatla ilk kez buluşturan ve çarpıcı eserleriyle tanınan Berry, bu sergisinde bugüne kadar ürettiği resim ve enstalasyonlarından geniş bir yelpazeyi beğeniye sunuyor. Ian Berry, kotlarla sanat eseri üretme hikayesini şöyle anlattı: "O zamanlar farklı tonlarda gazete kupürleri kullanarak Tony Blair'in bir portresini yapmıştım. Paskalya zamanı aile evime döndüm ve annemin dolabımı temizlemeye başladığını fark ettim. Londra'ya taşınacaktım. O sırada bir kot yığını gördüm; farklı tonlardaydılar ve artık bana olmuyorlardı. O kotları giydiğim zamanları hatırladım ve onları hayır kurumuna vermeyi düşünüyordum ama sonra onları kesebileceğim aklıma geldi. Başlangıçta sadece biraz eğlenmek için yaptığım bir şeydi. Teknikleri karşılaştırmayı düşünerek başladım. Çalışmam biraz daha Banksy tarzındaydı. O zamanlar sokak sanatına çok meraklıydım. Kotları keserken onları giydiğim anılar aklıma geldi ve sonrasında kotlarla bağımı fark ettim. Başkalarının da kotlarla kurduğu bağları düşünmeye başladım. İlk başlarda bunun gerçekten harika bir fikir olduğunu düşündüm. Kot, benim için çağdaş zamanları hem iyi hem kötü yönleriyle tasvir etmek için gerçekten iyi bir malzeme oldu." "İstanbul'daki sanatseverlerin çalışmalarımı görmelerini dört gözle bekliyorum" Berry, "Denim Ötesi (Beyond Denim)" sergisinde farklı dönemlerden çalışmalarının yer aldığına dikkat çekerek; "Sergide farklı parçalar var. 'Gizli Bahçe' eserini farklı ülkelerde sergiledim ve her zaman sergilendiği alanlara uyum sağladı. İnsanların merdivenlerden çıkarken şaşkınlıkla tepkiler verdiğini duyabiliyorum. İstanbul'daki sanatseverlerin çalışmalarımı görmelerini dört gözle bekliyorum" dedi. Sergiye İstanbul'dan ilham alan bir çalışmayı ekleyebileceğini söyleyen Ian Berry, ünlü isimlerin portrelerini kot üzerinde çalıştığını dile getirerek; "Çok heyecan verici projeler olduğu için gerçekleşmeden önce bir şey söyleyerek şansı zorlamak istemem. Özellikle ünlü kişilerin kotlarını kullanarak yaptığım portreler üzerine çalışıyorum. Bir sonraki durağımın, denim kumaşının modern evlerinden San Francisco olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu. "Şiddeti, öfkeyi, kavgayı sanat iyileştirir" Kalyon Holding Sosyal ve Kültürel İşler Komitesi Başkanı Reyhan Kalyoncu ise Kalyon Kültür'de yaptıkları işlerle tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkıp, özellikle gençlere ilham vermeye gayret ettiklerini söyledi. Kalyoncu, kültür ve sanat faaliyetlerinin toplumu iyileştirdiğinin altını çizerek; "Biliyoruz ki şiddeti, öfkeyi, kavgayı sanat iyileştirir. Farklı kimlikleri ve kültürleri, ortak bir dil ve duyguda sanat buluşturur. Herkesi Kalyon Kültür'de sanatın renkli ve zengin dünyasını keşfetmeye davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. "farklı bir sorgulama alanı sunuyor" Serginin küratörü Aslı Bora da Ian Berry'nin dünyada kot kumaşı kullanarak sanat eseri yapan ilk kişilerden biri olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ian Berry, o tüketim mekanizmasının içinden ve aynı zamanda o kitle kültürünün içinden denim kumaşı alıyor ve farklı bir sorgulama alanı sunuyor." Bora, Alman felsefeci Theodor W. Adorno'nun "Sanat, görünmeyen gerçekleri göstermek için bir araçtır" sözünü hatırlatarak, "Denim Ötesi" sergisi kapsamında uluslararası müzecilik kriterlerine uygun ve sürdürülebilirlik temasıyla çeşitli atölyeler düzenleyeceklerini sözlerine ekledi. Nişantaşı'ndaki tarihi Taş Konak'ta açılan sergi, 14 Şubat 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. ### Rahmi Koç Müzesi’nden at ve otomobile saygı duruşu sergisi Bu yıl 30’uncu yılını kutlayan Rahmi Koç Müzesi, sanat ve mühendislik dünyasını bir araya getiren “Beygir Gücü” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, M.Ö. 2’nci yüzyıldan günümüze atın sanatta ve mühendislikteki izlerini sürerken, ‘beygir gücü’ kavramıyla otomobilin endüstri tarihindeki dönüşümünü bir arada keşfetme fırsatı sunuyor. Rahmi Koç Müzesi’nin 30’uncu yılına özel olarak hazırladığı “Beygir Gücü” sergisi, 27 Kasım 2024 tarihi itibarıyla ziyarete açıldı. Sergi, iki ana başlık altında ziyaretçileri sanat ve mühendislik dünyasında büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor: “Rahmi Koç Koleksiyonu’ndan At Figürleri” ve “Rahmi Koç Müzesi’nden Otomobil Hikâyeleri” Mustafa Koç Binası/Tarihi Lengerhane Binası’nda yer alan "At Figürleri" bölümü, atın sanattaki yerini keşfe davet ederken; Erdoğan Gönül Galerisi’ndeki "Otomobil Hikâyeleri" bölümü, otomobilin 19’uncu yüzyıldan günümüze uzanan mühendislikteki dönüşümünü gözler önüne seriyor. “Sanat ve mühendisliği buluşturuyoruz” “Beygir Gücü” sergisinin açılışı, 27 Kasım’da Rahmi Koç Müzesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla yapıldı. Basın toplantısında Rahmi Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı Haydar Yenigün, Rahmi Koç Müzesi Koleksiyon Bölümü Yöneticisi Gözde Akyüz, Küratör Serra Kanyak, serginin sponsorları Ford Otosan, Otokar, Otokoç Otomotiv, Tofaş, Opet, Türk Traktör ve BPlas bir araya geldi. Rahmi Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, toplantıda yaptığı konuşmada “Rahmi Koç Müzesi’nin 30’uncu yılı onuruna, birbirini tamamlayan iki farklı temayı tek bir başlık altında buluşturduk ve 'Beygir Gücü' sergisi ortaya çıktı. Atlar, binlerce yıldır hem ulaşım hem de yük taşıma ihtiyacını karşıladığı gibi sanatın ve kültürün vazgeçilmez bir parçası oldu. Bu güçlü ve çevik hayvanlar, James Watt’ın 18’inci yüzyılda icat ettiği ‘beygir gücü’ kavramıyla mühendisliğin de temel simgelerinden biri haline geldi. Müzemizin kurucusu Sayın Rahmi Koç’un ata ve otomobile duyduğu derin ilgi, bu serginin ilham kaynağı oldu. Kendisinin koleksiyonumuzda yer alan tam boyutlu, model ve oyuncak otomobiller ile at figürleri, bu serginin temel taşlarını oluşturuyor. Böylelikle sanat ve mühendislik, geçmişle geleceği buluşturan bu sergiyle bir araya geldi. Ziyaretçilerimizi atların sanatta, otomobillerin yaşamda bıraktığı izleri keşfetmeye davet ediyoruz” dedi. "çok değerli bir deneyim sunuyor" Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı Haydar Yenigün ise “Rahmi Koç Müzesi 'nin daimi destekçilerinden biri olmaktan gurur duyuyoruz. Müze, endüstrinin tarihsel mirasını 7’den 70’e herkese aktarma konusunda önemli bir rol üstleniyor. ‘Beygir Gücü’ sergisi ile 30’uncu yaşını kutladığımız müze, tarihte sanatla mühendisliğin buluştuğu çok değerli bir deneyim sunuyor. Koç Topluluğu’nun otomotiv sektörü öncülüğündeki şirketleri olarak, Rahmi Koç Müzesi’nin kültürel mirası yaşatma misyonuna destek vermekten mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. Atlara vefa: Rahmi Koç Koleksiyonu’ndan At Figürleri Serginin “Rahmi M. Koç Koleksiyonu’ndan At Figürleri” bölümünde, M.Ö. 2’nci yüzyıldan günümüze farklı coğrafyalardan ve kültürlerden seçilen at formunda yaklaşık 1000 adet eser ve görsel sergileniyor. Bunlar arasında Uzak Doğu kukla tiyatrolarında kullanılan at kuklaları, tapınak süslemesi olarak kullanılan atlar, Fransız, İngiliz ve Amerikan atlıkarınca atları, Çin ve Tayland menşeili pişmiş toprak ve seramik atlar, çekçekli ve sallanan oyuncak atlar gibi birbirinden renkli ve ilgi çekici pek çok örnek mevcut. Sergide ayrıca Vehbi Koç, Mustafa V. Koç’a ait, İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü’ye ait binicilik kıyafetleri de yer alıyor. Serra Kanyak, küratörlüğünü üstlendiği bölüm hakkında şunları söyledi: “At, güçlü ve çevik yapısıyla yüzyıllardır insanlığın ulaşım ve taşıma ihtiyacını karşılarken, sanatın da en önemli objeleri arasına girmiştir. At temasının sanattaki yeri, antik çağlardan günümüze uzanan geniş bir yelpazeye yayılır. At, Antik Yunan’dan Roma’ya, Orta Çağ’dan Rönesans’a kadar farklı dönemlerde ve coğrafyalarda belki de insandan sonra en çok tasvir edilen figürlerden olmuştur. Serginin bu bölümü, atın sanatsal yansımalarının nadir örneklerini sunarken, otomobilin ortaya çıkışı öncesi ulaşım tarihinin yükünü sırtlayan ata bir vefa niteliği de taşıyor.” Dört naldan dört tekere: Rahmi M. Koç Müzesi’nden Otomobil Hikâyeleri Serginin “Rahmi Koç Müzesi ’nden Otomobil Hikâyeleri” bölümü ise 1800’lerin sonundan itibaren teknoloji ve tasarımın değişimini ortaya koyan nadir otomobil örneklerinden bir seçkiyi ziyaretçilerin dikkatine sunuyor. Bölüm, Türk mühendisliğinin sembollerinden Anadol gibi efsanevi modellerden 1881 yapımı Benz Tricycle’a, 1918 yapımı Ford Model T’den 1990 yapımı Dodge Viper’a kadar 35 otomobilin yer aldığı zengin bir seçki içeriyor. Bölümün küratörlüğünü üstlenen Gözde Akyüz; “Gerek kendi koleksiyonumuzdan seçtiklerimiz gerekse bu konuya ilgi duyan koleksiyonerlerin katkılarıyla sergiye kattığımız otomobiller ile endüstrinin 19’uncu yüzyıldan başlayıp, günümüz modern otomobillerine kadar uzanan gelişim hikâyesini özetlediğimiz bir teşhir hazırladık. Bunu yaparken de geniş koleksiyonumuzdan mümkün mertebe gelişim sürecinde mihenk taşı olarak nitelendirilebilecekleri seçmeye özen gösterdik. Otomobiller, mühendislikte yeniliklerin ve tasarımda cesaretin simgesi. Serginin bu bölümü, dört nalın dört tekere dönüşerek nasıl bir endüstri haline geldiğini ve bir teknoloji devrimine dönüştüğünü anlatıyor” değerlendirmesinde bulundu. “Beygir Gücü” sergisi, 10 Haziran 2025 tarihine kadar Rahmi Koç Müzesi ’nde ziyaret edilebilir. Rahmi Koç Müzeleri Hakkında... Rahmi Koç Müzesi, Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 1994 yılında kapısını İstanbul’da ziyaretçilerine açan Rahmi Koç Müzesi, otuzuncu yılının sonunda dört ayrı müzesi, Ankara, Cunda, Ayvalık ve bir kitaplığı ile dünya endüstriyel mirasının değerli örneklerini barındıran, dünya ölçeğinde tanınan ve takdir edilen bir kültür kurumudur. Toplamda 20 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi Koç Müzeleri’nde karayolu ulaşımı, raylı ulaşım, havacılık, denizcilik, makineler, iletişim, bilimsel aletler, model ve oyuncaklar görülebilir. ### İskeleleri, vapurları ve kıyıları ile Üsküdar ve Boğaz Üsküdar ve Boğaz’ın 1800’lü yıllardan başlayan eski görüntüleri, “Üsküdar’dan Boğaz’a, Boğaz’dan Üsküdar’a” başlıklı sergi ile gündeme geldi. Kadıköylü ünlü koleksiyoner Dr. Seyhun Binzet’in özel koleksiyonunda bulunan eski kartlar ve fotoğraflardan oluşan sergi, Üsküdar Nevmekan Galeri’de açıldı. Üsküdar ve Boğaz hattındaki eski kartlarda yer alan iskeleler, vapurlar ve kıyıların 1800’lü yıllardan başlayan gravür, fotoğraf ve belgelerdeki görüntülerinin yer aldığı sergi, büyük ilgi görüyor. Sergi, 5 Ocak 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Serginin açılışı, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tarafından yapıldı. Çok sayıda davetlinin katıldığı açılış sırasında Seyhun Binzet, bazı görsellerin hikayeleri hakkında konuklara bilgi verdi. ### İkinci kez Emmy'ye aday gösterilen Haluk Bilginer, New York'ta! Usta oyuncu Haluk Bilginer, ikinci kez Uluslararası Emmy Ödülleri'nde aday gösterildi. Bilginer, 52. Uluslararası Emmy Dünya Televizyon Festivali kapsamında New York'a gitti. Uluslararası Emmy Ödülleri'nde Türkiye'yi dizi dalında "Safir" temsil edecek. Haluk Bilginer ise "En İyi Erkek Oyuncu" kategorisinde ülkemizi temsil edecek. Uluslararası Emmy Ödülleri'nde 21 ülkeden 56 aday, 14 kategoride yarışıyor. 52. Uluslararası Emmy Dünya Televizyon Festivali, 23-24 Kasım tarihlerinde New York'ta düzenlendi. Festival, geleneksel olarak Uluslararası Emmy Ödülleri'nden önceki hafta sonu gerçekleşiyor ve aday gösterilenler, bu geniş kapsamlı etkinlikte bir araya geliyor. Haluk Bilginer, Emmy Ödülleri kapsamında düzenlenen basın toplantısına katıldı. Uluslararası Emmy Ödülleri'nin resmi sosyal medya hesabında paylaşılan kareler büyük ilgi gördü. ### İklim Liderleri Ödülleri sahiplerini buldu İklim değişikliğiyle mücadele ve "Temiz su, temiz toprak, temiz hava" hedefiyle 2019'da kurulan Bizim Dünyamız Vakfı tarafından üçüncüsü düzenlenen İklim Liderleri Ödül Töreni, İstanbul Sinema Müzesi’nde bulunan Atlas Sinemaları’nda gerçekleştirildi. Ödül töreninde, sürdürülebilir dünya için çalışmalarda bulunan kurum ve şahıslara ödülleri takdim edildi. İklim değişikliği ile mücadele amacıyla faaliyetlerini sürdüren Bizim Dünyamız Vakfı tarafından düzenlenen zirvede, dünyanın karşı karşıya kaldığı doğal afetlerin yanı sıra iklim değişikliği nedeniyle ekonomilerin yüzleştiği krize dikkat çekildi. Küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyle sınırlanamaması durumunda artan doğal felaketlerin tüm dünya ekonomilerini büyük zarara uğratacağını ifade eden Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik, iklim değişikliğinin gıda güvenliğinden sağlığa, enerjiden iklim sığınmacılarına kadar birçok krizi beraberinde getirdiğini vurguladı. HALİSÇELİK: İKLİM KRİZİNE KARŞI TOPLUMUN TÜM KESİMLERİ BİRLEŞMELİ İklim değişikliğinin insan eliyle meydana geldiğine dikkat çeken Halisçelik, insanoğlunun dinazorların yaşadığı sonu paylaşmaya çok yaklaştığını ve bunu değiştirmenin de yine insanoğlunun elinde olduğunu belirterek şunları söyledi: "Dünyamızla Rus ruleti oynuyoruz ve kazanırsak, kaybedeceğiz. Gelecek nesillerden emanet aldığımız bu dünyayı, yine yaşanabilir bir şekilde torunlarımıza devretmeliyiz. İklim krizine karşı verilen mücadele; hükümetler, özel sektör ve STK'ların el ele vermesiyle toplumun tüm kesimleri bir araya geldiğinde kazanılabilir." SEMA GÜRAL’A ÇEVRE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI İÇİN ÖZEL ÖDÜL Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Sema Güral, çevre dostu ürün tasarımı ve üretimi, çalışanlarına iklim değişikliği konusunda farkındalık kazandırması, hurda ve atıkları yeniden üretim sürecine dahil etmesi, ayrıca biyoçeşitlilik ve ekosistemlerin korunmasına yönelik çalışmaları nedeniyle ödüle layık görüldü. Güral'a ödülü, Bizim Vakfımız Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi ünlü ressam İsmail Acar tarafından kat’ı sanatıyla hazırlanarak bizzat takdim edildi. İKLİM LİDERLERİ ÖDÜLLERİ HAKKINDA… İklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir bir dünya hedefiyle faliyet gösteren Bizim Dünyamız Vakfı, dünyanın iyiliği için yapılan çalışmalara dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla her yıl kasım ayı sonunda İklim Liderleri Ödülleri düzenliyor. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen törende Kütahya Porselen, Kalyon Enerji, KlimateNet, Deutsche Telekom, JCİ Türkiye, Canlı Radyo TV Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Yüce, Tulkas Mühendislik ve Teknoloji Kurucu Ortağı Kaan Gölcek, SoilBiom Kurucu Ortağı Atakan Yıldız, E-Sular Kurucu Ortağı ve CEO’su Erhan Sandal, İnovista Aktif Karbon ve İleri Malzeme Teknolojileri Kurucusu Onur Aydın, Zemzem Atelier Kurucusu ve Tasarımcısı Zemra Acarlı, Bilici Global Yöneticisi Burcu Bilici, GRINOVE Materials Kurucu Ortakları Irmak Çağlayanel ve Selen Atar, TRT World Just 2 Degrees programı adına Semih Göncü ve Hatem Faried ödül aldı. ### Caravaggio'nun gizlenen portresi ilk kez Roma'da sergileniyor İtalyan ressam Caravaggio ’nun sırlarla dolu Maffeo Barberini portresi, ilk defa Roma’da sanatseverlerin karşısına çıktı. 60 yıldır özel bir koleksiyonda tutulan başyapıt, İtalya'daki Palazzo Barberini Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu. Sanat dünyasında efsane haline gelen İtalyan ressam Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun Maffeo Barberini portresi, 60 yıl sonra ilk kez Roma’da sergileniyor. Yıllardır özel bir koleksiyonda tutulan başyapıt, Palazzo Barberini Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu. "İMKANSIZ OLDUĞU DÜŞÜNÜLÜYORDU" İtalya Ulusal Antik Sanat Galerileri Müdürü Thomas Clement Salomon, uzun süren çabalar sonucunda bu projeyi hayata geçirdiklerini belirtirken; “Herkes bunun imkânsız olduğunu düşünüyordu,ama başardık!” diyerek tablonun halka açılmasının önemini vurguladı. İNCELEMEYE SUNULMAMIŞTI Floransa’daki özel koleksiyonda saklanan ve hiçbir sergide yer almayan eser, akademisyenlerin dahi incelemesine sunulmamıştı. Şimdi ise Caravaggio ’nun günümüze ulaşan nadir portrelerinden biri olarak büyük ilgi görüyor. Tablo, Barberini’nin Vatikan’da yükseldiği dönemi, 30’lu yaşlarını resmediyor. "KALICI HALE GETİRMEK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ" Portre, 23 Şubat 2025’e kadar İtalya'nın başkenti Roma'daki Palazzo Barberini’de sergilenecek. İtalya Kültür Bakanlığı, eserin müzede kalıcı olması için satın alınması adına çalışmalar yürütüyor. Salomon; “Sergilemek ilk hayalimizdi. Şimdi bu tabloyu kalıcı hale getirmek için mücadele edeceğiz” dedi. MAFFEO BARBERİNİ HAKKINDA... Maffeo Barberini (1568-1644), İtalyan din adamı ve 1623-1644 yılları arasında Papa VIII. Urbanus olarak görev yapmış önemli bir figürdür. Barberini ailesinin bir üyesi olan Maffeo, özellikle Roma Katolik Kilisesi'ndeki reformları, sanata verdiği destek ve politik hamleleriyle tanınır. Caravaggio’nun Maffeo Barberini portresi, Barberini’nin Papa olmadan önceki dönemini yansıtıyor. Barberini, Roma’daki önemli kilise pozisyonlarını doldurduğu dönemde Caravaggio ile tanışmış ve ona destek vermiş olabileceği düşünülüyor. Maffeo Barberini, sanat dünyasındaki etkisi ve politik gücüyle hem Katolik Kilisesi’nin tarihinde hem de İtalyan sanatında derin izler bırakmıştır. Kaynak: NTV Kültür Sanat ### Türkiye'den 3 müze "Avrupa Yılın Müzesi" ödülüne aday gösterildi Avrupa'da müze kavramı açısından mükemmelliği övmek ve uluslararası müzecilikte yenilikçi süreçlere teşvik etmek amacıyla verilen "Avrupa Yılın Müzesi" ödüllerinin 2025 yılı adayları açıklandı. Avrupa Konseyi'nin himayesinde Avrupa Müze Forumu (EMF) tarafından 1977'den bu yana her yıl düzenlenen prestijli müzecilik ödülüne, bu yıl Türkiye'den 3 müze aday gösterildi. Türkiye'den modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, Türk resim sanatının önemli temsilcilerini eserlerinin sergilendiği İş Bankası Resim Heykel Müzesi ve Bodrum Kalesi'nin içinde olup, 1964'den bu yana hizmet veren Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, adaylar arasında yer aldı. Adaylar arasında ayrıca Avusturya'dan "Salon Stolz" ve "Wien Museum", Danimarka'dan "Carl Nielsen Museum" ve "Foundation Museum Ovartaci", Fransa'dan "Enserune", "Oppidum and Archaeological Museum" ve "National Navy Museum", Almanya'dan "Deutschlandmuseum", Yunanistan'dan "Maria Callas Museum", Macaristan'dan "Macaristan Müzik Evi" ve İtalya'dan "Gallerie d'Italia" bulunuyor. Polonya'nın Bialystok şehrinde 21-25 Mayıs 2025 tarihlerinde düzenlenecek The European Museum of the Year Award (EMYA) Yıllık Konferansı'nda, Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri 2025 yılı adayları ve eski adaylar bir araya gelecek. Konferansta tanıtımların yapılmasının ardından, 24 Mayıs'ta düzenlenecek ödül töreninde kazananlar açıklanacak.​ ### Bor Sanat ve Exit Kolektif'in "Konuk Sanatçı Programı" başladı Bor Sanat ve Exit Kolektif iş birliğinde düzenlenen “Konuk Sanatçı Programı” başladı. Mardin’de yaşayan sanatçılarla ulusal/uluslararası deneyimli sanatçıların kolektif bir yaklaşımla çağdaş sanat üretimleri gerçekleştirmeleri amacıyla hayata geçen projenin güz döneminin ilk katılımcıları, 14 Ekim-14 Kasım tarihleri arasında Ahmet Öktem ve Mehmet Akan oldu. Mardin’de üretim yapan 4 yerel sanatçı ve 4 mentör profesyonel konuk sanatçıyı buluşturan projeye seçilen sanatçılar Mehmet Akan, Sidar Alışık, Ayşe Ceren Solmaz ve Rıdvan Aşar olurken; sanatçılara eşlik edecek mentörler ise Ahmet Öktem, Fulya Çetin, Serhat Kiraz ve Handan Börüteçene olacak. Sanat tarihinden günümüze usta çırak ilişkisine referans veren proje kapsamında ulusal ve uluslararası sanatçılar, yılda 4 kez birer aylık dönemler hâlinde Exit Kolektif üretim alanında konaklayacak ve üretimlerini gerçekleştirecek. Kolektif çalışmalar yapan sanatçıların eserleri dört çalışma dönemi sonunda, mayıs ayında EXIT Kolektif Sergi Alanı’nda bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkacak. Sergi sürecine paralel söyleşi programı eşlik edecek. Program kapsamında sanatçılara konaklama, stüdyo mekânı ve üretim desteği, Bor Sanat ve Exit Kolektif tarafından sağlanacak. Program detayları... * Güz Dönemi: 14 Ekim-14 Kasım 2024: Ahmet Öktem & Mehmet Akan 1-30 Aralık 2024: Fulya Çetin & Sidar Alışık * Bahar Dönemi: 10 Mart-10 Nisan 2025: Serhat Kiraz & Ayşe Ceren Solmaz 21 Nisan-21 Mayıs 2025: Handan Börüteçene & Rıdvan Aşar Bor Sanat hakkında... Kültür-sanat faaliyetlerini bilginin, sanat üretiminin gelişimi ve sürdürülebilirliği ışığında yürüten Bor Sanat, sanatın ve sanatçının daha geniş kitlelerce benimsenmesi, tanınması, öğrenilmesi ve bilinmesini amaçlıyor. Kültürel ve sanatsal mirasa dair farkındalık yaratacak projelerini gelecek vizyonuna ekleyerek özellikle bağımsız oluşumları ve sanatçıları destekleme misyonu ile çalışmalarına devam ediyor. Bor Holding Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Cem Hancan’ın sanata olan tutkusu, yıllar içerisinde edindiği sanat koleksiyonunun bir sonucu olarak yola başlayan Bor Sanat; sergiler, konuk sanatçı programları, eğitim ve konuşma serileriyle dikkat çekiyor. ### Afrika'nın en büyük çağdaş sanat etkinliği Dakar'da devam ediyor Senegal'de bu yıl 15'incisi düzenlenen Dakar Bienali, yeniden sanatseverlerle buluştu. Bu yıl "Uyanış" temasıyla 7 Kasım'da kapılarını açan bienalin resmi seçkisinde, 30'dan fazla ülkeden 58 Afrikalı sanatçı yer alıyor. Bienalin "off" ismi verilen, Dakar'daki birçok sanat galerisi, cafe, restoran, sinema ve kamu binalarında düzenlenen yan etkinliklerine ise yaklaşık 3 bin sanatçı katılıyor. İki yılda bir düzenlenen ve çağdaş sanat alanında çalışan Afrikalı sanatçıları bir araya getirmeyi hedefleyen bienalin resmi seçkisi, Dakar'ın Cap Manuel semtindeki eski Adalet Sarayı'nda sergileniyor. Senegal henüz Fransa'dan bağımsızlığını kazanmadan 1958'de hizmet vermeye başlayan binada; fotoğraf, resim, heykel, enstalasyon, dijital sanat, tasarım gibi birçok farklı alanda eserler meraklılarını bekliyor. Eski Başbakan Mamadou Dia'nın 1963'te ömür boyu hapse mahkum edildiği, 1988'deki cumhurbaşkanlığı seçiminin mağlubu Abdoulaye Wade'in yargılandığı bu ikonik yapı, 2016'dan bu yana her iki yılda bir Afrika'nın en büyük çağdaş sanat etkinliğine ev sahipliği yapıyor. 1990'dan bu yana Senegal hükümetinin girişimiyle düzenlenen bienalin bu yıl 400 bin ziyaretçi çekmesi bekleniyor. ABD ve Kabo Verde'nin onur konuğu olduğu 15. Dakar Bienali, 7 Aralık'a kadar gezilebilecek. ### İngiliz sanatçı Ian Berry, Kalyon Kültür’de sanat tutkunlarıyla buluşuyor Denim kumaşı çağdaş sanatla ilk kez buluşturan İngiliz sanatçı Ian Berry ’nin yirmi yıllık çalışma serüveninin en özel eserlerinden oluşan "Denim Ötesi (Beyond Denim)" sergisi, Kalyon Kültür’de sanat tutkunlarıyla buluşuyor. İlk kez Türkiye’de sanatseverlerin beğenisine sunulacak sergide, Berry’nin farklı serilerinden hem resim hem de enstalasyon olarak önemli parçaları yer alacak. Londra’da da büyük beğeni toplayan ve tüm Avrupa’da başarılı etkinliklerde, müzelerde sergilenen "Kapalı Kapılar Ardında (Behind Closed Doors)" sergisinin ana eserlerinin görülebileceği sergide, ayrıca Hotel California’dan Los Angeles’taki Roosevelt Oteli’ni tasvir eden, Ian Berry ’nin sadece denim kullanarak parlattığı "Paradise Lost" eseri de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Pek çok ünlü yıldızın portre çalışması olarak müze ve galerilerde sergilenmesinin yanı sıra dünya çapındaki denim uzmanlarından gelen yanıtları temel alan, Berry’nin ‘Denim Efsaneniz’in kim olduğunu soracağı "Denim Legends" eseri de İstanbullu sanatseverlerle buluşacak. "Denim Ötesi" sergisi, 30 Kasım 2024-14 Şubat 2025 arasında Kalyon Kültür’de ücretsiz olarak gezilebilecek. ### Atık ürünlerin sanat eserine dönüştüğü "0 Zero Point" sergisi açıldı Atıklara yeniden hayat veren yaratıcı bir dönüşüm hikayesi sunan görsel sanatçı Deniz Sağdıç'ın Ankara'da bir AVM'de yapılan sergi açılışına, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu katıldı. Mumcu, Ankara'da böyle bir sergiye katıldığı için mutluluk duyduğunu belirtti. Mumcu, Bakanlık olarak sanatçıları Türkiye genelinde birçok şehirde misafir ettiklerini ifade ederek, "Malumunuz 'Kültür Yolları'nı bu yıl 16 şehirde düzenledik. Ankara da bu duraklarımızdan bir tanesiydi. Ama Kültür Yolu Festivali kapsamı dışında olan bu tarz sergileri de destekliyoruz. Çok kıymetli bir sanatçımızın sürdürülebilirlik üzerine çok kıymetli bir sergisindeyiz." dedi. Sergide dikkatini çeken eserleri anlatan Mumcu, "İlaç kutularından ve ilaçlardan oluşan bir eserimiz var, kotlardan, kıyafetlerimizden alınmış parçalar var. Bu, hem sürdürülebilirlik açısından hem de kullanım alışkanlıklarımız açısından önemli bir şey. Bunun sanatla buluşması çok daha kıymetli. Kendisine teşekkür ediyoruz. Kendisi sadece Türkiye'de değil, uluslararası birçok yerde de güzel sergiler yapıyor. İnşallah ilerleyen tarihlerde ülkemizin tanıtımı için bir şeyler yapacağız. Sanatçılarımız dünyada birçok platformda iyi yerlerdeler, iyi sergiler yapıyorlar." diye konuştu. "ÇEVRE KİRLİLİĞİNİ VE SORUNLARI ÇIKARTAN İNSAN, ÇÖZÜMÜNÜ DE BULACAK OLAN İNSAN" Sanatçı Deniz Sağdıç da sürdürülebilir sanatı, doğa dostu fikirlere ilham vermesi açısından ortaya koyarak, katılımcılarda farkındalık yaratmaya çalıştığını söyledi. Sağdıç, sergide, karton, plastik, ilaç, tekstil, deri gibi insan üretimi atık nesnelerden yaptığı 13 farklı eserin yer aldığını anlattı. Aslında birer ham madde olan atıkların, doğru ayrıştırılması halinde değerlendirme kültürüne hizmet edeceğini göstermeye çalıştığına dikkati çeken Sağdıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün burada farklı yaş ve cinsiyette birçok portreyi göreceksiniz. Bunun da amacı zaten derdimiz insanı insana anlatmakla ilgili. Bütün portreler de sizi izler, sizi takip eder ve size aslında 'bu atıkları atmayın değerlendirin' sorusunu sordurmaya çalışır. Aslında bütün çevre kirliliğini ve sorunları çıkartan insan, çözümünü de bulacak olan insan. Birçok insan portresi ile karşılaşma anı yaratmaya çalışıyorum. Eserlerime uzaktan baktığınızda onları standart bir algı ile yağlı boya zannedersiniz ama yaklaştıkça sizin attığınız bir nesne olduğunu fark edersiniz." Deniz Sağdıç, 2010'dan bu yana sürdürülebilirlikle ilgili projeler yaptığını ifade ederek, 50'den fazla yurt dışında, 200'den fazla da Türkiye'de sergi açtığını kaydetti. Sağdıç, sosyal farkındalığı, ayrıştırma kültürünün inşasını herkese anlatmaya çalıştığını belirterek, "Sürdürülebilirlik çok zor bir mesele değil, herkesi sürdürülebilir bir yaşama davet ediyorum." dedi. Sergi, 31 Ocak'a kadar ziyarete açık olacak. ### Sanat dünyasını ikiye bölen "duvara bantlanmış muz" rekor fiyata satıldı İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın "duvara bantlanmış muz" çalışması, rekor fiyata alıcı buldu. Sotheby's Müzayede Evi tarafından satılan sanat eseri, "kültürel bir fenomen" olarak nitelendirildi. Peki, eseri satın alan kişi muzu yiyecek mi? İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan'ın "Komedyen" (Comedian) adı verilen "duvara bantlanmış muz" çalışması, 2019 yılında 120 bin dolara alıcı bulmuştu. Duvara bantla yapıştırılan sıradan bir muzun binlerce dolara alıcı bulması, sosyal medyada büyük bir yankı uyandırmış ve sanatın anlamına dair tartışmalara yol açmıştı. Sotheby's Müzayede Evi, eserin üç kopyasından birini yeniden satışa çıkardı. Eserin 1-1,5 milyon dolara alıcı bulması bekleniyordu. REKOR FİYATA SATILDI Duvara gümüş bantla yapıştırılan sıradan bir muz, tam 6,2 milyon dolara alıcı buldu. Kripto girişimcisi Justin Sun, 2019'da viral olan eserin üç baskısından birini satın aldı ve eseri "kültürel bir fenomen" olarak nitelendirdi. Kripto para tekliflerinin kabul edildiği rekabetçi ve hızlı ilerleyen bir açık artırmada, teklifler 800 bin dolardan başladı. Telefonla ve çevrimiçi olarak yapılan tekliflerin hızla artmasıyla, eserin satış fiyatı tahminlerin üzerine çıktı. MUZU YİYECEK Mİ? Muzu satın alan Justin Sun, bir muz ve bir rulo koli bandının yanı sıra orijinallik sertifikası alacak. Sun'a eserin nasıl kurulacağına dair talimatlar verilecek ve isterse muzu nasıl değiştirebileceği açıklanacak. Sun, Sotheby's'e yaptığı açıklamada "Bu sadece bir sanat eseri değil, kültürel bir fenomeni temsil ediyor. Bu parçanın gelecekte daha fazla düşünce ve tartışmaya ilham vereceğine ve tarihin bir parçası olacağına inanıyorum" ifadelerine yer verdi. Justin Sun, hem sanat tarihindeki hem de popüler kültürdeki yerini onurlandırmanın bir yolu olarak muz yemeyi planladığını söyledi. "BU BİR ŞAKA DEĞİL" DEMİŞTİ Sanatçı Cattelan, 2021'de Art Newspaper'a verdiği röportajda bunun bir şaka olmadığını söyledi ve viral olan eseri "değer verdiğimiz şeylerin bir yansıması" olarak adlandırdı. Sanatçı Cattelan ve Fransız sanat galerisi Perrotin, 5 yıl önce Art Basel Miami Beach fuarında “Comedian”ı sergilediklerinde dünya çapında gündem olmuştu. Eser, Miami'deki bir marketten alınan bir muz kullanılarak yaratılmıştı. Ancak galeri, sanatçının talimatları doğrultusunda bunun değiştirilebileceğini söyledi. SANAT DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ Sanat dünyası, eserin değeri konusunda ikiye bölünmüştü. Ancak bazı eleştirmenler, bu sanat anlayışının, sanatın değerini sorgulayan kavramsal eserlere kadar dayandığını öne sürmüştü. Muzun sergilendiği galeride kısa sürede kalabalıklar oluştu ve herkes "Komedyen" adlı eseri görmek için sıraya girdi. MUZU YEDİ Gürcistan doğumlu, ABD'de yaşayan performans sanatçısı David Datuna, eseri duvardan sökerek yemişti. Olay sırasında "Sanat performansı… Aç sanatçı…" diyen Datuna hakkında herhangi bir şikayette bulunulmasa da eser sergilendiği yerden kaldırılmıştı. New York'a döndüğünde konuyla ilgili basın toplantısı yapan Datuna; "Bu vandalizm değil, performans sanatıydı. Kesinlikle pişman değilim" dedi. Eseri yemeden önce iki saat boyunca acıkmayı beklediğini de söyleyen Datuna; "Bu bir muz değil, bir kavram. Ben sadece sanatçının kavramını yedim. Sanırım tarihte ilk kez bir sanatçı, bir başka sanatçının kavramını yedi" diye konuştu. Kaynak: NTV Kültür ### ARTHILL Müzecilik’ten paha biçilemez hanedan koleksiyonu ARTHILL Müzecilik, 24 Kasım 2024 tarihinde Osmanlı sultanları ile saray yüksek erkânına ait, 15. yüzyıl ile 19. yüzyıla tarihlenen saray işi paha biçilemez ve ele geçmez eserlerden oluşan bir müzayedeye imza atıyor. Uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek müzayedede, emsalleri müze ve saray koleksiyonlarında yer alan 99 adet sultani şaheser, teklif usulü ile (1 USD başlangıç fiyatı ile) satışa sunuluyor. Özel müzelerin ve dünya çapındaki önemli koleksiyonerlerin büyük ilgi gösterdiği ve hayranlıkla takip ettiği müzayedenin katalogu “www.arthill.com.tr” adresinden online olarak incelenebilir ve eserlere pey verilebilir. Müzayede, 24 Kasım Pazar günü saat 15.00'de, online olarak web sitesi üzerinden canlı açık arttırma usulü ile gerçekleştirilecek. Eserleri incelemek, önceden pey vermek ve online canlı müzayedeye katılmak için www.arthill.com.tr web sitesini ziyaret edebilirsiniz. ### Ressam Rukiye Garip’e bir ödül de Avrupa’dan! Türkiye’nin yetiştirdiği ünlü suluboya ustalarından Rukiye Garip’e tüm dünyadan ödül yağıyor. Sanatçı son olarak Avrupa'nın en prestijli sanat yarışmaları arasında gösterilen  Almenara Art Prize yarışmasında 'En İyi Sulu Boya Ödülü'nü almaya hak kazandı. İspanya’nın Cordoba kentinde gerçekleşen yarışmaya dünyanın en iyi suluboya ustaları eserleri ile katılmıştı. Rukiye Garip, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda; “Böylesine prestijli bir ödülü almaya hak kazandığım için mutluyum." dedi. ### İstanbul Modern'in sanat buluşmaları konuğu Zero Gathering Çağdaş sanat, çevre ve doğa kavramlarına odaklanacak söyleşi, bir eylem olarak sanatın dönüştürücü etkisini ve bir üretim modeli olarak ortak akıl ve üretkenliği konu alıyor. Bozcaada’da doğan ve toplumsal, kültürel ve çevresel sorunlara çözüm arayan Zero Gathering’in kurucularının deneyimlerini paylaşacakları program, akademisyen ve sanat eleştirmeni Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün moderatörlüğünde gerçekleşiyor. Söyleşide, bu düşünce hareketinin kuruluş ve gelişim süreci anlatılırken, sanatın bir eylem olarak sürdürülebilir çözümlere nasıl odaklanabileceği ele alınıyor. “SİZİN PERŞEMBENİZ” SANATÇI BULUŞMALARI İstanbul Modern, “Sizin Perşembeniz” adlı ücretsiz müze günlerini Paribu desteğiyle gerçekleştiriyor. Müze, her perşembe saat 10.00–14.00 arasında ücretsiz olarak kapılarını Türkiye’de ikamet eden tüm ziyaretçilere açıyor. Ziyaretçiler, İstanbul Modern’deki tüm sergileri ücretsiz olarak gezip ayda bir kez gerçekleştirilecek sanatçı atölyeleri, etkinlik ve film gösterimlerine katılabiliyor. “Sizin Perşembeniz” Sanatçı Buluşmaları, sanatçıların yaratım süreçlerini ve sanatsal deneyimlerini katılımcılarla paylaştıkları atölye çalışmalarını ve kısa söyleşileri içeriyor. Bu etkinliklerle, ziyaretçilerini, müzeyi, sanat yapıtlarını ve sanatsal üretim süreçlerini keşfetmeye davet eden İstanbul Modern, aynı zamanda sanatçılarla birlikte üretmenin kazandıracağı zengin deneyime kapı aralıyor. ### 5. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı yoğun ilgi gördü Demos Fuarcılık tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İstanbul)'a yoğun ilgi gösterildi. 13-17 Kasım 2024 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre Merkezi'nde gerçekleşen fuarda, sanatçılar beş gün boyunca eserlerini sergileme fırsatı buldu. 22 BİN 500 ZİYARETÇİ İLE REKOR KIRDI Fuar, 22 bin 500 ziyaretçi ile tüm zamanların ziyaretçi rekorunu da kırarken, Türkiye’nin pek çok ilinin yanı sıra yurt dışından da fuar için gelen önemli bir ziyaretçi kitlesi dikkatleri çekti. 5. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda 55 galeri altında toplanan 1200 sanatçı, 6 bin parçadan oluşan eserlerini sergilerken, 3 antika firması 1000’e yakın antika objeyi meraklıları ile buluşturdu. Fuarın onursal markası Arthill Müzecilik, aralarında paha biçilemez derecedeki Osmanlı objelerinin de yer aldığı eserleriyle yoğun ziyaretçi akınına uğrayan stantlar arasındaydı. ALMANYA, FRANSA, İTALYA, İSPANYA İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İstanbul)'un bu yılki bir başka özelliği; Almanya, Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerden sanatçılara da ev sahipliği yapması oldu. 20’den fazla yabancı sanatçı arasında şu isimler vardı: Ernest Compta Llinas -İspanya, Giovanni Manzo - İtalya, Aylin Bönneken - Almanya, Sanja Sarıkaya - Hırvatistan, Lali Alexandra Stanca - Romanya, Aida Qoli - Arnavutluk, Tamara Shaverdashvili - Gürcistan, Guga Kakabadze - Gürcistan, Safranda Abdülleyava - Azerbaycan, Nigar Seyidova - Azerbaycan, Narmina Gadirli - Azerbaycan, Ladan Behnagh - İran, Farah Daliri - İran, Marzieh Shokrizadeh - İran, Firoozeh Ashrafi - İran, Bahar Mortazavi - İran, Sadet Hacıyeva - İran, Hediye Mehranfard - İran, Athena Hajarizadeh - İran, Sara Omrani - İran, Ladan Behnagh - İran. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İstanbul)'un bu yıl ilk defa gerçekleştirdiği bir başka yenilik ise "Yılın Sanatçısı" seçimi oldu. Oluşturulan jüri tarafından yapılan değerlendirmede Resul Aytemür, "Yılın Sanatçısı" seçilirken; Yalçın Bulut da "Yılın En Genç Sanatçısı" seçildi. "Yılın Küratörü" ödülü de Denizhan Özer'e verildi. Ödüller, fuarın üçüncü günü düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi. Denizhan Özer, aynı zamanda ödül törenini yöneten isim de oldu. Ödül töreni sonrasında yeniden doğuşu betimleyen bir bale performansı sergilendi. Harika çocuk olarak nitelendirilen ve aynı zamanda fuarın maskotu olan 7 yaşındaki ressam ve balerin Monika Kaya, fuarda hem son çalışmalarını sergiledi hem de harika bir bale gösterisine imza attı. Fuar, aynı zamanda yazarlara da ev sahipliği yaptı. Tamer Levent, "Sanata Evet" adlı kitabını imzalarken; Senem Derya Tatar ise K-İletişim Yayınları standında "Yaprak Misali" adlı kitabını hayranlarına imzalayanlar arasındaydı. Aralarında Galata Kulesi'nin de yer aldığı dört parçadan oluşan son çalışmalarıyla fuara İtalya'dan katılan Giovanni Manzo, en çok ilgi gören sanatçılar arasındaydı. Ünlü grafik sanatçısı Seyit Mehmet Buçukoğlu, son dönem eserlerini ziyaretçilerle buluşturdu. Mimar Alp Gür, IAAF'ın İzmir ve Bodrum fuarlarından sonra İstanbul fuarının da değişmez sanatçıları arasında yer aldı. Sanatçının “MultiTech-PhotoQuarel” tekniğiyle yaratıp sergilediği eserler, fuar süresince en çok ilgi gören çalışmalardandı. Alp Gür'ün üstlendiği bir başka misyon ise İstanbul'a yeni bir sanat merkezi kazandırabilecek potansiyeli ortaya çıkarmak oldu. Fuar için yaşamakta olduğu Hırvatistan'dan gelen Sanja Sarıkaya, sergilediği iki soyut çalışması ile dikkat çeken sanatçılar arasındaydı. Fuarın en renkli sanatçılarından Aida Arghavani, beş gün boyunca her gün için ayrı bir motto belirleyerek yarattığı farkındalık ile ziyaretçilerin alkışlarını toplayan isim oldu. Arghavani, fuar süresinde iki defa da canlı resim yapma performansı sergiledi. Azerbaycanlı sanatçı Safranda Abdülleyva, toplamda yedi parçadan oluşan çalışmalarıyla fuarın ilgi çeken sanatçıları arasındaydı. Esma Bayraktar, Özcan Çelen ve Esma Bezci... ### Türkiye'nin ilk sanal gerçeklik müzesi "Müzeverse" açılıyor Geleneksel müze kavramını dönüştürmeyi amaçlayan Türkiye'nin ilk sanal gerçeklik (VR) müzesi "Müzeverse", 19 Kasım'da UNIQ İstanbul'da açılacak. Sanal içerik prodüksiyon şirketi VR Future ve Fransız sanal gerçeklik şirketi Excurio'nun iş birliğiyle kurulan müze, "Piramitlere Yolculuk: Antik Mısır'ın Keşfi" adlı deneyimi sanatseverlerle buluşturacak. VR Future Kurucusu Fahad Rehman, konu ile ilgili yaptığı açıklamada müzede sunulan sanal gerçeklik deneyimini ilk defa iki yıl önce Paris'te tecrübe ettiğini belirterek, oluşturdukları deneyimle bilinen yöntemlerin dışında bir hikaye anlatım tekniği kullandıklarını söyledi. Uzun süredir Türkiye'de yaşadığını dile getiren Rehman, sözlerine şöyle devam etti: "Paris'teki tecrübemi bütün dünyaya yaymam gerektiğini düşündüm. Bunun için de ilk olarak Türkiye'yi seçtim. Üç yıldan fazladır Türkiye'nin farklı şehirlerinde sanal gerçeklikle ilgili farklı içerikler ürettik. Bu süreçte, Türk insanının aslında bu türden teknolojilere ne kadar yatkın ve meraklı olduğunu görmüş oldum. Bunu görünce müzeyi burada açmaya karar verdik. Son iki yıldır da ortağım Virgile ile müzenin burada açılması için büyük çaba harcadık. Müzeverse ile geleneksel hikaye anlatımının dışında, ziyaretçilerin kendilerini içinde hissederek anlatılan temayı yaşayabilecekleri bir form oluşturmak istedik. Bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum." Yapmak istedikleri sanal gerçeklik modelini anlattıklarında, bu tecrübeyi yaşamayanların buradaki durumu hayal edemediklerini söyleyen Fahad Rehman; "Önceleri, 'Anlattığın bu şey nasıl yapılır?' ya da 'Buna gerçekten değer mi?' tepkileriyle karşılaştık. Bu deneyimi yaşayanlar, beklentilerinin çok ötesinde bir durumla karşılaştıklarını ifade etti. Bu da bizim doğru bir iş yaptığımızın göstergesidir. Deneyimde piramitleri seçmemizin nedeni ise Antik Mısır çağının herkes için evrensel bir anlama sahip olmasıdır. Bunun yanı sıra Antik Mısır'daki o yapılar, zamanın teknolojik gelişimine dair de bize farklı ve güzel hikayeler sunuyor. Bundan sonra farklı içeriklerle bu sanal yolculuğumuza devam edeceğiz" dedi. BİR SANAL GERÇEKLİK KEŞFİ VR Future Kurucu Ortağı Virgile Mangiavillano da Müzeverse 'nin yeni nesil bir sanat biçimi olduğuna dikkat çekerek, müzenin ziyaretçilerini "eğlencenin geleceğini deneyimlemeye" davet ettiğini söyledi. Müzenin aynı anda yüz kişiyi ağırlayabildiğini belirten Mangiavillano; "Arkadaşlarınızla benzer duyguları bir arada yaşayabileceğiniz bir ortam hazırladık. Sanatseverler yürüyerek, yaklaşık 45 dakika boyunca sosyal bir deneyim yaşayacaklar. Müzeyi en iyi anlatacak ifade, bir 'sanal gerçeklik' keşfidir. Yedi farklı ülkede ödül kazanan bir sanal gerçeklik şirketi Excurio iş birliğiyle bu müzeyi Türkiye'de açmaktan dolayı çok mutluyum" diye konuştu. YENİ NESİL SANAT FORMU Virgile Mangiavillano, Müzeverse 'nin temel amaçlarından birinin "eğitim" olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Bu sanal gerçeklik modeliyle özellikle gençleri, hem teknoloji hem de yeni sanat biçimi hakkında bilinçlendirmek istiyoruz. Bunu ifade etmek için de sloganımızı 'Zamanda keşif' olarak belirledik. Bu deneyimi yaşayan insanların çoğu, daha önce sanal oyunlar oynadıklarını ama böyle bir deneyim yaşamadıklarını söylüyorlar. Senaristlerden dizaynırlara kadar çok büyük bir ekiple birlikte çalıştık ve bu yüzden müzeyi 'yeni nesil sanat formu' olarak anlıyoruz." ### "Astim Kolektifi" sergisi CerModern'de açıldı Endüstriyel üretimin çevre ve toplum üzerindeki etkilerinin yorumlandığı "Astim Kolektifi" sergisi izlenime sunuldu. CerModern'de açılan sergide Hakan Yılmaz, Süleyman Yılmaz, Kerem Meriç, Volkan Babaotu, Mustafa Akkaya, Berkin Günsay ve Erdal Duman'ın eserleri yer alıyor. Sergide, sanayi ve çevresel etkilerle biçimlenen çağdaş sanat anlayışı, dijital medya, sanal gerçeklik teknolojileri ve ileri dönüşümle harmanlanarak ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Serginin küratörü ve aynı zamanda sanat tarihçisi Hakan Yılmaz, Astim Kolektifi'nin 9. Çanakkale Bienali için hazırlandığını söyledi. Çevresel sorumluluk bilincinin oluşturulması konusunda özellikle gençleri merkeze aldıklarını belirten Yılmaz, sergide eserleri bulunan sanatçıların da ileri dönüşüm, çevre ve iklim konusunda çalışmaları bulunan kişilerden seçildiğini ifade etti. Hahan Yılmaz, dünyadaki savaş gündemini, iklim krizini, orman yangınlarını konu alan eserlerin de sergide yer aldığını söyledi. 22 eserden oluşan "Astim Kolektifi" sergisi, 16 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Atatürk'ün holografik canlandırıldığı "Keşke" oyunu seyirciyle buluştu Evren Bingöl ve Anıl Helvacı'nın birlikte kaleme aldığı, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Ümit Erlim'in yönettiği, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün holografik olarak canlandırıldığı tiyatro oyunu "Keşke" sahnelendi. Prömiyeri geçen ay yapılan "Keşke" adlı oyun, "Atatürk ile konuşabilseydiniz, ona ne anlatırdınız?" sorusundan ilhamla, hayali bir ortamda Atatürk ile günümüzde karşılaşıp, konuşma deneyimini izleyicilere sunuyor. Tek perdelik oyunun başrollerini Nur Ger ve hologram oyuncu olarak Evren Bingöl üstleniyor. Oyuna dair açıklamada bulunan Ger, her oyunda Atatürk'le birlikte olmanın mutluluğunu yaşadığını belirterek; "Finalde hem onun söylediği hem bizim geleceğe dair umutlarımızla birlikte seyircilerin de benim de gözüm doluyor. Varlığımın anlamını bir kez daha hatırlatmış oluyor. Ailenizle, herkesle görüşebilirsiniz ama Ata'yla bir saat geçirebilmek çok nadir olabilecek bir şey, hatta hiç olmayacak bir şey. Dolayısıyla da bu bir saati birlikte geçirmek bana çok iyi geliyor. Her oyundan sonra daha da mutlu oluyorum" dedi. "Herkes Atamızla bir saat geçirsin" Nur Ger, sahnede hologramla oynamanın zorluklarına işaret ederek; "Yani hologram derken, benim muhatabımla belirli saniye aralıklarıyla karşılıklı konuşuyor olmam ve seyircinin de bunu hiç hissetmiyor olması gerekiyor. Bildiğim kadarıyla sahnede yapılan bu hologram tekniği bir ilk. Dolayısıyla çok çalıştım. Proje başlangıcı iki yıl, tekst yazıldıktan sonraki süreç de bir yıl. Fiili olarak provalara ise temmuz ayında başladık" ifadelerini kullandı. Yoğun bir prova süreci geçirdiklerini anlatan Ger, şunları kaydetti: "Beş hafta aralıksız oyunu karşılıklı oturtmak için prova yaptım. Şimdi rahat ve kolay geliyor. Anadolu'yu adım adım dolaşmak ve her yerde olmak istiyorum. Bunun için seyircilere de mesaj veriyoruz. Mümkün olduğu kadar bu oyunu duyurun ki biz de her şehre gidip oyunumuzu oynayalım. Herkes Atamızla bir saat geçirsin. Ben de çiçeği burnunda bir oyuncu olarak Atatürk'le aynı sahneyi paylaşma mutluluğunu yaşıyorum. Hem oyuncu olmak anlamında hem de Atatürk ile bir saat geçirmek anlamında hayallerim gerçek oldu." "ATATÜRK'ÜN BİZZAT OLDUĞU BİR PROJENİN PARÇASI OLMAK PAHA BİÇİLEMEZ" Sahnede şimdiye dek olduğundan çok farklı bir biçimde "hologram oyuncu" olarak yer alan Evren Bingöl de "Atatürk’ü okumak, izlemek, dinlemek, ondan öğrenmek, zaten bugüne kadar benim için hep çok önemliydi. Ancak içinde Atatürk'ün bizzat olduğu bir projenin parçası olmak paha biçilemez" dedi. "Keşke"nin dijital prodüksiyonunu yöneten Murat Günenç ise sanatın bir sihir olduğunu dile getirerek; "Teknoloji ile bir araya geldiğinde bu sihrin dozu biraz daha artıyor. Erişilebilen kaynaklara göre, dünyada ilk defa sahne sanatlarında bir karakteri, bütün oyun boyunca hologram teknolojisi kullanarak sahnede gerçek bir oyuncuyla beraber oynatıyoruz. Ölümsüz bir kahramanı, büyük bir dahiyi, bugünün dünyasına taşımaya çalışmak, benim için gurur verici" değerlendirmesinde bulundu. İZLEYİCİLERİ ÇOK FARKLI BİR DENEYİM SUNUYOR Oyunda, oyunculuğun önce hologram tekniği ile çekilmesinin ardından Computer-Generated Imagery (CGI) teknolojisi ve görsel efektler kullanılarak güçlendirilmiş görsellerle çekimin sahneye aktarılması, "Keşke"yi klasik bir oyundan öteye taşıyarak izleyicilere farklı bir deneyim sunuyor. Tek perdelik oyunun sanat yönetmenliğini Selçuk Gürışık ve yönetmen yardımcılığını Deniz Eylem gerçekleştirdi. Oyun, 2 Aralık'ta Dasdas Ataşehir'de yeniden tiyatroseverlerle buluşacak. ### Memo Akten'in "Dağıtılmış Bilinç" sergisi açıldı Xtopia World'ün hazırladığı, Memo Akten 'in NFT eserlerinin yer aldığı "Dağıtılmış Bilinç" isimli sergi, Hope Alkazar'da sanatseverlerin beğenisine sunuldu. "Xtopia Immersive Journey" programı kapsamında açılan sergi, doğa ve teknoloji arasındaki bağlantıları keşfetmeyi ve izleyicilere yenilikçi deneyimler sunmayı hedefliyor. Yapay zeka yazılımlarıyla insan ile makine ilişkisini ele alan serginin küratörü ve Xtopia World'ün kurucusu Lalin Akalan, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada sergide sanatçının 360 derece mekana entegre olmuş bir görüntüsüyle ziyaretçilere seslendiği bir bölümün yer aldığını söyledi. Akalan; "Bir sanat eseri içinde zamanda koro performansı var. Koro performansından sonra sanatçının ahtapotlardan esinlendiği ve ahtapotların zekasını yapay zekayla birleştirdiği bir manifestosu var. Bu, doğanın insanlığa bir çağrısı ve insanlığa bir geri dönüş manifestosudur" dedi. yapay zekanın son 15 senedeki gelişimini kapsıyor Sergideki eserlerin birbiriyle bağlantılı olduğuna dikkati çeken Lalin Akalan, şunları ifade etti: "Memo Akten, 20 yıldır yapay zekayla çalıştığı için aslında buradaki eserler de yapay zekanın son 15 senedeki gelişimini kapsıyor. Bir tanesi, evrenimizin derin tarihiyle alakalı. Evrenin toz ve gaz bulutu halinden bugüne kadar gelen serüvenini anlatıyor. Hızlı bir şekilde bize kim olduğumuzu hatırlatıyor. Biraz daha meditatif bir eser. Sergiye ayrıca koro, yoga, sesle şifa etkinliği gibi şeyler de eşlik edecek." EKOLOJİ ODAKLI BİR DENEYİM Akalan, sergide ayrıca hareket, dans ve teknolojiyi birleştiren bir eser olduğunu dile getirerek; "Bir dansçının bir anda balığa, farklı doğa elementlerine dönüştüğü ve aramızda aslında ne kadar bağlı olduğumuzu anlatan ekoloji odaklı bir deneyim. Deneyimler aslında kendimizle ve kendi insanlığımızla bağ kurmamıza alan açıyor. O yüzden bir tür farkındalık. İzleyicilerin buradan 'geleceğimizi özenle tasarlayabileceğimiz umuduyla' ayrılmalarını istiyoruz" diye konuştu. Üçlemenin ilki olarak açılan "Dağıtılmış Bilinç" sergisinden sonra "Somutlaştırılmış Simülasyon" ve "Derin Meditasyonlar" sergileri açılacak. Program süresince ayrıca atölyeler, performanslar, söyleşiler yapılacak. Memo Akten 'in "Dağıtılmış Bilinç" sergisi, 15 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek. ### IAAF İstanbul 5. Sanat ve Antika Fuarı başladı Bu yıl beşinci kez düzenlenen IAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre Merkezi'nde ziyarete açıldı. Binlerce sanat eserinin sergilendiği fuar, ilk günden hayli yoğun ilgi gördü. Demos Fuarcılık organizasyonu ile sanatseverleri 17 Kasım'a kadar ağırlayacak olan fuarda, antika meraklıları için de özel bölümler bulunuyor. YENİ YIL HEDİYENİZ SANAT ESERİ OLSUN Fuara katılan sanatçılardan Aida Arghavani, “Yeni yıl hediyeniz sanat eseri olsun” temalı performansıyla ilk günün dikkat çeken isimleri arasında yer aldı. Arghavani, üzerine giydiği ve üzerinde fuarda sergilediği eserlerden birinin görseli işli beyaz bir elbise ve başının üstünde bir hediye paketi görünümü ile önemli bir farkındalık yarattı. MONİKA KAYA'DAN FUARA ÖZEL PERFORMANS Fuarın küçük yıldızları arasında, 7 yaşındaki harika çocuk Monika Kaya da vardı. Monika, ikisi yeni çalışması olmak üzere dört parça eserini sergilerken, konuklar için bir bale performansı da gerçekleştirdi. Uzun süre alkışlanan Monika Kaya’nın resim çalışmaları da fuarın dikkat çeken eserlerindendi. 5. IAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 17 Kasım Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek. Fuarda farklı tarzı ile büyük ses getiren Murat Fesli'nin eserleri de sergileniyor. Fransa, İngiltere gibi ülkelerde katıldığı fuarlarda eserleri sergilenen Azerbaycanlı ressam Orkhan Mammadov, IAAF İstanbul'a tek eser ile katıldı. Sanat çalışmalarını Adana'daki atölyesinde sürdüren Betül Tatar, IAAF İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na katılan genç sanatçılar arasında yer aldı. Kardeşiyle birlikte aynı zamanda kısa bir İstanbul tatili de hedefleyen Senem Derya Tatar, geçtiğimiz yıl K-İletişim Yayınları'ndan çıkan "Yaprak Misali" adlı kitabını da İstanbul Sanat Dergisi standında imzaladı. ### New York'ta İstanbul Photo Awards 10. Yıl Sergisi'nin ikincisi açıldı Anadolu Ajansı (AA)'nın düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması İstanbul Photo Awards 'un 10. Yıl Sergisi, New York'ta ikinci kez sanatseverlerin beğenisine sunuldu. New York'ta ilki 15 Ekim'de Türkevi'nde izlenime sunulan sergi, Blue Gallery'de tekrar açıldı. Dünya çapında birbirinden çarpıcı fotoğrafların yer aldığı sergi, Manhattan bölgesindeki 46. Sokak'ta bulunan Blue Gallery'de 7-12 Kasım tarihlerinde 12.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. New York'ta İstanbul Photo Awards 'un 10. Yıl Sergisi'nin ilki, AA Genel Müdürü Serdar Karagöz'ün ev sahipliğinde, 15 Ekim'de Türkevi'nde gerçekleştirilen törenle açılmıştı. Sergi açılışına çok sayıda büyükelçi, diplomat, uluslararası temsilci, akademisyen ve medya mensubu ile davetli katılmıştı. 10 kategoride 32 fotoğrafçının ödül kazandığı fotoğrafların yer aldığı sergide, İsrail'in Filistin'de sürdürdüğü saldırılardan "asrın felaketi" olarak nitelendirilen 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlere, Meksika suç örgütlerinden Afganistan mülteci kamplarına, Nijerya'daki plastik kullanımından Sri Lanka'da çöplüğe dönen fillerin yaşam alanlarına kadar geçen yılın küresel olaylarını ele alan fotoğraflar, sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. 20 BİNDEN FAZLA BAŞVURU İstanbul Photo Awards 10. Yıl Sergisi'nde ayrıca, Japonya'daki Dünya Yüzme Şampiyonası ve Wimbledon Tenis Turnuvası başta olmak üzere geçen sene spor dünyasına damga vurmuş çarpıcı fotoğraflar da yer alıyor. Haber, spor, çevre, portre ve günlük yaşam dallarında tekil ve seri fotoğrafların değerlendirildiği İstanbul Photo Awards'a, bu yıl 20 binden fazla fotoğraf başvurusu oldu. Turkcell'in iletişim sponsorluğunda düzenlenen yarışmaya; Sony ödül sponsoru, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı yurt dışı etkinlik sponsoru, Türk Hava Yolları da hava yolu sponsoru olarak destek veriyor. Ödül alan fotoğraflara dair detaylı bilgiye "istanbulphotoawards.com" adresinden ulaşılabilir. Anadolu Ajansı (AA)'nın düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması İstanbul Photo Awards 'un 10. Yıl Sergisi, New York'ta ikinci kez sanatseverlerin beğenisine sunuldu. ### Medicana Bahçelievler’den "Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar" konseri Medicana Bahçelievler Hastanesi, oluşturduğu Türk Müziği Korusu ile harika bir konsere imza attı. “Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar ve Cumhuriyet'in Sesleri” başlıklı organizasyon, 5 Kasım Salı günü İBB Cem Karaca Kültür Merkezi'nde gerçekleşti. HEKİMLER, HEMŞİRELER, SAĞLIK ÇALIŞANLARI Medicana Bahçelievler Hastanesi Türk Müziği Korusu’nun hastane hekimleri, hemşireleri ve sağlık çalışanlarından oluştuğu konusunda açıklama yapan hastane yönetimi; "Aylarca süren özverili prova çalışmaları sonrası şahane bir konser oldu. Böylesi anlamlı ve özel gecenin bir parçası olmaktan mutluluk duyduk” ifadelerini kullandı. Konseri, Medicana Bahçelievler Hastanesi çalışanları ile birlikte diğer Medicana hastaneleri çalışanlarından oluşan büyük bir grup izledi. Yaklaşık üç saat süren konserde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çok sevdiği zeybek dansı dahil çeşitli performanslar sergilendi. ### Betül Tatar, yeni çalışmalarıyla İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda! Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde beşinci kez düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İstanbul)'a sayılı günler kaldı. 13 Kasım'da sanatçılar ve sanatseverlerin bir araya geleceği fuara eserleriyle katılan genç sanatçılar arasında Betül Tatar da var. Sanat dünyasında farklı tarzı ve eserlerinin verdiği farklı mesajlar ile dikkat çeken Tatar, daha çok yurt dışında talep gören bir sanatçı. Ancak o, "Önceliğim vatanım" diyerek Türkiye'de ilerlemeyi arzu ettiğini her fırsatta dile getiriyor. Betül Tatar, Adana’da yaşıyor olmasına rağmen İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’na katılma kararı aldı. Eserlerinin ana felsefesini oluşturan "Görünmeyeni görünür kılmak" mottosu ile fuar süresince onunla ve eserleriyle tanışabilirsiniz. Bir başka ek bilgi daha paylaşmak isteriz ki, Betül Tatar’ın ablası Senem Derya Tatar da fuarda olacak. Geçtiğimiz yıl yayımlanan ve okuyanları duygu yüklü bir yolculuğa çıkaran "Yaprak Misali" adlı şiir kitabının yazarı olan Senem Derya Tatar, fuar katılımcılarına kitabını imzalayacak. ### Nihat Sinan Erül, “Momentum” sergisiyle Galeri FE’de! İç mimar ve fotoğraf sanatçısı Nihat Sinan Erül ’ün "Momentum" isimli ilk solo sergisi, 19 Kasım-14 Aralık 2024 tarihleri arasında Galeri FE’de sanatseverlerle buluşuyor. Tüm çalışmalarında sanatsal duyarlılığı pratik tasarımla birleştiren yaklaşımı benzersiz olan sanatçı, “Momentum” teması ile sürdürülebilir bir dünya için önce ‘AN’a bakmak ve ‘AN’ı analiz etmek gerektiği düşüncesinden yola çıkıyor. Sergi kapsamındaki fotoğraflar, hızla akan yaşamın içindeki ‘AN’ları yakalayan fotoğraflardan oluşuyor. Sergi, her bir ‘AN’ın kayda değer olduğu gerçeği ile yapay bir senaryo oluşturmadan, tamamen yaşamın doğal akışında yakalanan karelerden bir seçki sunuyor. “Benim için yapay senaryoları değil, hayattaki gerçek anları yakalamak, ifade etmek istediklerimi temsil etmenin temel felsefesidir” diyen N. Sinan Erül, bu serginin kapsamındaki fotoğrafların arkasında yatan felsefeyi de şu şekilde ifade ediyor: “Daha iyi bir gelecek yaratmak ancak ‘AN’ı analiz etmekle, huzurlu bir yarın hayal etmekle, oyun değiştirici bir güç bulmakla, bulmacanın eksiklerini tamamlamak için çok yönlü yetenekleri kullanmakla mümkündür.” Sanatçının 30’un üzerinde fotoğrafından oluşan sergisi "Momentum", 14 Aralık’a kadar pazar-pazartesi günleri hariç her gün 11.00-19.00 saatleri arasında Galeri FE’de izlenebilir. NİHAT SİNAN ERÜL HAKKINDA... 1974 yılında İstanbul’da doğan N. Sinan Erül, Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. Üniversitede ailesinden gelen sanatçı genlerini seramik, fotoğraf, resim gibi çeşitli sanatsal disiplinlerde geliştirdi ve profesyonel yolculuğu boyunca en büyük hobisi olan fotoğrafçılığı hep yanında taşıdı. Çektiği binlerce fotoğraf internette milyonlara ulaştı, çeşitli ödüllere layık görüldü. “Benim için yapay senaryoları değil, hayattaki gerçek anları yakalamak, ifade etmek istediklerimi temsil etmenin temel felsefesidir” diyen sanatçı, halen mimari tasarımı şekillendirmeye ve amatör ruhla fotoğraf çekmeye devam etmekte. ### İstanbul Modern'de İzzet Keribar ile "Renklerin Yolculuğu" 88 yaşındaki fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar 'ın bir buçuk milyona yakın kareyi içeren arşivinden bir seçkinin yer aldığı "Renklerin Yolculuğu" sergisi, İstanbul Modern'de ziyarete açıldı. Altı bölümden oluşan serginin ilk bölümünde, Keribar'ın 1950'lerde İstanbul'un hızla değişmekte olan sokak hayatını ve Güney Kore'nin kent ile kırsalını belgelediği çalışmalar sergileniyor. Serginin ikinci bölümü, sanatçının 1980'lerden itibaren İstanbul'un farklı semtlerindeki günlük hayatı kayıt altına aldığı yapıtlarını bir araya getirirken, üçüncü ve dördüncü bölümler ise İzzet Keribar'ın Türkiye ve dünyanın farklı noktalarına yaptığı seyahatlerde ürettiği doğa ve kent manzaralarını konu ediniyor. Beşinci bölüm, sanatçının dünyanın çeşitli yerlerinde çektiği portreleri izleyicilere sunarken, serginin son bölümü de sanatçının yarı-soyut fotoğraflarına odaklanıyor. İzzet Keribar, "Renklerin Yolculuğu" sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada bir sanatçı olarak ürünlerinin İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi'nde izleyiciyle buluşturmaktan mutlu olduğunu söyledi. Fotoğraf çekmeye 16 yaşında başladığını dile getiren Keribar; "Abimin teşvikiyle 1952 yılında fotoğrafa adım attım. O zamanlar gözüm abimin fotoğraf makinesindeydi. 1953 yılında bu makineye ulaştım ve o zaman kendi kendime 'İşte, artık İstanbul benim' deyip, sokağa fırladım. Fotoğraf çekmeyi o kadar çok seviyordum ki farklı yerler görürüm diye gönüllü olarak Kore'ye gittim. Orada herkesin gözüne girdim ve bulunduğum birimin fotoğrafçısı oldum. Kore'de geçirdiğim zamanlar, bana fotoğrafın hayatta insanlar için ne kadar faydalı olabileceğini öğretti" dedi. "FOTOĞRAF BENİM İÇİN BİR HAYAT TARZI OLDU" Usta sanatçı, Kore'den döndükten sonra fotoğrafçılığa bir süre ara vermek zorunda kaldığını aktararak, sözlerine şöyle devam etti: "Evlendikten sonra hayat beni fotoğraftan biraz uzaklaştırdı. 20 sene sonra bir tesadüf sonucunda tekrar fotoğrafçılığa döndüm ve ilk yaptığım İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği'ne (İFSAK) üye olmaktı. Orada kısa zamanda adımı duyurdum. Doğrusu çok fazla şey bildiğimi düşünüyordum ama burada geçirdiğim zamanda hiçbir şey bilmediğimi öğrendim. Orada çok önemli ilişkiler geliştirdim, güzel arkadaşlar edindim. İFSAK benim için bir okul oldu. 60 yaşından sonra, 'Bundan sonra sadece fotoğrafla yaşamaya devam edeceğim' dedim ve fotoğraf benim için bir hayat tarzı oldu. 2015'e kadar çok güzel işler de yaptık ama dijital makineler çıkınca artık herkes fotoğrafçı oldu." "Fotoğrafla ilgili hala yeni ve güzel hayallerim var" Fotoğrafın peşinde dünyanın dört bir tarafına seyahatlerde bulunduğuna işaret eden Keribar; "80 ülkeyi gezdim. Fotoğraflarım çok iyi olduğu için değil, büyük bir arşiv oluşturduğum için kendimle iftihar ediyorum. Fotoğrafla ilgili hala yeni ve güzel hayallerim var. En çok yapmak istediğim şey, sahip olduğum deneyim ve bilgileri gençlere aktarmak. Onları fotoğrafa karşı heveslendirmek ve güzel fotoğrafçıların yetişmesine vesile olmak istiyorum" diye konuştu. "SİYAH-BEYAZ VE RENKLİ FOTOĞRAFLARIN BİR ARADA OLDUĞU BİR KOLAJ" Küratör Demet Yıldız Dinçer ise serginin İzzet Keribar 'ın dünyasına bir "davet" olarak yorumlanabileceğini söyleyerek Keribar fotoğraflarının, renklerin uyum ve diyaloğundan oluştuğuna dikkat çekti. Sergide sanatçının siyah-beyaz fotoğraflarına da yer verdiklerini ifade eden Dinçer; "Burada İzzet Bey'in hem fotoğrafa ilk başladığı 1950'li yıllardaki İstanbul'a dair eserlerine hem de Kore'de bulunduğu dönemdeki üretimlerine yer verdik. Dolayısıyla sergimiz, hem siyah-beyaz hem de renkli fotoğrafların bir arada olduğu bir kolaj olarak değerlendirilebilir. Bunun temel sebebi ise Keribar'ın çalışmalarının temellerine inmek istememizle ilgiliydi. Sergimizde izleyenlere 'Keribar fotoğrafı' denilen şeyin içinde neler var, bunları göstermek istedik" değerlendirmesinde bulundu. "bir kuşağın fotoğraf hakkındaki ufkunu oluşturmuş bir sanatçı" Demet Yıldız Dinçer, Keribar'ın arşivinin sanatseverlere İstanbul'un değişen hallerini görme imkanı sunduğunun altını çizerek, şunları dile getirdi: "Sanatçı, 1980'den itibaren daha sıkı bir şekilde fotoğraf çekmeye başlıyor. Fotoğraflarıyla bizlere İstanbul'la ilgili büyük bir hafıza ve arşiv sunuyor. Öte yandan İzzet Keribar, fotoğraflarında sadece İstanbul'u anlatmıyor. Seyahati de çok sevdiği için onun eserlerinde fotoğraf ve seyahati bir arada görmüş oluyoruz. Sanatçı, bu iki tutkusunu çektiği fotoğraflarla bizlere gösteriyor. Hem Türkiye'nin hem de dünyanın farklı yerlerine seyahatlerde bulunuyor. Buralarda kent ve doğa manzaralarının yanı sıra portre üretimleri gerçekleştiriyor. İzzet Keribar, bir kuşağın fotoğraf hakkındaki ufkunu oluşturmuş bir sanatçıdır ve onu burada ağırlamak bizim için büyük bir anlam ifade ediyor." İzzet Keribar 'ın 125 eserine yer verilen sergi, 25 Mayıs 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. İZZET KERİBAR HAKKINDA... İstanbul'da 1936'da doğan İzzet Keribar, genç yaşından itibaren fotoğrafa karşı ilgi duydu ve 1957 yılında askerliğini yapmak üzere gittiği Kore'de bir yıl boyunca fotoğraf çekerek, tekniğini ve deneyimini geliştirdi. Sanatçı, 1980 yılında fotoğrafa tekrar yöneldi. O yıldan beri yurt içinde ve yurt dışında fotoğraf amaçlı geziler düzenledi ve yoğun olarak fotoğraf üretmeye devam etti. Sahibi olduğu Türkiye ve dünya fotoğrafları arşiviyle fotoğraf dünyasında öne çıkan başarılı sanatçı, İFSAK'ın onur üyesi oldu. Yurt içinde ve yurt dışındaki fotoğraf yarışmalarında birçok ödüle de değer görülen İzzet Keribar, Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985'te "AFiap" (Sanatçı), 1988'de de "EFiap" (Ekselans) unvanları ile onurlandırıldı. ### "İş'ten Sesler Korosu", Atatürk’ün sevdiği şarkıları seslendirecek! İş insanlarının kurduğu C-Majör İş'ten Sesler Korosu, gençler okusun diye "Başöğretmen Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar ile Sahnede" başlığı altında buluşuyor. Turizm kenti Bodrum, son derece anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. iş birliği ile düzenlenen konserde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sevdiği şarkılar, C-Majör İş'ten Sesler Korosu tarafından seslendirilecek. Aralarında iş dünyasının önemli isimlerinin de yer aldığı etkinlik,  24 Kasım Öğretmenler Günü’nde gerçekleşecek. Bu özel geceye, eğitime destek olmak için Türk Eğitim Vakfı’na katkıda bulunmak isteyenlerin katılması bekleniyor. Konserin bilet geliri, üniversite öğrencilerinin eğitimine bağışlanacak. ### Rukiye Garip, Polonya’da "Yılın Sanatçısı" seçildi Dünyaca ünlü suluboya ustası Rukiye Garip, Polonya’da düzenlenen bir yarışmada "Yılın Sanatçısı" seçildi. Polonya’da yayınlanan ve oldukça büyük bir kitleye hitap eden kültür ve sanat dergisi Post Scriptum tarafından açılan yarışma, oldukça çekişmeli geçti. 2023 YILININ EN İYİ SANATÇISI 28-30 Eylül 2024 tarihleri arasında sosyal medya üzerinden referandum şeklinde gerçekleşen yarışmaya, dünyanın farklı ülkelerinden 20 sanatçı aday gösterildi. Sosyal medya kullanıcıları, Facebook ve Instagram üzerinden kullandıkları oylar ile geride bıraktığımız 2023 yılın en iyi sanatçısını belirlediler. Rukiye Garip için kullanılan oyların ardından, ikinci sanatçı ile arasında yüzde 200 gibi açık ara bir fark olduğu görüldü. Garip’in birinci seçilmesiyle sonuçlanan yarışmanın ilk beş ismi ve aldıkları oylar şöyle: 1. Rukiye Garip 1546 2. Mark Probosz 605 3. Anja Ortodoks 435 4. Marcin Grabia 199 5. Agnieszka Charuba 153 AMERİKA’DAN DA BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ Rukiye Garip’e ödülünün, 17 Kasım’da Varşova’da düzenlenecek bir törenle teslim edileceği bildirildi. Garip, bu yılın haziran ayında Amerika'da gerçekleşen "The Richeson 75 International - Seascape, Landscape & Architecture 2024" yarışmasında da birincilik ödülü kazanmıştı. Rukiye Garip, geçtiğimiz yıl Selanik'te düzenlenen 5. Uluslararası Suluboya Sergisi'nde “Yansıma” adlı çalışması ile de ödüle layık görülmüştü. ### Köşkte gizem, sahnede kahkaha: "Neyine Cinayet" Ankara'da! Ankara tiyatro sahneleri bu sezon yine bir başka, heyecan verici bir oyuna ev sahipliği yapıyor: “Neyine Cinayet!” Salt Sanat’ın başarıyla sahneye koyduğu ve iki perde boyunca temposunu hiç düşürmeyen 110 dakikalık serüven "Neyine Cinayet," bir polisiye klasiği olmasının ötesine geçerek, seyirciye eğlence ve zekâ arasında gidip gelen bir akıl oyunu sunuyor. Ankara seyircisi için bu oyunu özel kılan en önemli unsurlardan biri, sıradan bir polisiye hikâyesinin alışılmadık karakterlerle işlenmiş olması. 1960’ların atmosferinde, bir köşkte yaşanan cinayetin peşine düşen beceriksiz Müfettiş Scott ve ona eşlik eden Memur Jefferson, sıradan bir soruşturmayı inanılmaz bir komediye dönüştürüyor. Her biri birbirinden tuhaf ve bir o kadar da şüpheli karakterlerin yer aldığı oyunda, gizemin çözülmesini beklerken olayların giderek daha karmaşık ve eğlenceli bir hal alışına tanık oluyorsunuz. Evin beklenmedik misafiri Bayan Mapel ise, köşkün adeta uğursuz bir gölgesi olarak sahnede boy gösterirken seyirciyi her an diken üstünde tutmayı başarıyor. Performanslarıyla Büyüleyen Bir Kadro Victoria ve yeğeni Sarah’dan, kaybolan silahıyla ortalığı karıştıran Albay Steffan’a kadar her karakter sahnede farklı bir mizah anlayışıyla yer alıyor. Oliver ve Elenora arasındaki gerginlik, Sarah’nın Oliver’la yaptığı gizli görüşmeler ve Firdevs’in olaylara alaycı yaklaşımı derken, seyirci için sahnede olan biteni izlemek adeta bir bulmaca çözmek gibi. Ama bu bulmaca sadece gerilim değil, bir kahkaha tufanı da sunuyor. Salt Sanat oyuncuları, oyunu öylesine canlı bir enerjiyle sahneye taşıyor ki, ilk dakikadan itibaren sizi içine çeken bir atmosfer yaratmayı başarıyorlar. “Neyine Cinayet” sahnesinde, oyuncu kadrosu ve onların enerjisi oyunu zirveye taşıyan en önemli unsurlardan biri. Murat Arda Tosun, Orkun Selçuk Ulutaş ve yardımcı yönetmen Esra Günay’ın yönetimindeki bu güçlü kadro, hem karakter derinliği hem de komedi anlayışlarıyla izleyiciyi anında kendilerine çekmeyi başarıyor. Victoria rolündeki Aleyna Çoban, soğukkanlı ve gizemli tavırlarıyla dikkat çekerken, yeğeni Sarah’yı canlandıran Ayşenur Yılmaz, sahnelerdeki dinamizmi ve karakterin iç çatışmalarını başarıyla yansıtıyor. Oliver rolündeki Arda Tosun ise, sanatçı karakterine kattığı karizma ve ilginç davranışlarıyla izleyiciyi adeta büyülüyor. Sarah ve Oliver arasındaki gizli konuşmalar, seyircinin oyunun sırlarına dair sürekli bir merak içinde olmasını sağlıyor. Albay Steffan karakterine hayat veren Yusuf Ziya Yılmaz ve onun aksine, kurnaz ve alaycı bir tutum sergileyen eşi Firdevs’i canlandıran Nursena Kırçiçek, müthiş bir kontrast oluşturuyor. Steffan’ın kaybolan silahıyla yarattığı gerilim, Firdevs’in alaycı tavırlarıyla hafiflerken, bu ikilinin sahnedeki dengesi mükemmel işlenmiş. Benjamin karakterindeki Orkun Selçuk Ulutaş, seyircinin hafızasında yer edecek uşak rolüyle oyuna damgasını vuruyor. Benjamin’in hazırcevap, alkolik ve tuhaf halleri, sahnede her göründüğünde kahkahaların yükselmesine neden oluyor. Onun yaptığı gaflar ve sahnelerdeki mizah unsurları, oyun boyunca gerilimin içindeki komediyi ön plana çıkarıyor. Oyunun diğer önemli karakterlerinden olan Bayan Mapel’i canlandıran Aybüke Keleş, adeta bir uğursuzluk simgesi olarak oyunun atmosferini daha da karanlık ve karmaşık hale getiriyor. Mapel’in her anı, izleyiciyi bir sonraki hamlesini merakla beklerken bir yandan da komik bir kaosa sürüklüyor. Elenora rolünde İremsu Şanlıtürk ise karakterin ihtirasını ve sahip olduğu soğukluğu, Sarah’ya olan sevimsiz tutumuyla izleyiciye başarıyla aktarıyor. Oyunun kilit rollerinden biri olan Müfettiş Scott’u canlandıran Emirhan Ergün, sakar ve beceriksiz müfettiş tiplemesiyle seyirciyi kahkahaya boğuyor. Onun tam aksine, Memur Jefferson rolündeki Gülsenur Kurt ise zekası ve olayı çözmeye çalışmasıyla oyunun komedi ve gizem dengesini sağlıyor. Jefferson’ın mantıklı tavırları, Müfettiş Scott’un sakarlıklarıyla harika bir tezat oluşturuyor. Sahne arkasında ise oyunun başarısında büyük emeği olan bir ekip var. Anıl Eser’in ses tasarımı, Tümerkan Turna ve Özgür Kılıççı’nın ışık düzenlemeleri, Sümeyra Kazlı’nın dekor ve kostüm çalışmaları ile her detayın titizlikle işlendiği oyunda, seyirci sadece hikayeye değil, görsel ve işitsel bir şölene de tanıklık ediyor. Gerilimin Komediyle Buluştuğu Nadir Oyunlardan “Neyine Cinayet,” yalnızca bir polisiye komedi değil, aynı zamanda zekice kurgulanmış bir yap-boz. Oyunun başında katili tahmin etmek için yapılan akıl yürütmeler, ikinci perdeye geçildiğinde yerini bambaşka soru işaretlerine bırakıyor. Her karakterin kendi içinde gizlediği sırlar, olayların seyrini tahmin edilemez bir şekilde değiştiriyor. Tam her şeyin çözüldüğünü düşündüğünüz anda beklenmedik bir kıvrımla karşı karşıya kalıyorsunuz. Özellikle Müfettiş Scott’un bir türlü ipleri eline alamaması, seyircinin merakını diri tutarken, Memur Jefferson’ın mantıklı çıkarımlarıyla olayları yönlendirmesi harika bir kontrast oluşturuyor. Ankara’daki tiyatro severler için bu oyun, kaçırılmaması gereken bir fırsat. Hem mizahı hem de gizemi bir araya getiren bu yapım, Ankara'nın kışı da yaklaşmışken içinizi ısıtabilecek ve gecenizi keyiflendirebilecek oyunlardan biri. Eğer polisiye hikayeleri seviyor, aynı zamanda doyasıya gülmek istiyorsanız, “Neyine Cinayet” tam size göre. Sahnedeki her karakterin sizi hem güldüreceği hem de cinayeti çözmek için düşünmeye sevk edeceği bu oyunu izlemek için biletinizi bir an önce alın. Kim bilir, belki katili siz bulursunuz! ### MÜGSF’liler Geleneksel Pilav Günü’nde buluştu Büyük çoğunluğunu Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunlarının oluşturduğu, bugünün ünlü sanatçılarının Geleneksel Pilav Günü gerçekleştirildi. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunlarından Erol Ünal, etkinliğe İstanbul Sanat Dergisi adına da katıldı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MÜGSF) ev sahipliğinde düzenlenen buluşmanın organizasyonu, Görsel Sanatlar Vakfı (GÖRSAV) tarafından yapıldı. Aralarında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’ndan mezun pek çok öğretim üyesi ve sanatçının da yer aldığı etkinlikte mezunlar, okul yıllarının tatlı anılarına doğru uzun bir yolculuk yaptılar. Her zaman mezun oldukları okullarıyla gurur duyduklarını belirten Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunları, GÖRSAV'ın Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Acıbadem Yerleşkesi'nde organize ettiği Geleneksel Pilav Günü ’nde kendilerini hala mezun olmamış öğrenciler gibi hissettiler. Uzun zamandır görmedikleri dostları, arkadaşları ve hocaları ile hasret gideren mezunlar bir yandan bol bol fotoğraf çektirirken, diğer yandan birlikte güzel vakit geçirmiş olmanın tadını da yaşadılar. Bir yandan da etkinliğe katılamayan, çok uzakta olan, fakat kalplerinde olan arkadaşlarını andılar. Eski mezunlardan Hilmi Şimşek, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Pilav Günü 'nü şöyle anlattı: "Pilavımızı yedikten sonra bölümümüze çıkalım, mezun olduğumuz atölyelerin havasını tekrar soluyalım dedik. İyi ki de yapmışız. Resim Bölümü katında, merdivenlerin başında bölümdaşımız, değerli sanatçımız Ressam İsmail Acar ile karşılaştık. Kısa bir hal hatır sorgusundan sonra, bölüm merdivenleri arasında yıllardır duran duvar resminin hikayesini öğrenmiş olduk. TAM 36 YILDAN BERİ DURAN RESİM 1988 yılında öğrenci iken İsmail Acar'ın yaptığı resim, senelerdir orada duruyordu. 'Hazır gelmişken imzanızı atın üstat. Yeni öğrenciler bilerek mezun olsunlar, bizim gibi yıllar sonra öğrenmesinler' dedik. Sonra atölyelerimizi gezmeye başladık. Model odasının kapısına gelince, gençlere 'Bu atölyenin değerini iyi bilin, hakkını verin. Sanatınıza çok şey katar desen atölyesi ve modelleri' dedik. Oradan ikinci sınıfta seçmeli atölyelerimizden biri olan Mustafa Pilevneli hocamızın Sıva Üstü Resim ve Mozaik Atölyemize baktık. Öğrenci iken yaptığımız sıva üstü ve mozaik resimlerimiz hala duvarlarda, tezgâhta duruyordu. Oradan Özgün Baskı Atölyemizi, diğer atölyelerimizi ve Temel Sanat Eğitimi katımızı gezdikten sonra, doğru kantine kahvelerimizi içmeye gittik. Kantinde, bahçede, katlarda 80, 70, 60 ve galiba en genç bizim gibi 50 yaş grubunda da konuşulanlar, sadece 20'li yaşlarımızın güzel anılarıydı." "Doping almış gibi ruhlarımız mutlu, enerjik bir şekilde günü tamamladık. Tatbikili büyüklerimizden aldığımız ruh, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kimliği ile sanat yapmaya devam ediyor." Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Acıbadem Yerleşkesi'nde düzenlenen Geleneksel Pilav Günü 'nde, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunları bir araya geldi. Bulışmaya katılan isimler arasında Reha Yalnızcık da vardı. Süleyman Saim Tekcan ve Sinan Genim, Geleneksel Pilav Günü için katılmak zorunda oldukları sergi açılışı davetini erteleyerek gelenler arasındaydı. Mezunlardan Muhittin Köroğlu, hazırladığı sergi ile okulun bu özel gününü renklendiren isim oldu. ### Doğanın zarafetini ateşte şekil verdiği camla yansıtıyor Çocuk yaşlarda başladığı cam sanatında 9 yıl önce kendisine atölye açan 36 yaşındaki cam ustası Serbay Doru; balık, bitki, böcek ve kelebek gibi cam figürleri süs eşyalarına dönüştürüyor. Cam sanatına çocuk yaşlarda adım atan Serbay Doru, lisans eğitiminin ardından bir karma tasarım atölyesinde deneyim kazandı. Denizli'de 2015'te kendi atölyesini açarak cam sanatlarına ait alevde şekillendirme tekniğiyle yüzlerce özgün eser üreten Doru, doğadan ilham aldığı çalışmalarında genellikle balık, böcek, bitki ve kelebek gibi figürleri yaparak Türkiye'nin dört bir yanına satıyor. Anadolu Üniversitesi (AÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümü mezunu olan Serbay Doru, Eskişehir'deki 9. Uluslararası Cam Festivali kapsamında Kurşunlu Külliyesi'nde izleyicilere açık alev performansı sundu. Festival boyunca su altı dünyası canlılarına odaklı kompozisyon çalışması yapan Doru'nun performansı, katılımcıların beğenisini topladı. Serbay Doru, dönemsel olarak değişen bir çalışma stili olduğunu, tasarladığı formlar ve renkler üzerine çalıştığını söyledi. "camı kontrol edemediğimiz anlar oluyor" Cam sanatlarında yüzyıllardır kullanılan "flame working" (alev işçiliği) tekniğinden faydalandığını belirten Doru, sözlerine şöyle devam etti: "Çalışmalarımı sıcak cam tekniğinden ayıran nokta, fırın yerine doğrudan ateş kaynağıyla çalışmayı gerektirmesi. Kafamda oluşturduğum renkler ve formlar üzerine çalışmayı seviyorum. Bazen toprağın üzerindeki canlılara yönelik çalışırken, bazen de kendimi suyun altında buluyorum. Konuk olduğum bu festivalde de su altı canlıları üzerine çalışarak bir kompozisyon oluşturuyorum. Biliyorsunuz ki cam kırılgan bir malzeme. Biz ne kadar usta olsak da bazen yapısından dolayı camı kontrol edemediğimiz anlar oluyor." "AİLEMİN VE ÇEVREMİN DESTEĞİYLE BUGÜNLERE GELDİM" Serbay Doru, her figürünün parçasını detaylı ve özenle hazırladığını, parçaları fırına yerleştirirken camın çatlamaması için büyük dikkat gösterdiğini ve montaj sırasında cımbız, maşa gibi özel aletler kullandığını dile getirdi. Figürlerinin, cam sanatı hakkında bilgisi olan ya da olmayan herkesin dikkatini çektiğini vurgulayan Doru, şunları kaydetti: "Camı bilen kişinin ilgisi bize ya da çalışmalarımıza karşı daha derinlemesine oluyor. Malzemenin işlenişini ilk defa gören insanların yaklaşımıysa daha başka oluyor ama cam genel olarak herkesin gerçekten merak duyduğu bir malzeme. Hayatımızın her alanında yer alıyor. Gözlük camlarımız, telefon camlarımız, pencerelerimiz, her şeyimizde cam var. Özünde kum olan bir malzeme, kum da hayatımızın bir parçası. O yüzden genel olarak insanların tümü camla bir etkileşim halinde." TÜRKİYE'NİN DÖRT BİR YANINA FİGÜRLERİNİ GÖNDERİYOR Doru, cam sanatındaki ustalığının yıllar içinde yüzlerce figür üretmesiyle geliştiğini belirterek; "İlk çalışmalarım çok başarılı değildi. Sabırla, camla oynayarak, bazen elimi keserek, ailemin ve çevremin desteğiyle bugünlere geldim" dedi. Serbay Doru, atölyesinde genellikle sipariş üzerine çalıştığını, perakende satış yaptığında bazı zorluklarla karşılaştığını ve sosyal medya üzerinden aldığı siparişlerle Türkiye'nin dört bir yanına figürlerini gönderdiğini sözlerine ekledi. ### Venüs Sanat Galerisi'nde "İstanbul" konulu karma sergi İstanbul Kadıköy merkezli sanat galerileri arasında yer alan Venüs Sanat Galerisi, farklı disiplinlerde çalışılmış İstanbul resimlerinin bulunduğu karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Çok sayıda davetlinin katılımıyla açılışı gerçekleşen sergi, 13 Kasım tarihine kadar pazar ve salı günleri hariç her gün gezilebilecek. Hem ressam hem galerinin sahibi hem de serginin küratörlüğünü üstlenen Mücella Balyemez'in de iki eserinin yer aldığı sergiyle ilgili yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Resmedilecek o kadar çok şeyi var ki… İstanbul’un Boğaz’ı, Kız Kulesi, camileri, insanları, karmaşası, trafiği, kokusu, dokusu, rengi herkese göre farklı. İstanbul'a dair söylenmiş, yazılmış, çizilmiş çok şey var. Onun için söylenecekler, yazılanlar, çizilenler bitmedi ve yaşam devam ettikçe de bitmeyecek. Gelmiş geçmiş birçok ressam onu resmetmiş. Herkesin bir İstanbul’u var. Herkes başka bir İstanbul resmediyor. Ve Venüs Sanat Galerisi, 'İstanbul' adlı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. 2–13 Kasım 2024 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergi, farklı disiplinlerde çalışılmış İstanbul temalı resimleri içeriyor. 14 sanatçının katılımıyla gerçekleşecek sergide eserleri yer alan sanatçılar ise şu şekilde: Ahmet Muhterem Oma, Ayşegül Çorbacıoğlu, Birgül Tekçe, Celal Günaydın, Dilek Oğuz, Fatoş Bari, Fitnat Dodanlı, Gülcan Yılmazer, Hicran Alioğlu, Mücella Balyemez, Natali Aydar, Neval Güler, Tanya Müsevitoğlu, Valya Dilbaz." Çok sayıda davetlinin katılımıyla açılışı gerçekleşen "İstanbul" karma resim sergisi, Venüs Sanat Galerisi'nde 13 Kasım tarihine kadar gezilebilecek. ### Atatürk Kültür Merkezi'nde pop-art devrimi: Andy Warhol Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 31 Aralık'a kadar Andy Warhol 'a (1928-1987) adanmış, en simgesel eserlerinden bazılarının yer aldığı sürükleyici bir pop-art sergisine ev sahipliği yapıyor. POP-ART SİMGELERİ En dikkate değer parçalar arasında, ikonik Campbell çorba kutuları (1962) ve aynı dönemdeki Marilyn Monroe ile Mao Tse-Tung'un çarpıtılmış portreleri yer alıyor. Bu portreler, kendi zamanlarının Amerikan toplumunu yansıtıyordu ve radikal bir değişime işaret ediyordu: Modern sanatta yüksek ve alt kültür, güzel sanatlar ve ticari tasarım arasındaki geleneksel ayrımların dökümü. Pop-art, özünde modernite gurusunun, "şeylerin kendi adlarına konuşmasını sağlama" fikrini desteklediği kitle kültürünün yüzeyselliğini yakalıyor. RESMİN ÖTESİNDE Andy Warhol yalnızca resimle sınırlı değildi; çalışmaları heykel, fotoğraf ve filmi de ve kültürel bir fenomen haline geldi. Sergide, “Elektrikli Sandalye”nin de yer aldığı “Ölüm ve Felaket” serisi, insanın kırılganlığına ve modern yaşamın tehlikelerine eleştirel bir bakış sunuyor. DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR MİRAS Pennsylvania'da doğan Andrew Warhola'nın çocukluğuna hastalık damgasını vurdu ve bu da onu resim yapmaya yöneltti. Ticari sanat eğitimi aldı ve 1950'lerin başında illüstratör olarak çalıştı. Şöhreti, gündelik nesneleri sanata dönüştürdüğü ünlü New York stüdyosu The Factory'de büyüdü. ÇAĞDAŞ SANAT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Andy Warhol, diğerlerinin yanı sıra Richard Hamilton ve Keith Haring gibi sanatçılarla birlikte önemli bir kültürel miras bıraktı, müzayede rekorları kırdı ve kendisini sanatın "Big Six" arasında konumlandırdı. AKM'deki bu ücretsiz sergi, modern sanatı sevenler için değerli bir fırsat. ### Bakü'de "Çağdaş Sanatta Göbeklitepe" sergisi açıldı Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de, Türk ressamların Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Göbeklitepe'den esinlenerek yaptığı resim, heykel ve seramik eserlerin yer aldığı sergi açıldı. Bakü Yunus Emre Enstitüsü tarafından Azerbaycan Milli Halı Müzesi'nde düzenlenen "Çağdaş Sanatta Göbeklitepe" sergisinin açılışına; Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, Azerbaycan Kültür Bakan Yardımcıları Saadet Yusifova ve Murat Hüseynov, KKTC Bakü Temsilcisi Ufuk Turganer, milletvekilleri, Azerbaycan sanat ve kültür camiasından isimler katıldı. Büyükelçi Cahit Bağcı, açılışta yaptığı konuşmada Anadolu'nun en önemli kültürel miraslarından biri olan Göbeklitepe'yle ilgili sergiyi Azerbaycanlı sanatseverlerle paylaşmaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Göbeklitepe'nin insanlık tarihinin en eski yerleşim birimlerinden ve tapınaklarından biri olduğunu belirten Bağcı; "Göbeklitepe, tarihteki eşsiz değerini her zaman koruyacaktır. Göbeklitepe, aynı zamanda insanlık tarihinin yeniden anlaşılmasını ve değerlendirilmesini, bilgilerin güncellenmesini sağlayan son dönemin en önemli arkeolojik keşiflerindendir" dedi. Büyükelçi Bağcı, sergiyi organize eden Bakü Yunus Emre Enstitüsü ve diğer emeği geçenlere teşekkür etti. "Göbeklitepe, Anadolu'nun resmi, sesi ve nefesidir" Bakü Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Selçuk Karakılıç da "tarihin sıfır noktası" diye adlandırılan Göbeklitepe'nin Türkiye'nin kültürel ve tarihi mirasının, derin hoşgörüsünün ve büyük insanlık ailesiyle ne derecede derin ilişkisi olduğunun ispatı olduğunu dile getirdi. Karakılıç; "Göbeklitepe arkeolojik bir kazı alanı değil, insanlığın ve medeniyetin beşiği Anadolu'nun resmi, sesi ve nefesidir. Bütün insanlık Anadolu medeniyeti üzerine inşa edilmiş, oradan bugünkü medeniyete evrilmiştir. Bugün Türkiye, bu medeniyetin ve insanlığın son adasıdır. Türkiye insanlığın, huzurun, tarihin, kültürün devamı ve koruyucu kalkanıdır. Çağdaş Sanatta Göbeklitepe Sergisi, biraz da bu duygularla gezilirse anlamlı olacaktır" ifadelerini kullandı. GEÇMİŞTEN BUGÜNE BİR KÖPRÜ Serginin küratörü Siret Uyanık ise Göbeklitepe'den ilham alan bu sergi ile geçmişten bugüne bir köprü kurmayı amaçladıklarını söyledi. Uyanık, serginin Azerbaycan'ın kültür hazinelerinden olan Milli Halı Müzesi'nde gerçekleştirilmesinin, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki dostluk ve kültürel bağların bir yansıması olduğunu belirterek; "Sanat aracılığıyla bu güçlü kardeşlik ilişkilerini pekiştirirken, iki ülke arasında bir kültür köprüsü oluşturmayı da amaçlıyoruz." dedi. Yaklaşık 40 eserin sergilendiği "Çağdaş Sanatta Göbeklitepe" sergisi, 6 Kasım'a kadar açık olacak. ### Cumhuriyet Şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çankaya'da anıldı Çankaya Belediyesi, "Cumhuriyet'e Değer Katanlar ve Ahde Vefa" projesi kapsamında "Bir Cumhuriyet Aydını Fazıl Hüsnü Dağlarca 110 Yaşında" söyleşisine ev sahipliği yaptı. Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen etkinlikte Dağlarca, başkentliler tarafından şiirleriyle anıldı. CUMHURİYET'E DEĞER KATANLAR VE AHDE VEFA Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden Prof. Dr. Dilek Yalçın Çelik, Araştırma Görevlisi Tevfik Ergun ve Hacettepe Üniversitesi lisans öğrencisi Elif Türkoğlu konuşmacı olarak yer aldılar. BİR CUMHURİYET AYDINI "Bir Cumhuriyet Aydını Fazıl Hüsnü Dağlarca 110 Yaşında" başlığıyla düzenlenen etkinlikte Dağlarca’nın hayatı ve Türk edebiyatına olan katkıları konuşulurken, aydın kimliğiyle Cumhuriyet tarihine bıraktığı kültürel izleri de ele alındı. Hacettepe Üniversitesi lisans öğrencisi Elif Türkoğlu, etkinlikte konuşmacı olarak yer aldı. Aynı zamanda İstanbul Sanat Dergisi’nin editörleri arasında yer alan Türkoğlu, etkinlik sonrasında yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Değerli hocalarımla Türk edebiyatının usta şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı andık. Varlığıyla ve bilgileriyle yolumuzu aydınlatan hocam Prof. Dr. Dilek Yalçın Çelik ve okulumuzun araştırma görevlisi Tevfik Ergun’a teşekkürü borç biliyorum.” ### 20. yüzyılın en büyük ressamlarından Pablo Picasso, İzmir’de! Yaşamı boyunca gerçekçi betimlemelerinden kübist ve sürrealist yorumlarına kadar ürettiği eserleriyle dünya sanatının efsane isimleri arasında yer almayı başaran Pablo Picasso, İzmir’de! RESİMDEN SERAMİĞE BİR SERÜVEN Tüm sanat otoritelerinin üzerinde birleştiği, 20. yüzyılın en büyük ressamlarından Pablo Picasso’nun gravürleri, çizimleri, posterleri, litografileri ve fotoğraflarından oluşan, tamamı orijinal ve mirasçılar tarafından onaylanmış “Resimden Seramiğe Bir Serüven” sergisini, İzmir Kültür Yolu Festivali kapsamında İzmir Resim Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi'nde keşfedebilirsiniz. ### Melek Zeynep Bulut, “Duo” ile Londra Tasarım Festivali’nin kapanışını yapıyor Melek Zeynep Bulut ’un “Duo” (İki) adlı eseri, 28 Ekim’de Londra Tasarım Festivali’nde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Eser, Birleşik Krallık’ta yer alan, doğu ve batı yarımkürelerinin birleşimi, Başlangıç Meridyeni olarak kabul edilen ve UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Greenwich’te, ikonik Painted Hall’de sergilenecek. Londra Tasarım Festivali, kapanışını 2024 yılının Landmark Projeleri’nden de biri olarak yayınlanan “Duo” adlı eseri ile Melek Zeynep Bulut’un yapacağını duyurdu. Sanatçının kısa sürede üç uluslararası ödülün sahibi olan ve çok ses getiren “Açık Anıtlar” serisinin bir parçası niteliğinde de olan “Duo”, dualite kavramını yenilikçi bir bakış açısıyla ele alıyor. Melek Zeynep Bulut’un üretimlerinde karşımıza çıkan duyusal ve ziyaretçiyi esere dahil eden mekân, kent deneyleri “Duo”da da kendini gösteriyor. Eser, temel bir mimari unsur olan tonozu kullanıyor; ancak bu tonoz, mikrofonlar, reflektörler, akrilik yansıtıcılar, ışık düzenlemeleri ve seslendirmelerle çok duyulu bir sahneye dönüşüyor ve ziyaretçiyle etkileşim halinde şekilleniyor. Eserin ikonik Painted Hall’a yerleşimi, “mekân içinde ikinci bir mekân” olarak kurgulanıyor ve bununla içinde var olduğumuz bedeni, bir çeper kavram olarak tekrar ele almaya güçlü bir atıf yapıyor. DUALİTE KAVRAMINI BİRLEŞME, BÜTÜNLEŞME OLARAK ELE ALIYOR Bu çok duyulu tonoz, mekânda asılı bir deri gibi hareket ediyor ve ağır kavramları hafif, ahenkli hâle getiriyor. Dualite kavramını bir karşıtlık değil, birleşme ve bütünleşme olarak ele aldığını ifade eden Melek Zeynep Bulut; eseri fizik ve algı kurallarını ironik hâle getirerek, insanlık var olduğundan bu yana temel bir soru olan madde ve anlam karşılaştırmasını üst ve bütünleştiren bir yaklaşım olarak nitelendiriyor. YARATICI YETENEKLER, ŞEHRİN SİMGE YAPILARI İLE BULUŞUYOR Londra Tasarım Festivali, uluslararası yeteneklere odaklanarak; “yaratıcılık, yenilik ve dünyamızı şekillendirmek için tasarımın gücünü” kutlamayı hedeflediği yeni bir misyonu ağırlıyor. Yaratıcı yetenekleri şehrin simge yapıları ile buluşturan festival, yüz binlerce ziyaretçiyi ve onlarca ülkeyi ağırlayan, dünyanın en önde gelen tasarım festivallerinden biri olarak kabul ediliyor. Festivalin Landmark projelerinden biri Melek Zeynep Bulut imzalı “Duo”, sanatçının deneysel mekân kurgusu pratiğinin bir uzantısı olarak dünya sahnesinde karşımıza çıkıyor. Festival; Bentley, Victoria&Albert Müzesi, Mayor of London gibi önemli oluşumların ev sahipliklerinde gerçekleşiyor. ### Dijital yaşamak: Kripto para günlük hayatı nasıl değiştiriyor? Kripto para biriminin günlük hayata entegrasyonu, piyasadaki değişkenlik nedeniyle önemli ölçüde hızlandı. Ethereum fiyatı pazar trendlerini etkilemek, niş bir yatırım aracından modern yaşamın birçok yönüne dokunan bir yaşam tarzı sağlayıcısına dönüşmek. Bu dijital finansal devrim, insanların alışveriş yapma, sosyalleşme, eğlenme ve işlerini giderek daha kusursuz bir şekilde yürütme biçimlerini yeniden şekillendiriyor. DİJİTAL ÖDEMELERİN GELİŞİMİ Kripto para biriminin günlük hayata en gözle görülür entegrasyonu dijital ödemeler yoluyla gerçekleşir. Tesla, Microsoft gibi büyük perakendeciler ve hatta geleneksel işletmeler, ödeme yöntemi olarak Bitcoin ve diğer kripto para birimlerini kabul etmeye başladı. İnsanlar artık dijital para birimlerini kullanarak kahveden lüks arabalara kadar her şeyi satın alabiliyor ve işlemleri QR kodunu taramak kadar basit hale getiriyor. Mobil cüzdanlar ve kripto para birimi banka kartları, dijital ve fiat para birimleri arasındaki boşluğu doldurarak kullanıcıların kripto varlıklarını geleneksel kartların kabul edildiği her yerde harcamalarına olanak tanıdı. EĞLENCE VE OYUN Oyun endüstrisi, sanal dünyalarda yeni ekonomik ekosistemler yaratarak kripto para birimini tüm kalbiyle benimsedi. Kazanmak için oynanan oyunlar, özellikle gelişmekte olan ülkelerde pek çok kişi için meşru bir gelir kaynağı olarak ortaya çıktı. Oyuncular oyunlara katılarak, sanal varlık ticareti yaparak ve oyun topluluklarına katkıda bulunarak kripto para tokenları kazanabilirler. NFT'lerin (Fungible Olmayan Tokenlar) yükselişi, dijital mülkiyette daha da devrim yaratarak oyuncuların oyun içi varlıklara farklı platformlarda sahip olmalarına ve ticaret yapmalarına olanak tanıdı. SOSYAL MEDYA VE İÇERİK OLUŞTURMA Kripto para birimi sosyal medya etkileşimini ve içerik oluşturmayı dönüştürdü. Twitter gibi platformlar Bitcoin bahşişini entegre ederken, özel blockchain tabanlı sosyal ağlar, kullanıcıların içeriklerinden doğrudan kripto para birimi aracılığıyla para kazanmalarına olanak tanıyor. İçerik oluşturucular artık aracılar olmadan küresel hedef kitlelerinden anında ödeme alabiliyor ve bu da içerik oluşturucu ekonomisinin dinamiklerini değiştiriyor. SEYAHAT VE KONAKLAMA Seyahat endüstrisi, kripto para biriminin önemli ölçüde benimsenmesine tanık oldu. Oteller, havayolları ve seyahat rezervasyon platformları dijital para birimlerini giderek daha fazla kabul ederek gezginlere sınırsız ödeme kolaylığı sunuyor. Kripto dostu seyahat kartları döviz bozdurma ihtiyacını ortadan kaldırırken, blockchain teknolojisi şeffaf ve güvenli rezervasyon sistemleri sağlıyor. Hatta bazı lüks oteller, kripto para sahiplerine özel avantajlar sunarak dijital konukseverlikte yeni bir katman yaratıyor. GAYRİMENKUL VE EMLAK YATIRIMI Emlak sektörü, tokenizasyon ve doğrudan mülk satın alma yoluyla kripto para birimini benimsedi. Yatırımcılar artık blockchain tabanlı tokenlar aracılığıyla mülklerin küçük bir kısmına sahip olabiliyor ve bu da gayrimenkul yatırımını ortalama bir kişi için daha erişilebilir hale getiriyor. Bazı mülkler tamamen kripto para birimi karşılığında satılırken, akıllı sözleşmeler işlem sürecini düzene sokarak evrak işlerini ve maliyetleri azaltıyor. PERAKENDE VE E-TİCARET Önemli e-ticaret platformlarının kripto para birimi ödeme seçeneklerini entegre etmesiyle çevrimiçi alışveriş daha kripto dostu hale geldi. Bu dijital işlemler, geleneksel ödeme yöntemlerine kıyasla gelişmiş güvenlik, daha düşük ücretler ve daha hızlı ödeme süreleri sunar. Bazı perakendeciler, kripto para birimi ödemeleri için özel indirimler ve ödüller sunarak dijital para biriminin benimsenmesini teşvik ediyor. EĞİTİM VE MESLEKİ GELİŞİM Kripto para biriminin artan entegrasyonu yeni eğitim fırsatları doğurdu. Üniversiteler artık blockchain ve kripto para birimi kursları verirken, çevrimiçi platformlar da dijital finans konusunda uzmanlaşmış eğitim sağlıyor. Kripto para yönetimi alanında profesyonel sertifikalar ortaya çıktı ve dijital ekonomide yeni kariyer yolları açıldı. SANAT VE KOLEKSİYON ÜRÜNLERİ Sanat dünyası, kripto para birimi ve blockchain teknolojisiyle devrim yarattı. NFT'ler, sanatçıların dijital sanatı doğrudan koleksiyonerlere satması için yeni fırsatlar yaratırken, geleneksel galeriler giderek artan oranda kripto para ödemelerini kabul ediyor. Dijital çağda sanatı deneyimlemenin ve sahiplenmenin yeni yollarını yaratan dijital sanat koleksiyonları ve sanal müzeler ortaya çıktı. KİŞİSEL FİNANS VE BANKACILIK Kripto para birimi kişisel finansal yönetimin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Dijital cüzdanlar, geleneksel banka hesaplarına alternatif görevi görürken, merkezi olmayan finans (DeFi) platformları, geleneksel bankacılık aracıları olmadan borç verme, borç alma ve kazanma fırsatları sunuyor. Kripto para tasarruf hesapları genellikle geleneksel tasarruf hesaplarından daha yüksek getiri sağlar ve varlıklarından daha iyi getiri elde etmek isteyenlerin ilgisini çeker. TOPLULUK VE SOSYAL ETKİ Kripto para birimi, topluluk katılımının ve sosyal etkinin yeni biçimlerini teşvik etti. Merkezi Olmayan Özerk Kuruluşlar (DAO'lar), benzer düşüncelere sahip bireylerin kaynakları bir araya toplamasına ve kolektif kararlar almasına olanak tanır. Hayır kurumları kripto para bağışlarını kabul ederken, blockchain teknolojisi şeffaf fon dağıtımını sağlıyor. İŞYERİ VE İŞLETME OPERASYONLARI Şirketler, dijital para birimleriyle maaş ödemekten hazine rezervlerini Bitcoin'de tutmaya kadar, kripto para birimlerini giderek daha fazla faaliyetlerine dahil ediyor. Uzaktan çalışanlar sınırsız kripto para birimi ödemelerinden yararlanırken, blockchain teknolojisi tedarik zinciri yönetimini ve ticari işlemleri kolaylaştırır. GELECEĞİN TRENDLERİ VE ENTEGRASYON Kripto para biriminin günlük hayata entegrasyonu gelişmeye devam ediyor. Ortaya çıkan trendler şunları içerir: Kripto para birimi ödemelerini içeren akıllı şehir girişimleri Nesnelerin İnterneti (IoT) cihazlarıyla entegrasyon Günlük işlemler için geliştirilmiş gizlilik özellikleri Yeşil blockchain teknolojisi sayesinde geliştirilmiş çevresel sürdürülebilirlik Basitleştirilmiş kullanıcı arayüzleri sayesinde genel kullanıma daha fazla benimsenme ZORLUKLAR VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER Büyüyen entegrasyona rağmen, bazı zorluklar devam etmektedir: Pek çok yargı bölgesinde mevzuat belirsizliği Enerji tüketimiyle ilgili çevresel kaygılar İyileştirilmiş kullanıcı eğitimi ve güvenliğine duyulan ihtiyaç Günlük kullanımı etkileyen fiyat dalgalanması Teknoloji konusunda bilgili olmayan kullanıcılar için teknik engeller ÇÖZÜM Kripto para biriminin günlük hayatımızdaki artan varlığı, dijital ilerlemeye ve finansal modernleşmeye doğru daha önemli bir hareketi temsil ediyor. Devam eden teknolojik ilerleme ve daha geniş kabul ile kripto para birimi günlük rutinlerimizin daha da temel bir parçası olmaya hazırlanıyor. Bu geçişteki başarı, doğru dengeyi bulmaya bağlıdır; sistemleri yenilikçi ama kullanıcı dostu, güvenli ama kullanışlı ve teknolojik açıdan gelişmiş hale getirirken aynı zamanda çevreye duyarlı hale getirmek. Bu finansal dönüşüm, parasal alışkanlıklarımızı değiştirmenin çok ötesine uzanıyor; bu dijital çağda yaşamlarımızı yürütme, işlerimizi gerçekleştirme ve bağlantı kurma şeklimizi temelden değiştiriyor. Kripto para birimi evrimini sürdürürken, günlük yaşam üzerindeki etkisinin artmasını, oyunun kurallarını değiştiren bu teknolojiye uyum sağlayan insanlar ve topluluklar için hem yeni olanaklar hem de engeller ortaya çıkarmasını bekleyebiliriz. ### "Duvara Bantlanmış Muz" tekrar satışa çıkıyor İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın "Duvara Bantlanmış Muz" eseri yeniden satışa çıkıyor. Sansasyon yaratan muz, 1 milyon dolara alıcı bulabilir. Cattelan'ın "Komedyen" (Comedian) adı verilen "Duvara Bantlanmış Muz" çalışması, 2019 yılında 120 bin dolara alıcı bulmuştu. Duvara bantla yapıştırılan sıradan bir muzun binlerce dolara alıcı bulması, sosyal medyada büyük bir yankı uyandırmış ve sanatın anlamına dair tartışmalara yol açmıştı. Sotheby's Müzayede Evi'nden yapılan duyuruya göre, eserin üç kopyasından biri yeniden satışa çıkacak. Bu defa eserin 1-1,5 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor. "BU BİR ŞAKA DEĞİL" Sanatçı Maurizio Cattelan, verdiği bir röportajda "Comedian"ı bir yorum çalışması olarak tanımladı. 2021'de Art Newspaper'a verdiği röportajda bunun bir şaka olmadığını söyledi ve viral olan eseri "değer verdiğimiz şeylerin bir yansıması" olarak adlandırdı. Sanatçı Cattelan ve Fransız sanat galerisi Perrotin, 5 yıl önce Art Basel Miami Beach fuarında “Comedian”ı sergilediklerinde dünya çapında gündem olmuştu. Eser, Miami'deki bir marketten alınan bir muz kullanılarak yaratılmıştı. Ancak galeri, sanatçının talimatları doğrultusunda bunun değiştirilebileceğini söyledi. SANAT DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ Sanat dünyası, eserin değeri konusunda ikiye bölünmüşt. Ancak bazı eleştirmenler bu sanat anlayışının, sanatın değerini sorgulayan kavramsal eserlere kadar dayandığını öne sürmüştü. Muzun sergilendiği galeride kısa sürede kalabalıklar oluştu ve herkes "Komedyen" adlı eseri görmek için sıraya girdi. MUZU YEDİ Gürcistan doğumlu olup, ABD'de yaşayan performans sanatçısı David Datuna, eseri duvardan sökerek yemişti. Olay sırasında "Sanat performansı… Aç sanatçı…" diyen Datuna hakkında herhangi bir şikayette bulunulmasa da eser sergilendiği yerden kaldırılmıştı. New York'a döndüğünde konuyla ilgili basın toplantısı yapan Datuna; "Bu vandalizm değil, performans sanatıydı. Kesinlikle pişman değilim" dedi. Eseri yemeden önce iki saat boyunca acıkmayı beklediğini de söyleyen David Datuna; "Bu bir muz değil, bir kavram. Ben sadece sanatçının kavramını yedim. Sanırım tarihte ilk kez bir sanatçı, bir başka sanatçının kavramını yedi" diye konuştu. Kaynak: Ensonhaber ### "Kültürel Mirasın İzinde Müze Eğitimleri" başladı İstanbul İl Kültür Turizm Müdürlüğü ile İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği "Kültürel Mirasın İzinde Müze Eğitimleri" başladı. İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesinde gerçekleştirilen açılış etkinliğinde konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Gökhan Yazgı, müzelerin gerçek anlamda bir eğitim yuvası, özellikle çocukların ve gençlerin hayatında yaşayan, öğreten yerler olmak zorunda olduğunu söyledi. Müzelerin ziyaretçi sayılarının son yıllarda giderek arttığını ve rekorlar kırılmaya başladığını aktaran Yazgı, şunları kaydetti: "Kültürü yaşamaktan, okumaktan hiçbir zaman vazgeçmedik. Müzelerimiz o günden sonra hızlı bir şekilde ziyaretçi sayılarıyla rekorlar kırmaya başladı. Tabii gelen ziyaretçinin taleplerini de doğru bir şekilde karşılamakla ancak başarı mümkün olabiliyor. Gerek dijital müzecilik gerek yeni teşhir modellerinin uygulanması bunların hepsi birbirini tamamlayan müzecilik anlayışları. Şimdi müze ve eğitim arasındaki bu ilişkiyi sizler de öğretmenlerimiz çocuklarımızla kuracaksınız. Biz çocuklarımıza müzeleri sevdirmek istiyoruz. Çünkü bu mekanlar onların okullarının bir parçası." Çocukların okul dışındaki mekanlarda gerçekleştirilen etkinliklerden daha çok etkilendiğine işaret eden Yazgı, "Çünkü çocuklarımız ilgiye aç ama günümüz dünyasında özellikle sosyal medya, doğru bilginin ulaşmasındaki en büyük engellerden biri. Siz öğretmenlerimizin burada çocukların doğru bilgiye ulaşmasındaki en güvenilir kaynak olduğunu düşünüyoruz." değerlendirmesini yaptı. "ÇOCUKLARIN MERAKINI ARTIRIRSAK ARAŞTIRMA RUHU DA GELİŞİR" İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli eğitim felsefesinde dijital okuryazarlık, sosyal medya okuryazarlığı, kültür sanat okuryazarlığı gibi konuların öne çıktığını anlattı. Çok yönlü bakabilmenin, perspektifi genişletmenin ve bu bakış açısıyla gençlere bütün branşlarda multidisipliner bir yaklaşım göstermenin önemine dikkati çeken Yentür, "Çocukların meraklarını ne kadar çok artırırsak, araştırma ruhu öğrenme merakı da o kadar gelişir." dedi. Yentür, okul dışı öğrenme imkanlarını önemsediklerini, İstanbul'un pek çok mekanını sınıf olarak gördüklerini belirterek, şunları kaydetti: "Sosyal medyanın bu kadar yaygın olduğu ortamda ders saatlerinde odaklanma ve dikkat süresinde ciddi bir azalma var. Çocuklar mekanın içine girdiği, o ruhu hissettiği zaman öğrenmesi hem kalıcı olacak hem de ilgiyle sizleri takip edecek. Bunu yeni eğitim paradigmasında kullanmak adına mekanları değerlendireceğiz. Çocuklarımızın İstanbul'un kültürüyle, sanatıyla, tarihiyle buluşması, onlara hayat boyu kalıcı öğrenme modeli noktasında katkı sunacak bir husus." "İSTANBUL'UN KENDİSİ BİR MÜZE ŞEHİR" Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TYEK) Başkanı ve İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, programın açılış dersini verdi. Yılmaz, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin Sultan İkinci Abdülhamid'in kurduğu bir yer olduğunu belirterek, "İnsan insanla yetişiyor ama insan mekanda yetişiyor." dedi. Müzede eğitimin çok önemli olduğunu, bu eğitimlerin planlarken öğrencilerin psikolojilerinin de iyi değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, "Öğrencilerimden en iyi verim aldığım sonuç, müzeler başta olmak üzere gezi programlarıydı. Zaten İstanbul'un kendisi bir müze şehir. Çocuklarımıza bir arada yaşama kültürünü, bizzat görerek ve göstererek insanlık tarihini ortaya koymak mümkün." ifadesini kullandı. İstanbul'daki müzelere ilişkin bilgi veren ve talepler doğrultusunda eğitimlere destek vermeye devam edeceklerini vurgulayan Yılmaz, "Onlarca müze sizi bekliyor, sizin gönüllü olmanız çok önemli. İnsan insanla kaim, insan insanla daimdir. Müzeler de bunun şahidi. Allah şahitliğimizi varlığımızı hayırla, iyilikle, güzellikle muammer kılsın." diye konuştu. Açılış etkinliğinin ardından protokol üyeleri, eğitimciler ve katılımcılar, İstanbul Arkeoloji Müzesi önünde toplu fotoğraf çektirdi. "Kültürel Mirasın İzinde Müze Eğitimleri", 24 Ekim, 31 Ekim, 7 Kasım, 28 Kasım ve 5 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek ve 2024-2025 eğitim öğretim yılı boyunca devam edecek. "İstanbul Öğretmen Akademileri" projesi hocalarının katılacağı 25'er kişilik eğitimler sonrasında öğrencilerle birlikte müzelerde çeşitli dersler yapılacak. ### Genco Gülan, "Artemis Çilokata Heykeli" ile Contemporary Istanbul’da! Sıradışı çalışmalarıyla sanat dünyasının gündeminde olan Genco Gülan, Contemporary Istanbul’un 19. Edisyonuna “Ayın Karanlık Yüzü” adını verdiği bir heykel çalışması ile katıldı. Heykeline verdiği ismi Pink Floyd’dan aldığını açıklayan Gülan, şunları ifade etti: “Ben daha çok ‘Efesli Artemis’ ile ilgilendim, boyut olarak büyütülmüş bir versiyonu. Bu heykelle Artemis'in gölgesini vücuduna getirmeye çalıştım. Çünkü o dönemde tapınaklara sıradan insanlar değil de sadece rahipler alınıyormuş. Halen kalıntıları durmakta olan Artemis Tapınağı’nda belirli günlerde gölgesi dışarı yansıyormuş. Ben de bu süreci tersine çevirmek ve bu gölgeyi vücuda getirmek istedim.” YÜZDE 70 KAKAO İÇERİYOR Heykeli vücuda getirirken kullandığı malzemenin büyük bölümünün çikolata olduğunu da sözlerine ekleyen sanatçı Genco Gülan; "Bunun altında polyester ve mermer tozundan bir karkas var. Onun üzerini de çikolata ile kapladım. Yüzde 70 kakao içeren, Tanzanya’nın meşhur bir çikolatası. Bununla kaplayarak tanrıçayı bir sunu nesnesine dönüştürmeyi düşündüm" dedi. EFESLİ ARTEMİS HAKKINDA... Bütün doğanın egemeni olarak tapınım gören Efesli Artemis’in kökleri, ana tanrıça inancının var olduğu Anadolu’ya dayanır. Grekler Anadolu’ya geldiği zaman, Anadolu’nun yerel tanrıçasını Artemis ile özdeşleştirmiştir. Bu nedenle Efesli Artemis, Grek dünyasında bilinen Artemis’le bir değildir. O bir yanı Anadolu, bir yanı Grek olan muhteşem bir karışımdır. ### İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı çıktı Zengin içeriğiyle yaşama sanat penceresinden bakan İstanbul Sanat Dergisi’nin 17’nci sayısı çıktı. Derginin yeni sayısında sanat dünyasından haberler, merakla okuyacağınız röportajlar, sanatın derinliklerine yelken açan makaleler sizleri bekliyor. AT HEYKELLERİNE CAN VEREN HEYKELTIRAŞ: GÖKŞİN CAREY Amerika’da yaşayan ve 50 yaşından sonra heykel yapmaya başlamasına rağmen ABD’de kamusal alanda anıt yapan ilk Türk heykeltıraş olan Gökşin Carey’nin hem heyecan hem gurur verici bir hikayesi var. Carey’nin uzmanlık alanı at heykelleri. Amerika’da at heykelleri alanında uzman kabul edilen sanatçı, ustalığını ders verdiği öğrencilerine aktarıyor. Sanatının sırlarını “At figürünün inceliği, kürek kemiğini iyi tanımak. Atın bütün boyutları, orantılı olarak kürek kemiğinin ölçüsüne bağlı. Biz, atın kürek kemiği ile anatomisini tamamlıyoruz” sözleriyle anlatan Gökşin Carey, yılda bir kere Türkiye’ye gelip, masterclass dersleri veriyor. Bu yıl Carey’nin İstanbul’daki programına Decollage Art Space ev sahipliği yapacak. Katılımcıların resmi bir sertifika da alacağı program için kayıtlar hala devam ediyor. SANATSEVERLERİN ANADOLU YAKASINDAKİ ADRESİ: DECOLLAGE ART SPACE Gökşin Carey’nin masterclass dersleri için İstanbul’da tercih ettiği Decollage Art Space, sanatseverleri sanatın her alanıyla buluşturmayı hedefleyen bir mekan. Gençlere, çocuklara ve her yaştan sanatsevere sürdürülebilir ve ulaşılabilir bir sanat ortamı yaratmak amacıyla kurulan merkezde seramikten müziğe, resimden tiyatroya, gastronomiden bedensel aktivitelere dek uzanan bir yelpazede yıl boyunca atölyeler, sergiler, seminerler düzenleniyor. Anadolu yakasında bulunan yedi katlı sanat merkezinin detaylarını, kurucusu ve yöneticisi Mimar Viktoria Şahin ile konuştuk. RESİM YAPMAK ONUN İÇİN BİR TUTKU On yıldır önemli bir global şirkette üst düzey yöneticilik yapan Murat Fesli’nin hayatına resim 2019’da girdi, ancak sonrasında bir tutkuya dönüştü. Hiperrealistik soft pastel tekniğiyle yaptığı resimler, iki kez Amerika’daki bir sanat dergisine kapak oldu ve çeşitli ödüller aldı. Fesli, geç yaşta çıktığı ama belli ki ömrünün sonuna kadar devam edecek sanat yolculuğunun öyküsünü dergimize anlattı. KOLEKSİYONCULAR İÇİN BİR DUAYEN: GÜNER LİMAN Güner Liman, geleneksel sanatlarımızdaki uzmanlığıyla koleksiyoncular tarafından duayen kabul edilen bir isim. Hatta tombak sanatı dendiğinde akla gelen ilk isim. 1970’lerden bu yana emek verdiği mesleğini ve koleksiyonculuğu büyük bir heyecanla yapmaya devam ediyor. “Koleksiyonculuk bir sevdadır; özen ister, şefkat ister, tasnif ister, saygı ister. En önemlisi, aşk ister. Siz eserlerinizi sevmeli, onlara bağlanmalı, sadık olmalısınız” diyen Güner’in ders niteliğindeki sözlerine kulak verdik. RESİMDE ÖZGÜN BİR İSİM: ADİL OCAK Trabzonlu ressam Adil Ocak, renklerin ahengiyle yaptığı özgün resimlerinde gökyüzünün, dağların, ormanların enginliğini kendi perspektifinden betimliyor. “Sanatın en önemli unsuru yaratıcılıktır. Yaratıcılığı anlamayan veya bu yönünü geliştiremeyen, kopyacı-taklitçi olarak sanatseverin karşısına çıkar. İzleyenlerce çok kolay hoşa gidecek, renk coşkusuyla desteklenmiş bir figür beğenilmeye başlanmışsa, yıllarca aynı figürü tekrar ederek bir ömür geçirenleri de sanatçı sınıfına koymamak gerekir” demesi boşuna değil. Devamı, Vecdi Uzun’un İstanbul Sanat Dergisi için Ocak’la yaptığı doyurucu söyleşide. İSTANBUL’DAN SEBASTIAO SALGADO GEÇTİ Ünlü fotoğraf sanatçısı ve aktivist Sebastiao Salgado, İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında sanatseverlerle buluşan “Genesis” projesini, fotoğraf anlayışını ve fotoğrafın geleceğine dair düşüncelerini İstanbul Sanat Dergisi’ne anlattı. Pınar Baltacı, 2015’ten beri İstanbul’daki atölyesinde sanatsal çalışmalarını sürdüren Rus ressam Tatiana Kirillova ile bir araya geldi. Kirillova, “reng-i su” adını verdiği ve ebru sanatından aldığı ilhamla geliştirdiği tekniğinin ayrıntılarını Baltacı’ya anlattı. 2017 yılında İran, Türkiye ve diğer ülkeler arasında bir kültür köprüsü oluşturma hedefiyle İstanbul’da Art Parisa Gallery’yi açan Parisa Karamnezhad’ın öyküsünü Uğur Kaçar kaleme aldı. Ancak Karamnezhad’ın öyküsü sadece resim değil; müzik, edebiyat, fotoğrafçılık dahil geniş bir yelpazeye yayılıyor. HER ŞEY KITSCH, HER ŞEY POP Haliç Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ümran Özbalcı Aria, kaleme aldığı “Her şey kitsch, her şey poptur” başlıklı makalesinde pop art ile kitsch teriminin ilişkisini irdelerken, okuyucuları sanat tarihinde bir yolculuğa da çıkarıyor. Tiyatrocu anne-babanın tiyatrocu oğlu Kerem Gökçer, Beşiktaş’ta açtığı Gökçer Akademi’ye uzanan yolu Ahu Erkıvanç’a anlattı. Ayşenil Şamlıoğlu’ndan İpek Tuzcuoğlu ve Nedim Saban’a kadar birçok değerli ismin yer aldığı iddialı eğitim kadrosuyla Gökçer Akademi, oyunculuk eğitiminin çıtasını yükseltecek gibi görünüyor. İstanbul Sanat Dergisi’nin sayfalarında geçen yıl Beşiktaş Meydanı’na yerleştirilen kartal heykelinin heykeltıraşı Profesör Bülent Çınar, Ressam Aslıhan Çiftgül, Ressam Feyza Ketenci, Saksafon Sanatçısı Batu Şallıel, Arp Sanatçısı Derya Köftecioğlu, ayrıca Türkiye’den ve dünyadan sanat haberleri de var. * Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! İstanbul Sanat Dergisi’ni www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden aynı gün kargo ile sipariş verebilir veya Hepsiburada, Trendyol, N11 gibi platformlardan satın alabilirsiniz. ### Contemporary Istanbul'un 19. Edisyonu Tersane İstanbul'da başladı Dünyanın dört bir yanından galeri, sanatçı ve sanatseverleri İstanbul'da bir araya getiren Contemporary Istanbul 'un 19. Edisyonu sanatseverlerle buluştu. Fuar, 14 ülkeden 53 çağdaş sanat galerisi, 4 inisiyatif ve 4 sanat kurumuna ev sahipliği yapıyor. Contemporary Istanbul Vakfınca düzenlenen fuar 23 Ekim'de ön izleme, 24-27 Ekim tarihleri arasında ise genel ziyaret günlerinde Tersane İstanbul'da gerçekleştiriliyor. Etkinliğin 19. Edisyonu, 14 ülkeden gelen 53 çağdaş sanat galerisi, 4 inisiyatif ve 4 sanat kurumuna ev sahipliği yapıyor. Zilberman Gallery adına fuara katılan Ece Ateş, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada fuara bu seneki ilginin yoğun olduğuna dikkat çekerek, ilgiden memnun olduklarını söyledi. Ateş, Zilberman Gallery olarak temsil ettikleri yerli ve yabancı sanatçıların eserlerine fuarda yer verdiklerini ifade ederek; "Bu yıl daha fazla yabancı galeri var. Bizim de Türkiye'nin yanı sıra Berlin ve Miami'de galerilerimiz var. O yüzden uluslararası sanat alanında bir köprü oluşturduğumuzu düşünüyorum" dedi. Yabancı koleksiyonerlerin de fuara ilgisine işaret eden Ece Ateş, önceki yıla göre yabancı ziyaretçi sayısının arttığını gözlemlediğini dile getirdi. "30'A YAKIN SANATÇIMIZIN YEPYENİ ÜRETİMLERİNİ GÖSTERİYORUZ" Dirimart Galeri adına açıklama yapan Levent Özmen de Contemporary Istanbul 'un koleksiyonerler ve sanatseverlerin heyecanla beklediği bir etkinlik olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Bu sene biz de fuarda 30'a yakın sanatçımızın yepyeni üretimlerini gösteriyoruz. Oldukça geniş bir seçkiye yer veriyoruz. Şimdiye kadarki ilgiden oldukça memnunuz, mutluyuz. Sanat profesyonelleri ve koleksiyonerlerle güzel sanat sohbetleri ediyoruz. Alan geniş olduğu zaman birtakım temalara ayırmaya çalıştık. 1-2 interaktif sanat eserimiz var. Pazar gününe kadar herkesi bekliyoruz." "SANATSEVERLERDEN OLUMLU DÖNÜŞLER ALIYORUZ" Gülden Bostancı Galeri Kurucusu Gülden Bostancı ise fuara Antalya'dan katıldığını belirterek; "Fuar çok güzel geçiyor. Çok kalabalık ve çok ilgi görüyoruz. Antalya'da güncel sanat galerisi olarak biz tekiz. Bizim için buraya katılmak çok önemli. Burada Türkiye'nin her yerinden koleksiyoner ve sanatçılarla tanışıyoruz" ifadelerini kullandı. Bostancı, Contemporary Istanbul 'a ikinci kez katıldıklarını aktararak, sanatseverlerden çok olumlu dönüşler aldıklarını ve Antalya, Diyarbakır ve Londra'dan sanatçıların eserlerini sergilediklerini de sözlerine ekledi. CONTEMPORARY ISTANBUL 19. EDİSYONU HAKKINDA... Fuarın bu yılki konuk ülke programı, İspanyolca konuşulan ülkeler ile Latin Amerika ülkelerine odaklanıyor. "Spain & Latin America Focus Section" programı kapsamında Jorge Lopez Galeria (Valensiya), Galeria Jose de la Mano (Madrid), W-Galeria (Buenos Aires), Berlín Galeria (Sevilla) ve Andrea Rehder Gallery (Sao Paulo) fuarda yer alıyor. Fuarın gelenekselleşen "The Yard" Açık Hava Sergisi ise Cenevre'deki Musee d'Art et d’Histoire’ın (Sanat ve Tarih Müzesi) Direktörü ve Contemporary Istanbul'un sanat danışmanı Marc Olivier Wahler'in küratörlüğünde gerçekleşiyor. Contemporary Istanbul 'un ilk günündeki konuşmacılardan biri de Fatih Altaylı idi. Altaylı; "Contemporary Istanbul'un 19. kez düzenleniyor olmasını çok önemli buluyorum. Bu konuda emeği geçenleri kuvvetlice alkışlamak gerekiyor. Bu tür güçlü organizasyonların çoğalması, ülkemizin sanat vizyonununda yapıcı gelişmelere yol açacaktır" dedi. İstanbul Sanat Dergisi olarak biz de Contemporary Istanbul'u gezenler arasındaydık. Yeni çıkan İstanbul Sanat Dergisi'nden 186 adet, standlara ve ziyaretçilere hediye edilmek üzere bez çantalar içinde dağıttık. Contemporary Istanbul'un 19. Edisyonunda dikkat çeken çalışmalardan biri de yazarımız Genco Gülan'ın "Ayın Karanlık Yüzü" adını verdiği, çikolatadan yapılan Artemis heykeli idi. ### KKTC Cumhurbaşkanı’nın eşi Sibel Tatar AKM’deki sergileri gezdi KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın Eşi Sibel Tatar, İstanbul'un sanat merkezi AKM’de Picasso ve Andy Warhol sergilerini ziyaret etti. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında açılan ve halen sanatseverlerin ziyaretine açık olan Picasso ve Andy Warhol sergisi bugün KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın eşi Sibel Tatar’ı ağırladı. Her iki sergiyi de büyük bir ilgiyle takip eden Sibel Tatar, “Sanat, kültürler arası bir köprü görevi görüyor. Bu tür etkinlikler, insanları bir araya getiren ve ortak bir paydada buluşturan etkinlikler. Daha çok sanatçının sergilerinin AKM’ye geleceğini duydum. Bir çağrı yapmış olayım. Tüm sanatseverler muhakkak gelsin, ziyaret etsin. Hatta sanatsever olmadığını zannedenler bile bu sergilere gelirse bence sanatsever olacaklardır” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'a ziyareti sırasında İstanbul Vali Yardımcısı Serap Özmen ve KKTC Konsolosu Fatma Demirci de eşlik etti. ### Picasso: Resmin Ötesi, Atatürk Kültür Merkezi'nde Atatürk Kültür Merkezi (AKM Resmi Web Sitesi), İstanbul Kültür Festivali kapsamında 31 Aralık 2024 tarihine kadar açık olacak “Resimden Seramiğe Bir Macera” sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu sergide Pablo'nun 170 orijinal eseri bir araya geliyor Ünlü İspanyol ressam Picasso (1881-1973) bizi üretken kariyerinin daha az bilinen yönlerini keşfetmeye davet ediyor. PİCASSO'NUN ÇOK YÖNLÜLÜĞÜNE BİR TUR Sekiz ay boyunca 16 ili gezecek olan sergide sadece tablo değil, baskı, çizim, poster, taşbaskı, fotoğraf ve seramik eserler de yer alıyor. Bu parçalar aracılığıyla, birçok sanat disiplininde “Yaratılış her şeydir” diyen yenilikçi bir Picasso tanıyoruz. Organizasyon, Malagalı ressamın çeşitli format ve tarzları deneme yeteneğini vurgulamayı amaçlıyor; bu da onun dehasının resimle sınırlı olmadığını, aynı zamanda grafik sanatlarda ve seramikte de kendini gösterdiğini ve çoğu zaman onun daha ünlü eserlerinin gölgesinde kaldığını gösteriyor. arkadaş çevresi ve ilişkileri, Toulusse Latrec, Cezanne, Jean Cocteau, Stravinsky gibi isimler…. ve dönemin kültürel ortamı bu kaynaşmanın gerçekleşmesine katkıda bulunmuştur. TEKRARLANAN TEMALAR VE İSPANYOL KÖKLERİ  Serginin önemli bir bölümü Picasso'nun İspanya İç Savaşı sırasında Paris'te geçirdiği döneme (1936-1939) odaklanıyor; eserlerinde onun derin kökleri ve gelenekleri iç içe geçiyor. 1938'de ortaya çıkmaya başlayan minotor ve labirent gibi temalar, onun hayvanlık ve insanlık arasında sıkışan insan doğasının ikiliğine dair keşfini yansıtıyor. Boğa, at ve kadın figürü gibi yinelenen motifler de İspanyol kültürüyle bağlantısını ortaya koyuyor. KÜBİZM VE SÜRREALİZM Picasso, arkadaşı Henry Matisse aracılığıyla keşfettiği Afrika sanatına olan ilgisinden derinden etkilenen bir akım olan Kübizm'in öncülerinden biridir. “Avignon'un Genç Hanımları” gibi eserler bu kültürel kaynaşmanın kanıtıdır. Ayrıca 1924'te güç kazanmaya başlayan sürrealizm keşfi, onun sürekli yeni ifade biçimleri arayışını yansıtıyor.  PİCASSO'NUN İLHAM PERİLERİ Sergide aynı zamanda hayatında temel olan kadınlara da yer ayrılıyor. Birlikte kızı olan María Teresa Walter'dan, eserlerini derinden etkileyen Dora Maar'a kadar her biri onun sanatına damgasını vurdu. Kendisiyle yıllarca yaşam ve yaratıcılık paylaşan Françoise Gilot (21 ve 61 yaşlarındaydı) ve Jacqueline Roque (400'den fazla portresini yaptı) ile olan ilişkisi de belgelendi; bu ilişkilerin onun tarzının ve yaratıcılığının gelişimi üzerindeki etkileri vurgulandı. Seramiğe olan ilgisi. GRAFİK VE SERAMİK ÇALIŞMALARI Picasso grafik çalışmalarına hiçbir zaman ikinci sınıf bir değer vermedi; bunun yerine sanatsal kariyerinin bir belgesi olarak değer verdi; 1899'dan 1973'e kadar boşuna değil, çeşitli teknikler kullanarak 2000'den fazla gravür yaptı ve fotoğrafçı Andre Villers ile işbirliği yaptı.  Seramik konusunda tema ve tekniklerdeki yenilikleri, onu çoğu zaman resimleri kadar önemli sayılan ve sayıları giderek artan eserler üretmeye yöneltmiş; Fransa'nın güneyindeki Vallauris'te seramik ona yeni bir deney alanı sundu. SONUÇ: BARIŞ GÜVERCİNİ Sergi, sanatçının eserlerinde tekrarlanan ve umut içeren bir sembol olan “Barış Güvercini” temsiliyle sona eriyor. Katılımcılar bu sergiyi ziyaret ederek Picasso'nun tuvallerinin ötesine geçiyor, kendini ifade etmek ve dünyayla bağlantı kurmak için elindeki tüm araçları kullanan bir sanatçıyı keşfediyor. ### "Franz Kafka 1883-1924" illüstrasyon sergisi Beyoğlu'nda açıldı Beyoğlu Belediyesi ev sahipliğinde, Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen "Franz Kafka 1883-1924" sergisi sanatseverlerle buluştu. Belediyenin içerisindeki 6. Daire Sanat Galeri'deki serginin açılışında konuşan Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Olga Hajflerova, Kafka'nın hayatı hakkında yeni bilgilere yer verdiklerini belirterek aynı zamanda ziyaretçilere bu çalışmanın ilham olabileceğini söyledi. Hajflerova, serginin amacına değinerek; "Bu sergiyi hemen hemen her gün Türkiye'de tanık olduğumuz Kafka'ya olan çokça ilgiyi karşılamak için hazırladık. Kafka'nın mirası çok etkileyicidir. Kafka'nın kendi memleketinden daha fazla yurt dışındaki insanlar ona daha fazla hayranlık duyuyor" dedi. Çek Cumhuriyeti'ndeki vatandaşların bir dönem Franz Kafka ile bağlantılarını kopardığını belirten Hajflerova, şunları kaydetti: "Komünist rejim sırasında Kafka'nın mirası yaklaşık 40 yıl boyunca susturuldu. İronik olarak Kafka'yı okuyamadık belki ama Kafka'nın absürt tecrübesini yaşadık. Franz Kafka'nın tüm eserleri basit değil, çok zengin ve derin olmakla birlikte varoluşsal konuları ortaya koyar. Bu nedenle bu sergiyi böyle bir salonda açmaktan dolayı Beyoğlu Belediyesine minnettarız." "Kafka'nın bürokrasi eleştirisi oldukça yol göstericidir" Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, "Çek dostlarımızla birlikte 20. yüzyıl edebiyatının en önemli yazarlarından Franz Kafka'ya adanan bu sergiye ev sahipliği yapmaktan dolayı çok mutluyuz. Kafka'nın eserleri sadece Çekya'nın değil, tüm dünyanın mirasıdır." diye konuştu. Kafka'nın eserlerinde herkesin kendisinden bir şeyler bulduğuna dikkati çeken Güney, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bireyin toplum ve sistem içindeki yalnızlığını, yabancılaşmasını ve güçsüzlüğünü onun kadar güçlü anlatan çok az yazar vardır. Onun gözlem gücü ve tasvir yeteneği, insanlık hallerini evrensel bir düzeyde ele alması bugün dahi hayranlık uyandırmaktadır. Biz yöneticiler için Kafka'nın bürokrasi eleştirisi oldukça yol göstericidir. Bürokratik labirentlerde kaybolan insanların anlatısı bizleri daha iyi sistemler kurmaya zorlamaktadır. Kafka'nın keskin tespitlerinden sadece edebiyatseverlerin değil, yöneticilerin de faydalanması insanlığı muhakkak daha da ileriye taşıyacaktır. Bir dünya yazarı ve düşünürü olan Kafka'nın açtığı bu derin dünyayı bu sergi ile Beyoğlu'na taşımak bizler için gurur verici olmuştur. Dünyanın giderek parçalandığı, kamplaştığı ve şiddetin tırmandığı bu günlerde insanlığın ortak evrensel değerleri üzerinden buluşmaların çok daha önemli olduğuna inanıyorum." Türkiye’de ilk kez düzenleniyor Sergi açılışına katılanlar arasında İsveç Krallığı İstanbul Başkonsolosu Johanna Strömquist, Hollanda Krallığı İstanbul Başkonsolosu Arjen Uijterlinde, Gürcistan İstanbul Başkonsolosu Aleksandre Jishkariani ve Kore Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Konsolos Kyungchan Park'ın yanı sıra Pakistan, Belçika ile Endonezya Konsolosluklarından birçok önemli isim yer aldı. "Franz Kafka 1883-1924" sergisi, Prag'da doğan Kafka'nın 100. ölüm yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Türkiye’de ilk kez düzenleniyor. Sergide, sanatçı Renata Fucikova'nın Kafka'nın yaşadığı dönemi, ilham dünyasını ve hayal gücünü anlatan 20 siyah beyaz illüstrasyon eseri beğeniye sunuluyor. Sergi, 30 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak. ### ArtNova Sanat Fuarı sanatseverlere kapılarını açtı Mimarlık, grafik tasarım, resim, heykel ve dekoratif sanatları bir araya getiren ArtNova Sanat Fuarı, sanatseverlere kapılarını açtı. ATİS Fuarcılık, TMMOB Mimarlar Odası, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği destekleriyle ATO Congresium'da açılan fuarda, 100 galerinin çatısı altında yaklaşık 900 sanatçının eserleri sergileniyor. Fuar; mimarlık, iç mimari, grafik tasarım, resim, heykel ve dekoratif sanatları buluşturuyor. Fuarda kent, mekan, sanat, koleksiyonerlik ve sanatın güncel başlıklarını içeren 22 söyleşi, atölye çalışmaları ve müzik dinletileri düzenlenecek. Devrim Erbil, Ahmet Umur Deniz, Orhan Gürel, Hikmet Çetinkaya başta olmak üzere usta ressamlar ile genç ressamları bir araya getiren ArtNova Sanat Fuarı, 20 Ekim Pazar günü saat 20.00'a kadar ziyaretçilere açık olacak. "Başkentimiz, kültürün ve sanatın da başkenti" Fuarın açılışın gerçekleştirenler arasında, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Munmcu da vardı. Mumcu, açılışta yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Yeni ufuklara ve genç yeteneklere alan açan bu platformlarla Ankara’mız, Türkiye’nin uluslararası düzeyde bilinirliği yüksek sanat başkentlerinden biri olma yolunda ciddi bir ilerleme kaydediyor. Bu vesileyle, başta ATİS Fuarcılık olmak üzere emeği geçen tüm paydaşlara, sanatçılara ve değerli destekçilere teşekkür ediyorum. Başkentimiz, kültürün ve sanatın da başkenti..." Fuara İstanbul'dan katılan ünlü galeriler arasında Galeri İdil de yer alıyor. Aynı zamanda ressam da olan İdil Yılmaz yönetimindeki Galeri İdil, aralarında farklı bir tarz ile resim sanatında yeni bir konsept yaratan Alp Gür'ün de bulunduğu 11 sanatçı ile fuara katılıyor. Galeri İdil, fuarın yoğun ilgi gören standları arasında... ArtNova Sanat Fuarı'na katılan oluşumlar arasında, Süleyman Dündar yönetimindeki Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği (BRHD) de var. Ressam Bergüzar Kartal, BRHD bünyesinde katıldığı fuarda eserleri ile ilgili ziyaretçilere bilgi verdikten sonra İstanbul Sanat Dergisi için toplu halde bir hatıra karesi çektirdiler. ### Jane Fonda, Yaşam Boyu Başarı Ödülü'ne layık görüldü Amerikalı ünlü sinema oyuncusu Jane Fonda, Beyaz Perde Aktörleri Derneği'nin (SAG) Yaşam Boyu Başarı Ödülü'ne layık görüldü. SAG-Amerikan Televizyon, Radyo Sanatçıları'ndan (AFTRA) yapılan açıklamada, 86 yaşındaki Fonda'ya ödülünün 23 Şubat'ta düzenlenecek törende verileceği bildirildi. Açıklamada, hem kariyerindeki başarıları hem de aktivist çalışmalarından dolayı Jane Fonda'nın Yaşam Boyu Başarı Ödülü'ne layık görüldüğü belirtildi. SAG-AFTRA Başkanı Fran Drescher, Fonda'nın başarılarından dolayı sektördeki pek çok kişi için ilham kaynağı haline geldiğini ifade ederek, oyuncunun "olağanüstü yeteneğe" sahip olduğunu kaydetti. Jane Fonda da yaptığı açıklamada; "Hayatımın neredeyse tamamında bu sektörde çalıştım ve meslektaşlarınız tarafından size bahşedilen bir onur gibisi yoktur" ifadelerini kullandı. ABD'de 21 Aralık 1937'de dünyaya gelen Jane Fonda, beyaz perde kariyerine 1960'larda başladı. Fonda, 60 yılı aşkın kariyerinde "Klute" ve "Coming Home" gibi ünlü filmlere ve "Grace and Frankie" gibi başarılı dizilere imza attı. Kariyeri boyunca iki Oscar, bir Emmy, iki BAFTA ve yedi Altın Küre ödülü kazandı. ### Contemporary Istanbul'un 19. edisyonu 23 Ekim'de başlayacak Dünyanın dört bir yanından galeri, sanatçı ve sanatseveri İstanbul'da bir araya getiren Contemporary Istanbul 'un 19. edisyonu, 23-27 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Beyoğlu'nda bir otelde düzenlenen basın toplantısına katılarak, dünya çağdaş sanat pazarının güncel durumuna ilişkin bilgi verdi. Sanat eserlerinin satış değerlerinin düştüğünü, ancak sanat pazarının büyüdüğünü belirten Güreli; "Çevrim içi sanat satışları artış gösteriyor. Herkesin sanata ulaşabildiği bir alan olarak çevrim içi marketler öne çıkıyor. Kadın sanatçıların pazardaki ilerlemesi devam ediyor. Önümüzdeki dönemlerde yavaş yavaş büyüyecektir" dedi. "CI, TÜRKİYE'NİN EN ÖNDE GELEN YUMUŞAK GÜÇ MARKASIDIR" Galerilerin sanatçı temsilinde kendi aralarında iş birliği yapmalarının sanat pazarını genişlettiğine dikkat çeken Ali Güreli, 2025 yılı hedeflerine ilişkin şunları söyledi: "Contemporary Istanbul, Türkiye'nin en önde gelen yumuşak güç markasıdır. Güç birliğiyle ulaşmamız gereken hedefler arasında, İstanbul'un bir festivaller kenti olması var. İstanbul'un yeniden çağdaş sanat üretim merkezi olarak konumlandırılması ve sanat üretim alanlarının kurulması gerekiyor. Çağdaş sanatın İstanbul'un kamusal alanlarına yaygınlaşmasını da önemsiyoruz. Çağdaş sanat yanında edebiyat, sinema, tiyatro, müzik ve dans gibi tüm yaratıcı sanat dallarının ülkemizin yumuşak gücü olarak öne çıkarılması gerekiyor." Güreli, 2002-2004'te Art İstanbul'da başlattıkları ödül töreninin Contemporary Istanbul kapsamında bu sene devam edeceğini vurgulayarak, Contemporary Istanbul Vakfı Ödülleri olarak çağdaş sanat alanında 5 kategoride ödül vereceklerini dile getirdi. Akbank Marka ve İletişim Başkanı Beril Alakoç ile Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli de fuara ilişkin bilgi verdi. 19. EDİSYON HAKKINDA... Contemporary Istanbul Vakfınca düzenlenen fuar, 23 Ekim'de ön izleme, 24-27 Ekim'de genel ziyaret günlerinde Tersane İstanbul'da sanatseverlerle buluşacak. Etkinliğin 19. edisyonu, 14 farklı ülkeden gelen 53 çağdaş sanat galerisi, 4 inisiyatif ve 4 sanat kurumuna ev sahipliği yapacak. Fuarın bu yılki konuk ülke programı, İspanyolca konuşulan ülkeler ile Latin Amerika ülkelerine odaklanıyor. Spain & Latin America Focus Section programı kapsamında Jorge Lopez Galeria (Valensiya), Galeria Jose de la Mano (Madrid), W-Galeria (Buenos Aires), Berlín Galeria (Sevilla) ve Andrea Rehder Gallery (Sao Paulo) fuarda yer alacak. Fuarın gelenekselleşen The Yard Açık Hava Sergisi ise Cenevre’deki Musee d'Art et d’Histoire’ın (Sanat ve Tarih Müzesi) direktörü ve Contemporary Istanbul’un sanat danışmanı Marc Olivier Wahler'in küratörlüğünde gerçekleşecek. ### Dünyaca ünlü isimler yeni sezonda Türkiye'de konser verecek Dünya çapında tanınan ünlü müzisyenler, 2024-2025 sezonunda İstanbul'un farklı mekanlarında sahne alacak. ABD'li rock grubu Thirty Seconds to Mars, "Seasons World Tour" kapsamında 27 Ekim'de Ülker Sports Arena'da konser verecek. Kariyeri boyunca 30'dan fazla albüme imza atan gitarist Al Di Meola, 7 Kasım'da İstanbul Volkswagen Arena'da müzikseverlerle buluşacak. Flamenko fusion ve akustik trio üçlüsü formatından farklı bir repertuvar ile sahneye çıkacak olan Al Di Meola, Les Paul gitarıyla "Land of the Midnight Sun", "Casino" ve "Elegant Gypsy" albümlerinden sevilen şarkılarını seslendirecek. DAVE WECKL & TOM KENNEDY PROJECT 22 EKİM'DE Davulun fenomeni olarak bilinen usta müzisyen Dave Weckl de bas gitarist Tom Kennedy ile beraber çıktığı turne kapsamında İstanbul'da hayranlarıyla bir araya gelecek. Dave Weckl & Tom Kennedy Project, saksafonda Eric Marienthal ve klavyede Stu Mindeman ile beraber müzikseverleri, 22 Ekim'de Epifoni organizasyonuyla Asmalımescit'teki BLIND sahnesinde ağırlayacak. EVGENY GRİNKO TÜRKİYE TURNESİNDE Türkiye turnesine 5 Ekim'de başlayan Rus müzisyen, piyanist ve davulcu Evgeny Grinko, turne kapsamında yarın Konya Selçuklu Kongre Merkezi, 16 Ekim'de Eskişehir Atatürk Kültür Merkezi, 17 Ekim'de Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi, 18 Ekim'de İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu ve 20 Ekim'de İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi'nde müzikseverlerle buluşacak. İsveçli alternatif rock grubu SOEN, Türkiye turnesi kapsamında 22 Ekim'de İstanbul'da sahne alacak. ABD'li thrash metal grubu Testament, 19 Kasım'da JJ Arena'da, Jethro Tull 23 Kasım'da Volkswagen Arena'da, Destruction 28 Kasım'da IF Beşiktaş'ta konser verecek. 2025'TEKİ KONSERLER Bu yıl sonunun yanı sıra 2025'te de çok sayıda ünlü müzisyen ve grup, İstanbul'da sahne alacak. Norveçli sinematik folk ve pop grubu Kalandra, seneye ilk kez İstanbul'da konser verecek. Grup, 7 Şubat 2025 gecesi IF Beşiktaş'ta hayranlarıyla buluşacak. Manowar'un eski gitaristi Ross Friedman, "Ross The Boss" adıyla 5 Nisan 2025'te IF Beşiktaş'ta sevilen parçalarını seslendirecek. Rock müziğin ünlü sopranolarından Tarja Turunen, Nightwhish grubunda birlikte çalıştığı solist ve bas gitarist Marko Hietala ile birlikte 10 Nisan'da JJ Arena'da dinleyiclerin karşısına çıkacak. Accept'in eski solisti Udo Dirkschneider, solo grubu UDO ile 11 Nisan'da IF Beşiktaş'ta konser verecek.Glam rock türünün öncülerinden White Lion da IF Beşiktaş'ta 14 Mayıs'ta sahne alacak. ### Sebastião Salgado, "Genesis" projesiyle Tophane-i Amire’de! Sebastião Salgado, günümüzün en etkili belgesel fotoğrafçılarından biri olarak kabul ediliyor. 15. yüzyılda inşa edilen tarihi binada, Tophane-i Amire'de 28 Eylül-31 Aralık 2024 tarihleri ​​arasında Brezilyalı ustanın “Genesis” projesi kapsamında yaptığı etkileyici siyah-beyaz fotoğrafları görebilirsiniz. Hiçbiri sizi kayıtsız bırakmaz. Sekiz yıllık muazzam bir keşif gezisinin sonucu olan bu koleksiyon, beş geniş coğrafi bölüme ayrılmış: Gezegenin Güney Bölgesi, Kutsal Alanlar, Afrika, Kuzey Bölgesi, Amazon Yağmur Ormanları. Görüntüler, modern toplum ve kalkınmanın neden olduğu tahribatlara rağmen bozulmadan kalan manzaraları ve toplulukları yakalıyor. “Fotoğrafçılık, benim için size sunduğum bir yaşam biçimidir” Salgado, "Genesis" projesiyle ilgili dergimize yaptığı açıklamada "Siyah-beyaz bir seçimdi. İlk başta her şeyi denedim ama ben bir hikâye anlatıcısıyım ve hikâyelerimi yaşıyorum, sonra yeniden yaşıyorum. En çok ilgimi çeken hikâyeler, birlikte büyüdüğüm insanların hikâyeleri. Fotoğraflarım, onların hikâyelerini anlatıyor. Fotoğrafçılık, benim için size sunduğum bir yaşam biçimidir. Dilim ve fotoğraflama tarzım nedeniyle postmodernist değil, barokum" dedi. Sebastião Salgado, iguananın bacağının yer aldığı meşhur ve rahatsız edici fotoğrafa ilişkin ise şu yorumu yaptı: "İguana, dinozora en yakın yaratıktır. Aynı hücreden geliyoruz. Biz buraya insan olarak getirildik, o da buraya iguana olarak getirildi. Ancak o zamanlar biz de aynıydık." Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Bu sergi için Osmanlı İmparatorluğu'nun 15. yüzyıldan kalma eski top dökümhanesi merkezi olan, daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne dönüştürülen Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nden daha iyi bir ortam olamaz. 1992 yılından bu yana üç sergi salonuna ev sahipliği yapan, ulusal ve uluslararası kültürel etkinlikler düzenleyen askeri müze, 2015 yılından itibaren Sabancı Vakfı tarafından engelli bireylerin erişimine açıldı. Kusursuz şöminelere bakan güzel bir kafe, İstanbul gün batımının muhteşem ışığıyla Galata Limanı'na yanaşan yolcu gemilerini seyrederek günün ardından sizi dinlenmeye davet ediyor. Sarnıç odası, fotoğrafçı ve eşi Lélia Deluiz Wanick'in Amazon ormanlarını restore etmek ve nesli tükenmekte olan türleri kurtarmak için hayal ettikleri iddialı proje olan Terra Enstitüsü hakkında bilgiler barındırıyor. ### Fransız soprano Emma Shapplin, Antalya'da konser verdi Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, Antalya'da sahne aldı. Antalya Açıkhava Tiyatrosu'nda "Venere Grand Classic Tour" kapsamında Musicarium ve Y Kültür Sanat iş birliğiyle sevenleriyle buluşan Shapplin'e, Sinema Senfoni Orkestrası ve Korosu eşlik etti. Kendine özgü vokal tekniği ile klasik müzik, pop ve gotik unsurları harmanlayan sanatçı yaklaşık 2 saat sahnede kaldı. Shapplin, sahnede "Spente le Stelle", "La Notte Etterna" ve "Silenzio" gibi sevilen eserlerini seslendirdi. Dinleyiciler, Shapplin'i konser sonunda ayakta alkışladı. Shapplin, sahneden hayranlarına Türkiye'de olmaktan mutluluk duyduğunu ve en kısa zamanda tekrar gelmek istediğini söyledi. ### Dünyadaki Türk beyin gücü İstanbul için buluşuyor Yüksek öğrenimli iş gücünün yitirilmesi olarak tanımlanan beyin göçünü, İstanbul yararına beyin gücüne dönüştürmeyi ve dünya genelinde yaşayan 150 binden fazla Türk profesyoneline ulaşmayı amaçlayan Kıvılcım Zirvesi, 24-25 Ekim 2024 tarihlerinde akademisyen, girişimci, sanatçı ve etki liderini bir araya getirecek. Türkiye’nin dünyadaki beyin gücünü bir araya getirme hedefiyle hareket eden Bi' Dünya Kıvılcım Derneği tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Planlama Ajansı ortaklığıyla düzenlenecek zirve, dünya genelinde yaşayan yetenekli ve yüksek öğrenimli Türk iş gücünün Deal Room adlı dijital platformda bir araya gelmelerine ve İstanbul’un gelişimine katkıda bulunmalarına imkan sunacak. Zirve, farklı ülkelerde çalışan ya da yaşayan ve aklı her daim Türkiye’de olan iş gücünü harekete geçirmeyi ve zirve için oluşturulan dijital platforma ücretsiz üye olan herkese networking olanağı da sağlamayı hedefliyor. Atatürk'ün "Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyoruz, gür alevler halinde dönmelisiniz!" sözünden ilham alarak düzenlenecek ve ana teması, “Gücümüzü birleştirelim, İstanbul için fayda üretelim” olarak belirlenen Kıvılcım Zirvesi; dünya genelinde yaşayan Türk profesyonelleri, akademisyen, girişimci, sanatçı ve etki liderlerini İstanbul için bir araya getirecek. Dijital ortamda gerçekleşecek etkinlikte 3.000 katılımcı, 50 iş ortağı ve 40 konuşmacı bir araya gelecek. ENİ İŞ BİRLİĞİ FIRSATLARI VE BİLGİ ALIŞVERİŞİ İMKANI SUNACAK Zirve, katılımcılara global ağlarını genişletme, iş birliği fırsatlarını keşfetme ve İstanbul’un ulusal ve uluslararası sorunlarına katkıda bulunmasına imkan sunacak. Etkinlik, dünyanın dört bir yanındaki Türk profesyonelleriyle tanışma, Türkiye ve İstanbul’un geleceği için ortak değerler yaratma ve sektördeki uzman kişilerle bilgi alışverişinde bulunma fırsatı da sağlayacak. DİJİTAL PLATFORM GÜÇLÜ NETWORKİNG ORTAMI SUNACAK Zirve, uluslararası alanda yetenekli ve yüksek öğrenimli Türk profesyonellere, Deal Room adlı dijital platformda bir araya gelme fırsatının yanı sıra güçlü bir networking ortamı da sunacak. Dijital platform, Türk profesyonellerin kendi aralarında bağlantılar kurmalarına, kariyer fırsatlarını artırmalarına ve bilgi paylaşımı yapmalarına olanak sağlayacak. Katılımcılar, platform aracılığıyla hem kendi alanlarında hem de farklı disiplinlerdeki uzmanlarla bağlantı kurma şansı bulacak, ortak projeler geliştirme ve İstanbul’un gelişimine katkıda bulunma fırsatını yakalayacak. Bu etkileşim, dünyanın dört bir yanındaki Türk profesyonellerin küresel bilgi birikimini ve deneyimlerini Türkiye’ye taşıyacak, aynı zamanda katılımcılara profesyonel ağlarını genişletme imkanı verecek. 40 KONUŞMACI KATILIMCILARLA BULUŞACAK İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açılışına video mesaj ile katılacağı zirvede; Akademisyen, Bilim İnsanı ve Yer Bilimci Prof. Dr. Celal Şengör, İTÜ ARI Teknokent Genel Müdürü ve CEO’su Prof. Dr. Atilla Dikbaş, eski NASA çalışanı ve Plan S ile INFINIA Chief Scientific Officer Dr. Umut Yıldız, IUCN Eğitim ve İletişim Komisyonu Üyesi Enise Burcu Derinboğaz, UNESCO Kültür Komisyonu Uzmanı Dr. Gökçe Dervişoğlu, Brüksel Vrije Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Demir Murat Seyrek, Bilim Virüsü kurucusu Şule Yücebıyık, TUM Helicopter bölüm başkanı Prof. Dr. İlkay Yavrucuk, Oxford Centre for Technology and Development kurucusu Dr. Emre Eren Korkmaz, ICLEI Direktörü Yunus Arıkan ve Siemens Mobility Startup Partnering yöneticisi Dr. Şilan Hun’un yanı sıra alanlarında önemli birçok isim katılımcılarla buluşacak. Zirve, Afet Yönetimi, Akıllı Şehir ve Ulaşım Teknolojileri, Sürdürülebilir Şehir ve Çevre, Mesleki ve Yaşam Boyu Eğitim, Göç ve Sosyal Uyum Yönetimi, Katılımcı Yerel Demokrasi, İstanbul Markasını Güçlendirmek, Kültür Yönetimi ve Yaratıcı Endüstriler ile Girişim Ekosistemi gibi başlıklarla ilgili oturumlar, paneller ve tartışmalar içerecek. Gözde Kara Günaydın: “Her daim aklı İstanbul ve Türkiye'de olan çok sayıda Türk uzmanımız yurt dışında yaşıyor” Zirveye dünyanın dört bir yanında yaşayan Türk iş gücünü ve profesyonelleri davet ettiklerini belirten Bi' Dünya Kıvılcım Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gözde Kara Günaydın: “Kıvılcım Zirvesi ile, dünyanın birçok noktasına dağılmış ve uzmanlıklarını farklı ülkelerde değerlendiren 150 binden fazla Türk profesyonel içinden 3 bin akademisyeni, girişimciyi, sanatçıyı ve etki liderini İstanbul için bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Zirve özelinde oluşturduğumuz dijital platforma ücretsiz kaydolacak bu büyük topluluğa, iş ağlarını genişletme imkanı da sunacağız. Her daim aklı İstanbul ve Türkiye'de olan çok sayıda Türk uzmanımız yurt dışında yaşıyor. Bu büyük topluluğu İstanbul ve Türkiye adına bir araya getirecek zirvede, beyin göçünü "beyin gücüne" dönüştürme sürecine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu ülkü ile yola çıktık." dedi. Ömürden Sezgin: “Platform 15 dakikalık toplantılar yapma olanağı da sunacak” Dünyanın dört bir yanından kıvılcımların birbirlerine ve Türkiye'ye ne kadar uzakta olurlarsa olsun, platform üzerinden tanışma ve networking olanağına sahip olacağını belirten Kıvılcım Etkinliği Koordinatörü ve Bi' Dünya Kıvılcım Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ömürden Sezgin ise: "Dijital platform, farklı ülkelerdeki yüksek öğrenimli ve kaliteli iş gücü olarak tanımladığımız tüm kıvılcımlara 15 dakikalık toplantılar yapma olanağı da sunacak. Platforma üye olan herkes birbirini yakından tanıyabilecek, iş ağlarını güçlendirecek ve İstanbul özelinde ortak projeler üretebilecek. Dijital ortamda bu güçlü topluluğu bir araya getirebilme gücümüz var. En büyük hayalimiz; Avustralya'dan Amerika'ya, İngiltere'den Mısır'a kadar dünyanın birçok ülkesine dağılmış başarılı Türk beyinleri, bu zirve ile bir araya getirmek, bu büyük potansiyeli harekete geçirmek ve gücümüzün farkına birlikte varmak. Bunun için de hemen platforma gelin, profilinizi oluşturun, yüzlerce kişiye toplantı daveti atın, Kıvılcım Zirvesi boyunca tanışalım ve birlikte İstanbul'a fayda üretelim." dedi. Etkinliğe ücretsiz kaydolmak ve ayrıntılı programa ulaşmak isteyenler, www.KivilcimZirvesi.com web sitesini üzerinden detaylı bilgiye ulaşabilecek. ### İstanbul Modern'e uluslararası mimarlık ödülü 2024’e ödüllerle giren İstanbul Modern, şimdi de dünyanın önde gelen mimarlık ödüllerinden Architecture MasterPrize’ın "Kültürel Mimarlık" kategorisinde ödüle layık görüldü. National Geographic’in "Dünyanın En İyileri" sıralamasında yer alan, Architectural Digest’in "2024’ün Harika Yapıları" listesine seçilen ve dünyanın önde gelen mimarlık platformlarından ArchDaily’nin kültürel mimari kategorisinde "Yılın Binası" ödülünü kazanan İstanbul Modern, prestijli bir ödülün daha sahibi oldu. İstanbul Modern’in Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlanan yeni müze binası, Architecture MasterPrize’ın "Kültürel Mimarlık" kategorisinde ödüle değer görüldü. Mimarlık, iç mimarlık, peyzaj mimarlığı, mimari ürün tasarımı ve mimari fotoğrafçılık alanlarındaki yaratıcılığı öne çıkaran bu ödül programında İstanbul Modern, ayrıca 14 binadan yedisine verilen “En İyilerin En İyisi” ünvanını da kazandı. 2007’den bu yana tasarımda mükemmelliği ödüllendiren Architecture MasterPrize, dünya genelinde nitelikli mimari tasarımları ödüllendirmek ve bu projelerin görünürlüğünü artırmak amacıyla veriliyor. Daha önce bu ödülü kazanan kültür-sanat kurumları arasında Frankfurt’taki Städel Müzesi, Londra’daki Kraliyet Opera Evi, Basel’deki Kunstmuseum, Budapeşte’deki Csontváry Müzesi ile Madrid’deki Kraliyet Koleksiyonları Galerisi yer alıyor. İstanbul Modern, ödülünü 18 Kasım 2024’te Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nde düzenlenecek törende alacak. ### ART Sanatsal Karaköy şubesi açıldı 1976 yılından bu yana sanatçılara ve sanatseverlere hizmet veren ART Sanatsal, dördüncü şubesi için Avrupa yakasını seçti. Karaköy'de Mumhane Caddesi üzerindeki 44 numaralı binada 12 Ekim Cumartesi günü itibariyle kapılarını açan ART Sanatsal Karaköy, bölgede önemli bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor. KADIKÖY VE BURSA’DA Yönetimi ikinci kuşak tarafından temsil edilen ART Sanatsal’ın Kadıköy ve Bursa’da mağazaları bulunuyor. Müşterileri arasında çok ünlü ressamların da yer aldığı ART Sanatsal, profesyonel sanatçılarla birlikte sanatçı adaylarına ve sanatseverlere de hizmet veriyor. KARAKÖY’DE 5 KATLI MAĞAZADA ART Sanatsal’ın Karaköy mağazası toplam 5 kattan oluşuyor. Yaklaşık 600 metrekare kullanım alanı olan binada, sanat çevrelerinin ihtiyaç duyabileceği tüm malzemeler bulunabiliyor. HOBİ ÜRÜNLERİNDEN SANAT SOHBETLERİNE Mağazanın alt katının hobi malzemeleri için ayrıldığını, en üst teras katında ise zaman zaman yeni ürünlerin lansmanı ve uygulamalarının yapılacağını açıklayan ART Sanatsal Yöneticisi Orhan Debreli, “Bu alanda sohbet amaçlı buluşmalar da düzenlemeyi planlıyoruz” dedi. SANATIN MERKEZİNDE Karaköy’de mağaza açma önerisinin daimi müşterilerinden geldiğini ve bu konuda son dört yıldır ısrar ettiklerini paylaşan Debreli; "Burası İstanbul Modern’in karşısında, Cihangir ve Çukurcuma bölgesinin eteğinde bir yer. Maddi manevi büyük fedakarlıklara katlanarak burayı açabildik. Tam dört ay sadece tadilatı sürdü. Aynı zamanda her birini yakın dostumuz olarak kabul ettiğimiz müşterilerimiz, bu taraflardan Kadıköy mağazamıza gelmekte zorlanıyorlardı. Biz de daha fazla ertelemek istemedik" diye konuştu. GELECEK YIL ANKARA’DA Benzer baskıların Ankara ve Anadolu’dan da geldiğini sözlerine ekleyen Orhan Debreli; “2025 yılı sonbaharında Ankara’da da bir şube açmayı planlıyoruz. Birkaç yer belirledik. Hizmet vermekte olduğumuz müşterilerimizin de fikirlerini aldıktan sonra son kararı vereceğiz” ifadelerini kullandı. ART Sanatsal’ın Karaköy mağazası, Mumhane Caddesi’nin Galataport çıkışı üzerinde bulunuyor. ART Sanatsal, ürünlerini başta ABD ve İtalya olmak üzere İspanya, Hollanda, Fransa gibi ülkelerden ithal ediyor. ### Savaşta kaybolan Monet tablosu, 83 yıl sonra sahiplerine ulaştırıldı İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolan ve Nazilerin çaldığı düşünülen dünyaca ünlü Fransız ressam Claude Monet'nin tablosu, 83 yıl sonra asıl sahiplerinin torunlarına iade edildi. ABD basınındaki haberlere göre Avusturya'da yaşayan bir çift, depolarından kaybolmasından bu yana Monet'in ilk dönem eserlerinden biri olan "Bord de Mer" isimli tablosunu arıyordu. 1941'DE AÇIK ARTIRMADA SATILDI Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) açıklamasına göre, İkinci Dünya Savaşı'nda Viyana'daki evlerinden kaçan bir çifte ait tablo, 1941'de açık artırmada satın alındı. Savaş sırasında Nazilerin çaldığı düşünülen ve 1941'den sonra yeniden kaybolan tablo, bu kez 2016'da Fransa'daki bir sergide yeniden ortaya çıktı. Eser daha sonra, ABD'deki New Orleans merkezli bir antika satıcısı tarafından satın alındı. Antika satıcısının da bu tabloyu Washington eyaletinde yaşayan bir çifte sattığını öğrenen FBI, esere ilişkin soruşturma başlattı. 83 YIL SONRA SAHİPLERİNE ULAŞTI Çift, Monet eserini 500 bin doların üzerinde bir değerle Houston'da açık artırmaya çıkardı, ancak tablonun "geçmişini" öğrenmelerinin ardından FBI'ya teslim etti. Eserin asıl sahipleri ve çocukları, hayatları boyunca eseri bulmak için çalışsa da "Bord de Mer" tablosu çalınmasından 83 yıl sonra torunlarına iade edildi. ### 9. Sinop Bienali 11 Ekim'de açılıyor “Tükenmeden Önce: Yeni Değerler Evreni” başlığıyla 9. Sinop Bienali, tüm sanatseverleri 11 Ekim’de gerçekleştirilecek sergi açılışına davet ediyor. Bienal; Hal, Sinop Buluşma Merkezi, Sinop Buzhane Binası (Sabahattin Ali Kültür Merkezi) ve Sinop Tarihi Cezaevi başta olmak üzere önümüzdeki günlerde açıklanacak Sinop’un çeşitli mekanlarında 31 Ekim’e kadar gezilebilecek.Sinopale 9 Uluslararası Sinop Bienali, “Tükenmeden Önce: Yeni Değerler Evreni” başlığı altında sanatseverleri tükenmeden önce keşfetmemiz gereken değerleri yeniden tanımlamaya çağırıyor. Bienalin üretim süreci 23 Eylül’de başlayacak ve 11-31 Ekim tarihleri arasında bienal sergileri ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Sinopale'nin bu yılki teması “Tükenmeden Önce: Yeni Değerler Evreni”, hem bireyleri hem de toplulukları dünya üzerindeki etkilerini fark etmeye çağırıyor ve sürdürülebilir bir gelecek için yeni değer sistemleri hakkında düşünmenin gerekliliğini vurguluyor. Yoktan var ederek keşfedeceğimiz yargıları değil, insanların ve toplumların belleklerinde bin yıllardır var olan değerleri doğaya dönerek yeniden anlamlandırmayı hedefleyen bienal, günümüzde neredeyse hiç fark etmeden araçsallaştırdığımız değerlerimizi tartışmaya açmak istiyor. Bu başlık altında, doğanın ve insani değerlerin tükenme noktasına geldiği bir çağda farklı bir etik ve estetik sistem inşa etmenin olanakları araştırılıyor. İzleyici, sanatsal üretimler aracılığıyla bu kritik meselelere dair derinlemesine düşünmeye davet ediliyor. SİNOPALE 9’UN KÜRATÖRLERİ BELLİ OLDU Sinopale 9’un eş-küratörlüğünü Melike Bayık, Deniz Erbaş, İpek M. Sür ve Nil İlkbaşaran üstleniyor. Genel Sanat Yönetmenliği’ni bienalin kurucusu T. Melih Görgün üstlenirken, Sinopale’de yetişmiş Sinoplu gençlerin bir araya gelerek oluşturduğu Hal Kolektif de kendi projeleri Yerinde ve Birlikte’nin proje küratörlüğünü üstleniyor. ### Ödüllü yapımlar Boğaziçi Film Festivali'nde seyirciyle buluşacak Ödüllü filmler, Anadolu Ajansı'nın (AA) global iletişim ortağı olduğu "12. Boğaziçi Film Festivali"nin uluslararası seçkisinde sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından 18-25 Ekim'de düzenlenecek festival, prestijli festivallerden ödülle dönen yapımları Türkiye seyircisiyle ilk kez buluşturacak. Usta sinemacıların yönetmenliğini üstlendiği 11 film, festivalin büyük ödülü "Altın Yunus" için yarışacak. Başrollerini Marko Mandic, Katarina Stegnar, Aliocha Schneider, Mila Bezjak, Ana Djuric, Kristoffer Jone ve Matija Vastl'ın paylaştığı, Sonja Prosenc'in yazıp yönettiği "Aile Terapisi", dünya prömiyerini Tribeca Film Festivali'nde yaptı. Saraybosna Film Festivali'nde "Saraybosna'nın Kalbi" ödülü için yarışan film, festivalden "C.I.C.A.E." ödülüyle döndü. Filmin Türkiye prömiyeri festivalde gerçekleşecek. Toronto Film Festivali'nde En İyi Kanada Filmi seçilen "Çobanlar"ın Avrupa prömiyeri festivalde yapılacak. Kanada sinemasının önde gelen isimlerinden Sophie Deraspe'nin yazıp yönettiği filmin başrollerinde David Ayala, Michel Benizri ve Yunus Boucif yer alıyor. BİRÇOK FİLM, TÜRKİYE PRÖMİYERİNDE İZLEYİCİ KARŞISINDA OLACAK Venedik Film Festivali'nde Soundtrack Özel Mansiyon Ödülü ve Romana Maggiora Vergano'nun performansıyla Pasinetti En İyi Kadın Oyuncu ödülleriyle dönen "Geçip Giden Zaman" filminde, Vergano'ya Fabrizio Gifuni, Anna Mangiocavallo ve Daniele Monterosi eşlik ediyor. Boğaziçi Film Festivali 'nde Türkiye prömiyerini yapacak filmin yapımcıları arasında ise usta yönetmen Marco Bellochio yer alıyor. Berlin Film Festivali'nde Kristal Ayı için yarışan Ingrid Pokropek'in yazıp yönettiği "Majör Tonlar", Seattle Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nün sahibi oldu. Başrollerini Sofía Clausen, Lina Ziccarello ve Santiago Ferreira'nın paylaştığı filmin Türkiye prömiyeri yapılacak. Martin Pavol Repka'nın yazıp yönettiği "Marttan Mayısa", 58. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali'nde Özel Mansiyon Ödülü'ne layık görüldü. Zuzana Fialova, Jozef Abafi, Natalia Fasankova, Jana Markovicova ve Damian Humaj'ın oynadığı filmin Türkiye prömiyeri, festivalde gerçekleştirilecek. Nikolay Larionov'un yazıp yönettiği, başrollerini Aleksandr Robak, Yuliya Marchenko ve Aleksandr Novikov'un paylaştığı "Sonsuz Kış", Türkiye prömiyerini festivalde yapacak. Min Bahadur Bham'ın yazıp yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği "Şambala" filminin başrollerinde Thinley Lhamo, Sonam Topden, Tenzin Dalha ve Karma Wangyal Gurung var. Türkiye prömiyerini festivalde yapacak film, 74. Berlin Film Festivali ve 77. Locarno Film Festivali seçkisinde yer aldı. 74. Berlin Film Festivali'nde Generation Kplus Uluslararası Jüri Özel Mansiyon En İyi Film Ödülü'nü alan "Taşlara ve Bulutlara Dair", Türkiye prömiyerini festivalde yapacak. Filmde başrolleri Alberth Merma, Nely Huayta, Richard Taipe, Ruben Huillca ve Jose Merma paylaşıyor. Simon Jaquemet'in distopik denemeyecek kadar güncel ve bir o kadar ürpertici bir hikaye anlattığı, başrollerde Elliott Crosset, Hove Rila, Fukushima Sandra ve Guldberg Kampp'ın izlenebildiği "Yapay Çocuk", Locarno Film Festivali'ndeki gösteriminin ardından, festivalde Türkiye prömiyerini yapacak. "YAZ MEVSİMİ" FESTİVALDE AVRUPA PRÖMİYERİNİ YAPACAK Ali Şadman, Fariba Nadiri, Ryan Sarlak, Ronika Behramzade, Samira Hassanpur ve Roya Javidnia'nın rol aldığı "Yaz Mevsimi", 42. Fecr Uluslararası Film Festivali'nde aday gösterildiği 12 daldan dördünde ödül aldı. Mahmud Kalari'nin senarist ve yönetmen kimliğiyle izleyici karşısına çıktığı film, festivalde Avrupa prömiyerini yapacak. Başrollerinde Csenge Jovari, Zsolt Der, Ferenc Borbiczky ve Viola Beres'in bulunduğu, Zsofia Szilagyi'nin yazıp yönettiği "2 Ocak", Venedik Film Festivali'nin ardından Türkiye prömiyerini yapmak üzere festivalde olacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün desteğiyle hayata geçen Boğaziçi Film Festivali, Turkcell ve Türk Hava Yolları'nın ana sponsorluğu ve Türkmedya'nın ana medya sponsorluğu ile gerçekleşecek. Festivale ilişkin detaylı bilgiye, "www.bogazicifilmfestivali.com" adresinden ve festivalin sosyal medya hesapları üzerinden erişilebiliyor. ### Türk sinemasının klasikleri İBB kültür merkezlerinde! Ekim ayı boyunca İBB Kültür merkezlerinde her yaştan İstanbullu için düzenlenen etkinlikler, yetişkinlere yönelik film gösterimleri ve tiyatro oyunlarıyla devam ediyor. Kültür ve sanatı herkes için erişilebilir kılmak amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından düzenlenen etkinlikler, 14 ilçede bulunan kültür merkezlerinde Türk sinemasında iz bırakan filmleri ve onlarca tiyatro oyununu ücretsiz olarak İstanbullularla buluşturuyor. İstanbul’un dört bir yanındaki kültür merkezlerinin ekim ayı programıyla ilgili detaylı bilgilere  kultursanat.istanbul adresinden, etkinliklerin ücretsiz biletlerine ise İstanbul Senin uygulaması üzerinden ulaşılabiliyor. Kültür merkezlerinde hem çocuklar hem de yetişkinler için düzenlediği konserler, tiyatro oyunları, film gösterimleri ve atölyelerle yeni sezonda da İstanbul’un kültür ve sanat hayatına yön veren İBB Kültür, müziği, tiyatroyu ve sinemayı İstanbul’un dört bir yanına ulaştırmaya devam ediyor. İBB Kültür’ün hazırladığı kültür merkezi programları her yaştan ve her kültürden İstanbulluya hitap eden etkinliklerle Arnavutköy, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Çengelköy, Esenler, Fatih, Güngören, Kartal, Sancaktepe, Sultangazi, Şile, Şişli ve Tuzla’ya soluk oluyor. İBB Kültür’ün dolu dolu Ekim 2024 programında, Türk sinemasının klasik yapımlarından Av Mevsimi, Canım Kardeşim, Gülen Gözler ve Sultan filmleriyle Bülent Beyin Hikâyesi, Benimle Çıkar Mısın?, Anılarla Atatürk, Barda Son Gece, Einstein’ın İhaneti, Kabus, Zeytinyağlı Yaprak Sarması, Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Seyirci, Kalabalık Duası, Macbeth Mutfakta gibi daha onlarca tiyatro oyunu İstanbulluları bekliyor. İBB Kültür’ün tüm etkinlik programlarına İBB Kültür sosyal medya hesaplarından ve www.kultursanat.istanbul adresinden ulaşılabilir. Etkinliklerin ücretsiz biletleri, İstanbul Senin uygulaması üzerinden temin edilebilir. EKİM 2024 YETİŞKİNETKİNLİKLERİ PROGRAMI İBB ARNAVUTKÖY KÜLTÜR MERKEZİ – ARNAVUTKÖY 4 Ekim Cuma                19.00               Kendine Ait Bir Oda / Tiyatro (12+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         19.00                Av Mevsimi / Sinema     11 Ekim Cuma              19.00                Delibo / Tiyatro (13+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       19.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              19.00                Godot'yu Beklerken'i Beklerken / Tiyatro (13+ yaş) 19 Ekim Cumartesi       19.00                Gülen Gözler / Sinema  25 Ekim Cuma              19.00                Palto / Tiyatro (9+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       19.00                Sultan / Sinema İBB DR. ENVER ÖREN KÜLTÜR MERKEZİ – BAHÇELİEVLER 4 Ekim Cuma                20.00                Anılarla Atatürk / Tiyatro (12+ yaş) 11 Ekim Cuma              20.00                Ekşi Elma Zoraki Damat / Tiyatro (12+ yaş) 18 Ekim Cuma              20.00                Gözyaşı Sarayı Kösem / Tiyatro (12+ yaş) 25 Ekim Cuma              20.00                Kıvılcımdan Aleve / Tiyatro (12+ yaş) İBB CEM KARACA KÜLTÜR MERKEZİ – BAKIRKÖY 4 Ekim Cuma                20.00                Öfkenin Yakın Geçmişi / Tiyatro (16+ yaş) 11 Ekim Cuma              20.00                Monologlar Müzesi-Balat / Tiyatro (11+yaş) 18 Ekim Cuma              20.00                İcat Çıkartmayın / Tiyatro (16+ yaş) 25 Ekim Cuma              20.00                Muamma / Tiyatro (13+ yaş) İBB BAŞAKŞEHİR KÜLTÜR MERKEZİ – BAŞAKŞEHİR 4 Ekim Cuma                20.00                Benimle Çıkar Mısın? / Tiyatro (13+ yaş) 11 Ekim Cuma              20.00                Fısır Fısır / Tiyatro (15+ yaş) 18 Ekim Cuma              20.00                Siyanür / Tiyatro (15+ yaş) 25 Ekim Cuma              20.00                Korkuyu Beklerken / Tiyatro (13+ yaş) İBB PROF. DR. ADEM BAŞTÜRK KÜLTÜR MERKEZİ – ESENLER 4 Ekim Cuma                20.00                Barda Son Gece / Tiyatro (7+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema     11 Ekim Cuma              20.00                Einstein'ın İhaneti / Tiyatro (10 +yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              20.00                Üç Maymun / Tiyatro (16+ yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema 25 Ekim Cuma              20.00                Bülent Beyin Hikâyesi / Tiyatro (16+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema İBB ALİ EMİRİ EFENDİ KÜLTÜR MERKEZİ – FATİH 4 Ekim Cuma                20.00                Bir Tatlı Kaşığı Çamur / Tiyatro (13+ yaş) 11 Ekim Cuma              20.00                Aman Ne Komik / Tiyatro (14+ yaş) 18 Ekim Cuma              20.00                Hafiye / Tiyatro (13+ yaş) 25 Ekim Cuma              20.00                Macbeth – İki Kişilik Kabus / Tiyatro (14+yaş) İBB ERDEM BAYAZIT KÜLTÜR MERKEZİ – GÜNGÖREN 4 Ekim Cuma                20.00                Şahmaran / Tiyatro (15+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema 11 Ekim Cuma              20.00                Montaigne / Tiyatro (13+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              20.00                Zeytinyağlı Yaprak Sarması / Tiyatro (13+yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema  25 Ekim Cuma              20.00                Kreutzer Sonat / Tiyatro (13+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema İBB BÜLENT ECEVİT KÜLTÜR MERKEZİ – KARTAL 4 Ekim Cuma                20.00                Bir Terennüm / Tiyatro (13+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema     7 Ekim Pazartesi          20.00                Bir Delinin Hatıra Defteri / Tiyatro (13+yaş) 11 Ekim Cuma              20.00                Kafatası / Tiyatro (13+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              20.00                Bir İdam Mahkumunun Son Günü / Tiyatro (15+yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema  25 Ekim Cuma              20.00                Bay Samir / Tiyatro (16+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema İBB SANCAKTEPE EYÜP SULTAN KÜLTÜR MERKEZİ – SANCAKTEPE 4 Ekim Cuma               20.00                 Seyirci / Tiyatro (7+ yaş) 11 Ekim Cuma             20.00                 Biz Ayrı Para Birimlerinin İnsanlarıyız / Tiyatro (13+                                                               yaş) 18 Ekim Cuma              20.00                Disko Topu / Tiyatro (16+ yaş) 25 Ekim Cuma              20.00                Kalabalık Duası / Tiyatro (15+ yaş) İBB HOCA AHMET YESEVİ KÜLTÜR MERKEZİ – SULTANGAZİ 4 Ekim Cuma                20.00                Ne Evet Ne Hayır / Tiyatro (12+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema     11 Ekim Cuma              20.00                Davetsiz Misafirler / Tiyatro (10+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              20.00                İnziva / Tiyatro (13+ yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema  25 Ekim Cuma              20.00                Kalp Krizi Değil Gülme Krizi / Tiyatro (12+yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema İBB ŞİLE KÜLTÜR MERKEZİ – ŞİLE 4 Ekim Cuma                20.00                Ten Rengi / Tiyatro (16+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema     11 Ekim Cuma              20.00                Kök / Tiyatro (13+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema         18 Ekim Cuma              20.00                Gayri İhtiyari / Tiyatro (18+ yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema  25 Ekim Cuma              20.00                Üç ya da Çık / Tiyatro (13+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema İBB İDRİS GÜLLÜCE KÜLTÜR MERKEZİ – TUZLA 4 Ekim Cuma                20.00                Eşyalı Kiralık / Tiyatro (13+ yaş) 5 Ekim Cumartesi         20.00                Av Mevsimi / Sinema                 11 Ekim Cuma              20.00                Macbeth Mutfakta / Tiyatro (13+ yaş) 12 Ekim Cumartesi       20.00                Canım Kardeşim / Sinema                     18 Ekim Cuma              20.00                Gitme Sonbahar / Tiyatro (13+ yaş) 19 Ekim Cumartesi       20.00                Gülen Gözler / Sinema              25 Ekim Cuma              20.00                Aynısının Tıpkısı / Tiyatro (10+ yaş) 26 Ekim Cumartesi       20.00                Sultan / Sinema           ### “Rengine Yolculuk” kitabı ikinci baskısıyla satışta! Renk dünyasına dair derinlemesine bir keşif sunan Ayşe Ayşen Bulut’un merakla beklenen kitabı “Rengine Yolculuk”, ikinci baskısıyla okuyucularla buluşuyor. Renklerin psikolojik etkilerinden, yaşam alanlarında nasıl kullanılacağına kadar geniş bir yelpazede bilgi sunan bu eser, hem profesyoneller hem de renk tutkunları için vazgeçilmez bir kaynak. İlk baskısı büyük ilgi gören “Rengine Yolculuk”, Ayşe Ayşen Bulut’un yıllar süren uzmanlık deneyimlerini ve renk terapisi alanındaki derin bilgisini yansıtıyor. Kitap, renklerin duygusal ve zihinsel etkilerini ele alarak, okuyuculara renklerin yaşamlarına nasıl entegre edileceği konusunda pratik ipuçları sunuyor. Ayşe Ayşen Bulut, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Renkler, hayatımızın her alanında önemli bir rol oynuyor. İkinci baskımızda okuyuculara daha fazla örnek ve uygulama sunarak renklerin gücünü keşfetmelerine yardımcı olmak istiyoruz” dedi. “Rengine Yolculuk” kitabının ikinci baskısında, okuyuculara yönelik yeni bölümler ve güncellenmiş içerikler yer alıyor. Renklerin tarihinden kültürel farklılıklara, günümüz tasarım trendlerinden renk terapisine kadar birçok konuya ışık tutan kitap, geniş bir kitleye hitap ediyor. Kitap, tüm kitabevlerinde ve online satış platformlarında ulaşılabilir. Renkleri keşfetmek ve yaşam alanlarına yeni bir soluk getirmek için “Rengine Yolculuk” bir rehber görevi görüyor! AYŞE AYŞEN BULUT KİMDİR? Ayşe Ayşen Bulut, renk uzmanı olarak tanınan bir isimdir. Renklerin psikolojik etkileri, insanların ruh hali üzerindeki etkileri ve estetik algı konularında derinlemesine bilgiye sahiptir. Renk terapisi ve renk psikolojisi alanında yaptığı çalışmalarla dikkat çekmektedir. Kendi alanında çeşitli seminerler ve atölyeler düzenleyerek, bireylerin ve profesyonellerin renklerin gücünü anlamalarına yardımcı olmaktadır. Tasarım, moda ve dekorasyon gibi birçok alanda renklerin nasıl etkili bir şekilde kullanılabileceği konusunda rehberlik eder. Ayşe Ayşen Bulut'un çalışmaları, sadece renklerin estetik yönlerini değil, aynı zamanda bireylerin psikolojik ve duygusal durumları üzerindeki etkilerini de incelemektedir. Renk seçimlerinin, insanların ruh halini nasıl etkilediği ve yaşam alanlarını nasıl dönüştürdüğü üzerine yaptığı araştırmalar, geniş bir kitleye ilham vermektedir. Renk uzmanı olarak, Ayşe Ayşen Bulut, bireylerin kendilerini ifade etmeleri için doğru renkleri seçmelerine yardımcı olurken, aynı zamanda içsel huzuru bulmalarını teşvik etmektedir. Renklerin dünyasında yaptığı bu yolculuk, sadece bir uzman olarak değil, aynı zamanda bir eğitmen ve ilham verici bir figür olarak da önemli bir yer tutmaktadır. ### 10 Ekim, "Dünya Saatçilik Günü" olarak kabul edildi İlk defa M.Ö 4000’lerde Antik Mısırlılar tarafından kullanılmaya başlayan saat, yüzyıllardır hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak yaşamımızdaki varlığını sürdürüyor. Saatin insan yaşamında önemli bir yerinin hatırlatılması ve vurgulanması için İstanbul Ticaret Odası (İTO) Saatçilik ve Gözlükçülük Meslek Komitesi Meclisi, aldığı karar doğrultusunda 10 Ekim tarihini “Dünya Saatçilik Günü” olarak kabul etti. İTO Saatçilik ve Gözlükçülük Meslek Komitesi Meclis Üyesi Dr. M. Çağrı Gündoğdu’nun önerisi ile gündeme gelen "Dünya Saatçilik Günü" mecliste görüşülerek, 10 Ekim’in "Dünya Saatçilik Günü" olarak kabul edilmesi kararına varıldı. İTO Saatçilik ve Gözlükçülük Meslek Komitesi Başkanı Mahmut Şevket Arıkan, Dünya Saatçilik Günü'ne destek verdiklerini ve sektöre yönelik bir farkındalık kazandıracağını ifade etti. Saatçilik mesleğinin ve mikromekanik teknolojisinin eğitimi ve gelişmesi için her türlü ilmi ve teknik çalışmalar yapmak amacı ile Bursa’da kurulan Mikromekanik ve Saat Teknolojileri Eğitim ve Araştırma Vakfı Başkanı Hayrettin Akpınar da Dünya Saatçilik Günü'nün önemine dikkat çekti. Akpınar, desteklerini göstermek adına vakıf merkezinde Dünya Saatçilik Günü'ne özgü etkinlikler yapacaklarını belirtti. Tüm Saatçi İşadamları Derneği (TÜSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kadri Aydın ise 10 Ekim’in “Dünya Saatçilik Günü” olarak ilan edilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. "GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE GELEN ENDER MESLEKLERDEN BİRİ" İTO Saatçilik ve Gözlükçülük Meslek Komitesi Meclis Üyesi Dr. M. Çağrı Gündoğdu, saatçiliği; “İnsanoğlu olarak sahip olduğumuz en sınırlı kaynak olan zamanı ölçmenin yanı sıra bizlere hayatımızın en önemli anlarını hatırlatan, bazen bileğimizde, bazen kalbimizin üzerinde taşıdığımız, bazen bir hayatı, dahası bir ulusu kurtaran, bazen de yaşam alanlarımızda bize eşlik eden vazgeçilmez tamamlayıcılarımız olan saatlerle iştigal eden çok güzel ve anlamlı bir meslek” olarak tanımladı. Gündoğdu, saatçiliğin aynı zamanda geçmişten günümüze, dededen toruna geçen bir geleneği de ifade eden ender mesleklerden bir tanesi olduğunu vurguladı. SEKTÖREL BİR FARKINDALIK OLUŞTURMAK HEDEFLENİYOR Çağrı Gündoğdu, saatçiliğin anlam ve önemini tek bir güne sığdırmanın mümkün olamayacağını, ancak sektörel bir farkındalık oluşturmak adına böyle bir günü ilk kez kutlama düşüncesini ortaya atmanın nasip olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. Dr. M. Çağrı Gündoğdu, 10 Ekim Dünya Saatçilik Günü fikrini destekleyen özellikle İTO Başkanı Şekib Avdagiç ve İTO Yönetim Kurulu üyelerine, İTO Saatçilik ve Gözlükçülük Meslek Komitesi'ne ve tüm komite meclis üyelerine verdikleri destekten dolayı minnettar olduğunu vurguladı. ### 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali coşkuyla başladı Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 61. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, görkemli bir açılış töreniyle başladı. Festivalin geleneksel kortej geçişi, Cam Piramit’ten başlayarak 100. Yıl Bulvarı, Güllük Caddesi ve Cumhuriyet Meydanı boyunca devam ederek Karaalioğlu Parkı’na kadar uzandı. Korteje aralarında Salih Güney, Cihat Tamer, Şahnaz Çakıralp, Burak Serdar Şanal ve Mehmet Özgür gibi ünlü isimlerin de yer aldığı çok sayıda sanatçı katıldı. Ünlü isimler, üstü açık araçlarla halkı selamlayarak hayranlarıyla fotoğraf çektirdi. Kortejde ayrıca Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve Türk sinemasının unutulmaz isimleri Adile Naşit, Sadri Alışık, Kemal Sunal ve Tarık Akan gibi sanatçıların maskotları da halkla buluştu. Festivale yoğun ilgi gösteren Antalyalılar, caddeleri doldurarak bu coşkuya ortak oldu. Açılış Töreninde Duygusal Anlar Festivalin resmi açılış töreni, Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde Sedef Avcı’nın sunumuyla gerçekleştirildi. Törende konuşan Antalya Valisi Hulusi Şahin, Covid-19 salgını döneminde Türk sinemasının büyük bir darbe aldığını, ancak Altın Portakal gibi festivallerin sektörün yeniden güçlenmesinde önemli bir rol oynadığını vurguladı. Şahin; "Antalya Altın Portakal Film Festivali, Türk sinemasının amiral gemilerinden biri. Sanatçılarımız sayesinde Türkiye, dünya genelinde çok daha iyi tanınıyor ve pozitif bir şekilde algılanıyor" dedi. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise Altın Portakal’ın Antalya için bir gurur kaynağı olduğunu belirterek; “Altın Portakal hayatın ta kendisi. Bu festivale ev sahipliği yapmaktan onur duyuyoruz. Festivali özüne döndürme sözümüzü tutmanın mutluluğunu yaşıyoruz” diye konuştu. Onur ve Başarı Ödülleri Sahiplerini Buldu Törende, Türk sinemasına önemli katkılarda bulunmuş isimlere "Onur Ödülleri" takdim edildi. Erdal Özyağcılar, Işıl Yücesoy, Müjdat Gezen, Selçuk Yöntem ve Şerif Sezer, bu prestijli ödüllerin sahipleri oldu. Ayrıca genç oyuncular Farah Zeynep Abdullah ve Aras Bulut İynemli ise Başarı Ödülü’ne layık görüldü. Onur Ödülü'nü alan Erdal Özyağcılar, 55 yıllık sanat hayatının taçlandırıldığını aktararak, "Bir daha dünyaya gelsem yine oyuncu olurdum" dedi. Selçuk Yöntem ise ödülünü Mehmet Aslantuğ’dan almanın kendisi için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu ifade etti. 12 EKİM'DE SONA ERECEK Farah Zeynep Abdullah, ödülünü sinema sektöründe var olma mücadelesi veren tüm kadınlara adadı. Abdullah; "Erkek egemen düzenin içinde yorulan ama pes etmeyen kadınlar için bu ödülü alıyorum" ifadelerini kullandı. Festival, sanatçı Serhat Kılıç’ın konseri ile devam ederken, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 12 filmin Altın Portakal ödülü için yarışacağı açıklandı. Festival, 12 Ekim’de düzenlenecek ödül ve kapanış töreniyle sona erecek. ### G&G Sanat Merkezi'nde "Yansımalar ve Seçimler" Göztepe’deki G&G Sanat Merkezi, İran kökenli iki sanatçının sergisine ev sahipliği yapıyor. Parya Ghaderi ve Seher Mafi tarafından üretilmiş eserleri sanatseverlerle buluşturan sergi, 5 Ekim Cumartesi günü düzenlenen bir kokteyl ile açıldı. İki kadın sanatçının “Yansımalar ve Seçimler” adını verdikleri sergi için yayınladıkları ortak manifesto da doğal olarak "kadın ve doğa" temalı idi. İşte o manifesto: İNSANIN TOPRAK VE DOĞAYLA OLAN DERİN BAĞI "Kadın, yeryüzünün annesidir; köklerini toprağa salmış ve ağaç gibi doğurganlığın bir sembolüdür. Bu sonsuz doğa döngüsü, Havva’nın cennetten kopardığı elmalar gibidir; bilgi ve sevginin sembolü olan elma. Bu sergide insan yüzlerinin elma şeklinde tasvir edilmesi, bu doğum ve ölüm döngüsünün bir metaforudur. Tıpkı elmanın ağaçtan yere düşmesi ve yeniden bir ağaca dönüşmesi gibi, insan da sonsuz yaşam ve ölüm döngüsü içinde yer alır. Bu elmalardaki insan yüzleri, insanın toprak ve doğayla olan derin bağının bir yansımasıdır. Hayatta bazen kaybettiğimiz yolumuzu yeniden bulmamız için alışkanlıklarımız ve sınırlarımızdan uzaklaşmamız gerekir. İç dünyamızdan dış dünyaya çıkmalıyız ki kendimizi yeniden bulabilelim." PARYA GHADERİ HAKKINDA... 2016 yılından bu yana Türkiye’de yaşayan Parya Ghaderi, İran’da dünyanın da en eski şehirlerinden biri olarak kabul edilen Hemedan doğumlu. Tebriz Güzel Sanatlar Üniversitesi mezunu olan Ghaderi, aynı zamanda başarılı bir fotoğraf sanatçısı. Heykel çalışmaları da olan Parya Ghaderi’ye “Neden Türkiye?” sorusunu yönelttiğimizde aldığımız cevap, aynı zamanda beklediğimiz de bir cevap oldu: “Yeterli özgürlük alanımız olmadığı için, yeteneklerimizi tam anlamıyla çalışmalarımıza yansıtamama sorunu yaşadığımız için Türkiye'yi tercih etmek durumunda kaldık.” SEHER MAFİ HAKKINDA... Tahran doğumlu Seher Mafi, 2014 yılından beri Türkiye’de yaşıyor. İran'ın başkenti Tahran’da bulunan ve yalnızca kadınlara yönelik bir devlet üniversitesi olan Alzahra Üniversitesi Grafik Bölümü mezunu. Resim çalışmalarına pandemi döneminde başlayan Mafi, ortaya çıkan çalışmaları dostları tarafından çok beğenilince var olan yaratma yeteneğini harekete geçirmiş, bunda da büyük mesafe kat edebilmiş bir isim. Parya Ghaderi ile birlikte “Yansımalar ve Seçimler” adını verdikleri sergiye 12 adet eseriyle katılan Seher Mafi'nin sergilediği çalışmalarında derinlik ve duygu yükünün yoğunluğunun belirgin biçimde göze çarpıyor olması, sanat serüveni 4 yıl değil de 40 yılmış gibi bir izlenim yaratıyor. Parya Ghaderi ile Seher Mafi’nin sergisine ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk ve huzur duyduğunu dile getiren G&G Sanat Merkezi Kurucusu Güher Elçiçek; “İki sanatçımızın da eserlerinde büyük bir enerji yansıması var. İleride adlarından çok söz edileceğine tanık olacağız. Sanatsever dostlarımıza 19 Ekim tarihine kadar ziyarete açık kalacak sergiyi izlemelerini tavsiye ediyorum" dedi. Parya Ghaderi’nin sergide 15’i heykel olmak üzere toplam 75 parça çalışması sergileniyor. Seher Mafi’nin başarısının kaynağında, eğitim aldığı Alzahra Üniversitesi’nin İran ve Orta Doğu'daki tek kapsamlı kadın üniversitesi olmasının da etkili olduğu düşünülüyor. Seher Mafi'nin bir başka özelliği, İstanbul’un ünlü İran restaurantı Reyhun’un sahibi, tam bir İstanbul aşığı olan Hamit Rahimi’nin eşi olması. Sergide onun kadar heyecan dolu olan Rahimi; “Sevgili eşimin ürettiği eserler, hayata farklı bir pencereden bakmama imkan sağlıyor. Sadece bu durum bile onun bu dünyadaki misyonunu yerine getirmiş oluyor” diyerek düşüncelerini yansıttı. ### Alaattin Akbulut, "Voyage II" sergisiyle The Best Art Gallery’de! Ressam Alaattin Akbulut 'un doğa ve manzara soyutlamalı kompozisyonlarından oluşturduğu "Voyage II" resim sergisi, The Best Art Gallery'de sanatseverlerle buluştu. Galeriden yapılan açıklamaya göre, küratörlüğünü Ekrem Yalçındağ'ın üstlendiği sergide, sanatçının resimlerinden geniş bir seçki yer alıyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yalçındağ, sanatçı Akbulut ile üniversitede birlikte öğrenim gördüklerini belirterek; "Alaattin'in başından beri yapabilme ve ifade edebilmeyi önemsediğine tanık oldum. 10 yıldır özellikle portre yapmanın hazzına kapıldı. Ressamların resimlerini özellikle yaptı, çünkü ressamların ressamı olmak istiyordu" ifadelerini kullandı. Ekrem Yalçındağ, Alaattin Akbulut 'un son 5 yıldır yeni bir konu oluşturduğunu aktararak; "Tutulma Avcıları fotoğrafçı grubuyla dünyanın çeşitli ülkelerine seyahat etti ve profesyonel olarak güneş tutulmalarını fotoğraflayarak geçici, saniyelik, anlık bu evren olayını kaydederken, kamerasını o bölgelerin deyim yerindeyse vahşi doğasına yönlendirdi. Kalıcı imgelerden bir arşiv oluşturdu. Bu arşiv, hem belleksel hem de imgesel olarak Alaattin'in resimlerinin altyapısını oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu. Sergi, 27 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek. ### Tatbikilileri buluşturan sergiye yoğun ilgi Türkiye’nin çağdaş sanat yolculuğu ve gelişiminde önemli izleri olan Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu mezunları için düzenlenen sergi büyük ilgi gördü. Sergiye uzanan yolun hikayesi, buluşmayı serginin de ötesine taşıyarak dikkatleri çekti. Aldıkları eğitimin temelinde yer alan Bauhaus ekolü referans alınarak oluşturulan grup, önce adını “Ekol Tatbiki” olarak belirledi. Okulun mezunları tarafından 2008 yılında başlayan grubu oluşturma girişimi olumlu karşılanınca, yolu Tatbiki’den geçenler bir bir toplanmaya başladı. Sergi fikri ortaya atılınca, geleneksel hale getirilmesini de beraberinde getirdi. İşte bu yolculuğun bu yılki buluşması, “Ekol Tatbiki Güzel Sanatlar Sergisi” olarak yoğun bir katılımla, 3 Ekim 2024 günü Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Mezunlar, serginin oluşması için geceli gündüzlü çalışarak 122 Tatbiki mezunu ismin eserlerini toplayıp, sergiye dönüştürdüğü için mezunlardan Berrin Aksu’ya teşekkürlerini bildirdiler. 100’DEN FAZLA TATBİKİLİ ESERLERİYLE KATILDI Sayıları 122’yi bulan Tatbiki mezunlarının eserleriyle katıldığı sergide, 1970’li yıllardan bu yana bağlantı halinde olanlar, okul yıllarının tatlı anılarında biraz da hüzünlü bir yolculuğa çıktılar. Okulda uzun yıllar dekanlık yapan Nazan Erkmen’in eşi Aydın Erkmen, yine uzun yıllar dekanlık yapan Erol Eti, okulun 1963 yılı mezunlarından Güler Ertan ise katılımcıların ilgi odağıydı. Sergi açılışı sonrasında buluşmayı büyük emek ve zaman harcayarak organize eden Berrin Aksu’nun yorgunluğu, kendisine takdim edilen teşekkür plaketi ile enerjiye dönüştü. TATBİKİ GÜZEL SANATLAR YÜKSEKOKULU HAKKINDA... Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekoulu, 1 Kasım 1955'te Bakanlar Kurulu kararıyla kuruldu. 1956 yılında eğitim programını geliştirmek ve görev alacak öğretim elemanlarını belirlemek üzere Stuttgart Akademisi'nden Prof. Adolf Schneck, danışman olarak görevlendirilirdi. 1957 yılında Dekoratif Resim, Grafik Sanatlar, Seramik, Tekstil Sanatları, Mobilya ve İç Mimarlık bölümleri ile Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak eğitime başladı. Başlangıçta öğrenciler, iki senelik tekniker olduktan sonra imtihanla yüksekokula geçip, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'ndan mezun oluyorlardı. 1966 yılında eğitim programında yenilemeler yapılarak dört yıllık lisans eğitimine geçildi. Okul sırasıyla “İstanbul Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu” ve “Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu” isimlerini aldı. 1982’de Yükseköğretim Kanunu kapsamında Marmara Üniversitesi bünyesine katıldı. 1986 yılında Beşiktaş'tan Acıbadem kampüsüne taşındı. Güzel Sanatlar Fakültesi lisans eğitiminin yanı sıra 1992 yılında kurulan Güzel Sanatlar Enstitüsü bünyesinde yüksek lisans ve sanatta yeterlik eğitimini de vermeye başladı. BAUHAUS EKOLÜ ETKİSİ Okul, Türkiye’nin içinden geçtiği zor yıllarda Prof. Adolf Schneck idaresinde toplumun yeni yaşama biçimlerini belirleyen, endüstriyel gelişmelerde sanat ve tasarımın önemli rolünün altını çizen, araştırmacı ve yenilikçi bir kurum olarak Bauhaus modeli altyapısı ile kuruldu. Almanya'dan her bölüm için gerekli sayıda uzman öğretici getirip, Batı'nın örnek kurumlarındaki eğitim metodunu uygulamayı sağladı. Bauhaus ekolüyle kurulan kurumun hedefi, çağın gereksinim duyduğu yaratıcı, araştırmacı, yenilikçi ve uygulamacı bireyler yetiştirmekti. Türkiye’deki bu okul, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da açılan en büyük Bauhaus okulu olarak kayıtlara geçti. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda sırasıyla Sabri Oran, Hayrullah Örs, Cevdet Koçak, Safa Erkün, Hakkı İzzet, Mustafa Aslıer, Erol Eti, Tankut Öktem gibi isimler yönetimde bulundular. Tatbiki ruhunun 1982 yılında Marmara Üniversitesi bünyesine katıldıktan sonraki mezunları arasında yer alan Y. İç Mimar Nursema Öztürk de sergiye katılan isimler arasındaydı. Hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projeleriyle de Tatbiki ruhuna sahip çıkan Öztürk, yarattığı ve Türkiye'nin endüstriyel patent listesinde olan "U-BOX" projesiyle sergiye katıldı. Mustafa Öztürk, Nursema Öztürk, Kemal Öztürk, Sevil Bağdatlı Öztürk, Gonca Yücel, Ramazan Yücel, Ülkü Yılmaz… Tatbiki ruhunda çok büyük emekleri olan Erol Ünal, Akçay’dan özel olarak bu sergi için geldi. Hafize Elibollar Ortaç ise yaşadığı Bodrum’da adına düzenlenen serginin açılışı yerine bu buluşmada olmayı tercih eden Tatbiki mezunlarından sadece biriydi. ### Artweeks Istanbul 10. Edisyonu sanatseverleri ağırlıyor İstanbul’un önemli çağdaş sanat etkinliklerinden Artweeks Istanbul’un 10. edisyonu yoğun ilgi görüyor. 1 Ekim Salı günü özel gerçekleşen ön gösterimin ardından aynı günün akşamında özel bir açılış töreniyle başlayan etkinlikte, sanat çevrelerinin önde gelen isimleri de bir araya geliyor. Bilgili Holding’in ev sahipliğinde ve UBS ana sponsorluğunda The Ritz-Carlton Residences, İstanbul B Blok’ta 14 Ekim Pazartesi gününne kadar sürecek Artweeks Istanbul kapsamında, Türkiye'nin önde gelen sanat galerileri, çok sayıda özel ve kurumsal koleksiyon ile Harvard Business Review moderatörlüğünde çeşitli söyleşiler gerçekleştirilecek. Sanat meraklıları, etkinlik alanı içerisinde farklı konseptlere sahip kafe ve restoranları da ziyaret edebilecek. HALKA AÇIK VE ÜCRETSİZ Farklı disiplinlerden ünlü sanatçı ve koleksiyonerlerin yanı sıra sanat tutkunlarını da bir araya getirecek etkinlik, yaz sezonunun ardından İstanbul'un sanat ve yaratıcı kültürünün canlı bir kutlamasına da sahne olacak. Ayrıca, Artweeks Istanbul'un halkın erişimine olan bağlılığı nedeniyle 10. Edisyon'da yer alan tüm sergi ve söyleşiler, halka açık ve ücretsiz olacak. Bilgili Holding’in ev sahipliğinde ve UBS ana sponsorluğunda The Ritz-Carlton Residences, İstanbul B Blok’ta 14 Ekim Pazartesi gününne kadar sürecek Artweeks Istanbul kapsamında; Türkiye'nin önde gelen sanat galerileri, çok sayıda özel ve kurumsal koleksiyon ile Harvard Business Review moderatörlüğünde düzenlenecek çeşitli söyleşilere katılabilirsiniz. Farklı disiplinlerden ünlü sanatçı ve koleksiyonerlerin yanı sıra sanat tutkunlarını da bir araya getirecek etkinlik, yaz sezonunun ardından İstanbul'un sanat ve yaratıcı kültürünün canlı bir kutlamasına da sahne olacak. ### MeshRu İstanbul'da "Kıyının Getirdikleri" sergisi Sanatçılar Ahmet Rüstem, Hakan Sorar ve Cansu Sönmez'in yapay zeka ile model, ses ve görüntülerle ürettikleri "Kıyının Getirdikleri" sergisi, MeshRu İstanbul'da sanatseverlerle bir araya geldi. Galerinin ilk sergisinde Rüstem ve Sorar'ın "Köpük" ve Sönmez'in ise "Nereidler" adlı yapıtları, doğa ve insan ilişkisini ele alarak yapay zekanın sanattaki rolüne odaklanıyor. Sanatçı Cansu Sönmez, sergi ile ilgili yaptığı açıklamada deniz çayırlarıyla ilgili bir korkusunun olduğunu ve bunun da "bitki körlüğü" olarak ifade edilebileceğini belirterek, projenin bu korkunun üzerine gitmeye karar vermesiyle ortaya çıktığını söyledi. Bitkiler üzerine çalışan bir sanatçı olduğunu anlatan Sönmez; "Deniz çayırlarına ilişkin toplama çalışmaları, hem dünya genelinde hem de ülkemizde çok sakıncalı ve zararlı. Çünkü onların kıyıya vuran hali, farklı bir ortamın oluşmasına yol açıyor. Bu nedenle onların toplanmaması, çıkartılmaması gerekiyor. Ayrıca bu bitkilerin denizin kalitesini arttıran, denizi temizleyen, canlıları hayat sağlayan bir işlevi var. Ben de bu süreçte onlara daha yakında temas etmeye ve dokunmaya çalıştım. Ortaya bu eserler çıktı" diye konuştu. "Deniz çayırları tehdit altında" Cansu Sönmez, sergi sürecinde yapay zekayı çeşitli yöntemlerle kullandığına işaret ederek, sözlerine şöyle devam etti: "Yaptığım çalışmalardan birisi 'Kırılgan Kökler' ismini taşıyor. Bunun için öncelikle yapay zekada seramikler tasarladım. Deniz çayırları tehdit altında ve bunun nedeni, insanların onlara yaptığı kötü muameleler. Ben de onların bu kırılgan hallerini bir metaforla anlatmak istedim ve bunun için de seramik gibi kırılgan bir malzemeyi kullandım. Ardından bunların fotoğraflarını çekerek yapay zekaya yükledim ve böylece bir video oluşturdum." "Doğadan esinlenen formları yeniden yorumlamayı hedefledik" Sanatçı Hakan Sorar da "Köpük" adlı yerleştirmelerinin, denizin dinamik ve sürekli değişen doğasından ilham alarak ortaya çıktığını, çalışmalarında dalgaların kayalıkları aşındırma sürecine odaklandığını aktardı. Bir doğal güç olan dalganın her defasında yeni ve benzersiz formlar ortaya koyduğuna dikkat çeken Sorar; "Dalga, burada aynı zamanda yok edici, dönüştürücü bir etkiye de sahip. 'Köpük', doğaya müdahalemizin sonuçlarını ve bu müdahalelerin izlerini takip etmeyi amaçlıyor. Yapay zekanın çağdaş sanat dünyasındaki rolü üzerine devam eden tartışmalara paralel olarak, biz bu teknolojiler aracılığıyla doğadan esinlenen formları yeniden yorumlamayı hedefledik" dedi. "Geçmişe bakıp bugünü ve geleceği yorumlamayı çok seviyoruz" Projenin şekillenme sürecinin anılar ve onları kaydetme biçimleri üzerine düşünmeyle ortaya çıktığını dile getiren sanatçı Ahmet Rüstem ise "Çalışmamızın merkezi temasını hafızamız oluşturuyor. Bir tatile gittiğimizde fotoğraf çekmek, en çok yaptığımız işlerin başında geliyor. Biz de 'Yapay zeka, yanımızda fotoğraf makinesi veya cep telefonlarımızın olmadığı anlardaki hislerimiz ve duygularımızı görüntüye dönüştürmede bir araç olabilir mi?' sorusunun peşine düştük. Projemiz, bu sorunun üzerine yapay zeka yardımıyla ürettiğimiz video ve diğer çalışmalarımızın sonucunda ortaya çıktı" ifadelerini kullandı. Rüstem, uzun yıllardır artırılmış gerçekliğin potansiyelleri üzerine de çalıştıklarını söyleyerek; "Burada ise odağımızda her zaman arkeoloji var. Geçmişe bakıp bugünü ve geleceği yorumlamayı çok seviyoruz. İnsanlık tarihi boyunca yüzeyleri dönüştürme metotlarımızdan çok etkileniyoruz. Günümüzde bu kadar tartışılan yenilikçi bir araçla görüntü oluşturma süreçlerinin kaydını tutmak, bizim için çok değerli bir anlama sahip" açıklamasınfa bulundu. "Kıyının Getirdikleri" sergisi, 15 Aralık'a kadar MeshRu İstanbul'da ziyarete açık olacak. ### Fevzi Karakoç’un “Ve Kırmızı” sergisine yoğun ilgi Yeni sanat sezonuna Fevzi Karakoç ’un “Ve Kırmızı” adlı sergisiyle başlayan Decollage Art Space, serginin açılışında büyük bir sanatsever kitle ile karşılaştı. Serap Atala’nın küratörlüğünde açılan sergiye, sanat dünyasının önde gelen isimleri de yoğun ilgi gösterdi. ESERLERİNDEN ÖZEL OLARAK İPEK FULAR ÜRETİLDİ Sergide sanatçının çeşitli ölçülerde olmak üzere 43 parça tablo ve 15 adet gravür çalışması yer alırken; sergiyi ilginç kılan bir başka detay ise Karakoç’un eserlerinden özel olarak ve sınırlı sayıda ürettirilen imzalı ipek fular seti oldu. 3 Kasım 2024 tarihine kadar açık kalacak sergi, Suadiye’deki Decollage Art Space binasında ziyaret edilebilecek. “BAĞIMSIZLIK DUYGUSUNU YANSITIYOR, HİSSETTİRİYOR” Prof. Dr. Fevzi Karakoç ’un “Resim öğretilmez, sezdirilir” sözüne referans veren küratör Serap Atala, sanatçının özgürlükçü olan bu yaklaşımının resimlerine de yansıdığını belirterek; "Sanatçının Decollage Art Space için ürettiği, enerjik ve güçlü bir renk olan kırmızı rengi ön planda tuttuğu resimleri bize herhangi bir akımı işaretlemiyor, kurallardan beslenmiyor, özgür atlar gibi bağımsızlık duygusunu yansıtıyor, hissettiriyor" diyor. FEVZİ KARAKOÇ HAKKINDA… 1947 yılında Çankırı’da doğan, 1968-72 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda okuyan Fevzi Karakoç, eserlerinde özgün baskı (gravür, litografi, serigrafi) ve yağlı boya, akrilik tekniklerini kullanıyor. Baskı alanında üretim yapan öncü sanatçılar arasında yer alıyor. Karakoç’un eserlerinde biçimlerin tekrarıyla oluşan ritim izleyene görsel bir şölen sunarken aynı zamanda felsefi bir derinlik katıyor. Resimlerindeki çizgi, gölge, renk insan ruhuna yapılan bir yolculuğu simgeliyor. Sanatçının sanatında derin bir hümanizm hissediliyor. Decollage Art Space'in kurucusu Viktoria Şahin ve Küratör Serap Atala, tebrikleri kabul ediyor. Serginin tebrik kabulleri uzun sürecek gibi görünüyor. https://www.youtube.com/watch?v=Y5bCAfkR9u0 ### Seramiğin 46 yıllık yolculuğu: Ahmet Nejat Birdevrim Seramik sanatçısı Ahmet Nejat Birdevrim, sanat hayatının 46. yılında 50. sergisini açmaya hazırlanıyor.  Birdevrim’in "Yolculuk” adını taşıyan yeni sergisi, sanat hayatı boyunca yapmış olduğu eserlerden bir seçki sunuyor. Sanatçının eserleri, İstanbul’un kalbinde Fatih Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde 4 Ekim - 30 Kasım tarihleri arasında sanatseverleri bekliyor. Seramik sanatçısı Ahmet Nejat Birdevrim, sanat hayatının 50. sergisi için hazırlıklarını tamamladı. Birdevrim için dönüm noktası olacak bu sergide sanatçı, eserlerinde geleneksel sanatları yaşatmaya çalışırken, yaptığı eserlerde tüm kâinatın sahibi ve yaratıcının tüm güzelliklerini ve ona olan sevgisini de eserlerine aktarıyor. Sergide, sanatçının özellikle 24 ayar altın ile bezenmiş, turkuaz sırla sırlanmış eserlerinin ve altın ile bezediği panoları, aylar süren çalışmaların bir sonucu olarak sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sanatçı; Selçuklu, Osmanlı ve hat sanatının inceliklerini günümüz estetiğiyle harmanlayarak derin duygularını toprağa aktarırken, izleyicilere hem geleneksel hem de modern bir deneyim sunmayı hedefliyor. SANAT YAŞAMININ 46. YILINDA 50. SERGİ 46 yıllık sanat hayatında bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında birçok sergiye imza atan, hat sanatını Allah ve Peygamber sevgisini ifade etme aracı olarak kullanan sanatçı, bu sergisinde aynı zamanda yaratılan alemler içinde kendine en yakın bulduğu deniz dibi alemini, yine kendi imzası olan turkuaz sırla birleştirerek su altının gizemli dünyasını da toprağa yansıtıyor. Ahmet Nejat Birdevrim, sanatını Allah’ı anlatmak için kullandığını ve O’nu anlatmanın, yaratmış olduğu güzellikleri gösterebilmenin en güzel yolunun toprağı sanata çevirmek olduğunun altını çiziyor. 1994 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından çalışmaları sanat eseri kapsamına giren sanatçı Birdevrim’in sergisi, 4 Ekim - 30 Kasım tarihleri arasında Fatih Belediyesi Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. DÖRT ELEMENT, BİR GÖNÜL: "YOLCULUK” Türkiye’de “Seramiğin Ak Çinisini Kullanan Sanatçı” olarak da bilinen Birdevrim’in sanat çalışmalarını farklı kılan en önemli detay ise formülü tamamen kendisine ait olan ve çalışmalarıyla özdeşleşen turkuaz tonundaki sırı… 15 yıl kadar yapmış olduğu dalgıçlık sayesinde su altındaki gizemli dünyayı su üstüne çıkarıp, toprağa yansıtmayı başaran sanatçının 3000 deney sonucu özenle hazırladığı sırları, ak çini ile büyük bir uyum gösteriyor ve ortaya çok özel renkler çıkıyor. Eserlerinde suyun altındaki gizemli dünyayı toprağın dokusuyla birleştirerek izleyicilere tanıtmayı amaçlayan Ahmet Nejat Birdevrim, her bir çalışmasında yaşanmışlıkları ve özlemleri yansıtıyor. ### Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi öğrencilere yüzde 50 indirimli!   Türkiye’nin ilk deneyim müzeleri Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi, öğrenciler için tasarladığı kampanyalarla tarihi ve kültürel mirası genç nesillere sevdiriyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müzeler, geçmişte yaptığı kampanyalara bir yenisini daha ekledi ve kapılarını yıl sonuna kadar çocuklara ve gençlere indirimli açacağını duyurdu. Yüksek teknolojilerin yardımıyla hayata geçirilen dünyaca ünlü ve ödüllü müzeler Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi’nde ilk, orta, lise ve üniversite öğrencilerine “Gençlik Müzede” ve “Kampüs Müzede” kampanyalarıyla yüzde 50 indirim ayrıcalığı sunulacak. Özel günlerde düzenlediği çeşitli kampanyalarla tarih ve sanat tutkunlarının ilgisini çeken Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi, “Gençlik Müzede” ve “Kampüs Müzede” diyerek çocuklara ve üniversite öğrencilerine özel yeni bir kampanya daha başlattı. İstanbul Sultanahmet'teki Defter-i Hakani Binası’nda yer alan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan Efes Antik Kenti içindeki Efes Deneyim Müzesi, 31 Aralık 2024 tarihine kadar hafta içi 18-24 yaş arasına, hafta sonu ise 6-18 yaş arasına yüzde 50 indirimli olacak. ÇOCUKLARA SEVDİRECEK HEYECAN VERİCİ KAMPANYA! İstanbul’un kalbi Sultanahmet Meydanı’ndaki Defter-i Hakani Nezareti binasında bulunan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, Ayasofya’nın 1700 yıllık gizemli tarihini yüksek teknolojinin yardımı ile çocuklar ve gençler için ilgi çekici hale getiriyor. Müzede, Ayasofya’nın hem Bizans dönemi hem de Osmanlı dönemi, etkileyici bir hikaye anlatıcılığını teknoloji ile buluşturarak 23 farklı dil seçeneği ile anlatılıyor. Bizans Devleti’nin kuruluşundan itibaren Ayasofya'nın nihai yapısının inşasına kadar geçen süreç ve sonrasındaki aşamaları detaylı bir şekilde anlatan müzede bir de sergi katı bulunuyor. Bu katta, sunulan deneyimi destekleyen ve çoğu ilk defa sergilenen eserler bulunuyor. İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan ve Amerika, Mondo-Dr 2024 Awards’ta “En İyi Müze” kategorisinde ödülün sahibi olan Efes Deneyim Müzesi, ziyaretçilerine dünyada ve Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başlayan "immersive" teknolojilerle UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Efes Antik Kenti’ndeki günlük hayatı, mimariyi ve sanatı deneyimleme imkanı sunuyor. Efes Deneyim Müzesi, tarihsel hikayenin ileri teknolojiyle bir araya gelerek oluşturduğu özgün anlatısıyla dünyada sayılı öncü örnekler arasında yer alıyor. DÜNYACA ÜNLÜ VE ÖDÜLLÜ MÜZELER Kültürel mirası en ilgi çekici şekilde öne çıkaran bu müzeler, yakın zamanda “MUSE Creative Awards”ta üç altına layık görülmüştü. Dünyanın dört bir yanından turistlerin ziyaret ettiği Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, "Sergi Deneyimi" (Exhibition Experience) ve "Artırılmış Gerçeklik" (Augmented Reality) kategorilerinde altın ödülü alırken, Efes Deneyim Müzesi ise "Hologram ve Projeksiyon" (Hologram / Projection) kategorisinde altın ödülün sahibi oldu. Efes Deneyim Müzesi aynı zamanda teknoloji, tasarım ve sergi alanında dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan Amerika, Mondo-Dr Awards’ta “En İyi Müze” ödülünü alarak adını dünyaya duyurmuştu. Dem Müzecilik’in uluslararası alanda da iletişimini yaptığı bu müzeler, ülkemizin yurtdışındaki tanıtımına da katkı sağlıyor. Müzelerin kullandığı görsel ve işitsel anlatım şekli, çocuklar ve gençler için de Ayasofya’nın ve Efes’in tarihini ilgi çekici hale getiriyor. Dem Müzecilik, 31 Aralık 2024 tarihine kadar Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi’nde her hafta sonu 16.00 - 19.00, Efes Deneyim Müzesi’nde ise  16.00 - 17.30 saatleri arasında 6-18 yaş grubunu; Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi’nde hafta içi her gün 16.00 - 19.00, Efes Deneyim Müzesi’nde ise 16.00 - 17.30 saatleri arasında 18-24 yaş arasındaki üniversite öğrencilerini yüzde 50 indirim imkanı ile sunduğu yeni nesil müzecilik anlayışla tanışmaya davet ediyor. ### Gülsin Onay'ın yeni konser sezonu başlıyor Uluslararası alanda tanınan Türk piyanist Gülsin Onay, yoğun geçen yaz turnesinin ardından yeni konser sezonuna hazırlanıyor. Sanatçı, önümüzdeki aylarda Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde ve yurt dışında birbirinden önemli konserler verecek. Onay, geçtiğimiz yaz aylarında La Réunion ve Mauritius'tan başlayarak İngiltere, Karadağ ve Azor Adaları'na uzanan geniş bir coğrafyada müzikseverlerle buluştu. Özellikle Azor Adaları'nda verdiği iki konser, yerel basında geniş yer buldu. Sanatçının yeni sezon programında öne çıkan etkinlikler şöyle: Ekim ayında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde Çaykovski'nin 1. Piyano Konçertosu'nu seslendirecek. Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Ahmed Adnan Saygun'un 2. Piyano Konçertosu'nu icra edecek. Kasım ayında İstanbul'da Chopin'in 2. Piyano Konçertosu'nu çalacak, ardından Macaristan'da bir dizi konser verecek. Aralık ayında İzmir'de Saygun'un 1. Piyano Konçertosu'nu, Eskişehir Festivali'nde ise Mozart'ın iki piyano için yazılmış K365 Konçertosu'nu seslendirecek. Gülsin Onay, yeni sezon hakkında yaptığı açıklamada "Bu yoğun program, müziği paylaşmanın ve gençlerle çalışmanın mutluluğunu beraberinde getiriyor" dedi. Sezonun en dikkat çekici etkinliklerinden biri de sanatçının birçok kaydını yayımlayan Lila Müzik etiketinin 25. yılını kutlamak üzere İstanbul Süreyya Operası'nda düzenlenecek gala konseri olacak. ### Pelin Toğrul, Skål International World Congress’e katılıyor Pelin Toğrul, 16-21 Ekim tarihleri arasında İzmir’de, Swissotel Büyük Efes’te gerçekleşecek Skål International World Congress’te çalışmalarıyla yer alacak. Skål International, 1934'ten beri dünya çapında turizm, iş ve dostluğu teşvik eden küresel turizm profesyonelleri ağı olarak karşımıza çıkıyor. Toğrul da doğanın güzelliklerini ön plana çıkarttığı eserleriyle etkinliğin bir parçası oluyor. Doğadan ilham alan özgün eserleriyle tanınan Pelin Toğrul, ayrıca farklı tarz ve uygulamadaki bir çalışmasıyla 7 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında Fener Kültür Buluşmaları kapsamında düzenlenen “İstanbul’un Çok Sesli Semti: Fener” sergisinde yer aldı. Sergideki çalışmasında Balat silüetiyle karşımıza çıkan sanatçı, bu eserinde bölgeyi ikonik ögelerinden olan renkli evleri, kilise ve kayıklarla resmediyor. Daha çok doğayı konu alan çalışmalarına aşina olduğumuz Toğrul, bu eseriyle alışık olduğumuz tarzının dışına çıkıyor. doğanın güzelliklerini ve canlılığını benzersiz bir şekilde yansıtIYOR Pelin Toğrul’un sanata olan ilgisi, her zaman derin bir tutkuya dayandı. On yıllık kurumsal kariyerinin ardından iç mimarlık eğitimi aldı ve sanatla ilgili duygularını eserlerine yansıtmaya başladı. Doğadan ilham aldığı eserlerinde doğanın güzelliklerini ve canlılığını benzersiz bir şekilde yansıtarak, izleyicilere derin bir huzur ve estetik deneyim sunan sanatçı, kendi gözüyle doğanın güzelliklerini ön plana çıkarırken; Antoni Gaudi’nin eseri olan Casa Batllo’dan esinlenip, hayvanların doğası ve yaşamlarına göre ev konseptlerinden de bir seri oluşturarak, eserlerine canlılık ve hareket katıyor. Doğadaki hayvanlar, deniz yaşamı, kuşlar ve orman gibi temalarla, grileşen dünyada doğa ile huzur bulan bir perspektif sunuyor. izleyicilerle derin bir bağ kurmayı hedefliyor Pelin Toğrul 'un çalışmaları sadece görsel değil, aynı zamanda dokunsal bir deneyim de sunuyor. Sanatçı, eserlerini kontrplak üzerine sıvayla yaparak doku yaratıyor, renklerle de canlandırıyor. Bu sayede izleyicilerin dokunarak hissetmesini sağlıyor. Sanatın dokunma ve hissetme duyularıyla bütünleştiği bu yaklaşım, izleyicilerle derin bir bağ kurmayı hedefliyor. Sanatçı, bu yaklaşımıyla mesafeleri ortadan kaldırarak her duyuya hitap etmeyi, bağ kurmayı ve bütünleşmeyi amaçlıyor. ### Pop müziğin efsane ismi Alpay, zirvede geçen yıllarını anlattı Türkiye'de pop müziğin duayenlerinden "Alpay" olarak tanınan Alpay Nazikioğlu, sanatla dolu geçen yıllarını halen ilk günkü gibi hafızasında tutuyor. Muğla'nın Bodrum ilçesinde eşiyle yaşamını sürdüren sanatçı Alpay, Anadolu Ajansı'nın (AA) yürüttüğü "Türkiye'nin Çınarları" projesi kapsamında evinin kapılarını AA ekibine açtı. Aynı zamanda avukat olan 89 yaşındaki ünlü sanatçının müzik kariyeri 1960'lı yıllarda başladı. O günden bu yana sayısız esere imza atan sanatçı, Türkiye'de müzik kariyerini hep zirvede tutmayı başardı. Romantik rock tarzında deneysel müzikler yapan ve 1964'te "Üç Hürel" grubuyla müzik çalışmalarında bulunan Alpay, birçok Fransızca ve İtalyanca şarkıyı Türkçeye uyarlayarak seslendirdi. Sanatçı halen günümüzde de çok dinlenen "Kara Tren", "Eylül'de Gel" ve "Fabrika Kızı" gibi hit şarkılara da imza attı. Müzik kariyerine 20'den fazla albüm sığdıran sanatçı, Attila İlhan'ın bazı şiirlerini de kendince yorumlamasıyla tanınıyor. "Türkiye'de en çok şarkı yapmış insanım" Bir süredir bazı rahatsızlıklarla mücadele eden Alpay, AA muhabirine Bodrum'da yaşamaktan çok mutlu olduğunu, buranın kendisine huzur verdiğini ve iyi geldiğini söyledi. Bir zamanlar Türkiye'de çok büyük anket yapıldığını ifade eden Alpay, o dönem kendisini Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi yorumcusu seçtiklerini anımsattı. Üretmeyi çok sevdiğini ve halen de devam ettiğini anlatan Alpay; "İsmini bile unuttuğum sayısız şarkılarım var. Türkiye'de en çok şarkı yapmış insanım. Şarkılarımı araştırdığım zaman hatırlıyorum. O kadar çok şarkı yazmışım. Doğru Türkçe konuşmak gerekiyor. Türkçeyi yanlış kullanıyorlar. Benim çok sevdiğim şarkıcılar var onlar bile yanlış kullanıyor" dedi. Sanat hayatı boyunca birçok isimle çalıştığına değinen Alpay, şarkı üretirken "Şöyle bir şarkı yapayım da meşhur olsun" diye düşünmediğini, hayatı boyunca hep sevdiği şeyleri yaptığını dile getirdi. "Alpay'a Saygı" albümünün ikincisinin çıkacağını aktaran usta sanatçı, bu albümde Kubat, Ferhat Göçer, Fatih Erkoç gibi bazı sanatçıların eserlerini seslendirdiğini ifade etti. Hayatta yapamadığı bir tek şeyin olduğunu dile getiren sanatçı, 16 yaşında futbol milli takımına seçildiğini 18 yaşında ise babasının zoruyla futbolu bıraktığını, bundan dolayı da çok pişman olduğunu belirtti. "YAKINDA BİR JÜBİLE KONSERİM OLACAK" Sanat yaşamının İspanyolca şarkılar yaparak başladığını belirten Alpay, şöyle konuştu:"İspanyolca şarkılar söylemeyi severdim. Yıllar sonra Türkçe şarkılar yapmaya başladım. Söylediğim bütün şarkılar Türkiye'de bir numara olmaya başladı. Bir anda zirveye çıktı. Hayatımda hiçbir zaman iniş yaşamadım. Yakında bir jübile konserim olacak. Bu konserde ben az şarkı söyleyeceğim. Benim şarkılarımı başka sanatçılar seslendirecekler. Çok güzel bir şey olacağını zannediyorum. Zamanı henüz belli değil ama ben her zaman hazırım. Büyük olasılıkla İstanbul'da yapılacak. Allah bana çok büyük yetenekler vermiş. Çok şükrediyorum. Bundan dolayı da çok büyük mutluluk duyuyorum. Allah'ın verdiği tüm bu yetenekleri kullandım. Resim yapıyorum hala da yapıyorum. Bir sergi açmayı da düşünüyorum." Alpay, "Aysel" şiiri ve çok sevilen "Eylül'de Gel" şarkısının bir bölümünü rahatsız olmasına rağmen sevenleri için seslendirdi. Sanatçının "Alpay'a Saygı" albümünde Alpay ile "Sessiz Kalma" adlı şarkısına düet yapan sanatçı Gözde Ural da sanatçıyı evinde sık sık ziyaret ediyor. ### Yaşar Kemal'in eseri "Ağrı Dağı Efsanesi", 36 yıl sonra yeniden sahnelendi Türk edebiyatına damgasını vuran Yaşar Kemal'in 1970'te yayımladığı "Ağrı Dağı Efsanesi", 36 yıl sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından yeniden sahneye uyarlandı. Yiğit Sertdemir'in uyarlayıp yönettiği oyunun ilk gösterimi, orkestra eşliğinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştirildi. Dramaturgisini Sinem Özlek, müziğini Oğuzhan Balcı, dekor tasarımını Barış Dinçel, kostüm ve kukla tasarımını Candan Seda Balaban, ışık tasarımını Osman Aktan, ses tasarımını Gökhan Suna, koreografisini Senem Oluz ile Özge Midilli ve müzik direktörlüğünü Burçak Çöllü'nün yaptığı 2 perdelik oyun, 2 saat 45 dakika sürdü. Fotoğraflarını Sadi Ayan'ın çektiği oyunda Arda Alpkıray, Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Can Tarakçı, Cihan Kurtaran, Emrah Can Yaylı, Emre Yılmaz, Ertan Kılıç, Hakan Örge, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Uğur Dilbaz, Yeliz Şatıroğlu ve Zeynep Ceren Gedikali rol aldı. Yaşar Kemal'in destan, masal ve roman özelliklerini gösteren önemli eseri "Ağrı Dağı Efsanesi", yayımlanışının 18. yılında 1988-89 sezonunda İstanbul seyircisiyle buluşmuştu. Ali Taygun'un yönettiği oyunda Mustafa Alabora, Adnan Altay, Mustafa Aslan, Tuncay Atayata, Metin Çekmez, Nuri Ergün, Erdoğan Gemicioğlu, Saltuk Kaplangı, Gökhan Mete, Naşit Özcan, Ahmet Uz, Aliye Uzunatağan, Avni Yalçın, Erhan Yazıcıoğlu ve Aytaç Yörükaslan rol almıştı. "Ağrı Dağı Efsanesi", 2-5 Ekim ve 9-12 Ekim'de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi yeniden sahnelenecek. ### Romeo ve Juliet’i hiç böyle izlemediniz! Türkiye’de ve dünyada defalarca sahnelenen Shakespeare’in "Romeo ve Juliet" adlı eserinden yola çıkarak Esra Bağışgil’in kaleme aldığı müzikli komedi oyunu "Verona Çıkmazı", yeni sezonda da güldürmeye devam ediyor. “Direklerarası Tiyatro Ödülleri En İyi Müzikli Komedi” ödülünü alan Verona Çıkmazı, 18 Ekim Baba Sahne ve 5 Kasım’da da Zorlu PSM %100 Studio’da seyirciyle buluşmaya devam edecek. Esra Bağışgil’in kurucusu olduğu Nos Tiyatro, bir Romeo Juliet uyarlaması olan Verona Çıkmazı oyununu yeni sezonda da seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor. Oyun; 18 Ekim Baba Sahne, 5 Kasım’da da Zorlu PSM %100 Studio’da seyiriciyi güldürmeye devam edecek. sezon boyunca seyirciyle buluşmaya devam edecek Oyunun aynı zamanda yazarı ve yönetmeni olan Esra Bağışgil, bilinenden farklı şekilde Juliet rolünü oynarken; "Ekran Önü" sosyal medya projesinden de tanıdığımız oyuncu Ozan Varol, Shakespeare’in aşık kahramanı Romeo’ya hayat veriyor. Deneyimli oyuncu Adem Yılmaz, bu hikayenin Anlatıcı’sını başarıyla canlandırıp seyirciyi kahkahaya boğuyor. Rosaline karakterini oynayan Tuğçe Özlü Şentürk, oyunculuğuyla olduğu kadar sesiyle de izleyenleri büyülüyor. Konservatuvardan yeni mezun olup, ilk oynadığı oyunda büyük beğeni toplayan Melih Tuma, yakışıklı Paris rolünü canlandırıyor. Dekor ve kostümleriyle seyirciye görsel bir şölen sunan Verona Çıkmazı, aynı zamanda 90’lar Türkçe pop şarkılarının farklı tarz yorumlarıyla da eğlenceli anlar yaşatıyor. Bu müzikli komedi oyunu, sezon boyunca seyirciyle buluşmaya devam edecek. VERONA ÇIKMAZI HAKKINDA... Romeo ve Juliet… Aşkları yüzünden ölenlerin ölümsüz hikayesi! Yüzyıllar boyu bilinen iki talihsiz sevgilinin yürekleri parçalayan bu klasik aşk hikayesini anlatmak ne kadar zor olabilir ki? Belki de sadece adını bildiğimiz bir karakter (figüran Ros) ya da hiçbir zaman adı kitapta yer almamış biri (siz kısaca Anlatıcı diyebilirsiniz) bu hikayenin gidişatına müdahale etmeseydi, evet bu hikayeyi anlatmak çok kolay olabilirdi... Aslında bu hikayenin asıl sorusu şu: Aşk, hırs, intikam, şehvet ve entrikanın yavaş yavaş ele geçirdiği bir hikaye Kaderini değiştirebilir mi? Evet Kader! Hatta kahpe kader, ağlarını örmeye başlayınca bu hikaye nereye gider? Türkiye’de ve dünyada defalarca sahnelenen Shakespeare’in "Romeo ve Juliet" adlı eserinden yola çıkarak Esra Bağışgil’in kaleme aldığı müzikli komedi oyunu "Verona Çıkmazı", yeni sezonda da güldürmeye devam ediyor. ### Sultan Adler’in “Lale Kız” heykelleri AKM’de! Almanya’da yaşayan sanatçı Sultan Adler ’in “Lale Kız” adını verdiği heykelleri, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 13. durağı İstanbul'da sergileniyor. Önceki gün Atatürk Kültür Merkezi (AKM)’de yapılan görkemli açılış sırasında büyük ilgi gören heykellerin ilginç bir mesajı da var. İKİ METRE YÜKSEKLİĞİNDE Her bir çizgisinde ters lale fidanı gizli olan "Lale Kız" heykellerinden üç tanesi, İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM girişi ve koridorlarında sergileniyor. Heykellerin iki metre yüksekliğinde olması, ziyaretçileri hatıra fotoğrafı çektirmesi için de cazip kılıyor. ZARİF BİR KADIN SİLÜETİNİ YANSITIYOR Sanatçının “Mavi Seri” adını verdiği çalışmalarının bir devamı niteliğindeki "Lale Kız" heykellerinin aynı zamanda Anadolu’yu da temsil ettiğine vurgu yapılıyor. Biçimsel olarak zarif bir kadın silüetini yansıtan heykeller için yapılan bir başka yorumda, güzelliği ile büyüleyen eserlerin yer aldığı Akdamar’a ismini veren Tamara’ya gönderme yapılıyor. DOĞANIN GÜZELLİĞİ VE GİZEMİ Sultan Adler ’in “Mavi Seri” kapsamında ele aldığı eserlerinde, üstten bakılan ters lalelerin dairesel çizgilerle kompoze edilmiş tasvirleri, soyut bir yorumla doğanın güzelliğini ve gizemini gözler önüne seriyor. Her bir çizgide filizlenen ters lale fidanları, mavi serinin özelliğini ve derinliğini oluşturuyor. Soyut bir dil kullanmasına rağmen sanatçı, doğadaki gözlemlerini çizgilerle harmanlayarak eserlerine hareket öğesini kazandırmayı başarıyor. Uzun uzun bakıldığında bu çizgiler, adeta rüzgârdan sallanarak dans eden, çiçek açmak üzere olan lalelerin bir gösterisine dönüşüyor. TERS LALELERİN SOYUT DANSI Sultan Adler, kültürümüzün bir hazinesi olarak kabul edilen ve koruma altına alınmış bir tür olarak özel bir öneme sahip ters laleler aracılığıyla görsel bir zenginlik sunmanın ötesinde, bu çiçeklerin barındırdığı gizli anlamları da ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Sanatçı, dairesel tuvallerinde doğanın özünü yakalıyor ve her bir “Mavi Seri” eseri, ters lalelerin soyut bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor. Ters lalelerin soyut dansı, izleyiciyi doğanın ritmine ve gizemine davet ediyor. Almanya'da dünya sanatının merkezi kabul edilen Berlin kentinde atölyesi bulunan Sultan Adler'in Üsküdar'da da bir atölyesi var. Çalışmalarının bir bölümünü burada üreten Adler, "Lalelerdeki gizli anlamları ortaya çıkarmayı amaçlıyorum" diyor. AKM'deki sergide Sultan Adler 'i ilk kutlayan isim, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu oldu. ### Tokat Vera’da “Oryantalist İlham: Mücevherlerin Büyüsü” sergisi açıldı Caner Kemahlıoğlu, 2023 haziran ayından 2024 mayıs ayına oryantalist dokuların esintilerini, özel koleksiyon sanatçıları ile sergilemeye başlamıştı. Sivas’ın tarihi mekânlarından sonraki durak, Tunceli kentinin tarihi müzesi olmuştu. Kısa süre içerisinde yine özel bir davet ile 26 Eylül’de, Tokat kentinde yeni eserler ile yeni sergilerinin açılışını gerçekleştirdiler. Sergi mekanını bu defa modern sanat alanı olarak araştıran Kemahlıoğlu, “Oryantalist İlham: Mücevherlerin Büyüsü” sergisini Tokat Vera Kültür Sanat mekanında sanatseverlerle buluşturdu. Sergi, 26 Eylül tarihinde sanat izleyicileri ve özel misafirleriyle gösterime açılarak, hem alan hem de sosyal medyada oldukça ilgi görmeye başladı. Caner Kemahlıoğlu küratörlüğünde hazırlanan sergi kapsamında, hem oryantalist anlayışın dokuları hem de tarihten bazı mücevher ayrıntılarına aralanan özel sanat daveti için çalışmalar hazırlanmakta. Sergi programı, farklı disiplinlerde sanat eserleriyle izleyicisinin karşısına çıktı. Küratöryel kurguda “Oryantalist İlham: Mücevherlerin Büyüsü” başlığı adı altında farklı sanatçılar tarafından yorumlanan eski tarihten otoportreler eşlik ederken, öte yandan sanatçılar ile özel hikâyeleri de sanat pratikleri ile önemli bir perspektifte sunmayı amaçlıyor. yeni isimler ilerleyen süreçlerde koleksiyona eklenecek Serginin yerleşimiyle alakalı eserlerin başlangıçtan kapanışa ilerleyişi ve zerafetli kurgusuyla diziliminin bir anlamda izleyicisine de her bir eserde derin anlamlar yüklemesine olanak tanıyor. Aralanan oryantalist pencere ile birlikte aslında ışıltılı ve bir yerde gücün göstergesi olan mücevherlerin tarihini de aramanın peşine koyulduk, sanatsal anlamda gelenekçi ve çağdaş vurguları bir arada arıyoruz. Sergideki isimler arasında; Ahmet Kurt, Deniz Serkan Özcan, Derya Aysun Cancan, Ebru Yolver, Feruze Ulaştepe, Fırat Bahşi, Gülşah Tontu Özdemir, Günsu Saraçoğlu, Muhammet Hızır Yüksel, Nurhan Yıldırım, Okan Karakaya, Serdar Alp Erçin, Sinan Aslan, Suzan Mahmutoğlu ve Şerife Meral Eşmeler yer almakta. Caner Kemahlıoğlu, yeni isimleri ilerleyen süreçlerde bu koleksiyona ekleyecek. Eserler arasında Kemahlıoğlu’nun da manifesto kurgusundaki en vurgusal olanları arasında; Ahmet Kurt’un kaleminden “Alessandro Botticelli’nin Kadın Portreleri” ile Muhammet Hızır Yüksel fırçasından “Jean Auguste Dominique Ingres’in Broglie Prensesi”, tarihin izini biraz daha yansıtan işler arasında sergide yer aldı. Koleksiyonerlerin radarına almaları gereken bu özel davet, özel eserler ile Vera’da açıldı. oryantalist bir büyüye kaptırarak gezdiriyor Küratör, Topkapı Sarayı’nın 100. yılına özel yaklaşımda da bulunarak bazı parçaları müzeyi yansıtan özelliklerde seçti. Bu konuda Şerife Meral Eşmeler’den İstanbul Boğazı’nın önemli yalıları ile Topkapı Sarayı çinileri çalışmaları, Deniz Serkan Özcan’dan da Kaşıkçı Elması’na yeni bir yorum eklenerek sergide yerlerini aldılar. Farklı bir bakışla Günsu Saraçoğlu, deve kuşu yumurtası üzerine oryantalist bir yaklaşım ile hamam kültürünü, Ebru Yolver ise mücevher tasarımlarını sergiledi. Serginin ilerleyişi tamamen seyircisini oryantalist bir büyüye kaptırarak gezdiriyor. ### 34. Akbank Caz Festivali başlıyor Türkiye’nin en uzun soluklu ve Avrupa’nın en prestijli caz festivallerinden Akbank Caz Festivali, 28 Eylül-13 Ekim tarihleri arasında sanatseverlere unutulmaz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. 34’üncü yılında 34 konsere ev sahipliği yapacak olan festival, Müze Gazhane’de Kenan Doğulu’nun konseriyle başlayacak. FESTİVALDE 34 KONSER MÜZİKSEVERLERLE BULUŞACAK 200’den fazla sanatçıyla Beyoğlu’ndan Yeniköy’e, Moda’dan Kuzguncuk’a kadar uzanan farklı lokasyonlarda düzenlenecek olan festival, cazın büyüleyici atmosferini İstanbul’un her köşesine taşıyacak. Organizasyonu ve içerik planlaması Pozitif iş birliğiyle gerçekleştirilen 34. Akbank Caz Festivali, bu yıl 34 konsere ev sahipliği yapacak. Festival, aynı zamanda çocuklardan yetişkinlere kadar geniş bir yelpazeye hitap eden projeleriyle cazın farklı yönlerini keşfetme fırsatı sunacak. DERYA BİGALI: CAZIN EVRENSEL DİLİNİ ŞEHRE TAŞIYORUZ Festivale sayılı günler kaldığını ve bu büyük buluşma için sabırsızlandıklarını ifade eden Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı; “34 yıldır İstanbul’un kültürel dokusuna katkıda bulunan Akbank Caz Festivali, bu yıl da cazın evrensel dilini şehrin her köşesine taşımaya devam edecek. Hazırlıklarımızı tamamladık ve bu yıl da cazseverlere eşsiz bir deneyim yaşatmayı amaçlıyoruz. İstanbul’u cazın ritmiyle buluşturacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz” dedi. FESTİVALİN ÖNE ÇIKAN ETKİNLİKLERİ 34. Akbank Caz Festivali, 28 Eylül’de Müze Gazhane’de Kenan Doğulu’nun klasik parçalarının caz düzenlemelerinin yanı sıra "İhtimaller 2 - Konular var" isimli yeni caz albümünden parçaları seslendireceği konseri ile başlayacak. Ücretsiz gerçekleşecek konserde müzisyene sahnede Ozan Musluoğlu, Ercüment Orkut, Bulut Gülen, Şenova Ülker, Mehmet İkiz, Ferit Odman ve Batu Şallıel eşlik edecek. Etkinlikler; Akbank Sanat, Arter, Müze Gazhane, Babylon, Bant Mag. Havuz/Bina, Borusan Müzik Evi, Bova, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Zorlu PSM, Turkcell Platinum Sahnesi, Frankhan, Hope Alkazar, HuginveMunin Kültür ve Sanat Paylaşım Platformu, Nardis Jazz Club, Pera 77, Sakıp Sabancı Müzesi, Ses 1885-Ortaoyuncular Tiyatrosu, The Circle ve Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'nde izlenebilecek. Festivale katılan sanatçı ve topluluklar arasında; Adi Oasis, Antonio Sanchez Quartet, Blue Lab Beats, Brad Mehldau Trio, Daniel Hersog Quartet, Dave Okumu & 7 Generations, Güneş Cengiz &Adar Geçimli, Harold Lopez-Nussa, Isaiah Collier&The Chosen Few, Kurt Elling, Rodrigo Amarante, Kenan Doğulu, Meriç Dönük, Selut & Tuğçe Şenoğul, Takuya Kuroda, Tatiana Eva-Marie, Tom Skinner, Tomas Fujiwara 7 Poets Trio, Tophane Noise Band featuring Berke Can Özcan & Rana Uludağ, TÖZ & Hezarfen Ensemble ve Vega Trails yer alıyor. Söyleşi programında ise "Caz Ağı Paneli: Akademiden Sahneye", "Çağının Ötesinde Müzisyen İsmet Sıral ve Belgeselin Belgeseli", "Klasikten Caza", "Kreşendo x Müzik Yolculuğunun Peşinde" ve "Özgür Caz " konu başlıkları ele alınacak. ### “Ata Demirer Gazinosu” sezona kapalı gişe başladı Ata Demirer’in Türk Sanat Müziği'nden operaya, türkülerden pop müziğine, tavernadan arabeske kadar geniş bir repertuvar ve kahkaha dolu hikayeleriyle eğlenceyi sahneye taşıdığı gösterisi Ata Demirer Gazinosu, 25-26 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdiği yeni sezon gösterileri ile Zorlu PSM’de sezonunu açtı. Senelerdir izleyiciler tarafından yoğun ilgiyle devam eden, Ata Demirer’in komedi gazinosu formatını sahnelere taşıyan gösterisi “Ata Demirer Gazinosu”, hem nostalji severler hem de gülmek isteyen binlerce izleyiciye Zorlu PSM’de iki gece üst üste eğlenceli bir akşam yaşattı. BİLETLER SATIŞTA! Ata Demirer’in güçlü sahne performansına usta müzisyen Taşkın Sabah yönetimindeki orkestranın eşlik ettiği Ata Demirer Gazinosu’nun, 16 ve 19 Ekim tarihindeki biletleri satışta! Ata Demirer Gazinosu, Zorlu PSM ve BKM iş birliği ile sezon boyunca Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde devam edecek. ZORLU PERFORMANS SANATLARI MERKEZİ Zorlu Performans Sanatları Merkezi (Zorlu PSM), 12 yıldır ilham verici sanat deneyimlerini sanatseverelerle paylaşıyor. İzleyicilerine 12. sezonunda da "Dünyan Değişsin" mottosuyla seslenen ve kültür-sanat ve eğlence hayatının buluşma noktası olan Zorlu PSM, yeni sezonunda da sürprizler sunmaya devam ediyor. Bugüne kadar 7 milyondan fazla sanatseveri ağırlayan Zorlu PSM, Türkiye’deki kültür sanat faaliyetlerine yön veriyor. Dünyaca ünlü müzikallerden, dünya çapındaki müzisyenlere, büyük prodüksiyonlu tiyatrolardan, kendi yapımlarına kadar uzanan nitelikli performansları sanatseverlerle buluşturan Zorlu PSM, dünya standartlarındaki çok amaçlı sanat merkezi tasarımıyla global bir sahne olma vizyonunu üzerinde taşıyor. Yenilikçi, dinamik, güncel, güvenilir, eğlenceli, çok sesli, kapsayıcı, iddialı, sıra dışı yapısıyla performans sanatları merkezi olmanın ötesine geçerek kültür sanat sektörünün gelişimine katkı sağlayan Zorlu PSM, çatısı altındaki 7 farklı mekanda benzersiz bir kültür-sanat deneyimi sunmaya devam ediyor. ### İBB Şehir Tiyatroları, ekim ayında 22 oyunu seyirciyle buluşturuyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, tiyatro sezonunun ilk ayında 22 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Ekim ayında tiyatroseverleri Yaşar Kemal’den Molière’e, Henrik Ibsen’den William Shakespeare’e klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. Bu ay; Ağrı Dağı Efsanesi (Yeni Oyun), Gök Kubbe (Yeni Oyun), İkinci Perdenin Başı (Yeni Oyun), Tartuffe, Oscar, Bir Halk Düşmanı, Ay Carmela, Cadı Kazanı, Sivrisinekler, Zehir, Ben Medea Değilim, Maviydi Bisikletim, Godot Geldi, Çingene Boksör, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Hamlet, Yaftalı Tabut, Fosforlu Cevriye, İfigenya, Uçurtmanın Kuyruğu, Hayat Der Gülümserim, Kuğunun Şarkısı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. Ekim 2024 Programı AĞRI DAĞI EFSANESİ (Yeni Oyun) Kapısına kadar gelen bir atı geri vermeyerek geleneğine sahip çıkma sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalan Ahmet'le, hem atın hem de bölgenin yönetiminde sözün sahibi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar'ın hikâyesi, Yaşar Kemal'in usta kaleminde hem kültürün rengi, hem tarihin izi, hem halkın yükünü taşıyan Ağrı Dağı Efsanesi'ne dönüşmüştür. Büyük ustanın anlatısına sahne üzerinde soluk vermek için çıktığımız yolculukta, seyircilerimizi Ağrı Dağı Efsanesi'ni birlikte hayal etmeye davet ediyoruz. Yaşar Kemal’in yazdığı Yiğit Sertdemir’in uyarlayıp yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Can Tarakçı, Cihan Kurtaran, Emrah Can Yaylı, Emre Yılmaz, Ertan Kılıç, Hakan Örge, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Uğur Dilbaz, Yeliz Şatıroğlu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim, 9-12 Ekim 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. GÖK KUBBE (Yeni Oyun) Bölgenin güçlü ailesi Wax'lerin çocuğunun ölümünden sorumlu tutulan Sally eğer hamileyse asılmaktan kurtulacaktır.  Sally'nin gebe olup olmadığına karar vermekle görevlendirilen ise kadınlardan kurulmuş bir jüridir. Ancak bu on iki kadın için katili linç etmek isteyen kalabalığın, kendi telaşlarının, geçmişlerinin, bağlarının gölgesinde adil bir karar vermek hiç de kolay olmayacaktır. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Özden Gököz’ün çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Aslıhan Kandemir, Betül Kızılok Bavli, Canan Kübra Birinci, Çağlar Polat, Demet Bozkaya Şalt, Eraslan Sağlam, Eylül Soğukçay, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, Gözde İpek Köse, Işıl Zeynep Karaalp, Serap Öztürk, Yağmur Ulusoy Göktürk, Zeliha Güney rol alıyor. Oyun, 16-19 Ekim, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. İKİNCİ PERDENİN BAŞI (Yeni Oyun) Genç ve umutsuz bir oyuncu olan Muhsin, ünlü tiyatro yönetmeni Afet’in açtığı oyuncu seçmesine girme fırsatı bulur. Böylesi bir dönüm noktasında, hayatta hiçbir şeyin yolunda gitmemiş olmasının gerginliğini yaşamaktadır. Seçmelere saatinde yetişemediğinden dolayı içeri girip girmeme konusunda kararsız kalır. Herhangi bir mesleğe yeni başlayan pekçok genç için bu tür seçme veya sınavlar aslında kaybolan umutları bulma ve yeniden hayal kurabilmek için önemli bir eşiktir. Muhsin için ise bir adım ötesinde varoluş imtihanı başlayacaktır. Alp Tuğhan Taş’ın yazıp yönettiği oyunda Ebru Üstüntaş, Alp Tuğhan Taş rol alıyor. Oyun, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. TARTUFFE Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz. Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. OSCAR Christian Jacqueline'e aşıktır, Colette ise Oscar'a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard'dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard'a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir. Claude Magnier’in yazdığı,  Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. BİR HALK DÜŞMANI Kentin yegâne gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor. Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. AY, CARMELA! İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda,  iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?“  sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. CADI KAZANI Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor. Arthur Miller‘ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Seda Yılmaz, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, Engin Akpınar,Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 9-12 Ekim 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. SİVRİSİNEKLER Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 2-5 Ekim, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 5 Ekim, 2 Kasım 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. BEN MEDEA DEĞİLİM “Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikâyesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 9-12 Ekim 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. MAVİYDİ BİSİKLETİM İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir'e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950'lerin İzmir'inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 9-12 Ekim 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 19 Ekim 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. GODOT GELDİ "Godot Geldi", İrlandalı yazar Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" adlı yapıtının ardından ve ona bir "gönderme" olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatović'in kaleme aldığı bir oyundur... "Olay" bir bataklıkta geçer. Becket'in oyununda; Godot beklenilir... Bulatović'in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir... Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatović, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekânın yapısını değişime uğratarak, daha çok "simge"lere yönelmiştir... Beckett'te de, Bulatović'te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir... İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir "gelen"in, kesinlikle tanımlanmış bir "giden"e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz "Godot Geldi" için… Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 9-12 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. ÇİNGENE BOKSÖR 1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahkûm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü… Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 9-12 Ekim, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ 1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. HAMLET Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.  William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 16-19 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. FOSFORLU CEVRİYE Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.  Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… “Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…”  kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle… Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı,  Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. İFİGENYA Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun,23-26 Ekim 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. UÇURTMANIN KUYRUĞU Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar.Oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 26 Ekim 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. HAYAT DER GÜLÜMSERİM Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. KUĞUNUN ŞARKISI Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz. Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor. Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 30 Ekim-2 Kasım 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ### Joan Miró'nun eserleri İzmir'de sergilenecek Ünlü Katalan sanatçı Joan Miró 'nun 74 tablosunun yer aldığı "Joan Miró: İmge, Metin, Gösterge" sergisi, İzmir'de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Arkas Holding'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Arkas Sanat Merkezi ve Serralves Vakfı iş birliğiyle düzenlenecek sergi öncesinde basın toplantısı yapıldı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, İzmir'e ilk defa Joan Miró eserlerini getirdiklerini, sergide "Sobreteixims" ve "Yanık Tuvaller" serilerinden, daha önce Türkiye'de sergilenmemiş eserlerin yer alacağını kaydetti. Sürrealizmi başlatan kişinin Miró olduğunu düşündüğünü belirten Arkas; "Öncülerin değeri başka oluyor. Eserlerini ilk gördüğünüzde şaşırıyorsunuz ve ne anlatmak istediğini anlamaya çalışıyorsunuz. Onun da istediği bu. Başarılı bir sergi olacağına eminim" ifadelerini kullandı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise sanat merkezlerine ziyareti kolaylaştırmak için şehir içerisinde sanat durakları oluşturup, buralardan sergilere servisler koyacaklarını anlattı.Serralves Müzesi Direktörü Philippe Vergne da serginin, sanatçının eserlerinin kentte ilk kez sergileniyor olması nedeniyle Serralves Vakfı Çağdaş Sanat Müzesi için büyük anlam taşıdığını vurguladı. Toplantıda Porto Belediye Başkanı Rui Moreira, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ile serginin küratörü Robert Lubar Messeri de konuşma yaptı. Sergi, 9 Şubat 2025'e kadar pazartesi günleri dışında ziyaret edilebilecek. ### İstanbul Sinema Müzesi’nde “Bay Sinema - Türker İnanoğlu” sergisi Türk sinemasına damgasını vuran yönetmen, yapımcı ve senarist Türker İnanoğlu anısına hazırlanan "Bay Sinema - Türker İnanoğlu" sergisi, İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında İstanbul Sinema Müzesi 'nde 28 Eylül'de sinemaseverlerle buluşacak. Açıldığı günden bu yana "Nazarin: Bir Başyapıtın Hikayesi", "Stanley Kubrick", "Steve McCurry" ve "Fans of Galaxy" gibi çok ses getiren sergileri sanatseverlerle buluşturan İstanbul Sinema Müzesi, şimdi de yakın tarihte kaybettiğimiz, Türk sinemasına damgasını vuran yönetmen, yapımcı ve senarist Türker İnanoğlu anısına hazırlanan “Bay Sinema - Türker İnanoğlu” sergisine ev sahipliği yapacak. Sinema endüstrisinin Türkiye’deki gelişiminde başrol oyuncularından biri olan, vizyon ve girişimcilik ruhuyla birçok “ilk”e imza atan Türker İnanoğlu anısına hayata geçirilen sergi, Türk sinemasının yakın tarihine ışık tutacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle, Türker İnanoğlu Vakfı (TÜRVAK)’ın katkılarıyla Zihni Tümer küratörlüğünde hazırlanan sergide; Türker İnanoğlu’nun kişisel eşyaları, Yeşilçam’ın sembolü olan isimlerin balmumu heykelleri ve kamera arkası fotoğrafları görülebilecek. 28 Eylül’de kapılarını açacak olan sergi, 29 Aralık’a kadar İstanbul Sinema Müzesi ’nde ziyaretçilerini ağırlayacak. ### Refik Anadol, BM Genel Merkezi'nde yapay zeka destekli sergi açtı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi, ünlü Türk medya sanatçısı Refik Anadol'un "Shaping our World Together" (Dünyamızı Birlikte Şekillendiriyoruz)" adlı yapay zeka destekli sergisine ev sahipliği yapıyor. New York'taki merkez binada basın için yapılan ön tanıtım programına, Refik Anadol ile BM Küresel İletişim Genel Sekreter Yardımcısı Melissa Fleming ve Patrick J. McGovern Vakfı Başkanı Vilas Dhar katıldı. Tanıtım etkinliği medya mensuplarından büyük ilgi görürken, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Anadol, bizzat BM Genel Sekreterliği Yürütme Ofisi iş birliğiyle ilk defa bir Türk sanatçı olarak sergi açmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Refik Anadol; "Bildiğim kadarıyla ülkemizden ilk defa bir Türk sanatçı olarak böylesine önemli bir yerde, hem ülkemizi temsil etmek hem de geleceğin, yapay zekanın gideceği yolu, etik olarak doğru, insanlık için iyi, anlamlı ve birleştirici taraflarını konuşmak için burada bulunuyorum. Bu çok heyecan verici" dedi. etik yapay zeka kullanımında öncü Yapay zeka teknolojisinin doruğa ulaştığı bir yılda, yapay zeka ile modellenmiş bir eserle, dünya devleriyle aynı yerde olmanın kendisi için çok anlamlı olduğunu vurgulayan Anadol; BM'den gelen bu teklifin, eserinin "etik yapay zeka kullanımında öncü olmasıyla" bağlantılı olduğuna işaret etti. Medya sanatçısı, dev ekrana yansıtılan dijital eseriyle ilgili; "Burada büyük doğa modeli dediğimiz, dünyanın en gelişmiş, etik olan verilerle toplanmış, sadece doğal enerji kaynaklarını kullanan bir yapay zeka modelini hayal ettik" diye konuştu. "DOĞA HER İNSANIN ORTAK KAYGISI OLMALI" Dünyanın önde gelen medya sanatçılarından Refik Anadol, BM'deki sergisinin, liderlerin bir araya gelerek dünya meselelerini tartıştığı zaman dilimi olan BM açılış etkinlikleriyle aynı hafta gerçekleşmesinin önemine dikkati çekti. Anadol, dünyanın doğallığını korumak adına ihtiyaç duyulan bir sorumluluk duygusunu aşılamak için tasarlanan eserinin dünya liderlerine ilham vermesi adına şunları söyledi: "Ben politikacı değilim. Dolayısıyla savaşlara, zorlu tartışmalara dair detaylı deneyim ve bilgim olmayabilir ama doğa konusuna baktığım zaman dünyadaki herkesin, her insanın, her canlının ortak kaygılarından birinin doğayla ilgili olması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle yakın gelecekte yapay zeka fabrikalarının her yerde olacağı, enerjinin çok fazla kullanılacağı bir döneme girmek üzereyiz. Savaşların ve problemlerin dışında yepyeni problemler de bizi bekliyor olacak." BM, SERGİ İÇİN "ÇIĞIR AÇAN YAPAY ZEKA SANATI" İFADESİNİ KULLANDI BM Genel Sekreterliği Yürütme Ofisi ve Patrick J. McGovern Vakfı ortaklığıyla düzenlenen sergiyle ilgili basın duyurusunda, sergiye ilişkin övgü dolu sözlere yer verildi. BM'nin medya tanıtım ofisi, sergiyi "Dünyaca ünlü medya sanatçısı Refik Anadol, teknoloji ve sürdürülebilirliğin gücünü tanıtmak için BM'de çığır açan yapay zeka sanatını sergileyecek" ifadeleriyle duyurdu. "Dünyanın ilk açık kaynaklı üretken yapay zeka modeliyle oluşturulduğu" belirtilen serginin bilim, teknoloji ve inovasyon gücüne tanıklık eden bir çalışma olduğu vurgulandı. "bu serginin mükemmel bir seçenek olduğuna karar verdik" Medya tanıtım etkinliğinde hazır bulunan BM Küresel İletişim Genel Sekreter Yardımcısı Fleming de "Şu anda gelecekte olduğumuzu; güzellik, inanılmaz yaratıcılık ve iyilik potansiyeli olan bir teknolojinin var olduğunu göstermek için bu serginin mükemmel bir seçenek olduğuna karar verdik" diye konuştu. Refik Anadol'un yapay zeka eserlerini ilk defa dünyanın en önemli sanat müzelerinden New York Modern Sanat Müzesi'nde (MoMA) gördüğünü söyleyen Fleming; "Bunları güzellik için nasıl kullanabileceğimizi ve doğal çevremiz hakkında bir mesaj iletmek için nasıl kullanabileceğimizi göstermenin harika olacağını düşündük" ifadelerini kullandı. ### İstanbul Kültür Yolu Festivali'nin kalbi AKM'de atacak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türkiye’nin marka değerine katkıda bulunmak üzere bu yıl 16 şehirde düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin 13. durağı İstanbul olacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 28 Eylül-6 Ekim tarihleri arasında gerçekleştireceği İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında, Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de kültür, sanat ve eğlence dolu etkinlikler düzenlenecek. MÜZİK, SİNEMA VE EĞLENCE İLE DOLU BİR FESTİVAL AKM'nin dış alanında kurulacak olan Türk Telekom Açık Hava Sahnesi; Ceza, Berkay, Kıraç, Ferhat Göçer, Ekin Uzunlar & İmera ve Haluk Levent gibi müzisyenlerle izleyicilere festival coşkusunu yaşatacak. Ayrıca, Baturay Özdemir'in stand-up şovu ve sevilen filmlerin gösterimleri de izleyicilerle buluşacak. Şehrin atmosferini değiştirecek festival kapsamında, Türk Telekom Opera Salonu'nda birbirinden güzel sahne etkinlikleri sanatseverlere benzersiz bir festival deneyimi sunacak. DÜNYACA ÜNLÜ ESERLERE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK 28 Eylül- 6 Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan İstanbul Kültür Yolu Festivali, birbirinden etkileyici sergilere ev sahipliği yapacak. Picasso’dan Da Vinci’ye, Frida’dan Andy Warhol’a, Salgado’dan Refik Anadol’a kadar dünyanın önemli sanatçılarının eserleri, İstanbul Kültür Yolu Festivali’nde bir araya gelecek. PICASSO'NUN ESERLERİ AKM'DE Dünyanın en ünlü ressamlarından Pablo Picasso’nun eserleri, İstanbul Kültür Festivali kapsamında 28 Eylül-31 Aralık tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi’nde sergilenecek. Sergi; Pablo Picasso’nun gravürleri, çizimleri, posterleri, litografileri ve fotoğraflarından oluşan, tamamı orijinal ve mirasçıları tarafından onaylanmış 170 parçayı bir araya getirecek. Pablo Picasso’nun kendisine eşlik eden kadınları konu alan eserlerinin yanı sıra Françoise Gilot ve Dora Maar gibi kadınların sanatsal çalışmaları da sergide olacak. Sergide, 20. yüzyıl dehasının samimiyetine işaret eden ve kadınlarla olan ilişkilerine tanıklık eden çok sayıda fotoğraf, ilk defa gün yüzüne çıkacak. RÖNESANS DEHASI: LEONARDO DA VINCI Festival kapsamında, tarihin en büyük dahilerinden “Leonardo Da Vinci - Rönesans Dehası” sergisi ise 28 Eylül 2024-15 Ocak 2025 tarihleri arasında Lale Müzesi’nde görülebilecek. Rönesans döneminin önde gelen dehasının çizimlerinden esinlenen icatlar, ziyaretçilere insanlık tarihindeki teknolojik ve estetik bir yolculuğa çıkaracak. Sergiye eşlik edecek olan 110’dan fazla belge, kod ve reprodüksiyon ise ziyaretçilere tarihin derinliklerine inme fırsatı sunacak. İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında dünyaca ünlü fotoğrafçı Sebastião Salgado, kariyerinin en uzun soluklu ve önemli projelerinden “Genesis” sergisi ile ilk defa İstanbul’da seyircisiyle buluşacak. Sergi, 28 Eylül’den itibaren aralık sonuna kadar MSGSÜ Tophane-i Amire’de 3 ay boyunca ziyarete açık olacak. FRIDA KAHLO’NUN GÜNLÜKLERİ SERGİSİ Ölümünden neredeyse 68 yıl sonra bile ikonik bir figür olarak ışıldayan Frida Kahlo’nun yaşamına bir yolculuk niteliğinde olan Frida Kahlo’nun Günlükleri Sergisi, Grand Pera’da görülebilecek. Global arenada büyük ilgi gören bu sergi, ilk defa Türkiye’de İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında sergilenecek. WARHOL’UN DÜNYASI - POP ART’IN İKONU Pop Art sanatının önemli temsilcilerinden biri olan, dünya sanatına damga vurmuş, 1960’lardan günümüze kadar değişen tüm paradigmaları öngörmüş Andy Warhol’un “Warhol’un Dünyası - Pop Art’ın İkonu” sergisi, İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında 28 Eylül-31 Aralık tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlayacak. REFIK ANADOL'UN YENI SERGİSİ: "YERYÜZÜ RÜYALARI: ANADOLU” Ülkemizde dijital sanat denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Refik Anadol, yeni projesi “Yeryüzü Rüyaları: Anadolu” ile İstanbul Kültür Yolu Festivali kapsamında ilk kez İstanbullu sanatseverlerlle buluşacak. ### Ahad Saadi yeni eseri için lansmana hazırlanıyor Yaklaşık 15 yıldır İstanbul’da yaşayan İranlı sanatçı Ahad Saadi, yeni eseri “Dervaze-e Sharg” için oldukça ses getirecek bir lansmana hazırlanıyor. Saadi'nin uzun süredir üzerinde çalıştığı ve tamamlanmasına az bir zamanın kaldığı eseri için lansmanın Çırağan Palace Kempinski’de gerçekleştirilmesi planlanıyor. Eserin uluslararası tanıtımı için İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Develioğlu ile görüşen sanatçı, bu konuda kendilerine gerekli desteğin sağlanacağı umudu içinde olduğunu belirtti. DÜNYADA BİR İLK VE SANATTA YENİ BİR AKIM Dünyada bir ilk ve sanatta yeni bir akım olan "Azarnegari" sanatının yaratıcısı Ahad Saadi, Azarnegari Grubu Temsilcisi Av. Dr. Halil Çeçen ile birlikte katıldığı toplantıda etkinliğin yanı sıra İran ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkiler ve ortak kültürel mirasın önemine de vurgu yaptı. Buluşmada ayrıca, Saadi’nin 2016 yılının mart ayında Hünkar Kasrı’nda düzenlenen ve büyük ilgi gören Azarnegari Sergisi’nden de söz edildi. Toplantının sonunda Ahad Saadi, 25 Nisan 2024 tarihinde Asya Parlamenter Meclisi ve UNESCO’nun eşliğinde Tahran’daki Esteghlal Otel’de gerçekleştirilen, Azarnegari’nin yeni bir sanat tarzı olarak tesciline dair etkinliğe yönelik olarak hazırlanan özel baskı kitabı Mehmet Develioğlu’na hediye etti. Sanatçı Ahad Saadi ve Azarnegari Grubu Temsilcisi Av. Dr. Halil Çeçen, bir sonraki gün Çırağan Palace Kempinski Genel Müdürü Ralph Radtke ile tamamlanmak üzere olan “Dervaze-e Sharg” adlı eserin lansmanı için görüşme yaptılar. ### Ankara'da "Warhol'un Dünyası - Pop Art'ın İkonu" sergisi açıldı Başkent Ankara'da açılan, dünyaca ünlü sanatçı Andy Warhol'un "Warhol'un Dünyası - Pop Art'ın İkonu" sergisi ziyaretçilerini bekliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl 16 şehirde düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali başladı. Üçüncü kez festival rotasında yer alan Ankara'da sanatseverler, 29 Eylül'e kadar konserler, sergiler, söyleşiler ve her yaşa uygun etkinliklerle kültür sanatla buluşacak. Bu kapsamda CSO Ada Ankara'da açılan, Andy Warhol'un 15 eserinin yer aldığı "Warhol'un Dünyası - Pop Art'ın İkonu" sergisi izlenime sunuldu. Sergi, 31 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Mobilya odaklı ilk tasarım fuarı Furnishings & Design Istanbul başladı Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) ve Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği (MOSDER)’in de desteklediği Furnishings & Design Istanbul (FDI), İstanbul Fuar Merkezi’nde (IFM) kapılarını açtı. Özgün tasarımlarla üretim yapan güçlü Türk markaları yaratma hedefiyle oluşturulan FDI, Türk mobilya sektörünün estetik ve yenilikçi tasarımlarını sergiliyor. Hızlı büyüyen mobilya sektörü başta olmak üzere iç mekana ait ekosistemin tamamını içine alan ve odağında katma değerli ürünler bulunan Furnishings & Design Istanbul fuarı, Türk mobilyasının dünyada marka haline gelmesine katkıda bulunacak. 19-21 Eylül tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde özgün ve nitelikli tasarımlarla ürünler ortaya koyan her ölçekten markaya ev sahipliği yapacak olan FDI, özellikle tasarımcılarla vizyoner üreticilerin buluşmasına olanak tanıyacak. “Türk Mobilyasının Marka Değerini Yükselteceğiz” Furnishings & Design Istanbul Fuarı ve markalaşmanın önemi hakkında açıklamada bulunan MOSDER Başkanı Davut Karaçak; “Mobilya sektörü olarak gerçekleştirdiğimiz atılımlarla, hem ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlıyoruz, hem de dünya çapında hak ettiğimiz yere gelme konusunda hızla yol alıyoruz. 45 bine yakın üreticimiz, 12 milyar dolarlık üretim ve 5 milyar doları aşan ihracatımızla dünyanın yedinci büyük mobilya ihracatçısıyız. Türkiye’de mobilya üretiminde kullandığımız teknolojiler, dünya ile rekabet edebilmektedir fakat yeterli değil. Sektörde ürün tasarımına daha fazla önem verilmelidir. Bunun için mobilya tasarımcılarının yetiştirilmesine gereken ilginin gösterilmesi gerekiyor. İlaveten marka bilincinin oluşturulması da dünyada ‘Türk Mobilyası’ algısının oluşması için büyük önem arz etmektedir. Furnishings & Design Istanbul Fuarı’nın bu amaç ve bakış açısıyla bize büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Fuarda sadece özgün, yenilikçi tasarımlar yer alacak ve FDI Tasarım Komitesi tarafından belirlenen kriterleri taşımayan ürünlerin sergilemesi yapılmayacak. Bu fuarda Türk mobilya sektörünün tasarım gücü ve potansiyeli gözler önüne serilecek” dedi. “Tasarım ve Üretim Gücümüzle İhracatımızı Artıracağız” 200 ülkeye ihracat ile 20 yılda 20 kat büyüyen mobilya sektörünün büyümesinde ihracatın önemine değinen Karaçak; “Türkiye’de mobilya üretiminde kullanılan teknolojimiz her geçen gün gelişmekte ve dünya ile rekabet edebilmekteyiz. İhracatta da önemli başarılara imza atıyoruz ancak çok daha iyisini yapabiliriz. İhracatımızı artırmanın yolu katma değerli üretimden geçiyor. Ve tabi katma değerli üretim de gücünü özgün tasarımdan alıyor. Dolayısıyla nitelikli tasarımı, inovasyonu ve markalaşmayı odağımıza almalıyız. Bu yılın ilk 6 ayında 2 milyar 183 milyon dolar ihracat gerçekleştirdik. Katma değerli üretim ile bu rakamı çok daha yükseltebiliriz. Orta vadede ilk beşe girme ve 2028’de 10 milyar dolar ihracata ulaşma hedefimiz var. FDI Fuarı gibi etkili organizasyonların bu hedefimize ulaşmada önemli katkısı olacağına inanıyoruz. Sektör oyuncuları olarak birlik ve beraberlik içinde birbirimize güç vererek hedefimize ulaşacağız” diye konuştu. Yenilikçi Alanlar Furnishings & Design Istanbul’da (FDI) özgün tasarım sergileme alanlarının yanı sıra “FDI Stage”, “FDI D2B”, “FDI Design Houses” ve “FDI New Horizon Exhibition” gibi alanlar yer alıyor. Yenilikçi ve öncü tasarım fikirleri, sektörün dönüşümünü yansıtan güncel içgörüler ve ilham verici yaklaşımlar FDI Stage’de ele alınırken, FDI D2B’de de tasarımcı ile markalar, iş birliği noktasında ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Fuarın özel kürasyonla farklı temalar çevresinde oluşturulacak FDI Design Houses alanında katılımcı firma ve markaların portfolyolarından seçilen özel ürünler bir araya getirilecek. Organizasyon kapsamında FDI New Horizon Exhibition sergi alanında farklı tasarım sergilemeleri yapılacak. Ayrıca, Onaranlar Kulübü, FDI’a özel geri dönüşüm materyallerinden ev dekorasyon ürünleri de tasarlayacak ve bu ürünleri Design House kreasyonuna dahil edilerek ziyaretçilere sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimseme ve destekleme fırsatı sunacak. ### KBGV’den Necdet Sakaoğlu’nu anma gecesi Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı (KBGV), Necdet Sakaoğlu için bir anma gecesi düzenliyor. Yerel tarih, kent tarihi, Selçuklu tarihi, Osmanlı tarihi ve eğitim tarihi konularındaki çalışmaları ile bilinen Necdet Sakaoğlu için organize edilen gece, 30 Eylül Pazartesi akşamı saat 19.00'da Beşiktaş'ta Bülent Tarcan Caddesi üzerindeki Ergin Pak İş Merkezi Konferans Salonu'nda gerçekleşecek.Vakıf merkezinden etkinlik ile ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Aynı zamanda vakfımızın mütevelli heyeti üyesi de olan değerli tarihçimizi doğum gününde anmak istedik. Türk ve dünya tarihi penceresinden bakıldığında litarürdeki önemli boşlukları doldurduğuna tanık olduğumuz, her zaman güvenilir başvuru kaynağımız olan Necdet Sakaoğlu’nu anma gecesine tüm sevenlerini bekliyoruz.” ### Yasemin Özcan, "Islak Zemin" ile Arter'de! Yasemin Özcan ’ın "Islak Zemin" başlıklı kişisel sergisi; pratiğinde seramik, fotoğraf, metin, video, ses ve performans gibi farklı mecra ve malzemelere yer veren sanatçının yeni üretimlerini daha erken tarihli yapıtlarıyla bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Eda Berkmen’in üstlendiği sergi, 19 Eylül’den itibaren Arter’in giriş kat galerisinde ziyaret edilebilir. Arter’in yeni sezon programında yer alan Yasemin Özcan’ın "Islak Zemin" başlıklı kişisel sergisi; insanın toprakla, hatırlamanın dille, otobiyografinin kurguyla ilişkisi üzerinden nesiller arası aktarım, göç ve kimlik inşası konularına odaklanıyor. Sergi, sanatçının Arter’deki galeri mekânı için ürettiği yeni eserlerini daha erken tarihli yapıtlarıyla bir araya getiriyor. Toprak, sergiye bir yapı malzemesi ve kültürel aktarımın bir metaforu olarak sirayet ediyor. Sergide yer alan yapıtlar, toprağın kullanım ve dolaşım metotları açısından çeşitliliğinin altını çizerken; malzemenin yolculuğu ve dönüşümüyle, insanın kurguladığı dil, kimlik ve ilişkilerin evrimi arasındaki paralelliği açığa vuruyor. Çalışmalarında gündelik imgeleri ve nesneleri mercek altına alan ve ufak müdahalelerle başkalaştıran Özcan, ailesinden devraldığı Alevi geleneğine referanslarla kıymet bilmenin, yas tutmanın, iz bırakmanın ve doğadaki döngüsel süreçleri kabulün farklı yöntemlerini görünür kılıyor. Sergiye ve Yasemin Özcan’ın bu bağlamda ürettiği geniş ölçekli yerleştirmeye adını veren “Islak Zemin”, sanatçının taşınacak yeni bir ev ararken emlakçılardan sıklıkla duyduğu bir tabir. Mutfak ve banyo benzeri suyla temas eden alanlar için kullanıldığı gibi kaygan ve tekinsiz alanları da imliyor. Miras, aktarım, hafıza, kentleşme ve modernleşme gibi kavramlara kurgusal anlatılar üzerinden düşünsel ve mizahi bir yaklaşım sunan sergi, kırılganlığın kabulüyle umudu yeşertmenin imkânlarını araştırıyor. SERGİYE EŞLİK EDEN YAYIN Yasemin Özcan ’ın Arter’de gerçekleşen kişisel sergisine eşlik eden yayında, serginin küratörü Eda Berkmen’in sanatçıyla gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşinin yanı sıra Kaya Genç, Evrim Kaya ve Işın Önol’un bu kitap için kaleme aldıkları metinler yer alıyor. Sanatçının sergide yer verilen eserleriyle birlikte geçmiş sergilerini ve üretimlerini de ele alan yayında, yazarlar sanatçının farklı eserlerini yeni okumalarla irdeliyorlar. Kitapta, Özcan’ın üç farklı jenerasyondan kadın karakterlerin tanıklıkları üzerinden kurguladığı kurmaca metni "V Yaka" ile "Islak Zemin" ve "Derz Heykelleri" serileri için yazdığı metinler de bulunuyor. Tasarımını Ayşe Bozkurt’un üstlendiği kitapta ayrıca Hadiye Cangökçe ve flufoto (Barış Aras ve Elif Çakırlar) tarafından çekilen sergiden görünüm ve röprodüksiyon fotoğrafları yer alıyor. YASEMİN ÖZCAN HAKKINDA... Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik ve Cam Bölümü’nde öğrenim gören görsel sanatçı ve yazar Yasemin Özcan ’ın (d. 1974) yapıtları; Pera Müzesi, Galerie Nord–Kunstverein Tiergarten, nGbK Berlin, SALT Beyoğlu, Arter, WKV Stuttgart, Wiener Secession, CCS Bard, Rodeo İstanbul, Total Museum of Contemporary Art, İstanbul Modern, Kunstmuseum Bochum, Depo ve Ludwig Forum gibi kurumlarda sergilendi. Sanatçının kişisel sergileri arasında Islak Zemin (Arter, 2024), Pangaltı’da Bir Ev (2022), Saadet Çıkmazı (artSümer, 2016), Seni Endişelendiren Ne? (Banu Cennetoğlu ile beraber; Rodeo, 2012), üçyüzbir (Apartman Projesi,2009) ve Elmaslı Apt. (Elmaslı Apartmanı, 2004) yer almakta. EDA BERKMEN HAKKINDA... Eda Berkmen (d.1985, İstanbul) Yale Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü 2007 yılında bitirdi. Elgiz Müzesi’nde Koordinatör (2009–2011)ve Galerist’te Artistik Direktör (2011–2015) olarak görev aldı. 2016 yılında University College London, Central Saint Martins Kültürel Çalışmalar Bölümü’nde Kültür, Eleştiri ve Küratörlük yüksek lisans programını tamamladı. 2017–2023 yılları arasında Arter’in küratoryal ekibinde yer alan Eda Berkmen, kurumun sergi programı dahilinde Nil Yalter (Kayıt Dışı, 2016), Can Aytekin (Boş Ev, 2018), İnci Furni (Bir An İçin Durdu, 2019–2020), Saat Kaç? (Emre Baykal’la beraber; 2019–2020), Alev Ebüzziya Siesbye (Tekerrür, 2020–2021), Koyun Koyuna (2022–2023) ve Cengiz Çekil (Bugün de Yaşıyorum, 2023) sergilerinin küratörlüğünü yaptı ve bu sergilere eşlik eden yayınlara katkıda bulundu. Nil Yalter, Şu Gurbetlik Zor Zanaat Zor: Duvarlar (2024) kitabını hazırlayan Berkmen, İstanbul’da bağımsız küratör olarak çalışmalarını sürdürüyor. ### Mustafa Taviloğlu'nun koleksiyonu sanatseverlerle buluştu Koleksiyoner Mustafa Taviloğlu 'nun 50 yılı aşkın süredir biriktirdiği eserlerden oluşan "Taviloğlu Koleksiyonu: Bir Koleksiyoner Hikayesi"nin tanıtımı Artİstanbul Feshane'de yapıldı. Koleksiyon kapsamında toplam 903 sanatçının 2 bin 412 eseri, 7 ayrı mekanda 15 Aralık'a kadar sergilenecek. Açılışta bir konuşma yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Taviloğlu'nun 50 yılı aşkın koleksiyonluk hikayesinde çok ciddi bir emeğinin olduğunu belirterek; "Taviloğlu Koleksiyonu, gerçekten çok önemli bir çalışma ve bu süreçte olmamız bizi gururlandırıyor. Kendisi iş hayatında zaten çok önemli bir marka üretti. Aynı arzu ve emeği bu sergi için de ortaya koydu. İstanbul'a böyle bir koleksiyonu armağan ettiği için çok teşekkür ediyorum" dedi. Mustafa Taviloğlu da koleksiyonunun sergi sürecinde çok heyecanlandığını dile getirerek, serginin arkasında büyük bir emek ve özverinin olduğunu söyledi. Serginin oluşmasına birçok önemli insanın katkı sağladığını aktaran Taviloğlu; "Onlar olmasaydı bu işlerin altından kalkmam mümkün olmazdı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, İBB Miras ve Kültür AŞ'ye çok teşekkür ederim. Desteklerini hiç esirgemediler" ifadelerini kullandı. 7 AYRI MEKANDA SERGİLENECEK Mustafa Taviloğlu, sergi kapsamında toplam 903 sanatçının 2 bin 412 eserinin 7 ayrı mekanda sergileneceğine işaret ederek; "Bu zor işi bitirebildiğimiz için çok mutluyum. Güzel bir süreç yaşadık ve bu önemli sergiyi açabildik. Niyetimiz, elimizdeki eserleri bir defada sergileyebilmekti ve İstanbul'un farklı yerlerindeki mekanlarla birlikte bu mümkün hale geldi" diye konuştu. "Sergi boyunca yaklaşık 80 sanatçımızı misafir edeceğiz" Bu sergileme sürecinde birçok deneyime sahip olduğunu söyleyen Taviloğlu, şunları kaydetti: "Siz iyi olduktan sonra, yaptığınız işlerin fark edilmemesi mümkün değil. Bununla birlikte elbette farklı açılardan desteğe ihtiyacımız oldu. Bize bu süreçte destek olan birçok kurum oldu. Her birine teşekkürü borç biliyorum. Türkiye İş Bankası, İstanbul Resim Heykel Müzesi, Türk Hava Yolları gibi birçok önemli değerimiz bu süreçte bizimle oldular. Sergi boyunca 16 konferans olacak ve yaklaşık 80 sanatçımızı burada misafir edeceğiz. Sergi boyunca uluslararası boyutta önemli bir sürece şahitlik edeceğiz." "Taviloğlu Koleksiyonu", 15 Aralık'a kadar Artİstanbul Feshane, Galeri Eyüpsultan, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, İstanbul Sanat Müzesi, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi, Mecidiyeköy Likör Fabrikası ve Müze Gazhane'de ücretsiz görülebilecek. ### "Frida Kahlo'nun Günlükleri" ilk kez Türkiye'de! İstanbul’da açılacak "Frida Kahlo’nun Günlükleri" sergisi, fiziksel ve dijital sanatın birleştiği yenilikçi bir deneyim sunarak, ziyaretçilere ünlü ressamın içsel dünyasına derin bir yolculuk vaat ediyor. Frida Kahlo’nun kişisel günlüklerinden esinlenerek hazırlanan "Frida Kahlo’nun Günlükleri" sergisi, Türkiye’de ilk kez 28 Eylül’de İstanbul Grand Pera Tarihi Bina’da sanatseverlerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleştirilecek sergi, aynı zamanda dünyada Frida Kahlo’nun günlükleri özelinde hazırlanan ilk sergi olma özelliğini taşıyor. PHYGITAL DENEYİM:FİZİKSEL VE DİJİTALİN BULUŞMASI Sergi, sanatseverlere fiziksel ve dijital dünyaları birleştiren yenilikçi bir "phygital" deneyim sunuyor. Yeni nesil teknolojiler, yapay zeka destekli interaktif alanlar ve dijital enstalasyonlarla donatılan sergi, Frida Kahlo'nun içsel dünyasına derin bir bakış açısı sunuyor. Serginin küratörlüğünü Ayşe Demirci ve Dilay Duman üstlenirken, proje yönetmenliğini Cengiz Ayyıldız ve Koray Özdemir yürütüyor. FRIDA’NIN SANATSAL YOLCULUĞUNA YOLCULUK Frida Kahlo'nun günlüklerinde yer alan düşünceler, duygular ve ilham kaynaklarıyla doğrudan etkileşim kurma imkanı sunan sergi, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim vaat ediyor. Sanatçının hem acı dolu hem de tutku dolu yaşamına dair ipuçlarını sunan bu sergi, Kahlo'nun ikonik bir figür olarak neden hala hayranlık uyandırdığını gözler önüne seriyor. İSTANBUL’DAN ANTALYA’YA YOLCULUK Frida Kahlo’nun hem sanatsal dehasını hem de yaşam gücünü kutlayan sergi, 26 Ekim’e kadar İstanbul Grand Pera Tarihi Bina’da ziyarete açık olacak. Ardından, 2-30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da sanatseverlerle buluşacak. FRIDA KAHLO KİMDİR? 1907 yılında Meksika’da doğan Frida Kahlo, çocuk felci ve trafik kazası sonrası yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen sanatıyla hayatta kalmayı başarmış bir sanatçı olarak tanınıyor. 143 eserinden 55’i, Kahlo’nun fiziksel ve duygusal acılarını yansıtan otoportrelerden oluşuyor. Meksika kültürünü yansıtan eserleri ve kadınlara ilham veren güçlü duruşuyla Frida Kahlo, dünya sanat tarihine damga vurdu. Bu sergi, hem sanatçının içsel dünyasına ışık tutmak hem de sanatseverleri benzersiz bir sanatsal deneyimle buluşturmak için Türkiye’de önemli bir fırsat sunuyor. İstanbul’da açılacak "Frida Kahlo’nun Günlükleri" sergisi, fiziksel ve dijital sanatın birleştiği yenilikçi bir deneyim sunarak, ziyaretçilere ünlü ressamın içsel dünyasına derin bir yolculuk vaat ediyor. ### Gönenli kadınlardan "Geleneğe Tutunmak" defilesi Büyük sabırla işlenen iğne oyasının merkezi kabul edilen Balıkesir’in Gönen ilçesinin kadınları, izleyenleri hayran bırakacak bir defile düzenledi. Gönen Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi organizasyonu ile gerçekleşen defile, 12 Eylül Perşembe akşamı Şişli’deki Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapıldı. Gönen’in dünya çapında bilinen bu özelliğini bir anlamda korumak adına "Geleneğe Tutunmak" adı verilen defilede, Gönenli kadınlarımızın işlediği iğne oyalarından oluşan herbiri birbirinden değerli tasarımların yer aldı. KOOPERATİFÇİLİĞİN ÖNEMİ Gönen Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi Genel Müdürü Tekin Recai, "Geleneğe Tutunmak" defilesiyle ilgili verdiği mesajda “Kooperatifçiliğin emeğin korunmasında ve gelişmesinde önemi hiçbir zaman yadsınamaz. Bu defile de bunu bir kez daha göstermiştir” dedi. DESTEK ARTTI Kooperatifler Yasası'nda kadın emeğinin değerlendirmesinde Gönen kadınlarının öncü rol oynamasının umut verici olduğuna vurgu yapan Av. Emine Aygören Hacıhamdioğlu ise şunları söyledi: "1163 sayılı Kooperatifler Kanunu günün ihtiyaçlarına cevap veremediğinden yapılan değişiklikle, Kooperatifler Yasası Kanun Teklifi'nde önemli düzenlemeler içermektedir. Bunlardan en önemlisi, 'Ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan ve kadın emeğinin değerlendirilmesi amacıyla kurulan kooperatifler ile ortaklarının çoğunluğu engellilerden oluşan kooperatiflerin, tescil ve ilana tabi işlemlerinden ücret alınmayacağı, ilana tabi olanlar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ücretsiz yayımlanacağı, bu kooperatiflerden, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun ilgili düzenlemesi gereğince odaya kayıt ücreti ve yıllık aidat ile munzam aidat da alınmayacağı' gibi düzenlemeler ile kadın ve engelli emeğinin güçlendirilmesi ve ekonomiye katılımlarının sağlanması amaçlanmıştı ve düzenleme çok yararlı oldu." https://www.youtube.com/watch?v=_nVl9exPINI ### Quick Art Space’te “Bilgelik Terazisi” İstanbul’un Anadolu Yakası’nda sanatsal etkinliklere ağırlık vermeyi hedefleyen Quick Art Space, sanatseverleri yeni bir sergiyle daha buluşturdu. Özgün, bir o kadar dikkat çekici eserlerden oluşan “Bilgelik Terazisi” başlıklı sergi için 13 Eylül Cuma akşamı bir açılış düzenlendi. Küratörlüğünü Nergis Abıyeva’nın üstlendiği sergide Alp İşmen, Başak Kaptan, Beyza Boynudelik, Çiğdem Menteşoğlu, Damla Sari, Merve Zeybek, Selin Göksel ve Züleyha Altıntaş’ın farklı türlerdeki eserleri izleyicilerin beğenisine sunuldu. Yaklaşık 300 davetlinin katıldığı serginin açılış kokteylinde bir konuşma yapan Maher Holding Yönetim Kurulu Üyesi Mine Erdemoğlu; “Quick Art Space ve sergi alanımızı sanatçılarımıza destek olmak, onların ürettikleri eserleri daha fazla görünür kılmak adına oluşturduk. Bundan dolayı da çok mutluyuz. Sanatçılarımıza ve siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum” dedi. 15 KASIM’A KADAR ZİYARET EDİLEBİLECEK Ataşehir Quick Tower binasında açılan sergi 15 Kasım’a kadar açık ziyarete açık olacak. “Bilgelik Terazisi” sergisi, ismini Şârika İslam Medeniyetleri Müzesi koleksiyonunda yer alan Orta Çağ İslam dünyasında üretilen en karmaşık hidrostatik teraziden ödünç alıyor. ### Avantgarde Refined Yalıkavak’ta Geçmiş ve Gelecek Sergisi Yalıkavak’ın büyüleyici Küdür Koyu’nda yer alan ve lüksle konforu birleştirerek misafirlerine unutulmaz bir konaklama deneyimi sunan Avantgarde Refined Yalıkavak, bu deneyimi bir adım öteye taşıyor ve konaklamayı sanatla buluşturarak "Geçmiş ve Gelecek" sergisine ev sahipliği yapıyor. Avantgarde Refined Yalıkavak, geçmişin zarif izleriyle bugünün canlı enerjisini birleştiren "Geçmiş ve Gelecek" sergisiyle ziyaretçilerini zaman yolculuğuna çıkarıyor. Sergi, otelin tarihi sürecini gözler önüne sererken, fotoğraflar üzerine eklenen katmanlarla hem siyah-beyaz hem de renkli detaylarıyla zamana yapılan vurguları öne çıkarıyor. Sol tarafta nostaljinin derinliklerine dalarken, sağ tarafta ise geçmişten ilham alarak güçlenen günümüz kareleri, otelin zaman içindeki dönüşümünü etkileyici bir biçimde yansıtıyor. Serginin manifestosu, geçmişin hatıralarını yaşatırken geleceğe umut ve heyecanla bakmayı amaçlıyor. Her bir kare, nostalji ve yeniliğin birleşiminden doğan bir anlatı sunarak, Avantgarde Refined Yalıkavak’ın rafine stilini ve Wangan Design ile modern, sıcak çizgilerini harmanlıyor. Serginin sanat yönetmeni Elif Ekilen ve küratörü Gizem Güngördü Ercengiz’in titiz çalışmalarıyla hazırlanan bu sergi, geçen zamanın mutlulukla anılması ve geleceğin heyecanla beklenmesinin altını çizen eğlenceli görsellerle dolu. ELİF EKİLEN HAKKINDA... 2002 doğumlu Elif Ekilen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde eğitim alarak görsel sanatlara olan ilgisini derinleştiren genç ve yetenekli bir sanatçı ve yönetmendir. Avantgarde Refined Yalıkavak ile tanışması, otelin sanat yönetmeni Gizem Güngördü Ercengiz’in bir tasarım projesi sırasında gerçekleşmiştir. Bugün, Avantgarde Refined Yalıkavak’ın sanatçı kadrosunda yer alarak, otelin köklü geçmişini ve huzurlu atmosferini yansıtan renkli ve yaratıcı işler ortaya koymaktadır. Elif Ekilen’in ilham kaynağı, otelin huzurlu atmosferi ve ziyaretçilerin mutluluğudur. Kullanılan renkler, bu enerjiyi ve otelin geçmiş ile modern yapılarının birleşimini temsil etmektedir. Fotokolaj ve katmanlı yapı tekniklerini kullanarak izleyicilere farklı bir deneyim sunmayı hedefleyen Ekilen, Avantgarde Refined Yalıkavak’ın eski ve yeni fotoğraflarını etkileyici bir biçimde sergilemektedir. Gizem Güngördü Ercengiz hakkında... 2010 yılından bu yana aktif sanat hayatını sürdüren Gizem Güngördü Ercengiz, solo ve karma sergilerin yanı sıra mimari projeler ve markalar için kişisel tasarımlar yapmaktadır. Çeşitli festivallerde enstalasyon ve aydınlatma alanlarında kreatif direktörlük yapan Ercengiz, hem resim kariyerine hem de sanat danışmanlığına devam etmektedir. Sanat dünyasında geniş bir etki alanı bulunan Ercengiz, Avantgarde Refined Yalıkavak sergisinin de başarılı bir şekilde küratörlüğünü üstlenmektedir. Bu sergi, geçmişin zarif izleriyle geleceğin dinamik enerjisini harmanlayarak, izleyicilere unutulmaz bir sanat deneyimi sunmaktadır. ### "Tasarımcının Notu" sergisi Salt Beyoğlu'nda açıldı Türkiye'de 20. yüzyılın son çeyreğinde grafik tasarım alanında yaşanan değişimi kitap üzerinden ele alan "Tasarımcının Notu" sergisi, Salt Beyoğlu 'nda sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kitabın yaygın tasarım unsurunun kapak olduğu 1970'li yıllardan bütüncül bir tasarım nesnesine dönüştüğü 1990'lı yıllara uzanan serginin ön gösteriminde, serginin ekibiyle basın mensupları bir araya geldi. Salt Genel Müdürü Deniz Ova, burada yaptığı konuşmada serginin hazırlıklarının geçen seneden bu yana sürdüğünü belirterek; "Salt Araştırma'da tasarım, mimarlık ve sanat altında çokça arşive yer veriyoruz ve bu çalışmalarımızı sürekli genişletiyoruz" dedi. Ova, bu çalışmaları yaparken grafik sanatçılarının ve tasarımcıların hep karşılarına çıktığını, bu nedenle uzun süredir çalışmayı düşündükleri bu alanda araştırma yapmaya başladıklarını söyledi. Grafik tasarım alanında farklı konulara da yer vermeyi hedeflediklerine işaret eden Deniz Ova, sergiye katkıda bulunanlara teşekkür etti. Serginin küratörü araştırmacı Eda Sezgin ise sergide suni bir sınırlandırma yaptıklarını ve kitap tasarımlarına ilişkin 1975'ten 2000'e uzanan süreci izlenime sunduklarını anlattı. Türkiye'de yaşanan dönüşümlerin kitap tasarımlarına da yansıdığını ifade eden Sezgin; "Bu hem politik, ekonomik hem de kültürel bir dönüşüm ve kitabın bir nesne olarak bir tasarım nesnesi olarak algılanması bu süreçle çok alakalı" diye konuştu. Sergide kitap kapaklarından örneklerin yer aldığını aktaran Sezgin; "Kitap tasarımcısı, 1980'li yıllarda çok da içeride rol alan bir aktör değil. Yani aslında kitabın bir nevi ambalajında karşılaştığımız kişi. Bu, 1980'li yıllar boyunca böyle sürüyor ama 1990'larda yani bilgisayarın tasarımcının üretim sürecine dahil olmasıyla beraber, kitabın içeriğiyle birlikte biçimsel olarak da ciddi biçimde ele alındığı, deneysel yaklaşımların kendini gösterdiği, belki 'Neden olmasın?' sorusunun peşinden koştukları bir süreç başlıyor" ifadelerini kullandı. ÖZGÜN ÖRNEKLER GÖRÜLEBİLECEK Eda Sezgin, serginin ikinci katını tamamen 1990'lı yılların kitap tasarımlarına ayırdıklarını dile getirerek; "Ucuz ve ulaşılabilir olan kitapların da bir güzel nesne olarak tasarlanma çabasının görüldüğü örnekleri burada göreceksiniz" açıklamasında bulundu. Son bölümde ise 2000'li yılların hemen öncesine odaklandıklarına işaret eden Sezgin, tasarımcıların içeriğe göre tasarım yapma hevesiyle sundukları özgün örneklerin de sergide görülebildiğini sözlerine ekledi. ÇOK YÖNLÜ BİR BAKIŞ SUNUYOR "Tasarımcının Notu" sergisi, tasarımcının bir kitabın oluşumundaki karar süreçlerini, yayıncıdan matbaacıya kadar farklı aktörlerle ilişkilerini ve kültür ortamındaki konumunu ortaya koyuyor. Salt Beyoğlu 'nun üçüncü katından Forum'a uzanan sergi, tasarımcının belirleyici bir aktörü olduğu kitaptaki eksik anlatısını kurmayı amaçlıyor. Kitabın basılı ve elektronik olarak yeniden tanımlandığı 2000'li yılların tasarım kültürüne zemin hazırlayan döneme kitaplar, arşiv belgeleri ve mülakatlar eşliğinde çok yönlü bir bakış sunan sergi, 2 Şubat 2025'e kadar Salt Beyoğlu'nda görülebilecek. ### Şehir Tiyatroları sahnelediği 6 oyunuyla seyircisiyle buluştu İBB Şehir Tiyatroları, mayıs ayında 38. Genç Günler kapsamında seyirciyle buluşturduğu 6 oyununu, 2-9 Eylül tarihleri arasında ücretsiz olarak yeniden sahneledi. Şehir Tiyatroları, özel olarak hazırladığı iç yapım oyunlarını 2024-2025 tiyatro sezonu başlamadan önce 2-9 Eylül tarihleri arasında seyirciyle buluşturdu. Şehir Tiyatroları ’nın 38. Genç Günler Festivali’ne özel olarak hazırladığı Hayvanat Bahçesi Öyküsü; Biri, Hiçbiri, Binlercesi; İkinci Perdenin Başı, Yarın Ya Da Yarın, Şafakta Buluş Benimle ve Diktat oyunlarıyla Müze Gazhane Meydan Sahne ve Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde bir hafta boyunca süren bir tiyatro şöleni yaşandı. Seyirci tarafından yoğun ilgi gören, yerli ve yabancı eserlerden oluşan 6 oyun, ayakta alkışlandı. HAYVANAT BAHÇESİ ÖYKÜSÜ Yazan: Edward Albee Yöneten: Cafer Alpsolay Dramaturg: Sinem Özlek Oyuncular: Elif Verit, Besim Demirkıran Herkesin aslında kendi benzerleri arasında yaşamayı seçtiği kent hayatında, parkta karşılaştığınız bir yabancı, sizi kendinizle yüzleştirebilir mi? Sıradan bir hayat sürebilmek için düzene uyum sağlarken, kendine karşı sağırlaşmış, ötekini dinleyip anlamayan; şimdinin deyimiyle “konfor alanı”ndan çıkmak istemeyen insanın hikayesini aktarıyor.     BİRİ, HİÇBİRİ, BİNLERCESİ Yazan: Luigi Pirandello Uyarlayan: Sinem Özlek Yöneten: Ertan Kılıç Dramaturg: Özge Ökten Yılmaz Oynayan: Ercan Demirhan Başkalarının gözünde, kendimizi gördüğümüz kişi miyiz yoksa bambaşka biri mi? Herkes bizde kendi gördüğü kişiyi yarattıysa biz gerçekte kimiz?  Ve asıl soru, kendimizin ya da  başkalarının gördüğü binlerce “biz” arasından biri miyiz, yoksa bunlardan hiçbiri mi? Sıradan bir anda, burnunun aslında yamuk olduğunu söyleyen karısının yorumuyla,  kendiyle ilgili o güne dek fark etmediği tüm gerçeği sorgulamaya başlayan Moscarda, “kendi" olabilmek için başkasının gözündeki kendini anlamaya ve hatta onunla savaşmaya çalıştığı olasılıklarla dolu bir yolculuğa çıkıyor.  İKİNCİ PERDENİN BAŞI Yazan – Yöneten: Alp Tuğhan Taş Dramaturglar: Dilek Tekintaş, Gökhan Aktemur Oyuncular: Ebru Üstüntaş, Alp Tuğhan Taş Genç ve umutsuz bir oyuncu olan Muhsin, ünlü tiyatro yönetmeni Afet’in açtığı oyuncu seçmesine girme fırsatı bulur. Böylesi bir dönüm noktasında, hayatta hiçbir şeyin yolunda gitmemiş olmasının gerginliğini yaşamaktadır. Seçmelere saatinde yetişemediğinden dolayı içeri girip girmeme konusunda kararsız kalır. Herhangi bir mesleğe yeni başlayan pekçok genç için bu tür seçme veya sınavlar aslında kaybolan umutları bulma ve yeniden hayal kurabilmek için önemli bir eşiktir. Muhsin için ise bir adım ötesinde varoluş imtihanı başlayacaktır. YARIN YA DA YARIN Yazan: Aslı Ceren Bozatlı Yöneten: Onur Şirin Dramaturg: Hande Ören Oyuncular: İrem Arslan, Onur Şirin Oyun iki yakın arkadaş Deniz ve Eren‘in 90’lardan günümüze uzanan büyüme ve kendini keşfetme hikayesidir. Çeşitli toplumsal olayların da arka planda yer aldığı oyun, 90’ların başından günümüze kadar gelir. Deniz ve Eren yılların getirdiği iniş çıkışlar, travmalar kadar geçmişte yaşadıkları bir olayın da izlerini taşır ve bu olayın önlenemez sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. ŞAFAKTA BULUŞ BENİMLE Yazan: Zinnie Harris Çeviren : Erdem Avşar  Yöneten : Hasan  Demirci  Dramaturg : Hatice Yurtduru  Oyuncular: Ayşe Günyüz Demirci, Selen Nur Sarıyar Robyn ve Helen  korkunç bir tekne kazasının ardından kendilerini ana karadan kopmuş bir  kum adasında  bulurlar. Robyn kazanın şokuyla  mücadele ederken, Helen  hayatta kalmış olmanın  coşkusunu  yaşamaktadır. Zaman  geçtikçe  iki kadın, üzerinde bulundukları  adacığın  göründüğü gibi bir yer  olmadığını  keşfeder. Karşılaştıkları  tuhaf  bir kadın  yardımıyla  bu kum adasından  eve giden yolu bulmayı umarlar.  "Yas  diye çok tuhaf bir yer  var, oranın  kuralları  bambaşka" Gerçekten değer verdiğiniz, çok  sevdiğiniz bir  yakınınızı  kaybettiğinizde  yaşadığınız acı  ve bu acı  karşısında  yaşadığınız yüzleşme… Yalnızlık,  çaresizlik, umut, yeniden başlamak, denemek, başarısızlık, sevmek, tekrar denemek, boşluk … Kim  gitti kim kaldı ?  Kelimelerin, anıların, hayallerin izleğinde Robyn ve Helen’in dokunaklı hikâyesini  izlerken siz de kayıplarınızın  peşinden gideceksiniz.  DİKTAT Yazan: Enzo Colmann Çeviren: Nükhet İzet Yöneten: Gökhan Doğrusoy Oyuncular: Ogeday Erkut, Selin Türkmen Diktat, Traklar ve Tripler arasında yaşanmış iç savaşın izlerinin hâlâ gözlemlendiği bir coğrafyada geçiyor. Öykü Traklar’ın tarafına geçen Piet ile Tripler’in saflarında kalan kardeşi Val arasında yirmi beş yıl sonra geçen yüzleşmeyi aktarıyor. Val kardeşiyle görüşmek ister. Traklar’ın iktidarında Sağlık Bakanı olarak görev yapmasına rağmen Piet bu teklifi kabul eder. İki kardeşin bunca yıl sonra buluşması büyük bir hesaplaşmaya dönüşür.  ### Türk resim sanatı bir İstanbul beyefendisini kaybetti "Sonsuzluğun ve ışığın ressamı" diye adlandırılan, Cumhuriyet’in ikinci kuşağının duayen ressamlarından Teoman Südor, 9 Eylül 2024’te vefat etti. Cumhuriyet’in ikinci kuşağının duayen ressamlarından Teoman Südor, yaşamını yurt içi ve yurt dışında eşi (kendisi gibi Bedri Rahmi Atölyesi’nden) Gülseren Südor ile birlikte sanatla iç içe, bilgilerini öğrencilerine aktararak sürdürdü. Sanat camiasının çok sevilen kimliklerinden olan Teoman Südor, gerçek bir sanatçı ruhuna sahip olmasıyla, nezaketiyle, sevgisiyle, bilgeliğiyle ve doğa tutkunluğuyla tanınırdı. Teoman Südor, uzun yıllara dayanan sanatının içsel bilgeliğini, kurallarını ve tekniğini kendisini aşarcasına uygulayarak sonsuzluğu, doğanın bilgeliğini usta fırçasıyla betimledi. Tasarladığı kompozisyonlarda yeryüzü ve gökyüzünü, yeraltını ve sualtını birbirleriyle inanılmaz bir hamur içinde yoğururken, izleyenlere fantastik ve simgesel bir dünya sunar. Bu dingin, yalın yüzey, izleyenlere sanatçının belleğinde oluşmuş zaman-mekan kavramlarının sonsuzluğunu hissettirir. Yapıtlarında kullandığı bulutlar, dağlar, tepeler, denizler, çeşitli obje ve figürler, her gün etrafımızda gördüğümüz somut nesnelerdir. Ancak bu nesneler, gerçekliklerinden sıyrılıp, simgesel işlevler yüklenir sanatçının dünyasında. İşte bu simgesel anlatımı ile Teoman Südor yapıtları, izleyeni bir anda çarpar. TABLOLARIYLA YAŞAYACAK Teoman Südor, Türk resim sanatına damga vuran sanatçılardan biri olarak tablolarıyla yaşayacak. Eşi Gülseren Südor, kızı Telga Südor Mendi, torunu Ege Mendi ve oğlu bildiği damadı Deniz Mendi, kendisini 11 Eylül Çarşamba günü tüm sevenleriyle birlikte sonsuzluğa yolcu edecekler. TEOMAN SÜDOR HAKKINDA... 1943 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, 1968 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’ni bitirdi. Öğrencilik döneminde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun masiyerliğini yaptı. 1968-1970 yılları arasında Özel Kadıköy Mimarlık Mühendislik Yüksek Okulu’nda Ercüment Kalmık ve Sabri Berkel’in asistanlığını yaptı. 1970-1974 yılları arasında bir yıl Perugia’da (İtalya) lisan eğitimi ve daha sonra da Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde temel tasarım eğitimi aldı. 1985 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki hocalığı sırasında sanatta yeterlilik (doktora ) yaptı. Başta İtalya ve Avusturya’da yurt içi ve yurt dışında 70’ten fazla olmak üzere kişisel sergi açtı. Yurt dışında 20’den fazla sanat fuarında eserlerini sergiledi. Yurt içi ve yurt dışında çok sayıda sempozyumlara çağrılı sanatçı olarak katıldı. Aynı zamanda bir gravür sanatçısı da olan Teoman Südor’un yapıtları, yurti çi ve yurt dışında çeşitli önemli müze ve özel koleksiyonlarda bulunmakta. ### Arter’de transmedya performansı "Endophasia" Sesi ve görselliği eşzamanlı kullanarak insan beyninin dönüşümünün bir öyküsünü çıkaran transmedya performansı "Endophasia", 12 ve 13 Ekim’de Arter’in performans salonu Karbon’da izleyicilerle buluşacak! Dil ve ifade kavramlarını hareket ve zaman odağında tartışmaya açan Endophasia, geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşamına kısmi felç ve afazi ile devam eden Sinan Uygun’un, yapay zekâ teknolojilerini ve disiplinler arası sanat faaliyetlerini içeren, özelleştirilmiş dil ve konuşma egzersizleriyle iyileşme sürecine dayanıyor. Endophasia başlıklı etkileyici transmedya performansı, 12 Ekim 2024 Cumartesi akşamı saat 20.00’de, 13 Ekim 2024 Pazar günü ise 13.00’te ve 17.00’de Arter’in performans salonu Karbon’da izleyicilerle buluşacak. Dil ve ifade kavramlarını hareket ve zaman odağında tartışmaya açan Endophasia, 2010 yılında geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşamına kısmi felç ve afazi ile devam eden Sinan Uygun’un, yapay zekâ teknolojilerini ve disiplinler arası sanat faaliyetlerini içeren, özelleştirilmiş dil ve konuşma egzersizleriyle iyileşme sürecine dayanıyor. Sinan Uygun’un, kızı Gökçe Uygun gözetiminde aynalama, tekrara dayalı mimik, motor hareketler, sözcük üretme gibi fiziksel ve sözel egzersizler ile dil tabanlı yapay zekâ uygulamaları aracılığıyla gösterdiği gelişimi adım adım belgeleyen performans, insan beyninin ve konuşma merkezinin nasıl işlediğine dair canlı bir deneyim sunuyor. Bir belgesel film ile sanatsal süreci kayda geçirildi Performansçı Selim Cizdan ile Sinan Uygun’un diyaloglarıyla başlayan Endophasia, görsel ve işitsel unsurlar kullanılarak sahnede Uygun’un dijital bir kopyasının oluşturulmasıyla devam ediyor. Bir belgesel film ile sanatsal süreci de kayda geçirilen proje, bireysel ve karşılıklı iletişimin farklı evrelerini somut şekilde göz önüne seriyor. SİNAN UYGUN HAKKINDA... 1964 İstanbul doğumlu Sinan Uygun, öğrenimini İstanbul Saint-Joseph Fransız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Çapa Diş Hekimliği Fakültesi’nde tamamladı. 2010 yılında geçirdiği yüksek tansiyona bağlı beyin kanamasının sonucu olarak ortaya çıkan kısmi felç ve afazi rahatsızlığının 10. yılında, kızı Gökçe Uygun’un rehberliğinde, yapay zeka ve sosyal medya teknolojilerini içeren özelleştirilmiş dil ve konuşma egzersizlerine başladı. Bu metodolojiyle beraber Uygun, afazi rahatsızlığında ilk yıldan sonra beklenmeyen gelişmeler gösterdi. Sürecin Uygun’un bireysel gelişiminin ötesinde faydaları olabilmesi amacıyla nörolojik, teknolojik ve dilbilimsel boyutlara da odaklanan kapsamlı bir performans kurgulandı. AFAZİ VE ENDOFAZİ HAKKINDA... Afazi, beynin dil ve konuşma görevlerini yürüten bölgelerinin tamamında veya bir kısmında görülen, fiziksel bir hasar ya da felç sonucunda ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluğu olarak tanımlanır. Endofazi ise kendi kendine, dış sese ya da görselliğe dönüştürülmeyen bir iç dil [inner speech] ya da zihinsel iç konuşma süreci olarak tanımlanmıştır. GÖKÇE UYGUN HAKKINDA... Çalışmalarını İstanbul'da sürdüren besteci, performansçı, yönetmen ve ses tasarımcısı Gökçe Uygun, multidisipliner ses tabanlı sanat kolektifi “NodDuo”’nun kurucu ortaklarından, “ODD” deneysel doğaçlama müzik grubunun bir üyesi ve “Endophasia” TransMedya Canlı Performans projesinin kurucusu ve yönetmenidir. Klasik, caz, modern ve elektronik müzikte kompozisyon ve icracılık eğitim geçmişine sahip olup, canlı performans dinamikleri, sahneleme, doğaçlama, metin yazarlığı ve çizim gibi çeşitli alanlarda araştırmalarını sürdürmektedir. Bireysel olarak dil, mekân ve ses üzerine düşünmekten ve üretmekten büyük zevk alan Gökçe, performans ve çoklu ortam sahnelemesi gibi beden-hareket ağırlıklı alanları da keşfetmeye yönelik özel tiyatro topluluklarında, laboratuvarlarda ve sergilerde canlı performans sanatçısı, ses tasarımcısı ve eğitimci olarak yer almaktadır. Endophasia projesiyle beraber aktif olarak transmedyal hikâye anlatımı ve araçları üzerinden bilişsel süreç, linguistik, nöroestetik, ses ve hareket dramaturjisi alanları üzerine yoğunlaşmıştır. ### Sırbistan'da bir araya gelen ressamlar, tuvallerinde "Özgür Filistin'i" anlatıyor Sırbistan'da Boşnak nüfusun yoğun yaşadığı Sancak bölgesinin en büyük kenti Novi Pazar'da bir araya gelen ressamlar, "Özgür Filistin'i" tuvallere yansıtıyor. Novi Pazar'daki En Nisa Derneği'nin İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı iş birliğinde düzenlendiği etkinlik kapsamında bir araya gelen 20 ressam, 3 gün boyunca İsrail'in saldırılarını devam ettirdiği Filistin'i resimlerle anlatacak. Dernek Başkanı Azra Semsovic, etkinlik kapsamında resimlerin satışa sunulacağını ve elde edilen paranın İHH aracılığıyla Filistin'e gönderileceğini söyledi. Ressamlardan Nevzeta Tahirovic de resimleri aracılığıyla Gazze'deki insanlara destek ve dayanışma mesajı gönderdiğini ifade ederek; "Temamız 'Özgür Filistin'. O yüzden açık renkler kullanmayı tercih edeceğim" dedi. Novi Pazar'daki kent parkında düzenlenen etkinlik 3 gün sürecek. ### Ressam Mehmet Güleryüz hayata veda etti Çağdaş Türk resminin önde gelen isimlerinden Mehmet Güleryüz yaşamını yitirdi. 86 yaşında hayatını kaybeden sanatçı, bir süredir Paris’te kanser tedavisi görüyordu. 1938 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Güleryüz, Türk sanatında derin izler bırakan, eleştirel ve dışavurumcu üslubuyla tanınan bir ressamdı. Sanat hayatı boyunca insanı ve onu çevreleyen sosyo-politik koşulları resimlerinin merkezine yerleştiren Güleryüz, eserlerinde aile bağları, kadın-erkek ilişkileri, doğa ve canlılar gibi temaları insanlık gerçeği olarak işledi. Görsel ve sözel kültürün izlerini taşıyan çalışmaları, Türkiye sanatının önemli bir parçası haline geldi. Mehmet Güleryüz, sanat dünyasında bıraktığı derin izlerle hatırlanacak. ### “Geçmişimizle sevgiye dayalı bir anlaşma yapmalıyız” 1973 yılında ilk festivalini yapan İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 52. İstanbul Müzik Festivali’ni geride bıraktı. Bu yıl öyle bir başlık ve tema ile öyle değerli bir program hazırladılar ki, hepsini bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Zaten programın zenginliği çokça yazıldı. Biz şu an perdeyi biraz aralayıp, işin mutfağına gireceğiz aslında. Hatırlatmak gerekirse; İstanbul Müzik Festivali, bu yıl "KÖKLER" temasıyla 25 konser ve 8 söyleşiyi, 17 farklı mekânda 20 bine yakın izleyiciyle buluşturdu. İzleyiciler, dünyanın sayılı orkestraları ve solistlerini dinlemeden önce; “Konsere Doğru” bölümü ile farklı disiplinlerden konuşmacılarla, konser teması ve sanatçıların hayatlarına değinilen sohbetlerde buluşma şansını yakaladılar. Festival deneyimini zenginleştiren bu sohbetlerin devamını diliyoruz. Gelelim bu yazıyı yazma sebebim olan festival başlığına! Bu başlık nasıl ortaya çıktı, gelin onu İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya’dan dinleyelim. Kendisi; “Türkiye-Yunanistan mübadelesinin 100. yılında kültür ve tarihle şekillenen coğrafyamızdan müzikle örülü hikâyeler aktarmayı amaçladık” diyor. 2018 yılında Londra’da bir konser esnasında tesadüfen tanıştığı Rum besteci Dimitris Skyllas ile olan sohbetlerinde ikisinin de mübadil torunları oldukları ortaya çıkıyor ve o an festivalde seslendirilmek üzere Dimitris’in mübadele temasını işleyeceği yeni bir eser yazmasını hayal ediyorlar. Her ikisi de 1923 Lozan Barış Antlaşması’na bağlı olarak yürütülen Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sonrası doğdukları topraklarından ayrılan atalarının öyküleriyle büyümüş, bu hüzünlü yaşam öyküsünün ikinci kuşak çocukları. Böylesi acılı ve travmatik bir konuyu ise nasıl festivale aktardıklarını merak ettim… İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya (Fotoğraf: Salih Üstündağ) Festival bülteninde şöyle diyorsunuz: “Programda göreceğiniz özel proje ve etkinlikler, geçmişimizle bağ kurmamızı sağlayacak, birbirinden farklı kültürlerin bir araya geldiği bu coğrafyanın müziğini ve tarihini kutlayacak.” Yani bu bir kutlama diyebilir miyiz? "Mübadeleyle çekilen acıları görerek, onurlandırarak ancak acıları daha fazla büyütmeden, dikkatimizi ortak kültürel mirasımızın ve insani değerlerimizin zenginliğine verip, bu bağı kutlayarak analım" diyorsunuz, öyle değil mi? Ve lütfen çok kısaca kendi aile büyüklerinizin mübadele hikâyesinden bahseder misiniz? Evet, bu bir kutlama; ortak kültürel mirasımızın bir kutlaması. Zaten en başta festival dediğimiz şey bir kutlama, bir şenlik, bir şölen... Neyi konu alıyorsak onu kutlama ve evet, “mübadele” aslında çok acılı bir hikâye. Ancak hayatta insan acılarla da öğreniyor ya, sadece güzelliklerle öğrenmiyoruz maalesef. O yüzden oradan cebimize ne alıyoruz ve yolumuza nasıl devam ediyoruz, aslında önemli olan bu… Bu acılar çok konuşuldu, konuşulmasa bile belki sonraki nesillere aktarılan travmalar bıraktı. Benim dedelerim de doğdukları ve ait oldukları topraklarından koparılıp, iki bavulla yola çıkıp, Selanik’ten bir gemiyle geliyorlar. Öyle ki, tüm varlıklarını bırakıp; paralarını, altınlarını yastık yorgan kılıflarına dikip, gidiyorlar. Bindirildikleri gemide salgın birhastalık oluyor, gemi karantinaya alınıyor ve İzmir’e çıkarmadan gemiyi Karadeniz’e sürüyorlar. Karantina sonrası yaşama tutunmayı başaran babamın ailesi Samsun’a, annemin ailesi Giresun’a yerleştiriliyor. Burada bambaşka bir iklimde, Yunanistan’da sahip olduklarına karşılık bir parça toprak ve ev veriliyor; sonrasında çeşitli mücadelelerle yeni bir yaşam kuruyorlar. Vefat etmeden önce anneannemin bir videosunu çekmiş, ona anlattırmıştım yaşadıklarını. Anneannem, Selanik’ten ayrılmadan önce Atatürk’ü de görmüş. O anı anlatırken gözleri parlamıştı. Öyle bir büyük bir sevgi ki, oğlunun - yani dayımın adını Mustafa Kemal koymuş. Müslüman ve Türk olmalarına rağmen geldikleri yer nedeniyle ne yazık ki yerli halk tarafından ayrımcılığa uğruyorlar. Bu sebeple de evlilikler mübadiller içinde yapılıyor; mübadil aileler, çocuklarını birbirleriyle tanıştırıp evlendiriyorlar. Babamı okuması için Ankara’ya gönderiyorlar. Öğretmen okulundan yeni mezun annem de babamla tanıştırılıyor ve annem Ankara’ya gelin gidiyor. Ablam ve ben orada doğduk. Atalarımın kayıtlarının e-devlette üç kuşak öncesi yok ve hepsinin doğum tarihi temmuzdur. Muhtemelen temmuz ayında getirilmişler Türkiye’ye. Soyadı Kanunu çıktığında memleketlerindeki lakapları olan "Çakır" ile Selanik’teki kasabalarının adı olan "Kayalar"ı birleştirip, soyadı olarak almışlar. Soyadımla bağım bu nedenle bir başkadır. Aile hikâyemi soyadımla taşımaktan çok gururluyum. Ben bir mübadil torunuyum ve kimliğimi seviyorum. Zaten hiçbirimiz bir yere ait değiliz. Tüm Anadolu toprakları böyle, sürekli bir devinim var, ülkemizde müthiş bir kimlik zenginliği var. Bizi bu kadar özel kılan da bu kültürel zenginlik ve çeşitlilik. En nihayetinde bu temayla vermeye çalıştığımız mesaj da; geçmişteki acı dolu hikâyeleri artık bir kenara koyup, sahip olduğumuz bu olağanüstü kültürel zenginliği sahiplenip, kardeşçe yaşama kültürünü hatırlamamız ve bu zenginlikle gurur duymamız gerektiği. Geçmişimizle sevgiye dayalı bir anlaşma yapmalıyız. Buradaki duyguyu da en güzel nasıl ifade ederiz? Elbette sanatla! İnsanın kalbini yumuşatmanın, iç dünyasına dokunmanın yolu müzikten, sanattan geçiyor. Bunlar evrensel iletişim dilleridir. Kalbe o bağışlamayı, yumuşamayı verecek olan olağanüstü bir aracımız var. Böyle bir düşünceden yola çıkarak bu yıl festivalin temasını "KÖKLER" olarak belirledik ve bu tema çerçevesinde programı kurguladık. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'ndan "Mozart Requiem" (Fotoğraf: Salih Üstündağ) Peki, Dimitris’in hikâyesi nasıl? Dimitris’in anne tarafından dedesi İstanbul’da bir dişçiymiş, oğulları İstanbul’da bir Fransız lisesinde okumuş. Mübadele sırasında Atina’ya gönderilmişler. Ailenin hikâyesindeki detaylara hâkim büyükler vefat ettiği için daha fazla bilgisi ne yazık ki yok onun da. Biliyoruz ki bu festivalin önemli bir misyonu da verdiği eser siparişleriyle güncel klasik müzik üretimini destekliyor olması. Festival, "KÖKLER" temasıyla bu yıl mübadelenin 100. yılını iki özel eser siparişiyle andı. Besteci Dimitris Skyllas, şöyle diyor bu konuda: “Eserlerdeki 'Son İlahi', mübadillere adanmış çağdaş bir ağıt. Şefkatin ve kültürel kardeşliğin müzikal bir sembolü, ama en önemlisi kayıplar ve acılar karşısında coğrafi ve etnik kökenlerden bağımsız hepimizin aynı olduğunun anımsatıcısı. Sipariş verilen iki eseri de Deniz Müzesi’nde dinlemiştik. Bu vesileyle, İKSV’nin bu misyonundan da bahseder misiniz? Tabii, ilk olarak 2010 yılında İstanbul Kültür Başkenti olduğu yıl, bu münasebetle Estonyalı efsane besteci ArvoPärt’e verilen eser siparişi ile başlıyor her şey. O zamandan sonra da her sene mutlaka uluslararası ya da ulusal bir besteciye eser siparişi vermeye devam ettik. Son yıllarda bir festivalde birden fazla eser siparişi dinliyoruz. Aslında şimdiki Genel Müdür Yardımcımız (ki benden önceki festival direktörü ve sipariş eser yazılması geleneğini başlatan kişidir), sevgili Yeşim Gürer Oymak, İKSV’nin bu misyonunu şu sözlerle çok güzel anlatıyor: “Festivaller, sanatçılar için yaratıcı platformlardır. Festivallerin görevi, sanatçılara hayal kurabilecekleri ortamlar sunabilmek; araştırma ve fikir alışverişi yapabilecekleri ve bunların da bir adım ötesine geçerek yaratıcı riskler alabilecekleri platformları sağlamak olmalıdır. Biz festival programını oluştururken, verdiğimiz eser siparişleri, temaya bağlantılı olarak sanatçı ve topluluklardan istediğimiz özel projelerde her zaman festivalin bu işlevini göz önünde bulunduruyor, onlara ‘hayal edebilme’ fırsatını veriyoruz.” Bu güzel açıklamaya ben de şunu eklemek isterim ki; verilen eser siparişleri ile hem Türkiye hem dünya klasik müzik literatürüne yapılan katkı, kazandırılan eserler son derece mühim. İçinde bulunduğumuz çağı paylaştığımız bestecilerin, yaşadığımız dünyaya ve zamana dair söyleyeceklerini müzik yoluyla aktarmalarını sağlayacak bir alan açmayı, önemli bir tarihi görevin devamı olarak görüyorum. "Köklere Seyir: İstanbul'un Sesleri" konseri, Kapalıçarşı. (Fotoğraf: Salih Üstündağ) Tema "KÖKLER" olunca, her şey gibi festival mekânları da kendini gösterdi herhalde. Çünkü her biri çok güzeldi. Bu şehirde yaşamış tüm kültürleri, kökleri temsil eden mekânları seçmeye çalışmışsınız. Kapalıçarşı, Deniz Müzesi, İstanbul’un parkları, Süreyya Operası, Sent Antuan Kilisesi, AKM, Fransız Sarayı… Okurlarımız için buradaki eşleşmeye de örnek verir misiniz lütfen? Tabii; mesela “KÖKLER” konserini Deniz Müzesi’nde yaptık. Çünkü mübadele tamamen deniz yoluyla yapılmış; Selanik ve Atina’dan buraya ve aynı şekilde Türkiye’den Yunanistan’a… Oraya da bir vurgu yapmak amacıyla Deniz Müzesi’ni seçtik. Konserin içeriğiyle mekânın örtüşmesi, önem verdiğimiz bir detay. Mesela, "Köklere Seyir" konseri için Kapalıçarşı’yı seçmemizin altındaki düşünce de çarşının İstanbul’un farklı etnik kimliklerini bir araya getiren; esnafından ustasına, müşterisine yüzyıllardır gerçek bir kültür alışverişinin yapıldığı bir mekân olması. İstanbul’daki farklı etnik kimliklerinin din ve din dışı müziklerinin seslendirileceği bir proje için de en uygun yer Kapalıçarşı’ydı. Bu detaylar, dinleyici için de muhakkak çok farklı bir konser tecrübesi sunuyor. Bir Prömiyer Gecesi: Borusan Quartet & Synergy Vocals (Fotoğraf: Salih Üstündağ) "KÖKLER" başlığı altındaki program ve bölümler o kadar güçlü ve zengin ki… "İstanbul’un Sesleri" gibi, "Kökler" gibi... Sanki her bir bölüm içtenlikle birilerine adanmış, onurlandırılmışlar. Çok kolektif bir iş… Haklısınız... İKSV kâr amacı gütmeyen, toplumun faydasına çalışan bir vakıf ve böylesi bir festival sunulurken taşın altına elini koyan kurum, kuruluş, çok insan var. En başta elbette festival sponsorlarımız geliyor. Ana sponsorumuz Borusan Holding’den aldığımız sponsorluk desteği, programda her bir gösteriyi sahiplenen gösteri sponsorlarımız, kültür merkezlerinin katkıları, Vakfımızın Lale Kart üyelerinin katkısı, ki bunlar şahsi desteklerdir. Sırf bu etkinlikler devam edebilsin, kültür-sanat yaşasın diye destekleyen tekil insanlar o kadar çok ki… Bunların hepsini bir araya getirdiğinizde, oradan sevgiyi ve birliktelik mesajını veren bir şey çıkmamasına imkân yok. Diğer taraftan müzisyenler de sesini, sazını, duygusunu koyuyor ortaya ve orada da müthiş büyülü bir bağ kuruluyor. Konserlerde benim en sevdiğim şey, tüm konukları görebileceğim bir yerde olmaktır. Bir koşturmacayla, gergin bir şekilde konserlere gelen kimi izleyiciler öyle güzel dönüşüp, mutlu olarak çıkıyor ki… Bunu gözlemlemekten çok keyif alıyorum. Kalbin yolu bir… Kalplerimizi yumuşatan yer burası. Sanatın böyle bir gücü var. Görgün Taner, Ahmet Erenli, Yeşim Gürer Oymak, Zeynep Hamedi, Bülent Eczacıbaşı, Nursel Ölmez, Ateş Efruz Çakırkaya ve Aydın Dorsay. (Fotoğraf: Emre Durmuş) "KÖKLER" bir festivale sığacak bir başlık değil tabii… Belki bu tema, sonraki festivallerde de bir alt başlık olarak devam eder mi? Süreç içinde sonraki festivaller de temasını gösterdi mi size? Evet tabii, hatta çalışmaya başladık bile. Benzer bir dünya görüşüne yeni bir pencere açan başka bir tema olacak 2025 yılında da. Halihazırda 2026 ve 2027 yazışmalarını sürdürüyorum. Klasik müzik dünyada en planlı, en organize sanat dalı… Çok büyük orkestraların, dünya yıldızlarının, en prestijli isimlerin takvimlerine girebilmek, dünya turnelerini yakalayabilmek ya da eser siparişi verebilmek için önden gitmek, erken planlamak zorundayız. Dolayısıyla 2026 teması ve büyük işleri de hazır, 2027 ve 2028 arkadan takip ediyor. İstanbul teması tabii her zaman bir şekilde festivalin içinde olacak. Çünkü bu şehir bizim en büyük markamız ve zenginliğimiz. Çok renklilik, çok seslilik bu şehre katman katman işlenmiş. İstanbul’un adını taşıyan bir festival de onu her daim onurlandırmaya devam edecektir. Festivalin her yıl merkezini belirleyen bu “tema”lar ne zaman başlamıştı, hatırlatalım mı? Festivali bir tema üzerinden kurgulamak fikri, vakfın şimdiki Genel Müdür Yardımcısı, sevgili Yeşim Gürer Oymak ile birlikte 2011 yılında başladı. Bir festival programının içeriğini zenginleştirmek için çok güzel bir yol bu. Belirlenen temaya gönderme yapan yeni projeler ürettiriyorsunuz, eser siparişi veriyorsunuz, repertuvarlar seçiyorsunuz. "Konsere Doğru" söyleşileri, yan etkinlikler, her şey ona göre yapılıyor. Bu da festival programını son derece güçlendiriyor. Aya İrini’de tekrar ne zaman konser dinleyebileceğiz acaba? Bu konuda ne dersiniz? Aya İrini bizim için çok özel. Festivalin başlangıcından itibaren uzun yıllar da ana mekânı idi. 5-6 yıldır maalesef oraya giremiyoruz. Benim için de bir müzik mabediydi orası. Restorasyon sebebiyle kapatıldı. Umarız en yakın zamanda tekrar buluşuruz. Aydın Büke ve Evin İlyasoğlu ile "Brahms ve Macar Müziği" (Fotoğraf: Salih Üstündağ) Peki, 2018’de Londra’daki konserde Dimitris’le kurduğunuz o hayal, bu festivalde tam olarak canlandı mı? Evet, tam olarak canlandı, çok mutluyum. Çok insanla buluştuk festival sayesinde. Konserlere geldiler, yeni tanışlıklar kurduk. Dünyada sürekli bir devinim, bir aksiyon var. Benzer konular tekrar ediyor. Hepimiz aslında mülteciyiz, herkes yer değiştiriyor. Bu topraklarda da öyle… Bir kere çok yakın bir süre zarfında iklim krizi sebebiyle mecburi olarak binlerce, milyonlarca insan yer değiştirmek zorunda kalacak. Biliyorsunuz, 2021’de temamız “Başka Bir Dünya Mümkün” idi. O yıl pandeminin patlak vermesinin hemen ardından iklim krizine gönderme yapmıştık. O empatiyi kurdurabilmek, farkındalık yaratmak için festivali farklı temalar üzerinden kurgulamaya devam edeceğiz. Festivalin çok beğendiğim bir diğer bölümü ise “Konsere Doğru” sohbetleri. Hemen aklıma gelen Mehmet Söylemez ve Stelyo Berber ile festival temasının konuşulduğu “Göçün Belleği, Belleğin Göçü”, ki az evvel bahsettiğimiz Deniz Müzesi’ndeki konser öncesiydi. Mekânın seçim sebebi, program içeriği ve konser öncesi sohbet konusuyla tam bir bütündü. Evet, bu sohbetlerin içerikleri ve davet edilecek konukları için sevgili Aydın Büke ve Asuman Kafaoğlu Büke’den destek alıyoruz. Sağolsunlar, birlikte dolu dolu bir seri tasarlıyoruz. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eski flüt sanatçısı ve müzik yazarı olan Aydın Büke, çok uzun yıllar İstanbul Müzik Festivali’nin Danışma Kurulu’ndaydı. Eşi Asuman Kafaoğlu Büke ise filozof, yazar ve çevirmendir. Bu sohbetler yine Yeşim Gürer Oymak zamanında başladı ve zaman içinde büyüyerek, gelişerek devam etti. Bu bir bayrak yarışı; kim devralıyorsa biraz daha ileri taşımaya çalışıyor. İyi ki doğdun Gülsin Onay! (Fotoğaf: Salih Üstündağ) Bir de Gülsin Onay’ın zarif sohbetini dinlemiştik… Bu yıl Gülsin Hanım’ın 70. yaşını kutlaması sebebiyle o günkü konserin de bir kutlama konseri olmasını istedik ve konser öncesi Yeşim’in moderasyonuyla tatlı bir sohbet gerçekleştirdik. Bildiğiniz gibi doğum gününü de beraber sahnede kutladık. Gülsin Hanım gerçekten çok özel bir sanatçı. Çok iyi müzisyen olabilirsiniz, fakat böylesi bir alçakgönüllülük, yumuşaklık, çalışkanlık, yaşama böylesi bir açıklık, merak ve üretme tutkusu hakikaten nadir özellikler. Gülsin Hanım gerçek bir diva, bir kanaat önderi... Franz Liszt Oda Orkestrası & Istvan Vardai & Gülsin Onay (Fotoğaf: Salih Üstündağ) İKSV büyük bir dünya. Hem çok kurumsal çalışıyor hem tam da bir aile gibi. Bize de zaman zaman perdeyi aralayıp, içeriyi gösteriyorsunuz. Gerçek bir okul aslında. Sevgili Görgün Taner, 30 yıldan fazladır vakıfta. Ömürlük işler bunlar. Peki, sizin için İKSV ne anlam taşıyor? Haklısınız, biz yaptığımızı bir iş gibi görmüyoruz. Ben sanki evime gelmiş misafirler gibi görüyorum konserlere gelen izleyicileri. Bizler Nejat Bey’in zarif hikâyeleriyle de yetiştik bir yerde. O da konser salonunun kapısında karşılar, tek tek tokalaşırmış izleyicilerle. O kültürü ben de yaşatmak istiyorum. Yarım yüzyıldır bu kurum ayakta, bu festival devam ediyorsa, böylesi bir kurum kültürü ve bu miras sayesindedir diye düşünüyorum. İKSV benim için aile demek. Aynı dünya görüşüne, aynı hayallere sahip, çok yakın ve çok iyi anlaşan kocaman bir arkadaş ekibiyle hep beraber bir şeyler yaratmaya çalışıyoruz ve öyle bir motivasyonla da çalışıyoruz. Kurduğumuz hayalleri gerçekleştirmemizi sağlayan başta festival sponsorumuz Borusan Holding olmak üzere, Eczacıbaşı ailesine, tüm gösteri sponsorlarımıza, yabancı kültür kurumlarına, destekçilerimize, Lale Kart üyelerimize ve elbette her yıl bizi yalnız bırakmayan sadık festival izleyicilerine müteşekkirim. İKSV çok büyük bir sanat dünyası. Bir çocuk doğduğunda ismiyle yaşasın derler ya, tam olarak ismiyle yaşıyor. Teşekkürler… Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'ndan "Mozart Requiem" (Fotoğraf: Mühenna Kahveci) ### İstanbul'da bu kafta kültür ve sanat dopdolu! İstanbul'da bu hafta geniş bir yelpazede, birbirinden farklı birçok etkinlikle yerli ve yabancı sanatçıların katılacağı konser, sergi, tiyatro gösterisi ve performans, sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Tiyatro Salonu'nda 4 Eylül'de İstanbul Devlet Türk Halk Müziği ve Modern Folk Müziği Araştırma Uygulama Korosu'nun "Sivas Kongresi 105. Yıl Anısına" konseri müzikseverlerle buluşacak. AKM'de ayrıca çocuklara özel atölyelerle çeşitli etkinlikler hafta boyunca katılımcılarla buluşacak. Anadolu Ateşi, BKM Yaz Etkinlikleri kapsamında 5 Eylül’de Maximum Uniq Açıkhava'da sahnede olacak. Maximum Uniq Açıkhava'da yarın Sertab Erener, 6 Eylül'de Volkan Konak, 7 Eylül'de Hande Yener, 8 Eylül'de ise Serdar Ortaç konser verecek. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde 4 Eylül'de Ajda Pekkan, 5-6-7 Eylül'de Mabel Matiz ve 8-9 Eylül'de Melike Şahin müzikseverlerle buluşacak. Sergiler Galata/Kuledibi Mevlevihanesi'nin mahzenindeki hat levhası, tespih, tombak, kavukluk, levha gibi eserlerin sergilendiği "Mahzen-i Esrar" sergisi ziyaretçilerini bekliyor. İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ortaklığında düzenlenen "Yeraltının Kapıları-Geçiş ve Yansıma ile Mekana Dokunma: Vlastimil Beranek" sergisi, Yerebatan Sarnıcı'nda görülebiliyor. Türkiye İş Bankası'nın 100. yılı vesilesiyle yenilenen Türkiye İş Bankası Müzesi de "İş'in 100 Yılı" kalıcı sergisinde sanatseverleri ağırlıyor. ### Rixos Tersane İstanbul, kültür-sanat merkezi işlevi de görecek! Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Rixos Tersane İstanbul'a ilişkin "İnşa edilen bu yeni eser, bu modern tesis hem otel işleviyle hem bir sanat ve organizasyon kurumu kimliğiyle, şehrimizin gerek turizm gerek kültür-sanat hayatı için ciddi bir kazanımdır" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı Rixos Tersane İstanbul açılış töreninde konuşan Bakan Ersoy, sürdürülebilir turizm programı kapsamında değerlendirmelerde bulundu. Ersoy, Türk-İslam medeniyetinin başkenti İstanbul'un her alanda olduğu gibi kültür ve turizm alanında da gelişmeye, değişmeye ve yeni değerlerle büyümeyi sürdürdüğünü belirterek; "Bu eşsiz metropol her yıl kendisiyle yarışarak ziyaretçi sayısını yukarıya çekmeye devam ediyor ki bu yılın 7 ayında da bütün zamanların rekorunu kırarak yaklaşık 10 milyon 500 bin ziyaretçiyi ağırlamıştır. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7'den fazla bir artış demektir. Sadece temmuz ayında İstanbul'da ağırladığımız yabancı ziyaretçi sayısı ise 1 milyon 905 bini aşmıştır" şeklinde konuştu. Hava yolunun yanı sıra deniz yoluyla İstanbul'a yönelik ziyaretlerin de bu yıl yüzde 46 artış gösterdiğine dikkati çeken Bakan Ersoy; "Kruvaziyer turizmdeki yükselişin de çok değerli olduğunu belirtmek isterim. 2024 yılının 7 ayında Galataport İstanbul'a gelen yolcu sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 19 artış gösterdi. Ayrıca gemi başına yüzde 30 daha fazla yolcu İstanbul'a ulaştı" bilgisini paylaştı. Ersoy, son 22 yılda İstanbul'da konaklama tesis sayısının 21 kat, yatak kapasitesi sayısının 11 kattan fazla artış gösterdiğini ve temmuz itibarıyla İstanbul'un 6 binden fazla konaklama tesisinde yaklaşık 500 bin yatak kapasiteyle misafirlerini ağırladığını kaydederek, 26 Ağustos itibarıyla İstanbul'da 2 bin 616 tesise sertifika verildiğini anlattı. "İstanbul'un mirasını ihya, geleceğini inşa ettik" Kültür ve sanata yapılan yatırımın turizme de yapılmış olacağının altını çizen Ersoy; "Bir şehrin kültürel varlığı ve sanat hayatı yoksa, orada gelişmiş bir turizmden bahsedemezsiniz. İstanbul'u bu anlamda da en güzel, en doğru şekilde geliştirmeyi sürdürüyoruz. Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Sinema Müzesi, Rami Kütüphanesi, Ayasofya Camii, Galata ve Kız Kuleleri, türbeler, Galata Mevlevihanesi, müzeler ve kültür sanat merkezleri derken İstanbul'un mirasını ihya, geleceğini inşa ettik. Geçmişin görkemini, geleceğin modern estetik ve zarafetiyle komşu kıldık. Daha fazlası için de çalışmaya, üretmeye devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Reklam filmlerimiz 200'den fazla ülkede yayınlandı" Bakan Ersoy, Turizm Geliştirme Ajansı (TGA) ile birlikte kapsamlı tanıtım ve iletişim faaliyetleri yürüttüklerini belirterek, şöyle konuştu: "Alanında dünyanın en önde gelen platformlarından biri olan GoTürkiye'de yaptığımız çok yönlü çalışmalardan GO İstanbul ve Gezsen İstanbul sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlara, dijital mecralar ve basılı medya unsurlarında yayınladığımız tanıtım ve reklamlardan ağırlama etkinliklerine kadar farklı uygulamalarla tabiri caizse İstanbul'u küresel ölçekte insanların aklına düşürüyoruz. Bunların da ötesinde 'İstanbul is The New Cool' kampanyası kapsamında ve aynı kampanyada gastronomi, alışveriş ve sanat özelinde yürütülen çalışmalar dahilinde hazırladığımız filmler ABD'de başkanlık münazarası ve Paris Olimpiyatları başta olmak üzere 200'den fazla ülkede yayınlandı, yayınlanıyor. Hedef pazarlarımızdaki yüz milyonlarca insana, hayatın her alanında ve anında ulaşabildiğimiz bir tanıtım ağı kurduk. Bunun faydasını görmek isteyen Kovid-19 gibi dünyanın dönüşünü durduran küresel bir krizden nasıl güçlü bir şekilde çıktığımıza baksın. Türkiye'ye gelen misafirlerimizin ülke çeşitliliğine dolayısıyla pazar çeşitliliğinde aldığımız ciddi mesafeye, krizlere karşı kazandığımız bağışıklığa, bu başarılar neticesinde örnek alınan ülke konumuna gelişimize baksınlar. TGA'nın çok kısa bir sürede, kendi sahasında dünyanın en önde gelen kurumsal yapılarından bir haline gelişi başlı başına birçok soruya verilen en net cevaptır." Türkiye'nin ve İstanbul'un turizmde ulaştığı bu seviyelerin mimarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 22 yıllık hizmet yarışı ve millet sevdası olduğunu ifade eden Ersoy; "Bu vizyonu hizmet ve esere dönüştürmek sadece devletin değil her sahada, bu ülkeden aldığını bu ülkeye ödemesi gerektiğini bilen özel sektör girişimcilerinin de sorumluluğudur" dedi. "Rixos Tersane, İstanbul'un kültür-sanat hayatı için ciddi bir kazanım" Ersoy, turizm ve kültür noktasında Bakanlığın paydaşlarının gösterdiği titizlik ve hassasiyete değinerek, "İşte bu hizmet anlayışıyla baktığınızda Rixos Tersane İstanbul'un açılışının anlamı ve değeri de çok daha iyi anlaşılacaktır. İnşa edilen bu yeni eser, bu modern tesis hem otel işleviyle hem bir sanat ve organizasyon kurumu kimliğiyle şehrimizin gerek turizm gerek kültür-sanat hayatı için ciddi bir kazanımdır. Uzun yıllar İstanbul'a ve İstanbullulara layıkıyla hizmet edeceğine, ağırladığı misafirleri İstanbul'a dair eşsiz deneyim ve anılarla ülkelerine uğurlayacağına inanıyorum. Rixos Otelleri ve Sembol İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Fettah Tamince'nin şahsında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Rixos Tersane İstanbul'un şehrimizin turizm ve kültür-sanat hayatına hayırlı olmasını diliyorum" açıklamasında bulundu. Ecdat yadigarı İstanbul'un mirasına büyük titizlikle sahip çıkmayı sürdüreceklerini dile getiren Bakan Ersoy; "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır şekilde, ülkemizin her bir köşesinde olduğu gibi yeni eserlerle, yeni hizmetlerle İstanbul'un yarınlarını da yine bugününden farklı, bugününden iyi, güçlü ve gelişmiş kılacağız. Allah'ın izniyle bunu başaracağımıza olan sarsılmaz inancımı bir kez daha vurguluyorum" şeklinde konuştu. ### "Zemberek" filmi İspanya'dan iki ödülle döndü Yönetmen ve oyuncu Recep Çavdar'ın yazıp yönettiği "Zemberek", 13. RIURAU Uluslararası Film Festivali'nde iki ödül aldı. İspanya'nın Alicante şehrinde gerçekleştirilen festivalin finalistleri arasında yer alan "Zemberek" filmine, "En İyi Sinematografi" ve "En İyi Kurgu" ödülleri verildi. Filmin görüntü yönetmenliğini yapan ve geçen yıl hayatını kaybeden İlker Berke, "En İyi Sinematografi" ödülüne layık görüldü. Yönetmen Recep Çavdar, festival ekibine İlker Berke adına bir video göndererek teşekkür etti. Çavdar, Zemberek'in ikinci filmi olduğunu ve ilk filmindeki gibi ikinci filmi ile de yurt dışında Türkiye'yi temsil etmekten gurur duyduğunu belirterek ayrıca geçen yıl eylül ayında vefat eden görüntü yönetmeni İlker Berke adına ödülü almanın kendileri için anlamlı olduğunu ifade etti. "EN İYİ KURGU" ÖDÜLÜ AHMET KEREM ACAR'A! Filmin kurgusunu yapan Ahmet Kerem Acar ise "En İyi Kurgu" ödülünün sahibi oldu. Gönderdiği video ile festival ekibine teşekkür eden Acar, ödülünü kısa bir süre önce kaybettiği babasına ithaf etti. Çekimleri Kars, Ağrı ve Van'da gerçekleştirilen film, babasının vefatı sonrası kardeşi ve annesi ile oldukça zor günler geçiren Ömer'in, babasının ölümüne sebep olan Veysi'den intikam almak istemesini konu alıyor. Yapımcılığını Recep Çavdar ile oyuncu Celal Al'ın üstlendiği filmin başrollerinde ise Ufuk Bayraktar, Fulya Ulvan ve Muhammet Diştaş yer alıyor. Yönetmen ve oyuncu Recep Çavdar'ın yazıp yönettiği "Zemberek", 13. RIURAU Uluslararası Film Festivali'nde iki ödül aldı. ### Melek Zeynep Bulut, “Duo” ile dünyanın sıfır noktasında! Melek Zeynep Bulut ’un “Duo” (İki) adlı eseri, 14 Eylül’de Londra Tasarım Festivali’nde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Eser Birleşik Krallık’ta yer alan, doğu ve batı yarımkürelerinin birleşimi, Başlangıç Meridyeni olarak kabul edilen ve UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Greenwich’te, ikonik Painted Hall’de sergilenecek. “Duo”, aynı zamanda Londra Tasarım Festivali 2024’ün Landmark Projeleri’nden biri olarak ziyaretçilerle buluşacak. Sanatçının kısa sürede iki uluslararası ödülün sahibi olan ve çok ses getiren “Açık Anıtlar” serisinin bir parçası niteliğinde de olan “Duo”, dualite kavramını yenilikçi bir bakış açısıyla ele alıyor. Melek Zeynep Bulut’un üretimlerinde karşımıza çıkan duyusal ve ziyaretçiyi esere dahil eden mekân, kent deneyleri “Duo”da da kendini gösteriyor. Eser temel bir mimari unsur olan tonoz, ancak bu tonoz mikrofonlar, reflektörler, akrilik yansıtıcılar, ışığın kurgusu ve seslendirmelerle çok duyulu bir sahne hâline geliyor ve ziyaretçi ile şekilleniyor. Eserin ikonik Painted Hall’a yerleşimi “mekân içinde ikinci bir mekân” olarak kurgulanıyor ve bununla içinde var olduğumuz bedeni bir çeper kavram olarak tekrar ele almaya güçlü bir atıf yapıyor. Bu çok duyulu tonoz, mekânda asılı bir deri gibi hareket ediyor ve ağır kavramları hafif, ahenkli hâle getiriyor. Dualite kavramını bir karşıtlık değil, birleşme, bütünleşme olarak ele aldığını ifade eden sanatçı; eseri, fizik ve algı kurallarını ironik hâle getirerek, insanlık var olduğundan bu yana temel bir soru olan madde ve anlam karşılaştırmasını üst ve bütünleştiren bir yaklaşım olarak nitelendiriyor. 14-22 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek Londra Tasarım Festivali, uluslararası yeteneklere odaklanarak, “yaratıcılık, yenilik ve dünyamızı şekillendirmek için tasarımın gücünü” kutlamayı hedeflediği yeni bir misyonu ağırlıyor. Yaratıcı yetenekleri şehrin simge yapıları ile buluşturan festival, yüzbinlerce ziyaretçiyi ve onlarca ülkeyi ağırlayan, dünyanın en önde gelen tasarım festivallerinden biri olarak kabul ediliyor. Festivalin Landmark projelerinden biri Melek Zeynep Bulut imzalı “Duo”, sanatçının deneysel mekân kurgusu pratiğinin bir uzantısı olarak dünya sahnesinde karşımıza çıkıyor. 14 Eylül’de tüm dünyadan sanatseverlerin ziyaretine açılacak olan festival; Bentley, Victoria&Albert Müzesi, Mayor of London gibi önemli oluşumların ev sahipliklerinde gerçekleşecek. ### Arthill’in "Müzelik Eserler Müzayedesi" 1 Eylül’de! Arthill Müzecilik tarafından düzenlenen "Müzelik Eserler Müzayedesi", 1 Eylül 2024 tarihinde yapılacak. Müzayede hakkında açıklamada bulunan Arthill Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kocabaş; “Osmanlı sultanları ile saray yüksek erkânına ait paha biçilmez ve kolay kolay ele geçmez eserlerden oluşan bir müzayedeye ile sanatseverlerin karşısına çıkıyoruz” dedi. 216 adet Sultani şaheser, 1 USD başlangıç fiyatı ile! Uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek ve oldukça heyecanlı geçmesi beklenen müzayedede, emsalleri müze ve saray koleksiyonlarında yer alan 216 adet Sultani şaheser, teklif usulü ile (1 USD başlangıç fiyatı ile) satışa sunulacak. Web sitesi üzerinden canlı açık arttırma Özel müzelerin ve dünya çapındaki önemli koleksiyonerlerin büyük ilgi gösterdiği ve hayranlıkla takip ettiği müzayedenin katalogu “www.arthill.com.tr” adresinden online olarak incelenebilir ve eserlere pey verilebilir. "Müzelik Eserler Müzayedesi", 1 Eylül Pazar günü saat 15.00'da online olarak web sitesi üzerinden canlı açık arttırma usulü ile gerçekleşecek. Eserleri incelemek, önceden pey vermek ve online canlı müzayedeye katılmak için www.arthill.com.tr adresini not etmenizde fayda var. ### Bodrum Sanat Fuarı 2. Edisyonu sona erdi Bu yıl 21-25 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşen Bodrum Sanat Fuarı ’nın ikinci edisyonu sona erdi. Bodrum Herodot Kültür Merkezi’nde düzenlenen fuarda sanatçılar eserlerini sergilerken, sanatseverler de bu eserleri izleme fırsatı buldular. 40 GALERİ, 500 SANATÇI, 4 BİN ESER Fuarın ikinci edisyonuna Bodrum’da yaşayan sanatçılar dışında Türkiye’nin pek çok ilinden ve yurt dışından katılım oldu. Bodrum Sanat Fuarı ’nın ikinci edisyonuna 40 galeri, 500 sanatçı ile katılırken, yaklaşık 4 bin sanat eseri de sanatseverlerin beğenisine sunuldu. KASIMDA İSTANBUL, MAYIS 2025’TE İZMİR Demos Fuarcılık tarafından "IAAF" çatısı altında organize edilen sanat ve antika fuarlarının bundan sonraki bölümlerinin kasım ayında “İstanbul Sanat ve Antika Fuarı”, gelecek yıl mayıs ayında ise “İzmir Sanat ve Antika Fuarı” olarak düzenleneceği bildirildi. Bodrum Sanat Fuarı’nın ikinci edisyonuna damgasını vuran iki minik sanatçı vardı. Bunlardan biri 4 yaşındaki Can Topoğlu, diğeri ise Elif Sare Şentürk olarak alkışları topladılar. Henüz 8 yaşında olup, Üsküdar Çocuk Üniversitesi ve BİLSEM’de eğitim gören Elif Sare Şentürk, VipArt Galeri bünyesinde katıldığı fuarda barut ebrusu üzerine yaptığı çalışmaları sergiledi. İzmir Sezgin Sanat Galerisi, sanatçılarıyla fuarın dikkat çeken galerileri arasında yer aldı. Sanatçılar; “Tabi bunda aynı zamanda galerinin kurucusu Halil Sezgin’in payının göz ardı edilmemesi gerekir” dediler. Sezgin Sanat Galerisi standında soyut çalışmalarıyla Yeşim Siyahkara, "Anadolu kadını ve motifleri" temasıyla Nigar Baydaş eserlerini sergilediler. ### Aizanoi Kısa Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu Aizanoi Sinema ve Fotoğraf Sanatı Derneğince (ASİFSAD) bu yıl dördüncüsü düzenlenen Aizanoi Kısa Film Festivali'nin ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Kütahya'da bulunan Aizanoi Antik Kenti'nde "Toprak Ananın İzinden Zamanda ve Mekanda Yolculuk" temasıyla yapılan festivalde, kısa filmler iki kategoride yarıştı. Yönetmen, gazeteci ve yazar Nebil Özgentürk, yıllardır çeşitli sinema festivallerinin gerçekleştirildiğini, ancak buradakinin çok özgün bir ruhu olduğunu belirterek; "Dördüncüsünün sanki bir öncekilere göre daha otantik, masal tadında olduğunu görüyorum. Burada amatör gibi görünen ama ruhu ve sahiciliği olan bir festival finali izledim. Nazım Hikmet belgeseliyle kapanmış olması, kişisel olarak beni daha çok gururlandırdı. Burada kasketli amcalarımız, teyzelerimiz ve gencecik insanlar, sinema sevenler ve sinemacılar bir arada olduk. Ay ışığı altında film izlendi. Ülkenin her kasabasında bence festival yapılmalı" dedi. Festivalin Çavdarhisar'da bir pilot model olarak geliştirildiğine işaret eden Özgentürk, şunları kaydetti: "Şehre bir film geldi, şehre bir festival geldi. İnsanlar hakikaten ekran dışında muazzam bir atmosfer yaşadılar. Kendi adıma ülkenin yüzlerce köyünde, kasabasında bu festivallerin yapılması lazım diye düşünüyorum. Bu festivalin 2 bin yıllık bir kentin dibinde, üstünde olması daha da anlam katıyor. Bu ülkenin uygarlığını, bu ülkenin renkliliğini ve büyük bir zenginliğini anlatan bir festival ayrıca, yani her yanımızdan tarih fışkırıyor. Hepimiz aslında bu Anadolu'da rengarenk insanlarız. Kalbimizde onlarca ruh, renk, dil, ırk var. Böyle birleşmesi gerekiyor festivallerin, çünkü sanat iyileştirir. Sinema şenliktir." İKİ KATEGORİDE FİLM VE BELGESELLERE ÖDÜL VERİLDİ "Yollar, Göçler ve Yemekler" kategorisinin jürisinde başkanlığı Nebil Özgentürk üstlenirken, Senarist Pınar Uysal ve Yönetmen Kağan Özdemir de jüride yer aldı. "Çevre Etiği" ve "Doğa Felsefesi" kategorisinde başkanlığını Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu'nun yaptığı jüride, Selim Erdoğan ve Doç. Dr. M. Said Tuğcu da görev yaptı. Yönetmen, yapımcı ve akademisyenlerin bulunduğu seçici kurulun değerlendirmeleri sonucu finale kalan filmler arasından "Yollar, Göçler ve Yemekler" kategorisinde kurmaca dalında Özge Uçar Çığşar'ın "Yollarda" filmi birinci, Ahmet Sami Kuriş'in "Doğudan Gelen Hayaletler" eseri ikinci oldu. Belgesel dalında Hasan Ete'nin yönettiği "İyi Ölüm" birinci, Yusuf İslam Ölmez'in "Işığın İzinde" çalışması ikinci, Semih Sağman'ın "Hayatımın En Güzel Günü" yapımı üçüncü oldu. "Çevre Etiği" ve "Doğa Felsefesi" kategorisinde kurmaca dalında Volkan Karataş'ın yapımı "Mutlak" birinciliği, Mert İnan'ın "Son Fide" filmi ikinciliği, Cihan Yıldırım'ın "Sona Doğru" filmi üçüncülüğü elde etti. Bu kategorinin belgesel dalında birincisi Ezel Avcı'ın "Derin Çığlık", ikincisi Mahmut Taş'ın "Ada", üçüncü Mehmet Ali Poyraz'ın "Yaren" belgeseli seçildi. AHMET ULUÇAY ÖDÜLÜ "NEFES" FİLMİNİN Bu yıl özel kategoride "Ahmet Uluçay Ödülü", Cem Terbiyeli'nin "Nefes" filmine; "Meter Steunene Ödülü", Emirhan Akaslan ve Kerem Tekinalp'in "Portakal Bahçesi" yapımına; "Yerel Jüri Ödülü" ise Aizada Alymbek'in "Yuva" filmine verildi. 4. Aizanoi Kısa Film Festivali boyunca alanında dereceye giren kısa filmlerin gösterimleri, söyleşiler, İstanbul İmpro sahne gösterileri, resim sergisi, tadım atölyeleri ve mizah atölyesi gerçekleştirildi. ### 21. Uluslararası Bodrum Bale Festivali, "Zorba" balesiyle sona erdi Türkiye İş Bankası'nın katkılarıyla Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği 21. Uluslararası Bodrum Bale Festivali 'ni, bu yıl 13 bin 500 yerli ve yabancı sanatseverin izlediği belirtildi. 3-22 Ağustos'ta Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği'nde, İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen "Kuğu Gölü" balesiyle açılışı gerçekleşen festivalde; Samsun Devlet Operası "Carmen", Mersin Devlet Opera ve Balesi "Muhteşem Gatsby", İstanbul Devlet Opera ve Balesi "Güldestan", misafir konuk Basileu Franca Topluluğu "Ballet Latino Tango", kapanışı ise Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen ve seyirciden büyük beğeni alan "Zorba" balesi izleyicilerle buluştu. Ünlü Yunan edebiyatçı Nikos Kazancakis'in aynı adlı eserinden esinlenilen, Mikis Theodorakis'in müzikleri ile enerji ve tutkunun dansla buluştuğu "Zorba" balesi, Ege'nin bu ünlü hikayesini bale adımları ile sahneye taşıdı. Librettosu ve koreografisi ise Lorca Massine imzası taşıyor. REKOR SEYİRCİ SAYISINA ULAŞILDI "Zorba" balesi; yaşama sevincinin, umudun, dostluğun ve tesellinin anlatıldığı hikayesi ile kültürler arası bir köprü kuruyor. Eserde küçük bir Yunan kasabasına gelen John isimli Amerikalının güzel dul Marina'ya aşık olması ve Zorba ile tanışmasıyla başlayan hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Uluslararası yıldız sanatçıların ve grupların da katılımıyla gerçekleşen festivalde 6 eser, 11 temsil sahnelenerek rekor seyirci sayısına ulaşıldığı bildirildi. Türkiye İş Bankası'nın katkılarıyla Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği 21. Uluslararası Bodrum Bale Festivali 'ni, bu yıl 13 bin 500 yerli ve yabancı sanatseverin izlediği belirtildi. ### Kalamış sahilinde Mehveş Emeç rüzgarı Geçtiğimiz akşam Kalamış sahilinde Mehveş Emeç rüzgarı vardı. Uluslararası Kalamış Yaz Festivali bünyesinde sahne alan devlet sanatçısı Mehveş Emeç, konuklarına unutulmaz bir gece yaşattı. Konseri izleyen konuklar; “Değerli sanatçımızın ışık saçan parmakları eşliğinde eşsiz bir klasik müzik konseriyle unutulmaz bir akşam geçirdik. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz” yorumunda bulundular. Konseri izleyenler arasında, Mimar Asaf Erem de vardı. Erem, konser sonrası yaptığı açıklamada “Dünyaca ünlü piyanistimiz Mehveş Emeç’in müthiş performansıyla, sanatseverlerle birlikte hafızlarımızdan uzun süre silinmeyecek bir akşama şahitlik ettik” dedi. ### İnformal sanatın yaratıcısı Alberto Burri'nin esin kaynağı; Citta di Castello Umbria; İtalya’nın yeşil kalbi, denize kıyısı olmayan tek coğrafyası, Etrüsk geçmişiyle en eski yerleşimi, bir şekilde etrafından kopuk, ulaşım bağları yetersiz, görece fakir, sade, mağrur ve gururlu bölgesi... Toskana gibi yeşil tepeli ama daha sert tabiatlı, yaşamın da daha zor olduğu bu topraklar, 13. yüzyılda fakirlerin, doğa ve hayvanların evliyası, "özgür insan" Aziz Francesco’nun Assisi’de kurduğu Fransisken tarikatından itibaren ta Napolyon zamanına kadar İtalya’nın Papalık tarafından yönetilen dini, aynı zamanda mistik ülkesi olmuş. Toprak deyip geçmeyin, burası demir ve manganez oksitli bileşimi sayesinde doğal kırmızıya çalan kahverengi pigmentin, “terra d’ombra” yani Umbria toprağı renginin kaynağı. Aynı zamanda da derin bir sanat ve kültürün... Dünyanın önde gelen Rönesans sanatçıları; hümanist ressam Pietro della Francesca, Michelangelo ve Leonardo ile birlikte "büyük ustalar" üçlüsünü tamamlayan Urbinolu dahi ressam neoplatonik Raffaello’nun (Rafael) doğum yeri. San Francesco Bazilikası, Assisi. San Francesco Bazilikası, Assisi. Umbria’da Citta di Castello'ya gitmemizin sebebini bugüne taşırsak; çağdaş sanatın temellerinden biri olan informal sanat, yani gayriresmi sanat hareketinin yaratıcısı, şekilden çok fikrin önem kazandığı geçmiş ile bağları koparan ve henüz kullanılmamış, alışılmış dışı malzemelerle çalışan, İtalyan savaş sonrası sanatının en önemli figürlerinden Alberto Burri’nin (1915-1995) memleketi olması. Sanat eserinin anlatılamayacağı, ancak görülerek algılanabileceği, kendi eserinin de ancak kendi doğduğu ve esinlendiği bölge Umbria'da anlaşılabileceği düşüncesiyle vakfını normalde yolunuzun düşmeyeceği Citta di Castello'da kuran Burri'nin temel prensibi, "Beni anlamak isteyen beni görmeye gelsin" şeklinde. Öyle ki müzesinde yer alan eserler ancak orada sergilenebiliyor; hiçbir başka yerdeki müze, sergi ya da etkinliğe gönderilmiyor. Bugün İtalya’da sanat akımları ve sanatçıların ya Lucio Fontana ya da Alberto Burri’nin torunları olduğu, onların mirası ve kanalıyla yoluna devam ettiği fikrinden hareket edersek, bize de Citta di Castello 'ya gidip, her şeyi yerinde görmek düşüyor. Alberto Burri Burri Vakfı, eski tütün fabrikası binası. Şansımız, biri devasa bir eski tütün fabrikası, diğeri tam bir 15. yüzyıl Rönesans sarayı Palazzo Albizzini'de yer alan koleksiyonu, vakfın son 10 yıldır başkanı, sanat tarihçisi Bruno Corà ile beraber gezmek. Corà’nin anlatımıyla Batı sanatındaki radikal dönüşümün yaratıcılarından, aynı zamanda İtalyan Arte Povera akımının öncülerinden, Amerikan savaş sonrası soyut dışavurumcuları Robert Rauschenberg ve Jasper Johns’un fikir babası Burri'nin hikayesini ondan dinliyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya'nın Afrika cephesinde çiçeği burnunda bir doktor olarak savaşa katılan Alberto Burri, İngilizler tarafından 1943’te esir alınıp Teksas'a gönderilince, aslında tropikal hastalıklar üzerine uzmanlaşmayı planlarken, kendisine kötü muamele edilmesi ve doktorluğunun tanınmaması sebebiyle tüm yaşam planını değiştirir. Esir kampının zayıf imkanları ve sayılı malzemelerini elinden geldiğince iyi kullanarak ressam olmaya karar verir ve ilk sanat deneyimlerini yapar. 1946’da Roma’ya döndüğünde artık Avrupa ve Amerikan galerilerinde sergi açan bir sanatçıdır. Çünkü görsel sanatların savaş sonrası yeni platformu, Burri’nin sanat dünyasında genelde kullanılmayan kum, katran, çinko, alüminyum, plastik gibi malzemelerle yaptığı deneylerle birebir örtüşmektedir. Burri’nin deneyimsel teknikleri Siyah monokromlar, maddenin canlanması diye tanımladığı “kalıplar” (muffe), kullanılan malzemelerin spontane reaksiyonları, küf mantarının doğal gelişimiyle oluşturduğu motiflerin yarattığı sanat ya da “kambur” (gobbi) diye adlandırdığı üç boyutlu çıkıntılı tabloları ( boyutlu uzay), arayışlarının hep bir parçasıdır. Onu ünlü yapan ise "Torbalar" (Sacchi), yani 1950’lerdeki işleri. Amerikan Marshall planıyla dağıtılan jüt çuvallarını oldukları gibi kanvas tablolara kolaj olarak aktarması, Jasper Johns ve Amerikan bayrağı görselinden öncesine dayanıyor. İtalya’da anlaşılamyor (1952 Venedik Bienali'ne kabul edilmiyor) ama New York Guggenheim Müzesi, ABD’de tanınmasını sağlıyor. Bunun üzerine Rauschenberg, 1955’te atölyesini ziyarete geliyor. Alberto Burri - "Combustion" 1950’ler, aynı zamanda Burri’nin ateşle ilk denemeleri ve "Yanma" (Combustion) serisinin yaratıldığı seneler. Ateşle plastiği hem kendi gidişatına göre yakıyor, bozuyor, deforme ediyor hem de bir noktada insan eliyle sınırlandırarak sanat eserinin oluşumunu, dürtüsel hareket ama bir o kadar da bilinçli yolla gerçekleştirerek kontrollü yaratımı sağlıyor. Sanatçı, 1960'larda demiri (Ferro), ayrıca diğer plastik malzemeleri repertuarına katıyor; ancak en önemli işlerini 1970’lerde "Çatlaklar" (Cretti) üzerine çalışmaya başlamasıyla gerçekleştiriyor. Alberto Burri - "Ferro" "Çatlaklar", tablo yüzeyine kurak, çatlak toprak görünümü kazandıran tekniği bulmasıyla gelişiyor. Çorak toprak efektinde kaolin, reçine ve pigment karışımından oluşan bileşim, yapıştırıcı ile bas-relief şeklinde bir yüzeye uygulandığında ve kontrollü şekilde kurutulduğunda yapıştırıcı yoğun bölgelerin çatlaması, geri kalanın ise etkilenmemesi, bu tekniğin esasını oluşturuyor. Bu alandaki en inanılmaz çalışma, 1968'deki Sicilya depreminde yerle bir olan 85 bin metrekarelik Gibellina Koyu'nu yeniden yapılandırma fikri. Alberto Burri - "Çatlaklar" Çalışmaları 1984’ten 2015’e kadar süren, dünyanın en büyük "land art" eserlerinden biri olan "Cretto di Burri," bir nevi beton Sudarium. Burri, deprem kalıntılarını beyaz çimentoyla örterek, antik Roma şehir mimarisinin kuzey-güney, doğu-batı kardinal aksları korunacak şekilde, arasında yürünebilir, 160 cm'lik duvarlarla örülü yollar inşa ederek, sembolik de olsa yok olan kenti tekrar hayata döndürüyor. Cretto di Burri Burri'nin arayışı, fiziksel ve tastamam dokunabildiğimiz gerçeğin, mimetizmden öte bir şekilde tekrar yaratılarak ifade edilmesi. Sanat eleştirmeni Guilo Carlo’nun deyimiyle, tersine çevrilmiş bir yanılsama (trompe l’œil). Çünkü aslında resim gerçeği temsil etmiyor, fakat gerçek yani madde resmi stimüle ediyor. Sonuç itibariyle sanatın anlamını tamamen kum, taş ve kırık parçalara, her türlüsünden ve en banal, en basit ve en fakir malzemeye indirgeyen Burri’nin sanatı, savaş sonrası yaralanmış ve yıkılmış insanlığı ifade ediyor. "il Viaggio" Serisi "Sestante" Serisi 1970 ve 1980’ler, çok büyük formatlı Celotex (yani yalıtım levhalarında kullanılan, şeker kamışı küspesinden yapılan, ses geçirmez yalıtkan malzeme, Seloteks) bazlı anıtsal komposizsyonların dönemi. Dünyanın birçok yerinde sergilenen, genelde 10 civarı parçadan oluşan bu seri tablolar, Burri’nin sanatsal dilini bizlere tercüme ediyor: Şekil ve rengin uyumlu dengesiyle oluşan tanımlanmış uzay. Bir arada sergilenmek üzere yaratılmış bu kompozisyonları bozmak mümkün değil. Mekanda tek bir parça olarak algılanmak durumundalar. Örneğin, 10 parçadan oluşan “il Viaggio” (Yolculuk), Münih Modern Sanat Müzesi'nde sergilenmek üzere 1979'da gerçekleştirilmiş. 9 tablodan oluşan "Orti" serisi, Floransa'da Orsanmichele mekanı için 1980'de yapılmış. 17 tabloluk çok renkli seri "Sestante" (yani denizcilerin kullandığı, haritada konum belirlemekte kullanılan Sekstant), Venedik’teki Guidecca Tersanesi icin tasarlanmış. "Annottarsi" Serisi "Il Nero e l’Oro" Serisi "Il Nero e l’Oro" Serisi Sadece siyah tablolardan oluşan, 1988 Venedik Bienali'nde sergilenmiş "Annottarsi" serisi ise yeni eğilimlerden etkilenmeyen ve değişmeyen Burri’nin hermetik sessizliğinin şiirsel bir karanlık boyutu. 12 tabloluk "Io Amo Nero" (Siyahı Seviyorum); opak, parlak, ham ya da pürüzsüz siyahın sonsuz versiyonlarlarıyla kendini ifade ettiği metafizik dünyasının olgun dilinin örneği. Son seri ise 1992’de “il Nero e l’Oro” (Siyah ve Altın), Antik Çağ ve Bizans'tan esinlenen Ravenna kiliseleri altın mozaik parçalarını temsil ediyor. Ama sözünü esirgemeyen Burri’nin bir de “Non Amo Il Nero” (Siyahı Sevmiyorum) diye, kendisini kızdıran bir sanat eleştirmenine cevaben 1988’de yaptığı serisi de var. Ayrıca kibirli... Vaktinde Fiat fabrikalarının giriş salonu için ısmarlanan bir eserini fabrika kapanınca geri satın alan, Fiat’in sahibi Agnelli'nin yıllar sonra vakfa gelip, duvarda bu tabloyu bulup almak istediğinde "Buradaki tabloların hepsi benim, burada satılık hiçbir şey yok" diyen Burri, aynı zamanda çok da gururlu. İsmi büyük, sergileri dev, fakat milyonluk piyasası ancak ölümünden sonra oluşuyor. "Sacco e Rosso" tablosunun Sotheby’s'te 13 milyon doları aşan fiyata satılabilmesi için 2016 yılını beklemek gerekiyor. Kendisinin pek bir parası, çoluğu çocuğu yok. Dansçı koreograf Amerikalı eşi ile birlikte eş dost yardımıyla, daha hayattayken vakfını kuruyor, eserini ölümsüzleştiriyor. Her şeyi düşünmüş. Tablolarının bugün altında bulunan isim etiketlerini bile kendi yazıp basmış. Mekanındaki duvarlar, yerler, aydınlatma ve düzen tamamen kendi eseri. Vasiyetine yazmış; 100 yıl boyunca kimse dokunmayacak! Burri, Fiat için yaptığı tablonun isim etiketini de kendi hazırladı. Son kataloğuna göre müze, özel koleksiyon ve diğer yerlere dağılmış toplam 2 bin 500 eseri var. Vakfa bağışladıklarının sayısı bilinmediği gibi, vakfın zaten onları satma yetkisi de yok. Yine de tamamen bağımsız, kimseden yardım almadan kendi gelirleriyle, kendi ayakları üstünde duruyor ve Burri’nin sözünden asla çıkmıyor. Neden mi? Onu da düşünmüş. Vakfın aksi davranışı durumunda, ceza olarak tamamen tasviyesi ve eserlerin Roma müzelerine devri söz konusu. Burri'nin "Ateşle Combustion" çalışması Burri'nin "Ateşle Combustion" çalışması Yıllar boyu ateşle haşır neşirliğinden ciğerlerinin zedelenmesi sonucu 1995’te hayata gözlerini yuman, 20. yüzyılın ikinci yarısının radikal mucidi, boyanmamış tablo konseptinden modern kolaj ustalığına kadar (1990 FIFA Dünya Kupası posterini ona borçluyuz) mekan/uzay konusunun üstadı, sanatsal zarafet, mekansal dengeler, özenli yansımalar ve hassas hesaplar diye özetleyebileceğimiz görsel dünyası ve Jannis Kounellis, Michelangelo Pistoletto, Anselm Kieffer gibi onun yolunda yürüyen günümüzdeki ünlü takipçileriyle Antonio Burri; sanatı kendinden büyük, küçük bir dev adam. Umbria’nın ağırbaşlı ve mistik havası, Pietro della Francesco’nun sakin ve sessiz Rönesans hümanizmi ve Aziz Francesco’nun fakir ve vakur duruşundan bir nebzeyi kendinde toplamış bu sade, sert, az konuşan, kısa boylu ama bir o kadar da kendi büyüklüğüne inanmış küçük dev adamın Citta di Castello için son taslağı, ortasında devasa kara bir dikdörtgen heykelin yer aldığı "Burri Meydanı" projesi ise hayranlarının yardımıyla hayata geçirilmeyi bekliyor. Bikem de MontebelloUmbria, Nisan 2024 ### Bodrum Art Fair 2. Edisyonu başladı Bodrum’un sanat markası "Bodrum Art Fair" (Bodrum Sanat Fuarı), ikinci edisyonu ile sanatseverlerle buluştu. Demos Fuarcılık tarafından düzenlenen ve bu yıl yedinci defa kapılarını açan fuara, Bodrum'un yanı sıra Türkiye genelinden ve yurt dışından olmak üzere çok sayıda galeri ve sanatçı katılım gösteriyor. Bodrum Belediyesi’nin de destekleriyle 21-25 Ağustos 2024 tarihleri arasında Herodot Kültür Merkezi’nde gerçekleşmekte olan Bodrum Art Fair 2. Edisyonu'nda sergilenen eserlere yoğun ilgi dikkatleri çekiyor. Fuarın ikinci edisyonuna 40 galeri, 500 sanatçı ile katılırken, yaklaşık 4 bin sanat eserin de sanatseverlerle bir araya geliyor. SANATIN SÜRDÜREBİLİRLİĞİ VE GELECEĞE YÖN VEREN SANAT Bodrum Art Fair’in bu seneki mottosunun “Sanatın Sürdürebilirliği ve Geleceğe Yön Veren Sanat” olarak belirlenmesi, izleyenler tarafından takdirle karşılandı. Fuarın açılışında bir konuşma yapan Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan; "İstanbul, İzmir ve Bodrum Sanat Fuarlarımız ile sanatçılarımızın yurt dışında da tanıtılması, sanat dünyasının global pazarda da yer edinmesi noktasında çok önemli işlere imza atıyoruz" dedi. https://www.youtube.com/watch?v=v57j8SqKgqo TEŞEKKÜR PLAKETLERİ VERİLDİ Bodrum Belediyesi Başkan Vekili Hüseyin Cem Köylü, Prof. Dr. Kıymet Giray, Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Genel Müdürü Zeynep Göztepe, Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan’a sanata ve sanatçıya verdikleri destekleri için teşekkür plaketi verildi. Bodrum Art Fair’e ilk kez katılan sanatçılar arasında Funda Kumbaracıbaşı da yer aldı. Kumbaracıbaşı, fuar için İstanbul’daki atölyesinde hazırladığı "Dream of Galaxy" başlıklı 8 parçadan oluşan çalışmalarını sergiliyor. Bodrum Art Fair ’de önceki yıl yer alan 6 yaşındaki dahi ressam Monika Kaya’dan sonra bu yıl da 4 yaşındaki Can Topoğlu, fuara damga vuran isimler arasında yer aldı. ### Dünyanın ilk Robot ve Yapay Zeka Müzesi, Türk mimar imzasıyla Seul'de açıldı Güney Kore'de projesini Türk mimar Melike Altınışık'ın yaptığı, dünyanın bu alandaki ilk müzesi niteliğindeki "Seul Robot ve Yapay Zeka Müzesi" açıldı. Başkent Seul'de açılışı yapılan müze, ziyaretçilerine teknoloji ve yapay zekanın geldiği son noktalardaki gelişmeleri izleme fırsatı sunacak. Günlük 500 kişinin ziyaret etmesi beklenen Seul Robot ve Yapay Zeka Müzesi'nde, dünyanın tanınmış birçok teknoloji şirketinin ve üniversitelerinin ürettiği sürücüsüz arabalar, en yeni robotik teknolojiler ve yapay zeka teknolojileri sergilenecek. Müze projesi için düzenlenen yarışmada 47 aday arasından birinciliği kazanan Türk mimar Melike Altınışık, Seul Büyükşehir Belediyesi'nin 2018'de müze için açtığı yarışma sürecini anlattı. Altınışık; "Uluslararası yarışmaya 177 ekip ön katılım yaptı. Teslim edilen 47 proje arasından bizim geliştirdiğimiz müze tasarımı, ilk 5 finalist arasına seçildi. Seul'de jüri önünde projelerin takdiminden sonra 2019'da jüri tarafından projemizin birincilik ödülüne layık görüldüğü açıklandı" dedi. Melike Altınışık, birincilik ödülünü almalarının ardından kendileri için uluslararası platformda yeni bir profesyonel sürecin başladığını, Seul ofislerini kurduklarını ve Seul Büyükşehir Belediyesi ile sözleşme imzaladıklarını söyledi. Seul Robot ve Yapay Zeka Müzesi için geliştirdikleri tasarım manifestosuyla robotlar, yapay zeka teknolojileri ve ziyaretçiler için ilham verici bir dünya yaratmayı amaçlayan akıllı tasarım ve yapım metodolojilerine dayanan özgün bir mimari dili oluşturmayı hedeflediklerini dile getiren Altınışık, binanın yüzeyinin organik formu sayesinde, peyzajla birlikte kamusal alanı iç mekana entegre ettiklerini dile getirdi. çağdaş mimari ifade ile teknolojik yenilik arasındaki diyalog Altınışık, yaya ve araç trafiğini düzenleyen ara mekanlar oluşturduklarına dikkat çekerek, çağdaş mimari ifade ile teknolojik yenilik arasındaki diyaloğun, müzenin tasarım felsefesinin temelini oluşturduğunu vurguladı. Müzenin inşa sürecine de değinen Melike Altınışık, Dördüncü Sanayi Devrimi ile uyumlu mimari tasarım teknolojileri ve ileri mühendislik tekniklerinin entegrasyonunu yansıtan bir yapım metodolojisiyle inşa edildiğini belirterek şöyle devam etti: "Müze hem tasarım hem de yapım aşamasında yüksek hassasiyet sağlamak amacıyla 'Akıllı Bina Bilgi Modellemesi' teknolojisi kullanılarak tasarlanmış ve inşa edilmiştir. Dış cephenin akışkan, küresel tasarımı, dijital üretim ve tersine mühendislik yöntemlerinin birleşimiyle elde edildi." mimarinin, bilimin ve teknolojinin geleceğinin görülebileceği bir yapı Yapının merkezi dikey sergi tünelinin, havacılık ve denizcilik endüstrilerinde kullanılan ileri teknolojilerle inşa edildiğinin, bu bağlamda yenilikçi bir yaklaşıma sahip olduğunun altını çizen Altınışık, girişinde ziyaretçileri karşılayan robotların bulunduğunu, yürüyen merdiven ile erişilen dikey sergi tünelinin, bu dünya ile yapay zeka teknolojileri dünyası arasındaki keskin sınırı bulanıklaştıran bir eşik olarak tasarlandığını kaydetti. Müzenin kendilerine bu zorlu yolculukta "rağmenlere rağmen" ışık olan ve cesaret veren bir mihenk taşı olduğuna işaret eden Melike Altınışık; "Seul Robot ve Yapay Zeka Müzesi, bir müzeden çok daha fazlası; mimarinin, bilimin ve teknolojinin geleceğinin görülebileceği bir yapı. Güney Kore için bir sembol ve dünyadaki ilk Robot ve Yapay Zeka Müzesi" ifadelerini kullandı. Türk mimar Altınışık, müze projesinden sonra Güney Kore'de birçok proje için teklif aldıklarını sözlerine ekledi. ### Tahran Sanat Fuarı sona erdi İran'ın başkenti Tahran'da 14-16 Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleşen Tahran Sanat Fuarı sona erdi. İran dışında komşu ülkelerden de yoğun katılımın olduğu fuarda binlerce sanat eseri sergilenirken, fuara katılan sanatçılar arasında Aida Arghavani de vardı. Türkiye'de yaşayan Azerbaycan kökenli sanatçı, İran sanatından izler taşıyor olması nedeniyle fuarın dikkat çeken sanatçılarındandı. KANSER HASTALARININ TEDAVİSİNDE KULLANILACAK Arghavani, fuar sırasında sergilediği canlı performans ile dans eşliğinde bir tablo yaptı. Açık arttırmaya çıkarılan tablo, 70 bin İran Tümeni'ne satıldı. Aida Arghavani, elde edilen gelirin yüzde 70'lik bölümünün kanser hastalarının tedavisinde kullanılacak fona bağışlanacağını açıkladı. ESERLERİNİ SERGİLEDİ Arghavani, Tahran Sanat Fuarı ’nda Türkiye’den götürdüğü 9 adet eserini de sergiledi. Ejderha temalı çalışmaları ile ilgili bir açıklamada bulunan sanatçı; “İran’da bu sene hayvan takvimine göre Ejderha Yılı ve ejderha genel olarak bolluk, bereketi temsil eder. Bu nedenle, geceli gündüzlü çalışarak fuara eserlerimin fuara yetişmesini sağladım” dedi. ### Harbiye'de “İki Efendinin Uşağı”yla Unutulmaz Bir Komedi Gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, İtalyan tiyatrosunun önemli eserlerinden “İki Efendinin Uşağı”nı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde İstanbul seyircisiyle buluşturdu. İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell’Arte’nin en beğenilen oyunları arasında yer alan “İki Efendinin Uşağı”, 16 Ağustos Cuma akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde binlerce sanatseveri ağırladı. Carlo Goldoni'nin ölümsüz eseri, Aslı Öngören'in özgün yorumuyla Açıkhava Yaz Oyunları kapsamında sahnelendi. Harbiye'nin büyülü atmosferinde, dönemin İtalya'sının renkli dünyasını yansıtan oyun; birbirinden komik tipleri, sürprizlerle dolu olay örgüsü ve usta oyuncuların performansıyla kahkahalarla dolu bir gece yaşattı. 16. yüzyıla dayanan maskeleri, renkli kıyafetleri, özgün müzikleriyle kendine hayran bırakan oyun, uzun süre alkışlandı. İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. ### Palms Trax 21 Ağustos'ta Upperist sahnesinde! Berlin'li DJ ve prodüktör Jay Donaldson sahne adıyla Palms Trax, 21 Ağustos'ta Upperist'te sahne alacak. Disco, house, techno, Afrika ve phonk müziğini harmanladığı setleriyle tanınan Palms Trax, Upperist sahnesinde dinlemeye gelen herkese unutulmaz bir gece yaşatacak. Jay Donaldson’ın müzik kariyeri, Londra’nın önde gelen plak dükkanlarından birinde çalışmaya başlamasıyla hız kazandı. Chicago house ve Detroit techno ustalarını keşfetmesinin ardından Berlin’e taşınarak acid-techno, house ve techno müzik tarzlarında üretimlerine başladı. İlk teklisi olan "Equation"ı 2013 yılında Londra merkezli plak şirketi Lobster Theremin etiketiyle yayımlayan Palms Trax, 21 Ağustos Çarşamba akşamı Upperist sahnesinde olacak.  ### İsveçli rock grubu Opeth, İstanbul'da konser verdi İsveçli progresif rock ve metal grubu Opeth, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde (PSM) iki konser verdi. Topluluk, 13 Ağustos'ta gerçekleştirdiği ilk konserin yoğun ilgi görmesi üzerine, ikinci kez hayranlarıyla buluştu. Konserde seyirciye hitap eden grubun vokalisti Mikael Akerfeldt, İstanbul'da iki gün üst üste sahneye çıkmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, gösterilen yoğun ilgi için hayranlarına teşekkür etti. "The Grand Conjuration" parçasıyla konsere başlayan grup, "The Leper Affinity", "Cusp of Eternity", "Heir Apparent", "In My Time of Need" ve "Face of Melinda" adlı sevilen şarkılarının da aralarında olduğu bir repertuvarı seslendirdi. Yaklaşık 2 saat süren konser, grubun "Deliverance" albümüyle aynı ismi taşıyan şarkısıyla sona erdi. ### “Müzede An” fotoğraf yarışması için son gün 30 Ağustos! Uluslararası Müzecilik Derneği, ödüllü fotoğraf yarışması düzenledi. "Müzede An" temasıyla deneyimlerini yansıtmak isteyen üniversite öğrencilerinin katılacağı yarışmaya başvurular 30 Ağustos’ta sona eriyor. Üniversite öğrencileri, müzeler ve antik kentlerle çektiği fotoğraflar ile yarışmaya katılım sağlayabilecek. Kazananlar, 15 Eylül 2024 tarihinde deneğin web sitesi ve sosyal medya hesaplarında duyurulacak. Ödül töreni, eylül ayında yapılacak olan “Müzede Bir Gün” fotoğraf sergisinde gerçekleştirilecek. Detaylı bilgi ve katılım koşulları için derneğin web sitesini (http://www.uluslararasimuzecilikdernegi.org) ziyaret edebilir veya info@uluslararasimuzecilikdernegi.org adresine e-posta gönderebilirsiniz. KATILIM ŞARTLARI: Tema: Fotoğraflar müzeler, antik kentler ile ilgili olmalı. Orijinal çalışma: Tüm fotoğraflar, katılımcının kendi çekimi olmalı ve daha önce herhangi bir yarışmada ödül almamış olmalı. Format: Fotoğraflar yüksek çözünürlükte, dijital formatta (JPEG veya PNG) gönderilmeli. Gönderim: Fotoğraflarınızla birlikte adınızı, soyadınızı, iletişim bilgilerinizi ve kısa bir açıklamayı info@uluslararsimuzecilikdernegi.org adresine gönderin. ÖDÜLLER: "Müzede An" fotoğraf yarışmasında birinciye fotoğraf makinesi, ikinciye "İBB. 1 Günde 8500 Yıl Turu", üçüncü ve "Halkın Seçimi Ödülü" sahibine ise Müze Kart verilecek. ### The art of Anne Christine Wellenstein "Reveal the poetry that surrounds usMaking the invisible visibleFree yourself and find your own lightThis is my quest as an artist Creating allows me to show my own perspective to bear witness to the Beauty present in everything, even the most trivial. My universe sails between dream and reality, evoking the memory of an emotion or the imprint of a fleeting moment. Between a told story and a suggested story, my works deliberately cultivate a degree of vagueness and leave the “viewer” with their share of freedom. On the painting side, my canvases are so many open windows, soothing “bubbles” revealing what moves me and the poetry that surrounds us. My gardens of Eden, between gardens, parks and greenhouses, evoke the abundant and luminous nature which amazes me. On the sculpture side, 3D allows me to express my passion for horses. From the living, tactile earth comes the outline of a movement, the evocation of an attitude, the lightness of a fragment, testifying both to the strength of the animal and its great sensitivity. I like to think of my sculptures as small pieces of archeology weathered by time and full of history, which have come down to us like a treasure…" Anne Christine Wellenstein ### Anne Christine Wellenstein’ın sanatı "Bizi çevreleyen şiiri ortaya çıkarınGörünmez olanı görünür kılmakKendini özgür bırak ve kendi ışığını bulBu bir sanatçı olarak benim arayışım Yaratmak, her şeyde mevcut olan güzelliğe, hatta en önemsiz olana tanıklık etmek için kendi bakış açımı göstermemi sağlıyor. Evrenim rüya ve gerçeklik arasında yelken açıyor, bir duygunun hafızasını veya kısacık bir anın izini çağrıştırıyor. Anlatılan bir hikaye ve önerilen bir hikaye arasında, çalışmalarım kasıtlı olarak bir dereceye kadar belirsizlik geliştiriyor ve "izleyiciyi" özgürlük paylarıyla bırakıyor. Resim tarafında, tuvallerim çok fazla açık pencere, beni neyin harekete geçirdiğini ve bizi çevreleyen şiiri ortaya çıkaran yatıştırıcı "baloncuklar". Bahçeler, parklar ve seralar arasındaki Aden bahçelerim, beni şaşırtan bereketli ve ışıltılı doğayı çağrıştırıyor. Heykel tarafında, 3D atlara olan tutkumu ifade etmemi sağlıyor. Yaşayan, dokunsal topraktan, hem hayvanın gücüne hem de büyük hassasiyetine tanıklık eden bir hareketin taslağı, bir tutumun çağrıştırılması, bir parçanın hafifliği gelir. Heykellerimi, bize bir hazine gibi gelen, zamanın yıpranmış ve tarihle dolu küçük arkeoloji parçaları olarak düşünmeyi seviyorum." Anne Christine Wellenstein ### Asya Alpay, Londra’da iki fuara birden katılıyor Farklı tarzı ile yurt dışında aranan uluslararası sanatçılarımızdan Asya Alpay, Londra’da gerçekleşecek olan iki sanat fuarına birden katılıyor. Bu fuarlardan ilki, ekim ayında Londra’daki Saatchi Gallery’de düzenlenecek olan Focus Art Fair, ikincisi ise yine Londra’da sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği Affordable Art Fair. Bu fuar, aynı zamanda Affordable Art Fair’in 25. yıl fuarı olacağı için büyük önem taşıyor. Davet edilecek sanatçılar, büyük bir titizlikle incelemeye tabi tutularak belirleniyor. DATÇA’DAKİ ATÖLYESİNDE ÇALIŞIYOR İstanbul ile birlikte Datça’da da atölyesi bulunan Asya Alpay, yaz başından bu yana çalışmalarına Datça’daki atölyesinde devam ediyor. Londra'da katılacağı sanat fuarları için her gün geç saatlere kadar çalışmalarını sürdüren Alpay, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada “Fuara götüreceğim çalışmalardan 4 tanesini tamamlandım. Toplam 10 parça ile katılmayı planladım. Tabi yetiştirebilirsem...” dedi. Eserleri yurt dışındaki modern sanat müzeleri ve koleksiyonerler tarafından takip edilen Asya Alpay’ın bir başka özelliği ise bir Türk sanatçı olarak ülkemizi yurt dışında temsil ediyor olması. ### Fotoğraf sanatçıları "renk" temasıyla havuz üzerinde sergi açtı Profesyonel ve amatör fotoğrafçılardan oluşan Fotokolektif Atölyesinin 40 üyesi "renk" temasıyla sergi açtı. Fotokolektif Atölyesinde çalışmalarını sürdüren 40 fotoğrafçının açtığı sergi, Maidan İş ve Yaşam Merkezinin avlusunda havuzun üstündeki panellerde ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Serginin küratörü ve atölyenin kurucusu fotoğrafçı İsa Özdemir, renk temasıyla açılan serginin amatör ve profesyonelleri bir araya getirdiğini belirtti. Fotoğraf sanatı, felsefesi ve projeleri konusunda çalışmalar yürüten Fotokolektif Atölyesinin bu sergide renklere vurgu yaptığını belirten Özdemir, 40 sanatçının 42 fotoğrafını vinil baskı yaparak sunduklarını söyledi. Sergi, bu ay sonuna kadar açık kalacak. ### Kuzguncuk’ta sanatın derinliklerinde manevi bir yolculuk Kuzguncuk’un tarihi ve mistik dokusunda ruhsal ve görsel bir şölen sunan Tek ve Bir TEKBİR Sergisi açıldı. Hafız Faruk Altun tarafından açılan sergi, doğada mucizevi şekilde oluşan, ALLAH İsm-i Şerifleri’nden 23 adet eserden oluşuyor. Görenleri kendine hayran bırakan eserler, Ağustos sonuna kadar ziyaretçilerini bekliyor Allah’ın varlığının, kudretinin ve hikmetinin sonucu olarak doğada mucizevi şekilde oluşan, ALLAH İsm-i Şerifleri'nden meydana gelen Tek ve Bir TEKBİR Sergisi, Kuzguncuk’ta açıldı. Hafız Faruk Altun’un çektiği 23 adet fotoğrafın yer aldığı sergiyi ziyaret eden sanatseverler, eserler karşısında büyülendiğini ifade ederek, manevi huzuru bulduklarını dile getirdi. Sergi hakkında açıklamada bulunan Hafız Faruk Altun, geçtiğimiz sene Hafızın Çiçekleri Sergisi ile dünyada ilkini düzenledikleri sergi serisinin Tek ve Bir TEKBİR Sergisi ile ikincisini gerçekleştirdiklerini belirtti. Altun, “Tek ve Bir TEKBİR sergimizle İslam Dünyası’nın huzuruna bir kez daha çıkmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” dedi. 23 büyüleyici eser yer alıyor 23 eserin bulunduğu sergide, Kuran-ı Kerim'in 23 senede nazil oluşuna bir atıf yapılıyor. Sergi hakkında bilgi veren Hafız Faruk Altun,  “Kuran-ı Kerim'de yüce Allah varlığını tanımlarken ‘O Allah ki tektir ve O Allah ki birdir’ ifadelerini pekiştirerek kullanmakta, varlığını daha ziyade tek ve bir olgusu ile tanımlamaktadır. Tekbir ise her Müslümanın hayatında önemli bir yere sahip olan ‘ALLAHUEKBER’ yani ‘ALLAH EN BÜYÜKTÜR ve ALLAH TEK BÜYÜKTÜR’ ifadelerinin sembolleşmiş halidir. Bir Müslüman, hayret verici, hayranlık uyandırıcı bir güzellik veya hadise ile karşılaşınca ‘ALLAHUEKBER’ diyerek içinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi arz eder.” dedi. İz bırakan eserler: YANKI, YÜCELİŞ, CEBRAİL’İN KANADI Serginin gönüllerde ve zihinlerde iz bırakması için bazı eserlerin isimlendirildiğini söyleyen Hafız Faruk Altun, bu eserleri şöyle anlatıyor: “İlk eser ‘YANKI’ isimli eserimiz. Bu eserde ALLAH İsm-i Şerifi’ndeki "H" harfi birkaç kez tekrarlanmaktadır. Bu da bize ALLAH İsm-i Şerifi'nin Arşı Ala’daki yankılanmasını anımsatmaktadır. Bir diğer eserimiz; ‘YÜCELİŞ'tir. Bu eserde ALLAH İsm-i Şerifi'nin basamak şeklindeki bir oluşumun üzerinde olduğu görülmektedir. Bu da bize maddi ve manevi yükselmenin ancak ALLAH ile mümkün olacağını anlatmaktadır. Üçüncü eserimizin adı ‘CEBRAİL'İN KANADI’dır. Bu eserimizde ise ALLAH İsm-i Şerifi'nin kanat şekline büründüğü görülmektedir. Buda Cebrail (as)’ın kanadında var olduğu rivayet olunan ALLAH İsm-i Şerifi'ni hatırlatmaktadır.” Eserlerin tarihi milyonlarca yıl öncesine dayanıyor Sergilenen eserlerin tarihinin milyonlarca yıl öncesine dayandığını belirten Hafız Faruk Altun, sergideki hedeflerini şöyle dile getirdi: “Bu sergide iki önemli gayem ve hedefim var. Bunlardan ilki, İslam dünyasında asırlardan beri süregelen önemli bir tartışmaya son vermek. Bu konu aslında "ALLAH" İsm-i Şerifi’nin aslı ve kökeninin ne olduğu ile ilgilidir. Gerek İslam alimleri ve gerekse de dilbilimciler tarafından bu konu ile ilgili yaklaşık 30 farklı görüş ileri sürülmüştür. Ancak bu 30 farklı görüş içerisinde en fazla rağbet edilip kabul edilen görüş şu olmuştur: ALLAH İsm-i Şerifi’nin aslı ve kökeni "İlah" kelimesi olup bu kelime zaman içinde çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramış ve en nihayetinde bugün ifade ettiğimiz "ALLAH" şeklini ve formunu kazanmış olmasıdır. Bugün için de İslam dünyasındaki yaygın genel ve bilimsel kanaat budur. Bizim koleksiyonumuzdaki eserlerin bazıları milyon, bazıları ise milyar yıl yaşında jeolojik oluşumlardır. Yani yüce "ALLAH" bu eserler vasıtası ile bizlere şu mesajı vermektedir: "Ey kullarım sizden milyonlarca ve milyarlarca yıl önce ben ismimi ‘ALLAH’ olarak ifade ettim, kainata nakşettim, kaydettim. Dolayısıyla milyonlarca ve milyarlarca yıl önce ALLAH olarak ifade ettiğim ismim sonsuza kadar da bu şekilde ifade olunacaktır. Bu eserler ALLAH İsm-i Şerifi'nin herhangi bir kökten türemediğinin ispatıdır. Bu eserler vasıtasıyla ulaşmış olduğum bu sonucu saygı ve sevgilerimle İslam Dünyası'na arz ediyorum.” “Eserlerden müze oluşturulsun” Sergideki bir diğer hedefinin ise İslam dünyası için bir müze oluşturulması olduğunu söyleyen Hafız Faruk Altun, “İslam dünyasında bu nev-i eserlerin muhafaza edildiği ve sergilendiği herhangi bir müze bulunmamaktadır. Bu sergi, İslam dünyasına müzenin oluşumu için bir çağırı niteliği taşımaktadır. Bu eserlerin şeref ve izzetine yaraşır kurumsal bir oluşum meydana gelir ise sahip olduğum koleksiyonu bu oluşuma hiç bir karşılık beklemeksizin hediye edeceğimi ifade etmek istiyorum.” diye konuştu. Hafız Faruk Altun, sanatın birleştirici ve dönüştürücü gücüyle sergilediği eserlerle ilgili genel amaçlarını ise şu şekilde sıraladı; “1-Iman sahiplerinin imanını güçlendirmek 2- Çizgi üzerinde olanları iman safına çekmek. 3- Henüz iman ile müşerref olmayan kimseler için bir ışık ve kıvılcım oluşturmak.” ### Genco Gülan Ağrı Dağı’nda Heykel, resim, performans, video gibi kavramsal çağdaş sanat alanında eserler veren çok yönlü ve üretken bir sanatçı olarak tanıdığımız Genco Gülan, sanatını Ağrı Dağı’nın zirvesine taşıdı. Çağdaş kavramsal sanatın pek çok alanında eserler veren, sürrealist tabloları ve sanatını her açıdan farklı platformlara taşımasıyla bilinen sanatçı Genco Gülan, Ağustos ayında Ağrı Dağı’nda bir resim performansı gerçekleştirdi. Çok zorlu ve sarp geçitlere sahip Ağrı Dağı’nın 5 bin 137 metrelik zirvesine, yaptığı kocaman tabloyu sırtına bağlayarak tırmandı ve bir ilki başardı. TERSİNE İZLENİMCİLİK İzlenimci ressamların manzara resmi yapmak için gerçekleştirdikleri uzun dağ yürüyüşlerinden esinlenen Gülan bu sanat projesine, “tersine izlenimcilik” adını verdiğini belirterek şöyle diyor: “Ben süreci tersine çevirmeyi denedim. Önce yağlı boya resmi yaptım, sonra yürüyerek manzaranın içine girdim. Zirveye gelince resmimi beyaza boyamaya başlayarak bu işin bir performans sanatı projesi olduğunu vurgulamak istedim. Asıl olan imge değil, buna erişebilmek için yapılan yolculuktur.” Genco Gülan’ın sırtına bağlayarak zirveye ulaştırdığı tablo 35x50 cm boyutlarında. ### Gipsy Kings 19-24 Eylül’de Türkiye Turnesine Çıkıyor Gipsy Kings by Andre Reyes, Türkiye turnesiyle sevenleriyle buluşacak. Albümleri 60 milyon satan, sahnede 30 yıllık başarılarla dolu bir müzik kariyerini geride bırakan ve Grammy Ödüllü Gipsy Kings’in İzmir, Antalya, İstanbul, Ankara ve Adana’da vereceği konserlerin biletleri Türkiye’nin etkinlik biletleme platformu Biletinial’da satışta. Yapı Kredi 80. Yıl Feelin’ Good Etkinlikleri kapsamında Gipsy Kings by Andre Reyes, Türkiye turnesiyle sahnede sevenleriyle buluşacak. Albümleri 60 milyon satan, sahnede 30 yıllık başarılarla dolu bir müzik kariyerini geride bırakan ve Grammy Ödüllü Gipsy Kings konserlerinin biletleri Türkiye’nin etkinlik biletleme platformu Biletinial’da satışa çıktı. Gipsy Kings, Andre Reyes öncülüğünde İzmir, Antalya, İstanbul, Ankara ve Adana’da konser verecek. Dinleyenler, efsanevi Latin müzikleri grubu Gipsy Kings’in tüm dünyada hit olan ilk albüm şarkıları ‘’Bamboleo’’, ‘’Djobi  Djoba’’ ve ‘’Baila Baila’’ gibi şarkılarını canlı canlı dinleyip doya doya dans ederek keyifli bir gece yaşayacak. ### Fevzi Karakoç’un "Ve Kırmızı" sergisi 2 Ekim’de Decollage Art Space’te açılıyor Decollage Art Space yeni sanat sezonuna 2 Ekim Çarşamba günü Prof. Dr. Fevzi Karakoç’un Serap Atala küratörlüğünde açılan "Ve Kırmızı" sergisiyle başlıyor. Ardında bıraktığı iki sene ve onlarca sergi ve etkinliğin ardından Decollage Art Space, yeni sezona güçlü bir başlangıç yapıyor. Prof. Dr. Fevzi Karakoç’un “Resim öğretilmez, sezdirilir” sözüne referans veren küratör Serap Atala, sanatçının özgürlükçü olan bu yaklaşımının resimlerine de yansıdığını söylüyor. Sanatçının Decollage Art Space için ürettiği, enerjik ve güçlü bir renk olan kırmızı rengi ön planda tuttuğu resimleri bize herhangi bir akımı işaretlemiyor, kurallardan beslenmiyor özgür atlar gibi bağımsızlık duygusunu yansıtıyor, hissettiriyor. Anadolu kültüründen, folklorundan, yerel birikimle beslenen Karakoç’un resimlerinde tema atın çok ötesine geçiyor. Sanatçının resimleri bir olay, bir öykü anlatmıyor. Soyut, kaotik ve görsel doku zenginliğiyle oluşturduğu arka plan üzerindeki atlar resmin temel elemanı olarak varlık buluyor, aynı kullandığı coşkulu renkler gibi. At imgeleri özgür tekrarlarla, fırça darbeleriyle perspektifsiz, minyatürvari bir ortamda ritim oluşturuyor ve müzikal bir tınıyı görsel olarak algılatıyor. Atlar Karakoç’un resminde “özgürlük” kavramıyla örtüşmüş olarak resimsel ifadenin amacı olarak yer ediniyor. 1947 yılında Çankırı’da doğan, 1968-72 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda okuyan Karakoç, eserlerinde özgün baskı (gravür, litografi, serigrafi) ve yağlı boya, akrilik tekniklerini kullanıyor. Baskı alanında üretim yapan öncü sanatçılar arasında yer alıyor. Karakoç’un eserlerinde biçimlerin tekrarıyla oluşan ritim izleyene görsel bir şölen sunarken aynı zamanda felsefi bir derinlik katıyor. Resimlerindeki çizgi, gölge, renk insan ruhuna yapılan bir yolculuğu simgeliyor. Sanatçının sanatında derin bir hümanizm hissediliyor. ### 'İstanbul’un Bizans Dönemi Banliyöleri' kitabı yayımlandı Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları, İstanbul arkeoloji dünyasına yeni bir yapıt kazandırdı. Sanat Tarihçisi ve Arkeolog Enis Karakaya tarafından hazırlanan çalışma, İstanbul’un Bizans Dönemi Banliyöleri hakkında önemli bilgiler içeriyor. 1980’li yıllarda çalışmalara başlayan ve son 15 yıldır kapsamlı bir inceleme ile günümüze kalan kalıntı ve tarihi eserleri araştıran Enis Karakaya, İstanbul’un kırsal kesiminin Orta Çağ’daki yaşantısı hakkında bilgiler sunuyor. Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları tarafından yayınlanan ve İstanbul’un Bizans Dönemi Banliyöleri adını taşıyan kitabın tanıtımında şu ifadelere yer verildi: “Şehrin surları dışında kalan yerleşimlerde, kısıtlı olanaklarla can güvenliğinden büyük ölçüde yoksun biçimde yaşamlarını sürdüren; tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla uğraşan köylüler ile manastırlardaki yaşam anlatılmaktadır. Ordugâhlar, hapishaneler ve sürgün yerlerindeki trajediler de ele alınmaktadır. İmparatorluğun yazlık sarayları, asillerin ve varlıklı sınıfın yaşadığı villalar ile av köşkleri de bir başka bölüm oluşturuyor. Konu, sosyolojik, coğrafi ve tarihsel yönleriyle ele alınmış; ancak daha çok arkeoloji, mimarlık ve sanat tarihi ağırlıklı olarak incelenmiştir.” Yazar Enis Karakaya, kitabın uzun ve detaylı bir çalışmanın ürünü olduğunu ifade ederek şu bilgileri paylaştı: “Çalışmalarımda ilk hedefim, Bizans dönemine ait mimari elemanlar ile küçük buluntuları fotoğraflayarak literatüre kazandırmaktı. İstanbul’daki Bizans sur dışı kırsal yerleşimleri ve taşra yaşantısı hakkında bilgi sunmayı hedefleyen bu çalışmada, daha çok tarihi kaynaklardan edinilen bilgiler ve mevcut bulguların sunulması amaçlanmıştır.” Genel Yayın Yönetmenliği’ni Dinç Çoban’ın, yayına hazırlama sürecini ise Yeliz Öztürk’ün üstlendiği kitapta, Bizans döneminden günümüze kalan kalıntıların çok sayıda fotoğrafı da bulunuyor. Bizans döneminde modern kent yaşamından uzak, köy ve taşra yerleşimlerinde bambaşka bir hayatın olduğunu yeniden hatırlatan kitaba, Caddebostan Kültür Merkezi içindeki Kadıköy Belediyesi Kültür Yayınları Kitapevi’nden ulaşabilirsiniz. İstanbul'un Bizans Dönemi Banliyölari adlı kitabı, www.kiletisimyayinlari.com adresinden aynı gün kargo ile de temin edebilirsiniz. ### Meşhur İstanbul siluetini oluşturan “kubbeler” kitap oldu İstanbul Ticaret Odası (İTO), Kubbe-i İstanbul isimli albüm kitabını, Türkçe ve İngilizce olarak yayınladı. Kitabın tanıtımı İTO’nun Eminönü merkez binasında gerçekleştirilen toplantıda yapıldı. Kubbe-i İstanbul kitabı, İstanbul’un üzerinde bir mihenk taşı gibi yükselen ve şehrin yüzlerce yıllık tarihsel, sanatsal, kültürel gelişimini gözler önüne seren kubbelerin yansıttığı ihtişam ve zarafeti okuyucu ile buluşturuyor. Kubbe-i İstanbul, asırların yaşam öyküsünü tüm zenginliğiyle içinde barındıran ve İstanbul'un manevi iklimi ile kimliğini oluşturan kubbelerin anlamına şahitlik ediyor. Kitapta mihrab, minber ve kubbede kullanılan hat işleri, iç bezemeler, nakışlar, kitabeler, mermer ve ahşap işleri, kalem işleri ve çinilerin sanatlarının en mükemmel örnekleri ifade ettiğine dikkat çekiliyor. Ayrıca her bir kubbenin ayrı ayrı sanatsal, kültürel ve tarihi olarak büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.  “BU KUBBELER SADECE KUBBE DEĞİLDİR” Tanıtım toplantısında konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, ticaret ile yayıncılığın birbirini besleyen ve tamamlayan unsurlar olduğunu söyledi. Avdagiç, İTO’nun bir varlık sebebi ticaret ise diğerinin kültür, sanat ve yayın olduğunu kaydetti. Avdagiç, “İTO’nun 139 yıllık yayın zincirinin son halkası olan Kubbe-i İstanbul kitabı, İstanbul’un ruhunu yansıtan bir albüm. Biz bu kitapla 1453’ten beri İstanbul’a Türk ve Müslüman ruhunu veren, her biri mimari bir şaheser olan camilerin ve kubbelerinin altını çizmek istedik. Rutinleşip dikkatimizden kaçan kubbelerin, aslında İstanbul’un kimlik kartı olduğunu vurgulamak istedik” dedi. Avdagiç, Kubbe-i İstanbul kitabında bir amaçlarının da İstanbul’a esas değer katanın ne olduğunun bir kez daha düşünülmesi olduğunu vurguladı. “Gerçekten İstanbul’a değer katan nedir?” sorusunu yönelten Avdagiç, şöyle devam etti: “Emsalsiz doğal güzelliği mi? İki kıtayı birleştirmesi mi? İstanbul’a esas değer katan unsur, 1453’ten itibaren bu şehirde inşa edilmeye başlanan anıtsal camiler ve ona ruhunu veren kubbeleridir. Kitabımızdaki fotoğrafları görünce siz de bana hak vereceksiniz: Bu kubbeler sadece kubbe değildir. Bu kubbeler, bir medeniyetin ifadesidir. Taşın ruha ve kimliğe bürünmüş halidir. Bu yüzden kubbelerden oluşan meşhur İstanbul silueti, ihtişamlı bir manzaranın ötesinde insanlık için bir umut iklimidir.” GEÇMİŞTEN GELECEĞE KALICI MESAJ Kubbe-i İstanbul ile geçmişten geleceğe kalıcı bir mesaj gönderdiklerini kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle tamamladı: “Ayasofya Cami-i Kebir’inden Sultanahmet Camii’ne, Nuruosmaniye’den Bayezid ve Fatih camilerine kadar onlarca cami ve kubbe, yüzlerce yıldır, medeniyet yürüyüşümüzün yol göstericisidirler. Olağanüstü mimarileriyle, muhteşem güzellikteki hat ve çini sanatlarıyla, mermer ve ahşap oymalarıyla birer başyapıttırlar. İTO olarak Kubbe-i İstanbul kitabıyla bir kez daha bu baş yapıtlarımıza sahip çıkıyoruz.” Kitapta yer alan fotoğrafları çeken kitabın yazarı Ş. Levent Deniz de konuşmasında, Kubbe-i İstanbul kitabı ile ecdadın kurduğu bu büyük medeniyeti gelecek kuşaklara daha iyi tanıtabilmeyi amaçladığını kaydetti. Deniz, “470 sene payitahtlık yapmış olan İstanbul’un üzerinde yükselen yüzlerce kubbe, tüm şehri adeta ruhani bir atmosferle sararken minareler de büyük şair Necip Fazıl’ın dediği gibi birer şehadet parmağı misali göğe doğru yükselmektedir” ifadelerini kullandı. ### Gümüşler Manastırı, "Gülen Meryem Ana" freskiyle öne çıkıyor Hz. İsa, annesi Hz. Meryem ile Hristiyanlığın başlangıç dönemi ileri gelenlerinin resimlerinin duvarlarını süslediği kilisenin de yer aldığı Niğde'deki Gümüşler Manastırı, "Gülen Meryem Ana" freskiyle dikkati çekiyor. Merkeze 6 kilometre mesafedeki Gümüşler beldesinde, 8. ile 12. yüzyıl arasındaki dönemde yapıldığı tahmin edilen manastırda, kayadan oyma rahip odaları, mutfak, saklama küpleri, iki katlı yer altı şehri ve acil durumlarda saklanmak üzere yapılmış gizli bölmeler yer alıyor. Manastırda bulunan kilisenin duvarlarını Hz. İsa, annesi Hz. Meryem ile Hristiyanlığın başlangıç dönemi ileri gelenlerinin resimleri süslüyor. Kilisenin duvarına çizilen ve Anadolu'da tek örnek olduğu bilinen "Gülen Meryem Ana" freski ise ziyaretçileri cezbediyor. Hz. İsa'nın doğumunun müjdelenmesi, dadılarının Hz. İsa'yı yıkaması, Hz. İsa'ya hediye sunulması, Hz. Meryem'in Hz. İsa'yı azizlere tanıtması, baş melekler Gabriel ve Mikail'in Hz. Meryem'e tanrı selamını iletmesi de fresklerle anlatılıyor. Vali Cahit Çelik, AA muhabirine, tamamen kayadan oyma manastırın içinde 15 metre çapında, 14 metre yüksekliğinde bir avlu bulunduğunu, bu özelliğiyle bölgede tek olduğunu söyledi. Kapadokya bölgesindeki kilise manastırlarının genelde mutfaklı ve yemekhaneli yapıldığını kaydeden Çelik, Gümüşler Manastırı'nın ise kare şeklinde, açık avlulu, tek yapı olduğunu vurguladı. Çelik, manastırın doğusu, güneyi ile batısındaki kısımlarda mesken ve müştemilat olarak kullanılan alanlar olduğuna dikkati çekerek, "Kuzeyindeyse dünyada tek, sadece 'Gülen Meryem Ana' figürünün olduğu bir kilise mevcut. Aynı zamanda bu manastırın dış kısmında da yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğunda yerleşimlerin olduğu bir alan var. Bu anlamda da Niğde, Kapadokya bölgesinde çok önemli bir şehir. Gümüşler Manastırı da bu anlamda ilimizin en önemli turistik değerlerinden biri, herkesi bu güzel ören yerini, bu güzel manastırı gezmeye, görmeye davet ediyoruz." diye konuştu. "BU GÜZEL ESERİ GÖRMEYE, GEZMEYE DAVET EDİYORUZ" Kilise duvarında 1963 yılında İngiliz restoratör Michael Gough'un restore ettiği "Gülen Meryem Ana" freskinin yer aldığını anlatan Vali Çelik, şöyle devam etti: "Burada 'gülen' ifadesiyle tek bir örnek. Bu yüzden Gümüşler Manastırı görülmeye değer bir yer. Manastırın dış kısmında 2 katlı yer altı şehri mevcut. Burası milattan sonra 8. ve 12. yüzyıllar arasında yapıldığı düşünülen ve o dönemde Kapadokya bölgesinde önemli olan bir yer. İç kısımda manastırın batı tarafında iki katlı yer altı şehri var. Bir kısmı daha önce mutfak olarak kullanmış. Bir kısmı kiler olarak kullanılmış. Niğde'mizin en önemli turistlik yerlerinden Gümüşler Manastırı hem yapı hem de tarihi özellik itibarıyla dünyada ve Türkiye'de tek. Bu açıdan da herkesi bu güzel eseri görmeye, gezmeye davet ediyoruz." ### Refik Anadol'un "Rumi Rüyaları" isimli dijital sergisi Macaristan'da! Macaristan'ın Debrecen şehrindeki Modern ve Çağdaş Sanatlar Merkezi (MODEM), ünlü Türk medya sanatçısı Refik Anadol'un "Rumi Rüyaları (Rumi Dreams)" adlı dijital sergisine ev sahipliği yapıyor. Türkiye'nin Budapeşte Büyükelçiliği, Refik Anadol Stüdyosu, Debrecen Belediyesi ve Konya Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle 2024 Türk-Macar Kültür Yılı vesilesiyle düzenlenen dijital sergi, 3 Ağustos'ta ziyaretçilere kapılarını açtı. Mevlana'nın renkli dünyasını yapay zeka tabanlı ışık ve hareket gösterisiyle yansıtan "Rumi Rüyaları" sergisi, Konya Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde geniş bir Mesnevi külliyatının ve tasavvuf müziği kayıtlarının bugünün bilgisayar teknolojileri kullanılarak yorumlanmasıyla oluşturuldu. Hareket, ışık, renk ve ses tekniklerinin kullanıldığı sergide, izleyiciye Mevlana'nın "gönlümüzün kendi ışığını ortaya çıkarması" fikrinin işlenmesi amaçlanıyor. 58. Debrecen Çiçek Festivali'nin kültürel programında da yer alacak sergi, 3 Ağustos-29 Eylül tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Serginin açılış etkinliğine çok sayıda üst düzey bürokrat, kordiplomatik mensupları, yerel yöneticiler ile kültür, sanat, akademi ve medya çevrelerinden isimler yoğun ilgi gösterdi. Serginin 3 Ağustos'taki açılış töreninde konuşan Türkiye'nin Budapeşte Büyükelçisi Gülşen Karanis Ekşioğlu, dünyanın önde gelen medya sanatçılarından Refik Anadol'un eserini 2024 Türk-Macar Kültür Yılı vesilesiyle Macaristan'ın ikinci büyük şehri olan Debrecen'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Yapı Merkezi ve Synergy isimli inşaat şirketlerine sergiye sağladıkları destek için teşekkür etti. Debrecen Belediyesi Kültür İşlerinden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Istvan Puskas ve MODEM Direktörü Kata Vizi ise 2024 Türk-Macar Kültür Yılı çerçevesinde modern Türk sanatının Debrecen'de sergilenmesi imkanına kavuştukları için duydukları mutluluğu ifade etti. Açılış törenin ardından dijital sanat küratörü Viola Lukacs'ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, üç boyutlu video haritalama sanatçısı Zsolt Bordos Laszlo ve imaj yaratıcısı fütürist Ferenc Kömlödi, "Rumi Rüyaları" sergisine dair izlenimlerini konuklarla paylaştı. ### Arter sonbaharı iki yeni sergiyle karşılıyor Arter, sonbaharı 19 Eylül’de açılacak iki yeni sergiyle karşılıyor. Maaria Wirkkala’nın 2007 yılında 52. Venedik Bienali bağlamında ilk kez sergilediği ve aynı yıl Arter Koleksiyonu’na dahil edilen yerleştirmesi "Karaya Çıkmak Yasaktır", Arter’in 1. kat galerisinde izleyiciyle buluşacak. Yasemin Özcan’ın daha erken tarihli yapıtlarıyla yeni üretimlerini bir araya getiren "Islak Zemin" başlıklı sergisi ise Arter’in giriş kat galerisinde düzenlenecek. Ömer Koç Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerle oluşturulan, Arter’in ilk özel koleksiyon sergisi "Farz Et Ki Sen Yoksun"; Şakir Gökçebağ’ın farklı zaman aralıklarında ürettiği yerleştirme, heykel ve fotoğraflarından oluşan "Göründüğü Gibi" başlıklı kişisel sergisi ve Jackie Matisse’in uçurtmalarına tüm göz alıcılıklarıyla bütünlüklü bir bakış sunan "Uçurtma Zamanı" başlıklı sergi Arter’de devam ediyor. Arter, süregiden sergilerinin yanı sıra eylül ayında iki yeni sergiyi de izleyiciyle buluşturuyor. MAARIA WIRKKALA: KARAYA ÇIKMAK YASAKTIR Maaria Wirkkala’nın 2007 yılında 52. Venedik Bienali’nde sergilenen ve aynı yıl Arter Koleksiyonu’na dahil edilen "Karaya Çıkmak Yasaktır" başlıklı yerleştirmesi, İstanbul’da ilk kez 19 Eylül 2024-23 Şubat 2025 tarihleri arasında Arter’in 1. kat galerisinde izleyiciyle buluşacak. Küratörlüğünü Nilüfer Şaşmazer’in üstlendiği ve yerleştirmeyle aynı adı taşıyan sergi, kendisine eşlik eden Arter Yakın Plan yayını aracılığıyla, çocukluğunu anavatanı Finlandiya’nın güneyindeki Helsinki ve kuzeyindeki Laponya ile İtalya'nın Venedik kenti arasında geçiren ve bu coğrafyaların daimi bir değişkenlik içinde olan su, hava ve ışık gibi unsurlarını üretiminin merkezinde konumlandıran sanatçının pratiğine derinlikli bir bakış sunacak. YASEMİN ÖZCAN: ISLAK ZEMİN 19 Eylül 2024-6 Nisan 2025 tarihleri arasında Arter’in giriş kat galerisinde düzenlenecek "Islak Zemin" başlıklı sergi, pratiğinde seramik, fotoğraf, metin, video, ses ve performans gibi farklı mecra ve malzemelere yer veren Yasemin Özcan’ın daha erken tarihli yapıtlarıyla bu sergi için ürettiği yeni eserlerini Eda Berkmen küratörlüğünde bir araya getirecek. İnsanın toprakla, hatırlamanın dille, otobiyografinin kurguyla ilişkisi üzerinden nesiller arası aktarım, göç ve kimlik inşası gibi konulara odaklanan sergiye, Berkmen’in sanatçıyla gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşinin yanı sıra Kaya Genç, Evrim Kaya ve Işın Önol’un kaleme aldıkları metinlere yer veren bir de kitap eşlik edecek. Arter’in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www.arter.org.tr adresinden erişilebilir. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, salı-pazar günleri 11.00-19.00, perşembe günleri ise 11.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün, perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının kütüphane, kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’e ulaşılabiliyor. ### Ara Güler'in hayat hikayesi beyaz perdeye taşınıyor Bu dokunaklı ve ilham verici filmle, Ara Güler’in hayatına ve sanatıyla bıraktığı derin izlere tanıklık edeceğiz.Dünyanın en önemli foto muhabirlerinden biri olarak kabul edilen ve Türkiye’nin görsel hafızası niteliğindeki çalışmalarıyla tanınan Ara Güler'in hayatı, sinema perdesine taşınıyor. Ara Güler’in büyüleyici yaşam öyküsü, “Merhaba” adlı filmle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yönetmen ve senarist koltuğunda Aren Perdeci ve Ela Alyamaç’ın oturduğu, yapımcılığını ise Ela Alyamaç ve Harutyun Kuran’ın üstlendiği bu film, izleyicilere unutulmaz bir sinema deneyimi sunmayı hedefliyor. UNUTULMAZ BİR YOLCULUK HİKAYESİFilm, Ara Güler’in hayatımın dönüm noktası olarak tanımladığı, babasıyla Şebinkarahisar’a yaptığı üç günlük yolculuğu merkezine alıyor. Yönetmenler Ela Alyamaç ve Aren Perdeci, Ara Güler’in kendi arzusuyla görevlendirildiği bu projeyi, usta fotoğrafçının ve babasının hayat hikayelerini anlatan dokunaklı bir sinema filmi haline getirdiler.Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi ve Ara Güler Müzesi’nde bir yılı aşkın süren kapsamlı bir çalışma sonucunda hazırlanan senaryo, Los Angeles’da Film Independent Global Media Makers Programı'nda geliştirilmiş ve Berlinale’de Variety dergisi tarafından uluslararası tanıtımı yapılmıştır. BAKANLIK VE TRT DESTEĞİ“Merhaba” filmi, T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Sinema Yapım Destek fonundan destek alarak büyük bir adım atmıştır. Ayrıca, TRT’nin düzenlediği senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu TRT 12 Punto’ya seçilmiş ve Oscar ödüllü yönetmen Pawel Pawlikowski’nin jüri başkanlığındaki uluslararası jüri tarafından TRT Ön Alım ödülüne layık görülmüştür. ARA'YI DERİNDEN ETKİLEYEN YOLCULUK1967 yılının sonbaharında, 39 yaşındaki Ara Güler, dünya çapında seyahatler yaparak hayatın her kesiminden insanları fotoğraflamış, Salvador Dali'den Winston Churchill'e kadar zamanının tüm ikonlarıyla röportajlar yapmıştır. Bir gün babası Dacat Bey’in "Bir gün alıp da beni memlekete, doğduğum yere götürmeyi düşündün mü?" sitemi üzerine, baba-oğul, duygusal bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, Ara’nın hayatında derin izler bırakacak, onun en büyük yolculuğu olacaktır. FİLMİN DETAYLARI• İsim: Merhaba• Yönetmen: Ela Alyamaç – Aren Perdeci• Senarist: Ela Alyamaç – Aren Perdeci• Yapımcı: Ela Alyamaç – Harutyun Kuran• Yapım Şirketi: Kara Kedi Film• Süre: 120 Dakika• Tür: Biyografi – Yol Filmi – Tarihi Drama• İletişim: luysmedia@luys.com.tr, 0530 088 03 06 ### Suat Derviş’in Ölümsüz Eseri “Fosforlu Cevriye” Harbiye’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Suat Derviş'in ölümsüz eseri "Fosforlu Cevriye"yi, İstanbul'un gözde mekânlarından Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda seyirciyle buluşturuyor. Açık Hava Yaz Oyunları kapsamında 13, 14 Ağustos 2024 tarihlerinde saat 21.00’de seyirci karşısına çıkacak olan "Fosforlu Cevriye", izleyicileri 1930'lu ve 40'lı yılların İstanbul'una götürüyor. Gülriz Sururi'nin özgün metni ve Yelda Baskın'ın başarılı yönetmenliğiyle sahnelenen oyun, dönemin İstanbul'unu tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor. Etkileyici karakterleri, güçlü oyunculukları ve özgün müziğiyle sezon boyunca İstanbullu sanatseverler tarafından büyük ilgi gören oyun, Açık Hava’nın büyülü atmosferinde bir kez daha sahneye çıkıyor. Oyun biletleri gişelerden https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. FOSFORLU CEVRİYE Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.  Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… “Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…”  kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle… Oyunda; Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.  ### Tanrıça Demeter'in 2 bin yıllık tapınağı ayağa kaldırılacak Uşak'ın Ulubey ilçesindeki Blaundos Antik Kenti'nde bulunan, mitolojide tarım ve bereketin sembolü olarak bilinen tanrıça Demeter'in 2 bin yıllık tapınağı, kazı ve restorasyon çalışmalarıyla ayağa kaldırılacak. Büyük İskender'in Anadolu seferinde Makedonya'dan gelen askerlerin yerleştiği ve "Garnizon Kenti" olarak da adlandırılan antik kent, üç tarafının Ulubey Kanyonu'nun oluşturduğu vadilerle çevrili olması ve tek girişinin bulunmasından dolayı doğal bir kale görünümüyle dikkati çekiyor. Antik kentin en uç kısmında yer alan blok taşlardan oluşan üç yapı ise İngiltere'de bulunan Stonehenge'i andıran görünümüyle ilgi görüyor. Blaundos Antik Kenti'nde 2018 yılında başlatılan ve bu yıl Uşak Müzesi Müdürlüğü başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları, şehrin kuzeyindeki Demeter Tapınağı'nın bulunduğu bölgede yoğunlaştırıldı. "DEMETER TAPINAĞI, ŞEHRİN EN ÖNEMLİ NOKTASINDA YER ALIYOR" İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Ceylan, bu yılki çalışmaların, milattan sonra 41-54 yıllarında hüküm süren Roma imparatoru Claudius döneminde yaptırıldığı değerlendirilen Demeter Tapınağı'nı ayağa kaldırmaya yönelik olduğunu söyledi. Ceylan, tapınağın antik kent için önemli bir yapı olduğunu belirterek, "Demeter Tapınağı, şehrin en önemli noktasında yer alıyor. Şehrin çarşı merkezine yakın bir konumda. Tapınağın etrafında bir sunak alanı da yer alıyor. Bu yıl özellikle tapınağın batı ve kuzey bölümünde kazı çalışmaları yürütüyoruz. Daha sonra çıkan sonuçlara göre, öncelik Demeter Tapınağı'nın sütunları olmak üzere restorasyon çalışmalarını başlatacağız." diye konuştu. Tapınağın ayağa kaldırılmasının ardından Blaundos Antik Kenti'nin çok daha görünür bir alan olacağını vurgulayan Ceylan, "Restorasyon çalışmaları bir sürece yayılan ve bir anda yapılması mümkün olmayan bir şey. Özellikle tasnifi, blokların yeniden taşınması ve yeniden düzenlenmesi zaman alıyor. Ama Demeter Tapınağı'nı 3 yıl içerisinde yeniden ayağa kaldırmayı planlıyoruz." dedi. Ceylan, bu yıl tapınağın ön blok taşlarının yerleştirilmesini tamamlamayı planladıklarını sözlerine ekledi. ### Chromas'ın "Cloudburst" başlıklı ses yerleştirmesi, 25 Eylül-6 Ekim’de Arter'de! Dünyaca ünlü koro şefi ve Grammy ödüllü besteci Eric Whitacre’ın 8 sesli koro eseri "Cloudburst", Arter’in performans salonu Karbon’da! Türkiye’nin yenilikçi korolarından Chromas tarafından yıllardır sahnede canlı olarak seslendirilen ve 2023’te İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi (MİAM) Stüdyosu’nda 360 derecelik bir tasarımla kurgulanarak kaydedilen ses yerleştirmesi, ziyaretçilere benzersiz bir ses deneyimi sunacak. 25 Eylül’de Chromas’ın eseri Arter binası içinde canlı olarak seslendireceği özel bir performansla açılacak Cloudburst başlıklı ses yerleştirmesi, 25 Eylül-6 Ekim tarihleri arasında ise pazartesi hariç her gün, günde dört kez Karbon’da deneyimlenebilecek. Cloudburst, dünyacaünlü koro şefi ve Grammy ödüllü besteci Eric Whitacre’ın 1991 yılında, henüz 21 yaşındayken aldığı bir sipariş üzerine yazmaya başladığı ve 1995 yılında tamamladığı 8 sesli koro eseri. Başak Doğan’ın kurduğu, Türkiye’nin yenilikçi korosu Chromas tarafından yıllardır sahnede canlı olarak seslendirilen ve 2023 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi (MİAM) Stüdyosu’nda, Dolby Atmos uzamsal kayıt tekniğiyle tüm sesleri kapsayacak şekilde 360 derecelik bir tasarımla kurgulanarak yeniden kaydedilen Cloudburst, Arter’in performans salonu Karbon’da ses yerleştirmesi olarak ziyaretçilerle buluşacak. Yaklaşan bir fırtınayla başlayan, yağmur ile devam ederek ardından açan güneşin tasviriyle sona eren 8 dakika 12 saniyelik eser, Karbon’a kurulan mekâna özel yerleştirmeyle dinleyicilere benzersiz bir ses deneyimi sunacak. Hoparlörlerin “sweet spot” olarak adlandırılan odak noktasında konumlanan ziyaretçiler, bu ses yerleştirmesini deneyimlerken ışık, dekor, hareket gibi başka herhangi bir uyarıcı olmaksızın sadece etraflarını çevreleyen esere tanık olacaklar. Cloudburst başlıklı ses yerleştirmesi, 25 Eylül Çarşamba akşamı Chromas’ın eseri Arter binası içinde canlı olarak seslendireceği özel bir performansla açılacak. Yerleştirme, 6 Ekim 2024 tarihine dek pazartesi hariç her gün saat 11.30, 13.00, 15.00 ve 17.00’de olmak üzere günde dört kez Karbon’da deneyimlenebilecek. ### Ağustos ayı boyunca birçok tiyatro oyunu sahnelenecek Ağustos ayı boyunca, arasında kapalı gişe oynayan "Zengin Mutfağı" ve "Richard"ın olduğu birçok tiyatro oyunu sanatseverlerle buluşacak. Bu yıl 9-11 Ağustosta gerçekleştirilecek Bergama Tiyatro Festivali'nde "Cyrano" ve "Fahrenheit 451" oyunu, Bergama Asklepion Antik Sahne'de gösterilecek. KüçükÇiftlik Park'ın gelenekselleşen KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu, 7 Ağustos'ta Engin Alkan'ın yönettiği "Üçü Bir Arada" oyununu, 29 Ağustos'ta da Tom Basden'ın kara mizah yüklü uyarlaması olan "Joseph K." oyununu izleyicilerin beğenisine sunacak. Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda 5 Ağustos'ta Fransız yazar Fred Radix'nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu'nun yönettiği ve başrolünde olduğu "Şakşakçılar" oyunu sahnelenecek. 'ZENGİN MUTFAĞI' TURNE YAPACAKBugüne kadar kapalı gişe oynayan "Zengin Mutfağı" ise ağustos ayı boyunca İstanbul, İzmir ve Ankara'da gösterimler yapacak. Oyun, 3 ve 4 Ağustos'ta DasDas'ta, 9 ve 10 Ağustos'ta Ankara Oran Açıkhava Sahnesi'nde, 20 Ağustos'ta İzmir Kültürpark Açık Hava Sahnesi'nde ve 28 Ağustos'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) tiyatroseverlerle buluşacak. Okan Bayülgen, Shakespeare'in ünlü trajedisinden hareketle yazıp yönettiği "Richard" oyununu, 14 Ağustos'ta Datça'da ve 16 Ağustos'ta Marmaris'te sahneye koyacak. Muhammet Emre Aydın'ın baştan uca kendi tasarlayıp sahneye koyduğu ve trajikomik bir olayı ele alan "Allah'ına Kadar Hamlet" oyunu, bu ay boyunca AyDem Sahne Bakırköy'de gösterilecek. Stefan Zweig'ın unutulmaz eseri "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu", İstanbul'un yanı sıra Antalya, Girne, Balıkesir ve İzmir'de de izleyici karşısına çıkacak. ANKARA'DA BİRÇOK OYUN SAHNELENECEKYılmaz Erdoğan'ın kaleminden çıkan, Furkan Gölbaşı'nın uyarlamasıyla sahneye konan "Bir İshak'sın Bir Cemil" oyununun da bu ay Ankara Şato Yazar Sahne'de gösterimleri yapılacak. "Bay Keuner'in Öyküleri"nden hareketle tasarlanan "Onların Çağı" oyunu, 5 Ağustos'ta Cermodern'de beğeniye sunulacak. Frida Kahlo'nun hayatını konu alan "Frida", İstanbul'da Bakırköy AyDem Sahne ve İkinciKat'ta seyirciyle buluşacak. Oyun, ayrıca Girne Kültür Merkezi, Balıkesir Avlu Kongre Merkezi, İzmir Nazım Hikmet Kültür Merkezi ve Bursa Akademik Odalar Birliği (BAOB) Sahne'de gösterilecek. "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" oyunu da bu ay Cafe Theatre Kartal İSTMarina'da gösterimlerine devam ediyor. Şelale Coşkuntuna'nın kaleminden "Bizim Evin Delileri" oyunu, 3 ve 10 Ağustos'taki toplam 3 gösterimle İstanbul'da ADT Sahnesi'nde izleyiciyle buluşacak. ### İBB'den konserlere özel metro düzenlemesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki, Türkiye’nin en büyük kent içi raylı sistem işletmecisi, Metro İstanbul AŞ, İstanbul’da konser keyfi aralıksız devam etsin diye metro seferlerini 00.30’a kadar uzatma kararı aldı. İBB Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu konserleri ve Yenikapı Festival Park Etkinlik Alanı’nda düzenlenecek 3. İstanbul Festivali’ne katılacak olan İstanbullular, konserlerin ve festivalin keyfini çıkarırken uzatılan metro seferleri ile toplu ulaşımda kesinti yaşamayacaklar. Günde 3 milyonu aşkın yolcuya hizmet veren Metro İstanbul, 2019 yılından bu yana kentte düzenlenen geniş katılımlı etkinliklere ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla ek seferler gerçekleştiriyor. Yolcu yoğunluğuna göre anlık olarak sefer düzenlemesi yaparak maç, konser, miting, kongre gibi etkinlikler, Ramazan ayı ve yoğun kar yağışı gibi dönemlerde yaptığı ilave sefer sayısını 2023 yılında iki katına çıkaran Metro İstanbul, toplam 20 bin 885 adet ek sefer gerçekleştirdi. Şehrin kalbinin attığı etkinlikler için sefer düzenlemelerine devam eden Metro İstanbul, İBB Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda düzenlenecek etkinlikler nedeniyle, M2 Yenikapı-Hacıosman Metro Hattı’ndaki seferleri hafta içi saat 00.30’a kadar uzattı. 2-18 Ağustos tarihleri arasında Yenikapı Festival Park Etkinlik Alanı’nda düzenlenecek 3. İstanbul Festivali için de, M1A Yenikapı-Atatürk Havalimanı, M1B Yenikapı-Kirazlı Bağcılar, M2 Yenikapı-Hacıosman, M4 Kadıköy-Sabiha Gökçen Havalimanı, M5 Üsküdar-Samandıra, M6 Levent-Boğaziçi Üniversitesi Hisarüstü ve M7 Yıldız-Mahmutbey Metro Hatları’nda seferler 00.30’a kadar uzatılacak. Gece Metrosu uygulaması ile Cuma’yı Cumartesi’ye Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gecelerde 7 metro hattında 66 saat kesintisiz devam eden hizmet ile sadece 2023 yılında 2 milyon 991 bin 33 yolcu taşınmıştı. İstanbullular yine hafta sonları Gece Metrosu uygulamasını kullanabilecekler. Etkinlik takvimine ulaşmak için Radar Türkiye uygulamasını kullanabilirsiniz. ### 212 Photography Istanbul, 28 Eylül’de şehrin farklı mekânlarında! 28 Eylül-13 Ekim 2024 tarihlerinde yedincisi gerçekleşecek 212 Photography Istanbul, fotoğrafın yanı sıra farklı disiplinleri dahil ettiği kapsamlı programıyla İstanbul’un farklı rotalarında sanatseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz yıl, 100.000’e yakın ziyaretçi ile buluşan “Şehrin Festivali” 212 Photography Istanbul, yedinci yılında bir kez daha kapsamlı bir festival deneyimini 30‘a yakın farklı noktada izleyicisiyle buluşturacak. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla Türkiye Kültür Yolu Festivali programı dahilinde gerçekleşen “Şehrin Festivali” 212 Photography Istanbul, sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere çıktığı yolda yedinci yılına giriyor. İBB KÜLTÜR ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür AŞ iş birliği içinde olan 212 Photography Istanbul 2024 programında Türkiye’den ve dünyadan isimleri İstanbul’da ağırlayacak. Festivalin bu seneki destekçileri arasında ayrıca; JOTUN, Borusan Otomotiv'in Türkiye Distribütörü olduğu BMW ve PARİBU’nun yanı sıra Hollanda Başkonsolosluğu, Institut Français Türkiye ve Macar Kültür Merkezi yer alırken Türkiye’nin yeni medya alanına odaklı en kapsamlı koleksiyonu olan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan ödünç eserler de ziyaretçiler ile buluşacak. 2024 PROGRAMINDA ÖNE ÇIKANLARYedinci edisyonunda 212 Photography Istanbul, çağımızın en önemli fotoğrafçılarından ve aktivistlerinden biri olan Sebastião Salgado’nun “Genesis” sergisiyle İstanbul'u büyülemeye hazırlanıyor. Sergi, 28 Eylül'den itibaren Aralık sonuna kadar T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ile Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde 3 ay boyunca ziyarete açık olacak. Festival, bu sene yine program içeriği ile takipçilerine çok özel bir keşif rotası sunacak. Sanatçıların modadan gastronomiye, mimariden yeni medyaya farklı yaratıcı disiplinlerden projeleri yer alacak. Sergilerin yanı sıra festival programında atölye, söyleşi, film gösterimleri, konserler, dans/performans gibi pek çok farklı etkinliğe yer verecek. 212 Photography Istanbul mekânları arasında; Festivalin yedinci yılında İstanbul’un iki yakasına yayılan programında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi, YK bomontiada, Akaretler, Galata Rum Okulu, St. Benoît Kilisesi, Taksim Sanat, Institut Français, St. Antuan Kilisesi, 212 Studio, Yeldeğirmeni Sanat, Akaretler, Moda İskelesi, Soho House, Zorlu PSM, Werkstatt Akademi’nin yanı sıra paralel sergilerle birlikte Anna Laudel, Büyükdere35, Fotoğrafevi, artsümer, Evin Sanat Galerisi, Gallery Duende ve daha pek çok mekânda festival programı takip edilebilecek. BAŞVURULAR DEVAM EDİYOR!Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, uluslararası mecrada her yaştan amatör ve profesyonel fotoğrafçının katılımına açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin, sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız olarak sürüyor. Alanında dikkat çeken ve ufuk açan isimlerin yer aldığı jüri tarafından değerlendirilecek yarışmanın kazananı 5000 Euro ile ödüllendirilecek.Son başvuru tarihi 8 Eylül 2024 olan Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması ile ilgili tüm detaylara web sitesi ve festival sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor. Detaylı bilgi için www.212photographyistanbul.com |instagram.com/212photographyistanbul ziyaret edebilirsiniz. ### Müze ve ören yerleri 6 ayda 14 milyona yakın ziyaretçi ağırladı Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, bu toprakların paha biçilmez tarihi, kültürel ve arkeolojik mirasının tüm dünyada merak uyandırdığını vurguladı. Bakan Ersoy, "2024 yılının ilk 6 ayında müze ve ören yerlerimizde 14 milyona yakın ziyaretçiyi ağırladık. Anadolu topraklarının tarihine yolculuk yapan yerli ve yabancı sayısı bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 12 artış gösterdi." bilgisini verdi. "İnsanlık tarihine ışık tutan bu toprakların gün ışığına kavuşan miraslarına olan ilginin her geçen gün daha da büyüyor olmasından mutluyuz." ifadesini kullanan Ersoy, en fazla ziyaretçi ağırlayan müze ve ören yerlerinin listesini de paylaştı. Geçen yılın ilk yarısında 12 milyon 381 bin 645 kişinin gezdiği müze ve ören yerlerini, bu senenin aynı döneminde yüzde 12 artışla 13 milyon 842 bin 840 kişi ziyaret etti. İzmir Efes Ören Yeri, 1 milyon 117 bin 528 kişiyle en fazla ziyaretçi ağırlayan yer oldu. Konya Mevlana Müzesi 1 milyon 102 bin 358, ören yerlerinden Denizli Hierapolis (Pamukkale) 985 bin 265, Nevşehir Göreme 501 bin 236, Nevşehir Zelve-Paşabağları ise 464 bin 101 ziyaretçi ağırladı. ### Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’ndan unutulmaz konser Sabancı Vakfı’nın kurulmasına öncülük ettiği ve ana destekçisi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO)’nın 2024 turnesi devam ediyor. 24 Temmuz’da konser programının ikinci durağı olan Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) müzikseverlerle buluşan orkestra, dinleyicilere unutulmaz bir deneyim yaşattı. TUGFO, 10 Ağustos tarihine kadar Hollanda, İtalya ve Almanya’daki önemli konser salonlarında ve festivallerde konser verecek. Sabancı Vakfı tarafından desteklenen ve Şef Cem Mansur’un yönetiminde, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı çatısı altında faaliyet gösteren Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), merakla beklenen İstanbul konserini 24 Temmuz akşamı Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirdi. AKM’de 2 bini aşkın seyirci kapasitesine sahip Türk Telekom Opera Salonu’nda keyifli bir konser deneyimi sunan TUGFO, geniş repertuvarıyla dinleyicileri bir kez daha kendine hayran bıraktı. Orkestranın piyanist Daniel Ciobanu’ya eşlik ettiği müzik dolu gecede; Hector Berlioz, Sergey Rahmaninov, Ege Gür ve Sergey Prokofiev’in eserleri çalındı. Ayrıca genç besteci Ege Gür'ün geçtiğimiz yıl deprem felaketinde hayatını kaybedenlerin anısına TUGFO için bestelediği "Görünmez Olanın İmgesi" ilk kez müzikseverlerle buluştu. AVRUPA’DA TUGFO RÜZGARI Türkiye’de konservatuarlarda okuyan 16-22 yaşları arasındaki sınavla seçilen 80 genç müzisyenden oluşan TUGFO, yurt dışı turnesinde Amsterdam, Venedik, Berlin gibi dünyanın önemli sanat merkezlerinde izleyicileri ile buluşacak. Yurt dışı turnesinin ilk durağı 26 Temmuz’da Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da yer alan dünyanın en prestijli konser salonlarından Concertgebouw olacak. 28 Temmuz’da İtalya’daki Salo Festivali’nde sahne alacak olan orkestra, 30 Temmuz’da İtalya’nın Venedik şehrindeki Scuola Grande di San Rocco’da müzikseverlere keyifli bir dinleti sunacak. TUGFO, sezonun son konserini 10 Ağustos’ta Almanya’nın başkenti Berlin’de Konzerthaus konser salonunda verecek. Sabancı Vakfı’nın 16 yıldır ana destekçisi olduğu Türkiye’nin en dinamik orkestrası Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, genç müzisyenlerin profesyonelleşmeden önce orkestra deneyimi kazanmalarının yanında, yurt içi ve yurt dışı festivallerde konser verme ve orkestralar arası değişim programlarından yararlanma gibi fırsatlar da sunuyor. ### Ünlü tasarımcılar Roca Tasarım Günü'nde buluştu Dünyanın lider banyo ürünleri üreticisi Roca, “Roca Tasarım Günü” kapsamında 240 mimar, tasarımcı ve sektör profesyonelini Roca Barselona Galeri’de bir araya getirdi. Etkinlikte katılımcılar, Mario Cucinella, Rodrigo Ohtake ve Borja Ferrater gibi önde gelen tasarımcı ve mimarların deneyimlerini dinlediler. Milano tasarım haftasında Fuorisalone'nin son edisyonunda sergilenen 'Sparking Change' enstalasyonunu da yakından keşfettiler. Roca, bu özel günde Ohtake koleksiyonunun yeni tasarımlarıyla birlikte en son koleksiyonlarını da tanıttı. Mimarlık ve tasarım kültürüne katkı sağlamayı yönetim vizyonunun ayrılmaz bir parçası olarak gören Roca, tasarım ve mimarinin merkez üssü haline gelen Roca Barselona Galeri'de, Roca Design Days 24’ü gerçekleştirdi. Mimar, tasarımcı ve sektör profesyonellerinin katılım sağladığı galeride katılımcılar, Barcelona Galeri’de bir araya gelip Roca’nın son tasarımlarını sergilediği programa dahil oldular. Brezilyalı-Amerikalı fotoğrafçı Paul Clemence'in moderatörlüğünde mimarlar Mario Cucinella, Rodrigo Ohtake ve Borja Ferrater'in deneyimlerive mimarlık dünyasına ilişkin yeni trendler hakkında da bilgi edindiler. Program, Roca Barselona Galerisi'nde düzenlenen ve merakla beklenen 'Roca Architects Night' ile sona erdi. OHTAKE KOLEKSİYONUNUN YENİ TASARIMLARI KEŞFEDİLDİ Etkinlik, Brezilyalı mimar Ruy Ohtake tarafından tasarlanan ve eşsiz bir lavabo serisi yaratmak için dalgalı kıvrımlar, sürekli değişen ufuk çizgisi ve yumurtanın saf formu gibi doğal unsurlardan ilham alınan Ohtake koleksiyonunun yeni tasarımlarının tanıtımıyla başladı. Ruy Ohtake'nin 2021'deki ölümünün ardından, oğlu Rodrigo Ohtake bu ikonik koleksiyonu devam ettirerek iki yeni lavabo modeli ve bir küvet tanıttı. Rodrigo Ohtake, bu yeni tasarımlarda teknoloji ve doğayı, geometri ve organikliği, şiir ve güzelliği birleştiren ustalığını sergiledi. Geçtiğimiz yıl lansmanı yapılan Nu ve Tura koleksiyonları da katılımcılarla buluşturuldu. GALERİ 3.0 VE 'SPARKING CHANGE' ENSTALASYONU GALERİYE TAŞINDI Roca Barselona Galeri’nin tasarımından sorumlu OAB'nin (Office of Architecture in Barcelona) kurucu üyesi Borja Ferrater ise, katılımcılara Galeri 3.0 projesini tanıttı. Mario Cucinella Architects'in kurucusu Mario Cucinella da, Milano tasarım haftası sırasında Fuorisalone'nin son edisyonunda sergilenen 'Sparking Change' enstalasyondan bahsetti. Emisyonsuz üretim gerçekleştirerek sektörün karbonsuzlaştırılmasında bir dönüm noktası olan ve Roca Group tarafından faaliyete geçirilen, vitrifiye seramik üretimi için dünyanın ilk elektrikli tünel fırınından esinlenilen estalasyon, benzersiz renklere sahip 3D baskılı seramik bloklardan oluşan enstalasyonun renk geçişleri ve şekli, seramik pişirme sürecinin aşamalı çalışma sıcaklıklarını temsil eden görsel metaforlar olarak işlev görüyor. Orijinal eser, yıl sonuna kadar galeride sergilenmeye devam edecek. ALINGHI RED BULL RACING EKİBİ DE ETKİNLİKTE YER ALDI Etkinliğin bir diğer önemli parçası ise, Bu yaz 37. Amerikan Kupası'nda yarışan takımlardan biri olan ve Roca'nın sponsorluğunu üstlendiği Alinghi Red Bull Racing oldu. İsviçreli ekip, inovasyon ve sürdürülebilirliğe odaklanarak tasarım ve mühendislik alanındaki ilerlemeleri sergilemek üzere tasarıma adanmış bu günde Roca'nın misafirlerini ağırladı. Alinghi Red Bull Yarışlarının lideri eski America’s Cup şampiyonlarından Nils Frei’nin konuşması ile başlayan ziyarette davetliler, ekiple tanışma ve yarışmada kullanılacak teknenin çalışmalarını yerinde izleme fırsatı buldu. “DİNAMİK VE ZENGİNLEŞTİRİCİ BİR ALAN YARATTIK” Etkinliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Roca Group Kurumsal Pazarlama ve Tasarım Direktörü Marc Viardot, "Tasarım ve mimarlık alanındaki profesyoneller için gerçek bir buluşma noktası haline gelen Barselona'daki Roca Tasarım Günü 2024 etkinliğinde 20'den fazla ülkeden profesyonelleri bir araya getirmiş olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu buluşma, uluslararası üne sahip mimar ve tasarımcıların vizyonlarını paylaşabilecekleri bir ortam oluşturdu. Tasarımın geleceğine katkıda bulunabilecekleri dinamik ve zenginleştirici bir alan yaratarak bilgi ve deneyim alışverişini teşvik etti. Bu etkinlik ile Roca Galeri’lerin tasarım ve mimarlık dünyasının iletişimini geliştirme misyonunu pekiştirdiğimize inanıyorum. Yaratıcı fikirlerin buluşması noktası Roca Galeri’ler sayesinde sektördeki yenilikçi ve ilham verici projeleri destekleyerek, geleceğin mimar ve tasarımcılarına ilham kaynağı olmayı sürdüreceğiz.” diye konuştu. ### Aida Arghavani, Tahran Sanat Fuarı'na katılıyor Türkiye’de yaşayan Azerbaycan kökenli ressam Aida Arghavani, İran’da düzenlenecek olan Tahran Sanat Fuarı'na katılacağını bildirdi. 14-16 Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Tahran Sanat Fuarı’nda 9 parçadan oluşan eserlerini sergileyecek olan Arghavani, son çalışmaları arasında yer alan ejderha temalı eserlerini de sanatseverlerin beğenisine sunacak. EJDERHA YILI Ejderha temalı çalışmalarının özellikle fuarda olmasını tercih ettiğini açıklayan Aida Arghavani; “İran'da bu sene hayvan takvimine göre Ejderha Yılı ve ejderha genel olarak bolluk ve bereketi temsil eder. Bu nedenle, geceli gündüzlü çalışarak fuara yetişmesini sağladım” dedi. HAYATIN RUHUNU İŞARET EDİYOR Kişiliği yanında farklı bir tarzı da olan Arghavani, resimlerindeki ahengi dokuların oluşturduğuna vurgu yaparak; “Seçtiğim konular, ister at ister kelebek, hepsi hayatın ruhunu işaret ediyor ve her şeyin bir bütün olduğunu gösteriyor” diye konuştu. CANLI RESİM PERFORMANSI YAPACAK Aida Arghavani’nin İstanbul Sanat Dergisi’ne açıkladığı bir başka detay ise Tahran Sanat Fuarı sırasında yapacağı canlı resim performansının açık arttırmaya çıkarılacağı ve elde edilecek gelirin yüzde 70’inin hayır kurumlarına bağışlanacağı haberi oldu. ### 1500 yıllık Yerebatan Sarnıcı’nda “Yeraltının Kapıları” sergisi Kurduğu kültürel diplomatik işbirlikleriyle dünya sanatını İstanbul’a taşıyan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bu defa İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ortaklığında düzenlenen sıra dışı bir sergiyi Yerebatan Sarnıcı’nda sanatseverlerle buluşturuyor! İBB Miras’ın örnek restorasyonuyla İstanbul’un marka değerlerinden birisine dönüşen Yerebatan Sarnıcı’nda yeraltı, gerçeklik algısı ve yansımalar kavramlarıyla şekillenen “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” başlıklı görkemli sergi, Çek çağdaş heykeltıraşları Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in eserlerini 1500 yıllık tarihi yapıda bir araya getiriyor. İBB çatısı altında İstanbul’un dünyada önemi giderek artan bir kültürel diplomasi ve evrensel anlayış merkezi olduğu dönemde, serginin küratörlüğünü Dr. Mahir Polat ile Miroslav Kroupa üstleniyor. Sergide suyun içine yerleştirilen kristal heykellere hayat veren cam, saydamlığı ve katılığı ile Yerebatan Sarnıcı’ndaki iki temel malzemeyle, su ve taşla diyalog kuruyor. İBB’nin ev sahipliğini üstlendiği ve İstanbul’da düzenlenmiş en büyük uluslararası kristal heykel sergisi olma özelliğini taşıyan “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, 1 Ağustos’tan itibaren ziyaret edilebilir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle düzenlenen “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, Çek heykeltıraşlar Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in kristal heykellerinden oluşan özel bir seçkiyi Yerebatan Sarnıcı’nın büyülü atmosferinde bir araya getiriyor. Yeraltı, gerçeklik algısı, mitoloji, yansıma ve geçiş temaları etrafında kurgulanan sergi, filozof Platon’un bir mağaraya zincirlenmiş insanların mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini gördüğü ve bunları gerçeklik olarak algıladıkları mağara alegorisinden yola çıkıyor. Vlastimil Beránek’in geçmiş ve bugün üzerine odaklanan cam eserleri sarnıcın su ve taş dokusuyla etkileşime girerek Yerebatan Sarnıcı’nın su ve ışıkla elde ettiği dinamik yansıma alanlarına renk ve yansıtmayla dahil oluyor. Jaroslav Prošek’in eserleri ise izleyiciyi yaklaşık 6.000 yıl önce Mezopotamya’da üretilen ilk camın, aynı döneme ait yarı fosil meşe ağacı malzemesiyle buluştuğu tarihe götürerek kendimizle, kolektif hafızayla ve şimdiki zamanla ilgili soruları gündeme getiriyor. Geçiş ve yansımalarla Yerebatan Sarnıcı’nda salt turistik bir gezinin sınırlarını kaldıran sergi, izleyicileri insanlığın derinliklerine tekrar odaklanmaya; 1500 yıldır Güneş'ten koparılmış, buraya hapsedilmiş Medusa anlatısındaki “human condition/insan olma durumu” üzerine düşünmeye davet ediyor. Cumhuriyetin 100. yılını büyük bir onur ve coşkuyla kutlayan, ikinci yüzyıla doğru atılan her adımı “Demokrasi Yüzyılı” etkinlikleriyle taçlandıran İBB’nin ev sahipliğini üstlendiği “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, 1 Ağustos – 30 Kasım 2024 tarihleri arasında ziyaretçilerini bekliyor. YEREBATAN SARNICI HAKKINDA Yerebatan Sarnıcı, 6. yüzyılda, Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirildi. 80 bin tonluk su kapasitesiyle zamanında durgun bir derya gibi olan tarihi sarnıç, Latincede “Cisterna Basilica” olarak adlandırılıyor. Günümüzde Bazilika Sarnıcı olarak da anılan yapı, suyollarından ve yağmurdan elde edilen suyu, imparatorların ikamet ettiği Büyük Saray ve çevresindeki yapılara dağıtarak yüzyıllar boyunca kentin su ihtiyacını karşıladı. Şehrin en büyük kapalı sarnıcı olan Yerebatan Sarnıcı, içinde toplam 336 sütunu barındırıyor. Bu sütunların çoğunun, daha eski tarihli yapılardan toplandığı tahmin ediliyor. Yaklaşık olarak 10.000 m² alanı kaplayan sarnıç, İstanbul’un 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethinden sonra bir müddet daha kullanıldı. 16. yüzyılın ortalarına kadar Batılılar tarafından fark edilmeyen yapı, 1544-1555 yılları arasında İstanbul’da yaşayan bir doğa bilimci ve topografya uzmanı olan Petrus Gyllius tarafında yeniden keşfedildi. Osmanlı’da ilk kez III. Ahmet döneminde, II. Abdülhamid döneminde ise ikinci kez onarım gören Yerebatan Sarnıcı, ilerleyen yıllarda da onarımdan geçmeye devam etti.1955-1960 yıllarında sarnıcın kırılma riski altındaki 9 sütunu kalın bir beton tabakasıyla kaplandı. 1985-1987 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği kapsamlı onarım çalışmalarında, Yerebatan’ın en önemli simgesi olan Medusa başlı kabartmalı bloklar keşfedildi. İBB tarafından müze olarak ziyarete açılan yapının tarihindeki en kapsamlı restorasyon ise İBB Miras tarafından gerçekleştirildi. 22 Temmuz 2022 tarihinde yeni nesil bir müzecilik anlayışıyla yeniden kapılarını açan Yerebatan Sarnıcı Müzesi; geçici sergiler, çağdaş sanat gösterileri ve kültür sanat etkinlikleriyle ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor ### Kültür AŞ ile ücretsiz sanat rotası İBB iştiraki Kültür AŞ, İstanbul Modern’de düzenleyeceği ücretsiz sergi turlarında sanatseverler için hem keyifli hem öğretici bir sanat rotası hazırladı. 19 Temmuz’da başlayan rehberli turlar, haftada bir gün "Radar Türkiye" üzerinden kayıt olan sanatseverlerin katılımıyla düzenlenmeye devam edilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ, sanatseverleri rotasına davet ediyor. Haftada bir gün düzenlenecek ücretsiz sergi turları, katılımcıları İstanbul Modern’de kültürel yolculuğa çıkarıyor. Rehber eşliğinde 19 Temmuz’da başlayan sergi turunun ilkinde sanatseverler, İstanbul Modern’de dünyaca ünlü sanatçı Olafur Eliasson’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi "Senin Beklenmedik Karşılaşman"ı gezdi. Sergi turunda katılımcılar, Eliasson’un 30 yılı aşkın kariyerinde odaklandığı temaları keşfetti. Sanatçının yaratıcı sürecine ve sanatsal vizyonuna dair derinlemesine bilgi edinen katılımcılar, rehber eşliğinde gerçekleştirilen bu sergi turunda Olafur Eliasson’un eserlerine dair yeni perspektifler kazandı. "RADAR TÜRKİYE" İLE ÜCRETSİZ KAYIT OLUN Sınırlı kapasiteyle gerçekleşecek rehberli sergi turları için "Radar Türkiye" üzerinden ücretsiz kayıt yapılabilecek. Haftada bir gün İstanbul Modern’de yer alan sergiler, sanatseverlerle ücretsiz buluşturulmaya devam edilecek. Gelecek sergi turlarının duyurularını www.kultur.istanbul adresi üzerinden ve sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. ### Ressam Onur Bekiroğlu İle Söyleşi Bodrum Art Fair, 3-7 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Herodot Kültür Merkezi'nde sanatseverlerle buluştu. Sanat dünyasından pek çok sanatçının eserlerinin sergilendiği bu etkinlikte, en dikkat çeken isimlerden biri de ressam Onur Bekiroğlu'ydu. Onur Bekiroğlu'nun özgün tarzı ve etkileyici eserleri, fuar ziyaretçilerinin büyük beğenisini topladı. Sanatçının ilham kaynakları, sanatsal yolculuğu ve gelecek projelerini daha yakından öğrenmek için kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Onur Bekiroğlu kimdir, bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?  Hayatım boyunca tutkulu olduğum şeyleri yapmaya ve hayallerime adım adım ulaşmaya odaklandım. Ailemin doğru zamanda sağladığı yönlendirmeyle Güzel Sanatlarla tanıştım ve Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'nde Resim Bölümü'nden 2010 yılında mezun oldum. Lise yıllarımda okula her sabah heyecanla gitmek, içimde büyüyen bir mutlulukla resim yapmaya başlamamı sağladı. Bu dönemde resmin hayatımda kalıcı bir yer edineceğini anladım.  Üniversite hazırlıklarım sırasında, Marmara Üniversitesi Grafik Tasarım ve Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümleri'ni kazandım. Bu süreçte, Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü'ne yönelerek sanatsal düşünce açısından büyük bir gelişim sağladığımı hissettim. Teknik bilgiden çok, sanatın derinliklerine inmeye ve kendi ifade tarzımı oluşturmaya başladım. Üniversite yıllarımda prodüksiyon işleri ve resim yaparak para kazanma fırsatı buldum, bu da sanatımı profesyonel düzeye taşımamı sağladı.  Mezun olduğumda, sanatla geçirdiğim yılların bana kattığı deneyimle hayata hazır hissediyordum. Sanatımda zaman ve mekânın soyut kavramlarını somutlaştırarak izafiyet teorisini ve bilinçaltı betimlemelerini ele alıyor ve insan algısının değişkenliğini araştırıyorum. Sanat, benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda ruhumun ifadesidir ve hayatımın merkezinde yer alır.  Resim yapmaya nasıl başladınız? Bu süreçte sizi en çok ne motive etti?  Aslında, ilk kez kağıt ve kalemle buluştuğumda, içimden gelen bir hisle sürekli olarak karşıma çıkan şeylerin çizimlerini yapmaya başladım. İlkokul defterlerim hala saklıdır ve uzun zaman sonra onlara tekrar baktığımda, gözümde o zamanlar hayal meyal canlanan anılar canlandı. Bu durum, beni şu soruyu kendime sormaya yöneltti: Bu his nereden geliyordu? Tamamen içten gelen bir histi. Ancak bunun nereye evrileceğini ve resim yaparak bir şeyleri anlatabilme gücümü, yaş aldıkça fark ettim.  O zamanlar, bu ilgi bir hobiden daha çok, kendimi ifade edebilme biçimine dönüştü. Bu süreç içerisinde, ne yapacağım fikrinin tam oturmamasından kaynaklanan stres, o anlarda beni çok yorsa da, şu anda benim kişiliğimin oluşmasında büyük bir etken olarak görüyorum. Zamanla kendimi tanıdıkça, bu içsel farkındalık resimlerime de yansımaya başladı.  İlham kaynaklarınız neler? Hangi sanatçılar veya eserler sizi etkiledi?  İlham kaynağım genellikle bilim ve uzay oluyor. Açıkçası, metafizik ve bilinçaltı düşünceleri uçsuz bucaksız ve gerçekten ilham alınacak şeylerle dolu. Konularım her zaman soyut olduğu için görselleştirme konusunda çok daha özgür olabiliyorum çünkü bunları gerçek hayatta görüp kıyaslayabileceğiniz bir durum yok. Bazen aniden aklıma gelen düşünsel bir konuyu ele alıyorum, bazen de yüzyıllardır konuşulan bir fizik konusunu.  Sanatçı olarak, güzel sanatlar eğitimimden sonra kendi sanat hayatımda bir yön bulabilmek için çok fazla kendime odaklandım ve mümkün olduğunca başkalarının eserlerine bakmamaya çalıştım. Bu şekilde, kendime tanıdığım 3-4 senelik bir dönemim oldu. Bir sanatçıdan etkilenmek çok doğal olsa da, tamamen özgün bir fikir için zihnimi sadece hayallere açtım. Şu an ise güncel sanatçıların eserlerine daha çok bakıyorum. Sanat tarihinde çok tanınmış bir sanatçının eserindense, atölyesinde sabah akşam resim yapan ama çoğu insanın varlığından habersiz olduğu sanatçıların eserlerini görmek beni daha çok etkiliyor.  Eserlerinizde kullandığınız teknik ve tarz ile kişisel kimliğiniz arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Kendinizi ve düşüncelerinizi tuvale nasıl yansıtıyorsunuz? Aklınıza gelebilecek tüm teknikleri denemiş biri olarak en çok kullanmayı sevdiğim teknik yağlı boya. Çünkü resimlerimi yaparken çok fazla katman kullanıyorum, yani bütünden detaya inerek resmin son haline ulaşıyorum. Yağlı boyanın uzun süre kurumaması, istediğim sonucu almak için bana büyük kolaylık sağlıyor. Hatta resim yaparken farklı süreçlerim var; tablonun başına oturduğumda en az 8 saat çalışmam gerekiyor. Yağlı boyanın tabloya sürüldükten sonraki 7. saatlerinde bal kıvamına ulaşması, istediğim dokuyu daha iyi uygulamamı sağlıyor.  Eserlerimin çoğunda kırmızı renk yoğunluğu var ve bu bana sürekli soruluyor. Ancak yakından tanıyan herkes, kırmızının hayatımda önemli bir yer kapladığını gözlemliyor ve biliyor. Arabamdan atölyemdeki beyaz eşyalara kadar her şey kırmızı; hatta köpeğimin ismi bile "Red." Bu renk tercihini yaparken o an istemsiz şekilde hareket ediyorum. Kırmızının karakterimi ve anlatımsal kaygılarımı çok iyi yansıttığını düşünüyorum.  Aynı zamanda, "İzafiyet" serisi eserlerimde kırmızının etkisini daha çok kullanıyorum. Gravitasyonel kırmızıya kayma denilen bir terim var; bu, zamanın büyük kütleler çevresinde nasıl yavaşladığını ve evrensel bir zaman algısının nasıl bozulduğunu gösterir. Kırmızı, bu değişimi ve dalga boyunun uzamasıyla zamanın genişlemesini simgeler. Eserlerimdeki kırmızı renk, bu zamansızlık hissini, zamanın büyük kütlelerin etkisiyle büküldüğü ve değiştiği bir evrenin sembolü olarak kullanılıyor. Eserlerimde bu konuları işlerken, kırmızıyı gerçeklik algımızla eser arasındaki uzaklığı vurgulamak için de kullanıyorum.  Sanatınızda işlediğiniz kavramlara ve konulara olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?  Daha önce bahsettiğim gibi eserlerimde iki ana başlık var: bilim ve insan. Uzay bilimine her zaman ilgim oldu ve kendimi bu konuda çok bilgisiz hissederek sürekli öğrenme arzusuyla belgeseller izledim, kitaplar okudum. Diğer bir konu ise her insanın kafasının içinde uçuşan, bilinçaltında yatan fikirlerdir. Bu zaten kendini sorgulayan her insanda olan bir süreçtir. Ben sadece bu fikirlerin arasında kaybolduğumuz anları betimliyorum. Bu yüzden serimi "Kayboluş" olarak adlandırdım.  Zaman dokusu, yani dördüncü boyut, insanlığın çok yeni keşfettiği bir durum ve gerçekten insan beyninin algısının çok ötesindedir. Bizim için zaman, bir düzlem olarak var ve sabittir. Ancak bu durum Einstein’ın izafiyet teorisiyle yerle bir oldu. İzafiyet teorisi, zamanın ve mekanın, kütle ve hareketin etkisiyle bükülebileceğini ve değişebileceğini öne sürer. Bu, matematiksel olarak kanıtlanabilir ancak bir insan olarak bunu deneyimlemek neredeyse imkansızdır çünkü zaman kavramını hissedebilmek için ışık hızına yakın hızlarda hareket etmemiz gerekiyor ve henüz bunu nasıl başaracağımızı bilmiyoruz.  Ancak, dünya üzerinde bile ekvatorda yaşayan bir insanın zaman algısı, kutuplarda yaşayan bir insandan farklıdır. Bu farklılıklar çok küçük olduğu için fark edemeyiz. Metafizik konularında bu gibi durumların deneyimlenemeyeceğinin farkında olan sanatçılar, bazen bir film çekerek, bazen bir kitap yazarak, bazen de bir görsel ile bu hisleri aktarmaya çalışırlar. Ben de zaman algısının benim üzerimde nasıl bir etkisi olabileceği kaygısıyla eserler üretiyorum. Bu eserlerde, bu anı yaşayan bir karakterin üç farklı anını yansıtıyorum: geçmiş, gelecek ve şimdi. Bu yüzden eserlerimde bir kaos var. Bir film sahnesi gibi ve bakınca insanlar üzerine düşünüyor. Konuyu hemen anlayan da oluyor, resme bakıp başka şeyler düşünen de. Bu durumların hepsini çok seviyorum ve insanların eserlerime bakarken hissettiklerini izlemeyi ayrı bir keyifle takip ediyorum.  Sanatınızda sıkça kullandığınız “zaman” ve “evren” temalarının dışına çıkarak başka hangi konuları ele almayı düşünüyorsunuz? Gelecekte gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler veya hedeflerden bahseder misiniz?  Düşüncelerinde sabit biriyim. Sürekli yeni kaygılar bir sanatçıyı bence anlamsız ve içinden çıkılmaz bir duruma sokabilir. Bu yüzden uzun yıllar aynı konular üzerinde eser üreteceğim. Konu başlıklarım çok uçsuz bucaksız, biri evren. Örneğin, evren her saniye genişliyor ve sonsuzlaşıyor.Sadece bunu bilmek bile bu konudan uzaklaşmama engel oluyor.Bu yüzden anlatımlarım değişse de konu başlıklarım benzer olacaktır. Aynı zamanda "1001 Sketch" adında bir seri yapmaya çalışıyorum. Şu ana kadar yaklaşık 350'e yakın eskiz çalışması yaptım. Bu serideki amacım kendimi teknik olarak her zaman taze tutmak. Bu seride çoğu tekniği kullanıyorum. Tamamı kağıt üzerine oluyor ama kalemlerimi sık sık değiştiriyorum. Özellikle tükenmez kalemle yaptığım eskizlerim çok değerli çünkü ben süreç göstermeyi çok seven bir sanatçıyım. Geri dönüşü olmadan bir sonuca ulaştığımı göstermeyi seviyorum. Bu serinin bir amacı da çok daha fazla sanatseverin evinde imzalı bir eserimin olması. Sanat hayatımda kendimi hala geliştirmeye çalışırken ürettiğim bir eseri bir nevi belge gibi tarihe bırakıyormuş gibi hissediyorum. Özellikle akademik eğitim almış bir sanatçı olarak, bir figürü soyutlaştırmadan önce anatomik bilginin olduğunu tarihe geçirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Maalesef, sert bir eleştiri olarak, daha renk, çizgi, anatomi ve perspektif bilmeden üretilmiş bir soyut eser bana değersiz geliyor. Bunun bilinçli yapılmış bir şey değil, bir olasılık sonucu ortaya çıktığını düşünüyorum. Gelecekte bazı eserlerimde figürlerimde ben de anatomik bozukluklara geçeceğim. Hatta "Kayboluş" serisinde bunu şu anda yapıyorum ama dönüp baktığınızda bunu bilinçli olarak yaptığımı, bu gibi serilerle gerçek sanatseverlere göstermeyi amaçlıyorum.  Aynı zamanda "İzafiyet" serisine heykeller de eklemeyi düşünüyorum. Yakın zamanda katıldığım Bodrum Art Fair'da standım fazlasıyla ilgi çekti çünkü ben bir eseri ortamla bütünleştirmeyi seven bir sanatçıyım. Orada duvarımı kendim kırmızıya boyadım. Bu süreç içinde mücadele verdim. En son dediğim şey şuydu: "İzin verseniz de vermeseniz de kırmızıya boyayacağım." Bu baskı sonrasında izin çıktı ve kırmızıya boyadım. İnsanlar üzerinde bu durumun etki bıraktığını düşünüyorum. Bir nevi "Ben buradayım ve artık olacağım" mesajını vermek istedim. Devam eden süreçlerde fuarlarda ve sergilerde bu ortam-sanat uyumunu çok daha ileri taşıyacağım. Bunun için heykeller, sesler ve ışıklar gibi boyut algısını değiştirecek çok fazla etken olacak. Kısacası, bir sonraki iş için her zaman heyecan duyup farklı bir etki bırakma gayesiyle çalışmaya devam ediyorum. Hacettepe Üniversitesi Resim bölümü mezunu olduğunuzu biliyoruz. Hacettepe Üniversitesi’nde aldığınız sanat eğitiminin kariyeriniz üzerindeki etkileri nelerdir? Bu eğitim size ne tür kazanımlar sağladı?  Bence eğitimin gerçekten çok faydası oluyor. Neden böyle söylüyorum? O yaşlardayken "Ben her şeyi biliyorum" kafasında olabiliyorsunuz. Üniversitede okurken de bu hissi yaşıyordum ama dönüp baktığımda aldığım eğitimin bana çok şey kattığını fark ediyorum. Teknik olarak Güzel Sanatlar Lisesi'nde daha çok beslendiğimi düşünüyorum. Sonrasında üniversiteye girdiğimde lise birde aldığım eğitimin tekrarını görünce baya şaşırmıştım. Bunun nedeni, her Güzel Sanatlar fakültesini kazanan üniversite öğrencisinin geçmişinde bir güzel sanatlar lisesi olmaması. Bu yüzden üniversitede sıfırdan bir eğitim veriliyor, ama benim gibi güzel sanatlar lisesi mezunları için ilk yıllar biraz sıkıcı olabiliyor.  Üniversitenin bana bakış açısı konusunda çok fazla vizyon kattığını düşünüyorum. Resmi bir hobi değil, bir kaygının ve düşüncenin anlatım aracı olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Eğitim hayatım boyunca çok çalışkandım çünkü resim yapmayı fazlasıyla seviyorum. İyi ki güzel sanatlar okumuşum ve en güzel yıllarımda resimden uzaklaşamamışım diyorum. Şu an kendime güvenmemin altyapısında bu eğitimin yattığının farkındayım çünkü ne istediğimi biliyorum, nasıl yapacağımı biliyorum ve gerisi sadece çalışmak oluyor.   Sanat eğitimi almak isteyen gençlere veya yeni başlayan sanatçılara ne tür tavsiyelerde bulunursunuz?  Türkiye'de resim bölümü okumak isteyen gençler ve aileleri için bazı önemli tavsiyelerim var. Bu süreç, hem gençler hem de aileleri için zorlu ve bir o kadar da heyecan verici olabilir.  Gençlerin resim okuma konusundaki kararlılığı, ülke şartlarından dolayı gelecek kaygısıyla birleşiyor. "Eğer resim okursam mezun olduktan sonra ne yaparım?" sorusu sıkça gündeme geliyor. Bence, bu durum aile yapımız ve kültürümüzden kaynaklanıyor. Gençlerin, belli yaşlara kadar kendi başlarına karar verme ve kendilerini ifade etme özgürlüğü tam olarak tanınmıyor.  Türkiye’de resim okumak isteyen gençlerin ailelerine bu süreçte çok büyük görevler düşüyor. Sadece manevi destek olmaları bile, çocuklarının azmini en az iki kat artırabilir. Para, zaman içinde başarıyla kendiliğinden gelen bir durumdur. Ailelerin kaygılarını anlayabiliyorum; ben de aileme bu konuda kendimi sürekli kanıtlama isteği yaşadım. Zaman içinde çocuklarının hayal ettikleri mesleği yaparken duydukları mutluluğu görmek bile yeterli olacaktır. Bir aile, zaten bundan başka ne isteyebilir ki?  Kendi hayatımdan örnek vericek olursam, annemin araştırmaları ve yönlendirmeleri olmasa, Güzel Sanatlar Lisesi'nin farkında bile olmazdım. Bu yüzden anneme büyük bir vefa borçluyum. Babam ise, zamanla resimle kendimi iyi ifade edebildiğimi gördü. Lise yıllarında para kazanabildiğimi de kanıtladım. Sonrasında, hem annem hem de babam sürekli destek oldular.  Babamın şu anki halini şöyle özetleyebilirim: Beş yıldır bir prodüksiyon şirketim var ve doğal olarak iş yoğunluğundan zaman zaman resim yapmaya yeterince vakit ayıramıyorum. Babam ne zaman resim yapmadığımı görse, "Bırak oğlum şu şirket işlerini, sen resmine odaklansana" der hale geldi. Bu manevi tatmin bile beni fazlasıyla kamçılıyor diyebilirim. Bu konuda çok şanslıyım.  Yapay zekâ son zamanların en popüler gündemlerinden biri. Yapay zekânın sanat dünyasında görseller oluşturma konusundaki etkisi giderek artıyor. Bir sanatçı olarak, yapay zekânın hazırladığı görseller hakkında ne düşünüyorsunuz? Yapay zekânın sanat dünyasındaki yerinin artması, sanatçıların toplumdaki rolünü nasıl etkileyebilir? Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?  Her konuda olduğu gibi, bu teknolojiyi işine entegre edebilenler ve zekice kullananlar kazanacak diye düşünüyorum. Yapay zekâ sanatı bitirmek yerine, sanatı daha da yükseltecek. Bunu şöyle düşünebiliriz: Sanayi Devrimi'nden önce aklınıza gelebilecek çoğu insan üretimi malzeme elle üretiliyordu, ancak Sanayi Devrimi'nden sonra her şey robotikleşti. Hızlı üretilen malların fiyatı düşerken "el işçiliği" diye bir kavram doğdu. Öncesinde çok sıradan olan bu durum, şimdi sadece zenginlere itaf edilen bir statüye dönüştü. Hatta araba sektöründe, dünyanın önde gelen markalarından biri hala araçlarını el işçiliği ile üretiyor ve sıradan bir aracın 100 katı fiyatına satıyor. Yapay zeka ve sanat arasındaki bağı biraz buna benzetiyorum.  Geçmiş dönemdeki ressamlar, akıllarındaki sonuca ulaşmak için o an kullanabilecekleri tüm imkanları kullanmışlardır. Dünyanın ilk projeksiyonu diyebileceğimiz bir teknikle, karton kutu önüne delik açıp kağıda görsel yansıtarak anı ölümsüzleştirmeye çalışmışlardır. Bir sanatçı için süreç değil, sonuca aklındaki kadar yaklaşmak daha önemlidir. Yapay zekayı da bu anlamda kullanan sanatçılar, kendilerini çok daha ileri taşıyacaklar. Tabii ki, bu dijital sanat için geçerli olmayabilir.  Ben yıllardır yapmak istediğim tablonun referans fotoğrafları için aylarca uğraşırdım; eskizler yapar, fotoğraflar çeker ve telifli görseller alırdım. iPad ve Photoshop ile yapmak istediğim tablonun demosunu oluştururdum. Şimdi bazı noktalarda yapay zeka bu sürecimi hızlandırdı. Kendi çekmiş olduğum bir fotoğrafın neresinde boya darbesi olacağına veya bazı nesnelerin görsellerini oluştururken yapay zekadan faydalanıyorum. Yapay zekâ, bu anlamda sanatçıların işlerini kolaylaştırabilir ve yaratıcılıklarını daha da özgürce ifade etmelerine olanak tanıyabilir. ### İmamoğlu: Kültürün, sanatın çok zenginleştiği bir geleceği hep beraber oluşturalım İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un kültür sanat yaşamına yeni bir soluk getiren Galeri Beylikdüzü’nde düzenlenen “Görsel Sanatlar Yarışması Ödül Töreni”ne katıldı. Görsel sanatlar alanındaki güncel çalışmalar için alan açmak ve genç sanatçılara destek olmak amacıyla ilk kez düzenlenen ve 500 kişinin başvurduğu “Galeri Beylikdüzü Görsel Sanatlar Yarışması” kapsamında oylamalarla seçilen ilk 30 sanatçının eserlerinden oluşan sergi; Türkiye’nin birbirinden farklı illerinden genç sanatçıların disiplinler arası eserlerine ev sahipliği yapıyor. Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı temsilcisi Neslihan Yakupçebioğlu’nun ev sahipliğini yaptığı törende İmamoğlu’na eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, CHP Parti Meclisi Üyesi Cem Aydın da eşlik etti. “BEYLİKDÜZÜ'NDE, KENDİ EVİMİZDE KENDİ GALERİMİZDE…” Galeri Beylikdüzü’nde sergilenen eserler için heyecan duyduğunu belirten İmamoğlu, “Bu güzel buluşmayı Beylikdüzü'nde kendi evimizde kendi galerimizde yapıyor olmak herhalde benim için en güzel anlardan biri olsa gerek. Bu bağlamda her yönüyle bize katkı sunan, bu işin içinde olan tüm sanat dostlarına, yöneticilere herkese yürekten teşekkür ederim. Elbette değerli Beylikdüzü Belediyemize, kıymetli başkanımıza iş birliği için de teşekkür ediyorum ve burada güzel bir iş birliği alanı oluştuğunu da görüyorum. Her zaman sanata dair düşkünlüğünü ve ona dair çabasına emeğine şahitlik ettiğim ve gerçekten bir yerel yönetici şahsiyeti, kimliği olması itibariyle de bugün aramızda bulunduğu için Hasan Akgün Bey'e de teşekkür ederim. Değerli parti meclisi üyemize Cem Bey'e bulundukları için ve değerli sanatçılarımıza, konuklarımıza, hepinize ayrı ayrı teşekkürler” dedi.  “DİLEK SEVER OLARAK BURADA BULUNMAKTAN MUTLUYUM” Yarışmaya Türkiye’nin birçok bölgesinden 500’e yakın katılımın olduğunu söyleyen İmamoğlu, “500 yüze yakın katılımın olduğu bir yarışmadan bahsediyoruz. Benim için çok değerli. İçeride de 30 eser sergilenecek. 30 sanatçı ve sanatçılarımız, genç sanatçılarımızın katılımın da öyle olduğunu öğrendim. Böyle bir kadın erkek eşit yoğunluğuyla katılmaları ve bu sürecin içinde olmaları beni çok çok mutlu etti. Emek veren çok değerli jüri üyelerimize açıkçası yürekten teşekkür ediyorum. Bütün bu yönüyle beraber inşallah birazdan içeride heyecanla 30 eseri göreceğiz ve gururlanacağız. Biz bu yolculuğu başta tariflerken buranın en titiz şekilde hazırlanmasıyla nasıl yönetici yönetileceğiyle ilgili nasıl bir mekan olacağı, insanlarla buluşacağı, çocuklara, gençlere ilham vereceği noktasında gerçekten çok özel düşüncelere başvurduk. Bir arada konuştuk, hep beraber düşündük. Bu yönde attığımız adımlarda hep beraber konuşup, beraber yol aldığımız bu değerli mekanın oluşumunda sevgili eşime Dilek İmamoğlu'na hem bir sanatsever olarak bir Ekrem sever olarak teşekkür ediyorum Onu söyleyeyim yani. Serginin önünde bile durunca insana ilham geliyor böyle. Yapacak bir şey yok. Ben de Dilek sever olarak burada bulunmaktan elbette mutluyum” diye konuştu. “SINIRLARI AŞAN SANATÇILAR OLSUNLAR VE DÜNYAYA İLHAM VERSİNLER” “Gücümüz var oldukça kültürün sanatın yanındayız ve burada da böylesi buluşmalar inşallah ilerleyen yıllarda yaş aldıkça beşinci, onuncu, yirminci, otuzuncu devam eder gider. Biz de gururlanırız” diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Sanatçılarımız da dünyanın en güzel, en önemli eserlerine imza attıkça bir gün Beylikdüzü'nde böyle bir mekanda başkanımızla birlikte yarışmanın içinde olmuştum diye bizi anarlar, bize bu yeter. Onlara bir tebessüm vermek, onlara bir yolculukta cesaret katmak bu bize yeter. İnşallah sanatlarıyla, eserleriyle sınırları aşan sanatçılar olsunlar ve dünyaya da ilham versinler. Gerçekten bir toplumun zenginleşmesi, güzelleşmesi barışla, huzurla hayata bakabilmesinin çok önemli kaynağıdır, kültür sanat. Yaşamsal olarak buna gerçek anlamda inanan, anlayan bir toplum oluştuğu takdirde hiç kimse o toplumun hayata olan tutkusunu, yaşama sevincini birbirine olan sevgisini, saygısını, toleransını, hoşgörüsünü asla yıkamaz. Ben inanıyorum ki bu toplum bunu hak ediyor. Milletçe kültürün, sanatın çok zenginleştiği bir geleceği hep beraber oluşturalım ve birer parçası olalım istiyorum.” “BEYLİKDÜZÜ 2014 YILINDAN BU YANA SANATLA İÇ İÇE OLAN BİR KENT” Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da “Bugün burada Sayın Ekrem İmamoğlu'nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı’yla birlikte hayata geçirdiğimiz Galeri Beylikdüzü, ne mutlu ki ilk meyvelerini vermek üzere. Kadim İstanbul’umuzun kültür sanat yaşamına yeni bir soluk getiren Galeri Beylikdüzü'nü ilçemize kazandıran kıymetli başkanım, Ekrem Başkan'ımıza yürekten teşekkür ediyorum. Artık Beylikdüzü 2014 yılından bu yana sanatla anılan, sanatla iç içe olan bir kent olmaya başladı. Bu yıl birincisini düzenlediğimiz bu yarışma sanat camiası açısından da aslında çok kıymetli ve önemli. Birbirinden değerli ve kıymetli eserler ortaya çıktı. Genç sanatçılar için genç yetenekler için çok önemli bir destek olduğunu düşünüyorum. Yarışmaya başvurup sergilenme hakkı kazanan 30 sanatçımızı yürekten tebrik ediyorum. Eserleri gördükçe jüri üyelerinin ne kadar zorlandığını da tahmin edebiliyorum” diye konuştu. “FARKLI BAKIŞ AÇILARINI GÖRÜNÜR KILMAYI HEDEFLİYORUZ” Batı İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Vakfı temsilcisi Neslihan Yakupçebioğlu ise “Toplumumuzun sanatla olan bağını güçlendiren ve erişimini kolaylaştıran sanatçıyı destekleyen bir sanat merkezi olmaya devam edeceğiz. Galeri Beylikdüzü'ne sadece toplu okul ziyaretlerimizden 10 binin üzerinde öğretmen ve öğrenci sergi ziyaretleri gerçekleştirmiştir. Görsel sanatlar yarışmamıza Türkiye genelinde gösterilen yoğun ilgiden dolayı da çok mutluyuz. Görsel sanatlar alanındaki güncel çalışmalara alan açmak ve genç sanatçılara destek vermek amacıyla başlattığımız bu yarışmayı her yıl düzenleyerek farklı bakış açılarını görünür kılmayı hedefliyoruz” dedi. Konuşmaların ardından yarışmanın birincisi Mekin Avras, ikincisi Deniz Varlı ve üçüncüsü Yaren Yibri; İmamoğlu, Dilek İmamoğlu, Çalık, Akgün, Aydın ve Yakupçebioğlu’nun elinden ödüllerini aldılar. İmamoğlu ve beraberindeki heyet daha sonra sergiyi gezdi. ### X Media Art Museum'da "Alice Harikalar Diyarında" deneyim sergisi açıldı Farklı dijital sergilere imza atan X Media Art Museum, Lewis Carroll'un unutulmaz eseri "Alice Harikalar Diyarında"nın renkli dünyasını, dijital sergi deneyimiyle sanatseverlerle buluşturdu. Yoğun bir ilgiyle ilk ziyaretçilerini ağırlayan sergi, yaz boyunca DasDas Ataşehir'de görülebilecek. Deneyim sergisi, ziyaretçileri etkileyici görselleri ve özel efektleri ile farklı bir yolculuğa çıkarıyor. Sergi, hem çocuklar hem de yetişkinlerin keyif alabileceği bir deneyim sunmayı hedefliyor. ### Artİstanbul Feshane, Dünya Mimarlık Festivali’nin finalistleri arasında! İstanbul’un kamusal alandaki en büyük kültür-sanat odağı Artİstanbul Feshane, dünyanın en saygın mimarlık buluşmalarından Dünya Mimarlık Festivali’nin (World Architecture Festival) finalistlerinden biri olarak şehrin gurur kaynağı olmayı sürdürüyor. Ev sahipliği yaptığı etkinlikler ve ağırladığı milyonlarca ziyaretçisiyle Haliç kıyılarından dünyaya açılan bir sanat köprüsü olan Artİstanbul Feshane, Dünya Mimarlık Festivali’nde “yeniden işlevlendirme” kategorisinde finale kalan 16 projeden biri seçildi. Farklı kategorilerden onlarca saygın projenin jüri karşısına çıktığı Dünya Mimarlık Festivali, 6-8 Kasım 2024 tarihleri arasında Singapur'da gerçekleştirilecek. Mimarlardan tasarımcılara alanın önde gelen isimlerini aynı çatı altında buluşturan festival süresince gerçekleştirilen etkinlikler, katılımcılar için yine önemli deneyimler sunacak. ARTİSTANBUL FESHANE İstanbul’un yeni sanat üssü Artİstanbul Feshane, Temmuz 2023’te kültür sanat hayatına kapılarını açtı. İBB Miras’ın, Osmanlı’dan miras kalan en önemli endüstri yapılarından biri olan Feshane-i Amire’de gerçekleştirdiği kapsamlı restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla şehre kazandırılan Artİstanbul Feshane, 8000 metrekareye yayılan çok amaçlı birimleri, İstanbul’un en büyük sergileme salonları arasında yer alan sergi salonu, Naile Akıncı Kütüphanesi, kongre, atölye, yeme-içme ve dinlenme alanları, açık hava film gösterimleri, konserleri ve çocuk festivaliyle İstanbul’a hayat taşıyan bir yaşam merkezi olarak öne çıkıyor. İstanbul’da sanatın nabzını tutan öncü bir merkez olarak şehrin kültür sanat hayatına nefes aldıran Artİstanbul Feshane; açılış etkinliği olarak İstanbul Sanat Meclisi’nin düzenlediği, 19 küratör ve 300 sanatçının katıldığı, 400’den fazla eserin yer aldığı “Ortadan Başlamak” adlı sergiye ev sahipliği yaptı. 31 Ekim-11 Aralık 2023 tarihleri arasında ise 44 ülkeden 17 küratör ve 154 sanatçının yer aldığı, 10. Asya-Avrupa Mediations Bienali / “Ben Başka Bir Sen, Sen Başka Bir Ben” sergisini ziyaretçilerle buluşturdu. Artİstanbul Feshane, 21 Ocak-7 Temmuz 2024 tarihlerinde bu kez dünyanın en önemli sanat kurumlarından Tate’in koleksiyonu “Dinamik Göz: Op ve Kinetik Sanatın Ötesi” sergisi ile ağırladı. Yaklaşık 5 ay boyunca ziyarete açık kalan sergiyi, binlerce sanatsever ziyaret etti. Sergi ile eş zamanlı olarak çocuklarla 16, yetişkinlerle ise 40 sergi turu ve sanat atölyesi gerçekleştirildi. 7 Şubat 2024 tarihinde açılan; Türk grafik sanatının duayenlerinden, hattat ve cilt sanatçısı Prof. Emin Barın’ın eserlerine “Emin Barın: Ne Senden Rükû Ne Benden Kıyam” sergisi, Ağustos 2024 tarihine dek ziyaretçilerle buluşmaya devam edecek. FESHANE-İ AMİRE İstanbul’un önemli endüstri mirası yapılarından Feshane-i Amire’nin hikâyesi, 1827 yılında Kadırga Cündi Meydanı’nda fes üretimi yapan bir imalathane ile başladı. 1827-1833 yılları arasında ordunun ve halkın fes ihtiyacını karşılamak üzere geleneksel tekniklerle üretimlerini sürdüren Kadırga’daki Feshane, 1833 yılında Eyüp Defterdar İskelesi’ndeki Beyhan Sultan Sarayı olarak belirlenen yeni yerine taşındı. Taşınma sürecinin ardından yoğun bir faaliyet dönemine giren Feshane’de başta fes olmak üzere çuha, elbise kumaşı, döşeme kumaşı, askeri çizmeler, düğmeler, seccade, halı ve kilim gibi çeşitli tekstil ürünleri üretildi. 1843 yılında Avrupa’dan getirilen yeni makineler ile ilk kez buhar makinelerinin kullanıldığı Feshane kapsamlı bir dokuma fabrikasına dönüştü. 1866 yılında çıkan bir yangında buhar makinesi dışında her şeyini kaybeden Feshane, 1868 yılında aynı yerde yeniden inşa edilerek en yeni makinelerle donatıldı. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonucunda fabrika, Bab-ı Seraskeri emrine verilerek “Fes ve Melbusat-ı Askeriye Fabrikası” ismini alan yapı 1921 yılına kadar askeri idarede kaldı. 1894 yılında güncel ihtiyaçlar doğrultusunda yenilenen Feshane’de “Sanayi Sıbyan Mektebi” açıldı; okulda dokuma derslerinin yanında uygulama eğitimi de verilerek yeni ustalar yetiştirildi. Cumhuriyet dönemiyle birlikte birkaç kez el değiştiren Feshane, 1985’te İstanbul Belediyesi’ne devredildi. 1986 yılında Haliç çevresinin yeniden düzenlenmesi projesi kapsamında yapının büyük dokuma salonu dışındaki bölümleri yıkıldı; konfeksiyon bölümü ise Bakırköy Pamuklu Sanayii İşletmesi’ne taşındı. Tarihî alan, 1989 yılında Eczacıbaşı Vakfı’na devredildikten sonra restore edilerek yeniden işlevlendirildi. İBB Miras’ın 2022-23 yılları arasında gerçekleştirdiği restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarının ardından “Artİstanbul Feshane” adıyla İstanbul’un kültür sanat hayatına kazandırıldı. ### Ahad Saadi’den yeni bir eser geliyor: “Doğunun Kapısı” Azarnegari sanatının yaratıcısı İranlı sanatçı Ahad Saadi, uzun zamandır üzerinde çalıştığı yeni eserinin lansmanına hazırlanıyor. “Dervaaz-e Sharg” (Doğunun Kapısı) adlı eser için planlanan ülkenin Türkiye, lansmana ev sahipliği yapacak olan mekanın ise Çırağan Sarayı olması bekleniyor. ECO Kültür Enstitüsü Başkanı khan’dan ziyaret Türkiye ve İran’ın da yer aldığı on devlet tarafından İran’da kurulan ve üye ülkeler arasında kültürel iş birliklerinin artırılması için faaliyet gösteren ECO Kültür Enstitüsü'nün Başkanı Dr. Saad S. Khan, önceki gün Ahad Saadi ile bir araya geldi. İran’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşen buluşmaya Başkonsolos Ahmed Mohammedi, Kültür Ataşesi Hassan Didban, Siyasi Danışman Valiollah Zargari ile Azarnegari sanatının yaratıcısı Ahad Saadi ve Azarnegari Grubu Temsilcisi Av. Dr. Halil Çeçen katıldı. "SARAGHAZ" ÖNÜNDE HATIRA FOTOĞRAFI Toplantıda yaklaşık on beş yıldır Türkiye’de yaşayan Ahad Saadi’nin Çırağan Sarayı’nda düzenlenmesi planlanan “Dervaaz-e Sharg” (Doğunun Kapısı) isimli yeni eserinin tanıtım etkinliği müzakere edildi. Buluşma sonrasında Ahad Saadi tarafından geçtiğimiz yıl İran halkına bir anıt olarak bırakılan ve İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun tarihi binasında muhafaza altına alınan "Saraghaz" isimli eser, Saad S. Khan’a gösterildi. Khan, eserdeki detayları yakından inceleyerek Saadi’ye ve sanatı Azarnegari’ye duyduğu hayranlığı ifade etti. Başkonsolos Ahmed Mohammedi, ECO Kültür Enstitüsü Başkanı Saad S. Khan, Ahad Saadi ve konsolosluk yetkililerinin katılımıyla, "Saraghaz" isimli şaheser önünde hatıra fotoğrafı çekildi. Art Parisa GaLlerY’de incelemelerde bulundu Başkonsolosluktan ayrılan Saad S. Khan, programının devamında Parisa Karamnezhad tarafından kurulan Art Parisa Gallery’yi ziyaret ederek, yakın zamanda açılışı gerçekleştirilen ve toplamda yedi ülkeden kırk iki sanatçının katılım sağladığı sergideki eserleri yakından inceledi. Khan ayrıca, Parisa Karamnezhad’dan Art Parisa Gallery’nin faaliyetleri hakkında bilgi aldı. Galerinin kültürler arası ve uluslararası faaliyetlerinden duyduğu memnuniyetini dile getiren ECO Kültür Enstitüsü Başkanı Saad S. Khan, Art Parisa Gallery’nin ECO Kültür Enstitüsü misyonu ve vizyonu çerçevesinde önemli işler gerçekleştirdiğini ifade ederek, Parisa Karamnezhad’ın kurucusu olduğu Art Parisa Gallery’ye başarılarının devamını diledi. İran’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşen toplantıda, sanatçı Ahad Saadi’nin yaratıcısı olduğu Azarnegari sanatının önemi vurgulanarak, etkinlikte gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler ele alındı. Ahad Saadi, Saad S. Khan, Parisa Karamnezhad... ### Ödüllü tasarımcı Roberto Palomba Türkiye’de  1984 yılında kurulan BMS Design Center 2005 yılından itibaren 100 yılı aşan İtalyan Poltrona Frau markasının Türkiye’deki tek temsilciğini yapıyor.40. yılını kutlayan BMS Design Center Temmuz ayında tasarımları ile bir çok ödül alan Roberto Palomba’yı İstanbul mağazasında ağırladı. BMS Design Center Ceo’su tasarımcı ve iç mimar Neslihan Işık ev sahipliğinde gerçekleşen etkinliğe bir çok mimar ve iç mimar katıldı. Tasarım dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Palomba, inovatif yaklaşımı ve eşsiz tasarımlarıyla geleceğin tasarım trendlerini ve kendi yaratıcı süreçlerini davetlilere aktardı. Tasarım odaklı etkinlikte BMS Design Center Ceo’su Neslihan Işık’ın sorularını yanıtlayan Roberto Palomba Roma’da başlayan öğrencilik yıllarından Milano’da gelişen kariyerindeki önemli gelişmeler ve örnekler ile paylaştı. Poltrona Frau markası ile kesişen yollarını, tasarım, üretim ve İtalyan zaanatkarları ile olan deneyimleri hakkında merak edilen soruları yanıtladı. İstanbul, Etiler’de bulunan BMS Design Center showroomunda gerçekleşen etkinlikte katılımcılar Poltrona Frau’nun İtalyan stili ve zarif dünyasının yaratıldığı iki katlı alan içerisinde iç ve dış mekan mobilyalar ile dekoratif aksesuarları deneyimleme, yakından inceleme fırsatı buldular. Roberto Palomba şu anda önemli yat, konut ve ofis projelerinin iç mekanlarını tasarlıyor. Aynı zamanda iç mekanlardaki ihtiyaçlara göre estetik ve konforun önde olduğu mobilya ve aksesuarlar ile Poltrona Frau koleksiyonunda bir çok ürünü bulunuyor. BMS DESIGN CENTER Poltrona Frau zamansız zarafeti, eşsiz yumuşak Pelle Frau derisi, kaliteli malzemeleri ve el işçiliği becerisi gibi değerlerini 100 yılı aşkın süredir tasarımlarına yansıtıyor. Tasarım miraslarındaki prensiplerden ödün vermiyorlar. Üretilen her ürün en küçük detaylarına kadar zanatkaarların elinde şekilleniyor. İtalyan Poltrona Frau tasarımlarını Türkiye’de tek resmi yetkilisi olan BMS DESIGN CENTER’ da bulabilirsiniz. BMS A.Ş 1984 yılından beri Türkiye’de eşsiz ofis ve konut projelerine imza atıyor. Yaşam alanlarına özel mimari ekibi ile birlikte dekorasyon çözümleri üretiyor. Etiler’de bulunan BMS Design Center’da veya www.bms.com.tr ### 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali'nde "Tosca" operası sahnelendi Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali'nde, "Tosca" operası sanatseverlerle buluştu. Mersin Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğünce (MDOB) opera tarihinin önemli isimlerinden İtalyan Giacomo Puccini'nin bestelediği Tosca operası, Efes Antik Tiyatro'da sanatseverlerin beğenisine sunuldu. "Tosca" operasında, görevini kişisel hırs ve çıkarları için kullanmaktan çekinmeyen polis müdürü Scarpia ve baskıcı rejim karşıtı ressam Cavaradossi ile hayatını aşkına ve sanatına adamış, duygularının esiri opera şarkıcısı Tosca arasında yaşanan olaylar anlatılıyor. Dünyada en çok sahnelenen operalar arasında yer alan "Tosca" operasında, orkestra şefi Andrea Francesco Solinas yönetimindeki İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü Orkestrası ile çocuk korosu ve koro şefi Anıl Aydın yönetimindeki MDOB Korosu yer aldı. MDOB rejisörü Kenan Korbek'in sahneye koyduğu eserde, Tosca rolünde Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü solist sanatçısı deneyimli soprano Nurdan Küçükekmekçi, Cavaradossi rolünde ünlü tenor Enrique Ferrer, Scarpia rolünde ise deneyimli bariton Caner Akgün oynadı. 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, 13 Temmuz'da Zorba balesiyle sona erecek. ### Arter, çocukları çağdaş sanatla buluşturmaya devam ediyor! Arter’in, farklı yaş gruplarından katılımcıları, çağdaş sanatı keşfedip yorumlamaya, çeşitli malzeme ve üretim araçlarıyla kendi eserlerini ortaya çıkarmaya davet eden çocuk atölyeleri 10 Ağustos’ta “Süzülen Kuyruğum, Uçuşan Kanatlarım”, 24 Ağustos’ta “Harf Dedektifleri” başlığıyla gerçekleşecek. Çocukları sanatın olanaklarını ve ifade gücünü keşfetmeye davet eden Arter Çocuk Festivali ise bu yıl 6–8 Eylül tarihleri arasında üçüncü kez “Benim İçin Sanat” başlığı altında gerçekleştirilecek. Atölyelerin ve festivalin biletleri, giriş katında yer alan Danışma ve Bilet Gişesi’nden ya da Biletix üzerinden temin edilebilir. Arter, güncel sergilerinden hareketle şekillenen etkinlikleriyle çocukları çağdaş sanatla buluşturmaya devam ediyor. Arter Öğrenme Programı kapsamında farklı yaş gruplarına yönelik hem çevrimiçi hem de fiziksel ortamda düzenlenen atölyeler, her çocuğun kendi bakış açısını paylaşmasına özen gösterirken, Eylül ayında gerçekleşecek Arter Çocuk Festivali de çağdaş sanata ilgi duyan ve keşfetmeye meraklı tüm çocuklara sesleniyor. “SÜZÜLEN KUYRUĞUM,UÇUŞAN KANATLARIM” 4–6 yaş aralığındaki çocuklara yönelik “Süzülen Kuyruğum, Uçuşan Kanatlarım” başlıklı atölye, 10 Ağustos 2024 Cumartesi günü saat 11:00’de Arter’in Atölye alanında, Arter Öğrenme Programı yürütücülüğünde gerçekleşecek. Atölye, katılımcıları Jackie Matisse’in Uçurtma Zamanı başlıklı sergisinde yer alan ve Arter’in çeşitli mekânlarında süzülen uçurtma kuyruklarını keşfetmeye çağırıyor. Jackie Matisse’in kimi zaman gökyüzünde uçuşan kimi zamansa sualtında süzülen uçurtma kuyruklarından ilhamla çocuklar, yetişkin eşlikçilerinin desteğiyle kendilerine özgü bir kuyruk veya bir kanat tasarlayacaklar. Atölye katılımcıları üretim aşamasının sonunda tasarımlarını üzerlerine geçirecek ve Arter’in arka bahçesinde diledikleri gibi hareketlendirecekler. “HARF DEDEKTİFLERİ” “Harf Dedektifleri” başlıklı atölye ise 24 Ağustos 2024 Cumartesi günü saat 11:00’de Atölye alanında atölye pikolo yürütücülüğünde gerçekleşecek. 7–11 yaş aralığındaki çocuklara yönelik atölye, katılımcıları Şakir Gökçebağ’ın Göründüğü Gibi başlıklı sergisinde yer alan Alfabe (2020) isimli eseri incelemeye davet ediyor. Bakmak ve görmek kavramları üzerine sohbet eden katılımcılar, sunulan bir malzemeyi kullanarak kendi isimlerindeki harfleri oluşturacak, ardından bu harfleri bir araya getirerek üç boyutlu bir isim bulmacası üretecekler. Atölyenin sonunda, katılımcılar bulmacaları hep birlikte çözmeyi deneyecekler. Katılımın kontenjanla sınırlı olduğu atölyelerin biletleri, Arter’in giriş katında yer alan Danışma ve Bilet Gişesi’nden ya da Biletix üzerinden temin edilebilir. Arter Beraber üyeleri, atölye katılımlarında değişen oranlarda indirimlerden faydalanabilir. Atölyelere katılan çocukların birer yetişkin eşlikçisi ise, etkinlik gününde Arter sergilerini ücretsiz ziyaret edebilir; 13:00 ve 15:00'te düzenlenen rehberli turlar için gişeden bilet satın alabilir. ARTER ÇOCUK FESTİVALİ Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Arter Çocuk Festivali ise 6 – 8 Eylül 2024 tarihleri arasında “Benim İçin Sanat” başlığı altında gerçekleştirilecek. 4 – 11 yaş aralığındaki çocukları sanatın olanaklarını ve ifade gücünü keşfetmeye davet eden festivalin etkinlikleriyle çocuklar, farklı malzemeleri tanıyacak ve onları deneyimleyerek sanatla kurdukları ilişkiyi derinleştirecekler. Arter’in güncel sergilerindeki yapıtlarından esinle kurgulanan festival, sanata ilgi duyan ve keşfetmeye meraklı tüm çocuklara sesleniyor. Rehberli sergi turları, atölyeler, ritme dayalı etkinlikler ve gündelik nesneler ile kolektif üretim üzerine keşif alanları sunan Arter Çocuk Festivali, üç gün boyunca Arter’in farklı mekânlarında devam edecek. Festival boyunca çocuklar eserler üzerine sohbet edecek, sanatın özgürleştiren yönünü keşfedecek, çeşitli malzemeleri ve üretim tekniklerini deneyimleyecekleri etkinliklerde sanatın imkânlarını araştıracaklar. Arter’in -1. katındaki Atölye alanında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek Keşif Saati etkinlikleri, festival katılımcılarını birlikte üretmeye, keşfetmeye ve paylaşmaya davet ediyor. Keşif Saati’nde çocuklar her gün farklı üretim tekniklerini ve malzemeleri deneyimleyebilecekler. Arter Çocuk Festivali boyunca arka bahçedeki Ortak Üretim Alanı ve 1. kattaki Arter Kütüphanesi’nde bir araya getirilen kitaplardan oluşan Okuma Köşesi ise kolektif bir oyun, üretim ve okuma için çocukları bekliyor. Arter Çocuk Festivali’nin biletleri, Arter’in giriş katında yer alan Danışma ve Bilet Gişesi’nden ya da Biletix üzerinden temin edilebilir. Arter’in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www.arter.org.tr adresinden erişilebilir. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, Salı-Pazar günleri 11:00-19:00, Perşembe günleri ise 11:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’e ulaşılabiliyor. ### Bodrum Sanat Fuarı sona erdi İlk edisyonu 3-7 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen Bodrum Sanat Fuarı (Bodrum Art Fair) sona erdi. Binlerce sanatsever, Herodot Kültür Merkezi’nde düzenlenen fuarı beş gün boyunca gezerek sergilenen eserleri izleme fırsatı buldular. 40 GALERİ VE 500 SANATÇININ 5 BİN ESERİ SERGİLENDİ Fuara 40 galeri ile birlikte büyük çoğunluğu yurt dışından olmak üzere uluslararası 500 sanatçı katıldı. Galeriler ve sanatçılar tarafından Bodrum Sanat Fuarı için hazırlanan yaklaşık 5 bin eser de izleyiciyle buluştu. SANATIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ DEMOS Fuarcılık organizasyonu ile gerçekleşen ve yurt dışında “Bodrum Art Fair” olarak anılan sanat etkinliği için fuar yönetimi, 2024 yılının mottosunu “Sanatın Sürdürelebilirliği ve Geleceğe Yön Veren Sanat” olarak belirledi. Fuarın ikinci edisyonunun, 21-25 Ağustos 2024 tarihleri arasında yine Herodot Kültür Merkezi’nde yapılacağı bildirildi. Fuarın en fazla ilgi gören eserleri arasında, ünlü mozaik sanatçısı Süha Semerci'nin çalışmaları da vardı. Semerci'nin 36 x 36 cm ebadındaki "İzler" adını verdiği serisi, fuara renk katan eserlerdendi. IAAF tarafından geride bıraktığımız mayıs ayında İzmir'de düzenlenen IAAF İzmir Sanat ve Antika Fuarı'na da katılan Aylin Sankur, Bodrum Sanat Fuarı'nda da yer aldı. Sankur'un çalışmaları, fuarı ziyaret eden koleksiyonerler tarafından işaretleren eserler arasındaydı. Bodrum Sanat Fuarı 'na Romanya'dan katılan Andra Stefan'ın farklı tarzlarda ürettiği 17 parçadan oluşan eserleri, izleyecilerin dikkatini çekti. Sanatçı, gördüğü yakın ilgi nedeniyle IAAF'ın kasım ayında İstanbul'da gerçekleşecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na da katılacağını bildirdi. ### Bodrum Art Fair başladı Demos Fuarcılık tarafından 3-7 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Herodot Kültür Merkezi’nde düzenlenen Bodrum Art Fair (Bodrum Sanat Fuarı), sanatseverlere kapılarını açtı. Herodot Kültür Merkezi’nde 40 galeri, uluslararası 500 sanatçı ve 3 bin 500’ü aşkın sanat eseri, izleyiciyle buluşuyor. Bu sene Bodrum Art Fair’in sürprizlerinden biri olarak yaşayan efsane Devrim Erbil hocamıza “Yüzyılın Sanatçısı” ödülü, Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Aslan tarafından takdim edilecek. Fuara katılan veya eserleri sergilenen isimler arasında Devrim Erbil, Hayati Misman, Bedri Baykam, Pınar Du Pre, Tamer Şahinoğlu, Gülten İmamoğlu, Can Özsobay, Güneş Çağlarcan, Yıldız Doyran, Serina Haratoka Tara, Zeynep Yazıcı, Akın Ekici, Yalçın Gökçebağ, Ahmet Güneştekin ve İbrahim Balaban başta olmak üzere pek çok önemli isim yer alıyor. 3-7 Temmuz tarihlerinde Bodrum Herodot Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan Bodrum Art Fair ’in bu seneki mottosu ise “Sanatın Sürdürebilirliği ve Geleceğe Yön Veren Sanat”. Bodrum Sanat Fuarı'na Ankara'dan katılan genç sanatçılardan Onur Bekiroğlu, hem çalışmaları ile hem de standı ile fuarın en dikkat çeken isimleri arasında bulunuyor. Hatta eğer fuar için "En Başarılı Stand" yarışması düzenlenmiş olsa, açık ara kazananın kendisi olacağını düşünüyoruz. Fuara bu yıl ilk kez katılan isimler arasında, ünlü mozaik sanatçısı Süha Semerci de yer alıyor. Eserleri ABD ve Avrupa'da büyük ilgi gören Semerci, fuarda "İzler" adını verdiği, 36 x 36 cm ebatlarında 12 parçadan oluşan çalışmalarını sergiliyor. İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere yurt dışında düzenlenen fuarların vazgeçilmez davetlisi olan Asya Alpay, bu fuarda da son dönem eserleriyle bulunuyor. https://www.youtube.com/watch?v=RcdzPIpDlWE ### İstanbul Sanat Dergisi dengeleri değiştiriyor Kültür-sanat hayatını tüm yönleriyle sayfalarına yansıtan İstanbul Sanat Dergisi’nin 16’ncı sayısı çıktı. Sanata resim, tasarım, fotoğraf, tiyatro, müzik gibi birçok farklı perspektiften bakarken yenilikçi bir bakış açısı sunan derginin içeriği yine dopdolu. DİJİTAL SANAT DENGELERİ DEĞİŞTİRİYOR Teknolojideki gelişmelerle birlikte sanatta dijitalleşme adımları, çağlar boyunca yaratıcılıklarının kabul görmesi için mücadele veren, birbirleriyle rekabet etmeye zorlanan, sanat camiasında sivrilebilmek adına haksızlığa uğramayı göze alan sanatçıların önünde yeni yollar açıyor. Umulmadık kitlelere ulaşma avantajından tutun da daha adil şartlarda sanatını var edebilme fırsatlarına kadar dijital sanatla birlikte sanatta dengeler değişiyor. Kapağımıza taşıdığımız konu başlığıyla ifade edersek; “Dijital sanat dengeleri değiştiriyor.” Sanatta dijitalleşmenin özgürleştirici atmosferini, İstanbul Dijital Sanat Festivali Sanat Direktörü Esra Özkan’la ve 5 bin kişi arasından seçilerek New York’ta yapılan NFT NYC 2024’te “Medusa” isimli çalışması sergilenen 27 yaşındaki Ezgi Topdağı ile konuştuk. Çizimlerine hayran kalacağınız Topdağı’nın sözleri, genç sanatçıların yaşadıkları sıkıntılar hakkında çok şey anlatıyor. TAKSİM MAKSEMİ, CUMHURİYET MÜZESİ OLDU Cumhuriyet’in ilk modern meydanlarından Taksim Cumhuriyet Meydanı’na adını veren, meydanın simge yapılarından Taksim Maksemi, "İBB Cumhuriyet Müzesi" olarak kapılarını açtı. Müzeye dair tüm detayları, Cenay Toprakkaya’nın kaleminden okuyabilirsiniz. Pınar Baltacı, özel takı ve obje tasarımlarıyla fark yaratan "By Way Of" markasının yaratıcısı Oya Tekbulut ile stüdyosunda bir araya geldi ve birbirinden özgün tasarımlarının hikâyesini dinledi. SANATA DAİR ALGILARIMIZI DEĞİŞTİREN 7 ESER Diego Velázquez’in 1656’da resmettiği “Las Meninas” (Nedimeler) tablosu, yüzlerce yıl boyunca Picasso dâhil birçok önemli sanatçıyı neden etkiledi? Marcel Duchamp’ın sıradan bir nesneyi bir sanat eserine dönüştürmesi, kavramsal sanata nasıl yön verdi? Jeff Koons’un “Balon Köpek”i neden her yerde karşımıza çıkıyor? Hepsinin cevabı, “Sanata dair algılarımızı değiştiren 7 eser” başlıklı yazımızda. SANATIN GÜCÜNÜ ATEŞTEN TABLOLARA TAŞIYOR: AHAD SAADİ Kariyerine İran’da başlayan, “Azernegari” adını verdiği ve UNESCO korumasına alınan özel tekniğiyle uluslararası platformlarda adını duyuran Ahad Saadi, eserleriyle Orta Doğu’nun manevi dünyasının güzelliğini evrensel sanat diliyle sanatseverlere ulaştırıyor. Saadi, Farsça “ateş” ve “çizim” kelimelerinin birleşmesinden oluşan bu teknikte, kumaşları yakıp kaynaştırarak çok farklı kompozisyonlar yaratıyor. Eserleri dünyanın pek çok önemli koleksiyonunda yer alan ve birçok sergi açan Ahad Saadi, “Azernegari” tekniğinin detaylarını ve dünyaya bakışını İstanbul Sanat Dergisi’ne anlattı. “Elias” adını verdiği kendine özgü bir metot geliştirerek çalışmalarına kendi atölyesinde devam eden İlyas Yılmaz’ın sanatla tanışması da ilginç bir hikayeye dayanıyor. Hem bu ilginç hikayeyi hem de sicimlerle resim yapma metodu olarak tanımlanabilecek “Elias” metodunun ayrıntılarını İstanbul Sanat sayfalarında okuyabilirsiniz. KANATLARI RESİMLERE KONAN KUŞLARIN RESSAMI: MAYRAM LAMEİ HARVANİ 1985’te İran’da doğan Mayram Lamei Harvani’nin geleneksel İran resim sanatı Golomorgh’u modern bir bakış acısıyla yorumladığı eserleri, masalsı bir çekicilik taşıyor. “Kanatları resimlere konan kuşların ressamı” Harvani’yi yakından tanıyıp, eserlerine göz attığınızda, bambaşka bir diyara gittiğinizi duyumsayacaksınız. Pınar Baltacı, hem kumaş hem çamuru aynı anda kullanarak yaptığı ve psikolojik unsurlar etrafında şekillenen eserlerinin iç yüzünü, genç ve yetenekli Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencisi Enes Helvacı’ya sordu. “DESEN BİÇİM DEĞİLDİR, BİÇİMİ GÖRME YOLUDUR” Yeliz Sancaktaroğlu; ressam, küratör, kostüm tasarımcısı Suzan Batu’dan uzun yıllara dayanan sanat yolculuğunun detaylarını öğrendi. Tasarladığı kostümleri müzik ve dans performansları eşliğinde sahneye taşıyan ve "Desen biçim değildir, biçimi görme yoludur" ifadesini kullanan Batu, farklı teknikleri bir arada kullanan çok yönlü bir sanatçı. Sinop Üniversitesi’nde Resim Bölüm Başkanı olarak sürdürdüğü akademik yaşamını sanat hayatıyla paralel yürüten Tuba Kınay’ın “asemik yazı” tekniğiyle imza attığı çalışmalar, sanatseverlerin radarında. “Bu resimleri yapan ben değilim, ben vesileyim” diyen Kınay’ın çalışmaları, manevi zenginliğin de bir göstergesi. Çoklu sanat uygulayıcısı ve mühendis Mahmut Kızılaslanoğlu, İstanbul Sanat Dergisi için kaleme aldığı makalede fotoğraf sanatının nörosanat ve nöroestetik açıdan bizi nasıl etkilediği sorusuna yanıt aradı. KORAY ERKAYA VE KAAN BIYIKOĞLU'NUN SANAT YOLCULUKLARI Günseli Toker, reklam fotoğrafları ve mimari fotoğraflarıyla uzun yıllardır sanat takipçilerinin odağında olan Koray Erkaya ile sanat yolculuğunun detaylarını konuştu. Caz sahnelerinin ünlü ismi Kaan Bıyıkoğlu, Yeliz Sancaktaroğlu’nun kaleminden derginin sayfalarına konuk oldu. Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! * İstanbul Sanat Dergisi’nin son sayısını aşağıdaki link üzerinden sipariş verebilirsiniz: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-16-sayi/ ### HONOR Magic6 Pro: Benzersiz özelliklerine derinlemesine bakış HONOR Magic6 Pro sadece başka bir akıllı telefon değil; kullanıcı deneyiminin her yönünü geliştirmek için tasarlanmış modern teknolojinin bir harikasıdır. Göz konforuna, dayanıklılığa, üstün kamera yeteneklerine ve mükemmel pil ömrüne odaklanan bu telefon, sektörde yeni bir standart belirliyor. Bu kapsamlı incelemede, HONOR Magic6 Pro'yu öne çıkaran benzersiz özelliklere derinlemesine bakacak ve yenilikçi özelliklerini ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Ekran Teknolojisi: Görsel Konforun Yeni Dünyası 4320HZ PWM Titreşimsiz Karartma HONOR Magic6 Pro, ekran titreşimini minimize eden 4320HZ PWM titreşimsiz karartma teknolojisine sahiptir, bu da göz yorgunluğunu önemli ölçüde azaltır. Bu teknoloji, özellikle uzun süreli kullanımlarda daha akıcı bir görsel deneyim sağlar. İster gezinirken, ister okurken veya video izlerken, ekran farklı aydınlatma koşullarına dinamik olarak uyum sağlar ve optimal parlaklık ve konfor sunar. Dinamik Karartma ve Doğal Ton Ekran Dinamik karartma ve doğal ton ekran, çevredeki ışığa göre ekranın renk sıcaklığını otomatik olarak ayarlayarak görsel deneyimi daha da iyileştirir. Bu özellik, gözlerinizi yorgunluktan korumanın yanı sıra her zaman canlı ve gerçekçi renkler sağlar. Doğal ton ekran, gece izlemeyi daha rahat hale getirerek doğal ışığın sıcaklığını taklit eder. Gün ve Gece Ekran Modları HONOR Magic6 Pro, farklı aydınlatma koşulları altında en iyi görsel deneyimi sağlamak için tasarlanmış özel gündüz ve gece ekran modları içerir. Gündüzleri, ekran parlaklığı parlama ile mücadele etmek için artar, gece ise uyku düzenini etkilediği bilinen mavi ışığı azaltmak için kararır. Bu modlar, gözlerinizi gün boyu korumak için kesintisiz çalışır. IP68 Toz ve Su Geçirmezlik: Endişesiz Maceralara Hazır Olun IP68 Derecesini Anlamak HONOR Magic6 Pro'nun IP68 derecesi, toza ve suya karşı üstün direncini ifade eder. Bu derece, cihazın 1.5 metreye kadar suya 30 dakika boyunca daldırılmasına ve toz girişine karşı dayanıklılığını garanti eder. İster tozlu arazilerde yürüyüş yapın, ister yağmura yakalanın, telefonunuz korunmuş kalır. Toz ve Su Geçirmez Özelliklerin Pratik Faydaları Bu toz ve su geçirmez özellikler, HONOR Magic6 Pro'yu herhangi bir macera için güvenilir bir arkadaş yapar. Telefonun çevresel faktörlere karşı dayanıklılığı, onu sahile, havuza veya zorlu açık hava aktivitelerine zarar görme endişesi olmadan götürebileceğiniz anlamına gelir. Bu özellik, telefonun uzun ömürlü ve güvenilir olmasını artırır, aktif yaşam tarzları için mükemmeldir. Gerçek Hayatta Uygulamalar Gerçek dünyada, IP68 derecesi size gönül rahatlığı sağlar. HONOR Magic6 Pro'nuzu farklı ortamlarda, su altı sahneleri fotoğraflarken, yağmurda arama yaparken veya tozlu ortamlarda çalışırken güvenle kullanabilirsiniz. Bu dayanıklılık, cihazın kullanılabilirliğini artırır ve onu günlük ve maceralı aktiviteler için çok yönlü bir araç haline getirir. HONOR Falcon Kamera Sistemi: Her Anı Yakalama Ultra Geniş Açı Kamera HONOR Magic6 Pro'nun ultra geniş açı kamerası, 50MP sensör ve 2.5cm HD makro yeteneği ile geniş sahneleri ve ince detayları şaşırtıcı bir netlikle yakalamanızı sağlar. 122° görüş alanı ve f/2.0 diyafram ile bu kamera, hem manzara fotoğrafçılığı hem de yakın çekimler için mükemmeldir. Ultra Dinamik Falcon Kamera Ultra dinamik Falcon kamera, 1/1.3 inç ultra büyük format ve f/1.4'ten f/2.0'a otomatik ayarlanan diyafram ile 50MP sensöre sahiptir. Bu kamera sistemi, çeşitli ışık koşullarında keskin ve canlı görüntüler sağlamak için Optik Görüntü Sabitleme (OIS) içerir. Büyük sensör ve ayarlanabilir diyafram, üstün düşük ışık performansı ve profesyonel düzeyde fotoğrafçılık sağlar. Honor AI Hareket Algılama Yakalama HONOR Magic6 Pro, dinamik spor anlarını otomatik olarak algılamak ve yakalamak için gelişmiş AI kullanır. 10 kategoriye yayılan 8 milyon spor modunu destekleyen bu özellik, heyecan verici bir anı kaçırmamanızı sağlar. AI hareket algılama, aksiyon çekimlerinin netliğini ve hassasiyetini artırır, hızlı hareket eden konuları yakalamak için idealdir. Gerçek Hayatta Kamera Performansı Pratikte, HONOR Magic6 Pro'nun kamera sistemi olağanüstü performans sunar. Parlak gün ışığında, düşük ışık ortamlarında veya hızlı aksiyon çekerken, kamera yüksek kaliteli görüntüler ve videolar sağlamak için uyum sağlar. Ultra geniş, dinamik ve AI destekli özelliklerin kombinasyonu, çok yönlü ve güvenilir fotoğrafçılık ve videografi sağlar. HONOR Gen 2. Silikon Karbon Pil: Maceralarınızı Güçlendirmek 5600mAh Ultra Büyük Kapasiteli Pil HONOR Magic6 Pro, gün boyu süren güç sağlayan devasa 5600mAh pile sahiptir. Bu ultra büyük kapasiteli pil, oyun oynarken, akış yaparken veya çoklu görevlerde bulunurken geniş kullanım süresi sağlar. Uzun pil ömrü, telefonunuza sık sık şarj etme ihtiyacı duymadan güvenebileceğiniz anlamına gelir. Dahili Honor E1 Güç Artırma Çipi Dahili Honor E1 Güç Artırma Çipi ve Güç Yönetim Sistemi, özellikle soğuk ortamlarda pil performansını önemli ölçüde artırır. Bu çip, güç tüketimini optimize eder ve enerji kullanımını verimli hale getirir, pil ömrünü uzatır. Dondurucu sıcaklıklarda veya güç yoğun uygulamalar kullanırken, E1 çipi tutarlı performans sağlar. Pratik Pil Performansı Günlük kullanımda, HONOR Magic6 Pro'nun pil ömrü öne çıkar. Yoğun bir iş, oyun ve iletişim gününü güç bitme endişesi olmadan geçirebilirsiniz. Verimli güç yönetimi ve büyük pil kapasitesi, güvenilir ve uzun ömürlü bir cihaz arayanlar için ideal bir seçim yapar. Honor C1+ RF Güç Artırma Çipi: Küresel Seyahatler İçin Gelişmiş Bağlantı Gelişmiş RF Güç Artırma Çipi Teknolojisi Honor C1+ RF Güç Artırma Çipi, gelişmiş algoritmalar ve anten tasarımlarını birleştirerek bağlantıyı artırır. Bu teknoloji, zorlayıcı ortamlarda bile güçlü ve stabil sinyal alımı sağlar, güvenilir iletişim ve internet erişimi sunar. RF Güç Artırma Çipi, çeşitli ağlar ve bölgeler arasında optimal performansı sürdürmek için tasarlanmıştır. Uluslararası Seyahatler İçin Daha İyi Bağlantı Sık seyahat edenler için, HONOR Magic6 Pro sağlam bağlantı özellikleri sunar. RF Güç Artırma Çipi, farklı ağ türleri ve bölgeler arasında sorunsuz geçişler sağlayarak bağlı kalmanızı sağlar. Bu özellik, uluslararası seyahatlerde tutarlı ve güvenilir bağlantının kritik olduğu durumlarda özellikle değerlidir. Gerçek Hayatta Bağlantı Faydaları Pratik anlamda, HONOR Magic6 Pro'nun gelişmiş bağlantı özellikleri, hareket halindeyken güvenilir iletişim ihtiyacı olanlar için mükemmel bir seçimdir. Yurt dışında seyahat ederken, uzaktan çalışırken veya farklı ağ ortamlarında gezinirken, RF Güç Artırma Çipi bağlantıda ve verimli kalmanızı sağlar. Sonuç HONOR Magic6 Pro, kullanıcı dostu özelliklerle yenilik ve pratikliği bir araya getiren bir teknoloji harikasıdır. Gelişmiş ekran teknolojisi, dayanıklı yapısı, üstün kamera sistemi, uzun ömürlü pili ve gelişmiş bağlantı özellikleri, onu geniş bir kullanıcı yelpazesi için mükemmel bir seçenek haline getirir. İster sık seyahat eden biri olun, ister fotoğrafçılık meraklısı, ister güvenilir ve güçlü bir akıllı telefona ihtiyaç duyan biri olun, HONOR Magic6 Pro tüm beklentileri karşılar. Etkileyici özellikleri ve düşünceli tasarımı ile bu cihaz, akıllı telefon endüstrisinde yeni bir ölçüt belirleyerek, bağlantıda, korumada ve eğlencede kalmanızı sağlar. ### Çoklu pencere modunu destekleyen telefonlar neden satın alınmalı? Akıllı telefon teknolojisinin hızla gelişen dünyasında, kullanıcıların verimliliklerini ve çoklu görev yapabilme yeteneklerini artırmalarına olanak tanıyan bir özellik öne çıkıyor - çoklu pencere modu. Bu yenilikçi işlev, kullanıcıların aynı ekranda birden fazla uygulamayı eşzamanlı olarak çalıştırmasını sağlıyor ve tek bir uygulamaya bağlı kalmadan akıllı telefon deneyimini yeniden tanımlayan birçok avantaj sunuyor. Akıllı Telefonlarda Çoklu Pencere Modunun Avantajları Kesintisiz Çoklu Görev Yapma Çoklu pencere modunun sunduğu en büyük avantaj, sağladığı kesintisiz çoklu görev deneyimidir. Kullanıcılar, farklı uygulamalar arasında zahmetsizce geçiş yapabilir ve bu sayede verimliliklerini yeni bir seviyeye çıkarabilirler. E-postaları yazarken bir elektronik tabloya bakmak, bir video görüşmesi sırasında not almak veya mesajları kontrol ederken webde gezinmek gibi günlük görevleri yerine getirirken aynı anda birden fazla uygulamayı çalıştırabilme yeteneği, işleri önemli ölçüde kolaylaştırır. Artan Verimlilik Hem kişisel hem de profesyonel alanlarda daha yüksek verimlilik arayanlar için çoklu pencere modu tam bir dönüm noktasıdır. Bu özellik, kullanıcıların ekran alanlarını bölerek belgeler, sunumlar veya diğer görevler üzerinde eşzamanlı olarak çalışabilmelerini sağlar. Bu da uygulamalar arasında sürekli geçiş yapma ihtiyacını ortadan kaldırarak iş süreçlerini hızlandırır ve dikkat dağıtma olasılığını azaltır, daha odaklanmış ve verimli çalışma seanslarına yol açar. Gelişmiş Bilgi Edinme Araştırma ve bilgi edinme, akıllı telefon kullanımının temel unsurlarından biridir ve çoklu pencere modu bu işlevselliği bir üst seviyeye taşır. Kullanıcılar, aynı anda birden fazla kaynaktan bilgiye zahmetsizce başvurabilir, bu da doğrulama, veri analizi ve araştırma süreçlerini daha akıcı hale getirir. Öğrenirken, çalışırken veya sadece bilgi ararken, aynı ekranda birden fazla kaynağı karşılaştırabilme yeteneği, bilgi edinme verimliliğini artırır. Kesintisiz İletişim İletişim, akıllı telefon kullanımının merkezinde yer alır ve çoklu pencere modu, kullanıcıların iş akışlarını kesintiye uğratmadan sorunsuz bir şekilde iletişim kurmalarını sağlar. İnternette gezinirken mesajlara yanıt vermek veya e-postaları kontrol ederken bir video görüşmesine katılmak gibi, birden fazla iletişim kanalını aynı anda yönetebilme yeteneği, kullanıcıların bağlantıda kalmasını sağlar ve verimlilikten ödün vermeden iletişimi sürdürebilirler. Kesintisiz Eğlence Çoklu pencere modu sadece iş ile sınırlı değildir; aynı zamanda akıllı telefonlardaki eğlence deneyimini de dönüştürür. Kullanıcılar, diğer uygulamalar veya hizmetlerle aynı anda etkileşimde bulunurken video izleyebilir, müzik dinleyebilir veya oyun oynayabilir. Bu çift görev yeteneği, farklı türde içerikleri aynı anda tüketmeyi seven kullanıcıların tercihlerine hitap eden daha sürükleyici ve kişiselleştirilmiş bir eğlence deneyimi sunar. Verimli Görev Yönetimi Organize olmak ve görevleri yönetmek, çoklu pencere modu ile daha verimli hale gelir. Kullanıcılar, ekranın bir yanında yapılacaklar listesi oluşturabilir veya takvim uygulamalarına erişebilirken, diğer tarafta e-postalar, notlar veya diğer ilgili bilgileri görüntüleyebilirler. Bu çift görünüm yaklaşımı, görev önceliklendirmesini artırır ve bireylerin aktivitelerini daha etkili bir şekilde planlamalarına ve yürütmelerine olanak tanır. Kişiselleştirilmiş Kullanıcı Deneyimi Çoklu pencere modunun kayda değer avantajlarından biri, kişiselleştirilmiş bir kullanıcı deneyimine katkıda bulunmasıdır. Kullanıcılar, uygulama pencerelerini kendi tercihlerine göre düzenleme ve yeniden boyutlandırma özgürlüğüne sahiptirler, bu da özel ihtiyaçlarına uygun bir ara yüz yaratmalarını sağlar. Bu düzeyde özelleştirme, kullanılabilirliği artırmanın yanı sıra daha sezgisel ve kullanıcı odaklı bir akıllı telefon arayüzüne katkıda bulunur. HONOR Magic V2'nin akıllı çoklu pencere işlevi, telefonunuzu kullanma kolaylığını artırır. Çeşitli kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına iyi bir şekilde uyum sağladığından, HONOR Magic V2 satın almanızı şiddetle tavsiye ederiz. Sonuç Akıllı telefonlara çoklu pencere modunun entegrasyonu, kullanıcı deneyimlerini yeniden tanımlamada önemli bir adımı temsil eder. Kesintisiz çoklu görev yapma ve artırılmış verimlilikten, akıcı iletişim ve kişiselleştirilmiş eğlenceye kadar avantajları çeşitli ve etkilidir. Akıllı telefonlar gelişmeye devam ederken, çoklu pencere modu gibi özelliklerin dahil edilmesi, kullanıcıların modern, hızlı tempolu yaşam tarzlarının taleplerine uyum sağlayan çok yönlü ve verimli bir araç sunma taahhüdünü göstermektedir. ### Hızlı şarj teknolojisinin faydaları Modern teknolojideki en faydalı gelişmelerden biri hızlı şarjın tanıtılması olmuştur. Telefon şarj cihazlarına entegre edilen teknolojiyi on yıl öncesiyle karşılaştırdığınızda, bu cihazlardaki teknolojinin büyük bir değişim geçirdiğini göreceksiniz. Eğer modern bir telefonunuz varsa, örneğin Honor 90, düşük bir yüzdeyle başlayan bataryanın hızla tam dolduğunu fark etmiş olabilirsiniz. Mobil cihazlarınızın pillerini doldurmak için şarj cihazlarının uzun süreler aldığı günler geride kaldı. Günümüzde, grafen gibi son teknolojiler bu karışıma dahil edilmektedir. İşte, Honor 90 gibi hızlı şarj teknolojisine sahip akıllı telefonları kullanmanın faydalarından bazıları. Hızlı Şarj Teknolojisinin Avantajları Daha Hızlı Şarj Süreleri Bu gelişmenin dahil edilmesi zaten beklenen bir durumdur. Şarj teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde, akıllı telefonunuzu şarj etme süresi saatlerden dakikalara inebilir. Artık yavaş şarj ve uzun bekleme sürelerine elveda diyebilirsiniz. Hızlı tempolu ortamımızda, bu tamamen oyunun dinamiğini değiştirir. Gelişmiş Batarya Ömrü Düşük hızda uzun süreli şarj, bataryanın aşırı ısınmasına neden olabilir, bu da bataryanın zarar görmesine ve ömrünün kısalmasına yol açabilir. Hızlı şarj teknolojisi, şarj süresini kısaltarak bataryanın maruz kaldığı ısıyı azaltır. Bu doğrudan sonucunda cihazınızın batarya ömrü daha uzun olur. Batarya Tükenmesine Son Önemli bir çağrı veya toplantı sırasında bataryanızın bitmesi bir kabus olabilir. Hızlı şarj teknolojisi sayesinde, akıllı telefonunuz her zaman şarjlı ve kullanıma hazır olur, bataryanın bitmesi konusunda endişelenmenize gerek kalmaz. Zaman ve Para Tasarrufu Cihazınızın şarj olmasını beklemek zorunda kalmadan sadece zaman kazanmamakla kalmaz, aynı zamanda gelecekte yeni batarya satın alma maliyetlerinden de tasarruf edersiniz. Daha önce belirtildiği gibi, hızlı şarj teknolojisi sayesinde akıllı telefonunuzun şarj olma süresi hızlanır. Yeni bir maceraya atılmadan önce telefonunuzu fişe takmak için sadece birkaç dakikanız olduğunda bu çok işe yarar. Kolaylık Hızlı şarj teknolojisi, meşgul profesyonellere sağladığı kolaylık düzeyinde önemli bir iyileştirme sunar. Zamanın kritik olduğu ve bir yere hızlıca gitmeleri gerektiğinde kimse telefonunun saatlerce şarj olmasını beklemek istemez. Şarj teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde, telefonunuzu bir saatten kısa sürede tamamen şarj edebilirsiniz. Son Düşünceler Hızlı şarj teknolojisi, elektronik cihazlarına bağımlı olan kişiler için bir oyun değiştirici olarak ortaya çıktı. Hem yaşam şeklimizi hem de elektronik cihazlarımızı şarj etme yöntemimizi tamamen dönüştürdü. Zamanla olan sürekli mücadele, telefon bataryasının hızlı şarj olma yetenekleri sayesinde artık gereksiz. Sürekli hareket halinde olan meşgul profesyoneller için hızlı şarj teknolojisi hayati önem taşır. Günümüzün hızlı temposuna ayak uydurmak istiyorsanız, HONOR 90'ı hemen satın almalı ve gün boyu kullanarak batarya endişesi olmadan devam etmelisiniz. ### Dünyada bu hafta bir dizi etkinlik sanatseverlerle buluşacak Dünyanın çeşitli şehirlerinde bu hafta konserden tiyatroya, sergiden kitap fuarlarına geniş bir yelpazede, birbirinden farklı etkinlikler gerçekleştirilecek. Müzik dünyasına 60 yılı aşkın süredir damga vuran The Rolling Stones, 5 Temmuz'da Kanada'nın Vancouver kentinde vereceği konserle dünya turnesine devam edecek. Grammy ödüllü Kanadalı sanatçı Bryan Adams, Norveç turnesi kapsamında yarın Norveç'in Bodo kenti, 5 Temmuz'da Finlandiya'nın Tampere kenti, 7 Temmuz'da ise Estonya'nın Tartu kentinde konser verecek. ABD'li metal grubu Metallica, 5 ve 7 Temmuz'da Varşova'da iki ayrı şarkı listesiyle konser verecek. Grammy ödüllü ABD'li müzisyen Stevie Nicks, 3 Temmuz'da Dublin, 6 Temmuz'da Glasgow'da hayranlarıyla buluşacak. Rock grubu Red Hot Chili Peppers, yarın ve 5 Temmuz'da ABD'nin Pensilvanya ve Ohio eyaletlerinde sevilen şarkılarını yorumlayacak. Alman metal grubu Rammstein, 5 Temmuz'da vereceği Kopenhag konseriyle dünya turnesini sürdürecek. Rock grubu Red Hot Chili Peppers, 2 ve 5 Temmuz'da ABD'nin Pensilvanya ve Ohio eyaletlerinde hayranlarıyla bir araya gelecek. ANDREA BOCELLİ VE AC/DC LONDRA'DA İstanbul konseri büyük ilgi gören İtalyan tenor Andrea Bocelli, 5 Temmuz'da Londra'da konser verecek. Dünya turnesine devam eden Taylor Swift, 4 ve 6 Temmuz'da Amsterdam'da sahne alacak. Avustralyalı hard rock grubu AC/DC, 3 ve 7 Temmuz'da Londra'da hayranlarının karşısına çıkacak. Kolombiyalı urban pop müzisyeni Karol G, yarın Berlin'de, 7 Temmuz'da ise Lizbon'da sevilen şarkılarını yorumlayacak. Meksikalı müzisyen ve prodüktör Luis Miguel, İspanya turnesi kapsamında 3 Temmuz'da Pamplona, 6 ve 7 Temmuz'da ise Madrid'de müzikseverlerle buluşacak. ABD'li rap yıldızı Megan Thee Stallion, 7 Temmuz'da gerçekleştireceği Paris konseriyle dünya turnesinin ikinci ayağına başlayacak. İngiliz heavy metal grubu Judas Priest, bu hafta Almanya'da bir dizi konser gerçekleştirecek. Grup bugün Hamburg, yarın Berlin, 4 Temmuz'da da Nürnberg'de sahne alacak. Alternatif rock grubu The Smashing Pumpkins, 4 Temmuz'da Prag'da, 6 Temmuz'da ise İtalya'nın Lucca kentinde konser verecek. SERGİLER, FUARLAR VE FESTİVALLER İngiltere'de 1972'de kurulan ve ülke genelinde çok sayıda kitap fuarı düzenleyen İl Kitapçıları ve Fuarcıları Birliği (PBFA), bu yıl ilk kez çevrim içi kitap fuarı düzenleyecek. Kitapseverlerin farklı kategorilerden kitaplara erişebileceği fuar, bugün "pbfa.org" adresi üzerinden gerçekleştirilecek. Bu hafta gerçekleştirilecek sanat etkinliklerinin başında Monaco'da 6-7 Temmuz'da düzenlenecek "artmonte-carlo" fuarı geliyor. İlki 2016'da gerçekleşen fuarda bu yıl, Avrupa genelinden çağdaş ve modern sanat çalışmaları sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Avustralya'da 1-31 Temmuz'da "Melbourne Uluslararası Belgesel Festivali" gerçekleştirilecek. Festival kapsamında çok sayıda ülkeden başarılı belgesellerin gösteriminin yanı sıra ustalık dersleri de verilecek. ABD'DE VİZYONA GİRECEK FİLMLER Ünlü yönetmen Jakee Patel'in yeni filmi "Operation Dragon", bugünden itibaren ABD sinemalarında vizyonda olacak. Chris Renaud ve Patrick Delage'nin yönettiği "Despicable Me 4" filmi ise 3 Temmuz'da vizyona girecek. Yönetmenliğini Joshua Weigel'ın üstlendiği "Sound of Hope: The Story of Possum Trot", Nikhil Nagesh Bhat'ın yazıp yönettiği "Kill", Ken Sibanda'nın yazıp yönettiği "Reparations in America", 4 Temmuz'da ABD genelinde beyazperdede olacak. Hollywood yıldızı Maxine Minx'in hayatını konu eden "MaXXXine", Mel Gibson ve 50 Cent'in başrolü paylaştığı "Boneyard", Conor Soucy'nin yazıp yönettiği Dead Whisper ve Jong-pil Lee'nin yönettiği aksiyon filmi "Talju" 5 Temmuz'da ABD'de sinemaseverlerle buluşacak. ### Arta Karma Sergisi kapılarını açtı Var olan bir şeyi tuvale işlemek ya da hiç var olmayanı tuvalde yaratmak, büyük bir meziyet. Büyük çaba ve emek gerektiren bir iş ressamlık. Sabırla yavaş yavaş renkleri bir araya getiren bir uyum dünyası resimlerin diyarı. Hayal gücü ve onu kalemle dokuma sanatının ürünü olan resim, tablo, insanı da düşünsel bir yolculuğa çıkarabiliyor. Böyle bir yolculuk için güzel bir kapının zilini çalacağız. Art Parisa Gallery "Arta Karma Sergisi", 29 Haziran itibariyle ziyaretçilere açıldı. Art Parisa Eğitim’in her yaş aralığından öğrencilerinin ortaya koyduğu eserlerin başka başka hikayeleri var. Hepsi başka bir kompozisyon; başka bir sanatçının el izini ve sanatçının kendisinden bir parçayı barındırıyor. Art Parisa Eğitim’in öğrencilerinin hazırladığı eserlerin manzarasında kaybolabilirsiniz ya da kendinizi bulabilirsiniz demek daha doğru olacak. Tek yapmanız gereken, gidip kapısını çalmanız. Kapıyı çalmanız için işte adres: Vişnezade Mah. Süleyman Seba Cad. No: 74 Daire: 2 Beşiktaş / İstanbul 29 Haziran'da gerçekleşen serginin açılışında yoğun bir ilgi vardı ve adım atacak yer zor bulunuyordu. Tüm ziyaretçilerin sesleri arasında, oranın büyüsünü bozmadan sanat harikalarında sessiz bir huzur keşfine çıkılmış gibiydi. Ziyaretçilerin etrafta hiçbir şey yokmuş ve yalnızmış gibi tabloların büyüsene kapılıp, yavaş yavaş bir tuvalden diğerine adımlayabildiği bir başka dünyanın geçiş kapısı sanki. Tablolar… Gelinlik içindeki hikaye, anime karakterler, sizi büyüleyen hayatın içinden seyre dalan bir göz ve Ulu Lider Mustafa Kemal Atatürk… Saymakla bitmeyecek ve yazmakla anlatılmayacak eserler yer alıyor. Bu güzel organizasyonu "Art Parisa Gallery" düzenliyor. Bu sanat dünyasının başında ise Parisa Karamnezhad yer alıyor. Kendisi aynı zamanda müthiş eserleri ortaya koyan öğrencilerin eğitmeni. İran Tebrizli olan sanatçı, 13 yıldır Türkiye’de yaşıyor. 14 yaşından itibaren fotoğrafçılık ve ressamlık, yazarlık ve ses sanatçılığı ile uğraşıyor. İran’da da galerisi olan sanatçımız, Türkiye’de de bir galeri kurmuş. Şirketi 7 yıldır faaliyet gösteriyor ve ilk gününden itibaren eğitim vermeyi sürdürüyor. Öğrencilerinin eserlerinin olduğu sergiyi gördüğünüzde, nasıl bir eğitmen olduğuna kendiniz şahit olacaksınız. Parisa Karamnezhad, İran’da olduğu dönem en genç hoca olarak sayılıyordu. Eğitimi çok seven biri olduğu her halinden anlaşılıyor ve hayali olan sanatçı yetiştirmeyi çok iyi şekilde hayata geçirdiğini görüyoruz. Yaptığı çalışmalar ile sadece sanatçı yetiştirmekle kalmıyor Parisa Karamnezhad, aynı zamanda İran ve Türkiye arasında köprü oluşturuyor. Kendisi, "İran ve Türkiye sanat konusunda kardeşler zaten. Kültürel olarak çok yakın değerlere sahipler" diyerek, iki medeniyetin benzerliğine de dikkat çeken birisi. İran ve Türkiye’deki galeriler dışında İtalya’da da eşi ile Azer Negari Grup üzerinden galeri açarak, aslında doğu ve batı arasında nasıl sanat köprüsü kurulabileceğini bir fiil göstermiş. Parisa Karamnezhad, ressamlığın yanında ses sanatçılığında da oldukça başarılı. Daha önceleri İsfandiyar Garabaghi Azerbaycan bölgesinde koroda bulunduğu gibi Beşiktaş Cumhuriyet Korosu'nda da yer alan bir isim. Ülkemiz için değerli bir sanatçı. Hatta çalışmalarına bakarak, bölgemiz ve dünya için de çok önemli bir sanatçı olduğunu ifade edebiliriz. Öğrencilerinin başarılarını görünce Parisa Karamnezhad’ın yaşadığı mutluluğu paylaşmaya davetlisiniz. Art Parisa Gallery "Arta Karma Sergisi", 29 Haziran'da açıldı ve 21 Temmuz'a kadar ziyaretçilere açık olacak. Bu ziyaret için yanınıza bir şey almanıza gerek yok ama ziyaret dönüşü kendi iç dünyanıza göre birçok şey sırtlanacağınız kesin. Ve kesin olan bir şey de yüzünüzdeki gülümseme olacak! ### "12 Punto 2024", 7-14 Temmuz'da gerçekleşecek! TRT tarafından bu yıl 6'ncısı düzenlenen, senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu "12 Punto 2024", 7-14 Temmuz'da yapılacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, etkinlikte Oscar ödüllü yönetmen ve yapımcılarla dünya sinema endüstrisinin önemli kuruluşlarının yöneticileri yer alacak. Beşiktaş'taki Feriye Sineması'nda gerçekleşecek masterclasslar, paneller ve sunumlar, herkese açık ve ücretsiz olacak. Etkinliğe Fransa, İtalya, Katar, Romanya, Filistin, Karadağ, Yunanistan, İspanya, Hollanda, İngiltere, Kamboçya, Estonya, Hollanda, Gürcistan, Polonya, Slovenya, Bulgaristan, Kosova, Ukrayna, ABD, Bosna Hersek, Sırbistan, Almanya, Belçika, Makedonya, Suriye, İran ve Mısır'dan 40'ın üzerinde sinema profesyoneli katılacak. Filistin filmleriyle Filistinli sinemacılara yer verilecek Filistin'deki soykırıma karşı farkındalığı artırmak, empati geliştirmek ve fikir paylaşımına zemin hazırlamak amacıyla açık hava film gösterimlerinde bu yıl Filistin filmlerine ve Filistinli sinemacılara yer verilecek. Filistinli yönetmenler, film gösterimlerinin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. "Filistin Sineması Özel Bölümü" kapsamında yönetmen Maha Haj'ın "Akdeniz Ateşi" (Mediterranean Fever), yönetmen Kamal Aljafari'nin "Bir Fedai Filmi" (A Fidai Film), yönetmen Annemarie Jacir'in "Düğün Davetiyesi" (Wacib) ve yönetmen Mai Masri’nin "3000 Gece" (3000 Nights) filmleri, açık hava gösterimlerinde izleyicinin beğenisine sunulacak. FİNALE KALAN ESERLER ÖDÜLLENDİRİLECEK Finale kalan 12 eserden 3 projeye "TRT Ortak Yapım Ödülü", 3 projeye "TRT Ön Alım Ödülü" ve 6 projeye de "TRT Proje Geliştirme Ödülü" verilecek. Ödül gecesi, 14 Temmuz'da düzenlenecek ve TRT 2'den canlı yayınlanacak. "12 Punto" kapsamında "TRT Kısa Film Yapım Ödülü" kazanan projelerin sahipleri de Türk sinemasının önde gelen yönetmen ve senaristleriyle senaryolarını geliştirecekler. TRT 2'de 7-14 Temmuz'da her akşam 19.00'da "12 Punto Özel" yayını izleyiciyle buluşacak. Programda finalistler ile röportajlar, etkinlikle ilgili gelişmeler, sinema eleştirmenleriyle programlar, Türk sinemasının ödüllü yönetmen ve yapımcılarıyla söyleşiler ve masterclasslar yer alacak. "12 Punto 2024" etkinliğine ilişkin detaylı bilgi "www.trt12punto.com" adresinden duyurulacak. ### Ünlü oyuncu Bill Cobbs hayatını kaybetti "Müzede Bir Gece", "Bodyguard" ve "Sopranos" gibi yapımlarla tanınan ABD'li oyuncu Bill Cobbs, 90 yaşında hayatını kaybetti. Kariyeri boyunca Coen Biraderler ve Martin Scorsese gibi yönetmenlerle çalışan Cobbs, Whitney Houston'ın "Bodyguard"da Houston'ın canlandırdığı karakterin menajerine hayat vermişti. ### Yumurta kabuklarına "sanatın en kırılgan halini" işliyor Kültür ve Turizm Bakanlığı "Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı" 64 yaşındaki Rıza Yaman, yumurta kabuğundan sanat eserleri çıkartıyor. Rıza Yaman, 2004'te tekstil işinden emekli olduktan sonra Konya'dan Muğla'nın Fethiye ilçesine taşındı. Burada yumurta kabuğu oyma, hüsnühat (güzel yazı yazma) ve naht (ağacı kabartma veya oyma) sanatlarıyla ilgilenen Yaman, bu sanatları bir arada kullanarak yumurta kabuklarını sanat eserine dönüştürüyor. Yumurta kabuğu ve ahşap oyma sanatçısı olarak 2 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığınca "Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı" ünvanına layık görülen Yaman, yaptığı eserleri ve sanatını gelecek nesillere aktarabilmek için ulusal ve uluslararası festival ve etkinliklere katılıp ücretsiz atölye eğitimi veriyor. Samsun'da düzenlenen festivale de katılan Yaman, eserlerini "sanatın en kırılgan hali" ismini verdiği sergilerde katılımcıların beğenisine sunuyor. Yumurtayı küçük bir delikten şırınga yardımıyla boşaltan sanatçı, içindeki zarı da çıkararak temizledikten sonra kurumaya bırakıyor, ardından yumurta kabuğu kullanmaya hazır hale geliyor. "Bir usta kendi yaptığı işi dahi isteseniz kopyalayamaz" Yaman, AA muhabirine, genellikle kaz yumurtalarıyla çalışma yaptığını ama tavuk, ördek ve bıldırcın yumurtalarıyla da çalıştığını söyledi. Türkiye'de bu sanatı yapan 10 usta bulunduğunu belirten Yaman, "Her usta atölyesinde kursiyerlerini yetiştiriyor. Bu sayının çoğalması için elimizden gelen çabayı veriyoruz. Yapılan bir işin kopyalanması kesinlikle yasaktır. Zaten bir usta kendi yaptığı işi, istese dahi, kopyalayamaz. Çizgilerimiz, tasarımlarımız tamamıyla kendimize aittir" dedi. "İki sanatı birleştiren dünyada tek ustayım" Yaman, kursiyerlerine ilk derste "Yumurta kabuğu oyma sanatının ilk maddesi, sevdiğinizin kalbini kırmamak için nasıl davranıyorsanız yumurtaya o şekilde davranın. Amacımız kırmamak ve kırılmamaktır. Bu felsefeyle çalışmalara devam ettiğinizde başarılı olur ve yaptığınız sanat hayatınızı, kimliğinizi etkiler" dediğini anlattı. Yumurta kabuğu oyma sanatının dünyada çok ilgi gören ve beğenilen bir sanat olduğuna dikkati çeken Yaman, şöyle devam etti: "Dünyadaki diğer sanatçılarla sosyal medya üzerinden görüşüyoruz, haberleşiyoruz. Sayfamızda her usta kendi yaptığı işi sergiliyor. İkinci sanatım olan naht, kıl testeresiyle ahşap oyma sanatıdır. İki sanatı birleştiren dünyada tek ustayım. Hat sanatı yalnız İslam aleminde var. Bu yüzden yapmış olduğum eserler dünyada çok sevildi, beğenildi." "Doğurganlığı, bereketi, huzuru anlatan bir materyal" Rıza Yaman, geçmişte birçok sanat dalıyla uğraştığını fakat kendini yumurta kabuğu oyma sanatında bulduğunu dile getirerek; "Bana en çok huzur veren, en çok hayatımı etkileyen yumurta kabuğu oyma sanatıdır. Çünkü beni sakinleştiriyor, huzur veriyor. Doğurganlığı, bereketi, huzuru anlatan bir materyal" ifadelerini kullandı. Yumurta kabuğunun kırılmaması için herhangi bir madde kullanılmadığına işaret eden Yaman; "Ham durumda alıyoruz yumurtayı, içini temizliyoruz. Sonra üzerine istediğimiz motifleri çalışıp, kesmeye ve oymaya başlıyoruz. Bunun dışında bir kimyasal madde yok. Bunun bir tek kimyası vardır; kalp, sevgi ve aşktır" diye konuştu. Kullanılan yumurta kabuklarını tabloya dönüştürüyor Yumurta kabuklarından mozaik tekniğiyle tablo yapan Rıza Yaman'ın eşi Serpil Yaman ise "Emekli olduktan sonra eşim yumurta kabuğu oyma sanatçılığına başladı. Ben de evde kullandığımız yumurtaları tabloya dönüştürerek çalışmalar yapıyorum. Hobi amaçlı başladık, fakat çok beğeni aldığı için devam ediyoruz" dedi. ### Kore Uluslararası Bale Yarışması'ndan Türk dansçı Tahiroğlu'na ikincilik ödülü 500 dansçının yer aldığı Kore Uluslararası Bale Yarışması'nda Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçısı 20 yaşındaki Nilay Tahiroğlu gümüş madalya kazandı. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Ankara Devlet Opera ve Balesi balerini Nilay Tahiroğlu, Güney Kore'de düzenlenen uluslararası bale yarışmasında ikinci olarak gümüş madalya kazandı. Jüri başkanlığını Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk'ün üstlendiği 17. Kore Uluslararası Bale Yarışması, 20-23 Haziran'da Güney Kore'nin başkenti Seul'da düzenlendi. 500 dansçının katıldığı yarışmada, Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçısı 20 yaşındaki Nilay Tahiroğlu ikinci oldu ve gümüş madalya almaya hak kazandı. Tahiroğlu, ödülünü Genel Müdür Tan Sağtürk'ün elinden aldı. 5 AYDA 3 ULUSLARARASI ÖDÜL Balerin Nilay Tahiroğlu, 10-14 Haziran'da düzenlenen 6. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması'nda "Büyükler Kızlar" kategorisinde birinci, şubat ayında Moskova'da yapılan Uluslararası Bale Yarışması'nda yetişkin kategorisinde ikinci seçilmişti. ### Bodrum Atölye Buluşmaları'ndan grup sergisi Bodrum Art Melek tarafından bu yıl dördüncü kez kapılarını açan Bodrum Atölye Buluşmaları (BAB) Grup Sergisi, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Inspera Bodrum’da 29 Haziran'a kadar ziyaret edilebilecek sergide, grupta yer alan sanatçılarının eserlerini izlemek mümkün. BODRUM ART MELEK HAKKINDA... 2019 yılında kar amacı düşünmeyen bir sanat kolektifi olarak kurulan organizasyon, sanat adına önemli başarılara imza atıyor. Grubun başta gelen amaçlarından biri de Bodrum öncelikli olmak üzere, nitelikli sanatsal fikir uygulamalarının çoğalmasına aracılık etmek. Bunda da oldukça başarı sağladığı görülüyor. Bodrum Art Melek ekibini oluşturan Senem Öncüler Çetin, Yasemin Aksoy ve Zeynep Can, ortak imza ile yayınladıkları manifestoda “Hedefimiz sanatı günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmek, yerel halkı ve dönemsel ziyaretçileri Bodrum’da üretilen sanatla ve üreten sanatçılarla buluşturmaktır” ifadelerine yer verdiler. Zehra Kayataş, sergiye "Işıklı Asa" adını verdiği ve tamamen doğal malzemeler, kuş tüyü ve tohum taneleri ile ürettiği bir çalışması ile katıldı. Sergide yer alan eserler arasında, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı da olan Hakan Ortaç'ın "Sonsuzluğu Doğru Pupa Yelken" adını verdiği, 35 cm çapında ve 900 santigrat derecede fırınlanmış füzyon cam çalışması da bulunuyor. ### Petter Northug: Kayak sporunun efsanesi, skandallar ve geri dönüş Biyografi Petter Northug, kayak sporunda muhteşem başarıları ve pist dışındaki tartışmalı olaylarıyla tanınan efsanevi Norveçli kayakçı. 6 Ocak 1986'da Norveç'in Nord-Trøndelag bölgesindeki Mosvik'te doğdu. Kariyeri boyunca Northug, iki kez Olimpiyat şampiyonu ve 13 kez dünya şampiyonu olarak altı modern disiplinde de zafer kazandı. İki kez Dünya Kupası'nı (2009/10 ve 2012/13 sezonlarında) kazandı ve kayak sporunda iki kez "Kayak Kralı" gayri resmi unvanını alan ilk kayakçı oldu. 2018 yılında kariyerini sonlandırdı, ancak spordan uzak kalamayarak 2021/2022 sezonunda geri dönmeye karar verdi. Çocukluk Petter Northug, Even ve Tomas adında iki kardeşi olan bir ailede doğdu. Petter, çocukluğundan itibaren enerjik ve aktif bir çocuktu ve kayak sporuna büyük bir ilgi duyuyordu. Ailesi, çocuklarının sportif ilgilerini destekleyerek kayakla uğraşmaları için onlara imkanlar sağladı. Mosvik, Norveç'in güzel manzaraları ve kış pistleriyle çevrili küçük bir kasaba, geleceğin şampiyonunun yetişmesi için mükemmel bir yerdi. Gençliğinde Petter, yaşıtları arasında spor başarıları ve kazanma azmi ile hızla öne çıktı. Ailesinin desteği ve spora olan sevgisi, kayak yarışlarındaki başarılı kariyerinin temelini oluşturdu. Kayak Kariyerinin Başlangıcı Petter Northug'un profesyonel kariyeri, kıta içi yarışmalara katılmasıyla başladı, özellikle İskandinav yarışmalarında yer aldı. 2004/05 ve 2005/06 sezonlarında yedi kez podyuma çıktı, dört galibiyet ve iki ikincilik elde etti. Bu zaferlerden üçü 15 kilometrelik mesafelerde, biri ise takip yarışında gerçekleşti. Dünya Gençler Şampiyonaları  2004/05 sezonunda dünya gençler şampiyonalarında Northug, Rovaniemi'deki takip yarışını ve 10 kilometrelik serbest stil yarışını kazandı. Bir sonraki sezonda, Slovenya'nın Kran kentinde, 10 kilometrelik klasik stil, takip yarışı, sprint ve bayrak yarışında altın madalya kazandı. Bu zaferler, FIS dünya gençler şampiyonalarında beş bireysel altın madalya kazanan ilk sporcu olmasını sağladı. Dünya Kupası  2005/06 sezonunda Northug, Dünya Kupası'nda ilk kez yarıştı ve tek yarışta (Drammen'deki sprint) 35. sırayı aldı. Aynı sezonda hem İskandinav yarışmalarında hem de Dünya Kupası'nda yarışmaya devam etti. Mayıs 2006'da, 2006/07 sezonunda üst düzey milli takımda yer alacağı açıklandı. İlk Dünya Kupası zaferini 2005/06 sezonunda Falun'daki takip yarışında elde etti, Tobias Angerer ve Axel Teichmann'ı geride bıraktı. Başarılar Petter Northug, iki kez Olimpiyat şampiyonu, 13 kez dünya şampiyonu ve iki kez Dünya Kupası sahibi. Büyük uluslararası yarışmalardaki başarıları etkileyici. Olimpiyat Oyunları  2010 Vancouver Kış Olimpiyatları'nda Northug, takım sprint ve 50 km klasik stil mesafede iki altın madalya, 4×10 km bayrak yarışında gümüş madalya ve bireysel klasik stil sprintte bronz madalya kazandı. Dünya Şampiyonaları  Northug, erkekler arasında rekor olan 13 altın madalya kazandı. Çeşitli disiplinlerde zafer kazandı: skiatlon, bayrak yarışı, bireysel yarışlar ve takım sprintler. Dünya şampiyonalarındaki zaferleri arasında şunlar bulunur: 4×10 km (Sapporo 2007, Liberec 2009, Holmenkollen 2011, Val di Fiemme 2013, Falun 2015) Skiatlon 15+15 km (Liberec 2009, Holmenkollen 2011) 50 km (Liberec 2009, Holmenkollen 2011, Falun 2015) 15 km (Val di Fiemme 2013) Bireysel sprint (Falun 2015)  Dünya Kupası  Petter Northug, Dünya Kupası genel klasmanını iki kez (2009/10 ve 2012/13 sezonlarında) kazandı ve Dünya Kupası etaplarında birçok kez podyuma çıktı. Toplamda 47 Dünya Kupası zaferiyle tüm zamanların en büyük kayakçılarından biri olduğunu kanıtladı. Skandal Olaylar Spor başarılarının yanı sıra Petter Northug, birkaç skandalın merkezinde de yer aldı. Ekim 2014'te, alkollü araç kullanma ve yalan beyanda bulunma suçlarından 50 gün hapis cezası ve büyük bir para cezasına çarptırıldı. Ağustos 2020 Olayı  Ağustos 2020'de Northug, hız sınırını aştığı için polis tarafından durduruldu. Hız sınırı 80 km/sa olan bir yolda 200 km/sa hızla gittiği tespit edildi. Polis, Petter'in davranışlarından şüphelenerek evine baskın düzenledi ve kokain ile MDMA içeren uyuşturucu haplar buldu. Kayakçı, bunları kendisi için aldığını ve kullandığını itiraf etti. Düzenlediği basın toplantısında, Ocak 2019'dan bu yana uyuşturucu kullandığını ve nitelikli yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Mahkeme, Northug'u 7 ay hapis ve ömür boyu ehliyetsiz bırakma cezasına çarptırdı. Cezasını, Telemark ilindeki uyuşturucu bağımlılığı rehabilitasyon kliniğinde çekti. Toplumun Tepkisi  Dünya kayak topluluğu, Petter'e bu zor dönemde destek verdi. Norveçli kayakçı Johannes Klaebo, Petter'in yakınlarının ona destek olmasını umduğunu söyledi. Rus kayakçı Alexander Legkov ise, eski rakibi Northug'a destek vererek, bu zor durumdan kurtulmasını diledi. Spora Dönüş 2018'de kariyerini sonlandırmasına ve yasal sorunlarına rağmen Petter Northug, 2021/2022 sezonunda spora geri dönmeye karar verdi. Ski Classics mostbet serisinde amatör olarak yarışmaya başladı ve profesyonel düzeyde yarışmak için Team Northug Crucible adlı bir takım kurdu. Maraton Yarışlarına Katılım  2021/2022 sezonunda Northug, Ski Classics maraton serisinde yer aldı ve 13 yarışta start aldı. Genellikle 20-30. sıralarda yer aldı ve en iyi sonucu, Şubat başında yapılan 50 km Grönklitt Criterium yarışında beşinci oldu. Sezon sonunda genel klasmanda 36. sırayı alarak 473 puan topladı. Northug ayrıca Ski Classics serisine dahil olmayan Cortina-Toblach 42 km yarışını kazandı. Kayak Rulman Turnuvaları ve Gelecek Planları  Maraton serisine ek olarak Northug, yaz aylarında kayak rulman turnuvalarında da yarıştı. Örneğin, 2023 Toppidrettsveka'da klasik sprintte altıncı, 54 km maratonda 43. ve skiatlonda 42. oldu. Final takip yarışında start almadı. 2025 Dünya Şampiyonasına Katılım Planları  Petter Northug, yaşına ve profesyonel spora dönüşle ilgili zorluklara rağmen, 2025 dünya şampiyonasına katılmayı planlıyor. Geri dönüşü ve yarışmalara katılımı, sporda kalma ve yüksek düzeyde rekabet etme isteğini gösteriyor. Sonuç Petter Northug, kayak dünyasında en parlak ve tartışmalı figürlerden biridir. Pisteteki başarıları etkileyici: iki kez Olimpiyat şampiyonu, 13 kez dünya şampiyonu, Dünya Kupası sahibi. ### "Bir İstanbul Masalı" tablosu, İstanbul'un tarihine yolculuk yaptırıyor! Ressam İsmail Acar 'ın "Bir İstanbul Masalı" adlı tablosu, Dolmabahçe Sarayı'ndan Galata Kulesi'ne, Ayasofya'dan Aşkenaz Sinagogu'na, Süleymaniye Camii'nden Taksim Atatürk Cumhuriyet Anıtı'na kadar şehrin ikonik eserlerini ahenkle bir araya getiriyor. CVK Park Bosphorus Hotel'in lobisinde sergilenen yağlıboya tablo, İstanbul'un binlerce yıllık tarihine ışık tutuyor. Kentin tarihine doğru yolculuğa çıkaran 3 metre uzunluk ve 7 metre genişlikteki tablo, ziyaretçilere artırılmış gerçeklik deneyimi de sunuyor. Sanatseverler, eser üzerindeki Yılanlı Sütun, Fatih Sultan Mehmet, İO ve Poseidon, Bulgar Kilisesi, Dört At Heykeli, İkinci Ayasofya ve Park Hotel gibi figürleri cep telefonundan tarayıp, bu ikonların hikayesini dinleyebiliyor. "YAŞAYAN BİR ESER" Ressam İsmail Acar, konu ile ilgili yaptığı açıklamada eserde İstanbul'un geçmişten bugüne hikayesinin anlatıldığını belirterek; "Benim kafamda dört tane İstanbul vardı. Bu tarih öncesi, Roma yani Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet İstanbul'larıdır" dedi. Esere yapay zeka yardımıyla dijital bir alan kazandırdıklarını da aktaran Acar; "Bir aplikasyonu yüklediğinizde, telefon ekranınızı o bölgeye tuttuğunuz zaman eser başka bir forma dönüşüyor, bu kez kendi hikayesini anlatıyor. Bu eser ortalama 6 ayda ortaya çıktı. Yaşayan bir eser" ifadelerini kullandı. "Çok önemli karakterler İstanbul'a form ve biçim veriyor" İsmail Acar, İstanbul'un tarihi devirlerinin katman katman ortaya çıkabileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Ayasofya'ya baktığımız zaman, üçünçü Ayasofya'yı görüyoruz. Onun arkasında yapılmış ikinci ve birinci Ayasofya da var. Biraz tarih ve kültür bilen herkes onu hayal edebilir. Gençlerimiz maalesef sadece son Ayasofya'yı görüyor ve sadece Ayasofya diyor. Ayasofya'nın da bir hikayesi var. Aslında İstanbul'da her formun bir hikayesi var. Ben öğrencilik yıllarımdan beri hep tarih okurum. İstanbul'u hep yürüyerek gezerim. Semavi Eyice gibi çok değerli tarihçi büyüklerimizle de tanıştım. Onun kütüphanesine çok defa girip çıktım. Hikaye anlatıcılarının ağzında inanılmaz bir gerçeklik kazanıyor İstanbul'un gizemli yönü. Ayasofya bile inanılmaz hikayelerin kaynağı. İstanbul, biz Türkler tarafından da çok kadim görülüyor ve çok önemli karakterler İstanbul'a form ve biçim veriyor. Biz Türkler, bunun üzerine geldiğimiz zaman bu hakikati reddetmedik. Çünkü hakikat, ilahi bir kaynaktan gelir. Bugün Ayasofya'nın hala ibadethane olarak kullanılması, Ayasofya'nın ruhuna yakışır bir şeydir." "SANAT, TEKNOLOJİDEN ÇOK ETKİLENDİ" Türklerin İstanbul'u fethinden sonra İstanbul'daki kadim kutsala sahip çıktığını ifade eden Acar, tablosunda İstanbul'un binlerce yıllık kadim tarihinin olduğunu dile getirdi. İsmail Acar, eserlerinde sanat ve teknoloji ilişkisi kurarak, dijital unsurlar kullandığını vurgulayarak şunları söyledi: "1700'lerde buhar kazanlarının bulunmasından itibaren sanat, teknolojiden çok etkilendi. Bulgar Kilisesi mesela döküm bir kilisedir. O da işin döküm kısmından etkilenir. İstanbul da aslında Sanayi Devrimi sürecinden çok etkilendi. Günümüz sanatına geldiğimiz zaman ise yapay zeka sanatın içinde çok kullanılıyor. Aslında yapay zeka, bir anlamda insanın egosuna hitap ediyor. Daha çok maalesef silah sanayi kullanıyor. Biz sanatçıların ilham alanı doğadır. Doğa en büyük öğretmen. Sanat, doğaya öykünen en önemli insani inisiyatif. Bu inisiyatif yapay zekayı kullanırsa, yapay zeka farklı bir yöne çekilebilir. Yapay zeka, bize bir estetiği daha güzel gösterebilir, atalarımızın hikayelerini güncelleyebilir, renkleri daha da güzel gösterebilir. Bu anlamda genç arkadaşımız Yunus Emre Ece'yle çalıştık. O süreç de benim için çok heyecanlı oldu." "Artırılmış gerçeklik filtrelerine çevirip, deneyimlenebilir hale getirdim" Lise öğrencisi Yunus Emre Ece ise 15 yaşında olduğunu, 10 yaşındayken Koç Üniversitesi Karma Lab'da aldığı eğitimle 3 boyutlu tasarım alanında projeler yürüttüğünü söyledi. Ece, İstanbul'un tarihi dönemlerine yer veren tablonun kendi kendini anlatması için teknolojiden istifade ettiğini vurgulayarak; "Artırılmış gerçeklik teknolojisi kullandık. Tabloya bu teknolojiyi ekledim. Blender'dan kendi yaptığım tasarım ve animasyonları artırılmış gerçeklik filtrelerine çevirip, bunları Instagram üzerinden deneyimlenebilir hale getirdim" şeklinde konuştu. "sanat da çok öznel bir kavram" Eserde; Yılanlı Sütun, Fatih Sultan Mehmet, İO ve Poseidon, Bulgar Kilisesi, Dört At Heykeli, İkinci Ayasofya ve Park Hotel gibi eserlerin artırılmış gerçeklik yorumları olduğunun altını çizen Ece, tabloyu bu anlamda geliştirmeye ve farklı şeyler eklemeye devam edeceğini de söyledi. Yunus Emre Ece, İsmail Acar ile 2 yıl önce Uluslararası İstanbul Çocuk Sanat Bienali'nde tanıştığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Teknoloji dediğimiz şey çok geniş bir kavram. Yapay zekadan arttırılmış gerçekliğe kadar çok farklı teknolojiler var. Bu çeşitlilik aslında işin güzel tarafı. Çünkü sanat da çok öznel bir kavram. Teknolojinin bize verdiği özgürlük ve imkanları sanatın bize verdiği özgürlükle birleştirdiğimiz zaman, çok yaratıcı ve etkili bir şekilde dışa vurulabilmesini sağlıyor. Şu an tabloda yaptığımız bu artırılmış gerçeklik modellerinin ve filtrelerinin tablonun hikayesini daha iyi bir şekilde bize anlatması gibi sanatla bu açıdan birleştirilebilir diye düşünüyorum." ### Geri dönüşüm malzemelerinden "Atıktan Sanata" sergisi açtı Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü öğrencileri, geri dönüşüm malzemelerinden yaptıkları eserleri sergiledi. Öğrenciler, fakülte binasında açılan sergide, kağıt ve plastik atıklardan yaptıkları "kırkayak", "ağaç mantarı" ve "maddenin yapı taşı atom" gibi eserler hakkında katılımcılara bilgi verdi. Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Döndü Tülay Özkul, AA muhabirine bu yıl ilk defa resim bölümüne öğrenci aldıklarını söyledi. Halı, desen, baskı ve kağıt yapım atölyelerinin bulunduğunu aktaran Özkul, "Bunun yanı sıra temel sanat eğitimi, disiplinler arası sanat teknoloji derslerimiz var. Fakülte bünyemizde üç topluluk oluşturduk. Bu topluluklarla birlikte yapılan çalışmalar sonrası sergiler düzenliyoruz. Topluluklarla derslerimiz birbirini destekliyor. Birlikte farklı üretimler yapıyoruz. Bu topluluklar, doğaya dost üretimler yaparak alanda farkındalık yaratarak sanatsal üretimlerini bir aracı olarak kullanıyorlar." dedi. Farkındalık oluşturmayı hedeflediklerini belirten Özkul, şunları kaydetti: "Çöpe atılan bir nesne üzerinden, kimi zaman da görevini tamamlamış kağıt parçası üzerinden çağdaş bir dille yeniden yorumlayarak geri dönüşüme kazandırıyoruz. Aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş geleneksel Türk el sanatlarından biri olan halı-kilim atölyesi sayesinde köklerini gelenekten alan çağdaş üretimler gerçekleştiriyoruz. Henüz bir senedir faaliyet gösteren bölüm, farklı bakış açısı ve dinamik kadrosuyla gelecek vaat ediyor." Görsel Tasarım ve İletişim Fakültesi Öğrencisi Batu Ak ise Resim Bölümü Plastik Sanatlar Topluluğu, Sürdürülebilir Çevre ve Sıfır Atık Topluluğu ve Ekoloji ve Sanat Topluluğu olarak resim atölyesinde 5-6 aylık bir çalışma sonrası "Atıktan Sanata" sergisi açtıklarını ifade etti. Atölyelerinde yaptıkları çalışmalar sonrası geri dönüşüme, doğaya dost ürünler kazandırarak, sıfır atık konusunda da farkındalık oluşturmak istediklerini belirten Ak, kendilerine bu konuda destek olan herkese teşekkür etti. Sergi 2 gün açık kalacak. ### Çırağan’da bir Kedi Müzesi Bir kediseverseniz, kedilere meraklıysanız, dünyanın sayılı koleksiyonerlerinin eserlerini, çocuk, oyun, oyuncak, masal ve çizgi roman tarihinin ünlü kedilerini bir araya getiren Kedi Müzesi 'ni mutlaka ziyaret etmelisiniz. Şair, yazar ve gezgin Sunay Akın, tam bir toplayıcı ve antika meraklısı. Eski oyuncaklara, sevimli objelere olan yoğun ilgisi sonucu İstanbul Oyuncak Müzesi’ni oluşturmuştu, şimdi de Kedi Müzesi… Türkiye’nin önde gelen şairlerinden Behçet Necatigil anısına, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın sağladığı imkânlarla açılan müze, dünyanın sayılı koleksiyonerlerinin eserlerini, çocuk, oyun, oyuncak, masal ve çizgi roman tarihinin kedilerini bir araya getiriyor. Müzede sadece kediler yok; çocukluğumuzun çizgi film karakterleri, masalları, oyunları, çeşitli oyuncaklar, kedili figürler, biblolar da yer alıyor. Sunay Akın, Nuh’un Gemisi’ni çocuklar için tasvir etmiş ve ortaya şahane bir görüntü çıkmış. Kediseverlerin ve çocukların daha çok ilgisini çekecek olan Kedi Müzesi 'nde, kedili pul koleksiyonları çok iyi düşünülmüş. Kedileri seviyor ama korkuyorsanız çekinmeyin, içeride canlı kedi yok. Peki, müze neden Behçet Necatigil’in anısına açılmış? Ünlü Türk şairi Behçet Necatigil, Berlin’den Tahir Alangu’ya gönderdiği mektubunda şunu yazar: “Ne kadar isterdim, Beşiktaş-Ortaköy yolunun üzerinde olmayı. Bir duvar dibinden bir kedi gibi sürünerek yürümeyi.” Mektubun üzerindeki tarih, 4 Ekim 1927’dir. Dünya Hayvanları Koruma Günü’ne denk gelen bu tarihte, 4 Ekim 2022’de Necatigil’in özlem duyduğu müze Çırağan’da açılınca, şairin anısı da unutulmamış. Öyleyse biz de kedilere hayranlık duyan Behçet Necatigil’in çok sevdiği bu hayvanlar için yazdığı “Kediler” adlı şiirini unutmayalım: Behçet Necatigil KedilerEvlerde hapis kedilerYalnız nedir söyledikleriOkşarsınızBir kenara çekilirler. Kıvrıldıkları köşedeGene sizde gözleriYerinizden kalksanızPeşinizden gelirler. Sizken tek sahipleriKalabalık isterlerBelki hepsi sizin gibiYalnız kediler. Kedi Müzesi, Beşiktaş Belediyesi’nin Çırağan’daki ek hizmet binasında yer alıyor. Müzeyi pazartesi günü hariç hafta içi 09.00-17.00, hafta sonu 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Fotoğraflar: Nevin Atağ ### İstanbul Modern ve Rahmi M. Koç Müzesi, bayramda ziyarete açık olacak Kurban Bayramı tatilini İstanbul'da geçirecek olanlar, bayramın ikinci gününden itibaren, İstanbul Modern'de açılan Olafur Eliasson'un "Senin Beklenmedik Karşılaşman" sergisini ziyaret edebilecek. Müzeden yapılan açıklamaya göre, İstanbul Modern Koleksiyonu'ndan bir seçkinin yer aldığı "Yüzen Adalar", Türkiye fotoğraf tarihinin önemli isimlerinden Ozan Sağdıç'ın "Fotoğrafçının Tanıklığı" ile güncel teknolojiler ve dijital kültüre odaklanan "Zamansız Meraklar" sergileri de ziyarete açık olacak. Eliasson'un seçkisinde, su, ışık, renk, algı ve çevre temaları üzerine yoğunlaşan 40'a yakın yapıt yer alıyor. FOTOĞRAFÇININ TANIKLIĞI, BELGESEL FOTOĞRAFA ODAKLANIYOR "Fotoğrafçının Tanıklığı", fotoğrafın yaygın türlerinden belgesel fotoğrafa odaklanırken, Türkiye'nin 1950'lerden itibaren sosyal, politik, ekonomik, kültürel ve görsel tarihine de ışık tutuyor. "Zamansız Meraklar" sergisi ise çalışmalarını Türkiye ve dünyanın farklı köşelerinde yürüten genç isimleri bir araya getiriyor. İstanbul Modern'in ücretsiz olarak erişilebilen zemin katında bulunan kütüphanenin girişindeki "Renzo Piano: Yerin Ruhu" sergisi ise yeni müze binasının yapım hikayesini aktarıyor. İstanbul Modern, pazartesi günleri ile bayramın birinci günü hariç diğer günler ziyarete açık olacak. RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ BAYRAMIN 3 VE 4. GÜNÜ AÇIK Haliç kıyısındaki Rahmi M. Koç Müzesi de Kurban Bayramı'nın üçüncü gününden itibaren ziyaretçilerini ağırlayacak. Tarih ve kültürle dolu bir gün geçirmek isteyenler, klasik otomobillerden lokomotiflere, uçaklardan gemilere kadar müzenin geniş koleksiyonundaki objeler ile zamanda yolculuğa çıkacak ve nostaljik tekne turları yapabilecek. Müze, 16 binin üzerinde objeden oluşan geniş koleksiyonu ile her yaş grubuna hitap ediyor. Ziyaretçilerine yeni ve farklı keşifler yapma fırsatı sunan müzede ayrıca bilimsel aletler, makineler ve iletişim araçları da görülebilecek. ### Perasma’nın yeni sergisi Leros Adası’nda açılıyor Perasma’nın yeni sergisi “All Things Become Islands Before My Senses”, 30 Haziran’da Yunanistan’ın Leros adasında ziyarete açılıyor. Adadaki tarihi mekânlarla diyalog hâlinde gerçekleşecek karma sergi, William Kentridge, Goshka Macuga, Cevdet Erek, Maryam Turkey ve Lindsey Mendick'in de aralarında bulunduğu 17'den fazla uluslararası sanatçının yeni ve var olan eserlerini adanın beş önemli noktasında sergiliyor. 18 Ağustos’a dek devam edecek olan ve adını Cesare Pavese'nin "Yalnızlık Tutkusu" şiirinden alan “All Things Become Islands Before My Senses”, zamanın, suyun ve Leros adasının tarihinin karmaşık ilişkisini araştırıyor. Perasma, “All Things Become Islands Before My Senses” sergisi paralelinde Burcu Fikretoğlu ve Gizem Naz Kudunoğlu ortaklığında çıktığı yeni yolda, yeni başlangıçları, buluşmaları, birliktelikleri kutluyor. Bu sene ikinci edisyonu gerçekleşen sergi, varoluşun akıcılığının, özellikle böylesine karmaşık ve zengin bir geçmişe sahip olan bir adada, hem güzellik hem de zorluk doğurabileceği fikri etrafında dönüyor. Leros'ta zamanın döngüsel doğası, denizcilik mirası ile iç içe geçiyor. Gemilerin gelip geçmesiyle birlikte, ticaret, keşif ve fetih hikâyeleri taşınarak, ada geçmişle şimdinin kesiştiği bir merkez hâline geliyor. Tarih, mitoloji, fantezi, hayaletler ve gerçeklik, adanın üzerine suyun akıntıları gibi katman katman seriliyor. Türkiye anakarasına çok yakın, On İki Adalar grubuna dahil olan Leros, İtalyan işgali gibi çalkantılı bir tarihin izlerini taşıyor ve bu durum adanın kendine özgü mimarisini şekillendiriyor. SERGİDE YER ALAN SANATÇILAR Alice Guittard, Cansu Yıldıran, Cevdet Erek, Enzo Cucchi, Evgenia Vereli, Farida El Gazzar, Goshka Macuga, Kostis Velonis, Laura Footes, Lindsey Mendick, Malvina Panagiotidi, Maryam Turkey, Necla Rüzgar, Nermi̇n Er, Paweł Althamer, Sophie von Hellermann, William Kentridge. SERGİDEN ÖNE ÇIKAN ESERLER Sergi kapsamında William Kentridge'in 1999’da İstanbul Bienali'nde ilk kez gösterilen filmi "Shadow Procession" yer alacak. Kentridge, animasyonlu çizimleri ve filmleriyle zaman, sömürgecilik tarihi ve devrimci siyasetin umutları ve başarısızlıklarını araştırmasıyla tanınıyor.  Polonyalı sanatçı Goshka Macuga, adada çektiği yeni bir deneysel korku filmini sunacak. Bu film, Macuga'nın film pratiğiyle ilk kez çalıştığı bir eser olacak ve yerel bir tiyatro grubunun aktörlerini içerecek. Türk sanatçı Cevdet Erek, üç yeni eser sunacak; Muro D’Ascolto'da mekâna özgü bir enstalasyon ve performans, İlkokul'da "SSS - Shore Scene Soundtrack" projesinin mekâna özgü bir enstalasyonu ve Perasma Mekanı'nda Leros'tan temin edilen keçi çanlarına benzeyen cam heykellerle bir ses enstalasyonu. Türk sanatçı Cansu Yıldıran ve Irak-Amerikalı sanatçı Maryam Turkey, adada misafir sanatçı programına katılarak sergi için yeni eserler üretecekler. Yıldıran yeni bir fotoğraf serisi oluşturacak, Turkey ise Leros'tan bulunan nesneleri kullanarak yeni bir ışık heykel serisi ve mekâna özgü bir enstalasyon yaratacak.  Polonyalı sanatçı Paweł Althamer, Leros Denizcilik Kulübü'nü göçmen topluluklardan çocuklar için bir ay sürecek bir Sanat Akademisi'ne dönüştürecek ve uluslararası tanınmış profesörlerle atölye çalışmaları düzenleyecek. Ayrıca Althamer, serginin bir parçası olarak Leros'un çeşitli yerlerinde heykel serileri sunacak. Sergi ayrıca Margate merkezli İngiliz sanatçı Laura Footes'in monoprintleri ve tuval tablolarını, Alman sanatçı Sophie von Hellerman'ın resim serisini, Yunan heykeltıraş Kostis Velonis'in Leros'taki tersaneden bulduğu malzemeleri kullanarak yaptığı mekâna özgü enstalasyonunu ve Enzo Cucchi'nin "Testa di Van Gogh" (1995) serisinden heykellerini içerecek.  Perasma, adadaki sergi ve misafir sanatçı çalışmaları aracılığıyla, adadaki yerel şahıs ve kurumlarla yakından çalışmaktadır. SERGİ MEKÂNLARI Leros’un, kentsel neoklasisizm ve erken İtalyan modernizmi ile adanın arkaik geleneği ve doğasını bir arada barındıran mimari manzarası, "All Things Become Islands Before My Senses" sergisi için bir zemin oluşturuyor. Eserler, adanın beş ana noktasında sergileniyor: -Sinema Roma ve İlkokul, adanın İtalyan işgali altında olduğu dönemde, 1930'larda Portolago'nun yeni şehir gelişiminin bir parçası olarak tamamlanan ikonik rasyonalist binalardır. -Muro d’Ascolto veya “dinleme duvarı”, Mount Patella'da bulunan ve yaklaşan düşman uçaklarını akustik dalgalar kullanarak tespit etmek ve yerini belirlemek amacıyla inşa edilmiş mimari açıdan ikonik bir yapıdır. -Xerokampos Eski Kışlası, adanın eski İtalyan ve Alman işgali döneminden kalma terkedilmiş yapılar olup, eski işgalciler tarafından yapılan “Brueghel The Elder” kopyaları gibi beklenmedik bir dizi fresk içerir. -Leros Denizcilik Kulübü, 1979 yılında Koulouki Körfezi'ndeki yenilenmiş bir mühimmat deposu binasında kurulan önemli bir ada kurumudur. -Perasma Mekânı, Agia Marina'da 1886 yılında inşa edilmiş neoklasik bir malikanede yer alan, Perasma'ya adanmış özel bir sergi alanıdır. PERASMA HAKKINDA Perasma, Burcu Fikretoğlu ve Gizem Naz Kudunoğlu tarafından İstanbul'da kurulan bir sanat platformudur. Perasma'nın misyonu, dünyanın dört bir yanındaki yeni ve beklenmedik yerlerde iddialı sergiler düzenleyerek, yükselen ve tanınmış sanatçıların eserlerini yeni izleyicilere ulaştırmak için dinamik bir sahne sağlamaktır. Platform, İstanbul ve çevresindeki sanat topluluğu ile geniş uluslararası sanat dünyası arasında bağlantılar kurmayı amaçlamaktadır. Yerel ve uluslararası sanatçıların eserlerini yan yana sergileyerek bu bağı güçlendirmeyi hedefler. 2017 yılında kurulan Perasma, o zamandan beri Anish Kapoor, Alfredo Jaar, Joan Jonas ve William Kentridge gibi 60'tan fazla sanatçı ile iş birliği yapmıştır. ### 'Yankı ve Yansı Arasında Anadolu Kadınları' sergisi Dolmabahçe'de açıldı Ressam ve öğretmen İkranur Doğan'ın hazırladığı Anadolu kadınlarının motiflerini ele alan "Yankı ve Yansı Arasında Anadolu Kadınları" sergisi, Dolmabahçe Sarayı Resim Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. Açılışta konuşan Milli Saraylar Başkanı Dr. Yasin Yıldız, bu sergiyle birlikte 2 açılış gerçekleştirdiklerini belirterek, "Bu müzeyi kurarken sadece Osmanlı saray koleksiyonlarını sergilemek değil, aynı zamanda toplumun her kesimini bir araya getirecek projeler gerçekleştirmeyi de hedefliyorduk." dedi. Yıldız, sergiyle beraber aynı anda "Müzede Eğitim" atölyesinin faaliyete girdiğini aktararak, "Ayrıca hemen resim müzesinin yanında yer alan Cemalettin Efendi Köşkü de birkaç ay sonra bir çocuk müzesi olarak faaliyete girecek. Milli Saraylar olarak bir vazifemiz de sanata ve ülkemizin yetiştirdiği sanatçılara destek olmaktır." ifadelerini kullandı. "SEYİRCİYE SORGULATMAK İSTEDİĞİM ŞEYLER VAR"İkranur Doğan, sergide resimlerin temelini kumaşların oluşturduğuna işaret ederek, "Kadınların giydiği kıyafetlerin üzerine resimlerimi yapıyorum. Geçmişten günümüze baktığımızda Anadolu kadınları kendilerini kıyafetlerine işleyerek nakşetmişler. Benim yaptığım biraz farklı olarak bunu boyalarla yapmak. Yani kendimi bu kadınların dilinde yansıtmaya çalışıyorum." diye konuştu. Doğan, Filistin'deki kadınlara dikkati çeken "Unutmayacağız" eserine ilişkin ise, şunları söyledi: "Bu sergide daha çok Anadolu kadınlarının sessiz yankılarına değiniyoruz. Bu eserde kaybolmakta olan bir kültür olduğu için değil, bomba seslerinden onları duyamadığımız için Filistinli kadınları çizmek istedim. Eserde yıkık bir evde Filistinli kadınlar ve içerisinde taşlar var. Bu taşların bir kısmını da sergide görüyoruz. Bu noktada aslında seyirciye sorgulatmak istediğim şeyler var. Yani bu taşların neden burada olduğu ya da neden yerinde olmadığı gibi. Eserin ismi ise Filistinli bir kadının söylediği 'unutmayacağız' sözünden ortaya çıktı." Sergi, 1 Temmuz'a kadar Dolmabahçe Sarayı Resim Müzesi'nde ziyaret edilebilecek. ### Lale Müzesi'nden Leonardo Da Vinci sergisi! Lale Müzesi, 15 Haziran – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında, Leonardo Da Vinci tarafından Rönesans döneminde tasarlanan 100 yenilikçi icadın modelini ve 130 belge, kod ve reprodüksiyonu sergiliyor. Bu sergi, dünyada tek alanda açılan en kapsamlı Leonardo Da Vinci Sergisi olacak. Lale Müzesi, 15 Haziran-31 Aralık 2024 tarihleri arasında, Rönesans’ta tek başına devrim yaratan, zamanının dehası, ressam ve mucit Leonardo da Vinci hakkındaki bugüne kadar açılmış en kapsamlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide yer alan eserlerin büyük bir bölümü İstanbul Lale Vakfı tarafından satın alındı ve sergi sonrası İstanbul’da açılacak Da Vinci Müzesi’nde sergilenmeye devam edilecek. EVRENSEL BİR MİRAS BIRAKTI! T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Da Vinci Vakfı’nın katkıları ile açılan sergide, tarihin en büyük dâhilerinden Leonardo da Vinci’nin 100’den fazla icat modeli yer alıyor. Sergiye eşlik eden 130’dan fazla belge, kod ve reprodüksiyon ise ziyaretçilere, bu dâhinin eserlerinin ve icatlarının derinliklerine inme fırsatı sunuyor. Bu koleksiyon, Leonardo da Vinci’nin hayatının ve çalışmalarının modern dünyadaki etkisini gözler önüne seriyor ve onun, sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bir bilim insanı ve mucit olarak nasıl evrensel bir miras bıraktığını kanıtlıyor. Leonardo Da Vinci’nin icatları ve tasarımları, günümüzde hava ve uzay mühendisliği ile mekanik ve makinelerin gelişiminde ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Onun hava akımlarını anlama çabası, modern uçak tasarımlarının temelini oluştururken, uzay araçlarındaki aerodinamik prensipler de Da Vinci’nin çalışmalarından etkilenmiştir. Aynı şekilde, mekanik ve makineler alanında da Da Vinci’nin karmaşık makineleri ve otomatik sistemlere olan ilgisi, endüstriyel mühendisliğin ve otomasyonun gelişiminde etkili olmuştur. Bu bağlamda, Da Vinci’nin geçmişteki çalışmaları, bugünün teknolojik ilerlemesinde önemli bir köprü görevi görüyor. KEŞİF SERGİSİ! 30 yılı İtalya’da olmak üzere 50 yıldır Leonardo da Vinci üzerine çalışma yürüten, Leonardo Da Vinci Derneği Türkiye Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tolay, “Leonardo’nun en büyük özelliği meraktı. Vinci’nin daha çok resim, mühendislik ve anatomi çalışmaları bilinir ancak çok değerli felsefi çalışmaları bulunmaktadır. Yaklaşık 10 yıl önce, arkadaşları ile birlikte yapmış olduğu felsefi çalışmaları kanıtlayan önemli belgeler bulundu. Bu belgeler Türkiye’de ilk kez bu sergide yer alacak. Leonardo bizim için örnek bir kişi. Onun gibi düşünebilmeyi öğrenebilirsek yol alırız” dedi. Emirgan Korusu’nda yer alan Sarı, Beyaz ve Pembe Köşklerin müştemilatı olarak 1871 yılında inşa edilen taş binada yer alan İstanbul Lale Vakfı’nda açılan Rönesans Dehası Leonardo da Vinci Keşif Sergisi’nde ziyaretçiler, Leonardo da Vinci’nin dehasını çağdaş icatlarla (kaldırma teknikleri, metalürji, savaş sanatı) ilişkilendirmek için modelleri ve mekanizmaları gözlemleyebilecek. ### Ünlü İtalyan besteci Andrea Bocelli, İstanbul'da konser verdi Ünlü İtalyan tenor, söz yazarı ve besteci Andrea Bocelli, BJK Tüpraş Stadyumu'nda müzikseverlerle buluştu. BWO Entertainment, CEO Event ve Dolmabahçe AŞ organizasyonuyla gerçekleştirilen konserde sanatçı, klasik aryaların yanı sıra albümlerindeki eserlere de yer verdi. Kariyeri boyunca 5 kez Grammy Ödülü'ne, 6 kez de Latin Grammy Ödülü'ne aday gösterilen Bocelli'ye konserde soprano Serena Gamberoni, kemanist Anastasiya Petrysak ve bariton Faik Mansuroğlu eşlik etti. Marcello Rota'nın şefliğini üstlendiği İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve İstanbul Opera Korosu da konserde yer aldı. Angelica Gismondo ve Francesco Costa'nın dansçı olarak sahnede olduğu, iki bölümden oluşan konserde Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Gioacchino Rossini ve Luigi Denza'nın arasında bulunduğu ünlü bestecilerin eserleri seslendirildi. Yoğun ilginin yaşandığı konseri, sanat, spor ve siyaset dünyasından isimler de izledi. Konser, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) desteğiyle, Togg etkinlik paydaşlığı ve Turkcell sponsorluğunda organize edildi. ### 247 sanatçı Gazze'de yaşanan zulmü fırçalarıyla protesto etti İsrail'in Gazze'ye gerçekleştirdiği saldırıların 247. gününde 247 ressam "Zulmü Fırçala" başlıklı sanatçı eyleminde bir araya geldi. Gençlik ve Spor Bakanlığı Akademi Beyoğlu Gençlik Merkezi'nin ev sahipliğinde Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi önündeki meydanda düzenlenen programda sanatçılar, Gazze'de yaşanan zulmü fırçalarıyla protesto etti. Sanatın gücüyle zulme karşı ses yükseltmek ve Gazze'de yaşanan soykırıma dikkati çekmek amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte genç ve usta ressamların Filistin konulu tablolarının yanı sıra Gazze'de şehit edilen bebeklerin kanlı kıyafetlerini ve oyuncaklarını temsil eden enstalasyonlar da yer aldı. "TÜRKİYE'DE YAŞAYAN YAHUDİLER HİÇBİR TEPKİ GÖSTERMİYOR" Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü sahibi ressam İlhami Atalay, İsrail'in yaptığı zulümle aslında kendilerine ihanet ettiklerini belirterek, "Bir müddet sonra ne Amerikalılar ne de İsrailliler rahat olarak yeryüzünde dolaşamayacak, kendilerini emniyette hissedemeyecek." dedi. Türklerin tarih boyunca Yahudileri en fazla koruyan millet olduğunu ve onlara hiçbir şekilde zulmedilmediğine dikkati çeken Atalay, "Biz bu kadar iyilik yaptığımız halde onlara yaranamadık. Şu anda Türkiye'de yaşayan Yahudiler olanlara hiçbir tepki göstermiyor, hiçbir faaliyette bulunmuyor, yani uyarmıyorlar Yahudileri, 'Bak sizin bu yaptığınız zulüm yüzünden biz dünyada rahat edemeyeceğiz.', 'Bu katliam bir gün bize dönecek.' demiyorlar. Bu zulüm bir gün tersine dönecek. Allah bunu affetmez." değerlendirmesini yaptı. Temenni, uyarma ve kınamaların zulmü durduramadığının altını çizen usta ressam Atalay, "Ne kadar güzel faaliyet yaparsan yap sonuçta bir faydası olmuyor ama biz unutulmaması için, yine Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu göstermek için çalışıyoruz." diye konuştu. İlhami Atalay, Anadolu kadınlarının da kendilerini Filistinli annelerin yerine koyarak, az resim bilgileriyle etkinliğe katıldığını ve ellerinden gelen tepkiyi böyle göstermeye çalıştığını anlattı. İsrail'in Gazze'ye gerçekleştirdiği saldırıların 247. gününde 247 ressam "Zulmü Fırçala" başlıklı sanatçı eyleminde bir araya geldi. Gençlik ve Spor Bakanlığı Akademi Beyoğlu Gençlik Merkezi'nin ev sahipliğinde Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi önündeki meydanda düzenlenen programda sanatçılar, Gazze'de yaşanan zulmü fırçalarıyla protesto etti. ( Mehmet Murat Önel - Anadolu Ajansı ) "ONLAR MUSA'YA DA İSA'YA DA İHANET İÇİNDE" İsrail'in gerçek bir savaşçı olmadığını söyleyen Atalay, şunları kaydetti: "Onlar korkakca savaşıyor. Onlar yukarıdan bombalarla insanları toplu olarak yok ediyor, yani erkekçe dövüşmüyor. Bir avuç silahsız insanı, aç, susuz, hasta, perişan, yoksul ve çaresiz insanları yukarıdan bombalayarak yok ediyorlar. Onlar Musa'ya da İsa'ya da ihanet içindeler. Musa Aleyhisselam'ın 10 emrinden bir tanesi 'öldürmeyin' ama onlar topluca insanları öldürüyor. İsa Aleyhisselam da böyle bir şey söylemedi ama Yahudiler ve Hristiyanlar ittifak içinde. Yani ortaklaşa bu katliamı seyrediyorlar." "ZULME KARŞI 'DUR' DEMEMİZ GEREKİYOR" Ressam Cemal Toy, zulmün 247. gününde 247 ressamın duygu, düşünce ve tepkilerini sanat yoluyla ifade ettiklerini belirterek, "Sanat, duygularımızı en derin, en yoğun şekilde ifade etme aracıdır. Sanatçılar olarak çok derin üzüntü yaşıyoruz." ifadesini kullandı. Tepkilerini en düzgün şekilde sanat yoluyla ortaya koymayı hedeflediklerini vurgulayan Toy, "Burada çocuk, genç ve yetişkin ressamlarımız var. Bunlar daha sonra müzayedelerle Gazze ve Filistin'e destek için satışa sunulacak." bilgisini paylaştı. Toy, etkinlik kapsamında ortaya çıkan eserlerin güçlü duyguların dışa vurumu olduğunu aktararak, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu bir süreç. Bu sesin her daim yüksek ve gür şekilde çıkması gerekiyor, zulme karşı 'dur' dememiz gerekiyor. Bu sesin susmaması, daha yüksek sesle devam etmesi gerekiyor. İnşallah çalışmalarımız devam edecek. Katılan arkadaşlara çok teşekkür ediyoruz. Gelecek adına çok ümitliyiz, inşallah bu zulüm en kısa zamanda bitecek. Bu zulmü edenler yerle yeksan olacak, bütün temennimiz bu." Ressam Toy, sanatçılar olarak bu zulmün bir an önce bitmesini umut ettiklerini dile getirerek, "İnsanlar gerçekten çok derin üzüntüler yaşıyor. Biz sanatçılar olarak çok daha yoğun şekilde bunu hissediyoruz ve eserlerimizde bunu görüyoruz. Hem öğrencilerimiz hem bizler hem de bütün sanatçı arkadaşlarımızla buradayız dedik ve bugün çok güzel bir etkinlik, çalışma oldu." şeklinde konuştu. "KATLİAMA UĞRAYAN BEBEKLERİN SESİNİ DÜNYAYA DUYURMAYI AMAÇLIYORUZ" İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Gençlik Faaliyetleri Şube Müdürü Durmuş Can, Gazze'de bir savaş değil, katliam ve soykırım olduğunu, İstanbul'dan sessiz çığlıkları vicdan sahibi insanlara haykırmak, özellikle de dünya kamuoyuna duyurmak üzere böyle bir etkinliği planladıklarını söyledi. Uluslararası topluma bir mesaj gönderilmesi ve katliamın sona ermesi gerektiğine işaret eden Can, "Umarım buradaki insanların, özellikle İlhami hocanın üretmiş olduğu resimlerle Filistin'deki, Gazze'deki mazlumların, mağdurların her gün katliama uğrayan bebeklerin sesini, çığlıklarını, dünyaya duyurmuş oluruz, amacımız bu." açıklamasını yaptı. Çok sayıda sanatçı ve sanatseverin yanı sıra Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü gönüllüsü gençlerin, İlhami Atalay'ın öğrencilerinin, sivil toplum kuruluşu yetkililerinin de etkinliğe katıldığı bilgisini veren Can, "Umut, vicdan sahibi insanlar var. Katliamı, soykırımı dünyaya sessiz şekilde duyurmak, Hanzala gibi sırtımızı dönerek haykırmak için buraya toplandık." ifadelerini kullandı. "HERKES SANATIYLA BİR ŞEYLER ORTAYA KOYMAYA ÇALIŞIYOR" İlhami Atalay’ın öğrencilerinden Sara Çilesiz ise sanatçılar olarak "zulmü fırçalamak" niyetiyle bir araya geldiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti: "Hep beraber zulmü fırçalıyoruz. Filistin'deki Müslüman kardeşlerimizin yanında olmak için bugün bu organizasyonu organize ettik. Aynı zamanda usta sanatçılarımız burada. İlhami hocamız canlı performans gerçekleştirdi ve onun 1990'larda yaptığı Filistin tabloları da şu anda alanda sergileniyor." Etkinliğe katılanların sanatla bir duruş sergiledikleri için çok mutlu olduklarını anlatan Çilesiz, "Herkes yaptığı işte duruşunu sergilerse belki bir noktaya ulaşabiliriz diye düşünüyorlar. Aynı zamanda burada çocuklar ve her türlü alandan sanatçılar var. Herkes sanatıyla bir şeyler ortaya koymaya çalışıyor. Sanatçılar olarak zulmün durmasını istiyoruz." temennisinde bulundu. İsrail'in Gazze'ye gerçekleştirdiği saldırıların 247. gününde 247 ressam "Zulmü Fırçala" başlıklı sanatçı eyleminde bir araya geldi. Gençlik ve Spor Bakanlığı Akademi Beyoğlu Gençlik Merkezi'nin ev sahipliğinde Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi önündeki meydanda düzenlenen programda sanatçılar, Gazze'de yaşanan zulmü fırçalarıyla protesto etti. ( Mehmet Murat Önel - Anadolu Ajansı ) PROJE HAKKINDA Gençlik ve Spor Bakanlığı, Akademi Beyoğlu Gençlik Merkezi, Uluslararası İnsana Dokunuş Derneği, Yeni Dinamizm, Birlikte Sanat, Cemal Toy resim atölyesi, Tekne Sanat ve Müsanna Sanat'ın katkılarıyla hayata geçirilen "Zulmü Fırçala" projesinin yazarlığını Canan Doğru, koordinatörlüğünü Yeni Dinamizm adına Sara Çilesiz üstleniyor. Resmin yanı sıra hat, tezhip, ebru, fotoğraf ve müzik gibi sanat dallarında sanatçıların da katılım sağladığı projede ayrıca "Boyanı Kap Gel" sloganıyla çocuklar için atölye çalışmaları da gerçekleştirildi. Hanzala desenli önlükleriyle resimlerini tamamlayan sanatçıların canlı performans gösterileri ve düdüklü protestoların da yapıldığı etkinlik alanında İlhami Atalay'ın önceki yıllarda zülme dikkati çekmek amacıyla hazırladığı 7 özel eseri de sergilendi. Gün boyunca çeşitli etkinliklerle devam eden programa sanatçı ve sanatseverlerin yanı sıra çok sayıda İstanbullu da ilgi gösterdi. ### "Dokunmuş Hazineler: Osmanlı Sarayı'ndan Halı ve Kumaşlar" sergisi açıldı "Dokunmuş Hazineler: Osmanlı Sarayı'ndan Halı ve Kumaşlar" sergisi, Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi'nde ziyaretçilerle buluştu. Bu yıl 6-9 Haziran'da 15'incisi gerçekleştirilen Uluslararası Doğu Halıları Konferansı (International Conference on Oriental Carpets - ICOC) kapsamında düzenlenen sergide, saray koleksiyonlarından halı ve tekstiller izlenime sunuldu. Yerli ve yabancı katılımcılar, sergilenen halıları, fotoğraf ve açıklamalarını dikkatle incelerken, ziyaretçiler sergi alanında hatıra fotoğrafı çektirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı desteğiyle İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) ev sahipliğinde The Marmara Taksim'de düzenlenen konferansın katılımcıları arasında ünlü halı, kilim, dokuma uzmanları, sanat tarihçileri, akademisyenler ve koleksiyonerler yer alıyor. İstanbul, 2007'den sonra ikinci kez etkinliğe ev sahipliği yaparken, ICOC'un kapsamlı konferans programı ve nitelikli sergileriyle halı sanatının geçmişi ve geleceği arasında köprü kurulması hedefleniyor. Konferans kapsamında açılan "Dokunmuş Hazineler: Osmanlı Sarayı'ndan Halı ve Kumaşlar" sergisi, 1 ay boyunca ziyaret edilebilecek. ### Dünyanın en büyük kedi temalı sanat eserleri koleksiyonu Cat Museum Istanbul'da! Cat Museum Istanbul, 10 yıldır Galata’da hizmet veren Aponia markasının başlatmış olduğu, amacı dünyanın en büyük kedi temalı sanat eserleri koleksiyonuna, kediler şehri İstanbul’da ev sahipliği yapmak olan bir proje. İstanbul’da insanlardan sonra yaşayan en kalabalık canlı grubu olan sokak kedileri hakkında farkındalık yaratmak isteyen müze, gelirinin yüzde 50’sini kendi kurduğu Goodcrowd inisiyatifi aracılığıyla sokak hayvanları yararına adayacak. Cat Museum Istanbul, Galata’nın en güzel sokağında sizi beklerken; burada şimdiye kadar toplamış oldukları, yerli ve yabancı sanatçılara ait 50’den fazla eseri görmek mümkün. Üstelik müzenin alt katında yer alan marketten patili hediyelikler de alabilirsiniz. Her yerin olduğu gibi buranın da sahibinin kediler olduğunu, her yerde dolaşıp mamalarını yediklerini ve sizi seyrettiklerini söylememize gerek yok sanırız. Müzeyi pazartesi hariç her gün 09.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Galata’nın en güzel sokaklarından birinde yer alan müzede, yerli ve yabancı sanatçılara ait 50’den fazla eser görmek mümkün. Bu müzenin asıl sahibi kediler… Her yerde dolaşıp mamalarını yediklerini ve sizi seyrettiklerini söylememize gerek yok sanırız. Fotoğraflar: Nevin Atağ ### Olafur Eliasson'ın ilk sergisi İstanbul Modern'de tanıtıldı İstanbul Modern, tüm dünyada gerçekleştirdiği proje ve yapıtlarıyla büyük ilgi gören İzlandalı-Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson 'ın Türkiye'deki ilk sergisine ev sahipliği yapacak. Sanatçının 30 yıllık kariyerinden bir seçki sunan "Senin beklenmedik karşılaşman" sergisi, Eczacıbaşı Topluluğu ile VitrA sponsorluğunda yarın açılacak. Sergiye ilişkin düzenlenen basın toplantısına, sanatçının yanı sıra İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ve Eczacıbaşı Topluluğu CEO'su Atalay Gümrah da katıldı. Toplantıda konuşan Olafur Eliasson, İstanbul'u ilk kez 1997'de İstanbul Bienali kapsamında ziyaret ettiğini belirterek; "İlk sergimin açılışı için yeniden İstanbul'a gelmekten çok mutluyum. Bu sergi, farklı yıllarda, çok farklı türden çalışmalarıma genel bir bakış açısı sunuyor. Birkaç yeni çalışmamın yanı sıra sadece bu sergi için ürettiğim bazı çalışmalar da var" dedi. "GÜNLÜK HAYATTA ÇOK SAYIDA BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA YAŞIYORUZ" Olafur Eliasson, serginin ismine işaret ederek şunları aktardı: "Günlük hayatımızda çok sayıda beklenmedik karşılaşma yaşıyoruz. Bugün mesela otelden çıktıktan sonra bir kediye rastladım, sonra önüme bir kurye çıktı, sonra trafikle karşılaştım. Büyük filozof Alvin Noe'nin 'Tecrübe sana verilen değil, senin yarattığın bir şeydir.' sözünü benimsiyorum. Bugün burada, ortak hiçbir paydanız olmayan birçok kişiyle oturup, bu sergiyi ziyaret edeceksiniz. Belki daha sonra o kişiyi seveceksiniz. Bu da beklenmedik bir şey. Sergimdeki çalışmalarla insanlara beklenmedik bir şekilde ortak deneyim yaşatmayı planlıyorum." "Hepimizin giderilmemiş bir ihtiyacı var bu hayatta" Çalışmalarını tamamlanmamış eserler olarak tanımlayan ve eksik kısımların doldurulmasını ziyaretçilere bırakan sanatçı; "Dünya ile yakın ilişki kurma kabiliyetimiz çok önemli. Etrafımızdaki çevre, onunla ne kadar ilişki kurduğumuza bağlı olarak vardır. Ne kadar içli dışlı olursan, dünyan o kadar değişir. Hepimizin giderilmemiş bir ihtiyacı var bu hayatta. Kabul edilmek, tanınmak istiyoruz. Umarım buradaki sanatsal çalışmalar da karşılık bulmamış ihtiyaçlarınızı karşılamaya yardımcı olur" ifadesini kullandı. Kapılarını yarın açacak sergide Olafur Eliasson 'ın ışık, renk ve yansıma kavramlarını işleyen sanatsal çalışmaları yer alıyor. Küratörlüğünü Öykü Özsoy Sağnak, Nilay Dursun ve Ümit Mesci'nin üstlendiği sergi, 9 Şubat 2025'e kadar ziyarete açık olacak. ### Ayasofya ve Efes Deneyim Müzesi’nden öğrencilere karne hediyesi   Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi, Kurban Bayramı ve yaz tatilinin başlangıcını kapsayan 15-23 Haziran tarihleri arasında ilkokul ve ortaokul öğrencilerine kapılarını ücretsiz açacak. Deneyim Müzeciliği’nin Ayasofya ve Efes’teki ilk örneği olan müzelerde, çocuklar zengin kültürel mirasımızı keşfetme şansı bulacak. Özel günlerde gerçekleştirdiği çeşitli kampanyalar ile tarih meraklılarının odağında olan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi, Kurban Bayramı ve karne tatiline özel yeni kampanyasını duyurdu. DEM Müzecilik tarafından geliştirilen ve işletilen İstanbul Sultanahmet’te Defter-i Hakani Binası’nda bulunan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan Efes Antik Kenti içinde yer alan Efes Deneyim Müzesi, 15-23 Haziran tarihlerinde ilk ve ortaöğrenim gören tüm çocuklara müzeleri ücretsiz deneyimleme imkanı sunuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan her iki müze de kampanya süresi boyunca, Türkiye'nin zengin kültürel mirasını 15 yaş altı tüm ziyaretçilerine ücretsiz sunarak eşsiz bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. ÇOCUKLAR İÇİN HEYECAN VERİCİ KAMPANYA Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi, geçmişten günümüze ulaşan en gözde yapılardan biri olarak binlerce yıldır önemini koruyan Ayasofya’nın 1700 yıllık kültürel mirasını benzersiz bir deneyimle yaşatıyor. Müzede, son dönemde yenilenen "Müze Tarihi Eserler Koleksiyonu" ile, Fatih Sultan Mehmed’in Vakfiyesi, Ayasofya’nın kubbesindeki Seraphim Meleklerinin yüzünü kaplayan bronz madalyon, Hıristiyanlık dönemine ait ikonalar ve şamdanlar gibi bir çok nadide eser sergileniyor. Müze haftanın 7 günü 09:00 – 19:00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Efes Deneyim Müzesi ise tarihin en önemli ticaret merkezlerinden biri olan Antik Efes’in zengin tarihini, büyüleyici yapılarını ve günlük yaşamını modern teknolojiyle birleştirerek ziyaretçilerin zihninde unutulmaz bir anı olarak yer ediniyor. Gece müzeciliği uygulamasının başlaması ile antik kent ve müze, haftanın 7 günü 08.00 - 23.30 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Müzeyi ziyaret edenler, antik kentin 8.000 yıl öncesine varan hikayesine şahit oluyor. 15 yaş altı tüm çocuklar, her iki müzeyi 15-23 Haziran 2024 tarihleri arasında 9 gün boyunca ücretsiz olarak ziyaret edebilir. ### New York Atatürk Korosu, Harlem'de konser verdi Türk ve Uluslararası Müzik Topluluğu (TIME) Derneği'ne bağlı olarak faaliyetlerine devam eden New York Atatürk Korosu, Türk müziğini tanıtmak amacıyla Manhattan’ın Harlem bölgesindeki General Grant National Memorial Park'ta konser verdi. Amerikalı ve farklı milletlerden müzikseverlerin bir araya geldiği alanda, Türk müziğinden eseler çalındı. TIME Derneği Başkanı Özlem Rozantis; "Konserlerimizi halka açık mekanlarda düzenleyerek erişimi artırmayı ve müziğimizi daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz." dedi. Atatürk Korosu’nun "müziğe gönül vermiş amatör ve profesyonel müzikseverlerden" oluştuğunu belirten Rozantis; "Amacımız, müziğimizi ve kültürümüzü en iyi şekilde temsil etmek ve Amerikan kültürel sahnesinde yer edinmektir" diye konuştu. Koronun müzik direktörü Fuat Taner Tokgözol ise "Farklı kökenlerden müzisyenlerle işbirliği yapıyoruz. Waltz, rock, fusion, balad ve bolero gibi batı müziği türleriyle müziğimizi zenginleştiriyoruz" ifadelerini kullandı. Tokgözol; "Balkanlar'dan Doğu Anadolu’ya, halk müziğinden sanat müziğine geniş bir repertuvar sunarak ezgilerimizin, ritimlerimizin ve makamlarımızın zenginliğini Amerikalılarla paylaşıyoruz" sözlerine yer verdi. Merhum müzisyen Nedim Katgı tarafından 2008 yılında kurulan dernek aynı zamanda, Türk müziğine ilgi duyan yetenekli vokalist ve müzisyenleri de destekleyerek, onlara Türkiye'nin kültürel mirasını öğrenmeleri için fırsatlar sunuyor. ### Atıklardan yaptığı kaplan resmiyle geri dönüşümü anlatacak Gaziantep'te mozaik sanatçısı Gülçin Sökücü, ayakkabı ve terliğin iç kısımlarında kullanılan farklı renklerdeki plastiklerle yaklaşık 2 metrekarelik tuvalde kaplanı resmetti. Gaziantep'te mozaik sanatçısı Gülçin Sökücü, ayakkabı imalatında ortaya çıkan atıklarla resmettiği kaplan eseriyle geri dönüşümü anlatarak çevre bilincinin oluşmasını hedefliyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Jale Tekinalp Yücel Kültür ve Sanat Merkezi Koordinatörü Sökücü, kentin üretimde Türkiye'de ilk sıralarda yer aldığı ayakkabı sektörünün atıklarıyla mozaik sanatını birleştirdi. Ayakkabı ve terliğin iç kısımlarında kullanılan farklı renklerdeki plastiklerle yaklaşık 2 metrekarelik tuvalde kaplan resmeden Gülçin Sökücü; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca Başkent Millet Bahçesi'nde "Hepimizin bir dünyası var" temasıyla düzenlenecek "ÇEVREFEST"e katılacak. "Geri dönüşümle güç kazanacağımıza inanıyoruz" Mozaik sanatçısı Gülçin Sökücü, ayakkabı sektöründeki atıkların çok renkli olduğunu söyledi. Bu renklerden etkilendiğini ifade eden Sökücü; "Kaplan figürü yapmayı seçtim, çünkü kaplan güç timsali bir hayvan. Geri dönüşümle güç kazanacağımıza inanıyoruz. Çevreyi korumak adına geri dönüşüm biliyorsunuz dünyanın gündeminde. Kaplanın gücüyle sanatın gücünü birleştirip geri dönüşüm konusunda farkındalık yaratalım istedik. Bu kentin bazı materyallerini ön plana çıkaralım, sanayiciyi bilinçlendirelim istedik. Çalışmalarla geri dönüşümün ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışacağız" diye konuştu. "Dikkat ettiğimiz şey renkleri kullanmak ve tamamen atık olması" Dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için çalıştıklarını kaydeden Sökücü; "Bu atıklar doğaya çok zarar veriyor. Dünyayı ve geleceğimizi korumak adına geri dönüşüm sanatı, sürdürülebilir sanat önem kazanıyor. Hedefimiz, hayatımızdan çıkardığımız materyalleri tekrar hayata katarak tüketimin önüne geçip, üretimi arttırmak ve çevreye doğaya katkı sağlamak" dedi. Yaptığı eser hakkında bilgi veren Gülçin Sökücü; "Dikkat ettiğimiz şey renkleri kullanmak ve tamamen atık olması. Doğada erimeyen, zarar veren yok edilmesi zor olan materyalleri özellikle göz önüne sermek istedik. Bunların zamanla verdiği zarara dikkat çekmek istedik. Burada kullandığımız, ayakkabıların, terliklerin yapımında kullanılan ve atık hale gelen plastikler" şeklinde konuştu. ### Taksim Maksemi’nde Cumhuriyet Müzesi açılıyor Taksim Meydanı’na adını veren Taksim Maksemi, Cumhuriyet Müzesi’ne dönüşüyor. Meydanın simge yapılarından Taksim Maksemi, İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarının ardından İBB Cumhuriyet Müzesi olarak kapılarını açıyor. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Taksim Maksemi'nin Cumhuriyet Müzesi olarak açılacağını duyurdu. Sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda Polat; "İBB Miras restorasyonuyla İstanbul’a yeni bir müze daha kazandırıyoruz. Taksim Meydanı’na adını veren, Osmanlı mirasının simge yapılarından Taksim Maksemi’ni, Cumhuriyet ruhuna yakışır bir şekilde İstanbul’a, İstanbullulara Cumhuriyet Müzesi olarak kazandırıyoruz" dedi. Meydana adını veren, Osmanlı su mirasının simge yapılarından Taksim Maksemi'nin yapımına 1700'lerde başlandı. 1733'te tamamlanan bir su ulaştırma tesisi olan yapı, Boğaziçi kıyılarında artan yerleşimin su ihtiyacını karşılamak amacıyla kuruldu. Belgrad ormanlarının gümrah sularını bentler ve kanallar aracılığıyla Taksim'e ulaştırıyordu. Daha sonra bu su, Taksim Maksemi ve sarnıcı aracılığıyla Tophane, Karaköy, Pera, Kasımpaşa mahallelerindeki çeşmelere kadar "taksim" ediliyordu. ### Paris'te "Türk Kültürü ve Sanatı Günleri" etkinliği düzenlendi Fransa’nın başkenti Paris'te Yunus Emre Enstitüsü (YEE) öncülüğünde Türk kültür ve sanatının tanıtıldığı etkinlik yapıldı. Türk devletlerinin ortak kültürünün tanıtımının hedeflendiği, YEE'nin öncülüğü ve Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür Merkezi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Türk Kültürü ve Sanatı Günleri" etkinliğine bürokratlar, Türk ve Fransız sanatçılar ile sanatseverler katıldı. Etkinlikte, fotoğraf sanatçısı Mustafa Seven'in "Anadolu'nun İzleri - Portreler" sergisi de yer aldı. Piyanist Güray Başol ve neyzen Pelin Başar da davetlilere "Doğu ve Batı Rüzgarı" adlı resital sundu. Ayrıca, Mehmet Aslan'ın küratörlüğünde düzenlenen zeytin temalı fotoğraf sergisinde, Anadolu topraklarında 6 bin yıldan fazladır yetişen zeytinin, Türk mutfak geleneğinin ve yaşam tarzının ayrılmaz parçası olduğu vurgulandı, "Türk Lezzetlerinin Tadımı" etkinliği de yapıldı. "Türk kültürüne olan ilgi her geçen gün artıyor" Paris Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Dr. Celine Aydın, "Türk Kültürü ve Sanatı Günleri" etkinliğiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: "Türk kültürünü ve sanatını Paris'te tanıtmak için düzenlediğimiz bu etkinlikten büyük memnuniyet duyuyoruz. Etkinliklere gösterilen ilgi, Türk kültürüne olan ilginin her geçen gün arttığını gösteriyor. Yunus Emre Enstitüsü olarak Türk kültürünü ve sanatını Paris’in her köşesine taşımaya ve projeler düzenlemeye devam edeceğiz." Fransa’nın başkenti Paris'te Yunus Emre Enstitüsü (YEE) öncülüğünde Türk kültür ve sanatının tanıtıldığı etkinlik yapıldı. Türk devletlerinin ortak kültürünün tanıtımının hedeflendiği, YEE'nin öncülüğü ve Azerbaycan Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür Merkezi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Türk Kültürü ve Sanatı Günleri" etkinliğine bürokratlar, Türk ve Fransız sanatçılar ile sanatseverler katıldı. ### Melek Zeynep Bulut'un "Açık Yapıt" eserine İtalya'dan ödül Sanatçı Melek Zeynep Bulut'un deneysel bir mekan kurgusu olan "Açık Yapıt" adlı eseri, "A Design Award Competition"ı kazandı. İtalya'nın Como şehrinde düzenlenen, dünyanın her yerinden yüzlerce sanatçı ve tasarımcının katıldığı yarışmada, eser "Fine Arts & Arts Installation Design" kategorisinde ödüle layık görüldü. Ödül alan tasarımlar, 278 kişilik akademisyen ve tasarımcıdan oluşan uluslararası bir jüri tarafından değerlendirildi. Eser sahipleri, temmuz ayında İtalya'da gerçekleştirilecek ödül törenine katılarak ödüllerini alacak. "Açık Yapıt" eseri, geçen yıl Atatürk Kültür Merkezi'nin de duraklarından birisi olduğu uluslararası üç büyük sergi ile izleyiciyle buluşmuştu. ### Vuslat’ın “Emanet” adlı sergisi açıldı Vuslat’ın “Emanet” adlı sergisi, Ebru Yetişkin küratörlüğünde, 22 Mayıs - 30 Haziran 2024 tarihleri arasında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Beş Kubbe Salonu’nda izleyiciyle buluşuyor. Güven, bağlılık, ihtimam gösterme, sözüne sadakat ve koruyuculuğun değerini ifade eden “emanet” kavramının birçok tezahürünü keşfetmeye davet eden sergi, Vuslat'ın heykel, resim, şiir, ses ve enstalasyon eserlerini kapsıyor. Geçtiğimiz yıl Baksı Müzesi’nde gerçekleşen “Emanet” sergisi, bu kez “sinematografik düşünebilmeye açılan bir çoksesli hafıza kaydı ve bir anlatı peyzajı olarak yeniden kurgulanıyor. Düşüncenin kristalleşmesi olarak karşılaştığımız Vuslat’ın her bir eseri, beş kubbenin altına bir hafıza sekansı olarak konumlanıyor.” Sergiye Vuslat’ın kendi çalışmalarının yanı sıra sanatçı işbirlikleri de eşlik ediyor. Sanatçı Pelda Aytaş ve Vuslat'ın işbirliğiyle ortaya çıkan "Kucaklaşma" adlı eser, “emanet” kelimesinin içinde yaşadığımız kültürel coğrafyada konuşulan ve 9 ayrı dilde paylaşılan anlamlarını düşünmeye davet ediyor. “E-m-n” kökünden türeyen "Emanet" kelimesinin Aramice-Süryanice, İbranice, Arapça, Farsça, Urduca, Türkçe, Yunanca ve Kürtçe’deki karşılıklarını sunuyor. Sanatçı Alican Okan ile serginin ses içeriklerini çalışan Vuslat, sergideki eserler hakkında dinlenebilecek hafıza kayıtlarını paylaşıyor. Kendimizle ve dünyayla kurduğumuz bağları güçlendirmek için ilham verici bir olanak sunan sergi, 30 Haziran’a dek Pazartesi günü hariç her gün saat 09:00-19:00 arasında ziyaret edilebilecek. ### “Yeşilçam Şarkıları” konserinde nostalji rüzgarı İBB Sağlık Dairesi, İstanbul Darülaceze sakinleri ve Engelliler Şube Müdürlüğü müzik grubu ile sanatçı Ali Altay ve Orkestrası seslendirdikleri birbirinden güzel “Yeşilçam” şarkılarıyla İstanbullu müzikseverlere nostalji dolu anlar yaşattı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık Dairesi Başkanlığına bağlı İstanbul Darülaceze Şube Müdürlüğü ve Sosyal Hizmetleri Dairesi Başkanlığına bağlı Engelliler Şube Müdürlüğü ortaklığında, Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi’nde “Yeşilçam Şarkıları” konseri düzenlendi. Türk sinemasının en çok sevilen eserlerinin seslendirildiği, İstanbullu müzikseverlerin zamanda yolculuğa çıkarak nostalji dolu saatler yaşadığı konserde, sanatçı Ali Altay ve Orkestrası, İstanbul Darülaceze Şube Müdürlüğü sakinleri, Engelliler Şube Müdürlüğü müzisyenleri, Silivri Ahenk Sahne Sanatları Topluluğu ve Büyükçekmece Belediyesi’nden sanatçı Samet Kölemen sahne aldı. Folklor Kurumu da sahne performansına destek sağladı. ZAMANDA YOLCULUĞA ÇIKTILAR İstanbulluların yoğun ilgi gösterdiği büyük konserde, Türk toplumunun çok beğendiği ve defalarca severek izlediği filmlerden seçilen şarkılarla birlikte filmlerden kesitlerin gösterildi, folklorik öğeler ve danslarla içerik zenginleştirilerek sahnelendi. Bülbül Yuvası, Azize, Çöpçüler Kralı, Fosforlu Cevriye, Hasretinle Yandı Gönlüm, Hababam Sınıfı, Selvi Boylum Al Yazmalım gibi Türk sinemasının en çok sevilen şarkıları sanatçı Ali Altay ve Orkestrası, İstanbul Darülaceze Şube Müdürlüğü sakinleri ile Engelliler Şube Müdürlüğü müzisyenleri tarafından seslendirilen eserlerle İstanbullular zamanda yolculuğa çıkarak, duygu dolu anlar yaşadılar. “MUHTEŞEM BİR SAHNE ŞOVU İZLEDİK” Konser sonunda konuşma yapan Sağlık Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, “Bizlere, muhteşem bir ahenk ve doyumsuz bir sunumla, sahne performanslarıyla; sanatı ruhumuza işleyen birbirinden değerli sanatçılarımız ile sanatın ölümsüzlüğünü tattıran koca çınarlarımız ve engelleri sanatla aşan özel gereksinimli bireylerimiz muhteşem bir sahne şovu izlettiler” dedi. Eryiğit konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün burada bu programın icra edilmesinde ki en önemli paylardan birisi de yine aynı anlayışla hizmetlerini sunan hiç şüphesiz Engelliler Şube Müdürlüğü bünyesinde yer alan özel gereksinimli bireyler. Kendilerine fırsat eşitliği sunulduğunda değerli müzik eğitmenleriyle birlikte engelleri nasıl aştıklarını bize bu gecede bir kez daha göstermiş oldular. Özel gereksinimli bireylerimizin donanımlarını geliştirebilmeleri için İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak Engelliler Şube Müdürlüğümüz çatısı altında çok çeşitli hizmetler veriliyor.  Verilen bu hizmetlerle özel gereksinimli bireylerin sosyal yaşamlarını ve sosyal hayata katılımlarını kolaylaştırarak, bağımsızlaşmalarına ve bireysel kapasitelerini geliştirebilmelerine destek olarak, fırsatlardan eşit yararlanmalarını sağlıyoruz.” Konser, Sağlık Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, İstanbul Darülaceze Şube Müdürü Tülay Aytekin Aktaş, Engelliler Şube Müdürü Suna Hayıroğlu ve protokol üyeleri ile birlikte “Yeşilçam Şarkılarını” seslendiren müzisyenlere karanfil ve ‘teşekkür belgesi’ takdimiyle sone erdi. ### Ülkü Yılmaz, "Unnamed" sergisiyle Decollage Art Space’te! Decollage Art Space, haziran ayına Ülkü Yılmaz ’ın “Unnamed” adlı solo sergisi ile merhaba diyor. Sanatçı, "Unnamed" sergisinde sınırlamalar ve yönlendirmeler olmaksızın, kelimelerin yetmediği duyguları işleri üzerinden, estetik kaygıdan ziyade güçlü bir dışavurumla kendini ifade etme biçimi olarak bizlere aktarıyor. SİYAH VE BEYAZIN DERİNLİĞİ “Ülkü Yılmaz, siyah ve beyazı ama en çok siyahı ruhunun bir bütünü ve yansıması olarak görür. Siyahın ifade ettikleriyle - gerek kendi hayatında gerek sanat hayatında - anlatım dilini oluştururken, rengin gücünden beslenir. Onun resim dilinde farklı renge pek yer yoktur. Sonsuz merak uyandıran zifiri bir karanlık, umut taşıyan yalın bir beyaz, geçmişin yaşanmışlığını hissettiren sarımsı kahve, bazen de biraz kırmızı… Farklı medyumlarda, farklı form ve tekniklerde ya da farklı sunuşlarda, kendini tekrar tekrar anlatmaya büyük bir tutkuyla devam eder. Onun resimlerine bakarken, sanat restorasyonu disiplininden gelen bir sanatçı olarak bilgi ve birikimini, sanat tarihinin önemli resimlerinin restorasyonuyla ustalaştığı pratiğini göz ardı etmemek gerekir. Resimlerinde sembolist öğeler kullanan Ülkü Yılmaz, kendini ifade etmek için uzun cümlelere, süslü imajlara ihtiyaç duymaz. Yalın bir dil ile göstergelerden yola çıkarak izleyiciye en iyi bildiği ve tanıdığı kişi olan kendi görseli üzerinden duyguyu verir. Çoğu zaman kurukafa ve kalp tutan bu görsel, söylemek istediklerini yarattığı hissiyat ve temsiliyet üzerinden izleyiciye samimiyetle hissettirir. Resim diliyle iletişim kurup, resimleriyle sözlerini iletir. Ülkü Yılmaz ve Decollage Art Space Kurucusu Viktoria Şahin... Decollage Art Space'de açılacak yeni solo sergisi Unnamed'de sınırlamalar ve yönlendirmeler olmaksızın, kelimelerin yetmediği duyguları işleri üzerinden, estetik kaygıdan ziyade güçlü bir dışavurumla kendini ifade etme biçimi olarak bizlere aktarmaktadır. Konservasyon için 'Geçmişe bir gelecek vermektir' diyen Ülkü Yılmaz, bu sergisinde sanat tarihinin ikonik simgelerini kullanarak geçmişin referanslarını bugün kendi üslubuyla yoğurup - biraz ironik ama asla romantik bir anlatımla değil - temsiliyet üzerinden yeni bir söylem oluşturmaktadır. Kadın, beden, zaman, yaşam ve ölüm gibi kavramları; acı, öfke, üzüntü, hayal kırıklıkları gibi duygularla birleştirir. Işık, gölge ve renk kullanımı dramatik etki ile insanı sararken, resimlerinde kullandığı antik çerçevelerle yaşanmışlık hissi ve mekan - bütünlük ilişkisi izleyiciyi bir zeitgeist içine sokmaktadır.” Ülkü Yılmaz, düzenlenen basın toplantısına serginin sanat koordinatörlüğünü üstlenen Hakan Kürklü ve Decollage Art Space Sergi Direktörü Nilsu Günister ile katıldı, soruları cevapladı. ### Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” 8 Haziran’da! Paribu ve Arter iş birliğiyle yılda 4 kez düzenlenen Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” uygulaması bu sene ikinci kez gerçekleşiyor. Etkinlik kapsamında 8 Haziran’da Arter’in kapıları gece yarısına kadar açık ve tüm sergiler Paribu kullanıcılarına ücretsiz. Paribu, kültür sanat alanında önemli iş birliklerine imza atmaya devam ediyor. Sanatın tüm disiplinlerini kapsayan Arter ile yaptığı, Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” etkinliği de bunlardan biri. 8 Haziran’da gerçekleşecek yılın ikinci Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” uygulamasında, ziyaretçiler güncel sergileri gece yarısına kadar ziyaret edebilecek. Bu sergiler arasında; “Farz Et Ki Sen Yoksun”, “Johanna Gustafsson Fürst & Dilek Winchester: GLOSSOLALALA”, “Şakir Gökçebağ: Göründüğü Gibi”, “Jackie Matisse: Uçurtma Zamanı” ve “Prix Pictet Human” yer alıyor. Sergiler ve sesli rehberler Paribu kullanıcıları için ücretsiz. Etkinlikte çağdaş sanat yapıtlarını derinlemesine incelemeye olanak sağlayan rehberli turlar da yer alıyor. Sınırlı kontenjanla Paribu kullanıcılarına ücretsiz olan bu turlara tur saatinden önce giriş katındaki Paribu gişesinden kaydolarak katılmak mümkün. Ziyaretçiler kütüphane ve kitabevine de 11:00-24:00 saatleri arasında erişebilecek. KONSER VE ATÖLYELER SANATSEVERLERİ BEKLİYOR 8 Haziran’da gerçekleşecek Paribu “Arter’de Uzun Cumartesi”nin programında “Bedenimin Sesleri” isimli çocuk atölyesi ve Deniz Kulaksızoğlu’nun yetişkinler için “Heykelleşen Şiirler” atölyesi yer alıyor. Bunun yanında, Yekta Kopan’ın “Kütüphane Konuşmaları” etkinliği ve gün sonunda gerçekleşecek AYYUKA konseri de sanatsevelerleri bekliyor. Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” kapsamında katılabileceğiniz etkinliklere kaydolmak, bilet almak ve Arter’e ulaşım hakkında detaylı bilgi almak için Arter’in web sitesini ziyaret edebilirsiniz. ### Mike Berg’ün yeni sergisi YUNT'ta! Yaşamını ve çalışmalarını New York, Cheney ve İstanbul arasında sürdüren Mike Berg ’ün “Buraya Nasıl Geldik?” başlıklı sergisi, 25 Mayıs’ta YUNT’ta açıldı. 25 Ağustos’a kadar devam edecek sergide sanatçının sergi için özel üretilen “Piramit” isimli heykelinin yanı sıra sanat pratiğinden farklı örnekler yer alıyor. Berg’ün “Kafes” adlı heykeli de dış mekânda izleyiciyle buluşuyor. Sergi kapsamında YUNT, Sergen Şehitoğlu moderatörlüğünde bir sergi konuşmasına da ev sahipliği yapacak. 1 Haziran’da saat 15.00’te gerçekleşecek etkinlikte konuşmacı olarak Mike Berg’e sergi metinlerini kaleme alan Sinan Eren Erk ve Gizem Gedik eşlik edecek. Berg’ün sanat pratiğinin ele alınacağı konuşma, sergiyi kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirme imkânı sunacak. Sanat yazarı Sinan Eren Erk, sergi için kaleme aldığı metinde sergiyi “Mike Berg ’ün gelişen, dönüşen, hatta işlerin ağırlığına karşın düşünsel düzlemde ‘göçebe’ sanat kariyerinin bir özeti” olarak tanımlıyor ve serginin “Berg’ün sanatsal bakışının farklı zamanlarda tutulmuş kayıtlarından” oluştuğuna dikkat çekiyor. Bu kayıtlardan “Piramit”, Erk tarafından “içini bize açmayan, kalın zırhı ve tedirgin edici cüssesiyle beton savanların ortasındaki metal bir beyaz gergedan veya yerini bulamamış, kırıldığında içinde ne sürprizler sakladığı bilinmeyen bir kayayı, hatta formu bilinçli olarak bozulmuş kadim bir monoliti andıran” bir yapı olarak tasvir ediliyor. Sergi mekânında “Piramit”e Berg’ün Türkiye ile kurduğu güçlü bağı yansıtan kilimleri ve mekânın bir duvarında hayat verdiği amorf desen eşlik ediyor. Sergide eserlerin yanı sıra eserlerin oluşum süreçlerine ışık tutan çizim ve planlamalar da görülebiliyor. YUNT’un bulunduğu alanda dış mekâna yerleştirilen “Kafes” heykeli de geçirgen yapısı ve sunduğu giriş-çıkış imkânıyla izleyiciye eserle etkileşim olanağı tanıyor. Bu etkileşim, YUNT’ta 8 Haziran’da gerçekleşecek “Kamusal Alanda Sanat: Katılımcılık” başlıklı çalıştay için de tartışma zemini sunmuş oluyor. “Buraya Nasıl Geldik?” sergisinin YUNT’ta düzenleniyor oluşunun arka planı ise sanat yazarı Gizem Gedik’in sergi için hazırladığı metinde derinlemesine ele alınıyor. Sergiye adını veren sorunun açıklık kazandırdığı arayış, Gedik’e göre içinde birleştirici bir potansiyel barındırıyor: “Sanatında olgunluk dönemini yaşayan, bir kentten ve bir atölyeden diğerine, yarattığı dünyalara devamlı yolculuk hâlinde olan Mike Berg, kendi anlatısını ve formlarını uzun zamandır bulunduğu ‘merkez’lerden bu kez farklı bir ‘çevre’ye aktarıyor. Geçmişiyle yüzleşerek bireysel ve toplumsal değişkenleri sorgulayan bir sanatçının, geçmişine sadık kalarak geleceğe yönelen bir mekânda izleyiciyle buluşmasıysa form, malzeme, doku, kent, kültür, mimari, sanat tarihi ve çeşitli kavramlar bağlamında açılarak “buraya nasıl geldiğimizi” yeniden sorgulatıyor; bizi küçük, hayali bir çizgide birleştirerek.” YUNT HAKKINDA... Muratcan Sabuncu tarafından kurulan ve Sultanbeyli’de bulunan YUNT, kâr amacı gütmeyen bir sanat ve etkileşim alanıdır. Sanat danışmanlığını Sergen Şehitoğlu’nun, akademik danışmanlığını ise Prof. Dr. Eva Şarlak’ın üstlendiği YUNT, toplumun sanatsal etkinliklerle karşılaşma olanaklarını artırmayı amaçlamaktadır. Sergi ve etkinliklerin yanı sıra eğitim programı ve desteklediği yayınlar ile temas ettiği kişilerin dünya ile yeni duyusal ilişkiler kurmasına imkân tanımaktadır. Mekânın sunduğu deneyim ve etkileşim olanakları ile toplumsal değişim potansiyellerinin çoğalmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir. YUNT, etkinlik programı ve teşvik politikası ile sanat üretimini ve entelektüel düşünceyi destekler. ### Av. Serra Taşköprü'nün kaleminden: "Beni Linç Eder Misiniz?" Avukat Serra Taşköprü tarafından kaleme alınan "Beni linç eder misiniz?" isimli kitap, Günce Yayınları aracılığıyla okurların ilgisine sunuldu. Yazar son kitabını şöyle anlatıyor: " Toplumsal kurallar karşısında farklı davranışlara ve düşüncelere sahip bireylere dikkat çekmektedir. Her konu ve alandaki devrim niteliğinde işler ve bu işleri gerek teoride gerek pratikte ortaya koyanlar, aykırılıklarıyla ilk başta linç edilirler. Toplumun ezberini bozan bu aykırı insanlar, özgün düşünceleriyle ve duygularıyla topluma yenilikçi bir yaklaşım sunar. Sosyolojide topluma zıt duruş sergilemek, değer yargılarının ve tabularının ötesine geçmek "deli" cesareti ister. Her devrimci bu açıdan "deli"dir. Önce onaylanmayıp, damgalama şiddetine maruz kalan her devrimci bir gün anlaşılacağını bildiğinden sürü zihniyetindeki lince bile kafa tutar ve şöyle der: "Beni linç eder misiniz?" AV. SERRA TAŞKÖPRÜ HAKKINDA... Bu cesur ve aykırı ruhuyla tanınan Serra Taşköprü, 9 Nisan 1980 İstanbul Kadıköy doğumludur. Eğitim hayatına Kadıköy’de Saint Joseph Fransız Lisesi’nde başlayan Taşköprü, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak ardından lisansüstü eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü'nde tamamlamak üzere eğitimine devam etmektedir. 2006 yılında İstanbul Barosu’na kaydolan ve aktif avukatlık yapmaya başlayan Taşköprü, aynı zamanda bale, voleybol, boks, tiyatro ve müzik gibi farklı alanlarda da kendini geliştirmiştir. Yazar ayrıca “Vizyoner Yaklaşım” ve “Serratonin” adlı programları hazırlayıp bu programların sunuculuğunu da yapmıştır. Hâlen İstanbul Üniversitesi AUZEF’de felsefe öğrencisidir. Hayvan hakları savunuculuğu alanındaki çalışmalarıyla Türkiye Basın Birliği tarafından "En İyi Avukat" ödülüne layık görülen Taşköprü, çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır. İçerik Üreticisi ve Yazar olarak da Mimoza Global Medya tarafından ödüle layık görülmüştür. Serra Taşköprü, serbest avukat olarak başarılı çalışmalarını sürdürmekte ve "Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut" gibi önemli konuları ele alan eserleriyle de dikkat çekmektedir. Cesur ve özgün duruşuyla topluma ilham veren Taşköprü, her zaman yeni ve farklı düşüncelerle karşımıza çıkmaya devam edecek gibi görünmektedir. Yazarın; Beni Linç Eder Misiniz? adlı son eserinin yanı sıra Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut, Sessiz Şiddet ve Sessiz Aşk Terapisi adlı eserleri bulunmaktadır. ### Ahmet Güneştekin, "Kayıp Alfabe" ile Artİstanbul'a geliyor Uluslararası başarılara imza atan sanatçı Ahmet Güneştekin, son dönem çalışmalarından oluşan "Kayıp Alfabe" başlıklı yeni sergisiyle Artİstanbul Feshane'ye konuk olacak. Küratörlüğünü Christoph Tannert'ın üstlendiği sergi, 17 Ocak 2025 tarihinde açılacak ve 6 ay süreyle ziyaret edilebilecek. "Kayıp Alfabe" sergisiyle açıklamalarda bulunan Güneştekin, şunları ifade etti: "Küratörlüğünü Christoph Tannert'ın üstlendiği sergim, malzeme üzerindeki dönüştürücü etkisinin izlerini taşıyan son dönem eserlerimin yer aldığı en kapsamlı sergi olacak. Bu sergide farklı disiplinlerde yaptığım eserler, büyük ölçekli ve mekâna özgü heykel çalışmalarım, üstkurmaca yapılar ve mitolojik unsurlarla çalıştığım yapıtlarla birlikte nesneleri malzemelerin farklı yönlerini yansıtacak biçimde kullandığım ses ve video enstalasyonlarım da yer alacak. İBB Miras'ın Osmanlı modernleşmesinin sembolü, tarihi Feshane-i Amire'nin korunarak kapsamlı bir restorasyon projesi sonrasında açtığı şehrin yeni sanat merkezi Artİstanbul Feshane'de düzenlenecek sergimin 6 ay sürmesi planlanıyor." https://www.youtube.com/watch?v=_cqOaPNx8ls Serginin bu duyuru videosu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da katılımı ile Güneştekin Sanat Rafinerisi’nde çekildi. ### Güher Elçiçek, “Dönüşüm” ile G&G Sanat Merkezi’nde! Multidisipliner sanatçı Güher Elçiçek ’in “Dönüşüm” adlı sergisi, Marcus Graf küratörlüğünde Göztepe’de yer alan G&G Sanat Merkezi’nde ziyarete açıldı. 25 Haziran'a kadar gezilebilecek sergi, dönüşüm kavramının imgesel bir alegorisi olarak kelebeğe dair referanslar kullanıyor ve değişim kavramını tartışıyor. 25 Haziran tarihine kadar ziyarete açık olacak sergide, resimden seramik ve enstalasyona kadar uzanan yelpazede işler sergileniyor. Eserlerde sanatçı, soyutlama ile figürasyon eşiğinde duran parçalarda felsefedeki evrimsel değişim fikrini tartışıyor. Deformasyon ve temsilin yanı sıra doku ve renkler de Elçiçek’in işlerinde önemli bir rol oynuyor. Güher Elçiçek’in mikro ile makro perspektifler arasında sürekli gidip gelmesi, izleyiciye gerçeklik konusundaki yeni estetik ve entelektüel görüşleri keşfetme olanağı sunuyor. İzleyici ayrıca, evrimsel değişimin tetikleyici enerjisi olarak dönüşüm fikrini irdeleme fırsatı yakalıyor. G&G Sanat Merkezi’nin ilk iki katına yayılan sergi, giriş katında tuval üzerine resimler ile izleyiciyi karşılıyor. Buradaki işlerde kelebek ikonunun çeşitli renk varyasyonlarında, farklı detaylarla ve birbirinden ayrı perspektiflerde kullanıldığını görüyoruz. Birinci katta genelde üç boyutlu seramik heykeller ve iki boyutlu seramik duvar işleri yer alıyor. Bu işlerdeki kelebek imgesi büyük ölçüde soyut. Bu katta aynı zamanda ziyaretçilere karmaşık bir mekânsal deneyim sunan, çeşitli seramik elemanlardan yapılmış bir enstalasyon da yer alıyor. ELÇİÇEK: var oluşumuzdaki tüm sırlar doğada gizli... Güher Elçiçek, "Dönüşüm" sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getiriyor: "Doğadaki yaşam kaynakları, kusursuz bir döngü içerisinde. Bu döngüdeki dengeye hayran kalmamak elimde değil. Bence var oluşumuzdaki tüm sırlar doğada gizli. İşte doğayı ve yaşamı cazip kılan da bu kusursuz döngü. Toprakta yetişen çiçeğin güzelliğini; bir tırtılın kozaya, kozanın kelebeğe evrilmesini mucize olarak görüyorum. Bütün bunları mümkün kılan, dengede tutan güç nedir? Bu kusursuzluk, insanda farklı ufuklar açıyor. Bence bizlere düşen de bu gücü yorumlamaktır. Benim sanatım ise bu döngüyü kendi yorumumla harmanlayarak, yeni bir algı yaratmayı amaçlıyor. Bu mucizeye renk ve form vermek, çalışmalarımın esasını oluşturuyor.""Güher Elçiçek, "Dönüşüm" sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getiriyor: "Doğadaki yaşam kaynakları, kusursuz bir döngü içerisinde. Bu döngüdeki dengeye hayran kalmamak elimde değil. Bence var oluşumuzdaki tüm sırlar doğada gizli. İşte doğayı ve yaşamı cazip kılan da bu kusursuz döngü. Toprakta yetişen çiçeğin güzelliğini; bir tırtılın kozaya, kozanın kelebeğe evrilmesini mucize olarak görüyorum. Bütün bunları mümkün kılan, dengede tutan güç nedir? Bu kusursuzluk, insanda farklı ufuklar açıyor. Bence bizlere düşen de bu gücü yorumlamaktır. Benim sanatım ise bu döngüyü kendi yorumumla harmanlayarak, yeni bir algı yaratmayı amaçlıyor. Bu mucizeye renk ve form vermek, çalışmalarımın esasını oluşturuyor." GRAF: yaşamın hiç bitmeyen döngüsünü göstermeyi amaçlıyor... Serginin küratörü Marcus Graf ise şu açıklamalarda bulunuyor: “Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi mezunu Güher Elçiçek, doğanın renkleri ve formlarından esinlenen resimler ve seramikler üretiyor. Sanatçıya göre varlığımızın tüm sırları doğada saklı. Zaten bu sebeple onun eserlerinde amaç, varlığımızın özünü doğal çevremiz bağlamında açığa çıkarmaktır. Bir tırtılın kelebeğe dönüşümü, her şeyin kusursuz bir dengede olduğu doğanın dönüştürücü gücünün sembolü oluverir. Elçiçek, işleri aracılığıyla tüm varoluşsal değişimleri mümkün kılan ve dengede tutan evrensel gücün kaynağını tartışır. Tabloları ve seramikleri, renkleri ve formları evrensel dönüşüm sürecinin sembollerine dönüştürerek, yaşamın hiç bitmeyen döngüsünü göstermeyi amaçlar. Bu süreç, dünya üzerindeki tüm organik ve inorganik yaşamı şekillendiren bir süreçtir. Sanatçı ayrıca yeni bir gerçeklik algısı yaratmayı ve böylece dünyamıza yeni açılardan bakmayı sağlamayı amaçlar.” insanlık ile dünya arasındaki bağlantının önemine vurgu yapıyor... Güher Elçiçek, “Dönüşüm” sergisiyle doğaya ve insanlığın bu dünyadaki konumuna holistik bir açıdan bakıyor. Sanatçının iki ve üç boyutlu parçaları, geleneksel doğa/kültür ayrımının ötesine geçerek, insanlık ile dünya arasındaki bağlantının önemine vurgu yapıyor. Elçiçek, doğanın güzelliğini ve gücünü gösterirken, aynı zamanda sanatın gerçeklik algımızı şekillendirme ve nasıl yaşadığımızı bize yeniden düşündürme gücünü ortaya çıkarıyor. ### "İstanbul Klasiklerle Buluşuyor" repertuvarına 3 ödül! 10. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri, 27 Mayıs 2024 tarihinde Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın "İstanbul Klasiklerle Buluşuyor" repertuvarının 3 yeni oyunu "Bir Halk Düşmanı", "Sivrisinekler" ve "Uçurtmanın Kuyruğu", 10. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri’nde 3 ödül almaya hak kazandı. 10. Ekin Yazın Dostları Tiyatro Ödülleri, sahnelenen 102 oyun arasından yapılan değerlendirme sonucunda 20 dalda belirlendi. Oyunlar; Aslı Nur Omurtak, Aysel Sakarya, Nevra Arslantürk, Nevzat Yıldıran, Nursen Öztürk, Saime Alkan ve Semra Yılmaz’dan oluşan seçici kurul tarafından izlendi ve değerlendirildi. Yılın Oyunu Ödülü, "Bir Halk Düşmanı" oyununa; Yılın Kadın Oyuncusu Ödülü, "Sivrisinekler" oyunuyla Senan Kara’ya; Yılın Erkek Oyuncusu Ödülü, "Uçurtmanın Kuyruğu" oyunuyla Gün Koper’e verildi. ### Taner Beyoğlu, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü oldu Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'ne yeniden Taner Beyoğlu getirildi. 23 Mayıs 2024 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan karar gereğince, Taner Beyoğlu yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'ne atandı. Aslen Artvinli olan Beyoğlu, aynı kurumda genel müdür yardımcısı olarak görev yapmaktaydı. MİLLİ KÜTÜPHANE'NİN DİJİTALLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI Taner Beyoğlu, Türkiye Kütüphaneler Haftası dolayısıyla mart ayında verdiği röportajda 74 yıllık geçmişe sahip Milli Kütüphane'deki dijitalleşme çalışmalarına ilişkin şunları söylemişti: "Milli Kütüphane'de son yıllarda ağırlıklı olarak gazete, dergi ve kitapları baz alarak 20 milyon sayfayı taradık, yani dijitalleştirdik. Özellikle telif süresi dolmuş kitaplarımızı öncelikli tarıyoruz ve onları Milli Kütüphane web sayfası üzerindeki dijital kütüphaneden halkın kullanımına sunuyoruz. Ulusal gazetelerimizin 2023 yılı sonuna kadarki tüm sayılarını dijitalleştirdik. Yerel gazetelerimizi de en eski sayılarından başlamak üzere dijitalleştirmeye devam ediyoruz. Artık kitapları da taramaya başladık. Yakın zamanda Milli Kütüphanemizin her çeşitteki tüm dijital ya da dijitalleştirilmiş bilgi kaynaklarını Ankara dışından da çevrimiçi ulaşılabilir hale getireceğiz. Vatandaşlarımı,z dijital kaynaklara erişim noktasında Milli Kütüphane'ye gelmek zorunda kalmayacaklar. Vatandaşlarımız, yakın zamanda Bakanlığımıza bağlı 100 halk kütüphanemizden, dijital kütüphane istasyonlarından Milli Kütüphane'nin dijital kaynaklarına erişebilecek." "İNSAN ELİ DEĞMEDEN, KİTAPLARI OTOMATİK TARIYORUZ" Beyoğlu, dijital alt yapı açısından son zamanlarda Milli Kütüphane'ye kazandırılan en kıymetli cihazların otomatik tarama makineleri olduğunu aktardı. "İnsan eli değmeden kitapları otomatik tarıyoruz. Hem süreli yayınlarımız hem de kitaplarımızı hızlı bir şekilde taramaya çalışıyoruz" diyen Taner Beyoğlu, dijitalleşme yapan kütüphaneler arasında entegrasyon sağladıklarını da dile getirdi. Beyoğlu, mükerrer taramaları engellediklerini, Bakanlığa bağlı dijitalleştirme yapan kütüphaneler ile Milli Kütüphane arasında iş bölümü yaparak entegrasyon sağladıklarını söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'ne yeniden Taner Beyoğlu getirildi. 23 Mayıs 2024 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan karar gereğince, Taner Beyoğlu yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'ne atandı. Aslen Artvinli olan Beyoğlu, aynı kurumda genel müdür yardımcısı olarak görev yapmaktaydı. MİLLİ KÜTÜPHANE'NİN DİJİTALLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI Taner Beyoğlu, Türkiye Kütüphaneler Haftası dolayısıyla mart ayında verdiği röportajda 74 yıllık geçmişe sahip Milli Kütüphane'deki dijitalleşme çalışmalarına ilişkin şunları söylemişti: "Milli Kütüphane'de son yıllarda ağırlıklı olarak gazete, dergi ve kitapları baz alarak 20 milyon sayfayı taradık, yani dijitalleştirdik. Özellikle telif süresi dolmuş kitaplarımızı öncelikli tarıyoruz ve onları Milli Kütüphane web sayfası üzerindeki dijital kütüphaneden halkın kullanımına sunuyoruz. Ulusal gazetelerimizin 2023 yılı sonuna kadarki tüm sayılarını dijitalleştirdik. Yerel gazetelerimizi de en eski sayılarından başlamak üzere dijitalleştirmeye devam ediyoruz. Artık kitapları da taramaya başladık. Yakın zamanda Milli Kütüphanemizin her çeşitteki tüm dijital ya da dijitalleştirilmiş bilgi kaynaklarını Ankara dışından da çevrimiçi ulaşılabilir hale getireceğiz. Vatandaşlarımı,z dijital kaynaklara erişim noktasında Milli Kütüphane'ye gelmek zorunda kalmayacaklar. Vatandaşlarımız, yakın zamanda Bakanlığımıza bağlı 100 halk kütüphanemizden, dijital kütüphane istasyonlarından Milli Kütüphane'nin dijital kaynaklarına erişebilecek." "İNSAN ELİ DEĞMEDEN, KİTAPLARI OTOMATİK TARIYORUZ" Beyoğlu, dijital alt yapı açısından son zamanlarda Milli Kütüphane'ye kazandırılan en kıymetli cihazların otomatik tarama makineleri olduğunu aktardı. "İnsan eli değmeden kitapları otomatik tarıyoruz. Hem süreli yayınlarımız hem de kitaplarımızı hızlı bir şekilde taramaya çalışıyoruz" diyen Taner Beyoğlu, dijitalleşme yapan kütüphaneler arasında entegrasyon sağladıklarını da dile getirdi. Beyoğlu, mükerrer taramaları engellediklerini, Bakanlığa bağlı dijitalleştirme yapan kütüphaneler ile Milli Kütüphane arasında iş bölümü yaparak entegrasyon sağladıklarını söyledi. ### "Solo Botter: Nuri İyem” sergisine yoğun ilgi İstanbul’un ilk Art Nouveau yapısı Casa Botter, Levent Çalıkoğlu küratörlüğünde gerçekleşen “Botter Sergileri” serisinin ikincisi olan “Solo Botter: Nuri İyem” sergisine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmaları sonucu Beyoğlu hafızasının simge yapılarıyla birlikte İstiklal Caddesi’nde kültür sanatın yeniden canlanmasında önemli bir rol üstlenen Casa Botter, “Botter Sergileri” serisinin ikincisini “Solo Botter: Nuri İyem” başlığıyla sanatseverlerle buluşturuyor. Serginin açılışı; İBB Kültür Varlıkları Dairesi Başkanı Oktay Özel, İBB Kültür Dairesi Başkanı T. Volkan Aslan ile sanatçının oğlu Ümit İyem, torunu Osman Nuri İyem ve eşi Gizem Kahya İyem’in de aralarında bulunduğu; sanat, siyaset, iş ve medya dünyasından isimlerin katılımıyla 22 Mayıs Çarşamba akşamı gerçekleşti. Anadolulu kadın portreleriyle tanınan ve toplumsal gerçekçi akımın önde gelen isimlerinden ressam Nuri İyem’in kendine özgü sanatçı kişiliğini ve çalışmalarını hatırlatmayı amaçlayan “Solo Botter: Nuri İyem” sergisi, 23 Mayıs-29 Ağustos tarihleri arasında Casa Botter’de ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Nuri İyem’in farklı dönemlerinden karakteristik çalışmalarını bir araya getiriyor Bakar bakmaz duygusal bir yakınlık kurabileceğimiz imgelere odaklanmıştır Nuri İyem’in sanatı. Her seferinde yeni baştan yorumladığı ikonik kadın yüzleri, renk ve ışık ile yoğunlaşarak romantik bir atmosfere bürünen manzaraları, dönemi için köyden kente göçün sembolü haline dönüşen figürlü kompozisyonları, her türlü yokluğa ve zorluğa rağmen umutlarını yitirmeyen aşıkların sevgi dolu portreleri, İyem'in resim sevgisini toplumun tüm kesimlerine yayma arzusunun işaretleri ile doludur. Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu’nun, asistan küratörlüğünü ise İrem Büşra Coşkun’un üstlendiği bu sergi, yaşadığı coğrafyaya özgü bir öz arayışını üzerinde yoğunlaştığı her temada çözümlemek üzere tuvalin karşısına yerleşen Nuri İyem’in farklı dönemlerinden karakteristik çalışmalarını bir araya getiriyor. İBB Kültür ve İBB Miras ev sahipliğinde düzenlenen “Solo Botter: Nuri İyem” sergisi, 23 Mayıs-29 Ağustos 2024 tarihlerinde pazartesi hariç her gün 10.00-19.00 saatleri arasında Casa Botter’de ücretsiz olarak ziyaretçilerini bekliyor. CASA BOTTER (BOTTER APARTMANI) HAKKINDA... Özgün adı Maison Botter (Casa Botter) olan bina, Art Nouveau akımının İstanbul’daki ilk örneği olarak ön çıkıyor. 1881 yılında Venedik Akademisi’ni bitiren İtalyan mimar D’Aronco’nun 1893’te II. Abdülhamit’in Dersaadet Ziraat ve Sanayi Sergi Umumisi’nin tasarımı için davet etmesi üzerine İstanbul’a gelmiş ve 1909’akadar yaşadığı kente birçok değer katmıştı. 19’uncu yüzyıl sonuyla 20’nci yüzyıl başlarında etkili olan, siyasal ve ekonomik gelişmelerin sonucu olarak İngiltere’den Orta Avrupa’ya yayılan Art Nouveau akımı, farklı kaynaklardan beslenen bir üslubun ifadesiydi. Asimetri, eğrisellik, çizgisellik, kıvrımlar ve bükülmelerle doğanın akıcılığıyla uyumlu bir estetik geliştiren akımın etkisi, İstanbul’un sivil mimarisinde de görüldü. D’Aronco’nun Fransız-Belçika etkileriyle Viyana Okulu’nu sentezlediği Botter Apartmanı’nın cephesi de bu akımın genel özelliklerini yansıtıyor. Casa Botter, İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarını yürüttüğü Taksim Maksemi, Beyoğlu Sineması, Muammer Karaca Tiyatrosu, Metrohan, Sen Piyer Han gibi Beyoğlu hafızasının simge yapılarıyla birlikte İstiklal Caddesi’nin yeniden kültür sanatın odağına dönüşmesinde önemli bir rol üstleniyor. Serginin açılmasında büyük katkıları olan Nuri İyem'in oğlu Ümit İyem. ### Ezgi Güneştekin'in ilk kişisel sergisi "How U Feel?" sanatseverlerle buluştu Ekspresyonist sanatçı Ezgi Güneştekin'in ilk kişisel sergisi "How U Feel?" (Nasıl Hissediyorsun?), DG Art Gallery & Projects'te açıldı. Galeriden yapılan açıklamaya göre Güneştekin, sergide "Nasıl hissediyorsun?" sorusuyla eserlerinde izleyicinin iç dünyasına dokunmayı amaçlıyor. Ezgi Güneştekin'in tuvalleri; durmak, vakit geçirmek, yaklaşmak ve sıradan bakma alışkanlıklarından kurtulmanın yanı sıra ziyaretçileri malzemeye, ölçeğe, mekana ve yüzeye dikkat etmeye davet ediyor. Küratörlüğünü sanatçı ve sanat eğitmeni Zeynep Öztürk'ün üstlendiği sergi, 30 Haziran'a kadar görülebilecek. ### Kayseri Kalesi'ndeki müzede binlerce yıllık eserler sergileniyor Kayseri Kalesi'nin içinde yer alan Arkeoloji Müzesi'nde çeşitli medeniyetlere ait 1939 eser ziyaretçilerini zamanda yolculuğa çıkarıyor. Gültepe Mahallesi'nde 1969 yılından bu yana hizmet veren Arkeoloji Müzesi, Kayseri Kalesi'nin restorasyon çalışması tamamlanınca kale içinde belirlenen bölümde 19 Ekim 2019'da açıldı. İçerisinde farklı dönemlere ait heykeller, çocuk mumyaları, kil tabletler, sikkeler, anıt mezarlar, gözyaşı şişeleri, küpler, süs eşyaları, pişmiş topraktan yapılan eşyalara kadar binlerce eser bulunan müze, tarihe ışık tutuyor. Kayseri Müze Müdürü Gökhan Yıldız, Kayseri'nin Anadolu'da 7 bin yıllık tarihe sahip kadim bir şehir olduğunu söyledi. Müzede kentin hemen her evresindeki döneme ait eserlerin bulunduğunu anlatan Yıldız, milattan önce 5 bin 500'den Osmanlı'ya kadar dönemin eserlerini müzede görmenin mümkün olduğunu ifade etti. Yıldız, müzede 1939 eserin sergilendiğini, 38 bininin de müze müdürlüğü envanterinde kayıtlı olduğunu belirtti. Müzedeki eserlerin hepsinin birbirinden değerli olduğuna dikkati çeken Yıldız, geç Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanan dönemleri kapsayan eserleri müzede görmenin mümkün olduğunu dile getirdi. Arkeoloji Müzesi'nde 7 bin yıllık önemli örnekleri sergilediklerini belirten Yıldız, şunları kaydetti: "Buradaki örnekleri gören ziyaretçiler ve çocukların ilham almalarını, tarihten gelen bu medeniyetin günümüzde de devam ettirilmesini sağlamayı amaçlamaktayız. Bu amaçla bilim adamlarımız birçok müzemizde araştırmalar gerçekleştirmekte. Yine benzer şekilde şehrimizde kazılar yoluyla uzun yıllardır toprak altında kalmış kadim medeniyetlerin bilimsel verilerinin ortaya çıkarıldığını görmekteyiz." Yıldız, uzun zamandır teşhir edilmeyen çocuk mumyalarının da Müzeler Haftası'nda ziyarete açık olduğunu dile getirdi. MÜZEYİ YILIN İLK 4 AYINDA YAKLAŞIK 14 BİN KİŞİ GEZDİ Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılan Kayseri Kalesi'nin önemini anlatan Yıldız, Bizans, Danişmentliler, Selçuklu, Dulkadiroğulları, Karamanoğulları ve Osmanlı İmparatorluğu gibi önemli medeniyetlerin eserlerinin kaledeki müzede muhafaza edildiğini söyledi. Yıldız, müzeyi yılın ilk 4 ayında yaklaşık 14 bin kişinin gezdiğini sözlerine ekledi. ### Fatih'in "tılsımlı madalyonu"na verilen teklif kabul edilmedi! Londra'da düzenlenen müzayedede Osmanlı dönemine ait çok sayıda eser satışa konuldu. Bilinen en eski Fatih portresini taşıdığı değerlendirilen bronz madalyon için verilen 1,4 milyon sterlinlik (yaklaşık 57 milyon lira) teklif, rezerv fiyatın altında kaldığı gerekçesiyle kabul edilmedi. Londra'daki Bonhams Müzayede Evi'nde İslam ve Hint eserlerinin satışa çıkarıldığı açık artırmada Osmanlı dönemine ait çok sayıda eser de alıcısını buldu. Müzayedenin en önemli parçaları arasında yer alan ve Fatih portresini taşıyan 1450 tarihli madalyon, 900 bin sterlin (yaklaşık 37 milyon lira) başlangıç fiyatıyla açık artırmaya çıktı. SATIŞ GERÇEKLEŞTİRİLMEDİ Madalyona, açık artırma sonucunda 1,4 milyon sterlin teklif verildi. Bonhams Müzayede Evi, açık artırma sonucu satılan eserlerin arasında madalyona yer vermedi. Müzayede evinin yaptığı açıklamada, 1,4 milyon sterlinlik teklifin satış için belirtilen rezerv fiyatın altında kaldığı ve bu nedenle satışın gerçekleştirilmediği kaydedildi. TILSIM AMAÇLI KULLANILDIĞI İDDİASI Müzayedede satışa çıkan madalyonun üzerine işli Fatih'in resminin, Osmanlı padişahının en eski portresi olduğu düşünülüyor. Bonhams, Fatih Sultan Mehmet'in şehzadeliğinde yapıldığı belirtilen ve üzerinde "Büyük Prens, Büyük Emir, Sultan Mehmet Efendi" ifadelerinin yazılı olduğu madalyonu 1450'ye tarihliyor. Üzerinde yer alan delik nedeniyle boyna takıldığı ya da bir yere asıldığı düşünülen madalyonun tılsım amaçlı kullanıldığı iddiası da Bonhams'tan paylaşılan bilgiler arasında. İZNİK ÇİNİLERİ DE SATILDI Müzayedede 25 santimetreye 25 santimetre ölçülerinde, İznik yapımı olduğu düşünülen 3 çini karodan ilki 12 bin sterline (490 bin lira), ikincisi 14 bin sterline (570 bin lira) ve sonuncusu da 15 bin sterline (613 bin lira) alıcı buldu. Yine İznik'te yapıldığı tahmin edilen 1575 tarihli 30 santimetre çapındaki çini tabak ise 55 bin sterline (yaklaşık 2,2 milyon lira) satıldı. Müzayedede Osmanlı dönemine ait gümüş tütsü kabı 2 bin sterline (yaklaşık 81 bin lira), gül suyu dökmek için kullanılan gülabdan ise 3 bin 200 sterline (yaklaşık 130 bin lira) satıldı. Kâtip Hasan Üsküdari'ye atfedilen tezhipli Osmanlı Kur'an-ı Kerim (17. yüzyıl) 25 bin 600 sterline alıcı buldu. ### "Sinemanın tarihi insanın dünyaya düşüşüyle başladı" Sinema eleştirmeni ve yazar Enver Gülşen, "Sinemanın bir teknik, bir de manevi tarihi var. Teknik tarihi genelde fotoğrafın icadıyla başlıyor. Manevi tarihi ise insanın dünyaya düşüşüyle başladı." dedi. "Sinemanın Hakikati", "Hakikatin Sineması" ve "Sinemanın Kökleri" adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çeşitli kitaplara imza atan sinema eleştirmeni ve yazar Enver Gülşen, "Sinemayı hayatı ve hakikatini, Allah ve kozmos ilişkisinin tecellilerini anlamaya yönelik bir sanat olduğu için seviyorum." dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle İstanbul Tasarım Merkezi'nde "Sinemahal Film Okulu"nu düzenleyen Gülşen, sinema yolculuğunu, sinemanın diğer sanat türleri ile farkını ve geçmişten bugüne Türk sinemasının durumunu AA muhabirine anlattı. Gülşen sinemada potansiyel olarak var olan şeylerin sinemayı önemli kıldığını belirterek, "Diğer sanat dallarının, felsefenin ve düşünme biçimlerinin pek çoğunun yapmaya muktedir olmadığını düşündüğüm bazı şeyleri sinemanın yapma potansiyeli olduğunu düşünmem, sinema üzerine tefekkür etmemin çıkış noktası oldu. Sinemayı hayatı ve hakikatini, Allah ve kozmos ilişkisinin tecellilerini anlamaya yönelik bir sanat olduğu için seviyorum." diye konuştu. Sinemanın kendine ait sıfatları olduğunu söyleyen Gülşen, "Sinemanın ortaya çıkışı zamanın hakikatinin yavaş yavaş kaybolmaya başladığı bir dönem. 19 ve 20. yüzyılda felsefede ve pek çok sanat dalında, sanatçılar zamanla haşır neşir olmuştur. 'Bu kaybolan zaman neyin nesidir ve nasıl yakalanır?' sorusu sinemayı ortaya çıkarmıştır." değerlendirmesinde bulundu. "SİNEMA ZAMANIN HEYKELTRAŞLIĞINI YAPMAKTIR"Gülşen sinemanın zamanla kurduğu ilişkiye de değinerek, "Anda var olan bir varlık olarak, insanoğlunun zaman, an ve ebediyetle kurduğu ilişki şekilleri modernlikle birlikte yaklaşık 400-500 yıldır ortadan kayboldu. Sinema da ortadan kaybolan bu şeyi yeniden getirmenin yolunu aramak için çıktı. Sinema zaman sanatıdır. Zamanla kurduğu ilişki, diğer sanat ve düşünme biçimlerinden farklıdır. Sinema soyut olan zamanı, bir şekilde somutlaştırma kapasitesiyle zamanın heykeltıraşlığını yapmaktadır." ifadelerini kullandı. Sinemanın iki farklı tarihi olduğunu dile getiren Gülşen, şunları kaydetti: "Sinemanın bir teknik, bir de manevi tarihi var. Teknik tarihi genelde fotoğrafın icadıyla başlıyor. Manevi tarihi ise insanın dünyaya düşüşüyle başladı. O yüzden sinema düşüncesinde sizi kim etkilemiştir sorusuna, 'İbnü'l-Arabi' diyorum. Arabi'nin insanın varlığı, ne olduğu ve zaman üzerine tefekkürü epey sinematografik bir düşünme biçimidir. Biz sohbetlerimizde de bu manevi tarihin izlerinin peşindeyiz. O anlamda bu seneki atölyemizde sinema geleneklerinden ve tarihsel süreçten bahsedeceğiz ama pergelimizin sabit ayağı hep aynı yerde. Sinemanın neye muktedir olduğu meselesini arıyoruz." Enver Gülşen, film okulunda görüntü yönetmenliği, kurgu ve senaryo yazımı dersleri bulunduğunun altını çizerek "Bu pratik kısımlar, konuşacağımız teorik mevzuların bir uygulanma alanı olacak. Gelenekler üzerinden kendi bakışımızı yansıtan bir kitap da çıkaracağız. Bu kitaptaki yazıları, katılımcılardan alacağız. Bunun yanında yönetmen senarist ve kurgucu söyleşileri de olacak. Pratik kısımda konuştuğumuz şeyleri bir şekilde Türk sineması geleneğini oluşturmak için kullanmayı hedefliyoruz." dedi. ""SİNEMANIN MANEVİ BİR ENSTRÜMAN OLARAK YAPABİLECEĞİNİ ARIYORUZ"Sinemanın bir etkinlik olarak insanların hayatında var olduğunun altını çizen Gülşen, şöyle devam etti: "Ama aynı zamanda hakikat arayışı için önemli bir araç. Bu programlar sinema tarihine veya niceliğine yönelik değil. Sinemanın manevi bir enstrüman olarak yapabileceklerini arıyoruz. Bulur muyuz bilmiyorum ama en azından yolda olma halindeyiz. Bu anlamda bir çıktı olacaksa da bu, keşfettiğimiz şeylerdir." Gülşen, sinemanın dünyada çoğunlukla seküler bir araç olarak kullanıldığını aktaran Gülşen, "Onların sinemadan murat ettikleriyle bizimkiler aynı değil. Dolayısıyla bu programlardan bir çıktı olacaksa 'Sinema nasıl bir araç olarak kullanılabilir? Bunun entelektüel temeli, manevi temeli nedir ve aslında sinemanın kendi unsurlarıyla alakalı temeli nedir?' sorularının cevabıdır." değerlendirmesini yaptı. Sinema Genel Müdürlüğünün desteğinin önemli olduğunu sözlerine ekleyen Gülşen "Yaklaşık 6 yıldır devam ediyor programlar. Bu 8. dönemimiz ve bu süreçte katılımcılar arasında bir yol arkadaşlığı da oluştu. Bir şey çıkaracaksa da bu yol arkadaşlığının çıkaracağına inanıyoruz. Sinema Genel Müdürlüğünün bu yol arkadaşlığına destek vermesi de bizim için çok kıymetli." dedi. ### "Zamanın Ardında İstanbul-Roma" sergisi Kalyon Kültür'de açıldı Sanatçı Kenan Işık'ın "Zamanın Ardında İstanbul-Roma" sergisi, Kalyon Kültür 'de sanatseverlere kapılarını açtı. Sergide, Işık'ın farklı tekniklerle meydana getirdiği resim, heykel ve enstalasyonları, ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. İstanbul Valisi Davut Gül, Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu, Kalyon Holding Sosyal ve Kültürel İşler Komitesi Başkanı Reyhan Kalyoncu'nun katıldığı açılış töreninde bir konuşma yapan İstanbul Valisi Gül, Kalyon Holding'in kültür ve sanat alanındaki faaliyetlerini önemsediğini belirterek; "Kültür sanatın gelişmesi için bir sermayenin birikmesi lazım. Zenginlikle varlıklı olmak arasında fark vardır. Çok paranızın, tapu kaydınızın, aracınızın olması varlıklı olduğunuz anlamına gelir. Fakat bunları birileriyle paylaştığınızda, o zaman zengin olursunuz. Dolayısıyla Kalyon Holding'i, bu milletin değerlerinden biri olarak biliriz" dedi. Gül, milletin yararına olan her türlü kültürel ve sanatsal faaliyete destek verdiklerinin altını çizdi. "SERGİ ÜZERİNDE 6 YIL ÇALIŞTIM" Sergiye dair açıklamalarda bulunan Kenan Işık ise İstanbul'u sonradan keşfeden bir sanatçı olduğuna vurgu yaparak; "Farklı bir şehir anatomisi, farklı bir yolculuk. Koskoca şehirde, tek kişilik bir sahnenin içindeydik. Mezun olduğum üniversitedeki tez çalışmam dinamizm üzerindeydi. İstanbul'u gördükten sonra mekan üzerine çalışmaya başladım ve 2006'dan beri İstanbul üzerine deformasyon işliyorum" şeklinde konuştu. Işık, sergiye 6 yıldır çalıştığını aktararak; "Okuyor, öğreniyor, bakıyor, gidiyor, geziyordum. Farklı yazar dostlardan besleniyordum. Yeri geldiğinde çocuklardan öğreniyordum, yeri geldiğinde sohbette öğreniyordum. Cemal (Kalyoncu) Bey ile buluştuktan sonra böyle bir şey istediğimi söyledim. O da bana yapacağım şeyin çok özel olduğunu, bana bütün kapıları açacağını söyledi. Bu kapıların açılmasının ardından da sizlerle buluştuk" ifadelerini kullandı. "bu mekanlar bizimdir. Sahip çıkalım, koruyalım, bozmayalım" Serginin 13 Ekim'e kadar süreceğini, ardından Roma'ya taşınacağını kaydeden Kenan Işık, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu eserlerimi Wikipedia'nın biraz daha gelişmiş hali olarak düşünebilirsiniz. Birçok eserde zaten anlatım var. Haçlı Seferi, Fatih'in İstanbul'u, onunla beraber Cumhuriyet'in döngüsü, desteği var. Son 100 yılın İstanbul'u ve bugünün Ayasofya'yı Kebir Camii var. Bir ünlem ve soru işareti var eserlerde. Ünlem, bu mekanların hepsi bizimdir demek. Soru işareti ise bundan sonraki süreçte ne olacak manasına geliyor. Ben derim ki bu mekanlar bizimdir. Sahip çıkalım, koruyalım, bozmayalım." ### Kartal Belediyesi Çini Sergisi sanatseverlerle buluştu Kartal Belediyesi Fuaye Alanı, Soğanlık Kültür Merkezi Çini Atölyesi öğrencilerinin sergisine ev sahipliği yaptı. Çini sanatının eşsiz örneklerinin sergilendiği etkinliğe, sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Serginin açılışını, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel adına Başkan Yardımcısı Adem Uçar gerçekleştirdi. Kartal Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Deniz Karacan’ın da katıldığı program müzik dinletisi eşliğinde başladı. Soğanlık Kültür Merkezi Çini Atölyesi kursiyerleri ile eğitmen Şerife Bağcıvan’ın çini sanatının en zarif örnekleri ile ilgililerini buluşturan sergi Türk gelenek ve göreneklerinden esinlenerek geçmişten geleceğe köprü vazifesi görüyor. Sergide, Anadolu motifleri ve halı kilim desenleri ön plana çıkarken, 150 çini eseri sergileniyor. Duvar süsleri, vazolar, abajurlar ve tepsiler gibi birbirinden farklı objeler, Kartallıların beğenisine sunuldu. BAŞKAN GÖKHAN YÜKSEL’E TEŞEKKÜR... Ekim ayında başlayan ve Mayıs ayının sonunda tamamlanacak olan kurs, 16 öğrencinin katılımıyla gerçekleşti. Kartal Belediyesi’ne verdikleri destekten dolayı teşekkür eden kursiyerler ve eğitmen Şerife Bağcıvan, Belediye Başkanı Gökhan Yüksel ve Başkan Yardımcısı Adem Uçar’a ise ayrıca teşekkürlerini ifade etti. SANATA VE SANATÇIYA TAM DESTEK... Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Adem Uçar, etkinliğe katılanlara Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in sevgi ve selamlarını ileterek, sanata ve sanatçıya her zaman destek olacaklarını belirtti. Sözlerine bir sanat tarihçisi olarak eserleri çok beğendiğini söyleyerek devam eden Uçar, çini sanatının önemine vurgu yaptı ve böylesine değerli bir sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Konuşmanın ardından eğitmen Şerife Bağcıvan ile birlikte sergiyi gezen Uçar, etkinliğin sonunda Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Deniz Karacan ile birlikte Bağcıyan’a çiçek takdim etti. Sergi, Kartal Belediyesi fuaye alanında 10 gün boyunca ziyaret edilebilecek. ### Meşher’de küratörler eşliğinde "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" sergi turları Meşher’in 29 Eylül’e kadar uzatılan "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" sergisi, ziyaretçilerden yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Serginin küratörleri Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı'nın rehberliğindeki ücretsiz turların ilki, 23 Mayıs'ta düzenlenecek. İstanbul’un önde gelen disiplinlerarası sergi mekânı Meşher’de beş yüzyıllık bir zaman diliminden İstanbul temsillerinin yer aldığı "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" sergisi, ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle sürüyor. İstanbul’un siluetine bir uçtan bir uca bakmaya davet eden sergi için, küratörler Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı'nın ziyaretçilere rehberlik edeceği turlar düzenleniyor. Ziyaretçilerin sergideki nadide eserler hakkında kapsamlı bilgi edinme fırsatı bulacağı turların ilki, 23 Mayıs Perşembe günü saat 15.00’te Ebru Esra Satıcı eşliğinde yapılacak. Küratör eşliğindeki sergi turlarının ikincisi, Şeyda Çetin’in rehberliğinde haziran ayında olacak. Sınırlı kontenjanı olan turlara kayıt, kayit@mesher.org e-posta adresinden yapılabilir. ### Tunceli Müzesi'nde "Kemahlıoğlu Özel Koleksiyonu" sergisi Tunceli Müzesi, Osman Hamdi Bey’in "Kemahlıoğlu Özel Koleksiyonu" sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide, Osman Hamdi Bey’in eserleri yanı sıra Türkiye’ye müzeciliği getiren isimlerden biri olan Osman Hamdi Bey’in sanatını ve arkeoloji bilimini bir araya getiren 21 sanatçının eserleri de sergilenecek. Küratörlüğü Caner Kemahlıoğlu tarafından yürütülen proje Tunceli Valiliği, Tunceli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından desteklenmiş olup, Tunceli Müzesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Sergi programı, 2024 Mayıs ayından 2024 Eylül ayına kadar devam edecek. 17-24 Mayıs 2024 Müzeler Haftası'na özel, Kemahlıoğlu Özel Koleksiyonu bünyesinde sanat izleyicisiyle buluşan sanatçılar ve eserleri şöyle: Muhammet Hızır Yüksel - “İlahiyatçı’ya Yeni Yorum”, Metin Aykanat - “Silah Taciri’ne Yeni Yorum”, Ali Rıza Kanaç - “Şehzade Türbesinde Derviş’e Yeni Yorum”, Özgür Boran Gültekin - “İlahiyatçı’nın Rahlesi”ve “Atatürk”, Şerife Meral Eşmeler - “Yeşil Cami’de Kur’an Dersi”, “Şehzade Türbesinde Derviş” eserlerine “Kalsedon Taşı Üzerine Yeni Yorum”, Onur Kavas - “Kaplumbağa Terbiyecisi”, “İzzettin Keykavus” ve “Kur’an Okuyan Kız” Çinileri, Dilara Nur Kahraman – “Osman Hamdi Bey ve Baltazzi”, “Özel Tasarımı”, Buse Akdoğan – “Sivas’ın İlk Müzesi Buruciye Medresesi”, Büşra Meydan - “Sivas Lisesi” ve “Kur’an Okuyan Kız”, Deniz Serkan Özcan - “Pembe Başlıklı Kız”, Günsu Saraçoğlu - “Deve Kuşu Yumurtası Üzerine İki Müzisyen Kız”, Fadime Yıldırım - “Özgün Posta Pulları”, Erdoğan Paksoy - “Geleceği Terbiyecisi I ve II” ve “Sarı Saçlı, Mavi Gözlüm”, Melih Can - “Ab-ı Hayat Çeşmesi”, Oğuzhan Bahadır Coşkun - “Geçmişin İzinde Naile Hanım”, Gizem Tokay “İstanbul Hanımefendisi”, Okan Karakaya - “İki Müzisyen Kız”, Turgay Çakmak - “Atatürk”, Ayşegül Baş - “Esmaül Hüsna”. TUNCELİ MÜZESİ HAKKINDA... Tunceli Müzesi, 1935-1937 yılları arasında askeri kışla olarak inşa edildi ve 2015 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tahsis edilerek restorasyon çalışmaları tamamlandı. Müze, yedi farklı bölümden oluşan seçkisi ile arkeoloji, etnografya, tarım, Alevi inanç kültürü, taş eserler ve Erken Cumhuriyet Dönemi eserlerini ziyaretçilere sunmakta. Küratör Caner Kemahlıoğlu yönetiminde düzenlenen "Osman Hamdi Bey Sergisi" kapsamında Osman Hamdi Bey, Sivaslı bir ressam olsaydı ne şekilde eserler üreteceği araştırılırken, Tunceli kentinin tarihi ve kültürel dokusunun da ziyaretçilere sunulması hedeflenmekte. Tunceli Müzesi’nin tarihi mekânı, Osman Hamdi Bey’in eserleriyle buluşacak ve ziyaretçilere farklı bir müze deneyimi yaşatılacak. Sergi, 2024 yılının Müzeler Haftası'na özel olarak 4 ay boyunca ziyarete açık olacak. ### Adler’in "Lale Kız" heykelleri Kültür Yolu Festivali’nde! 16 şehirde toplamda 8 ay sürecek; sanatı, kültürü ve tarihi tek bir noktada birleştirmeyi başaran Türkiye'nin en büyük festivalinin başlamasına sayılı günler kaldı. Festivalin yapılacağı şehirlerden biri de Şanlıurfa ilimiz. Burada konserlerden sergilere, tiyatrodan opera ve bale gösterilerine, söyleşilerden atölyelere, çocuk etkinliklerinden dijital sanatlara kadar yüzlerce etkinlik ziyaretçileri bekliyor olacak. 25 MAYIS–2 HAZİRAN ARASINDA ŞANLIURFA’DA! Türkiye’nin en büyük festivali olan Kültür Yolu Festivali’nin Şanlıurfa edisyonunda eserleri sergilenecek isimler arasında Sultan Adler de yer alacak. “Lale Kız” çalışması ile oldukça ses getirmesi beklenen Adler, Anadolu kadınını farklı bir perspektiften çağdaş bir yorumla yeniden imgeleştiren eserleriyle biliniyor. SULTAN ADLER HAKKINDA... Almanya, Bremen doğumlu Sultan Adler, lisans eğitimini Bremen güzel Sanatlar Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra 2015 yılında Berlin Weißensee Sanat Üniversitesi’nde yüksek lisans derecesini aldı. Almanya, Avusturya ve Türkiye başta olmak üzere birçok sayıda fuar, karma ve kişisel sergide eserleriyle yer alan sanatçının birçok özel koleksiyonda eserleri yer almakta. Türk kültür ve tarihinden ögeleri üretimlerinde kullanmasıyla öne çıkan Adler, çalışmalarına Almanya ve İstanbul’da devam etmekte. D&G Art Project bünyesinde yer alan sanatçı Sultan Adler ’in her bir çizgisinde ters lale fidanı gizli olan eserleri, bu yıl Türkiye Kültür Yolu Festivali'nde yer alıyor. doğanın güzelliğini ve gizemini gözler önüne seriyor Uluslararası alanda çalışmalarını sürdüren sanatçının "Mavi Seri" kapsamında ele aldığı eserlerinde, üstten bakılan ters lalelerin dairesel çizgilerle kompoze edilmiş tasvirleri, soyut bir yorumla doğanın güzelliğini ve gizemini gözler önüne seriyor. Her bir çizgide filizlenen ters lale fidanları, mavi serinin özelliğini ve derinliğini oluşturuyor. Soyut bir dil kullanmasına rağmen sanatçı, doğadaki gözlemlerini çizgilerle harmanlayarak eserlerine hareket öğesini kazandırmayı başarıyor. Uzun uzun bakıldığında bu çizgiler, adeta rüzgârdan sallanarak dans eden çiçek açmak üzere olan lalelerin bir gösterisine dönüşüyor. Sultan Adler, kültürümüzün bir hazinesi olarak kabul edilen ve koruma altına alınmış bir tür olarak özel bir öneme sahip ters laleler aracılığıyla görsel bir zenginlik sunmanın ötesinde, bu çiçeklerin barındırdığı gizli anlamları da ortaya çıkarmayı amaçlıyor. zarif bir kadın silüetini yansıtıyor Sanatçı, dairesel tuvallerinde doğanın özünü yakalıyor ve her bir “Mavi Seri” eseri, ters lalelerin soyut bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor. Ters lalelerin soyut dansı, izleyiciyi doğanın ritmine ve gizemine davet ediyor. Serinin bir devamı niteliğindeki ters lale heykelleri, anadolunun bir temsiliyken biçimsel olarak ise zarif bir kadın silüetini yansıtıyor. Sanatçının heykellerindeki kadın figürünün yüzü ve saçları, ters lale yapraklarıyla temsile kavuşuyor. Anadolu kadınını farklı bir perspektiften cağdaş bir yorumla yeniden imgeleştiren Sultan Adler’in "Lale Kız" heykelleri, Kültür Yolu Festivali kapsamında Türkiye’nin farklı illerinde, sonra da yurt dışında sanatseverlerle buluşacak. ### Muzaffer Akyol'dan "Ateş Suya Değer, Su Sevinir Ateş Söner" sergisi Fantastik-şiirsel resim sanatının Türkiye’deki öncülerinden Muzaffer Akyol, "Ateş Suya Değer, Su Sevinir Ateş Söner" başlıklı sergisiyle Touch Sanat'a konuk oluyor. Anadolu uygarlıklarının enerjisiyle yola çıkıp, yaşadığı coğrafyanın ve evrenin sorunlarını ele alarak özgün bir anlayışla eserler üreten Akyol, 5 Haziran 2024'te Touch Sanat Galeri'de sanatseverlerle bir araya geliyor. Bodrum Göltürkbükü’nde bulunan Touch Sanat Galeri, bu sezon açılışını Muzaffer Akyol’un "Ateş Suya Değer, Su Sevinir Ateş Söner" başlıklı sergisine ev sahipliği yaparak başlatıyor. Akyol’un sergisi, 10 Temmuz 2024 tarihine kadar Touch Sanat'ta izlenebilir. Touch SanatHebil Cad. No: 11-43 Göltürkbükü / Bodrum ### HONOR Magic6 RSR tanıtımı: Yenilik ve zarafetin birleşimi Akıllı telefonlar dünyasında, HONOR Magic6 RSR, son teknoloji ve sofistike tasarımın bir kanıtı olarak öne çıkıyor. Etkileyici donanım özelliklerinin yanı sıra, bu cihazı diğerlerinden ayıran şey sadece donanım değil, aynı zamanda benzersiz yazılım özellikleridir. HONOR Magic6 RSR'nin dünyasına dalalım ve kullanıcı deneyimini yeni zirvelere taşıyan benzersiz yazılım yeteneklerini keşfedelim. HONOR Magic6 RSR'nin benzersiz yazılım yeteneklerini keşfedin MagicOS 8.0: Android 14 ve HONOR'un İmza Dokunuşunun Sorunsuz Bir Birleşimi HONOR Magic6 RSR'nin kalbinde, Android 14'e dayalı özel bir işletim sistemi olan MagicOS 8.0 yatıyor. En son Android çerçevesinin HONOR'un imza dokunuşuyla birleşimi, pürüzsüz performansı ve sezgisel gezinmeyi karakterize eden sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sunar. HONOR MagicOS 8.0 sadece göze hoş gelen bir arayüz sunmakla kalmaz, aynı zamanda günlük görevleri optimize etmeyi ve üretkenliği artırmayı amaçlayan bir dizi yenilikçi özellik sunar. Hareketle Gezinme: Kullanıcı Etkileşimini Yeniden Tanımlama Geleneksel gezinme düğmelerine veda edin ve HONOR Magic6 RSR'de hareketle gezinmeyi benimseyin. Sezgisel kaydırma ve dokunma hareketleriyle, kullanıcılar cihazlarında kolayca gezinebilir, uygulamalar arasında geçiş yapabilir, menülere erişebilir ve akıcı hareketlerle ana ekrana dönebilirler. Bu sezgisel etkileşim paradigmı, kullanıcı deneyimine zarafet katmanın yanı sıra, ekran alanını optimize ederek daha etkileyici bir görüntüleme deneyimi sunar. AI Destekli Optimizasyon: Parmaklarınızın Ucundaki Kişiselleştirilmiş Performans HONOR Magic6 RSR, yapay zeka gücünden faydalanarak kullanıcı davranışlarına ve tercihlerine sürekli olarak adapte olur ve başka hiçbir cihazda olmadığı kadar kişiselleştirilmiş bir deneyim sunar. Akıllı batarya yönetiminden dinamik performans optimizasyonuna kadar, yapay zeka algoritmaları, optimal performansı ve verimliliği sağlamak için arka planda çalışır. Kritik anlarda pil ömrünü uzatmak veya akıcı çoklu görev için kaynakları önceliklendirmek olsun, Magic6 RSR'nin yapay zeka yetenekleri akıllı telefon optimizasyonunun standartlarını yeniden tanımlar. Çoklu Görev Ustalığı: Hareket Halindeyken Kolay Üretkenlik Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, çoklu görev yapmak lüks değil, bir gereklilik haline gelmiştir. Bu ihtiyacı tanıyan HONOR Magic6 RSR, üretkenliği ve verimliliği artırmak için tasarlanmış bir dizi çoklu görev özelliği sunar. Aynı anda uygulama kullanımı için bölünmüş ekran modundan temel araçlara hızlı erişim için yüzen pencerelere kadar, cihaz kullanıcıların birden fazla görevi kolaylıkla halletmelerini sağlar, her anı değerli kılar. Akıllı Asistan: Kişiselleştirilmiş Dijital Yardımcınız HONOR Magic6 RSR'deki akıllı asistanınıza merhaba deyin. Zeki öneriler, proaktif hatırlatıcılar ve bağlamsal bilgilerle, Akıllı Asistan, ihtiyaçlarınızı önceden tahmin eder ve gün boyunca zamanında yardım sağlar. Trafikten kaçınmak için en iyi rotayı önermek veya yaklaşan randevuları hatırlatmak olsun, bu sezgisel özellik günlük rutinleri optimize eder ve düzenli ve planlı kalmanıza yardımcı olur. Geliştirilmiş Gizlilik ve Güvenlik: Dijital Alanınızı Koruma Artan dijital tehditlerin olduğu bir dönemde, gizlilik ve güvenlik hiç bu kadar önemli olmamıştı. HONOR Magic6 RSR ile kişisel verilerinizin gelişmiş güvenlik önlemleri ve sağlam şifreleme protokolleri ile korunduğunu bilirsiniz. Yüz tanıma ve parmak izi tarama gibi biyometrik kimlik doğrulama yöntemlerinden güvenli uygulama kum havuzlaması ve veri şifrelemeye kadar, cihaz, kolaylık konusunda taviz vermeden gizliliğinizi önceliklendirir. Sonuç: HONOR Magic6 RSR ile Akıllı Telefon Deneyimini Yükseltme Sonuç olarak, HONOR Magic6 RSR, son teknoloji donanımı benzersiz yazılım özellikleriyle birleştirerek eşsiz bir kullanıcı deneyimi sunan akıllı telefonların zirvesini temsil ediyor. Android 14'ün HONOR'un özel MagicOS 8.0 ile sorunsuz entegrasyonundan, sezgisel hareketle gezinme ve AI destekli optimizasyona kadar, cihazın her yönü teknolojiyle etkileşim şeklimizi yükseltmek için özenle tasarlanmıştır. Magic6 RSR yanınızdayken, sadece bir akıllı telefon değil, sonsuz olasılıklar dünyasına açılan bir kapı tutuyorsunuz. ### İstanbul'un sulak alanlarında buluşalım İlki, 17. İstanbul Bienali kapsamında yapılan, CLIMAVORE x Jameel at RCA ve İKSV işbirliğiyle bu yıl üçüncü kez düzenlenen Manda Festivali, İstanbul'un sulak alanlarında yürütülen mandacılık faaliyetlerinin varlığını ve kalıcılığını kutluyor. Mandacıları, müzisyenleri, çevrecileri, sanatçıları, biyologları, peynir üreticilerini ve kendini festivalin bir parçası olarak gören herkesi bir araya getirmeyi amaçlayan festivalde sizleri yürüyüşler, konserler, atölye çalışmaları, ilk defa düzenlenen manda portre yarışması, manda sütünden yapılmış ürünlerin tadımı ve daha fazlası bekliyor. Program12.00 Beyoğlu ve Kadıköy'den festival alanına gidecek servislerin kalkışı 13.00 Canlı müzikYürüyüş ve atölye kayıtları 14.00 Metabolik yürüyüşlerEK BİÇ YE İÇ tarafından düzenlenen çocuk atölyeleri 15.00 Manda ve mandacı portre yarışması 16.00 Cümbüş Cemaat konseri 17.00 Festival alanından Beyoğlu ve Kadıköy’e servislerin kalkışı ### Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, 26 Mayıs'ta AKM'de! Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, 26 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde, "Bayati Takım ve Hicaz Köçekçeler" başlıklı sezon kapanış konserinde sahne alacak. Korodan yapılan açıklamaya göre, Mehmet Güntekin yönetimindeki koro, Bayati makamından bir klasik takım ve iki önemli saz eserinin yanı sıra klasik dönem şarkılarını seslendirecek. Aybige Demir Okan'ın solist olarak çıkacağı ve dört şarkı icra edeceği konserin ikinci bölümünde Hicaz köçekçeleri müzikseverlerin beğenisine sunulacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Koro Şefi Mehmet Güntekin, koronun kurucusu ve ilk şefi Nevzat Atlığ'ın yönetiminden bugüne yaklaşık yarım yüzyıl geçtiğine işaret ederek, "Konserde icra edeceğimiz bu köçekçe ve diğer eserleri, tam 49 yıldır aynı titizlik ve geleneğe bağlılık yaklaşımıyla siz dinleyicilerimize sunmaya devam ediyoruz. Aramızda olmayan kurucumuz Nevzat Atlığ'ı ve diğer sanatkarlarımızı saygıyla yad ediyoruz." ifadelerini kullandı. ### Yelda Baskın genç oyuncularla atölyede buluştu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın bu yıl 38.’sini düzenlediği, Türkiye’nin en uzun soluklu festivali Genç Günler; birbirinden renkli oyunlar, atölyeler ve söyleşilerle başladı. Alanında önde gelen yönetmen, oyuncu ve eğitmenlerin düzenlediği atölyeler yoğun ilgi görüyor. Türkiye’nin tiyatro konusunda duayen isimleriyle yapılan söyleşiler, yüzlerce genci Şehir Tiyatroları sahnelerinde bir araya getiriyor. 38. Genç Günler’in yeni atölyesinde Yönetmen Yelda Baskın, 11-12 Mayıs tarihlerinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de gençlerle buluştu. Yönettiği "Seni Seviyorum Türkiye", "Yaftalı Tabut", "Fosforlu Cevriye" gibi oyunlarıyla farklı biçim ve metinleri yenilikçi sahneleme bakışıyla seyirci ile buluşturan ve bu oyunlarla birçok ödüle aday olan, ödüller alan Yönetmen Yelda Baskın, “Bir Tiyatro Oyunu Yapmak” başlıklı atölyede seçtiği bir metnin kılavuzluğunda, katılımcılarla bir oyunun hazırlık sürecini, metin ile ilişkilenme biçimini, oyuncularla ve tasarımcılarla kurduğu ilişkiyi paylaştı. “Aynı rüyayı görebilmek önemli” İlk gün söyleşi niteliğinde geçti. ⁠Yelda Baskın, bu söyleşide bir yönetmenin metin tercihindeki faktörlerden, o metne yaklaşımından ve kendi tercih ettiği metinlerdeki yaklaşımlarından bahsederek söze başladı. Yönetmenin sahne üzerindeki diğer yaratıcı ekiple iş birliğine değindi. Söyleşinin devamı soru cevapla geçti. ⁠Şehir Tiyatrosu prodüksiyonu olan Yaftalı Tabut ve Fosforlu Cevriye’nin sahnelenme serüveni ile ilgili merak edilenler cevaplandırıldı. Yelda Baskın, ikinci günde de metin tercihleriyle konuya başladı, soru sorduran metinleri incelemekten bahsetti. Dekor tasarımcısından kostüm tasarımcısına, müzisyenlere kadar birlikte hareket etmenin oyun için önemine değindi. “Aynı rüyayı görebilmek önemli” diyen Baskın, kendisi de oyuncu olduğu için bir yönetmen olarak oyuncu-yönetmen ilişkisinin öneminden de bahsetti. ### Murat Uçar’dan "Büyük Hükümdarlar, Mikro Detaylar" sergisi Mikro sanat tekniğiyle eserler üreten Murat Uçar 'ın "Büyük Hükümdarlar, Mikro Detaylar" solo sergisi, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon'da sanatseverle buluştu. Sanat hayatı boyunca saat, mücevher ve benzeri aksesuarların üzerine mikro resimler, heykeller yapan Uçar, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada çalışmalarını kişiye özel bir şekilde ürettiğini, bunun sonucu olarak kamusal alana taşınmadığını ve bilinirliğinin az olduğunu söyledi. Sanatçı, yurt içinde ve dışında birçok siyasetçi ve sanatçıya eserler hazırladığını belirterek; "Yaptığım eserlerden edindiğim deneyimle farklı bir hikaye yazmam gerektiğini düşündüm. Yani eserlerimin daha fazla tanınmasını ve ülkemizi uluslararası alanda temsil eden bir sanatçı olmayı arzuladım. Bunun için de çok güzel projelerim vardı. Şu anda bu önemli fikirlerden birisini Atatürk Kültür Merkezi gibi bir yerde sergileme fırsatına eriştim ve bundan dolayı çok mutluyum" dedi. "Mikro sanat tekniğini, kendime ait yolu ararken keşfettim" "Mikro sanat" tekniğinin köklü bir tarihi olduğunu, Topkapı Sarayı'nda da bu usulle hazırlanmış birçok eserin yer aldığını aktaran Murat Uçar, şunları kaydetti: "Yurt dışında özellikle mücevher ve saat sektöründe mikro sanat, fazlasıyla kullanılan bir teknik. Fakat ülkemizde şu anda bu usulle eser veren sanatçı sayısı oldukça az ve bu önemli sanat pek fazla bilinmiyor maalesef. Bu sanatın daha fazla tanınması için elimden gelen gayreti göstermeye çalışıyorum. Beni bu sanata yönelten temel neden ise kendime ait bir usul arayışımdı. Geçmişteki iz bırakan büyük sanatçıların tamamı farklı bir hikayeye sahipler. Mikro sanat tekniğini, kendime ait yolu ararken keşfettim. Önceleri resimleri küçük boyutta tablolar şeklinde yapmak ve bunları dünya müzelerinde sergilemekti niyetim. Fakat bu küçük eserlerin daha büyük bir karşılığının olması gerektiğini düşünerek, mücevher gibi değerli aksesuarlara bu tekniği uygulamaya başladım. Dolayısıyla mikro tekniğini sadece resim olarak değil, farklı sanat dallarını da kullanarak yapmaya çalışıyorum. Dünya liderleri için eserler yaptım ve çok güzel geri dönüşler aldım. Bunların sonuncunda da böylesi bir sergi yapmaya karar verdim." "yaptığım eserler, padişahlarımıza olan saygımın bir sonucu" Sergiye konu olan Osmanlı İmparatorluğu hükümdarlarının çok kuvvetli figürler olduğunun altını çizen Murat Uçar; "Ben mikro eserler üreten bir sanatçıyım, yani minimal bir teknik kullanıyorum. Eğer böyle olmasıydı, Osmanlı gibi cihan şümul bir devletin böyle temsil edilmesi biraz sorgulanabilirdi doğrusu. 'Neden bizim padişahlarımızı böyle küçük bir şekilde sunuyorsun?' gibi bir soruya muhatap olabilirdim. Oysa amacım, sizlerin büyük bir isim olarak gördüğünüz padişahlarımızı küçük detaylarla, yani mikro hikayelerle anlatmak. Yaptığım eserler, padişahlarımıza olan saygımın bir sonucu" diye konuştu. "Büyüteçler, sergiye görsel açıdan büyük zenginlik kattı" Murat Uçar, sergilenen eserlerin ancak bir büyüteçle görülebileceğine dikkat çekerek; "Büyüteçler, sergimizin çok önemli bir aracı. AKM gibi İstanbul'un önemli bir sanat merkezinde böylesi bir sergiye olan ilgilerini arttırmak için yukarıdan sarkan büyüteçlerin olmasını istedik. Böylece ziyaretçilerimizin farklı bir sanatsal deneyime ulaşmalarını arzu ettik ve büyüteçler, sergiye görsel açıdan büyük zenginlik kattı" değerlendirmelerinde bulundu. Osmanlı padişahlarının portrelerinden oluşan 36 mikro eserin yer aldığı sergi, 22 Mayıs 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Murat Uçar 'ın "Büyük Hükümdarlar, Mikro Detaylar" başlıklı solo sergisini, başta Anadolu Ajansı olmak üzere pek çok medya mensubu izleyerek sanatçı ile özel röportajlar yaptılar. ### Oyuncu Ayça Bingöl, 38. Genç Günler’de! Türkiye’nin en uzun soluklu gençlik festivali Genç Günler’in 38.’sinde, söyleşiler kapsamında oyuncu Ayça Bingöl de gençlerle bir söyleşi programında buluşacak. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olan Ayça Bingöl, Dormen Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine başladı ve 1998-2000 yılları arasında Tiyatro Fora’da konuk oyuncu olarak yer aldı. "Bana Bir Picasso Gerek" isimli oyunla Duru Tiyatro topluluğuna katıldı. 2008 yılında rol aldığı "Bana Bir Picasso Gerek" isimli oyundaki rolüyle 13. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde, 12. Afife Tiyatro Ödülleri’nde ve 6. Tiyatro Tiyatro Ödülleri’nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerini aldı. Sonraki yıllarda 16. Çırağan Lions Ödülleri, 13. Afife Jale Tiyatro Ödülleri, 14. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödüllerine değer görüldü. "Öyle Bir Geçer Zaman ki" isimli televizyon dizisindeki rolüyle, 2011 ve 2012 yıllarında Antalya Televizyon Ödülleri’nde "Drama Dizisi En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü aldı. Sonraki yıllarda "Çehov Makinesi", "Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi" oyunlarında ve "Müslüm" filminde oyunculuk ödülleri aldı. Ayça Bingöl; "Süper Baba", "Tatlı Kaçıklar", "Çiçek Taksi", "Asmalı Konak", "Kınalı Kar", "Küçük Kadınlar", "Öyle Bir Geçer Zaman ki" gibi dizilerde canlandırdığı başarılı karakterlerle büyük bir seyirci kitlesinin beğenisini kazandı. Başarılı oyuncu, oyunculuk kariyerini gençlerle paylaşırken; bu süreçteki deneyim, bilgi ve birikimini de anlatacak. ### Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde son sergi: “Zamanın İzleri” Kızıltoprak Sanat Galerisi, 30 yıllık serüveninin sonunda galerinin kapılarını bir kez daha açıyor ve bu kez bir veda ile 5-31 Mayıs 2024 tarihleri arasında Nazlı Pektaş küratörlüğünde izleyicisiyle buluşuyor. “Son Sergi: Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde Zamanın İzleri” sergisi, galeride iz bırakmış sanatçıların eserlerinden oluşan özel bir seçkiye yer veriyor. Bu seçki, sanatçıların galerinin geçmişinde açtıkları sergilerin izlerini taşıyor. Sergi, hem yaşamını sürdüren hem de aramızdan ayrılmış sanatçıların resim, heykel ve seramik eserlerine yer verirken, galeride daha önce sergiye katılmamış genç ve yetenekli bir cam sanatçısının çalışmalarını da sergiye dahil ederek, galerinin hep yaptığı gibi veda ederken de geleceğe bir kapı aralıyor. “Son Sergi”, Kızıltoprak Sanat Galerisi 'nin sanat sahnesindeki varlığını onurlandırmak ve bu özel mekânın yarattığı sanatsal diyaloglara son bir kez yer vermek için planlandı. Sergi, bir yandan galerinin İstanbul’un Kadıköy yakasındaki uzun soluklu varlığını bir kez daha hatırlatıyor. Öte yandan da burada sergi açmış sanatçılara ve izleyicilere hem bir veda hem de son bir teşekkür cümlesi kuruyor. sanatçılar ve galeri arasında dostluğun nasıl kurulabileceğini de hatırlatıyor... Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde pek çok sanatçı, hem solo sergi açtı hem de karma sergilerde yan yana yer aldı. Şimdi bu sanatçıların eserlerini, bu sergide aynı duvarlarda yan yana, üst üste ve iç içe izliyoruz. Bu sergi, uzun bir yolu yürümenin derin izlerini, bir arada olabilmenin önemini, sanatçılar ve galeri arasında benzeri çok az görünen dostluğun nasıl kurulabileceğini de hatırlatıyor. 30 yıl boyunca çoğalan onca anı... Serginin küratörü Nazlı Pektaş, sergi ile ilgili şunları söylüyor: “Renkler, çizgiler, manzaralar, sesler ve portreler arasında, Rüştiye Sokak 47 numarada 30 yıl boyunca çoğalan onca anı. Heykelle resimle dolan, boşalan ama hep aynı sıcaklıkta sanatçısını da izleyicisini de misafir eden aynı koku, aynı doku, aynı dostluk... 1995’ten bu yana fuarlarla birlikte 200'ü geçen sergi, sayısız katalog... Kızıltoprak Sanat Galerisi, İstanbul için hem uzun soluklu bir galeri olması sebebiyle galeri tarihimiz açısından önemlidir hem de sanatsal etkinliklerin ağırlıklı olarak Avrupa yakasında çoğaldığı/yığıldığı bir kentte tercihini Anadolu yakasında sürdürmesi sebebiyle kıymetli.” "İyi sergiler açtık, izleyicilerimizi yetenekli sanatçılarla buluşturduk" Galerinin kurucusu ve sahibesi Tülay Atasoy ise bu veda sergisi hakkında şu cümleleri kuruyor: “Otuz yıl önce, bir mimarlık ofisi açma hayaliyle yola çıktık. Kızıltoprak, Rüştiye Sokak 47 numarada yer alan ve yeni restore edilen ikinci derece tarihi bir eser olan binanın giriş katında abimiz, felsefeci ve ressam Tekin Artemel'in yüreklendirmesiyle mimarlık ofisi kurma fikrini galeri açma fikrine dönüştürdük. Böylece, Kızıltoprak Sanat Galerisi 'nin temelleri atılmış oldu. Üniversite yıllarında temel tasarım dersinde Ercüment Kalmık, Yavuz Görey ve Şadan Bezeyiş gibi değerli hocalarımızın rehberliğinde yaptığımız çalışmalar, resim ve heykele olan yakınlığımın temelini oluşturmuştu. Ancak o zamanlar galeri işletmeciliği konusunda pek bir deneyimim yoktu; çoğunlukla bir izleyici, ara sıra da alıcıydım. Tedirginlikle başladığım bu yolculukta, sanat eserleriyle donatılmış bir ortamda bulunmak ve sanata hizmet etme fikri, içimde büyüyen bir heyecan uyandırıyordu. 1995 yılında, 5. İstanbul Sanat Fuarı ile birlikte galerimiz, sanat dünyasındaki yerini aldı. O günden bu yana, 200'den fazla sergiye ev sahipliği yapmanın yorgunluğu ve heyecanıyla dolu bir serüven sürdü. İyi sergiler açtık, izleyicilerimizi yetenekli sanatçılarla buluşturduk. Sanatçılarımızla düzenlediğimiz özel sohbetler, yaşlı ve genç kuşakları bir araya getirdi. Kimi zaman güldük, kimi zaman hüzünlendik; vedalaşırken ise hep bir sonraki buluşmanın heyecanıyla ayrıldık. Kendiliğinden oluşan kahve molalarında başlayıp, gecelere kadar süren bu söyleşiler, bizleri sanatsever dostlarımızla daha da yakınlaştırdı.” Sanatçılara ve izleyicilere dostlukla bir veda... "Son Sergi: Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde Zamanın İzleri", hem bir galerinin tarihine son bakış hem de burada eserleriyle yer alan sanatçılara ve izleyicilere dostlukla bir veda niteliğinde. Sergide eserleri yer alan sanatçılar ise şu şekilde: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Leyla Gamsız, Kristin Saleri, Hüseyin Bilişik, Naile Akıncı, Mehmet Pesen, Nuri Abaç, Yılmaz Merzifonlu, Ruzin Gerçin, Nevin Çokay, Hamiye Çolakoğlu, Attila Galatalı, Muhsit Kut, Mustafa Pilevneli, Süleyman Saim Tekcan, Yusuf Katipoğlu, Orhan Taylan, Beril Anılanmert, Birsel Bosut Gürbüz, Türkan Sılay Rador, Hale Sontaş, Teoman Südor, Gülseren Südor, Muzaffer Akyol, Zeynep Göle, Haşim Nur Gürel, Dilek Işıksel, Bihrat Mavitan, Nadia Arditti, Tülin Demiray, Şule Ulusoy, Rasim Konyar, Demet Yersel, Gül Erali, Resul Aytemur, Nedret Sekban, Maria Kılıçoğlu Baraz, Alev Ermiş Mavitan, Mahir Güven, Hakan Esmer, Evren Karayel Gökkaya, Yeşim Zümrüt, Vahide Kaya. Kızıltoprak Sanat GalerisiFenerbahçe Mah. Rüştiye Sok. No:47 Kızıltoprak / Kadıköy - Tel: (0216) 418 38 06Ziyaret Saatleri: Pazar 14.00-18.00, diğer günler 12.00-19.00 ### “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde” sergisi uzatıldı Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Britanyalı Tate’in koleksiyonunu Türkiye’de ilk kez ağırlayan “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde” sergisi, İstanbul’un kamusal alandaki en büyük kültür ve sanat mekânı Artİstanbul Feshane’de sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla, İBB’nin ev sahipliğinde açılan sergide, 21 ülkeden 57 sanatçının 95 eseri yer alıyor. Optik ve kinetik sanatı küresel bir perspektifle yeniden ele alan “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde” sergisi, Türkiye’de yerel yönetimler tarafından düzenlenen en büyük uluslararası sergi olma özelliğini taşıyor. Açıldığı günden bu yana adeta ziyaretçi akınına uğrayan sergi, gördüğü yoğun ilgi üzerine 7 Temmuz’a uzatıldı. “The Dynamic Eye: Beyond Op and Kinetic Art” / “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde” sergisi; Alexander Calder, Frank Stella, Victor Vasarely, Lygia Clark, Liliane Lijn, Julio Le Parc, Jesus Rafael Soto, Kenneth Noland, Helio Oiticica gibi çok sayıda önemli sanatçının eserlerinden oluşan, çok disiplinli özel bir seçkiyi Artİstanbul Feshane’ye taşıyor. 21 ülkeden 57 sanatçının 95 eserinin yer aldığı serginin küratörlüğünü, Londra’daki dünyaca ünlü sanat müzesi Tate Modern’in Sergiler ve Uluslararası Sanat Küratörü Valentina Ravaglia üstleniyor. 20. yüzyıl sanatına bir yolculuk niteliği taşıyor Optik ve kinetik sanatı küresel bir perspektifle yeniden ele alan ve bu akımlarla yakından ilişkili sanatçıların yanı sıra modernist öncüller ile çağdaş sanatçıları da bir araya getiren sergi, 20. yüzyıl sanatına bir yolculuk niteliği taşıyor. Daha önce Portekiz’in Porto şehrindeki Atkinson Müzesi’nde ve Çin’in Şangay şehrindeki Pudong Sanat Müzesi’nde sergilenen “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde”, şimdi de Artİstanbul Feshane’de sanatseverlerle buluşuyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına doğru atılan her adımı, “Demokrasi Yüzyılı” etkinlikleriyle taçlandıran İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğini üstlendiği “Dinamik Göz: Optik ve Kinetik Sanatın Ötesinde” sergisi, 7 Temmuz 2024 tarihine kadar pazartesi hariç her gün 10.00-19.30 saatleri arasında ücretsiz olarak Artİstanbul Feshane’de ziyaret edilebilir. ### Salt'ın yeni sergisi "Havaya Dair" açıldı Tasarım stüdyosu 2050+ tarafından tasarlanan, hava kirliliğinin toplumsal ve ekolojik boyutlarını odağına alan "Havaya Dair" sergisi, 18 Ağustos'a kadar Salt Beyoğlu'nda görülebilecek. Salt'ın kurucusu Garanti BBVA'nın desteğiyle gerçekleştirilen yeni sergisi "Havaya Dair", Salt Beyoğlu'nda sanatseverlerle buluştu. Disiplinlerararası tasarım stüdyosu 2050+ tarafından hazırlanan sergi, hava kirliliğinin toplumsal ve ekolojik boyutlarını odağına alıyor. Forum alanı için tasarlanan enstalasyon, maddi, işitsel ve görsel deneyler aracılığıyla hava kirliliğine dair unsurları somutlaştırmayı amaçlıyor. "Sergi, görmediğimiz bir tehlikeyi görünür kılmak derdinde" Sergiye dair AA muhabirine açıklamada bulunan Salt Genel Müdürü Deniz Ova, Salt'ın Galata ve Beyoğlu olmak üzere iki mekanda operasyonlarını yürüttüğüne dikkat çekerek; "Çalışma alanlarımızı sanat, tasarım ve toplum olarak toparlayabiliriz. Aciliyet gösteren konulara da sergilerimizde ve programlarımızda yer veriyoruz. Havaya Dair de bu programlardan bir tanesi olarak yer alıyor. Öncesinde farklı tasarım ekipleri ve sanatçılarla, çevre odaklı sergilerimiz oldu" dedi. Ova, çevre konusunda farkındalık yaratmayı ve bu konuları farklı perspektiflerden anlatarak daha anlaşılır kılmayı hedeflediklerini belirterek, şunları kaydetti: "Havaya Dair sergisi, işitsel ve görsel bir çalışma ile görmediğimiz bir tehlikeyi görünür kılmak derdinde. Tabii bu seyircilerimize ve ziyaretçilerimize aslında bir öneri, yeni bir okuma olarak sunuluyor. Aynı zamanda sergi süresi boyunca 2. katta bir video programı yer alacak. Her ay video programının değişeceğini söyleyebilirim. Burada da havaya ve çevre konularına dair anlatımlar yer alacak. Bu filmleri de izlemelerini tavsiye ederim." Salt'ın kent üzerine farklı araştırmalarda yer aldığının altını çizen Ova, "2050+ ekibini de kent üzerine bir fikir geliştirmeye ve bir çalışma yapmaya davet ettik. Kente bakarken aslında en çok önümüze çıkan konu, hava kirliliği oldu. Bunun muhakkak çalışılması gerektiğini, nasıl gizli bir tehlike olduğunu, bu farkındalığı nasıl yaratabileceğimizi düşünürken Havaya Dair projesi gelişti" ifadelerini kullandı. 2050+ ekibinden Ippolito Pestellini Laparelli ise 2050+'nın Milano merkezli bir tasarım stüdyosu olduğunu ve farklı disiplinlerden sanatçıların bünyesinde yer aldığını söyledi. Konuları farklı formatlarda inceleyebilen mimar, film yapımcısı, yazar ve küratörlerin yer aldığı bir ekip olduklarını ifade eden Laparelli, "Küresel çevre politikalarını ve teknolojiyi farklı formatlarda inceliyoruz. Bu işe bu yüzden ilgi duyuyoruz. Sergideki sonsuzluk enstalasyonu dijital ortamda sergileniyor. Bizim mimarlık fikrimiz biraz masraflı ve biz kendimize fiziksel uygulayıcılar diyoruz" şeklinde konuştu. 18 Ağustos'a dek görülebilecek Ücretsiz ziyaret edilebilecek sergiye "Sular, Rüzgarlar, Araziler Arasında" adlı gösterim programı eşlik edecek. Sergi kapsamında yarın 18.30'da bir panel gerçekleştirilecek. Panel öncesi, 2050+ ekibinden Ippolito Pestellini Laparelli ile Kamil Dalkir'in sergiyi ve pratiklerini ele alacağı konuşma ile başlayacak. ### Azarnegari, Ahad Saadi ile UNESCO korumasında! İranlı sanatçı Ahad Saadi’nin sanat dünyasına kazandırdığı "Azarnegari" tekniği, UNESCO tarafından tescil edildi. Bu konu ile ilgili İran’ın başkenti Tahran’da önemli bir lansman toplantısı yapıldı. İstanbul Sanat Dergisi olarak biz de bu buluşmanın davetlileri arasında yer aldık. Geride bıraktığımız 25 Nisan günü İran’ın gözde otellerinden İstiklal Hotel’in ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmaya İran ve İran dışındaki ülkelerden katılan sanatçılar ve diplomatlar, önemli bir sanat olayına tanıklık ettiler. Otelin balo salonunda düzenlenen toplantıda, Ahad Saadi tarafından Azarnegari tekniğiyle yapılan yaklaşık 6 metrekare büyüklüğündeki dev tablo sahneye çıkarıldı. Sunuculuğunu İran’ın ünlü yapımcıları arasında gösterilen Behrooz Tashakor'un üstlendiği bölümde, sanatçı Ahad Saadi ve yarattığı Azarnegari tekniği hakkında görseller eşliğinde kapsamlı bir sunum gerçekleştirildi. İRAN’IN KÜLTÜREL ZENGİNLİĞİNDEN İLHAM ALDI Asya Parlamenter Asamblesi Genel Sekreteri ve İran’ın UNESCO’daki daimi büyükelçisi Mohammad Reza Majidi, toplantıda yaptığı konuşmada Ahad Saadi’nin İran’ın kültürel zenginliğinden ilham alarak geliştirdiği teknik ile dünya sanatına kazandırdığı bu yeni sanat formunun dostluğa, barış ve huzura katkı sağlaması dileklerini iletti. AZARNEGARİ HAKKINDA... Ahad Saadi’nin var olan üstün yeteneği yanında biraz da tesadüflerin eşlik ederek belirlenip yorumlanması ile ortaya çıkan Azarnegari, bir anlamda ateşle çizim yapmak temeline dayanıyor. Saadi, sanatına bu ismi vermesinin nedenini ise eserlerini oluşturan tüm renklerin, kumaşları son derece küçük parçalara ayırıp, birbirleri üzerinde yakarak ve birbirlerine yapışmalarını sağlayarak oluşturulması şeklinde açıklıyor. KUMAŞIN IŞIKLA MUCİZEVİ DANSI Ahad Saadi'nin sanat çevrelerinde büyük ses getiren bu yorumu, yeni bir akımın doğuşu anlamını da taşıyor. Bu nedenle tekniğin önemi, ileriki yıllarda çok daha adından söz ettirecek gibi görünüyor. Saadi'nin Azarnegari tekniğini kullanarak yarattığı her eserde kumaşın ışıkla mucizevi dansı, her izleyicide büyük ve derin bir hayranlık uyandırıyor. Her köşeden bakıldığında ışığın kumaşlar üzerinde yarattığı değişim ve yansımalar, esere farklı bir anlam yüklüyor. Eseri izleyen gözler, her bakışta farklı bir duyguya sürükleniyor. Böylece Azarnegari, sanatın aslında bir düşünce dünyası olduğunun, sanatçının algısının ve bakışının özü şekillendirdiğinin bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Ahad Saadi'nin lansmanına katılanlar arasında, İran'ın ünlü galeristleri ve ressamları da vardı. Shabnam Mokabber, Parisa Karamnezhad, Hamid Pazoki ve Canan Toprakkaya... Asya Parlamenter Asamblesi Genel Sekreteri ve İran’ın UNESCO’daki daimi büyükelçisi Mohammad Reza Majidi... Behrooz Tashakor... ### Ara Güler'in "Kumkapı Balıkçıları" sergisi ziyarete açıldı Fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in 21-27 Mayıs 1952'de Jamanak gazetesinde yayımlanan "Kumkapı Ermeni Balıkçılarıyla Birlikte" yazı dizisini merkezine alan "Kumkapı Balıkçıları" sergisi, Yapı Kredi bomontiada'da Ara Güler Müzesi'nde açıldı. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada "Kumkapı Balıkçıları"nın, Ara Güler’in Aphrodisias’la birlikte en önemli ve kıymet verdiği çalışmalarından birisi olduğunu dile getirdi. Güler'in 24 yaşındayken bu projeye imza attığına dikkati çeken Saraç; “Güler, Jamanak gazetesi için 1952 yılında 7 gün boyunca gerçekleştiriyor bu foto-röportaj dizisini. Hem fotoğraflarını çekiyor hem de metinlerini yazıyor bu serinin. Biz de burada gazetede yayımlanan fotoğrafların yanı sıra yazılara yer verdik. Bu yazılardan ilk ve son gün yazılarını Vartan Ozinyan, kalan 5 günü ise Ara Güler kaleme alıyor. Aslında Ara Güler'i takip eden fotoğrafseverler için 'Kumkapı Balıkçıları' serisi bilinen bir çalışma. Bu seride özellikle Dacar Reis'i denizde, teknenin üzerinde gösteren fotoğraf Ara Güler’in klasikleri arasındadır. Ara Güler'in bu erken dönem çalışmasında onun kariyerinin ileride nerelere evirileceğini görmek mümkün" dedi. "Renkli filmler bozuldu ve Kumkapı siyah-beyaz kaldı hafızalarda" Saraç, Güler'in Kumkapı balıkçı barınakları yıkılana kadar defalarca gittiği bölgeyi fotoğraflamaya devam ettiğini vurgulayarak, şunları aktardı: “Ara Güler, balıkçılarla çok fazla vakit geçirmiştir. Balıkçıların gündelik hayatlarını da fotoğraflamıştır, onlarla gece balığa da çıkmıştır. Bundan dolayı elimizde farklı dönemlerde çekilmiş fotoğraflar var. Bu serinin erken dönem eserleri siyah beyazdır fakat daha sonra renkli filmle çekilmiştir. Ara Bey buradaki kontrastı, Aras Yayıncılık'tan çıkan 'Kumkapı Ermeni Balıkçıları' kitabında şöyle anlatıyor: 'Renkli filmler bozuldu ve Kumkapı siyah-beyaz kaldı hafızalarda.' Ara Güler'in bozulduğunu söylediği materyaller, Ara Güler Arşivi Araştırma Merkezi'nde. Merkezin konservasyon bölümündeki arkadaşlarımız bu fotoğrafları kurtarma sürecini başlattı, bazılarını da kurtardı. Bu sergide de ziyaretçilerimiz için bir sürprizimiz var, kurtarılan renkli fotoğraflarla ilgili." Serginin, ziyaretçilerini şehrin geçmişiyle ve tarihle bir bağ kurmaya davet ettiğini vurgulayan Saraç, "Karşımızda tarihi olarak kıymetli fotoğraflar ve efemeralar var. Bütün bunlarla ziyaretçilerin kurduğu ilişki çok önemli. Kumkapı mahallesi buradaki fotoğraflardaki haliyle artık yok. Sahil yolu yapılmadan önce o bölgede küçük bir Deniz Sokağı mahallesi var. Bölgede tahtadan, balıkçılara ait evler var ve buranın sakinleri kendi hallerinde bir yaşam sürüyor. Bir de tekneleri var ve günde birkaç sefer denize açılıyorlar balık tutmak için. Dolayısıyla bu fotoğraflar, sosyolojik ve tarihsel olarak başlı başına çok önemli çünkü bir belge niteliğinde. İyi ki Ara Güler zamanında Kumkapı'yı birkaç defa fotoğraflamış ve biz bugün o mahalleyi, orada yaşayan insanları, onların artık olmayan mesleklerini öğreniyor, görebiliyoruz. Örneğin merametçilik gibi. Merametçiliği kadınlar yapıyor yani kopan, parçalanan ağları tamir ediyor. Erkekler de balığa çıkıyor. Dolayısıyla karşımızda hem estetik ve fotoğrafçılık açısından kıymetli hem de tarihi bir vesika olması açısından önemli bir arşiv var." "Ara Güler'in seçimleri ve kompozisyonlarına dikkat ettik" Çağla Saraç, balıkçılıkla ilgilenen, İstanbul'un tarihine ilgi duyan, İstanbul'u ve Ara Güler'i sevenleri sergiye davet etti. Sergide her insanın kendisinden fazlasıyla bir şeyler bulacağını kaydeden Saraç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Arşivden de birtakım materyaller paylaşıyoruz. Bunlar bir fotoğraf sanatçısı için son derece önemli unsurlar. Bu açıdan böylesi bir çalışmanın içinde yer almak bütün arkadaşlarımız için büyük bir fırsattı. Hepimiz burada yer aldığımız için son derece mutlu ve onurluyuz. Büyük bir sorumluluğumuz olduğunu da biliyoruz. Bu yüzden elimizden geldiğince değer katmaya çalışıyoruz bu çalışmaya. Ekibimiz, Ara Güler'in seçimlerine, kompozisyonuna, kadrajına dikkat etti fazlasıyla. Hepimiz bu süreçte kendimize, 'Acaba Ara Bey olsa bunu nasıl paylaşırdı, ne kadar gösterirdi?' diye sorduk. Bu, bizim için çok önemliydi ve çalışma boyunca elimizden geldiği kadar dikkatli ve özenli olmaya çalıştık." Güler'in arşivinden Kumkapı'ya ilişkin daha önce sergilenmemiş fotoğraflar, editoryal seçimlerini gösteren kontakt baskılardan örnekler ve efemeraların da ilk kez izleyiciyle buluştuğu sergi, 27 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek. ### Üstün Akmen Ödülleri’nden Şehir Tiyatroları’na 3 ödül İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Üstün Akmen Ödülleri’nde 3 ödüle layık görüldü.Üstün Akmen Ödülleri, 6 Mayıs Pazartesi günü Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi. Şaylan Akmen başkanlığındaki Anta Toros, Ayşen İnci, Derya Özgören, Levent Kurumlu, Kıvanç Terzioğlu, Mahmut Şenol ve Pınar Çekirge'den oluşan seçici kurul üyeleri, 2023-2024 sezonunda İstanbul'da sahnelenen oyunları seyrederek değerlendirmelerini yaptı. Yerli ve yabancı klasik oyunlarıyla seyircinin beğenisini kazanan Şehir Tiyatroları, Üstün Akmen Ödülleri’nden 3 ödüle layık görüldü. Ödüle layık görülen sanatçılar:2023-2024 ÖDÜL LİSTESİÜstün Akmen Emek Ödülü: Ani İpekkayaÜstün Akmen Emek Ödülü: Suphi TeknikerYılın Kadın Komedi Oyuncusu: Mahperi Mertoğlu/ Gidiş Dönüş Moskova (Retro)Ödül alan sanatçılarımıza İBB Şehir Tiyatroları adına teşekkür eder, başarılarının devamını dileriz. ### "7. İstanbul Çocuk ve Gençlik Bienali" 22 Mayıs'ta sona erecek Palet Kültür Sanat ve Eğitim Derneği tarafından düzenlenen "7. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali", 22 Mayıs'a kadar çocuklarla gençlere dopdolu bir etkinlik programı sunuyor. Bu yıl "Umut" konseptini işleyen bienalde, 5 bin 250 çocuk ve gencin 579 projesi, İstanbul'un farklı merkezlerinde sergileniyor. Etkinliğin ana mekanı Mustafa Kemal Kültür Merkezi Beşiktaş Çağdaş'ta, alanında uzman yüzlerce sanatçı, oyuncu, bilim insanı, akademisyen ve eğitimci ile atölye, söyleşi, panel ve etkinlikler yapılıyor. Bienal Direktörü Gazi Selçuk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2010 yılında İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle başladıklarını bienalin bu yıl yedincisini hayata geçirdiklerini ve her yıl katılım, iş birliği ve uluslararası bilinirliği artırarak yollarına devam ettiklerini söyledi. Selçuk, bu yıl 25 ilden 5 bin 250 çocuk ve gencin projesini izleyiciyle buluşturduklarını belirterek, "Burada inanılmaz bir enerji ve felsefe var. Çünkü bu senenin konsepti umut, bütün çocuklar umutla ilgili projeler gerçekleştirdi. İlk birkaç bienal, daha çok İstanbul ağırlıklıydı. Sonra Anadolu'yu katalım dedik. Şimdiye kadar 56 ilden bütün bienallerimize katılım oldu. 500'e yakın okul ve kurum bienalde bir şekilde temsil ediliyor." dedi. Geçen yıl meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgede Anne Çocuk Vakfı partnerliğinde atölye çalışmaları da yaptıklarının altının çizen Selçuk, Gaziantep, Diyarbakır, Kahramanmaraş ve Adıyaman'dan çocuk ve gençlerin çalışmalarını da bienal kapsamında sergilediklerini dile getirdi. Selçuk, bienalin bir ay süren programında her gün 5-6 tane etkinlik olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Sanat eğitiminin geldiği nokta, dünyada değişen, dönüşen eğitim modelleri, yeni eğitim teknikleri, sanatta kullanılan başka teknikler gibi alanlarla hem sınıf öğretmenlerini hem okul öncesi öğretmenleri beslemek istiyoruz. Onlar için çok ciddi bir program hazırladık. Bir diğer programı da veliler için hazırladık. Çocuklarıyla nitelikli vakit geçirmekten tutun onların yaratıcı potansiyelini ebeveynlerin nasıl geliştirebileceklerine dair çalışmalarımız var. Türkiye'deki, alanında uzman sanatçı ve akademisyenleri çocuk ve gençlerle buluşturuyoruz. Bunların arasında İsmail Acar, Devrim Erbil, Süleyman Saim Tekcan gibi plastik sanatlarda duayen isimler de var. Öğrencilerin bu alanlardaki altyapılarını güçlendirmek istiyoruz." Bienal etkinliklerinin 4-18 yaş aralığındakilere hitap ettiğinin altını çizen Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ülkemizin ekonomisi malum, kişi başına düşen milli gelirde 10 bin dolara sıkışmış durumda. Bunun 25 bin-50 bin dolarlara çıkabilmesi için bizim yaratıcı ve katma değeri yüksek endüstrileri var edecek yeni kuşaklara ihtiyacımız var. Ekonomik koşullarımızı daha öteye taşıyabilmemizin yolu katma değeri yüksek endüstrilerde var olabilmek. Bunun yolu da yaratıcı bireylerden geçiyor. Uzun vadede ülke ekonomisini sıçramalar yaratabilecek noktaya taşıyabilmemiz için genç nüfusumuzun yaratıcı potansiyelini ayakta tutmamız gerekiyor. İşte bienal bunun için çocukları ve gençleri destekliyor." Gazi Selçuk, bienalle ilgili ailelerle çocuklardan çok güzel geri bildirimler aldıklarının altını çizdi. Bienale yaklaşık 20 bin başvurunun geldiğinin altını çizen Selçuk, başvuruları değerlendirmek üzere, 35 kişilik akademik kurul oluşturduklarını aktardı. Selçuk, uluslararası alanda taleplerin her geçen yıl arttığını sözlerine ekleyerek, "Bizim ülkemizin yaratıcı yeni kuşaklara ne kadar ihtiyacı varsa bütün dünyanın da var. Sergiyi gezdiğiniz zaman göreceksiniz. Çocuklar ve gençlerin inanılmaz mesajları var. Bizim kuşağa, 'Siz ve sizden önceki kuşaklar bize çok da yaşanacak kentler, bir dünya bırakmadınız.' diyor. Bunlarla konusunda neler yapılabileceğiyle ilgili de inanılmaz alternatif ve çözüm önerileri de getiriyorlar." şeklinde konuştu. Bienal Direktörü Selçuk, Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde 10 Mayıs'ta Türk Musikisi Vakfı iş birliğinde gerçekleştirilecek konsere tüm müzikseverleri davet etti. Küratörlüğünü Esra Özkan'ın üstlendiği 7. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali, 22 Mayıs'ta sona erecek. ### İzmir Sanat ve Antika Fuarı sona erdi Bu yıl İzmir’de ilk defa düzenlenen İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir) sona erdi. 1-5 Mayıs 2024 tarihleri arasında Gaziemir’deki İZFAŞ Fuar İzmir'de gerçekleşen fuar büyük ilgi gördü. Türkiye’nin çeşitli illerinden olmak üzere 70 sanat galerisi, 20 antikacı ve aralarında yabancı ülkelerden de gelen 1500 sanatçının katıldığı fuarda, 5 gün boyunca 5000’den fazla eser sergilendi. Fuar süresince çeşitli aktivite ve paneller de düzenlendi. Bazı stantlarda sanatçılar canlı uygulamalar sergilerken, 6 defa olmak üzere müzayede de yapıldı. Fuara gösterilen ilginin beklenenin çok üstünde olduğuna vurgu yapan DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Aslan; “İzmir’de böyle bir organizasyona imza atmış olmaktan büyük mutluluk duyduk. İzmir halkının sanata ve sanatçıya karşı son derece duyarlı olduğunu biliyorduk. Ancak gördüğümüz yoğun ilgi, beklentilerimizin bir hayli üstünde gerçekleşti. Bu nedenle teşekkürlerimizi iletiyoruz” dedi. 2025 YILINDA ULUSLARARASI OLACAK Fuarın gelecek yıl daha da kapsamlı bir şekilde düzenleneceği bilgisini de paylaşan Sabahattin Aslan; “Bu yıl bize yurt dışından pek çok sanatçı ve sanat galerisi, katılma isteklerini bildirmişti ama biz önce kendi sanatçılarımıza öncelik tanıdık. Bir yandan da kusursuzluk adına eksiklerimizi görelim istedik. Bu nedenle kabul etmedik. Şimdi gördüğümüz bu yoğun ilgi ile fuarımızı gelecek yıl uluslararası düzeyde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Böylece hem Türk sanatçılarımızı yurt dışına tanıtacağız hem de pek çok ülkenin sanatını ve sanatçılarını İzmir’e getirmiş olacağız” ifadelerini kullandı. AYLİN SANKUR İzmir Sanat ve Antika Fuarı 'na tek çalışması ile katılan ve büyük ilgi gören sanatçılarımızdan biri de Aylin Sankur idi. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Resim Heykel Bölümü mezunu olan Sankur'un "Bekleyiş" adını verdiği, yüksek ifade gücüne hakim bu çalışması iki parçadan oluşuyor. Sanatçının ağaç ve kilden oluşan heykel çalışmaları yanında dijital sanata yönelik araştırmaları da bulunuyor. İLYAS YILMAZ Fuara 10 parçadan oluşan çalışmalarıyla İstanbul'dan katılan İlyas Yılmaz, yoğun ilgiyle karşılanan sanatçılar arasındaydı. Uyguladığı farklı bir teknik ve kullandığı misina ile ziyaretçilerin ilgi odağı haline gelen Yılmaz'ın eserlerinin 4 tanesi ilk gün, diğerleri de fuar süresinde satıldı. Sanatçının eserlerini izleyenler arasında, Cumhuriyet'in 100. yılı nedeniyle yaptığı 100 metre uzunluğundaki tablosu ile dikkatleri çeken Ressam Alev Özas da vardı. TUBA KINAY Karadeniz Bölgesi'nin en batısından, Sinop'tan fuara katılan sanatçı Tuba Kınay da fuarın tarz olarak ilginç kabul edilen katılımcılarındandı. Sinop Üniversitesi Resim Bölümü Başkanı Doç. Tuba Kınay'ın sözsüz, açık anlamsal bir yazı şekli olan "asemik yazı" konsepti barındıran çalışmaları, ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. Sanatçının çalışmaları ile ilgili detayları, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı sayfalarında anlatacağız. https://www.youtube.com/watch?v=i8x-kUmWxF0 ### Ali İsmail Türemen, "Utangaç Şenlik" sergisiyle Galeri Selvin'de! Galeri Selvin, 2020 yılında yitirdiğimiz Ali İsmail Türemen ’in “Utangaç Şenlik” başlıklı resim sergisine ev sahipliği yapıyor. 24 Mayıs-30 Haziran 2024 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak olan sergiyle ilgili Galeri Selvin yönetiminden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Yapıtlarında ilk kez 1970'lerin ortasında beliren 'mavi figür', 1970'lerin sonuna doğru vazgeçilmez bir öge durumuna gelmiştir. Türemen, figürü temel aldığı yapıtlarında iri, erkeksi bedenleri mavinin çeşitli tonlarıyla hacimlendirmiş, ayrıca bu bedenleri neredeyse delip geçen renkli ya da yaldızlı grafik çizgilerden yararlanmıştır. Ali İsmail Türemen, eserlerindeki mavinin sınırsızlığını anlatırken; 'Mavi benim için özgürlük ve bilgeliktir. Hayatın her yerindedir. Deniz deseniz bulutlar, bulut deseniz toprak, toprak deseniz o koca çayırlar küser. Mavi sınırlandırılamaz. Hem de çok doğurgandır, beni sevgiyle ileri taşır. Her renk taşımaz, sarıya ne yapsanız taşımaz' diyor. Sanat; hayatı nasıl kavramamız gerektiğini, özgürlük hissini, bazı tutkuların dışa vurulmasını, içimizdeki çatışmaların dile gelmesini, kısacası yaşamı en iyi ve en anlamlı bir şekilde duyumsamamızı sağlar. Resim tarihine baktığımızda insan anatomisi, sanatçıların daima vazgeçilmezidir. Eski Yunan'da tanrıların anatomik güzellikleri, ölçüleri, çağlar boyu model oluşturmuştur. Çıplaklıkla nü arasındaki farka değinmek önemli. Kenneth Clark'a göre; 'Çıplaklık giysisiz kalmaktır, nü ise çıplaklığın sanatsal ifade biçimidir.' Sanatçımız Ali İsmail Türemen'in 'Sözcük Sıralamaları' diye söz ettiği şiirlerinin yanı sıra 1960-1990 dönemi nü resimlerinin bir bölümünü sizlerle paylaşarak onun sevgiyle bakan güzel yüreğini, duygu yüklü eserlerini sergilerken, doğmuş olduğu mayıs ayında özlemle anıyoruz. Ali İsmail Türemen'in 'Utangaç Şenlik' isimli sergisini, 24 Mayıs-30 Haziran 2024 tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvin'de izleyebilirsiniz." ALİ İSMAİL TÜREMEN HAKKINDA... Ülkemizin değerli resim, gravür ve heykel sanatçılarından Ali İsmail Türemen, İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda öğrenim görmüş ve 1968'de mezun olmuştur. Günümüzde EAÜ Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksekokulu Seramik Bölümü'nde yüzeysel tasarım, MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Görüntü ve Sahne Sanatları Bölümü'nde de temel sanat eğitimi dersleri vermiştir. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kurucu hocalardındandır. ### Ahmet Öcal, "Simulation of Truth" ile Evrim Galeri’de! Ressam, şair ve kalp damar cerrahi uzmanı Ahmet Öcal, son çalışması "Simulation of Truth" ile İstanbullu sanatseverlerle buluştu. 4 Mayıs 2024 Cumartesi günü Evrim Sanat Galerisi'nde açılan kişisel sergi, 24 Mayıs 2024 tarihine kadar sanat tutkunlarının ziyaretine açık olacak. Sanatçının 25 adet yağlıboya tekniği çalışmasının yanı sıra dünyada ilk kez kendi geliştirdiği teknikle röntgen filmlerini tuval olarak kullanarak hazırladığı 38 adet özel koleksiyon, sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Ahmet Öcal'ın eserlerinde, insanın doğaya ve iç dünyasına karşı yaşadığı yabancılaşma ve evrensel konuları parçalayarak işlediği görülüyor. Figüratif eserlerinde insanın yalnızlığı ve kaderi gibi derin konuları ele alan sanatçı, eserleriyle izleyicilere düşünme ve duygusal bir yolculuğa çıkma fırsatı sağlıyor. Eserlerindeki detaylar ve derinlik, insanın varoluşsal çatışmalarını ve varlık nedenini yansıtarak ilham verici bir deneyim sunuyor. Ahmet Öcal 'ın eserleri, hem yurt içi hem de yurt dışında birçok koleksiyonda yer alıyor. İzleyicilere insanın doğa ve kendi iç dünyasıyla olan karmaşık ilişkisini sorgulama imkanı veren sanatçının parçaladığı figürler, boşlukta özgürce dolaşarak izleyicileri düşünmeye ve duygusal bir yolculuğa çıkarmaya davet ediyor. Sergi, Evrim Sanat Galerisi’nde 24 Mayıs 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilir. Ressam, şair ve kalp damar cerrahi uzmanı Ahmet Öcal, son çalışması "Simulation of Truth" ile İstanbullu sanatseverlerle buluştu. 4 Mayıs 2024 Cumartesi günü Evrim Sanat Galerisi'nde açılan kişisel sergi, 24 Mayıs 2024 tarihine kadar sanat tutkunlarının ziyaretine açık olacak. ### Sanat iyi gelir! İstanbullu sanatseverler için nisan ayının son haftaları epey hareketli geçti. 60. Venedik Bienali’nin heyecanı henüz yeni başlamışken, adeta sanat baharı yaşadığımız bugünlere İstanbul Film Festivali, Artweeks İstanbul (9. edisyonuyla Bilgili Holding ev sahipliğinde) ve CI Bloom el ele girdi. Venedik Bienali açılış gecesinde Türk çağdaş sanatçılarımızdan Nil Yalter, “Yaşam Boyu Başarı Altın Aslan” ödülünü aldı. İlki 1895 yılında yapılan Venedik Bienali’nin Türk Pavyonu'nu temsil eden önemli sanatçımız Gülsün Karamustafa’nın eserlerinden bazılarını ise geçen hafta CI Bloom’da da izleme şansımız oldu. CI Bloom, bu yıl 3. edisyonuyla oldukça keyifliydi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu’nda gerçekleşen fuara, 24 sanat galerisi ve 3 inisiyatif katıldı. Fuarın baş aktörlerini zaten okumuşsunuzdur. Benim dikkatimi çekenler ise şöyleydi: 2006 yılından beri İstanbul'da yapılan çağdaş sanat fuarlarının hatırı sayılır bir izleyici ve katılımcı kitlesi oluştu. Artık çok başarılı işler, başarılı yerleştirmeler ile karşımıza çıkıyor ve bu bir bütünlük oluşturuyor. Bu anlamda küratöryel uzmanlığın da alana yerleştiğini gözlemliyoruz. Taksim Sanat’ın bir kamusal sergi alanı olarak bu alanda olmasını önemli buluyorum. Daha iyi olacağına da inanıyorum. (Taksim Sanat; İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş’nin bağımsız sanatçılara destek olan, kamu alanındaki sanat galerisi.) Ankara’dan Belm’art Space ilk kez fuara katılmıştı. Galerinin sanatçılarından Mustafa Yılmaz’ın "Parazit" adlı tablosunu büyük bir koleksiyoner aile aldı bildiğimiz kadarıyla. Fuardan mutlu ayrılan bir galeri oldu Belm’art Space. Fuarlarda solo sergilerin olmasını önemsiyorum. Zira o alanın içinde daha yalın, sakin bir sergileme görmek, hem göze hem ruha iyi geliyor. Ve sizi o kalabalıkta biraz dinlendiriyor. Bu yıla örnek Server Demirtaş, Clements Wolf eserleri gibi… Server Demirtaş’ın kinetik heykelleriyle izleyiciyle kurduğu bağ giderek artıyor. İzlenesi bir durum… Ben, Emilie Gotmann işlerini de çok beğendim. En sevdiğim heykelini ise Ömer Koç’un aldığını duydum. 24 galerinin katıldığı fuara şöyle bir baktığımızda; deneyimli 40 yaşında galeri de vardı, henüz 1 yaşında galeri de vardı. Hepsi portfolyoları güçlü galeriler. Yeni galerilerle beraber diğer sanatçıların da yeni işlerini görmek, fuara bu yıl heyecan kattı. Sergileme tekniği ve kalitesinde bir bütünlük olması, gözü yormaması, rahat gezilebilir olması oldukça iyiydi. Fuarlar, sanat dünyasında önemli. Uzmanlar, dünyadaki sanat pazarının yaklaşık 65 milyar dolar olduğunu ve bunun yüzde 29’a yakınının sanat fuarlarına ait olduğunu söylüyor. Oldukça ciddi bir pay… Ve fuarlar, işin ticaretinin yanı sıra etkileşim kurması, gözün artistik eğitimi, öğrencilere örnek alan oluşturması gibi pek çok fayda da sunuyor. Böyle fuarlarda sanatçıları işlerinin başında görüp, onlarla küçük sohbetler yapabilmek de ziyaretçilerin hoşuna gidiyor tabii. Daha iyilerine, yeni fuarlarla buluşmak dileğiyle… Sanat iyi gelir! ### İzmir Sanat ve Antika Fuarı devam ediyor Önceki gün kapılarını açan İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir), yoğun ilgiyle devam ediyor. Fuarda 1500’e yakın sanatçının sergilemekte olduğu 5 binden fazla eser, sanatseverler ile buluşuyor. İlk kez düzenlenmiş olmasına rağmen gösterilen ilgiden hayli menmnun olduklarını dile getiren sanatçılar; “İzmirli sanatseverler tarafından gördüğümüz bu ilgiden büyük memnuniyet duymaktayız. İzmir, farkını bir kez derinden hissettiriyor” şeklinde yorumda bulunuyorlar. DENİZ YILDIRIM YAVUZ Fuarda bilinen tarzların dışında farklı malzemelerle üretilmiş özgün eserler de ilgi odağı durumunda. Bunlardan biri de Deniz Yıldırım Yavuz… 1986 Adana doğumlu olan genç sanatçı, İzmir Sanat ve Antika Fuarı 'na ilk kez katılan isimler arasında yer alıyor. Yupo kağıt üzerine alkol mürekkebi ve altın varak varyasyonlarıyla yarattığı 13 parça eserini sergiliyor. BERGÜZAR KARTAL Marmaris’ten katılan bir başka sanatçı Bergüzar Kartal, fuarda sanatseverlerle buluşuyor. Bulgaristan Varna doğumlu olan Kartal, uzun yıllar önce Türkiye’de yaşamaya karar vermiş bir isim. Hala Marmaris’teki bir Anadolu lisesinde görsel sanatlar öğretmeni olarak görev yapan Bergüzar Kartal, fuarda “Mavi Döngü” adını verdiği 8 parçalık bir seri olan çalışmalarını sergiliyor. Sanatçının karışık teknik ile dönüşüme uygun malzemelere yağlıboya uygulayarak yarattığı çalışmalar, ziyaretçilerin beğenisiyle karşılanıyor. MİMAR ALP GÜR – GALERİ İDİL Fuarın iddialı katılımcılarından Galeri İdil bünyesinde Alp Gür de yer alıyor. Fuarda farklı yorumlanacak çalışmalardan birinin sahibi olan Gür, mimar kimliğinden yola çıkarak geliştirdiği teknik ile geçmişten günümüze bağlantı kuran eserler yaratmış. Bu nedenle Alp Gür’ün çalışmaları da sanatseverlerin yoğun ilgisini görüyor. NECLA BİÇER 1982 İstanbul doğumlu olan Necla Biçer, tesadüflerin sanata sürüklediği bir isim. Bu bölümde fuarda sergilenen farklı tekniklerden bahsettiğimiz için bizim de ilgi odağımıza girdi. Aslında özel bir şirketin finans bölümünde çalışıyor. Pandemi döneminde suluboya denemeleriyle başlayan yolculuğunu sanat eserlerine dönüştürmesi ise bir yıl önce olmuş. Fuarda tuval üzerine resmettiği desenlerin daha belirgin olması fikrinden yola çıkarak epoksi uygulamasına dönüştürmüş ve ortaya son derece çarpıcı eserler çıkarmayı başaramış. Beş parça eseriyle katıldığı fuarda, açılış ile birlikte daha ilk dakikalarda üç tanesi satılanlar arasına girdi. VİJDAN KIYMAN – TAŞLARIN DANSI Aslında İngilizce öğretmeni olan İzmirli Vijdan Kıyman’ın sanat yolculuğu, farklı tarzlarda çalışan ustalardan aldığı eğitimlerle başlamış. Alsancak Amerikan Kültür Derneği yanında oluşturduğu "Mavi Galeri" adlı mekanda hem sergilere ev sahipliği yapmış hem de sanat yolculuğunu geliştirmeye devam etmiş. “Yapacaksam farklı bir şey yapmalıyım” diyerek, “modern mozaik” adını verdiği bir tarz oluşturmuş. Kendisi, çalışmalarını “taş resim” olarak adlandırıyor. İlham kaynağının ise yıllar önce Urla’da tanıştığı Batuhan Bozkurt isimli bir sanatçı olduğunu dile getiriyor. Doğadan toplanan taşlar tek tek kırılıp, eleklerden geçiriliyor. Bazı bölümler için toz haline getiriliyor. Ebat belirlenip, drolit levha üzerine çizim yapılarak yapıştırıcı kaplandıktan sonra taşlar renklerine göre yerleştiriliyor. Aralarına parıltılı taşlar da eklenebiliyor. Daha ziyade deniz ve dere kenarlarından topladığı taşlarla üretilen çalışmaların süreci 2-3 aya kadar uzayabiliyor. Ancak en önemli özelliği, hiçbir şekilde boya kullanılmıyor olması. Büyük ustaların büyük eserlerinin sergilendiği İzmir Sanat ve Antika Fuarı 'nda sıradışı olarak gördüğümüz Vijdan Kıyman, üç parça eseriyle sanatseverlerle ilk kez buluşuyor. ### İzmir Sanat ve Antika Fuarı’na yoğun ilgi Geçtiğimiz gün kapılarını açan İzmir Sanat ve Antika Fuarı (IAAF İzmir), ilk günden büyük ilgi gördü. DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen fuar, Gaziemir'deki İZFAŞ Fuar İzmir'de 5 Mayıs Pazar akşamına kadar gezilebilecek. 70 GALERİ, 20 ANTİKACI, 1500 SANATÇI, 5000 ESER Türkiye’nin çeşitli illerinden olmak üzere 70 sanat galerisi, 20 antikacı ve aralarında yabancı ülkelerden de gelen 1500 sanatçının katıldığı fuarda 5000’den fazla eser sergileniyor. İKİ DEFA TEŞEKKÜR Sunuculuğunu Elfin Yüksektepe’nin üstlendiği, ünlü piyanist Kerem Görsev'in de bir konser verdiği fuar açılışında Nedim Atilla, Kıymet Giray ve Bedri Baykam birer konuşma yaptılar. Konuşmacılardan Nedim Atilla, fuarın İzmir’e gelmiş olmasının çok önemli olduğuna vurgu yaparak; "Bu fuarın organize edilmesinde başta DEMOS Fuarcılık olmak üzere, Yönetim Kurulu Başkanı Sabahattin Aslan’a bir değil, iki defa teşekkür etmek gerekiyor. Ben kendi adıma, sanat adına iki defa teşekkür ediyorum" dedi. https://www.youtube.com/watch?v=1-r7ATJHUJM İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Sanat ve Antika Fuarı 'ndaki stantları gezerken Bodrum Belediyesi standında yöneticiler ve sanatçılar ile sohbet etti. Mutfak Araştırmacısı ve Gazeteci-Yazar Nedim Atilla... Sergi Küratorü ve Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kıymet Giray... UNESCO'ya bağlı Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'nin de kurucularından ve halen bu örgütün Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı - Sanatçı Bedri Baykam... İstanbul Sanat Dergisi de fuarda yer alan standıyla İzmirli sanatseverlerle buluşuyor. ### İstanbul'da bu hafta birbirinden renkli etkinlikler var İstanbul'da bu hafta geniş bir yelpazede birbirinden farklı etkinliklerle yerli ve yabancı sanatçıların katılacağı konser, sergi, tiyatro gösterisi ve performanslar sanatseverlerle buluşacak. İstanbul Devlet Tiyatroları'nda (İDT) bu hafta "Bence Katil Öldürdü", "Babamın Kelimeleriyle", "Frankenstein", "Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal)" ve "Kontrabas" eserleriyle "Çöp Canavarı" ve "Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam" adlı çocuk oyunları izleyicilerin beğenisine sunulacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, 9-19 Mayıs'ta gerçekleşecek 38. Genç Günler Festivali'nde sahnelerini genç sanatçılara ve sanatçı adaylarına açacak. Programa alınan projeler, 10 gün boyunca Şehir Tiyatroları sahnelerinde İstanbul seyircisiyle ücretsiz buluşacak. AKM'de çeşitli etkinlikler Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneye konan, "II Mehmet" (Maometto II) eseri, 2 ve 4 Mayıs'ta sahnelenecek. Yönetmen Selçuk Aydemir'in kaleme aldığı "Şaşırt Beni" adlı tiyatro oyunu, AKM Tiyatro Salonu'nda 2 Mayıs'ta seyirciyle buluşacak. Pelin Karahan, Çağdaş Onur Öztürk ve Murat Akkoyunlu'nun rol aldığı oyun, karanlık tarafa geçmek isteyen bir karakterin komik maceralarını işliyor. Tunç Şahin'in yazıp yönettiği "Canavar" oyunu, 3 Mayıs'ta AKM Tiyatro Salonu'nda sahnelenecek. Başrollerinde Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ve Hakan Emre Ünal'ın yer aldığı oyun, roman yazarı Kemal Sönmez'in hikayesini anlatıyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Dvorak'ın ölümünün 120. yılı anısına 3 Mayıs'ta AKM Türk Telekom Opera Salonu'nda, şef Rengim Gökmen yönetiminde, viyolonsel sanatçısı Poyraz Baltacıgil solistliğinde sahne alacak. Program, R. Schumann'ın "La Minor, Op.129 numaralı Viyolonsel Konçertosu" ile başlayacak, ardından A. Dvorak'ın "Re Minor Op.70 numaralı 7. Senfonisi" seslendirilecek. Macaristan'ın önde gelen dans topluluklarından Yvette Bozsik Dans Topluluğu, 30. yılı dolayısıyla 6 Mayıs'ta AKM Tiyatro Salonunda sahne alacak. Topluluk etkinlikte, müzik tarihinin önemli eserlerinden Zoltan Kodaly'nın "Galanta Dansları"nı yorumlayacak. Sergiler İstanbul Sinema Müzesi'nde, 86 yaşındaki usta ressam Devrim Erbil'in, daha önce sergilenmeyen eserleri sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Farklı sanatçıların da eserleriyle destek verdiği "Inspirations" adlı karma sergi, 30 Haziran'a ziyaret edilebilecek. Macar Kültür Merkezi ile Macaristan Ulusal Film Enstitüsünün hazırladığı ve Macar sinemasının 120 yılına ışık tutan "Geniş Açı" sergisi, Macar Kültür Merkezi'nde bugün sinemaseverlerle buluşacak. Rami Kütüphanesi'nde kapılarını açan "Cezeri'nin Olağanüstü Makineleri" sergisi ziyaretçilerle buluşmaya devam ediyor. İstanbul Dijital Sanat Festivali bu hafta başlıyor Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu ve bu yıl dördüncüsü düzenlenen "İstanbul Dijital Sanat Festivali" (IDAF), 2 Mayıs'ta AKM'de başlayacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle Mezo Dijital tarafından hayata geçirilen festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve yurt dışından önemli isimleri sanatseverlerle buluşturacak. Türkiye'nin uluslararası ilk ve tek dijital sanat festivali, 5 Mayıs'a kadar çocuk ve gençlik atölyelerine, panellere, görsel ve işitsel performanslara ev sahipliği yapacak. CRR'de konserler Grammy ödüllü müzisyen Cenk Erdoğan ile Latin Grammy ödüllü İspanyol gitarist Rycardo Moreno, 3 Mayıs'ta Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu'nda aynı sahneyi paylaşacak. Piyanist Toros Can'ın eşlik edeceği CRR Senfoni Orkestrası, 4 Mayıs'ta konser verecek. "Yeniyi Keşif" başlıklı konserde, orkestra şefliğini Christian Lupes üstlenecek. Balkan müziğinin ünlü topluluklarından Fanfare Ciocarlia, "Hıdırellez Konseri" ile 5 Mayıs'ta CRR'de dinleyicilerle bir araya gelecek. Deborah de Luca, 3 Mayıs'ta konser verecek Napoli'de müzik hayatına başlayan ve dünya çapında tanınan Deborah De Luca, Zorlu PSM'de konser verecek. Son 10 yılda uluslararası tekno sahnesinde sevilen DJ, yapımcı ve plak şirketi sahibi Deborah de Luca, "PSMLoves2Dance" konser serisi kapsamında 3 Mayıs'ta Turkcell Sahnesi'nde izlenebilecek. Bahar kutlaması Hıdırellez, KüçükÇiftlik Park'ta 5 Mayıs'ta kutlanacak. Programda Gaye Su Akyol, Dubioza Kolektiv, BaBa ZuLa, Cümbüş Cemaat, Ahırkapı Büyük Roman Orkestrası ve Seyyah sahne alacak. Star Wars efsanesinin ilk filmi "A New Hope", şef David Mahoney yönetimindeki İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde izlenebilecek. "Star Wars: A New Hope In Concert", 4 Mayıs'ta "Dünya Star Wars Günü"nde Piu Entertainment ve Zorlu PSM organizasyonuyla hayranlarıyla buluşacak. ### Cemiyetin ünlü isimlerinden anlamlı davet Başarı Senin Derneği, fırsat eşitsizliği yaşayan üniversite öğrencilerine burs imkanı sağlamak amacıyla Gezi Hotel Bosphorus'ta anlamlı bir davet düzenledi. Ünlü kağıt sanatçısı Gürat Özat'ın eşliğinde cemiyet hayatından tanınmış isimler Feryal Gülman, Ahu Orakçıoğlu, İpek Toplusoy, Fikriye Yeter, Zerrin Atay, Selin Serçin, Elif İnci Aras, Neşe Sert ve Barçın Kayaman, kağıttan çiçek buketleri tasarladılar. Ayrıca davette Figen Kıral, Özge Sander, Yeşim Alemdar Manav, Seda Vardar, Tuğçe Yıldız, Nurgün Kemalbay, Gaye Alacalar, Zerrin Atay, Tuğçe Yıldız, Ebru Çarıkçılar gibi iş, sanat ve cemiyet hayatından birçok isim bir araya geldi. Şule Argüder, hazırlanan buketleri satın alarak derneğin eğitim fonuna katkıda bulunan gönül dostlarına teşekkür plaketi verdi. "Bizim için her öğrencimiz bir çiçek" Başarı Senin Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şule Argüder; "Bizim için her öğrencimiz bir çiçek ve biz de onların gelişimine destek olmayı amaçlayan bir derneğiz. Bu özel günde bizleri yalnız bırakmayan ve bağışlarıyla öğrencilerimize destek olan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı. ### UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi’nden Yaşar Kemal etkinliği UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi, mayıs ayı içerisinde dikkat çekecek bir etkinliğe imza atmaya hazırlanıyor. Yaşar Kemal’in anısına gerçekleştirecek etkinlikte, Gazeteci-Yazar ve Fotoğraf Sanatçısı Lütfi Özgünaydın usta yazarı anlatacak. Yaşar Kemal’in yakın arkadaşı olan ve kendisiyle çok sayıda anıyı paylaşan Gazeteci-Yazar ve Fotoğraf Sanatçısı Lütfi Özgünaydın’ın katılımıyla düzenlenecek "Çukurova Yaşar Kemal" isimli etkinliğe, sürpriz konukların da katılması bekleniyor. ETKİNLİĞE KATILIM ÜCRETSİZ... UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi'nin Suadiye adresinde 10 Mayıs Cuma günü 14.00-16.00 saatleri arasında gerçekleşecek etkinliğe katılım ücretsiz olacak. UMAY Bilim Sanat Yaşam Merkezi'nin etkinliklerine ulaşmak için; www.umaylayasam.com ### Eğlendirirken düşündüren bir tiyatro deneyimi: Gültür Bekçisi Fazla Mesai Tiyatro Grubu'nun merakla beklenen oyunu "Gültür Bekçisi" seyirciyle buluştu. Can Törtop'un yönetmenliğini üstlendiği bu renkli ve düşündürücü tiyatro eseri, 26 Nisan'da sahnelendi ve izleyicilere eğlenceli anlar yaşattı. Oyun, memleketin gerçeklerine eğlenceli bir bakış açısı sunarken, aynı zamanda alt metinleriyle düşündürüyor. Gültür Bekçisi, kültürel ve sosyal sorunlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşırken, mizahi bir üslupla izleyiciyi derin düşüncelere sevk ediyor. Oyun, 16 ve 20 Mayıs’ta Sahne Hane’de tekrar izleyiciyle buluşacak. sanat dünyasına sert mesajlar gönderiyor Fazla Mesai Tiyatro Grubu'nun icra ettiği "Gültür Bekçisi" oyunu, Şaban karakterinin Tapu Kadastro memuru iken Kültür Müsteşarlığı koltuğuna oturmasıyla yaşadığı dönüşümü merkeze alıyor. Şaban karakterinin serüveni, sanat dünyasının farklı alanlarına yaptığı kafa karıştırıcı ziyaretlerle devam ediyor. Gültür Bekçisi, Şaban karakteri üzerinden sistem eleştirisi yaparken, aynı zamanda sanat dünyasına da sert mesajlar gönderiyor. Özellikle sineme ve dizi sektöründeki yozlaşmayı irdeleyen tiyatro oyunu, bu yozlaşmanın yalnızca politik müdahalelerle değil, aynı zamanda sanat dünyasının karar alma mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstererek bir tartışma zemini oluşturuyor. interaktif bir buluşma Şaban, resim sanatının inceliklerini ünlü ressamlardan öğrenirken, modern sanatın ustası Picasso'dan ilham alıyor. Birikimini göstermek için bale ve opera gibi farklı sanat dallarına da el atıyor ve kendi zihniyetine göre film senaryolarını değiştiriyor. Oyun boyunca Shakespeare'in eserlerine olan ilgisi ve Godot'u Beklerken'in derinliğine dair eleştirileri izleyicileri güldürürken düşündürüyor. Oyun sahnelenirken, aynı zamanda izleyiciyi de atmosferin içine davet ederek interaktif bir buluşma sağlıyor. Yönetmenliğini Can Törtop’un üstlendiği oyunun oyuncuları arasında Orhan Taşdelen, Abdullah Akdaş, Anıl Fırat, Betül Çalışkan, Buse Naz Oğuz, Erdinç Ayhan, Ergun Bakar, Halit Topal, Hamide Tetik, Harun Yankın, Mehmet Fatih Güleryüz ve Oğuz Ergun yer alıyor. FAZLA MESAİ TİYATRO GRUBU HAKKINDA... Fazla Mesai Tiyatro Grubu, farklı mesleklerden insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir topluluk. Bankacıdan mühendise, öğretmenden öğrenciye kadar geniş bir yelpazede yer alan grup üyeleri, işlerinin ardından dinlenmek yerine tiyatro provası yapmayı tercih ediyorlar. Tiyatro tutkularını Fazla Mesai çatısı altında birleştiren bu grup, izleyicilere unutulmaz anlar yaşatıyor. Gültür Bekçisi, izleyicilere eğlenceli ve düşündürücü bir tiyatro deneyimi sunarken, Fazla Mesai Tiyatro Grubu'nun özverili çalışmasıyla hayat buldu. Gültür Bekçisi, 16 ve 20 Mayıs’ta tekrar izleyiciyle buluşacak. Tiyatro tutkunları, bu renkli ve etkileyici oyuna mutlaka şahit olmalı: https://biletinial.com/en-xk/theatre/gultur-bekcisi ### İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yine dopdolu! İstanbul’da kültür-sanat hayatına ilham verici bir soluk getirmeyi hedefleyen İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı bayilerde yerini aldı. Dergi sayfalarında okurları resimden antikaya, heykelden fotoğraf ve müziğe uzanan dopdolu bir içerik bekliyor. İstanbul Sanat Dergisi’nin kapak konusu da en az derginin kendisi kadar ilham verici: Sanat piyasasında dünyanın dört bir yanındaki hareketlilik ve ekonomik göstergeler, sanata her zamankinden fazla yatırım yapıldığını gösteriyor. Sanat eserleri ve sanatın bir uzantısı olan antikalar, artık sadece sanatseverlerin ve koleksiyoncuların radarında değil. Müzayede evlerinin sayısı artıyor, müzayede siteleri artan talebi karşılamakta zorlanıyor. Uzmanlar sanatı gelecek vaat eden, kârlı bir yatırım aracı olarak görüyor. “SANAT ESERLERİNE YATIRIM GARANTİLİ AMA UZUN VADELİ” Biz de hem Türkiye’deki hem de dünyadaki bazı antika ve sanat fuarlarını derledik, sanat ve antikaya yatırım yapmak isteyenler için kısa bir rehber hazırladık. Yazarımız Günseli Toker, dünya fuarlarındaki deneyimlerini kaleme aldı. Ayrıca Türkiye’deki koleksiyonerliğin ve müzeciliğin kurumsal adresi ARTHILL’in Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kocabaş’ın görüşlerine başvurduk. Kocabaş’a göre; “Antika ve sanat eserlerine yatırım yapmak veya koleksiyon oluşturmak isteyen sanatseverler, uzun yıllardır süre gelen ‘al-kazan’ şeklindeki pazarlama taktiklerinden uzak durmalı, sanat eserlerine yapılan yatırımın garantili ama daha uzun vadeli olduğunu, sahip olunan diğer eserler ile birlikte koleksiyonun bir kimlik ve değere sahip olacağını unutmamalılar.” BENZERSİZ DİJİTAL DENEYİM MÜZESİ Cenay Toprakkaya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür A.Ş’nin hayata geçirdiği ve Türkiye’nin en büyük sabit dijital deneyim merkezi niteliğindeki “Dijital Deneyim Müzesi”nin detaylarını paylaştı. İki bin metrekare alana yayılan müze, İstanbul’un ilk tam kapasiteli dijital müzesi. Vecdi Uzun, üretken ve çok yönlü sanatçı Sultan Adler’le kadim Anadolu kültüründen beslenerek yaptığı eserleri ve son projesi Mavi Seri’yi odağına alan bir röportaj gerçekleştirdi. İTALYAN RESSAMIN GÖZÜNDEN İZMİR’İN İŞGALİ Sayfalarımızda babasının görevi nedeniyle 7 yaşından 20 yaşına kadar İzmir’de yaşayan ve 1919’da İzmir’in düşman kuvvetlerince işgaline bizzat şahit olan İtalyan ressam ve illüstratör Vittorio Pisani’nin hikayesine de yer verdik. Pisani’nin işgal günlerinde Yunan askerlerinin İzmir halkına çektirdiği zulmü bir belgeselci titizliğinde betimlediği tablolar, tarihimize ışık tutmaya devam ediyor. Dr. Ümran Özbalcı, bu sayıdaki yazısında Aria Mihri Müşfik’ten Aliye Berger’e, Celile Hikmet’ten Fahrelnissa Zeid ve Hale Asaf’a dek Türk resim sanatına damga veren kadın ressamlarımızı anlattı. Y. İç Mimar ve Öğretim Üyesi Nursema Öztürk, hem sanatseverlere hem de tasarımcılara proje üretebilecekleri, bir araya gelip keyifli bir ortamda görüş alışverişinde bulunabilecekleri bir alan sunan, uzun soluklu projesi Tasarım Parkı’nın öyküsünü paylaştı. CAZ FOTOĞRAFLARINDA YOLCULUK Yeliz Sancaktaroğlu, uzun yıllardır kendi deyimiyle “caz müzisyenleri fotoğrafçılığı” yapan, engin bir müzik ve fotoğraf arşivine sahip Sedat Antay’a, arşivinin derinliklerine dalarak merak edilenleri sordu. Akılçelen Kitaplar’dan yayımlanan “Şerefe Sanat”, sanatseverlerin mutlaka kütüphanelerinde bulunması gereken bir kitap. Ceylin Torgay, kitabında Edvard Munch ve Abidin Dino’ya dek 50 önemli sanatçının az bilinen hikâyeleriyle birlikte onları anlatan kokteylleri ve kokteyl tariflerini bir araya getirdi. Her sayfasından keyif alacağınız bu kitabı bir de Torgay’dan dinleyin. UMUDUN BİNBİR TONU Istanbul Concept Gallery’de açtığı son sergisi “Umut Renkleri” ile sanatseverlerin beğenisini kazanan soyut ressam Tülin Kaynak, hayata yeniden umutla bakabilmemiz için bizi resimleriyle buluşturuyor. İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısında heykeltıraş Yasin Uysallar, İzmirli ressam Yağmur Bağlar, 12 yaşındaki Yüksel Başaran Yıldız gibi genç ve yetenekli isimlerle tanışacak; üflemeli çalgıların efendisi Meriç Demirkol’un başarılı müzik hayatının detaylarını ve Oyun Atölyesi’nin “Kel Diva” oyununun perde arkasını öğreneceksiniz. * Daha fazlası için İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısını kaçırmayın! Dergiyi, www.kiletisimyayinlari.com adresinden aynı gün kargo ve sürpriz hediyelerimizle adresinize gönderiyoruz: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-15-sayi/ ### Genco Gülan, "Alarm Chopin" ile Contemporary İstanbul’da! İstanbul'a baharı getiren sanat fuarı Contemporary İstanbul, bu ay üçüncü edisyonuyla sanatseverleri karşıladı. Çağdaş sanatın zirvesi olarak kabul edilen buluşmada 24 galeri, 267 sanatçı, 568 eser sergileniyor. Eserleri sergilenen sanatçılar arasında ressam, heykeltıraş ve yazar kimliğiyle ön planda olan Genco Gülan da yer alıyor. KÜLTÜREL KRİZE GÖNDERME; "ALARM CHOPIN" Kültürel krize gönderme yapan “Alarm Chopin” isimli metal heykeliyle 3. Contemporary İstanbul'a katılan Gülan’ın bu yapıtı, aynı zamanda alışveriş çılgınlığının günümüz kültürünü nasıl şekillendirebileceğinin somut göstergesi olarak da yorumlanıyor. Arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu, Contemporary İstanbul’da Genco Gülan ile görüştü ve harika bir söyleşi yaptı. Hepsi, İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı sayfalarında… ### Zambak Karabay hayatını kaybetti Sanat dünyası beklenmedik bir vefat haberi ile sarsıldı. Yıllardır çeşitli gazetelerde kültür sanat haberleri yapan gazeteci Zambak Karabay, 26 Nisan Cuma günü evinde ölü bulundu. Uzun yıllar Önce Vatan Gazetesi’nin kültür sanat servisinde muhabir olarak çalışan Karabay, sanat çevrelerinde yaptığı röportajlar ile pek çok sanatçının hayatına dokunmuştu. Zambak Karabay’ın ölüm haberi, pek çok sanatçı tarafından “İnanmak istemiyoruz” şeklinde dile getirildi. Ölüm nedeni ve benzerliği, bir gün önce yitirdiğimiz Mehmet Ali Yılmaz gibi kalp krizi olabileceği şeklinde yorumlanıyor. Zambak Karabay, son röportajlardan birini geçtiğimiz aylarda uluslararası sanatçılarımızdan Asya Alpay ile yapmıştı. ### "4. İstanbul Dijital Sanat Festivali" sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor Anadolu Ajansı'nın global iletişim ortağı olduğu ve bu yıl 4.'sü düzenlenen "İstanbul Dijital Sanat Festivali" (IDAF), 2 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde başlayacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın desteğiyle Mezo Dijital tarafından hayata geçirilen festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve yurt dışından önemli isimleri sanatseverlerle buluşturacak. Türkiye'nin uluslararası ilk ve tek dijital sanat festivali, 5 Mayıs'a kadar çocuk ve gençlik atölyelerine, panellere, görsel ve işitsel performanslara ev sahipliği yapacak. BU YILKİ TEMA "SEARCH REALITY" Bu yıl "Search Reality" (Gerçekliği Ara) temasıyla gerçekleştirilecek festivalde, sanatçılar eserleri ile dijital sanatın ve sanal dünyaların gerçeklik kavramıyla nasıl etkileşime girdiğini ve bu etkileşimin insan deneyimini nasıl dönüştürdüğünü keşfetmeyi amaçlayacak. Küratörlüğünü Rahim Ünlü, Julie Walsh, Samed Karagöz, Niyazi Erdoğan ve yapay zeka Avind'in üstlendiği festivalde; Ahmet Zahid Dönmez, Friedemann Banz& Giulia Bowinkel, Jean-Michel Jarre, Emilila Sanchez Chiquetti, Julian Palacios, Karen Vanderborght, Mohsen Hazrati, Ning Tsai, Steven Harmon, Marc Da Costa, Tim Deussen, Bruno Deussen, Zeynep Uzun, Hsin- Chien Huang, Portrait XO, Barış Kabalak, Juan Cortes, Matthew D. Gantt, Holly Herndon& Mathew Dryhurst, Hamza Kırbaş, Memo Akten, Pınar Yoldaş, Riccardo Acciarino, Matthew Neiderhauser, Watanabe Shinichiro, Morita Shuhei, Li Wei, Weng Ming, Ruth Gibson, Bruno Martelli, Alexa Pollmann, Bine Roth, Arzu Kaprol, Kerim Dündar, Mauro Martino, Ezra Çetin, Tuba Çetin, Susha, Farhad Farzali, Pietro Dossena, Jakob Kukula, Busrayok, /da, Granul, Fat ve Koi Failure'un eserleri yer alacak. Festival herkese açık ve ücretsiz Herkese açık ve ücretsiz olacak 4. İstanbul Dijital Sanat Festivali 'nde müzik, oyun, sinema ve moda bölümlerinde yer alacak işitsel ve görsel performansların yanı sıra teknolojik harmoni çalışması, dijital dönüşüm atölyesi, makine estetiği atölyesi, "Geçmişten Günümüze İTÜ" sergisi, yaratıcı kodlama, çizgi anime, FCR deneyim, lego, ileri dönüşüm sanat atölyesi gibi pek çok konuda panel ve atölyeler gerçekleştirilecek. Çocuklar için "Neci'nin Diji Maceraları" adlı tiyatro oyunu da festivalde sahnelenecek. Anadolu Ajansı'nın global iletişim ortağı olduğu ve bu yıl 4.'sü düzenlenen "İstanbul Dijital Sanat Festivali" (IDAF), 2 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde başlayacak. ### Atilla Atala, “Ritim ve Armoni” sergisiyle Galeri 11.17’de! Gallery 11.17, 25 Nisan’da Atilla Atala ’nın “Ritim ve Armoni ” sergisiyle galerinin yeni adresinde ziyarete açılıyor. Sanatçı, bu sergisinde dünyaca ünlü Türk ve yabancı caz sanatçıları ile caz müziğini konu alan resim ve heykellerini sanatseverlerle buluşturuyor. 20. yüzyılın New Orleans’ında ortaya çıkan caz, farklı kültürel ve etnik kimlikleri içinde barındıran farklı müzik kültürleri ile Afrika ritim ve doğaçlama geleneklerinin de yer aldığı zengin bir müzik türü olarak bilnmekte. Caz, temel bileşenlerinden olan ritimi Afrika müziğinden, armoniyi ise Avrupa müziğinden almıştır. Melodik fikirler ve doğaçlamalar, söz konusu stiller içerisinde farklı nitelikler kazanmıştır. Cazın doğaçlama anlayışında, armonide ve ritimde meydana gelen değişimleri, farklı yaklaşımları ve dünya müzikleriyle kurduğu ilişkisi, tarihsel süreç içerisindeki evrimi devam etmektedir. Sanatçı Atilla Atala, cazdan “Kutsanan bireyselliğin kusursuz kolektivizmi” olarak bahseder. Sanat tarihindeki geometrik soyutlama anlayışlarını ve Gestalt kuramını, armonide ve ritimde meydana gelen değişimlerle doğaçlamaların figüre yansıyan anlık durumunu, figürün duruşunu kompozisyonlarında kullanan sanatçı, müziğin ve enstrümanın zihinde uyandırdığı etkinin, figür ve renk uyumuna yansımasını bizlere gösteriyor. resim ve heykel çalışmalarını caz sevgisiyle birleştiriyor Sanatçı, resim ve heykel çalışmalarını caz sevgisiyle birleştiriyor. Bizans ikonalarının azizlere olan saygı anlatımından esinlenen Atilla Atala; caza saygı ve sevgisini, müzisyenlerin ikonlaşmış ve müziklerini icra ederkenki performans anını yansıttığı, “ikonik portreler” olarak da tanımladığı eserlerini “Ritim ve Armoni” sergisiyle izleyiciyle buluşturuyor. Atilla Atala "Ritim ve Armoni" Sergisi, 25 Nisan - 15 Haziran 2024 tarihleri arasında Gallery 11.17’de görülebilir. ### Tülin Kaynak’tan "Umut Renkleri" sergisi Ressam Tülin Kaynak 'ın "Umut Renkleri" başlıklı solo sergisi, Istanbul Concept Gallery'de sanatseverlerle buluştu. Rotary 2420. Bölge'nin "Dünyaya Umut Olalım" projesi kapsamında düzenlenen sergi, Beyoğlu Nur-u Ziya Sokak’taki Istanbul Concept Gallery’de yoğun bir ziyaretçi katılımı ile açıldı. İÇSEL YOLCULUĞUN "UMUT RENKLERİ"NE DÖNÜŞÜMÜ "Umut Renkleri" sergisi, Tülin Kaynak 'ın zihnindeki umut renklerini hayata geçirdiği son dönem yağlıboya resimlerinden oluşuyor. Sergideki resimlerde sanatçının birikim ve hayallerinin içsel yolculuğu, soyut bir anlatımla umut renklerine dönüşüyor. Resimlerinde yoğun hareketlilik ve dinginliği sentezleyen sanatçı, bu en yeni çalışmalarında her renkten umutla sanatsal bir ahenk içinde, hayat enerjisine dair zengin bir bakış açısı sunuyor. hayata umutla devam etmeye teşvik ediyor Tülin Kaynak, toplumları etkileyen değişime ve dönüşüme dair gözlemlerini soyut sanatla anlatıyor. Sanatseverlerle köprü kurabilmeyi amaçladığı sergisinde sanatçı, insan ruhunun değişken hallerini yargılamadan hissetmeye, kırılganlığı ve kederi kabul edip, hayata umutla devam etmeye teşvik ediyor. Tüm eserlerinin özünde umut olduğunu vurgulayan Kaynak, dünya genelinde toplumları derinden sarsan doğal afetler ya da insan eliyle üretilen felaketlerin ruhlarda derin yaralar açmasına rağmen hayatın umutla devam ettiğine dikkat çekiyor. Özellikle yeni nesillere, hayatın zorluklarının umutla aşılabileceğini eserlerinde hatırlattığını ifade ediyor. SON DÖNEM ÇALIŞMALARINDAN 45 PARÇA ESER SERGİLENİYOR Ressam Tülin Kaynak ’ın büyük bir sanatsever grubunun katılımıyla açılan sergisinde, dinamik renklerle derinliklere odaklı son dönem soyut eserlerinden oluşan 45 parça çalışması sergileniyor. Sanatçının eserlerinin New York, Paris, Tokyo ve Forli’nin de aralarında bulunduğu uluslararası ve ulusal 30’a yakın karma ve 17 kişisel sergi ile müzede yer aldığı biliniyor. Sanatçı, UNICEF dahil çeşitli kurumlarla iş birliği içerisinde sosyal sorumluluk çalışmalarını da sürdürüyor. ### Decollage Art Space'te "An'da Asılı Kalan" sergisi Fotoğraf sanatçısı Oktay Demirkesen ve heykeltıraş Nihat Arıkan’ın, suyun hareketini ve dönüşümünü kendi disiplinleri aracılığıyla yorumladığı "An'da Asılı Kalan" adlı sergi, 29 Nisan’da Decollage Art Space’de ziyarete açılıyor. Sergi, su damlasının her sıçrayışta farklı bir forma bürünmesini, hem fotoğraflarla hem de heykellerle gözler önüne seriyor. Oktay Demirkesen, suyun mekânsal boyutları üzerine çalışmalarını sergiliyor. İstanbul Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi'nde eğitim görmüş, fotoğraf üzerine birçok karma sergi ve projesiyle tanınan Demirkesen, su damlalarının oyununu ölümsüzleştiriyor. Su damlalarının yansıttığı mikro ve makro hikâyeleri, fotoğraflarıyla anlatıyor. Nihat Arıkan ise suyun heykele dönüşümünü sunuyor. Tıp alanında uzun yıllar hizmet verdikten sonra sanata yönelen Arıkan, seramik ve porselen çalışmalarıyla tanınıyor. Decollage Art Space ev sahipliğindeki sergi kapsamında, suyun figüratif soyutlamalarını üç boyutlu formda ele alıyor ve izleyiciye suyun etkileyici dönüşümünü hissettiriyor. Suyun doğa ve kültürle ilişkisini gözlemleyerek, izleyiciye suyun hem fiziksel hem de metaforik gücünü deneyimleme fırsatı veriyor. suyun gücünü ve estetiğini ön plana çıkarıyor "An'da Asılı Kalan" sergisi, suyun ve sanatın buluştuğu bir mekânda, izleyicilere zaman ve mekân arasındaki ilişkiyi sorgulatıyor. Fotografçı Oktay Demirkesen'in "an"ı yakalayan kareleri ve heykeltıraş Nihat Arıkan'ın duygusal yansımalarını somutlaştıran eserleri, suyun gücünü ve estetiğini ön plana çıkarıyor. Bu eserler, suyun doğal gücünü ve kültürel bir sembol olarak işlevini, zamanın akışına ve mekânın değişimine dair derin bir bakış açısı sunarak, izleyiciyi etkilemeyi amaçlıyor. disiplinlerarası bir diyalog Demirkesen ve Arıkan, disiplinlerarası bir diyalog oluşturarak, farklı sanatsal ifadelerin suyla olan ilişkisini vurguluyorlar. Sergi, suyun çeşitli yönlerini aydınlatmayı hedeflerken, aynı zamanda yaşam ve toplum üzerindeki dönüştürücü gücüne dikkat çekiyor. "An'da Asılı Kalan" sergisi, izleyicilere suyun estetiğinin yanı sıra onun akışkanlığının ve değişkenliğinin kapsamlı bir deneyimini sunuyor. Sergi, 25 Mayıs tarihine dek Decollage Art Space'te ziyaret edilebilir. ### Ankara'da Sanatseverler "Bir Garip Orhan Veli" Müzikalini Coşkuyla Karşıladı Ankara Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında (CSO Ada Ankara), Türk tiyatrosunun sevilen isimlerinden Usta oyuncu Reha Özcan'ın başrolde olduğu "Bir Garip Orhan Veli" müzikali seyirciyle buluştu. Matine ve suare seanslarıyla iki kez sahnelenen gösteri, izleyicilerden büyük alkış aldı. Türk edebiyatının değerli şairi Orhan Veli'nin şiirlerine dayanan müzikal, sanatseverlere duygusal ve keyifli bir gece yaşattı. Reha Özcan'ın etkileyici oyunculuğu, müzisyenler Fatih Veli Ölmez, Bilgehan Ertan ve Volkan Kuzu'nun sanatıyla harmanlanarak, izleyicilere unutulmaz bir gece yaşattı. Müzikalin tiyatral düzenlemesi ise, edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Murathan Mungan'a ait. "Bir Garip Orhan Veli" müzikali, dört senedir aralıksız olarak sahnelenmekte ve neredeyse her ay Ankara'da sanatseverlerle buluşmakta. Bizden duymuş olmayın ama, "Bir Garip Orhan Veli" müzikali mayıs ve haziran aylarında da Ankara'da seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor! ### Türk ve Yunan sanatçıların rol aldığı "Romeo ve Juliet" oyununun provaları tamamlandı İngiliz yazar William Shakespeare'in asırlardır sahnelenen, bu kez de Türk ve Yunan sanatçıların ortak çalışmasıyla iki ülkede izleyiciyle buluşmaya hazırlanan "Romeo ve Juliet" oyununun provaları tamamlandı. Devlet Tiyatroları (DT) ile Yunanistan Pire Şehir Tiyatrosu'nun ortak yapımıyla, iki düşman ailenin birbirini seven genç evlatları Romeo ve Juliet'in aşk hikayesinin farklı bir yorumla anlatılacağı oyun, 20 Nisan Cumartesi akşamı Ankara Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde "perde" diyecek. Oyunun iki ay önce Yunanistan'da başlayan provaları, ilk kez seyirciyle buluşacağı Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde tamamlandı. Anadolu Ajansı (AA) da Türk ve Yunan sanatçıların ortak çalışmasıyla hazırlanan oyunun son provasını görüntüledi. Prova öncesi AA muhabirine konuşan yönetmen Lefteris Yovanidis, iki ülke sanatçılarının iletişim kurarak iş birliği yapması ve ülkeleri arasında köprüler kurmasının önemini vurguladı. İki kültürle ilgili birçok bağlantının bulunduğuna dikkati çeken Yovanidis; "Orijinal oyunu uyarlayan iki aileyi bulma şansımız var. Biri Yunan, diğeri Türk ailesi. Aynı şehirde birlikte yaşarlar, birçok çatışmaları vardır. Sonunda birbirlerine saygı göstermenin en önemli şey olduğunu fark ederler. Çünkü nefretle sadece kaybederiz, günlük yaşamımızda sevgiye sahip olduğumuzda kazanırız" diye konuştu. "Elbette bizi uzak tutan bazı siyasetler de var" İki ülke halkının birbirlerine çok sevgi beslediklerini, iki ülkeyi birbirine bağlayan birçok ortak nokta bulunduğunu ifade eden Lefteris Yovanidis, "Elbette bizi uzak tutan bazı siyasetler de var" dedi. Yovanidis, gelecek nesiller için en iyisini düşünmenin herkesin sorumluluğu olduğunu belirterek; "Yeni nesiller bu iki ülkede yaşayacaklar ve hangi geleceği istediklerini, gelecekte nasıl yaşamlarını sürdüreceklerini düşünmeleri gerekiyor. Onların yaşamının ve geleceğinin barış içinde olması gerektiğine inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu. Ankara, İstanbul ve Atina'da sahnelenecek Türk ve Yunan sanatçılarla ortak çalışma tecrübesine ilişkin görüşlerini de paylaşan Yovanidis, oyuncuların aynı deneyime sahip olduklarını ve ortak dili oldukça hızlı ve kolay bir şekilde bulduklarını aktardı. Yönetmen Lefteris Yovanidis, izleyiciyle buluşacakları için çok heyecanlı olduğunu da dile getirerek seyircilerin tepkilerini görmek için sabırsızlandığını, vermek istedikleri mesajı izleyicilerin almasını beklediklerini söyledi. Ankara'dan sonra İstanbul ve Atina'da da sahne alacaklarını bildiren Yovanidis; Selanik, İzmir, Antalya gibi farklı şehirlerde de performanslarını sergilemek istediklerini kaydetti. Türk ve Yunan sanatçıların ortak çalışmasıyla iki ülkede izleyiciyle buluşmaya hazırlanan "Romeo ve Juliet" oyunu, 20 Nisan Cumartesi akşamı saat 20.00'de Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluşacak. ### Esra Carus'tan "Yas, Yasa, Yasak!" sergisi Esra Carus ’u hiç tanımayan biri, Depo'daki bu sergiyi gezdikten sonra hem sosyo-politik işleri ve gazeteci gibi düşünen bir sanatçı olduğuna dair epey fikir edinecek, hem de onu daha fazla tanımak isteyecektir. Sergide sanatçının 30 yıla yayılan külliyatından yaptığı bir seçki yer alıyor. Hatırlatan, düşündüren, öğreten 23 eser... İsmi bile sizi sergi alanına girerken uyarıyor aslında: "Yas, Yasa, Yasak!" Yapıtlar insanı duygudan duyguya, bir gerçeklikten başka bir gerçekliğe taşıyor; hele de sergiyi Esra ile geziyorsanız. Esra Carus, yaşadığımız coğrafyada çözümsüz bırakılmış adalet, insan hakları, temel hak ve özgürlüklere dair canını yakan ve sorguladığı konuları; bir sanatçı, bir kadın, bir anne ve bir arkadaş olarak, kendi hayatı üzerinden de yorumlayarak içini döküyor aslında. Yapıtlarında bu duygu paylaşımına; mitolojiden edebiyata, felsefeden tiyatroya ve sanat tarihine pek çok referanslarla yer veriyor. Kimi zaman karşınıza Shakespeare’in tragedya karakterleri, kimi zaman Gülten Akın’ın bir şiiri veya Sofokles’in Antigone’si çıkıyor. İzleyiciye "Her inkar başka çöküntülere neden oluyor ve başlangıç noktasını unutturuyor, hakikate ulaşmayı engelliyor” derken, “Arkasında ne var?” diye soruyorsun. Tam bu noktada sergindeki "Terezin" ve "Gazze’nin Anahtarları" adlı işlerini konuşalım mı? Çok bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu iki eser okuması, izleyiciye serginle ilgili epey fikir verecektir. Tabii... Tarih ve tiyatro metni okumalarını seviyorum. Siyaset, felsefe, sosyoloji ve edebiyatın yakın tarihi ilgi alanım. Günümüze kadar nasıl bir toplumsal deneyimden geçtik anlamaya çalışıyorum, hangi tarihsel mirasın üzerinde yaşıyoruz bilmek istiyorum. 1999’da Prag’da Terezin Toplama Kampı’nı ziyaret etmiştim ve çok etkilendim. Etrafı hendeklerle kaplı, muhkem bir Orta Çağ kenti Terezin. Burası savaş sırasında toplama kampı olarak kullanılmış. Kızılhaç’ın, II. Dünya Savaşı devam ederken toplama kamplarında savaş suçu işlediklerine dair duyumlar alıp denetlemek istemesi üzerine; Nazilerin Terezin’i bir tür dekor, bir sahne olarak kullandıklarını öğrenmiştim. Mesela, teftiş sırasında kampta esir tutulan Yahudilere spor müsabakası, tiyatro, konser gibi gösterileri yaptırarak sanki koruma altındalarmış gibi gösteriler kurguluyor ve bunu o insanlara tehdit altında yaptırıyorlar. Terezin adeta kafes gibi bir yer; istif vaziyette, nöbetleşe uyumak bile belki yaşayabildikleri en konforlu durum. Kafesi bu nedenle bu kampın sembolü olarak kullandım; gözlükler orada yaşamını yitiren yaşlıları, kuşlar da çocukları simgeliyor. Terezin’de ölen çocuklar ve yaşlılar için bir anıt yaptım adeta. Mazlumların hikayesini görünür kılmak istedim, fikri takip yaptım, burada böyle bir şey oldu dedim. Ancak böyle bir zulme maruz kalmış, soykırım yaşamış, büyük bir acının içinden geçmiş bir toplum, bugün Gazze’de olanlara ne diyor? Elbette İsrail yönetimini eleştiren, ülkenin yarısından fazla vicdanlı insanını bir kenara koyarak söylüyorum; hani “Bir daha asla!” demiştiniz. İşte duvardaki o anahtarlar da Gazze’de, Batı Şeria’daki Filistinlileri; evinden, yerinden, yurdundan edilen bir halkı temsil ediyor. Evsiz kalan anahtarlar, anahtarsız kalan evler, boşaltılan köyler, şehirler... İsrail, kendi tarihsel acı deneyimini Filistinlilere yaşatıyor. Filistin’de ölen yaşlılar, kadınlar, çocuklara dair bir saygı duruşudur bu işim. Gittikleri yerlerde kutsal bir nesne gibi eski evlerinin anahtarlarını duvara asıyorlar hayatta kalabilenler. Dolayısıyla o anahtarlar; vatanını, yasını, kayıplarını temsil ediyor. Tüm geçmişinin hatırasını temsil ediyor. Bu anahtarlar, aslında ülkesini bırakıp gitmek zorunda kalan tüm mültecileri de simgeliyor. Büyük Şair Gülten Akın’ın bir sözü var; “Aah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya...” (lütfen bunu kendi sesinden dinleyin). İşte, Esra Carus ’un da yaptığı bu; “Burada ne olmuştu hatırla!” diyor. "Zamanın temsili" diye tariflediğin, bu katman katman kağıt işlerin gibi tarih içinde unutulmuş bir konuyu, bir Gülten Akın şiirinden bulup çıkarıyorsun. Bu bağlamda "Toprak Reformu" isimli işini konuşalım mı? Çok teşekkür ederim bu yorumun için; Gülten Akın’la böyle bir bağ kurman beni çok mutlu etti. Yası tutulamayan kaybın etkisi bir ömre yayılıyor, ancak o acının içinden geçtiğinde tüm duyguları da hakkıyla yaşıyorsun; mutluluğu da sevgiyi de neşeyi de pek çok şeyin kıymetini öğreniyorsun. "Toprak Reformu", 2010 yılında yaptığım bir iş. Bütün konulara zarar görmüş insanların penceresinden bakıyorum. Gülten Akın’ın şiirindeki köylünün kolu değil meselemiz, toprağın eşit bir şekilde paylaştırılmaması. Feodalitenin Cumhuriyet tarihi boyunca siyaseti şekillendirmesi ve bu nedenle vatandaş-devlet arasındaki güven ilişkisinin sarsılması. Menderes de bir toprak ağasıydı sonuçta. Gülten Akın biliyorsun hukuk eğitimi almış, İnsan Hakları Derneği’nin kurucularından, halkla iç içe hakiki bir aydın. Gazetede okuduğu bir haberi dert etmiş ve bir şiir yazmış. Ben de bunu dert ettim! Ve bu konuyu şiir kitabının bir sayfasından çıkarıp, görünür kılmak istedim. Yani o üst üste kağıt parçalarını kitabın katmanları gibi de düşünebilirsin. Bu şiirin hikayesinde Musa Akbaba adında bir köylü var. Çok partili döneme geçmeden önce CHP, topraksız köylüye toprak dağıtıyor. 100 dönüm toprak veriyor Musa Akbaba’ya da. Fakat onun gönlü Demokrat Parti’den yana. Menderes’e kendini daha yakın hissediyor. Nihayetinde oyunu Demokrat Parti’ye veriyor. Ancak bu toprağı, Demokrat Parti iktidara geldikten bir yıl sonra elinden alıyor. Musa Akbaba buna sinirlenip, kolunu tohum makinesine sokarak koparıyor; devlete dair kaybolan inancını bu şekilde ifade ediyor. Gülten Akın da bunu gazete haberinde okuyup, bir şiir yazıyor. Bense bu şiirden toprak reformu meselesini öğrendim ve yeniden bir görünürlük kazandırmak istedim. Kelebek etkisi, kağıdın katmanları gibi... Belki benden sonra da biri filmini yapmak ister veya belki üstüne müzik yapar bilemem. "sanat yapıtı üretirken pek çok disiplinden beslenen bir sanatçı" Serginin küratörü Nazlı Pektaş'ın "Yas, Yasa, Yasak!" sergisine dair değerlendirmesi ise şöyle: "Esra Carus, sanat yapıtı üretirken pek çok disiplinden beslenen bir sanatçı. Bu esneklik, onun sanat üretiminde sahip olduğu eleştirel bakışa farklı temaslar ekliyor. Aktüel ya da politik bir duruma edebiyatla, tiyatroyla, sanat tarihi ile birlikte bakışı, imge ve kavram arasında derinlikli bir okuma sunuyor. Yazar ve küratör olarak bu çok okumalı bakışa dahil olmaktan çok memnun oldum ve açıkçası ben de beslendim. Esra, gücün ve kötülüğün yarattığı hasardan 30 yıldır söz ediyor. Kâğıt ve porselen arasında çoğalan külliyatı, içinde dolaştığımız ağır hasarlı zamanın ve coğrafyaların peşinde suç ortaklıklarımızı takip ediyor. Sanatçının baktığı yerle izleyicinin baktığı yer arasında şeffaflığa dair her ne varsa kendi sahnesine davet ediyor. Carus’un sergide kurduğu sahne, yasaklar ve yasalar arasında çoğalan yasın kaydını sesle, görüntüyle, renkle ve nesneyle deşifre ediyor. Ben de bu sahnenin kurulmasında Esra ile çalışmaktan mutluluk duydum." 18 Mayıs 2024 tarihine kadar açık olacak sergide pek çok eser var. Kral Lear’da baba-evlat ve devlet-vatandaş ilişkisinin benzerliğini sorgularken, Hamlet’te adaletsizliğe dair derin okumaları var sanatçının. Arkadaşı Mine Özerden’e ithaf ettiği ve sergiye de adını veren işinde, babasının cenaze töreninde ailesinden kimseye sarılamayan Mine’nin ve ailesinin yasını, yasaların belirlediği yasaklar içinde yaşarken ne hissetti? Tüm bunlar ve fazlası, Depo’daki sergide görülebilir. Esra Carus, 30 yılı aşan üretiminde çok şeye kafa yordu, çok şey anlattı ve daha anlatacağı çok hikayesi var. Yüzleşilmemiş tarihimizden hukuksuzluğa, doğa katliamından kent suçlarına, o kadar çok ki… ### Uluslararası İstanbul Dans Günleri’ne davetlisiniz  Uluslararası İstanbul Dans Günleri ile 22 Nisan – 2 Mayıs tarihleri arasında dansın coşkusu tüm şehri saracak! Dünya Dans Günü kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen festival, dünya çapında dansçıların gösterilerine ev sahipliği yapacak. Uluslararası İstanbul Dans Günleri, flamenkonun genç kraliçesi Patricia Guerrero’nun 22 Nisan Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda sahneleyeceği “Deliranza” adlı gösterisiyle başlayacak. Dünya danslarının en güzel örneklerinin, şehrin farklı mekânlarında sahneleneceği festival kapsamında performansların yanı sıra atölyeler, söyleşiler ve dans temalı film gösterimleri de ücretsiz olarak gerçekleşecek. İBB Kültür’ün, 29 Nisan Dünya Dans Günü kapsamında düzenlediği Uluslararası İstanbul Dans Günleri, 22 Nisan – 2 Mayıs 2024 tarihleri arasında flamenkodan sokak dansına, baleden sirtakiye farklı dans türlerinin önemli temsilcilerini İstanbul’da ağırlayacak. Festivalin etkinlikleri, Müze Gazhane, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Artİstanbul Feshane, Baruthane, Metrohan, Beyoğlu Sineması, Çubuklu Silolar ve Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. PERFORMANSLAR Bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası İstanbul Dans Günleri’nin açılışını, 22 Nisan Pazartesi akşamı saat 20.00’de CRR Konser Salonu’nda sahneleyeceği “Deliranza” adlı son koreografisiyle flamenkonun genç kraliçesi Patricia Guerrero gerçekleştirecek. Guerrero, 23 Nisan Salı akşamı aynı saatte ise Metrohan’da “Proceso Eterno” adlı gösterisini sahneleyecek. Uluslararası İstanbul Dans Günleri’nde ayrıca İtalya’nın uluslararası çağdaş dans topluluğu Komoco/Sofia Nappi’nin tüm dünyada kapalı gişe sahnelenen “Pupo” adlı gösterisi; dans sanatçısı, koreograf Bedirhan Dehmen’in “Biz” performansı ile İBB Kültür ve CRR Konser Salonu’nun destekleriyle hayata geçirilen “Köroğlu” balesi sanatseverlerle buluşacak. Pantomim sanatçısı İlker Kılıçer’in, İstanbul merkezli dans stüdyosu Swing Planet’in ve Shaman Dans Tiyatrosu’nun gösterileri sahneleyecekleri festivalde, hip hop, break dans, popping gibi her çeşit sokak danslarını buluşturan Urban Dance projesi kapsamında Kalli, Vehbione ve BBoy Junior da performanslarını sergileyecekler. Uluslararası İstanbul Dans Günleri’nin kapanışı ise 2 Mayıs Perşembe akşamı saat 20.00’de CRR Konser Salonu’nda “İBB Orkestraları İle Geleneğin İzinden” etkinliğiyle gerçekleşecek. Bu özel dans ve müzik gösterisinde İBB Orkestraları icracıları, halk oyunlarının ve oyun müziklerinin geleneksel form icracılarıyla birlikte sahne alacaklar ve 20 performans sahneleyecekler. ATÖLYELER VE SÖYLEŞİLER Uluslararası İstanbul Dans Günleri’nde İlker Kılıçer ile Pantomim Atölyesi ve Selim Özyol ile Zeybek Atölyesi’nin yanı sıra flamenko, yaratıcı dans, hiphop, k-pop ve sirtaki atölyeleri de gerçekleşecek. Urban Dance atölyelerinde ise Kalli Tarasidou ve Vehbione sokak dansları üzerine çalışmalar yapacaklar. Festival kapsamında ayrıca akademisyen, dansçı, koreograf ve eğitmenlerin gerçekleştireceği “Sokaklarda Dans”, “Dans Sahnesine Toplumsal Cinsiyet Perspektifiyle Bakmak” ve “Türkiye’de Çağdaş Dans” başlıklı söyleşiler İstanbullularla buluşacak. FİLM GÖSTERİMLERİ Uluslararası İstanbul Dans Günleri odağına dansı alan özel yapımlardan “Siyah Kuğu/Black Swan” (2010), “Özgürlük Dansı/Jimmy’s Hall” (2014) ve “Âşıklar Şehri/La La Land”(2016) filmleri ise 29 Nisan Dünya Dans Günü’nde Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek. 22 Nisan – 2 Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek Uluslararası İstanbul Dans Günleri’nin etkinlikleri için biletler İstanbul Senin ve Biletix’ten temin edilebilir. PROGRAM 22 Nisan Pazartesi 20.00 Performans: Patricia Guerrero “Deliranza” / CRR Konser Salonu (Biletix/Ücretli) 23 Nisan Salı 15.00 Atölye: İlker Kılıçer Pantomim Atölyesi (7-12Yaş) / Baruthane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 16.00 Atölye: Flamenko Atölyesi / CRR Konser Salonu (İstanbul Senin/Ücretsiz) 17.00 Performans: İlker Kılıçer – Pantomim / Baruthane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 20.00 Performans: Patricia Guerrero “ProcescoEterno” / Metrohan (İstanbul Senin/Ücretsiz) 24 Nisan Çarşamba 16.00 Atölye: Urban Dance – Kalli / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 20.00 Performans: Swing Planet Dans Grubu / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 25 Nisan Perşembe 17.00 Söyleşi: “Sokaklarda Dans” Konuk: Prof. Dr. Belma Oğul (Müzikolog), Moderatör: Doç. Dr. Gonca Girgin / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 17.00 Atölye: Urban Dance – Vehbione / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 19.30 Performans: Urban Dance – Kalli, Vehbione, BBoy Junior / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 26 Nisan Cuma 15.00 Atölye: Yaratıcı Dans Atölyesi (7-9 Yaş) / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 17.00 Atölye: Hiphop Dans Atölyesi (14 Yaş +) / Müze Gazhane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 27 Nisan Cumartesi 10.00 Atölye: Selim Özyol ile Zeybek / Artİstanbul Feshane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 13.00 Atölye: Yaratıcı Dans Atölyesi (10-14 Yaş) /Çubuklu Silolar (İstanbul Senin/Ücretsiz) 15.00 Atölye: K-Pop Atölyesi (14 Yaş +) / Çubuklu Silolar (İstanbul Senin/Ücretsiz) 20.00 Performans: Shaman Dans Tiyatrosu /Artİstanbul Feshane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 28 Nisan Pazar 15.00 Söyleşi: “Dans Sahnesine Toplumsal Cinsiyet Perspektifiyle Bakmak” Konuk: Dr. Berna Kurt (Akademisyen), Moderatör: Dr. Evrim Hikmet Öğüt (Etnomüzikolog) / Metrohan (İstanbul Senin/Ücretsiz) 15.00 Atölye: Sirtaki Atölyesi (Yetişkin) / Baruthane (İstanbul Senin/Ücretsiz) 20.30 Performans: “Biz” Dans / Metrohan (İstanbul Senin/Ücretsiz) 29 Nisan Pazartesi 18.30 Söyleşi: “Türkiye’de Çağdaş Dans” Konuşmacılar: Moderatör: Tuğçe Ilıgün Tuna (Dansçı, Koreograf, Akademisyen), Aslı Öztürk (Dansçı, Koreograf, Akademisyen), Melih Kıraç (Dansçı, Koreograf, Akademisyen), Emre Karaca (İDOB Modern Dans Topluluğu Direktörü), Gizem Bilgen (Dansçı, Koreograf, Akademisyen), Korhan Başaran (Dansçı, Koreograf, Eğitmen),Gizem Aksu (Dansçı, Koreograf, Eğitmen) / CRR Konser Salonu (İstanbul Senin/Ücretsiz) 20.00 Performans: Komoco “Pupo” / CRR Konser Salonu (Biletix/Ücretli) Beyoğlu Sineması’nda Dans Günü - Film Gösterimleri: 17.00 “Âşıklar Şehri – La La Land” (2016) (İstanbul Senin/Ücretsiz) 19.30 “Özgürlük Dansı – Jimmy’s Hall” (2014) (İstanbul Senin/Ücretsiz) 21.30 “Siyah Kuğu – Black Swan” (2010), / Beyoğlu Sineması (İstanbul Senin/Ücretsiz) 30 Nisan Salı 20.00 Performans: Komoco “Pupo” / CRR Konser Salonu (Biletix/Ücretli) 20.00 Performans: “Köroğlu” Balesi / Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi (İstanbul Senin/Ücretsiz) 2 Mayıs Perşembe 20.00 Performans: İBB Orkestraları ile Geleneğin İzinden / CRR Konser Salonu (Biletix/Ücretsiz) ### Mercedes-Benz’den İstanbul Müzik Festivali’ne 37 yıldır aralıksız destek Mercedes-Benz sponsorluğunda sanatseverlere keyifli anlar yaşatacak Hafta Sonu Klasikleri, 25 Mayıs ve 2 Haziran’da Fenerbahçe Parkı ve 2 Haziran’da Yıldız Parkı’nda Mercedes-Benz, bu yıl 52’incisi düzenlenen Türkiye’nin en saygın ve köklü klasik müzik etkinliklerinden İstanbul Müzik Festivali’ni 37 yıldır kesintisiz olarak desteklemeye devam ediyor. Dünyanın en iyi orkestralarından biri kabul edilen Budapeşte Festival Orkestrası ve usta piyanist Francesco Piemontesi, Mercedes-Benz’in katkılarıyla müzikseverlerle buluşuyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından seçkin orkestraları ve yetenekli solistleri ağırlayan festivalin bu yıl da “Yüksek Katkıda Bulunan Gösteri Sponsoru” olan Mercedes-Benz, kültür ve sanat yaşamının zenginleşmesine ve sanata erişilebilirliği artırmaya katkı sağlamayı amaçlıyor. Budapeşte Festival Orkestrası’nın etkileyici performansı ve Francesco Piemontesi’nin özgün yorumlarıyla Johannes Brahms’ın eserleri, İstanbul’un büyülü atmosferinde yeniden hayat bulmaya hazırlanıyor. Günümüzün en vizyoner şeflerinden Iván Fischer’ın yönetimindeki konser, 3 Haziran Pazartesi saat 20.00’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda klasik müzik tutkunlarına unutulmaz bir deneyim yaşatacak. İstanbul’un parklarını müzikle buluşturan ve bu yıl da Mercedes-Benz’in sponsorluğunda düzenlenen Hafta Sonu Klasikleri ise 25 Mayıs Cumartesi saat 18.30’da Fenerbahçe Parkı’nda ve 2 Haziran Pazar saat 17.00’de Yıldız Parkı'nda gerçekleşecek. Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Şükrü Bekdikhan, “Sanat severleri dünyaca ünlü müzisyenlerle, muazzam performanslarla buluşturan Türkiye’nin en uzun soluklu ve sürdürülebilir etkinliklerinden biri olan İstanbul Müzik Festivali’ni 37 yıldır kesintisiz olarak desteklemekten ve festivalin ‘Yüksek Katkıda Bulunan Gösteri Sponsoru’ olmaktan gurur duyuyoruz. Mercedes-Benz Otomotiv olarak, kültür ve sanatın gelişimine destek vererek sanatın evrenselliğini ve erişilebilirliğini artırmaya yönelik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. ### Dijital Sanat Festivali'nde Oyunlaştırılmış Sanat Deneyimi Yaşanacak İstanbul Dijital Sanat Festivali'nde ziyaretçilerin oyunlaştırılmış sanat deneyimi yaşayacakları da bildirildi. Mezo Dijital tarafından bu yıl dördüncü edisyonu gerçekleştirilecek İstanbul Dijital Sanat Festivali'nde "Mümkün Olanın İmkansızlığı ve Bir Paradoksun Nacizane Hakikati Hakkında" başlıklı oyun bölümü kurulacak. Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu, 2-5 Mayıs arasında düzenlenecek festivaldeki oyun bölümünün küratörlüğünü Rahim Ünlü üstleniyor. "Mümkün Olanın İmkansızlığı ve Bir Paradoksun Nacizane Hakikati Hakkında" başlıklı bölümde ziyaretçiler, video oyunları ve sanal gerçeklik teknolojileri aracılığıyla avatar deneyimini farklı boyutlara taşıyan etkileşimli deneyimler elde edebilecek. Sanatseverler gerçeklik ve sanal gerçeklik, kimlik ve oyun, insan ve avatar kavramları arasındaki ilişkileri inceleyen ödüllü ve interaktif eserler aracılığıyla varoluşun farklı boyutlarını keşfedebilecek. Bölümde video oyunları ve sanal gerçeklik teknolojileri aracılığıyla avatar konusunda 11 etkileşimli deneyim yer alacak. Mohsen Hazrati, yeni eseri festivalde sergilenecek. Unfocus Studio, dünyaca ünlü metaverse platformu The Sandbox ile işbirliği yaptığı "Goddexx: The Cyber Myth" deneyimini ilk kez İstanbul Dijital Sanat Festivali’nde sunacak. Metaverse ve fiziksel dünya arasında köprüler kuran bu deneyim, kuantum bilgisayarlar ve klonlama temalarını işleyen oyunlaştırılmış bir sanat deneyimine sahne olacak. 2023 VR Art Prize sahibi Mohsen Hazrati, yeni eseri "QQQ" ile yine ilk kez İstanbul Dijital Sanat Festivali'nde sanatseverler ile buluşacak. Sanatçının hayatından ilham alan etkileşimli bir dijital sanat enstalasyonu olan eser, ziyaretçilerin sesleriyle kontrol edebildiği bir arabanın yıkımını konu alıyor. Uluslararası bir yapım olan ve ileriki aylarda vizyona girecek "Taisu Project" de Japonya merkezli stüdyo UneMeta ile işbirliği yaparak İstanbul Dijital Sanat Festivali'nde interaktif bir deneyim sunacak. Film, Japonya, Çin ve ABD'den yönetmenlerin yer aldığı, bilim kurgu ve fantastik temalı birbirine bağlı dört hikayeyi anlatıyor. ### Münih'te modern sanat müzesindeki gizli sergi işinden etti Avrupa'nın en büyük modern sanat galerilerinden birisi olan Pinakothek der Moderne'nin çalışanlarından birisi, kendisine ait eseri galeride gizlice sergilediğinin tespit edilmesi sonrası işten çıkarıldı. Almanya Münih'teki modern sanat müzesinin 51 yaşındaki çalışanı, eserini asmak için duvarda iki delik açtı ve 60 x120 cm büyüklüğündeki eserini galeride sergiledi. BBC'nin haberine göre yerel medya, galeri çalışanının "sanatının keşfedilmesi umuduyla bu hamleyi yaptığını" aktardı. Galerinin sözcüsü Tine Nehler, söz konusu eserin kısa süre asılı kaldığını belirtti ve galerideki yetkililerin böyle bir durumu hızla fark ettiğini söyledi. Eser, galeri çalışanına geri verildi. Ancak çalışan hem işini kaybetti hem de galeriye girmekten men edildi. Pinakothek der Moderne galerisinde Pablo Picasso, Max Ernest ve Salvador Dali gibi sanatçıların eserleri de bulunuyor. Ekim ayında Almanya'nın Bonn kentinde bulunan ve Almanya'nın en çok ziyaret edilen müzelerinden Bundeskunsthalle'nin bir çalışanının, kendi resmini bir galeride sergilediği ortaya çıkmıştı. Ancak eserin sahibi ilk başta bulunamadı. Galerinin sosyal medya hesabında; "Bizce bu eğlenceliydi ve biz sanatçıyı tanımak isteriz. Temasa geçin! Burada bir sorun yok, sözümüz söz" mesajı paylaşılmıştı. Ardından galerinin "kaçak" eserinin sahibi küratörlerle temasa geçmişti. Kaynak: sozcu.com.tr ### Türkiye’nin İlk ve Tek Uluslararası Dövme Festivali 26 Nisan’da Başlıyor Dünyanın ve Türkiye’nin en deneyimli dövme sanatçıları, bu yıl altıncısı yapılacak olan ilk ve tek dövme festivali İstanbul Tattoo Convention'da dövme tutkunları ile buluşacak. Dövme sektörünün lideri Golden Arrow,  pandemi sonrası uzun bir aradan sonra 26- 28 Nisan tarihleri arasında Taksim Grand Pera’da düzenlenen İstanbul Tattoo Convention'da dünyanın önemli sanatçılarını, dövme sanatı tutkunlarını her sene olduğu gibi bir araya getiriyor. Festivalin en dikkat çekici sürprizlerinden biri, Güneydoğu'nun 60 yaşını aşmış kadınlarının hala geleneksel yöntemlerle dövme yapma geleneğini sürdürmelerini konu alan belgesel gösterimi olacak. Cuma günleri yapılan bu dövmelerin hazırlık aşamalarıyla birlikte nasıl yapıldığını anlatacaklar. Ayrıca, katılımcılar Tattoom Art Gallery sponsorluğunda düzenlenen ünlü Antropolog Ahmet Yavuklu'nun seminerini izleme fırsatı bulacaklar. ### “Mahsul Vakaları” Sergisi İzmir Bayetav Sanat'ta Açılıyor Dünya ile kurulan ilişkilere dair tarifleri yeniden ele alan, araştırma ve programlarını Dilşad Aladağ’ın üstlendiği “Mahsul Vakaları”, işbirlikleri ve bir aradalıklara dayalı bir sergi ve kamu programı olarak, 27 Nisan-22 Eylül 2024 tarihleri arasında İzmir’de yer alan Bayetav Sanat’ta hayata geçiyor. “Mahsul Vakaları”, Çukurova’da başlayan ve İzmir’de devam eden, Anadolu’nun Akdeniz kıyılarındaki kırsal modernleşme sürecinin çevresel, kültürel ve toplumsal mahsullerini araştıran “Mahsul Projesi”nin bir uzantısı. 2022 yazından bu yana süren, coğrafya gezileri, arşiv ziyaretleri, görüşmeler ve kayıtlarla beslenen araştırma, eş zamanlı olarak genişleyen çevrimiçi bir arşiv denemesi de sunuyor. İzmir ayağı BAYETAV Bir Arada Yaşarız Destek Programı kapsamında desteklenen “Mahsul Projesi”, ekolojiyi türler arası ilişkilerle kenetlenen çok katmanlı ve devingen bir ağ olarak ele alıyor. “Mahsul Vakaları” ile bugünün devinimlerini coğrafyadan hikâyelerle hatırlayarak, yeniden seslendirerek ve türler arası birliktelikler hayal ederek düşünmeyi öneriyor. “Mahsul Vakaları”, Anadolu’da hâlâ izleri süren, dünyayla başka türlü ilişkilenme biçimlerini de tarifleyen kadim üretim yöntemlerini pratiğe dökerek hatırlama ve türeterek aktarma olasılıklarını keşfediyor. Sergide birbirine dokunan, iz bırakan ve muhafaza eden yerel malzeme ve usullere, arşiv belgeleri, yayınlar, ses, çizim, fotoğraf ve video gibi pek çok farklı mecra ve malzeme eşlik ediyor. Arapça حَصَلَ (hasl) fiil kökünden türeyen ve Anadolu’da konuşma diline eklemlenen mahsul, dünyayla girdiğimiz ilişkilerle hasıl olanları tarifliyor. Bu ilişki vermekten çok almaya; verime, miktara ve ebata odaklandıkça hasıl olanların kuvveti, tesiri ve sürekliliği değişiyor. Toprağa ekilen bir tohumla bin tohumun, bir barajla bin barajın hasılatı dünyada bambaşka izler bırakıyor. Birbirine dolanık türlerin ve katmanların devinimiyle oluşmuş ekolojilerde mahsuller de bir o kadar dolanıktır. Yalnız hasılata odaklanan insan merkezli bir bakış, hasılatın yörüngesinde vuku bulanları gözden kaçırır. “Mahsul Vakaları”, merkezi çeperinde kalanlarla, hasılatı yörüngesindekilerle birlikte görebilmenin, rafa kaldırılan usül ve araçlarla sürdürebilmenin biçimlerini araştırıyor. Sergi ve kamu programı, dünyayı benzer meraklarla mesken tutan üretimleri yankılarken onlarla işbirliği yaparak çoğalıyor, toprağın, suyun ve havanın hikâyelerini buluşturuyor. Sergide yer alan sanatçılar: ANATOPIA, Ali Cindoruk, Aslıhan Demirtaş, Aslı Özdoyuran, Dilşad Aladağ, Eylül Şenses, Fatma Belkıs & İz Öztat, Yasemin Ülgen Dilşad Aladağ Hakkında: Dilşad Aladağ pratiğini sanat, araştırma, miras ve ekoloji alanlarının kesişiminde sürdürüyor. Bireysel pratiğiyle beraber geçmişte Plankton Project, Unutma Bahçesi gibi kolektif üretim süreçlerinde de yer alan Aladağ’ın güncel çalışmaları mekânsal ve ekolojik dönüşüm süreçlerinin temsil biçimlerine ve tarih yazımına odaklanıyor. Arşiv ve saha araştırması yoluyla diyaloglar başlatmak ve anlatılar kurmak sanatsal araştırma süreçlerini şekillendiriyor.  Aladağ lisans eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini Weimar Bauhaus Üniversitesi Avrupa Kent Çalışmaları Bölümü’nde tamamladı. Kolektif veya bireysel üretimleri Prince Claus Seeds Awards, CultureCIVIC, BAYETAV Bir Arada Yaşarız Destek Programı, SALT Araştırma Fonları ve SAHA Sürdürülebilirlik Fonu tarafından desteklendi. Üretimleri Kunsthaus Hamburg, DEPO İstanbul, Franconia Yahudi Müzesi, Daadgalerie, SALT Araştırma ve Programlar gibi çeşitli platformlarda yer buldu.  Güncel olarak Mahsul Projesi'ni yürütüyor ve Heinrich Böll Vakfı bursiyeri olarak Bauhaus Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım alanında doktora çalışmalarına devam ediyor. ### Orhan Umut "Gece Görüşü" sergisi ile sanatseverlerle buluşuyor! Türk figüratif resim sanatının önemli isimlerinden Orhan Umut, küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği “Gece Görüşü” isimli sergisi ile sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Orhan UMUT’un sergisi 18 Nisan – 11 Mayıs tarihleri arasında DG Art Project ev sahipliğinde ziyaret edilebilecek. Orhan UMUT, küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği “Gece Görüşü” isimli sergisi ile DG Art Project ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.Orhan UMUT’un resimlerinde yalnızlığın ve bırakılmışlığın rengine bürünmüş insanlar vardır. Bu insanlar, her türden yabancılaşmanın ve insanilikten uzaklaşmanın dünyasında her nasılsa yaşama sevinçlerini korumakta ve umutlarını yeşil tutmaktadırlar. Bundandır ki kendilerine ait münhasır alandan çıkmış ve kolektif bir üretim alanı olan sokağa taşmışlardır. Bu hâlleriyle güven veren, yatıştıran ve bizimle olan figürlerdir. Ana teması “Gece Görüşü” olan bu sergide, bazı şeylerin üstesinden gelemeyeceklerinin farkında olan kahramanlar, bir hayal unsuru olan gündüzü ve aydınlığı konuşmaya devam ederler. Onların bir arada olmaları, ef ve püf kumpanyasıyla özelleştirilmiş hayata karşı bir reddediş ve mekân anlayışına katkıdır. Orhan Umut'un eserlerinde somut gözlemlerle kavramsal düşüncelerin buluştuğu bir dünya karşınıza çıkıyor. Kültürel çeşitliliğin, yalnızlığın ve bırakılmışlığın renklerle bütünleştiği eserler; izleyicileri derin bir düşünceye ve duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Birçok kurum, kuruluş, müze ve özel koleksiyonda eserleri bulunan Orhan Umut’un, küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği “Gece Görüşü” isimli sergisi 11 Mayıs 2024 tarihine kadar DG Art Project’te ziyaret edilebilir.Orhan Umut Hakkında1972 yılında Diyarbakır’da doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesinde aldığı eğitim sonrasında öğretmenliğe başladı. Diyarbakır ve İstanbul’da kendisine ait olan atölyelerinde resim çalışmalarını sürdürmektedir. ### ART Shopping Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı sona erdi Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleşen ART Shopping Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı sona erdi. 5-7 Nisan 2024 tarihinde Paris'teki Carrousel du Louvre'da düzenlenen fuara dünyanın pek çok ülkesinden yüzlerce sanatçı eserleriyle katıldı. Üç gün boyunca büyük bir ziyaretçi trafiği de yaşayan fuarda galeriler ve bireysel sanatçılar birbirleriyle tanışma fırsatı da buldu. Fuara bireysel olarak katılan sanatçılar arasında Azerbaycan kökenli ressam Safranda Abdullayeva da vardı. Sanatçı son dönem çalışmaları arasında yer alan, Doğanın Güzelliği, Gün Batımı, Bahçede Çiçekler ve Sarı Kaya olarak isimlendirdiği 4 eseri ile katılan Abdullayeva yaptığı açıklamada, “Uzak ve yakın coğrafyamızın sanatçıları ve sanatsal yorumlarını ile tanışmak adına son derece yararlı bir buluşma oldu.” dedi. ### Turgut Ersavaş 2.Kişisel Sergisi Dönüşüm İle Sanatseverlerle Buluşuyor Mimar ve Ressam Turgut Ersavaş, “DÖNÜŞÜM” isimli kişisel sergisiyle 15-27 Nisan2024 tarihleri arasında İSKİ Kuzguncuk Kültür Evi’nde sanatseverlerle buluşuyor. Açılış: 20 Nisan 2024 Cumartesi günü, Saat: 14.00-17.00 arası gerçekleşecek. Turgut Ersavaş’ın İSKİ Kuzguncuk Kültür Evi’nde açacağı “Dönüşüm” isimli sergisi, bir anlamda 2019 yılında Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde açtığı ilk kişisel sergisi “Dijital Aşk: Homo Sapiens’in Son Durağı”nın ikinci perdesi niteliğinde.“Dönüşüm” sergisinin teması, tüm canlılar için önemli bir gelecek sorunu haline gelen ve insanlığın ve yaşadığı  çevresinin insan doğasını tehdit eden bir “Dönüşüme” uğraması yolunda ilerlemesine dikkat çekiyor. “Dönüşüm” sergisi; Evrenin başlangıcından sonra, günümüzden milyonlarca yıl önce, ilk defa Doğu Afrika’da ortaya çıkan avcı-toplayıcı gruplardan, çağımızda yapay zekaya ve robotlarına ve belki de gelecek yüzyıllarda, Homo Sapiens’in uzayın derinliklerine uzanan serüvenini ile ortaya çıkacak Dönüşüme dikkati çekmektir. Bilgi ve uzay çağını yaşadığımız ve oldukça şaşırtıcı gelişmelere şahit olduğumuz şu yıllarda, bilgisayar teknolojisi ile insan bedenini konu alan biyo-teknolojinin, eşzamanlı olarak, bilim insanlarının, insan bedeni üzerindeki denemelerinin ve yapay zeka uygulamalarının geldiği aşamada “Dönüşüm” sergisinin amacı Homo Sapiens’i nasıl bir geleceğin beklediği, onun nasıl bir DÖNÜŞÜM yaşayacağı gibi konuları düşündürmektir. AÇILIŞ: 20 Nisan 2024, Cumartesi, Saat: 14.00-17.00 İSKİ Kuzguncuk Kültür Evi Adres: Kuzguncuk, İcadiye Cad. No:6 İstanbul Pazar hariç her gün 9.00-17.00 saatleri arasında gezilebilir. Turgut Ersavaş Kimdir? Turgut Ersavaş, 1944 yılında Çanakkale’de doğdu. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Çanakkale’de yaptı. 1961-1962 yıllarında İstanbul Amerikan Robert Koleji Mühendislik Bölümü hazırlık sınıfı sonrası, girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden 1967 yılında mezun oldu. Kendisinin, resim ve sanat sevgisi, ilk sanat deneyimleri resim öğretmeni, ressam Şadiye Erdölen’den aldığı derslerle oluşmuştur. Üniversite yıllarında, Mimarlık Fakültesinde, Ressam Ercüment Kalmuk ve Ressam Şadan Bezeyiş’ten resim, renk ve şekil kompozisyonu dersleri, Heykeltıraş Rudolf Belling ve Heykeltıraş Yavuz Görey’den modelaj dersleri ve Sabahattin Eyüboğlu’ndan aldığı Sanat Tarihi dersleri, sanat anlayışının ve formasyonunun oluşmasında belirleyici olmuştur. Profesyonel Mimarlık mesleği süresince, projelendirilmesinde rol aldığı evlerde, ofislerde ve çeşitli binalarda çağdaş ve modern sanat eserlerinin kullanılmasını sürekli desteklemiş ve teşvik etmiştir. Turgut Ersavaş, resim ve sanat faaliyetleri yanında, 2017-2023 yılları arasında 7 yıl süre ile, İstanbul Medipol Üniversitesi (İMÜ), Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak, Mimari Tasarım dersleri vermiştir. Turgut Ersavaş’ın Amerikada e Hollandada özel kolleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Ersavaş, akrilik, yağlıboya ve karışık teknik kullanarak, üzerinde detaylı çalışılmış, kendine özgü, çağdaş sanat eserleri üretmektedir. Onun resim çalışmaları, mimariden, bilim ve teknolojinin baş döndürücü ilerlemesinin insan ve yaşadığı dünya üzerindeki etkilerinden, ve dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlarla karşılaşan insanların sorunlarından, antik kültürlerden, doğa ve çevrenin geleceğinden, günümüzde ve gelecekte, insanın, yeni dijital dünyada karşılaşabileceği kişisel ve psikolojik sorunlarından (ve en önemlisi, başka bir insan türüne dönüşmesi olasılığından) ve bir dizi duygusal durumlardan esinlenmekte ve bu konuları sanatı aracılığıyla izleyicilerle paylaşmayı amaçlamaktadır. Sergileri ise şu şekildedir: “DİJİTAL AŞK” sergisi, Turgut Ersavaş’ın ilk kişisel sergisi olmakla beraber, önceki yıllarda eserleri aşağıdaki sergi ve sanat fuarlarında yer almıştır. 2018 İsviçre, Zürih’te ArtBoxGallery’de açılan bir sergide, bir adet eseri dijital büyük ekranda sergilenmiştir.                         2018 ABD’li bir koleksiyoner tarafından satın alınan “Escape totheUnknown-Bilinmeyene Kaçış” isimli, 2016 tarihli, 100x100 cm. boyutundaki eseri, 18 ülkeden içlerinde Mark Chagall, Muhammed Ali, Carl Dixon, AatmicaOjha’nin da bulunduğu 28 sanatçının eseri ile birlikte açılan, “Journeys of Liberation” adlı sergide yer almıştır.               2017 Biri Bodrum’da diğeri İstanbul’da olmak üzere iki adet karma sergi.               2017 İsviçre’de ART BASEL 2017’de, TheArtBox Gallery standında üç adet eseri dijital büyük ekranda sergilenmiştir.          2016 USA Miami’de Art Basel 2016 esnasında, Miami’de Spectrum’da, TheArtBox Gallery standında beş adet eseri dijital büyük ekranda sergilenmiştir. ### Adana’da 40 Sanatçının Katıldığı İddialı Bir Karma Sergi Var Sanat alanında geçmişte ve günümüzde iddialı isimlerin yetiştiği Adana 2024 yılına, “Daha fazla sanat” diyerek başladı. Bu durum sanatın sanatsever ile buluşmasına aracılık eden sanat galerilerinin de çoğalmasına vesile oldu. Bu galerilerden biri de, “Orijinalist Art Gallery” adıyla  “Biz de varız!” dedi. Galeri oldukça iddialı biçimde hazırlandığı sergi ile önümüzdeki günlerde adından çok söz ettirecek gibi görünüyor. "Blossom" başlığı altında düzenlediği karma sergide, aralarında, Ilgın Erdem, Kadir Öztoprak, Ekaterina Lemesheva gibi isimlerinde bulunduğu tam 40 güçlü sanatçı yer alıyor. Karma sergi, 13-21 Nisan 2024 tarihleri arasında, Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, Adana Portakal Çiçeği Karnavalı bünyesinde gerçekleşecek olup her gün saat 10.00 – 19.00 arasında gezilebilecek. ### İstanbul Modern, 11 ve 12 Nisan'da ziyarete açık olacak Ramazan Bayramı'nın ilk günü kapalı olan İstanbul Modern, 11 ve 12 Nisan'da sanatseverleri ağırlayacak. Müzeden yapılan açıklamaya göre sanatseverler, İstanbul Modern Koleksiyonu'ndan bir seçkinin yer aldığı "Yüzen Adalar", "Ozan Sağdıç: Fotoğrafçının Tanıklığı", "Zamansız Meraklar" ve "Renzo Piano: Yerin Ruhu" sergilerini ziyaret edebilecek. Türkiye fotoğraf tarihinin önemli isimlerinden Ozan Sağdıç'ın eserlerine yer verilen, "Ozan Sağdıç: Fotoğrafçının Tanıklığı" başlıklı sergi, dünyada fotoğrafın en yaygın türlerinden biri olan belgesel fotoğrafa odaklanırken aynı zamanda Türkiye'nin 1950'lerden itibaren sosyal, politik, ekonomik, kültürel ve görsel tarihine de ışık tutuyor. Küratörlüğünü Merih Akoğul ve Demet Yıldız Dinçer'in üstlendiği sergide, 70 yıllık fotoğraf kariyeri süresince dönüşen Türkiye'yi pek çok açıdan kayıt altına alan Sağdıç'ın 127 fotoğrafı yer alıyor. DİJİTAL ÜRÜNLER Güncel teknolojiler ve dijital kültüre odaklanan "Zamansız Meraklar" sergisi, çalışmalarını Türkiye ve dünyanın farklı köşelerinde yürüten genç isimleri bir araya getiriyor. Sergi, çeşitli coğrafyalar arasındaki sınırların nasıl esneklik kazandığını görünür kılarak, sanatçıların üretim alışkanlıklarındaki değişimler üzerine düşündürüyor. Küratörlüğünü Nilay Dursun ve Ümit Mesci'nin yaptığı sergide, 16 sanatçının yapıtları yer alıyor. İstanbul Modern'in ücretsiz olarak erişilebilen zemin katındaki kütüphanenin girişinde yer alan "Renzo Piano: Yerin Ruhu" sergisi ise yeni müze binasının yapım hikayesini aktarıyor. Boğaziçi ve Haliç’in buluştuğu özel bir konumda yer alan İstanbul Modern'in çatısını kaplayan yansıtma havuzu ise suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi bütünleştirerek benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. ### Tasarım Parkı ilkbaharı yeni sergisi “Sıvı Ufuk” ile karşılıyor! Kültür sanat etkinliklerinin Moda’daki adresi Tasarım Parkı, 13-27 Nisan tarihleri arasında iki farklı kıtayı bir araya getiren sanatçılar Müge Ceyhan ve Yannis Rousounelos’ın “Sıvı Ufuk” sergisi ile tüm sanatseverleri benzersiz bir deneyime davet ediyor. Sanatın ve yaratıcılığın merkezi Tasarım Parkı, bahar mevsiminin coşkusunu yeni sergisi ile kutlamaya hazırlanıyor. Yunan fotoğraf sanatçısı Yannis Rousounelos ve Türk ressam/yazar/şair Müge Ceyhan’ın “Sıvı Ufuk” sergisi ile iki farklı kıta ve sanatçı bir araya gelerek muhteşem bir harmoni oluşturuyor.13 Nisan ile 27 Nisan tarihleri arasında saat 15.00 ile 18.00 saatleri arasında Tasarım Parkı’nda ziyaret edilebilecek olan sergide, iki sanatçı birbiriyle diyalog halindeki eserlerini sergiliyor. SIVI UFUK SERGİSİ HAKKINDAYarı kapalı gözlerle bakarak mesafeleri kısaltabilir misin? Gökyüzü ve deniz, tek bir çizgide kendilerine beden bulur bu ufuk çizgisinde.Marmara'dan Ege'ye, Ege'den Marmara'ya bakan, gözlerin suyla dolar ve bu çizgi sıvıya dönüşür.Bir damla su, sonsuz denizine karışır.Ufuk, o kadar küçük bir kelimedir ki o büyüklüğü anlatmak için… Bazen bu kelime küçük bir ada olur, bazen denizin tuzu, ve bazen de mavi ve siyahın tonları… TASARIM PARKI HAKKINDA2010 yılında kurulan Tasarım Parkı, Kadıköy Moda’da, tasarım ve sanatseverleri bir araya getirerek Anadolu Yakası’nın sanat ve tasarım etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. 2022 yılında Moda’daki yeni yerinde, sanatseverlerle farklı kurumları buluşturarak, tasarım, mimarlık, teknoloji ve yaratıcı disiplinler odaklı etkinlik ve atölye çalışmalarını gerçekleştiriyor. 2021 yılında Londra’da Design Park oluşumuyla da çalışmalarına başlayan Tasarım Parkı kurucusu Tasarımcı ve Y. İç Mimar Nursema Öztürk, sanat ve tasarım etkinliklerine yenilikçi bir bakış getirerek farklı kitleleri Tasarım Parkı’nda buluşturmaya devam ediyor. Adres : Dr. Esat Işık cad. 100/A Moda - Kadıköy ### Şakir Gökçebağ’ın "Göründüğü Gibi" başlıklı kişisel sergisi, Arter’de! Şakir Gökçebağ’ın farklı zaman aralıklarında ürettiği yerleştirme, heykel ve fotoğraflarından oluşan Göründüğü Gibi başlıklı kişisel sergisi, Arter’de ziyarete açıldı. Gökçebağ’ın sıradan nesneleri ve tanıdık görüntüleri biçimsel manipülasyonlar yoluyla sıradışı hâle getirme yöntemlerine toplu bir bakış sunan sergi, sanatçının eserlerini Arter’in 2. kat galerisine uyarlayarak bir araya getiriyor. Şakir Gökçebağ’ın Göründüğü Gibi başlıklı kişisel sergisi, 4 Nisan’dan itibaren ziyaret edilebilir. Arter’in 2024 sergi programı, Şakir Gökçebağ’ın Göründüğü Gibi başlıklı kişisel sergisiyle devam ediyor. Sergi, sanatçının daha önce farklı bağlamlarda sergiledikten sonra Arter’deki galeri mekânı için yeniden boyutlandırıp yorumladığı eserlerini geniş bir malzeme çeşitliliği içinde bir arada sunuyor. Gündelik yaşam içinde sıkça karşılaştığımız nesnelerin zihninde yarattığı çağrışımlardan ya da uyandırdıkları biçimsel benzerlikler ve zıtlıklardan yola çıkan Şakir Gökçebağ, onları yapıbozumcu bir tavırla parçalarına ayırarak, yineleyip çoğaltarak, birbirlerine iliştirerek yeniden düzenler. Ortaya çıkan yapıt, bir bütünün müdahale edilmiş veya ayrıştırılmış parçaları olmanın ötesine geçerek nesneleri bildik bağlamlarından uzaklaştırır, dünyayı ve şeyleri algılamamıza yönelik yeni ve şaşırtıcı imkânlar sunar. İzleyiciye tuhaf bir şekilde daha ilk bakışta tanıdık gelen ve orijinal formlarına hâlen soyut bir göbek bağıyla bağlı olan öğelerle kurguladığı yerleştirmelerinde gösterişsiz ve alelâde olanı yaratıcı ve oyunbaz kompozisyonlar aracılığıyla tekrar yorumlayan Gökçebağ, şeylerin birincil niteliklerinden ve işlevselliklerinden özgürleştiği şiirsel bir dünya kurar. Her nesnenin içinde yaratıcılığımızı kışkırtan bir potansiyel olduğunu ve en güçlü söylemlerin en basit şeylerle dile getirilebileceğini düşünen Şakir Gökçebağ, pratiğini yalınlık, evrensellik ve ulaşılabilirlik gibi ilkeler üzerinde temellendirir. Sanatçının yapıtlarında sıklıkla yer verdiği şemsiye, bahçe hortumu, giysi askısı, kemer, mandal, gömlek, su terazisi, katlanır metre, halı, hatta tuvalet kâğıdı ruloları ve mercimek taneleri gibi unsurlar, üçboyutlu bulmacalara ve şaşırtıcı bir mekânsal etkiye sahip geometrik formlara dönüşürler. Nesneyi sanatsal temsilin dayatmacı birer referans noktası olmaktan çıkaran bu yaklaşım, formu özerkleştirerek kendine özgü bir ikna gücüne sahip, zarif ve eğlenceli bir evren yaratır. Eksiltme-çoğaltma, boşaltma-doldurma, kesme-birleştirme, uzatma-kısaltma gibi karşıtlık içeren müdahaleler ve oyuncuk jestler yoluyla başkalaşan nesneler, kendilerini izleyicinin yeni yorumlarına olanak tanıyacak bir şekilde, beklenmedik biçimlerde gösterirler. Arter’in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www.arter.org.tr adresinden erişilebilir. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, Salı-Pazar günleri 11:00-19:00, Perşembe günleri ise 11:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’e ulaşılabiliyor. ### Şehir Tiyatroları geleneksel 38. Çocuk Şenliği başlıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nınbu yıl38.’sinidüzenlediği “Çocuk Şenliği,” 21 Nisan 2024 Pazargünü 12.00’de tüm sahnelerimizde oynanacak çocuk oyunlarıyla başlıyor. Şenlik boyunca Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Bekçi ile Postacı, Benim Küçük Yıldızım, Bir Gece Masalı, Masal, Eşit Masallar (Konuk Oyun),  Canlı Kitap (Konuk Oyun), Bobo’nun Yolculuğu (Konuk Oyun), Uçan Bisiklet (Konuk Oyun), Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam (Konuk Oyun), Masalbozanlar (Konuk Oyun) adlı oyunlar seyirciyle buluşacak. ATÖLYELER ÇOCUKLARI BEKLİYOR Önceden rezervasyonla çocuklara beceriler kazandıracak, geri dönüşüme yönelik farkındalık sağlamaya ve deniz yaşamını korumaya yönelik atölyeler: Volkan Aydın’ın düzenlediği “Çalgı Yapım Atölyesi”, Merve Derinkök Süngüç’ün düzenlediği “Kendi Takını, Bilekliğini Tasarlama Atölyesi” ve “Kendi Vazonu Tasarlama Atölyesi”, Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin düzenlediği “Başka Dünya Yok Atölyesi.” Ücretsiz oyun biletleri ve atölyelerin ücretsiz davetiyeleri 16 Nisan 2024 saat 11.00’den itibaren gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. ÇOCUK OYUNLARI ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş) İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgârın yönünün değiştiği günlerden bir gün;  umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar. Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları’’ gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda   Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. RÜYA(5+Yaş) Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş) Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar. Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. BİR GECE MASALI (5+ Yaş) Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. MASAL (5+Yaş) Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.  GÜNEŞLE BULUŞMAK İSTEYEN KARDAN ADAM (İstanbul Devlet Tiyatroları) Daha o yıl doğmuş olan Kardanadam, baharın gelmesiyle yavaş yavaş erimeye başlar. Güneşin havayı ısıtmasıyla eridiğini öğrenen Kardanadam, hayvan dostlarının da yardımıyla, su olup gitmeden Güneşle buluşup, ondan yardım istemeye karar verir. Güneşle karşılaştığındaysa kendinden çok hayvan dostlarını, doğadaki tomurcukları düşünür ve onlar için istekte bulunur. Cömert Güneş, bu düşünceli, koca yürekli Kardanadamın yok olmasına izin vermez; doğanın sonsuz döngüsünde ona tatlı bir yer ayırır. Sevgi, dostluk, paylaşım, umut ve samimiyeti konu alan bu güzel oyun, çocukların aileleriyle birlikte keyifle izleyecekleri türden. Matei Visniec’in yazdığı Elif Erdal’ın yönettiği oyunda Tolga Kortunay, Berk Yaparel, Zeynep Kızıltan Şıkyıldız, Su Lara Aslan, Tuğba Ülgen, Cihan Akyürek, Pelin Köksal, Onur Camcı, Dinçer Simsar rol alıyor. CANLI KİTAP (Tiyatro Bereze) Canlı Kitap Projesi’nin temel amacı erken yaşta okuma alışkanlığının gelişmesine yardımcı olmaktır. Bir Canlı Kitap etkinliği, seçilen bir çocuk yazarının bir kitabının ya da birkaç öyküsünün sahne üstünde canlandırılarak okunmasını ve ilgili kitap üzerine seyircilerle yapılan sohbeti içerir. Yani, Canlı Kitap bir tür teatral okuma saatidir. Dinleyici/izleyiciler, bir yandan okunan kitabı dinleyerek takip ederlerken, diğer yandan bu kitabın sahne üzerinde oyuncular tarafından canlandırılışına tanık olurlar. Hepimiz bir kitabı okurken hayal kurar, o kitabı zihnimizde canlandırırız. Biz de BeReZe olarak, seçtiğimiz kitapları kendi zihnimizde hayal ederek sahneye taşıyoruz. Böylelikle dinleyici/izleyicilerimiz hem o kitabın yazarını hem de kitapları tanımış oluyorlar. Ayrıca etkinlik öncesinde veya sonrasında okunan/canlanan kitap üzerine sohbet etmek, yazarı hakkında konuşmak fırsatı da elde etmiş olunuyor. Kitabı daha önce okumuş olanlar ile kitabı okurken hayal ettikleriyle bizim hayallerimiz üzerine, öyküler ve kahramanlar üzerine sohbet edilebilirken, kitabı okumamış olanlarda da kitabı okuma isteği uyandırmak hedefleniyor. Her yaştan çocuk izleyicilerimize yönelik, kendi yaş gruplarına uygun kitaplardan oluşan bir etkinlik olan Canlı Kitap; henüz okuma yaşına gelmemiş izleyenlerimiz için de ‘okul öncesi’ kitaplardan seçilen öyküler ve yazarlarla gerçekleştirilebiliyor. Bu şekilde küçük yaştan itibaren kitaplara ilginin artmasını, eğlenceli bir deneyimle sağlamaya çalışıyoruz. Oyunda Murat Kural, Erkan Uyanıksoy, Özge Ünal, Can Sayan rol alıyor. EŞİT MASALLAR (İŞARET DİLİ TERCÜMESİYLE) Eşit Masallar oyununda kahramanlarımız “Kötü Vezir Vezveze” tarafından kandırılmak isteniyor. Ancak dünyadaki bütün bilmecelerin cevaplarını bilen akıllı prenses ve iyi kalpli prens başta olmak üzere masal kahramanlarının sayesinde Vezveze’nin planları suya düşüyor. Ortak amaçları yaşadığımız dünyayı ve doğayı korumak olan kahramanlarımızdan acaba hangisi vezir seçilecek? Müge Mor Hercihan’ın yazdığı Deniz Yeşil Mavi’nin yönettiği oyunda İlteriş Berat Bakırhan, Beril Korkmaz, Zeynep İpek, Oktay Kılınç, Büşra Ayata,Merve Kaytuka, Oben Onur, Bedirhan Malçok rol alıyor. UÇAN BİSİKLET (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu) “Uçan Bisiklet”, iki arkadaşın sıradan bir günde elektriklerin kesilmesi ile aynı düşte buluşmasını konu alıyor. Birtakım engellerden dolayı bir araya gelemeyen iki çocuk, bir düşte buluşup oyun oynuyorlar. Biz neden daha önce oynamadık ki sorusunu soruyor bir tanesi. Aslında birlikte oynamak bu kadar zor olmamalı. Oyunda, gerçek hayatın ağırlığına ve engellerine rağmen ortak bir düş kurup hayatı daha yaşanır kılmayı, paylaşmayı ve aynı zamanda izleyenlere empati kurma becerisini hatırlatmayı hedefliyoruz. Hatice Tezcan’ın yazıp yönettiği oyunda Aysel Açelya Bükülmez, Ekin Karaböcek rol alıyor. BOBO’NUN YOLCULUĞU (ESKİŞEHİR BB ŞEHİR TİYATROLARI) Doğa ve çevre dostu bir konuyu ele alan oyun, küçük bir çocuğun oyuncak ayısı Bobo’nun kaybolmasının ardından çıktığı, eğlenceli ve macera dolu bir yolculuğu anlatıyor. Şafak Özen’in yazıp yönettiği oyunda Gamze Kılıkcı, Ceyda Çınar Onbul, Nigar Berktin, Ahmet Barut, Sinan Aktezcan rol alıyor. MASALBOZANLAR Ormanda mutlu bir hayatı olan Yeşil Şahmeran, bir gün Boncuklu Kertenkele ile karşılaşır. Boncuklu Kertenkele, Yeşil Şahmeran ile her karşılaşmasında ona bir şeyler satmaya başlar. Normal şartlarda ihtiyacı olmayan eşyaları, Boncuklu Kertenkele’nin reklamları ile artık ihtiyaçmış gibi görmeye başlayan Yeşil Şahmeran, sürekli Boncuklu’dan bu eşyaları satın alır. Bunun için de gün boyu çalışmak zorunda kalır. Yeşil Şahmeran’ın yaşadığı bu süreci anlatan hikâye, Handan Belivermiş’in Nesin Yayınevi’nden yayımlanmış olan aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. Hikâye içinde yer yer şarkılardan da faydalanılarak çocukların tüketim, istek, ihtiyaç meselelerine dair farkındalık kazanması amaçlanır. Handan Belivermiş’in yazdığı oyunda Simge Beşiz Özkal, Volkan Aydın, Yusuf Bişgen rol alıyor. ATÖLYELER Volkan Aydın’ın Düzenlediği “Çalgı Yapım Atölyesi” (7+ Yaş) Keşfet-Tasarla- Çal GİRİŞ - “Merhaba” şarkısı - DRAMA - Şarkı sonunda yürütücülerin karşılıklı konuşması - Soru-cevap Divje Babe (tarihteki en eski çalgı) anlatılır ve fotoğrafı gösterilir. - ATÖLYE – Üflemeli müzik aletleri gösterilir. Çalınır. Materyaller çıkartılır, malzeme üzerine soru cevap yapılır. Pipetlerden farklı boyutlarda delikli ve deliksiz flütler yapılır. Abeslang ve lastik kullanarak mızıka yapılır. Sesin nasıl oluştuğu ve yapılan enstrümanların ses üretme prensipleri anlatılır. Nasıl çalınacağı hakkında bilgi verilir ve seslendirilir. BİTİŞ - “Hoşça kal” şarkısı ve şarkıya eşlik eden enstrümanlar. Merve Derinkök Süngüç’ün Düzenlediği “Kendi Takını, Bilekliğini Tasarlama Atölyesi” ve “Kendi Vazonu Tasarlama Atölyesi” (3+ Yaş) Biz Merve Derinkök Süngüç ve Sabanur Balbal olarak iki girişimci kadın ortağız. Her ikimiz de anneyiz ve çocuklarımızla neler yaparsak eğlenceli ve öğretici olurdan yola çıkarak festivaller ve atölyeler yapıyoruz. Çocukların dünyasına renk katmak ve birlikte güzel anılar biriktirmek amacıyla buradayız. Çocuklara ileri dönüşümü öğretmek için atık diye kenara bıraktığımız ürünlerden (bisküvi kutusu, meyve suyu şişesi, mama kavanozları, su şişeleri, kapaklar vs vs); eğlenceli kar küreleri, kumbaralar, takılar, vazolar yaparak çocukların el becerilerini geliştirip keyifli vakit geçirdikleri atölyeler yapıyoruz. Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin Düzenlediği “Başka Dünya Yok Atölyesi.” (7+ Yaş) Biz, Deniz Yaşamını Koruma Derneği olarak denizleri ve doğayı korumak ve gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir gezegen bırakabilmek adına çözümler üreten, gönlünü doğa korumaya vermiş birkaç deniz ve doğa sevdalısının bir araya geldiği bir sivil toplum kuruluşuyuz. Verdiğimiz eğitimler, denizler ve okyanusların tüm insanlar ve karasal yaşam için ne kadar önemli olduğu, nelerin denizlere ve canlılara zarar verdiği ve nasıl korunabileceği ve nasıl sürdürülebilir bir deniz yaşamı sağlanabileceği konularıyla alakalı diyebiliriz. Amacımız ulaşabildiğimiz kadar fazla insana ulaşmak ve bu konularla alakalı farkındalık yaratmak. Bu eğitimin içeriğinde Marmara Denizi özelinde tüm denizlerin karasal yaşam için nasıl bir öneme sahip olduğu, derneğimizin doğa ve deniz koruma adına yürüttüğü faaliyetler, kamunun ve bireylerin neler yapabileceği ve nasıl katkı sağlayabileceği, çocukların ve gençlerin konuyla alakalı bilinçlendirmeleri yönünde sunumlar gerçekleştirilecektir. ### En Popüler 5 Çiçek Çeşidi ve Anlamları Çiçekler, tarih boyunca oldukları gibi, bugün de özel günlerde ya da içimizden gelen herhangi bir zamanda sevdiklerimize tatlı bir jest yaparak yüzlerine bir gülümseme kondurmak istediğimizde tercih edebileceğimiz eşsiz hediye seçenekleri. Peki hediye olarak en popüler çiçekler hangileri biliyor muydunuz? İlerleyen satırlarda, sevdiklerinize gönderebileceğiniz 5 popüler çiçek çeşidini ve anlamlarını görebilir, aynı zamanda İstanbul içi hızlı ve pratik çiçek gönderimi için gönül rahatlığıyla tercih edebileceğiniz Çiçek Market hakkında da bilgi edinebilirsiniz! 1. Gül Güller, aşkın ve tutkunun evrensel simgesidir. Özellikle kırmızı güller, derin aşkın ve romantizmin ifadesi olarak kabul edilirken, pembe güller nezaket ve zarafeti, beyaz güller masumiyet ve saflığı, sarı güller ise dostluk ve mutluluğu temsil eder. Güller, hemen her özel gün için mükemmel bir hediye seçeneğidir. 2. Lale Laleler, yenilenme ve baharın gelişinin sembolüdür. Kırmızı laleler "gerçek aşkı", sarı laleler "neşeli sevgiyi", beyaz laleler "affetmeyi" ifade eder. Çeşitli renklerdeki lalelerle, farklı duyguları ifade etmek mümkündür. Laleler, özellikle bahar aylarında tercih edilen zarif hediye seçeneklerindendir. 3. Orkide Orkideler, lüksün, zarafetin ve güzelliğin simgesidir. Aynı zamanda güç ve dayanıklılığı da temsil eder. Mor orkideler, saygı ve hayranlığı; beyaz orkideler, saflığı ve masumiyeti ifade eder. Orkideler, hem kişisel hem de iş hayatında önemli bir başarıyı kutlamak için ideal bir hediye seçeneğidir. 4. Papatya Papatyalar, masumiyetin, saflığın ve sadık sevginin çiçeğidir. Aynı zamanda neşe ve pozitif enerjinin de simgesidir. Sevdiklerinize papatya hediye etmek, onlara olan saf sevginizi ve samimiyetinizi göstermenin en güzel yoludur. Papatyalar, sıcaklık ve samimiyet dolu anları paylaşmak için tercih edilir. 5. Zambak Zambaklar, saflık, maneviyat ve yeniden doğuşu temsil eder. Beyaz zambaklar genellikle düğünlerde ve dini törenlerde tercih edilirken, turuncu zambaklar coşku ve neşeyi, sarı zambaklar ise mutluluğu ifade eder. Zambaklar, derin duyguların ve saygının ifadesi olarak seçilen özel bir hediye seçeneğidir. Hızlı ve Kaliteli İstanbul Çiçekçi Hizmeti: Çiçek Market Eğer İstanbul’da ikamet eden sevdiklerinizi; doğum günü, yıl dönümü, yeni işe başlama gibi özel günlerde ya da dilediğiniz herhangi bir anda içinizden geldiği için taptaze bir çiçek ya da rengârenk bir aranjman ile mutlu etmek, onları ne kadar önemsediğinizi bir kez daha göstermek isterseniz, kaliteli ve hızlı İstanbul çiçekçi hizmeti için Çiçek Market’i tercih edebilirsiniz! Sitenin rengârenk ürün kataloğunda, her durum için uygun birbirinden taze ve güzel çiçek çeşitlerini, saksı bitkilerini, ayrıca muhteşem tatlı ve çikolata sepetlerini keşfedebilir, 7/24 online sipariş verebilirsiniz!  ### Usta Yönetmen Türker İnanoğlu Hayatını Kaybetti Bir süredir rahatsız olan Türker İnanoğlu, bugün kaldırıldığı hastanede 88 yaşında hayatını kaybetti. Türk sinemasında önemli filmlere imza atan ünlü yapımcı, yönetmen ve girişimci İnanoğlu'nun vefatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, sosyal medya hesabından "Türk sinemasının duayen ismi, yönetmen, senarist, yapımcı ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi Türker İnanoğlu'nun vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum." açıklamasında bulundu. Bakan Ersoy, "Merhuma Allah'tan rahmet; ailesine ve tüm sanat camiamıza başsağlığı diliyorum." ifadelerini kullandı. Türker İnanoğlu Karabük'te 1936'da dünyaya gelen Türker İnanoğlu, 1957'de Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda öğrenciyken yönetmen yardımcısı olarak sinema alanına girdi. Ömer Lütfi Akad ve Nişan Hançer gibi ünlü yönetmenlere asistanlık yapan İnanoğlu, 1959'da "Senden Ayrı Yaşayamam" filmiyle yönetmenliğe başladı. İnanoğlu, 1960'da Erler Film adıyla kendi film yapım şirketini kurdu. Türk televizyon tarihinde ilklere imza attı Kısa zamanda çok sayıda filmin yapımcılığı ve yönetmenliğini üstlenen İnanoğlu, 1979'da Ulusal Video Film AŞ'yi kurarak Türkiye'yi video ile tanıştırdı ve Türkiye'de ilk kez video kaset dağıtımı başlatarak çığır açtı. İnanoğlu daha sonra 1985'te Ulusal Radyo Televizyon adında televizyon stüdyosunu kurarak burada çok sayıda televizyon yapımına imzasını attı. TRT'de İnanoğlu'nun başlattığı "İcraatın İçinden" adlı televizyon programı, Türk siyasi tarihinde ve televizyonculuğunda önemli yer edindi. Dönemin başbakanı Turgut Özal, bu programda ayda bir ekrana çıkarak kamuoyuna hükümetin icraatını anlattı. Özel televizyon kanallarının başladığı döneme de damgasını vuran İnanoğlu, 1994'te Türkiye'nin ilk özel televizyon kanallarından ATV'yi kurdu. Beyoğlu'nda Atlas Sineması, Şişli'de Kent Sineması ve Kavacık'ta Boğaziçi Sinemaları'nın sahibi olan İnanoğlu, 2005'te Türker İnanoğlu Maslak Show Center'ı (TİM) açtı. "Cennet Mahallesi" ve "Arka Sokaklar"ın yapımcısı İnanoğlu, kariyeri boyunca 84 film ve dizinin yapımcılığını üstlenirken bu yapımların 71'inde yönetmenlik yaptı. Hafızalara kazınmış çok sayıda Yeşilçam filmine imza atan İnanoğlu'nun yakın zamanda yapımcılığını üstlendiği "Cennet Mahallesi", "Arka Sokaklar" ve "Akasya Durağı" dizileri Türk televizyonlarına damgasını vurdu. Türker İnanoğlu'nun sevilen yapımlarından bazıları şöyle: "Zübük", "Arabesk", "Kanlı Para", "Kara Murat: Fatih'in Fedaisi", "Talih Kuşu", "Vurgun", "Veda", "Fadime", "Hafız Yusuf Efendi", "Yumurcak", "Keriz", "Ömerçip", "İki Esir", "Cennet Mahallesi", "Arka Sokaklar", "Akasya Durağı"  Bakan Koca: Sevenleri olarak acımız büyük Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yapımcı ve film yönetmeni Türker İnanoğlu'nun, geçirdiği ani rahatsızlığın ardından kaldırıldığı hastanede yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybettiğini bildirdi. Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti: "Sanat dünyamızın ünlü isimlerinden yapımcı ve film yönetmeni Türker İnanoğlu, geçirdiği ani rahatsızlığın ardından kaldırıldığı hastanede yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Sevenleri olarak acımız büyük." ### Paşabahçe mağazası Atatürk Kültür Merkezi’nde Paşabahçe Mağazaları, İstanbul’daki en yeni mağazasını şehrin sanatla buluştuğu Atatürk Kültür Merkezi’nde hizmete açtı. Ev ve yaşam alanları için sunduğu fikir ve önerilerle hayatı güzelleştiren Paşabahçe Mağazaları, “Kültürün Kalbinde, Sanatın İzinde” diyerek cam ustalarının yüzde yüz el imalatı olarak ürettiği tasarım ürünleri ve sınırlı sayıda üretilen butik koleksiyon ürünlerinin yer aldığı mağaza konsepti, modern mimarisi ve dikkat çekici detaylarıyla İstanbul’un en önemli kültür ve sanat merkezinde müşterileri ile buluşuyor. 02.04.2024 – Paşabahçe Mağazaları, yeni mağazasını Atatürk Kültür Merkezi (AKM)’nde açtı. "Kültürün Kalbinde, Sanatın İzinde, Paşabahçe Mağazaları AKM’de!” sloganıyla yola çıkan Paşabahçe Mağazaları, AKM’nin canlı ve dinamik ortamında müşterilerini ağırlayacak. Paşabahçe Mağazaları AKM,  sınırlı sayıda üretilen “Geleceğin Kültür Mirası” butik ürünleri, yüzde yüz el imalatı cam ürünler ve önde gelen tasarımcıların özgün tasarımlarının bir araya geleceği mağaza konsepti ile diğer Paşabahçe Mağazaları’ndan farklılaşıyor. Yeni mağaza; modern uyarlamalarıyla tarihe, sanata ilgi duyan ve özel deneyimler arayan müşterilerini İstanbul'un kalbinde, sanat ve kültürün kesişim noktasında buluşmaya davet ediyor. Müşterilerini Paşabahçe Mağazaları’nın butik koleksiyonları arasında tarihsel bir yolculuğa çıkaracak;  AKM’nin içerisinde yer alan Kültür Sokağı’ndaki bu yeni mağaza, Paşabahçe Mağazaları’nın ürün çeşitliliği ve kalitesini, sanat ve kültürle iç içe bir atmosferde sunacak. Sanat ve kültürle dolu farklı bir mağazacılık deneyimi yaşamak isteyenler Atatürk Kültür Merkezi’nde Pazartesi günleri hariç 11:00-19:30 saatleri arasında Paşabahçe Mağazaları’nı ziyaret edebilirler. ### Sanatçı Tülin Kaynak’tan depremzedelere anlamlı destek! Sanatçı Tülin Kaynak, Erenköy Rotary kulübü ile birlikte anlamlı bir projeye imza attı. Deprem bölgelerinde, ‘Sanat Atölyeleri Projesi’ni hayata geçiren Erenköy Rotary, Tülin Kaynak’ın destekleriyle iki eğitim yapısı içerisinde sanat atölyeleri açtı. Atölyelerin işlevi hakkında şu ifadelere yer verildi: “Bu atölyeler içerisinde, öğrencilerin resim yapabilecekleri şövaleler, çeşitli boya ve fırça setleri, maket & model deskleri, eğitim kitapları ve kırtasiye emtiası gibi gayet zengin bir içerik bulunmakta… Olağan hatta öne çıkan bir eğitim kurumu atölyesinden sıyrılır derecede nitelikli bir tanzim ile küçük sanatçılarımız Sevgili Tülin Kaynak’ın yarattığı bu anlamlı destek sayesinde faaliyetlerine ve eğitimlerine devam edebilmekteler. Hatta boyama yaptıkları ilk resimlerini ve kanvaslarını da İstanbul’ a getirip yine kendileri faydasına bir müzayede ile satışa çıkarma düşüncemiz var.” ### Decollage Art Space nisan etkinlikleri İstanbul Anadolu yakasında kültür sanat alanında önemli etkinliklere imza atan Decollage Art Space'nin programı nisan ayında da dopdolu. Birçok atölye çalışması ve etkinliği hayata geçirmeye hazırlanan Decollage Art Space'nin program detayları şöyle: TREPLEV 5 – 6 – 16 – 23 – 30 Nisan: 20:30 3 Kat, 3 Part, 90 dakika. Aşk, ya bir zamanlar muazzam büyük olan bir şeyin büzülüp ufalmış bir kalıntısıdır ya da gelecekte gelişip muazzam büyük bir şeye dönüşecek bir şeyin bir parçasıdır. Ama içinde bulunduğu zamanda tatmin edici değildir. İnsanın beklentisinin çok azını karşılar. Olay, Sorin’in göl evinde, Rusya’da, aynı zamanda Decollage Art Space'in üç katında geçer. Seyirciler üç katı da dolaşarak Treplev'in hikayesine ortak olurlar. "Bu sondan başlayan bir hikâye. Sonunu bildiğimiz bir hikâye. Neyin beni oraya getirdiğiyle hiç ama hiç ilgilenmiyorum neden biliyor musunuz? Çünkü ölüler neden öldükleriyle ilgilenmezler. Ölü ölüdür diri de diri." ••• TREPLEV (Anton Çehov’un Martı oyunundan uyarlanmıştır.) Yapım: Decollage Art Space Uygulayıcı Yapımcı: Melisa Zeynep Şahin Tasarım, Uyarlama & Metin: Başak Kıvılcım Ertanoğlu & Ümit Erlim Yönetmen: Başak Kıvılcım Ertanoğlu Oyuncular: Ümit Erlim, Başak Kıvılcım Ertanoğlu Müzik, Ses, A.I. Tasarım & Uygulama: İdil Acim Hareket Tasarım: Aslı Melisa Uzun Dekor Tasarım & Uygulama: Melisa Zeynep Şahin Sahne Amiri & Işık Uygulama: Eray Uygun Reji Asistanları: Aslı Kaplan, Seval İnan Grafik Tasarım: Elizabet Değer Melis Arslan ile Heykel Atölyesi 1 – 8 – 15 – 22 – 29 Nisan Pazartesi: 12:00-15:00 3 – 10 – 17 – 24 Nisan Çarşamba: 19:00-22:00 Decollage Art Space, Melis Arslan önderliğinde düzenlenen Heykel Atölyesi'ne davet ediyor. İnsan vücudunun detaylarından Antik Yunan esintilerine kadar heykel sanatının tüm yönleriyle tanışma fırsatı sizleri bekliyor. Bu atölye, sanatın her seviyesinden meraklısına kapılarını açıyor ve üç saatlik oturumlar boyunca, her bir katılımcıya heykel yapımının püf noktalarını öğretiyor. Aylık veya günlük kayıt seçenekleriyle esnek katılım sağlayabilir, gündüz ya da akşam gruplarına dahil olarak heykelcilik yeteneklerinizi keşfedebilirsiniz. Maria Hamalainen ile Sıfırdan Piyanoya 1 – 8 – 15 – 22 Nisan Pazartesi: 17:00-18:00 1 – 8 – 15 – 22 Nisan Pazartesi: 18:00-19:00 Maria Hamalainen'in rehberliğinde gerçekleşecek "Sıfırdan Piyanoya" atölyesi, müzik tutkunlarını piyano dünyasına adım atmaya davet ediyor. Atölye, katılımcılara müzik notalarını doğru okumanın inceliklerini öğrenme, piyano tekniğinin temel prensipleri ve ergonomisi üzerine detaylı bir yolculuk, virtüözlük becerilerini geliştirme imkânı sunacak. Maria Hamalainen, piyano parçalarını çalışmak, doğaçlama yapmak ve müzik teorisi, müzik tarihi ile analizi içeren derslerle katılımcılara kapsamlı bir müzik deneyimi yaşatacak. Ayrıca, performansa hazırlanma sürecindeki püf noktaları da atölyenin odak noktalarından biri olacak. Mira Argun ile Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı Atölyesi 4 – 11 – 18 – 25 Nisan Perşembe: 19:00-21:00 Decollage Art Space'te, Mira Argun'un uzmanlığıyla Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı Semineri sizleri bekliyor. 4, 11, 18 ve 25 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek bu özel seminer serisinde, akıllı telefonlarınızın kamerasını sanatınızın tuvali olarak kullanmayı öğreneceksiniz. 4 haftalık serüvenin ilk oturumunda Mira Argun, teknik bilgileri aktaracak. İkinci oturumunda pozlama ve kamera ayarları anlatılırken, üçüncü oturumda "Görsel Tasarıma Giriş, Styling, Işık Yönetimi ve Stilllife" konuları işlenecek. Dördünce ve son oturumda ise "Mobil Aplikasyon ile Temel Seviye Fotoğraf Düzenleme"yi konuşacak ve öğreneceğiz. Her bir katılımcının bilgi seviyesine uygun olarak uyarlanabilecek bu atölyelerde, fotoğrafçılık sanatının sınırlarını zorlayacaksınız. Her oturumda, fotoğrafçılıkta estetiği yakalamanın yollarını keşfederken, pratik bilgilerle donatılacaksınız. Akıllı telefonunuzla göz alıcı fotoğraflar çekmek ve görsel hikayeler anlatmak artık parmaklarınızın ucunda. Decollage Art Space'teki bu seminerle, günlük anları ölümsüzleştirmek için ihtiyacınız olan her şeyi öğrenmeye hazır olun. * 4 haftalık kayıtların alınan tarihten itibaren en fazla 6 hafta içinde kullanılması gerekmektedir. 6 haftayı aşan süre zarfında telafi dersi yapılamamaktadır. Disstoril Havayolları – Kabare Est Ist 4 Nisan Perşembe: 20:30 Decollage Art Space, sizi alışılmadık bir yolculuğa çıkaracak: Kabare Est Ist'in müzikal/kabare gösterisi Disstoril Havayolları... Berlin'in karanlık sokaklarından Amerika'nın ışıltılı sahnelerine, Kurt Weill ve F. Hollaender'in unutulmaz eserleriyle dolu bir akşam sizleri bekliyor. Eşsiz Liedler, Aryalar ve müzikal eserler, Jacques Deval'den Maxwell Anderson'a uzanan repertuarla sahneye taşınıyor. İnsanın iç dünyasının grotesk hikâyelerini müzikal performanslarla sunan Eyüp Okumuş ve Talha Akdoğan, zengin sesleri ve etkileyici yorumlarıyla anlatıcı rolünde olacak. Piyano eşliğinde can bulacak bu müzikal yolculukta, piyanist Mehrshad Hashemi'nin usta dokunuşlarına kulak verin. İpek Demirkan ile Öz İfade: Kolaj Atölyesi 6 Nisan Cumartesi: 15:00-17:00 Decollage Art Space, sanatın dinamik sürecini deneyimlemek isteyenler için İpek Demirkan rehberliğinde özel bir kolaj atölyesi sunuyor. 6 Nisan’da gerçekleşecek bu atölye, katılımcılara kolaj sanatının temel tekniklerini öğretirken kişisel ifadelerini görsel bir dile dökme fırsatı verecek. Kendi yaratıcılığınızı keşfetmek ve sanat yoluyla ifade etmek için mükemmel bir ortam oluşturan İpek Demirkan ile "Öz İfade Kolaj Atölyesi", sanatsal becerilerinizi geliştirmenize ve özgün eserler oluşturmanıza olanak tanıyacak. Ahsen Küçükçalık ile Suluboya Atölyesi 6 – 27 Nisan Cumartesi Günleri: 11:00-14:00 Decollage Art Space, sanatseverlere muazzam bir deneyim sunmaya hazırlanıyor! Ahsen Küçükçalık'ın rehberliğinde gerçekleşecek Suluboya Atölyesi, 6 – 27 Nisan’da kapılarını aralayacak. Sınırlı sayıda kontenjanla düzenlenen bu özel atölyede katılımcılar, sanatla zihinsel keşiflerini birleştirerek sulu boya tekniğini keşfedecekler. Atölye süresince, Küçükçalık'ın önderliğinde katılımcılar, tuval üzerine renkleri ve dokuları ustaca işleyerek kendi sanat eserlerini yaratacaklar. Fatima Yıldız ile İllüstrasyon Atölyesi: Hayao Miyazaki 7 Nisan Pazar: 11:00-14:00 Decollage Art Space, sanatın ve hayallerin buluştuğu İllüstrasyon Atölyesi'ne ev sahipliği yapıyor. Yetenekli illüstratör Fatima Yıldız Erkan rehberliğinde, Hayao Miyazaki temalı bu özel illüstrasyon atölyesinde, su boyasının suyla dansını öğrenirken aynı zamanda kendiniz yaratıcı yorumunuzu tuvale yansıtacaksınız. Sinem Kaya ile Resim Atölyesi: Gustav Klimt 7 Nisan Pazar: 15:00-18:00 Akrilik Boya Atölyesi, uzman eğitmen Sinem Kaya eşliğinde gerçekleşen, her seviyeye uygun bir resim atölyesidir. Eğitmen usta sanatçıların sanatı, dönemi ve tekniği üzerine verdiği değerli bilgilerle harmanlanmış sohbeti ve rehberliği eşliğinde bu sanatçıların klasikleşmiş eserleri üzerine çalışılmaktadır. Bu atölyede, Gustav Klimt'in sanatı, dönemi ve tekniği üzerine tarihi bilgilere sahip oluyor, klasikleşmiş “Kürklü ve Şapkalı Kadın” eseri üzerinde çalışıyoruz. Sinem Kaya ile Resim ve Şarap: Gustav Klimt 19 Nisan Cuma: 19:00-22:00 Decollage Art Space, 19 Nisan’da Wine and Art atölyesiyle sanatseverlere merhaba diyor. Sinem Kaya'nın liderliğinde düzenlenecek bu özel etkinlikte, Gustav Klimt'in ünlü "The Kiss" tablosundan ilham alarak kendi eserinizi yaratma fırsatı yakalayacaksınız. Sinem Kaya ile Çocuk Resim Atölyesi: Pablo Picasso 20 Nisan Cumartesi: 12:00-14:00 Decollage Art Space, çocuk sanatseverler için renklerin ve şekillerin dünyasına yolculuk vaat ediyor. 20 Nisan Cumartesi günü, çocuklar için düzenlediğimiz Sinem Kaya'nın rehberliğindeki Akrilik Resim Atölyesi'ne sizleri ve yaratıcı ruhları bekliyoruz. 9-17 yaş arası sanat tutkunları için özel olarak hazırlanan bu atölyede, Pablo Picasso'nun ünlü "Güvercinli Çocuk" eserine kendi yorumunuzu katabileceğiniz bir fırsat sunuyoruz. Picasso'nun sanatsal izinden giderek kendi akrilik tablolarınızı yaratma şansını yakalayın. Başak Ertanoğlu & Ümit Erlim – Tiyatro 101: Konservatuvara Hazırlık 20 Nisan – 8 Haziran Cumartesi Günleri: 11:00-14:00 Gençler İçin Oyunculuk ve Konservatuvara Hazırlık Sınıfı (13-19 Yaş) Kendinizi rahatça ifade etmek, aynı zamanda oyunculuk becerilerinizi bir üst seviyeye taşımak isteyen genç bir oyuncu adayı mısınız? Oyunculuk mesleğine merak duyan gençler için özel olarak tasarlanmış 8 haftalık bütünlüklü bir program olan Tiyatro 101'e bekleniyorsunuz. Kadir Has Üniversitesi Film ve Drama Yüksek Lisans mezunu ödüllü oyuncu Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Londra Üniversitesi Goldmsiths Koleji Performans & Tiyatro Yüksek Lisans mezunu, İstanbul Üniversitesi Dramaturji bölümünde doktora çalışmasına devam eden Ümit Erlim eğitmenliğinde gerçekleşecek TİYATRO 101, oyunculuk sanatını keşfedeceğiniz ve potansiyelinizin farkına varacağınız dinamik, destekleyici bir alan sunuyor. Derin Çopur 21 Nisan Pazar: 20:00 14 yaşındaki piyano virtüözü Derin Çopur, 21 Nisan’da Decollage Art Space sahnesinde sizlerle buluşuyor. Genç sanatçı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na özel bu konserde, Bach'tan Chopin'e, Mozart'tan Liszt'e uzanan geniş bir yelpazede seçilmiş eserlerle dinleyicilere müzik dolu bir yolculuk sunacak. Derin’in dinamik yorumuyla can bulacak eserlere öğretmeni Doç. Elif Gökçe Türkili eşlik edecek. Müzikseverlerin ruhunu okşayacak bu özel günde Derin Çopur’u dinlemek ve çocukların da sanata olan ilgisini güçlendirmek için sizleri Decollage Art Space’e davet ediyoruz. Cem Fırat ile Miksoloji ve Tadım Atölyesi 24 Nisan Çarşamba: 19:00-22:00 Decollage Art Space, Cem Fırat'ın liderliğindeki Mixoloji ve Kokteyl Atölyesi'ne ev sahipliği yaparak, damak tadınıza hitap edecek bir deneyim sunuyor. Cem Fırat'ın rehberliğinde Verde kokteylinin domatesli pestolu Burrata dilimleri ile nasıl bir uyum yakaladığını keşfedeceksiniz. Ayrıca, Cem Fırat'ın özel olarak hazırladığı cin ve mürver çiçeği aromalı Spring’s Bloom kokteylinin yanında servis edilen özel çikolata parçalarıyla tat profiliniz genişleyecek. Elif Ünlüataer ile Tango 101: Arjantin Tangosuna Başlangıç 24 Nisan – 12 Haziran Çarşamba Günleri: 20:00-21:30 Decollage Art Space, Arjantin tangosunun ritmini şehre getiriyor. Elif Ünlüataer liderliğindeki sekiz haftalık Tango 101 kursunda, bu zarif dansın temel adımlarını öğrenme şansı sizleri bekliyor. Başlangıç seviyesindeki bu eğitimle, Arjantin tangosunun dinamiklerini keşfederken, aynı zamanda dansın estetik ve ifade biçimleri üzerine de bilgi sahibi olacaksınız. Atölye, tangonun duygusal derinliğine ve teknik becerilerine odaklanıyor. Flapper Swing 26 Nisan Cuma: 20:30 26 Nisan Cuma gecesi, Decollage Art Space’te caz severleri unutulmaz bir yolculuğa çıkaracak olan Flapper Swing, 1920'ler ve 1930'ların büyüleyici caz atmosferini yaşatacak. Django Reinhardt ve Sydney Bechet'in etkileyici eserlerinden ilham alarak Gypsy Swing'in ritimlerini canlandıran bu grup, iki manouche gitar, saksafon, kontrbas ve vokal ile sahneyi dolduracak. Görsel ve işitsel bir şenlik vaat eden Flapper Swing, Decollage Art Space'de sizlere cazın altın çağını yeniden yaşatmak için hazır. Bu eşsiz deneyimi yaşamak için Decollage Art Space'teki bu özel geceye katılın! Işıl Yücesoy ile Zamansız Şarkılar 27 Nisan Cumartesi: 20:30 Efsanevi oyuncu Işıl Yücesoy, içinizi ısıtacak şarkılarıve güzel sohbetiyle Decollage Art Space’e konuk oluyor. “İçmeden Sarhoş”tan “Ya Seninle Ya Sensiz”e, “İspanyol Meyhanesi”nden “Anlamazdın” a; Işıl Yücesoy’un şarkıları arasında anlattığı anılarıyla özel bir akşam sizleri bekliyor. 9 Mart Cumartesi akşamı İstanbul’un gözde mekanlarından Suadiye'deki Decollage Art Space’te, piyanist Berkan Kaya yönetiminde ve gitarist Alper Kargın eşliğinde gerçekleşecek akustik konserde Işıl Yücesoy’un özel parçalarına tanık olmak için buluşalım. Aysun Toksöz ile Mozaik Atölyesi 28 Nisan Pazar: 12:00-15:00 Dünyanın en eski sanatlarından biri olan mozaik sanatının temel tekniklerini ve tarihi önemini öğreneceğimiz Aysun Toksöz ile Mozaik Atölyesi Decollage Art Space'te. Mozaik Atölyesi, renk uyumu ve renk analizini öğrenmemizi sağlar. Hangi rengin hangi renkle uyumlu olduğunu görebilecek bir göze sahip olmamıza yardımcı olur. Atölye çalışması sırasında eğitmenimiz Aysun Toksöz, mozaik sanatı hakkında çeşitli bilgiler vererek yaşadığımız toprağın tarihine bizleri yakınlaştıracak. Atölyemize katılmak için daha önce eğitim almanıza gerek yoktur. Gelin, bir sanat eseri üretmenin keyfini hep birlikte çıkaralım. Mira Argun ile Üç Kadrajda Keşfet 28 Nisan Pazar: 14:00-16:00 Mira Argun ile Üç Kadrajda Keşfet, Decollage Art Space'te! Decollage Art Space, fotoğrafçılık sanatını keşfetmek isteyen herkesi Mira Argun'un rehberliğindeki "Üç Kadrajda Keşfet" atölyesine davet ediyor. İnteraktif atölyede, farklı ışık ve kompozisyon tekniklerini uygulamalı olarak öğrenme fırsatı bulacak, üç farklı istasyonda çeşitli fotoğraf türlerini deneyimleyerek kendi üslubunuzu geliştireceksiniz. Mira Argun, her bir katılımcının bireysel ilgi ve becerilerine göre özel olarak rehberlik edecek. Fzt. Diğdem Cebeci ile Mat Pilates Pazartesi ve Perşembe Günleri: 12:00-13:00 Decollage Art Space'te, sağlık ve sanatı birleştiren yeni bir pilates serisine davetlisiniz. Her hafta pazartesi ve perşembe günleri düzenlenecek seanslarımız, bedeninizi ve zihninizi güçlendirmeye yönelik bilinçli hareketler üzerine kuruludur ve tüm malzemeler tarafımızdan sağlanmaktadır. Bu seanslar sadece fiziksel esnekliği ve gücü artırmakla kalmayacak, aynı zamanda sizlere rahatlama ve yenilenme fırsatı da sunacak. Eğitmenimiz, alanında uzman bir fizyoterapist olup, her seviyeden katılımcıya uyarlanabilen programlar sunmaktadır. Aynı zamanda sizleri, VKoffee’de hazırlanan eşsiz bitki çayı ikramımızla serinletmek için bekliyoruz. * 1 defaya mahsus tanışma dersi için bizimle iletişime geçiniz. * 4 haftalık kayıtların alınan tarihten itibaren en fazla 6 hafta içinde kullanılması gerekmektedir. 6 haftayı aşan süre zarfında telafi dersi yapılamamaktadır. Sinem Kaya ile Yağlı Boya Resim Atölyesi Salı Günleri: 12:00-15:00 Perşembe Günleri: 19:00-22:00 Temel yağlıboya eğitimi ile başlayarak, her katılımcıya uygun programlarla ilerleyecek atölyede, katılımcıların bireysel ihtiyaç ve eğilimlerine uygun bir biçimde çalışmalar yapılacak, sanat tarihi eğitimiyle katılımcıların bakış açısı genişletilecektir. Atölye 4 haftadan oluşmaktadır. Malzeme listesi atölye öncesinde katılımcılarla paylaşılacaktır. Practico Techo – Elif Ünlüataer ile Tango Pratiği Pazar Günleri: 15:00-19:00 Dansın ritmiyle haftanızı canlandırmaya ne dersiniz? Decollage Art Space'te, Elif Ünlüataer’in deneyimli rehberliğiyle gerçekleştirilecek "Practica Techo" Tango pratiğimiz, her pazar günü tango tutkunlarını bir araya getiriyor. Tangoya gönül verenleri ağırlayan bu atölye, pratik yapmanın ve öğrenmenin en doğal ortamını sunuyor. Tango tutkunları için eşsiz bir fırsat olan bu etkinlik, Arjantin tango müziğinin ritimleriyle sizi dansın büyüsüne davet ediyor. Detaylı bilgi ve etkinlik talepleri için lütfen iletişime geçiniz: Burcu Dimili burcudimili@gmail.com +90 (554) 458 33 13 Ziyaret Saatleri: Her gün: 10:00 – 18:00 Adres: Suadiye Mahallesi, Müzeyyen Sokak, No:4/1, 34740, Kadıköy/İstanbul İletişim: +90 (532) 363 09 89 info@decollageartspace.com www.decollageartspace.com Ulaşım: Marmaray ulaşımı için Suadiye İstasyonu’nu, İETT ulaşımı için ise Tan Sokak Otobüs Durağı’nı kullanabilirsiniz. Araçla gelenler için Decollage Art Space önünde İSPARK park imkânı bulunmaktadır. ### "Carmen" operası AKM'de sanatseverlerle buluşacak İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB); 3, 6, 13 ve 18 Nisan'da Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) "Carmen" operasını sahneleyecek. İDOB'dan yapılan açıklamaya göre, Fransız besteci Georges Bizet'nin bestelediği eserin librettosu, Prosper Merimee'nin aynı isimli kısa romanından yola çıkılarak Ludovic Halevy ve Henri Meilhac tarafından kaleme alındı. Dünya genelinde en çok sahnelenen ve seçkin opera eserlerinden biri olan Carmen, 1875'te Paris'te ilk sahnelendiğinde sert eleştirilere maruz kaldı. Bizet'nin ölümünden sonra ise başarı yakalayarak dünya çapında ün kazandı. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini’nin sahneye koyduğu eserde "Carmen"i Aylin Ateş, Nesrin Gönüldağ; "Don Jose"yi Ali Murat Erengül, Efe Kışlalı; "Escamillo"yu Caner Akgün, Murat Güney; "Micaela"yı Dilruba Bilgi, Ayten Telek, Hande Soner Ürben; "Zuniga"yı Göktuğ Alpaşar, Erdem Sakarya; "Morales"i Şahin Dedemen, Emrah Erdem Gedik, Ufuk Karakoç; "Frasquita"yı Sevim Ateş, Anna Sirel Etyemez; "Mercedes"i Ceren Şahin, Elif Tuğba Tekışık; "Le Dancaire"yı Cengiz Arslan, Alp Köksal; "Le Remendado"yu ise Berk Dalkılıç ve Çağrı Köktekin dönüşümlü olarak yorumlayacak. Eserde, İDOB Orkestrası'nı İbrahim Yazıcı ve Zdravko Lazarov dönüşümlü yönetecek. Dekor tasarımı Zeki Sarayoğlu'na, kostüm tasarımı Ayşegül Alev ve Gizem Betil'e, koreografisi Ayşem Sunal Savaşkurt'a, ışık tasarımı Giovanni Pirandello'ya ve dramaturjisi Ravivaddhana Monipong Sisowath'a ait olan eserin koro şefliğini Paolo Villa üstleniyor. Çocuk korosunun yönetimini de şef Sercan Gazeroğlu ile Gizem Berrak Taş Güzeloğlu gerçekleştirecek. İspanya'nın Sevilla şehrinde 1830'lu yıllarda geçen eserin konusu şöyle: Bir tütün fabrikasında işçi olarak çalışan çingene genç kız Carmen, asker Don Jose'den çok etkilenir ve onu cezbederek ait olduğu saygın hayattan koparıp, kendisiyle beraber dağlarda yaşamaya ikna eder. Ancak bir süre sonra Carmen'in aşkı biter ve hayatına yeni biri girer. Don Jose ise sevdiği kadını kolayca bırakmaya hiç niyetli değildir. ### 27. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Ankara'da Düzenleniyor Ankara'da heyecan dolu bir buluşma için geri sayım başladı! Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 27. yılında 9-16 Mayıs tarihleri arasında kapılarını sinemaseverlere açacak. Kadın sinemacıların emeğini görünür kılmak adına 26 yıldır düzenlenen festivalin bu yılki teması "Daha Fazlası, Daha Azı Değil: Sen Uçuşu Hatırla" olarak belirlendi. Filmlere bu sene başkentin en eski sinemalarından olan ve 1 yıl önce yeniden açılan "Kavaklıdere Sineması" yeni adıyla "Kült Kavaklıdere" ev sahipliği yapacak. Kült Kavaklıdere'de gösterilecek festivalin film seçkisi ve programı ise yakın zamanda açıklanacak. Ödüllerin sahipleri belli oldu Festival kapsamında her yıl sinemadaki kadın emeğini görünür kılmak ve yeni kuşak kadın sinemacıları teşvik etmek hedefiyle kadın sinemacılar ödüllendiriliyor. Festivalin bu yılki Onur Ödülü oyuncu Hatice Aslan'a, Bilge Olgaç Başarı Ödülleri oyuncu Tülin Özen, yönetmen Ayşe Polat ile yapımcı Nida Karabol'a, Genç Cadı Ödülü ise oyuncu Deniz İlhan'a verilecek. Ödüller, 9 Mayıs akşamı düzenlenecek açılış töreninde sahiplerine takdim edilecek. ### İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Nisan Takvimi Belli Oldu! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Nisan ayında 33 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Nisan ayında tiyatroseverleri Shakespeare’den Molière’e, Suat Derviş’ten Savaş Dinçel’e klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. Bu ay; Fosforlu Cevriye, Oscar, Zehir, Uçurtmanın Kuyruğu, Öldün, Duydun mu?, Komik Para, Tartuffe, Sivrisinekler, Yaftalı Tabut, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi, Godot Geldi, Cadı Kazanı, Hamlet, İfigenya, Maviydi Bisikletim, Kuğunun Şarkısı, Çingene Boksör, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi, Bir Halk Düşmanı, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Ben Medea Değilim, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Geçit, Yatak Odası Komedisi, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Çöpsüz Dünya, Herkes Sihirbaz Olacak, Rüya, Fındıkkıran, Benim Küçük Yıldızım, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Masal, Bir Gece Masalı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Vakitlerden Bir Vakit (Meddah Hikâyesi) Eski İstanbul’da, aynı mahallenin insanları olan fakat birbirinden hiç haz etmeyen Ahmet ve Namık’ın karşılaşması sonrası yaşanan komik olaylar naklediliyor. Hiçbir konuda anlaşamayan, tamamen farklı tabiata sahip iki kişi üzerinden ortak değerlerde buluşup kardeşçe yaşamanın güzelliği işleniyor. Tarık Şerbetçioğlu’nun yazıp yönettiği hikâyede Tarık Şerbetçioğlu rol alıyor. Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. Ödüllü (Ortaoyunu) Kavuklu bu sefer bekârdır ve yine işsizdir. Pişekâr’la yıllar sonra karşılarlar, hal hatır sorulduktan sonra Kavuklu Pişekâr’dan kendisine bir iş bulmasını ister. Pişekâr da varlıklı bir aile dostunun yakın zamanda vefat ettiğini, bekar bir kızı olduğunu ve o kızın bileğini büken erkekle evleneceğini vaat ettiğini söyler. Hikâye bu ya kızın kolunda efsunlu bir pazuband vardır. Kavuklu hemen niyetini ortaya koyar. Kız ile buluşturulur, kız ile kavuklu birbirine vurulur, hemen bilek güreşine tutuşurlar derken herkesin bileğini büken kız kavukluya yenilir. Anne bu durumdan pek hoşnut olmaz. Kız da kavuklunun kendisi için mücadele edip etmeyeceğini ölçmek için pehlivanlarla güreş yapmasını ister. Bu güreş için bir para ödülü konulur. Pişekâr ünlü pehlivanlara mektup yazar ve sırayla pehlivanlar gelmeye başlar; kavuklu sevdiği kıza, pehlivanlar da para ödülüne kavuşmak için güreşe tutuşurlar. Arnavut, Yahudi, Acem, Laz, Kayserili, Matiz gelir ve bizim Kavuklu hepsini tesadüfen! tuşa getirerek yener. Peki, âşıklar kavuşur mu, pehlivanlar para ödülünü nasıl alır? Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burhan Yeşilyurt, Cihan Kurtaran, Çağlar Ozan Aksu, Gülsüm Alkan, Murat Üzen, Özgür Dağ, Seda Yılmaz, Serkan Bacak, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 1 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahnesi’nde, 2 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. Oyun biletleri, ortaoyunu ve meddah hikâyesinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. Nisan 2024 Programı FOSFORLU CEVRİYE Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor. Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… “Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle… Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. OSCAR Christian Jacqueline'e aşıktır, Colette ise Oscar'a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard'dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard'a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir. Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. UÇURTMANIN KUYRUĞU Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ÖLDÜN, DUYDUN MU? İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. KOMİK PARA Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. TARTUFFE Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz. Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. SİVRİSİNEKLER Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 3-6 Nisan, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ 1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. GODOT GELDİ "Godot Geldi", İrlandalı yazar Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" adlı yapıtının ardından ve ona bir "gönderme" olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatović'in kaleme aldığı bir oyundur… "Olay" bir bataklıkta geçer. Becket'in oyununda; Godot beklenilir… Bulatović'in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir… Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatović, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekânın yapısını değişime uğratarak, daha çok "simge"lere yönelmiştir… Beckett'te de, Bulatović'te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir… İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir "gelen"in, kesinlikle tanımlanmış bir "giden"e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz "Godot Geldi" için… Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. CADI KAZANI Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor. Arthur Miller‘ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. HAMLET Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor. William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde. İFİGENYA Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Yağmur Topçu, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. MAVİYDİ BİSİKLETİM İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir'e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950'lerin İzmir'inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 20 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. KUĞUNUN ŞARKISI Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz. Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor. Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ÇİNGENE BOKSÖR 1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahkûm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü… Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13 Nisan 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. BİR HALK DÜŞMANI Kentin yegâne gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor. Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. BEN MEDEA DEĞİLİM “Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikâyesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 17-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO) Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır. Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. YATAK ODASI KOMEDİSİ Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikâyesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikâyesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 24-27 Nisan 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş) İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgârın yönünün değiştiği günlerden bir gün; umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar. Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları’’ gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. FINDIKKIRAN (7+ Yaş) Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde. BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş) Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar. Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 7 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. MASAL (5+Yaş) Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor. Oyun, 7, 14 Nisan 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. BİR GECE MASALI (5+ Yaş) Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 14 Nisan 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ### "11. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali" 16-26 Mayıs'ta Ayla Algan anısına yapılacak 11. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali, 16-26 Mayıs'ta, Ayla Algan anısına Frankfurt Gallus Theater'da gerçekleştirilecek. Tiyatro Frankfurt'tan yapılan açıklamaya göre, Algan'ın yad edileceği 16 Mayıs'taki etkinliğin yanı sıra hayatını anlatan özel bir sergi de ziyaretçilerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye'nin Frankfurt Başkonsolosluğu, Frankfurt Büyükşehir Belediyesi, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı, Ziraat Bankası, Türk Hava Yolları ve Altındal Grubu'nun desteğiyle hayata geçirilecek festival Frankfurt başkonsolosu Erdem Tunçer ile Frankfurt Kent Konseyi Başkanı Hilime Arslaner'in himayesinde yapılacak. Tiyatro Frankfurt'un 20. yılını kutlayacağı etkinlikte, 10 oyunun yanı sıra fuaye sohbetleri, atölye çalışmaları, çocuk oyunları, söyleşiler ve paneller yapılacak. Sahnelenecek oyunların büyük bir çoğunluğu Türkçe dilinde ve Almanca üst yazı ile sunulacak. "20 yılda 100'ün üzerinde Türkçe oyunu tiyatroseverlerle buluşturduk" Açıklamada görüşlerine yer verilen Festival Başkanı ve Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu, bu yılki festivali Tiyatro Frankfurt’un onursal başkanlığını yapan ve ömrünü tiyatroya adayan Algan'a ithaf ettiklerini belirterek, "Ayla Algan‘ın bize bıraktığı kültürü, tiyatro adabını onu yaşatarak devam ettireceğiz. Bu festivaller, toplumların kaynaşmasını sağlayarak, değerlerimizi ve Türk dilini, kültürünü, sanatını buralarda yaşama ve yaşatma adına çok önemli bir rol oynamaktadır." ifadelerini kullandı. Kellecioğlu, Türk tiyatrosunun tanıtılmasının önemine işaret ederek, şunları kaydetti: "Ayla Algan'ın dediği gibi, 'Dünyaya tiyatromuzu tanıtmamız çok mühim'. Türk edebiyatının varlığı yurt dışında yok sayılırken, Türk yazarların dünyada ödül almasıyla bu durumun tersine döndüğünü, bu başarıda tiyatronun payı olduğunu belirtmişti. Tiyatro, insanın kendisiyle ve yaşadıklarıyla yüzleştiği, düşündüğü ve hissettiği bir aynadır. Bu ayna önümüze koyduğu gerçeklerle bizi besler, biz de onunla büyürüz. Türk tiyatrosu ile bu festivallerle büyümeye, toplumun güzeli doğruyu bulması konusunda ilerlemeyi sürdürmek istiyoruz. 20 yıldır her türlü güçlüğe rağmen Frankfurt‘ta Türk tiyatrosunu yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyoruz. Bu 20 yılda 100'ün üzerinde Türkçe oyunu tiyatroseverlerle buluşturduk, Türk tiyatrosundan yeni oyunları izleyicilerle buluşturma çabamızı artıracağız. 11. festivalde de hayatı paylaşmak için Türkçe ve Almanca bilen tüm milletten insanların festivalde buluşmasını sağlayacak olmanın gururunu ve heyecanını yaşıyoruz. Tüm Avrupalıları festivalimize bekliyoruz." Etkinlik kapsamında 16 Mayıs'ta Çiğdem Spickermann "Boşluk ve Kadın", 17 Mayıs'ta İzmir Devlet Tiyatrosu "Fareler ve İnsanlar", 18 Mayıs'ta Ankara Devlet Tiyatrosu "Gidio'nun Düğümü", 19 Mayıs'ta Antalya Devlet Tiyatrosu çocuk oyunu "Masal Treni", Tiyatro Hemhal "Sevgili Arsız Ölüm-Dirmit", 20-21 Mayıs'ta TiyatrOps "Şakşakçılar", 24 Mayıs'ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları "Sivrisinekler", 25 Mayıs'ta Tiyatro Dan "10 Yıl Sonra", 26 Mayıs'ta Tiyatro Siyah Beyaz ve Renkli "Fanatik" adlı eserleri sahneleyecek. Festivale ilişkin detaylı bilgi ve etkinlik programı www.tiyatrofrankfurt.com adresinden alınabilir. ### Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi'ne MUSE Awards'tan iki ödül Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesinin marka kimliği ve restorasyon alanları için üretilen projeler, MUSE Awards'ta altın ve gümüş ödül kazandı. Tasarım dünyasının standartlarını yükseltmek için International Awards Associate (IAA) tarafından 2015'ten bu yana verilen ve 2024 temasını "Mirasları şekillendirmek" olarak belirleyen uluslararası yarışma, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi için hazırlanan projeleri, yaratıcılık ve inovasyon açısından iki kategoride ödüle değer buldu. Sanatçıları, tasarımcıları ve yaratıcı profesyonelleri bir araya getiren Muse Yaratıcılık Ödülleri'nin "Kurumsal Kimlik-Marka Kimliği" kategorisinde, Emrah Yücel liderliğindeki "I Mean It Creative" reklam ajansı ekibinin müze için hazırladığı çalışma "Altın" ödüle layık görüldü. Mimarlık, iç mekan, ürün, peyzaj ve aydınlatma alanındaki Muse Tasarım Ödülleri'nin "Mimari Tasarım-Yeniden Doğuş Projesi" kategorisinde ise Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi tarafından restorasyonu tamamlanan tarihi Boudouy (Bodvi) Apartmanı için hazırlanan proje "Gümüş" ödülü aldı. ### "İstanbul'un Baylan'ı: 100 Yıllık Serüven" Sergisi YapıKredi Bomontiada Galeri'de Açıldı Türkiye'nin 100 yıllık serüvenine tanıklık eden Baylan Pastanesi'nin kuruluşundan bugüne kadar geçirdiği süreci anlatan "İstanbul'un Baylan'ı: 100 Yıllık Serüven" sergisi sanatseverle buluştu. YapıKredi bomontiada Galeri'de açılan sergi, işletmenin yaşadığı dönüşüm, pastacılık alanındaki yaptığı çalışmalar, İstanbul kültürüne yaptığı katkılar ve önemli tatlıların hikayelerine yer veriyor. Sergi kapsamında AA muhabirine açıklamalarda bulunan yazar ve serginin küratörü Sevecen Tunç, 1923'ten bugüne Baylan'ın geçirdiği değişim ve dönüşüme, toplumsal ve ekonomik gelişmeleri dikkati çekerek, "Bu projeye 2022 yılında başladık. Baylanlar bana ulaştı ve bir asrı aşan serüvenlerini kapsamlı bir şekilde anlatmak istediklerini söylediler. Projenin bütün süreçlerini üstlendim ve bu vesileyle Baylan'a, Baylan'la birlikte değişen, başkalaşan hayatlara tanıklık ettim." dedi. "Baylan'ın başarısının ardında büyük bir emek var" Baylan'ın tarihiyle Türkiye'nin geçirdiği sürecin paralel yönlerine vurgu yapan Tunç, "Baylan, İstanbul'un en nezih ve seçkin mekanlarının başında geliyor ama biliyoruz ki o dönemlerde başka ünlü pastaneler de var. Biz de neden Baylan kalıcı oldu, Baylan'ı başarılı yapan sırrın ne olduğunu anlamaya çalıştık. Nihayet fark ettik ki bu başarının ardında çok büyük bir emek var. Hazırladığımız kitap ve bu sergi biraz da bu başarı ve emeğin hikayesini sanatseverlere ulaştıracak." değerlendirmelerinde bulundu. Baylan'ın tarihine ışık tutan fotoğraflar, belgeler, geçmişten günümüze kullanılan mutfak ekipmanları, birbirinden farklı tasarımlardaki çikolata ve şekerleme kutuları ziyaretçilerine sunan sergi, 29 Mart'a kadar görülebilecek. ### Emrah Yücel'den "Bir Okunmayan Mesajınız Var" Yazı ressamı ve kaligrafi sanatçısı Emrah Yücel 'in yeni çalışmalarının yer aldığı "Bir Okunmayan Mesajınız Var" sergisi, DG Art Gallery & Projects'te sanatseverlerle buluştu. Küratörlüğünü Zeynep Öztürk'ün üstlendiği sergide, 29 eser sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergiye ilişkin açıklamalarda bulunan Emrah Yücel, sergideki çalışmalardan ikisini geçen yıl, geri kalanını bu yıl içinde yaptığını belirterek; "Alışılagelinen değerleri tekrar hatırlatmayı amaç edindiğimiz bir sergi. Bu sergide sevgi, barış ve birlikte var olma ihtiyacımızı, özellikle son dönemde ihtiyacımız olan bu değerler üzerine ilahi metinlerdeki hikayeleri resmetmeyi önceliyoruz" dedi. Yücel, eserlerinde genellikle dairesel formda çalıştığına değinerek, şunları ifade etti: "Orta Doğu coğrafyasında yaşamış insanlar olarak, medeniyeti de Batı'ya öğretmişiz. Tarihin başlangıç noktası olan bu yerde, maalesef tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz. Bize bugün medeniyeti, barışı, sevgiyi öğrettiğini iddia eden medeniyetler, maalesef ki barışı da sevgiyi de hoşgörüyü de birlikte yaşama duygusunu da bizden öğrenmiş. Maalesef bizim hissemize tarihin tekerrür etme kavramı düşmüş. Yine savaşlar, birbirine tahammül edememe, ayrışma gibi şeyler hissesine düşmüş Orta Doğu insanının. Bu dönme halinden oluşmuş bir çember formu, eserlerin genellikle bir çoğunu kaplıyor." "Ayetlerden, hadislerden öyle gizemli mesajlar iletiyor bize" Küratör Öztürk ise Emrah Yücel 'in yazı ressamı olduğunun altını çizerek; "Ressam değil, yazılarla, harflerle kendini ifade eden, o harfleri biçim ve formlar içine gizleyen ve parlak renkleriyle kendi ruh halini eserlerine yansıtan bir sanatçı. Ayetlerden, hadislerden öyle gizemli mesajlar iletiyor bize" değerlendirmesinde bulundu. Sergiden önce Yücel'in eserlerini atölyede bizzat görme fırsatı bulduğunu kaydeden Öztürk; "Harflerle, bize verilen o harflerin, kelimelerin içindeki mesajların renklerle ve biçimlerle bize hissettirdiği duyguları o kadar iyi yaşadım ki atölyesinde, Emrah Yücel'in eserlerinin özellikle 11 ayın sultanı Ramazan ayında mutlaka burada olması gerektiğini düşündüm." diye konuştu. Emrah Yücel 'in "Hilye-i Şerif", "Kuşatma", "Yusuf'un Kuyusu" ve "Kalanlara Ninni" adlı eserlerinin de görülebileceği sergi, 5 Nisan'a kadar ziyarete açık olacak. ### Fatih Reşat Nuri Sahnesi yeniden inşa ediliyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na bağlı sahnelerden biri olan Fatih Reşat Nuri Sahnesi yeniden inşa ediliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eminönü Meydanı’nda düzenlenen bir törenle, yeniden yapımına başlanacak olan Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nin temelini attı. Temel atma törenine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel, İBB Kültür Daire Başkanı Tolga Volkan Aslan, Şehir Tiyatroları Müdürü Oytun Askeroğlu, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Emrah Özertem, Can Başak, Tankut Yıldız ve sanatçılar Zihni Göktay, Cem Karakaya, Yıldıray Şahinler, Sevil Akı, Bahtiyar Engin, Ertan Kılıç katıldılar. YENİ SAHNENİN ÖZELLİKLERİ 379 Koltuk kapasitesine sahip sahne 1771 m² inşaat alanına sahiptir. Sahnede yeni ihtiyaçları karşılayabilecek esnek meydan sahnesi kurgulanmıştır. Sahne 5 hareketli parçadan oluşmaktadır. Gerektiğinde sahne derinliği artırılabilmekte ve ihtiyaca göre ön sahne aşağı inerek orkestra çukurunu oluşturmaktadır. Sahnenin 4 tarafına yerleştirilen teleskopik tribünler açılıp katlanarak salonun esnek kullanımına olanak sağlamaktadır. Sahneler zemin kotuna indiğinde ve teleskopik tribünler katlandığında 460 m²’lik net kullanım alanı oluşmaktadır. ### Repetry ile dil öğrenme ve sosyal sorumluluk: Toplum içindeki etkinizi artırın Günümüzün birbirine bağlı dünyasında, yeni bir dil öğrenmek, kişisel zenginleşmenin ve kariyer ilerlemenin çok ötesine geçer. Farklı kültürleri anlamanın, küresel bağlantılar kurmanın ve toplumsal sorumluluğu artırmanın bir yoludur. Repetry, çevrimiçi öğrenme ve çevrimiçi eğitim alanında lider bir platform olarak, bu dönüştürücü yolculuğun ön saflarında yer alıyor. Bu makale, Repetry ile öğrenmenin sadece bireysel öğrenenlere nasıl fayda sağladığını değil, aynı zamanda topluma olumlu bir katkıda bulunduğunu keşfeder. Dil Aracılığıyla Kültürel Çeşitliliği Kucaklamak Repetry'deki dersler, sadece dil eğitimi değil, kültürel farklılıkları köprüleyen daldırıcı deneyimlerdir. Öğrenciler bir çevrimiçi kurs seçtiklerinde, kültürel anlayış ve empati dünyasına adım atarlar. Kültürel Nüansları Anlama: Dil, kültürle derinden köklenmiştir. Repetry’de İngilizce dersleri almak veya yeni bir dil öğrenmek, bireylere kendi kültürlerinden farklı pratikler, gelenekler ve perspektifler hakkında içgörüler kazandırır. Bu anlayış, giderek küreselleşen bir dünyada empati ve hoşgörüyü teşvik eder. Küresel Bağlantıları Teşvik Etme: Uluslararası işbirliğinin küresel zorlukların çözümünde anahtar olduğu bir dönemde, dil becerileri vazgeçilmezdir. Repetry gibi çevrimiçi öğrenme platformları, öğrencilere kültürler arası etkili iletişim kurma yeteneği kazandırarak uluslararası işbirliğini artırır. Profesyonel Fırsatları ve Toplumsal Etkiyi Artırma Repetry ile öğrenmek yararları, dil becerilerinin giderek daha fazla değerlendirildiği profesyonel alana uzanır. Birden fazla dil konuşma yeteneği sadece bir özgeçmiş güçlendirici değil, toplumsal etki için bir araçtır. Kariyer Ufuklarını Genişletme: Çok dilli bireyler, çeşitli sektörlerde daha geniş bir iş fırsatı yelpazesine erişir. Bu erişilebilirlik, çevre korumadan sosyal adalet girişimlerine kadar pozitif değişimi etkileyebilecek pozisyonlara yol açabilir. Kültürlerarası İletişimi Kolaylaştırma: Küresel ölçekte faaliyet gösteren kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve sosyal girişimlerde etkili iletişim hayati öneme sahiptir. Dil becerileri, profesyonellerin topluluklarla daha derinlemesine etkileşim kurmasını, ihtiyaçlarını anlamasını ve daha etkili bir şekilde savunmasını sağlar. Repetry'nin Çevrimiçi Öğrenme ve Toplumsal Sorumluluğu Teşvik Etmedeki Rolü Repetry, sadece çevrimiçi kurslar sağlamakla kalmaz, aynı zamanda öğrencileri arasında toplumsal sorumluluk duygusu da geliştirir. Kişiselleştirilmiş Öğrenme Yolculukları: Repetry'deki dersler, her öğrencinin özel ihtiyaçlarına ve hedeflerine uygun şekilde düzenlenir. Bu kişiselleştirilmiş yaklaşım, öğrencilerin sadece dil becerileri kazanmalarını değil, aynı zamanda bu becerileri toplumsal olarak etkili yollarla uygulamalarını da sağlar. Topluluk Katılımı: Repetry, kültürel değişim ve karşılıklı anlayışa adanmış bir küresel öğrenen ve eğitmen topluluğunu teşvik eder. Topluluk forumları ve etkileşimli dersler aracılığıyla, öğrenciler sosyal meseleleri tartışmaya, içgörüler paylaşmaya ve birbirlerinin deneyimlerinden öğrenmeye teşvik edilir. Dil Öğrenimi Aracılığıyla Toplumda Etkinizi Artırma için Pratik Adımlar Repetry ile yeni bir dil öğrenmek, kişisel büyümenin ötesine geçen dönüştürücü bir deneyim olabilir. Etkinizi maksimize etmek için bazı pratik adımlar: Sosyal Hedeflerinize Uygun Bir Dil Seçin: Tutkulu olduğunuz topluluklarla veya nedenlerle etkileşime girebilecek dilleri öğrenmeyi düşünün. Mültecilere yardım etmek, uluslararası kalkınma projelerine katılmak veya iklim eylemi için savunuculuk yapmak olsun, dil becerileriniz değişim için güçlü bir araç olabilir. Dil Becerilerinizi Gönüllülükte Uygulayın: Birçok kar amacı gütmeyen kuruluş ve girişim, çeviri, iletişim ve dış ilişkilerde çok dilli gönüllüler arar. Bu nedenlere destek olmak ve somut bir fark yaratmak için becerilerinizi kullanın. Öğrenme Yolculuğunuzu Paylaşın: Sosyal medyada veya bloglarda deneyimlerinizi ve dil öğreniminin topluma nasıl olumlu bir katkıda bulunduğunu paylaşarak diğerlerini ilhamlandırın. Çevrimiçi eğitim aracılığıyla Repetry'nin sizi nasıl daha olumlu bir şekilde topluma katkıda bulunmanızı sağladığını vurgulayın. Kültürel Değişim Programlarına Katılın: Başka bir kültüre kendinizi kaptırmanızı sağlayan değişim programlarına katılın. Bu deneyimler, anlayışınızı derinleştirebilir ve küresel meseleler için daha etkili bir şekilde savunuculuk yapmanızı ilham verebilir. Çevrimiçi Dil Öğreniminin Geleceği Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, çevrimiçi dil öğrenimi, kişisel ve profesyonel gelişim için daha erişilebilir ve esnek hale gelmiştir. Repetry gibi platformlar, dil öğrenme sürecini daha etkileşimli ve kişiselleştirilmiş hale getirerek, öğrenenlerin dil becerilerini hızlı ve etkili bir şekilde geliştirmelerine olanak tanır. Bu, öğrenenlere sadece yeni bir dil öğrenme fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda küresel bir toplulukla bağlantı kurma ve farklı kültürleri keşfetme imkanı da verir. Çevrimiçi dil öğreniminin geleceği, teknoloji ve eğitim arasındaki sınırları daha da aşarak, dil öğrenme deneyimini her zamankinden daha erişilebilir ve entegre hale getirmeye devam edecektir. Sonuç Dijital çağda, Repetry gibi çevrimiçi öğrenme platformları, dil eğitimini herkes için erişilebilir hale getirerek, kültürel değişim, profesyonel büyüme ve toplumsal sorumluluk için geniş fırsatlar açmıştır. Repetry ile öğrenmek, bireylerin sadece kendi hayatlarını değil, aynı zamanda daha empatik, anlayışlı ve işbirlikçi bir küresel topluluk oluşturmaya da katkıda bulunmalarını sağlar. Dil öğrenme yolculuğu, gerçekten pozitif toplumsal değişim için güçlü bir araçtır ve Repetry, bu yolculukta sizi her adımda yönlendirmeye hazırdır. Yeni bir dil öğrenmeye başlayan bir başlangıç seviyesi öğrencisi olun veya daha büyük toplumsal etki için becerilerinizi geliştirmeyi amaçlayan ileri düzey bir öğrenen olun, Repetry hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olacak araçları, kaynakları ve topluluk desteğini sunar. Repetry ile öğrenin, büyüyün ve dünyada bir fark yaratın. ### Galeri Selvin baharı yabancı sanatçılarla karşılıyor Galeri Selvin, bahar ayını yabancı sanatçıların ağırlıklı natürmort eserleriyle karşılıyor. "Batıdan Bahar Esintileri" resim sergisinde dünyaca ünlü pastel sanatçısı, portre ressamı ve natürmort konularının, figürlerin, manzaraların ve iç mekanların ressamı olan Firmin Baes'in eserleri dikkat çekiyor. Sergide yer alan sanatçılar ise şöyle: Angelina DRUMAUX (1881-1959): Çiçek natürmortlarına odaklanan Belçikalı bir ressamdı. Eserlerinde portreler, manzaralar, deniz manzaraları, natürmortlar ve her şeyden önce çiçek resimleri yer alıyor. Drumaux'nun eserleri Brüksel'de Belçika devletinin koleksiyonunda ve Liège, Gent ve Paris şehirlerin müzelerinde bulunmaktadır. Frans MORTELMANS (1865-1936): Belçikalı ressam ve gravürcü Frans Mortelmans, 1876'dan 1886'ya kadar Antwerp Victor Güzel Sanatlar Akademisi'nde Lucas Victor Schaefels ve Charles Verlat'tan eğitim aldı. Başlangıçta portreler, tarih resimleri, deniz ve yaşam sahneleri üretti, ancak daha sonra natürmortlar ve özellikle de önemli başarılar elde ettiği çiçek kompozisyonları konusunda uzmanlaştı. Johan Laurentz JENSEN (1800-1856): Danimarkalı ressam Johan Laurentz Jensen, Danimarka Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki eğitimine paralel olarak, Christoffer Wilhelm Eckersberg ve Cladius Detlev Fritzsch’in öğrencisi oldu. Çiçek düzenlemeleri genellikle hem dekoratif hem de sembolik bir değere sahipti. Danimarkalı bitkilere genellikle egzotik çiçekler ve meyveler, bazen de kuşlar eşlik ediyordu. Johannes GRENNESS (1875-1963): Johannes Grenness, Norveç'in Drammen kentinde doğdu ancak hayatının çoğunu Danimarka'da geçirdi. Münih'teyken PS Krøyer'in resim okulunda ve ayrıca Wassily Kandinsky'nin (1866-1944) yanında okudu. Bir portreci olarak oldukça kabul görüyor ancak manzaraları 'en plein air' izlenimci bir tarzda boyamaktan hoşlanıyordu. Charles PERRON (1893-1958): Carles Perron Manzara, natürmort ve nü resimleriyle tanınır. Sanatçının bir tablosunun arkasında bir galeri etiketinde şu yazı bulunmuştur Charles Perron, 1893'te Plesse'de doğdu ve manzaraları, natürmortları ve çıplaklarıyla tanınıyor. Onun hassas natürmort kompozisyonları özellikle Chardin'in tarzını ve ruhunu hatırlatıyor ve 1921'deki ikinci "Roma Grand Prix'si" de dahil olmak üzere çok sayıda ödül aldı. Societe des Artistes Francais'in üyesidir ve 1928'de hem altın hem de gümüş madalya kazanmıştır. Firmin BAES (1874-1943): Firmin Baes (1874, Saint-Josse-ten-Noode - 1943, Brüksel), Belçikalı empresyonist bir ressamdı. Dekoratif ressam Henri Baes'in oğlu Firmin Baes, portre ressamı ve natürmort konularının, figürlerin, manzaraların ve iç mekanların ressamı olarak faaliyet gösteriyordu. Jef Van DeFACKERE (1879-1946): Van de Fackere, 25 yaşında Bruges Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmen olan erken gelişmiş bir yetenekti. O, başkalarının becerilerini geliştirirken ovaların zengin sanatsal mirasına dalmış bir Akademi adamıydı. Jean RETS (1910-1998): Rets, renkler ve şekiller arasındaki oranlara odaklandı. 1956'dan itibaren yardım amaçlı çalıştı. Bu yeni yaklaşım, sanat entegrasyonu projeleriyle sonuçlandı. 1960'lı yıllarda eserlerine neonları dahil ederek optik sanatlarla ilgili sanatlar yaptı. 1990 yılında kariyerinin sonuna kadar sanatsal varsayımlarına sadık kaldı. Marcel LEPRİN (1891-1933): Farklı üslupları onun zihinsel ve maddi durumunu ifade eden üç dönemi, özellikle büyük tablolardan oluşan Marsilya dönemini ayırt edebiliriz. dekoratif duvar resimleri, Montmartre dönemi oldukça karanlık ve ticari, taşra gezileri dönemi ise daha sıcak ve daha yaratıcı. Boğa güreşi resimlerinde de resmedilmiştir. Leprin'in resimleri bugün çoğunlukla Ulusal Modern Sanat Müzesi'nde ve Paris Şehri Modern Sanat Müzesi'nde, Carnavalet Müzesi'nde, Montmartre Müzesi'nde ve Cenevre'deki Petit Palais Müzesi'nde görülebilmektedir. Emile BOUTİN (1874-1951): Émile Boutin bir mimar, ressam, gravür ve heykeltıraştır. "Batıdan Bahar Esintileri" sergisini, 21 Mart-20 Nisan 2024 tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvin 'de görebilirsiniz. ### 21. Vernice Sanat Fuarı’nda Türk sanatçıların eserleri büyük ilgi gördü 21. Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, 15-17 Mart 2024 tarihleri arasında İtalya'nın Forli şehrinde yapıldı. İtalya'da sanatçıların bağımsız olarak katılabildiği tek fuar olması bakımından çok önemli bir yere sahip olan fuarın bu yıl 21. Edisyon'u gerçekleştirildi. Ferdan Yusufi ve Gergio Bertozzi'nin yönettiği, NeoArtGallery tarafından 8. Edisyon'u yapılan EuroExpoArt, fuarın içinde uluslararası sanatçılar için ayrılmış bir bölüm olarak yer aldı. Proje yöneticiliği Günsu Saraçoğlu tarafından yürütülen “Yellow Dream Zone” isimli projede yer alan sanatçıların çalışmaları, sanat izleyicilerinin beğenisini topladı. GÜNSU SARAÇOĞLU "REBIRTH" İLE KATILDI 21. Vernice Sanat Fuarı’nda “Yellow Dream Zone” projesinde yer alan sanatçılar; Esma Kudar, Eduard Alan Bulut, Tuğba Küçükbahar, Yeşim Özyurtcu, Nerkiz Akcura, Betül Ketenci, Dilek Kırbıyıkoğlu, Dora ve Aslıhan Çiftgül, ülkemizi uluslararası sanat platformunda başarıyla temsil ettiler. Sanatçı Günsu Saraçoğlu da "ReBirth" isimli sanal galerisi ve dijital çalışmalarından oluşan video sunumu ile fuarda yer aldı. "sanat meydanı YARATARAK birçok sanatçıya yeni yollar açmayı hedefliyoruz" NeoArtGallery Kültür ve Sanat Derneği Art Direktörü Ferdan Yusufi, fuar sürecini şu sözlerle değerlendirdi: "Amacımız, İtalya'nın kültür ve ekonomi bakımından en zengin bölgesi olan Emilia Romagna'nın Forli şehrinde 'Piazza dell'Artte' (Sanat Meydanı) yaratarak birçok sanatçıya yeni yollar açıp, onları İtalyan sanatseverlerle tanıştırmaktır. Her yıl fuarın yapıldığı tarihlerde şehrin merkezinde olan San Domenico Müzesi'nde İtalya'nın en önemli sergileri açılmaktadır. İtalya ve birçok ülkeden binlerce sanatseverin bu müzeyi ziyarete gelmesi, fuarı canlı tutmaktadır. Zaman içinde İtalyan olmayan sanatçıların buradaki fuara katılımları artmıştır." AZERBAYCAN’DAN SAFRANDA ABDULLAYEVA Kalabalık bir izleyici tarafından ziyaret edilen 2024 Vernice Sanat Fuarı/EuroExpoArt, bu yıl da farklı uluslardan çok sayıda sanatçıyı ve eserlerini üç gün boyunca İtalyan sanatseverlerle buluşturdu. Fuara katılan bağımsız sanatçılar arasında, Azerbaycanlı ressam Safranda Abdullayeva da vardı. Çalışmalarını Bakü ve Dubai’de olmak üzere iki atölyede sürdüren Safranda, fuarda son çalışmaları içinde yer alan dört adet eserini sergiledi. ### Banksy, Londra'daki bir duvara püskürttüğü boyayla ortaya çıktı Ünlü sokak sanatçısı Banksy, Londra'da budanmış bir ağacın arkasındaki duvara yeşil boya püskürterek oluşturduğu duvar resmiyle yeniden ortaya çıktı. Dünyanın farklı yerlerinde yaptığı şablon tekniğinde grafitilerle tanınan ve gerçek kimliği bilinmeyen İngiliz sokak sanatçısı Banksy, Londra'nın Finsbury Park bölgesinde bir duvara püskürttüğü yeşil boyayla kendinden söz ettirdi. İngiltere medyasında yer alan habere göre Finsbury Park bölgesinde yaşayan vatandaşlar, mahalledeki bir duvarda dün sabah yeşil boya püskürtülerek oluşturulmuş bir ağaç şekli ve sprey püskürten bir insan figürüyle karşılaştı. Budanmış bir ağacın arkasına gelecek şekilde yapılmış püskürtme ve insan figürünün başta kime ait olduğu anlaşılmasa da tarzıyla Banksy'ye ait olduğu yorumları yapıldı. Yaptığı eserlerin kendisine ait olduğunu göstermek için sosyal medya hesaplarında paylaşım yapan Banksy ise öğlen saatlerinde söz konusu eserinin fotoğrafını paylaştı. Ön plandaki ağacın yeşerdiği izlenimini veren çizim hakkında sosyal medyada eserin "çevreye dikkati çektiği" yorumları yapıldı. "Bizim sokağımızı seçtiği için gurur duyuyoruz" Banksy'nin eserin kendisine ait olduğunu duyurmasıyla duvarın bulunduğu sokak ziyaretçi akınına uğradı. Eserin bulunduğu sokakta yaşayan Lidia Guerra, duvardan akan yeşil rengin doğanın yaşadığı çileyi anlattığını belirterek, "Bizim sokağımızı seçtiği için gurur duyuyoruz." dedi. Chris Beskin ise "(Banksy'nin) Uzun zaman sonra yaptığı en büyük eser. Duvara yaptığı için kolayca çalınamaz ya da silinemez." diye konuştu. Banksy, aralık ayında da Londra'nın Peckham bölgesinde de üzerinde "Stop (dur)" yazan trafik levhası üzerine üç insansız hava aracı çizimi yerleştirmiş, eserin Banksy'ye ait olduğunun ortaya çıkmasından sonra iki kişi tabelayı çalmıştı. Sosyal medya kullanıcıları, bu eserle ilgili de "ateşkes çağrısı" yorumu yapmıştı. ### Şanlıurfa'daki müzeler bir ayda 15 bin ziyaretçiyi ağırladı Şanlıurfa'da geçen yıl yaşanan sel felaketinden olumsuz etkilenen ve yapılan çalışmalar sonrası yeniden kapılarını açan Arkeoloji Müzesi ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi'ni, bir ayda 15 bin kişi ziyaret etti. Tarihi Balıklıgöl yerleşkesi yakınlarında 35 bini kapalı olmak üzere 60 bin metrekarelik alana sahip Arkeoloji Müzesi'ndeki eserler, kronolojik düzende ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla sergileniyor. Müzede, Neolitik Dönem'e ışık tutan ve "tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen Göbeklitepe ile Karahantepe gibi kentin birçok noktasında devam eden kazılarda çıkan eserler yer alıyor. Haleplibahçe Mozaik Müzesi'ndeki Amazon kadınlarının resmedildiği eşsiz mozaikler de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Yüzlerce insan ve hayvan figürünün işlendiği oyma taşlar, mezarlıklar ve kitabelerin bulunduğu müze ziyaretçilerine, Neolitik Dönem'e ait bir çok eseri görme imkanı sunuyor. "Müzeye ilgi çok fazla" Şanlıurfa Müze Müdürü Celal Uludağ, kentte 15 Mart 2023'te yaşanan sel felaketinden olumsuz etkilenen müzelerin ziyarete kapatıldığını hatırlatarak, sonrasında müzelerin onarımı için ihaleye çıkıldığını belirtti. Yapılan çalışmaların ardından müzelerin 11 ay sonra, 15 Şubat'ta yeniden ziyaretçilere kapılarını açtığını aktaran Uludağ, "Ziyarete açıldığı tarihten bu yana müzemize gerçekten de ilgi oldukça fazla. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi hem Türkiye'nin, hem de dünyanın en önemli müzeleri arasında yer alıyor. Çağdaş müzeciliğin dünyadaki en iyi örneklerinden biri. Ve Neolitik Çağ'ın en önemli eserlerine ev sahipliği yapan bir müze. Ziyaretçilerimiz müzeye geldikleri zaman, tarih öncesi çağdan başlayarak en son İslami döneme kadar tüm dönemleri, kronolojik olarak gezip görebiliyorlar." dedi. Uludağ, Taş Tepeler projesiyle müzedeki koleksiyonun sürekli zenginleştiğini ve kazılarda elde edilen yeni eserlerin de sergilendiğini söyledi. Kazılarda bulunan ve teşhire ilk kez çıkarılan gerçek boyutlu "yaban domuzu" ve "kızıl akbaba" heykelleriyle, Göbeklitepe'deki ilk insan heykelinin ziyaretçilerin dikkatini çektiğini anlatan Uludağ, "15 Şubat 2024 tarihinde müzemiz ziyarete açıldıktan sonra çok fazla ilgi oluştu. Bunun en büyük nedenlerinden biri de Taş Tepeler projelerinden çıkan eserlerin Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde teşhire çıkarılmasıydı. Bu bağlamda 15 Şubat 2024 tarihinden 15 Mart 2024 tarihine kadar bir aylık bir süre içerisinde müzemiz yaklaşık 15 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Bu rakam gerçekten bizim için çok önemli. Ve bundan sonra da ziyaretçi sayılarının artarak devam edeceğini düşünüyoruz." diye konuştu. "Herkesin gelip burayı görmesi gerekiyor" Müzeyi ziyaret eden Umut Çan, yakınlarıyla Bodrum'dan Şanlıurfa'ya geldiğini ve müzeyi gezdiklerini belirterek, "Restorasyon bölümü mezunuyum, farklı çağlara ait eserler var ve çok güzel korunmuş. İnsan figürleri beni çok etkiledi. Karahantepe'de yeni çıkan eserler çok hoşumuza gitti. Burada çok güzel bir atmosfer var, herkesin gelip burayı görmesi gerekiyor." dedi. Ziyaretçilerden Hamit Geçen ise ilk kez müzeyi ziyaret ettiği söyleyerek, eserlerin kendisini çok etkilediğini müzenin insanı geçmişe götürdüğünü söyledi. Mustafa Kocaköse de müzenin yeniden açılmasına memnun olduğunu ifade ederek, müzedeki atmosferin insanı zaman içerisinde yolculuğa çıkardığını ifade etti. ### Crypto Art Market Behavior in Response to Bitcoin Price Changes Many people wonder how Bitcoin's price changes affect the crypto art market. A key fact is that NFTs (Non-Fungible Tokens) are reshaping how we view digital art and investment. Our blog will explore these shifts, focusing on how Bitcoin's volatility influences the crypto art space. Keep reading to discover interesting insights! Key Takeaways Investor behavior greatly affects cryptocurrency prices. When many people buy Bitcoin, its price goes up. But if they sell, the price can fall quickly. The crypto art market feels the impact of Bitcoin's ups and downs. When Bitcoin does well, more people might buy digital art with NFTs. Google searches for cryptocurrencies can show us where prices might go next. More searches usually mean higher prices are coming. Algorithmic traders use fast computers to make quick trades in the crypto market, which changes how digital art values move. Emotional reactions from investors create herding behavior, making prices swing dramatically in the crypto world. This can make investing risky but also creates chances for big wins or losses. Literature Review The impact of investor behavior on cryptocurrency prices and the relationship between implied volatility and cryptocurrency returns are important topics in the literature. Furthermore, the influence of investor sentiments and attention on the cryptocurrency market, as well as spillover effects among cryptocurrencies during COVID-19, have been extensively studied. Impact of investor behavior on cryptocurrency prices Investor behavior greatly influences cryptocurrency prices. People buying or selling Bitcoin affects its price directly. High demand pushes prices up, while lots of selling can cause them to drop. This movement is similar to traditional markets but happens faster in the crypto world due to online trading and global access. Market trends in cryptocurrencies like Bitcoin are also shaped by news and investor sentiments. Positive news can lead investors to buy more, driving prices up. On the other hand, bad news can scare investors into selling their holdings, which lowers prices. These changes show how investor behavior plays a key role in cryptocurrency market fluctuations. Relationship between implied volatility and cryptocurrency returns The relationship between implied volatility and cryptocurrency returns reveals the impact of market uncertainty on investment outcomes. Implied volatility, derived from option prices, reflects investors' expectations for future price swings. Cryptocurrency returns are influenced by this measure, with higher levels of implied volatility often associated with increased risk and potential for greater price fluctuations. As a result, understanding and monitoring implied volatility can be crucial for assessing and managing the risks associated with cryptocurrency investments. Impact of investor sentiments and attention on cryptocurrency market Investor sentiments and attention significantly influence the cryptocurrency market. The rise or fall of investor confidence directly impacts price fluctuations in the crypto art market, driving investment manias and market manipulation. Furthermore, the speculation-driven NFT market is heavily influenced by investors' perceptions and expectations, making it particularly susceptible to changes in sentiment. This dynamic interaction between investor sentiments and the crypto market underlines the impact of human behavior on digital asset valuations. The attention garnered by cryptocurrencies due to their ever-evolving nature can sway market dynamics profoundly. Not only do global trends affect Bitcoin's price fluctuation but also heighten demand for digital collectibles like NFTs, showcasing how evolving investor sentiments can shape the trajectory of the entire cryptocurrency realm, especially within digital art markets. Spillover effect among cryptocurrencies during COVID-19 The COVID-19 pandemic triggered a spillover effect among cryptocurrencies, influencing their interconnected market dynamics. During this period, Bitcoin's price fluctuations significantly impacted the prices and behaviors of other cryptocurrencies such as Ethereum and Litecoin. This interdependence in performance reflects the heightened correlation and influence of external events on different digital currencies, shaping the overall crypto market landscape during the pandemic. The uncertainties brought about by COVID-19 amplified these interdependencies, further emphasizing the need for a comprehensive understanding of how external factors impact various cryptocurrencies within the global financial ecosystem. Predictability of Crypto Art Market Behavior Can trading behavior predict crypto returns? What role do algorithmic traders play? How does herding behavior impact the cryptocurrency market? Explore more. Role of trading behavior in predicting crypto returns Trading behavior plays a crucial role in predicting crypto returns. Retail traders dominate the market, impacting the predictability of crypto returns. Speculation and herding behavior further influence trading patterns, contributing to the overall market dynamics. The lack of traditional financial fundamentals in the crypto market has led to unexplained price divergence and increased volatility, making it important to analyze trading behavior for understanding and predicting potential returns. The impact of algorithmic traders, correlation between Google searches and cryptocurrency returns, as well as herding behavior's effect on the cryptocurrency market are essential areas to explore when delving into this topic. Understanding these elements can provide valuable insights for investors navigating through an ever-evolving crypto economy with its unique set of challenges and opportunities. Impact of algorithmic traders Algorithmic traders significantly impact crypto art market behavior, contributing to the predictability of crypto returns. Their use of sophisticated algorithms enables rapid execution of trades based on predefined parameters, influencing market liquidity and price discovery. This means that their actions can lead to significant price movements in the crypto art market and contribute to overall market dynamics. Algorithmic traders are increasingly becoming a dominant force in the cryptocurrency realm as they leverage advanced technology and automation to execute trading strategies with efficiency and speed. Furthermore, algorithmic traders play a pivotal role in shaping the trading landscape, particularly due to their ability to react swiftly to market changes and exploit short-term opportunities. Correlation between Google searches and cryptocurrency returns The correlation between Google searches and cryptocurrency returns has been studied extensively. Analysis indicates that increased Google searches for cryptocurrencies are associated with higher crypto returns. This relationship stems from the fact that heightened interest in cryptocurrencies often precedes price surges. Consequently, tracking Google search trends can potentially serve as an indicator of market sentiment and predict future price movements in the crypto art market, guiding investment decisions. Moving forward to "Role of speculation in precious metals futures markets", it is crucial to understand how speculation influences these markets' behavior and performance. Role of speculation in precious metals futures markets Speculation plays a significant role in precious metals futures markets. Many collectors view crypto art as a potentially lucrative investment and are actively speculating on its future value. The NFT market is being driven by speculation, with transferrable rights to digital assets such as art, music, and in-game items gaining attention as potential investments. This behavior reflects the impact of market sentiment and attention on overall market dynamics, influencing the predictability of returns and contributing to price fluctuations. Herding behavior and its impact on cryptocurrency market Herding behavior in the cryptocurrency market occurs when investors follow the actions of a larger group, leading to momentum trading. This can create exaggerated price movements and increased market volatility due to everyone reacting similarly in response to perceived trends or news. The impact is notable as herd behavior can lead to rapid and unpredictable price swings, making it challenging for individual traders and traditional investment strategies to navigate the market effectively. The impact of herding behavior on the cryptocurrency market is significant, contributing to abrupt shifts in asset prices influenced by collective sentiment rather than underlying fundamentals. Additionally, this behavior may amplify speculative bubbles and sudden downturns, posing risks for both short-term traders seeking profit opportunities and long-term investors looking for stability. Potential bubble in Bitcoin market The Bitcoin market may be experiencing a potential bubble due to dramatic price fluctuations over the years. This has impacted both investor behavior and overall market dynamics, raising concerns about the sustainability of the current valuation. The lack of traditional financial fundamentals in the crypto market is considered a critical factor contributing to this perceived risk. The relationship between the crypto art market and Bitcoin price changes further emphasizes the impact of speculative trading behavior on evolving market trends, highlighting potential vulnerabilities in both markets due to sudden shifts in investor sentiment and attention. Conclusion The predictability of crypto returns is influenced by trading behavior. The dominance of retail traders in the market impacts this predictability. Lack of traditional financial fundamentals may be a critical reason behind unexplained price divergence in the crypto market. Investor behavior in response to Bitcoin price changes affects not only the crypto art market but also overall market dynamics. Scarcity and hype are significant factors for both cryptocurrencies and contemporary art, driving their values. ### Burcu Ünlü ilk kişisel sergisine hazırlanıyor Burcu Ünlü, “Yansımalar” adlı ilk kişisel sergisiyle, 7-21 Mayıs 2024 tarihleri arasında Tarihi Hüsrev Kethüda Hamamı’nda sanatseverlerle buluşacak.  Sanatçının geçtiğimiz yıl yaptığı “Yansıma” adlı tablosuyla başlayan sergi hayali, bu hayali yansıtan 13 şehir ve 15 resme uzanıyor. İzleyicilerin kendilerinden yansımalar bulabileceği seçki, daha önce gördüklerimize farklı bir gözle bakmamız ve kendimizle karşılaşmamız için fırsat yaratırken bir yandan da aynalama efektiyle dikkat çekiyor. Moda Tasarımı eğitiminin izlerini resimlerindeki canlı renklerinde görebileceğimiz sanatçı, pastel boyadan yola çıkarak mumlama tekniğiyle üretiyor. Beş senedir sanat üretimlerine yoğunlaşan Ünlü, son bir senelik çalışmalarını “Yansımalar” başlığı altında bir araya getiriyor ve ilk kez izleyiciyle buluşturuyor. Seyahat tutkusunu resimlerine yansıtan sanatçının işlerinde doğa olayları, gün doğumu ve batımı, güneşin parlaklığı, denizin ışıltısı gibi detaylar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Farklı şehir isimleri eserlere de ilham oluyor ve adını veriyor. Burcu Ünlü izleyiciyi de içsel yolcuğunun yansımasına ortak olmaya davet ediyor. Her birimizin bir diğerinin aynası olduğu bu dünyada güneş gibi, deniz gibi ışığını yansıtarak çoğalmak ve çoğaltmayı amaçlıyor. İlk sergisinde küratör ve sanatçı kimliğini harmanlayacak olan Ünlü, “Yansımalar” ile başlayan sanatsal yolculuğunda ışığını farklı şekillerde yansıtma niyetiyle yola devam ediyor. Bu arada önemli bir notu da paylaşalım, iyiliğin gücüne ve yansımasına olan inançla, sergiye de adını veren “Yansıma” adlı eserden elde edilecek gelir, Kansersiz Yaşam Derneği’ne bağışlanacak. ### "Romeo ve Juliet", Türk ve Yunan sanatçıların ortak çalışmasıyla iki ülkede sahnelenecek İngiliz yazar William Shakespeare'in asırlardır sahnelenen oyunu "Romeo ve Juliet", bu kez Türk ve Yunan sanatçıların ortak çalışmasıyla iki ülkede izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Türkiye'deki Devlet Tiyatroları (DT) ile Yunanistan Pire Şehir Tiyatrosu'nun ortak yapımıyla, iki düşman ailenin birbirini seven genç evlatları Romeo ve Juliet'in aşk hikayesi farklı bir yorumla anlatılacak. AA muhabirine konuşan yönetmen Lefteris Yovanidis, "Romeo ve Juliet"in Türk ve Yunan oyuncuların sahneleyeceği şekliyle nasıl uyarlanacağına ilişkin "Gösterimizde farklı bir bakış yakalamak istedik. Capulet ailesinin Yunanca konuşmasına, Yunan olmasına ve Montague ailesinin de Türk olmasına ve Türkçe konuşmasına karar verdik" dedi. Yovanidis, iki ailenin kendi aralarında İngilizce konuşacağını belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Yaşadıkları yeri çok belirtmiyoruz. Buranın kime ait olduğunu söylemiyoruz. Oyunda İngilizce konuşan ve iki aile arasındaki düzeni sağlayan bir lider var. Defalarca dile getirilmiş 'Romeo ve Juliet' hikayesini, tüm hikayeyi burada inşa ediyoruz, ancak bu kez çok fazla sayıda farklılıkları da ortak noktaları da olan iki halktan ilham alarak anlatıyoruz." "Sanat iyi gelir, barışı sağlar" Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Eray Eserol da projeyi DT Genel Müdürü Tamer Karadağlı'dan ilk duydukları andan itibaren bunun çok önemli olduğunu hissettiklerini aktardı. "Romeo ve Juliet"in düşman ailelerin çocuklarının aşkını anlatan hikayesinin bu kez "Türk ve Yunan ailelerin çocuklarının aşkı" olarak yorumlanacağını vurgulayan Eserol, şunları kaydetti: "Oyunda birbirine düşman iki ailenin çocukları birbirine aşık olur. Herkes bilir Romeo ve Juliet'in hikayesini. Düşman ailenin çocukları aşık olacakları yerde, iki düşman sanılan ülkenin çocukları aşık olsa, bu iki ülke de dünyaya düşman olmadıklarını, aslında sanatın gücüyle dostluğu, barışı istemenin mümkün olabildiğini gösterse nasıl olur diye düşündük." Eray Eserol, oyunun önce Ankara, İstanbul ve İzmir'de, ardından Yunanistan'da sahneleneceğini kaydederek; "Projenin amacı da tekrar Türk-Yunan kardeşliğini buradan dünyaya göstermiş olacağız. Bu yolda da ümidimiz sonsuz. Sanat iyi gelir, barışı sağlar, sanat siyaset üstüdür" diye konuştu. "Çok güzel bir arkadaşlık kurduk" Türk ve Yunan sanatçılardan oluşan ekip, provalarına Atina'da başladı. "Juliet"i canlandıran Kalliopi Haska, projeyi "kendisi için büyük bir armağan" olarak nitelendirdi. Haska, harika bir ekipleri olduğunu dile getirerek; "Hiçbirimiz kim Yunanistan'dan, kim Türkiye'den diye düşünmüyor. Çok güzel bir arkadaşlık kurduk ve bunun için çok müteşekkirim" dedi. Türk ve Yunan ekiplerin harika bir uyum yakaladığına işaret eden Haska; "Yıllar sonra geriye bakıp, yaptığımız bu işi ve birbirimizi unutmamız asla mümkün değil" ifadelerini kullandı. "alışma sürecine bile gerek kalmadan hemen kaynaştık" Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Şevki Çapa da Türk ve Yunan oyuncuların ilk günden itibaren birbirini yıllardır tanıyormuş gibi sıcak bir ilişki kurduğunu anlatarak; "Yunanistan'daki provalarda sanki hiç başka bir yere gelmemişiz hissi var. Buraya ilk girdiğimizde sanki Devlet Tiyatrosu'nun herhangi bir sahnesinde yaptığımız bir provaya, yıllardır oynadığımız arkadaşlarımızla bir provaya başlayacakmışız gibi o enerjiyle girdik" ifadelerini kullandı. Ekibin alışma sürecine bile gerek kalmadan birbiriyle hemen kaynaştığını vurgulayan Çapa, proje bittiğinde ayrılık anı için "O kısmı şimdiden bile düşündüğümde, nasıl bitecek diye bir his geliyor açıkçası" dedi. Oyun ÜÇ dilde sahnelenecek Oyun süresince Türkçe, Yunanca ve İngilizce diyaloglar yer alacak. Seyircilere üst yazıyla çeviri imkanı sağlanacak. Ekibin tecrübeli Yunan oyuncularından Rula Pateraki, "Romeo ve Juliet"in eski bir oyun olmasına rağmen bu kez 3 farklı dilde sergilennmesinin kendisi için farklı bir tecrübe olduğunu belirtti. Pateraki, oyun için "Bu üç dilli gösteri, halkların dostluğuna örnek teşkil edecek. İnsanların ve halkların birlikte yaşamasına ilişkin çok güçlü bir metin olduğu için de çok güzel bir yolculuk olacak. Tam olması gerektiği gibi" ifadelerini kullandı. Promiyeri, 19 Nisan'da Ankara'da yapılacak Prömiyeri 19 Nisan 2024'te Ankara'da yapılacak "Romeo ve Juliet", İstanbul'daki gösterimlerinin ardından 16 Mayıs 2024'te Yunanistan'da, Megaron Atina Konser Salonu'ndaki gala ile seyircileriyle buluşmaya devam edecek. ### 27 Mart'ta Devlet Tiyatroları ücretsiz! Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün yazılı açıklamasına göre, Dünya Tiyatro Günü'nde sanatseverler DT'nin 25 bölgesindeki 36 sahnesinde 38 ücretsiz temsili izleyebilecek. Ücretsiz biletler Devlet Tiyatroları gişelerinden, ilgili müdürlüklerden ya da "biletinial.com" internet sitesinden temin edilebilecek. Bu kapsamda Ankara Devlet Tiyatrosu, "Cimri"yi Etimesgut CKM, "Devlet Ana"yı Cüneyt Gökçer, "Son Gece Mahallesi"ni Şinasi sahnelerinde, "Kadınlar, Filler ve Saireler"i Küçük Tiyatro, "Siyahlı Kadın"ı Akün Sahnesi, "Esaretin Bedeli"ni İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi, "Gişe"yi Oda Tiyatrosu, "Hayal Dükkanı"nı Pursaklar DT Sahnesi'nde beğeniye sunacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu, "Bella Figura"yı Mecidiyeköy Büyük Sahne, "Tek Başıma"yı Mecidiyeköy Stüdyo Sahnesi, "Sonbahara Son Güller"i Üsküdar Tekel Sahnesi, "Tamamen Doluyuz"u Üsküdar Stüdyo Sahne'de izleyiciyle buluşturacak. İzmir Devlet Tiyatrosunun oyunları, "Hamlet" Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi, "Bir Düş Gibi" Konak Sahnesi, "Majestik" Bornova Kültür Merkezi Bozkurt Kuruç Sahnesi'nde izlenebilecek. Bursa Devlet Tiyatrosu, "Lobotomobilin Üç Seferi"yi Ahmet Vefik Paşa Sahnesi'nde, "Şair, Şiir, Şuur"u Mehmet Akif Ersoy Feraizcizade Oda Tiyatrosu'nda beğeniye sunacak. Adana Devlet Tiyatrosu, "Ortak Cinayetin Suç Duyurusu" ile 01 Burda PGM Sahne'de, Trabzon Devlet Tiyatrosu "Medyum" ve "Sihirli Lamba" ile Atapark Haluk Ongan Sahnesi'nde seyirciyi selamlayacak. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Merkezi Orhan Asena Sahnesi'nde "Ekşi Tom"u, Kayapınar Kültür Merkezi'nde "Sayı Dedektifleri"ni ve Oda Tiyatrosu Sahnesi'nde "Çarpışma"yı izleyiciyle buluşturacak. Antalya Devlet Tiyatrosu Haşim İşcan Kültür Merkezi DT Sahnesi Küçük Salon'da "Havada Yüzmek" oyununu, Erzurum Devlet Tiyatrosu Erzurum DT Sahnesi'nde "Yeşilçam"ı, Sivas Devlet Tiyatrosu Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi'nde "Donör"ü, Van Devlet Tiyatrosu Van Kültür Merkezi Sahnesi'nde "Külhanbeyi Operası"nı beğeniye sunacak. Kayseri Devlet Tiyatrosu, Kayseri Devlet Tiyatrosu Sahnesi'nde "Kral Üşümesi", Gaziantep Devlet Tiyatrosu, Şehit Kamil Sahnesi'nde "Geçmişten Gelen Kadın", Kahramanmaraş Devlet Tiyatrosu, Necip Fazıl Kısakürek Devlet Tiyatrosu Sahnesi'nde "Kadınlar İstasyonu", Elazığ Devlet Tiyatrosu ise Nurettin Ardıçoğlu Kültür Merkezi DT Sahnesi'nde "Gizli Bahçe'nin Bezelyesi" ve "Başıboş" oyunlarını ücretsiz sahneleyecek. Samsun Devlet Tiyatrosu'nun "Gonzago'nun Öldürülmesi" oyunu Samsun DT Sahnesi'nde, Çorum Devlet Tiyatrosu'nun "Nihayet Bitti" oyunu ise Çorum DT Sahnesi'nde izlenebilecek. Denizli Devlet Tiyatrosu, "Bimarhane"yi Hasan Kasapoğlu Kültür Merkezi DT Sahnesi'nde, Ordu Devlet Tiyatrosu "Hiç Kimse"yi Ordu DT Sahnesi'nde, Edirne Devlet Tiyatrosu "Çöp Canavarı"nı Edirne DT Sahnesi'nde,"Hiç Kimsenin Öyküsü"nü ise Damat İbrahim Paşa Salonu'nda sanatseverlerle buluşturacak. ### Muş'ta lise öğrencileri, 10 köy okulunun duvarını resimlerle süsledi Muş'ta sosyal sorumluluk projesi kapsamında köyleri dolaşan lise öğrencileri, okulların duvarlarını çizdikleri resimlerle renklendirdi. Şehit Yücel Kurtoğlu Güzel Sanatlar Lisesi'nde eğitim gören 15 öğrenci ve öğretmen, köylerde eğitim gören çocukların daha eğlenceli ortamda ders yapmalarını sağlamak için öğretmenlerinin desteğiyle çalışma başlattı. Eğitim-öğretim yılının başından bu yana okulun tahsis ettiği araçla 10 köye giden öğrenciler, sınıfların duvarlarına çizdikleri resimlerle hem okulları güzelleştirdi hem de öğrendikleri bilgileri uygulayarak kendilerini geliştirme imkanı buldu. Son olarak öğretmenleriyle Korkut ilçesine bağlı Pınarüstü köyüne giderek okulun duvarlarına resimler çizen öğrenciler, yılsonuna kadar daha çok okula ulaşmayı hedefliyor. "OKULUMUZUN HAVASI DEĞİŞTİ" Pınarüstü İlkokulu Müdürü Mehmet Can Çetin, konu ile ilgili yaptığı açıklamada okulun duvarlarının öğrencilerin çalışması sayesinde renklendiğini söyledi. Öğrencilerin okulun daha enerjik olması, çocukların eğlenceli ortamda ders görmesi için güzel bir projeyi hayata geçirdiğini anlatan Çetin, şöyle konuştu: "Duvarları öğretici bilgiler ve çocukların ilgisini çekebilecek çalışmalarla renklendirdik. Şehit Yücel Kurtoğlu Güzel Sanatlar Lisesi'nden gelen öğrencilerin çalışmasıyla okulumuz değişime uğradı. Öğrencilerimiz sınıfa girdiğinde yüzlerindeki mutluluğu görebiliyoruz. Hem okulun dışına hem de sınıflardaki duvarlara farklı çizimler yapıldı. Bu çalışmayla okulumuzun havası değişti. Öğrencilerin hepsine teşekkür ederim." "ÇOCUKLARIN SEVİNMESİ BİZİ DE MUTLU EDİYOR" Lise son sınıf öğrencisi Polat Doğan ise "Arkadaşlarımla Pınarüstü köyündeki ilkokulun duvarlarını resimlerle süsledik. Çocukların sevdiği çizgi film karakteri, çarpım tablosu, renkler ve sayılardan oluşan öğretici çizimler yaptık. Çocukların sevinmesi bizi de çok mutlu ediyor" dedi. Öğrencilerden İnanç Kaya da "İki gündür köy okulunda çizim yapıyoruz. Çarpım tablosu, ritmik sayılar ve farklı bilgiler içeren çizimler yaptık. Amacımız çocukları mutlu etmek. Çocukların mutluluğunu görünce biz de seviniyoruz" ifadelerini kullandı. ### Devrim Erbil, "Inspirations" sergisiyle İstanbul Sinema Müzesi'nde! Resmin şairi Devrim Erbil 'in 60. sanat yılı, "Inspirations" sergisiyle İstanbul Sinema Müzesi'nde onurlandırılıyor. Büyük yankı uyandıran sergilere ev sahipliği yapan İstanbul Sinema Müzesi, ilklere imza atmaya devam ediyor. Devrim Erbil’in daha önce hiç sergilenmemiş eserleri, sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Resmin şairi ve 34 sanatçı dostunun eserlerinin yer aldığı "Inspirations" sergisi, Renk Erbil küratörlüğü ve Renko London organizasyonuyla 20 Nisan-30 Haziran 2024 tarihleri arasında sergilenecek. Devrim Erbil' in 60. sanat yılını kutlamak amacıyla hayata geçirilen "Inspirations" sergisi, İstanbul Sinema Müzesi Geçici Sergi Salonu'nda sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Türk modern sanatının efsane ismi Devrim Erbil’ in yağlı boya, ipek halı ve NFT gibi farklı tekniklerle ürettiği ve daha önce hiç sergilenmemiş eserlerinin yanı sıra usta ismin 60 yıl içerisinde birlikte yol yürüdüğü değerli 34 sanatçının eserleri de modern sanat tutkunlarına benzersiz bir modern sanat deneyimi yaşatacak. sanat tutkunlarını eşsiz bir sanat yolculuğuna çıkaracak Renk Erbil tarafından kurulan ve Türk modern sanatını çağın ötesine taşıyan kreatif projelere imza atan Londra merkezli Renko London, Devrim Erbil'in 60. sanat yılını arkadaşları, eğitmenleri ve öğrencilerinden oluşan 34 önemli sanatçının katılımıyla gerçekleştirdiği benzersiz bir sergi ile taçlandıracak. İstanbul’un 60 yıllık tarihini gözlemleyen bir sanatçı olarak Devrim Erbil 'in şehrin çeşitli yönlerini resmettiği, yaşamın ritmi ve deviniminden ilham aldığı eserleri, sanat tutkunlarını İstanbul’da eşsiz bir sanat yolculuğuna çıkaracak. İSTANBUL'UN EN ÖNEMLİ KÜLTÜR MERKEZLERİNDEN BİRİNDE GERÇEKLEŞECEK Sergide; A. Cem Şahin, Aydın Ayan, Bahri Genç, Beste Alperat, Can Ayan, Celalettin Tandoğdu, Çiğdem Erbil, Emirhan Bıçakcı, Ercüment Kalmık, Eren Eyüboğlu, Ergin İnan, Erol Evgin, Esra Meral, Fethi Arda, Gülten İmamoğlu, Hanefi Yeter, Kudret Türküm, Memiş Aslan, Mustafa Pilevneli, Nezih Çavuşoğlu, Nezir Korkmaz, Renk Erbil, Sadık Altınok, Saime Taktak, Şebnem Bahar, Süleyman Saim Tekcan, Tanju Demirci, Turan Erol, Yasemin Öztürk, Zühtü Müridoğlu’nun eserleri de yer alacak. Devrim Erbil 'in 60. sanat yılına özel gerçekleşecek sergi, İstanbul'un en önemli sanat ve kültür merkezlerinden biri olan Beyoğlu'nda, İstiklal Caddesi'nde konumlanan, tarihi 200 yıla yaklaşan binada bulunan İstanbul Sinema Müzesi'nde gerçekleşecek. ### “1923” müzikalinin mart ayı biletleri tükeniyor Sahne üstünde ve sahne arkasında 200 kişilik bir ekip çalışmasıyla Cumhuriyet’in kuruluş sürecini teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak unutulmayacak multimedya öğelerle anlatan, sahnelenen en büyük tiyatro prodüksiyonlarından biri olan "1923" müzikalinin 17-18 Mart’taki gösterimlerinin sınırlı sayıda bileti satışta! Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu, Piu Entertainment ve Zorlu PSM ortak yapımı, Zorlu Holding ve grup şirketlerinin katkılarıyla gerçekleştirilen; başrollerinde Kerem Alışık, Özge Özder ve Ece Dizdar’ın yer aldığı, sahne üstünde ve sahne arkasında 200 kişilik bir ekip çalışmasıyla “1923”, mart ayında da tiyatroseverlerin yoğun ilgisiyle Zorlu PSM’de sahnelenmeye devam ediyor. 25. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Haldun Dormen Özel Ödülü ve 48. İsmet Kuntay Tiyatro Ödülleri’nde "En İyi Yapım" ödülüne layık görülen, yerli ve yabancı tiyatro dünyasının en önemli isimlerinin bir araya geldiği ödüllü müzikal 1923’ün 17-18 Mart gösterimlerinin biletleri passo.com.tr’de ve biletix.com’da ve tiyatrolar.com.tr, biletinial.com ve bubilet.com.tr’de satışa sunuldu. Türkiye’deki kültür sanat faaliyetlerine yön veriyor Zorlu Performans Sanatları Merkezi (Zorlu PSM), 11 yıldır ilham verici sanat deneyimlerini sanatseverelerle paylaşıyor. İzleyicilerine 11. sezonunda da "Dünyan Değişsin" mottosuyla seslenen, kültür-sanat ve eğlence hayatının buluşma noktası olan Zorlu PSM, yeni sezonunda da sürprizler sunmaya devam ediyor. Bugüne kadar 6 milyondan fazla sanatseveri ağırlayan Zorlu PSM, Türkiye’deki kültür sanat faaliyetlerine yön veriyor. global bir sahne olma vizyonunu üzerinde taşıyor Dünyaca ünlü müzikallerden dünya çapındaki müzisyenlere, büyük prodüksiyonlu tiyatrolardan kendi yapımlarına kadar uzanan nitelikli performansları sanatseverlerle buluşturan Zorlu PSM, dünya standartlarındaki çok amaçlı sanat merkezi tasarımıyla global bir sahne olma vizyonunu üzerinde taşıyor. Yenilikçi, dinamik, güncel, güvenilir, eğlenceli, çok sesli, kapsayıcı, iddialı, sıra dışı yapısıyla performans sanatları merkezi olmanın ötesine geçerek kültür-sanat sektörünün gelişimine katkı sağlayan Zorlu PSM, çatısı altındaki 7 farklı mekanda benzersiz bir kültür-sanat deneyimi sunmaya devam ediyor. ### Kadınların manevi dünyasını Lotus çiçeği ile simgeliyor Son dönem çalışmaları arasında yer alan "Lotus Çiçeği" serisiyle ArtAnkara 10. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’na katılan Ressam Belma Bozkurt, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. "Arınma ve yeniden doğma" anlamına gelen Lotus çiçeği, çamurlu ve bataklık bölgelerde yetişip, zorlu koşullardan sıyrılarak çiçek açmayı başararak, görenleri kendisine hayran bırakması ile biliniyor. Sanatçı, çalışmaları ile ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Kadınların manevi dünyasını Lotus çiçeği ile simgeliyorum. Kadınlar yaratıcılığı, yeniden doğuşu, güzelliği, doğurganlığı ve dönüşümü hayata katarak yaşamı şifalandırırlar. Bu nedenle benim hayatımda her zaman baş köşemdedir." BELMA BOZKURT HAKKINDA... Sanat terapisi uygulayıcısı ve CTI sertifikalı co-active profesyonel koç olan Belma Bozkurt, sanat terapisi koçluğu uygulamalarıyla gönüllü çalışmalarda bulunuyor. Yurt içi ve yurt dışında pek çok sergi ve fuarda eserleri yer alan sanatçının eserleri, en son Tokyo Metropolitan Müzesi’nde ve Türkiye’de ArtAnkara, IAAF Istanbul, Artcontact ve Bodrum’da sergilendi. "Shade of Branches" isimli kişisel sergisini 60 eser ile Mayıs 2023’te gerçekleştirdi. Sanatçı, anda farkındalık teknikleriyle sanat üretimini birleştiren sanat pratiğiyle “insan” olma değerine temas etmeyi araştırmakta. ### Decollage Art Space’de "1.5 Derece" sergisi İklim krizine kolektif bir bakış niteliği taşıyan ve Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe’nin çalışmalarını bir araya getiren “1.5 Derece” adlı sergi, Serap Atala küratörlüğünde Decollage Art Space’de açılıyor. Ayşenur Köksal, Işıl Güleçyüz ve Joel Menemşe, özgün yapıtları eşliğinde günümüzün başat sorunlarına karşı ortak bir iddiada bulunuyorlar. İsmini, yaşamın sürdürülebilirliği için konan küresel ısınma hedefi 1,5 ℃’den alan ortaklaşa ürettikleri çalışmalarında, bu hedefe ancak kolektif bir düşünce yapısını benimseyerek ulaşılabileceğini vurguluyorlar. Onları birleştiren, sanatın görünenin ardında yatan farklı an ve durumları yakalama gücü ve sanatçının kolektif olana duyduğu sorumluluk duygusu oluyor. Beraber ürettikleri çalışmalarda "bağımsız" olmaya özen gösterirken, yoğun bir etkileşime de olanak tanıyan bir yaklaşımı benimsiyorlar. Sanatçıların kendi dil ve pratiklerini korumalarıyla ortaya çıkan eserler, genellikle salt bireysel bir çabaya indirgenen sanat üretiminde kolektif bir pratiğin olanaklarını arıyor. “1.5 Derece”, eleştirel düşünce ve düşüncelerin kolektif olarak hayata geçirilmesi için bir çağrı niteliği taşıyor. "Yeşil, gri tarafından bu kadar boğulmamıştı" Küratör Serap Atala, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: “Dünyamızda yaşam, tüm canlılar için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Doğanın yıkımı, insanın yıkımını da beraberinde getiriyor. Yeşil, gri tarafından bu kadar boğulmamıştı. Kaynaklar bu kadar hızlı tüketilmemişti. Üstelik artık sınırlar yok! Hiç görmediğimiz yerlere, hiç tanımadığımız insanlara hiç bu kadar yakın olmamıştık. Tüm gezegenimizden sorumlu olduğumuzu bu kadar yakın hiç hissetmemiştik.” Decollage Art SpaceSuadiye Mah. Müzeyyen Sokak No: 4/1 Kadıköy – İstanbul(0532) 363 09 89 – info@decollageartspace.com – www.decollageartspace.com ### Süper Mario'nun yeni animasyon filmi 2026'da vizyona girecek Popüler video oyun karakteri Süper Mario'nun yeni animasyon filminin 2026 yılında vizyona gireceği bildirildi. Japon konsol ve oyun üreticisi Nintendo'nun açıklamasına göre, ABD merkezli animasyon üreticisi Illumination iş birliğiyle çekilecek Süper Mario'nun yeni animasyon filmi, Nisan 2026'da vizyona girecek. Nisan 2023'teki ilk "The Super Mario Bros. Movie" filminin devamı niteliğindeki yeni filmin finansmanını, Nintendo ile Illumination'ın çatı kuruluşu Universal Pictures üstlenecek. Mario serisinin tasarımcılarından ve Nintendo Temsilci Direktörü Miyamoto Şigeru, açıklamasında "Mario'nun dünyasını daha da genişletmeyi düşünüyoruz. Parlak ve eğlenceli bir hikayesi olacak" dedi. Nintendo’nun 1983’te "Mario Bros", 1985’te "Super Mario Bros" adıyla çıkarttığı oyun, ilk olarak Japonya ve Kuzey Amerika’da, daha sonra Avrupa ve Türkiye’de oyun tutkunları ile buluşmuştu. ### Göbeklitepe 2,5 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı "Tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen ve 2019 yılında resmi açılışı yapılan Göbeklitepe Ören Yeri, aradan geçen sürede 2 milyon 551 bin ziyaretçiyi ağırladı. Şanlıurfa merkeze 18 kilometre uzaklıktaki kırsal Örencik Mahallesi yakınlarında bulunan ve ilk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinden araştırmacıların yüzey çalışmaları sırasında fark edilen ören yerinde, en somut bulgular 1986'da tarlasını süren bir çiftçinin bulduğu heykelle ortaya çıktı. Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsünce 1995'ten beri ortaklaşa yürütülen çalışmalarda Neolitik Dönem'e ait, boyları 3-6 metre, ağırlıkları da 40-60 ton olan, yabani hayvan figürlü "T" biçimli dikili taşlar bulundu. Kazılarda aynı zamanda 8-30 metre çapında dairesel ve dikdörtgen şekilli, dünyanın en eski tapınak kalıntıları ve yaklaşık 12 bin yıl öncesine ait olduğu belirtilen, 65 santimetre uzunluğunda insan heykeli gibi çeşitli tarihi eserler de gün yüzüne çıkarıldı. Elde edilen buluntular üzerine tüm dünyanın dikkatini üzerine çeken Göbeklitepe, 2 Temmuz 2018'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Yapılan koruma çatısı ve çevre düzenlemesinin ardından Göbeklitepe'nin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla 8 Mart 2019'da yapıldı. UNESCO ile dünyaya açılan Göbeklitepe'ye yerli ve yabancı turistlerin ilgisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2019'u "Göbeklitepe Yılı" ilan etmesiyle arttı. Güneydoğu turlarının önemli uğrak noktası haline gelen ören yerini, açılışından bu yana 2 milyon 551 bin 535 kişi ziyaret etti. "Buluntularla beraber ilgi odağı haline geliyor" Göbeklitepe Alan Başkanı ve Şanlıurfa Müzesi Müdürü Celal Uludağ, ören yerinde yapılan kazılarda elde edilen buluntuların dünya arkeolojisi açısından çok önemli sonuçlar oluşturduğunu söyledi. Gelen ziyaretçi sayısının her yıl arttığına işaret eden Uludağ, bölgede 1995 yılında başlayan kazıların devam ettiğini, bulunan eserlerin tüm dünyanın dikkatini bu bölgeye çektiğini anlattı. 2023 yılında domuz heykelinin bulunduğunu anımsatan Celal Uludağ, şöyle konuştu: "Aslında gerçek boyutlarında yapılmış dünyanın en eski boyalı domuz heykeli olarak bu eseri nitelendirebiliriz. Bu eser, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmekte. Tabii Göbeklitepe'de kazı çalışmaları, Taş Tepeler Projesi kapsamında devam ediyor. Bu kazı çalışmaları, önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Geçtiğimiz yıllarda elde edilen eserler gibi devam edecek kazı çalışmalarında da çok önemli buluntulara rastlanacak. Tabii bu buluntularla beraber Göbeklitepe, insanların ilgi odağı haline geliyor." "Dünyanın anıtsal mimari anlamında en eskisi ve en özeli" Uludağ, ören yerinin dünya ve Türkiye arkeolojisi için çok önemli bir yere sahip olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Buraya gelen insanlar, alandaki bu yapıları gördükleri zaman özellikle steller üzerindeki insan figürlerini, hayvan figürlerini gördükleri zaman gerçekten hayretle karşılıyorlar. Çünkü Göbeklitepe Ören Yeri, dünyanın anıtsal mimari anlamında en eskisi ve en özeli aslında. İnsanlar bunu merak ederek Göbeklitepe'yi ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerin önümüzdeki yıllarda artarak devam edeceğini düşünüyoruz. Göbeklitepe gerçekten de dünya tarihini değiştiren önemli noktalardan, önemli merkezlerden biri." ### Usta oyuncu Kayhan Yıldızoğlu hayatını kaybetti Ünlü aktör Kayhan Yıldızoğlu, 90 yaşında aramızdan ayrıldı. Yıldızoğlu'nun kızı Sibel Aybar, Halk TV'ye yaptığı açıklamada, "Babam yaşlılığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetti. Cenaze töreni Pazartesi günü öğlen namazında Levent'ten düzenlenecek. Babamın vasiyeti üzerine annesiyle birlikte Feriköy'de toprağa verilecek" ifadelerini kullandı. ### Paris'te 4 Türk kadın ressamın eserlerinin yer aldığı sergi açıldı Fransa'nın başkenti Paris'te 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında 4 Türk kadın ressamın eserlerinin yer aldığı serginin açılışı gerçekleşti. Paris Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ev sahipliğinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında açılışı yapılan sergide, Türk ressamlar Melek Art, Suzan Ay, Zeliha Bozoğlu ve Figen Beğen'in eserleri yer aldı. Enstitüde 2 farklı odada sergilenen eserler, Türk ve Fransız sanat severlerin beğenisini topladı. Serginin açılışına katılan 4 Türk kadın ressam, ziyaretçilere eserlerini ve ilham kaynaklarını tanıtma fırsatı buldu. "Gelecekten-Geleceğe" temalı portre çalışmalarında Anadolu kadınlarının el emeği dantellerini ve kanaviçelerini kullanan ressam Bozoğlu'nun, yöresel kıyafetlerde küçük bir kız çocuğunu tasvir ettiği "Yörük Kızı" isimli eseri de sergilendi. Yaklaşık 36 yıldır farklı sergilerde eserlerini sanat severlerle buluşturan ressam Art'ın tuvallerinde kullandığı canlı renkler, çiçek motifleri ve boncuklar ziyaretçilerin dikkatini çekti. Sergide tablolarında Mevlana Celaleddin Rumi'den esinlenen sanatçı Beğen'in aşık kuşları resmettiği tablolar ve ressam Ay'ın 3 boyutlu eserleri de yer aldı. Paris Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Celine Aydın'ın da katıldığı açılış gecesinde, ziyaretçiler "Kadınların Işığında" başlıklı fotoğraf sergisini de görme fırsatı buldu. Küratörlüğünü Mehmet Aslan'ın üstlendiği fotoğraf sergisinde aralarında AA foto muhabirlerinin de olduğu Türk kadın fotoğrafçılarının eserleri de yer alıyor. ### ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı’na yoğun ilgi Önceki gün kapılarını açan ArtAnkara 10. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, sanatseverlerden büyük ilgi görüyor. Fuara bu yıl yurt içi ile birlikte yurt dışından da yoğun katılım dikkatleri çekiyor. Başta resim olmak üzere heykel ve seramik alanında eser üreten sanatçıların çalışmalarını sergiledikleri fuarda, sanat söyleşileri de yer alıyor. ATO Congresium'daki 152 galeri ve sanat evinin çatısı altında 1600 sanatçının eserleriyle katıldığı fuarda, ziyaretçileri Estonyalı sanatçı Kirill Grekov'un Cumhuriyet'in 100. yılına özel yaptığı "Cumhuriyet ve Kadın" isimli heykel karşılıyor. Ulusal ve uluslararası galeriler, müzeler, özel koleksiyonlar ve güzel sanatlar liselerinin katıldığı fuarda; Rusya, İran, Meksika, Amerika, Güney Kore ve Macaristan'dan sanatçılar da bulunuyor. Mustafa Ayaz, Devrim Erbil, Ahmet Umur Deniz, Orhan Gürel başta olmak üzere usta ressamların eserlerinin sergilendiği fuarda, İtalyan ressam Federico Severino'nun heykel çalışması ile genç ressamların eserleri de sunuluyor. "ARTANKARA, YENİ SANATÇILARIN TANITIM YERİ" Fuara üçüncü kez katılan ressam Zeynep Munzur, Türk ve yabancı sanatçıların bir araya gelmesinin kendisini heyecanlandırdığını belirterek, fuarın her geçen sene gelişme kaydettiğini söyledi. Son bir senedir üç kişisel sergi açtığını ve soyut tarzdaki resim çalışmalarına yoğun şekilde devam ettiğini ifade eden Munzur; "ArtAnkara'da vizyonum gelişiyor, yeni dostluklar ediniyorum, sosyal çevrem gelişiyor. Burada sanatseverlerle bir araya gelmenin yanı sıra sanatsal sohbetlerimiz ve birbirimizin eserlerini görme şansı oluyor. Kimse birbiriyle rekabet içinde değil. Burası bir ticarethane değil. ArtAnkara, yeni sanatçıların tanıtım yeri aslında" dedi. BEDRİ BAYKAM, YENİ ESERLERİ İLE FUARDA! Usta ressam, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye Başkanı Bedri Baykam, ArtAnkara'nın Türkiye'nin başkentinde rüştünü ispat ederek çağdaş sanatı taşıdığını, gerek Ankara gerek çevre illerden sanatsever, izleyici, sanatçı ve koleksiyonerlerin katıldığını söyledi. Ankara'da doğduğunu ve sanat hayatının burada başladığını belirten Baykam; "Fuarın Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül'ü kutluyorum. İyi ki ArtAnkara var" diye konuştu. HAYVAN FORMLARINI SERAMİKLE YORUMLUYOR Usta seramik sanatçısı Atila Çakır, resim ağırlıklı ArtAnkara'ya seramik eseriyle sekizinci defa katıldığını kaydetti. Fuarın Ankara'nın kültür-sanat hayatına olumlu anlamda katkı sunduğunu aktaran Çakır, sanatçıların sanatseverlerle buluşmasının keyifli olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin çeşitli illerinden ve farklı ülkelerden galerileri, müzeleri ve sanat kurumlarını bir araya getiren ArtAnkara, 10.00-20.00 saatleri arasında 10 Mart Pazar akşamına kadar ziyaret edilebilecek. ArtAnkara 10. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı'nda farklı çalışmalarıyla dikkat çeken sanatçılarımızdan Oya Gönen de yer alıyor. Çalışmalarını Bodrum'daki atölyesinde sürdüren, İstanbul Sanat Dergisi ailesinden Tülay Bayraktar da farklı ölçülerde 15 parçadan oluşan eserleriyle ArtAnkara'nın katılmcıları arasında bulunuyor. ArtAnkara ayrıca paneller, söyleşiler, konserler, dinletiler, workshoplar, performanslar, projeler gibi birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. https://www.youtube.com/watch?v=U4hBc_L0ykU ### Atık camlardan yaptığı takılarla dünya markası oldu Cam sanatçısı Nermin Taş, evindeki atölyede atık camlardan yaptığı takılarla 5 yılda dünya markası haline geldi. Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümünü bitirdikten sonra bir cam fabrikasında çalışmaya başlayan 36 yaşındaki Taş, işini severek yaparken kurumsal hayatın kendisine göre olmadığını anlayıp, hayallerinin peşinden koşmaya karar verdi. Kız kardeşleri ve annesinin yardımıyla 2018'de kendi şirketini kuran Taş, camdan ürettiği takılarla bir marka yaratarak, sosyal medya, alışveriş siteleri ve büyük mağazalarda satış yapıyor. Nermin Taş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde tüm kadınlara örnek olacak başarı hikayesini AA muhabiriyle paylaştı. "CAMA OLAN MERAKIM HAYATIM BOYUNCA PEŞİMDEN GELDİ" Camla ilk kez 6 yaşında kırdığı bir bardağın elini kesmesiyle tanıştığını ve o gün camın değişik yapısından çok etkilendiğini aktaran Taş, "Cama olan merakım hayatım boyunca peşimden geldi. Bu nedenle Kocaeli Üniversitesi Cam Seramik Bölümünde okumak istedim. Okurken bir taraftan da cam sanatçısı asistanlığı yaptım. Bu sırada cam sanatıyla tanıştım. Okul bittikten sonra bir cam fabrikasında ustabaşı olarak çalışmaya başladım. 8 yıl burada çalıştıktan sonra Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdim. Cam sanatına ilgim orada daha da arttı." dedi. İkinci fakülteyi bitirir bitirmez, 2018'de yüzde 90 devlet desteğiyle kendi şirketini kurduğunu vurgulayan Taş, şöyle devam etti: "Aslında düzenli bir işim ve iyi de bir gelirim vardı. Bu konfor alanından çıkıp bir hayalin peşinden koşmak çok kolay olmadı. Bu arada babam emekli işçiydi. Bizi çok zorluklarla okuttu. Ailem manen hep yanımdaydı ama madden yapabilecekleri çok bir şey yoktu. O da beni biraz korkutuyordu ama ilk adımı attıktan sonra her şey o kadar güzel ilerledi ki şimdi o korkuların boşuna olduğunu anlıyorum. Hayal kurmanın ve hayallerin peşinden koşmanın çok önemli olduğuna inanıyorum." YOLDAN TOPLADIĞI ATIK CAMLA ULUSLARARASI ÖDÜL ALDI Taş, 2019'da İspanya'da bir katedralin restorasyonuna denk geldiğini ve inşaat atıkları arasındaki renkli camların ilgisini çektiğini anlatarak, "O camları görür görmez, 'Ne gibi mücevherler yapabilirim?' fikirleri kafamda uçuşmaya başladı. Zorla da olsa o atıkların içindeki camları alabildim. Sonra bu camları birer mücevher haline getirip, uluslararası bir yarışmaya gönderdim ve ödül aldım." diye konuştu. Bu ödülün kendisine birçok kapı açtığına ve eserlerinin müzelerde sergilenmeye başladığına dikkati çeken Taş, Osmanlı motiflerinden esinlenerek yaptığı koleksiyonun Topkapı Sarayı ve Ayasofya'daki müze mağazalarında satışa sunulduğu bilgisini verdi. "PANDEMİDE 10 YILIN TASARIMINI YAPTIM" Özgüveninin arttığı ve marka olma yolunda hızlı adımlarla ilerlediği dönemde dünyada baş gösteren Kovid-19 salgını nedeniyle eve kapanmasını fırsata çevirdiğini kaydeden Taş, "O süreç boyunca tasarımlarıma devam ettim, önümüzdeki 10 yılın tasarımını yaptım diyebilirim. Bu süreci bir inziva ve meditasyon gibi geçirdim. Son derece verimli bir dönemdi." ifadelerini kullandı. Cam bölümü öğrencilerine atölyesinde staj yapma imkanı sağladığını ve iş kurma süreciyle ilgili destek verdiğini dile getiren Taş, son yaptığı koleksiyonla ilgili de şunları aktardı: "Şimdi resifler ve deniz canlılarıyla ilgili bir koleksiyon üzerinde çalışıyorum. Bu koleksiyonla denizlerdeki kirliliğe ve iklim krizine dikkati çekmek istiyorum. Önce resifleri araştırdım. Sonra her şeyi hayal gücüme bıraktım. Her gün an az 4 saat çalışarak, 1200 derece sıcaklıktaki ateşin karşında camlara şekil veriyorum. Hayal ettiğim her şey ateşin sıcaklığında eriyerek şekil almaya başlıyor. Kalpten gelen şey elden çıkıyor. Ruhuma en uygun mesleği seçtiğimi düşünüyorum. O yüzden bu şansın farkındayım ve şükrediyorum." "BANA HALA PİMAPENCİ GÖZÜYLE BAKAN VAR" Eserlerinde Osmanlı ve Türk motiflerinden ilham aldığını ve kültürel değerleri çağdaş sanatla birleştirdiğini vurgulayan Taş, girişimci olmak isteyen ama gerekli cesareti gösteremeyen kadınlara, "Hayal kurun, hayallerinize inanın ve peşinden ısrarla koşun, gerisi geliyor. İnanan Türk kadını her şeyi başarır." diye seslendi. Cama hak ettiği değeri vermeyi amaçladığına işaret eden Taş, "Oysa cam günümüzde çok değersiz. Hatta, 'Cam ustasıyım.' dediğimde bana hala pimapenci gözüyle bakan var. Cama hak ettiği değeri vermek için atık camları eritip şekil vererek, mücevher yapıyorum. Ancak hayal gücümün ürünlerini yapabilmek için ithal cam da kullanıyorum. Çünkü bu ithal camları istediğiniz gibi şekillendirme imkanınız var. Atık camlar hemen kırıldığı için şekil vermek zor oluyor. " değerlendirmesinde bulundu. Nermin Taş, cam ustalığının henüz bilinmese de gelecekte hak ettiği değeri göreceğine inandığını da sözlerine ekledi. ### "Sanat Güneşi" Zeki Müren adına özel sergi açıldı Türkiye'nin ilk kent müzelerinden Bursa Kent Müzesi, kuruluşunun 20'nci yılını şehrin yetiştirdiği en önemli sanatçılardan Zeki Müren adına hazırlanmış özel sergiyle kutluyor. Sergi, 1 yıl boyunca ziyaret edilebilecek. Zeki Müren'in kişisel eşyalarından oluşan koleksiyonundan kurgulanan sergi, vasiyeti üzerine Türk Eğitim Vakfı ile Mehmetçik Vakfı'na bağışladığı eserleri sanatseverlerle buluşuyor. Sahne kıyafetleri, gözlükleri, ayakkabıları, piyanosu, plakları ve birçok kişisel eşyasının yanı sıra kendi eliyle yazdığı besteleri, mektupları ve notlarının bulunduğu sergide ayrıca, sanatçının çizdiği desenlerden oluşan dijital sergilemeler ve yapay zekayla oluşturulan uygulamalar da yer alıyor. Bursa Kent Müzesi'nde bugün kapılarını açacak sergi, 1 yıl boyunca ziyaret edilebilecek. "SERGİ, MÜZENİN 20'NCİ YILINA DA ATFETTİĞİMİZ BÜYÜK BİR İŞTİ" Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü - Sanat Tarihçisi Goncagül Meriç, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada Zeki Müren'in çok önemli bir değer olduğunu, hazırladıkları sergiyle de sanatçıyı evine döndürdüklerini ifade etti. Sanat Güneşi'nin tüm sevenleriyle buluşacağı büyük bir sergi planladıklarını dile getiren Meriç, şöyle konuştu: "Müren'in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20'nci yılı. Sergi, müzenin 20'nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren'i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum'la değil de Bursa'yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin." "BİZ ONUN HİÇ BİLMEDİĞİMİZ YÖNLERİNİ DE VURGULADIK" Zeki Müren'in Bursa'nın Tophane semtinde, Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Goncagül Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren'i anlattık. Bursa'yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü 'sanatçı toplumla iç içe olmalıdır' diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor." Meriç, Zeki Müren'in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesi'ni birincilikle bitirdiğini hatırlatarak; "İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz" ifadelerini kullandı. "ZEKİ MÜREN, SERGİYE GELENLERİ KENDİ KARŞILAYACAK" Müren'in, kariyerindeki 19 filmin 17'sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti: "Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren'le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren, sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla bay ve bayan ayırt edip 'Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi' diyerek gelenleri karşılayacak." "İNANILMAZ BİR KOLEKSİYONER" Sergiyi hazırlarken Bursa'ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Goncagül Meriç; "Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı'nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren, sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken Bursa Büyükşehir Belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık" dedi. Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek; "İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını" diye konuştu. ### "Doğu Ekspresinde Cinayet" oyununun mart takvimi belli oldu Polisiyenin kraliçesi Agatha Christie’nin ölümsüz eseri Doğu Ekspresinde Cinayet, görsel efektlerle Türkiye’de ilk kez Tiyatro Ak’la Kara sahnesinde oynuyor. Kapalı gişe bilet satan oyunun mart ayı takvimi belli oldu. Tiyatro Ak’la Kara her sezonda olduğu gibi yeni sezonda da ilkleri seyirciyle buluşturuyor. 1933 yılında Agatha Christie’nin İstanbul Pera Palas’ta kaleme aldığı, o yıldan günümüze kadar onlarca dile çevrilen, sinema filmi uyarlamaları yapılan kült eseri «Doğu Ekspresinde Cinayet» bu sezon ilk kez Türkiye'de Tiyatro Ak’la Kara’da sahneleniyor. Christie'nin Dünyaca ünlü dedektifi Hercule Poirot ete kemiğe Atilla Şendil'in oyunculuğuyla bürünüyor. Rollerinin yanı sıra oyunun yönetmen koltuğunda tiyatro dünyasının önemli isimleri Atilla Şendil ve Savaş Özdural oturuyor. Oyunun kadrosundaki diğer isimler, Nazan Diper, Özdemir Çiftçioğlu, Pelin Turancı, Hakan Akın, Ozan Dağara, Oya İnci, Ebru Karanfilci, Can Esendal, Ilgın Angın, Fatih Özacun, Kerem Tataroğlu. Tahminler yanılıyor Oyunun konusu; İstanbul’dan yola çıkan Doğu Ekspresi'nde çok farklı karakterlerin yanı sıra Dünyanın en ünlü dedektifi Hercule Poirot da vardır. Daha ilk gece trende vahşi bir cinayet işlenir. Bir kişi bıçaklanarak öldürülmüştür ve herkes şüphelidir. Üstelik cinayetin işlendiği kompartman gereğinden fazla kanıtla doludur. Poirot hayatında ilk defa sıkıntılı anlar yaşamaktadır. Maktulü kim ya da kimler neden öldürmüştür? Sıradan bir yolcu grubu gibi görünen kişiler aslında bir şeyler mi saklamaktadır. Tren bir dağ başında kara saplanıp mahsur kalınca Poirot polis gelmeden katil ya da katilleri bulmak için zamanla yarışmaya başlar. MART AYI 7 Mart Perşembe 20:30 ( İstanbul Mall Of İstanbul Moi S.) 8 Mart Cuma 20:30 ( Mall of İstanbul Moi Sahne) 10 Mart Pazar 20:00 (Çorlu Ünal Baysan K.M) 14 Mart  Perşembe 21:00 ( İstanbul Tiyatro Ak’la Kara) 15 Mart Cuma 21:00 ( İstanbul Tiyatro Ak’la Kara) 16 Mart Cumartesi 15:00 Matine (İstanbul Tiyatro Ak’la Kara)  16 Mart Cumartesi 21:00 Suare (İstanbul Tiyatro Ak’la Kara) 17 Mart Pazar 15:00 (İstanbul Tiyatro Ak’la Kara) 21 Mart Perşembe 21:00 ( Konya Selçuklu Kongre Merkezi) 23 Mart Cumartesi 21:00 ( Ankara Meb Şura Salonu) 24 Mart Pazar 21:00 ( Ankara Meb Şura Salonu) 27 Mart Çarşamba 20:00 ( Maltepe Türkan Saylan K.M) 28 Mart Perşembe 21:30 (Yalova Raif Dinçkök K.M)  Oyunu izlemek isteyenler için biletler; Biletix ve biletinial.com ve salon gişelerinde satışa sunuluyor.Tiyatro Ak’la Kara: 0216 541 43 59 ### Büyük Kulüp’te "Kadın ve Estetik" fotoğraf sergisi Büyük Kulüp, “Kadın ve Estetik” konulu bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. 5 Mart itibariyle açılan sergi, 10 Mart Pazar gününe kadar gezilebilecek. Küratörlüğünü Yüksel Altun’un üstlendiği sergide, fotoğraf sanatına gönül vermiş 16 değerli isme ait sanatsal değeri yüksek birer fotoğraf yer alıyor. kadınların yaşamdaki önemine dikkat çekmeyi hedefliyor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen sergi, özünde emek ve kadın ile ilgili farkındalıklar yaratmaya yönelik mesajlar içeriyor olsa da Dünya Kadınlar Günü’nde kadınların bireysel başarılarını öne çıkarmayı, kadınların yaşamdaki önemine dikkat çekmeyi de hedefliyor. "KADIN YÜZYILLARDIR GÜZELLİĞİN, ESTETİĞİN SİMGESİDİR" Sergiyle ilgili İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Küratör Yüksel Altun; “Bu yıl Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarken, Büyük Kulüp Fotoğraf Grubu olarak 'Kadın ve Estetik' konusunu seçtik. Kadın yüzyıllardır güzelliğin, estetiğin simgesidir" dedi. Bu sergideki fotoğraflarda, katıldıkları stüdyo çekimlerinde tanıma fırsatı buldukları kadınları yansıtmaya çalıştıklarını belirten Altun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kadınlar sadece görünüşleriyle değil, ürettikleri ile de güzelliğe, dünyamıza katkı yapmaktalar. Ulu Önderimiz Atatürk, bu durumu şöyle ifade etmiştir: ‘Yeryüzünde gördüğünüz her şey kadının eseridir.’ Dünyamıza güzellik getiren kadınların günü kutlu olsun." Sergide fotoğrafları yer alan sanatçılar ise şu isimlerden oluşuyor: Aydın Musaballı, Ayşe Sumer, Aynil Göçmen, Ayşe Figen Gündüz, Begüm Şibay Ertabak, Filiz Yolaçan, Firdevs Sayılan, Kutay Çolakoğlu, Mehmet Müderrisoğlu, Nilgün Ergen, Oktay Demirkesen Piraye Yüzbaşıoğlu, Seher Eda Eryılmaz, Tanay Barın, Tuba Dumlu, Yüksel Altun. ### Madrid'de ARCO Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı başladı İspanya'nın başkenti Madrid'de bu yıl 43'üncüsü düzenlenen ARCO Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı başladı. Felipe'nin açılışını yaptığı ARCO'da, Karayipler bölgesindeki ülkeler konuk olarak katıldı. Toplamda 36 farklı ülkeden 205 galerinin stant açtığı fuar, geçmiş yıllara nazaran polemik yaratan bir esere bu yıl yer vermedi. Kadın sanatçıların ağırlıklı olduğu ARCO'da Joan Miro'nun 1934'te çizdiği "Peinture" adlı tablosu 3,3 milyon avro ile en pahalı eser olarak dikkati çekti. Türkiye, 2013'te ARCO'ya konuk ülke olarak katılırken, bu yıl birkaç Türk sanatçının bireysel katılımla yer aldığı görüldü. ### Türk dünyası ressamlarının "Tomris" konulu sergisi Azerbaycan'da açıldı Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de, Türk dünyasının efsanevi kadın kahramanı "Tomris"i konu alan resim sergisi beğeniye sunuldu. Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile Azerbaycan Kültür Bakanlığı'nın Haydar Aliyev Merkezi'nde düzenlediği serginin açılışına TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Azerbaycan Kültür Bakan Yardımcısı Seadet Yusifova, Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktotı Raimkulova, devlet ve hükümet yetkilileri, milletvekilleri, kültür ve sanat camiasından isimler ve davetliler katıldı. TÜRKSOY Genel Sekreteri Raev, etkinlikte yaptığı konuşmada 8 Mart Dünya Kadınlar Günü arifesinde açılan serginin, Türk dünyasının kadına verdiği önemi vurgulamak amacıyla ilk kadın hükümdar ve komutan olarak bilinen Tomris Hatun'a ithaf edildiğini belirtti. Raev, sergide Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye'den katılan 21 sanatçının "Tomris" konulu 35 eserinin yer aldığını bildirdi. Tomris hakkında bugüne kadar pek çok eser yazıldığını, hayatının sinema ve tiyatroya aktarıldığını anlatan Raev, Tomris'in Türk dünyasının ortak kültürel mirası olduğunu vurguladı. "Tomris, Türk tarihi ve kültüründe eşsiz bir yere sahiptir" Azerbaycan Kültür Bakan Yardımcısı Yusifova ise Tomris'in Türk dünyasının önemli isimlerinden biri olduğunu söyledi. Yusifova; "Tomris, hem Batı hem de Doğu sanatının simge figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Onun imajı, Herodot aracılığıyla Rönesans'ın büyük sanatçıları, yazarları ve diğer sanatçıları tarafından anılsa da 21. yüzyılda yeni bir ruha kavuştu, yeni bir renk kazandı. Tomris bir hükümdar, bir savaş komutanı, zarif bir hanımefendi ve bir anne imajlarını kendisinde birleştiriyor. Türk tarihi ve kültüründe eşsiz bir yere sahiptir" diye konuştu. ortak mirası, tarihi ve gelenekleri ifade eDEN ESERLER Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Raimkulova da Türk dünyası sanatçılarının eserlerinin ortak mirası, tarihi ve gelenekleri ifade ettiğini vurguladı. Raimkulova, bu tür etkinliklerin ortak köklere sahip Türk halkları arasında köprülerin kurulmasına katkı sağladığını ifade etti. Sergide eserleri yer alan Azerbaycanlı ressam Sakit Memmedov ise dünyada ilk kez düzenlenen "Tomris" konulu sergiye kardeş Türk halklarının resim sanatının en önemli temsilcilerinin katıldığını vurguladı. Sergide Memmedov'un yanı sıra Azerbaycan'dan Arif Aziz ve Hanlar Ahmedov, Türkiye'den Refik Aziz, Kazakistan'dan Sembigali Smagulov, Agimsal Düzelhanov, Edilğali Bayandı, Elibi Bayğojanov, Tolkın Tabısbek, Möldir Bayğojanova, Bakıtbek Zerde, Aytkul Tasmagambetova, Botagöz Toleş ve Rahat Saparaliyeva, Kırgızistan'dan Talant Ogonbayev, Jılkıcı Jakıpov, Rahat İtikeyev, Yuristanbek Şıgayev, Eldar Aytmatov ve Suyutbek Torobekov, Özbekistan'dan Sardor Allabergenov'un eserleri yer aldı. ### Adviye Bal, "Zamansız" sergisiyle Red Rouge Art Galeri'de! Resim ve heykel sanatçısı Adviye Bal 'ın yağlı boya tablolarından ve heykellerinden oluşan yeni sergisi "Zamansız/Timeless", Red Rouge Art Galeri'de sanatseverlerle buluştu. Galeriden yapılan açıklamaya göre küratörlüğünü Derya Aydoğan'ın üstlendiği sergi, sanatçının insanın enerji düzeylerine göndermeler yapan siluet eserlerden oluşuyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen sanatçı Adviye Bal, sergideki çalışmalarına dair "Bir olay, bir nesne, bir başlangıç noktası yoksa şimdi de yoktur. Şimdi yoksa geçmiş ve gelecek de olamaz. Öyleyse hiçbir şeyin olmadığı yerde zaman da yoktur. Biz varsak zaman var" ifadelerini kullandı. Galerinin kurucusu Ayşe Aslı Akkülah ise şu açıklamalarda bulundu: "Mevcut sanat ortamının bir eleştirisi niteliğini taşıyan Red Rouge Art Galeri'nin açılışı kapsamındaki sergilerden biri olan Adviye Bal'ın bu sergisi, bizim de vizyonumuzu açık eden bir ifade dilini oluşturuyor." İzleyicilere renkler ve figürler arasında bir yolculuk sunmayı amaçlayan sergi, 23 Mart'a kadar görülebilecek. ### “Perde Kampüste Açılıyor” projesi tüm hızıyla devam ediyor Acıbadem Üniversitesi Drama Kulübü ile Oda Tiyatrosu, “Perde Kampüste Açılıyor” projesi kapsamında Oda Tiyatrosu sanatçılarını ACU Sahne'de misafir ediyor. Herkese açık olan Oda Tiyatrosu'nun sahnelediği oyunların çok sembolik bir bedelle çalışanlar, öğrenciler tarafından büyük bir katılım ile izlenmesi, projenin en belirgin özelliği olarak öne çıkıyor. İlk olarak “Montaigne” oyunuyla sahne alan Oda Tiyatrosu sanatçıları, daha sonra “En Güzel Aşk Şarkılarını Erkekler Yazar” isimli müzikal komedi ile izleyicilerle buluştu. Konuyla ilgili olarak İrfan Güney; “Kuruluşundan beri çalışmakta olduğum Acıbadem Üniversitesi, çağdaş bilimin sanatla kucaklaştığı bir yükseköğretim kurumudur. Akademik kadrosu, teknolojik alt yapısı, öğrencilere sunduğu imkanlar, çağdaş, ulaşılabilir yönetim anlayışı ve dünya standartlarındaki kampüs olanaklarıyla öğrencilerimizin sadece mesleki bilgilerle değil, kültürel, sanatsal ve sportif bakımdan da çok donanımlı olarak mezun olmasını arzu ediyoruz” dedi. "Bilim olmadan sanat, sanat olmadan da bilim olmaz" Öğrenci kulüplerinin çok aktif olduğu Acıbadem Üniversitesi'ni sanatın bilimle kucaklaştığı bir yüksek öğretim kurumu olarak tanımlayan Güney, Cumhuriyet'in 100. yılı kapsamında bir dizi etkinlik yaptıklarını belirtti. “Malleus” isimli oyunlarını sahneleyen Acıbadem Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü öğrencilerine Oda Tiyatrosu ve Kaan Erkam’ın kucak açarak destek verdiğini, böylece profesyonel sahnelerde oyunu sahnelediklerini, ayrıca Drama Kulübü ile Oda Tiyatrosu sanatçılarının birlikte sahneleyeceği müzikal çalışmalarının devam ettiğini söyleyen İrfan Güney; “Bilim olmadan sanat, sanat olmadan da bilim olmaz” diye konuştu. "BİLİM VE SANAT ANCAK ÖZGÜR ORTAMLARDA GELİŞİR" Bilim ve sanatın ancak özgür ortamlarda yeşereceğini ve gelişeceğini belirten Güney, ayrıca akademik ve idari çalışanlar için de yaratıcı drama ile yaşantı, etkili iletişim gibi sosyal ve mesleki gelişime yönelik atölyeler düzenlendiğini de aktardı. Kaan Erkam ile dostluklarının yıllar öncesine dayandığını belirten İrfan Güney; “Kaan istediği için ‘En Güzel Aşk Şarkılarını Erkekler Yazar’ oyununda yer alan ‘Ah Bu Kadınlar’ isimli, söz ve müziği bana ait olan bir bestemi soundtrack müziği yaptık. Oyunda piyano çalmamı istediği için de ‘O Günler’ isimli bestemi çalarak söyledim ve bu güzel oyuna küçük de olsa bir renk kattığım için çok mutlu oldum” ifadelerini kullandı. Acıbadem Üniversitesi'nde drama ve müzik öğrenci kulüplerinin de danışmanlığını yürüten Güney, sanata destek veren herkese, başta üniversite yönetimi olmak üzere çok teşekkür ettiğini iletti. ### Talip Keser, "Surç-i Lisan" sergisiyle ABD'de! Ressam Talip Keser 'in "Surç-i Lisan" başlıklı ikinci kişisel sergisi, ABD'de New Jersey GB Art Gallery'de sanatseverlerle buluştu. Galeriden yapılan açıklamaya göre Keser, jestüel fırça ve yoğun boya kitleleriyle kompozisyonlar kuruyor. Yeni sergisi hakkında İstanbul Sanat'a açıklamalarda bulunan Talip Keser, resim yaparken bilinçaltındaki düşüncelerini aktarmaya çalıştığını belirterek, şunları ifade etti: "İzleyicinin de bunu kendi bakış açısından hissetmesine yardımcı olmak, eserlerimin her bakan gözde farklı bir anlama kavuşarak kendi varlığını hep diri tutmasını sağlamak istiyorum. Eserlerimi dünya ile buluşturmak ve soyut sanat olarak bizler de varız demek, bu sergideki önceliğim. Dünya olarak çok zor bir dönemden geçerken, tüm sorunlara ışık tutabilecek ortak bir dil olan sanatın sınırları kaldırmasına çok daha fazla ihtiyacımız var." Sanatçının toplam 14 parça eserine ev sahipliği yapan New Jersey GB Art Gallery, mart ayı sonuna kadar ziyaret edilebilecek. Talip Keser hakkında... 1990'da Uşak'ta doğdu. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Bölümü'nden mezun olduktan sonra çok sayıda karma sergiye katıldı. İlk kişisel sergisini 2018'de Nişart Galeri'de açtı. Türkiye ve dünyada önemli sergiler ile sanat fuarlarında eserleriyle yer aldı. 8 yaşından beri resim yapan sanatçı, halen Uşak'ın Kızılcasöğüt kasabasında çatı katındaki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Ressam Talip Keser 'in "Surç-i Lisan" başlıklı ikinci kişisel sergisi, ABD'de New Jersey GB Art Gallery'de sanatseverlerle buluştu. Galeriden yapılan açıklamaya göre Keser, jestüel fırça ve yoğun boya kitleleriyle kompozisyonlar kuruyor. ### POLVO, “Why So?: Childhood Memories” sergisiyle BBprojecTT'te! Yeni nesil çağdaş sanatçı POLVO, “Why So?: Childhood Memories” başlıklı ikinci kişisel heykel sergisiyle 17-30 Nisan tarihleri arasında BBprojecTT’in Teşvikiye’de bulunan galerisine konuk oluyor. Çalışmalarında “Neden?” sorusuna yanıt arayarak kalıplaşmış normlara ve kanıksanmış değerlere yeni bir bakış açısı sunma amacı taşıyan POLVO, toplumsal cinsiyet kalıplarını ve aynılaşmayı eleştiren, çeşitliliğe, özgünlüğe ve bireyin varoluşuna göndermede bulunan elma ve muzlarından sonra şimdi de dondurma formundaki heykelleriyle izleyicileri çocukluk anılarına götürüyor. Sanatçı, “Why So?: Childhood Memories” sergisinde yer alan heykelleriyle çocukluğa, yetişkinlerce tanımlanmış hız kavramına ve “kendine yabancılaşma”ya odaklanıyor. Eserleri daha önce İstanbul’un yanı sıra Art Miami kapsamında Context Art Miami’de ve Londra’da çeşitli galerilerde sergilenen çağdaş sanatçı POLVO, çalışmalarında sosyal normlara dokunarak ve sanatı bir araç olarak kullanarak sanatseverleri sorgulamaya teşvik ediyor. Protest ve sorgulayıcı bir yaklaşımla iş üreten POLVO’nun renkli ve eğlenceli eserleri, meraklı zihinler için yeni sorgulama alanları sunma hedefi taşıyor. kanıksanmış değerlere dikkat çekmeye devam ediyor POLVO, ana teması cinsiyet eşitsizliği olan ilk kişisel sergisi “Why So?”nun ardından ikinci kişisel sergisi “Why So?: Childhood Memories”te yeni bir alt temaya dokunuyor: Çocukluğa, yetişkinlerce tanımlanmış hız kavramına ve kendine yabancılaşmaya… Dondurma formundaki heykellerinden oluşan yeni sergisinde dondurmayı gündelik hayata ve davranışlarımıza yansıtan sanatçı, kanıksanmış değerlere dikkat çekmeye devam ediyor. dondurmayı bir haz öznesi olarak sembolleştiriyor “Why So?: Childhood Memories” sergisinde çocukluk hatıralarından esinlenen POLVO, farklı bir tür sorgulamayla dondurmayı bir haz öznesi olarak sembolleştiriyor. Çocukluktaki özgürlüğü dondurma üzerinden dolaylı bir yolla anlatan sanatçı, “hız” ve “mükemmel” kavramlarını sorguluyor. “Yetişkinlerce tanımlanmış zamanın kendisine ve dondurmanın akış hızına yetişme gayretinde olmayan çocuk, ana odaklanıyor. Mükemmel olmak, uyum sağlamak ve başarmak yetişkinlik döneminin kaygıları… Tadını çıkarmak yerine neden bir şeyleri 'mükemmel' yapmaya çabalıyoruz?” diyen POLVO, serginin temasını “Hayatım boyunca dondurmaları elime bulaştırmamak için çalıştım. Ben olmayı, özgün olmayı bıraktığımız bu yetişkinlik döneminde çocuk olmaya, çocuk kalmaya, kendim olmaya, çocukluk anılarıma bir özlem…” sözleriyle özetliyor. Dondurma erime hızını alt etmenin altında yatan yetişkin kuralları, norm ve değerler, diğerleri tarafından kabul görme arzusu ve bununla uyumlu gelişen kontrol gayreti üzerine düşünen sanatçı, ana temasına dönerek “Why So?” (Neden böyle?) sorusunu sormaktan kendini alamıyor. “Why So?: Childhood Memories”, aynı zamanda sanatçının çocukken en çok sevdiği çizgi filmlerden nostalji üretme potansiyeli de taşıyor. POLVO HAKKINDA... Bir çağdaş sanatçı olarak POLVO, sanatı toplumsal mesaj geliştirmek için bir metot olarak görür; bunun için kendi zihin yapısını ve deneyimlerini araç olarak kullanır. Sosyal bariyerlere ve toplumsal klişelere dokunmayı kendine amaç edinir. POLVO’nun çalışmaları renkli ve eğlenceli eserleri, aynı zamanda meraklı zihinler için yeni sorgulama alanları sunmayı hedefler. POLVO, “Why So?” adlı ilk kişisel sergisini 2023’te İstanbul’daki BBprojecTT’te gerçekleştirdi. * POLVO’nun “Why So?: Childhood Memories” başlıklı yeni kişisel sergisi, 17-30 Nisan 2024 tarihlerinde 12.00-19.00 saatleri arasında randevuyla BBprojecTT’in Teşvikiye’deki galerisinde ziyaret edilebilir. Ziyaret için (0533) 591 70 15 numaralı telefondan rezervasyon yaptırılabilir. ### Ouchhh Studio Ay'a sanat eseri gönderdi Türk Sanat Stüdyosu Ouchhh Studio, Ay'a ilk yapay zekâ veri sanat eserini gönderdi. Türk sanat stüdyosu Ouchhh, dijital sanat eserleri üretiminde öncü bir rol üstlenerek, Ay'a gönderilen ilk yapay zekâ veri sanat eserini ortaya koydu. Ouchhh Studio'nun kurucu ortakları Ferdi Alıcı ve Eylül Duranağaç Alıcı'nın "Human Cell Atlas" adlı eseri, geçen haftalarda SpaceX roketi ile Ay yüzeyine iniş yaptı. Bu olağanüstü eser, dünya prömiyerini Art Dubai'de gerçekleştirdi ve Ay yüzeyinde kalıcı olarak sergilenmenin yanı sıra, İstanbul dahil birçok sanat başkentinde de izleyiciyle buluşacak. OUCHHH STUDIO SANATÇISI FERDİ ALICI KONUŞTU Ouchhh Studio'nun sanatçılarından Ferdi Alıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin temellerinin yaklaşık 5 yıl önce CERN ile başlayan bir iş birliği olduğunu belirtti. "Human Cell Atlas" projesi, dünya genelinde insan vücuduyla ilgili üretilmiş en büyük veri setini oluşturuyor. Bu projede binlerce enstitünün bir araya gelerek, insan vücudunu detaylı bir şekilde haritalandırdığına dikkat çeken Alıcı, bilim insanlarının bu veri setini kullanarak hastalıkların şifasını bulmayı amaçladıklarını ifade etti. Yapay zekâ aracılığıyla bu veriyi kullanarak, Ouchhh Studio ise insanlığın sanatsal portresini ortaya çıkarmaya çalıştı. Alıcı, bu çalışmanın bilim ve sanatın birbirini ilham verdiği bir alan olduğunu vurgulayarak, makinaların insanlığı kendi perspektifinden nasıl gördüğünü keşfetmeye çalıştıklarını belirtti. Ferdi Alıcı, projenin tamamlanmasının ardından rastlantısal bir şekilde SpaceX roketiyle Ay'a gönderilme fırsatı yakaladıklarını paylaştı. Bu tarihi proje kapsamında, Ay yüzeyine iniş yapan roketin tasarımına üç farklı kurumun katkı sağladığını ve 300'den fazla sanatçının Ay yüzeyinde kalıcı bir dijital müze için davet edildiğini belirtti. Ouchhh Studio, Türkiye'yi temsil eden tek yapay zekâ veri sanatçısı olarak bu projede yer aldı. TÜRKLERİN UZAYDA İLK SANAT ESERİ Eser, tamamlandıktan sonra New York'ta bir laboratuvarda nano-teknoloji ile bir diskin üzerine kazındı ve Kennedy Space Center'da Ay'a iniş yapacak SpaceX roketine monte edildi. Ay yörüngesinde dolanarak gerçekleştirdiği 4 günlük bir seyahatin ardından, Ay yüzeyine başarıyla iniş yapan bu eser, Türklerin uzayda yapay zekâ sanatıyla üretilmiş ilk sanat eserini temsil etmektedir. Ferdi Alıcı, eserin dünya genelindeki sergilerine devam edeceklerini ve özellikle İstanbul'da da bu eseri sergileme arzusunu dile getirdi. Ouchhh Studio'nun bu çığır açan projesi, sanat dünyasına farklı bir boyut kazandırarak, bilim ve sanatın sınırlarını zorlamıştır. Art Dubai fuarı ise, fuar öncesi tüm bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 25'inin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Kızılay Derneği üzerinden Gazze'deki sivillere destek için bağışlanacağını duyurarak sona erdi. ### İstanbul'da sanatseverleri yoğun bir hafta bekliyor İstanbul bu hafta, geniş bir yelpazede birbirinden farklı etkinliklerle, yerli ve yabancı sanatçıların katıldığı konser, sergi, tiyatro ve performanslara sahne olacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda (İDT) 5-9 Mart'ta "Sonbahara Son Güller", "80 Günde Devr-i Alem", "Seneye Bugün", "Bir Picasso", "Parmak", "Bir Nefes Dede Korkut" ve "Çağrılmadan Gelen" oyunları sahnelenecek. Şehir Tiyatroları'nda da bu hafta 6-9 Mart'ta "Tartuffe", "Yaftalı Tabut", "Hamlet", "Fosforlu Cevriye", "Komik Para" ve "Uçurtmanın Kuyruğu" eserleri tiyatroseverlerle buluşacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin (İDOB) 2 perdelik "II. Mehmet (Maometto II) Operası", 6 Mart'ta AKM Türk Telekom Opera Salonunda gerçekleşecek. Ayrıca İDOB'un "Giselle" oyunu 7 ve 9 Mart, BKM'nin "Aydınlıkevler" 5 Mart, İDT'nin "Seneye Bugün" oyunu da 8-9-10 Mart'ta AKM'de sahnelenecek. Konserler Rus müzisyen, piyanist ve davulcu Evgeny Grinko 9 Mart akşamı, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'nde dinleyicileriyle buluşacak. Tasavvuf İrfan ve Meydan Meşkleri Topluluğu'nun "Devran-Kıyam" gösterisi 7 Mart'ta meraklılarıyla buluşurken, "Türkü Akşamı" ve "Alaeddin Yavaşça Anma Konseri" 6 Mart, "Yöreden Yöreye" konseri 7 Mart, "Yolca Müzikli Derviş Masalları" ve "İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri" 8 Mart, "Frauenliebe und Leben ve Dichterliebe Kahve Konserleri" ise 9 Mart'ta AKM'de müzikseverlerin beğenisine sunulacak. "Evrim Demirel - Makamsız Project feat Vasilis Saleas" konseri 7 Mart'ta, Lübnanlı besteci ve ud sanatçısı Rabih Abou-Khalil'in son projesi "Rabih Abou Khalil Group & Elina Duni" ise 9 Mart'ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu'nda müzikseverlerle buluşacak. Etkinlikler Pera Müzesi'nde "Gelecek Hatıraları" sergisi kapsamında sanatçı Taner Ceylan ve sanat tarihçisi Tarkan Okçuoğlu, 6 Mart'ta sanatseverlerle bir araya gelecek. "Gelenekselden Moderne: Sır Altı Çini Boyama" atölye etkinliği de 9 Mart'ta Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Yazar Mehmet Ali Bulut'un "Fıtrata Dönüş" semineri 5 Mart, "Etkileşimli Okuma Atölyesi: Rengini Arayan Bulut" 6 Mart, "Ebru Sanatı ile Lale Yapımı" atölyesi 7 Mart, "Etkileşimli Kitap Okuma Atölyesi" ve "Filistin Temalı Ayraç Yapımı Atölyesi" 8 Mart, "Çocukların Gözünden Sanat: Minyatür" ise 10 Mart'ta Rami Kütüphanesinde katılımcılarla buluşacak. Devam eden sergiler Hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın'ın eserlerinden oluşan "Emin Barın: Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam" başlıklı sergi Artİstanbul Feshane'de 29 Nisan'a kadar ziyarete açık olacak. Selanik'ten Bursa'ya uzanan duygu yüklü hayat hikayesini izlenime sunan, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kent Müzesi katkılarıyla Rami Kütüphanesi’nde gerçekleşen "Nazif'in Düğmeleri" sergisi 17 Mart'a kadar Rami Kütüphanesinde görülebilecek. Hattat Mehmet Arif Vural'ın hazırladığı "Kur'ani Damlalar" başlıklı hat sergisi, Taksim Camisi Kültür Sanat Merkezi'nde 7 Mart'a kadar sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. Sanatçı Gülçin Anmaç ve öğrencilerinin eserlerinden oluşan "İstanbul Tasvirleri" sergisi, Fatih Belediyesi'nin ev sahipliğinde Kadırga Sanat Galerileri'nde 23 Mart'a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. ### 600 yıllık Haliç Tersanesi'nin bir bölümü artık "İstanbul Sanat" İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihi Haliç Tersanesi’nin bir bölümünde hayata geçirilen "İstanbul Sanat"ın açılışını gerçekleştirdi. Aynı anda "10 x 10 = 100 Büyük Proje" sunumlarının dördüncüsü olan "Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri" konulu sunumu da yapan İmamoğlu; “5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul'un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz" dedi. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin ilk kamusal çağdaş sanat müzesine dönüştürülen tarihi Haliç Tersanesi içerisinde “İstanbul Sanat” adıyla açılışını, “10 x 10 = 100 Büyük Proje” sunumlarının dördüncüsü olan “Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri” konulu sunum ile gerçekleştirdi. Proje sunumuna ve açılışa siyaset, sanat ve akademi dünyasından birçok tanıdık isim katıldı. “Osmanlı’nın denizcilik üssü Tersâne-i Âmire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamlamanın ve şehrimize ‘İstanbul Sanat’ adıyla yeni bir kültür sanat mekanı kazandırmanın heyecanı içinde olduğumuzu söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şu açıklamalarda bulundu: “Haliç Tersanesi, dünyada işlevini sürdüren en eski tersanelerden biri. Tersaneyi, göreve geldiğimiz gün itibariyle başladığımız kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla koruma altına aldık. Yeniden işlevlendirme sürecimizin ardından, bugün itibariyle 'İstanbul Sanat' adıyla tersaneye kamusal bir yaşam merkezi işlevi kazandırdık. Haliç Tersanesi’ni artık tersane işlevinin yanında müze, performans sanatları merkezi, sergi ve çocuk atölye alanlarıyla, restoran gibi sosyal mekânlarıyla da hizmet verecek şekilde İstanbulluların hizmetine açıyoruz. Ecdadın yadigarı işte böyle korunur. Fatih’in emaneti Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık bir denizcilik mirası, bugüne ve geleceğe taşınarak korunur. İstanbul Sanat Müzesi, kentin en çok ziyaret edilen müzelerinden olacak 15. yüzyılın sanat hamisi olan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Haliç Tersanesi’nde kurulan İstanbul Sanat Müzesi, eminim ki İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olacak. Farklı koleksiyonları 'Ah Güzel İstanbul' sergisiyle bir araya getirdiğimiz İstanbul Sanat’ta, İstanbullulara ait olan İBB’nin zengin koleksiyonu da sanatseverlerle buluşacak. Birbirinden kıymetli eserleri içeren bu serginin en özel eserlerinden biri, elbette Gentile Bellini’nin atölyesinde resmedilen ve 15. yüzyıla tarihlenen Fatih Sultan Mehmed portresi. Her ne kadar bu portreyi satın alarak, belediyemizin koleksiyonuna kattığımızdan ötürü biraz soruşturma geçirsek de değerli bir iş olduğunun altını çizmek isterim. Değerli koleksiyonlarıyla hem İstanbul Sanat’a hem de sergiye hayat veren kıymetli koleksiyonerlere, eserleriyle aramızda yer alan sanatçılarımıza, süreçte emeği geçen küratör ve akademisyenler ile müze ve sergi ekibine teşekkürlerimi sunarım. İBB MİRAS, ARTIK DÜNYACA ÜNLÜ BİR MARKA... İstanbul’un tarihine baktığımızda, üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın başkenti olmuş bir kent görüyoruz. Asıl olarak şehrin merkezinde yoğun olmakla birlikte dört bir yanında çok sayıda tarihi ve kültürel miras eseri bulunan İstanbul, bu anlamda dünyanın en zengin kenti. Bize bırakılan bu mirasa uzmanlıkla, liyakatle, ayrım gözetmeksizin, saygıyla ve özenle yaklaşıyoruz. Geçmişte liyakatsiz ellerle yapılan vahim uygulamalar, kaş yapayım derken göz çıkarılan restorasyon projeleri hepimizin hafızalarında. Peki, biz ne yaptık? İBB Miras’ı kurduk. İBB Miras, artık tarihi eserlerin bakımı ve restorasyonu konusunda dünyaca ünlü bir marka. İBB Miras, işini bir ihalenin gereği olarak değil; severek, tutkuyla yapan, liyakat örneği bir yapılanma. İstanbul’un kültür mirasına bilgiyle, sevgiyle, özenle sahip çıkan bir organizasyon. İçinde mimar var, mühendis var, sanat tarihçisi, arkeolog, restoratör var. Restorasyon ustası, restorasyon işçisi var. İBB Miras’ta baştan sona uzmanlık var, tecrübe var, liyakat var. İstanbul’un kültür mirası, artık İBB Miras’ın güvencesi altında. SAYISI 4 OLAN İBB SORUMLULUĞUNDAKİ MÜZELERİ 4,5 YILDA 22’YE ÇIKARDIK İBB Miras ile birlikte rutin olarak 25 ilçede, 42 rotada ve 1321 ayrı noktada envanterimizi izliyoruz, bakımını yapıyoruz ve sizlerin ziyareti için hazır tutuyoruz. 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserinde kapsamlı restorasyon çalışmalarımızı tamamladık. 34 kamusal sanat eserini restore ederek, zamanın tahribatından arındırdık. Geçmişin izlerini bulabileceğimiz en kıymetli alanların başında müzelerimiz geliyor. Göreve geldiğimizde sayısı 4 olan İBB sorumluluğundaki müzeleri 4,5 yılda 22’ye çıkardık. İstanbul’un 20 yıldır, 30 yıldır suyu akmayan 197 tarihî çeşmesini, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp suya kavuşturduk. Bu konuda öncü olmanın, kimi kurumlara örnek teşkil etmenin gururunu, bu projeye çok değer veren 16 milyon İstanbulluyla birlikte yaşıyoruz. TAM 943 MİRAS ALANINI, İBB MİRAS DOKUNUŞU İLE KORUMA ALTINA ALDIK Göreve geldiğimizden bugüne kadar tam 943 miras alanını, İBB Miras dokunuşu ile koruma altına aldık. Restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz bu yapıları, kimliğine uygun ve çevresindeki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde, koruma-kullanma dengesini gözeterek işlevlendirdik. Bu alanlar, halkımızın nefes aldığı, keyifli zaman geçirdiği yeni yaşam alanlarıdır. Yeniden işlevlendirme yaparak İstanbul’a kazandırdığımız bu eserlerimiz, İstanbul’dan memleketimizin, dünyanın dört bir yanından tam 11,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Bildiğiniz gibi Bulgur Palas’ı mülkiyetimize alarak, çok kısa sürede restorasyonunu tamamladık ve Fatih ilçemizin kamusal hizmetlerden mahrum kalmış bölgesinde vatandaşlarımızın hizmetine geçtiğimiz hafta sunduk. Haftaya önemli bir endüstri mirası alanını daha şehrimize kazandırıyoruz. Biz öyle bir çalışırız ki, petrol tankerlerinden bile mucizevi bir yaşam alanı ortaya çıkartırız. Çubuklu Siloları’nı hepinizin görmesini çok arzu ediyorum. Terk edilmiş endüstri mirası dönüşümlerinin ne kadar önemli olduğunu, bu dönemde Müze Gazhane, Ataköy Baruthanesi, Artİstanbul Feshane, Cendere Sanat gibi şehre yeni kazandırdığımız kültür alanlarıyla herkese gösterdik. YENİ 28 MÜZE VE SANAT MERKEZİ Yeni açacağımız müzeler ile ihmal edilmiş müzecilik alanını, İstanbul’a yakışır biçimde hareketlendireceğiz. 28 yeni müze ve sanat merkezi ile sanat dünyasını zenginleştireceğiz. Bulunduğumuz tarihi Haliç Tersanesi’nde Deniz Müzesi ile ikinci etabı tamamladığımızda kültür alanını daha da genişletmiş olacağız. Dünyanın yaşayan ve üretmeye devam eden en eski tersanesi Haliç Tersanesi; ‘İstanbul Sanat’ markasında, İstanbul Sanat Müzesi, Performans Sanatları Merkezi ve festival alanları, çocuk sanat atölyesi ve Deniz Müzesi ile devasa bir kültür merkezi olacak. İstanbul Sanat gezilirken, aynı zamanda İstanbul’un sembolü vapurların restorasyon süreçleri izlenebilecek. 3 YENİ MÜZE GAZHANE 132 yıllık Hasanpaşa Gazhanesi’ni ‘Müze Gazhane’ olarak kamuya kazandırdık. Yeni dönemde 3 yeni Müze Gazhane ile İstanbul’un endüstri mirasına yaşam enerjisi vermeyi sürdüreceğiz. İstanbul’un ilk aydınlatma kaynağı, 168 yıllık Dolmabahçe Gazhanesi’ni, Kağıthane Gazhanesi’ni ve Yedikule Gazhanesi’ni kültür sanat etkinliklerine ve sosyal tesislere ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüyoruz. Yedikule Gazhanesi’nde ‘Panorama Müzesi’, ‘İstanbul Belleği Müzesi’ ve ‘Kent Müzesi’, İBB Miras eliyle İstanbul’a kazandırılarak, şehrin en önemli kültür-sanat mekanlarından olacak. Aynı zamanda 3 bin kişilik açık hava etkinlik alanı ve sahnesiyle yeni bir kültür sanat odağı haline dönüşüyor. 3 YENİ ARKEOPARK İstanbul’umuzun arkeolojik alanlarını, her yaştan insanımızın için tarihi öğrenme, keşfetme heyecanıyla dolduracak şekilde düzenliyoruz. Şeyh Vefa Arkeopark, Yoros Kalesi, Milyon Taşı arkeopark alanları, ziyaretçi merkezleri ile birlikte hizmet verecek. 4 TARİHİ TİYATRODA YENİDEN 'PERDE' Tarihi tiyatrolarımız yeniden perde açacak. 4 tarihi tiyatro ile kültür sanat hayatını zenginleştireceğiz. Kadıköy İskele Meydanı’nın simgelerinden Haldun Taner Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, 1961 yılında Fatih Tiyatrosu adıyla açılan, senelerce nice oyunlara ev sahipliği yapmış olan Reşat Nuri Sahnesi ve son olarak Kenter Tiyatrosu’nda başlattığımız restorasyon çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bu simgesel mekanları yeniden sanatçılarımızın ve tiyatro severlerimizin hizmetine sunacağız.” FESHANE VE BARUTHANE’DE YENİ DÖNEM Endüstri mirası alanlarımıza sahip çıkıyoruz, bu alanları yaşamın bir parçası haline getiriyoruz. Feshane 2. Etap çalışmalarına başlıyoruz. İstanbul’un endüstri mirasının eşsiz örneklerinden biri olan Feshane-i Amire, ‘Artİstanbul Feshane’ ismiyle kısa sürede İstanbul’un en büyük kültür sanat merkezi haline geldi. 2. Etap çalışmalarıyla birlikte 14 bin 850 metrekarelik müze ve kültür sanat alanı daha kazandıracağız. Kanal İstanbul’un yutacağı tarihi alanlarımızdan birisi de Osmanlı gücünü yansıtan Azatlı Baruthanesi’ydi. Tarihi baruthanede yepyeni bir kültür alanı yaratıyoruz. Müzeleri, yaşam alanları, peyzaj kullanımlarıyla bir yaşam bahçesi ortaya çıkacak. Ve buradan ilan ediyorum, bu Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran o ismiyle bile zihninden söküp atacağız. 9 YENİ İSKELE KİTAP KAFE Tarihi iskelelerimizi yeni nesil kütüphanelerle donatıyoruz. Moda, Kadıköy, Beşiktaş gibi 9 iskelemizi özgün işlevlerinin yanı sıra kitapla, kültürle sanatla buluşturduk. 9 İskele Kitap Kafe’yi daha 16 milyon İstanbullunun hizmetine sunacağız. Şehrin önemli hafıza mekânları arasında yer alan bu iskeleler, bundan böyle kültür sanat etkinlikleri, kafe ve kütüphaneleriyle de İstanbulluların buluşma durakları olacak. Yeni dönemde tarihi iskelelerimizde açacağımız İskele Kitap Kafelerimiz ise Bostancı, Büyükada, Eminönü, Kasımpaşa, Fener, Balat, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp İskele Kitap Kafeler olacak. Bu arada söyleyeyim, Bostancı'da muazzam bir sahil düzenlemesi yapıyoruz. Ve bu sahil düzenlemesi, inanılmaz değerli bir nefes aldıracak. KEMAL SUNAL MÜZESİ GELİYOR Sanatçılarımızı burada görmüşken, onun da kulaklarını çınlatmak isterim. Bir gün evine gittiğimde, uzun uzun sohbet ettiğimizde, keşfettiğimiz farklı bir yönünü bulduğumuzda hemen aklımızda bir ışık yandı ve kendisine bir teklifte bulunmuştum. Sevgili Ediz Hun'un evi, tam bir kaktüs müzesi. Dünyanın her yerinden kaktüs var. Muazzam ilgili, çok değerli bir büyüğümüz, ağabeyimiz. İstanbul'un ağabeyi, çok yakışıyor ona. Aynen Mustafa Alabora gibi... Biz dedik ki, bir Kaktüs Müzesi açalım. Ve şimdi Bostancı sahilinde de bu müzemizi açıyoruz. Onun da altını çizeyim. Hazır sanatçılarımızdan bahsetmişken, yine rahmetle analım. Aileyi ziyaretimde rahmetli Kemal Sunal'ın eşi, bir ‘Kemal Sunal Müzesi’ arzusundan bahsetmişti. Göztepe Parkı'nda Kemal Sunal Müzemiz de bitti. O da bir-iki hafta içerisinde İstanbulluların beğenisine sunulacak. Kemal Sunal Müzesi de geliyor.” ### 22. Devlet Türk Sanatları Yarışması'na başvurular başladı Türk sanatlarını destekleyerek gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlayan Devlet Türk Sanatları Yarışması'nın 22'ncisi için başvurular 4 Mart'ta başlayacak. Kültür ve Turizm Bakanlığınca iki yılda bir düzenlenen yarışma, bu yıl yine genç yeteneklere odaklanacak. Geleneksel el sanatlarından hüsnühat, tezhip, minyatür, çini, ebru, kalem işi ve katı' kategorilerinde düzenlenecek yarışma ile özellikle gençlerin gelenekten yararlanarak özgün eserler üretmeleri teşvik edilecek. Seçici kurul tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda her kategoride başarı ödülüne layık görülen üç esere ayrı ayrı 30 bin lira, sergileme ödülüne layık görülen 42 esere, yine ayrı ayrı 6 bin lira para ödülü takdim edilecek. Ödül sahiplerinin başarı ve sergileme belgesi de alacağı yarışmanın toplam para ödülü ise 882 bin lira olacak. SON BAŞVURU TARİHİ 6 MAYIS Türkiye'nin köklü kültür mirasının en zarif çizgilerinin geleceğe aktarılmasına imkan sunacak yarışmanın başvuruları, 4 Mart'ta başlayacak ve 6 Mayıs'ta sona erecek. Katılmak isteyenler, şartnameye e-Devlet bağlantılı https://gorselsanat.ktb.gov.tr internet sitesi üzerinden çevrim içi ulaşabilecek. ### Pompeii’de 2000 yıllık duvar resmi bulundu İtalya’da MS 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın aniden patlamasıyla lav ve volkanik küller altında kalan antik Roma kenti Pompeii’de, renkleri nispeten az zarar görmüş duvar resmi bulundu. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Pompeii’deki kazı çalışmalarını yürüten ve yıllar içinde birçok keşfe imza atan Pompeii Arkeoloji Parkı arkeologları, kazı alanlarından birinde renkleri nispeten az zarar görmüş bir duvar resmi (fresk) ortaya çıkardı. İKİZ KARDEŞ VE ALTIN POST'UN HİKAYESİ Yunan mitolojisine göre, üvey annelerinden kaçmak isteyen Phrixus ve Helle’e altın postlu bir koç gönderilir. Koça binerek kaçan iki kardeş Çanakkale Boğazı yakınlarındayken Helle, koçtan düşerek boğulur. Pompeii’de ortaya çıkartılan renkli fresk, bu mitolojik hikayeyi tasvir etmektedir. Arkeologlar dünkü açıklamada yaklaşık 2 bin yıllık duvar resminin, Yunan mitolojisindeki ikiz kardeşler Phrixus ve Helle’nin hikayesini tasvir ettiğini belirtti. ### Bodrum’da "Fark Yaratan Karyalı Kadınlar" Bodrum, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri çerçevesinde “Fark Yaratan Karyalı Kadınlar” adlı bir buluşmaya ev sahipliği yapıyor. Herodot Kültür Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, görsel sanatlar ve şiir sergisi ziyaretçilerle buluştu. Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi, Günbatımı Söyleşileri Grubu, Mor Sanat, MUSANDER ve BESİAD tarafından hazırlanan etkinlikte konuşan Günbatımı Söyleşileri Grubu Kurucusu - Eğitimci, Yazar ve Şair Hamdi Topçuoğlu, şunları dile getirdi: KARYALI KADINLARIN GÜCÜ “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü bir kutlama değil, anma günüdür. Acaba bu son felaket mi diye sorarsak, elbette değil. Neden ‘Fark Yaratan Karyalı Kadınlar’ etkinliğini düzenlemeye karar verdik? Bizim dünyaya armağan ettiğimiz dört sözcükten birisi ‘Karyatid’ idir. Karyatid, kadın heykeli biçiminde yapılmış sütunlardır. Bunların temel felsefesi, Karyalı kadınların gücüdür. Karyalı kadınlar, gerçekten çok güçlü kadınlardır. Karyalı kadınların Dünya’nın ilk direnişçi kadınları olduğunu acaba kaç kişi biliyor?” BODRUM’DA SANAT SORUNLARI Buluşma kapsamında bir de panel düzenlendi. Gazeteci Abbas Güçlü moderatörlüğünde, “Bodrum’da Sanat Sorunları” başlıklı panelde bir konuşma yaparak, sanat eserlerine bakıp hikayelerini dinlediğimizde zamanın çok gerisinde olduğumuza vurgu yapan Güçlü; “Bu duruma sadece sanat açısından değil, estetik açıdan da bakmak gerekir. Antik kentlere gittiğinizde hiçbir zaman biri diğerinin ışığını kapatmıyor. Caddeler muhteşem, kentleşme muhteşem. On bin yıl geçtikten sonra bu noktaya nasıl geldik, nerede eksik yaptık, bunu araştırmamız gerekiyor. Sanat, insan var olduğundan beri var. Sanata değer veren toplumlar, hep başlarını alıp gitmişler. Sanata şaşı bakanlar da yerlerinde saymaya devam etmişler. Burada sanatçılara çok büyük görev düşüyor” ifadelerini kullandı. Etkinlikte Sadettin Özbek, Nail Ongun ve Mahmut Ünal tarafından şiir dinletileri de yer aldı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri çerçevesinde 2 Mart Cumartesi günü Emekli Hakim Özen Yakar “Hukukta Kadın”, Youtopia Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Esen Türker “Sivil İnisiyatif ve Girişimcilikte Kadın” başlıklı panel gerçekleştirecek. Etkinlikte yer alan resim sergisine 3 eseriyle katılan Yeşim Balaban ve Bodrum Temsilcimiz Hafize Ortaç… Sergiye katılan sanatçılardan Heyecan Şahin'nin çalışmaları yoğun ilgi gördü. ### Ayşen Erte, “Su” sergisiyle Bakraç Galeri’de! DGSA’lı sanatçılarımızdan Ayşen Erte önemli bir fotoğraf sergisi ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Sanatçının, “Su” serisi adını verip, “Suda AN, Suda İZ, Suda DÜŞ” olarak yorumladığı fotoğraflardan oluşan sergi, 9-29 Mart 2024 tarihleri arasında Kozyatağı Bakraç Galeri’de sergilenecek. Yurt içi ve yurt dışında olmak üzere pek çok sergiye katılan ve ödüller alan Ayşen Erte’nin eserleri ülkemiz dışında,  Japonya, Slovakya, Almanya, Amerika, Avusturya, İngiltere, İtalya gibi ülkelerin koleksiyonlarında bulunmakta. ### İstanbul Sinema Müzesi, "Avrupa Yılın Müzesi" ödüllerine aday! 200 yıla yaklaşan barok mimarisiyle dikkati çeken İstanbul Sinema Müzesi, Avrupa Konseyinin himayesinde Avrupa Müze Forumu (EMF) tarafından her yıl düzenlenen "Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri"ne aday gösterildi. Müzeden yapılan açıklamaya göre, uluslararası müzecilikte yenilikçi süreçlere teşvik etmek amacıyla verilen "Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri"nin 2024 yılı adayları açıklandı. Adaylar arasında, üç koleksiyoner ve iki enstitü ile oluşturulan, dünyanın en iyi ilk üç sinema müzesi arasında bulunan İstanbul Sinema Müzesi de yer aldı. İstanbul Sinema Müzesi Genel Müdürü Ceyhun Tuzcu, "Büyülü atmosferi dışında, kendi alanına ait en iyileri yetiştirmek üzere gerçekleştirdiği eğitim projeleri, seminerler, yönetmen buluşmaları ve atölyelerle zenginleşen içeriği ve kapsayıcılığıyla, İstanbul Sinema Müzesinin bu denli prestijli bir adaylığa layık görülmesi gurur verici. Bu adaylık müzenin sanat alanındaki önemli rolünü teyit ederken, uluslararası alandaki bilinirliğini daha da artıracak." ifadelerini kullandı. İstanbul Sinema Müzesi, farklı yaş gruplarına yönelik tasarlanan eğitim içerikleri, atölyeler, film okumaları, seçkin film gösterimleri ile ziyaretçilerine kapsayıcı bir deneyim sunuyor. Müze bünyesinde, yapay zeka teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilen film restorasyonları aracılığıyla, geçmişten bu yana yok olmaya yüz tutmuş arşivlerdeki kültür mirası da gün yüzüne çıkarılıyor. Her yıl çok sayıda ulusal ve uluslararası festivale, sahne sanatları performanslarına ve sektör buluşmalarına ev sahipliği yapan, sektörün önemli yapımcı, senarist, yönetmen ve oyuncularını ağırlayan Atlas 1948 Sineması/ Sahnesi ise müze ile bütünleşen yapısıyla dikkati çekiyor. Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'nün kazananları 1-4 Mayıs'ta Portekiz’'e gerçekleştirilecek EMYA Yıllık Konferansı ve Ödül Töreni'nde sahiplerini bulacak. ### Oscar Ödülleri'nde adaylar canlı performans sergileyecek Oscar Ödülleri için geri sayım resmen başladı. Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından 1929'dan bu yana verilen ve film dünyasının enlerinin seçildiği Oscar Ödülleri'nde aday gösterilen şarkıların hepsi, canlı bir şekilde seslendirilecek. Bu yıl 96’ncısı düzenlenecek olan Oscar Ödülleri'nin adayları belli oldu. Los Angeles'ta düzenlenecek törenin sunuculuğunu yine ünlü talk şov sunucusu Jimmy Kimmel üstlenecek. Ödüller, Dolby Theatre'da gerçekleşen görkemli törenle 10 Mart 2024'te sahiplerini bulacak. "En İyi Orijinal Şarkı" kategorisinde tüm şarkıların, Oscar gecesinde canlı bir şekilde seslendirileceği açıklandı. Jon Batiste, Becky G, Billie Eilish ile Finneas O’Connell, Scott George, the Osage Singers ve Ryan Gosling ile Mark Ronson, aday gösterildikleri şarkıları sahnede seslendirecek. İşte, "En İyi Orijinal Şarkı" adayları: “The Fire Inside” - Flamin’ Hot “I’m Just Ken” - Barbie “It Never Went Away” - American Symphony “Wahzhazhe" (A Song for My People) "Killers of the Flower Moon" "What Was I Made For?" – Barbie Christopher Nolan imzalı "Oppenheimer" filmi 13 adaylık ile zirveye yerleşirken, "Barbie" filmi 8 adaylık elde etti. İki film de "En İyi Film" kategorisinde aday gösterildi. Oscar tarihinde ilk kez aynı hafta sonu vizyona giren iki film, "En İyi Film" kategorisinde aday gösterildi. İki film de 21 Temmuz'da vizyona girmişti. Emma Stone'un performansıyla adından söz ettiren "Poor Things" (Zavallılar) filmi ise 11 adaylıkla Oppenheimer'ı takip etti. ### Art Dubai, dijital bölümüyle sanat ve teknoloji arasında köprü kurmayı hedefliyor Renkli bir seçkiyi sanatseverlerle buluşturan Art Dubai, küratörlüğünü Alfredo Cramerotti ile Auronda Scalera'nın paylaştığı 3. edisyonda, farklı ülkelerden 25 galeriyi konuk ediyor. Sanat ve teknoloji arasında köprü kurmayı hedefleyen bölüm bu yıl, yapay zeka, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve robotik gibi dijital sanat alanındaki yeni trendlere bakarak sanatın geleceği için olası yaklaşımlar sunmaya çalışıyor. Hilton Contemporary ile fuara katılan Türk şirketi Ouchhh, SpaceX roketiyle uzaya yapay zeka veri sanat eserini gönderen ilk sanat stüdyosu olarak eserlerini fuarda sergiledi. "Human Cell Atlas" eseri bir yandan sonsuza dek ay yüzeyinde kalacak bir yandan da İstanbul dahil dünyanın pek çok sanat başkentinde sergilenecek. Seçkide ayrıca Refik Anadol'un "Machine Hallucinations: Satellite Simulations", "Forest Pigmentations", "Floral Pigmentations" ve "Renaissance Dreams" eserleri yer dikkati çekiyor. 2001'den bu yana dijital sanat sahnesinde öne çıkan New York merkezli Bitforms de Manfred Mohr adlı galeri, fuara Claudia Hart, Rafael Lozano-Hemmer ve Refik Anadol gibi öncü sanatçıların eserleriyle katıldı. Art Dubai dijital bölümünde, 1 Of 1, 37X, Art In Space, Bitforms, Cinello, Erma Gallery, Espace, GAZELL.iO, Leila Heller Gallery, Hilton Contemporary, Hofa Gallery, Holy Club Digital Art Gallery, Immaterika, Koshta.Collective, LOOTY, MakersPlace, MORROW collective, MORROW collective x Nifty Gateway, Nineteensixtyeight, Gallery Now, Sanji Gallery, Tabari Artspace, TAEX, TON Diamonds ve Unit London galerileri yer aldı. Madinat Jumeirah'da gerçekleştirilen fuar, 3 Mart'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Sırrımdaki Kambur bu akşam sahnede! İstanbul merkezli Kreatif Tiyatro, "Sırrımdaki Kambur" adlı ilk oyunuyla seyircisiyle buluşuyor. 29 Şubat Perşembe'den itibaren 28 Mart 2024 Perşembe'ye kadar Feyk Sahne'de sahnelenecek olan bu dram, izleyicisine geçmişten geleceğe uzanan derin düşünceleri sunmayı hedefliyor. SIRRIMDAKİ KAMBUR: ZAMANIN IŞIĞINDA BİR YOLCULUK Sırrımdaki Kambur, bir tarih profesörünün geçmişi detaylı bir şekilde incelemesi ve bilimle harmanlanarak sahneye taşınması üzerine kurulu. 1950'lerde geçen hikaye, biçim olarak Türk kültüründen uzak görünse de evrensel problemleri içinde barındırıyor. Seyircilere, kırmızı koltuklarından sahneye bakarken adeta zaman tünelinde bir yolculuk yapma ve tarihle günümüz arasında bir köprü kurma deneyimi yaşatmayı amaçlıyor. Liverpool'un 1950'lerini konu alan "Sırrımdaki Kambur", Tarih profesörü Edgar Rodcliffe'ın yaşamına odaklanıyor. Oyun, Oxford Üniversitesi'nden atılmasının ardından geçen uzun yıllar boyunca, gizemli bir kadına takıntılı bir şekilde aşık olan Edgar'ın hikayesini ele alıyor. Bu karmaşık dönemde, Edgar olayları çözebilmek adına mikro mimiği keşfeden eski dostu Kane Milton'ı evine davet eder. 28 MART'A KADAR İZLENEBİLECEK Karakterler arasındaki ilişkilerin ve entrikaların iç içe geçtiği bu dramatik anlatı, izleyiciye 1950'lerin atmosferinde unutulmaz bir deneyim sunmayı amaçlıyor. Liverpool'un tarihi dokusunu yansıtan bu oyun, Edgar'ın içsel çatışmalarını ve zaman içindeki evrimini mercek altına alarak seyircisine duygusal bir yolculuk vaat ediyor. Sırrımdaki Kambur, Feyk Sahne'de seyircisiyle buluşacak. Bu benzersiz dramatik deneyimi yaşamak isteyen sanatseverler, 29 Şubat Perşembe'den itibaren 28 Mart 2024 Perşembe'ye kadar her Perşembe günü sahneye davetli. ### İstanbul Dijital Sanat Festivali, 2-5 Mayıs'ta AKM'de! Bu yıl dördüncüsü düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF), 2-5 Mayıs'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) gerçekleştirilecek. Konuya ilişkin açıklamaya göre AA'nın Global İletişim Ortağı olduğu. festival, Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle, PASHA Bank ana sponsorluğunda, Mezo Dijital tarafından hayata geçirildi. Festival, dijital sanatlar alanında yurt içinden ve dışından önemli isimleri sanatseverlerle buluşturacak. Türkiye'nin uluslararası çaptaki ilk ve tek dijital sanat festivali IDAF, 5 Mayıs'a kadar çocuk ve gençlik atölyelerine, panellere, görsel ve işitsel performanslara ev sahipliği yapacak. Alanında tanınan ulusal ve uluslararası 40 sanatçıyı ağırlayacak festival, "Search Reality" (Gerçekliği Ara) temasıyla gerçekleştirilecek. Küratörlüğünü Rahim Ünlü, Julie Walsh, Samed Karagöz ve yapay zeka Avind'in üstleneceği festivale katılım ücretsiz olacak.​​​​​​​ ### Uluslararası Bale Yarışması'ndan Türk Nilay Tahiroğlu'na ikincilik ödülü Moskova'daki Uluslararası Bale Yarışmasından Türk dansçı Tahiroğlu'na ikincilik ödülü geldi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Ankara Devlet Opera ve Balesi balerini Nilay Tahiroğlu, Moskova'da düzenlenen bale yarışmasında ikinci olarak gümüş madalya kazandı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Jüri başkan yardımcılığını Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk'ün üstlendiği Uluslararası Bale Yarışması Moskova'da düzenlendi. Yetişkin kategorisinde 110 dansçının yer aldığı yarışmada, Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçısı 20 yaşındaki Nilay Tahiroğlu ikinci oldu ve gümüş madalya almaya hak kazandı. ### İsrail'in Venedik Bienali'nden men edilmesine sanatçılardan destek İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları nedeniyle Venedik Bienali'nden men edilmesi adına başlatılan imza kampanyasına, dünya çapında 8 binden fazla sanatçı destek verdi. "Soykırım değil Sanat İttifakı (Art Not Genocide Alliance-ANGA)" isimli uluslararası grup tarafından başlatılan imza kampanyasında, Gazze'de Filistinlilere yönelik "zulümlerine" devam eden İsrail'e, İtalya'nın Venedik kentinde düzenlenecek bienalde yer verilmemesi gerektiği belirtildi. Dünya çapından 8 binden fazla sanatçı, küratör ve yazarın destek verdiği imza kampanyasında, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) ocakta verdiği ihtiyati tedbir kararına işaret edilerek; "İsrail'in Gazze'ye yönelik aylar -aslında on yıllardır- süren saldırısı her şeye rağmen devam ederken, liderleri uluslararası hukukun üstünde olduklarını ilan ediyor ve soykırım niyetlerini küstahça açıklıyorlar" ifadelerine yer verildi. "ÇİFTE STANDART" VURGUSU İmza kampanyasında, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başladığı 2022'de Bienal'in Ukrayna halkının "kendi kaderini tayin hakkını ve özgürlüğünü destekleyen çok sayıda kamuoyu açıklaması yaptığına" ve Rusya'nın eylemlerinden ötürü men edilme kararı alındığına işaret edilerek, İsrail hakkında da aynı kararın verilmesi gerektiğinin altı çizildi. Bienal'in, İsrail'in Filistinlilere yönelik "zulmü" karşısında sessiz kaldığı eleştirisinin yapıldığı imza kampanyasında, şunlar kaydedildi: "Bu çifte standart karşısında dehşete düştük. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, tarihin en yoğun bombardımanlarından birini teşkil ediyor. Ekim 2023 sonu itibarıyla İsrail, Gazze'ye 1945'te Japonya'nın Hiroşima kentine atılan nükleer bombaya eşit güçte tonlarca patlayıcı attı. Ocak 2024'te Gazze'deki günlük ölüm oranının 21. yüzyıldaki diğer tüm büyük çatışmalardan daha fazla olduğu bildirildi." "SOYKIRIM POLİTİKALARININ ONAYLANMASI ANLAMINA GELİR" İsrail'i temsil eden hiçbir sanatçı ve eserin Bienal'de yer almaması gerektiği vurgulanan imza kampanyasında, "İsrail devletini resmi olarak temsil eden herhangi bir çalışma, onun soykırım politikalarının onaylanması anlamına gelir." ifadesine yer verildi. İmza kampanyasında, İsrailli sanatçıların kendilerine "ifade ve sanat özgürlüğü" için alan açılması talebi ise şu şekilde eleştirildi: "İsrail tarafından öldürülen, susturulan, hapsedilen, işkence gören ve yurt dışına ya da yurt içine seyahat etmeleri engellenen Filistinli şairler, sanatçılar ve yazarlar için ifade özgürlüğü yok. İsrail tarafından kapatılan Filistin tiyatrolarında ve edebiyat festivallerinde, ifade özgürlüğü yok. İsrail tarafından bombalanarak yerle bir edilen Gazze'deki müzelerde, arşivlerde, yayınevlerinde, kütüphanelerde, üniversitelerde, okullarda ve evlerde ifade özgürlüğü yok." ### Yeni sergisiyle göz dolduran Eylem Tok için "O An" zamanı! Çok yönlü sanatçılarımızdan Eylem Tok ’un “O An” adlı sergisi açıldı. Estetik International bünyesindeki B Art Space salonlarında açılan sergi, büyük ilgiyle karşılandı. İş ve sanat dünyasından önemli konuklara ev sahipliği yapan sergide sanatçının ürettiği eserler sergilenirken, bir yandan da yoğun ilgi gören “Acı Şeker” kitabı konuklara tanıtıldı. "RUHUN DERİNLİKLERİNE DOĞRU BİR YOLCULUĞU TEMSİL EDİYOR" Serginin açılışında bir konuşma yapan Eylem Tok; “Bu sergi sadece sanatı ve estetiği değil, ruhun derinliklerine doğru bir yolculuğu da temsil ediyor. Her bir eser bir anın, duygunun ve düşüncenin izini sürüyor, izleyiciyi iç dünyasını keşfetmeye çağırıyor” dedi. "SANATIN DİLİ ÖZGÜR VE EVRENSEL" Konuşmasında sanatın dilinin özgür ve evrensel olduğuna vurgu yapan Tok, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sergimdeki eserler, harfler ile renkleri buluşturuyor, şiirleri resmediyor, resimlerin şiirini yazıyor. Sizi bu eserlerin başında iç sesinizi dinlemeye davet ediyorum. Bir şiiri okuyup, resmini hayal edin dilerseniz. Ya da dilerseniz bir resme bakın ve onu bir şiirle eşleştirin. Bu benim hayalimdi ve gerçekleştiği için çok ama çok mutluyum. Hayalime ortak olmanız benim için çok değerli." "Kendimi sanatla tarif ettim" Yıllar önce henüz ilk romanını yayımladığında “Ahlaklı yapılan bir düşünce ürünü, kendinden öncesinin anlamlı sorumluluğunu taşıdığı sürece saygınlık kazanır” cümlesini kendisine kılavuz edindiğini de açıklayan Eylem Tok, şunları ifade etti: “Bu benim kendime sözümdü. Her ne yaparsam en iyisini hedefleyecektim. İşini en iyi yapan insanları örnek alacaktım. Yaşam öyküm beni bir noktaya taşıdı. Yavaş yavaş değil, birdenbire gördüm iyiyi de kötülüğü de... İnsanı tanıdım, sorular sordum, cevaplarını içsel yolculuğumda aradım. Kendimi sanatla tarif ettim. Şu an burada bulunan ve bulunamayan çok değerli insanlar bana el verdi. Yol göstericim, dostum oldular. Birbirimizin gölgesiyiz Beni yaptığım işlerle tanıyıp seven, bugün de yalnız bırakmayan değerli konuklar; öncelikle burada bulunan dostlarıma ve sizlere teşekkür etmek istiyorum. Burada bulunamayan arkadaşlarımın da kalplerinin benimle olduğunu biliyorum. Hayat basit aslında... Birbirimizin gölgesiyiz. İyiler ve kötüler var dünyada. Kurşunlanarak, bombalanarak, yakılarak, dövülerek öldürülen yazarlar, sanatçılar iyi insanlardı. Ülkesini terk etmek zorunda kalan aydınlar iyi insanlardı. Onların savaşı kendileri için değildi sadece; katillerinin, düşmanlarının iyi bir yaşama sahip olması da dertleriydi. Ve şimdi bizler sorumluyuz. Tüm dünyanın iyiliği için savaşmış bu insanların mirası bize emanet. İşte bu yüzden birbirimizin gölgesiyiz.” Sergiye ev sahipliği yapan Estetik International Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Bülent Cihantimur; "Eylem Tok 'un bu sergisi çok şey ifade ediyor. Böyle bir sergiye ev sahipliği yapıyor olmanın mutluğu içindeyim. Başta kendileri olmak üzere, bu mutluluğumuzu paylaşan tüm dostlara teşekkür ediyorum" diye konuştu.  Sanatçı Eylem Tok 'u kutlayanlar arasında, İstanbul Sanat Dergisi İmtiyaz Sahibi Canan Toprakkaya da vardı.  Estetik International Genel Müdürü Cenk Caner ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Bülent Cihantimur, ev sahipliklerinden dolayı aldıkları tebriklerin haklı gururunu, verdikleri bu fotoğraf karesinde paylaştılar. ### Mevlana'ya dair bilinmeyen eserler Sultanahmet'te sergileniyor Sultanahmet'teki Türk İslam Eserleri Müzesi'nde (TİEM) sanatseverlerle buluşan "750. Vuslat Yılında Hz. Mevlana" sergisi, 1 Mart'a kadar ziyaretçilerini karşılayacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Konya Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla hazırlanan sergide, Mevlana, Türk ve İslam Eserleri, Galata Mevlevihanesi, Sakıp Sabancı, Sadberk Hanım ile Resim ve Heykel müzelerinin envanterinden seçilen eserler yer alıyor. Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, sergiyi Hz. Mevlana'nın vefatının 750. yılı vesilesiyle hazırladıklarını ve böyle bir serginin İstanbul'da açılmasının önemli olduğunu söyledi. Yılmaz, Hz. Mevlana'nın dünyada en çok tanınan alimlerden olduğunu ve Sultanahmet gibi bir yerde de Mevlana'ya ilişkin böyle bir serginin yerli ve yabancı ziyaretçiler tarafından ilgi gördüğünü belirtti. Konya'daki Mevlana Müzesi başta olmak üzere sergide 5 büyük müzeden önemli eserlere yer verdiklerini aktaran Yılmaz, şöyle devam etti: "Çok özel bir seçki yapıldı. Şimdiye kadar sergilenmeyen veya çok bilinmeyen önemli eserlere yer verildi. Bir de serginin temel özelliği bana göre, klasik eserlerden, geleneksel sanatlardan başlamış olması ve modern sanatlara varıncaya kadar bir tarihi sürekliliği takip etmesi. Mesnevi'den başlıyor, hat sanatına, Mevlevilikle ilgili kıyafetlere yer veriliyor. Yine tarikatın objeleri, başka pek çok eser yer alıyor. Önemli ressamlarca Mevleviliğin resme yansıdığı eserlerle de sergi son buluyor." "Tasarımıyla, eserleriyle, hikayesiyle özel bir sergi oldu" Coşkun Yılmaz, sergiye ilginin beklediklerinin çok üzerinde olduğunu vurgulayarak, "Konya Büyükşehir Belediyesi bu serginin yapımına, tanıtımına, duyurulmasına çok büyük önem verdi. Bu münasebetle Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay'ı ve arkadaşlarını çok tebrik ediyorum. Esas itibariyle ev sahibi Konya Büyükşehir Belediyesi. Serginin küratörü Özkul Eren, sanat, tasarım dünyamızın duayen isimlerinden birisi. Tasarımıyla, eserleriyle, hikayesiyle özel bir sergi oldu." değerlendirmesini yaptı. Serginin "Sufinin Yolu", "Harflerin Estetiği/Sırlı Harfler", "Derviş Kültürü", "Mistik Yansımalar", "Mevlevilik", "Mesnevi" ve "Divan-ı Kebir" olmak üzere 5 temel başlıktan oluştuğuna işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: "Sergi kapsamında çok emsaline rastlamadığımız bir uygulama yapıldı. Sergiyle Hz. Mevlana'nın sanata yansıyan yönü ortaya konulurken, ülkemizin önde gelen, kamuoyunun yakından tanıdığı 51 değerli hocamızla da Hz. Mevlana'nın hayatı, dönemi, eserleri, fikirleri, günümüze yansıması, dünyaca algılanması ve geleceğe taşınması gibi onlarca başlık gündeme getirildi, konuşuldu. Tabii bununla sınırlı kalınmadı. Önce Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü koroları tarafından bir enstrümantal müzik dinletisi vardı. Sonra konuşmalar gerçekleştirildi. Akabinde de TİEM Müdürü Ekrem Aytar tarafından programa gelenlere ayrıntılı bir sergi gezisi gerçekleştirildi. Doğrusu programlar da beklediğimizin üzerinde ilgi gördü. Yoğun bir dinleyici sayısına ulaştı. Bilmediğimiz pek çok konuyu öğrendik." Ayrıca, Türk İslam Eserleri Müzesi'nde bugün saat 15.30'da sergi bünyesinde gerçekleşecek söyleşide Ömer Faruk Belviranlı, Berat Özipek, Halil İbrahim Üçer ve Yalçın Çetinkaya konuşmacı olacak. ### Serkan Bayer, sanatseverlerle "Anatolian Contemporary" sergisinde buluşuyor Ülkemizde resim ve heykel sanatının özel profillerinden Serkan Bayer, sanat çevrelerinin merakla beklediği "Anatolian Contemporary" sergisiyle 1 Mart 2024 tarihinden itibaren sanatseverlerle bir kez daha buluşmaya hazırlanıyor. Asmalımescit Art Gallery’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan sergi, çağdaş resim ve heykel sanatındaki çalışmalarıyla adından çokça söz ettiren Bayer'in önemli yapıtlarını sanatseverlere ulaştıracak. Anatolian Contemporary, sanat tavrı ve yeni bir ekol olarak da tanımlanabilecek eserleriyle dikkatleri üzerinde topluyor. Sergi, Serkan Bayer'in bulup geliştirdiği, aynı zamanda teorik ve felsefi altyapısını oluşturduğu "Anadolu Çağdaş" isimli eserlerini 30 gün boyunca sanatseverlerin beğenisine sunacak. Serginin bir sonraki aşaması ise ülke sınırlarının dışına uzanacak; sırasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Girne), İtalya (Floransa) ve Almanya’da (Stuttgart) tıpkı Türkiye’de olduğu gibi sanatseverlerin ilgisini üzerinde toplayacak. Güçlü isimlerle yola çıktı Ünlü besteci Can Atilla, sergi için özel olarak tasarlayıp bestelediği 8 eserle sanatçıya eşlik edecek. Bayer’in ‘bileşik sanat’ olarak nitelendirdiği ve Atilla ile birlikte yoğun bir mesai harcayarak birleştirdiği yapıtlar, duayen galerici Uğur Bekdemir tarafından temsil ediliyor. Sergilerin küratörlüğünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti KKK Rektörü Prof. Dr. Cumali Sabah ve galerinin sahibi Uğur Bekdemir birlikte üstlenirken, sanatçının ve sergilerin basın danışmanlığını ise Erden Aktoğu yapıyor. ‘Art dealer’liğini moda ikonu Gülin Turgut’un gerçekleştirdiği sanatçının "Anatolian Contemporary" sergisi, Türk sanatının çağdaş yansımalarını görmek isteyen herkesi 1 Mart 2024 tarihinden itibaren Asmalımescit Art Gallery'ye davet ediyor. ### Dünyaca ünlü ressam Frida Kahlo'nun evine yılda 500 bin ziyaretçi Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun doğduğu ve evlendikten sonra hayatının geçtiği, bugün müze olarak kullanılan "Mavi Ev" yılda 500 bin sanatseveri ağırlıyor. Meksikalı ressam Frida Kahlo'nun doğduğu ve evlendikten sonra hayatının geçtiği, bugün müze olarak kullanılan "Mavi Ev", yılda 500 bin sanatseveri Kahlo'nun hayatı ve resim tarihinde yolculuğa çıkarıyor. Hastalıkla mücadeleyle dolu özel yaşamı ve politik görüşleriyle tanınan, 20. yüzyılın önde gelen ressamlarından Frida Kahlo, 1954'te 47 yaşında hayata veda etti. Kahlo, kendisi gibi ressam Diego Rivera ile aşk hayatı, sağlık sorunları, her şeye rağmen sanat hayatına devam etmesiyle dünyada ikonik bir ressam olarak tanınıyor. Frida Kahlo'nun mavi duvarları nedeniyle "Mavi Ev" (La Casa Azul) olarak bilinen evi, bugün müze olarak misafirlerini ağırlıyor. Başkent Mexico'nun Colonia del Carmen semtindeki iki katlı, avlulu Mavi Ev, dört bölümden oluşuyor. 1904'te inşa edilen, sonradan restorasyonu yapılan evde yatak odaları, stüdyo alanı, geniş bir mutfak ve yemek odası bulunuyor. Kahlo'nun doğduğu, büyüdüğü, eşi Diego Rivera ile yaşadığı evde Meksika halk sanatını yansıtan ürünler, Kahlo'nun kişisel sanat koleksiyonu, fotoğraflar, kartpostallar ve mektuplar ile ressamlar Jose Maria Velasco Gomez, Paul Klee ve Kahlo'nun kocası Diego Rivera'nın eserleri de yer alıyor. DIEGO'NUN EŞİ İÇİN YAPTIRDIĞI ŞÖMİNE Evin mavi dış duvarında, "Frida ve Diego bu evde yaşadı, 1929-1954" yazısı ziyaretçileri karşılıyor. Mozaik taşıyla dekore edilen Mavi Ev 'in girişindeki vitrinlerde hatıra, mektup ve fotoğraflar saklanıyor. Kahlo'nun eşi Diego Rivera'nın kendisine hediye ettiği, volkanik taşlardan yapılmış ayaklı şömine de müzenin girişinde yer alıyor. Aynı yerde, Kahlo'nun hasarlı omurgasını desteklemek için giymek zorunda kaldığı korseler de bulunuyor. On odadan oluşan zemin katta Kahlo'nun 1934, 1952, 1954 yıllarında yaptığı yağlıboya tablolar yer alıyor. Bu bölüm, Frida ve Diego'nun ünlü Meksikalı ve uluslararası ziyaretçileri, arkadaşlarını ağırladıkları oturma odası olarak biliniyor. ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor Kahlo'nun kişisel eşyaları, hatıraları, otoportreleri, eşi Rivera'nın kendisine adadığı resimlerin bulunduğu müze, ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor. Mavi Ev 'in alt katındaki karo zeminli mutfak ve yemek odasında mavi ve sarı çini tezgahlar, sarı bir masa ile tümü el yapımı büyük toprak kaplar, tabaklar, mutfak eşyaları, cam eşyalar yer alıyor. Avlu alanından üst kata çıkan merdiven boşluğunun olduğu yerde, Frida Kahlo'nun ailesine ait resim koleksiyonundan örnekler bulunuyor. Üst katın halka açık iki odası, Frida'nın son yatak odası ve stüdyo alanı olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Çalışma bölümü; Kahlo'nun tekerlekli sandalyesi, boyaları, çalışma dosyaları, natürmort eserleri, masa ve sandalyesi ile ziyaretçileri karşılıyor. Dantelli bir örtünün serili olduğu Kahlo'nun yatağında sanatçının maskı, yatağın başında ise ölü bir çocuğun resmi yer alıyor. Bu bölümde bazı kişisel eşyalar, oyuncaklarla dolu büfe ile öldükten sonra yakılan Kahlo'nun bir çömleğe koyulan külleri sergileniyor. BAHÇE, ÜLKENİN ZENGİN BİTKİ ÖRTÜSÜNÜ YANSITIYOR Kahlo'nun eşi Rivera'nın 1940'larda inşa ettirdiği dördüncü bölümde, Kahlo'nun çocukluk fotoğrafları, korseleri, değnekleri, protez bacağı ile ünlü modacıların Kahlo'nun giyim tarzını yansıttığı ve uluslararası defilelerde sergilediği kıyafetler yer alıyor. Ayrıca volkanik tüflerden oluşan heykeller bahçeyi süslüyor. Mexico'nun zengin botanik yapısını yansıttığı evin bahçesinde ağaçlar, çiçekler ve farklı bitki türleri, ziyaretçilerin müzede keyifli vakit geçirmesini sağlıyor. Ziyaretçilerin girebilmek için kuyruk oluşturduğu ve yılda dünyanın her yerinden yaklaşık 500 bin sanatseverin gezdiği müzede, küçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Ziyaretçiler, bilet için 250 peso ödeyerek müzeyi gezebiliyor. ### 14 bin dolarlık tablonun sırrı ortaya çıktı, değeri 14 milyon dolar oldu! İki yıl önce 14 bin dolar değer biçilen 17. yüzyıla ait bir tablo, koleksiyoncuların çarpıcı bir sırrı ortaya çıkarmasının ardından Sotheby's müzayedesinde yaklaşık 14 milyon dolara satıldı. İngiltere merkezli Dailymail'in aktardığına göre, "The Adoration of the Kings" (Kralların Hayranlığı) adlı yağlıboya tablosunun 2021 yılında Christie's tarafından Rembrandt'ın çevresinden birine atfedilerek, Amsterdam'da satışa sunulduğunda değerinin 10 bin 600 ile 15 bin 900 dolar arasında olduğu tahmin ediliyordu. Ancak İngiltere'deki koleksiyoncu Sotheby's, geçen yıl aralık ayında düzenlediği müzayedede eserin gerçek bir Rembrandt olduğunu tespit etti ve fiyat son satıştan sadece iki yıl sonra 13,8 milyon dolara yükseldi. Uzmanlar, 20 ay süren kapsamlı bir inceleme sırasında X-ray analizi ve kızılötesi görüntüleme yöntemlerini kullandı ve önde gelen birçok Rembrandt akademisyenine danıştı. Bazı teklif sahipleri ikna olmayınca, 6 Aralık'taki müzayedede kimse teklif vermedi. Ancak tablo, gizli bir garantör tarafından 13,8 milyon dolar fiyatla desteklenmişti. Alıcı, aralık ayındaki müzayede öncesinde fiyatı ödemeyi kabul etmişti, bu da daha yüksek bir teklif gelmemesi halinde tablonun kendilerine verileceği anlamına geliyordu. Sotheby's'in 62 sayfalık kataloğuna göre, küçük ölçekli tablo ilk kez 1955 yılında Amsterdam'da J.C.H. Heldring tarafından elde edildiğinde gün ışığına çıktı. ### İBB Şehir Tiyatroları, mart ayında 38 oyunu seyirciyle buluşturuyor Mart ayında tiyatroseverleri Ibsen’den Tolstoy’a, Dinçer Sümer’den Savaş Dinçel’e klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. Bu ay; Masal (Yeni Oyun), Parkta Güzel Bir Gün (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)(Konuk Oyun), Savaş ve Barış, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Kuğunun Şarkısı, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi,  Ay, Carmela!, Maviydi Bisikletim, Bir Halk Düşmanı, Sivrisinekler, Geçit, Tartuffe, Hamlet, Uçurtmanın Kuyruğu, Fosforlu Cevriye, Yaftalı Tabut, Komik Para, Godot Geldi, Çingene Boksör, Zehir, İfigenya, Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi, Oscar, Ben Medea Değilim, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Öldün, Duydun mu?, Cadı Kazanı, Yatak Odası Komedisi, Benim Küçük Yıldızım, Bekçi ile Postacı, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Çöpsüz Dünya, Rüya, Fındıkkıran, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Behçet Necatigil, Gülten Akın ve Edip Cansever Şiirleri İstanbul Şiirle Buluşuyor Etkinliğine Konuk Oluyor İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın) Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 3 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de. İstanbul Şiirle Buluşuyor: Oteller Kenti (Edip Cansever) İBB Şehir Tiyatroları, İstanbul Şiirle Buluşuyor başlığı altında, şairler ve şiirleri üzerinden oluşturulan özel mekân ve ses evreninde yeni bir “anlatı”yı seyircisine sunuyor. Hümay Güldağ’ın uyarlayıp yönettiği Oteller Kenti’nde müzik tasarımı Hüseyin Tuncel’e, dekor tasarımı Cihan Aşar’a, kostüm tasarımı Ahsen Nur Doğan’a, efekt tasarımı Metin Küçükyılmaz’a, ışık tasarımı Uğur Yıldız’a, görsel tasarım Yakup Altay’a ve koreografi Arda Alpkıray’a ait. Oteller Kenti’nin oyuncuları Hüseyin Köroğlu, Hümay Güldağ ve Aslı Şahin. Piyanoda Orçun Tekelioğlu, solist olarak Berfu Aydoğan etkinliğin müzikleri için sahnede yerini alıyor. Etkinlik, 10, 24 Mart 2024 tarihlerinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de. İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Şimdi Değil Sonra”(Behçet Necatigil) Şimdi Değil Sonra, Behçet Necatigil’in şiir evrenine özel bir yolculuk. Şairin şiirlerinden yapılan uyarlama, merkezine şairin Solgun Bir Gül Oluyor Dokununca şiirini alıyor. Yıldıray Şahinler’in Behçet Necatigil’in şiirlerinden yola çıkarak oyunlaştırdığı, Levent Üzümcü, Derya Çetinel ve Cihat Faruk Sevindik’in rol aldığı “Şimdi Değil Sonra”, Müze Gazhane Meydan Sahne’de 17 Mart 2024 tarihinde saat 18.00’de seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyeleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. Mart 2024 Programı MASAL (5+Yaş) (Yeni Çocuk Oyunu) Hakkından ve ihtiyacından fazla yiyeceği çalarak açlığa sebep olan yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı üç çocuk fantastik bir yolculuğa çıkar. Birçok engelin aşıldığı yolculuk sürecinde bireysellikten birlikte hareket etmeye, yardımlaşma ve adaletli paylaşıma kadar çocukların düşünce ve eylemleri değişir. Açlığın tüm çocuklar için yaşamsal bir sorun olduğunu fark eden çocuklar, açgözlü yemek hırsızı ve işbirlikçisine karşı mücadeleyi büyütür. Eftal Gülbudak’ın yazıp yönettiği oyunda Ceren Hacımuratoğlu, Ercan Demirhan, Yeliz Şatıroğlu, Onur Şirin, Serkan Bozkurt rol alıyor.  Oyun, 3, 10, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. Parkta Güzel Bir Gün(Lefkoşa Belediye Tiyatrosu-Konuk Oyun) Oyunda, parkta güzel bir gün geçirmek isteyen Olivia ve Arthur’u bir ülkenin bantla çizilen yeni sınırı ikiye ayırır. İşe yeni başlayan sınır muhafızının sert bakışları altında iki ülke arasında sıkışıp kalan çift, giderek içinden çıkılmaz bir hal alan bu absürd durumun esiri olurlar. Bizi ayıran hayali çizgileri ve bu çizgileri kırmanın ağır yaptırımlarını konu alan acı-tatlı bir komedi Parkta Güzel Bir Gün. Kieran Lynn’in yazdığı, Kıymet Karabiber’in yönettiği oyunda Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Melihat Beşe Günalp rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. SAVAŞ VE BARIŞ 1805 ve 1820 arasında geçen, tarihsel bir anlatı özelliği de taşıyan “Savaş ve Barış” Napolyon’un 1812’de Rusya’yı işgalinin hemen öncesinde hayatları tümüyle değişen Rus aristokrasisini konu edinir. Bir yanda aşk ilişkileri, aile ve salon hayatını anlatılırken, savaş ve savaşın geri dönülemez yıkımı da devam etmektedir. Savaş ve Barış, birçok yönüyle bir tarih anlatısının özelliklerini taşırken, aynı zamanda yaşama, inançlara, insanın yaşama amacına dair felsefi düşünceleri barındıran, politik ve sosyolojik çıkarımların yer aldığı destansı bir eserdir. Savaş ve muharebelerin, Napolyon ve Kutuzov gibi tarihi şahsiyetlerin arka fonu oluşturduğu oyunda, aşk hikâyeleri, kişisel zaaflar, aile içi çatışmalar ve kayıplar toplumun genelinden oyundaki her bir karaktere kadar uzanan bir panorama oluşturur. Lev Tolstoy’un yazdığı,  Eva Mahkovic’in uyarladığı, Aslı Önal’ın çevirdiği, Aleksandar Popovski’nin yönettiği oyunda Ayşegül İşsever, Berfin Berber, Can Başak, Defne Gürmen Yüksel, Deran Özgen, Dilara Demirdüzen, Doğan Altınel, Ersin Bağcıoğlu, İlker Sami Kılıç, İpek Uğuz, Levent Üzümcü, Melisa Demirhan, Mesut Çırak, Murat Bavli, Mutlu Güney, Nevzat Sinan Taştan, Ogeday Erkut, Osman Kaba, Salih Şimşek, Sefa Turan, Taha Karakaş, Yağmur Topçu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO) Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır. Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. KUĞUNUN ŞARKISI Anton Çehov’un tek perdelik kısa oyunlarından biri olan Kuğunun Şarkısı’nda, yaşlı ve yalnız bir aktörün geçmişiyle yüzleşmesine, hayatını sorgulamasına, pişmanlıklarına ve aradan geçen onca yıla rağmen, hala, hayatta en iyi yaptığı şeye, aktörlüğe tutunmaya çalışmasına tanık oluyoruz. Oyunda, insan doğasının gizli özlemlerini, öfkelerini ve tutkularını yansıtan önemli bir Çehov karakteri olarak karşımızda duran Svetlevidov’un anılarında yeniden canlanan Shakespeare’nin seçme tiradları, izleyenleri de oyuncunun geçmişine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Alkışlar, tebrikler, aşklar ve şöhretin sarhoşluğuyla, yaşamı boyunca mutluluğu ve hayatın anlamını arayan Svetlevidov, geride bıraktığı onca hayal kırıklığına ve çektiği bütün sıkıntılara rağmen, sahnede ölümü bekliyor olduğu gerçeğinin önünde bile başını eğmeden durmaya devam ediyor. Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Bora Seçkin, Ertan Kılıç, Naşit Özcan, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 30 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. YAŞAMAK MI, YOKSA ÖLMEK Mİ 1939 yılı, Polonya’nın Nazi birliklerince işgalinin hemen öncesi. Varşova’da bir tiyatroda Hitler karşıtı bir oyunun provaları sürmektedir. Oyun siyasi sebeplerle yasaklanarak yerine Hamlet konulur. Almanların Polonya’yı işgali üzerine tiyatro kapanır. İşsiz kalan oyuncular, bir Alman casusunun engellenmesi için çalışırlar. Provasını yaptıkları oyun sayesinde, Nazilerin kılığına girer ve zaman zaman umutsuzlaşan ve gitgide çetrefilleşen bir savaşı sürdürürler. Nick Whitby’nin yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği oyunda Şenay Saçbüker, Hüseyin Köroğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Bahtiyar Engin, Vildan Türkbaş, İrem Arslan, Emre Narcı, Volkan Ayhan, Emre Şen, Ümit Bülent Dinçer, Tarık Köksal, Deniz Yeşil Mavi, Erkan Akkoyunlu, Özge Kırdı, Orçun Tekelioğlu, Rüzgar Aşıkoğlu, Özgür Ali Kuruçay rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. AY, CARMELA! İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda,  iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?“  sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, MAVİYDİ BİSİKLETİM İlk gençlik yıllarını geçirdiği İzmir'e duyduğu özlemin ve ilk aşkının izinden giden bir adamın, anılarına yaptığı bu yolculuk, bizi 1950'lerin İzmir'inden günümüze taşıyor. Dinçer Sümer’in yazdığı Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Çağrı Büyüksayar rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. BİR HALK DÜŞMANI Kentin yegâne gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor. Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. SİVRİSİNEKLER Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 28 Şubat-2 Mart, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 2 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. TARTUFFE Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz. Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. HAMLET Usta yönetmen Engin Alkan, Shakespeare’in dünya klasikleri arasında haklı bir yere sahip bu oyununu, farklı bir yorumla seyirciyle buluşturuyor. Yaşam ve ölüm arasında, iktidar ve intikam arasında, düşüncesi ile eylemi arasında insanın tüm zamanlara özgü çelişkilerini sahneye taşıyan, tiyatro tarihinin en ünlü eseri Hamlet, Engin Alkan’ın rejisinde çağdaş bir okumayla şimdiki zamandan bakılan çarpıcı bir hatırlamaya dönüşüyor.  William Shakespeare’in yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu’nun çevirdiği, Engin Alkan’ın yönettiği oyunda Müslüm Tamer, Doğan Altınel, Seda Çavdar, Elçin Atamgüç, Zeliha Bahar Çebi, Zafer Kırşan, Hira Ogeday Erkut, Ersin Bağcıoğlu, Göksel Arslan, Destan Batmaz, Osman Kaba, Emre Ertunç, Cihat Faruk Sevindik, Doğan Şirin, Oğuzhan Oğuz, Hüseyin Emre Şen, Deran Özgen rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. UÇURTMANIN KUYRUĞU Çocukluğu babası tarafından otoriteyle bezenmiş, sıkı bir disiplinle yetiştirilmiş, bu disiplin ve otorite kendisi için saplantıya dönüşmüş bir adam, hayatına son vermeye karar verir. İntihar mektubunu yazıp bitirdiği an kapı çalar. Karşısında ilk defa gördüğü, tanımadığı bir misafir vardır. Gelen adam hayatına ve tüm çocukluğuna dair her şeye hakimdir. Zaman geçtikçe sohbet ilgi çekici bir hal alır. Etkileyici bir iç hesaplaşma başlar. Savaş Dinçel’inyazdığı,  Barış Dinçel’in yönettiği oyunda Gün Koper, Ali Yoğurtçuoğlu rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. FOSFORLU CEVRİYE Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor.  Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… “Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…”  kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle… Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı,  Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Mana Alkoy rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 16 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. KOMİK PARA Doğum gününde Henry akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Elyesa Çağlar Evkaya, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 23 Mart 2024 tarihinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. GODOT GELDİ "Godot Geldi", İrlandalı yazar Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" adlı yapıtının ardından ve ona bir "gönderme" olarak, Karadağlı yazar Miodrag Bulatović'in kaleme aldığı bir oyundur... "Olay" bir bataklıkta geçer. Becket'in oyununda; Godot beklenilir... Bulatović'in oyununda ise, bir fırıncı olarak Godot gelir... Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken, Bulatović, aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da, rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekânın yapısını değişime uğratarak, daha çok "simge"lere yönelmiştir... Beckett'te de, Bulatović'te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir... İşte bu durumda; kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir "gelen"in, kesinlikle tanımlanmış bir "giden"e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz "Godot Geldi" için… Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ÇİNGENE BOKSÖR 1920’lerin boks yıldızı Johann Wilhelm Trollmann’ın trajik yaşantısından yola çıkılarak yazılan oyun, kurgusal bir karakter olan Hans’ın tanıklığıyla seyirciye aktarılıyor. Çocukluk dönemlerinde tanışan ikili, güçlü bir arkadaşlık bağıyla yılları geride bırakır. Kendine has stiliyle yıldızlaşan çingene boksör Ruki, Nazi Almanya’sının faşizan politikalarına ve ayrımcılığa maruz kalır. Almanya Şampiyonu olsa da bu unvan kendisine verilmez ve hep kaybetmeye mahkûm edilir. Yoksul mahallelerde başlayıp toplama kamplarına kadar süren, ölümüne dostluğun çarpıcı öyküsü… Rike Reiniger’in yazdığı Cafer Alpsolay’ın yönettiği oyunda Ercan Demirhan rol alıyor. Oyun, 6-9 Mart, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 9 Mart 2024 tarihinde  Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. İFİGENYA Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ayşecan Tatari, Elvan Boran, Yıldıray Şahinler rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 13-16 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. OSCAR Christian Jacqueline'e aşıktır, Colette ise Oscar'a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard'dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard'a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir. Claude Magnier’in yazdığı,  Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. BEN MEDEA DEĞİLİM “Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikâyesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. ÖLDÜN, DUYDUN MU? İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 20-23 Mart 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. CADI KAZANI Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor. Arthur Miller‘ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. YATAK ODASI KOMEDİSİ Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27-30 Mart 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. BENİM KÜÇÜK YILDIZIM (3+ Yaş) Bir gün bir yıldız kayar… Gökyüzünden… Küçük kız onun peşine düşer… Belki gözündeki yıldıza ulaşamaz; ama bir yıldız şarkıcı kargaya, tavuklar için bir Yıldız gibi pırıl pırıl parlayan bir mısır tanesine, her nefes aldıkça bir yıldız parıldayan ateş böceğine rastlar… Hepsiyle arkadaş olur… Sonunda gerçek yıldızın içinde olduğunu sevgi kardeşlik dostluk olduğunu anlar. Cengiz Özek’in yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Buğra Can Ildırışık, Yunus Erman Çağlar, Kamer Karabektaş, Mana Alkoy, Özge Kırdı, Pınar Pamuk, Aslı Menaz rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda   Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. BİR GECE MASALI (5+ Yaş) Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ÇÖPSÜZ DÜNYA (3+ Yaş) İklim değişikliği ve hava kirliliğinden dolayı bulutların renginin, rüzgârın yönünün değiştiği günlerden bir gün;  umutlu, mutlu ve bilinçli bir uçurtma olan Uç Uç kuyruğu koptuğu için bir çöplüğe düşer. Çöplükte, bez bir bebek olan Püsküllü ve atılmış bir koli olan Koli Koli ile tanışır. Çöplüğün kontrolünü elinde tutan Çöpten Kral ve yardımcısı Sinek ile kurulu düzenlerini değiştirmeye çalışan Uç Uç arasında bir mücadele başlar. Çöpsüz Dünya oyunu sevimli karakterler aracılığıyla tüketim kültürünün bilinçsizce yaygınlaştığı günümüzde “geri dönüşüm, tamir, sıfır atık ve renklerle ayrılmış atık kutuları’’ gibi konuları ele alarak atıklardan arındırılmış bir dünya nasıl mümkün olabilir sorusuna cevaplar arıyor. Arzu Yurtseven’in yazdığı, Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Eylül Soğukçay, Pınar Demiral, Engin Akpınar, Samet Silme, Mehmet Soner Dinç rol alıyor. Oyun, 3, 10 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. FINDIKKIRAN (7+ Yaş) Minik Clara, yılbaşı hediyesi olarak aldığı Fındıkkıran isimli oyuncağıyla özel bir bağ kurar. Görünenin ardındaki güzelliğin ortaya çıkacağı o gece hayalle gerçek arasında, başka dünyalarda büyük serüven başlar. 1800’lerden günümüze birbirinden farklı versiyonlarıyla operada, sinemada büyük ilgi gören bu halk öyküsü, tüm görkemiyle şimdi Şehir Tiyatrosu’nda sahneleniyor. E.T.A Hoffmann’ın masalından Dilşad Çelebi’nin uyarladığı, Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Asrın Gurur Kuyucak, Gözde İpek Köse, Cihan Kurtaran, Çağrı Büyüksayar, Derya Keykubat, Dolunay Pircioğlu, Emel Bertan, Esra Ede, Emrah Derviş Soylu, Gürkan Başbuğ, Hakan Gümüş, Osman Kaba, Pelin Budak, Salih Şimşek, Sefa Turan, Selen Nur Sarıyar, Ümit Bülent Dinçer, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde, KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar  Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 17, 24 Mart 2024 tarihlerinde Beylikdüzü Rasim Öztekin Sahnesi’nde. ### Decollage Art Space, "Treplev" oyunuyla sanatseverleri ağırlıyor Genç ve yeni nesle sanatı sevdirme, sürdürülebilir ve kolay ulaşılabilir bir sanat ortamı oluşturma hedefiyle yola çıkan Decollage Art Space, “Treplev” tiyatro oyunu ile benzersiz bir sanat deneyimiyle sanatseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Hem mekânsal imkânlarını hem de yenilikçi fikirlerini paylaşmak isteyen Decollage Art Space, Anton Çehov'un ünlü eseri “Martı”dan uyarlanan “Treplev” ile sanatseverlerle buluşuyor. Ümit Erdim ve Başak Kıvılcım Ertanoğlu'nun tasarladığı tiyatro oyunu; üç ayrı kat üzerinde sergilenecek, üç bölümlü bir performans serisi olarak izleyicilerin karşısına çıkıyor. Her bir katta oyunun farklı bir bölümünün, mekânın atmosferine özgü bir şekilde sunulması amaçlanıyor. Çehov'un "Martı" eserinden hareketle ve Treplev karakterinin gözünden yeniden kurgulanan, interaktif ve dinamik tiyatro deneyimi "Treplev", Decollage Art Space ’de hayat buluyor. 90 dakikalık canlı ve hareketli yapıt, izleyiciyle etkileşime girerek sergilenen katlar arasında dolaşmasını sağlıyor ve etkinliğin içinde yer almasını hedefliyor. Oyun, 20 Şubat'tan itibaren her hafta Decollage Art Space'te sahnelenecek. EŞSİZ BİR DENEYİM ARAYANLAR İÇİNYENİLİKÇİ BİR ETKİNLİK... Ümit Erdim; “Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet”, “Romeo ve Jüliet” ve “Yaşlı Çocuk” oyunları, “Pis Yedili” ve “Yeşilçam” dizisi, “Nadide Hayat” filmindeki performanslarıyla genç kuşağın dikkat çeken ödüllü oyuncularından biri olarak sahneye çıkıyor. Tiyatro ve sinemada yazar, yönetmen ve oyuncu olarak iz bırakan; "Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin" ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü kazanmış Başak Kıvılcım Ertanoğlu ise oyunun yönetmenliğini üstleniyor. Decollage Art Space; sanat tutkunlarını, meraklı zihinleri ve eşsiz bir deneyim arayanları bu yenilikçi etkinliğe davet ediyor. ### Seramik sanatçısı Ayfer Karamani hayatını kaybetti Türkiye'de seramik sanatının duayenlerinden Ayfer Karamani, 25 Şubat Pazar günü 90 yaşında İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. 1933 yılında dünyaya gelen Ayfer Karamani, bugün Türkiye’nin seramik sanatı duayenlerinden biri sayılmakta. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin kumaş desenleri ve seramik bölümlerinde öğrenim gördü. 1955 yılında mezun oldu. 1957 yılında eşi Sabit Karamani’nin Moda’daki evlerinde kurduğu seramik atölyesinde çalışmalarına başladı ve çalışmalarını 60 yıl aralıksız sürdürdü. 1954 yılından bu yana yurt içi ve yurt dışında onlarca kişisel sergi açtı, ulusal ve uluslararası birçok karma sergiye katıldı, ödüller aldı. Radyoculuğu ve fotografçılığı yanı sıra kendisi de seramik sanatçısı olan eşi Sabit Karamani’nin yaptığı seramik sırları, Karamani Atölyesi'nin imzası haline geldi. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Bodrum’da değişik kurumlara ait binalara, bazıları Sabit Karamani ile birlikte olmak üzere 20’den fazla seramik duvar panosu uygulaması yaptı. Eserleri yurt içi ve yurt dışında çeşitli koleksiyonlarda yer aldı. Sanat yaşamı boyunca soyut formlar, panolar ve artistik duvar kaplamaları yapan Ayfer Karamani, 1980’li yıllarla birlikte doğa soyutlamalarının içine insan figürleri karıştırmaya başladı. Özellikle son yıllarda büyük boy heykel çalışmalarına ağırlık verdi. heykellerini İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesinde SERGİLEDİ 2007 yılında 50. sanat yılını İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki retrospektif sergisiyle kutlayan Ayfer Karamani, 53. yılında en büyük düşlerinden birini gerçekleştirerek, heykellerini 2010 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesindeki antik dönem heykelleri arasında sergiledi. Türkiye'nin İstanbul'un yanı sıra çeşitli kentlerinde, Fransa'nın değişik bölgelerinde ve ABD'de çok sayıda kişisel sergiler açan, grup sergilerinde yer alan Ayfer Karamani, 26 Şubat Pazartesi günü Zincirlikuyu Mezarlığı Camisi'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. ### İstanbul Modern’in yeni müze binasına bir ödül daha! İstanbul Modern kültürel mimari kategorisinde “Yılın Binası” ödülünü kazandı. 2024’e ödüllerle giren İstanbul Modern şimdi de dünyanın önde gelen mimarlık platformlarından ArchDaily’nin kültürel mimari kategorisinde “Yılın Binası” ödülüne layık görüldü. Architectural Digest’in “2024’ün Harika Eserleri” listesine seçilen ve sonrasında da National Geographic’in “Dünyanın En İyileri” sıralamasında yer alan İstanbul Modern, prestijli bir ödülün daha sahibi oldu. İstanbul Modern’in Renzo Piano’nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop tasarımı yeni müze binası, dünyanın önde gelen mimarlık platformlarından ArchDaily’nin 15 yıldır düzenlediği “Yılın Binası” (Building of the Year) ödüllerinde kültürel mimari kategorisinde kazanan oldu. ArchDaily tarafından 15 kategoride verilen ödüller, aday olan projelerin barındırdığı niteliklere ve bulundukları konumdaki topluluğa nasıl yarar sağladığına göre platformun okuyucuları tarafından belirleniyor. Dünya çapındaki müzeler ile kültür-sanat kurumlarına odaklanan kültürel mimari kategorisi, o yıl inşa edilen en dikkat çekici yapılara yer veriyor. 2009’dan itibaren düzenlenen bu özel ödülü alan binalar arasında, Ben-Avid, JPG.ARQ ve MMBB Arquitetos tarafından tasarlanan Expo Dubai Brezilya Pavyonu, Birleşik Arap Emirlikleri (2023); Álvaro Siza ve Carlos Castanheira tarafından tasarlanan MoAE – Sanat Eğitimi Müzesi, Ningbo, Çin (2021); Studio KO tarafından tasarlanan Yves Saint Laurent Müzesi, Marakeş, Fas (2020), Heatherwick Studio tarafından tasarlanan Zeitz Afrika Çağdaş Sanat Müzesi Cape Town, Güney Afrika Cumhuriyeti (2018), Herzog & de Meuron tarafından tasarlanan Elbphilharmonie, Hamburg, Almanya (2017) gibi dünyanın dört bir yanındaki önemli kültür yapıları yer alıyor. ### İstanbul'un maharetli elleri buluştu İstanbullu kadınlar, İBB Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı ve İstanbul Vakfı’nın iş birliğiyle gerçekleşen ‘Üretken Kadınlar Buluşuyor’ etkinliğinde bir araya geldi. Maharetli eller işledi; örgü ipleri çantaya, kazağa ve atkıya dönüştü. İstanbul Vakfı çatısı altında ‘Büyüt Hayallerini’ projesini hayata geçiren, akademisyen ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu da kadınlar arasında yerini aldı. Örgü ipi ve tığla ilmeklerini atan Dilek Kaya İmamoğlu bir yandan da etkinliğine katılanların çocuklarıyla ilgilendi.  İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) farklı birimleri tarafından kadınlara yönelik tasarlanmış hizmetleri tek çatı altında toplanarak bütüncül bir anlayışla sunulması için hayata geçen İBB Kadın ve özellikle kadınlar ile çocuklara yönelik çalışmalarını sürdüren İstanbul Vakfı, iş birliğiyle “Üretken Kadınlar Buluşuyor” etkinlik serisi başlattı. Etkinliğin bir yenisi Arnavutköy İSADEM’de yapıldı. İstanbul Vakfı çatısı altında ‘Büyüt Hayallerini’ projesini hayata geçiren, akademik çalışmalar yapan ve çalışmasını ‘Cam Işığı Kesemez’ kitabı ile kamuoyuyla paylaşan Dilek Kaya İmamoğlu’nun katıldığı buluşmada, İBB Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Enif Yavuz Dipşar ve mahalleli kadınlar ile beraberindeki çocukları yer aldı. SOHBET DE İHMAL EDİLMEDİ İstanbul’un her noktasındaki kadınlara ulaşmak ve kadınlarla sevgiyi ve umudu çoğaltmak amacıyla düzenlenen ‘Üretken Kadınlar Buluşuyor’ etkinlik serisi, eğitmen eşliğinde gerçekleşti. Rengarenk örgü ipleriyle yerlerini alan kadınlar şapka, atkı, eldiven ve çantalarını örerken sohbet etmeyi de ihmal etmediler. DİLEK KAYA İMAMOĞLU KÜÇÜK MİSAFİRLERLE YAKINDAN İLGİLENDİ Katılımcılar arasında yerini alan Dilek Kaya İmamoğlu da katılımcılarla birlikte örgü ipi ve tığ alarak ilmeklerini kadınlarla birlikte attı. Katılımcı kadınların beraberinde etkinliğe katılırken yanlarında getirdikleri çocukları için de oluşturulan oyun alanında uzman eşliğinde hoşça vakit geçiren çocuklar ile de yakından ilgilenen Dilek Kaya İmamoğlu, çocukların yaptığı çalışmaları inceledi. Buluşma katılımcılarla çekilen hatıra fotoğrafıyla sona erdi. ### Lara Fabian Türkiye'ye geliyor! Belçikalı dünya yıldızı Lara Fabian, dünya turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor! Müzik dünyasının efsane isimlerinden Lara Fabian'ın katılacağı bu büyülü gece, 25 Nisan tarihinde Volkswagen Arena'da gerçekleşecek. Bu unutulmaz konser, Piu Entertainment organizasyonuyla gerçekleşecek ve biletler Biletinial üzerinden temin edilebilecek. Lara Fabian hayranları, bu eşsiz müzik ziyafetini kaçırmamak için biletlerini şimdiden alabilirler. Ünlü şarkıcı Lara Fabian, unutulmaz şarkıları "Je T'aime" ve "I Will Love Again" ile müzik listelerini alt üst ederken, 20 milyonun üzerinde satan albümleriyle de adından söz ettiriyor. Geniş repertuarı ve etkileyici sahne performansıyla tanınan Fabian, zamansız klasiklerini seslendireceği "Je T'aime" Dünya Turnesi kapsamında İstanbullularla buluşacak. LARA FABİAN KİMDİR? Lara Fabian, 9 Ocak 1970 tarihinde doğan Belçikalı-Kanadalı bir şarkıcı, söz yazarı ve oyuncudur. Gerçek adı Lara Crokaert'tir. Müzik kariyerine genç yaşlarda başlamış ve uluslararası alanda tanınan bir sanatçı haline gelmiştir. Fabian, 1988 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Lüksemburg'u temsil etmiş ve "Croire" adlı şarkıyla dördüncü olmuştur. Bu performans, ona daha geniş bir izleyici kitlesi kazandırmıştır. Müzik kariyeri boyunca birçok albüm ve single yayımlayan Fabian, romantik balladları ve güçlü vokaliyle bilinir. Özellikle "Je T'aime" ve "I Will Love Again" gibi hit şarkılarıyla tanınan sanatçı, dünya genelinde büyük hayran kitlesine sahiptir. Lara Fabian'ın kariyeri boyunca birçok ödül kazandığı gibi, 1990'ların sonlarından itibaren çeşitli dillerde şarkılar seslendirmiştir. Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve diğer dillerde eserler vermiş, geniş repertuarı ve etkileyici sahne performanslarıyla müzik dünyasında kendine sağlam bir yer edinmiştir. 1995'ten bu yana başarılarla dolu bir kariyere sahip olan Lara Fabian, uluslararası alanda onlarca ödül kazandı. "I Will Love Again" şarkısı, Billboard Dans Müziği Listesi'nde tam 58 hafta boyunca bir numarada kaldı. Ayrıca, 1988 Eurovision Şarkı Yarışması'nda Lüksemburg'u temsil ederek dikkatleri üzerine çeken sanatçı, 2002 yılında "Final Fantasy" filmiyle World Soundtrack Awards'ta "En İyi Film Müziği" ödülüne layık görüldü. ### Genç yetenekler sanat projeleriyle yarışacak Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen "Genç Sanat: 10. Güncel Sanat Proje Yarışması"nın toplam para ödülü 420 bin lira olarak belirlendi. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, yarışmaya 35 yaş ve altındaki uygulamalı sanat eğitimi alan genç sanatçılar resim, heykel, fotoğraf, video, yerleştirme, yeni medya ve karışık teknik gibi alanlardaki çalışmalarıyla katılabilecek. Genç sanat yarışmasında başarı ödülüne layık görülen 5 eser 35 biner lira, mansiyon ödülü alan 5 eser 17 biner lira, sergileme ödülü sahibi 20 eser ise 8 biner lira para ödülü kazanacak. Öncü ve yeni eğilimlere yönelik üretimleri sanat dünyasıyla buluşturan yarışma kapsamında toplam 420 bin lira para ödülü verilecek. Yarışmanın başvuruları 19 Ağustos'ta başlayacak ve bir ay sürecek. Sanatçılar başvurularını e-Devlet bağlantılı internet adresinden çevrim içi yapacak. Yarışmanın şartnamesi de aynı adreste yer alacak. ### "Baselected" seçkisi Trendyol Sanat'ta! Trendyol, BASE iş birliğiyle Trendyol Sanat’ta satışa sunduğu seçkilere "Baselected"i ekledi. Seçkide, Türkiye’nin yeni mezun genç sanatçı adaylarını aynı çatı altında bir araya getiren BASE'in ilk 7 edisyonunda yer almış 7 sanatçının güncel üretimleri sunuluyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre Trendyol, dijital sanat platformu Trendyol Sanat üzerinden geniş kitleleri sanatla buluşturmak amacıyla farklı iş birlikleri yapmaya devam ediyor. Şirket, profesyonel sanat hayatına adım atan genç sanatçılara verdiği destekle Türkiye’nin gelecek sanatçı nesline ışık tutan BASE iş birliği sayesinde, Trendyol Sanat’ta satışa sunulan seçkilere "Baselected" seçkisini de kattı. Seçkide, Türkiye’nin yeni mezun genç sanatçı adaylarını aynı çatı altında bir araya getiren BASE'in ilk 7 edisyonunda yer almış 7 sanatçının güncel üretimleri sunuluyor. Seçki, aynı zamanda sanat üretiminde sürekliliğin, motivasyonun, direncin, kararlılığın ve üretim arzusunun bir göstergesi olarak göze çarpıyor. Trendyol Sanat, farklı disiplinlerde üretimlerine devam eden BASE sanatçıları Emre Evcimen, Fatma Tuzluca, Funda Yalçın, Meslina Tut, Mustafa Mutlu, Seda Boy ve Veysel Daşçı'nın eserlerini seçkide sanatseverlerle buluşturuyor. Seçkide geleneksel Türk sanatları, resim, seramik, dijital baskı, heykel ve nakış gibi farklı disiplinlerden eserler yer alıyor. Sanatçılar için eserlerini sergileyebilecekleri yeni bir alan yaratan şirket, sanatseverlerin de yeni sanatçıları keşfedilebilmelerine, eserleri yakından inceleyebilmelerine imkan tanıyor. Trendyol Sanat ile 150'den fazla sanatçının bine yakın eserine Trendyol mobil uygulamasından ve internet sitesinden ulaşılabiliyor. Trendyol Sanat, sanatçıların resim, baskı, gravür, fotoğraf, heykel, cam, seramik, illüstrasyon ve grafik alanlarında eserlerine ev sahipliği yapıyor. ### Art Parisa Gallery’de “Tabriz Art Expo” İran'ın seçkin sanatçılarının eserlerinden oluşan “Tabriz Art Expo” sergisi, İranlı sanatçı Parisa Karamnezhad’ın ev sahipliğinde Art Parisa Gallery ’de açıldı. Serginin açılışına çok sayıda davetlinin yanı sıra Türkiye ve İran’dan sanatseverler katıldı. Tabriz Art Expo Temsilcisi Yousef Saadi, İran ve Türkiye arasındaki kültürel bağlara değinerek, İranlı değerli sanatçıların eserlerini Türkiye’deki sanatseverlerin beğenisine sunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Art Parisa Gallery'nin yöneticileri Parisa Karamnezhad ve eşi Ahad Saadi çifti, özellikle İran ve Türkiye sanatı arasında köprü kurmak misyonu ile hareket ettiklerini ve sergi programlarına devam edeceklerini açıkladılar. Art Parisa Gallery olarak kamuya açık seminerler, ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlemek için bir platform olmayı da hedefledikleri bilgisini paylaşan Parisa Karamnezhad; “Galerimizde temel amacımız, sergi programında deneyimli ve isim sahibi sanatçılara ev sahipliği yapmanın yanı sıra yeni ortaya çıkan genç veya yetişkin yetenekli sanatçıların sanat eserlerini sergilemelerini sağlamak ve sanat dünyasına kazandırmak” dedi. 50 TABLO, 18 HEYKEL “Tabriz Art Expo ” sergisinde 50 tablo, 18 heykel olmak üzere toplam 68 eser bulunduğunu belirten Ahad Saadi ise İran’ın sanat alanında önemli üniversite hocalarının ve aynı zamanda değerli sanatçılarının eserlerinden oluşan bir sergiye ev sahipliği yaptıkları için, ayrıca yoğun ilgi ve ziyaretçilerin memnuniyeti dolayısıyla mutluluğunu dile getirdi. 10 Mart 2024 tarihine kadar Art Parisa Gallery’de ziyaret edilebilecek "Tabriz Art Expo" sergisinin sanatçıları şu isimlerden oluşuyor: Soodabeh Ahmadiyan, Nazli Aralani, Shawnam Abdollah, Mona Alemi, Maral Ardalani, Asma Ansari, Hannaneh Dehkhoda, Reza Deljoo, Alireza Derowchi, Dariush Farhadi, Masoumeh Forouhi, Esmaeil Gaffari, Parla Hamedi, Fereshteh Haghtalab, Bahareh Heydari, Navid Hosseinnejad, Ramin Irani, Sahra Javidanmehr, Afsaneh Jafarzadeh, Negin Khosroshahi, Haniyeh Malakootinia, Shahla Mirfakhraei, Ali Moghaddam, Vali Mohammadi, Ebrahim Nazari, Hossein Norouzi, Mohsen Nazari Khanamiri, Godrat Naser, Ahmad Namdar, Samin, Omidyazdani, Nasrin Parsiyan Irani, Sayena Pourmohammadi, Abolfazl Pashna, Pariya Pirmohammadi, Haniyeh Rezapour, Kobra Radpour, Nahideh Rassam, Yousef Shajari aghdam, Masoumeh Salimi, Sepideh Soleimanpour, Mohammad Sadati, Maryam Sanaei, Majid Sabbagh Behrooz, Asma Samadi, Kobra Vahedi, Yousef Saadi ve Fahimeh jamalfarid. Ahad Saadi, Parisa Karamnezhad ve Yousef Saadi... ### İsviçre Çakılarının başarı sırrı İsviçre Çakıları, üstün kaliteli malzemelerden üretilir ve dikkatli bir işçilikle monte edilir. Dayanıklı yapıları, uzun ömürlü olmalarını sağlar ve kullanıcıların güvenini kazanır. Çakılar, çeşitli işlevlere sahip çoklu araçlar içerir. Bıçak seti, tornavidalar, makaslar, açacaklar, tırnak törpüleri ve hatta diş ipi gibi araçlar genellikle bir İsviçre Çakısı içinde bulunabilir. Bu çeşitlilik, kullanıcıların farklı ihtiyaçlarına cevap verebilir ve çok yönlülük sunar. Bu alanda çok meşhur olan İsviçre çakısı modelleri ise hafif ve taşınabilir olmalarıyla bilinir. Küçük boyutları sayesinde kolayca cebinizde veya çantanızda taşınabilirler, böylece her zaman elinizin altında pratik bir araç bulunur. Victorinox ve Wenger gibi İsviçreli markalar, yıllardır kaliteli ürünleriyle tanınır. Bu markaların uzun geçmişi ve güvenilirliği, kullanıcıların İsviçre çakılarına olan güvenini artırır. Çakılar, kullanıcı dostu tasarımlarıyla bilinir. Araçlar kolayca açılıp kapanabilir ve ergonomik olarak tasarlanmış kolları, uzun süreli kullanımlarda rahatlık sağlar. İsviçre Çakıları, birçok farklı işlevi tek bir araçta birleştirir. Bu çok amaçlılık, kullanıcıların çeşitli görevleri yerine getirmek için tek bir araç kullanmasını sağlar ve pratiklik sunar. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, İsviçre çakıları popülerliklerini ve başarılarını korumaya devam ederler. Herkesin günlük hayatta karşılaşabileceği çeşitli görevleri kolaylıkla halledebilen bu pratik araçlar, kullanıcıların vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. İsviçre Çakıları Nerelerde Kullanılır? İsviçre Çakıları, çeşitli alanlarda ve günlük yaşamın birçok farklı yönünde kullanılabilir. Kullanım alanlarını görmek için aşağıdaki maddeleri inceleyebilirsiniz. İsviçre Çakıları, kamp yaparken veya doğa aktiviteleri sırasında oldukça kullanışlıdır. Kamp ateşi yakmak, balık tutmak, çadır kurmak gibi çeşitli görevlerde işlevsel araçlar sunar. Evde veya ofiste, günlük görevleri yerine getirirken İsviçre Çakıları kullanılabilir. Kutu açma, kese kesme, vidalama, tornavida kullanma gibi işlerde çakı pratik bir araç olarak hizmet verir. Araba veya bisiklet gibi araçların bakımı sırasında İsviçre Çakıları, küçük onarımları yapmak veya araçlarda meydana gelen küçük sorunları çözmek için kullanılabilir. Seyahat sırasında İsviçre Çakıları, bagaj açma, kutu kesme, şişe açma gibi pek çok görevde pratik bir yardımcıdır. Ayrıca, seyahat sırasında oluşabilecek acil durumlar için de birinci yardım aracı olarak kullanılabilir. Dağcılık, kaya tırmanışı, bisiklet sürme gibi outdoor ve macera sporlarında İsviçre Çakıları, acil durumlar veya küçük onarımlar için kullanılabilir.Hobi ve el işleri yaparken, İsviçre Çakıları çeşitli işlevleriyle pratik bir yardımcı olabilir. Makas, törpü, delik açıcı gibi araçlarla çeşitli el işleri ve projelerde kullanılabilir. İsviçre Çakıları, çeşitli alanlarda çok amaçlı bir araç olarak kullanılabilir ve birçok günlük görevi kolaylıkla yerine getirebilir. Taşınabilir ve kullanımı kolay olmalarıyla birlikte, birçok kişi için günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. İsviçre Çakısı Kullanımından Sonra Nelere Dikkat Edilmeli? İsviçre Çakısını kullanmadan önce ve kullandıktan sonra düzenli olarak temizlemek önemlidir. Yumuşak bir bez veya fırça kullanarak çakıyı temizleyin ve tüm araçların ve bileşenlerin kir veya kalıntılardan arınmasını sağlayın. Islak veya nemli bir ortamda saklanan bir çakı, paslanma riski altındadır. İsviçre Çakısını kullandıktan sonra mutlaka kurulayın ve kuru bir yerde saklayın. Bıçağın iç kısmında veya diğer araçların arasında kalan su birikintileri, paslanma oluşumuna neden olabilir. Ara sıra, İsviçre Çakınızın bileşenlerine hafif bir pas önleyici yağ uygulamak iyi bir fikirdir. Bu, bileşenlerin paslanmasını önler ve çakının daha uzun süre dayanmasını sağlar. Ancak, yağlama işleminden önce, üreticinin talimatlarını dikkate alın ve fazla yağ kullanmaktan kaçının. Bıçağı düzenli olarak keskinleştirmek, çakının etkinliğini ve işlevselliğini artırır. Bıçak bileme taşı veya bileme çubuğu gibi uygun araçlar kullanarak bıçağı keskinleştirin. Ayrıca diğer araçların da düzenli olarak keskin olmasını sağlamak önemlidir. ### Galatasaray - Rizespor 03/10/2024 Tahmini | Favorilere bahis oynamak için Pin Up'a nasıl girilir? 03/10/2024 Galatasaray - Rizespor maçında Pin Up bet takımların beklentileri ve şansları... Süper Lig turnuvasında bahisçiler nasıl bir sonuç bekliyor? Pin Up TR kime bahis yapmalısınız? Galatasaray – Rizespor maçında favori takımlarınızı desteklemek için Pin Up'a katılın. Türkiye Futbol Süper Ligi turnuvası kapsamında Galatasaray (İstanbul) ile Rizespor (Rize) arasında 10 Mart 2024'te maç oynanacak. Türk futbolunun tüm sadık taraftarları, bu etkinliğin ilerleyişini takip edebilecek. Ayrıca oyuna başlamadan önce Pin Up giris tamamlayan kullanıcılar, sadece rekabeti izlemekle kalmayacaklar, aynı zamanda favorilerine bahis yapma fırsatına da sahip olacaklar. Bahis koymadan önce, her futbol kulübünün geleceğini ve maç sırasında neler bekleneceğini araştırmaktan zarar gelmez. Bu Süper Lig maçında bahisçilerin beklentilerinin aksine belli favoriler ve atılım yapması beklenen oyuncular var. Maç öncesi Pin-Up TR'den Galatasaray ve Rizespor takımlarının değerlendirmesi Pin Up bet sitesi uzun süredir temsil edilen Türk futbol takımlarının maçlarını kapsamaktadır. Bunlar Türkiye Süper Liginin düzenli katılımcılarıdır. Özellikle Galatasaray 1905 yılında kurulmuş bir İstanbul takımıdır. Oyuncuların antrenörü Mustafa Denizli'dir. Galatasaray'ın son 5 karşılaşması şu şekilde sonuçlandı: Samsunspor 0 – 2 Galatasaray; Galatasaray 2 – 1 Gaziantep; Galatasaray 3 – 1 İstanbulspor; Trabzonspor 1 – 5 Galatasaray; Galatasaray 4 – 1 Ümraniyespor. Genel olarak Galatasaray'ın (İstanbul) son 5 futbol maçı, takımın tüm rakiplerine karşı galibiyetiyle sonuçlandı. Aynı zamanda Rizespor bu kadar etkileyici bir galibiyet serisi sergileyemedi. Rizespor takımı 1953 yılında kuruldu. Hikmet Karaman'dan eğitim almaktadır. Rizespor'un son 5 maçının istatistikleri şöyledir: Rizespor 0 – 0 Konyaspor; Fatih Karagümrük 4 - 0 Rizespor; Rizespor 1 – 0 Trabzonspor; Alanyaspor 2 – 1 Rizespor; Ankaragücü 3 – 1 Rizespor. Rizespor'un şu anda son 5 maçında 1 beraberlik ve 1 galibiyeti bulunurken, 3 maçtır da mağlubiyet serisi bulunuyor. Pin Up bahisinden Galatasaray ile Rizespor arasındaki geçmiş maçların istatistikleri Pin-Up TR tüm oranlar, geçmiş toplantıların istatistiklerine ve etkinliklerin sonuçlarına ilişkin uzman tahminlerine dayanarak oluşturulur. Galatasaray (İstanbul) ile Rizespor (Rize) takımları arasındaki karşılaşmaların geçmişi nispeten kısadır. Türk futbol kulüplerinin 28 Ekim 2023'te gerçekleşen son karşılaşması, Galatasaray'ın hak ettiği galibiyetle sonuçlandı. Daha sonra Rizespor takımının sahasında oynanan karşılaşmada skor konuk lehine döndü. Özellikle Galatasaray teknik direktörünün futbol sahasında hücum ve savunma taktiklerini değiştirmesi sayesinde bu sonuç başarıldı. Süper Lig'de takımlar arasında oynanacak bir sonraki maçta Rizespor'un tekrar kazanacağı kesin değil. Son tahmin: Pin Up bet kime bahis oynanır – Galatasaray mı Rizespor mu? 2023/2024 Türkiye Futbol Şampiyonası'nda Galatasaray (İstanbul) ve Rizespor (Rize) takımları arasındaki müsabaka, 10 Mart 2024 tarihinde Türk Telekom Stadyumu'nda oynanacak. Her iki takım da mükemmel durumda, bu nedenle taraftarları çok ilginç ve heyecan verici bir maç bekliyor. Favorilerin zaferinden sadece olumlu duygular değil, aynı zamanda maddi ödüller de almak için Pin Up’a giriş yapmalı ve bahis yapmalısınız. Şu anda futbol uzmanları, sıralamada ilk sıralarda yer alan ve sahada kendinden emin bir şekilde oynayan Galatasaray (İstanbul) takımının galibiyetini öngörüyor. Bu durumda sadece Galatasaray'ın son 5 maçtaki galibiyet serisi değil, aynı zamanda Galatasaray (İstanbul) ve Rizespor (Rize) arasındaki son 3 maçın da A takımı adına galibiyetle sonuçlanması da dikkate alınıyor. ### Skal İstanbul'dan sanat buluşması Skal International İstanbul Kulübü üyeleri ve davetlileri, 2006 yılında sanatçı Bedri Baykam tarafından kurulan ve Türk sanatçıların yanı sıra uluslararası sergilere de ev sahipliği yapan Piramid Sanat Merkezi’nde buluştu. Skal İstanbul ailesi, İstanbul'un tarihini, kültürünü ve dokusunu ünlü fotoğraf sanatçısı A. Halim Kulaksız'ın "Moza-İst" sergisinde deneyimleme fırsatı buldu. Skal İstanbul Kulübü, tarih ve kültür-sanat buluşmalarına devam ediyor. Bu kez ünlü ressam Bedri Baykam’ın özel davetiyle bir araya gelen Skal İstanbul ailesi, Piramid Sanat Merkezi'nde gerçekleşen, ünlü fotoğraf sanatçısı A. Halim Kulaksız'ın “Moza-İst” sergisine katıldı. Sanatçı Bedri Baykam’ın açılış konuşmasının ardından davetliler keyifle sergiyi gezdiler. Etkinliğe Skal International İstanbul Kulübü Başkanı Can Arınel, Skal International eski Dünya Başkanı Hülya Aslantaş, Skal International Geçmiş Dönem Dünya Başkanı Burçin Türkkan, Uluslararası Skal Dernekleri Federasyonu (USDF) Başkanı Orhon Atameriç, Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin’in yanı sıra kulüp üyeleri katıldı. Sanat ve kültürün yaşamımızın bir parçası olduğunu ve toplumların gelişmesi açısından çok önemli bir rol oynadığının altını çizen Skal International İstanbul Başkanı Can Arınel; “Kültürel etkinlikler toplumun tarihini, kimliğini ve değerlerini yansıtmanın ve korumanın en önemli yollarından biridir. Bugün burada sanatın büyüleyici dünyasından ilham almamızı sağlayan ve İstanbul'un zenginliğini deneyimlememize vesile olan sevgili Bedri Baykam’a ve Halim Kulaksız’a çok teşekkür ediyoruz” dedi. "sanat ve turizm çoğu zaman kol kola gider" Sanat ve turizmin birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu vurgulayan Bedri Baykam ise; “Bildiğiniz gibi sanat ve turizm çoğu zaman kol kola gider. İnsanların yeni yerler keşfederken kültürel anlamda da zenginleşmelerine olanak tanır. Konumuz turizm olunca ve serginin ana teması da İstanbul olunca sizleri de ağırlamak istedik. Hem 80. yaşında hem de 65. sanat yılında Halim Kulaksız’ın bu özel sergisinde sizlerle bir arada olmaktan son derece mutluyum” ifadelerini kullandı. ### Major Müzik Topluluğu unutulmaz bir geceye imza attı Major Müzik Topluluğu, Oktay Çetin liderliğindeki eşsiz performanslarıyla Kadıköy’de müzik ziyafeti sundu. 19 Şubat'ta gerçekleşen etkinlik, çok sayıda davetlinin katılımıyla büyük ilgi gördü. 2021 yılında Şef Oktay Çetin tarafından kurulan topluluk, Kadıköy Evlendirme Dairesi Büyük Salon’da 4. konserini vererek müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Koro, Feryal Koşar Kaya'nın başkanlığında ve Figen Aydın Vaassen'ın başkan yardımcılığında, Oktay Çetin tarafından düzenlenen 24 şarkı ile sahne aldı. Oktay Çetin’in koro düzenlemeleri ve aranjeleri izleyenlerin büyük beğenisini kazandı. Koronun, amatör bir topluluk olmalarına rağmen sergiledikleri toplu ve bireysel performanslarıyla sınırları zorladıkları görüldü. Topluluğun üyelerinin muazzam performansları, izleyiciler tarafından büyük bir beğeni topladı. KARANFİLLERLE COŞAN SALON Cengiz Mumcu'nun sunumuyla başlayan konser, "Karanfiller" isimli şarkı ile enerji dolu bir giriş yaptı. Solist İnci Karagür'ün etkileyici yorumuyla Emma Shaplin'in zor eseri "Spente Le Stelle" ile devam eden performans, salondaki enerjiyi zirveye taşıdı. Feryal Koşar Kaya'nın "Yalnızlığa Hüküm" şarkısındaki etkileyici performansı ve Melike Düzenli ile Metin Karadağ'ın birlikte seslendirdiği "Nereye Böyle" şarkısı, izleyenleri büyüledi. Koro ekibinin de katılımıyla eser yeniden ve eğlenceli şekilde yorumlandı. Performansın ardından alkışlar uzun süre susmadı. Korunun solistlerinden Fisun Durak’ın, popüler şarkıcı LP’nin “Lost on You” şarkısını yorumlaması da, bu eşsiz geceye renk kattı.   DUYGUSAL ANLAR: USTALARA SAYGI Solistlerin yerlerini almalarının ardından, Major Müzik Topluluğu hep bir ağızdan Şehrazat’ın “Yaz Yaz Yaz” şarkısını söyledi. Şef Oktay Çetin, şarkının nakarat kısmında mikrofon başına geçerek korosuna eşlik etti. Çetin, konuklara alkış ritmi vererek tüm salonu bu büyülü atmosfere davet etti. Konukların da aktif olarak hem alkışla hem sözle şarkılara eşlik etmesiyle beraber, yüksek enerjili ve güzel anlara tanık olundu. Konserin duygusal anları, usta müzisyen Neşet Ertaş'ın "Yalan Dünya" şarkısının solist Benil Tibas tarafından seslendirilmesiyle yaşandı. Salonu etkileyen bu performans sırasında, bazı konuklar duygusal anlar yaşayarak gözyaşlarına hâkim olamadı. Hem solist, hem Prof. Dr. Olan Orhan Ünal ise büyük ustalardan Cem Karaca’dan "Bu Son Olsun” şarkısını okudu. 100. YIL MARŞI İLE ÖZEL ANLAR YAŞANDI Major Müzik Topluluğu'nun şefi Oktay Çetin'in bestelediği ve güftesini yaptığı 100. Yıl Marşı, salondaki herkesi ayağa kaldırdı. Türk bayraklarıyla süslenen salon, birlik ve beraberlik duygularıyla dolup taştı. 7’den 70’e tüm konuklar, ellerindeki Türk bayraklarıyla marşa eşlik etti. Birlik ve beraberlik duygusu, sanatın ve müziğin coşkusuyla birleşerek unutulmaz anlar yaşattı. Marşın ardından kısa bir ara verilerek, izleyicilerin duygusal yoğunluğunu dengelemeye imkân tanındı. ZENGİN REPERTUAR BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI: NOSTALJİK RİTİMLERDEN MEKSİKA’YA Major Müzik Topluluğu'nun zengin repertuarı, Altan Çetin'in "Aleni Aleni" şarkısı ile başlayarak, Türkçe şarkılardan yabancı eserlere uzanan performansta, solistlerin etkileyici yorumları ve koro eşliğindeki şarkılar salonda uzun süre alkışlandı. Oldukça zengin bir repertuara sahip koro konserinde, Solist Figen Aydın Vaassen, ünlü blues sanatçısı Ben E. King’in “Stand By Me”yi seslendirirken, solistler Elif Erol ve Fatoş Yılmaz Yavuz, Abba’nın “Money Money” şarkısını okudu. Erkin Koray'ın "Estarabim" şarkısının solisti Ali Galip Candemir'in performansıyla başlayan nostaljik anlar, "Çav Bella" yorumu ve Solmaz Coşkun'un seslendirdiği Thalia'nın "Amor A La Mexicana" şarkısı ile devam etti. Meksika havası estiren performans, izleyicilere eğlenceli bir deneyim yaşattı. MAJOR MÜZİK TOPLULUĞU YALGIZAM YALGIZ İLE SAHNEYE VEDA ETTİ Konsere damga vuran son eser, Major Müzik Topluluğu'nun Koro Şefi Oktay Çetin'in muazzam yorumuyla R. Behbudov'un "Yalgızam Yalgız" şarkısıydı. Salon, uzun süre susmayan alkışlarla konserin muhteşem kapanışına şahitlik etti. Oktay Çetin, koronun sınırları zorlamak için büyük çaba harcadığını ve yaptıkları işe büyük bir ciddiyetle yaklaştıklarını vurguladı. Ayrıca, gecenin bir sürprizi daha vardı; Dilek & Oktay Çetin çiftinin 2005 yılında aynı salonda nikahları kıyılmıştı. Şef Oktay Çetin, eşi Dilek Çetin ile evliliklerinin 19. yılını kutladıklarını ifade etti. Böylece Çetin çiftinin 19. Evlilik yıldönümlerine tesadüf etmiş olması hoş bir tesadüf olarak kayıtlara geçti. Etkinlik tarihinin 19 Şubat'a denk gelmesi, bu anlamıyla da özel bir gece olduğunu belirtti. Bu konserde ilk defa seslendirilen; sözleri ve müziği Oktay Çetin’e ait 100. yıl marşı salonu dolduran seyirciler tarafından ayakta alkışlanarak finalde 3 kez tekrar seslendirildi. Kapanış seremonisinin ardından çiçek takdim edilerek, unutulmaz gece kusursuz bir şekilde taçlandırıldı. ### İstanbul Sanat Işıktır Derneği, Resim Yarışması Ödül Töreni Başlıyor İstanbul Sanat Işıktır Derneği, Kadıköy merkezli bir sanat kuruluşu olarak, Milli Eğitim Bakanlığı İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Valiliğin onayı ile "Müziğin Resmi" konulu resim yarışması düzenledi. Bu özel projenin amacı, genç yeteneklere maddi ve manevi destek sağlayarak, sanatın gücüyle onları buluşturmak. Yarışma, İstanbul genelindeki Resmi Güzel Sanatlar Lise öğrencileri arasında büyük ilgi gördü. Yarışmacılar, dinledikleri müzik eserlerinden ilham alarak duygularını resimlerine yansıttılar. Başkanlığını "Doğan Tanyer Genç Gönüller Müzik Topluluğu" şefliğini yapan Doğan Tanyer Koçyiğit'in üstlendiği ödül töreni, 21 Şubat 2024 Çarşamba günü saat 19:30'da Kadıköy Nikah Dairesi Büyük Konser Salonu'nda gerçekleşecek. İSTANBUL SANAT IŞIKTIR DERNEĞİ ÖDÜL DAĞITIYOR İstanbul Sanat Işıktır Derneği tarafından düzenlenen resim yarışmasının ödül törenine yoğun katılım ve ilgi olacağı öngörülüyor. Ödül törenine; Kadıköy Kaymakamı, İlçe Milli Eğitim Müdürü, okul idarecileri, öğretmenler, öğrenci ve velilerin yanı sıra TSM sanatçıları Ayşe Tunalı, TRT kurumunun sanatçıları ve birçok koro şefi de davetli. Ödül töreninde birinciye 5.000 TL, tuval, yağlıboya ve fırça takımı, ikinciye 3.500 TL ve resim malzemesi, üçüncüye 2.000 TL ve resim malzemesi verilecek. Ayrıca, mansiyon ödülü kazanan üç öğrenciye Akrilik Boya Takımı hediye edilecek. Tüm katılımcılara da yarışma anısına "Takdir Belgeleri" sunulacak. Dernek Başkanı ve koro şefi Doğan Tanyer Koçyiğit, bu sanat şöleninde tüm sanatseverleri yanlarında görmeyi umuyor. Sanatın ve müziğin buluştuğu bu özel gecede bir araya gelmeye davetlisiniz. Başarıya ulaşan öğrenciler ve eserleri: Naz Karagülmez - İst. Küçükçekmece Alaeddin Yavaşça Güzel Sanatlar Lisesi - "Senfoni (Klasik Recorder)" Esma Dağlier - Başakşehir İTÜ İsmail Dede Efendi Güzel Sanatlar Lisesi - "Rock ve Klasik Batı Müziği" Asya Kapçak - İst. Küçükçekmece Alaeddin Yavaşça Güzel Sanatlar Lisesi - "Melankoli (Gotic Galliw Dance)" Mansiyon Ödülü Alanlar: Hasret Yayla Gök - İst. Küçükçekmece Alaeddin Yavaşça Güzel Sanatlar Lisesi - "Gramofon (Barış Manço - Anlıyorsun Değil Mi)" Zoya Zeynep Demirhan - İst. Küçükçekmece Alaeddin Yavaşça Güzel Sanatlar Lisesi - "Caz Neşesi (Cazz Blues Silythy Hung Over)" Efnanur Sevencan - Başakşehir İTÜ İsmail Dede Efendi Güzel Sanatlar Lisesi - "T. Sanat Müziği" ### Akbank Sanat ile Varoluşun Estetik Yansımaları Açık Diyalog İstanbul ve Akbank Sanat işbirliği ile düzenlenen "Çağdaş Sanat ve Küratörlük" seminer programının ikinci dönem mezunlarının sergisi, Akbank Sanat'ta sanatseverlerle buluşuyor. "Niyetler 2" isimli sergide, katılımcı küratör adayları, insanın kendi varoluşu ve yaşamı üzerine düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren niyetleriyle oluşturdukları projeleri sergiliyor. Bu özel sergi, aynı mekân için tasarlanmış olmalarına rağmen, yaşama farklı açılardan bakan projeleri bir araya getirerek izleyicilere benzersiz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Sanatın gücüyle varoluşun derin yansımalarına odaklanan "Niyetler 2", 9 Mart'a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Sanatseverler, bu etkileyici sergiyle çağdaş sanatın ve küratörlüğün yaratıcı gücünü keşfetmeye davet ediliyor. AKBANK SANAT İLE KÜRATÖRLÜK ÜZERİNE DERİNLİKLİ BİR BAKIŞ Küratörlük, sanat dünyasında eserlerin sergilenmesi sürecini düzenleyen, sanatçı ile izleyici arasında köprü kuran önemli bir kavramdır. Bu program, küratörlük alanında yetenekli bireyleri destekleyerek, onları çağdaş sanatın dinamik dünyasına hazırlamayı amaçlamaktadır. Küratörlüğün anlamını keşfetmek ve geleceğin sanat yöneticilerini yetiştirmek adına düzenlenen seminerler, katılımcılara sanatın ötesinde bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir. "Niyetler 2" sergisi, katılımcı küratör adaylarının projelerini sanatseverlere sunarak, varoluşun derin yansımalarına estetik bir pencereden bakma fırsatı sunmaktadır. Sergi, aynı mekân için tasarlanmış olmalarına rağmen, farklı açılardan yaşama bakan projeleri bir araya getirerek izleyicilere benzersiz bir deneyim sunmayı amaçlamaktadır. Akbank Sanat ise, Türkiye'nin öncü sanat kurumlarından biri olarak sanatseverlere geniş bir yelpazedeki etkinlik ve sergilerle sanat dünyasına kapılarını açmaktadır. Bu mekân, çağdaş sanatın gücünü ve zenginliğini keşfetmek isteyenler için bir buluşma noktasıdır. Sergi, 9 Mart tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor. Sanatın evrensel dilinde bir yolculuğa çıkmak ve küratörlüğün önemine dair daha fazla bilgi edinmek isteyenleri bekliyoruz. ### Seksendört, 24 Şubat’ta Dorock XL’de Ankara kökenli Türk rock grubu Seksendört, müzikseverleriyle buluşmaya hazırlanıyor. Grup, "Ölürüm Hasretinle", "Kendime Yalan Söyledim" ve "Anlayamazsın" gibi unutulmaz şarkılarıyla tanınıyor. Seksendört, en sevilen eserleriyle 24 Şubat'ta Kadıköy Dorock XL sahnesinde enerji dolu bir performans sergileyecek. Konserin biletleri Türkiye'nin lider online etkinlik platformu Biletinial üzerinden satışa sunuldu. Konsere dair detaylı bilgilere ulaşmak ve bilet satın almak için Biletinial'ın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. SEKSENDÖRT : ANADOLUNUN ROCK RÜZGARI Türk rock müziğinin unutulmaz gruplarından biri olan Seksendört, müzikseverlere yıllardır unutulmaz deneyimler yaşatıyor. Ankaralı kökenli bu efsanevi grup, dinamik ve etkileyici performanslarıyla adından sıkça söz ettiriyor. 1999 yılında Tuna Velibaşoğlu, Arif Erdem Ocak, İsmail Okan Özen ve baterist Serter Karadeniz tarafından kurulan grup, müzik kariyerine yabancı grupların İngilizce Nu Metal ve Rapcore düzenlemelerini çalarak başladı. Ancak kısa sürede kendi tarzını buldu ve Türkçe şarkılarla hayranlarının kalplerine dokunmayı başardı. Seksendört'ün en bilinen şarkıları arasında "Ölürüm Hasretinle", "Kendime Yalan Söyledim" ve "Anlayamazsın" gibi hitler bulunuyor. Bu şarkılar, grup üyelerinin duygusal derinliği ve müzikal yeteneklerinin birleşimiyle dinleyicilere unutulmaz anlar yaşatıyor. TÜRK ROCK MÜZİĞİNİN ÖNEMLİ GRUPLARINDAN Grubun müzikal evrimi, zamanla Türk rock müziğine önemli katkılarda bulundu. İlk stüdyo albümleri "Seksendört" ile tanınmaya başlayan grup, "K.G.B." ve "Akıyor Zaman" gibi albümleriyle de geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Grup, sadece müzikal başarılarıyla değil, sahne performanslarıyla da dikkat çekiyor. Canlı performansları, enerji dolu atmosferleri ve etkileyici sahne hakimiyetleriyle dinleyicilerini büyülüyor. Grup, 2020 yılında aldıkları bir ara kararı sonrasında 2022'de yeniden bir araya gelerek hayranlarına müjdeli bir haber verdi. Bu birleşme, grubun hayranlarını heyecanlandırdı ve grup, yeni projeler ve performanslarla müzik sahnesindeki yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor. Seksendört, Türk rock müziğinin vazgeçilmez bir parçası olarak varlığını sürdürüyor ve hayranlarını her daim müziğin büyüleyici dünyasına davet ediyor. ### Fabrika atıkları sanat eserine dönüşüyor! Fabrika atıkları sanat eserine dönüştürülüyor. Türkiye genelindeki üniversitelerin seramik bölümlerinden öğrenci ve akademisyenlerin oluşturduğu proje ekipleri, atık malzemeleri değerlendirerek çevresel duyarlılık ve sanatı bir araya getiriyor. İki farklı proje, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Türkiye’de Bilecik Şeyh Edebali Üniversites’nin de bulunduğu bazı üniversitelerin seramik bölümlerinden öğrenci ve akademisyenlerin oluşturduğu 96 kişilik proje ekibi, fabrika atık malzemelerini kullanarak belediye hizmet binasının dış duvarları için tasarlanan “zeytin” temalı dev mozaik eseri tamamlamaya çalışıyor. Çanakkale Belediyesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi ile Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik Sanayi AŞ işbirliğinde Çanakkale Belediyesi Yeşil Yerel Yönetim Binası açık alan kimliklendirme çalışması kapsamında “Seramik Mozaik Yüzey Kaplama” projesi başlatıldı. FABRİKA ATIKLARI MOZAİK ESERE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nde 96 kişilik bir proje ekibi, seramik fabrikasının atık malzemelerini kullanarak belediye hizmet binasının dış duvarları için tasarlanan dev bir mozaik sanat eseri oluşturuyor. Projenin odak noktası, fabrika atıkları sayesinde zeytin temalı bu mozaik eserin çevresel mesajları ve geri dönüşümün önemini vurgulaması. SERAMİK MOZAİK YÜZEY KAPLAMA Çanakkale Belediyesi, ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Çanakkale Seramikleri Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi ile Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik Sanayi AŞ işbirliğinde "Seramik Mozaik Yüzey Kaplama" projesine imza atıyor. Projede yer alan 96 öğrenci ve akademisyen, Yeşil Yerel Yönetim Binası'nın açık alan kimliklendirme çalışması kapsamında dev bir mozaik eser tasarlıyor. ÇOMÜ'den yüksek lisans öğrencisi Sedef Aslan tarafından tasarlanan 112,5 metrekarelik mozaik, fabrikadan çıkan yer ve duvar karosu atıklarının yüzde 80'ini kullanarak hayat buluyor. Proje, çevre dostu bir yaklaşımı benimseyerek atık malzemeleri sanatsal bir ifadeye dönüştürüyor. Haziran ayında tamamlanması planlanan bu eser, Çanakkale Belediyesi Yeşil Yerel Yönetim Binası'nın kent meydanına bakan duvarlarına monte edilecek. Projenin öne çıkan özelliklerinden biri de mozaik deseninin, 21 tasarım arasından seçilmiş olması. ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Proje Koordinatörü Prof. Dr. Yeşim Zümrüt, bu projenin kentin üniversitesi, yerel yönetimi ve sanayi kuruluşunun başarılı bir işbirliğinin ürünü olduğunu vurguluyor ve atıkların renk skalasına göre ayrılarak gerçekleştirilen tasarım sürecinin bir geri dönüşüm projesi olduğunu ifade ediyor. ### Baksı Kültür Sanat Vakfı’ndan 2024’ün ilk toplantısı Baksı Kültür Sanat Vakfı 2024 Mütevelliler Toplantısı, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde yapıldı. Toplantı öncesinde Mustafa Taviloğlu'nun, Taviloğlu Koleksiyonu'ndan seçili eserlerden hazırlanan "Yarısı Gümüş, Yarısı Köpük" sergisi ziyaret edildi. Toplantı sonrasında bir paylaşımda bulunan Baksı Kültür Sanat Vakfı ve Baksı Müzesi Kurucusu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan; “Çok önemli ve verimli kararlar aldık. Ayrıca genç yönetim kurulu üyelerimizin bizlere katılmaları, kuşaklar arası buluşmaya neden oldu. Tüm katılımcılarımıza bu sıcak ve verimli ortam için teşekkür ederiz” dedi. ### "II. Mehmet" operası 24 Şubat'ta izleyiciyle buluşacak İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), Gioachino Rossini'nin "II. Mehmet" operasını Atatürk Kültür Merkezi'nde 24 Şubat'ta izleyiciyle buluşturacak. Opera, Fatih Sultan Mehmet'in Eğriboz kuşatması sırasında aşık olduğu Anna'nın hikayesini konu alıyor. İDOB, 24 Şubat Cumartesi akşamı Gioachino Rossini'nin en yenilikçi ve iddialı operası olarak değerlendirilen "II. Mehmet" (Maometto II) operasını Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sahneye koyacak. Eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun yedinci padişahı Fatih Sultan Mehmet'in Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz Adası'nı kuşatması (1470) sırasında aşık olduğu Anna'nın hikayesini konu alıyor. Türkiye'de ilk olarak 3 Kasım 1990'da AKM'de Türkçe sahnelenen eser, 34 yıl sonra orijinal dilinde Atatürk Kültür Merkezi'nde yeniden seyirci karşısına çıkıyor. Eserde II. Mehmet rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, Anna rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, Calbo rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, Paolo Erisso rolünde Mert Süngü ve Ufuk Toker, Condulmiero rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, Selim rolünde ise Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak rol alıyor. Eserin dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Gizem Betil, ışık tasarımını ise Ahmet Defne hazırladı. İDOB Korosu'nu Paolo Villa'nın yönettiği eserde, koreografiyi ise Nil Berkan üstlendi. Eserin orkestra şefliğini, dünyaca ünlü İtalyan orkestra şefi Alessandro de Marchi üstleniyor. İDOB, eserde hem Maestro Alessandro De Marchi hem de İDOB Orkestrası'nın değerli opera ve bale şeflerinden biri olan Zdravko Lazarov yönetiminde Rossini'nin müziğini sanatseverlere ulaştırmaya hazırlanıyor. Eserin rejisi ise dünyanın en önemli opera sahnelerinde sahneye koyduğu çok sayıda başarılı eserle ün kazanmış, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde daha önce "Prima la Musica e Poi Le Parole", "Der Schauspieldirektor" ve "Falstaff" operalarını sahneye koyan Renato Bonajuto ait. ### Galeri İdil’de “Zamanın İzleri” Galeri İdil’in merakla beklenen “Zamanın İzleri” sergisi açıldı. Sanat dünyasına eserlerini sergileme anlamında yeni giriş yapan Alp Gür ve Elif Öztürk’ün eserlerinden oluşan sergi büyük ilgi gördü. İki sanatçının birbirinden farklı ve uzak tarzlarda hazırlanmış toplamda 38 parça çalışmasının yer aldığı sergi, 1 Mart 2024 tarihine kadar Galeri İdil ’in Levent, Ebulula Caddesi, Ülgen Sokak, 132 numaralı adresinde görülebilecek. SÜRPRİZLERLE DOLU AÇILIŞ Serginin açılışında sürprizler de vardı. Bunlardan biri, serginin katılımcılarından Alp Gür’ün uzmanlığı olan teknik ile Galeri İdil binasını yarattığı çalışmasını Galerist İdil Yılmaz’a hediye etmesi oldu. SELAMİÇEŞME KARAKOLU Gecenin ikinci sürprizi ise yine Alp Gür tarafından Kadıköy Life Dergisi’nin mart ayında yayınlanacak olan yeni sayısı için kapak resminin yaratılması oldu. Kadıköy Life Dergisi'nin hazırlanmakta olan yeni sayısı için kapak konusu olarak belirlediği “1900’lü yılların başlarında Kadıköy karakolları” başlıklı çalışma için sohbet sırasında Alp Gür’e bahsettiği görsel sıkıntısından yola çıkılarak hazırlanan çalışma büyük sürpriz oldu. İdil Yılmaz ve Alp Gür... Serginin diğer katılımcısı, çalışmalarını “Hesapsızca yapılan, sonu başından belli olmayan soyut bir yolculuk” olarak nitelendiren Elif Öztürk idi. Sanatçı, sanatsever ziyaretçilerine eserlerinin anlamını tek tek açıklarken hayli heyecanlıydı. ### "Hayatla Barış" filmi Barış Telli'nin ilham verici hikayesini beyaz perdeye taşıyor "Hayatla Barış" filmi, Türk milli sporcu Barış Telli'nin ilham veren hikayesini beyaz perdeye taşıyor. Türkiye ve dünya genelinde "Ampute Messi" olarak tanınan Barış Telli'nin yaşamının anlatıldığı film, 23 Şubat 2024'te vizyona girecek. Film, genç yaşta geçirdiği talihsiz kaza sonucunda bir bacağını kaybeden Barış Telli'nin hayatını konu alıyor. Taner Ölmez, Bülent İnal, Nazan Kesal ve Sinan Tuzcu gibi önemli isimlerin rol aldığı yapım, AA muhabirine filmin hikayesini ve canlandırdıkları karakterleri anlattı. Taner Ölmez, Barış'ı canlandırma seçimi ile ilgili olarak Telli'ye benzerliğini ifade ederek, "İyi ki uğraşmışlar, iyi ki bana gelmiş bu film. Sonuç güzel oldu. Benim için ayrı bir macera, yeni bir aşama oldu. Ben bir projeye önceden hazırlanmayı, farklı bir şey yapmayı çok severim. Bayılırım böyle şeylere. Eve ödev götüreceğim bir proje oldu." şeklinde konuştu. Ölmez, hazırlık aşamasının zorluğuna vurgu yaparak, sürecin detayları hakkında şu bilgileri paylaştı: "Barış ve milli takımdaki arkadaşlarının arasına girdikten sonra açıkçası rahatladım biraz. Beni oyuna hemen dahil ettiler ve çok zaman geçirdik. Bir yerden sonra ben onlardan, onlar da benden biri oldu. Fiziksel zorluğu hala aşamıyorum. Ellerimde hala o günkü nasırlar duruyor, geçmedi. Kanedyenler üstünde dengede kalabilmek inanılmaz zorken, benim o kanedyenlerle top peşinde koşmam, mücadele etmem gerekiyordu. Ben Ampute Milli Takımı kaptanını oynuyordum. O yüzden mücadeleyi iyi, estetik bir şekilde yapmam gerekiyordu. Çoğu zaman açıkçası umutsuzluğa kapıldım. 'Bunu bir daha yapamayacağım' ya da 'Ben bu işin altından kalkamayacağım' dediğim çok oldu. İlk defa kanedyeni aldığımda bir hafta ellerimi sıkamadım. Bunu denemeden bilemezsin. Çok zordu. Farklı farklı yerlerim ağırdı. Ellerimin ağrısı geçti, omzum ağrıdı. Fiziksel olarak beni acayip derecede zorladı. Birçok yerde umutsuzluğa kapıldım. Beni o umutsuzluktan da Barış Telli ve yönetmenimiz çıkardı." İzleyicinin "Hayatla Barış" filmini izledikten sonra umutla sinemadan ayrılacağını aktaran genç oyuncu. "Tabii ki hüzünlenecek, ağlayacaklar ama filmden mutlu bir şekilde çıkacaklarına inanıyorum. Barış'ın hikayesi öyle. Barış'ta ben negatif bir hal hiç görmedim. Barış'ın eski fotoğraflarına bakınca, bazen bir fotoğraf anlatır ya her şeyi, o umudu onun gözlerinde görüyorsun. Acayip bir şekilde, kanedyenlerle objektife bakan muazzam bir enerji var. O enerji hiç solmamış, tükenmemiş, bugün buralara kadar getirmiş, muazzam şeyler başarmış. " diye konuştu. "ÇOCUKLARIN UFKUNU AYDINLATAN ÖĞRETMENLER ÖNEMLİ" Başarılı oyuncu Bülent İnal, filmde Barış Telli'nin ilham veren hayat hikayesinin ele alındığına dikkati çekerek, "Barış'ı, yaptığı mucizeleri daha önce duymuştum. Film geldiği zaman hiç düşünmeden 'evet' dedim. Gerçekten böyle ilham veren bir filmde olmak benim için de mutluluk verici. Çünkü Türkiye'de ya da dünyada kendini eksik hisseden, eve kapanmış, mutsuz birçok insan var. Onlara ilham olacağını düşünüyorum. Bu çorbada bizim de tuzumuz olsun istedik. Ben de bu filme dahil oldum." ifadelerini kullandı. Telli'nin öğretmenini Hayatla Barış filminde canlandırdığını kaydeden İnal, şu bilgileri verdi: "Aslında Yılmaz öğretmen, filmde ya da Barış'ın hayatında birkaç öğretmenin birleşiminden oluşuyor. Farklı zamanlarda ona destek olmuş öğretmenleri Yılmaz öğretmen karakterinde birleştirmişler. Biraz da böyle bir eğitimciyi oynamak istedim. Çünkü ülkemizde eğitimin, daha doğrusu böyle öğretmenlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz çocukluğumuzda bu tür öğretmenlere denk gelemedik maalesef. Böyle bir öğretmen görünce de oynamak istedim. Çocukların özellikle ilkokulda hayatlarına yön veren, onların elinden tutan yol açan, ufkunu aydınlatan öğretmenler çok önemli. Keyifli de bir film oldu." İnal, setin çok keyifli geçtiğinin altını çizerek, "İyi oyuncular, sevdiğim oyuncu arkadaşlarım, dostlarım vardı. Güzel bir çalışma oldu. Umarım seyirciler beğenir. Sadece engelli ya da mutsuz hissedenlere değil bütün insanlara ilham olacağını düşünüyorum bu filmin. Küçücük mutsuzluklardan depresyona giren insanların, bu filmi izlediklerinde neler hissedeceğini ben de merak ediyorum. Çok mutlu olacaklarını, onlara huzur vereceğini düşünüyorum" dedi. Sinema izleyicisinin filme ilgi göstermesini beklediğini dile getiren İnal, "İnsanlar evlerinden çıkıyor, sosyalleşiyor ve hayata karışıyorlar. Sinema bunun için önemli bir unsur. Hiçbir zaman yok olacağını düşünmüyorum. Dijital platformlarla biraz güç kaybedeceği söylense de ben sinemanın hiçbir zaman yok olacağını düşünmüyorum. Daha da artarak devam edecek. İyi filmler oldukça insanlara mutluluk, huzur veren filmler oldukça sinema salonları dolacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Bülent İnal, herkese filmi izlemesi tavsiyesinde bulunarak, "Barış'ı ilk defa sette gördüm. 5 dakika sohbet ettik. Bu kadar dünya iyisi, tatlı bir adam olması, gerçekten beni çok mutlu etti. Onun filminde olduğum için de çok mutluyum. İnsanların da bu pozitif filmi izlemelerini tavsiye ediyorum." dedi. "BÜYÜK BİR BAŞARI HİKAYESİ" Oyuncu Nazan Kesal da senaryoyu ilk okuduğunda çok etkilendiğini ifade ederek, şöyle konuştu: "Benim futbolla çok alakam yok. Sonra Barış'ın hikayesini okudum. Tekrar senaryoya döndüm. Barış'ın annesi Aysel Hanım'ı oynamam teklif edildi bana. Çok ilginç. Annenin öyküsü de çok enteresan geldi. Barış'ın öyküsü ayrı güzel. O yüzden de kabul ettim. Ben de bir anne olarak, yaşadığımız bu hayatta özrün, engelin ne olduğunu deneyimlemiş bir insanım. Bu filmin içindeki duyguyu çok önemsedim. Biricik bir hayat var, hepimizin bir defa geldiği ve bir daha gelme şansının olmadığı. Süreli bir ömrümüz var ve öleceğini bilen tek varlık olarak o sürede zaaflarımız, engellerimiz, eksikliklerimiz neyse, onu bir biçimiyle onore eden tamir eden bir yapısı var hikayenin. Yaşama değer katan bir film olduğunu düşünerek ben de bu filmde bir parça olmak istedim. İyi ki de olmuşum." Yaşamın cesaret gerektirdiğini kaydeden Kesal, "Hayatın ne kadar önemli, değerli bir şey olduğunu, engellerimize rağmen hayatın yaşanacak kadar coşkulu ve değerli bir şey olduğunu hatırlatan ve alttan sürekli bu mesajı veren bir film. Duygusu çok büyük. Hikaye zaten çok enteresan. Büyük bir başarı hikayesi bana göre. Çünkü günlük hayatımıza dönüp baktığımız zaman hiçbir engeli olmayan insanların bu hayata değer katmadığını görünce, bu filmin kapladığı alanın daha büyük olduğunu hissettim. Umarım seyirci de aynı duyguyu hissedecektir. Cesaret veren bir film. Bu çok önemli. Şimdiki zamanda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey cesaret. O yüzden Hayatla Barış seyirciye bu mottoyu sinema diliyle çok güzel aktaracak bir film." ifadelerini kullandı. "HAYATLA BARIŞ" FİLMİ: NEREDE DURMAMIZ GEREKTİĞİNİ GÖSTERİYOR Oyuncu Sinan Tuzcu ise Telli'nin gerçek ve umut aşılayan hikayesinin filmde işlendiğini dile getirerek, "Ben de bu hikayenin içinde, onunla karşılaşmış ve ona futbol eğitimi vermiş, daha sonra Milli Takım'da da hocalığını yapmış bir antrenörü oynuyorum. Bize aslında nerede durmamamız gerektiğini gösteren bir film. İnsanın her zaman umutsuzluğa kapıldığı, yarına karşı kendini kötü hissettiği, üzüldüğü, yorulduğu, geride ve eksik kaldığını düşündüğü anlarda akla gelmesi gereken bir film olacak Hayatla Barış. Uzun bir emek aslında. Bir şeyi doğru bir şekilde anlatmak, dramatik aksiyon yaratmak zor. Çünkü bu bir belgesel değil." diye konuştu. Filmde keyifle çalıştığının altını çizen Tuzcu, "Bütün dünyanın yorulduğu, savaşlardan vb. bıktığımız bir dönemdeyiz. Umutlu işlere, güzel hikayelere ihtiyacımız var, bizi mutlu etsin, bizi biraz daha yükseltsin diye. Çocuklarımızla beraber izleyeceğimiz güzel bir hikaye olduğu için izleyicide de karşılık bulacağı düşüncesindeyim. Bir de çok iyi oyuncular var. Bülent'i, Nazan'ı, Gürkan'ı izlemek lazım." dedi. Filmde Taner Ölmez, Nazan Kesal, Bülent İnal, Gürkan Uygun, Biran Damla Yılmaz, Sinan Tuzcu, Erkan Üçüncü, Arben Akış, Alara Turan, Mekin Sezer, Gurur Çiçekoğlu ve Devrim Kabacaoğlu yer alıyor. Yapımcılığını Hünkar Doğan/Four Story Prodüksiyon'un üstlendiği, yönetmenliğini Ekin Pandır'ın yaptığı ve Caner Erzincan ile Koray Yeltekin'in kaleme aldığı filmin çekimleri İstanbul'da gerçekleştirildi. ### Arter'den ilk özel koleksiyon sergisi: "Farz Et Ki Sen Yoksun" Arter ’de gerçekleştirilen ilk özel koleksiyon sergisi olan "Farz Et Ki Sen Yoksun" başlıklı sergiyi mutlaka gezmenizi tavsiye ediyoruz. Sergi, Ömer Hayyam’ın Rubailer’inde yer alan bir dizeden esinle isimlendirilen ve farklı dönemlerde üretilmiş 600’ün üzerinde sanat yapıtı, işlevsel nesne, nadide eser, mobilya ve kitaptan oluşuyor. Selen Ansen’in küratörlüğünü üstlendiği "Farz Et Ki Sen Yoksun" başlıklı sergi, bir koleksiyonerin hayalleri ve hayata geçirdikleri neticesinde farklı nesneler arasında kurulan yakınlıkların ve oluşturulan gövdenin bir mekân olarak ev içinden müzeye taşınmasının imkânlarını araştırıyor. 400’e yakın sanatçının yapıtlarının yanı sıra anonim eserler, seri üretimler ve muhtelif öğelere yer veren sergi, Arter ’in 4. ve 3. kat galerilerine yayılıyor. Özel alanda tekil bir yaşama eşlik etmek üzere düzenlenmişken bir sanat kurumunun aracılığı ve küratoryal bir bakışla kişisel bir koleksiyondan kamuya açılan seçki, tasnif mantığına meydan okuyan zamanlar ve formlar arası bir dünya yaratıyor. Koleksiyonerin eserlerle etkileşim içerisinde soyut bir kimlik kazanarak var olduğu bu dünya, şeylerin özel alandan ayrılıp, kendi özgünlüklerini yeni bir bağlamda sürdürmesiyle hem gerçek hem de kurmaca bir deneyimin kapısını aralıyor. "Farz Et Ki Sen Yoksun", koleksiyonu çok yönlü ve yaşayan bir beden olarak ele alarak, alelade olanın olağanüstü olanla yakınlıklarının yanı sıra toplama/koleksiyon yapma pratiği ve gündelik yaşamımızı çevreleyen nesneler üzerine de düşünmeye teşvik ediyor. 29 ARALIK 2024'E KADAR ZİYARETE AÇIK Arter ’de gerçekleştirilen ilk özel koleksiyon sergisi olan "Farz Et Ki Sen Yoksun", 29 Aralık 2024 tarihine kadar Arter’in 4. ve 3. kat galerilerinde ziyaret edilebilecek. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, salı-pazar günleri 11.00-19.00, perşembe günleri ise 11.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün, perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. "Arter Beraber" üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının kütüphane, kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter ’e ulaşılabiliyor. ### "Zamansız Meraklar" sergisi ziyarete açıldı İstanbul Modern Kısa Süreli Sergi Salonu'nda, dijital kültüre odaklanan "Zamansız Meraklar" sergisi sanatseverlerle buluştu. Sergi, özgün unsurlar barındıran ve deneysel bakış açılarını koruyarak üretimlerinde yenilikler sergileyen sanatçıları bir araya getiriyor. Bu önemli sergi, dijital dönüşümü sanatçıların bakış açılarıyla tanıklık eden ve ziyaretçilere dijital kültürün etkilerini yansıtan bir atmosfer sunuyor. Sergide, dijital kültürü benimseyen ve yeni teknolojileri denemeyi öncelik olarak gören sanatçılar ile sanatçı kolektiflerinin çalışmaları öne çıkıyor. Serginin basın ön izlemesinde konuşan küratör Ümit Mesci, genç sanatçıların üretimlerine katkı sağlayan yapıtların, sanat tarihindeki doğa, tarih, mimarlık, kent, kimlik ve toplum gibi temel konulara odaklandığını belirtti. GENÇ SANATÇILAR DESTEKLENECEK Serginin içeriğinde dijital kültürün etkilerini yansıtan çalışmaların, sanat tarihinin ilk döneminden bugüne bir bütün olarak incelendiğini vurgulayan Mesci, serginin mutlak sonuçlara değil, sorgulamaya ve soru sormaya odaklandığını ifade etti. Sergi, dijitalleşmenin sunduğu ifade tekniklerinin sanatçıların farklı temalara ilişkin bakış açılarını nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Ayrıca, İstanbul Modern'in Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirdiği "Dijital Sanat Alanında Genç Üretimler" programından çıkan ödüllü projeler de ilk kez bu sergide izleyiciyle buluşuyor. Küratör Nilay Dursun, bu projelerin genç sanatçıları "dijital üretim" odağında bir araya getirerek, İstanbul Modern'in genç sanatçılarla gerçekleştireceği çalışmaların başlangıcı olduğunu belirtti. ZAMANSIZ MERAKLAR SERGİSİ 11 AĞUSTOS'A KADAR AÇIK Sergide, çoğunlukla çevrim içi kanallarda ve dijital uygulamalarda görülen üretim biçimleriyle çeşitli imge ve ifadeler, farklı yöntemlerle ele alınarak müze içinde fiziksel olarak sunuluyor. Serginin küratörlüğünü Ümit Mesci ve Nilay Dursun üstlenirken, Cem A., Atıf Akın, Ozan Atalan, Kerem Ozan Bayraktar, Mehmet Berk Bostancı, Cihad Caner, Yasin Arıbuğa-Toprak Fırat, Beste İleri, Alican İnal, Yelta Köm, Ebru Kurbak, Oddviz, Özcan Saraç, Ahmet Rüstem Ekici-Hakan Sorar, Meltem Şahin ve Berkay Tuncay gibi sanatçıların çalışmaları sergileniyor. Sergide, yapıtlar aralarında kesin sınırlar olmayan üç çerçevede bir araya getirilmiş. Dijitalleşmenin sunduğu yeni anlatım olasılıklarından yola çıkılan ilk bölüm, dil ve ifade üzerine yoğunlaşarak, dijital araçların getirdiği yeni eleştirel düşünme alışkanlıklarına eğiliyor. İkinci başlık ise dijitalleşmenin ve sürekli dönüşen teknolojik araçların doğa ve tarih eksenindeki tartışma alanlarını inceliyor. Bu başlık altında, bilim ve sanat arasındaki kesişimde arkeoloji ve felsefe gibi alanları işleyen sanatçılar, yapay zeka ve benzer teknolojilerin de yönlendiriciliğine başvuruyor. Son alanda ise sergi, mimarlık ve kent zemininde odaklanarak İstanbul'a ait duyusal manzaralarla kent topografyasını çözümlüyor. İstanbul Modern'in bu önemli sergisi, 11 Ağustos tarihine kadar ziyaretçilere açık olacak. ### Sanat dünyasının acı kaybı: Hüseyin Aslan’ı kaybettik! Demos Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan hayatını kaybetti. Yıllar önce İstanbul’da resim ve heykel sanatını antika ile birleştirerek gerçekleştirdiği fuar ile adını duyuran Aslan, yakalandığı amansız hastalığa karşı verdiği mücadeleyi kaybetti. Geçtiğimiz hafta bir dizi ameliyat geçiren Hüseyin Aslan’ın durumu için “umut verici” yorumları yapılmıştı. 15 Şubat akşamı saat 19.30 sularında Ankara’da hayatını kaybettiği bildirilen Aslan’ın cenazesi, 17 Şubat 2024 Cumartesi günü saat 12.00’de Ankara Karşıyaka Ahmet Efendi Camii'nde kılınacak cenaze namazının ardından defnedilecek. İstanbul Sanat Dergisi olarak Hüseyin Aslan'ı kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içinde olduğumuzu bildiriyor, kederli ailesine, sanat camiasına ve dostlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. ### 74. Berlin Film Festivali başladı 74. Berlin Film Festivali, başrolünde Cillian Murphy'nin oynadığı drama filmi "Small Things Like These"in gösterimiyle başladı. Festival kapsamında, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından organize edilen Türkiye standında Türk sineması tanıtılacak. Jüri üyeleri arasında yönetmen Brady Corbet, Hong Kong’lu sinemacı Ann Hui, Christian Petzold, İspanyol yönetmen Albert Serra, İtalyan aktris Jasmine Trinca ve Ukraynalı yazar Oksana Zabuzhko'nun bulunduğu 74. Berlin Film Festivali, 25 Şubat'a kadar devam edecek. Etkinlikteki Türkiye standında yapımı tamamlanan, proje veya geliştirme aşamasında olan uzun metraj, kısa metraj, animasyon ve belgesel türündeki projeler uluslararası arenada görücüye çıkacak. Festivalde bilgi ve teknoloji aktarımı, yerel fon kaynaklarına erişim, potansiyel pazarlar oluşturulması ve tanıtım faaliyetlerinin gelişmesi gibi sebeplerle sinema sektöründe önemli hale gelen ortak yapım ve proje imkanları görüşülecek. Yeni sinema yasası ile yürürlüğe giren, yabancı film yapımcılarına uzun metraj film, belgesel ve televizyon dizileri için Türkiye'de harcadıkları tutarın yüzde 30'una kadarının iade edilebilmesine imkan sağlayan "Yabancı Film Yapım Desteği" de uluslararası film yapımcılarına anlatılacak. ### KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası İş Sanat'ta! KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstanbul'a geliyor! İstanbul'un kültür ve sanat mekanlarından biri olan İş Sanat, 5 Mart Salı akşamı müzikseverleri büyülü bir konserle buluşturacak. KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın eşsiz performansı, ünlü piyanist Rüya Taner'in solist olarak sahne alacağı bu özel konser, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 50. yılında unutulmaz anlara ev sahipliği yapacak. Konserde, orkestranın başında deneyimli şef Rengim Gökmen olacak ve repertuarda Ali Hoca'nın Kıbrıs Kapriçyosu'nun yanı sıra Wolfgang Amadeus Mozart ve Felix Mendelssoh'un unutulmaz eserleri yer alacak. KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SENFONİ ORKESTRASI UNUTULMAZ KONSERLERE İMZA ATTI 2014 yılında kurulan KKTC Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, şef Ali Hoca ve konzertmeister Nihat Ağdaç ile birlikte 2015 yılında faaliyete geçti. Orkestra, kurulduğu günden bu yana birçok önemli isimle işbirliği yaparak müzikseverlere unutulmaz konserler sunuyor. Antoni Pirolli, Josef Suilen, Stanley Dodds gibi dünya çapındaki orkestra şeflerinin yönetiminde başarıyla gerçekleşen konserler, orkestranın çağdaş, çok sesli ve evrensel müzik kültürünü geliştirme misyonunu destekliyor. RÜYA TANER KİMDİR? Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın önde gelen konser piyanistlerinden biri olan Rüya Taner, müzik eğitimine babası Yılmaz Taner ile başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda piyano öğrenimini tamamlayan Taner, 1983 yılında KKTC Devlet Bursu ile Londra'daki Guildhall School of Music and Drama'da Prof. Joan Havill'in öğrencisi oldu. Sanatçı, birçok prestijli yarışmada birincilik ödüllerine layık görüldü ve 1998 yılında "Wigmore Hall"da verdiği konserle büyük beğeni topladı. Rüya Taner, 2001 yılından bu yana Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nda "Özel Sanat Danışmanlığı" görevini yürütüyor ve aynı zamanda "Kuzey Kıbrıs Bellapais Müzik Festivali"nde Sanat Danışmanlığı yapıyor. İş Sanat'ın ev sahipliğinde gerçekleşecek bu muazzam konser, müzikseverleri unutulmaz bir geceye davet ediyor. Sanatseverler, 5 Mart Salı akşamı bu özel etkinliği kaçırmamak için biletlerini şimdiden temin edebilirler. ### "Eski Günler Hayalimden Gitmiyor" sergisi açıldı 13 Şubat - 24 Mart 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan "Eski Günler Hayalimden Gitmiyor (Cumhuriyet’in Popüler Kültür Tarihinden Kesitler)" adlı belgesel sergi, Caddebostan Kültür Merkezi'nde sanatseverlerle buluşuyor. Kadıköy Belediyesi ve Yapı Kredi Kültür Sanat işbirliğiyle düzenlenen sergi, Cumhuriyet Türkiye'sinin 100 yıllık geçmişine odaklanarak beyaz perdenin renkli ve siyah beyaz anıları, siyasal ve kültürel olayların zeminine, toplumsal değişimin dinamiklerine ve İstanbul'un kaderine ışık tutuyor. Küratörlüğünü Derya Bengi'nin üstlendiği sergi, Kadıköylülerle Cumhuriyetimizin geçmişini paylaşmayı hedefleyerek küçük hikayeleri, edebiyatçıların, yazarların ve gazetecilerin sözleriyle harmanlıyor. Yazılı hatıralar, fotoğraflar, kartpostallar, dergi kapakları, plak kapakları, afişler, reklamlar ve karikatürler gibi görsel malzemelerle bir araya getirilen "Eski Günler Hayalimden Gitmiyor" sergisi, Muhlis Akarsu'nun "Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin" türküsünden ilham alarak, geride kalan 20. yüzyıla sitemle bir selam gönderiyor. Derya Bengi'nin küratörlüğünde düzenlenen sergi, Yapı Kredi Yayınları tarafından 2017-2023 yılları arasında yayımlanan ansiklopedik kitaplarından seçilmiş içeriklerle zenginleştirilmiştir. Bu içerikler arasında Derya Bengi ile Erdir Zat'ın ortak kaleme aldığı üç ciltlik "100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası" ve Bengi'nin kaleme aldığı 1950'lerden 1980'lere dört ciltlik "Sazlı Cazlı Sözlük" serileri yer almaktadır. Sergi, Caddebostan Kültür Merkezi'nin iki katındaki sergi salonlarında ziyaretçilere, şarkılardan günlük yaşama, kıyafetlerden ev eşyalarına, yeme içme alışkanlıklarından ulaşım araçlarına kadar geniş bir yelpazede popüler kültür kesitlerini sunuyor. ### Yağmur Bağlar, "Spiritual Sessions" ile Kepler Pavilion'da! Ressam Yağmur Bağlar, "Spiritual Sessions" başlıklı kişisel sergisiyle İzmir'in ünlü mekanı Kepler Pavilion'da sanatseverlerle buluşuyor. 28 Şubat-1 Mart 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan serginin, "sanat sergisi" yanında "art show" niteliği de taşıyacak olması nedeniyle büyük ilgi görmesi bekleniyor. Resim alanında Yağmur Bağlar'ın son yıllarda ürettiği 20 parçadan oluşan çalışmaları yer alırken, sanatçının aynı zamanda bir moda tasarımcısı kimliğinden yola çıkarak hazırladığı kendi markası "AME DESS" S24 Koleksiyonu'na ait 12 tasarım da sergilenecek. Sergi sırasında canlı müzik ve mini bir tiyatro performansı da sunulacak. "aynı zamanda ruhsal bir seansa da davet ediyorum" Sergi ile ilgili İstanbul Sanat Dergisi'ne bir açıklamada bulunan Yağmu Bağlar; "Bu sergim ile varoluş sürecimizde yaşadığımız duygusal deneyimleri ve ruh hallerimizi görsel biçimlemeye dönüştürerek ifade etmeye çalıştım. Sergiyi izlemeye gelecek sanatsever dostlarımızı, aynı zamanda ruhsal bir seansa da davet ediyorum" dedi. Yağmur Bağlar, 1-5 Mayıs 2024 tarihleri arasında İzmir'de ilk defa düzenlenecek olan İzmir Sanat ve Antika Fuarı'nın da katılımcı sanatçıları arasında bulunuyor. ### UNIART Evrensel Farkındalık Platformu’ndan online sergi Başkanlığını Kırımlı Ressam Hülya Gülmez’in yaptığı UNIART Evrensel Farkındalık Platformu 14 Şubat Sevgiler Günü nedeniyle bir online sergi düzenledi. Uluslararası boyutta olup, “Sevginin Tonları” adını taşıyan sergiye 24 ülkeden 77 sanatçı eserleriyle katılmakta. Sergiye eseriyle katılan ve çalıştığımız isimler arasında Türkiye’den Oya Gönen, Azerbaycan’dan Safranda Abdullayeva gibi isimler de yer almakta… SANATIN EVRENSELLİĞİ VE ÇEŞİTLİLİĞİ Bu konuda İstanbul Sanat Dergisi’ne bir açıklamada bulunan UNIART Evrensel Farkındalık Platformu Başkanı Hülya Gülmez, “UNIART Evrensel Farkındalık Platformu olarak düzenlediğimiz "Sevginin Tonları" temalı Uluslararası Online Sergi, sanatın evrenselliği ve çeşitliliği ile 24 farklı ülkeden katılan 77 değerli sanatçımızın eserleriyle renklendi. Bu eşsiz sergide yer alan sanatçı dostlarıma şükranlarımı sunuyorum.” dedi. KATILAN SANATÇILAR Abdelilah Moutia – Fas, Ağayeva Benövşe – Azerbaycan, Ahmet Erman Karagöz – KKTC, Alexa Arpide – Meksika, Anita Fred Altounji – Lübnan, Arif Khan – Pakistan, Ashok Kumar – Hindistan, Asuman Taşyürek – Türkiye, Avni Xh.  Behluli – Kosova, Aye Gönül Anıl – Türkiye, Bengi Toros – Türkiye, Bong Pal – Güney Kore, Əliyev Rafael Səfərəli oğlu – Azerbaycan, CarmenMoya Terrones – Peru, Prof. Dr. Clemens Beungkun SOU - Güney Kore, Dilip Puranik – Hindistan, Durdane Şahin – Türkiye, Elhabib Taouhid – Fas, Elife Mutlu – Türkiye, Funda Er – Türkiye, George CH.Guevara – Kolombiya, Gruber Anna – Macaristan, Doç. Dr. Gülten KURT – Türkiye, Hamit Hayran – Türkiye, Hatice Kumbaracı Gürsöz – Türkiye, Hicham Elmoutaghi – Fas, Hilal Bulut – Türkiye, Hüseynov Ferman – Azerbaycan, İbrahim Ethem Tuğsat – Türkiye, İlgar Akbarov – Azerbaycan, Irina Tall Novikova – Beyaz Rusya, İsmet Yavuz – Türkiye, Ilona Lakatos – Macaristan, Gülmalıyev İslam – Azerbaycan, Dr. Jazuli A Moenib – Endonezya, Jemal Mikeladze – Gürcistan, John Joseph – Hindistan, Julia Bolshakova – Rusya, Leyla Koçak Oruç – Türkiye, Madan Lal – Hindistan, Mahammad Aliyev – Azerbaycan, Dr. Mahima Gupta – ABD, Mehrangiz Talaiezadeh – İran, Məmmədova Zeynəb – Azerbaycan, Mir Azer Abdullayev – Azerbaycan, M.Fuat Polat – Türkiye, Mr. Saweit  Ainthawongphan – Tayland, Murat Erkan – Türkiye, Murat Fesli – Türkiye, Murat Külcüoğlu – Türkiye, Mustafa Genç – Türkiye, Nezrin Reşidli – Azerbaycan, Nilbahar Zurnacı – Türkiye Nizar Alhattab – Suriye, Nona Mikeladze – Gürcistan, Novruzov İdrak – Azerbaycan, Odila Benitez – Paraguay, Oksana Steffan – Almanya, Oya Gönen – Türkiye, Pedro Iglesias Asuar – İspanya, Ramazan Yılmaz – Türkiye, Sarandë Kika Bahtiri – Kosova, Seher Balcı – Türkiye, Səmədova Fərəh – Azerbaycan, Serpil Kar – Türkiye, Sevim Cingöz – Türkiye, Sevinc Haciyeva – Azerbaycan, Seyit Saatçi – Türkiye, Sinku Maity – Hindistan, Şöhrətdin Səbziyev – Azerbaycan, Timur Taştekin – Türkiye, Tülay Erbesler Ayaşlıgil – Türkiye, Urmila Gahnolia – Hindistan Vitorio Felix – Peru, Yusuf Öztunç – Türkiye, Yücel Keleşoğlu – Türkiye ve Safranda Abdullayeva - Azerbaycan ### İBB Şehir Tiyatroları Eskişehir'de! İBB Şehir Tiyatroları (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) seyircilerin büyük beğenisini kazanan oyunlarından biri olan "Uçurtmanın Kuyruğu" ile Şehir Tiyatroları Buluşmaları kapsamında Eskişehir seyircisiyle buluşacak. Savaş Dinçel'in kaleme aldığı, Barış Dinçel'in yönetmenliğini üstlendiği "Uçurtmanın Kuyruğu", 16, 17 Şubat 2024 tarihlerinde saat 20.00'de ve 18 Şubat 2024 tarihinde saat 18.00'de Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi'nde sahnelenecek. İBB ŞEHİR TİYATROLARI TURNUYLA SEYİRCİYLE BULUŞUYOR İBB Şehir Tiyatroları, Şubat ayında çeşitli kültür merkezleri ve sahnelerde yeni oyunlarla turnelerine devam ediyor. Turne programı şu şekilde: "Uçurtmanın Kuyruğu" 16, 17, 18 Şubat Eskişehir Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi "Gül'e Ağıt" 20 Şubat Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi İBB Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş oyunları sadece İstanbul'un ilçelerinde değil, aynı zamanda farklı illerdeki seyircilerle buluşturarak sahne sanatlarını daha geniş kitlelere ulaştırmaya devam edecek. "UÇURTMANIN KUYRUĞU" HİKAYESİ Babasının otoritesi altında disiplinli bir şekilde büyümüş, hayatına sıkı bir disiplinle devam eden ve bu durumu bir saplantı haline getirmiş bir adam, yaşamına son verme kararı alır. İntihar mektubunu tamamladığı an kapı çalar ve karşısında hiç tanımadığı bir misafir bulur. Gelen misafir, adamın hayatına ve çocukluğuna dair her şeyi bilmektedir. Zamanla gelişen sohbet, etkileyici bir iç hesaplaşmaya dönüşür. Oyunda Gün Koper ve Ali Yoğurtçuoğlu önemli rollerde yer alıyor. ### "Dünden Bugüne 100 Japon Tasarımı" sergisi ziyarete açıldı "Dünden Bugüne 100 Japon Tasarımı" adlı sergi, Japonya'nın İstanbul Başkonsolosluğu tarafından organize edildi ve Beyoğlu Belediyesi İstiklal Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışına Japonya'nın İstanbul Başkonsolosu Kasahara Kenichi, Pakistan İstanbul Başkonsolosu Yardımcısı Danish Mehmood, Polonya İstanbul Başkonsolosu Yardımcısı Dorota Andrzejak ve birçok sanatsever katıldı. TÜRKİYE-JAPONYA İLİŞKİLERİ DERİNLEŞİYOR Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Dünden Bugüne 100 Japon Tasarımı sergisinin açılışında yaptığı konuşmada, 30 yıl önce teknoloji denildiğinde akla gelen ülkenin Japonya olduğunu vurgulayarak, Japonya'nın ürettiği teknolojik ürünlerin dünya çapında onurlu bir aşama olarak değerlendirildiğini belirtti. Yıldız, serginin Japonya-Türkiye ilişkilerinin yüz yıllık sürecini okuma ve değerlendirme fırsatı sunacağını ifade etti. Başkan Yıldız ayrıca, Japonya ile yakın iş birliği içinde olduklarını ve özellikle deprem konusundaki tecrübeleri paylaştıklarını söyledi. Gelecekte kültürel, ekonomik ve teknolojik iş birliğinin yanı sıra nanoteknoloji ve yapay zeka konularında da iş birliği yapmayı planladıklarını belirtti. Başkonsolos Kasahara, serginin Japonya'nın savaş sonrası ekonomik büyümesini ve değişimini gözler önüne serdiğini belirterek, tasarımlar temasına odaklanarak savaş sonrası dönemden günümüze Japon hayatına dokunan günlük ihtiyaçlar, araçlar ve hizmetlere odaklandıklarını ifade etti. Ayrıca, Türkiye-Japonya ilişkilerinin zaman içinde değiştiğini ancak dostluk ilişkilerinin hiçbir dönemde değişmediğini ve hatta daha derinleştiğini vurgulayarak, bu dostluğun gelecekte de devam etmesini temenni etti. DÜNDEN BUGÜNE 100 JAPON TASARIMI SERGİSİ 3 MART'A KADAR AÇIK Sergi, 3 Mart tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Japon tasarımının örneklerini içeren sergide, mobilya, elektronik, sofra takımı, tencere seti, giyim aksesuarları ve diğer günlük yaşam malzemeleri sergileniyor. Ayrıca, 1990'lı yıllarda Türkiye'de yaygın olarak kullanılan taşınabilir kaset çalar, Gameboy, CD çalar ve Atari gibi ürünlerin yanı sıra oyuncaklar, kalemler, fotoğraf makineleri ve kırtasiye malzemeleri de sergide yer alıyor. ### Nuri Bilge Ceylan Fotoğraf Sergisi İstanbul'da Nuri Bilge Ceylan tarafından çekilmiş ve daha önce hiç yayınlanmamış fotoğraflar, sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul Modern, dünyaca ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraf yeteneklerine odaklanan "Başka Bir Yerde" adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Burgan Bank’ın sponsorluğunu üstlendiği etkinlik, Ceylan'ın Türkiye'nin yanı sıra Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi farklı coğrafyalarda çektiği 22 büyük portreyi bir araya getiriyor. Serginin küratörlüğünü İstanbul Modern Fotoğraf Küratörü ve Bölüm Yöneticisi Demet Yıldız Dinçer üstlenirken, "Başka Bir Yerde" adını taşıyan sergi, Nuri Bilge Ceylan'ın daha önce hiç gösterilmemiş yeni fotoğraflarını ziyaretçilere sunuyor. Sanatçının bugüne kadar Türkiye'nin yanı sıra, Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas, Rusya gibi farklı coğrafyalarda çektiği 22 portreyi içeren sergi, karakterlerin çevreleriyle kurduğu ilişkileri, atmosferin fotoğrafik düzenlemelerini, dramatik ışık kullanımını ve renkler arasındaki diyalogu ön plana çıkarıyor. "BAŞKA BİR YERDE" 18 ŞUBAT'A KADAR GÖRÜLEBİLECEK Renzo Piano imzası taşıyan yeni müze binasında gerçekleşen Başka Bir Yerde isimli sergi, 18 Şubat'ta sona erecek. Nuri Bilge Ceylan'ın eserleri, karakterlerin yaşadıkları hayat mücadelelerini, yalnızlıklarını, can sıkıntılarını ve melankolilerini insanlara tam karşıdan bakarak yansıtarak, coğrafyalar arasındaki farklılıkların ötesine geçiyor. Serginin başlığındaki "başka yer", sanatçının seyahat ettiği ülkeleri anımsatmanın yanı sıra, yönetmenin filmlerinde sıkça karşılaşılan "başka bir yerde" olmayı arzulayan karakterlere de gönderme yapıyor. Ceylan'ın fotoğrafları, kendine özgü biçimsel dilini kullanarak izleyicilerin gitmedikleri ve deneyimlemedikleri coğrafyalara ve insanlara duygusal bir yakınlık hissetmelerini sağlıyor. Bu sayede, sergi, insanların ortak duygularını keşfetmelerine ve birbirlerine olan bağlarını güçlendirmelerine vesile oluyor. NURİ BİLGE CEYLAN : TÜRK SİNEMASININ ÖNCÜ YÖNETMENİ Nuri Bilge Ceylan, 26 Ocak 1959 tarihinde Istanbul, Türkiye'de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi'nde mühendislik eğitimi aldıktan sonra, Mimar Sinan Üniversitesi'nde iki yıl sinema eğitimi aldı. Fotoğrafçılık ve sinema alanındaki yeteneğini geliştirdi. Ceylan, Türk sinemasının öncü yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir. Yönetmenlik kariyerine kısa filmlerle başladıktan sonra, uzun metrajlı filmleriyle ulusal ve uluslararası alanda büyük başarı elde etti. İlk uzun metrajlı filmi "Kasaba" (1997), Cannes Film Festivali'nde "Belirli Bir Bakış" ödülünü kazandı. En bilinen eserlerinden biri olan "Uzak" (2002), Cannes Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü'nü kazandı ve Ceylan'ı dünya çapında tanınan bir yönetmen haline getirdi. "İklimler" (2006) ve "Üç Maymun" (2008) gibi filmleri de birçok ödül kazandı. Nuri Bilge Ceylan, sinematografisiyle bilinir; geniş açılar, uzun sahneler ve doğal ışık kullanımı gibi özellikleriyle tanınan bir film stiline sahiptir. Ayrıca, eserlerinde insan ilişkileri, zaman, varoluşsal konular ve Türk kültürüne duyduğu ilgiyle tanınır. Ceylan, Türk sinemasına kattığı derinlik ve estetik anlayışıyla uluslararası alanda saygı görmüş bir sanatçıdır. ### Füruzan son yolculuğuna uğurlanıyor Türk edebiyatının usta isimlerinden Füruzan, 85 yaşında aramızdan ayrıldı. Sosyal medya üzerinden duyurulan bu üzücü haberi şair Elif Sofya paylaştı. Sofya, ünlü yazarın bir fotoğrafını paylaşarak, "Füruzan sonsuzluğa gitti" ifadeleriyle vefat haberini duyurdu. PEN Yönetim Kurulu, Füruzan'ın hayatını kaybetmesi üzerine bir taziye mesajı paylaştı. Mesajda, "Türkçe 'Parasız Yatılısı'nı yitirdik" sözleriyle başlanarak, ülkemizin en değerli yazarlarından birini kaybettiğimizi belirtildi. Füruzan'ın bireylik ve kadınlık kavramlarına güçlü bir şekilde odaklandığı, eserlerindeki derinlik ve Cumhuriyet değerleriyle donanmış bir yazar olduğu vurgulandı. FÜRUZAN İÇİN 14 ŞUBAT'TA ANMA TÖRENİ DÜZENLENECEK Füruzan için düzenlenecek anma töreni, 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nde İstanbul Beyoğlu'ndaki Yapı Kredi Kültür Sanat'ta saat 11.00'de gerçekleşecek. YKY ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından düzenlenecek tören, edebiyat dünyasının büyük kaybına odaklanacak. 29 Ekim 1939 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen Füruzan'ın gerçek adı Feruze Çerçi olarak bilinir. Karikatürist Turhan Selçuk'la evlendikten sonra Füruzan Selçuk adını kullanmış olan yazar, edebiyat serüvenine tiyatro oyunculuğuyla başlamış, daha sonra ise tamamen edebiyata yönelmiştir. TÜRK EDEBİYATININ IŞILTILI YILDIZI: FÜRUZAN'IN HAYATI VE ESERLERİ Gözleme dayalı gerçekçi bir anlayışı benimseyen Füruzan, ilk hikayelerini 1956-58 yıllarında Seçilmiş Hikâyeler, Türk Dili, Pazar Postası gibi dergilerde paylaşmıştır. Edebiyat dünyasına "Parasız Yatılı" adlı ilk hikaye kitabı ile adım atan Füruzan, 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanarak dikkatleri üzerine çekti. Ardından gelen "47'liler" isimli ilk romanıyla 1975 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazandı. Aynı eseri sinemaya da uyarlanarak geniş kitlelere ulaştı. İstanbul'da doğup büyüyen yazar, birçok ödülün sahibi olmanın yanı sıra 1982'de yayımladığı "Gecenin Öteki Yüzü" kitabındaki öykü ile TRT tarafından dizi olarak çekilmiş ve en iyi dizi seçilmiştir. Füruzan'ın edebiyat dünyasındaki izleri sadece öykü ve romanla sınırlı değil; aynı zamanda çocuk kitapları, antolojiler, ve senaryolarla da kendini göstermiştir. Bosna Savaşı sırasında yaptığı Balkanlar'ı kapsayan yolculuğun izlenimlerini "İşte Bizim Rumeli" ve yeni baskısı "Balkan Yolcusu" adlı kitaplarında paylaşan yazar, sanatıyla sadece Türkiye'de değil, uluslararası alanda da tanınmıştır. Füruzan'ın eserleri Fransızca, İspanyolca, Rusça, Farsça, İtalyanca, Japonca, İngilizce, Bulgarca ve Boşnakça'ya çevrilmiştir. Öyküleriyle edebiyat dünyasında iz bırakan Füruzan, aynı zamanda sinemaya da katkı sağlamıştır. Birçok eserinin yanı sıra "Ah Güzel İstanbul" öyküsünden uyarlanan filmde Ömer Kavur ile birlikte senaryo yazımına imza atmıştır. Ayrıca, "Benim Sinemalarım" adlı öyküsünü çevre tasarımcısı Gülsün Karamustafa ile birlikte aynı adla sinema filmine dönüştürmüştür. Füruzan'ın sanat yolculuğu, tiyatro sahnesine de taşınmıştır. "Redife'ye Güzelleme", "Kış Gelmeden" ve "Sevda Dolu Bir Yaz" adlı öykülerini oyunlaştıran yazar, Ankara Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiştir. Füruzan, sadece bir yazar değil, aynı zamanda şair ve sanatçı olarak hayatını sürdürmüş, edebiyat dünyamıza önemli katkılarda bulunmuş bir isimdir. Onun ölümü, Türk edebiyatını derin bir hüzne boğmuş ve büyük bir ustaya veda etmişiz gibi hissettirmiştir. ### Umut Denemesi sergisi İstanbul'da açılıyor Ganalı ressam Kojo MARFO, sanat dünyasına "UMUT DENEMESİ" adlı sergisiyle İstanbul'da adım atıyor. Sanatseverleri 13 Şubat'ta DG Art Project'te ağırlayacak olan serginin küratörlüğünü Zeynep ÖZTÜRK üstleniyor. 1980 yılında Gana'da doğan ve çocukluk yıllarını Gana'nın farklı bölgelerinde geçiren Kojo MARFO, İstanbul'daki sanatseverlerle "Umut Denemesi" adlı sergisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Sanatçının ilhamını, doğup büyüdüğü coğrafyada edindiği deneyimlerden aldığı belirtiliyor. Zeynep ÖZTÜRK'ün küratörlüğünde gerçekleşecek sergi, Türkiye'de ilk kez sanatseverlerle buluşacak olmanın heyecanını taşıyor. Kojo MARFO'nun eserleri, 13 Şubat tarihinde DG Art Project'te sergi açılışıyla birlikte ziyaretçilere sunulacak. "SANATIMIN İNSANLARLA BAĞ KURMASINI İSTİYORUM" Dünya genelinde alışılagelmiş ataerkil düzenin tam aksi olarak anaerkil düzenin hâkim olduğu bir yerde büyüyen Marfo, eserleri aracılığıyla Akan kültürünü ve Batı'daki yaşadığı zorlukların yansımalarını izleyicilere sunuyor. Marfo, sanat anlayışının gelişiminde Gana'da okul kütüphanesinde batı sanatı ve Picasso ile tanışmasının önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Eserlerinde kullanılan çeşitli stiller ve tekniklerle, geleneksel Akan sanatına referanslar yaparak eşitsizlikler, din, siyaset gibi toplumsal konulara vurgu yapıyor. Eserlerinde "Bu figür kimdir, nedir, nereden geliyor?" sorularını cevaplamayı reddediyor. Marfo'nun portreleri, kültürel farklılıkların ve geleneklerin birleştirilmesini, kimlik ve ırkların yapılandırılmış bir kurgudan ibaret olduğu ve asli hiçbir tarafı olmadığı hissini veriyor. Sanat yolculuğunu Amerika'dan Londra'ya kadar pek çok yerde sürdüren Kojo MARFO'nun eserlerinde samimiyet, sevgi, evrensellik gibi unsurlar ön plana çıkıyor. Ressam; "Evinize asabileceğiniz güzel bir şey resmetmekle ilgilenmiyorum. Sanatımın insanlarla bir bağ kurmasını, herkesin ilişki kurabileceği bir sembol olmasını istiyorum. Ne yaşadığınızı veya nerede yaşadığınız fark etmeksizin, sanatımın insanlara iç dünyalarını düşünmelerine ve yansıtmalarına yardımcı olmasını istiyorum." sözleriyle sanatını açıklıyor. UMUT DENEMESİ SERGİSİ 13 ŞUBAT'TA AÇILACAK Kojo Marfo, eserlerinde aynı zamanda Afrika'nın sosyal ve coğrafi dokusunu figüratif yollarla anlatmaya çalışıyor. Anaerkil düzenin etkisiyle kadın figürlerini sıkça resmediyor. Eserlerinde sıkça görülen annelerin çocuklarına sıkı sıkı sarılması, fiziksel bir dokunuşla birbirine bağlanan aile üyeleri, samimiyet duygusuyla harmanlanan kompozisyonlar, sevgi ve bağımlılık hissini net bir şekilde ortaya koyuyor. Blok renkler, güçlü şekiller, canlı renklerde betimlenen çiçekli başlıklar ve kat kat boncuklu kolyeler takan figürlerle donatılmış resimler, neşeli ve canlı bir kutlama havası oluşturuyor. Marfo'nun eserlerinde sıkça kullandığı "Akan Doğurganlık Bebeği" figürü, Akan halkı için büyük bir değere sahiptir. Bu figür, Akan halkının kendini birleşmiş bir ulus olarak görmesini simgeler. Marfo, figürü yeniden şekillendirerek ağırbaşlılık ve samimiyet gibi dünyanın her yerinde geçerliliği olan duyguları ikonografi ile izleyicilere aktarmayı hedeflemektedir. Ganalı ressam Kojo MARFO'nun Umut Denemesi sergisi, kendi deneyimlerinden ve içgüdülerinden ilham alarak çıktığı yolda tüm kalıpları reddediyor. Renkleri, ortak tarihî ve sanatsal unsurları birbiriyle harmanladığı bu sergi, küratörlüğünü Zeynep ÖZTÜRK'ün üstlendiği ve 13 Şubat - 11 Mart 2024 tarihleri arasında DG Art&Project'te ziyaret edilebilecek. Aynı zamanda, Marfo'nun eserlerindeki derin anlam ve kültürel zenginlik, izleyicilere 11 Mart 2024 tarihine kadar sergiyi ziyaret etme fırsatı sunacak. ### Galeri İdil’de iki sanatçının ilk sergisi Sanat çevrelerinde farklı bir yeri olan Galeri İdil, farklı tekniklerle çalışan ve sanat dünyasına ilk adımlarını atacak olan iki değerli sanatçının eserlerine ev sahipliği yapıyor. 16 Şubat-1 Mart 2024 tarihleri arasında eserleri sergilenecek olan isimler, Alp Gür ve Elif Öztürk olarak açıklandı. ALP GÜR HAKKINDA... Alp Gür, ODTÜ ve Laval Üniversite Kanada Mimarlık Bölümü mezunu. Fotoğraf üzerinde eğitimlerini zenginleştirerek Quebec Kanada’da mimari çizim, sunum ve tasarım atölyelerinde dersler vermiş ve mimarlık tasarımında birincilik ödüllü bir isim. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren sanatçı, PhotoQuerel tekniği ile objektifinden yakaladığı enstantaneleri suluboya efektleri ile bütünleştirerek tuvaline yansıtması ile tanınmakta. Alp Gür, sanat yolculuğundaki mottosunu şu sözlerle yansıtıyor: “Bir objektifin gördükleri zamanın izleri, keşfedilen gizemlerdir ama tuvale dökülenler ise görülenlerle bütünleşen, içten gelen duygulardır.” ELİF ÖZTÜRK HAKKINDA... Elif Öztürk, St. Benoitlı bir Francophone ve Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Uzun yıllar boyunca kurumsal firmalarda iletişim ve pazarlama yöneticiliği yapmış, hayatın tüm olumlu-olumsuz duygularını narin ruhunda özümsemiş ve resim yaparak nefes almış olan Öztürk’ün mottosu ise "hesapsızca yapılan, sonu başından belli olmayan, soyut bir yolculuk." ### 1923 Müzikali Büyülü Gösterisiyle Zorlu PSM'de! 1923 Müzikali, tarihimizin unutulmaz anlarını müzik, dans, muhteşem sahne tasarımı ve multimedya şovuyla buluşturuyor. "1923 Müzikali", 17-18 Şubat'ta Zorlu PSM'de izleyicilerle buluşacak. Bu benzersiz performans, Türkiye'nin en geniş online etkinlik biletleme platformu Biletinial üzerinden temin edilebilecek. 1923 müzikali, Barış Erdoğan ve İlker Arslan'ın sinema filmi senaryosundan ilham alarak uyarlanmıştır. Gazeteci Feride, Tahtakaşık Meliha, Er Reşat gibi kurgusal karakterlerle örülü bu büyük destan, izleyicilere bir kez daha Millî Mücadele kahramanlarına saygı duruşunda bulunma fırsatı sunuyor. MİLLİ MÜCADELE'NİN EPİK HİKAYESİ SAHNEYE TAŞINIYOR! "1923 Müzikali", Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesini ve Cumhuriyet'in kuruluşunu destansı bir şekilde sahneye taşıyan büyüleyici bir müzikaldir. Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment'ın yapımcılığını üstlendiği bu gösteri, Yekta Kopan'ın hikayesine dayanıyor. Mehmet Ergensld ve Lerzan Pamir tarafından yönetilen müzikal, 100 kişilik büyük bir oyuncu kadrosuyla izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Bandırma'yı sarsan dalgalardan Meclis'in açılışına, Büyük Taarruz'dan Cumhuriyet'in ilanına uzanan, genç, yaşlı, çocuk, kadın ve erkek nice isimsiz Cumhuriyet kahramanının yarattığı Millî Mücadele serüveni, "1923 Müzikali" ile bir kez daha sahneye taşınıyor. Oyun, 100 kişilik dev kadrosunun eşsiz performansıyla izleyicilere soluk soluğa bir müzikal deneyimi sunacak. Bu benzersiz müzikal etkinliği kaçırmayın, tarihi bir yolculuğa çıkın! YEKTA KOPAN'IN HİKAYESİ, MEHMET ERGENSLD VE LERZAN PAMİR'İN YÖNETİMİYLE Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment'ın yapımcılığını üstlendiği müzikalin hikayesi Yekta Kopan'a ait. Mehmet Ergensld ve Lerzan Pamir ise bu büyülü gösteriyi yönetiyor. Cumhuriyetimizin 100. yılında, günümüzden tarihe uzanan bu etkileyici müzikal, izleyicilere unutulmaz bir yolculuk vadediyor. 1923 MÜZİKALİ HAKKINDA DETAYLAR: Tarih: 17 Şubat - 18 Şubat Süre: 90 Dakika (Tek Perde) Yer: Zorlu PSM Biletler: Türkiye'nin kapsayıcılığı en geniş online etkinlik biletleme platformu Biletinial'da satışa çıktı. ### Selçuk Demirel Sergisi: "Yerle Gök Arasında" Institut français Türkiye, çağımızın önemli meseleleri üzerine tartışmayı teşvik eden Fikirler Gecesi’nin 9. edisyonu kapsamında sizleri, angaje olduğu kadar şiirsel de olan çizimlerden oluşan bir sergi aracılığıyla sanatçı Selçuk Demirel 'in dünyasını keşfetmeye ve insan ve çevresi arasındaki ilişki üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu anımsatıcı çizimlerin merkezinde, çağımızın en önemli sorunlarından biri olan iklim değişikliği yer alıyor. Sergi, gezegenimizin kırılgan güzelliğini vurguluyor ve çevresel zorluklara ilişkin farkındalığı artırıyor. Her bir çizim, ekosistemlerin çeşitliliğini, türlerin kırılganlığını ve ortak varlığımızı şekillendiren hassas bağlantıları ortaya koyan bir dengeyi temsil ediyor. Mizah duygusunu da elden bırakmayan sanatçı, bizi harekete geçmeye çağırıyor. Çizer ve ressam Selçuk Demirel’in eserlerinden oluşan "Yerle Gök Arasında" sergisi, 16 Şubat-9 Nisan arasında Institut français İstanbul Sergi Salonu'nda ve 4-26 Mayıs tarihleri arasında ise Ankara’da Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ziyarete açık olacak. SELÇUK DEMİREL HAKKINDA... Selçuk Demirel, 1954 yılında Artvin'de doğdu. İlk çizgilerini 1973 yılında haftalık 7 Gün dergisinde yayımladı. 1978 yılında Ankara'daki mimarlık öğrenimini yarıda bırakarak Paris'e gitti. 1979 yılında Paris École Nationale Supérieure de Beaux-Arts’ın sınavlarını kazandı. Düzenli bir öğrenci olamadı. 1980-1981 yılında çocuklar için yazıp resimlediği Mumuk dizisi ve yine aynı yıl Le Monde gazetesinde desenleri yayımlandı. Çizimleri, başta Türkiye olmak üzere, Fransa'da ve birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika'da önemli gazete, dergi ve kitaplarda yer aldı. The Washington poste,The New york Times, TheWall Street journal, The Boston Globe… Çalışmalarını düzenli olarak Le Monde, Le Monde diplomatique ve T24'te sürdüren Selçuk Demirel'in açtığı kişisel sergilerin yanı sıra desen albümleri, çocuklar için yazıp resimlediği ve değişik yazarlarla birlikte gerçekleştirdiği elliden fazla kitabı bulunmaktadır. Eserleri önemli özel koleksiyonlarda yer alan sanatçının 2022 yılında 23 çalışması Musée National L'Histoire de l'Immigration tarafından müzenin koleksiyonuna alındı. Selçuk Demirel'in son çıkan kitapları: Metis (2013), Defile (2013), Başka Bir Yerde (2013), Portakal Mavisi Bir Dünya (2016), Duman (John Berger ile, 2016), Sen Surat Okumayı Bilir misin? (2017), Elma (2017), Noir (2017), Saat Kaç? (John Berger ile 2018), PSİ /Bilinçaltından Gerçeküstüne (2019), Kıyıda Tek Başına (2019), Bir Ağacın Altında (2021) Birdenbire İstanbul (2022), Ağaçname - Sen ne güzel bir Ağaçsın (2023), Bambaska Kediler (2024). ### Kaderin Kırmızı ipi okurun karşısında “Kaderin Kırmızı İpi”, son yılların en iyi polisiye-gerilim romanı olmaya aday. Müptela Yayınları’ndan çıkan ve Yasemin Candemir’in kaleme aldığı kitap, ince ince örülmüş kurgusuyla polisiye dünyasına da yeni bir soluk getirecek. Türk yazar Candemir’in kaleminden çıkan kitap, karakterleri ve olayın geçtiği yerler nedeniyle uluslararası bir kimlik kazandı. Kaderin Kırmızı İpi; çaprazlama olarak yaşadığımız tüm hikayelerin, rastgele zaferlerin tesadüfi değil, doğduğumuzda takılı olan görünmez kırmızı iplerin eseri olduğunu kanıtlarcasına, her anını nefes nefese okuyacağınız bir olay örgüsüyle çıkıyor okurun karşısına. Kitabı polisiye dünyasında hak ettiği yere getirecek olan ise yazarın dahice bir kurguyla okuyucunun dikkatini son sayfaya kadar canlı tutması. ZEHİRLİ KÖTÜLÜK GENETİK Mİ? Gazeteci-Yazar Yasemin Candemir’in pandemi döneminde yazdığı, Müptela Yayınları’ndan çıkan kitap, gömü maskeleri ile şamanizme, kırmızı ipin görünmez varlığı ile Kabala ve Çin Mitolojisi’ne, gerilimli olduğu kadar, dünyanın büyücüler ve şeytanlara emanet olduğunu hissettiren tılsımlı bir yolculuk yaptırıyor okuyucuya. Kaderin Kırmızı İpi kitabında Maslow piramidinin en altında yaşayan, aidiyet, sevgi, kabul görme aşamasına geçemeyen insanlarla başlayan yolculuk, Prof. Paulhus*’un tanımladığı sadistlere ve zehirli kötülüğün genetik olduğunu ispatlamaya uzanıyor.  * Prof. Dr. Delroy Paulhus; Kanada'daki British Columbia Üniversitesi'nde psikoloji profesörü. İçimizdeki “kötü insanları” anlamak için yaptığı çalışmalarla ünlü.   Seri cinayetlerini detaylı tasarlayan ama kendisini plansızca aşkın içinde bulan kitap karakteri “Büyücü”, nasıl dönüştüğünü şu sözlerle anlatıyor; “O artık bir fısıltının esiriydi. İlk önce zihninde kısık seslerle belirmiş, sonra ağır ağır tüm bedenini ele geçirmişti. Kızının ölümü, kocasının hapishaneye girmesi sürecinde kollarında, bacaklarında karıncalanma yaratan bir dürtüden öteye geçmemişti. Uğradığı hakaretlerle beslenip, büyüdü. Bacaklarına, kollarına sıçradı. Boğazında bir düğüm haline geldi zamanla. Sabırlıydı. Bekledi, bekledi. Sonunda hayatını onun kollarına teslim etmesini istedi. Bu fısıltının adı; İntikamdı. O, her zaman her şeye hatta en büyük kederlere bile boyun eğmişti. Merhamet ve vicdanı içinden söküp atarken yeni hayatı başladı…” KADERİN KIRMIZI İPİ KİTABININ YAZARI HAKKINDA Yasemin Candemir, İstanbul Çapa’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi, Galatasaray Üniversitesi’nde Uluslararası Gazetecilik programında eğitim gördü. 27 yıl boyunca çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik, editörlük, yayın yönetmenliği yaptı. Araştırma dosyaları ile pek çok ödül alan Candemir, çocukluğundan bu yana polisiye-gerilim tutkunuydu. Henüz 16 yaşındayken ilk hikâyelerini yazmaya başladı. Kaderin Kırmızı İpi sonrası da özgün, pitoresk* romanlar yazmaya, okuyucuya içgüdüsel deneyimler yaşatmaya devam edecek. *Pitoreks: Edebiyatta, yazarın nesneleri ve yerleri ayrıntılı bir şekilde tasvir etmesi tekniğine denir. BİLGİ İÇİN: Kitap Adı: Kaderin Kırmızı İpi Yazar: Yasemin Candemir Yayınevi: Müptela Yayınları Sayfa Sayısı: 340 ### OSCAR oyunu seyirciyle buluştu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın beğeniyle izlenen oyunlarından olan “Oscar”, Kartal seyircisine konuk oldu. Claude Magnier’in yazdığı, Asude Zeybekoğlu’nun çevirdiği, Ersin Umulu’nun yönettiği “Oscar”, 6 Şubat 2024 Salı günü Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde sahnelendi. Seyircinin heyecan ve merakla izlediği ve İstanbul Şehir Tiyatroları Kartal'da sahnelenen oyun, uzun süre alkışlandı. Oyunda Abdullah Topal, Aslı Aybars, Asrın Gurur Kuyucak, Cem Karakaya, Ceylan Çete, Çağrı Büyüksayar, Damla Cangül Yiğit, Aslı Şahin, Hakan Gümüş, Hüseyin Emre Şen, İrem Erkaya, Neslihan Ayşe Öztürk, Oğuzhan Oğuz rol alıyor. OSCAR OYUNUNUN KONUSU Christian Jacqueline'e aşıktır, Colette ise Oscar'a. Christian uzun süredir sevdiği kızı Mösyö Bernard'dan isteme niyetindedir. Colette ise babası Mösyö Bernard'a söylediği yalanla sevgilisi ile evlenme planları yapmaktadır. Ancak ne Christian doğru kızı ister ne de Colette doğru adamla evlenmek üzeredir. Birkaç dakikada sarpa saran olaylar hiç de kolay çözülecek gibi gözükmemektedir. İBB ŞEHİR TİYATROLARI ŞUBAT AYI ETKİNLİK PROGRAMI İBB Şehir Tiyatroları, Şubat ayında farklı kültür merkezlerinde ve sahnelerde, yeni oyunlarla turnelerine devam ediyor. Turne programı ise şöyle: Yaşamak mı, Yoksa Ölmek mi: 13 Şubat- Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi  Uçurtmanın Kuyruğu: 16, 17, 18 Şubat-Eskişehir Opera Sahnesi Gül'e Ağıt: 20 Şubat-Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi İstanbul Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş oyunlarını İstanbul’un birçok ilçesinin yanı sıra farklı illerde de seyirciyle buluşturmaya devam edecek. ### Star Wars efsanesini başlatan film gösterimde Star Wars efsanesini başlatan “A New Hope” filmi, Şef David Mahoney yönetimindeki İstanbul Film Orkestrası eşliğinde Dünya Star Wars gününde Zorlu PSM’de gösterilecek. 45 yıl önceki ilk gösteriminden itibaren sinema dünyasında çığır açan ve tüm dünyada sadık hayranları olan “A New Hope”un canlı orkestra eşliğindeki gösteriminin biletleri Türkiye’nin lider ve en kapsayıcı online etkinlik platformu Biletinial’da satışa sunuldu. Unutulmaz hikâye anlatımı, ikonik karakterleri, eşsiz özel efektleri ve etkileyici müzikleriyle tüm dünyada izleyicilere ilham veren Star Wars efsanesinin ilk filmi “A New Hope”, Şef David Mahoney yönetimindeki İstanbul Film Orkestrası’nın yorumlayacağı müziklerle Zorlu PSM’de olacak. 4 Mayıs Dünya Star Wars Günü’nde Piu Entertainment ve Zorlu PSM organizasyonuyla gerçekleşecek unutulmayacak gecenin biletleri Türkiye’nin lider ve en kapsayıcı online etkinlik platformu Biletinial’da satışa çıktı. Serinin hayranları, efsaneyi başlatan “A New Hope” filmini Star Wars dünyasının müziklerini besteleyen ve En İyi Orijinal Müzik Dalı'nda Akademi Ödülü kazanan efsane besteci John Williams'ın eserlerinin senfonik orkestra eşliğindeki canlı performansıyla izleme şansı bulacak. STAR WARS SERİSİNİN İLK FİLMİ Yıldız Savaşları: Bölüm IV-Yeni Bir Umut, Star Wars serisine ait bir filmdir. 1977 yapımı bilimkurgu filminin senaristi ve yönetmeni George Lucas’tır. Yapım tarihine göre serinin ilk filmi, fakat hikâyenin kronolojik sıralamasına göre dördüncü filmi olmaktadır. 25 Mayıs 1977'de vizyona giren ve 11 milyon dolar bütçe ile çekilmiş film, dünya çapında 798 milyon dolar hasılat getirmiştir. Ayrıca, 1989 yılında Kongre Kütüphanesi tarafından "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir. A NEW HOPE KONUSU Yıldız Savaşları'nda, Yıldız Kruvazörü Diplomatik görevle yol alan Korvet’i kıstırır. Bu küçük gemide Senato üyesi olan ancak asilerle iş birliği içinde de bulunan, Eski Cumhuriyet’in savunucularından Prenses Leia da yer almaktadır. İmparatorluk gemisinde ise hem Leia’yı hem de asi casusların kaçırmış olduğu 'Ölüm Yıldızı’nın planlarını geri isteyen kötü Lord Vader bulunmaktadır. Sevimli droid R2-D2 ve ortağı C3-PO ise Tatooine gezegeninde, tesadüfler eseri Luke Skywalker isimli genç pilot adayına satılırlar. Droidlerin amacı yüklü olan mesajı Obi Wan Kenobi isimli yaşlı bir keşişe teslim etmektir. ### Arzu Tecer "Sonsuzluk" resim sergisi sanatseverleri bekliyor 7 Şubat 2023 Çarşamba günü, sanatçı Arzu Tecer Sonsuzluk sergisini gerçekleştirecek. Himmet Öcal Orkun Ozan Sanat Galerisi’nde gerçekleştirilecek “Sonsuzluk” resim sergisi, sergi açılışında tüm sanatseverleri bekliyor. ARZU TECER : "SONSUZ BİR DÖNGÜYÜ YANSITIYOR" Sanatçı Arzu Tecer, çalışmalarında doğadan esinlendiğini belirtti. Tecer, şunları kaydetti: "Çalışmalarımın dokusal ögesi benim için önemli. Üst üste binmiş ya da iç içe geçmiş, parçalara ayrılmış, parçalarından yeni parça oluşmuş farklı şekil, renk ve kontrastlar kullanarak enerjik bir hareketlilik ve ritim düşüncesiyle dengeli plastik kurguya önem veriyorum. Malzeme olarak akrilik ve reçine kullanıyorum. Reçinenin sağladığı yansıtıcı yüzey ile izleyiciyi sadece görsel duyuları ile değil aynı zamanda dokunma duyuları ile de resimlerimi deneyimlemeye ve sonsuzluk hissi yaratan akışkanlıklarını izlemeye davet ediyorum. Çalışmalarımın içerdiği hareketliliğin doğanın nabzı gibi sonsuz bir döngüyü yansıttığını düşünmekteyim." ARZU TECER: "DOĞA, SANATIN KAYNAĞIDIR" Ressam Arzu Tecer, doğanın kendisini sanatının kaynağı olarak gördüğünü ifade etti. Sanatçı Tecer, şu ifadeleri kullandı: "Benim için doğa, sanatın kaynağıdır. Doğanın ihtişamına olan ilgimle birlikte kendi estetik değerlerimle sanatsal bir izlenim yaratmaya çalıştım. İlhamım; etrafımda gördüğüm, hissettiğim ve yaşadığım sonsuz devinimden geliyor. Beynim, gözüm ve elim beni nereye götürürse oraya gitmeyi seviyorum. Doğada hiçbir şey durağan değildir, her şey hareket halindedir, düşüncesinden yola çıkarak boyaların akışkanlığı ile değişen desenlerin akıcı yolculuğunda birbirlerini itme ve çekme güçlerinden yararlanıyorum." SERGİ DETAYLARI: Açılış: 07.02.2024 ÇarşambaSaat: 17.30Yer: Himmet Öcal Orkun Ozan Sanat GalerisiMilli Eğemenlik Cad. 40. Sok. No: 36 07040Muratpaşa / ANTALYA ### Biletinial "#bibuluşma" söyleşileri devam ediyor BİLETİNİAL #BİBULUŞMA'NIN KONUKLARI BERKAY ATEŞ VE YİĞİT SERTDEMİR Teknoloji odaklı kültür, sanat, spor ve eğlence platformu Biletinial, “#bibuluşma” söyleşilerine devam ediyor. #Bibuluşma'nın bu ayki konukları; “Uykusuz Bir Rüya, Salim” oyunun yazar ve başrol oyuncusu Berkay Ateş ve oyunun yönetmeni Yiğit Sertdemir olacak. Berkay Ateş ve Yiğit Sertdemir #bibuluşma sohbeti kapsamında 12 Şubat Pazartesi Fişekhane’de gerçekleştirecekleri performansın ardından sıcağı sıcağına tiyatro eleştirmeni Bahar Çuhadar’ın moderatörlüğünde seyircilerle sohbet edip soruları yanıtlayacak. Biletinial ve Fişekhane ortaklığında her ay gerçekleştirilen tiyatro sohbetleri serisi #bibuluşma, ünlü oyuncu Berkay Ateş’in yazıp oynadığı “Uykusuz Bir Rüya, Salim” ile devam ediyor. “Uykusuz Bir Rüya, Salim”in Fişekhane’de 12 Şubat Pazartesi, 20.30’da gerçekleşecek gösteriminin hemen ardından, oyuncu Berkay Ateş ile oyunun yönetmeni Yiğit Sertdemir, tiyatro eleştirmeni Bahar Çuhadar’ın sorularını yanıtlamak üzere sahnede, seyirci karşısına çıkacak. Son dönemlerde çalışkanlığı ve yeteneğiyle kuşağının yıldızı en çok parlayan oyuncularından olan Berkay Ateş, kurucularından olduğu D22’nin bu yeni yapımında sahnede tek başına. KEŞKE Mİ DAHA ZORDUR KADER Mİ? Salim; Adana’da ailesi ile yaşarken, İstanbul’a amcasının yanına gönderilir. Amcasının kebapçı dükkanında çalışırken, şahit oldukları onu geri dönüşü olmayan bir yola sürükler. Çocukluğundan bu yana en çok bildiği duygu olan çaresizlikle tekrar baş başa kalan Salim’e kaderi bir oyun daha oynamıştır. Salim de izleyiciye sorar: Keşke mi daha zordur kader mi? Oyun, güçlü metni ve Berkay Ateş’in çarpıcı oyunculuğuyla seyircinin beğenisini topluyor. Oyunun yönetmenliğini çağdaş Türkiye tiyatrosunun yetkin isimlerinden Yiğit Sertdemir üstleniyor. Bugüne dek gerek sinema ve dizilerde gerek tiyatro oyunlarında birbirinden başarılı performanslara imza atan Berkay Ateş ve oyuncunun aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi’nden hocası da olan yönetmen Yiğit Sertdemir oyun sürecini Bahar Çuhadar’ın soruları eşliğinde anlatacak. BİLETİNİAL #BİBULUŞMA'NIN FİNALİNDE SORU CEVAP ETKİNLİĞİ YAPILACAK #bibuluşma sohbeti seyircilerin katılımına da açık olup söyleşinin final bölümünde kendilerine önceden dağıtılan #bisoru kartlarında yer alan eğlenceli soruları iki tiyatro sanatçısına yöneltebilecek. 2017 yılında “Hakikat, Elbet Bir Gün” adlı oyunuyla Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazanan Ateş, 2015 yılında rol aldığı “Abluka” filmi ile Adana Altın Koza Film Festivali'nde Umut Veren Genç Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldü. 2019 yılında “Görülmüştür” filmi ile Ankara Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü ve son olarak “Karanlık Gece” filmi ile 2022 Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.  ### Başarım Sensin Derneği depremzedeler için buluştu Başarım Sensin Derneği gönül çatısı altında olan depremzede üniversite öğrencilerinin eğitim burslarını sürdürebilmek amacıyla Pera Palas’ta öğlen yemeği düzenlendi. Gerçekleştirdiği başarılı projelerle beğeni toplayan Başarım Sensin Derneği bu kez depremzede üniversiteli gençlerin eğitim burslarını sürdürebilmek amacıyla yemek düzenlendi. Tarihi Pera Palas Hotel’de “Efsanelerin Efsane Tatları” ile renklenen organizasyonda, Demet Sabancı Çetindoğan, Esra Oflaz Güvenkaya, Sema Güral Sürmeli, Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak’ın da katıldığı Ahu Orakçıoğlu moderatörlüğündeki “Kadının Gücü” panelinde dünyayı güzelleştiren kadınların başarıları ve hikayeleri paylaşıldı. Panelin sonunda ise Derneğin Kurucu Başkanı Şule Argüder konuklarına teşekkür plaketlerini sundu. Davete, Dernek Başkanı Şule Argüder, Demet Sabancı Çetindoğan, Esra Oflaz Güvenkaya, Özge Argüder Sander, Sema Güral Sürmeli, Yeşim Manav, Ahu Orakçıoğlu, Gülnaz Sezgin, Mine Aksu, Şehnaz Kurbanzade, Meral Kosif, Esra Öztürk, Bilge Alemdar, Hülya Su, Gülsüm Güral, Güldan Güral, Elif Eren ve Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak gibi iş, sanat ve cemiyet hayatından birçok isim bir araya geldi. ### Driftwood sergisi Maltepe'de açıldı Yavuz Berberoğlu, denizin hediye ettiklerini sanat eserlerine dönüştürdü Sanatçı Yavuz Berberoğlu, dünyadaki yeni sanat akımlarından biri olan driftwood konseptli sergisini açtı. Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açılan sergi yoğun ilgi gördü. Asıl mesleği kuaförlük olan Berberoğlu, hobi olarak maket yapmaya başladığını söyledi. Sanatçı Berberoğlu, deniz tutkusunun onun driftwood sanatıyla tanışmasına yol açtığını belirtti. Sergide Berberoğlu, ırmakların denize sürüklediği ağaç, odun ve sandal parçalarını, cam seramik ve deniz kabuklarını değerlendirip oluşturduğu eserleri yer aldı. Berberoğlu, doğada şekillenen parçaları herhangi bir boya ya da metal malzeme kullanmadan birleştirmeye özen gösterdi. Driftwood nedir? Türkçe kelime anlamı “dalgaların karaya attığı odun” olan driftwood, dalgaların sürüklediği ağaç dalları ve kütükler ile yapılan sanat anlamına gelmektedir. Halk arasında ise Yalos, Selinti, Gargalak ve Lodos tahtası denilmekte... Driftwooddan yapılan heykeller, tam anlamıyla belirli bir düzen ve kalıp içerisinde olmuyor. Tamamen doğaçlama ve soyut yapılan bu çalışmaların hepsi kendine öz olmaktadır. ### Kadın girişimci Sıdıka Karaoğlu geleneklerimize sahip çıkıyor Unutulmaya yüz tutmuş gelenek, modern dokunuşlarla tekrar canlandırılıyor! Sakarya’nın Serdivan ilçesinde yaşayan kadın girişimci Sıdıka Özen Karaoğlu, 2022’den beri el yapımı oyuncak bebek tasarlayıp üretiyor. 51 yaşındaki girişimci Karaoğlu, yaklaşık 2 yıldır üretip tasarladığı Fadime Bebek’leri ile manevi değerlerimize sahip çıkmayı hedefliyor. Sıdıka Hanım, en büyük amacının atalarımızdan gelen geleneklerimizi yaşatabilmek ve bizden sonraki nesillere aktarabilmek olduğunu ifade ediyor. Gençlerin hazıra alıştıklarını ve yetişkin oldukları zaman da bu yüzden hayatta bocaladığını ifade eden Karaoğlu, bu duruma engel olabilmek adına Fadime Bebek girişimini gerçekleştirdiğini söyledi. "ARTIK KENDİ SÖKÜKLERİNİ DİKEBİLECEKLER" Sıdıka Özen Karaoğlu, 1973 yılında Afyon ilinde dünyaya geldi. 3 çocuk annesi olan kadın girişimci Karaoğlu, eşinin hayati bir ameliyat atlatmasının ardından ailesine destek olabilmek için bu projeyi hayata geçirdiğini belirtti. En büyük destekçisinin eşi ve görümcesi olduğunu ifade eden Karaoğlu, zor günleri ailesiyle beraber göğüslediğini söyledi. Bir dönem Halit Evin Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde Fadime Bebek hocalığı yapan Karaoğlu, burada velilerden çok güzel geri dönüşler aldığını ifade ederek, şunları belirtti: “Velilerimizden o kadar güzel yorumlar aldı ki. Eksiklerini gördüklerini ve teşekkür ettikleri her zaman söylerler. Öğrencilerime ise her zaman anne ve babalarımızın yanımızda olamayacağını anlattım. Onlara öğrettiklerim sayesinde artık kendi söküklerini dikebilecekler hayatta.” "ÇOCUKLAR BİZİM GELECEĞİMİZ Sıdıka Özen Karaoğlu, anne ve babaları cep telefonları konusunda uyarıyor. Çocukların ve gençlerin tehlikede olduğunu ifade eden Karaoğlu; "Çocuklar, bizim geleceğimiz. Biz onlara ne verirsek gelecek de ona göre şekillenir. Maalesef eğitimde eksiklerimiz var. Beni motive eden şey, kendimin de 3 çocuk annesi olması. Ailemin desteğiyle Fadime Bebek girişimini başlattım. Milli değerlerimize sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Bunların başında da yöresel kıyafetlerimiz geliyor. Atalarımızdan bize gelen, bizden sonra da gelecek nesillere aktarılacak olan geleneklerimize elimden geldiği kadarıyla sahip çıkmak istiyorum." şeklinde konuştu. KADIN GİRİŞİMCİ KARAOĞLU: "MİLLİ DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ" Milli değerlerimize sahip çıkmanın önemini vurgulayan Karaoğlu, “Hayatta bazen doğru kararlar veremiyoruz en azından el sanatları olan yöresel bebekler yapıp satarak kendimize, evimize ve ülkemizin milli benliğine katkı sağlamış oluyoruz.” dedi. Son olarak hayallerine ulaşmak için yılmadan çalışacağını ifade eden Karaoğlu, “İleriye dönük hedeflerimde özel bir Fadime Bebek Atölye’si açmak yer alıyor.” dedi. ### Harika Kanatlar vizyonda: Ünlüler çocuklarıyla beraber izledi "Harika Kanatlar" filminin galası, önceki gün Nişantaşı'ndaki City's Alışveriş Merkezi'nde gerçekleşti. Türkiye'ye Union Yapım tarafından getirilen "Harika Kanatlar" filmi birbirinden etkileyici animasyon sahneleri ile çocukların beğenisine sunuldu. 4 Şubat'da gerçekleşen ön gösterimde Çetin Altay, Gürgen Öz, Seda Üren, Nur Gümüşdoğrayan, Berat Efe Parlar gibi isimler bir araya geldi. Ünlü isimler, animasyon filmini çocuklarıyla birlikte izledi.  HARİKA KANATLAR FİLMİNİN GALASINDA ÜNLÜLER SORULARI YANITLADI Harika Kanatlar filminin galasına katılan Gürgen Öz, gazetecilerin sorularına yanıt verdi. Öz: "Kızım 5 yaşına giriyor ve çok meraklı. Bir şeyler izliyor ve buna engel olamıyorsunuz. Buna dikkat etmeniz gerekiyor ve biz de kontrolümüz altında olsun istiyoruz. Kaliteli içerik olması çocuğun zihin sağlığı için de önemli." dedi.  "BABALIK BANA SAKİNLİK KATTI" 2018 yılında Emily Mahringer ile evlenen ve ardından İda Su adından bir kız çocuğuna sahip olan Gürgen Öz, ikinci çocuğun da müjdesini verdi. Yeni bir çocuk beklediklerini söyleyen Gürgen Öz: "Burdan ilk kez açıklıyorum, cinsiyeti belli ama söylemem. Haziran ayında doğumumuz olcak inşallah. Hiç böyle hayal etmemiştim bu günlerimi. Bir kardeş yapalım dedik ve oldu. Ben artık tamamen sinemada bu içeriklere bakıyorum. Tamamen evcimen bir baba oldum ve ona dönüştüm. Babalık bana sakinlik kattı. Ben biraz hırçın bir bireydim. Sakinleştim ve kendime döndüm. Birçok şey önemini yitirdi. İçimde bir kaplan vardı şimdi de küçük bir ayı yogi var." diyerek gülümsedi. 

 "BEŞ YILDIR TELEVİZYON YOK"

 Gürgen Öz, son dönemde sosyal medyanın gündemine oturan ve reyting rekorları kıran "İnci Taneleri" dizisi hakkında konuştu. Evinde televizyon olmadığını dile getiren Öz: "Arkadaşlar 5 yıldır evimde televizyon yok. Biz artık televizyon izlemiyoruz. Sosyal medyadan her şey önüme düşüyor zaten. Sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla güzel de izleniyor. Bu da bir hayat hikayesi ve pavyonlar da hayatın bir parçası. Başarılı diziler de var." dedi.  "MANKENLİĞİ BIRAKTIM" Harika Kanatlar filminin galasında soruları yanıtlayan eski manken Nur Gümüşdoğrayan ise, mesleki kariyeri hakkında konuştu. Çocuklarından sonra podyumlara ara veren Gümüşdoğrayan: "Çocuklarım ile ilgileniyorum ben. İşler bitmişti zaten o yıllarda. Duraksama vardı. Ordan sonra böyle bir karar aldım. Belki başka işler yaparım bu sıralar ama podyuma artık çıkmayacağım. Eşim her zaman da yapmamı istedi ama ben biraz isteksizleştim bu konuda." dedi.  "ANNELİK GÖREVİ EN GÜZELİ" Seda Üren de çocukları Nefes ve Ateş ile birlikte galaya katılan isimler arasındaydı. Üren, şunları kaydetti:  "Keyfimiz yerinde. Haftasonuna girdik ve çocuklarımız ile birlikte filme geldik. Onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum. İş seyahatindeydik Fransa'da ve döndük hemen buraya geldik çocuklarımız ile birlikte.  Annelik görevi en güzeli ve en kutsalı. Başka türlüsünü ben düşünemiyorum. Çalışmaya bazen halim olmasa da onlar ile ilgili her şey yolundaysa ben daha iyi oluyorum ve iyi hissediyorum." Seda Üren, ayrıca yeni şarkısı "Melekler Korusun'un" 9 Şubat'da yayınlanacağını da söyledi.  TECRÜBELİ BABA! 

 Çetin Altay da çocukları ile birlikte galaya katıldı. Üç çocuğu olan Çetin Altay: "Ben artık tecrübeli bir baba oldum. İlkinde acemiliği attık üzerimizden. Onlar ile vakit geçirmeyi çok seviyorum ve şehir dışındaydım hemen buraya geldim." diye konuştu ve ardından çocukları ile birlikte filmi izledi. ### Gülten Dayıoğlu, Kalyon Kültür’de okuyucuları ile buluşuyor Kalyon Kültür, 7’den 70’e herkese hitap eden atölyeleri, seminerleri ve sergileri ile İstanbullulara her ay sanat dolu programlar sunmaya devam ediyor. Şehrin uğrak noktası olmayı hedefleyen Kalyon Kültür; 9 Şubat’ta, eserleriyle nesiller boyu genç zihinlere ulaşan Gülten Dayıoğlu’nu ağırlıyor. Düzenlenecek söyleşide Dayıoğlu; düşünceleri, tavsiyeleri ve anıları ile edebiyatseverlere paha biçilmez bir deneyim sunacak. Kalyon Kültür, İstanbul’un kültür sanat birikimine katkı sunmak için 7’den 70’e geniş bir kitleye hitap eden sergileri, eğitim atölyeleri, kişisel gelişim seminerleri ile sanatın büyülü dünyasına kapı açıyor. Her ay yenilenen sanat dolu programları ile dikkat çeken Kalyon Kültür, Şubat ayında da İstanbulluların uğrak noktası olmayı hedefliyor. Kalyon Kültür’ün Nişantaşı’ndaki yerleşkesi Taş Konak, bu ay, eserleri ile birçok kuşağa dokunan, Türk çocuk ve gençlik edebiyatının usta kalemi Gülten Dayıoğlu’nu ağırlıyor. Zengin hayal dünyası ve derin kültürel mirasıyla Dayıoğlu; 9 Şubat tarihinde, Dr. Özgenur Reyhan Güler moderatörlüğünde düzenlenecek söyleşide; edebiyatseverler ile bir araya gelecek. Eserleriyle nesiller boyu genç zihinlere ulaşan ve onların dünyasını şekillendiren Dayıoğlu, yazma sürecinin inceliklerini, karakter yaratımındaki ustalığını ve edebi yolculuğunu katılımcılar ile paylaşacak. "Fadiş", "Dört Kardeştiler", "Suna’nın Serçeleri" gibi unutulmaz eserlerin yazarı Dayıoğlu, düşünceleri, tavsiyeleri ve anıları ile edebiyatseverlere paha biçilmez bir deneyim sunacak. “ÇOCUKLAR SANAT DÜNYASININ SIHIRLI ATMOSFERINE ADIM ATIYOR” Kalyon Kültür’ün, minikleri kendi sanat dünyalarını keşfetmeye yönlendirecek atölyeleri de renkli, eğlenceli ve öğretici bir deneyimle çocukları, sanatın etkileyici dünyasına taşıyor. Şubat ayı programındaki pek çok etkinlikten biri olan seramik atölyesi ile minikler, elleriyle şekillendirdikleri çamuru hayal dünyalarına dönüştürecek. Yine rehberler eşliğinde Türk resminin önemli isimleri ile tanışacak olan küçük sanatseverler, resim dünyasının sihirli atmosferine adım atacak. Duygusal denge ve mindfulness konularında pratik bilgiler sunulan bir diğer program ile de yetişkinler; içsel huzur ve dengeyi keşfetme fırsatı bulacak. Öte yandan Kalyon Kültür ziyaretçileri, 31 Mart’a kadar devam edecek, modern pop-art sanatçısı Jisbar’ın eserlerinden oluşan “Jisbar İstanbul’da” sergisini gezebilecek. Değerli eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek ücretsiz atölyelere katılmak için https://www.kalyonkultur.org/etkinlikler/  adresinden kayıt yaptırmak yeterli. ### FTX Coin Fiyat Analizi: Güncel trendlere derinlemesine bakış Kripto para dünyası, son yıllarda büyük bir ilgi görmekte ve FTX Coin (FTT) gibi kripto varlıkları, yatırımcılar için önemli bir konu haline gelmektedir. FTX Coin'in fiyat hareketlerini anlamak ve gelecekteki eğilimleri tahmin etmek, yatırım kararları için kritik bir öneme sahiptir. Bu makalede, FTX Coin'in fiyat analizine derinlemesine bir bakış sunacağız ve teknik analiz yöntemlerini kullanarak güncel trendlere odaklanacağız. FTX Coin ve Fiyat Analizinin Önemi Kripto para piyasası son derece volatil bir ortamdır ve fiyatlar hızla değişebilir. Bu nedenle, FTX Token gibi bir kripto varlığının fiyat analizi yapmak, yatırımcılara gelecekteki potansiyel hareketler hakkında fikir edinme fırsatı sunar. FTX Coin'in fiyat analizi, yatırım stratejileri oluştururken ve riskleri değerlendirirken önemlidir. FTX Coin Fiyat Analizi İçin Temel Grafik Modelleri Mum Grafikleri ve FTX Coin Fiyat Analizi FTX Coin fiyat analizinde kullanılan temel grafik modeli, mum grafikleri olur. Mum grafikleri, belirli bir zaman dilimindeki fiyat hareketlerini gösteren görsel bir araçtır. Bu grafikler, yatırımcılara piyasanın eğilimini ve olası dönüş noktalarını anlamalarına yardımcı olur. Destek ve Direnç Seviyelerinin Belirlenmesi FTX Coin fiyat analizi yaparken, destek ve direnç seviyelerini belirlemek önemlidir. Destek seviyeleri, fiyatın aşağı yönlü hareket ettiği noktalardır ve fiyatın bu seviyelerde destek bulabileceği düşünülür. Direnç seviyeleri ise fiyatın yükselişe geçtiği noktalardır ve fiyatın bu seviyelerde dirençle karşılaşabileceği düşünülür. Göstergeler ve FTX Coin Teknik Analizinde Kullanımı Hareketli Ortalamaların FTX Coin Grafiklerindeki Rolü Hareketli ortalamalar, FTX Coin fiyat analizinde sıklıkla kullanılan bir göstergedir. Bu gösterge, belirli bir zaman dilimindeki fiyatın ortalamasını hesaplar ve grafik üzerinde gösterir. Hareketli ortalamalar, fiyat eğilimlerini belirlemek ve trend değişikliklerini tanımak için kullanılır. Formasyonlar ve FTX Coin Fiyat Tahminleri Üçgen, Bayrak ve Flama Formasyonları FTX Coin fiyat analizi yaparken, çeşitli formasyonları tanımak önemlidir. Üçgen, bayrak ve flama formasyonları gibi desenler, gelecekteki fiyat hareketlerini tahmin etmek için kullanılır. Bu formasyonlar, fiyatın belirli bir yönde ilerlemesi olasılığını değerlendirmek için kullanılır. Çift Dip ve Çift Tepe Formasyonlarının Anlamı Çift dip ve çift tepe formasyonları, FTX Coin fiyat analizi yaparken dikkate alınması gereken diğer desenlerdir. Bu formasyonlar, fiyatın bir zirve veya dip oluşturduğu ve ardından tersine dönme olasılığını gösterir. Bu tür formasyonlar, yatırımcılara fiyatın potansiyel dönüş noktalarını belirlemede yardımcı olabilir. FTX Coin Teknik Analizinde İleri Düzey Konular Elliot Dalga Teorisi ve Uygulaması FTX Coin fiyat analizi yaparken, Elliot Dalga Teorisi gibi ileri düzey konular da kullanılabilir. Bu teori, fiyat hareketlerinin belirli bir döngü içinde ilerlediğini ve bu döngülerin tahmin edilebileceğini iddia eder. Elliot Dalga Teorisi, karmaşık bir analiz gerektirir, ancak uzmanlar tarafından sıklıkla kullanılır. Fibonacci Retracement ve Extension Kullanımı Fibonacci Retracement ve Extension, FTX Coin fiyat analizi için kullanılan diğer ileri düzey araçlardır. Bu yöntemler, fiyatın potansiyel destek ve direnç seviyelerini belirlemeye yardımcı olur. Fibonacci seviyeleri, fiyatın geri çekilme ve ilerleme seviyelerini tahmin etmek için kullanılır. FTX Coin Teknik Analizinde Dikkat Edilmesi Gereken Faktörler Haberlerin ve Olayların Teknik Analize Etkisi FTX Coin fiyat analizi yaparken, piyasayı etkileyen haberler ve olayları takip etmek önemlidir. Bu tür haberler, fiyatın ani dalgalanmalarına neden olabilir ve teknik analiz tahminlerini etkileyebilir. Teknik Analizdeki Sınırlamalar ve Riskler Teknik analiz, gelecekteki fiyat hareketlerini tahmin etmede kullanılan güçlü bir araç olsa da, her zaman doğru olmayabilir. Geçmiş fiyat hareketleri gelecekteki hareketleri garanti etmez ve her zaman riskler bulunur. Yatırımcılar, teknik analiz sonuçlarını dikkatle değerlendirmeli ve diğer analiz yöntemleriyle birleştirmelidir. Sonuç: FTX Coin Fiyat Analizi ve Yatırım Kararları FTX Coin fiyat analizi, yatırımcılara potansiyel trendleri ve riskleri değerlendirme fırsatı sunar. Ancak, herhangi bir yatırım kararı verirken, diğer faktörleri de göz önünde bulundurmak önemlidir. FTX Coin'in geleceği hakkında kesin tahminlerde bulunmak zor olsa da, teknik analiz araçları yatırımcılara bilinçli kararlar almalarında yardımcı olabilir. ### Rus ressamdan "Büyük Manisa Yangını" panoraması Rus Devlet Sanatçısı Alexander Samsonov, 1922'de Yunan askerlerince çıkarılan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği "Büyük Manisa Yangını"nı anlatan dev bir panorama eser hazırlıyor. Antalya'da yaşayan 64 yaşındaki Rus asıllı ressam Alexander Samsonov, dünyanın dört bir yanındaki müzeler ve özel koleksiyonlar için hazırladığı eserlerle tanınıyor. Yaklaşık 1,5 yıldır kentteki atölyesinde özel bir eser üzerinde çalışan Samsonov, 1922'de işgal altındaki Manisa'da Türk ordusu önünde geri çekilen Yunan askerlerince başlatılan ve 3 gün sürerek kentteki binaların yüzde 90'ının yanmasına, binlerce insanın da hayatını kaybetmesine neden olan yangını resmediyor. Ön kısmında yağlı boya tablosuna 3 boyutlu bir görünüm kazandıran ses ve görsel efektleri içeren diorama (gerçek veya kurgu bir olayın ışık oyunlarının da yardımıyla üç boyutlu olarak modellenmesi) çalışmasının yer aldığı eser, Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından inşası devam eden Manisa Kurtuluş Müzesi'nde sergilenecek. 7,5 METRE YÜKSEKLİĞİNDE VE 46 METRE UZUNLUĞUNDA Alexander Samsonov, ilk eserinin Anıtkabir'de yaptığı "Çanakkale Kara ve Deniz Savaşları" konulu çalışması olduğunu söyledi. Türkiye'de birçok başarılı esere imza attığını belirten Samsonov, "İstanbul Harbiye Müzesi'nde, Manisa'da Çanakkale Şehitleri Müzesi'nde, Özel Harekat Dairesi'nde askeri operasyonlarla ilgili çeşitli eserler hazırladım. Gaziantep Panorama 25 Aralık Müzesi'nde ise Türkiye'nin ve dünyanın en büyük yağlı boya panorama çalışmalarından birini yaptım." dedi. "AMACIM ZİYARETCİLERİN O ANLARI HİSSETMESİ" "Yanmış Manisa" ismini verdiği eserine  yaklaşık 1,5 yıl önce başladığını dile getiren Samsonov, çalışmanın büyük kısmının keten tuval üzerinde yağlı boya tekniğiyle yapıldığını aktardı. Eser için oldukça geniş bir alanda çalıştığını dile getiren Samsonov, şöyle devam etti: "7,5 metre yüksekliğinde ve 46 metre uzunluğundaki keten üzerine yağlı boya çalışması hazırlıyorum. Çizim ve boyamaları tek başıma yapıyorum. Eserim savaş sonrası Manisa ve İzmir çevresindeki olayları konu ediyor. Yunan ordusuna yenilgiye uğradıktan sonra İzmir ve Ege kıyılarına doğru çekilirken yol üzerindeki yerleri yakıp yıkmaları emredilmiş. Manisa ve çevresinde büyük trajediler yaşanmış. Çeşitli kaynaklar yardımıyla 3 gün süren yangını resmettik. Bu süre içerisinde binlerce insan öldürülmüş ve şehrin yüzde 90'ı yakılıp, yıkılmış. Bu acıları yansıtmaya, çizmeye çalıştım. Buradaki en önemli amacım ziyaretçilerin alana girerken Manisa'nın o anlarını hissetmesi." diye konuştu. HAZİRAN'DA AÇILMASI PLANLANIYOR Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından Mimar Sinan Bulvarı üzerinde yaptırılan Manisa Kurtuluş Müzesi, 1918 ile 1923 yılları arasında merkezi otoriteden bağımsız büyüyen sivil halk hareketini anlatan bir hafıza mekanı olarak tasarlandı. Manisa halkının Yunan işgali öncesi, esnası ve sonrasında yaşadıklarını ve verdiği kurtuluş mücadelesini anlatan eserlerin sergileneceği müze, 2 bin 519 metrekare kapalı alan 535 metrekare açık alana sahip olacak. Haziran ayında ziyarete açılması öngörülen müzede Alexander Samsonov'un hazırladığı "Büyük Manisa Yangını"nı anlatan eser, özel olarak hazırlanan daire şeklindeki kubbeli panoramik yapının duvarını kaplayacak. ### Sanatçı Settar Tanrıöğen’in yoğun bakım tedavisi devam ediyor Beyin damarlarında oluşan anevrizma kanaması nedeniyle tedavisi devam eden sanatçı Settar Tanrıöğen’in sağlık durumuyla ilgili Acıbadem Ataşehir Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı şu bilgileri verdi:  “26 Ocak 2024 (Cuma) günü, baş ağrısı ve bilinç bulanıklığı şikayetleri üzerine yapılan tıbbi değerlendirmesinde, hastamız Settar Tanrıöğen’de; beyin damarlarında oluşan anevrizmanın (baloncuk) patlaması sonucunda beyin ve beyin zarları arasında kanama tespit edilmiştir. Girişimsel nöroradyoloji uzmanı Prof. Dr. Hatem Hakan Selçuk ve ekibi tarafından acilen yapılan müdahale sonrası hastamız yoğun bakım servisine alınmıştır. 29 Ocak 2024, Pazar günü hastamızda; beyindeki kanamaya bağlı gelişme ihtimali olan beyin omurilik sıvısında artış tespit edilmiş, beyin cerrahisi ekibimiz tarafından sıvı basıncının dengelenmesi için girişimsel işlem yapılmıştır.  Hastamızın tedavisine; yoğun bakım ünitesi sorumlusu Prof. Dr. İsmail Cinel ve ekibinin yanı sıra nöroloji, beyin cerrahi ve girişimsel nöroradyologlardan oluşan multidisipliner bir ekip tarafından devam edilmektedir. Bugün itibariyle klinik durumu stabildir. Bu tür beyin kanamalarından sonra ortaya çıkabilecek risklerin varlığı nedeniyle, hastamız Settar Tanrıöğen’in yakın takibi bir süre daha yoğun bakım ünitemizde devam edecektir” ### Kaderine Terk Edilen Sıra Dükkanlar: İBB İstanbul Tasarım Müzesi'ne Dönüştü İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yıllardır kaderine terk edilen, Mimar Sinan üretimi Süleymaniye’deki Sıra Dükkanlar’ın, uzun soluklu bir restorasyonun ardından ‘İBB İstanbul Tasarım Müzesi’ne dönüştürülmesi nedeniyle düzenlenen törende konuştu. İmamoğlu, törenin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, kendisiyle ilgili, “yan gelip yattığıyla” ve “proje değil, bahane ürettiğiyle” ilgili iddialarına, “2019’da, 74 bin 500 lira Cumhurbaşkanlığı maaşı vardı ve o günkü kurlarla 13 bin 500 dolar yapıyordu. Ve bugün de yine yanılmıyorsam o maaş, 183 bin lira civarında bir maaşa çıktı. Ama ne yazık ki 6 bin dolara kadar inmiş değeri. Yani bence bu hesaplara bakınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle ilgili bütçe hesaplarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle ilgili matematiğin faydasıyla süreci daha iyi okuyabilirler ve daha da iyi görebilirler. Şunu da düşünmeden edemiyorum: Yani, ‘5 yıllık iktidarında kendisine bile faydası olmayanın, insanlarımıza nasıl faydası olacak?’ Bıraksınlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden, bütçeler üzerinden yorum yapmayı. Ki bizim liyakatli ve işini, ekonomisini, bütçesini iyi yöneten birlikte çalıştığım yol yol arkadaşlarım, o milletin evlatları, ekonomi kurallarına ve icraatların daha iyi yapılmasına dönük yönetiyorlar. Bütün zorluklara rağmen yönetiyorlar. Türkiye'deki enflasyona dönük yönetiyorlar. Ama şu anda görüyoruz ki; Türkiye'yi yöneten akıl, zihniyet ve Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul'un işiyle uğraşmasın, emeklinin zor geçindiğiyle ve onun aldığı maaşla ilgilensin. Açlık sınırının altında kaç milyon hane var bütün Türkiye'de; ona baksın. Ve yine söyleyeyim: Türkiye'deki döviz artışına, maliyet artışlarına çare bulsun, çözüm bulsun. Görevi ve sorumluluğu o. Ben, Sayın Cumhurbaşkanı'nı da görevini yapmaya davet ediyorum” yanıtını verdi.  İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), kentin kültürel mirasının en önemli yapılarından biri olan Mimar Sinan üretimi ‘Sıra Dükkanlar’ı yeniden canlandırdı. Son yıllarda kaderine terk edilen ‘Sıra Dükkanlar’, İBB Fen İşleri Dairesi Başkanlığı restorasyonu ve İBB Miras’ın yenilikçi vizyonuyla baştan aşağı yenilendi. UNESCO tarafından, 1985 yılında, ‘Dünya Mirası Listesi’ne kabul edilen dört bölgeden biri olan Süleymaniye Camii ve Külliyesi bünyesindeki dükkanlar, “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” olarak işlev kazandı. Zanaatkâr, tasarımcı ve sanatçıları bir araya getiren dükkânları, sosyal mekânları, atölye ve etkinlikleriyle bulunduğu bölgeye değer katacak bir çekim merkezi olarak tasarlanan müzenin açılışı; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve CHP Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde, İmamoğlu ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel birer konuşma yaptı.  “İSTANBUL ARTIK SELDE, SU BASKININDA BOĞULAN BİR ŞEHİR DEĞİL” Açılışı yağmurlu bir havada gerçekleştirdiklerini belirten İmamoğlu, “İstanbul'un her havası güzeldir; yaşamak, tatmak lazım. Nasılsa, İstanbul'un yağıştaki o kötü görüntülerine son verdik. Artık selde, su baskınında boğulan bir şehir değil, tam aksine yağmurun altında ıslanmanın bile güzel olduğu bir şehir var etme yolunda, güçlü bir şekilde ilerliyoruz” dedi. İstanbul’un özel noktalarından birinde olduklarını kaydeden İmamoğlu, “Ben, bu şehirdeki her insanı, dünyanın en seçkin konumundaki insanlar olarak görüyorum. Bu aziz şehirde yaşamak, sadece kişisel olarak hayatını yaşamak değil; aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet'le yaşamak, Kanuni Sultan Süleyman'la yaşamak, Mustafa Kemal Atatürk'le yaşamak demektir. Onun için çok özel bir durumdayız, özel bir pozisyondayız. Onların şehrin dokusuna nüfuz etmiş eserleriyle, hatıralarıyla nefes almak demektir. Biz, bu şehirde, burada ömrünü geçirmiş, İstanbul'a değer katmış kim varsa, onlarla birlikte yaşıyor, onların kıymetini biliyoruz. Ve onların özel noktalarını, anlarını yaşamak, geleceğe taşımak konusunda da yoğun bir gayret içerisindeyiz” diye konuştu.  “ECDAT YADİGARI BÜTÜN ESERLERİ İSTANBULLULARLA BULUŞTURUYORUZ” “Bu onurlu görevi 5 yıldır yerine layıkıyla getirme konusunda, çok özenli bir çalışma dönemini yönettiğimizi gururla ifade etmek isterim” diyen İmamoğlu, “İstanbul'un tarihi mirasına büyük bir özenle, olağanüstü bir gayretle sahip çıkıyor ve geliştiriyoruz. Onun için İstanbul, tarihinin en çok restorasyon, iyileştirme, ihya etmek ile ilgili yoğun bir çalışma dönemini yaşıyor. Tarihi eserleri sadece restore etmiyoruz, restore ettiğimiz kadar, hayata kazandırıyoruz. Aktif bir parçası haline getiriyoruz. Geçmişle bugünü kaynaştıran, geleceği gözeten, bugünün bütün ihtiyaçlarını karşıladığı gibi, önümüze inanılmaz bir vizyon koyan perspektifle, ecdat yadigarı bütün eserleri İstanbullularla buluşturuyoruz. Açılışını yaptığımız İstanbul Tasarım Müzesi de tam da bu anlayışla hayata kazandırdığımız çok özel bir alan. Burası, bütün İstanbulluların yoğun ilgisini görecek, İstanbullular burayı görmek için can atacak. Tarihi yarımadayı, güzel Fatih'i gezmeye gelen her insanın mutlak uğrak yerlerinden birisi olacak” ifadelerini kullandı.  “BİREYSEL KABULLER, TEKİL ANLAYIŞLAR YA DA ‘BEN BİLİRİM’ KİBRİNDEN UZAK BİR SÜREÇ YÖNETİLDİ” Asırlardır İstanbul’un sosyal hayatın nabzının attığı bir merkez olan Sıra Dükkanların son yıllarda kaderine terk edildiğini vurgulayan İmamoğlu, “Burada, bu özel çalışma yapılırken; bireysel kabuller, tekil anlayışlar ya da ‘Ben bilirim’ kibrinden uzak bir süreç yönetildi. Herkesin katılım gösterdiği ve içine ihmalin, hele hele ihanetin hiç girmediği, rant diye bir kavramın yanından bile geçmediği buluşmalar ve birlikteliklerle burada süreç çözüldü. İşte ilgisiz bırakıldığında unutulan ama yoğun bir ilgi gösterildiğinde canlanan ya da bir kişinin her şeye karar verdiği bir ortamdan, İstanbulluların karar verdiği bir noktada imza atıldığında, ne denli renkli, ne denli canlı ve ne denli umut veren bir alanın oluşabileceğinin çok özel bir örneğidir Mimar Sinan Caddesi. Eline, emeğine sağlık bütün katkı sunanların. Sıra Dükkanlar, aynı zamanda Mimar Sinan'ın evinin bulunduğu yer. Yine Süleymaniye Camii ve Külliyesi içinde inşa edilmiş bir nokta. Yani Kanuni’nin iradesini, Mimar Sinan'ın da sanatını yaşatan ve taşıyan bir nokta” şeklinde konuştu.  “İKİNCİ ETAP DA 5 AY SONRA HAZIR” Alanın ikinci etabının da yaklaşık 5 ay sonra tamamlanacağı bilgisini paylaşan İmamoğlu, “Sizler de buradaki o sürpriz köşeleri gördükçe, yaşadığınız bu şehirle daha fazla gurur duyacak ve kendinizi bu şehre daha fazla sorumlu hissedeceksiniz. Tabii yeni alanlar ve yeni kültür sanat mekanlarının bu şehre bu tür noktalarda kazandırılması, bizleri de heyecanlandırıyor. Böylece bu bölgenin yoğun ilgi odağı haline gelmesi, bizleri şimdiden sabırsızlandırıyor. Nasıl Fatih Sultan Mehmet'in emaneti olan Haliç Tersanesi’ni kapanmış bir halden tekrar canlanan, üretim yapan ama aynı zamanda tasarımla, sanatla buluşturan bir çalışmayı yapabilmişsek, burada da aynı şeyi yapmaya devam ediyoruz. Nasıl Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti olan Büyükdere Fidanlığı’nı İstanbul'a kazandırmışsak, aynısını yapıyoruz. Kanuni Sultan Süleyman'ın ve Mimar Sinan'ın emanetini yok olmaktan kurtarıyor, yeniden üretim yapılan, insanlarımızın capcanlı bir şekilde yaşamın içine katılmasını gördükleri ve buluştukları bir merkez haline getiriyoruz. Ve daha da güzeli, halka açıyoruz. Bunları da ancak biz yapabiliriz” dedi. “İSTANBUL'UN, KONUŞURKEN SAĞA-SOLA BAKIP, ‘ACABA NE DİYECEK’ DİYE KORKUYLA SÜREÇ YÖNETENLERE TAHAMMÜLÜ YOK” “’Biz yapabiliriz’ kavramı aslında şöyle tarifleniyor” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:   “Hiç kimsenin, hiçbir grubun, hiçbir odağın emrinde olmamak anlamına geliyor. Sadece ve sadece 16 milyon insanın, halkın, buranın hemşehrilerinin, milletimizin, vatandaşlarımızın emrinde olmanın bir boyutunu sizlere gösteriyor. Biz, sadece halkın hizmetindeyiz. Onu söyleyeyim. 5 yıl daha bu onurlu göreve, yine halkın hizmetinde ve halkın emrinde olmak üzere talibiz ve bu görevi yerine getirmek için hazırız. Altını çiziyorum. Çok daha güçlü bir şekilde hazırız. Çünkü, İstanbul'un duraklama lüksü yok. İstanbul'un yalpalamaya, hiçbir lüksü yok. İstanbul'un, hele hele hiçbir şekilde ihanet edilmesine fırsat tanınacak bir ortamla karşılaşmaya tahammülü yok. İstanbul'un, konuşurken sağa-sola bakıp, ‘Acaba ne diyecek’ diye korkuyla süreç yönetenlere tahammülü, hiç ama hiç yok. Yani neye var? ‘Hep ileri’ demeye, ‘Tam yol ileri’ demeye hazır İstanbullular var. Biz de bunu temsil ediyoruz. ‘İstanbul benimdir. İstanbul benim aşkımdır’ anlayışından kurtulmaya; ‘İstanbul hepimizindir’, İstanbul’un 16 milyona ait olduğu bir döneme yine devam etme mecburiyeti vardır.” “BÜTÜN İSTANBULLULARI BURAYA DAVET EDİYORUM” “Buraya bütün İstanbulluları davet ediyorum. Sevgili hemşehrilerim, buraya gelirken özellikle çocuklarınızla gelin. Çocuklarınızın burada göreceği bu atmosfer, bu ortam; yenileşmenin iyileşmenin izlerini size çok derin bir şekilde hissettirecek. Aynı şekilde tasarımın gücünü, yaratıcılığın, ustalığın, zanaatkar olmanın, sanatçı olmanın o derinliğini ve o güçlü hissini verecek. O bakımdan çocuklarımızın gelecekte daha güçlü, daha tasarım kuvveti yüksek, daha umutlu olmalarını istiyorsanız; bu mekanları lütfen onlara gösterin. Sanatın, zanaatın, sanatçıların kabiliyetlerini mutlaka onlara gösterin. Bu manada özellikle İstanbulluları buraya gelirken yalnız değil, ailece, çocuklarıyla, dostlarıyla gelmeleri adına içten davetimi yapıyorum. Bugün bir arada olduğumuz ve bu müzede yer alan bütün dostlarımıza teşekkür ediyorum. Yine gelecek yıllarda da yoldaş olacak diğer tasarımcılara, değişimle beraber burayı güçlendirecek yeni yeni sanatçılara ve o mekanlara şimdiden başarılar diliyorum.” “BİZİM BELEDİYECİLİĞİMİZ GALİP GELECEK; MİLLETİMİZ KAZANACAK, MİLLETİN EVLATLARI KAZANACAK…” “5 yıldır gerçekten özenli bir çalışma yaptık. Gerçekten iş birliği noktasında derin birikimiyle ve meslek duygusuyla hem İstanbul'umuza hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne çok güçlü çalışmalarda katkı yapan, dönem dönem yeni fikirleriyle çok özenli başarılara imza atan ve şimdi benimle birlikte bu güzel yolculukta, Fatih'te belediye başkanı olma adımını atan Mahir Polat kardeşime de burada, bu projede yaptığı özenli çalışmalardan dolayı yürekten teşekkür ediyorum. Bu memleketin güzel insanlarıyla çalışmak için söz vermiştim. Ben yine milletimizin, memleketimizin evlatlarıyla yol arkadaşlığı yapmaya, çalışmaya, kamu hizmetinde yakın, eş, dost, akraba asla değil; kızım, oğlum, damadım, gelinim asla değil; meseleye milletin evlatları penceresinden bakarak, 86 milyon insanına fırsat tanıyan, 16 milyon insanına fırsat tanıyan, bu yolculuğa devam edeceğim. Çünkü Mahir gibi yol arkadaşlarımızın, bizi kendi maharetleriyle, gerçekten güzel günlere ve güzel işlere taşıyacağını yaşadım, gördüm. Herkese de bunu tavsiye ediyorum. İnşallah hem Fatih'te hem İstanbul'da hem birçok şehrimizde, birçok ilçemizde bizim belediyeciliğimiz galip gelecek. Milletimiz kazanacak, milletin evlatları kazanacak.” POLAT: “KENDİNİ TARİHİ ALANLARIN ÜSTÜNDE GÖRENLERE BU DUVARI İŞARET ETMEK LAZIM” Açılış kurdelesi kesimi öncesinde konuşan CHP Fatih Belediye Başkan adayı Polat da duygularını, “Benim için tabii onur ve heyecan dolu bir gün. Bu tür günlerde her zaman protokol konuşmaları olur. Ama ben, fotoğrafın arkasındaki duvarı işaret edeceğim. O duvar, 500 yıldır burada. Orada gördüğünüz her taş, tuğla, bu topraklardaki her bir insanın, buraya emek veren insanların hizmetini temsil ediyor. Bugünden sonra da artık tasarımcı dostlarımız buraya hizmet edecekler. Kendini tarihi alanların ya da İstanbul'un tarihinin üstünde görenlere, bu duvarı işaret etmek lazım. İnşallah duvarında bir taş da biz olabiliriz. Çok teşekkür ediyorum” sözleriyle dile getirdi. Konuşmaların ardından kesilen kurdele ile İBB İstanbul Tasarım Müzesi, kentin hizmetine girdi. İmamoğlu ve beraberindeki heyet, müzenin ilk ziyaretçileri olarak bazı dükkanları gezip, sanatçılarla sohbet etti.  DÖKMECİLER ÇARŞISI’NDAN İSTANBUL TASARIM MÜZESİ’NE… UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Mirası Listesi’ne kabul edilen dört bölgeden biri olan Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle dönemin baş mimarı Sinan tarafından 1550-57 yılları arasında inşa edildi. Merkezinde cami bulunan külliye; medreseler, sıbyan mektebi, imaret, dârüşşifâ, hamam, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi ile Mimar Sinan Türbesi gibi yapıların barındırıyor. Süleymaniye Külliyesi’nin ayrılmaz bir parçası olan Sıra Dükkanlar, Süleymaniye Camii’nin doğu tarafındaki avlu duvarı ile Dârülhadis Medresesi’nin altında, Mimar Sinan Caddesi üzerinde bir sıra halinde yer alıyor. İşlevlerine ve üretilen ürünlere göre adlandırılan bu dükkanlar; dökmeci esnafının bölgedeki yoğunluğundan ötürü “Dökmeciler Çarşısı” olarak da biliniyor. Rabi ve Salis Medreseleri’ne bakan kısımda 35, Dârülhadis Medresesi altında ise 18 dükkan olmak üzere toplam 53 dükkan asırlar boyunca üretimleriyle İstanbul’a hizmet verdi. 1950 yılındaki onarımlar sonucu özgün iç mekan kurgusunu kaybeden, son yıllarda ise kendi haline terk edilen Sıra Dükkanlar, İBB tarafından 2023 yılında tamamlanan restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmalarıyla, “İBB İstanbul Tasarım Müzesi” olarak dönüştürüldü. İBB KURUMLARI DA MÜZEDEKİ YERLERİNİ ALDI Bileşenleri arasında KüçükevSeramik Atelier, White Rabbit Porcelain, IMOGA, Yadigâr Ataklı Vitray Atölyesi, Artı Vitray, Emre Arolat, Beoffice, Piknik Works, Onaranlar Kulübü, Design Trak, Nazmi İnce, Taksim Sanat, İstanbul Modern, TEPTA Aydınlatma, ETMK İstanbul, BASE, Karşı Sanat, Salt, İKSV, Gülay Bilge, 16.10, Gigaro, Afterwork, İdilius Jewelry, Artiz Jewelry, Artdoll İstanbul, Maumauworks, Ethem Onur Bilgiç, Toprak Fırat, Beste İleri, Mamut Art, Fol, Az Sonra Tasarım Ajansı, Mert Tügen, fam°, Selin Tahtakılıç, Alara Demirel, Aybala Yalçın, Ender Diril, Cem Yönetim gibi saygın kurum, marka ve tasarımcıların yer aldığı İstanbul Tasarım Müzesi’nde, üretimlerin satışa sunulacağı bir Artshop da bulunuyor. Beltur’un da hizmet vereceği alanda; İBB Miras, İBB Kadın, Kültür AŞ, İBB Proje, İBB Kültür, Visit İstanbul, BİMTAŞ ve İPA ofislerinin yanı sıra İdari Ofisler de yer alıyor. İmamoğlu, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da müze çıkışında yanıtladı. İmamoğlu’nun gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar şöyle oldu: Meral Akşener'in toplantısında bir açıklaması oldu sabah. “Bizi engelleyen Beştepe değil, Saraçhane’ dedi ve seçim için asılacak billboardların bir telefonla engellendiğini söyledi. Bir açıklamanız olacak mı?  “Bizim öyle bir engelleme veya bu tarz girişim, eylemde bulunmayacağımızı en iyi kendileri bilirler. Bu noktada ne için yaptığını bilmiyorum bu açıklamayı, ama muhtemelen bu billboard meselesi… Çünkü öyle bir yansıyı bana gösterdi arkadaşlar. Bir kere, bu işin sadece İstanbul'u yok, muhtelif şehirleri var. Bu işler de şehirlerde, firmalarda; firmalarda yönetiliyor. Onlarla konuşabilirler, görüşebilirler. Belli ki İstanbul'da ve Ekrem İmamoğlu üzerinden konuşmak veya Ekrem İmamoğlu’na taş atmak, böyle bir prim yapacak zannedilir şekle doğru gidiyor. Hayırlısı. Neyse; Allah'tan alışığız. Bize atılan hiçbir taşın etkisi olmaz. Bize doğru gelirken, taşların her birisi havada güle dönüşür; dikkat etsinler. Bizim öyle bir endişemiz yok. İnsanlara karşı, demokrasiye karşı her zaman sorumluluk hissettik ve hiçbir daim bu sorumluluğun dışında da hareket etmedik. Yine ilave ediyorum: Bunu, en iyi Sayın Akşener bilir.” Programlarınızda, yaptıklarınızı anlatmayı tercih ettiğinizi belli ediyorsunuz, ama şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da her programda sizi hedef alan açıklamaları var. Özellikle siz yaptıklarını söyledikçe, o, 5 yılda aslında -kendi tabiriyle- yan gelip yattığınızı dile getiriyor. Yine en büyük bütçeyi size verdiğini, ama sizin buna karşılık proje değil, bahaneler ürettiğinizi söylüyor. Bu sözlere ne karşılık verileceksiniz? “Hep söyledim, söylemeye devam edeceğim: İlk randevu verdiğinde, kendisini ziyarete gittiğimde -2020’nin ocak ayıydı galiba, tam tarihini hatırlamıyorum- bana olan ilgisini, o ilk ziyarette hissetmiştim. Ve bu ilgisi hiç bitmedi. Yani her daim beni takip ettiğini görebiliyorum. Hatta gece-gündüz takip ettiğini hissedebiliyorum. Bir endişem; acaba beni takip etmekten yoruluyor da gece uykusuz mu kalıyor diye Sayın Cumhurbaşkanımız, düşünmeden edemiyorum. Bu yoğun ilgisini bana göstermesi, inşallah görevini yapmaya engel olmaz, mani olmaz. Biraz engel olduğu belli. Matematik demiştim daha önce… Sayın Kurum’un açıklamalarında ve bir metro hesabı yapmıştı. Gerçekten matematiğin dip zafiyetini yaşattı bize. Orada da bir hesabı, bir artı, eksiyi, çarpanı, bu kadar eksik bir yorumu görmemiştim. Yine matematik sorunu yaşayan bir ekiple karşı karşıyayız. Açıkçası, şöyle bir baktım; yanlış hatırlamıyorsam rakamlar söyledi. 74 bin 500 lira 2019’da Cumhurbaşkanlığı maaşı vardı ve o günkü kurlarla 13 bin 500 dolar yapıyordu. Ve bugün de yine yanılmıyorsam o maaş, 183 bin lira civarında bir maaşa çıktı. Ama ne yazık ki 6 bin dolara kadar inmiş değeri. Yani bence bu hesaplara bakınca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle ilgili bütçe hesaplarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle ilgili matematiğin faydasıyla süreci daha iyi okuyabilirler ve daha da iyi görebilirler.” “Şunu da düşünmeden edemiyorum: Yani, ‘5 yıllık iktidarında kendisine bile faydası olmayanın, insanlarımıza nasıl faydası olacak…?’ Bıraksınlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden, bütçeler üzerinden yorum yapmayı. Ki bizim liyakatli ve işini, ekonomisini, bütçesini iyi yöneten, az önce ifade ettiğim gibi, birlikte çalıştığım yol yol arkadaşlarım, o milletin evlatları, ekonomi kurallarına ve icraatların daha iyi yapılmasına dönük yönetiyorlar. Bütün zorluklara rağmen yönetiyorlar. Türkiye'deki enflasyona dönük yönetiyorlar. Ama şu anda görüyoruz ki; Türkiye'yi yöneten akıl, zihniyet ve Sayın Cumhurbaşkanı, bizim bu rakamlarımızda İstanbul'un işiyle uğraşmasın, emeklinin zor geçindiğiyle ve onun aldığı maaşla ilgilensin. Açlık sınırının altında kaç milyon hane var bütün Türkiye'de; ona baksın. Ve yine söyleyeyim: Türkiye'deki döviz artışına, maliyet artışlarına çare bulsun, çözüm bulsun. Görevi ve sorumluluğu o. Ben, Sayın Cumhurbaşkanı'nı da görevini yapmaya davet ediyorum.” Cumhurbaşkanı İstanbul'daydı ve İstanbul Havalimanı Metrosu’nun Gayrettepe bağlantısının açılışını gerçekleştirdi. Siz davetli miydiniz?  “Sizce? Diyorum yani; yoğun ilgisinden dolayı açılışa bile davet edemeyen bir kadroya sahip. Kendileri talimat veriyor herhalde. Öyle düşünüyorum. Çünkü yangın söndürmeye, ‘Onun tensipleriyle gittik’ diyen bir anlayış… Muhtemelen bizi bu tür açılışlara davet etmekten endişe ediyorlar. Dedik ya; yarın faks yollayabilirler. Bir davet faksı. Ama davet etmiyorlar. Ama ben yine de çok geç de olsa, çok büyük maliyet farklarına maruz da kalsa, İstanbul Havalimanı'na da yapılan metro hattının Gayrettepe'ye gelmiş olmasından mutluyum. Ama beni, daha önce olduğu gibi, bu açılışa da daha doğrusu hiçbir açılışa da davet etmeyen bir ekiple karşı karşıyayız. Kendisinin zannediyor yaptığı işi, kullandığı bütçeyi. Ve şu anda yönetmek arzusunda olduğu bu şehri, kendisine ait zannediyor. Bu anlayışın tezahürü ürünü. Biz ise şöyle bakıyoruz: Milletin; millete ait… Mesela buranın açılışlarını, bütün devletimizin bütün kurum kuruluşlarına, ekibine; yeni değil, 10 yıldır aksatmadan yaparız. Beni bir tane şaşırtan olmadı. Yani ne yazık ki, kamu görevlilerinden, mülki idare amirlerinden bakanlara varıncaya kadar, bizim açılışlarımıza gelmediler. Gelemiyorlar. Bunun da tek sebebi; Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu tutum ve tavrıdır. Milleti, bu anlamda birbirinden uzaklaştırmaya gayret ediyor. Ama işte gördüğünüz bu atmosferde olduğu gibi, biz milletimizi birleştirmeye, buluşturmaya devam ediyoruz. Israrla davet eden ve hani bu toprakların o derin kültürüne, anlayışına, uzlaşma tutumuna yakışan tavırlarla yolumuza devam ediyoruz. Etmesinler. Biz etmeye devam edeceğiz.” Kağıthane durağında da bir tane figür var; İstanbul figürü. O İstanbul figüründe de bir tane kanal geçiyor, Kanal İstanbul'u temsilen. Neler söylemek istersiniz?  “Ben çok şey söylerim Kanal İstanbul'la ilgili de Kanal İstanbul’u ağzına almayan Sayın Kurum’a sorun. Yani dilinden düşürmeyen, ama şu süreçte de tek bir kelime dahi duymadığımız Sayın Kurum'a, ‘Kanal İstanbul'la ilgili ne düşünüyorsunuz’ diye, medya sorsun. Bir duyalım bakalım. Yine acaba, ‘Halkın gündeminde olmayan şeyler, bizim gündemimizde değil midir’ diyecek, diye merak ediyorum. Lütfen basın mensuplarımız, kendisine bu soruyu sorsunlar.” Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Özgür Özel'e yönelik de eleştirileri de vardı. Orada Özgür Özel'in adını geçirirken, ‘eş genel başkan’ tabirini kullandı. Oradaki diğer başkan olarak da sizi gösterdi. Ne söylemek istersiniz?  “Bu nezaketsiz tutum ve tavırlar ne muhatabım ne de cevap vereceğim bir niteliğe sahip. Kötü söz, sahibine aittir.” Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, karayollarındaki bağlantı gişeleri kaldıracaklarını söyledi. Sizin de daha önce bir yazınız olmuştu Ulaştırma Bakanlığı'na, Mahmutbey'deki trafiği çözmek üzere. Ama bir çözüm olmamıştı. Şimdi Murat Kurum'un vaatleri de arasında bu yine her zamanki gibi. Ulaştırma Bakanlığı'nın bu açıklamasına, “Seçimi kazanmak için bir vaat diyebilir miyiz?” “Vallahi kaldırsın Sayın Uraloğlu. Doğru bir şey yapıyor. En azından iyi bir şey yaptığında, biz onlara teşekkür ediyoruz. Umarım kaldırırlar. Umarım Mahmutbey gişelerini daha önce yazdığımız gibi, daha ileriye taşırlar. Ya da Mahmutbey gişeleri ve çevresindeki trafik düzenlemesi yetkisinin Ulaştırma Bakanlığı’na ait olduğunu bilmeyen Sayın Kurum'a da bu yönüyle belki bir brifing daha verip, beraberce bilgisayar ekranına ya da haritaya bakmalarını tekrar öneriyorum. Orada belki eksik bir brifing vermiş olabilir. Bu tür noktalardaki düzenleme çalışmalarında da Sayın Bakanı, bu değerli kararı gibi kararlar almaya, mesela Mahmutbey gişelerindeki trafik sorununu çözmeye davet ediyorum. Ya da yazdığımız yazıya göre bize yetki versinler, biz yapalım.” ### İstanbul Modern'in yeni binası "Dünyanın En İyileri" listesine girdi İstanbul Modern'in yeni binası, National Geographic'in hazırladığı "Dünyanın En İyileri" (Best of the World) sıralamasında yerini aldı. İstanbul Modern'in açıklamasına göre, National Geographic'in editörleri tarafından oluşturulan listede İstanbul Modern, En İyi 20 Kültürel Mekan'dan biri seçildi ve "seyahat etmeye değer" bulundu. Aralarında Washington'daki Folger Shakespeare Kütüphanesi, Karayipler'deki Molinere Sualtı Heykel Parkı, Moğolistan'daki Cengiz Han Müzesi ve Londra Battersea Parkı'nın da bulunduğu En İyi 20 Kültürel Mekan'dan biri olan İstanbul Modern'in, yeni müze binası ve seyir terasının yanı sıra Fahrelnissa Zeid'in soyut tablolarından, şık restoranından ve sergilediği video yapıtlardan övgüyle bahsedildi. Bina, 13 Ocak'ta da Architectural Digest'in belirlediği "2024'ün Harika Eserleri" listesinde yer almıştı. İSTANBUL MODERN HAKKINDA... Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern'in Galataport içindeki yeni binası, müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding’in ortak katkısıyla inşa edildi. İstanbul Modern'in yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano’nun liderliğindeki ekip tarafından tasarlandı. ### 60 Yıllık Dostluklarını "Yan Yana" Sergisiyle Taçlandırdılar Müzisyen Erol Evgin ve ressam Devrim Erbil, hoca öğrenci ilişkisiyle başlayan, 60 yıla dayanan dostluklarını, birlikte açtıkları "Yan Yana" isimli resim sergisiyle taçlandırdı. Küratörlüğünü İbrahim Karaoğlu'nun üstlendiği, Çayyolu Galeri Soyut'ta açılan, mekanın resme yansımasını anlatan sergi, 16 Mart'a kadar ziyaret edilebilecek. Erol Evgin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde mimarlık eğitimi aldığını, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Cemal Tollu, Neşet Günal, Özdemir Altan ve Devrim Erbil'in resim hocaları olduğunu söyledi. Resim sanatıyla yakından ilgilendiğini ve mekansal çalışmalar içeren resimler yaptığını anlatan Evgin, "Devrim Hoca'yı, akademide de ondan sonra da hep büyük bir hayranlıkla izledim. Birkaç yıl önce Devrim Hoca, resim sergisi teklifini yaptığında şaka yapıyor zannettim. 'Birlikte bir sergi açalım.' dedi. Elbette kabul ettim." ifadelerini kullandı. Evgin, hocası Devrim Erbil'in resimlerinin dünya çapında olduğunu ve yurt dışında çok iyi tanındığını belirterek, "Devrim Erbil, yaşayan bir efsane. Atölyesinde baskı teknikleriyle çalıştım. Bir de insanı çok sarıp sarmalayan, kucaklayan bir yapısı var. Bu da benim için çok kıymetli." diye konuştu. Sanatlar arası paralelliklerin önemine işaret eden Evgin, "Ben pop müzikle yolumu, mimarlıktan müziğe düşünsel çizgiler çekerek buldum. Mimarlık sebep sonuç ilişkilerini sürekli irdeleyen bir sanat dalıdır. Hep neden, niçin sorusunu sorarsınız mimarlıkta, koyduğunuz her noktanın bir sebebi vardır. Resim, heykel ve hat sanatı beni besledi." dedi. Evgin, 30 yıllık çalışmasıyla katıldığı serginin kendisini çok heyecanlandırdığını dile getirdi. "Sanat değeri yüksek olduğu için" Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü sahibi, ressam Devrim Erbil de resim eğitiminde hoca öğrenci ilişkisinin önemine işaret ederek, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde yıllardır eğitimcilerin, öğrencileriyle kardeşlik ve dostlukla ders verdiğini söyledi. Erbil, "Böyle bir ortamda Erol ile bir araya geldik. Bizim hoca öğrenci ilişkimiz artık sanat dostluğuna dönüştü. Tüm söylediğim bu kavramların ötesinde. Erol ile ağabey kardeş gibiyiz. Biz hayatı paylaştık. Ankara'da birlikte olmak çok güzel. Belki bir gün ortak imzalı resim de yaparız, birlikte şarkı söyleyemeyiz ama." diye konuştu. Erol Evgin'in resim yeteneğini takdir ettiğini, ortak sergiyi de kendisinin önerdiğini dile getiren Erbil, "Öğrenciliğinde ve sonrasında resim yapmaya devam etti. Onu çok sevdiğim ve sanat değeri yüksek olduğu için böyle bir sergiyi zevkle yaptım." dedi. Devrim Erbil, sergiyi ilerleyen zamanlarda İstanbul'a ve yurt dışına taşıyabileceklerini kaydetti. "Koleksiyonerler olmalı, galeriler olmalı" Erbil, kendilerinin gençlik dönemindeki gibi olmasa da Türkiye'de hala sanat açısından ciddi boşlukların bulunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyük bir kültürel boşluk vardı, hala dolmadı. Mesleğin yayılması, kökleşmesi için seyircisi olması lazım. Bodrum'da bir güzel sanatlar fakültesi var. Çok yetenekli çocuklar geliyor. Hayat pahalı, okumak pahalı. Nasıl yaşayacaklarını kimse bilmiyor. İnsanların koleksiyon alışkanlığı yoksa o kentte sanat gelişimi olmaz. Yüksek lisans ile lüks otellerde garsonluk yapmaya başlıyor bu çocuklar. Sanat diyerek ortaya çıktığınızda, gücünüz, arkanız yoksa eğer, tek başınıza sanat korkunç bir alan. Koleksiyonerler olmalı, galeriler olmalı. Sanat yaygınlaşmalı." "Bir konserimde hocama şarkı söyletmeyi düşünüyorum" Bütün sanatların bir ortak yanı olduğunu, insana eriştiğini belirten Erbil, "Önemli olan insana dokunabilmek. Benim Erol'un müziğinde hissettiğim o. İnsanın hiç fark etmeden kalbine giriyor." diye konuştu. Erol Evgin de bunun üzerine "Bir konserimde sahneye çağırıp, hocama şarkı söyletmeyi düşünüyorum." ifadesini kullandı. ### Mona Lisa tablosuna çorbalı saldırı! Fransa'nın Paris şehrindeki Louvre Müzesi'nde camla korunan Mona Lisa tablosu, yeni bir eylemin kurbanı oldu. "Tarım sistemimiz hasta" diyerek sağlıklı ve sürdürülebilir gıda hakkı talep eden iki protestocu, tabloya çorba fırlattı. Leonardo da Vinci'nin 16. yüzyılda yaptığı Mona Lisa tablosu, dünyanın en ünlü sanat eserlerinden biri ve Paris'teki Louvre'da sergileniyor. Ülkenin tarım politikalarını eleştiren iki protestocunun "Tarım sistemimiz hasta" diyerek ve sağlıklı ve sürdürülebilir gıda hakkı talep ederek tabloya çorba fırlattığı bildirildi. Eylemleri sırasında ülke genelinde gelirlerinin azlığından şikayet eden çiftçilerin günlerdir sürdürdüğü protestolara atıf yapan aktivistler, çiftçilerin çalışmalarının karşılığını alamadığına işaret ederek, "Çiftçiler çalışmaktan ölüyor" dedi. Fransa'nın başkentinde son günlerde artan yakıt fiyatları nedeniyle çiftçilerin protestoları devam ediyor. Cuma günü Paris'e giren ve çıkan ana yollar kapatıldı. İLK EYLEM 1950'LERDE YAŞANMIŞTI Mona Lisa, 1950'li yılların başından bu yana bir ziyaretçinin üzerine asit dökmesi sonucu hasar gördüğünden beri emniyet camının arkasında duruyor. 2022'de bir aktivist tabloya pasta fırlatarak insanları "Dünya'yı düşünmeye" çağırdı. Tablo 1911'de Louvre'dan çalındı ​​ve uluslararası bir sansasyon yarattı. Dünyanın en çok ziyaret edilen müzesinin çalışanlarından biri olan Vincenzo Peruggia, tabloyu çalmak için geceyi bir dolapta geçirdi. İki yıl sonra onu İtalya'nın Floransa kentindeki bir antika satıcısına satmaya çalıştığında tablo yeniden ele geçirildi. (Kaynak: NTV) ### Galeri İdil’de İlhan Aydan & Turgay Sarı Sergisi Galeri İdil, çağdaş Türk resim sanatının iki önemli isminin sergisine ev sahipliği yapıyor. İlhan Aydan ve Turgay Sarı’nın eserleri, 27 Ocak Cumartesi itibariyle sanatseverlerle buluşacak. Sevgililer Günü’nün kutlanacağı 14 Şubat’a kadar açık kalacak sergide, sanat çevrelerinde büyük ilgi gören iki sanatçının en güzel eserleri sergilenecek. 100’E YAKIN KARMA SERGİYE KATILDI Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu İlhan Aydan, toplamda 11 kişisel sergi açtı. 100’e yakın karma sergiye katılan sanatçı, yurt dışı ve yurt içinde çeşitli resim sergilerinin küratörlüğünü de yaptı. Galeri İdil yönetimi tarafından yapılan açıklamada, sanatçının bu sergide izleyenlere sunacağı eserlerinde mavi tonların ağırlıkta olduğu, güzel İstanbul’un derinliksel boyutu ve evrensel güzelliğinin yorumlanmasını kapsamakta olduğu bilgisi verildi. YAĞMUR SONRASI PUSLU GÖK VE TOPRAK KOKUSU İlhan Aydan gibi Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü mezunu olup, 5’i kişisel 100’ün üzerinde yurt içi ve yurt dışı karma sergiye katılan Turgay Sarı, uzun zamandır toprak kokusu üzerinde eserler üretmesiyle biliniyor. Sanatçının kendi özgü duygu ve izlenimleriyle eserlerinde izleyicisine yanık kahverengi toprak üzerinde yürüdüğü, çatlakları dolduran su mavisiyle buluştuğu ve huzurlu bir suskunluk hissi yaşattığı, eleştirmenler tarafından dile getiriliyor. Galeri İdil, çağdaş Türk resim sanatının iki önemli isminin sergisine ev sahipliği yapıyor. İlhan Aydan ve Turgay Sarı’nın eserleri, 27 Ocak Cumartesi itibariyle sanatseverlerle buluşacak. Sevgililer Günü’nün kutlanacağı 14 Şubat’a kadar açık kalacak sergide, sanat çevrelerinde büyük ilgi gören iki sanatçının en güzel eserleri sergilenecek. ### Halim Kulaksız'ın "Moza-İst" Sergisi Ziyarete Açıldı Fotoğraf sanatında 60 yılı geride bırakan ve Türkiye'de ilk renkli fotoğraf sergisini açan A. Halim Kulaksız'ın yıllar boyunca çektiği İstanbul fotoğraflarını mozaikleme yöntemiyle oluşturduğu görsel çalışmalar, Piramid Sanat'ta sergilendi. Piramid Sanat'ın kurucusu Bedri Baykam, sanatçı İbrahim Zaman ve çok sayıda sanatçının katıldığı "Moza-İst" sergisinde, Kulaksız'ın binlerce fotoğrafı mozaiklenerek oluşturulan Haliç, Anadolu Hisarı, Sütlüce, Topkapı, Karaköy, Boğaziçi, Kız Kulesi, Sarayburnu ve Tarihi Yarımada siluetleri yer aldı. Kulaksız, AA muhabirine, uzun yıllardır İstanbul fotoğrafları çektiğini belirterek, "Dünyanın birçok şehrini gezdim, en güzeli İstanbul. Hayranı olduğum 7 tepeli İstanbul'u tanıtmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar belgesel fotoğraf yaptık, ondan sonra bunu yaşatmak için farklı bir tarz seçmeye çalıştım. Bu kapsamda mozaikleme yöntemini keşfettim." dedi. Mozaikler 2 bin fotoğraftan oluşuyor Kulaksız, mozaikleme yöntemini nasıl yaptığını "Bunu bir programla yapıyorsunuz. Oluşturduğum mozaikler 2 bin orijinal fotoğraftan oluşuyor. Fakat seçtiğim fotoğrafları program kendi yerleştirince konuyu karıştırıyor. Ben bunu önlemek için konuyu ayrıca işliyorum ve farklı desenler vermek suretiyle dikkati konuya çekiyorum." ifadeleriyle anlattı. Her bir çalışmasını birkaç günlük yoğun bir odaklanma sonucu bitirdiğini vurgulayan Kulaksız, sergideki hiçbir mozaik çalışmasını 2 günden önce tamamlamadığına dikkati çekti. Moza-İst sergisi 25 Şubat'a kadar Piramid Sanat'ta ziyaret edilebilecek. Halim Kulaksız kimdir? Gümüşhane'de 1944'te doğan A. Halim Kulaksız, 1958'de Erzurum Lisesi'nde kutu makine alarak lisenin fotoğraf kulübünde siyah-beyaz fotoğraf çalışmalarına başladı. İstanbul'a 1962'de gelen Kulaksız, burada fotoğrafçılıkta profesyonelleşerek 1964'te ARColour adında bir lavoratuvar kurdu. Kulaksız, 1971'de Ankara'da "Görüntüler" adıyla Türkiye'nin ilk renkli fotoğraf sergisini açtı ve 1972'de New York Fotoğrafçılık Enstitüsü'nü bitirdi. Kariyeri boyunca çok sayıda ödüle değer görülen Kulaksız, injekt ve dijital çıkış makinelerini ilk kez Türkiye'ye getiren fotoğrafçı olarak biliniyor. ### Hale Asaf'ın yaşam öyküsü, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında! İstanbul’da kültür sanat hayatına rengârenk bir pencere açan İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı çıktı. 2024’ün ilk sayısı, resim ve heykelden tiyatro ve sinemaya uzanan dopdolu bir içerik sunuyor. İstanbul Sanat Dergisi’nin kapak konusu olan Hale Asaf, kısacık ömrüne rağmen adını Türk modern resim sanatına altın harflerle yazdırmış ama şimdiye dek hak ettiği değeri görememiş bir isim. İstanbul’da doğup büyüyen, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin ilk kadın kurucusu ünvanını taşıyan sanatçı, hayatının son dönemini Paris’te geçirdi ve orada gözlerini yumdu. İkinci Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle de son dönem eserlerinin bir bölümünün akıbeti belirsiz kaldı. Koleksiyoncu Köksal Kızılca, azimli girişimleri sonucunda kayıp kabul edilen 37 eserin 36’sını Türkiye’ye getirmeyi başardı ve İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda bir Hale Asaf Sergisi düzenledi. Bu heyecanlı sürecin öyküsünü Kızılca’dan dinledik. “İSTANBUL’DA BELEDİYELER RİSK ALMIYOR” Uzun süredir Maltepe’deki atölyesinde çalışmalarını sürdüren heykeltıraş İskender Giray’la Pınar Baltacı’nın gerçekleştirdiği samimi sohbet de sayfalarımızda yer buldu. Heykeller, bir şehre özgünlük ve kimlik kazandıran unsurların başında gelir. Bu noktada Giray’ın İstanbul’daki belediyelere önemli bir eleştirisi var: “Risk alınmıyor. İddialı projeler ancak risk alınırsa mümkün olur.” Sulu boya tekniğindeki ustalığıyla dikkat çeken ve uluslararası yarışmalardan ödüllerle dönen Rukiye Garip, “doğanın hem kışkırtıcı hem yatıştırıcı yönlerinden ilham alan” resimleri ve ufuk açıcı söyleyişiyle sayfalarımıza renk kattı. AZERBAYCANLI ÜÇ RESSAM Derginin ilginç bölümlerinden biri de uluslararası platformlarda giderek daha fazla ses getirmeye başlayan üç Azerbaycanlı ressam: Mammadov Orkhan, Ayla İnsanova ve Safranda Abdullayeva. Üçünün de özgün bir tarzı, bakış açısı ve hikâyesi var. Dr. Figen Sabırcan’ın kaleme aldığı makale sayesinde farklı kültürlerin soluklanmasına izin veren görkemli mirasıyla Berlin’de uzun bir yolculuğa çıkacak ve şehrin sanatsal zenginliğini keşfedeceksiniz.  LALE VAKFI’NDAN "PICASSO" VE "DA VINCI" SERGİLERİ İstanbul Lale Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Salih Arslan’la yaptığımız söyleşi, hem vakfın çalışmalarına ışık tutuyor hem de yakın zamanda düzenlemeyi planladıkları "Picasso" ve "Leonardo da Vinci" sergilerinin detaylarını gözler önüne seriyor. Yorumlarının zenginliği ve derinliğiyle bir doğaçlama ustası kabul edilen ünlü caz vokalisti Sibel Köse, müzik kariyerini Yeliz Sancaktaroğlu’na anlattı. Sanat tarihçisi ve küratör Prof. Dr. Marcus Graf da her yaştan sanat okurunun çok ilgi gösterdiği yeni kitabı Sanat Kafası’nda neden “sanatın karışık ve karmaşık kavramsal ve estetik konularını, insanların anlayabileceği şekilde basit ve minimal bir şekilde açıklamayı” hedeflediğini açıkladı. MODA SAHNESİ’NİN 10 YILI 2013’te 12 tiyatro emekçisi, neredeyse taş üstüne taş koyarak Moda Sineması’nı Moda Sahnesi’ne dönüştürdü. Moda Sahnesi artık sadece Kadıköy’ün değil, İstanbul’un da en sevilen sahnelerinden biri. Tiyatronun sanat yönetmeni Kemal Aydoğan’la Moda Sahnesi’nin geride bıraktığı 10 yılı konuştuk. ZÜLFÜ LİVANELİ BELGESELİ Bir diğer sanat emektârı Nebil Özgentürk, sanat duayeni Zülfü Livaneli’nin hayatını anlatan sekiz bölümlük bir belgesele imza attı. Livaneli’nin gençlik yıllarını Mert Fırat’ın canlandırdığı belgesel, bahar aylarında özel bir platformda yayınlanacak. Yaptığımız söyleşide Özgentürk, bu değerli ve önemli yapımın detaylarından bahsetti. Ayrıca sayfalarımızda Gamze Gökçen, Dila Naz Akgün, Ceren Hançer, Yağmur Bağlar gibi gelecek vaat eden genç sanatçılara da yer verdik. ŞEHİRDE NELER OLUYOR? Sanatı ve kültürü tüm biçimleriyle kucaklayan İstanbul Sanat Dergisi, 2024’ün ilk sayısında daha pek çok haber, söyleşi ve makaleyle keyifli bir okuma yolculuğu vaat ediyor. Şehrin hareketli gündeminin detaylarını merak ediyorsanız, yenilenen etkinlik rehberimiz “Şehirde Neler Oluyor?” sayfasına göz atmayı unutmayın. Kısacası, yeni sayımızı kaçırmayın! * İstanbul Sanat Dergisi'nin son sayısını aşağıdaki link üzerinden sipariş verebilirsiniz: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-14-sayi/ ### “Mavi Çileğin Sırrı” ile benzersiz markanızı yaratın! Kırmızı çileklerle dolu bir dünyada, mavi çileğin sırrını çözmeye hazır mısınız? Usta İletişimci Doret Habib’in kaleme aldığı “Mavi Çileğin Sırrı”, benzersiz markanızı yaratmanıza ve rekabette öne çıkmanıza yardımcı oluyor. İçinizde keşfedilmeyi bekleyen değerleri görmeniz ve farklılıklarınızı güce dönüştürmeniz için interaktif bir rehber olan kitap, pazarlama dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Kırmızı çileklerle dolu bir dünyada, mavi çileğin sırrını çözmeye hazır mısınız? Medya ve kurumsal iletişim sektöründe “Stratejik İletişimin Duayeni” olarak anılan Doret Habib’in kaleme aldığı Mavi Çileğin Sırrı kitabı, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Başarılarıyla dikkat çeken kişisel ve kurumsal markaların iletişim ve pazarlama sırlarını anlatan Mavi Çileğin Sırrı, benzersiz markanızı yaratmanıza ve rekabette öne çıkmanıza yardımcı oluyor. İçinizde keşfedilmeyi bekleyen değerleri görmeniz ve farklılıklarınızı güce dönüştürmeniz için interaktif bir rehber olan kitap, pazarlama dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırıyor. 30 yıllık kariyeri boyunca yüzlerce CEO’ya, üst düzey yöneticiye, firmaya ve kuruluşa rehberlik eden Doret Habib, markalaşma sanatının inceliklerini Mavi Çileğin Sırrı metaforu üzerinden ele alıyor. Kitaba adını veren Mavi Çilek Teorisi, içimizde keşfedilmeyi bekleyen değerleri ve fark yaratan yönlerimizi temsil ediyor. Kırmızı çileklerin arasında parlayan mavi bir çilek olmak cesaret istediği kadar, benzersizliğin de simgesi oluyor. Okuyucular, bu teoriden yola çıkarak, benzersiz bir marka yaratmaya yönelik sıra dışı stratejileri öğrenip, uygulayabiliyor. Mavi Çileğin Sırrı, marka imaj çalışmalarından, etkili iletişim tekniklerine, kriz iletişiminden, medya ve reklam faaliyetlerine kadar pek çok konuda kapsamlı bilgiler içeriyor. Marka değeri oluştururken özgün ve yaratıcı olmanın sırları, ikna psikolojisi ve tekniklerini kullanarak yaratıcı bir iletişim dili oluşturma metotları ve güçlü bir marka inşa ederken izlenmesi gereken stratejiler, kitapta tüm detaylarıyla anlatılıyor. Beş bölümden oluşan Mavi Çileğin Sırrı’nda Doret Habib, her şeyden önce kişinin kendini yeniden keşfetmesini öğütleyerek yola koyuluyor. Bu keşif sayesinde bireyin bir parçası olduğu markasının değerini yaratmanın, tüketen ve üreten kişiler olarak hayatı kendi kontrolünde tutmanın püf noktalarını anlatan Habib, bunların, insanın kendi özünü bulmasıyla arasındaki bağa dikkat çekiyor. İkinci bölümde, kişisel markanın önemine değinen yazar, bu özgünleşmenin, kişinin kendini bir marka proje olarak ele alması gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda da “kişisel marka” olarak yapılması gerekenleri, bu markanın yıldızının nasıl parlayarak ön plana çıkacağını ve rakiplerin arasından sıyrılma yöntemlerini masaya yatırıyor. Üçüncü bölümü kişisel marka sürecine ayıran Habib, hangi markaların başarılı olabileceğini, kişisel markanın ne olup ne olmadığı, imaj, itibar, markanın kişisel tanımını yaparak buradan hareketle bir yol haritası oluşturmak gerektiğinin altını çiziyor. Dördüncü bölümde kişisel imajı ölçme ve değerlendirmeye değindikten sonra, güncelliği yakalamanın önemini, devinim halinde kalarak sürdürülebilir olmanın gerekliliğine vurgu yapıyor. Marka itibarını yükselterek değer yaratmak isteyen tüm meslek sahipleri için interaktif bir kılavuz niteliği taşıyan Mavi Çileğin Sırrı; üst düzey firma yöneticileri, CEO’lar, yönetim kurulu üyeleri, girişimciler, kurumsal iletişimciler, satış ve pazarlamacılar, iletişim, marketing, işletme, iktisat gibi konularla ilgilenenler, eğitim firmaları ve akademik çalışmalar gerçekleştirenlerin yanı sıra, yetenek veya uzmanlık gerektiren meslekleri icra eden sanatçılar, siyasetçiler, sporcular ve doktorlar da dahil  herkes için pek çok rotanın bir arada olduğu bir referans kitabı. Okuyucular için interaktif bir kılavuz Mavi Çileğin Sırrı, okuyucular için interaktif bir kılavuz olma özelliğine de sahip. Okuyucular, bir yandan markalaşmanın sırlarını öğrenirken, bir yandan da kitapta yer alan soruları yanıtlayarak ve tabloları doldurarak kendi markalarını oluşturmanın ilk adımlarını atıyorlar. Aynı zamanda kitapta yer alan karekodlarla da içerikte geçen web sayfalarına ve videolara ulaşılabiliyor. Kitap bu yönüyle içeriği ve okuyucuları arasında zengin bir deneyim sunarak, çok yönlü bir etkileşim vadediyor. Kitap ayrıca, Yazar Doret Habib’in kariyer hayatı boyunca yollarının kesiştiği; kişilikleri ve kariyerleri ile iş dünyasına ilham olan tanınmış iş insanlarının okuyuculara yönelik mesajlarını da içeriyor. Mavi Çileğin Sırrı kitabını, marka değeri oluşturma konusundaki bilgi ve deneyimlerini daha geniş kitlelere aktarmak ve faydalı olmak amacıyla kaleme alan Doret Habib, okuyuculara şu mesajı veriyor: “Dünya değişiyor; marka değerini inşa etmek isteyenler için bugün, özgün yanını keşfetme ve farkını ortaya koyma zamanı! Başarılı olmak istiyorsanız, mavi çilek tarafınızı keşfetmelisiniz. Bugün kim olduğunuz dün yaptığınız seçimlerin sonucudur. Bugün yaptığınız seçimlerse yarın kim olacağınızı belirler. Seçiminizi yapın, marka değerinize ve itibarınıza sahip çıkın. Bu kitap, marka dünyasına adım atmak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır.” ### Sanat dünyasından Birgrupinsan "Dalya" dedi Celalettin Tandoğdu’nun kurmuş olduğu Birgrupinsan Kültür Sanat Platformu, geçtiğimiz yıl "2023’e Doğru" temalı bir sergi düzenlemişti. Sergi daha sonra Ankara’da Zafer Çarşısı Sanat Galerisi’nde ve Başkent Üniversitesinde de tekrarlandı. Birgrupinsan Kültür-Sanat Platformu bu yıl yine Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde geleneksel sergilerinin dördüncüsünü düzenledi. Sergiye, Cumhuriyetimizin 100. yılını tamamlayarak ikinci yüzyıla girmesinden dolayı "DALYA" adı verildi. 24 Ocak 2024 Çarşamba günü saat 18.00’de açılış kokteyli başlayan olan sergi ilk günden yoğun ilgi gördü. 5 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek olan sergi Hülya Düzenli ve Rıfkı Demirelli tarafından düzenlendi. Sergiye 75 sanatçı eserlerinden birer örnek ile katıldı. KORKUT TİRYAKİ VE HÜLYA DÜZENLİ SÖYLEŞİSİ Serginin devam ettiği süreçte sergi salonunda, katılım gösteren sanatçılardan Korkut Tiryaki. 27 Ocak 2024 Cumartesi günü saat 14.00’te; Hülya Düzenli ise 3 Şubat 2024 Cumartesi günü saat 14.00’te sanatseverlerle buluşacak ve birer söyleşi gerçekleştirecekler. Sergi ile ilgili olarak platform yöneticisi Eğitimci Ressam Hülya Düzenli, manifesto yazısında sanatçı arkadaşlarına şöyle seslenmektedir: “…. başlayan sadece Türkiye Yüzyılı değil sonsuza uzanan Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Yüzyılıdır. Bizlere düşen Cumhuriyet kazanımlarımız olan laikliği, insan hak ve özgürlüklerini, kadın yaşlı, çocuk, toplumsal dışlanmışlıklardan zarar görenlerin haklarını, fikir haklarını, yaşama hakkını özgürce savunanları, daha iyi bir dünya için bilim ve sanatta öncü yapıtları ortaya koyanları savunmaktır. İkinci yüzyılımıza girerken bu güzel Cumhuriyetimizin liderinin dediği gibi 'Kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyetimizi' biz de kimsesiz bırakmayız. Dalya!" SERGİYE KATILAN SANATÇILAR: Akife DEKELİ, Asuman BARKA SEVDİNLİ, Asuman KARADUMAN BAŞARIR, Atila AKTÜRK, Ayla GÜRKAN SARAÇLI, Aylin CENGİZ, Ayşe ANIL, Ayşe DELİER, Aysel KUL, Ayşen DİNÇ, Ayşen ERTE, Ayten ERYILMAZ, Baksen ÇELİKER, Banu DURGUNLU, Bersen ÖZKAN, Birgül HACIALİOĞLU, Can Berk KOÇ Canan BİLGE, Celalettin TANDOĞDU, Ceylan MUTLU, Çiğdem Şener, Cüneyt ÖZYER, Derya KÖSE, Dünya DURAL, Elvan İZLİ, Emine KASAP KARAKOÇ, Esin KENEZ , Fatma SAVAŞ, Fatma ZEYBEK, Feyyaz TÜRKÜN, Funda CAMELMAS MEPA, Gülay BİLGE, Gülay ER, Gülen PAÇACI CAMGÖZ, Gülseren BUDUMLU, Hafize ELİBOLLAR ORTAÇ, Halit KAYA, Harika MENTEŞ, Hatice KILIÇASLAN, Hülya DARTAR BARIŞ, Hülya DÜZENLİ, Işıl DURAL, Işıl SARİ, İsrahan DEMİRELLİ, Korkut TİRYAKİ, Mehtap TANMAN FENERCİOĞLU, Meltem ORPAK TUNCER. Müjde KILIÇKIRAN, Neşe KALECİK, Nilgün TEMİZ, Nilüfer ADAM, Nilüfer ÇİLE, Nur ÜNLÜ, Nurten ERDOĞAN, Oktay ASLANTAŞ, Ömer DEMİRELLİ, Perihan KEKİ, Rana SİRKECİOĞLU, Rezzan PEYNİRCİOĞLU, Rıfkı DEMİRELLİ, Ruşen Eşref YILMAZ, Ruta GÜNDAY, Şaban TUNCER, Şebnem ALTUNTAŞ, Şenay LÜLE, Senem ÇINARBAŞ, Serpil İŞSEVEN, Sevda DURAN, Sibel AKTAŞ, Sıla GÜVEN, Suğgur KARS ŞAHİN, Yeşim KURNA, Yunus ÖZEL, Zehra BAŞEĞMEZ, Zekiye TECİM TELLİOĞLU… Sergiye katılan sanatçılar arasında İstanbul Sanat Dergisi Bodrum Temsilcisi Hafize Elibollar Ortaç da var...  ### "Tosca" operası Mersin'de ilk kez seyirciyle buluşacak Opera sanatının en önemli dramatik eserlerinden biri olarak değerlendirilen "Tosca" operası, Mersin'de ilk kez seyirciyle buluşturulacak. Mersin Devlet Opera ve Balesi'nden (MDOB) yapılan açıklamaya göre, opera tarihinin en önemli isimlerinden İtalyan Giacomo Puccini'nin bestelediği "Tosca" operasının prömiyeri, 27 Ocak Cumartesi saat 20.00'de Mersin Kültür Merkezi'nde yapılacak. Rejisörlüğü Kenan Korbek'e ait olan eserin orkestra şefliğini Andrea Francesco Solinas, dekor tasarımını Özgür Usta, kostüm tasarımını Aydan Çınar, ışık tasarımını Tarı Deniz, koro şefliğini Anıl Aydın, çocuk korosu şefliğini Reyhan Beydüz üstlenecek. MDOB orkestrası, solist sanatçıları ve korolarının da sahne alacağı operada, görevini kişisel hırs ve çıkarları için kullanmaktan çekinmeyen polis müdürü "Scarpia", gerici ve baskıcı rejim karşıtı ressam "Cavaradossi" ve sanatı için yaşayan, duygularının esiri opera şarkıcısı "Tosca" arasında yaşanan olaylar anlatılıyor. ### Elif Şafak'ın "Bit Palas" isimli kitabında intihal kararı Yazar Elif Şafak'ın "Bit Palas" isimli kitabında, "Sinek Sarayı" kitabından intihal olduğu gerekçesiyle yazar ile yayınevinin maddi ve manevi tazminat ödemesine hükmedildi. Anadolu 1. Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi, İclal Mine Kırıkkanat'ın, davalılar Elif Şafak ile Doğan Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. AŞ'ye açtığı davanın kabulüne karar verdi. Davalı tarafın, davacı tarafından Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan kaynaklı haklarının ihlal edildiği belirtilen kararda, davacının mali ve manevi haklarına tecavüzün ref'ine karar verildi. Kararda, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 70. maddesinin ilgili bendince haksız fiil sorumluluğu gereği 1000 lira maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınıp davacıya ödenmesine hükmedildi. Mahkeme, 159 bin 51 lira 65 kuruş maddi tazminatın talep artırım tarihi olan 26 Eylül 2023'ten itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalı Şafak tarafından ödenmesini kararlaştırdı. Kararda, 83 bin 666 lira 87 kuruş olarak belirlenen maddi tazminatın da talep artırım tarihi olan 26 Eylül'den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Doğan Yayınları Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. AŞ'den alınıp davacı tarafa ödenmesine hükmetti. Ayrıca 10 bin lira manevi tazminatın davalılar tarafından davacıya ödenmesine karar verildi. Mahkeme, kararın kesinleşmesinden sonra Türkiye'de tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde, bir kez ilan verilmesine ve masrafın davalıdan alınmasına hükmetti. Kararda, taraflar için iki haftalık süre içinde istinaf yolunun açık olduğu da kaydedildi. DAVA SÜRECİ Davacı İclal Mine Kırıkkanat'ın avukatı tarafından mahkemeye sunulan dilekçede, "Sinek Sarayı" isimli eserinin ilk olarak 1990 yılında yayınlandığı belirtildi. Dilekçede, davalı Elif Şafak'ın ilk basımı 2002 yılında yapılan, 2009'dan itibaren Doğan Kitap'ta yayımlanan "Bit Palas" başlıklı romanın 60. sayfadan öteye kurgusu, kurgu mekanı, bazı karakterleri ve yazım üslubunun Kırıkkanat'ın kitabından intihal edildiği kaydedildi. Davalılar Elif Şafak ile Doğan Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. AŞ'den maddi ve manevi tazminat talep edilen dilekçede ayrıca piyasaya henüz sürülmemiş olan davaya konu kitapların piyasaya sunulmasının men edilmesi, yeni kitap çıkarılmaması, tecavüzün refi, piyasaya sürülmüş olup satışı devam eden dava konusu kitapların toplanması, kitaptan elde edilen karın Kırıkkanat'a iade edilmesi ve hükmün tirajı en yüksek 5 gazeteden 3'ünde ilan edilmesi istendi. Davalı şirket Doğan Yayıncılık ve Yapımcılık Tic. AŞ'nin sunduğu cevap dilekçesinde, iddiaların hukuki dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi talep edildi. Davalı Şafak ise "Bit Palas" isimli eser ile davacının "Sinek Sarayı" isimli eseri arasında esinlenme iddiasının dahi ileri sürülmesinin gerek edebiyat gerekse hukuk açısından mümkün olmadığını ifade ederek, davanın reddini istedi. ### İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi 60 Binin Üzerinde Ziyaretçi Ağırladı Miniatürk'ün giriş bölümünde ziyarete açılan sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Modelport kurucusu Murat Soysal, 2012'den bu yana hareketli model sergiler üzerine çalışma yaptıklarını söyledi. Sirkeci'nin hareketli bir prototipini yapmak için 2 yıl çalıştıklarını fakat sonrasında çeşitli nedenlerle sergileyemediklerini aktaran Soysal, "İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisinin yapımına başladık. Onu tam pandemi öncesinde bitirdik ama bu sefer de salgın oldu. Bütün bu sergi hazırlıklarımız sırasında yıllar içerisinde elimizde olmayan dış etkenlerden dolayı bu sergilerin halka açılması gecikti." dedi. "Bu sergide çok şey hareket ediyor" Soysal, serginin nisan ayında Miniatürk'te ziyarete açıldığını dile getirerek, şunları kaydetti: "İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi kendine ait özel kapalı bir alanda üç yıllığına burada kuruldu. En önemli özelliği hareketli bir model sergisi olması. Türkiye'de ve dünyada modeller, maketler yapılıyor ama statik. Kenarda böyle duruyor, fotoğraf çekiyorsunuz, bir şey olmuyor. Bu model sergisinde çok şey hareket ediyor." Sergide, 16-19. yüzyılda İstanbul'daki yaşamın anlatıldığını vurgulayan Soysal, dönemin ulaşım araçları, insanlar ve binaların yanı sıra Ayasofya Camii ve Sultanahmet Camii gibi pek çok yapının da görülebildiğini sözlerine ekledi. Tarihi yarımadanın turistik bir bölge olduğuna işaret eden Soysal, "Bu bölgede 400 yıl önce neler yaşanmış bunu göstermek için bu sergiyi yaptık. Bu özelliğiyle Türkiye'de bugüne kadar yapılmış en büyük hareketli model sergisi oldu." değerlendirmesinde bulundu. "Hareketlilik katmak için 10 bin figür koyduk" Murat Soysal, daha önce hareketli nesnelerin olduğu birtakım maketler yapıldığını fakat tarihi ve kültürü anlatması açısından Türkiye'de ve dünyada modelin öne çıktığını kaydederek, şu bilgileri verdi: "15 dakika süren bir yürüyüş yolu burası, 400 bin metrekarelik bir alanı içeriyor. Bu alanı 87 kez küçülttük ve şehirdeki bütün bu hareketliliği, canlılığı katmak için 10 bin figür koyduk. Bu figürlerin bazıları hareket ediyor. Mesela at arabaları, insanlar hareket ediyor. Yeniçeri isyanları, cülus törenleri, padişahın cumaya gidişi var. Bütün bunları hareketli bir şekilde gösteriyoruz. Onun dışında biz nasıl günümüzü 24 saat yaşıyorsak, 87 kez küçük olan bu şehirde de 10 dakikada bir gece gündüz oluyor. Gece olduğu zaman da şehirde 50 bin küçük, iğne başı kadar led ışık yanıyor ve izleyici için çok muazzam, ilgi çekici görüntüler oluyor, çok güzel fotoğraflar, videolar çekiliyor." Soysal, bir sergi gezmek için yola çıkan ziyaretçilerin tarih ve kültür gezisinin yanı sıra bir deneyim de elde etmek istediğini, bu nedenle serginin 3 bölümden oluştuğunu ifade etti. Ziyaretçileri 100 metrekarelik bir video mapping alanın karşıladığını aktaran Soysal, model şehri gördükten sonra da serginin nasıl yapıldığını anlatan özel bir alanın yer aldığını söyledi. "Sergiden çok, nasıl yapıldığı merak ediliyor" Modelport kurucusu Soysal, model şehrin 5 yılda tamamlandığının altını çizerek, şöyle devam etti: "Çeşitli meslek gruplarından yaklaşık 30 kişi çalıştı. Sergiden çok nasıl yapıldığını merak eden insanlar var. Onları da sergimizin üçüncü bölümüne alıyoruz. Bizim bu 5 yıl boyunca kullandığımız masa, lamba, el aletleri, neyimiz varsa her şeyi toparladık geldik buraya koyduk. Kendimize yeni masalar aldık tabii çünkü başka projelerimiz var." Bugüne kadar yaklaşık 60 bin kişinin sergiyi ziyaret ettiğini aktaran Soysal, "Beş yıl çalıştığınız bir projenin sonunda, 7'den 70'e buraya gelenlerin yüzlerinin aydınlandığını görünce, insan çok büyük bir mutluluk duyuyor." diye konuştu. Soysal, güzel bir iş çıktığı için mutlu olduğuna vurgu yaparak, "Aynı anda 6 proje daha yürütüyoruz. Çoğu, tarihimiz ve kültürel yapımızla alakalı, geçmişe yönelik. Eğer mümkün olursa her yıl bunların birini açmayı planlıyoruz. Şu an o sergiler üzerinde çalışıyoruz. İlgilenenler "https://modelport.com" web sitesine bakabilir. Orada bütün açıklamalarımız var." ifadelerini kullandı. Serginin her yaş grubunun ilgisini çekeceğini kaydeden Soysal, şunları ekledi: "Okullarda tarih ve coğrafya bilgileri almış çocuklardan itibaren, 80 yaş ve hatta üzerindeki bütün ziyaretçileri çok ilgilendiren bir sergi. İstanbul'un 400 yıl öncesiyle alakalı burada ekranlar, bilgi panelleri var. Ayrıca 11 dilde bilgi veren QR kodlar sayesinde kendi telefonunuzda bilgileri dinleyebiliyorsunuz. Çok bilgi verici, besleyici, güzel bir sergi. Çocuğu olan olmayan tüm ziyaretçilerimizi bu sergiye bekliyoruz." Sergi hakkında Teknolojik model sergileri üreten Modelport'un hazırladığı hareketli model sergisi, nisandan bu yana İstanbul Sütlüce'deki Miniatürk Müzesi'nde sergileniyor. Mimari çizimleri 4 yıl süren sergi, tarihi yarımadanın 87 kez küçültülmüş halini hareketli modeller, ışıklar, dumanlar ve ses efektleriyle ziyaretçilerin beğenisine sunuyor. Sergide kullanılan yaklaşık 10 bin figür, binalar, bacalardan çıkan dumanlar, gece olduğunda yanan ışıklar, elektronik ve otomasyon sistemleri ile RF teknolojisiyle kablosuz olarak haberleşen hareketli birimler de dikkati çekiyor. Ayrıca 400 yıllık bir dönemde Yeniçeri isyanları, Cülus törenleri, yabancı elçilerin Osmanlı padişahlarına ziyaretleri, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve meydandaki hayat gibi yüzlerce hikaye hareketli olarak gösteriliyor. Sergi, her gün 10.00-19.00'da ziyaret edilebiliyor. ### Tate’i Artİstanbul Feshane’de Fest Travel ile gezmeye ne dersiniz? Fest Travel dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden Tate’i Artİstanbul Feshane’de gezmeye davet ediyor. Bilindiği gibi İstanbul’un kamusal alandaki en büyük kültür ve sanat mekânı Artİstanbul Feshane, dünyanın en önemli sanat kurumlarından Tate’i sanatseverlerle buluşturuyor. Kültür gezilerinin önde gelen markalarından Fest Travel bu önemli buluşmayı Faruk Pekin rehberliği ve Doç. Dr. Seda Yavuz danışmanlığında gezdiriyor. İSTANBUL TARİHİ YARIMADA MODEL SERGİSİ İBB Kültür ve İBB Miras tarafından İstanbul'da önde gelen eser ve sergilere ev sahipliği yapan Artİstabul Feshane'nin ardından aynı gün Miniatürk’de Türkiye’de daha önce görülmemiş boyutta hareketli bir “Model Sergisi” yine bu buluşmanın içinde yer alıyor. İBB Kültür AŞ ve ModelPort iş birliğinde hazırlanan İstanbul model Sergisi, 10.000’den fazla figür 1/87 oranında küçültülmüş haliyle ziyaretçilerini karşılıyor. Medeniyetlerin başkenti; dünyanın en eski yerleşim bölgelerinden olan Tarihî Yarımada’nın 1600’lü yıllardan 19. yüzyıla uzanan hikâyesinin aslına sadık kalınarak modellendirildiği sergide bakış açınız değişecek. MİNİATÜRK, TARİH MERAKLILARINA YEPYENİ BİR KAPI ARALIYOR 16. yüzyılda özel günlerin düzenlendiği At Meydanı’ndan Osmanlı Devleti’nin ilk kurumsal para basım tesisi olan Darphane-i Amire’ye; 200.000’den fazla İznik çinisinin süslediği Sultanahmet Camii’nden bir zamanlar fillerin beslendiği rivayet edilen Topkapı Sarayı Fil Bahçesi’ne kadar her detayın titizlikle konumlandırıldığı İstanbul model Sergisi ile kültürel mirasımızın ve tarihsel birikimimizin yansıması Miniatürk’te tarih meraklılarıyla buluşacak. Tarihi kesitleri 3 boyutlu deneyimleme fırsatı! Miniatürk’ün giriş bölümünde konumlandırılan İstanbul model Sergisi ayrıca 3 boyutlu mapping gösterisi ile ziyaretçilerine sıra dışı bir deneyim sunacak. Ayrıntılar için: www.festtravel.com ### Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, “Kral Oidipus”u ağırladı Sırbistan’ın önemli tiyatrolarından Yugoslav Drama Tiyatrosu, 22 ve 23 Ocak tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi ’nde İstanbul seyircisiyle buluştu. İBB Şehir Tiyatroları; Dünya tiyatrolarının önemli oyunlarını seyircisiyle buluşturmak için yaptığı uluslararası işbirlikleri kapsamında, Sırbistan’ın Yugoslav Drama Tiyatrosu’nu Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ağırladı. Seyircinin büyük beğenisini kazanan “Kral Oidipus” oyunu ayakta alkışlandı. Sofokles’in yazdığı, Vito Taufer’in yönettiği oyunda Milan Marić, Nataša Ninković, Srđan Timarov, Bojan Dimitrijević, Aleksandar Đurica, Miloš Samolov, Nebojša Ljubišić, Zoran Cvijanović, Joakim Tasić, Marko Radojević, Milan Bobić, Luka Antonijević, Luka Sević, Veljko Stevanović rol alıyor. KRAL OİDİPUS Yönettiği şehrin başına gelen felaketle yüzleşen Oidipus, Delphi kahininin acıların sebebi olduğunu iddia ettiği eski bir suçun sorumlusunu aramaya koyulur. Şehri kötülükten kurtarmaya çalışan ve aynı zamanda gücü elinde tutmak için mücadele eden Oidipus, eski suçun ardında gizlenen daha da karanlık bir sırrı keşfeder ve bu da akıl almaz boyutlarda bir trajediye neden olur. ### Sosyal medyada caps ne anlama gelir? Her caps, bir hikaye; her hikaye, bir gülüş. Sosyal medyada caps ne anlama gelir, mizahın ve ifadenin zirvesidir! Capslerle dolaşan espriler, bir bakışta sizi kahkahalara boğar. Sosyal medya kullanıcıları, kısa ama etkili görsel dil ile duygularını, düşüncelerini ve mizahlarını ifade ederler. Caps, gülen yüzden daha fazlasını ifade eder; bir topluluğun gizli dilidir. Sizi güldürecek, düşündürecek, birlikte gülmeye davet edecek caps dünyasına adım atın. Çünkü bazen, en kısa yol gülümsemektir! Caps Kullanımının İletişimde Rolü Nedir? Sosyal medyada kullanılan büyük harf veya "caps lock" duygusal vurgu, dikkat çekme ya da bağırmak gibi çeşitli iletişimsel amaçlar için kullanılan bir yazım stili olarak karşımıza çıkmaktadır. İletişimdeki rolü, kullanıcının duygu durumunu, tonunu, mesajını vurgulamak amacıyla oldukça etkilidir. Özellikle duygu yüklü ifadelerde ya da önemli noktalarda büyük harflerle yazılmış kelimelerle cümleler, okuyucunun dikkatini çekerek iletişimin etkileşimini arttırır. Sosyal medyada takipçi satın almak, organik büyüme stratejilerine tercih edilen yöntemdir. Caps kullanarak ifade etmek gerekirse twitter takipçi satın al profiline yapay 'popülerlik' kisvesi ekleyebilir ancak gerçek etkileşimle samimiyetten uzaklaşmana da neden olabilir. Uzun vadede, organik büyüme veya gerçek takipçi kazanımı, içerik kalitesi, etkileşim odaklı stratejilerle daha sağlam ve sürdürülebilir sosyal medya varlığı oluşturmana yardımcı olacaktır. Sosyal Medyada Takipçi Ve Beğeni İçin Caps Kullanılır Mı? Sosyal medya dünyasında takipçi satın almak popüler, twitch takipçi satın al işlemi için caps lock'a bas! Saniyeler içinde yüzlerce takipçi edinmen mümkün ama bu hızlı yükselişin platformun kurallarına uygun olup olmadığını düşünmeyi unutma. Sosyal medya platformlarından biri olan tiktok izlenme satın al, kullanıcıların içeriklerini daha geniş kitlelere ulaştırma amacını taşıyor. Ancak bu yöntemdeki popülerliğin getirdiği riskleri göz ardı etmemek önemlidir. Caps kullanımıyla vurgulanan "hızlı beğeni satın al!" gibi ifadeler, dikkat çekici olsa da organik etkileşim ile gerçek kitleyle bağlantı kurmak uzun vadede daha değerlidir. Twitter Video İndirici Kullanmak Yasal Mı? Sosyal medya platformları, kullanıcıların paylaştıkları videoları izlemelerine ve paylaşmalarına olanak tanıyan güçlü araçlardır. Twitter, dünya genelinde milyonlarca kullanıcıya ev sahipliği yaparak, kısa videolar ve medya içeriği paylaşma konusunda öncü bir rol oynamaktadır. Ancak bazen kullanıcılar videoları cihazlarına indirmek isteyebilirler. İşte burada devreye "twitter video downloader" araçları girer. Üçüncü taraf hizmetlerdir ve kullanıcıların güvenliği konusunda endişeler doğurabilir. Bazı kötü niyetli web siteleri, kullanıcıların kişisel bilgilerini çalmak veya zararlı yazılımlar bulaştırmak amacıyla bu tür araçları kullanabilir. Bu nedenle, güvenilir ve popüler araçları seçmek, güvenlik açısından önemlidir. Popüler olanlar şunlar; SaveTweetVid: Kullanıcıların beğendiği birçok formatta Twitter videolarını indirebilen güvenilir bir araçtır. Twitter Video Downloader Online: Basit arayüzü ve hızlı indirme seçenekleri ile bilinen bir çevrimiçi araçtır. JDownloader: Bu masaüstü uygulama, Twitter dahil birçok platformdan medya içeriğini indirmek için kullanılabilir. ### Alaca Höyük ve Atatürk Sergisi Beyoğlu'nda! Filiz Sever, Cumhuriyet'in 100.yılına özel tasarlanmış Alaca Höyük ve Atatürk Sergisi'ne dair gözlemlerine, sizler için yer verdi! Hitit Güneş Kursunu bilerek büyüyen bir nesil olduğumuz için Beyoğlu’ndaki bu anlamlı sergiyi görmeden olmazdı. Bir zamanlar pek çok firmanın amblemi bu simge ile anılırdı. Ve tabii ki Ankara Üniversitesi’nin de logosudur aynı zamanda. Hitit uygarlığının simgesi olan ve güneş kursu Ankara’daki Sıhhiye meydanında anıt olarak bulunmaktadır. M.Ö.2500-2000 tarihlerindeki Hitit uygarlığına kaynak olan Hatti uygarlığının ortaya çıkmasına öncülük eden Alaca Höyük kazılarında Eski Tunç devrine ait mezarlar açığa çıkarılmıştır. Cumhuriyetin 100. Yılı için özel tasarlanmış bir müzeyi gezmek ister misiniz? Hiç durmayın ve hemen bu özel müzeyi görün, derim sizlere… Aralık 2023’ün son haftasında gezdiğim ve bir zamanlar Anadolu’nun geçmişine tanıklık eden bu müzeden çok etkilendim. Neden mi? “Bir İdealin Peşinde: Atatürk ve Alaca Höyük” Birincisi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Atatürk’ümüzün önderliğinde başlatılan ilk bilimsel kazı olması özelliğine sahip Alaca Höyükten çıkan eserler sergileniyor. Ve tanıtımı da şu başlıkta veriliyor: “Bir İdealin Peşinde: Atatürk ve Alaca Höyük” Ve bu sergi Beyoğlu Yapı Kredi Kültür Sanat’ta yer alıyor.  İkincisi; Anadolu’nun muhteşem zenginlikteki tarih ve kültürünü bir arada görmek şansına sahip olmak çok anlamlı kılıyor. Toplam 235 orijinal parçadan oluşan eserler Çorum Müzesi, Alaca Höyük Müzesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi olmak üzere toplam dört müzeden getirtilerek ilk defa toplu halde görme fırsatını yakaladığımız gibi, tarihi baştan sona bir bütün halinde gözlerimizin önüne serilmesi bu müzeyi görülmeye değer kılıyor.  İnsanlığın göçebelikten krallığa uzanan öyküsü, üretim ekonomisi ve geçim kaynakları, Bin Tanrılı Halk: Hititler, Bölgesel İlişkiler, Asurlular ve Hititler, Hitit Mutfak Kültürü, Yaşam Şekli vs…Bütün bunları merak etmek ve hepsini bir film izler gibi görmek istiyorsanız, mutlaka 10 Mart 2024 tarihine kadar gezebilirsiniz. Hem de ücretsiz hafta içi 10.00-19.00 hafta sonu ise 12.00-19.00 saatleri arasında görmeniz mümkün olacak. Paranın tarihsel süreci Üç kattan oluşan ve alt katta ise ‘Paranın Tarihçesi’ güzel bir sergi ile sunuluyor. Bildiğimiz gibi, sikkenin icadı Lidyalılar Geçmişten günümüze Bizans sikkelerinden tutun da Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemine ait paralar sergileniyor. M.S.5 ve 15.yüzyıllar Bizans sikkelerinde imparator portreleri, sikke üzerinde Latince ve Yunanca yazılar ve daha sonraki yüzyıllarda ise aziz tasvirleri yer almaktadır. O devrin Anadolu’daki en önemli darphaneleri ise, Nikomedia, Kyzikos sayılır. 10 Mart tarihine kadar gezebilme şansını yakalayacağınız bu müzeyi gördüğünüzde Anadolu’nun insanlık gelişiminde ne kadar önemli rol aldığına tanık olacağınız görsel açıdan çok doyurucu ve üç müzeden getirilen eserlerle bütünlük arz eden haliyle çok etkileyici ve o dönemi yaşatır bir formatta sunuluyor. ### Cumhuriyet'in sessiz tanığı "Atatürk Müze Köşkü" ziyaretçilerini bekliyor Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" dediği, ömrünün büyük bölümünü geçirdiği "Atatürk Müze Köşkü", 29 Ekim 2023'te tamamlanan restorasyonunun ardından yaklaşık 4 bin ziyaretçiyi ağırladı. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişinde önce Ziraat Mektebi'ni, daha sonra da İstasyon Şefi Köşkü'nü hem konut hem de çalışma yeri olarak kullandı. Bu yapılar Atatürk'ün çalışma ve dinlenmesi için yetersiz kalınca, uygun bir konut arayışı içine girildi. Daha sakin ve huzurlu bir ortam olması sebebiyle Çankaya'daki "bağevi", Ankara Belediyesi tarafından 30 Mayıs 1921'de Mustafa Kemal'e armağan edildi. Atatürk, Latife Hanım ile evlenmesinin ardından günlük yaşamını burada sürdürdü. 1924-1926 yıllarında yeni yapılar eklenerek büyütülen "bağevi", Mustafa Kemal Paşa'yı 1932'de inşa edilen Pembe Köşk'e taşınıncaya kadar ağırladı. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında çok önemli olaylara tanıklık eden, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923'teki akşam yemeğinde bir araya gelerek "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" dediği ve ömrünün büyük bölümünü geçirdiği "bağevi", 1950'den bu yana "Atatürk Müze Köşkü" adıyla halka açıldı. Köşkün, 2002-2007 yılları arasında kapsamlı bir bakım ve onarım çalışmasıyla müzeden çok, kullanıldığı dönemi yansıtan bir "konut" olarak sergilenmesi için gerekli düzenlemeler yapıldı. Meydana gelen bozulmaları durdurabilmek amacıyla da 2022'de Milli Saraylar Başkanlığınca yeniden restorasyonuna başlanılan köşk, tadilatların tamamlanmasıyla Cumhuriyet'in 100. yılında kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı. 2022'DE KAPSAMLI RESTORASYONA ALINDI Milli Saraylar Başkanlığı Anadolu Müzeleri Daire Başkanı Mert Tepekıran, Atatürk Müze Köşkü'nde AA muhabirine yaptığı açıklamada köşkün tarihi ve özelliklerine ilişkin bilgi verdi. Atatürk Müze Köşkü'nün müzeden ziyade 1921-1932 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kullandığı ev olarak muhafaza edildiğini vurgulayan Tepekıran, şöyle konuştu: "Burası 2022 yılında Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü himayesinde Milli Saraylar Başkanlığımızca geniş kapsamlı bir restorasyona alındı. Bilim ve Değerlendirme Kurulu uzman hocalarımızın titiz çalışmalarıyla bir restorasyon süreci geçirdik, bir yıl gibi kısa sürede tamamlandı. Burası Ankaralılar ve şehir dışından gelen misafirler için çok önem verilen bir mekan ve bu mekanda 29 Ekim 2023'den bu yana 4 bine yakın ziyaretçi ağırladık. Ziyaretçileri 20 kişilik gruplar halinde kabul ediyoruz, çünkü ev formatında ve ahşap bir yapı olduğu için çok kalabalık grupların ağırlanmasında bazı sıkıntılar oluşabiliyor." RESTORASYONDA 150 KİŞİLİK UZMAN EKİP GÖREV ALDI Mert Tepekıran, restorasyon sürecinde binanın statiği, çatı tamiri ve kirişlerinin sağlamlaştırılması, duvarlardaki kalem işlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve obje bakımları gibi çalışmaların yaklaşık 150 kişilik uzman bir ekiple yürütüldüğünü aktardı. Müze köşkün iki katının restorasyonunun tamamlanıp, ziyarete açıldığı bilgisini veren Tepekıran; "Halen devam eden manevi evlatlar kısmı ve müze-sergi salonumuz var. Bunları da en kısa zamanda tamamlayıp, vatandaşlarımızın ziyaretine açacağız" dedi. TELEFONLA RANDEVU ALINARAK, ZİYARET EDİLEBİLECEK Mert Tepekıran, ziyaret sırasında yemek salonu, elçi kabul odası, Atatürk'ün yatak odası ve şahsi eşyaları, Latife Hanım'ın odası, çalışma odası ve kütüphanenin görülebileceğini belirterek, köşkün pazartesi hariç her gün "0312 403 54 44" numaralı telefondan randevu alınarak ziyaret edilebileceğini vurguladı. ### Performistanbul uluslararası performans sanatçılarını ağırlıyor Performistanbul, 2024 yılı itibariyle dünyadan farklı performans sanatçılarının çalışmalarını, sanatçıyla beraber hazırlanan bir video seçkisi üzerinden Türkiye’deki izleyiciyle buluşturacağı performans video, film ve dokümantasyon gösterim programını hayata geçiriyor. ABD’li performans sanatçısı ve yazar Anya Liftig, kültürler ve sınıflar arasındaki uçurumda kimlik oluşturma sürecine yer veren eğlenceli, canlı ve yürek burkan anılarıyla nasıl bir performans sanatçısına dönüştüğünü anlattığı “Holler Rat a Memoir” adlı kitabından kesitler ve video çalışmaları ile Performistanbul ’a konuk oluyor. Sanatçının kitabına ek olarak performans filmleri ile dokümantasyon gösterimleri ve detaylı sanatçı konuşması da 23-27 Ocak 2024 tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. İki çok farklı dünyanın ortasında büyüyen Anya Liftig, annesi ve kardeşlerinin ona "holler rat" diye seslendiği kırsal bir ortam ile orta-üst sınıf bir aileden gelen babasının konforlu hayatı arasında ilk gençliğini geçirdi. Liftig, Yale Üniversitesi'nden burs kazanarak tanınmış bir sanatçı hâline geldi ve provokatif performanslarıyla hayatının çelişkileri ile cevapsız sorularını keşfetti. Ancak sanatçı, kendi için inşa ettiği dünya paramparça olduğunda, nereden geldiği ile kim olduğu ve olmak istediği arasında bir denge kurmak zorunda kaldı. "Holler Rat", Liftig'in çocukluğundan aile efsaneleri, performans sanatı parçaları ve hayatının paramparça olduğu bir yıllık döneme dair sahneleri ustalıkla birleştiriyor. Kitap, sanatçının yaşadığı travmatik olayların ardından kendisiyle yüzleşme sürecini derinlemesine ele alıyor. Liftig bizi Mamaw'ın verandasından Yale'e, şiddetli bir aile arazisi anlaşmazlığından henüz gelişmemiş bir Bushwick çatı katına ve yıkıcı bir çocukluk bacağı yaralanmasından sanat adına üzerine atılan 243 yumurtaya kadar birçok farklı mekâna götürüyor. Çılgın ve skandal nitelikteki kısımlardan, ciddi ve trajik olanlara kadar uzanan "Holler Rat", sıra dışı bir sanatsal yaşamın doğuş hikâyesi ve bu süreçteki engellerin, fedakarlıkların ve keşiflerin çarpıcı bir anlatımı olarak karşımıza çıkıyor. Performistanbul Anya LIftIg Haftası Programı: 24 Ocak 2024 | 18:00 - 19:30 | Sanatçı Konuşması + Buluşma (Konuşma dili İngilizcedir.) 23-27 Ocak 2024 | 13:00 - 19:00 | Performans Video Seçkisi Gösterim Programı Sleep is the Love (2022) Kamera için Performans Filmi - 12 dak. Sleeper/Keeper (2020) Uzun Metraj Kamera için Performans Filmi - 56 dak. The Human Factor (2011 Versiyonu) Canlı Performans Dokümantasyonu - 14 dak. Produce/Procreate (2011) Canlı Performans Dokümantasyonu - 14 dak. A Very Something or Other (2014) Kamera için Performans Filmi - 14 dak. Consider the Lobster (2012) Performans Dokümantasyonu - 17 dak. 243 Eggs: 20 Years of My Period. (2011) Performans Dokümantasyonu - 7 dak. Konuşma ve gösterimler ücretsiz olup, katılım için 18 yaş sınırı vardır. Anya LIftIg hakkında... Anya Liftig, bir performans sanatçısı ve yazardır. İlk kitabı, Abrams Press tarafından Ağustos 2023'te yayımlanan "Holler Rat" adlı bir anı kitabıdır. Publishers Weekly tarafından "acı verici bir başlangıç" olarak nitelendirilen ve Jo Ann Beard tarafından yazısında yeni bir etki olarak belirtilen “Holler Rat”, USA Today Best Seller listesine girmiştir. Liftig'in sanat eserleri, TATE Modern, MOMA, Queens Museum, Movement Research, Performer Stammtisch Berlin, Performance Space London gibi dünya genelinde birçok mekânda sergilenmiştir. Dansçı ve aktris olarak da bilinen Liftig'in çalışmaları, New York Times Magazine, BOMB, The Wall Street Journal, Vogue Italia, PAJ, New York, Theater Magazine gibi yayınlarda yer almış ve üzerine yazılmıştır. Deneysel film ve video çalışmaları Kanada, Yunanistan, İngiltere, Hollanda, Fransa ve birçok başka ülkedeki festivallerde gösterilmiştir. Yazıları Pushcart Prize'ya aday gösterilmiş ve Best American Non-Fiction'da yer almıştır. Ayrıca, Connecticut Council for the Arts'ta Yaratıcı Yazma alanında çıkış yapan sanatçı, Franklin Furnace Ödülü sahibi ve MacDowell, Kimmel Harding Nelson, VCCA, Atlantic Center for the Arts ve Yaddo gibi yerlerde burs almıştır. www.anyaliftig.com adresinden daha fazla bilgi edinebilirsiniz. ### Hollywood yıldızı Ryan Gosling, Madame Tussauds Istanbul’da! Dünyaca ünlü Hollywood yıldızı Ryan Gosling, Madame Tussauds İstanbul’da sergilenen balmumu figürü ile ölümsüzleşti. Geçmişten bugüne dünya liderlerinin, ünlü sanatçıların, spor efsanelerinin yer aldığı İstanbul’daki merkezde son olarak yer verilen Ryan Gosling figürü de detaylı tasarımı ve gerçekçi görüntüsü ile büyük beğeni topladı. Merkezi Londra’da bulunan ve 250 yıllık tarihe olan sahip Madame Tussauds, İstanbul’daki merkezine 16 Ocak tarihinde gerçekleşen etkileyici lansman ile Hollywood’un dünyaca ünlü ismi Ryan Gosling’in balmumu figürünü dahil etti. Uzun sanat kariyerine 12 yaşında "The Mickey Mouse Club" adlı dizi ile başlayan Gosling, bu dizideki başarılı performansıyla dikkatleri üzerine topladı. Daha sonra "Breaker High" ve "Young Hercules" gibi dizilerde rol alan Ryan Gosling; "The Notebook," "Half Nelson" ve "Cinayet Gecesi" gibi yapımlarla hafızalara kazınan önemli roller üstlendi. Birden fazla “En İyi Erkek Oyuncu” dalında ödül alan Gosling, sevenlerinin karşısına en son Barbie’nin Ken’i olarak çıktı. Oyunculuk performansı ve yakışıklılığı ile uzun süredir gündemden düşmeyen Ryan Gosling, Ken karakteri ile kariyerine farklı bir renk kattı. Her bir ayrıntı özenle tasarlandı Hollywood dünyasının yıldızı Gosling’in gerçekçi balmumu figürünün her bir ayrıntısı özenle tasarlandı. Figürün saç ve yüz kılı Budapeşte çekimlerinden referans alınırken, saç ve cilt boyama referansı ise 22. Critics’ Choice Ödülleri’nden alındı. Kruvaze takım elbisesi, içindeki açık mavi renkli gömleği ve bordo ayakkabıları ile birebir gerçeğini yansıtan figür, görenlerden büyük ilgi topladı. ### Renklerin İzinde Topluluğu'ndan CKM'de "Mitoloji" sergisi Renklerin İzinde Kültür ve Sanat Topluluğu, 25-31 Ocak 2024 tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi 4. kat fuaye alanında gerçekleşecek olan “Mitoloji” temalı sergiye ev sahipliği yapıyor. Topluluk, “Mitoloji” üçlemesinin bu son sergisinde farklı toplum ve kültürlerde ön plana çıkmış kahraman ve hikayelere yer veriyor. 34 farklı sanatçıyı buluşturan sergide 65 resim, 5 adet heykel çalışması bulunuyor. Küratörlüğünü Pınar Ülker’in yaptığı sergi, “Mitoloji” teması aracılığıyla binlerce yıldır bu dünyada yalnız olmadığımızı, insanoğlunun doğadaki yerini ve bu yerden yola çıkarak bir arada yaşamanın nasıl da kolayca mümkün olduğunu anlatmak ve insanlık tarihine yeniden bir selam göndermek istiyor. Sergilerinin ilkini Bursa’da, ikincisini mitolojinin doğduğu topraklardan biri olan Ayvalık’ta açan topluluk, seriye İstanbul’da devam etmekten dolayı çok mutlu olduklarını ifade ettiler. Mitolojinin büyülü ve masalsı dünyasının anlatıldığı sergi, 31 Ocak 2024 Çarşamba günü akşamına kadar Caddebostan Kültür Merkezi 4. kat fuaye alanında izlenebilir. ### İDSO DenizBank Konserleri’nde sahne Mozart ve R. Strauss’un! “Sanata Evet” yaklaşımıyla DenizBank'ın 19 yıldır desteklediği İDSO DenizBank Konserleri, müzikseverleri 19 Ocak Cuma akşamı, saat 20.00’de AKM Opera Salonu’nda gerçekleştirilecek dinleti ile ağırlayacak. Bu haftaki konserde kendi alanlarında haklı bir ün ve saygınlık kazanmış dört büyük solist, Mozart’ın Konçertant Senfonisi’ne hayat verecek. "Niedersachsen Prize", "The Brahms Prize" gibi birçok prestijli ödülün sahibi olan ve 2010 yılında Fransız hükümeti tarafından Kültür ve Sanat Nişanına lâyık görülen Sabina Meyer klarnetiyle, Korno Akademisi'nin kurucularından ve İsviçre Korno Topluluğu ile Uluslararası Korno Topluluğu'nun başkanlığını yürüten İsviçreli sanatçı Bruno Schneider kornosuyla, başarılı kariyerini hem Oslo hem Münih’teki konservatuarlarda, profesörlük unvanı ile sürdüren Norveçli sanatçı Dag Jensen fagotuyla ve genç yaşında birçok ödülle buluşmuş, başarılı kayıtlara imza atmış Venezuelalı sanatçı Sergio Sánchez obuasıyla sahnede yer alacak. Parlak solistlerin taçlandıracağı müzik şöleninde, değerli şef Sascha Goetzel yönetimindeki orkestra ayrıca R. Strauss’un “Bir Kahramanın Hayatı” adlı yapıtını da seslendirecek. Konser Tarihi : 19 Ocak 2024 Yer : AKM Türk Telekom Opera Salonu Saat : 20.00 Şef : Sascha Goetzel Soli̇st : Sabine Meyer (Klarnet) Sergio Sanchez (Obua) Dag Jensen (Fagot) Bruno Schneider (Korno) Program W.A.Mozart, Obua, Klarnet, Korno ve Fagot için Senfonik Konçertant Mi Bemol Major, K. 297b R.Strauss, Bir Kahramanın Hayatı ### Kadıköy Kent Müzesi'nde dijital sanat sergisi Kadıköy'de Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilen Kadıköy Mal Müdürlüğü binası, artık Kadıköy Kent Müzesi olarak İstanbul'un kültür ve sanat hizmetinde olacak. Hemen önünde yer alan Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi’ne komşu binada, aynı zamanda Kadıköy’ün tarihine ışık tutacak belgelerin ve görsellerin sergilenmesi planlanıyor. Kadıköy Kent Müzesi, açılışından önce ise Türkiye'nin ilk medya sanatı odaklı uluslararası sanat fuarı Noise_Media Art’a ev sahipliği yapıyor. 18-21 Ocak 2024 tarihleri arasında Kadıköy Kent Müzesi’nin ev sahipliğinde Kadıköy’ü teknoloji, sanat ve müzikle buluşturacak bir dijital sanat fuarı gerçekleştirilecek. Dünyadan ve Türkiye’den tanınmış galeri ve sanatçıları ağırlayacak olan Noise_Media Art, 18 Ocak 2024 tarihi itibariyle ziyaretçilerle buluştu. Fuar, 21 Ocak 2024 tarihine kadar 11.00-20.00 saatleri arasında gezilebilecek. Kadıköy Belediyesi tarafından restore edilen ve ilk defa bu etkinlik sayesinde İstanbullularla buluşacak olan Kadıköy Kent Müzesi’nde, fuar programına eşlik eden eğitim ve konuşma programları da yer alacak. "KADIKÖY'E AYRI BİR DEĞER KAZANDIRACAK" Yenileme çalışmalarının aslına uygun yapıldığını söyleyen Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı, konu ile ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Koruyabildiğimiz malzemeleri koruduk, ancak koruyamadıklarımız için de özel imalatlar yaptırdık. Kadıköy Kent Müzesi, Kadıköy’e ayrı bir değer kazandıracak. Çünkü Kadıköy’ün hafızası ve kent geçmişi burada sergilenecek. Hemen yanımızdaki Şehramaneti binamızla birlikte burası Kadıköy’ün yeni kültür alanlarından birisi olacak." "Teknolojiyle sanatın bir araya nasıl geldiğini göreceksiniz" Kadıköy Kent Müzesi’nin ev sahipliği yaptığı fuarla ilgili de konuşan Odabaşı, şu açıklamalarda bulundu: "Kadıköy Kent Müzesi’nin oluşumu sırasında yapılan çalışmalardan önce bu binayı değerlendirmek istedik. Türkiye’nin ilk uluslararası medya sanat fuarına ev sahipliği yapıyoruz. Fuarımız ayın 18’inde açılacak, üç gün sürecek. Fuar, uluslararası sanat galerilerinin eserlerini sergiledikleri bir alan. Medya Sanat Fuarı, Türkiye’de ilk, dünyada da bu şekilde düzenlenen sayılı fuarlardan biri. İçeride teknolojiyle sanatın bir araya nasıl geldiğini göreceksiniz. Çok ilginç eserler var. Klasik resimlerden ziyade bilgisayar kullanılarak üretilmiş eserler var. Yapay zekanın kullanıldığı, yapay zekanın yapmış olduğu bazı sanatsal eserler var. Bunları bu fuarda üç gün boyunca göreceksiniz. Tüm Kadıköylü komşularımı bu fuara bekliyorum. Fuar sadece Kadıköy Kent Müzesi ’nde olmayacak, Alan Kadıköy’ün içindeki sergi alanımızda da olacak. Aynı zamanda yaklaşık 65 sanatçı konuğumuz, TESAK binamızda yapılan eserlerle ilgili nasıl bir sürecin işlediğini, hangi yöntemlerin kullanıldığını anlatacak." ### İBB Şehir Tiyatroları’nda bu hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Ocak ayının yeni haftasında 16 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta tiyatroseverleri Ibsen’den Alexander Galin’e, Suat Derviş’ten Murat Mahmutyazıcıoğlu’na klasik ve çağdaş yazarların eserlerinin ön planda olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. Bu hafta; Fosforlu Cevriye, Yatak Odası Komedisi, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Bir Halk Düşmanı, Ben Medea Değilim, Gidiş Dönüş Moskova (Retro), Zehir, Sivrisinekler, Geçit, Herkes Sihirbaz Olacak, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık, Bir Gece Masalı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Rüya, Bekçi ile Postacı adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Oyun biletlerini ve İstanbul Şiirle Buluşuyor etkinliğinin ücretsiz davetiyelerini gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edebilirsiniz. İstanbul Şiirle Buluşuyor: “Ben Nergisten Sorumluydum” (Gülten Akın) Gülten Akın’ın yazdığı şiirlerin evreninde, Emre Koyuncuoğlu’nun uyarlayıp yönettiği etkinlikte Radife Baltaoğlu, Sevil Akı, Yeşim Koçak, Işıl Zeynep Karaalp, Şirin Asutay, Ebru Üstüntaş, Elvan Boran rol alıyor. Etkinlik, 21 Ocak 2024 tarihinde saat 18.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de. Bu Haftanın Programı (17-21 Ocak 2024) FOSFORLU CEVRİYE Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor. Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… “Karanlık bir gecede gökten düşüp parçalanan bir yıldız gibi…” kalbimizde iz bırakan Suat Derviş’e, Reşat Fuat Baraner’e, Nazım Hikmet’e ve Gülriz Sururi’ye sevgiyle… Suat Derviş’in yazdığı, Gülriz Sururi’nin uyarladığı, Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Direnç Dedeoğlu, Esra Ede, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. YATAK ODASI KOMEDİSİ Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. BİR HALK DÜŞMANI Kentin yegâne gelir kaynağı olan kaplıcalarla ilgili araştırmasından şüphelerini haklı çıkartan bir sonuç alan Dr. Stockman’ın mücadelesi, Ibsen’in güçlü kalemiyle, “halkın yararı” sayılan şeyin, çıkar prizmasında şekil değiştirmesini anlatan bir “mesel”e dönüşüyor. Henrik Ibsen’in yazdığı, Dilek Başak Carelius’un çevirdiği, Orhan Alkaya’nın yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Burçak Çöllü, Cem Baza, Derya Yıldırım, Gökhan Mete, Hakan Arlı, Hazal Uprak, Mert Tanık, Müge Akyamaç, Rahmi Elhan, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. BEN MEDEA DEĞİLİM “Ben Medea Değilim” oyununda yakın geçmişte “katil” sıfatı yakıştırılan bir Kadın’ın, tiyatro sahnesinde gösteriyi ve seyirciyi manipüle ederek kendi hikâyesine ve aslında her kadının kendi gerçeğine yönlendirdiğini görüyoruz. Allison Gregory’nin yazdığı, Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda Şirin Asutay, Berrin Koper, Kamer Karabektaş, Ozan Akif Serman rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. GİDİŞ DÖNÜŞ MOSKOVA (RETRO) Eşinin ölümünden sonra Moskova’da kızı ve damadının yanında yaşamaya başlayan Nikolai Mihayloviç Çmutin, sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek umuduyla köyüne gitmek istemektedir. Babasının köyde tek başına yaşayamayacağını düşünen kızı Ludmilla ve bir türlü anlaşamadığı damadı Leonid ise onu evlendirme planları yapmaktadır. Leonid, Çmutin’in birini eş olarak seçmesini umut ederek üç yalnız kadını eve davet eder. Üç gelin adayının da aynı anda eve gelmesiyle planlar karışacaktır. Alexander Galin’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Engin Gürmen’in yönettiği oyunda Aybar Taştekin, Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Esra Ülger, Hikmet Körmükçü, Mahperi Mertoğlu, Zihni Göktay rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde. SİVRİSİNEKLER Alice, Cenevre’de Higgs Bozonu’nun varlığını kanıtlamak için yapılan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” projesinde çalışan bir bilim insanıdır. Kendisi gibi bilim insanı olan kocası, çocukları Luke küçükken ortadan kaybolmuştur ve bu onların hayatındaki kara deliktir. Lucy Kirkwood’un yazdığı, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Ayşin Atav, Yeliz Gerçek, Senan Kara, Özgür Dereli, Ahhan Şener, Pınar Demiral, Volkan Öztürk, Ümran İnceoğlu, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 17-20 Ocak 2024 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz rol alıyor. Oyun, 20 Ocak 2024 tarihinde Beylikdüzü Yakuplu Rasim Öztekin Sahnesi’nde. Çocuk Oyunları HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. BİR GECE MASALI (5+ Yaş) Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası isimli oyunundan uyarlanan Bir Gece Masalı, arkadaşlık kavramı üzerine kuruludur. Oyun, ailesinin istediği gençle değil kendi istediği kişi ile arkadaşlık kurmak isteyen Şirin Kız’ın Yakışıklı Delikanlı, Güçlü Delikanlı ve Selvi Kız ile ormanda geçirdiği bir gecede yaşananları anlatır. William Shakespeare’in yazdığı Musa Arslanali’nin yönettiği oyunda Ayşe Nurseli Tırışkan Akpınar, Burhan Yeşilyurt, Çağlar Ozan Aksu, Güzin Alkan, Hüseyin Emre Şen, Mehmet Emre Ertunç, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Seda Yılmaz, Serap Doğan rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde. BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanat bahçesini ziyaret eden Özgür, doğal yaşam alanlarından kopartılıp kafese konan hayvan dostlarını rüyasında görür. Artık harekete geçme zamanıdır ve Özgür onları kurtarmakta kararlıdır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Alp Tuğhan Taş, Esen Koçer, Pınar Aygün, Direnç Dedeoğlu, Gülce Çakır, Mehtap Gündoğdu Akbulut, Nilay Bağ, Nilay Yazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Melisa Demirhan, Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 21 Ocak 2024 tarihinde Beylikdüzü Yakuplu Rasim Öztekin Sahnesi’nde. ### Bahçelievler’de “Cadı Kazanı” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın beğeniyle izlenen oyunlarından  “Cadı Kazanı”, Bahçelievler seyircisiyle buluşuyor. Arthur Miller‘ın yazdığı, Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği “Cadı Kazanı”, 16 Ocak 2024 Salı günü saat 20.30’da Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi’nde sahneleniyor. TURNE SEFERBERLİĞİ DEVAM EDİYOR İBB Şehir Tiyatroları Ocak ve Şubat aylarında farklı kültür merkezlerinde ve sahnelerde, yeni oyunlarla turnelerine devam ediyor. Turne programı şöyle: Cadı Kazanı                               16 Ocak      Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi    Komik Para                                 23 Ocak     Güngören Erdem Bayazıt Kültür Merkezi   Bir Gün Ayakkabımın Teki          25 Ocak     Silivri Önder Yılmaz Sahnesi Rüya                                            29 Ocak     Antalya Şehir Tiyatroları Yıldız Kenter Sahnesi Oscar                                          6 Şubat      Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi     Yaşamak Mı Yoksa Ölmek Mi?  13 Şubat    Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi Uçurtmanın Kuyruğu                  16, 17, 18 Şubat        Eskişehir Opera Sahnesi Gül'e Ağıt                                    20 Şubat    Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi İBB Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş oyunlarını İstanbul’un birçok ilçesinin yanı sıra farklı illerde de seyirciyle buluşturmaya devam edecek. CADI KAZANI Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası…Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak; önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser; ilk kez Şehir Tiyatrosu’ndan seyircilerini selamlıyor. Oyunda Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ece Bağcı, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. ### Ressam Sofraları'nın konuğu "İnci Küpeli Kız" Moda Deniz Kulübü’nün sosyo-kültürel etkinlikleri arasında yer alan ve önemli bir marka haline gelen “Hülya Botasun ile Ressam Sofraları”, sekizinci yılına girdi. Sadece kulüp üyelerine özel ve 60-70 kişilik bir katılım ile sınırlı olan etkinliğin 24. buluşması, 10 Mart Çarşamba akşamı yapıldı. Hülya Botasun’un büyük bir titizlikle hazırladığı konuk ressam, Hollandalı "Altın Çağ" sanatçısı Johannes Vermeer idi. Tabi onun en çok bilinen eseri "İnci Küpeli Kız" tablosu, aynı zamanda gecenin gündemini de oluşturdu. NEDEN ÇOK BİLİNEN BİR TABLO OLDU? Aynı zamanda “Kuzeyin Mona Lisa'sı” ya da 'Hollandalı Mona Lisa' olarak da anılan "İnci Küpeli Kız" tablosunun yıldızının parlamasında, Chevalier'in 1999'da yayımlanan aynı adlı romanın da büyük etkisi olduğunu öğrendik. BAROK DÖNEMİ ESİNTİLERİ Vermeer’in hayatı, diğer eserleri, tekniği ve tablolarındaki ışık oyunları hakkında detaylı bilgiler paylaşan Botasun; “Barok dönemi esintileri, kullandığı renkler ve kumaş unsurlarını mükemmel bir uyum içinde resimlerine yansıtmış olması, beni hayli etkilemiştir” dedi. JOHANNES VERMEER HAKKINDA... Johannes ya da Jan Vermeer, 31 Ekim 1632 yılında Hollanda’da dünyaya geldi. Evlerin içindeki gündelik hayatı betimlediği tablolarıyla tanınan Hollandalı Barok ressam olarak 15 Aralık 1675 tarihinde, 43 yaşındayken hayata gözlerimi yumdu. Vermeer, yaşamı boyunca başarılı, taşralı bir tür ressamı olarak tanındı. Ölümünün ardından eşi ve çocuklarına borç bırakmasından (muhtemelen nispeten az tablo ürettiği için) zengin olmadığı anlaşılmakta. Vermeer, parlak renkler ve peygamberçiçeği mavisinden sarıya kadar pahalı boya maddeleri kullandığı resimleri üzerinde son derece dikkatli ve yavaş çalıştı. Tablolarındaki ışık kullanımı ve ustalıklı işleyiş ile ünlendi. Çalışmalarında çoğunlukla açık bir sevgi teması, özellikle de aşk hastalığı dikkat çeker. Onun eserlerinde yarattığı dünya, yaşadığına göre çok daha kusursuzdu. Ölümünün ardından iki yüzyıl boyunca unutulan Vermeer, 1866 yılında sanat eleştirmeni Thoré Bürger tarafından tekrar keşfedildi. Bürger, Vermeer'in 66 eseri hakkında bir makale yayınladı (bugün bu eserlerden 35 tanesinin onun olduğu kabul edilmekte). O günden itibaren Vermeer'in ünü büyüdü ve Hollanda Altın Çağı'nın en önemli ressamlarından biri kabul edilmeye başlandı. Şeyda Dündar Ege, Ümit Kıncal, Arzu Nizamoğlu, Didem Köylü ve Şeyda Haksal… Aykut Akmenek, Prof. Dr. Necmettin Pamir, Feriha Pamir ve Saliha Akmenek… Ressam Sofraları'nın daimi konuğu olarak kabul edilen Nizamoğlu Ailesi, "İnci Küpeli Kız" gecesinin de olmazsa olmaz konukları arasındaydı. Ata Nizamoğlu, Egemen Nizemoğlu, Arzu Nizamoğlu ve Osman Nizamoğlu… Osman Serim, Monique Serim, Ayhan Alpakın, Kadir Toprakkaya, Mehmet Yalçın, Canan Toprakkaya, Hülya Botasun ve Deniz Yalçın… Nizamoğlu Ailesi ile birlikte Ressam Sofraları'nın bir diğer daimi isimleri, Didem Köylü grubuydu. Gececnin sonunda, Moda Deniz Kulübü Mutfak Şefi Feyyaz Usta'ya teşekkürlerini bu fotoğraf ile iletmek istediler. Şeyda Haksal, Didem Köylü, Feyyaz Doğan, Ümit Kıncal ve Şeyda Dündar Ege… Bundan önceki Ressam Sofraları gecelerinin sonunda Hülya Botasun'a verilen teşekkür belgesini, Moda Deniz Kulübü Genel Müdürü Ayhan Alpakın veya Başkan Teoman Taşpınar takdim etmekteydi. Bu defa bir değişkilik yaşandı ve Moda Deniz Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Osman Serim tarafından verilmesi istendi. Organizasyona önemli katkıları olan Mehmet Yalçın ve Deniz Yalçın'ı da sahneye davet eden Osman Serim, onlara da katkıları için teşekkürlerini iletti. "İnci Küpeli Kız" gecesinin konukları arasında ünlü beyin cerrahı, Acıbadem Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Necmettin Pamir de vardı. Ayhan Alpakın, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi olan Deniz Yalçın'ı Pamir Hoca ile tanıştırarak tavsiyelerini aldı. ### "İstanbul Çağrışımları" Meşher’in panelinde konuşuldu Meşher, "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" sergisi kapsamında “Çağrışımlar” başlıklı panel düzenledi. İstanbul’a bugünden ve farklı disiplinlerden bakış sunan panelde, her biri alanında uzman konuşmacılar serginin kendilerinde bıraktığı çağrışımları paylaştı. Sesler, kokular, deniz mavisi, rüzgârlar, yok olan binalar… Sergiye dair yorumların çeşitliliğini gözler önüne seren panel, katılımcıları da çağrışımlar yolculuğuna çıkardı. İstanbul’un önde gelen disiplinlerarası sergi mekânı Meşher, "Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar" sergisi kapsamında düzenlediği “Çağrışımlar” isimli panelde İstanbul’u ele aldı. Tarih, fotoğraf, sahne sanatları, görsel sanatlar, edebiyat ve müzik gibi farklı alanlarda çalışmalarını sürdüren uzman isimlerin sergiden ilhamla kişisel çağrışımlarını paylaştığı panel, 5 Ocak’ta Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) Oditoryumu’nda yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. İlgiyle izlenen ve katılımcıları çağrışımlar evreninde yeni yolculuklara çıkaran panelin açılış konuşmasını Meşher Direktörü Nilüfer H. Konuk yaptı. Şehrin içinde hayat arayanlar… Serginin küratörlerinden Şeyda Çetin’in moderasyonundaki ilk oturumda Latife Tekin “İstanbul Üstüne İstanbul Kuranlar” başlıklı metnini katılımcılara okudu. Etkinlik için yazar tarafından hazırlanan bu metin, Tekin’in imzasıyla katılımcılara dağıtıldı. Şehri şehir yapan etkenleri öne çıkardığı konuşmasına, İstanbul’u görmeden hayalen resmeden sanatçıları selamlayarak başlayan Tekin, “O hayal meyal eserler başka bir yerden dokunup duygulandırdı beni, İstanbul’u görmeden göçüp gelmiş insanlar arasında büyüdüğüm için. İlk romanlarımda şehrin içinde hayat arayanları hikâye edip anlattım; kederli, masum bir habersizlikle İstanbul üstüne kurdukları İstanbul’da savrulup gidenleri,” dedi. Tekin’in ardından Murat Germen “Bakma, Görme ve Aktarma Biçimleri: İstanbul’un Evveli ve Âhiri” başlıklı sunumla katılımcılara seslendi. Sergide yer alan Henry Aston Barker, Antoine-Ignace Melling gibi isimlerin eserlerini benzer açı ve kadrajlardan kendi çektiği fotoğraflarla karşılaştırmalı olarak sunan Germen, “İstanbul’un evveline dair pek çok tasvir var. Bu şehir bir yandan da büyük bir hızla değişiyor. Son zamanlarda korkutucu bir hal aldı bu değişim… Âhir de biraz ona gönderme, onu temsil ediyor,” dedi. Yok olan tiyatro sahnelerinin izinde Panele rahatsızlığı nedeniyle katılamayan Dikmen Gürün’ün “Beyoğlu’nda Seyir Hâli” başlıklı metnini Meşher Direktörü Nilüfer H. Konuk okudu. “Meşher’in duvarlarını kaplayan tablolar, çizimler arasında dolaşıyorum,” diyen ve Beyoğlu’nun yok olan tiyatro sahnelerinin izini süren Gürün, metni Muhsin Ertuğrul’un 1931 yılında Darülbedayi dergisinde çıkan şu sözleriyle bitirdi: “Bir tiyatro istiyorum efendim. Ben bir tiyatro istiyorum. Bir tiyatro binası lazım. Bu İstanbul şehrine her şeyden evvel bir tiyatro binası lazım.” “Evlerin şekli gibi müzik de homojendi” Panelin ikinci oturumu ise serginin küratörlerinden Ebru Esra Satıcı’nın moderasyonunda yapıldı. İlk olarak Cem Behar “Şehrin Ortak ‘Sound’u”nu anlattı. Sergide yer alan Cosimo Comidas de Carbognano’nun (Kömürciyan) iki panoramik eserine odaklanan Behar, “Meşher’deki panoramalara bakınca neredeyse beş asra yayılan bir ses yelpazesi söz konusu. İki panorama benim için çağrışım kaynağı oldu. Pera’da Ermeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen biri Carbognano. Yani İstanbul’a dışarıdan bakanların aksine İstanbul’un içinden biri… Tarihi yarımadayı çok geniş bir açıyla ele almış. Biri Galata Kulesi, diğeri Kız Kulesi yakınlarından. Yüzlerce, binlerce evin hepsi aynı şekilde çizilmiş. Bu manzaralar bana şehrin genel müzikal sound’unun da homojen olduğunu düşündürüyor. Sözünü ettiğim müzikal sound, geleneksel Osmanlı-Türk musikisi. 19. yüzyılın ortalarına, belki de daha sonrasına kadar bu musiki geleneği tıpkı resmedilen evlerin şekli şemali gibi homojen,” dedi. “Batı’dan Bakışla İstanbul” başlıklı konuşmasında Murat Belge söze, ilk çağlardan günümüze İstanbul’un yüzyıllara yayılan tarihi, değişim ve gelişimine dair genel bilgiler vererek başladı. İstanbul’un birkaç kez el değiştirmiş bir şehir olmasının, hem mimari hem de kültürel anlamda değişiklikler yaşamasına neden olduğunu anlatan Belge, şehrin mimari kökeninin Grekoromen, geometrik ve kamuya yönelik olduğunu, Osmanlı’daki yaklaşımın ise kamudan özele doğru olduğunu aktardı. “Bir şehrin tarihi -miş’li geçmiş zamanla yazılamaz” Gülsün Karamustafa da “Sosyal Medyada ‘Paylaşılan’ Eski İstanbul”u anlattı. Karamustafa, “Sosyal medyada karşımıza eski bir fotoğraf çıktığı zaman önce özlem ve nostalji oluyor. Herkes ‘Ne kadar güzelmiş o günler, keşke o günlere ışınlansam,’ diyor. Bu kaynakların sunum biçiminde aynı zamanda bir bellek oluşturma çabası da var. Ancak bu çaba akademik bir çalışma ya da kaynak arama değil. Bir -miş’li geçmiş konuşma tarzıyla İstanbul anlatma durumu var, bir şehrin tarihi -miş’li geçmiş zamanla yazılamaz. En önemli noktası da bu resimler sebil gibi kullanılıyor ve hiçbirinin nereden geldiğini, kimin olduğunu bilmiyoruz. Sadece internette akıp gidiyor. Bu durumun nereye doğru gittiği de belirsiz. Peki, bu kaynaklarda yazılan yanlışlar nedeniyle ilerisi için nasıl bir bellek oluşacak? Bir hayli dramatik,” dedi. “Panel, sergiye yeni anlamlar kazandırdı” Panelin kapanış konuşmasını sergi çalışmalarına Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergi kataloğu için kaleme aldığı “Biz ki İstanbul şehriyiz, güzelizdir” başlıklı makalesiyle katkı sağlayan Zeynep Çelik yaptı. Çelik, “Sergideki panoramalardan aldığım ilk mesaj sadece şehrin güzelliğiyle sınırlanmıştı. Halbuki serginin, İstanbul’un göz alıcı cephesi ardında dürtüklediği pek çok konu ve soru var. Bugünkü sohbetimizin formatını oluştururken amacımız belki de ilk bakışta birbirine benzeyen 100 küsur sanat eserinin bizleri nereye götüreceğini izlemekti. Farklı alanlardan gelen konuklarımızın konuşmaları birbirlerini çok güzel tanımladı, yeni pencereler açtı ve sergiye yeni anlamlar kazandırdı,” dedi. Her iki oturumda da konuşmacıların sunumlarının ardından soru-cevap bölümü düzenlendi. Sergi 26 Mayıs’a kadar görülebilecek Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar, bir kısmı ilk defa İstanbul’da sergilenen panoramik ve geniş açılı şehir temsillerini içeren gravürlerden nadir kitaplara, yağlıboya tablolardan fotoğraflara 100’ün üzerinde eseri izleyiciyle buluşturuyor. Ömer Koç Koleksiyonu’nda yer alan nadide eserlerden oluşan sergi, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan bir zaman dilimini kapsıyor. Şehre merak duyan Batılılar tarafından üretilmiş eserlerin bir araya geldiği bu seçki, şehrin zengin bir görsel kaydını oluşturuyor. Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisi, 26 Mayıs’a kadar görülebilecek. ### Genç yetenek İlayda Alkan eserleriyle dikkatleri çekiyor Genç yetenek İlayda Alkan, henüz daha 2,5 yaşındayken resim yapmaya başlamış. Büyük başarılara imza atan 20 yaşındaki Alkan, ilkokul 1. sınıfta ilk sergisine katılmış. Daha sonra lisede açmış olduğu ilk kişisel sergisi ile sanat basamaklarını tırmanmaya başlamış. Şimdilerde akrilik boya ile özgün çalışmalar yapan ve serbest stili kullanarak çalışmalarında kendi hikayelerini yansıtan genç sanatçı, hikayelerinin baş karakterleri olan "palyaço kadın" ve "erkek pandomimci" ile dikkatleri çekiyor. Kara kalem çalışmayı daha çok seven İlayda Alkan; akrilik, guaj, yağlı boya ve sulu boya çalışmaları da yapıyor. 7 karma sergiye katılan; Amerika, Yunanistan ve Bulgaristan’dan katılım sertifikları alan sanatçı, yaklaşık 1,5 sene sonra kendi kişisel sergisini açmayı düşünüyor. Akademik eğitimini sürdürdüğü Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim İş Bölümü'nü başarıyla tamamlayıp, genç sanatçılar yetiştirmeyi hedefliyor. Genç sanatçımız İlayda Alkan'a başarılarının devamını diliyoruz. ### Londra müzelerindeki 1700'e yakın eserin akıbeti bilinmiyor İngiltere'nin başkenti Londra'daki müzelerden, aralarında Kraliçe Victoria'nın portresinden 200 milyon yıllık fosile 1700'e yakın eserin çalındığı ya da kaybolduğu rapor edildi. Sky News'te yer alan habere göre; Ağustos 2023'te British Museum'daki yaklaşık 2 bin eserin çalındığı, kaybolduğu ya da zarar gördüğünün ortaya çıkmasının ardından gözler ülkede kamu kaynaklarından pay alan diğer müzelere çevrildi. Bilgi Edinme Yasası kapsamında müzeler, envanterlerinde tespit edemedikleri kayıtlı eserlerin sayısını açıkladı. Müzelerden 1700'e yakın eserin çalındığı ya da kaybolduğu belirlendi. Buna göre Ulusal Portre Galerisi, 45 eserin kayıp olduğunu belirtirken; bu eserler arasında 1869 yılına tarihlenen Kraliçe Victoria portresi, 19. yüzyıla tarihlenen Kral John'un Magna Carta'yı kabul ettiğini gösteren gravür, ressam Thomas Stothard'ın bronz heykeli ile Kraliçe Elizabeth'in bir düğün fotoğrafının negatifinin bulunduğunu duyurdu. Galeri, kayıp eserler arasında çoğunlukla fotoğraf negatiflerinin yer aldığını, bunların da dijital ortamda kopyalarının bulunduğunu açıkladı. Dünyanın en büyük sanat eserleri koleksiyonuna sahip Victoria ve Albert Müzesi, envanterindeki 180 eserin kayıp olduğunu belirtirken bunlar arasında tablolar, gölge oyunlarında kullanılan tasvirler, çizimler, kıyafetler ve bir fare kapanı olduğu bilgisini paylaştı. Müze sözcüsü, bulunamayan eserlerin çalındığı anlamına gelmediğine dikkati çekti. Sözcü, "Eser taşındıktan sonra katalog güncellenmesi yapılmamış olabilir. Güncellemenin ardından eserler çoğunlukla tespit edilir." ifadelerini kullandı. SADDAM HÜSEYİNLİ TAKVİM KAYIP Başlangıç meridyeninin bulunduğu Kraliyet Gözlem Evi ve Ulusal Deniz Müzesi gibi 4 müzeyi bünyesinde barındıran Greenwich Kraliyet Müzeleri, envanterinde bulunan 245 eserin akıbetini tespit edemedi. Greenwich Kraliyet Müzelerinden yapılan açıklamada, kayıp eserler arasında teleskoplar, gülle, haritalar, pusulalar, bir azimut halkası ve bir yasa bulunduğu ifade edildi. Açıklamada, söz konusu kayıplara bilgisayar sistemlerindeki hatalar ile yanlış bilgi girişlerinin sebep olabileceği vurgulandı. Müze, ayrıca denetimler sonucu 2008'den bu yana kayıp olduğu düşünülen 560 eserin de tespit edildiğini duyurdu. Koleksiyonunda bulundurduğu yaklaşık 80 milyon eserle aynı zamanda araştırmacıların da yoğun ilgisini çeken Doğa Tarihi Müzesi de çok sayıda fosilin kayıp olduğunu açıkladı. Müzenin açıklamasında, 200 milyon yıllık bir sürüngenin çene kemiği parçası, 180 balık kemiği ve bir timsah dişinin kaybolduğu ya da çalındığı belirtilirken, koleksiyondaki bazı kayıpların ise yanlış koruma uygulaması nedeniyle yok olduğu aktarıldı. Londra'daki Bilim Müzesi, bazı makine modellerinin, Kraliyet Askeri Müzesi ise bazı zırh ve süngülerin nerede olduğunun bilinmediğini açıkladı. İmparatorluk Savaş Müzesi, eski Irak lideri Saddam Hüseyin'e ait fotoğrafların bulunduğu bir takvim, kamuflaj çizimleri, İngiliz komutanlara ait notların da aralarında olduğu 550 eserin kayıp olduğunu duyursa da bu eserlerin maddi değerinin düşük ve seri üretimde bulunan eserler olduğu açıklamasını yaptı. BAZI ESERLER EBAY'DE SATIŞA ÇIKARILMIŞ British Museum, 16 Ağustos 2023'te yaptığı açıklamada, müze depolarındaki çok sayıda tarihi eserin çalındığını, kaybolduğunu veya zarar gördüğünü bildirmişti. Sergi amaçlı değil akademik araştırma amaçlı müzede bulundurulan eserlerden sorumlu bir kişinin işten çıkarıldığı belirtilmişti. Söz konusu personelin Akdeniz kültürleri, Helenistik dönem heykelleri ve eserleri alanında çalışan küratör Peter Higgs olduğu, kayıp eser sayısının ise yaklaşık 2 bin olduğu İngiliz medyasına yansımıştı. Bazı eserlerin yıllardır alışveriş sitesi eBay'de alıcısını beklediği ortaya çıkmış, satışa çıkarılan eserlerin müze kataloglarında fotoğrafı olmayan eserler olduğu belirtilmişti. Arkeolog Dorothy Lobel King de "Hangi eserlerin müzede olmadığını söylemek çok zor. Müze 2 yıldır kayıpları kabul etmiyor ama sadece bu yıl içinde akademik araştırma için görmeyi talep ettiğim kabartmaların hiçbirini göremedim." demişti. Skandal üzerine müzenin 8 yıllık müdürü Hartwig Fischer istifa etmişti. Çalıntı haberleri üzerine, Türkiye'nin de aralarında yer aldığı müzede eserleri bulunan ülkeler, bu eserlerin akıbetini öğrenmek ve iadesini sağlamak için harekete geçmişti. ### Decollage Art Space’te yeni yılın ilk sergisi: "Voyeur" Decollage Art Space, yeni yılın ilk sergisini çağrı yöntemiyle kendi bünyesinde oluşturduğu sanatçılarla açtı.Fransızcada görmek anlamına gelen "Voyeur" adlı karma serginin basın ön gösteriminde edindiğimiz bilgiler ve katılan sanatçıların memnuniyeti, bizleri ülkemizdeki sanatın geleceği adına umutlandırdı. GENÇLERİ PROFESYONELLERLE BULUŞTURMAK İÇİN Decollage Art Space yönetiminin, sanatçıların öne çıkmasına katkıda bulunmak adına 2023 yılının kasım ayında yaptığı “Açık Çağrı” buluşmasına 400’ün üzerinde bir katılım oldu. Çıkış amacının gençleri profesyonellerle buluşturmak gibi bir misyonu olsa da çağrı; yaş, düşünce, tarz farkı göz etmeksizin katılmak isteyen herkese açıktı. Katılan sanatçılar ve ürettikleri eserler büyük bir titizlikle incelendi ve aralarından 14 sanatçı belirlenerek serginin açılışı gerçekleşti. insan mücadelesinin evrenselliğini HATIRLATIYOR “Voyeur”ün kalbinde yalnızlık ve mahremiyete dair derin bir keşif yatıyor; bu duygular genellikle günlük hayattan gizleniyor. Sanatçılar bu duyguları cesurca açığa çıkararak, dünya ile aramızdaki güçlü duvara dokunaklı bir zıtlık sunuyor. Sanatçıların eserleri, bize insan mücadelesinin evrenselliğini ve sanatın görünen ile görünmeyen, bilinen ile saklı olan arasındaki boşluğu doldurma gücünü hatırlatıyor. Ortak insanlık ilişkileriyle bağlantı kurmaya davet ediyor “Voyeur” sadece bir gözlem değil, hepimizi birbirine bağlayan ortak insanlık ilişkileriyle bağlantı kurmaya davet ediyor. Decollage Art Space'te 4 Şubat 2024 tarihine kadar açık kalacak sergide yer alan sanatçılar ise şu şekilde: Aleyna Işıklar, Asya Hasgül, Bilal Yiğit İnal, Burcu Panahi, Elif Saltık, Funa Alkan, Hilal Çınar, İlyas Arapoğlu, Merve Kıyak, Murat Şen, Nurdan Unus, Nurhan Avcı, Özge Enginöz ve Pınar Yün. Kişisel anlatıların, toplumsal sınırların ve gözlemin karmaşık etkileşimini ele alan “Voyeur”, izleyiciyi de görünenin ardına, mahremiyetin içine bakmaya çağırıyor. Sergi, adeta ziyaretçiye görünmeyen bir pencereden başkalarının hayatlarına bir bakış hakkı tanıyan, sessiz bir izinsiz giriş eylemini çağrıştırıyor. ### Asya Alpay’ın eserleri büyük ilgi gördü Genç ressamlarımızdan Asya Alpay ’ın 5 Ocak tarihinde Galerie D’art La Visione - Pera Palace Hotel’de açtığı sergi, sanatseverlerin beğenisiyle karşılandı. "Four Seasons in Pera Palace” başlıklı sergiye, sanat çevreleri ile birlikte sanatçının yakın çevresinden de büyük bir katılım oldu. GEÇMİŞ VE GELECEK ARASINDA Sergisiyle ilgili bir açıklamada bulunan Asya Alpay; “Burada sergilenen çalışmalarımın bir bölümünde, yaratım yoluyla geçmiş ve gelecek arasında köprü kurmayı amaçladım” dedi. Sergilenen çalışmalarının Pera Palace ihtişamı ile buluşmuş olmasının kendisi için ayrı bir mutluluk ve gurur kaynağı olduğunu dile getiren Alpay, şunları söyledi: “Sergi, bu zengin geçmişi sanatın dinamikliğiyle harmanlayarak, izleyicileri benzersiz bir yolculuğa çıkardı.” 5-11 Ocak 2024 tarihleri arasında izleyicileriyle buluşan "Four Seasons in Pera Palace” sergisi, konukları yaşam döngüsü eşliğinde mevsimler arası bir yolculuğa çıkardı. ### “Ağaçlar Konuşunca” sergisi Cendere Sanat Müzesi’nde! İstanbul’un tarihi ve güncel olanı buluşturan, dinamik kültür merkezi Cendere Sanat Müzesi yeni sergisi “Ağaçlar Konuşunca” ile sanatseverlere kapılarını açıyor. Cendere Sanat Müzesi’nin bahçesinde yer alan 395 yaşındaki ulu çınarın bilgeliğinden ve kentsel müştereklerden ilham alan “Ağaçlar Konuşunca” sergisi 21 Nisan 2024 tarihine kadar ziyaretçilerini bekliyor. Cendere Sanat Müzesi, disiplinlerarası bir anlayışla günümüz sanatını merkeze alan, sanatın tüm disiplinlerine açık, kapsayıcı bir mekân olarak İstanbul’un enerjisine, kültür ve sanat yaşamına özgün ve etkileyici bir katkı sunmak üzere Ekim 2022’de kapılarını açtı. Osmanlı döneminde pompa istasyonu olarak kullanılan mekan, İstanbul’un günümüze kadar ulaşan az sayıdaki endüstriyel miras yapılarından. Bu yapının bahçesindeki 395 yaşındaki ulu çınardan ilham alan yeni sergi “Ağaçlar Konuşunca”nın küratörlüğünü Derya Yücel, Ebru Yetişkin, Esra Aliçavuşoğlu ve Marcus Graf üstleniyor.  “Ağaçlar Konuşunca” sergisi, dünyalı bir varlık olmanın temelinde birbiriyle dayanışmanın da yer aldığını ve bu dayanışmanın ise hiçbir zaman sadece insanlar arasındaki ilişkilerle sınırlı kalamayacağını iddia ediyor. Günümüzde insanlar, ağaçlar, dereler, hayvanlar, bitkiler, mineraller, kültürel miraslar ve makinaların giderek birbirine benzer kaderleri paylaştığı daha çok tartışılıyor. Donna Haraway’in ifadesiyle, bugün “yoldaş türler” giderek birbirleriyle hayati ilişkiler, anlatılar ve b(ağ)lar kuruyor. Sergi, artık bizi ve diğer türleri bir beladan ve felaketten diğerine sürüklemeyen bir müşterek düşünme ve birlikte yaşama biçimi bulmayı amaçlıyor. Çok-disiplinli bir karma sergi olan “Ağaçlar Konuşunca”, birbirinden farklı sesleri, hikayeleri ve kolektif ifade biçimlerini duyabilme ve tanıyabilme yetisini güçlendirmeye yönelik bir çağrı olarak tasarlandı. Çeşitli ve bilmediğimiz dillerle, buluntu seslerle, karşılaşmadığımız bilgilerle, spekülatif kurgularla, tanıdık olmayan yüzlerle ve tuhaflıklarla ilişki kurabilme olanaklarını çoğaltmak ve “müşterekler lehine” uzlaşmanın yollarını keşfetmek, bugün daha demokratik bir toplum arzusunun günümüzdeki yankısı olarak karşılık bekliyor. Alican Okan, Ardan Özmenoğlu, Ayşegül Karakaş, Azade Köker, Balkan Karışman, Bilal Hakan Karakaya, Burçin Başar ,Cevdet Mehmet Kösemen, Esra Özdoğan, Evren Erol, Gözde İlkin, Ilgın Seymen, İsmail Eğler, Meltem Şahin, Mert Acar, Murat Germen, Nalan Yırtmaç , Sanem Tufan, Seçil Büyükkan, Sinem Dişli, Sokak Otları (Kerem Ozan Bayraktar), Tayfun Erdoğmuş, Uğur Bişirici, Uğur Engin Deniz, Umut Erbaş ve Yusuf Aygeç’in eserlerinin yer aldığı “Ağaçlar Konuşunca” sergisi 21 Nisan 2024 tarihine kadar Cendere Sanat Müzesi’nde ziyaret edilebilir. ### Yurdagül Uğur, “Doğanın Hikayesi” ile Fular’t Sanat Evi'nde! Güzin Anbar’ın kurucusu olduğu Fular’t Sanat Evi, Yurdagül Uğur’un “Doğanın Hikayesi” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. 9 Ocak Salı akşamı düzenlenen bir kokteyl ile açılan sergi, 23 Ocak akşamına kadar ziyaret edilebilecek. NATÜRMORT ÇALIŞMALARDAN OLUŞUYOR Yurdagül Uğur’un katıldığı pek çok sayıda karma sergiye karşılık ilk kişisel sergisi olan Doğanın Hikayesi’nde, sanatçının natürmort çalışmalarından oluşan 33 parça eseri sergileniyor. ANTALYA’DA YAŞIYOR 1960 yılında Yozgat’da doğan Yurdagül Uğur, yaklaşık 25 yıldır Antalya’da yaşıyor. Resim çalışmalarını Antalya’daki atölyesinde sürdüren sanatçının Hamiyet Yakut, Celil Kemalov ve Canan Oran gibi isimlerden eğitim aldığı biliniyor. ### Decollage Art Space'te ocak ayı etkinlikleri Decollage Art Space, seneye dopdolu bir programla başlıyor. Farklı disiplinleri ortak bir çatı altında buluşturan oluşum, ocak ayında birçok etkinlikle izleyicilerin karşısına çıkmaya devam ediyor. Decollage Art Space, zengin etkinlik serisine ek olarak 11 Ocak- 4 Şubat 2024 tarihleri arasında “Voyeur” adlı karma sergiye de ev sahipliği yapıyor. Aşağıda detaylı etkinlik programını inceleyebilirsiniz: 6 Ocak Ercan Kesal ile İmza Günü 16:00-18:00 Duayen sanatçı Ercan Kesal, Decollage'da “Edebiyat Buluşmaları” kapsamında sizlerle! ''Başkalarının hayatlarına ancak bu şekilde vâkıf olabilir. Kendi acısını fark etmiş bir insan, bu tür bir acıyı deneyimleyen bir başkasını yazabilir, çekebilir, oynayabilir, gösterebilir. Çünkü insanın ilk müracaat öznesi kendisidir.'' Sizleri Ercan Kesal'ın ''Cebimdeki Ekmek Kırıntıları'' kitabının imza günü ve söyleşisine bekliyoruz. Etkinliğimiz ücretsiz olup, rezervasyon yaptırmanız gerekmektedir. 6-7 Ocak Göksin Carey ile Bireysel At Heykelciliği Atölyeleri 09:00-17:00 Decollage Art Space, sanatın özgün dokunuşunu hissetmek isteyenleri, Göksin Carey'in rehberliğinde düzenlenecek olan "Bireysel At Heykelciliği Atölyesi"ne davet ediyor. Bu özel atölyede, katılımcılar, usta heykeltraş Göksin Carey ile birlikte, kendi elleriyle bir at heykeli yaratmanın keyfini yaşama fırsatı bulacaklar. Carey'nin rehberliğindeki bu bireysel atölye, sanatın dokunuşunu ve kişisel yaratıcılığı birleştirerek katılımcıya özel bir sanat deneyimi sunacak. Melis Arslan ile Heykel Atölyeleri: 8-15-22-29 Ocak 12:00-15:00 10-17-24-31 Ocak 19:00-22:00 Temel Heykel Dersleriyle Melis Arslan, Decollage Art Space'te! Decollage Art Space, sanatseverleri heykel sanatının büyülü dünyasına davet ediyor. Ocak ayında, sanatın özgün ifadesiyle buluşmak isteyen herkes için Melis Arslan'ın önderliğinde heykel atölyeleri düzenlenecek. Temel Heykel Dersleri kapsamında, 1-2 hafta boyunca kulak, burun, dudak ve göz organlarının detaylı etütleri gerçekleştirilecek. Bu sanat yolculuğunda, 3-4 hafta süren portre kabartma çalışmalarıyla başlayacak ve katılımcılar, el, ayak ve vücut parçalarının etütleriyle devam edecekler. Heykelin derin dünyasına yapılan bu yolculuk, 7-8 hafta süren torso, kros ve antik Yunan beden formlarının etütleriyle zenginleşecek. 8-15-22-29 Ocak Maria Hamalainen ile Sıfırdan Piyanoya 19:00-20:00 20:00-21:00 Maria Hamalainen ile Sıfırdan Piyanoya Decollage Art Space'te! Maria Hamalainen'in rehberliğinde gerçekleşecek "Sıfırdan Piyanoya" atölyesi, müzik tutkunlarını piyano dünyasına adım atmaya davet ediyor. Atölye, katılımcılara müzik notalarını doğru okumanın inceliklerini öğrenme, piyano tekniğinin temel prensipleri ve ergonomisi üzerine detaylı bir yolculuk, virtüözlük becerilerini geliştirme imkânı sunacak. Maria Hamalainen, piyano parçalarını çalışmak, doğaçlama yapmak ve müzik teorisi, müzik tarihi ile analizi içeren derslerle katılımcılara kapsamlı bir müzik deneyimi yaşatacak. 8-15-22-29 Natalia Smolenenkova ile Vitray Atölyesi 19:00-22:00 Decollage Art Sapce'de Natalia Smolenenkova ile Renkli Camların Büyüsü: "Vitray Atölyesi" Decollage Art Space, ocak ayında da Natalia Smolenenkova ile vitray atölyesine ev sahipliği yapıyor. Bu dört günlük atölyede, vitray sanatının temellerini öğrenecek, kendi tasarımlarınızı hayata geçirecek ve renkli camların büyülü dünyasında bir yolculuğa çıkacaksınız. 10-17-24-31 Haluk Polat ile Mutluluk Veren Şarkılar Atölyesi 13:00-15:00 Haluk Polat'la Mutluluk Veren Şarkılar Atölyesi Decollage Art Space'te! Mutluluğun sesi nedir? Bu sorunun cevabı, her birey için farklı olabilir. Ancak, mutlulukla ilişkili kavramlar, hepimiz için ortaktır. Bu kavramlar arasında sevgi, umut, neşe, huzur, özgürlük, vb. sıcak kavramlar yer alır. Haluk Polat'ın Ocak ayı içerisinde Decollage Art Space'te düzenleyeceği “Mutluluk Veren Şarkılar Atölyesi” içinizi ısıtacak cinsten. Bu atölyede, her hafta önceden belirlenen mutluluk kavramı ve ilişkili kavramlar üzerine konuşulmak suretiyle, haftanın konusuna ilişkin şarkının öğretilmesi ve seslendirilmesi, nefes ve ritim çalışmaları yapılacak. 12 Ocak Jazz Trio 20:30 Cazın Büyüleyici Dünyasına Yolculuk: "Jazz Trio" Decollage Art Space, müzikseverleri büyüleyici bir caz deneyimine davet ediyor! Ünlü oyuncu ve müzisyen Celal Kadri Kınoğlu'nun liderliğindeki Jazz Trio, gitarda Sinan Altıparmak ve kontrbasta Baran Say ile eşsiz bir performans sergileyecek. Seçkin caz standartlarının yanı sıra, özgün yorumları ve etkileyici sahne performanslarıyla bu trio, dinleyicilere unutulmaz bir gece yaşatacak. 12 Ocak Sinem Kaya ile Resim ve Şarap: Sandro Botticelli 19:00-22:00 Tüm sanat ve şarap tutkunlarına, resim yapmak istemesine rağmen bu isteğini erteleyenlere, kendisini resim konusunda geliştirmek isteyenlere çağrı! Decollage Art Space'in Wine and Art konseptli Sinem Kaya ile Resim ve Şarap atölyesi 12 Ocak’ta. Atölyemizde Sinem Kaya eşliğinde Sandro Botticelli'nin “Venüs'ün Doğuşu” tablosu yapılacaktır. Temel resim eğitimi ile başlayarak, her katılımcıya uygun programlarla ilerleyecek atölyede, katılımcıların bireysel ihtiyaç ve eğilimlerine uygun bir biçimde çalışmalar yapılacak, Sandro Botticelli üzerine sanat eğitimi eşliğinde katılımcıların bakış açısı genişletilecektir. Atölyede iki kadeh şarap ikramımızdır. Malzemeler Decollage Art Space tarafından karşılanacaktır. 13-20 Ocak Ahsen Küçükçalık ile Suluboya Atölyesi 12:00-15:00 Ahsen Küçükçalık ile Sulu Boya Atölyesi Decollage’da! Decollage Art Space, sanatseverlere muazzam bir deneyim sunmaya hazırlanıyor! Ahsen Küçükçalık'ın rehberliğinde gerçekleşecek Suluboya Atölyesi, 13 ve 20 Ocak'ta kapılarını aralayacak. Sınırlı sayıda kontenjanla düzenlenen bu özel atölyede katılımcılar, sanatla zihinsel keşiflerini birleştirerek sulu boya tekniğini keşfedecekler. Atölye süresince, Küçükçalık'ın önderliğinde katılımcılar, tuval üzerine renkleri ve dokuları ustaca işleyerek kendi sanat eserlerini yaratacaklar. 14 Ocak Özlem Birkan ile Modern Kintsugi Atölyesi 11:00-17:00 Kintsugi, kırılmış ya da çatlamış seramiklerin “urushi” adı verilen özel bir reçine ve altın kullanılarak onarıldığı, tarihi 16. yüzyıla dek uzanan bir Japon sanatıdır. Kintsugi, her yıkımın bir son olmadığını gösteren, onarılan yerleri gizlemek yerine altın ile belirginleştirerek objenin yaşanmışlığının değerini ortaya koyan bir sanattır. Bu teknik ile onarılan obje artık eşsizdir, biriciktir. Özlem K. Birkan ile Modern Kintsugi atölyemizde kırılan objeleri onarırken Kintsugi yoluyla kişisel yıkımlarımız ve kendimizi onarma sürecimize dair de farkındalık geliştireceğiz. 15 Ocak AN Vokal ile Şarkılarla Nazım20:00 Decollage Art Space, sanatın en derin ve duygusal anlarını bir araya getirmek üzere unutulmaz bir geceye ev sahipliği yapıyor. 15 Ocak'ta gerçekleşecek olan AN Vokal'in muazzam performansında, piyanist Haluk Polat önderliğindeki ekip, Nazım Hikmet'in kelimelerini melodilere dönüştürerek izleyicilere benzersiz bir deneyim sunacak. 15-22-29 Ocak Mira Argun ile Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı Atölyesi 19:00-21:00 Uluslararası sanatçı, ödüllü projelerde imzası bulunan profesyonel fotoğrafçı ve fotoğraf eğitmeni Mira Argun’un yirmi beş yıllık deneyimlerinden sentezlediği ve mesleki sırlarla bezenen atölyesi Decollage Art Space’te! Keşfinden beri yaşamın ayrılmaz bir parçası olan fotoğraf sanatı, artık cep telefonları sayesinde sürekli yanımızda. Bloggerlar, e-ticaret yapanlar, gayrimenkul satıcıları, gezginler, yemek fotoğrafı tutkunları… Bu atölye sizler için özel hazırlandı. Atölye sonunda katılım sertifikası verilecektir. Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı-1 (Teknik Bilgiler) (120 dakika) Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı-2 (Görsel Tasarıma Giriş/Styling/Işık Yönetimi/Stilllife) (120 dakika) Akıllı Telefon Fotoğrafçılığı-3 (Doğru Fotoğraf İçin Oran, Denge, Sıradüzen, Kontrast, Gestalt) (120 dakika) 17 Ocak Cem Fırat ile Kokteyl Atölyesi 19:00-22:00 Decollage Art Space'te muhteşem bir akşam için sizi Cem Fırat ile Kokteyl Atölyesi'ne davet ediyoruz! Bu özel etkinlikte, Fırat'ın rehberliğinde 2 viski kokteyli hazırlama şansı yakalayacaksınız. Aynı zamanda kokteyllere uygun atıştırmalıkları seçerken Cem Fırat'ın önerilerinden faydalanabileceksiniz. Bir kültür olarak kabul edilen viski ile ilgili sürükleyici bir slayt sunumuyla bu içkinin sırlarını keşfedeceksiniz. 20 Ocak Işıl Yücesoy ile Zamansız Şarkılar 20:30 Işıl Yücesoy, “Zamansız Şarkılar”ıyla bir kez daha Decollage Art Space’te! Efsanevi oyuncu Işıl Yücesoy, içinizi ısıtacak şarkıları ve güzel sohbetiyle Decollage Art Space’e konuk oluyor. “İçmeden Sarhoş”tan “Ya Seninle Ya Sensiz”e, “İspanyol Meyhanesi”nden “Anlamazdın”a; Işıl Yücesoy’un şarkıları arasında anlattığı anılarıyla özel bir akşam sizleri bekliyor. 26 Ocak Aysun Toksöz ile Mozaik Atölyesi 13:00-17:00 Dünyanın en eski sanatlarından biri olan mozaik sanatının temel tekniklerini ve tarihi önemini öğreneceğimiz Aysun Toksöz ile Mozaik Atölyesi Decollage Art Space'te. Atölye çalışması sırasında eğitmenimiz Aysun Toksöz, mozaik sanatı hakkında çeşitli bilgiler vererek yaşadığımız toprağın tarihine bizleri yakınlaştıracak. Atölyemize katılmak için daha önce eğitim almanıza gerek yoktur. 31 Ocak Trio Galante 20:30 Trio Galante Decollage Art Space'te! Geçtiğimiz yıl bir araya gelen Trio Galante, flüt, viyolonsel ve piyano üçlüsü olarak müziğin büyülü dünyasını keşfetmeye davet ediyor. Ceyda Sağlam'ın flüt, Ayşem Ersoy'un viyolonsel ve Verda Karaçil Cerit'in piyano performanslarıyla Trio Galante, Decaollage Art Space'te unutulmaz bir müzik deneyimi sunmaya hazırlanıyor. Sinem Kaya ile Yağlı Boya Resim Atölyesi Her Salı: 12:00-15:00 Her Perşembe: 19:00-22:00 Decollage Art Space’te, Sinem Kaya ile resim atölyeleri devam ediyor! Atölyeye katılım için daha önce resim yapmış olmanıza gerek yok. Temel yağlıboya eğitimi ile başlayarak, her katılımcıya uygun programlarla ilerleyecek atölyede, katılımcıların bireysel ihtiyaç ve eğilimlerine uygun bir biçimde çalışmalar yapılacak, sanat tarihi eğitimiyle katılımcıların bakış açısı genişletilecektir. Atölye 4 haftadan oluşmaktadır. Malzeme listesi atölye öncesinde katılımcılarla paylaşılacaktır. Decollage Art SpaceSuadiye Mah. Müzeyyen Sokak No: 4/1 Kadıköy - İstanbul(0532) 363 09 89 - info@decollageartspace.com - www.decollageartspace.comInstagram: @decollageartspace ### “100. Yıla Mektuplar” sergisi açıldı Sanatçı Ferda Meltem Uludağ’ın “100. Yıla Mektuplar” isimli sergisi, 5 Ocak 2024 tarihinde Pinelo Sanat Galerisi’nde İstanbullu sanatseverlerle buluştu. Türk kadın seramik sanatçılarımızdan biri olan Ferda Meltem Uludağ’ın, Cumhuriyetimizin 100. yılına ithafen hazırladığı ve doğayı esas alarak detaylarında çocukluk anılarının geçtiği, ayrıca doğup büyüdüğü coğrafyanın yerel ögelerine yer verdiği seramik eserleri, açılışa katılan sanat izleyicisinin büyük beğenisini topladı. Sanatçı, kişisel sergisi hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Uzun süredir üzerinde çalıştığım bu sergiyi çağdaş Türk kadınlarına ve Cumhuriyetimizin 100. yılına ithaf ediyorum. Doğa ile olan iletişim biçimimde, kendi kişisel tarihimi oluşturan doğada geçen anılarımın yanı sıra sözcüklerinde doğanın tüm unsurlarını içinde barındıran yazıştığım mektuplarım ve doğa içerikli biriktirdiğim bir şarkı sözü, şiir vb. edebi unsurlar, eserlerimin üretilme aşamalarında en önemli esin kaynağım olmuştur. Böylelikle geçmişten günümüze biriktirildiklerimi muhafaza ettiğim zarflar, bir nevi figür ve form ilişkili seramik eserlerimin şiirsel bir ifadesidir. Eminim sanatseverler de çalışmalarımdaki detaylarda kendi hayatlarına dair bir ipucu bulacaklardır. Tüm sanatseverleri sergime bekliyorum.” Ferda Meltem Uludağ’ın "100. Yıla Mektuplar" sergisi, 21 Ocak 2024 tarihine kadar Pinelo Sanat Galerisi’nde izlenebilir. ### İzmit Körfezi'nin dip çamuru seramik objelere dönüşüyor Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü akademisyen ve öğrencileri, İzmit Körfezi'nden çıkarılan dip çamuruyla seramik objeler üretmeye başladı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ortaklığında hayata geçirilen "İzmit Körfezi Doğu Baseni Dip Çamurunun Temizlenmesi, Susuzlaştırılması ve Bertaraf Hizmeti" projesi kapsamında, körfezin doğu yakasından başlanarak dip çamuru temizliği yapılıyor. KOÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü tarafından 2 ay önce başlatılan çalışmada ise İzmit Körfezi'nden çıkarılan dip çamurundan takı ve hediyelik eşya üretiliyor. "HEDEFİMİZ SERAMİK SANATÇILARINA UYGUN ÇAMURLAR ORTAYA KOYMAK" KOÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nermin Demirkol, dip çamuruna ilişkin bilimsel çalışmalara başladıklarını söyledi. Öğrencilerin çamur ihtiyacını bildiği için sanatsal çamurlar üzerine araştırma yapmaya karar verdiğini anlatan Demirkol, İzmit Körfezi'nden çıkan dip çamurunu analiz ettikten sonra şekillendirdiğini ve sinterleme işlemi (metal ve/veya seramik tozlara termal enerji uygulanmasıyla yoğunluk kontrollü malzemeler geliştirme) gerçekleştirdiğini kaydetti. Demirkol, çamurun tek başına sanatsal çalışmalara uygun olmadığını gördüğünü, bunun üzerine dip çamurunu sanatsal çamura dönüştürmek için reçeteler hazırladığını dile getirdi. Sanatsal seramiği gösteren en büyük özelliğin "sır" denilen, yüzeyi kaplayan camsı tabaka olduğunu aktaran Demirkol, şöyle devam etti: "Sır tutma özelliğini tespit etmek istedik. Yine kendi reçetelerimden ona bir sır uyguladım. Sinterlediğimizde sır tutma özelliğinin de çok güzel olduğunu gördük. Çamur fiyatları çok arttı. Her çamurun da özelliği aynı değil. Elle şekillendirmeye uygun olan bir çamur döküme uygun olmayabiliyor, çömlekçi tornasına uygun olmayabiliyor. Dolayısıyla çömlekçi tornasında şekillendirmeye uygun olarak farklı bir reçete çalıştık. Araştırma görevlilerimizden Aykut Hızlıok da yine çömlekçi tornasında şekillendirilebilirliğini ortaya koydu. Sinterleme işleminden sonra bunun da sır tutma özelliğini ortaya koyduk." Demirkol, kendi öğrencilerinin yanı sıra güzel sanatlar fakülteleri ve seramik sanatçıları için uygun çamur ortaya koymayı hedeflediklerini belirtti. "SANATSAL OLARAK UYGUNLUĞUNU GÖSTERDİK" Dip çamurundan takı ve hediyelik eşyalar üretirken, küçülme, dayanım ve mukavemet testlerinin de devam ettiğini vurgulayan Demirkol, hedeflerinin dayanıklılığını artırarak daha büyük objeler üretmek ve daha dayanıklı çamur ortaya çıkarmak olduğunu belirtti. Porselen üretiminde ham madde olarak Ukrayna kili kullandıklarına, Rusya-Ukrayna savaşı ve maliyetler nedeniyle bunun ülkeye girişinde sıkıntı yaşandığına işaret eden Demirkol, "Türkiye'nin en büyük çevre projelerinden biri olan dip çamuru projesinin tam merkezindeyiz. Analizleri yaptığımda, kullandığımız o alüminyum silikat (kimyasal bileşik) içerikler de içerisinde var. Dolayısıyla kullandığımız temel ham maddelerimizin büyük oranını, porselen için demiyorum ama seramik için bu çamurla karşılayabiliyoruz" diye konuştu. Demirkol, yüzde 50'nin üzerinde olan dip çamuru kullanma seviyesini artırmak istediklerini dile getirerek, "Öğrencilerimiz de çok heyecanlı çünkü çamur ihtiyaçlarını karşılayabilecek büyük bir kaynak var. Bir an önce bunu bazı kullandığımız çamurlara alternatif olarak değerlendirmek istiyoruz. Biz zaten kendi sırını kendi yapan bir fakülteyiz. Kendi çamurlarımızı da kendimiz yapıp hem KOÜ'ye hem de sonrasında tüm güzel sanatlar fakültelerine katkı sağlamak istiyoruz. Dolayısıyla ülkemize de büyük katkı sağlayacağız" ifadelerini kullandı. ### Art Basel gözüyle koleksiyoncular – 2023 Uluslararası Sanat Pazarı 2023 yılını yeni uğurlamışken sanat pazarının yıllık özetini herhalde düzeltme, azaltma, ayarlama ve anlamlandıramama olarak yapabiliriz. Dünya hala Ukrayna savaşının yarattığı jeopolitik gerilimler, yüksek faiz, enflasyon ve ekonomik durgunlukla boğuşuyor; tam kontrol altına alıyorum derken ucuna İsrail-Gazze savaşının kaygıları, bir de üzerine tuz, biber, çevre sorunlarını ekleyerek, yeni bir hesap kitap ve belirsizlik dönemine giriyor. Pazarlardaki düzeltmeden kastımız, 2022 gibi büyüme patlaması yaşamış bir yıldan sonra özellikle pazarın değişik dilimlerinde fiyat ayarlamalarının, satış kanallarında geçişlerin olmasıdır. Pazarın aşağı yukarı yarısını oluşturan mezat satışlarında yılın ilk yarısında gerçekleşen yüzde18'lik düşüş, hem koleksiyoncuların direkt galeri satışlarına daha itibar göstermesi hem de genel olarak çok yüksek fiyatlı segmentte yaşanan fiyat düşüşlerinin sonucudur. Şöyle ki, 2022'deki toplam mezatların en pahalı 100 eseri 4,1 milyar doları görmüşken, bu sene bu toplam ancak 2,4 milyar doları buluyor. Bunun da en önemli sebebi, en pahalı eserlerin artık daha az pahalı olması. Yani 2022'de 100 milyon doların üzerinde 6 eser satılmışken, 2023’ te bu rakam 2 sanat eserine düşüyor. Daha da somutlaştırırsak, bu sene mezatlarda satılan 11 adet Andy Warhol tablosunun toplam değerinin (81,4 milyon dolar), 2022'de sanatçının 195 milyon dolar rekor fiyata satılan “Shot Sage Blue Marilyn" tablosunun değerinin yarısı bile etmemesidir. Diğer taraftan, "ultra çağdaş" yani 1975 yılı sonrası doğumlu sanatçılara ilgi, hem sosyal medya tıklamaları hem işlerinin birincil ve ikincil piyasalardaki değerleri açısından artmaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler kıvamındaki bu genç kuşağın Yuang Fang, Alia Ahmad, Francesca Mollet, Bibi Lei, Bill Braun, Leonard Baby gibi sanatçıları pazarın genel trendlerini biraz değiştiriyor olsa da sonuçta dünya sanat pazarı dediğimizde büyük çoğunlukta "tablo", ulta genç kuşakta soyut ağırlık kazansa da "figüratif", ultra çağdaş kadın sanatçılar kendi kategorilerinde çoğunlukta olsa da "viril"i anlamamız gerekiyor. Carlos Cruz-Diez, "Environnement Chromointerférent", Art Basel Unlimited 2023... 2023’ün en büyük kaybedeni, birincil ve ikincil piyasalardaki tepetaklak düşen satışlarıyla sanat NFT’leri. 2021’den beri en düşük seviyesine gerileyen sanat NTF’lerinin alıcıları, 40.000'den 2000 kişiye düşmüş durumda. Koleksiyoncuların portföylerinde dijital sanatın payı düşerken, yerini daha klasik mecralara, özellikle tablolara bırakıyor. Art Basel ve UBS'in 11 bölgeden 2 bin 828 yüksek gelirli, high-net-worth (HNW) koleksiyoncuyla yaptığı anket (UBS Survey of Global Collecting) de aynı şekilde, servetini bir yılda üçte bir oranında büyütüp, 221 milyar dolara ulaştıran LVMH’in sahibi Bernard Arnault istisna olsa da milyarderlerin daha az milyarder (varlıkları 2022'ye göre yüzde 12 azalarak), milyonerlerin daha az finansal varlık sahibi, sanat eserlerinin ise onların toplam varlık portföylerinde geçen seneye oranla daha az paya tamim olduğunu (yüzde 23'ten yüzde 19’a düşerek) gösteriyor. Keza 1 milyon dolar üzeri sanat eseri alan koleksiyoncuların oranı, yüzde 12'den yüzde 4'e düşüyor. Ancak 2023’te koleksiyoncuların güveni yerinde. Uluslararası sanat ticareti de canlılığını korumaya devam ediyor. Kredi faizleri yüksek olsa da alımların krediyle finanslandırılma oranları düşmüyor. Çinli koleksiyoncuların pandemi sonrası zor ama güçlü dönüşü ve Hong Kong, İngiltere ve Amerika pazarlarının dinamik yapısı, yüzde 74'ten yüzde 58'e gerileyen fuar satışlarını dengeliyor. İnsan kontağı önem kazanıp, internetten alımlar ciddi düşüşe geçerken; tatil-gezi kıvamında özellikle Fransa-Japonya galerilerine yapılan ziyaretler, (koleksiyoncuların yüzde 84'ü sanat eserlerini bizzat gidip galerilerden kendilerinin aldıklarını beyan ediyor) sanat eseri alımında deneyimleme ve fiziksel kontağın ne derece önemli olduğunu gösteriyor. Sanat pazarı ve lüks pazarının göstergeleri paralel gidiyor. Hermès, Prada, Hugo Boss, Monclair, 2023’te satışları hala bir yıl öncesine göre yüzde 25’in üzerinde artan süper markalar. Ancak genel olarak lüks pazarı büyümeleri normalleşiyor, büyük grupların hisseleri değer kaybediyor. LVMH’in yılın üçüncü çeğreği bilançosu, hisselerinin yüzde 25 düşmesine yol açıyor. Başkanı Noah Horowitz tarafından global sanat pazarındaki en önemli yıllık aktivite olarak tanımlanan Art Basel, sanat pazarında dominant bir lüks marka. İnsanların özellikle tanınmış mezat evleri ve fuarlardan alışveriş yapıyor olması, ayrıca deneyimlemeyle motivasyonun gittikçe önem kazanması, Art Basel’a da dünyanın en önemli sanat fuarı ve "marka" olmanın sınavını verdirtiyor. Öncelikle içerik geliştirici olmak, tüm fuarların artık anahtar kelimesi. Sanat fuarı, bugün Zeitgeist’i değiştirecek güçte kültürel oluşumların bir araya geldiği ticari bir etkinlik. Dolayısı ile birçok kültürel konuya, müzik, moda, tasarıma dokunması lazım. Sanat pazarındaki payı düşen fuarcılığa yeni kan, onu sanat pazarı olmaktan öte, aynı diğer lüks pazarlarında olduğu gibi müşterilerine her şeyden önce mutlak memnun kalacakları bir deneyimleme  sunma isteğinden geliyor. Tesadüf değil, en yakın rakibi New York, Londra, Los Angeles ve Seul‘de düzenlenen fuarlarıyla Frieze’in yeni sahibi, Hollywood eğlence endüstrisinin duayenlerinden Endeavor grubu, bu yatırımıyla gösteri dünyası ve sanatı birleştirmeyi hedefliyor. Bu koşullar altında 2020’deki pandemiyle beraber Art Basel, yani İsviçre kökenli MCH gurubu, 126 milyon dolar zararı da hesaba ekleyerek hisselerinin büyük kısmını medya devi Fox TV’nin varisi James Murdock'a (Loupas Systems) sattığında medya, eğlence ve şov dünyasının fuarcılığın yeni geleceği olduğunu kabullenmiş oluyor. Art Basel fuarcılığının sabıkası, yani katılım maliyetinin galeri yıllık cirolarının dörtte birine varacak pahalılıkta olması, galerilerin neyi sergileyeceklerine kadar her şeyi kontrol eder otoriter yapısı, VIP listelerindeki isimler dışında gözünün kimseyi görmemesi ve çok uzun süredir güçlü olmanın verdiği şeffaf ve eşitlikçiliğin esamesi okunmayan kendini beğenmiş tutumu bu durumda nasıl düzelir bilmiyoruz, ancak bunun şüphesiz yeni bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz. Dünyada dört fuardan oluşan Art Basel, Paris, Hong Kong ve Miami Beach'in bu seneki ortak özellikleri, pazarın barometresi olmanın bilincinde ziyaretçilerine her kapılarını açtıklarına önce bir satışların yavaşlaması, balon fiyatların patlaması, yoksa sanat hala bir ekonomik koruma yöntemi olmaya devam etmiyor mu gibi kaygılarla hop oturup hop kalkılması, sonunda ön açılış günlerinin önemli satışlarıyla bir oh çekip, bu anları pazarlarda güveni bir kez daha yenileyen zafer anlarına dönüştürmeleri. Bu sene gördüklerimiz: Art Basel - Basel: Gerçek anlamıyla fuar ve pazar barometresi Satışlar burada da genelde 1 milyon dolar seviyesi altında gerçekleşen bu seneki Frieze ve mezatlara paralel daha düşük. Alıcılar almak için daha çok zaman harcıyor ve düşünüyor, satıcılar da bir o kadar daha fazla çalışmak durumunda kalıyor. Yıllarca spekülatif sanatçılara kolayca akan para, koleksiyoncuların güvenli yatırım mavi çip sanatçıları tercih etmeleriyle yön değiştiriyor. Diğer yandan, birincil pazarda oturmuş galerilerin piyasaya sürdüğü 30 yaş kuşağı genç sanatçılarda sipariş kuyruğu var. Unutulmuş ve şimdi gündeme gelen kadın, etnik kökenli ya da kariyerinin ortalarında sanatçıların kaliteli işlerinin tekrar bulunup çıkarılması, orta fiyat segmenti pazarı büyütmeye ve geniş bir alıcı havuzu yaratmaya yarıyor. Büyük galerilerin daha da büyümesinin gerektiği bu piyasada finansman ihtiyacını karşılamak için galeri yapılarında da değişiklik var. Örneğin; Fransız galerisi Perrotin, hisselerinin yüzde 60'ını yine Fransız Colony Investment Manager emlak ve özel sermaye şirketine devrediyor. Açılışı dev ekran projeksiyonuyla Refik Anadol, iklim krizi temasını Art Basel’a taşıyarak yapıyor. Dünyada Patagonya’dan Grönland’a kadar yok olan buzulları anlattığı ve Basel tiyatrosunun ön cephesinde 3 gece boyunca sürekli gösterilen film “Glacier Dreams”in devamı, Londra’da Serpentine Gallery'de Kasım-Şubat 2024 tarihleri arasında sergilenecek. Internet ve arşivlerdeki 100 milyon görüntüyü algoritmalar sayesinde tarayan Anadol, bu çalışmasına kendi İzlanda, Grönland ve Antarktika'da çektiği resimleri de ekliyor. 4 yıl araştırma gerektiren ve yapay zeka modelleri de kullanılan bu çalışma kapsamında ayrıca, hepimizin bir eşantiyon sayesinde koklayabildiği, eriyen bir buzuldan çıkan taze su kokusunu anımsatan bir parfüm üretiliyor. Refik Anadol Refik Anadol - "Glacier Dreams" Önemli satışlar; Gerhard Richter - "Strip Tower" 2,5 milyon  dolar, Louise Bourgeois - "Spider" heykeli 22,5 milyon dolar, Philip Guston 9,5 milyon dolar, Joan Mitchel'in soyut ekpresyonist multi paneli 14 milyon dolar. Hauser & Worth’un toplam satışı 57 milyon dolar, açılıştaki toplam 245 milyon dolar satışı gerçekleştiren ise sadece 6 galeri. Kimse Aquavella standındaki bir türlü satılmayan 60 milyon dolarlık Rothko’dan ya da Landau Galeri'de geçen sene 9,9 milyon dolara alınan, ancak şimdi 25 milyon dolardan müşteri bekleyen Picasso’dan bahsetmiyordu. Gerhard Richert - "Strip Tower" Louise Bourgeois - "Spider" Art Basel esnasında her yeni kuşakta önemi bir kat daha artan Basquiat'nın çok az görülmüş 8 tablosu, Beyeler Foundation sergisinde ilk kez birbiriyle buluşuyor. Bundan 40 sene önce 1982’de yaratılmış “Modena Tabloları”, İtalyan galerist Emilio Mazzoli tarafından Modena’ya davet edilen Basqiuat‘nın, 1 hafta içinde 8 dev tual çalışması ancak para konusunda anlaşamadıklarından serginin iptali ve  tabloların birbirinden ayrı bambaşka yerlere satılmalarını anlatıyor. Sadece sigoratalanma değeri 800 milyon dolar olan bu sergiyi görmek bizler için başlı başına bir ayrıcalık. Basquiat - "Modena Tabloları" 2021 yılındaki toplam 439 milyon dolarlık satışıyla sanat pazarının süperstarı ünvanını kazanan Jean-Michel Basquiat'nın sırrı, resim ve yazıları bir araya getirme tekniğiyle tam da günümüz popüler kültürüne hitap eden, sosyal ve ekonomik adaletsizlik söyleminde aslında zamanının önünde olan tarzı. 1988’de daha sadece 27 yaşındayken aşırı doz uyuşturucu sonucu hayatını yitirse de grafitiden süperstarlığa uzanan 8 yıllık kısacık sanat hayatına sığdırdığı 3000 eserin fiyatı bugün sadece yükselişte. "Moon View", mayıs ayında Sotheby’s tarafından 10,8 milyon, "El Gran Espectacolo" (The Nile) ise Christie’s tarafından 67,1 milyon dolara satıldı. Altın yılı 1982 kabul edilen sanatçının en pahalı eseri, 110 milyon dolara ulaşan 1982’ye ait bir kurukafa tablosu. 1984’de kız arkadaşı Paige Powell ile kendini, birbirini muzla besleyen iki şempanze olarak görüntülediği ve Sevgililer Günü hediyesi olarak ona armağan ettiği, bugün değeri 6,5 milyon dolara varan tablo ise bahsedebileceğimiz en romantik eseri. Catalogue Raisonné'si olmadığı ve ilk işlerini karton, kapı, kağıt, duvar gibi dağa taşa yaptığından dolayı ölümünden sonra birçok müze skandalı ve taklide yol açan, kelli felli bir komiteyi hangi eser gerçek, hangisi sahte diye 20 yıl uğraştıran, daha o zamanlar Gagosian tarafından keşfedilse de estate’i hala babası Gerard tarafından idare edilen, Dr. Martens, Coach gibi cool markalarla genç kuşaklara taşınan, Jay-Z , Lil Nas X ve Rick Ross'un rap liriklerinde sıkça yer alan, U2, Leonardo DiCaprio, Johnny Depp gibi karizmatik koleksiyonculara sahip harika çocuk Basquiat, 20. yüzılın en önemli sanatçılarından biri olmayı bileğinin gücüyle hak ediyor. Basquiat- Portrait of Andy Warhol as a banana (Louis Vuitton Foundation) Kunstmuseum Basel ise Alman sanatçı Andrea Büttner'in 15 yılda oluşturduğu 90 işten oluşan geniş kapsamlı solo sergisini Art Basel döneminde açıyor. Doktorasını utanç teması üzerine yapan, yoksulluk, manastır varoluşçuluğu gibi konuları sıkça işleyen, felsefe ve sanat tarihi kökenli derin sanatçı, sergideki "Ekmek Tabloları" (Bread Paintings) adını verdiği gravürlerinde, göçebe sezonluk işçilerin Berlin yakınlarındaki bir hasatta başlarında takkeleriyle yere nasıl eğilip kuşkonmazları topladıklarını, bu halleriyle nasıl dilenci ya da dua eden rahipleri andırdıklarını çizimliyor. Kendisinin resim yaparak, onların ise bu şekilde çalışma mecburiyetli hayatını sorgulayan Büttner’in çalışmaları, fuarın genel şaşalı ortamında bir zıtlıklar vahası oluşturduğu gibi sanatçı buraya sadece arkadaşları ve diğer sanatçıları görmeye geldiğini ve orada sanat aramadığını söyleyerek, fuarı entellektüel snobe etmekten de geri kalmıyor. Andrea  Buttner - "Bread Paintings" (Kunstmueum Basel) Paris + par Art Basel: Sanatın ağır topu romantik Paris ve sanat şöleni 20-22 Ekim tarihlerinde ikincisi gerçekleşen Paris + par Art Basel fuarının açılışında en çok konuşulan konu, her ne kadar İngiltere, Fransa’nın iki katı büyük bir sanat pazarına sahipse de Paris’in yeni sanat merkezi ünvanını alması. Brexit sonrası gelen bu yeni kültürel canlılık, mass turizmin (özellikle "Emily in Paris" tarzı TV dizilerinin de etkisiyle) geri gelmesi ve Paris’in asla değişmeyen romantik ve dünyanın en güzel şehri olma ünvanıyla birleşince, birçok yeni galeri de şehre geliyor. Orta fiyat seviyesinde pazarın büyüdüğüne işaret: 38 sanatçıyı temsil eden İngiliz galeri Modern Art by Stuart Shave, devasa bir dairede randevu üzerine gezilen yeni bir model uygularken; dünyada 15 galeriye sahip ve 116 sanatçıyı temsil eden İsviçreli galeri Hauser & Wirth, Avenue François I’deki 800 metrekarelik galerisinin açılışını Afro-Amerikan sanatçı Henry Taylor sergisi ile yapıyor. Jerôme Poggi’nin Cente Pompidou karşısındaki 600 metrekarelik mekanı ve Place des Vosges’ta ekim ayından beri faaliyet gösteren Brezilyalı Mendes Wood da birkaç diğer örnek. Paris+ par Art Basel 2023 Sadece gelen yeni galeriler değil, bu esnada şehrin önemli özel sanat kurumları Fondation Louis Vuitton (Pace Gallery'nin sanatçısı Rothko retrospektifi), Bourse de la Commerce, Fondation Cartier ve müzeler önemli retrospektifler sergiliyor, fuar geniş bir şehir programıyla ayrıca destekleniyor. Palais d’Iena, Daniel Buren ve Michelangelo Pistoletto'nun (Galleria Continua’nın sanatçısı) sergisini; Musée d’art Moderne de la Ville de Paris, Ana Eva Bergman’ın tablolarını (Jerôme Poggi’nin sanatçısı); Institut de France, Sheila Hicks'in tekstil heykelini sergiliyor. Place Vandôme’un göbeğine oturtulan 7,6 metre boyundaki "Dalga" (Wave) isimli mega alüminyum heykel, Urs Fischer imzası taşıyor ve elde yoğrulmuş ufacık bir kil çamurun binlerce defa büyütülmesinden elde ediliyor. Eser, Gagosian tarafından 6 milyon dolara satılık. Urs Fischer - "Wave" (Place Vendôme) Genel görüş, fuardaki işlerin kalitesinin daha yüksek olduğu, daha düşünülerek sergilendikleri, dünyanın her tarafından insan çekebilmeyi başarması, bu sene ikincisi düzenlenen fuara koca bir aferin aldırtıyor. Koleksiyoncular, çünkü öncelikle araştırmacılar, yatırım yapacakları sanatçıyı önceden araştırıyorlar. Ayrıca "connoisseur"ler, en iyi sanatçıların en iyi işlerini arıyorlar. İşin finansal ve yatırım yönü de var, ancak esasında kendi zevkleri, kendilerini gerçekleştirmeleri, kendi imajları ve kendine odaklı motivasonyarı için sanat koleksiyonlarını bir araya getiriyorlar. Paris'in Basel'a oranla çok daha önemli, katmanlı, merkezi, derin ve tarihi bir kültür ve sanat merkezi olması, Art Basel’in Paris versiyonuna önemli bir “şehir” kaldıraç desteği veriyor. Koleksiyoncuların Paris’te daha çok zaman geçirmek, sanatçıların ise Paris’te mutlaka sergi açmayı istemesi gibi bileşenler dışında en büyük başarısı, günümüz insanlarının güzelliğe ve tarihi değerlere dönük kalplerine, bugünün deyimiyle “deneyimsellik” dozunu damardan veriyor olması. Geçen sene Emmanuel, bu sene Brigitte Macron tarafından ziyaret edilen, her kuşaktan sanatçının yer aldığı, son yılların en dinamik fuarından birçok stand, getirdiklerinin tamamını satarak dönerken, konu Paris olunca sponsorların, Art Basel’ın banka ve finans destekli dünyasının aksine Galeries Lafayette ve Louis Vuitton gibi moda ve lüks dünyası markaları olması da gözlerden kaçmıyor. Palais d’Iena- Pisteletto ve Buren... Art Basel Miami Beach: Eğlence, lüks, moda ve kırmızı halı 2002’de derin cepli Kuzey ve Güney Amerikalılar, aslında eğlence ve gösteri için geldikleri Miami’de hiç anlamadan kendilerini birden fuar koridorlarında hevesli bir sanat alıcısı olarak bulduklarında, Art Basel Miami Beach’in rengi ilk yılından itibaren belli oluyor. Miami’nin kültürel fenomeni, nam-ı diğer “fun fair” eğlence fuarı Art Basel Miami Beach’in en önemli özelliği; moda, lüks ve Hollywood dünyasının içeriğindeki ağırlığı. Serena Williams, Leonardo DiCaprio, Shakira gibi bu seneki açılışa katılan yıldızlar geçidi, katılınabilecek ve katılınması gereken aşağı yukarı 1000 davetin olduğu VIP günleriyle Art Basel Miami Beach, 8-10 Aralık 2023 tarihlerinde düzenlendi. LVMH'in Moore binasındaki "kültür evi", Louis Vuitton'un ünlü mimar Frank Gehry imzalı kapsül koleksiyon “Capucine” çantaları, moda ve lüks dünyasının katılımından anekdotlar. Belki de en sembolik olanı, özellikle de fuarda kolay yürüyebilmeniz için 175 dolardan satılan, Roger Federer’in de yatırımcısı olduğu ON marka spor ayakkabılarının tasarımı, limited edition beyaz-pembe sneakerlar. Art Basel’in ilk moda ürünü, sanatla tabi ki bağlantılı. Çünkü sneaker'in pembesi, şu anda New Work Highline'da sergilenen İsviçreli sanatçı Pamela Rosenkranz’ın devasa pembe ağacı. Art Basel sneakers Fuarın öne çıkan satışları, 20 milyon dolara Hauser & Wirth tarafından satılan Philip Guston’un "Painter in the Dark" tablosu. Yirminci yüzyıl Amerikan sanatının ikonlarından sayılan, şu anda Londra Tate Modern’da retrospektifi gündemde olan sanatçının kariyerinin zirvesindeyken yaptığı, gece yarısı elinde fırçaları, ressam bloku yaşayan düşünceli otoportresi, sanatçı tereddütleri, zorlukları ve ilham arayışlarını anlatan en dürüst ve alçakgönüllü sanatçı tanımlaması. Bir diğeri ise David Zwirner galerisinin 9 milyon dolara sattığı (bu vesileyle bir önceki 6,3 milyon dolarlık mezat satış rekorunu da kırdığı), Güney Afrikalı sanatçı Marlène Dumas‘nın 17. yüzyıl Hollanda stili grup portreciliğinden esinlenen, okula giden 4 genç öğrenciyle aslında kişilik karmaşalığımızı resmettiği “The Schoolboys" tablosu. Philip Guston – "Painter in the Dark" Fuarın satılmayanı ise sanatçının ailesi tarafından 45 milyon dolar satışa sunulan, Frank Stella’nin 1958’de 22 yaşındayken yaptığı siyah resim, yani kariyerinde çok önemli, dolayısıyla kendine saklamış olduğu, daha sonra yaptığı boyanmamış beyaz ve siyah şeritlerden oluşan tablolarının ilki, “Delta" isimli fuarın en pahalı tablosu. Diğer önemli satışlar; Greg Condo’nun yağlıboya tablosu "Smiling Aristocrats" 2,35 milyon dolar, Tracey Emin 1,5 milyon dolar, Axel Katz 1,4 mliyon, De Kooning 7-8 milyon dolar, Elisabeth Peyton 1,3 milyon dolar, Georg Baselitz 1,6 milyon, Robert Rauschenberg 1,7 milyon dolar şeklinde. Art Basel Miami Beach  Art Basel’in "Unlimited" bölümünün dengi "Meridiens" bölümünde, Miamili yerli ressam Reginal O’Neil’in ilk heykeli, devasa çellocu "The Cellist" göze çarpıyor New Orleans’tan aldığı ufak boy hediyelik eşyanın büyütülmüş hali, sırtını fuar alanına dönmüş, müziğini çalan bir siyah müzisyeni gösteren heykel, siyahların beyazlarla aynı haklara sahip olmadıkları Miami Beach’te çalıp, Overtown'da oturmak zorunda kaldıkları günlere gönderme yapıyor. Reginal O’Neil - "The Cellist" Ai Wei Wei’in, Rönesans sanatçısı Giorgione’nin ünlü "Uyuyan Venüs" tablosundan esinlenerek dizdiği plastik legolardan yaptığı büyük boy 860.000 dolarlık eser, klasik Rönesans ustasının güzellik anlayışıyla Lego gibi seri üretim estetiğini bir araya getiriyor (Continua Gallery). Kendinden çokca söz ettiren İngiliz Amerikalı sürrealist ressam Emma Webster’in 80-175.000 dolar arasında satılan büyük tabloları, sanal gerçeklik kullanılarak yaratılıyor. Sanatçı Oculus, Blender gibi yazılımlarla hazırladığı, bazen üç boyutlu tiyatro ışıklarıyla aydınlattığı yapay manzaraları, daha sonra tuvale tablo olarak boyuyor. Dışarının olmadığı bu öbür yerler mistik, fantazi ve rüyavari, ancak bu dünyadan da parçalar bulduğumuz dramatik bir dünya ya da bir başka dünya vizyonu yaratıyor (Perrotin). Bir tuhaf dünya Art Basel’in bilinirliği kendinden büyük, yapılan yatırımlarla marka potansiyelini gerçekleştirecek daha çok mesafe var. Ancak anketlere göre koleksiyoncular pandemi sonrasında artık daha az seyahat ediyor, yılda daha az sayıda fuara gidiyor (pandemi öncesi 5 iken şimdi 4), daha az sanat etkinliğine katılıyor (yılda toplam 41 sanat aktivitesi yerine sadece 34). Pazarlar Asya’ya bel bağlamışken, Çin seneye büyüme hedefini sadece yüzde 5 olarak veriyor. Kore, çağdaş sanat galerileri ve fuarların son zamanlarda en çok yatırım yaptığı pazarken (Frieze fuarı, Perrotin Pace, Ropac, White Cube, Whitestone galerileri); pazar büyüklüğü bu sene geçen senenin ilk yarısına oranla yüzde 68 küçülüyor. Sotheby’s Hong Kong ekim müzayedesinde birçok eser satılmadığı gibi Long Museum, Şanghay Modigliani’nin “le Portrait de Paulette Jourdain” tablosunu 2015’teki fiyatından 8 milyon dolar daha düşük, 34,8 milyon dolara satıyor. Yönünü anlamlandıramadığımız bu tuhaf gidişatta yazımızı, yine Art Basel Miami Beach’ten gelecek Venedik Bienali'nin Amerika payvonunun sanatçısı Jeffery Gibson'un büyük ebatlı, boncuk işli tablolarından 120.000 dolara satın alabileceğiniz “Love Me With All My Faults (2023)” misali tuhaflıklarına rağmen Art Basel ve sanat dünyasını sevmeye devam ederek bitiriyoruz. ### Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, 2 ayda 40 bin ziyaretçi ağırladı Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, 1940'lı yıllardan itibaren biriktirilen Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu'na ev sahipliği yapıyor. 29 Ekim'de ziyarete açılan ve sanatseverlerin ilgi gösterdiği müzeyi, 2 ayda 40 bini aşkın kişi ziyaret etti. Açıklamada müzenin giriş ücretinin 2 Ocak 2024 tarihinden itibaren yetişkin ziyaretçiler için 50 lira, öğrenci ve 65 yaş üstü ziyaretçiler için 20 lira olarak belirlendiği, uluslararası ziyaretçiler için ise yetişkin biletlerinin 100 lira, öğrenci ve 65 yaş üzeri biletlerinin de 40 lira olduğu belirtildi. Öte yandan müze; 12 yaş altı çocuklar, öğretmenleri eşliğinde ziyaret edecek okul grupları, kültür-sanat kuruluşu çalışanları, gazeteciler, gaziler, şehit ve gazilerin aileleri, engelliler ve refakatçileri gibi bir grup ziyaretçiye ücretsiz hizmet verecek. Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu'nda Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı gibi pek çok sanatçının yaklaşık 2 bin 700 eseri bulunuyor. Koleksiyonda özel bir seçkiye ev sahipliği yapan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi içerisinde 4 ve 5'inci katlarda kalıcı sergi "Türk Resmini İzlemek", 2 ve 3'üncü katlarda ise süreli sergi "İstanbul'un Resmi" yer alıyor. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, 1940'lı yıllardan itibaren biriktirilen Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu'na ev sahipliği yapıyor. 29 Ekim'de ziyarete açılan ve sanatseverlerin ilgi gösterdiği müzeyi, 2 ayda 40 bini aşkın kişi ziyaret etti. ### Bakış açısına göre şekli değişen dört boyutlu eserini 6 ayda yaptı Hat, tezhip ve minyatür sanatçısı Kübra Ünsaç, eşi benzeri olmayan, bakış açısına göre şekli değişen dört boyutlu "Anaformik Esmaül Hüsna" eserini 26 yıl önce sanata başladığı Kütahya'da ilk kez sergiledi. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nin (DPÜ) davetiyle Ahmet Yakupoğlu Müzesi'nde eserlerini sergileyen 57 yaşındaki Ünsaç, sanat hayatı süresince yaklaşık 300 eser yaptı. Bakıldığı açıya göre şekil değiştiren küp biçimindeki "Anaformik Esmaül Hüsna" eserinin en fazla beğeniyi topladığı sergi, 31 Aralık akşamına kadar ziyarete açık kalacak. Kübra Ünsaç, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduğunu, İstanbul'da Musiki Eğitim Vakfı'nın el sanatları bölümünde tezhip ve minyatür hocalığı yaptığını söyledi. Kütahya'da tanıştığı bir kanaat önderinin tavsiyesiyle 26 yıl önce bu sanata başladığını belirten Ünsaç, sözlerine şöyle devam etti: "Kütahya'da bulunmamın nedeni, bu sanata başlamama sebep olan hocam olarak kabul ettiğim kişidir. O dönem ciddi bir sağlık problemi yaşamıştım. Sanata ilgim vardı. Bu kişi, bana tezhip sanatına başlamam tavsiyesinde bulundu. Ben de bu tavsiye üzerine tezhibe başladım. Çok şükür, crohn hastalığını da yenmeyi başardım. Bu hastalığı olan insanlar genelde pek ayağa kalkamazlar, ben bu sanatın katkısıyla iyileştim." "En önemli eserim; Anaformik Esmaül Hüsna" Kübra Ünsaç, yaklaşık 300 eseri bulunduğunu ve bugüne kadar 8 kişisel sergi açtığını, yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda karma sergilerde eserlerinin sanatseverlerle buluşturulduğunu aktardı. "Anaformik Esmaül Hüsna"nın yapımına değinen Ünsaç, şu bilgileri verdi: "Son yaptığım en önemli eserim, Allah'ın 99 güzel isminin ve Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in isminin yer aldığı 'Anaformik Esma-ül Hüsna' oldu. Bu eserimin tasarlanma ve yapım aşaması 6 ay sürdü. Noktalama tekniğini de kullanarak pleksiden küp şeklinde yaptığım dört boyutlu bu eserimde, bakış açısına göre Allah, Muhammed, gül ve Es-Sabur hat yazıları görünüyor. Bu eserin eşi benzeri bulunmuyor. Benim için en önemli olan bu eseri, sanata başladığım şehir olan Kütahya'da sergiliyorum." Kübra Ünsaç, sanatını gençlere öğretmeye devam edeceğini sözlerine ekledi. ### İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin "Yeni Yıl Konserleri" başladı İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB)'un 2024 yılını kutladığı "Yeni Yıl Konserleri"nin ilki Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde sanatseverlerle buluştu. İDOB'tan yapılan açıklamaya göre, konserde dünya opera repertuvarının sevilen opera, operetlerinden bölümler ve sevilen marşlar, polkalar seslendirildi. Repertuvarda yer alan parçalar arasında"Guillaume Tell", "La Cenerentola", "Barbiere di Siviglia", "Les Pecheurs de Perles", "Rusalka", "La Fille du Regiment"in bulunduğu eserlerden aryalar dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Konserde İDOB Orkestrasının şefliğini İbrahim Yazıcı, İDOB Korosu'nun ise yönetimini Volkan Akkoç üstlendi. Konserlerde solistler, Esra Abacioğlu Akcan, Nazlı Deniz Süren,Nesrin Gönüldağ, Barbora Hitay, Burak Dabakoğlu ve Burak Kul sahne aldı. "Yeni Yıl Konserleri", bugün yine Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde, 2 Ocak 2024'de Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi'nde sahnelenecek. ### "İstanbul Tarihi Su Yapıları" fotoğraf sergisi yoğun ilgi görüyor Geçtiğimiz hafta Mecidiyeköy Sanat’ta açılan; Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin senteziyle ortaya çıkmış bir su medeniyetinin unsurları olan tarihi su yapılarının fotoğraflarının yer aldığı "İstanbul Tarihi Su Yapıları" fotoğraf sergisi, büyük ilgi görüyor. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Miras, İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) iş birliğiyle hazırlanan sergi, 12 Ocak 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. İSKİ VE İFSAK İŞ BİRLİĞİNDE İFSAK'tan yapılan açıklamaya göre, yüzyıllar boyunca farklı mimari anlayışların bir araya geldiği İstanbul'da ortaya çıkan suyun hafızası, fotoğraflar aracılığıyla bugüne taşınıyor. "İstanbul Tarihi Su Yapıları" fotoğraf sergisi, İSKİ ve İFSAK iş birliğinde 2019'da başlatılan projenin hedeflerinden biri olarak gerçekleştirildi. Proje sürecinde tarihi su yollarının unsurları olan kemerler, bentler, galeriler, teraziler, maksemler, çökeltme havuzları, sarnıçlar ve çeşmeler, İFSAK amatör sanatçıları tarafından fotoğraflandı. KENTİN KÜLTÜR MİRASINA KATKI Sergi ile ilgili projenin danışmanlığını yapan Özhan Özde, 60 amatör fotoğrafçı tarafından çekilen 10 bine yakın görsel arasından tek tek taranarak seçilen 3 bin 500 fotoğrafın projeye dahil edildiğini söyledi. İstanbul'daki tarihi su yapılarına ait fotoğrafların yer aldığı proje, İSKİ'nin bakım ve restorasyonlarını gerçekleştirdiği yapıların tanınırlığını artırmanın yanı sıra su ile sanat arasındaki bağı güçlendirmeyi de amaçlıyor. Serginin yanı sıra bir fotoğraf kitabının basımını da içeren projede, ilerleyen dönemde "Suyun Hafızası" başlıklı etkinlikler düzenlenecek. ### Decollage Art Space’te "Voyeur" Decollage Art Space, 11 Ocak-4 Şubat 2024 tarihleri arasında "Voyeur" adlı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. İzleyiciyi çeşitli sanatçılar tarafından yakalanan mahrem anlara bakmaya davet eden, özel ve kamusal alanlar arasındaki hassas çizgide gezinen multidisipliner sergi, açık çağrı sonucu seçilen sanatçıları bir araya getiriyor. Kişisel anlatıların, toplumsal sınırların ve gözlemin karmaşık etkileşimini ele alan "Voyeur", izleyiciyi de görünenin ardına, mahremiyetin içine bakmaya çağırıyor. Sergi, adeta ziyaretçiye görünmeyen bir pencereden başkalarının hayatlarına bir bakış hakkı tanıyan, sessiz bir izinsiz giriş eylemini çağrıştırıyor. İngilizceye yirminci yüzyılda Fransızca "görmek" anlamına gelen “voir”dan geçen “Voyeur” kelimesi, sergi adına ilham oluyor. Günlük yaşamın genellikle göz ardı edilen yönlerini -yalnızlık, düşünme ve savunmasızlık anlarını- tasvir eden eserler, kapalı kapılar ardında gizlediğimiz duygulardan izler taşıyor. Sergi, özel ve kamusal alanları birbirinden ayıran sınırlar üzerine bir diyalog başlatmayı amaçlıyor. ortak insanlık ilişkileriyle bağlantı kurmaya davet ediyor “Voyeur”ün kalbinde yalnızlık ve mahremiyete dair derin bir keşif yatıyor; bu duygular genellikle günlük hayattan gizleniyor. Sanatçılar bu duyguları cesurca açığa çıkararak, dünya ile aramızdaki güçlü duvara dokunaklı bir zıtlık sunuyor. Sanatçıların eserleri, bize insan mücadelesinin evrenselliğini ve sanatın görünen ile görünmeyen, bilinen ile saklı olan arasındaki boşluğu doldurma gücünü hatırlatıyor. “Voyeur” sadece bir gözlem değil, hepimizi birbirine bağlayan ortak insanlık ilişkileriyle bağlantı kurmaya davet ediyor. Sergide yer alan sanatçılar şu şekilde: Aleyna Işıklar, Asya Hasgül, Bilal Yiğit İnal, Burcu Panahi, Elif Saltık, Funa Alkan, Hilal Çınar, İlyas Arapğolu, Murat Şen, Nurdan Unus, Nurhan Avcı, Özge Enginöz, Pınar Yün. ### Ünlü müzisyen Evgeny Grinko, Zorlu PSM'de konser verdi Dünyaca ünlü piyanist Evgeny Grinko, Türkiye turnesinin son durağında Zorlu Peformans Sanatları Merkezi (PSM) Turkcell Sahnesi'nde sevenleriyle bir araya geldi. BWO Entertainment'tan yapılan açıklamaya göre, Grinko'nun konserini 2 bin kişi izledi. Evgeny Grinko, konserde YouTube'da 45 milyon kez dinlenen "Valse" bestesinin yanı sıra "Jane Maryam", "Serenade" ve "Once Upon A Time"ın arasında olduğu sevilen parçalarını yorumladı. Besteci ve piyanist kimliğinin yanı sıra konserlerinde gitar ve davul performansları da büyük ilgi gören sanatçı, 10 Aralık'ta Bostancı Gösteri Merkezi'ndeki konseriyle Türkiye turnesine başlamıştı. Usta müzisyen, Çanakkale, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adana, Mersin, Konya ve Ankara'da da konserler verdi. ### Erdil Yaşaroğlu sergisine yoğun ilgi Erdil Yaşaroğlu ’nun ikinci kişisel sergisi “Transatlantik”, geçtiğimiz akşam İstanbul’un en güzel Belle Epoque cephelerinden birine sahip Alexandre Vallaury Binası’nda ilk kez sanatseverlerle buluştu. Kültür sanat dünyasının yoğun ilgi gösterdiği serginin açılış davetine katılan isimler arasında; Alper Kul, Begüm Kütük, Gülay Afşar, Hakan Kütahya, Janset, Levent Erden, Mine Söğüt & Bahadır Baruter, Mirgün Cabas, Murat Cemcir, Murat Güloğlu, Oğul Türkkan, Özgür Mumcu, Serpil Berkan Sinan Öncel, Tamer Yılmaz, Varol Yaşaroğlu, Zeynep Soylu da vardı. Özel bir yolculuğa çıkacağınız “Transatlantik” sergisi, 25 Aralık 2023 - 30 Ocak 2024 tarihleri arasında Alexander Vallaury Binası’nda, pazartesi günleri hariç hafta içi 10.00-20.00, hafta sonu 11.00-19.00 saatleri arasında sanatseverler ile buluşmaya devam edecek.  Fotoğraflar: Barış Acarlı ### Ressam Ilgın Erdem’in “Susku” Resimleri Galeri Soyut’ta Açılışından bu yana çağdaş sanatın en yetkin ve seçkin sanatçılarını sanatseverlerle buluşturan Galeri Soyut, Ocak ayında çok özel sergilerle sanat şölenini sürdürüyor. Galerinin Ocak ayı etkinliklerinden biri de ressam Ilgın Erdem’in son yapıtlarından oluşan “Susku” adlı sergisi. Sanat yazarı İbrahim Karaoğlu’nun küratörlüğünde 5 Ocak’ta açılacak olan sergide sanatçının yirmi civarında resmi yer alacak ve sergi 23 Ocak’a kadar izlenebilecek. Adana’daki atölyesinde çalışmalarını sürdüren sanatçı Erdem; sanat fuarları, seçkin sanat çalıştayları, workshop’lar, yurtiçi ve yurtdışı sergilerinde de yapıtlarıyla yer almaktadır. Sanat yolculuğunu ve poetikasını; “Yaşadığım toplumsal süreç ve yansımaları çok etkiliyor beni. Temel izleğim kadın. Onun imgesinin dönüşümsel yapısı ilgilendiriyor beni. Kadın ögesinde kusursuzluğu aramak yerine, yaşanmışlıklara ilişkin duyguları, kapalı bir kompozisyon içerisinde betimlemek cezbedici benim için. Eserlerimin birbiriyle olan devinimsel ilişkisini, zaman kavramı içindeki etkileşimlerle yeni atmosferler oluşturmak amacım.” diyerek oluşturan Ilgın Erdem’in son sergisi bağlamında çok özel bir katalog hazırlandı. Metnini sanat yazarı İbrahim Karaoğlu’nun yazdığı katalog, Ilgın Erdem’in resimlerinden özel bir seçkiyi içeriyor. Küratör İbrahim Karaoğlu, “Susku” sergisini, “Yoğun duygular tutanağı her bir resmi, Erdem’in özel dünyasına götürüyor bizi. İnsanın sesini yitirip duyulmadığındaki duru, saf ve masum halleri onun temel izleği. Her bir suretine masumiyet katıyor: Çocukluğumuzdan uzaklaştıkça, yitirdiğimiz masumiyetimizden uzaklaşmamızı sorgulayarak. Saf ve masum an’lar toplamı bu resimler. Çizgilere, renklere derin bir duyarlıkla yön vererek kır çiçeklerinin hüznüyle betimliyor suretlerin masumiyetini. Dramatik bir yoğunlukla yüklü bu büyülü suretler; izleyicisiyle arasında kalbi bir bağ oluşturuyor. Her bir resmi metaforların, alegorilerin, sessiz duyguların yoğunluğunu taşıyor. Kimi zaman, yaşadığımız anın içinde değilmişiz gibi, başka anları yaşar ya zihnimiz; geçmiş zaman hayallerini anımsarız, birbirine karışır ya hayallerimiz. Özlemin eski tadını arayıp, bulamayız ama geçmişi de hiç unutmak istemeyiz ya… ‘Çocukluk masumiyet durumudur, unutmak ve yeniden başlamaktır.’ diyen Nietzsche’nin söylemini anımsatıyor Ilgın Erdem ve resimlerinin içinde; izleyicisini yeniden buluşturuyor kendisiyle. Zorlamalardan, yapmacıklıktan uzak, içten bir anlatımla sunuyor resimlerini. ‘Masumiyet ve mutluluk dönemi; hayatın cennetidir, kayıp cennet.’ diyen Schopenhauer'un yitik cennetini arıyor. Duru ve saf olanla masumiyet arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendiriyor. Saflığın en iyi betimlenmiş güzellik biçimi olduğunu duyumsatıyor masumiyetin. Mutlak bir saflık ve masumiyet anlarını yansıtan resimlerinde; en çok çiçeklere büründürüyor suretleri. Çiçekler aşkı, sadakati, güzelliği sembolize eder; çağrıştırır. Bu çağrışımların duygusal derinliği, masumiyeti daha bir çoğaltarak ekliyor saflığın gizemine. Ve bir zaman duygusu da katıyor çiçekler… Nefes kesen susku dolu yüzler, sessizliğin tonal görüntülerini çağrıştırıyor Ilgın Erdem’in resimlerinde. İçimizdeki sessizliğin uğultusuyla buluşturuyor. Ve sessizliğin senfonisi oluyor, susku.” diye tanımlıyor. ### Gizemli sokak sanatçısı Banksy'nin Londra'daki yeni eseri çalındı Dünyanın farklı bölgelerinde duvarlara kendine has resimler çizen gizemli sokak sanatçısı Banksy 'nin Londra'daki caddeye konulan yeni eseri çalındı. Son dönemde Ukrayna'nın Borodyanka kentinde ortaya çıkan duvar resimleriyle gündeme gelen gizemli sokak sanatçısı Banksy, Londra’nın güneyinde bulunan bir caddeye yaptığı eseri bıraktı. Yeni eserini sosyal medya hesabından duyuran Banksy’nin son çiziminde, İngilizce “Dur” anlamına gelen “STOP” yazılı trafik levhasının üzerinde üç adet insansız hava aracı benzeri uçak görülüyor. Reuters'ta yer alan habere göre gizemli sanatçının eseri, yerine koyulduktan sadece birkaç saat sonra çalındı. Eserin bulunduğu caddeye gelen iki kişinin, ellerindeki aletlerle Banksy’nin son çalışmasını çaldığı görüldü. ### Paris'te "Filistin'in Dünyaya Katkıları" Sergisi Fransa'nın başkenti Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nün (IMA) 31 Mayıs'tan bu yana ev sahipliği yaptığı "Filistin'in Dünyaya Katkıları" başlıklı sergide çok sayıda Filistin ve özellikle Gazze'ye ilişkin fotoğraf, heykel ve kolaj çalışmaları yer alıyor. Fransa'nın başkenti Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü (IMA), 31 Mayıs'tan bu yana "Filistin'in Dünyaya Katkıları" başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergide çok sayıda Filistin ve özellikle Gazze'ye ilişkin fotoğraf, heykel ve kolaj çalışmaları yer alıyor. Sergi bünyesinde Gazzeli sanatçıların günlük hayatlarını aktaran resimlerin yanı sıra fotokrom ismi verilen özel bir renklendirme tekniğiyle elde edilen 19. yüzyıla ait resimler de sergileniyor. ### Gülseren Südor, "Zamanlar ve Katmanlar Arasında" ile Metrohan’da! Metrohan, “Gülseren Südor: Zamanlar ve Katmanlar Arasında” retrospektif sergisi ile İBB’nin Cumhuriyet’in öncü kadın ressamlarının ele alınacağı seri sergilerin ikincisine ev sahipliği yapıyor. Südor’un 60 yıllık sanat hayatında bireysel ve toplumsal tanıklıklarına dayanan sergi, 21 Aralık 2023 - 18 Şubat 2024 tarihleri arasında Metrohan’da sanatseverlerle buluşuyor. İBB'nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı kapsamında Türk resim sanatının öncü kadın sanatçılarının eserlerine yer veren sergi serilerinin ikincisi olan “Gülseren Südor: Zamanlar ve Katmanlar Arasında” retrospektif sergisi, Metrohan’da ziyarete açıldı. Türk resim sanatının önemli kadın ressamlarından Südor’un 60 yıllık sanat hayatında bireysel ve toplumsal tanıklıklarına dayanan “Gülseren Südor: Zamanlar ve Katmanlar Arasında” retrospektif sergisi, 21 Aralık 2023 - 18 Şubat 2024 tarihleri arasında Metrohan’da yer alıyor. 7 TARİHSEL DÖNEME AYRILIYOR Telga Südor Mendi küratörlüğünde hazırlanan sergi kapsamında Gülseren Südor ’un kişisel, özel koleksiyonlarda yer alan 170’e yakın eseri izleyiciye sunuluyor. Küratöryel kurguda sergi toplam 7 tarihsel döneme ayrılıyor: “1965-1970: Sanatta Yolunu Bulmak İçin Araştırma Dönemi, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Öğrencilik Yılları ve Bireysel Tarihin İlk 25 Yılı”, “1970-1975: Bir Kadın, Bir Anne, Bir Sanatçı Olarak Kendini İtalya’da Aramak, Var Etmek”, “1975-1982: İtalya’dan Dönüş, Bireysel Katmanlardan Kadın Olmayı Soyup Çıkartmak ve Topluma Karşı Adeta Bir Manifesto Haline Getirmek”, “1982-1990: Varoluşun ve Kadınlığın Kutsanması, Yakın Tarihin Gölgesinde Bir Kendini Bulma Hikayesi”, “1990-2001: Sanattaki Yolunu Bulmuş, Olgunluğunun Başlangıcında Bir Sanatçı”, “2001-2015: Sanat Yolculuğunda İç ve Çekirdek Dünyaya Bakmak” ve “2015-2023: Sırça Kulede Yalınlaşma”. tamamen kendine özgü dönemsel eserleriyle dikkat çekiyor 60 yıllık sanat hayatında Cumhuriyetin 60 yıllık gelişimine de tanıklık etmiş Gülseren Südor, zamanın getirdikleri ve bireysel katmanlarını işliyor, bugün hala işlemeye devam ediyor. Südor, aynı zamanda eserlerinde kadınlık, kadın olma ve dönüşen kadınlık rollerine üzerine düşünüyor ve üretiyor. Son dönemlerinde yağlı boyanın yanında esas tutkusu olan tarama eserlere ağırlık veren Gülseren Südor, sanat yolculuğunda tamamen kendine özgü dönemsel eserleriyle dikkat çekiyor. Aile koleksiyonu başta olmak üzere özel koleksiyonlarda yer alan orijinal eserlerden oluşan kapsamlı bir seçki ile hazırlanan “Gülseren Südor: Zamanlar ve Katmanlar Arasında” retrospektif sergisi, 18 Şubat 2024 tarihine kadar pazartesi günleri hariç her gün Metrohan’da ziyaretçilerini bekliyor. ### "Aquaman ve Kayıp Krallık", usta oyuncu kadrosuyla beyaz perdeye geliyor Sinema salonlarında bu hafta 5'i yerli toplam 8 film vizyona girecek. Haftanın aksiyon filmlerinden "Aquaman ve Kayıp Krallık", Aquaman'in intikam arayışı içindeki Black Manta ile savaşını beyaz perdeye taşıyacak. James Wan'ın yönetmenliğini üstlendiği filmde başrolleri Jason Momoa, Patrick Wilson ve Amber Heard paylaştı. "Aquaman ve Kayıp Krallık", güçlü düşmanını yenmek isteyen Aquaman'ın, Atlantis'in eski Kralı, hapisteki üvey kardeşi Orm ile ittifak kurmasını ve iki kardeşin krallıklarını koruyup, dünyayı büyük bir yıkımdan kurtarmak için anlaşmazlıklarını bir kenara bırakmalarını işliyor. "KADINLARA MAHSUS" Yönetmen koltuğunda Serdar Akar'ın oturduğu, senaryosunu Nergis Otluoğlu Akoğlu'nun kaleme aldığı "Kadınlara Mahsus", kişisel dönüşüm kampında bir araya gelen 8 kadının hikayesini odağına alıyor. Yapımın oyuncu kadrosunda Melisa Aslı Pamuk, Ceyda Düvenci, Aslı Tandoğan, Müjde Uzman, Şebnem Sönmez, Elifcan Ongurlar, Başak Parlak, Merve Çağıran, Cemre Cansaatçi, Yurdaer Okur ve Ertan Saban yer aldı. Film, hayatlarındaki erkeklerle ilişkilerinde sorunlar yaşayan, artık kendilerini büyük bir çıkmazda hisseden birbirini tanımayan 8 kadının, kadınlara mahsus bir kampta bir araya gelmesi sonucu yaşadıklarını ele alıyor. "FERRARİ" Lüks spor otomobil şirketi Ferrari'nin kurucusu Enzo Ferrari'nin hikayesinin anlatıldığı "Ferrari", 1957'de Ferrari'nin Mille Miglia yarışına katıldığı dönemi konu ediniyor. Michael Mann'ın yönettiği filmin başrollerinde Adam Driver, Penelope Cruz ve Shailene Woodley rol aldı. Filmin konusu özetle şöyle: "Enzo Ferrari'nin, eşi Laura ile sıfırdan inşa ettiği şirketi 1957 yılında iflasla karşı karşıyadır. Ferrari, bir yandan iflas sorunuyla uğraşırken, bir yandan da fırtınalı bir evlilik, bir oğullarının yası ve diğerinin tanınmasıyla mücadele eder. Hayatının bu zorlu sürecinde Enzo Ferrari, kayıplarını karşılamak amacıyla, ikonik yarış Mille Miglia'ya katılmaya karar verir." "CENAZEMİZE HOŞ GELDİNİZ" Neslihan Yeşilyurt yönetmenliğinde vizyona giren yerli komedi filmi "Cenazemize Hoş Geldiniz", nişan günlerinde kendilerini akla gelmeyecek olayların içinde bulan bir çiftin hikayesini anlatıyor. "SAĞ SALİM 3: ÖLÜ YA DA DİRİ" Haftanın bir diğer komedi filmi "Sağ Salim 3: Ölü ya da Diri", hayatına birini almaya hazırlanan bir adamın bu süreçte yaşadığı maceraları işliyor. Toygan Avanoğlu, Hüseyin Avni Danyal ve Pelin Orhuner'in başrollerini paylaştığı filmin yönetmenliğini Ersoy Güler üstlendi. "ANİDEN" Melisa Önel'in yönetmen koltuğuna oturduğu "Aniden", 40 yaşında, bir anda koku duyusunu kaybeden bir kadının tekrardan kendini bulabilmek için bir anda ortadan kaybolmasını anlatıyor. Filmde başrolleri Defne Kayalar, Öner Erkan ve Şerif Erol paylaştı. "ORMAN ÇETESİ: DÜNYA TURU" Animasyon tutkunlarının ve çocukların ilgisini çekecek "Orman Çetesi: Dünya Turu", büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan ormanı korumak için harekete geçen Orman Çetesi'nin maceralarını konu ediyor. "DEJAR: CİN VAHŞETİ" Raziye Sultan'ın yönettiği yerli korku filmi "Dejar: Cin Vahşeti", büyü ve cinlerin lanetiyle boğuşan bir ailenin yaşadığı olayları aktarıyor. ### Sevgi Ülünçer’den "Sevginin Solmayan Yaprakları" Sanatçı Sevgi Ülünçer, “Sevginin Solmayan Yaprakları” başlıklı dördüncü kişisel sergisini anlamlı bir hareket ile taçlandırarak sanatseverlerin beğenisine sundu. Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde 19 Aralık Salı günü açılan sergi, büyük ilgiyle karşılandı. GELİRİ EĞİTİMDE GÖRME ENGELLİLER DERNEĞİ'NE... Altıntepe Lions ve Heybeliada Lions kulüpleri aracılığı ile gerçekleşen serginin tüm gelirinin, Eğitimde Görme Engelliler Derneği’ne bağışlanacağı açıklandı. Lions kulüplerinin yöneticileri tarafından yapılan açıklamada, Türkiye genelinde notalara erişemeyen görme engelli konservatuar öğrencilerinin, bu bağışların katkılarıyla basılacak özel kitap ile notalara erişim imkanı bulabileceği belirtildi. “Sevginin Solmayan Yaprakları” sergisi, 25 Aralık Pazartesi akşamına kadar ziyaret edilebilecek. KATKIDA BULUNANLAR: Tüm el emeğini bağış yapan sanatçı Sevgi Ülünçer, Altıntepe Lions Kulübü Başkanı Yeşim Tatar ve kulüp üyeleri, Heybeliada Lions Kulübü Başkanı Hülya Güveli ve kulüp üyeleri, Lions 118-Y İstanbul Anadolu Yakası Yönetim Çevresi Federasyonu Görme Engelliler Komite Başkanı Benan Akalın, Lions 118-Y Geçmiş Dönem Genel Yönetmeni İnci Otman ve kulüp üyeleri, Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, ÜNSPED Spor Kulübü Başkanı Semra Demirer, EGED üye ve müzisyenleri, Leo gençleri. Oğulcan Tatar, Birsu Tatar, Sevgi Ülünçer ve Yeşim Tatar… ### Buçukoğlu’ndan “Çağrışımlar Evreni” sergisi Galeri FE, Seyit Mehmet Buçukoğlu ’nun 24. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının "Çağrışımlar Evreni" başlıklı sergisinde yer alan eserlerindeki formlar, biçimler, tasarımlar ve kavramlar gibi bilinç içeriklerinin birbirine bağlanmasındaki gizli anlatımın, insanın bilgi edinme süreci gibi duyumlarla kavrandığı ifade ediliyor. GEÇMİŞ İLE GÜNÜMÜZ ARASINDA KÖLTÜREL KÖPRÜLER Serginin tanıtım bülteninde şu ifadeler yer alıyor: “Duyum deneyimlerinin sağladığı malzemeyi işleyen soyut düşünmeye doğru yükselir, masalsı ve mistik zenginlikleri beraberinde taşır. Selçuklu, Bizans ve Osmanlı kaynaklarıyla buluşur ve lirik bir tada ulaşır. Bu bağlamda sanatçının yapıtları, hem köklü geçmişimizden yansımalar taşır hem de izleyicinin gördüğünü anlamlı hâle dönüştürme kaygısına karşı bir duruş sergileyerek, Doğu-Batı senteziyle hayal gücünü devreye sokar ve hareketini sürdürür. Çok dilli, çok renkli, çok sesli yapılarıyla kültürel olarak geçmiş ile günümüz arasında köprüler kurar. MERAK UYANDIRICI BİR ETKİ Seyit Mehmet Buçukoğlu, sanatına davet ettiği izleyicilerin önce hayal güçlerini devreye sokar, sonra oluşturduğu çağrışımlar evreninde onları düş ile düşünsel arasında gezintiye çıkarıp, farklı bir kapı aralatır. Bu da yeni yolculuklara çıkmaya istekli izleyiciler için merak uyandırıcı bir etkiye sahne olur. Sergi, 21 Aralık 2023-13 Ocak 2024 tarihleri arasında, pazar ve pazartesi günleri hariç 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir." ### Çatalhöyük sanatçılara ilham oluyor Atatürk Kültür Merkezi, sanat ve kültürün her alanını kapsayan seçkin etkinliklere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. ‘Belleğin İzi: Neolitik Kent Çatalhöyük Sergisi, 7 Ocak’a kadar ziyaretçilerini bekliyor. 20 Aralık’ta resmi açılışı gerçekleşen ve ardından bir panelle tanıtılan sergi, üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişini kendi özgün diliyle AKM Galeri’ye taşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesinin katkıları ile Anadolu Üniversitesi, Çatalhöyük Neolitik Kenti ve Çatalhöyük Tanıtım ve Karşılama Merkezince hazırlanan ‘Belleğin İzi: Neolitik Kent Çatalhöyük’ sergisi, AKM Galeri’de İstanbullularla buluşuyor. 23 sanatçının Çatalhöyük üzerine kazı başkanlığının verdiği bilgileri yorumlayarak yarattığı resim, heykel, seramik, ahşap baskı, cam altı çalışması ve video enstalasyon alanlarında 40’a yakın eserden oluşan sergi, küratör Siret Uyanık ve Çatalhöyük Kazı Başkanı Doç. Dr. Ali Umut Türkcan tarafından hayata geçirildi. Konya Valisi Vahdettin Özcan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, sergi küratörü Siret Uyanık, Çatalhöyük Kazı Başkanı Doç. Dr. Ali Umut Türkcan ve eserleri sergilenen sanatçıların katılımıyla 20 Aralık günü gerçekleştirilen resmi açılışta, konuklar sergiyi gezerken, eserler hakkında da sanatçılardan bilgi aldılar. Resmi açılışın ardından, AKM Kütüphanede, uzman arkeolog Nezih Başgelen moderatörlüğünde, Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, Dr. Bülent Gönültaş, Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, Dr. Coşkun Bilgi ve küratör Siret Uyanık’ın katılımıyla ‘Çatalhöyük Arkeolojisi ve Sanata Yansıması’ temalı panel gerçekleştirildi. İzleyicilerin yoğun ilgiyle karşıladığı panelde, konuşmacılar Çatalhöyük’ün ve kültürel mirasın önemine, Mustafa Kemal Atatürk’ün arkeolojiye verdiği öneme ve bu alandaki büyük katkısına vurgu yaptılar. Kazı Başkanı Doç. Dr. Türkcan “Bundan 60 sene önce Çatalhöyük ilk kazıldığında dünya tarihinin en önemli arkeolojik keşiflerinden biriydi. Dünyanın en büyük kenti, ilk kenti, dünyanın ilk duvar resimleri, ilk inanç yapıları gibi dünyanın ilklerine sahip bir yer, ” dedi.  Serginin küratörü Siret Uyanık ise Çatalhöyük’ü zengin sembollere sahip bir yaşam alanı olarak yorumladı ve sembollerin o dönemin yaşam tarzıyla ilgili ilginç verilere ışık tuttuğunun altını çizdi. Çatalhöyük’ün sanatçılara ilham kaynağı olduğunu ve bugünün yorumuyla geçmişle buluşan özgün eserler ortaya koyduğunu ifade etti. ÇATALHÖYÜK 23 SANATÇIYA İLHAM OLDU 40’A YAKIN ESER ORTAYA ÇIKTI   UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan, geçmişi M.Ö. 7400’e dayanan Çatalhöyük, insanlığın gelişiminde önemli bir evre olan yerleşik toplumsal hayata geçişle birlikte, tarımın başlangıcı ve avcılık gibi önemli sosyal değişim ve gelişmelere tanıklık eden ve dünya tarihi açısından büyük önem taşıyan bir neolitik dönem antik kenti. Bu tarih öncesinin simge yerleşimi başta yüzlerce soyut, figüratif kompozisyonlardan kentin kendi planına kadar örnekleri ile duvar resim sanatı, tasvir sanatıyla bugünün sanatçılarına ilham vermeye devam ediyor. Bu anlatımları açığa çıkarmanın, onları dinleyenlerle ve izleyenlerle buluşturmanın çağımızın sorumluluğu olduğu bilinciyle yola çıkan ‘Belleğin İzi: Neolitik Kent Çatalhöyük’ sergisi ile Türkiye'nin zengin arkeolojik mirası çağdaş sanatla birleştirilerek, geçmişin izleri modern bir perspektifle sunuluyor.  Ayhan Yılmaz, Aykut Öz, Ayşe Sezer, Bünyamin Özgültekin, Cenk Mısırlıoğlu, Ekrem Kahraman, Elif Aydoğdu Ağatekin, Habip Aydoğdu, Halil Akdeniz, Hasan Kıran, Hasan Pekmezci, İlham Enveroğlu, Mehmet Ali Doğan, Meliha Yılmaz, Mutlu Başkaya, Mutluhan Taş, Nadire Şule Atılgan, Onur Hastürk, Rıdvan Coşkun, Ruşen Polat, Serap Ünal, Siret Uyanık ve Tuba Merdeşe’den oluşan sanatçıların, yaşadığımız coğrafyanın, Çatalhöyük'ün zengin geçmişini yorumlayarak ürettikleri eserlerden oluşan bu özel sergi ziyaretçilere benzersiz bir keşif deneyimi sunuyor. 07 Ocak 2024 Pazar gününe kadar salıdan pazara saat 10:00 ile 21:00 arasında ziyarete açık olacak serginin uluslararası platformlara da taşınması planlanıyor. ### Cadde 160’ta Mahmut Karatoprak Sergisi Cadde 160, Mahmut Karatoprak ’ın “Sır/Secret” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Serap Atala’nın küratörlüğünü yaptığı sergi, 23 Aralık 2023-27 Ocak 2024 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Serginin açılması kararından hazırlanmasına kadar geçen yolda Karatoprak’ın eserlerini inceleyen Atala, onu aşağıdaki sözlerle anlatmaya çalışmış: "Şiirin gizemi ezgidedir diyor Aragon… Mahmut Karatoprak’ın eserlerindeki bu ezgiyi duyumsamak ve geçmiş ile gelecek arasında bağ kurabilmek için 'modernden çağdaşa' uzanan bu eserleri doğru okumak gerekir. Karatoprak’ın üretiminin çeşitliliğini ve derinliğini görebileceğimiz bu sergide sanatçının resim dilini, ilham kaynaklarını, farklı medyumları kullanımındaki ustalığını detaylı bir biçimde kavramak mümkün olacaktır. Sanatçının resmindeki kadınlar 'sessiz ve hüzünlü' gibi görünse de aslında yaşam karşısında dimdik duran, direnen, detayları fark eden, en çok da kırmızı elbiseleriyle 'sessiz çığlık' atan kadınlardır. İlhan Berk’in 'Yoldan Geçen Biri' şiirinde şu dizeye rastlıyoruz: Bir şiirden düşmüş olmalı bunlar Böyle diyordu yoldan geçen biri. Bu sergiyle bağdaştıracak olursak, şair sanki Mahmut Karatoprak eserlerini görerek ve adeta sanatçının eserlerindeki sır dolu lirik bir şiirin müziğini duyumsayarak, yine kendi şiirinde bu metaforu kullanmış olmalıdır diyebilir miyiz? Eserlerinde kullandığı sıradan özneler, nesneler, imgeler, somut biçimlere dönüşür Karatoprak’ın sanatında. Bu biçimler ve resmettiği özneler ise çağdaş bir ikon anlayışıyla geleceğe doğru sihirli, sır dolu bir yolculuğa çıkartırlar izleyiciyi." Cadde 160, Mahmut Karatoprak ’ın “Sır/Secret” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Serap Atala’nın küratörlüğünü yaptığı sergi, 23 Aralık 2023-27 Ocak 2024 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. ### Galeri İdil iki çok yönlü sanatçının sergisine ev sahipliği yapıyor Yaşamın sanatla daha yaşanabilir, daha renkli olduğunu savunan İdil Yılmaz’ın kurduğu Galeri İdil, iki çok yönlü sanatçı Ege Aydan ve Gafur Uzuner’in birlikte açtıkları sergiye ev sahipliği yapıyor. 16 Aralık Cumartesi günü düzenlenen harika bir kokteyl ile açılışı yapılan sergiye, çoğunluğu sanat çevrelerinden olmak üzere çok sayıda davetli katıldı. Bir ay sürecek sergiyle ilgili bir açıklamada bulunan Galeri İdil Kurucusu İdil Yılmaz; “Hayat sanatla güzel, hele ki binbir yetenekle dolu iki çok yönlü sanatçı, iki güzel insan birlikte bir sergi açarsa, tadına doyulmuyor. Sergiye hazırlanırken bunun farkına vardım” dedi. Ege Aydan’ın konservatuar mezunu, çok kıymetli tiyatrocularımızdan operacı Sevda Aydan ve İlhan Adnan Aydan’ın oğlu, milli basketbolcularımızdan, gururumuz Efe Aydan’ın kardeşi olduğunu hatırlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: AVRUPA'NIN İLK 10 RESSAMI ARASINDA... “Onun sanat yolculuğu tiyatroyla başladı. Çeşitli oyunlar sahneleyerek Devlet Tiyatroları'nda yönetmenlik görevine, seslendirmelere ve dizi oyunlarına halen devam etmekte. Tüm bunların yanında küçüklüğünden gelen diğer yetenekleri arasındaki resim sevdasını da ihmal etmeyerek 1982’den itibaren sergiler açıp, Avrupa’nın ilk 10 ressamı arasına giren çok değerli sanatçımız, aynı zamanda mükemmel bir eş ve baba...” "Sanat sizlerle çok özel ve çok güzel" Gafur Uzuner’in ise Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü mezunu olduğunu, Altındağ Halk Eğitim Merkezi'nde uygulamalı dört senelik tiyatro eğitiminden sonra profesyonel tiyatro hayatına başladığını hatırlatan İdil Yılmaz, şunları ifade etti: "Tiyatroculuğu, dizi oyunları, belgeseller derken resimi de ihmal etmeyen çok kıymetli sanatçımız, eserlerinde cesurca kullandığı kırmızısı, detaylardaki çarpıcılığı, konu bütünlüğü ile tüm dikkatleri başarı ile çekmektedir. Onlar için söyleyeceğim tek şey; 'Yıldızınız daima parlasın güzel dostlar, güzel insanlar. Sanat sizlerle çok özel ve çok güzel..." Ege Aydan ve Mustafa Günen... İdil Yılmaz, Gaffur Uzuner ve Kudret Uzuner... ### İstanbul'da mülk satın almak için doğru mahalle nasıl seçilir? İstanbul aynı anda 2 kıtada bulunan tek şehirdir. Metropolün Avrupa ve Asya kısımları İstanbul Boğazı tarafından bölünmüştür. Bu on beş milyonluk metropol, en çok ziyaret edilen ilk 20 şehirden biridir. Ancak İstanbul'un 39 ilçesinin (ilce) her biri yatırım için uygun değildir. Semt seçimi bireysel tercihlerinize ve ihtiyaçlarınıza bağlıdır.  Seçim faktörleri: Ulaşım erişilebilirliği: Özellikle günlük olarak şehir içinde dolaşmanız gerekiyorsa, toplu taşıma araçlarına yakınlığa dikkat edin. Güçlü bir metro, otobüs ve feribot ağına sahip mahalleler kolay erişilebilirlik sunar. Altyapı: Mahalledeki okulları, sağlık merkezlerini, mağazaları ve diğer gerekli tesisleri kontrol edin. İyi altyapıya yakınlık yaşam konforunu artırır. İstanbul'da yatırım ve yaşam için en iyi semtler Beyoğlu (Beyoğlu) Beyoğlu, İstanbul'un en güzel semtlerinden biridir. Tarihi atmosferi modern yaşamla birleştirir. Birçok tarihi binanın yanı sıra popüler restoranlar, kafeler ve mağazalar bulunmaktadır. Hem turistlerin hem de yerli halkın ilgisini çeken semt, konaklama işletmeleri için ideal bir konumdadır. Bu İstanbul mülkü https://myestateinvest.com/stambul/ istikrarlı bir gelir getirecektir.  Kadıköy Kadıköy her zaman en popüler semtlerden biri olmuştur. İstanbul'un Anadolu yakasındaki bu pitoresk semt, Marmara Denizi kıyısında yer almaktadır. Deniz ve şehir manzarası nefes kesicidir. Rahat bir atmosfer, çok sayıda park ve yeşil alan, düzenli vapur ulaşımı - tüm bunlar Kadıköy hakkında. Yaşamak veya bir ev satın almak ve daha sonra uzun vadeli olarak kiralamak için ideal bir yer. Beşiktaş (Beşiktaş) Beşiktaş üniversitelere, iş merkezlerine ve kültürel tesislere ev sahipliği yapmaktadır. Bu bölge emlak yatırımı için idealdir. Burada düzenli olarak eğlence etkinlikleri düzenlenmektedir ve bu da burayı öğrenciler, sanatçılar ve girişimciler arasında popüler hale getirmektedir. Şişli (Şişli) Şişli semti, İstanbul'un en trend ve en ilgi çekici bölgelerinden biridir. Burada lüks alışveriş, üst düzey restoranlar ve kültürel etkinlikler bulabilirsiniz. Şişli ayrıca şık dairelerden tarihi konaklara kadar çeşitli emlak seçenekleri sunmaktadır.  Leyton (Levent) Leyton, çok sayıda ofis binası, iş merkezi ve üst düzey restoranın bulunduğu bir iş bölgesidir. Bölge, uluslararası profesyonellerin ve iş insanlarının ilgisini çekmektedir, bu da burayı ev kiralamak ve hizmet sektöründe iş kurmak için harika bir yer haline getirmektedir. Hedeflerinize ve ilgi alanlarınıza bağlı olarak, burada kolayca bir daire, apartman dairesi, villa veya ticari mülk bulabilirsiniz. İstanbul'da emlak yatırımı yapmak, dikkatlice planlanır ve dikkate alınırsa kazançlı bir deneyim olabilir. ### Azerbaycan mutfağı ile büyüleyici bir lezzet yolculuğu Tarihi İpek Yolu üzerinde kültürlerin buluşma noktasında yer alan Azerbaycan mutfağı, büyüleyici geçmişinden ilham alıyor. Hayli değerli olan bölgesel yemek gelenekleri ziyaretçilerle paylaşılırken, bu gelenekler farklı coğrafyalarda lezzet dolu bir yolculuğa ilham veriyor. Azerbaycan mutfağında pilav ve dolma, ülkenin mutfak zenginliğini ve halkının sanatını sergileyen klasikler lezzetler arasında yer alıyor. Geleneksel olarak üzüm yapraklarından yapılan, çeşitli et ve az miktarda pirinç dolgularıyla doldurulan, zenginleştirilmiş bir yemek olan dolma ile başlayalım. Dolmada kullanılan malzemeler bölgeden bölgeye değişiyor ve mevsimin lezzetlerine göre farklılaşıyor. Pirinç ve yeşilliklerin enfes karışımıyla hazırlanan ve genellikle kurutulmuş meyveler ve altın renkli safranla tamamlanan hoş kokulu bir diğer başyapıt ise ikonik pilav. Pilavın her çeşidi, ülke genelinde önemli ölçüde farklılık gösteren malzemeler ve hazırlama yöntemiyle ayrı bir bölgesel kimlik taşıyor. ÜSTÜN PİŞİRME TEKNİKLERİ Azerbaycanlılar, lezzet ve dokuyu ustaca eşleştirerek ve her yemeğin bölgenin zengin kültürel mirasının öyküsünü anlatmasına olanak tanıyarak kebap sanatında uzun süredir ustalaşmış. Üstün pişirme teknikleri, günlük yemeklere adeta hayat veriyor. Bir kez tadına baktıktan sonra, ekstra lezzet için mangalda kızartılmış, kıyma veya tavukla yapılan kuzu tike veya lüle gibi kebapların yumuşaklığını asla unutamayacaksınız. Bir başka favori olan kutablar ise et, peynir, otlar veya yeşilliklerle doldurulan ve “sac” (demir disk) üzerinde pişirilen, bazen sarılıp elle yenen ve her zaman lezzetle dolu bir gözleme çeşidi. Piti (Şeki'nin nohut, kurutulmuş erik ve safranlı özel kuzu yahnisi), sirke ve sarımsak sosuyla servis edilen küçük hamur içinde köfteli düşbere çorbası, Kafkasya'nın tskan etli turtaları ve Kusar'ın şakşukasına kadar her noktada enfes bir lezzet şöleni damakları şenlendiriyor. BİR İÇECEKTEN ÇOK DAHA FAZLASI Meyve, baharat dolu, ferahlatıcı, hoş kokulu şerbetler; en iyi kutab, et yemekleri ve pilavla servis edilen serinletici ayran ve özellikle Göyçay'da yaygın olan, ekşi ama tatlı bir yakut harikası, Azerbaycan'ın ikonik nar suyuna kadar bu ülkede her damak tadına uygun bir içecek mevcut. Ancak iş içecek ritüellerine gelince, hiçbir şey çaya duyulan saygının yanına bile yaklaşamaz. Azerbaycan gastronomisinin temel taşlarından biri olan çay, bir içecekten çok daha fazlası. Sıcaklık ve misafirperverlikle eşanlamlı olan ve “armudu” olarak bilinen özel armut biçimli bir bardakta (daha uzun süre sıcak tutmak için) servis edilen çayın törensel ikramı, lezzeti kadar anlamla da yüklü. İletişim kurma ve arkadaşlık kurma kültürel sürecinin bir parçası olarak çay, her zaman misafirlere ilk önce ikram ediliyor. Tipik olarak ülkenin ilk çay plantasyonunun bulunduğu Lenkeran'da bol miktarda siyah çay yetişiyor. BAĞCILIĞIN ESKİ BEŞİĞİ Ülke yaygın olarak benzersiz nar ve ayva şaraplarıyla tanınıyor olabilir, ancak Azerbaycan aslında bağcılığın eski bir beşiği. Gerçekten de Nahçıvan, Qebele ve Göygöl gibi bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda, geçmişi M.Ö. 2. binyıla kadar uzanan pişmiş toprak şarap testileri ortaya çıkarılmış. Qebele'nin güneyindeki güneşli sarmaşıklar, Savalan'ın karakteristik baharatlı kırmızı ve çiçeksi beyaz şaraplarını sunuyor. Şamahı'nın en yeni şarap imalathanelerinden biri olan Meysari; sofistike, organik kuru kırmızı ve beyazlarında Grenache, Carignan ve Mourvèdre gibi üzümleri kullanıyor. Daima popüler olan Azgranata; yumuşak içimli, kaliteli sofra şaraplarının yanı sıra benzersiz mayhoş narlı çeşitleriyle de tanınıyor. Batıda ise Tovuz Baltiya'nın mahzenlerinde çikolata, kek veya dondurmayla servis edilen, kaçırılmayacak yarı tatlı, amber renkli Manat altın ayva şarabı üretiliyor. ### Bursa'da resim sanatı Sanata ve sanatçıya değer veren dostlar, yaşadığım şehir Bursa'da "güzel sanatlar" ile ilgili yazı ve yazan bulmak çok zor. Şehrimizde sanat adına olumlu ya da olumsuz nelerin olduğundan pek fazla haberimiz olmuyor. Ben sizlere sanat adına gördüklerimi ve görmek istediklerimi aktarmaya çalışacağım. Bu yazıyı yazmadaki amacım; resim sanatına katkıda bulunmak, Bursa'da resim sanatının durumunu ortaya koymak, olumsuzlukları belirleyip, durum tespiti yapmaktır. Elbette alkışlanacak, takdir edileceklerin de altını çizmemiz gerekir. Eski Bursa'da sanata ilgi vardı, sanata ve sanatçıya saygı vardı. Ressamlar Sokağı'mız vardı, Tophane'ye çıkarken solda; burada aklıma gelen Çoban Ressam Süleymen Şahin, Kemal Topçu, Fatih Sarmanlı, Bayram Saltabaş, Ertuğrul Topsakal, Metin Karnisoğlu, Ressam Rafet abiler, Çanakkaleli kardeşler, merhum Ozan Ressam Muzaffer Genç, merhum Ressam Sezai Özdemir... Karikatüristler vardı, Taffun Şapolyo gibi... İsmini unuttuğum ressamlar, karikatüristler Bursa'mızın neşesi ve gözbebeği, kalbi idi. Sanat galerilerinden başlarsak; galeriler hem şehir içi hem de şehir dışındaki kaliteli sanatçıları desteklemeli, onları sanat alıcısı olmaya müsait zümrelerle buluşturup tanıştırmalı. Bursa'da resim satın alan bir kesim var. Burası büyük bir sanayi şehri. Bu kişiler İstanbul'dan resim satın almakta, Bursalı ressamlar da İstanbul'da sergi açıp, resim satmaktalar. İstanbul'dan resim satın almak, alıcıya daha pahalıya gelmektedir. Tam da bu noktada galeriler Bursa'mızın bu eksiğini kapatmalı, sanata destek olmak adına ünlü sanatçıların sergilerini açmalı ve sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bursa'da galeriler mutlaka şehrimizdeki Güzel Sanatlar Akademisi, Eğitim Fakültesi Resim Bölümü, Güzel Sanatlar Lisesi ile diyalog halinde çalışmalıdır. Bu okullar, bazı derslerini gerekli izinler alınarak galerilerde de yapabilmelidir. Galeriler, şehrimizdeki üniversilerden kendilerini soyutlamamalıdır. Ne yazık ki sanat galerilerimiz hiçbir önemli sergiye yer vermemiş, verse bile bunu nasıl duyururum da daha çok kişi bu sergiyi gezer kaygısını hiç taşımamış, hiçbir etkinliği sanatseverlere duyurmamıştır. Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, sanat adına birçok unutulmaz sergiye ve çalışmalara ev sahipliği yapmış, hatıralarla dolu eski ve güzel bir mekan. Sanırım 1966'da hizmet vermeye başlamış. Bu galeride Ressam Şefik Bursalı'ya ait orijinal tablolar, Tankut Öktem imzalı Anadolu Başları Heykeli, Madenciler Heykeli, Ekin Erman imzalı nü heykeller vardı. Acaba onlar şu an nerede? İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün bu konuda çalışma yapması gerekmez mi? Yoksa o heykellerden bazıları nü olduğu için mi ortadan kayboldu acaba? Eğer öyleyse, bu nedenle kaybolmasını normal mi karşılamalıyız? Bu galeride rahmetli Selçuk Günay Hocamla seçici kurul olarak görev yaptık, galeride çıtayı yükselterek çok kaliteli sergiler açtık. Devlet Sanatçısı Devrim Erbil'den tutun da gelmiş geçmiş Türk özgün baskı resim ustaları sergilerini açtık ve resim kursu verdik. Günümüz ressamlarından bazılarını yetiştirmiş olduk. Seçici kurul görevi sırasında sergi başvurusu yapan bir arkadaşımızın (yaptığı resimler sergilenmeye ve ölçütlere uygun olmadığı için) başvurusunu uygun görmedik. O kişiye sergi açması için onay verseydin, seçici kurula gerek yoktu. Her başvurana sergi açtırmak uygun olurdu. Ancak arkadaşımız bu işin peşini bırakmadı, birkaç kez bizim de tanıdığımız, güya kıramayacağımız kişiler bizi arayarak araya girdiler ve ricacı oldular ama yaptığımız iş hatır gönül işi değildi ki, sanata hizmet işiydi. Aradan bir yıl geçti, sonraki yıl sergi açtırmadığımız arkadaşımız aynı kurumda seçici kurulda görev aldı. Herhalde kendi kendine sergi açma onayı vermiştir. Bu yaşadığımız ilginç olayı sizlere anlatmak istedim. Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Tayyare Kültür Merkezi… Hani sergi açacak kişilerden günlük ücret alan yer ve ücretini aldığı herkese sergi açılan yer. Sadece resim sergileri değil, her türlü zanaat ürünleri sergileri de açılan yer. Tayyare Kültür Merkezi'nde günlük para karşılığı sergi açılması bana göre son derece yanlış. Sanata bu şekilde mi katkıda bulunuyorlar? Belediyemizin buradan gelecek paraya çok mu ihtiyacı var? Günümüzde bir köşesi galeri olarak da kullanılmaya başlanan Panorama Fetih Müzesi var. Görmeniz lazım, çok güzel bir müze. İçindeki resimler görülmeye değer. Buraya uzun zaman ayırın, aceleye gelmesin. Göreceğiniz resimler, sizi alıp çok eskilere götürecektir. Panorama Fetih Müzesi'nden yetkili beni aradı ve burada ilk defa Bursa resimleri ile sergi açmam istendi. Sevindim, heyecanlandım. Ben sergi için yeterince Bursa resmi olmadığını, İstanbul ve Bursa resimleri ile bir sergi açmanın daha doğru ve mümkün olacağını söyledim, kabul ettiler. Yüz yüze görüşmemizde sergi tarihlerini ve detaylarını konuştuk, çok sevindim. Her şeyi planladık, ancak iki gün sonra bana sergi açamayacaklarını bildirdiler. Ufak bir araştırma yaptım ve nedenini öğrendiğimde sergi açma sevincim üzüntüye döndü. Benim Nilüfer Belediyesi Sanat Atölyesi'nde resim kursu vermem, burada sergi açmama engelmiş. Yorumu sizlere bırakıyorum. Bu müzede sergiler açılmaya başlandı, bu daha da acı oldu. İki amatör resim yapan kişi burada ilk sergiyi açtılar ve ardından bu arkadaşlarımızın kurs aldıkları öğretmenleri sergi açtılar. Gönül ister ki bu güzel mekanda ses getirecek, Bursa'da görmekten zevk ve heyecan duyacağımız resim sergileri ile başlangıç yapılarak devam edilsin. Günümüzde Nilüfer ilçemizde galeriler epey çoğalmış. Henüz tam olarak reklamı iyi yapılmamış olsa da "Galeri N" göze çarpmakta. Konak Kültür Merkezi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Halkevi… Bu arada Ataevler'de pazar yerine şu an yeni yapılan inşaat halindeki bina ve şimdiden tabelasındaki "Ressamlar Sokağı" ibaresi bile bizleri heyecanlandırmakta. İşin ilginç yanı, dün kurulan Nilüfer'in sanatta Büyükşehir'i fersah fersah sollamasını gözlemekteyiz. Bursa'da resim kursları Halk Eğitim Merkezleri, BUSMEK, OSMEK gibi belediye kursları, özel kurslar ve atölyeler var. Halk Eğitim Merkezleri ve BUSMEK, OSMEK'lerde kursiyer bir yıl kursa geldiğinde, ikinci yıl kayıt yaptıramamakta. Belki daha çok insanın bu kurslardan yararlanması düşünülüyor, ancak resim sanatına böyle kurslarda başlayan kişi, resim sanatı ile sadece tanışmış oluyor. Oysa birçoğu ömrünün sonuna kadar devam edecektir. Her öğretmenden yeni ve farklı şeyler öğrenerek, bu sanat dalında pekişmeye başlayacaktır. Bazı arkadaşlarımız, ilk yılın sonunu bile beklemeden ressam oluveriyorlar. Bu kursların tercih edilmesinin nedeni ücretsiz olmalarıdır. Bunun yanında belediye kursları da bazıları hariç ücretsiz. Bazılarında da birçok kişiye göre aylık ücretler epey pahalı. Geçen yıla göre yüzde yüz zamlı belediye sanat kursları var. Bu konuda takdir sizlerin. Demek ki bu belediyeler de sanata bu şekilde katkıda bulunuyorlar. Özel kurslar ve atölyelerde akademilere hazırlık kursları, diğer üniversite hazırlık kursları ile yarışıyorlar ama hangi konuda, tabii ki fiyat konusunda. Haklılık payları da var, kira fiyatlarının yüksekliği elbette bu kurs ücretlerini etkileyecektir. Bursa'da bu tarz atölye ve kursların sayısı oldukça az. Günümüzde görsel sanatlar alanını seçen öğrenci sayısı da her geçen gün azalmakta. Günümüzde uzun zamandır sanatçı olduğunuzu belgeleyecek kurum yok, varsa da böyle bir belge verilmiyor. Ressamsanız yok; hat, ebru, tezhip ve benzeri sanatlarla uğraşıyorsanız alabilirsiniz. Sanatçı olduğunuzu belgeleyemiyorsanız, atölye de açamazsınız. Açarsınız ancak para karşılığı kurs verecekseniz vergi levhanızı alır, vergi mükellefi olursunuz. Sanatçılar vergiden muaf olur, ancak sanatçı olduğunuzu belgeleyecek resmi bir belgeniz yoksa sanatçı değilsiniz. Böyle olunca atölyeniz varsa, vergi dairesi ile problem yaşarsınız. Özetlersek, sanatçının resmi belgesi yok ,resmi adı yok. Sanatçının adı yok! Sergilerden bahsedecek olursak, günümüzde yüzlerce kişinin katıldığı, körler sağırlar birbirini ağırlar şeklindeki karma sergiler... Sanat değeri olmayan, sanat eseri denmeyecek birçok resmin bir arada bulunmasına resim sergisi deniyor. Merak edip gezen de pek yok, insanlar az çok neler göreceğini biliyor. Ancak bazılarının hakkını da yememek lazım, çok güzel resimler de çıkıyor bazen. Yakın arkadaşınızın ya da akrabanızın yaptığı resim sergileniyorsa, o sergiyi gezmek zorunda kalırsınız. Sosyal medya bizi resimde de yönlendiriyor. Paylaştığınız resimler epey beğeni alır, çevreniz de genişse hiç merak etmeyin, epey mutlu olursunuz. Siz başkalarının gönderilerini cömertçe beğeniyorsanız korkmayın, çok beğeni de alırsınız. Tiner, terebentin ve benzerleri ile yapılmış soluk silik resimler, amatörlükten kurtulamamış ama sanatçı tavırlarını kimseye kaptırmayan, ressamlığa özenen, ressam taklidi yapan kişiler ve yaptıkları resimleri görmek isterseniz, her yıl periyodik olarak tekrarlanan sergiler Bursa'da ve birçok ilde yapılıyor. Emekli olmuşsanız, yapacak başka işiniz yoksa, ileride oluşacak bazı rahatsızlıkları da şimdiden önlemek istiyorsanız, hemen resim sanatına sığının. Belki sizin de önceleri zaman bulup yapamadığınız gizli yeteneğiniz vardır ve ortaya çıkar, ressam oluverirsiniz. Benim de bu konudaki önerim, sanatın ne olduğunu ve ne olmadığını ciddi şekilde araştırıp öğrenin. Yapılan resim ne kadar gerçekçi ise o kadar amaca ulaşılmış oluyor düşüncesi son derece yanlış, sanat tanımına bile aykırı. Yaptığınız resimlerin hangi akımın devamı ve tekrarı olduğunu da araştırarak öğrenmelisiniz. Resim sanatının bu kadar ucuz olmadığını bilmemiz gerekiyor. Bursa dışında durum belki biraz daha farklı olabilir; kişi başı ücret alan, karma sergi düzenleyen amatör küratörler, resim yapıyorsanız sizi de arayabilirler. Sizin için büyük fırsat bu; ismi bilinen birkaç ressamın yanında sizin de resminiz sergilenecek, ne güzel değil mi? Vereceğiniz paranın önemi yok. Bu tarzda çalışan galeriler de var. Sergiye ne kadar çok katılan olursa, o kadar çok para kazanılıyor. Sergideki resminizin özgünlüğü ve sanat değeri taşımasının ne önemi var. Günümüzde düzenlenen, uluslararası denen fuarlarda bile bu tarzda resimleri görmeniz mümkün. Amatörlükten kurtulması mümkün olmayan kişiler, bu tarz sanat festivallerine avuç dolusu katılım parası ödeyerek katılıyorlar. Sanat galerilerine ve küratörlere sanat adına görev düşmekte, bu işlerde paranın yanında sanat adına ölçütler olmalı. Atatürk portreleri görmekteyiz söz gelimi. Birçok kişi "Bu Ata'mıza benzemiyor!" bile demiyor, böyle resimler de sergilenebiliyor.Bir eser ortaya koyarken yaratıcılığımızı kullanırız. Yaratıcılık yoktan var etmek anlamında değildir; yapılmayanı yapmak, bulunmayanı bulmak, düşünülmeyeni düşünmektir. Böylelikle özgür ve özgün bir sanat eseri ortaya koyabilmekteyiz. Sanat dendiğinde akla ilk gelen, sanatın olmazsa olmazıdır özgünlük. Sanat da günümüzdeki ekonomik ve politik gelişmelere ayak uydurmuş, bu etkiler doğrultusunda şekillenmiştir. Söz konusu gelişmelerle birlikte önceki dönemlerde alıştığımız ve olması gerekenlerin olmayışı, bizlerin yeni dönemlere alışamama ve bazı durumların bize ters gelmesine yol açmakta. Atatürk; "Bir milletin sanat kabiliyeti, güzel sanatlara verdiği kıymetle ölçülür" diyor. Bu konuda başka söze gerek var mı? Ressam Harun ARI ### Fulya Alışır, "Arayış" ile Galeri Ark'ta! Galeri ARK  Fulya Alışır’ın “ARAYIŞ” adını verdiği ilk solo sergisine ev sahipliği yapıyor. 21 Aralık 2023-11 Ocak 2024 tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine açılacak  olan sergide sanatçının son dönemde oluşturduğu çalışmaları sergilenecek.ORGANIK YAPIMIZA ULAŞMA YOLCULUĞU Sanatçı sanatını organik kavramı üzerine kurgulamaktadır. Sanatçı gezegenlerin oluşum aşamasından insanın oluşumuna, bazı temel elementleri yapılarında bulunmaları nedeni ile hepimizin bir bütünün parçası olduğunu, insanın evrimleşme sürecinde nasıl ayrıştığını, bireyselleştiğini ve organik yapımızdan uzaklaştığımızı ve tekrar kollektif bilinç dışı ile bağımızı kurma ve organik yapımıza ulaşma yolculuğunda insan psikolojisinin de altyapısını inceleyerek bu yolları yeniden incelemekte ve sorgulamaktadır.  Malzemelerinde pamuğu kullanma süreci de burada başlamaktadır, pamuğun işlenebilir, şekillendirilebilir, yumuşak ve organik yapısı nedeni ile bu organik malzemenin organik formlarla ve bu forma eşlik eden köklerle her türlü kaynağıyla tekrar bağlanma yolculuğunda olan insanı ele almaktadır. ### Murat Savaşkan, “İşler” sergisiyle La Palette'de! Eserlerinde sanat ve yaşamın ne kadar birbirlerini kapsadığını anlatmaya çalışan Murat Savaşkan 'ın “İşler” adını verdiği çalışmaları, Bakırköy La Palette’de sergileniyor. 24 Aralık’a kadar devam edecek olan sergiyi görmemek “kayıp” olacaktır. Sanatı, yaşamın kendisi gibi, sunulmuş tesadüfleri ne kadar kontrol edebileceğiniz üzerine verilmiş kararlar silsilesi olarak yorumlayan Murat Savaşkan, şunları dile getiriyor: “Her adımınız, her duraksamanız, oluşmakta olan geleceği biçimlendirir. Bir plan üzerinden gitseniz de haritanız siz ilerledikçe şekillendiği için, seçimlerinizin doğru ve yanlışlığının kesinliği yoktur. Heyecan verici olan, kesinliğin olmamasıdır zaten. Bir sanatçı, sonucunun ne olacağını kesin olarak bildiği bir eseri kafasında bitirdiğine göre, artık başka bir şeye başlama zamanı gelmiş demektir. Ve bilmediği, yalnızca sayısız olasılık ve tahminlerinin olduğu yeni bir adım atar. Yavaşça, sindirerek, tadını çıkartarak ve bir başkasının da bu keyfi paylaşabileceğini umarak…” ### "Tereddüt Çizgisi", Brüksel Akdeniz Film Festivali'nde "En İyi Film" seçildi Dünya prömiyerini 80. Venedik Film Festivali’de yapan, Selman Nacar’ın yeni filmi "Tereddüt Çizgisi", 23. Cinemed Brüksel Akdeniz Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde "En İyi Film" ödülünü kazandı. Filmde, Avukat Canan’ın masum olduğuna inandığı ve uzun süredir savunduğu bir cinayet zanlısının hüküm duruşması gününde kendi vicdanıyla yüzleşmek zorunda kalmasının hikayesi anlatılıyor. Filmin başrolünde Tülin Özen yer alırken; kendisine Oğulcan Arman Uslu, Gülçin Kültür Şahin, Vedat Erincin ve Erdem Şenocak eşlik ediyor. Tereddüt Çizgisi’nin çekimleri, 2022 yılında Uşak’ta gerçekleştirildi. ### İstanbul Modern 19 yaşında! Bugüne kadar 9 milyon ziyaretçi ağırladı İstanbul Modern, 19. yaşını yeni müze binasında kutluyor. Kurumdan yapılan açıklamaya göre, kurulduğu 11 Aralık 2004 tarihinden bugüne kadar müze 9 milyon ziyaretçi ağırlarken, 900 bine yakın çocuk ve genci ücretsiz sanat eğitimleriyle buluşturdu. Açılışından bu yana 77 süreli sergi ve koleksiyon sergisi, 42 fotoğraf sergisi, 13 video sergisi ve 17 yurt dışı sergisi gerçekleştirilen müzede, 422 film programı ile 4 binin üzerinde film gösterimi yapıldı. Açıklamada görüşlerine yer verilen İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, müzenin 19. yaşını kutlayan mesajında şunları kaydetti: RENZO PIANO TASARIMI BİR MÜZE "İmzasını taşıyan müze ve sanat kurumlarının o kentin simge yapılarından biri haline geldiği, Mimar Renzo Piano tasarımı bir müzeyi Cumhuriyetimizin 100. yılında kentimize ve ülkemize kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 19 yılı geride bırakıp 20. yıla yürüdüğümüz günlerde, sunduğumuz hizmetlere özel olarak tasarlanan yeni binamız, gerek mekansal nitelikleri ve altyapısı gerek teknolojisi gerekse de ziyaretçiyi odağına alan özellikleriyle uluslararası bir çekim merkezi olarak kentimize değer katıyor." 6 AYDA 500 BİN ZİYARETÇİ Müze mimarisinde dünya çapında bir uzmanlık ve deneyime sahip olan Renzo Piano Building Workshop tarafından tasarlanan, yurt içi ve yurt dışından beğeni toplayan İstanbul Modern'in 4 Mayıs 2023'te açılan yeni binası, ilk 6 ayında 500 bin kişi tarafından ziyaret edildi. İstanbul Modern, 19. yaşını yeni müze binasında kutluyor. Kurumdan yapılan açıklamaya göre, kurulduğu 11 Aralık 2004 tarihinden bugüne kadar müze 9 milyon ziyaretçi ağırlarken, 900 bine yakın çocuk ve genci ücretsiz sanat eğitimleriyle buluşturdu. ### "We Belong" Sergisi  Sanatseverleri Bekliyor Istanbul'74'ün, Clubhouse Bebek'teki yeni alanının ilk sergisi "We Belong" oldu. Istanbul'74 Kültür ve Sanat Direktörü Koray Tokdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Istanbul'74 ortaklığında açılan Clubhouse'un hem kültür sanat hem de sosyal aktiviteleri canlandırma açısından efektif bir yer olmasını amaçladıklarını söyledi. Mekanın sanat programlarını yıl boyunca Istanbul'74 olarak yürüteceklerini dile getiren Tokdemir, "Sergilerin yanı sıra sanatçı programı, film gösterimleri, sanat performansları gibi birçok kültürel aktivite yer alacak." dedi. Tokdemir, mekan açılışından önce büyük ölçekli bir sergiyi sanatseverlerin beğenisine sunduklarını belirterek, şunları kaydetti: "Sergimizin ismi 'We Belong', aidiyeti merkezine alan, aidiyet kavramı üzerine sorular soran bir sergi. Bunu seçmemizin nedeni de burada yeni bir komünite oluşturmak. Bir kültür sanat ortamına yeni bir enerji kazandırmak için harekete geçen bir yer olması nedeniyle Istanbul'74 aynı vizyonu paylaşıyor. Burada sanat dünyamızın ortak paydaşlarıyla kolaboratif düzende bir sergi yapmak istedik. O nedenle birçok galeri, bağımsız sanatçı ve kurumla işbirliği yaptık ve bir komünite algısına da destek verecek şekilde bu sergimizi planladık." Sergide 20'den fazla sanatçının 40'tan fazla eserinin yer aldığını anlatan Tokdemir, "Sergi özelinde yapılan eserler de oldu, sanatçılarımızın hazır eserlerinden de getirdik. Böyle bir karma gerçekleştirdik." diye konuştu. Sergi Hakkında: Istanbul'74, ortağı olduğu Clubhouse Bebek'teki yeni alanında, Demet Müftüoğlu Eşeli'nin küratörlüğündeki sergide 20'den fazla çağdaş sanatçının işlerini bir araya getiriyor. "We Belong" başlıklı karma sergi, toplumsal meselelere farklı pencerelerden farklı yaklaşımlarla bakmaya çalışarak, aidiyet duygusu, toplumsal bağlar ve genel anlamda topluluk kültürüyle ilgili soruları gündeme getiriyor. Sergide, Erol Akyavaş, Nejad Devrim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Bosco Sodi, Sarkis, Anselm Reyle, Jorinde Voigt, Ahmet Doğu İpek, Belkıs Balpınar, Mehmet Ali Uysal, Kemal Seyhan, :mentalKLINIK ikilisi, Mike Berg, Osman Dinç, Burçak Bingöl, stüdyo NOHLAB, Sinan Logie, Işıl Kapu, Burcu Erden, Argun Okumuşoğlu, Cody Choi ve Nejat Satı'nın da aralarında bulunduğu çağdaş sanatçıların eserleri yer alıyor. İkonik isimlerin ve çağdaş sanatçıların bir arada yer aldığı sergi, fiziksel mekanların ve kültürel geçmişlerin ötesinde birleşmeyi ve topluluk olmayı teşvik eden yeni yollar keşfetmek üzere bir alan yaratmaya çalışıyor. Istanbul'74'ün Clubhouse Bebek'teki yeni alanı, tüm yıla yayılacak çok disiplinli kültürel program, sergiler, performanslar ve çeşitli etkinlikler için bir platform görevi üstlenecek. Galeri Nev İstanbul, Dirimart, Performistanbul, Pi Artworks, Galeri Bosfor, Galeri Siyah Beyaz, Öktem Aykut ve Sevil Dolmacı Gallery ise işbirlikçi galeri ve kurumlar arasında yer alıyor. Sergi, 15 Ocak 2024'e kadar ziyarete açık olacak. ### BASE'nin 7. edisyonu 13 Aralık'ta Akaretler'de başlayacak Türkiye'nin dört bir yanından yeni mezun sanatçıların yapıtlarını aynı çatı altında sanatseverlerle buluşturan BASE'nin 7. edisyonu, 13-17 Aralık'ta Bilgili Sanat iş birliğiyle Akaretler Sıraevler'de gerçekleşecek. BASE'den yapılan açıklamaya göre, 26 şehirde 38 üniversiteden yeni mezun 120 sanatçının gerçeklik ve düşlere dair yorumlarını sanatseverlerle buluşturacak etkinlikte resim, fotoğraf, seramik, cam, heykel, video, yeni medya, grafik tasarım ve geleneksel Türk sanatları gibi farklı disiplinlerde üretilen 130 eser yer alacak. Her yıl sanat dünyasından tanınan isimlerin yer aldığı seçici kurula sahip olan BASE'nin 2023 yılı başvurularını; Ahmet Doğu İpek, Alp Sime, Belkıs Balpınar, Derya Yücel, Ebru Nalan Sülün, Erkan Özgen, Erol Tabanca, Günnur Özsoy, Mehtap Baydu, Misal Adnan Yıldız, Neriman Polat, Ömer Özyürek, Selen Sarıoğlu Süloş, Tayfun Erdoğmuş, Volkan Aslan ve Yasemin Özcan değerlendirdi. Yeni nesil sanatçıların dünyaya ve sanata bakış açılarını gözler önüne serecek etkinlik, her gün Akaretler Sıraevler'de 11.00-19.00 arasında ücretsiz ziyaret edilebilecek. ### Şiir ve mesaj dolu bir kitap: Yaprak Misali Senem Derya Tatar'ın “Yaprak Misali” adını verdiği kitabı yayımlandı. Kendisinin “Katibini bilmeye niyetli bir kitap” olarak yorumladığı ve büyük ilgi göreceğini düşündüğümüz kitabın sayfalarında yaklaşık 130 şiir yer alıyor. Senem Derya Tatar, kitaba adını verdiği “Yaprak Misali” şiirinde bir anlamda kitabı da özetliyor: "Tüm gidenlere inat, terk edilmiş bu dünyada kalmak isterim bir yaprak olarak. Sen seç yaprağı ey kadim ak pak! Ey nurdan toprak, beni var eden Hak! İster bir zeytin dalında ufacık, ister bir kitap örtüsünde sıcacık. Var olmak istediğim apaçık." KAPAK RESMİNDE BETÜL TATAR İMZASI Toplam 136 sayfadan oluşan, 130 gram parlak kuşe kağıda basılan kitabın kapağında, yazarın aynı zamanda kız kardeşi olan genç ressamlarımızdan Betül Tatar’ın imzası bulunuyor. Betül Tatar’ın içeriğindeki şiirleri inceledikten sonra tuvale aktardığı “Tuba Ağacı” çalışmasının güzellik, hoşluk, iyilik, göz aydınlığı gibi mânalara geldiği, cennetteki bir ağacı ifade ettiği biliniyor. "VAROLUŞA BIRAKACAĞI İZLE ANILSIN" Kitabın arka kapağında ise Yetişkin ve Öğrenci Koçu Bilgen Aytı’nın şu notu yer alıyor: "Şiirler kuru yapraklar gibi uçtu kondu saçlarına yavrunun, şevkatle dokundu. Hasretini çektiği sevgiliye kavuşturdu onu. Nasıl da güzel dokunmuş Senem Derya Tatar, kelimelerin hafifliğinde mısralara. Yolunu bulsun, dokunsun kalbine okuyanın. Varoluşa bırakacağı izle anılsın." * Kitabı aynı gün kargo ile adresinize sipariş vermek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/yaprak-misali/ ### Labirent Sanat'ta Serhat Akavcı'nın "3. Sayfa Masalları" Labirent Sanat, 7 Aralık 2023-3 Şubat 2024 tarihleri arasında Serhat Akavcı’nın sözlü/yazılı anlatıları odağına alan fotoğraf, video ve heykel işlerinin yer aldığı “3. Sayfa Masalları” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. “3. Sayfa Masalları”, hepimizin aşina olduğu masallarda kullanılan arketipsel motifler ve semboller üzerinden kendimizi anlamaya davet eder. Masallardaki patolojik unsurları mercek altına alan işlerde kaygı verici, sınır deneyimler üzerinden ortak benliğimizdeki karanlık yönleri keşfetmeye çalışır. İşler ters gitmeye başladığında verdiğimiz tepkiler, çoğu zaman kişiliğimizle ilgili en doğru referansları sunar. Bu tepkiler dürtüseldir ve muhtemelen korku anında atalarımızda benzer davranışları sergiliyordu. Efsane ve mit gibi sözlü kültürün ürünü olan masal kahramanlarını rafine edilmiş resimli kitaplardan, Disney’in çizgi filmlerinden, kahramanların oyuncaklarından hatta Hollywood sinemasından tanıyan bir kuşak için masalların sadece sihirli, mutluluk veren ve ışıltılı bir dünyası olduğu yanılsamasına düşülebilir; fakat masalların aynı zamanda en derin endişelerimizi gün yüzüne çıkaran, karanlık, dehşet verici, korku dolu bir tarafı da vardır. "KİBRİTÇİ KIZ NEDEN ÖLDÜ?" “3. Sayfa Masalları” başlığı altında Labirent Sanat ’ta bir araya getirilen işlerin oluşum süreci de Serhat Akavcı’nın masalların tehlikeli, tekinsiz diyarını keşfetmesi ve sorgulamasıyla başlar. “Kibritçi kız neden öldü?”, masalı okuyan/dinleyen birinin dudaklarından dökülen bir soru öbeği olarak kalmadı, kalamazdı. Bugünün insanının belki de en büyük kusurlarından birisidir kayıtsızlık: Şiddete, haksızlığa, yoksulluğa, her türlü adaletsizliğe, her türlü ayrımcılığa… Serginin alt metnini oluşturan düşünme, sorgulama sürecini başlatan da "Kibritçi Kız"ın bir kış akşamı kalabalık bir caddede, kayıtsız bakışlar ardında, satmak zorunda olduğu kibritleri yakarak kendini ısıtma çabasına karşı trajik bir biçimde hipotermiden ölmesidir. Kayıtsızlığımız, ne yazık ki, “Kibritçi Kız”a bugünün caddelerinde de rastlama ihtimalimizi mümkün kılıyor. "masalların özünde hayata dair benzerlikler kurmamak işten bile değildir" Masallarda, her zaman belirsiz bir zamanda ve mekanda gerçek dışı insanların, canlıların başından geçen olağan dışı olayların anlatıldığı vurgulansa da özünde hayata dair benzerlikler kurmamak işten bile değildir. Shakespeare'in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda “Ama onların öyküsünü bütün gece boyunca dinledikten sonra anlattıklarının büsbütün hayal mahsulü olduğunu düşünmek mümkün değil. Her ne kadar inanılmaz, tuhaf da olsa anlattıklarında ilginç bir içtenlik var.” [1] ifadesindeki gerçeklik payına dair hissiyat, Serhat Akavcı’nın işlerinin oluşmasına da kaynaklık etmiştir. masallarda yıllar içinde gözlemlenen değişim ve dönüşümün izi “3. Sayfa Masalları” sergisi, hemen hepimizin aşina olduğu ya da bildiği "Hansel ve Gretel", "Pamuk Prenses", "Kibritçi Kız", "Rapunzel", "Bin Derili", "Kırmızı Başlıklı Kız" ve "Sindirella" masallarını Grimm Kardeşler'in 19. yüzyılın ilk yarısında masal anlatıcılarından derlediği, anlatının tüm katmanlarının yer aldığı dipnotlarla yayımladığı ve görece daha orijinal varyasyonlarıyla birlikte okuyucuya sunulduğu kitabı ölçü alınarak şekillendi. Bu tercihin sebebi, masallarda yıllar içinde gözlemlenen değişim ve dönüşümün izini sergilenen işlere yansıtabilmek ve izleyiciye masalların anlatılageldiği tarihleri arasında katmanlı bir okuma ve karşılaştırma imkanı sunabilmekti. Sergi, adını gazetelerde okuduğumuz üçüncü sayfa haberleri [2] ile masallardaki patolojik unsurların içeriksel benzerliğinden/yakınlığından alıyor. Masallardaki zamanın ve mekanın belirsizliği, karakterlerin doğa üstü güçleri, görünüşleri, kahramanların anlatının içinde fiziksel özelliklerinin tüm yönleriyle verilmemesi, sihir, büyü gibi birçok unsur, masalların gerçek yaşamla bağının olmadığı hissini yaratsa bile anlatanın hayal gücünü besleyen kaynağın bu dünya olması, bir noktada yakınlıklar kurmamızı kaçınılmaz hale getirir. Serhat Akavcı’nın “3. Sayfa Masalları” başlıklı kişisel sergisi, 3 Şubat 2024 tarihine kadar Labirent Sanat ’ta ziyaret edilebilir. -----------------------------------------------------------------[1] William Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası, (Çev. Bülent Bozkurt), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2004.[2] Gazetelerin üçüncü sayfasında yayınlanan ve ağırlıklı olarak kaza, yangın, gasp, darp, cinsel şiddet, bıçaklama, adam yaralama, öldürme gibi adli olayları işleyen haberlere verilen addır. ### Sıra dışı bir sergi: Mühür Sanatçı Sırma Olcay Kefeli’nin, düşünsel ve sezgisel bir araştırmayla, sanat, bilim ve tasavvufun ortak noktaları üzerinden oluşturduğu “MÜHÜR” Sergisi, Beyoğlu Orjin Meşrutiyet Binası’nda 12 Aralık tarihine kadar ziyaretçileriyle buluşuyor. Görünüşe çıkmış sesin sanatı ve bilimi olan Cymatics/Syamatik alanında yapılan çalışmaların uzun bir süredir izini süren Sırma Olcay Kefeli, “kelimelerin” suyun üzerindeki titreşimi ile etkisini görselleştiren Robert Boerman ile gerçekleştirdiği ortak çalışma sonucu, zikir ses frekanslarının kullanılarak kaydedildiği, Esma-ül Hüsna’ya karşılık gelen 32 farklı görüntüyü MÜHÜR Serisi’nde yorumladı. Sanatçı, Esma-ül Hüsna‘daki Allah’ın isimlerinin yaydığı ses titreşimleri üzerinden görsel bir tasvir sunan ’MÜHÜR’’ Serisi ile bizlere içimizdeki ilahi olanın ve dışımızda bizi kutsayanın varlığını hatırlatmayı diliyor. Koruyan, saklayan, muhafaza eden zarfa basılan balmumu mühür; sahibi tarafından açıldığı vakit, mesajı özgürleştiren, sahibine teslim eden bir sembol olarak sergiye adını veriyor. Küratöryel danışmanlığı Saliha Yavuz, sergi tasarımı Leyla Kefeli ve Deniz Kefeli tarafından gerçekleştirilen serginin belgesel filmi İsmet Yazıcı’ya ait. Sergiye Merve Berkman’ın sesi eşlik ediyor. Mekandaki sergi fotoğrafları ise Engin Pulat tarafından çekildi. İstanbul, Beyoğlu no:99’da Orjin Meşrutiyet Binası’nda sergilenen MÜHÜR, 12 Aralık’a kadar Salı – Cumartesi günleri 11.00 – 19.00, Pazar günü ise 12.00 – 19.00 arası ziyaret edilebilecek. Farklı tekniklerle katmanlar üzerinde çalıştı… Elde edilen imgeleri gravür tekniği ile çinko plakalara basarak farklı yüzeylerde denemeler yapan sanatçı, hem geleneksel hem dijital baskı tekniklerini eş zamanlı kullanarak katmanlarla çalıştı. Her katmanın üzerini renk ile örttükten sonra tekrar açığa çıkararak, iç içe geçen yeni imgeler elde etti. Uyum ve dengenin sağlanması için, iki kutup arasındaki salınımları ve karşıtlar arasında var olan sürekli gidip gelmeleri gözlemleyerek, bu hareketi yüzeyler üzerinde yeniden canlandırdı. Kağıda bastığı imgeleri altın, gümüş, bronz renkli metalik mürekkeplerle renklendirerek geleneksel tezhip sanatına gönderme yaptı. Mühür Serisi’nin katmanlarındaki formlar, adeta bir gözün derinliği gibi karanlıktan ışığı içine alan kubbeler ya da aslında bütünün parçalarıdır. 99 isim 32 imgede toplandı… Bazen farklı kelimelerin titreşimi aynı görseli verir; adalet-barış; genişleten-bir araya toplayan; şekillendiren-şahit olan-öne geçiren-her işi hikmetli olan... Suretlerinde aynı görseli gösteren bu isimler, kimi zaman benzer kavramları tarif etseler de, bazen de zıt görünen aynı hareketin iki ayrı ucunu temsil ederler. Her şey karşıtıyla var olur. Zıttı ile kıymetlidir. Vardır ve yoktur, azdır ve çoktur. Ve bazen karşılıkla, bazen karşılıksız sevendir, kutsayan, kollayan ve aynı zamanda sınayandır. Seslerin görüntüsü… Cymatics/Siyamatik, görünüşe çıkmış sesin sanatı ve bilimi. Alman bilim insanı ve müzisyen Ernst Chladni, bir dizi basit deneyle sesin maddeyi etkilediğini gösterir. Titreşen yüzeylerde maddenin oluşturduğu bu desenler “Chladni Figürleri” olarak bilinir. İsviçreli doktor ve bilim insanı Hans Jenny, Cymatics adını verdiği dalga ve vibrasyon deneyleri ile sesin formu değiştirdiği, hatta formu yaratıp muhafaza ettiği sonucuna varır. Alexander Lauterwasser ise Chladni ve Jenny’nin araştırmalarını, ses titreşimleri ile su yüzeyinde etkileyici görseller yakalayarak 21. yüzyıla taşır. Modern bilim, evrendeki her şeyin, titreşen frekanslar aracılığıyla, farklı formlara dönüştürülmüş enerji olduğunu söyler. Duyularımız dış dünyayı anlamlandırabilmek için, belirli dalga boyundaki titreşimlere uyum sağlar. En son teknoloji ve araştırmalar, tüm form ve şekillerin, kesifleşmiş müzik olduğu fikrini desteklemekte ve renklerin duyulabildiği, seslerin görünür hale geldiği bir noktaya doğru ilerlemekte. ### Hünkar Kasrı’nda KKTC Fotoğrafları Sergisi KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kendisinin çektiği ve 40. kuruluş yıldönümünde KKTC’yi tanıtan fotoğrafların yer aldığı sergi, İTO Yeni Cami Hünkar Kasrı’nda açıldı. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, açılışta yaptığı konuşmada "KKTC Fotoğrafları Sergisi ile bir kez daha insanlığa sesleniyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’miz, mutlak surette hak ettiği yeri alacaktır” dedi. İTO Başkanı Şekip Avdagiç ise; “Kıbrıs fotoğrafımızı duvardan indirmek isteyenler olunca, 1974’te görkemli çağdaş bir Kıbrıs fotoğrafı daha çektik ve dost düşman görsün diye aynı yere astık” ifadelerini kullandı. “Buradan bütün dünya devletlerine, insanlığa da seslenmek istiyorum” diyen KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, sözlerine şöyle devam etti: “Kıbrıs Türk halkı, medeni dünyanın bir parçasıdır. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkını farklı siyasi emellerle dışlamaya, izole etmeye, ambargolarla ekonomik potansiyelimizi yıpratmaya yönelik her türlü hareket, insan haklarına aykırıdır." “Kıbrıs’ımız, Doğu Akdeniz'in en güzel adası” İstanbul Ticaret Odası Başkanı nezdinde İTO’nun yüz binlerce üyesine seslenmek istediğini kaydeden Tatar; “İstanbul Ticaret Odası üyelerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne verdikleri değer bizler için çok önemlidir. Bugün sergilenen fotoğraflarda da göreceğimiz gibi benim her zaman mesajım çevremize, doğamıza sahip çıkmak. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs’ımız, dünyanın en güzel yerlerinden bir tanesi, Doğu Akdeniz'in en güzel adası. Yeşilimizle, mavimizle, çevremizle, doğal güzelliklerimizle, tarihimizle” değerlendirmesinde bulundu. "Kıbrıs gerçekten ziyaret edilmesi gereken bir destinasyon" Cumhurbaşkanı Tatar; “Kıbrıs gerçekten ziyaret edilmesi gereken bir destinasyondur, turizm potansiyeli çok büyüktür. Her Türk vatandaşının, nerede olursa olsun, mutlak surette Kıbrıs’ımızı ziyaret etmesi lazımdır. Hem tarihi bakımdan hem turizm bakımından bu güzellikleri yerinde görmeleri için her bölgedeki insanlarımızın mutlak surette tatillerinin bir bölümünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde geçirmelerini temenni ediyorum” diyerek sözlerini tamamladı. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın kendisinin çektiği ve 40. kuruluş yıldönümünde KKTC’yi tanıtan fotoğrafların yer aldığı KKTC Fotoğrafları Sergisi, İTO Yeni Cami Hünkar Kasrı’nda açıldı. ### "Tutankhamun Çocuk Kral'ın Hazineleri" sergisi 31 Mart’a uzatıldı Günümüzden 3 bin 300 sene önce Mısır’da henüz çocuk yaşta tahta çıkan ve 18 yaşında hayatını kaybeden çocuk kral Tutankhamun’un hazinelerinden oluşan ve 5 Ekim’de İstanbul Akvaryum Etkinlik Merkezi’nde kapılarını açan, 400’ün üzerinde eserin yer aldığı "Tutankhamun Çocuk Kral'ın Hazineleri" sergisi, yoğun ilgi üzerine 31 Mart 2024 tarihine kadar uzatıldı. İstanbul Akvaryum açıklamasına göre "Tutankhamun Çocuk Kral’ın Hazineleri" sergisi, ziyaretçilere antik Mısır’ın zengin tarihini detaylı bir şekilde deneyimleme fırsatı sunuyor. Sergide; Tutankhamun’un mezar odasından çıkan som altın tabutu, altın ve değerli taşlardan yapılmış dünyaca ünlü ölüm maskesi, savaş arabası, silahları, bastonları, mobilyaları gibi günlük eşyaları arasından seçilmiş paha biçilmez 400’ün üzerinde eser yer alıyor. 1.500 metrekarelik İstanbul Akvaryum Etkinlik Merkezi Florya’da bulunan ve 15 farklı tema sergilenen "Tutankhamun Çocuk Kral'ın Hazineleri" sergisi, 31 Mart 2024 tarihine kadar haftanın her günü saat 10.00-20.00 arasında ziyaret edilebilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen İstanbul Akvaryum Genel Müdürü Dilek Çapanoğlu, sergide açılışını yaptıkları günden bu yana binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırladıklarını ve çok olumlu geri dönüşler aldıklarını ifade etti. Çapanoğlu; "Ziyaretçilerimizin bir daha belki de ülkemizde göremeyeceği bu gezici sergiyi keşfedebilmeleri için sergimizi bir süre daha açık tutma kararı aldık" değerlendirmesinde bulundu. ### Zeynep Erkman, ilk kişisel sergisiyle 10_12 Gallery'de! Hazal Özkan’ın kurucusu olduğu 10_12 Gallery, genç ve yetenekli sanatçılara yer vererek, yükselen değerleri sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Genç sanatçı Zeynep Erkman, "Kim kaybolmayı istememiştir ki" başlıklı ilk kişisel sergisiyle 6 Ocak 2024 tarihine kadar konuklarını bekliyor. "Kim kaybolmayı istememiştir ki", insanın psikesinin ilgi çekici bir keşfi olarak ortaya çıkıyor. Serginin teması, büyük ölçekli ve canlı renklerden oluşan soyut tuvaller ve mekana özgü enstalasyonların aracılığıyla, iki farklı ancak birbiriyle bağlantılı anlatıyı pürüzsüz bir şekilde iç içe geçirerek, insan deneyiminin ikili doğasını ortaya koyuyor. Sergi; sanat yaratımına, düşünme ve içine kapanma odaklı bir lens üzerinden yaklaşarak insan psikolojisine açtığı pencereler ve zihin ile duygunun özünü ve karmaşıklığını yakalıyor. Rengarenk paletinin ortasında "Kim kaybolmayı istememiştir ki" insan ruhunun gölgelerine dalarken; sergide duygularımızın yabancılaşma, kaygı, korku ve şüphe gibi daha zorlu yönlerini simgeleyen mekana özel enstalasyonlar da yer alıyor. Titizlikle hazırlanmış ve stratejik bir şekilde yerleştirilmiş bu enstalasyonlar, izleyicileri kendi zihinlerindeki karmaşıklıklarla yüzleşmeye davet ediyor. Rahatsız edici ama aynı zamanda düşündürücü olan bu eserler, insan olmayı tanımlayan doğuştan gelen mücadeleleri yansıtan bir ayna görevi görüyor. ZEYNEP ERKMAN HAKKINDA... Zeynep Erkman (d. 2000, Ankara) İstanbul, Türkiye’de yaşıyor ve çalışmalarına devam ediyor. Sanatçının pratiği iki farklı form içerir. Formlardan biri, soyut kavramlarının heykel, enstalasyon ve ses aracılığıyla keşfedilmesine odaklanır. Diğeri ise soyut resim çalışmalarıyla “anlık” ve “dinamik” kavramların birleşmesini içerir. Sanatçı, form ve renk arasındaki etkileşimi keşfederken, bu kavramların niteliğini yakalayan hareketler oluşturur. Sanatçı sınırları zorladıkça, hareketi dinamik ve içine çeken bir deneyime dönüşür ve sonunda bir performansa evrilen bir süreç oluşturur. Zeynep Erkman, Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı mezunudur. 10_12 GALLERY HAKKINDA... 10_12 Gallery, Maçka Armani Residence’taki yerinde yükselen sanatçıları kişisel sergiler, sanatçı misafir programları ve sanat yayınları ile koleksiyoner ile buluşturuyor. 10_12; transparanlık, profesyonellik ve topluluk değerlerini koruyarak yükselen sanatçılara, çağdaşlığa ve uluslararası olmaya odaklanıyor. Yale mezunu sanat tarihçi ve sanat danışmanı Hazal Özkan’ın imzasını taşıyan çağdaş sanat galerisi, keşfettiği yetenekler ile genç sanatçıların ve genç koleksiyonerlerin de desteklenmesi misyonuyla dikkatleri üzerine çekiyor. KİM KAYBOLMAYI İSTEMEMİŞTİR KİZeynep Erkman Kişisel SergiSergi Tarihleri: 30 Kasım 2023 - 6 Ocak 2024Adres: Vişnezade, Maçka Business Center, Şht. Mehmet Sk. No:11 Kat:1 Beşiktaş / İstanbulÇalışma Saatleri: Pazar hariç her gün 10.30 - 18.30Instagram: @10_12gallery ### Kubilay Kan’la Galata’da Jazz Geceleri Caz dünyasının önde gelen müzisyenlerinden Piyanist-Besteci-Şarkıcı Kubilay Kan, Galata’nın en güzel manzarasına sahip mekanlarından biri olarak gösterilen Georges’de, Caz buluşmaları’nı sürdürüyor. CAZ TUTKUNLARININ MEKANI Tarih ve lüksü bir araya getiren Galata'nın gözde otellerinden biri olan Georges Hotel, tarihi dokusu ve benzersiz atmosferiyle bilinirken, Kubilay Kan Trio'nun performansı, caz tutkunlarını unutulmaz bir müzikal yolculuğa çıkarıyor. FRENCH GASTRONOMY DENEYİMİ Aynı zamanda lezzetleriyle de ünlü, “French Gastronomy” deneyimi sunan Michelin Yıldızlı Georges Hotel – Restaurant 24’te her hafta Çarşamba geceleri ‘’Kubilay Kan Trio‘’ olarak müzikseverlerle buluşmaya devam ediyor. Kubilay Kan’ın piyanosu ve vokaliyle hayat verdiği jazz tarihinin en güzel parçalarına bas gitarda Mümtaz Solmaz ve davulda Bilge Candan eşlik ediyor. ### Engelli çiftin öyküsünü anlatan film, festivallerden 29 ödül aldı! Trabzonlu film yapımcısı Fatih Zaman'ın senaristliğini yaptığı, engelli oyuncuların da başrollerini paylaştığı "Bana Maviyi Anlat" adlı sinema filmi, 10 ülkedeki çeşitli festivallerden ödül aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hayata geçirilen filmin başrollerini görme engelli Fatma Tezgit ile işitme engelli Berk Aydın paylaştı. Turgay Tanülkü ve Ayşen İnci gibi tanınmış oyuncuların da yer aldığı filmin yönetmenliğini ise Cemile Kırmızı Karadaş yaptı. Film ve oyuncular, Nisan 2023'ten beri Romanya başta olmak üzere Fransa ve İtalya'nın da aralarında bulunduğu 10 ülkeden, Cannes Dünya Film Festivali, Ganj Uluslararası Film Festivali ve Ponza Film Ödülleri gibi çeşitli festivallerde, farklı kategorilerde 29 ödüle layık görüldü. Fatih Zaman, AA muhabirine, 2013'te radyo programı yaptığı dönemde, görme engelli dinleyicinin kendisini aramasıyla film çekmeye karar verdiğini söyledi. Dinleyicinin sohbet sırasında kendisine, "Bana maviyi anlatır mısınız?" dediğini ifade eden Zaman, aralarında geçen konuşmayı şöyle paylaştı: "Ben de mavi gökyüzü, deniz deyince 'Bir de umudun rengidir değil mi?' dedi. 'Evet umudun rengi.' dedim ve 'Bana umudun rengini anlatın.' dedi. 'Bu soruya hangi dinleyicimiz cevap vermek ister?' dediğimde ise aynı dinleyici, 'Ben görme engelliyim ve gözlerimin açılacağı umuduyla mavi rengi merak ediyorum.' dedi. Kendisini radyoya çağırdım, 'Ben bir gün bir film yapacağım, adı Bana Maviyi Anlat olacak, bu hikayeyi senle beraber orada anlatacağız' dedim. 2023'te bu hayalimizi yaptık." "Duygunun çok yoğun olduğu bir film" Başrol oyuncularının görme ve işitme engelli olması dolayısıyla filmin önem kazandığını belirten Zaman, "Uzun süre kamera arkasında çalıştıktan sonra sete çıktık. Finalinde işitme engelli gencimizin, görme engelli sevgilisine söylediği bir cümle var. İki kelimeden oluşuyor, bunu 5 ay çalıştıktan sonra sete çıktık. Duygunun çok yoğun olduğu bir film oldu. Biz bu filmi dünya sinema tarihine bırakıyoruz. İnşallah bundan sonra da bu gibi filmler çokça olacaktır diye umut ediyoruz." diye konuştu. Yaklaşık 2 saatlik filmi birçok festivale gönderdiklerini vurgulayan Zaman, "Festival sürecimiz 15 Ocak 2024'e kadar devam edecek. O tarihten sonra birçok platformda filmimizi yayınlayacağız." dedi. Zaman, girdikleri festivallerin hepsinden ödül aldıklarının altını çizerek, şunları kaydetti: "29 festivalden ödül aldık. Aslında amacımız eğer fırsat verilirse görme, işitme, down sendromlular ve MS hastalarının neler yapabilecek olduklarını göstermekti. Biz de bunu başardık. Görüştüğümüz birçok dijital platform var, yakında filmimizi ulusal ve dijital platformlarda izleyiciyle buluşturmayı hayal ediyoruz." Ödül aldıklarında hemen oyunculara haber verdiğini dile getiren Zaman, "Sevinçten ağlıyorlar. Dünyanın dört bir yanından ödül aldık ve her yerden bize sertifikaları geliyor. Sette çektiğimiz bütün sıkıntıları ve yorgunlukları atıyoruz." ifadelerini kullandı. ### Yunanistan ile İngiltere arasında 'Parthenon' krizi: Sunak, Miçotakis'le görüşmeyi iptal etti İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Londra'da sergilenen 2 bin 500 yıllık Elgin Mermerleri'nin iadesinin gündeme gelmesi olasılığı nedeniyle Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'le görüşmesini iptal etti. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Atina'dan İngiltere'ye götürülen "Elgin Mermerleri" İngiltere ile Yunanistan arasında diplomatik çatışmaya yol açtı. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile planlanan görüşmesini Elgin Mermerleri tartışması nedeniyle son anda iptal etti. Miçotakis, görüşmenin aniden iptal edilmesinden büyük hayal kırıklığına uğradığını söyledi ve Sunak yerine Başbakan Yardımcısı Oliver Dowden ile ayarlanan alternatif görüşme teklifini de reddetti. MONA LISA'NIN İKİYE BÖLÜNMESİNE BENZETMİŞTİ İngiltere'yi ziyaret eden Miçotakis, pazar günü BBC ile söyleşisinde söyleşide, Atina Akrapolisi'nden Osmanlı İmparatorluğu döneminde İngiltere'ye götürülmüş olan "Elgin Mermerleri"nin Yunanistan'a geri gönderilmesi gerektiğini söylemişti. Miçotakis, geri kalan kısmı Atina'daki Akropolis Müzesi'nde sergilenen Elgin Mermerleri'nin bu şekilde iki ayrı ülkede sergilenmesini "Mona Lisa tablosunu ikiye kesip sergilemeye" benzetmişti. 'DURUŞUNUN DOĞRU OLDUĞUNA İNANMIYOR' İMASI Sunak'ın bugün yapılması ve yaklaşık 45 dakika sürmesi planlanan görüşmeyi son anda iptal etmesinden çok rahatsız olduğu belirtilen Miçotakis "Duruşlarının doğru ve adil olduğuna yürekten inananlar, yapıcı bir tartışmaya girmekten asla çekinmezler" dedi. İngiltere ve Yunanistan'ın dostluklarının uzun bir geçmişi olduğunu belirten Miçotakis, "Parthenon Heykelleri konusundaki pozisyonumuz belli. İngiliz mevkidaşımla bu konuda bir görüş alışverişinde bulunacağımı tahmin ediyordum" diye konuştu. 'BU MÜLKİYET KONUSU DEĞİL' Miçotakis pazar günü BBC 1'de Laura Kuenssberg'in sunduğu programa katılmıştı. Tarihi eserlerin İngiltere ve Yunanistan'daki parçalarının resimlerini gösteren Kuenssberg'in "Sizce nerede daha güzel görünüyorlar?" sorusuna Yunanistan Başbakanı'nın yanıtı "Cevap bence çok açık" oldu. "Eserler Akropolis Müzesi'nde daha güzel görünüyor. Bu müze bunun için inşa edildi" diyen Miçotakis, bunun sadece bir "mülkiyet" konusu olmadığını da ekledi ve "Bence bu, eserlerin mülkiyetiyle ilgili değil, yeniden bir araya getirilmesiyle ilgili bir konu. Eskiden tek parça olan bir anıtı nerede daha iyi değerlendirebilirsiniz?" diye sordu. Parthenon Heykelleri de olarak bilinen eserlerin Yunanistan'a ait olduğunu ve geçmişte çalındığını da hatırlatan Miçotakis, mevcut durumun Mona Lisa tablosunu ortadan kesip iki ayrı yerde sergilemeye benzediğini belirtti. ATİNA'YA GERİ DÖNÜYOR "Sizce bu haldeki bir tabloyu görenler bundan keyif alabilir miydi?" diye soran Miçotakis, bu yüzden Elgin Mermerleri'nin orijinal yeri olan Yunanistan'a geri gönderilmesi için lobi çalışmaları yürüttüklerini söyledi. Yunanistan Başbakanı konuyu salı günü İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ile yapacağı görüşmede de gündeme getireceğini belirtmişti. Ancak bu görüşmenin iptal olması üzerine Miçotakis bugün Yunanistan'a geri dönüyor. Yunanistan Başkananı dün İngiltere'de muhalefetteki İşçi Partisi'nin başkanı Keir Starmer'la da görüşmüştü. Starmer, Atina ile British Museum arasında bir "ödünç verme" anlaşması yapılırsa buna karşı çıkmayacaklarını söyledi. ELGİN MERMERLERİ NEDİR? Yunanistan'ın başkenti Atina'daki Akropolis'te, Athena Tapınağı Parthenon ve çevresindeki yapılara ait olan, ve şu an İngiltere'deki British Museum'da sergilenen eserlere Elgin Mermerleri deniyor. Tarihi eserler, Yunanistan topraklarının Osmanlı İmparatorluğu'na ait olduğu 19. yüzyılda başlarında, İngiliz diplomat Lord Elgin (Thomas Bruce) tarafından İngiltere'ye götürülmüştü. FRİZİN 75 METRELİK KISMI LONDRA'DA Mermer eserler M.Ö. 447-432 yılları arasında inşa edilmişti. British Museum'da sergilenen eserler arasında tapınağın duvar süslerinin (friz) 75 metrelik bir kısmı da bulunuyor. British Museum'un verdiği bilgiye göre, Lord Elgin eserleri bir padişah fermanına dayanarak 1801-1816 yılları arasında İngiltere'ye götürdü. Dönemin İngiltere hükümeti, yaptığı araştırma sonucu eserlerin İngiltere'ye götürülmesinin "yasal" olduğu sonucuna vardı. İLK BAŞVURU 1983'TE YAPILDI Eserlerin kalıcı olarak Yunanistan'a iade edilmesi için ilk başvuruysa 1983'te yapıldı. Müzenin internet sitesinde, "eserlerin iadesi için yapıcı görüşmelerin" sürdüğü" bilgisi yer alıyor. İngiltere'de 1963 tarihli "British Museum Kanunu" eserlerin müze koleksiyonundan çıkarılmasını yasaklıyor. Ancak ödünç verme konusunu düzenleyen bir kanun bulunmuyor. Geçen yaz, British Museum envanterindeki bazı eserlerin bir çalışan tarafından çalınarak internette satışa sunulduğu ortaya çıkmıştı. Birçok ülke bu olaydan sonra, tarihinin en büyük krizlerinden biriyle karşı karşıya olan dünyaca ünlü müzeye, "eserlerimizi geri verin" çağrısı yapıyor. ### Bienale ‘anti-semitizm’ iptali sanatseverleri şok etti Almanya’da gelecek yıl yapılması planlanan fotoğraf bienali Biennale für aktuelle Fotografie küratörlerden birinin İsrail karşıtı Facebook paylaşımları nedeniyle iptal edildi. Almanya’da gelecek yıl Mart ayında başlaması planlanan Alman fotoğraf bienali, küratörlerden birinin Facebook’ta yaptığı paylaşımların ‘anti-semitik’ bulunması üzerine iptal edildi. Biennale für aktuelle Fotografie adlı bienal Mannheim, Ludwigshafen ve Heidelberg adlı şehirlerde eş zamanlı olarak gerçekleşecekti. Ancak çağdaş fotoğraf sanatına dair örneklerin sergileneceği bienal, küratörlerden biri olan fotomuhabir Shahidul Alam’ın facebook sayfasında İsrail’in Gazze saldırısını soykırım olarak tanımlaması üzerine iptal edildi. Art Asia Pacific’in haberine göre Alman yetkililer Alam’ın paylaşımlarının İsrail’i Filistin halkına soykırım yapmakla suçladığını dile getirdi. Yetkililer paylaşımlar nedeniyle Alam ile aralarındaki güven ilişkisinin ciddi şekilde zarar gördüğünü söyledi. ‘’İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’’ DEDİ Bienalin organizatörleri Hamas’ın İsrail’e 7 Ekim’de gerçekleştirdiği saldırıdan bu yana paylaşım yapan Alam ile önce bir görüşme talep etti. Diğer küratörler Tanzim Wahab ve Munem Wasif’in de katıldığı görüşmede Alam’a paylaşımlarla ilgili uyarılarda bulunuldu ve “Almanya’nın İsrail devletine ve onun var olma hakkına karşı özel tarihsel bir sorumluluğu bulunduğu” hatırlatıldı. Ancak Alam kendisini bir aktivist olarak gördüğünü ve paylaşımları ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptığını söyledi. Wahab ve Wasif de Alam bienalde görev almazsa kendilerinin de görevi bırakacağını dile getirdi. Yetkililer bunun üzerine bienali tamamen iptal etti. Gelecek yıl 10. kez yapılması planlanan bienalin tekrar ne zaman gerçekleşeceği henüz bilinmiyor. ### Ödüllü komedi oyunu “Çılgın Zamanlar” İzmir, Tekirdağ ve İstanbul’da Yeni Tiyatro Ödülleri’nde yılın en iyi komedi yapımı ödülü sahibi “Çılgın Zamanlar”, aralık ayında İzmir, Tekirdağ ve İstanbul’da seyirciyle buluşacak. Seyircileri kahkahaya boğacak oyunun biletleri Biletinial’da satışa çıktı. Ünlü oyuncular Hakkı Ergök, Kemal Başar ve Zeynep Gülmez’in başlıca rollerini üstlendiği, Sam Bobrick'in dünyaca ünlü komedisi Türkiye'de ilk kez sahneye çıkıyor. Yeni Tiyatro Ödülleri’nde yılın en iyi komedi yapımı ödülü sahibi “Çılgın Zamanlar”, aralık ayında İzmir, Tekirdağ ve İstanbul’da seyirciyle buluşacak. Seyircileri kahkahaya boğacak oyunun için geri sayım başladı. Miles, otuz yıllık karısını yarı yaşında bir kadınla evlenmek için terk etmiştir ve her şeye sahip görünmektedir. Çekici bir eş, iyi bir iş, güzel bir ev, evliliğinde mutlu bir kız… Altı ay sonra genç ve çekici karısı onu terk eder, ortağı fena kazıklar ve kızının evliliği çatırdamaya başlar, ayrıca harika görünen eski karısı genç erkek arkadaşı ile yaşamak için dairesini satın almak istemektedir. Ödüllü komedi oyunu “Çılgın Zamanlar”, 30 Kasım’da İzmir Narlıdere AVM Gürdal Tosun Sahnesi’nde 1 Aralık’ta İzmir Konak Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde, 2 Aralık’ta İzmir Güzelbahçe AKM Tuncel Kurtiz Sahnesi’nde sahnelenecek. Oyun ayrıca 8 Aralık’ta Tekirdağ Çorlu Halk Eğitim Merkezi, 21 Aralık’ta Kozzy Kültür Merkezi, 27 Aralık’ta ise Hilltown AVM Seyirlik Sahne’de olacak.  Bilgi için: pr@biletinial.com ### Metin Talayman’ın ‘’Dönüşüm’’ resim sergisi Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde  Usta sanatçı Metin Talayman’ın “Dönüşüm” adlı retrospektif sergisi Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Tepe Emlak tarafından yönetilen, Başkentin seçkin alışveriş merkezlerinden Next Level AVM’de yer alan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi, birbirinden kıymetli sanatçıların resim ve heykel sergileriyle Ankaralı sanatseverlerin buluşma noktası olmayı sürdürüyor. Birbirinden kıymetli eserleri ilgilileriyle buluşturan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi, 17 Kasım itibariyle 1999 yılında hayatını kaybeden usta sanatçı Metin Talayman’ın “Dönüşüm” restospektif sergisine ev sahipliği yapmaya başladı.  Serginin küratörü Prof. Dr. Kıymet Giray, Talayman’ın eserleri hakkında bilgi vererek şunları kaydetti: “Metin Talayman’ın figüratif ekspresyonlar olan eserleri, insanın baş etmeye çalıştığı sorunlarla doludur. Varoluşçu bir bakış açısıyla acıyı irdeler, sorgular ve toplumun bu acıya duyarsızlığına karşı direnen göndermeler yapar. Sıkıntılara karşı başkaldırı olarak kabul edilebilecek serilerin eserleri olan kompozisyonlarının en şiddetli ve en depresif yapıtlarında bile plastik değerlere önem vermesi Metin Talayman’ın sanatçı disiplinini belirler. Talayman, estetik duyarlılığının uyumuna özen göstererek kurduğu kompozisyonlarında, lirik renk değerlerini titizlikle kullanmaya özen gösterirken aynı zamanda da ekspresyonist kuramlara uyarlı gerilimleri tuvallerine yansıtmayı başarır. Resimlerinin temalarını belirleyen biçimleri vurgulayan renk lekelerine, psikolojik ve simgesel anlamlar yükleyerek, yaşanmakta olan gerilimli sıkıntılara karşı duran kompozisyonlar kurar. Resimleri, yaşamın zorlukları ve mutluluğun umutlarını taşıyan derin içerikli sanat eserleridir.” 17 Kasım tarihinde ziyaretçilere açılan “Dönüşüm” resim sergisi, 15 Ocak 2024 tarihine kadar 10.00 – 22.00 saatleri arasında görülebilecek. ### Sanat dünyasını çalkalayan Refik Anadol polemiği: Müziği keserseniz sıradan bir ekran koruyucu! Sanat dünyası, dünya çapında tanınan dijital medya sanatçısı Refik Anadol ile Pulitzer Ödüllü eleştirmen Jerry Saltz arasındaki polemiği konuşuyor. Saltz'ın eserlerini "Müziği keserseniz sadece sıradan bir ekran koruyucu" diyerek eleştirdiği Refik Anadol, "Ben herkesim, sen hiç kimse değilsin" sözleriyle sert yanıt verdi. Türk dijital medya sanatçısı Refik Anadol ve Pulitzer Ödüllü eleştirmen Jerry Saltz arasındaki sert polemik gündemden düşmüyor. New York dergisinin kıdemli sanat eleştirmeni Saltz, Refik Anadol’un ABD’deki sergisiyle ilgili, geçen hafta sosyal medya platformu X’te “Refik Anadol’un milyonlarca dolarlık sıkıcı vasat gösterisi, derme çatma ve aynalardan oluşan bir salondan ibaret. Kısaca yutturmaca sanatını değiştiriyor. Müziği keserseniz sadece sıradan bir ekran koruyucu. Bana hava hoş. Bütün sanatçıların başarılı olmasını isterim. İyi, kötü ve çok kötü” mesajını paylaştı. Bu sözler, hem sanat dünyasında hem de sosyal medyada büyük tartışma yarattı. "SEN HİÇ KİMSESİN!" Refik Anadol sosyal medyadan ödüllü eleştirmene sert yanıt verdi: “Sözlerinin benim için hiçbir anlamı yok. Benimle hiç konuşmadın, stüdyomu hiç ziyaret etmedin, kim olduğuma, neden ve nasıl sanat yarattığıma dair hiçbir fikrin yok. Ama şunu söyleyeyim, eserlerimi kalbimle yaratıyorum! Ve bunu öğrenmek için çalışmalısın, araştırmalısın, konuşmalısın. Geldiğiniz dünya değişti! Yeni dünya aydınlık, yeni dünya kapsayıcı, yeni dünyanın kapıları yok! Ben, benim topluluğumu ifade ederim! Herkes, herhangi biri, her yaş ve her kültür için sanat yapıyorum! Ben herkesim! Sen hiç kimsesin!” "GÖRDÜĞÜMÜ SÖYLEYECEĞİM" Geri adım atmayan eleştirmen Saltz, “Hakkında yazmadan önce asla sanatçıyı ziyaret etmem. Hakkında yazmadan önce asla sanatçıyla konuşmam. Ayrıcalıklı olmayan diğer izleyiciler gibi ben de olabildiğince özgür ve doğru tepki vermek istiyorum. Kendi başıma. Gördüğümü söyleyeceğim. Eğer aynı fikirde değilsen tamam” mesajını paylaştı. Saltz ayrıca “Refik Anadol’un çalışmalarını sevmiyorum ve nedenini de tam olarak söyledim. Yapay zeka sanatını seviyorum. Tüm araçları ve teknolojileri seviyorum! Ben yalnızca bir sanatçının eserini malzeme ve araçlarıyla ilgili olarak eleştiriyorum. Siz onu seviyorsanız bu sizin için güzel. Ben vasat buluyorum” dedi. "REFİK ANADOL’DAN ÇOK DAHA İYİYİM" Saltz, bir başka mesajında da Anadol'un çalışmalarına benzer bir görüntüsünü “Bu benim. Refik Anadol’dan çok daha iyi” notuyla paylaştı. Sosyal medyada Saltz’ı stüdyosuna davet eden Anadol ise, son mesajında şu ifadeyi kullandı: "JERRY İLE BARIŞTIK" "Sevgili dostlar, ülkemizin kötü kaderi bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlar, sanat kritiğine verdiğim cevabı 'eleştiriyi hazmedemedi' olarak algılamışlar. Aslında bunun stratejik olduğunu, yapay zeka + dijital sanatın dünya literatüründe tartışıldığını da o güzel akıllarıyla kavrayamamışlar. Hatta Jerry ile post sonrası barıştığımızı ve dijital sanat için pozitif fikirleri ve daha fazlasını da hayal edememişler. Diyalogumuzun üçüncü kişileri; bir gün de sizin işlerinizi tartışalım be! Buralar sizsiz olmuyor." ### BASE 2023 seçkisi Akaretler Sıraevler'de sanatseverlerle buluşuyor Türkiye’nin yeni mezun genç sanatçı adaylarının eserlerini bu yıl 13-17 Aralık 2023 tarihleri arasında Akaretler Sıraevler ev sahipliğinde No:37-39 ve 41’de  aynı çatı altında buluşturacak olan BASE açılıyor. Bu yıl yedincisi düzenlenen  Base, seçici kurulun değerlendirmesiyle 26 şehir, 36 üniversiteden 120 sanatçı adayına ait 130 yapıt sergilenecek. Küratörlüğünü Derya Yücel’in yaptığı sergi, “GERÇEKLİĞİN İÇİNDE, DÜŞLERİN KIYISINDA” temasıyla, ziyaretçilerini ağırlayacak. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla; Bilgili Sanat işbirliği , Akaretler Sıraevler ve Beşiktaş Belediyesi ev sahipliğinde, Trendyol Sanat ana sponsorluğunda; Jumbo, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) ve TEB Özel Bankacılık co sponsorluğunda bu yıl yedincisi gerçekleşecek olan BASE’i 17 Aralık’a kadar her gün saat 11:00-19:00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. ### "Herkes ve Hiç Kimse" Sergisi 30 Kasım'da Açılacak Sanatçı Erdoğan Zümrütoğlu'nun kişisel sergisi "Herkes ve Hiç Kimse", DG ARt Galerry & Projects'te sanatseverlerle buluşacak. Sanatçının sanatsal yolculuğundaki ara duraklardan biri olma özelliği taşıyan sergi, 30 Kasım-3 Ocak 2024 arasında akademisyen Zeynep Öztürk'ün ev sahipliğinde ziyarete açık olacak. Resimlerinde boyayla kurduğu ilişkinin alanını genişleterek geliştiren Zümrütoğlu, aynı zamanda heykel çalışmalarında da iki boyutludan üç boyutluya geçiş yaparak eserler üretiyor. Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan DG Art Gallery & Projects kurucusu Dursun Gündoğdu, bugüne kadar Erdoğan Zümrütoğlu ile 3 sergiye imza attıklarını, "Herkes ve Hiç Kimse"nin de dördüncü olduğunu söyledi. Gündoğdu, Zümrütoğlu'nun çok değerli bir sanatçı olduğuna işaret ederek, "Hem Türkiye'de hem de yurt dışında bilinen bir sanatçıdır. Sanatı topluma sevdirmek için bir uğraş veriyoruz. Bunun için çaba gösteriyoruz. Bütün sanatseverlerle beraber bir yolculuğa çıktık. Bu yolculuk umarım uzun süre daha devam eder." dedi. Vizyon olarak Türk sanatçıları dünyaya tanıtmak istediklerini vurgulayan Gündoğdu, "İnşallah bunu başarmak için elimizden geleni yapacağız. Erdoğan Zümrütoğlu'ndan sonra dünyaca ünlü Afrika kökenli bir sanatçıyı Türkiye'ye getiriyoruz. Ocak ayında da onun sergisini açacağız." ifadelerini kullandı. ### ‘’Rumuz Goncagül’’ Aralık ayında Kadıköy Süreyya Operası’nda Türk tiyatrosunun en önemli oyunları arasında yer alan “Rumuz Goncagül”, aralık ayında İstanbul Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak. 70’li yılların sonlarında değişen toplumsal yapıda kadının sıkışmışlığını çağdaş bir ortaoyunu dünyasından aktaran tiyatro klasiğinin biletleri Biletinial’da satışta. Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Oktay Arayıcı tarafından kaleme alınan tiyatro klasiği “Rumuz Goncagül”, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından aralık ayında İstanbul Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyircilerle buluşacak. 70’li yılların sonlarında değişen sosyal yapının ve ekonomik hayatın etkisiyle adını, varlığını ve çaresizliğini çözmeye çalışan kadınların sıkışmışlığını çağdaş bir ortaoyunu dünyasından anlatan müzikli oyun, 5, 6, 7, 8 ve 9 Aralık’ta izlenebilecek. Oyuncu kadrosunda Dilek Güven Eylem Yıldız, Şebnem Bilgeer, Efe Erkekli, Duygu Gökhan, Erdoğan Aydemir, Engin Delice, Ahmet Dizdaroğlu, Uğur Keleş, Aydın Orak ve Buğra Kağan Kahraman’ın yer aldığı oyunun etkileyici müzikleri ise Timur Selçuk imzasını taşıyor. RUMUZ GONCAGÜL OLMAYA GİDEN YOL Her şey Gülsün adına bir gazetenin gönül postası köşesine 'Goncagül' rumuzuyla bir mektup gönderilmesiyle başlar. “Aile kızıyım, ev işlerini becerir, güzel yemek pişirir. İlkokul mezunuyum. Babam vefat ettiği için annemle, kendi evimde oturmaktayım. Ahlâklı, geçimliliği olan biriyle evlenmek istiyorum. İç güveyi de olabilir. İsteklilerin Goncagül rumuzuna yazmaları” diyen mektupla birlikte Gülsün'e 261 koca adayı talip olur. Bilgi için: pr@biletinial.com ### Antakya’nın güzel dokusu, 3 Aralık’ta Çember ile vizyonda! Antakya’nın tüm güzelliklerini ve dokusunu anlatan Çember filmi, 3 Aralık’ta herkesi Kadıköy Sineması’na bekliyor. Berkan Aktepe ile Çember filmini, Antakya’yı ve projelerini konuştuk. Berkan Aktepe’yi tanıyabilir miyiz? Uzun yıllardır film sektöründe reji alanında çalışmaktayım. Antakyalıyım. Genellikle bağımsız filmlerin projesinde yer aldım. 2013 yılında Antakya’nın Gezi Sürecini anlatan Gezi Belgeseli’ni yaptım. Hemen arkasından kendi dilimiz olan Arapça 2 film çektim. Şu anda 22 dakikalık Ankara ve İzmir film festivallerinde de gösterilen Çember filmini çektik.  Sektörde yönetmen asistan olarak çalışmaya devam ediyorum. Çember filmi deprem öncesi Antakya Sokaklarını anlatıyor. Filmde verilmek istenen mesaj nedir? Deprem üzerinden 10 ay geçti. Biz filmi 6 Şubat deprem felaketinden 5 ay önce çekmiştik. Biz dar sokaklarla bağ kurup, bir nevi iyileştirme olan apartman hikayesi çektik. Bizi derinden etkileyen duygusal bir film.  Çünkü filmde gösterilen Antakya’nın herkes tarafından bilinen tarihsel yerleri, dar sokaklar, köprüsü, avlulu evleri, apartmanları özellikle kentin dokusu, hafızası şu an yok. Filmde görülen yerler yok oldu. Bu film bizden çıkarak tüm insanlığa seslenen bir mektuba dönüştü. Antakya ile bağ kuran tanıyıp, tanımadığım herkesin filmi olacak. Filmin mesajıyla ilgili defalarca altını çizerek belirttim, tekrar söyleyeyim. Tanıdığım ya da tanımadığım insanlarla benzer duygularla izlenecek bir film. Herkesin kendinde bir parça bulacağı film olacak. O anlatılamayacak kadar değerli olan Antakya’nın büyülü sokaklarının güzelliğini tekrar yaşatmak adına Benim açımdan buruk bir mutluluk olacaksa da filmin vereceği mesajlar böyle. Filmde yer alan oyuncular kimler? Yılların usta oyuncusu Serhat Özcan, Tuğçe Yolcu, Kürşat Demir, Nazan Ekinci, kukla sanatçısı Mehmet Erbil ve Antakya’nın birçok yardımcı oyuncusu. Film 3 Aralık’ta Kadıköy Sineması’nda gösterilecek. Orayı seçmende belirleyici etken ne oldu? Kadıköy’ü kültür ve sanat açısından nasıl değerlendiriyorsun? Çember filminin Kadıköy Sinemasında gösterilecek olması onur verici bir durum. Film sektöründe içinde yer aldığım filmler de Kadıköy Sinemasında gösterildiğinde bile çok heyecanlanırdım.  Şu an ise benim filmim gösterilecek. Kadıköy, sanatın merkezi ve müthiş bir değer. Kadıköy’ü; canlı, renkli, müthiş bir tiyatro ağı olan, konser ve diğer etkinliklerin çok güzel geçtiği, insanların yoğun ilgi gösterdiği kültür ve sanat yeri olarak değerlendiriyorum. Kadıköy Sinemasını da Kadıköy’ün kalbi olarak görüyorum. Filme gelmek isteyenlere vermek istediğin mesaj nedir? Biz film ekibi olarak, 3 Aralık’ta hem Antakya’nın hem güzelliklerini hem de Antakya’yı konuşacağız. Bize her yerde 10 aydır Antakya’nın yıkımları gösteriliyor. Antakya’yı hiç görmeyen, bilmeden filme gelen insanlara ‘Deprem Öncesi Antakya’ göstereceğiz. Filme gelen insanlara bunu göstermek istiyorum.  Film sonrası da ekiple beraber gelen misafirlerimizle Antakya’yı konuşacağız. Dostlarımızı görmek istiyoruz. Birbirimize Antakya’nın hoşgörü kültürü ile sarılmak istiyoruz. Antakya’nın bir bağ olduğunu ve bu bağla birbirimize sıkıca tutunduğumuzu o gün hissettirmek adına benim ve gelen konuklar açısından çok önemli bir gün olacak. Kendi çabalarımızla herhangi bir yerden destek almadan gösterime taşıdığımız bu filmin geniş bir seyirci kitlesi buluşması bizleri mutlu edecektir. Antakya ile gönül bağı kurmuş olan herkesi filme bekliyorum. Gençliğin Armutlu Mahallesi’nde geçti. Yakınlarda başka bir projen olacak mı? Antakya hikayeleri anlatmaya devam edeceğim ama şu an Antakya’nın bu halini anlatmak istemiyorum. Acılarımız taze ve hala dinmeyen yaralarımız var. Armutlu Mahallesi benim gençliğimin geçtiği, paylaşmayı, direnmeyi, arkadaşlıklar ile dostluğu öğrendiğimiz ve Gezi’de kaybettiğimiz arkadaşlarımız açısından çok önemli bir yer. Direnirken bir elimizde kamera bütün olup bitenleri kaydedip, bir belgesele dönüştürüp tarihe not düşmüştük. Direnen sevgi belgeseli ile gururunu ve onurunu yaşıyorum.  Ayrıca Antakya tarihi ve kültürel dokusu, mozaiği açısından oldukça zengin bir kent. Bu nedenle, Antakya ile ilgili her daim bir şeyler üretmeye devam edeceğim. Antakya sinema yaşantımda her zaman bütün değer ve varlığını korumaya devam edecektir. Bu nedenledir ki Antakya’nın güzelliklerini anlatmak bir yönetmen olarak boynumun borcu olacaktır. ### "Don Giovanni" Operası 30 Kasım'da Prömiyer Yapacak İstanbul Devlet Opera ve Balesinin (İDOB) sahneleyeceği "Don Giovanni" operasının prömiyeri, 30 Kasım'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Türk Telekom Opera Salonu'nda yapılacak. Prova öncesi AA muhabirine açıklamada bulunan İDOB Müdürü Caner Akgün, İDOB gibi köklü bir kurumda sorumluluk almanın önemine değinerek, "Önümüzdeki dönemde insanımızın yapısını doğru tahlil ederek, evrensel ölçülerde yaratılmış eserleri sanatseverlerle buluşturmak istiyoruz. Kökler başlıklı bir konsept ile tarihimize ve medeniyetimize mercek tutan bir program hazırlığı içerisindeyiz." dedi. Akgün, genç ve dinamik bir ekiple çalıştıklarını belirterek, AKM'nin teknik imkanları ve üst düzey sanatçı kadrosuyla İDOB'un dünyayla yarışmasını istediklerini vurguladı. "Don Giovanni" eserinde Don Giovanni gibi önemli bir rolü üstlenmenin gururunu taşıdığını dile getiren Akgün, "Sanatçı kadromuzun içerisinde bu operayı yurt dışında yorumlamış sanatçılarımız var. İlk defa AKM'nin tüm teknik imkanlarını bu prodüksiyon içerisinde kullanıyoruz. Kostümlerinden sahne tasarımına her şeyi AKM'de hazırladık. Buranın yapılma amacını da ilk kez tam anlamıyla bu prodüksiyonla gerçekleştirmenin heyecanını yaşıyoruz." ifadelerini kullandı. Caner Akgün, 30 Kasım ve 6 Aralık gösterimlerinin biletlerinin şimdiden tükendiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti: "2200 kişilik kapasitesiyle satışa sunulur sunulmaz ilgi görüyor. Bu da bize büyük gurur veriyor açıkçası. İyi ki bu bina yapıldı, iyi ki halkımız bu eserlerle buluşabiliyor. Genel Müdürümüz Tan Sağtürk'ün dediği gibi; 'Hep beraber bir tarih yazacağız'. Bu tarihi de Don Giovanni operasıyla AKM'de hep beraber yazmaya başladık." "Yurt dışındaki büyük prodüksiyonlar artık İstanbul'da da yapılıyor" Eserin yönetmenliğini üstlenen Aytaç Manizade ise yurt dışında izlediği büyük prodüksiyonların artık İstanbul'da da yapılmasından duyduğu gururu vurgulayarak, "Uzun yıllardır böyle büyük kurumlarda çalışsaydım acaba neler yapardım diye düşünürdüm. Bugün artık o günlerin geldiğini görmek çok mutluluk verici. AKM'nin bize sunduğu her imkanı eserin yapısına uygun olarak kullanmaya çalıştık. Ufak bir sürpriz ile açılışımızı yapıyoruz." değerlendirmesinde bulundu. "Don Giovanni" operasının her şeyiyle İstanbul'dan bir olan eser olduğunun altını çizen Manizade, genç bir ekiple titiz çalıştıklarını söyledi. Aytaç Manizade'nin sahneye koyduğu eserde İDOB Orkestrasını İbrahim Yazıcı yönetecek. Dekor tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ, ışık tasarımı Kemal Yiğitcan imzalı eserde Volkan Akkoç yönetimindeki İDOB Korosunu da sahne alacak. Eserdeki hareket düzenini ise Alper Marangoz hazırladı. "Don Giovanni" rolünde Caner Akgün, Zafer Erdaş, Murat Güney, "Leporello" rolünde Göktuğ Alpaşar, N.Işık Belen, Burak Bilgili, "Donna Anna" rolünde Evren Ekşi, Özgecan Gencer, Gülbin Günay, "Donna Elvira" rolünde Perihan N. Artan, Nesrin Gönüldağ, Şebnem Ağrıdağ Kışlalı, "Don Ottavio" rolünde Berk Dalkılıç, Bülent Külekçi, Ufuk Toker, "Zerlina" rolünde Sevim Ateş, Aslı Ayan, Ayşenur Ayyıldız Haksoy, "Masetto" rolünde Alp Köksal, Burak Kul, "II Commendatore" rolünde Mithat Karakelle, Ali Haydar Taş, Umut Tingür dönüşümlü olarak rol alacak. Eser, 6 Aralık akşamı tekrar, Atatürk Kültür Merkezi - Türk Telekom Opera Salonu'nda seyirciyle buluşacak. ### “Toz” 24 ve 25 Aralık’ta Ankaralı seyircilerle buluşacak Usta oyuncu Zerrin Tekindor’un “Handan” rolünde harikalar yarattığı tek kişilik tiyatro oyunu “Toz”, aralık ayında Ankaralı sanatseverlerin karşısına çıkacak. Sezonun en ilginç yapımları arasında yer alan oyunun biletleri Türkiye’nin lider online etkinlik biletleme şirketi Biletinial’da. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun kaleminden çıkan tek kişilik kadın oyunu “Toz”, sahne yolculuğuna devam ediyor. Hira Tekindor’un yönettiği, Zerrin Tekindor’un performansıyla hafızalara kazınan oyun, Aysa Prodüksiyon organizasyonuyla 24 ve 25 Aralık’ta Ankara MEB Şura Salonu’nda seyirciyle buluşacak. Sezonun en dikkat çekici oyunları arasında yer alan “Toz”un biletleri Biletinial’da. Betonların göğü henüz delmediği zamanlarda büyük şehrin sokaklarında, apartman önlerinde büyüyen bir kız çocuğu... Güzeller güzeli ev kadını anne ile titiz avukat babanın tek kızı: Handan. Sokakların da anne babasıyla yaşadığı evin içi gibi huzursuz olduğu zamanlardan geçerek büyüyen, kendi yolunu bulan bir genç kadın... Kafasının ve kalbinin içi seslerle dolu; çok uzaklardan gelen bir melodi, kuşlar, rayların sesi, sevinçli bir hediye paketinin hışırtısı, annesinin, babasının, babaannesinin, halasının sesi... Sonra birden fazla ‘çat’sesi, farklı zamanlarda, farklı evlerin duvarlarında yankılanan. Karşımıza yetişkin bir kadın olarak çıkan Handan’la tanıştığımızda; o, çocukluğundan bugüne uzanan bir hikâyeye çoktan dalıp gitmiş olacak. Handan’ın ve onun hafızasından çıkıp gelen annesi Feri’nin öyküsü, 1960’lardan bugüne uzanan bir anlatıya yerleşiyor. Bilgi için: pr@biletinial.com ### Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman İspanyolcada! Tugay Kaban’ın Roman Üçlemesinin ikinci cildi olan Orhan Pamuk’a Satmak İstediğim Roman Meksika’daki Editorial Éufrates tarafından La Novela Que Quiero Venderle a Orhan Pamuk ismiyle İspanyolcaya tercüme edildi. Eser Türkiye’de ilk olarak Epona Yayınları tarafından 2021 senesinde yayımlanmıştı ve bu vakte kadar üç baskı yaptı. Hakkında birçok yazı kaleme alınan eserin üçüncü baskı arka kapağı için Enis Batur şunları yazmıştı: “Tugay Kaban, bir ayağı Patafizik ailesinin köklerine, öbür ayağı hınzır Oulipo'cuların uç dallarına bağlanan hergele, tekinsiz bir yazıyla döşemiş kitabını: Bir 'Şen Bilim' nehri ki önüne katıp götürüyor okurunu.” Romanı İspanyolcaya Maria Judith Olivares tercüme etti. Eserin İspanyolca baskısının arka kapak yazısı ise şu şekilde: “Bu roman, 'bir roman karakteri olsaydım, hayatım nasıl olurdu' sorusuna yanıt ararken, hayatı bir sözleşme karşılığında gölge anlatıcı tarafından yazılan bir yazarın hikâyesini anlatıyor. Yazar, özellikle İstanbul'da bulunduğu dönemde bir roman karakteri olarak hayatından bazı kesitleri kurgularken, aynı zamanda farkında olmadan hiç geliştiremediği bir romanın parçası olmaya başlıyor. Orhan Pamuk'a Satmak İstiyorum Roman'ın merkez üssünde roman yazmak ne demektir sorusunun örneklendirilmesi noktasında, postmodern Türk edebiyatının açık bir örneği ### B Art “Görüngüler Dünyası / World of Phenomena” Sergisi Açıldı B Group bünyesindeki  B Art Space'in  sanat  yolculuğu kapsamında İstanbul ve Bursa’daki Estetik International hastanelerinde oluşturduğu B Art Space, 22 Kasım’da Cubis Art İstanbul’un sanat yönetiminde “Görüngüler Dünyası / World of Phenomena” adlı sergiyi açtı. Aydan Uzun’un küratörlüğündeki Görüngüler Dünyası / World of Phenomena Sergisi’nde Aykut Ayaztuna’nın 1 Heykel, 1 resmi, Alla Güner’in 3 resmi, Artem Martis’in 2 resim ve 1 heykeli, Başak Güldürücü’nün 2 heykeli, Burak Kutlay’ın 2 resmi, Duygu Aydoğan’ın 2 resmi, Emrah Önal’ın 2 heykeli, İpek Yücesoy’un 1 rölyefi, Kerim Atlığ’ın 2 dijital 1 baskı çalışması, Mehmet Sinan Kuran’ın 1 baskı, 2 resim, 1 enstalasyon ve 1 heykeli, Oya Özer’in 3 resmi, Sesil Beatris Kalaycıyan’ın 3 resmi ve Sibel Niksarlı’nın 3 heykeli sergileniyor. Sergiye ilişkin bir değerlendirmede bulunan B Group Genel Müdürü Cenk Caner, B Art Space mekânları ile estetiğin sanat ile buluştuğu, izleyiciye hayatın doğal seyri içerisinde sanat ile karşılaşma fırsatı sunan alternatif sergi alanları oluşturduklarını belirterek Bursa ve İstanbul’da tek kavram, iki mekân üzerine kurgulanarak eş zamanlı açılan her bir sergide birlikte ve birbirini takip eden düzende, farklı şehirlerarasındaki ortak dinamizmi koruyarak, izleyicilerle etkileşim halinde olduklarını söyledi. “Estetik International’ın Doğumundan Hedeflediği Geleceğe Yolculuğunu Aktarıyoruz” Cenk Caner, şunları dile getirdi: “Bünyemizde bir sanat markası oluşturma yolunda ilk adımı 2019 yılında atıldı. Estetiğin sanat ile buluştuğu, izleyiciye hayatın doğal seyri içerisinde sanat ile karşılaşma fırsatı sunan alternatif bir sergi alanı yaratma fikri ile İstanbul ve Bursa hastanelerimizde B Art Space mekânları oluştu. B Art Space bünyesinde 2021’de Sekropia, yani uyanış – dönüşüm – değişim kavramları irdelenirken ardından Kimse Senin gibi Değil sergisi ile çıkılan içsel yolculukta kendimizi sorgulayıp yüzleştik. Devamında Pause diyerek zamanı durdurup ana baktık ve hayatın dışa vurumunu gözler önüne serdik. Bugün Görüngüler Dünyası’nda görünüşler dünyası ile düşünülür dünya arasında idealleri ve değişmez gerçekliği ayrıştırıyor, tanımlamaya çalışıyoruz. Çağdaş Türk sanatçıların güncel eserlerine yer verdiğimiz birbirinden bağımsız farklı kavramlar üzerine kurgulanan bu dört serginin bütününde anlattığımız büyük bir hikâye var. İzleyiciye, Estetik International markasının doğduğu andan hedeflediği geleceğe yolculuğunu, etkileşim içinde bulunduğu kitle ile temasını, bireysel ve toplumsal yargılar üzerinden, varoluşsal ve güncel değerleri harmanlayan bir alt metin çerçevesinde iletmeye çalıştık.” Cubis Art İstanbul’un sanat yönetiminde gerçekleşen serinin dördüncü ve son sergisi, Görüngüler Dünyası / World of Phenomena Sergisi, 5 Ocak’a kadar Estetik International’ın İstanbul ve Bursa’daki hastanelerinde ziyaret edilebilecek. ### İstanbul 16 Aralık'ta Ensemble Rustavi ile dansa doyacak Ensemble Rustavi– Gürcistan Devlet Halk Dansları Topluluğu Kafkas dansı aşıklarıyla İstanbul’da buluşuyor. 55 kişilik dansçı, 10 müzisyen ve  10 koro sanatçısından oluşan efsane kadrosuyla Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahne alacak topluluk, Gürcü folklorunun en güzel örnekleriyle izleyici karşısında olacak. 16 Aralık’ta gerçekleşecek dans ve müzik dolu performansın biletleri Biletinial’da. Kendilerini “derin ve köklü bir kültürün elçileri” olarak tanımlayan Ensemble Rustavi - Gürcistan Devlet Halk Dansları Topluluğu, etkileyici bir performansla Türkiye'deki Kafkas dansı âşıklarıyla buluşacak. 55 kişilik kadrosuyla 10 müzisyen ve 10 koro sanatçısı eşliğinde sahne alacak efsane topluluk, 16 Aralık’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde müzik ve dans dolu bir gece yaşatacak. 5 kıtada 2000 turne gerçekleştiren, 100 ülkede gerçekleşen 10 bin konserle 60 milyon seyirciye ulaşan ve L'Oympia Montreal performansları basın tarafından yılın en iyi performansı seçilen bu muhteşem gösteri sanatseverlerin ilgisini çekecek. Canlı performanstaki başarıları The Wall Street Journal, The New York Times, The Guardian, Bıld gibi önemli yayınların manşetlerine taşınan Ensemble Rustavi’nin Gürcü kültürüne dair efsaneleri sahneye taşıdığı bu gösteri kaçmaz. Bilgi için: pr@biletinial.com ### Beymen’in 50, lüksün 500 yılına özel sergi için son gün 30 Kasım!!! Beymen, yarım asrı aşan tarihini lüksün bu topraklardaki 500 yıllık yolculuğuna ışık tutan küresel bir projeyle kutluyor. Coğrafyamızın zengin kültür mirasını dünyaya anlatmaya hazırlanan Beymen; sergi, kitap ve belgeselden oluşan projesiyle, lüksün ve zanaatın nesillere ve kültürlere ilham veren gücünü sahneye taşıyor. Beymen, hazırlığı iki yılı aşan bu çok yönlü proje kapsamında; aralarında akademisyenler, sanat tarihçileri, müze müdürleri ve yazarların da bulunduğu uzman isimlerin bir araya geldiği bir Danışma Kurulu oluşturdu. Coğrafyamızın 500 yıllık tarihinde iz bırakan objelerden mücevherlere, el yazmalarındaki motif ve süslemelere uzanan bir derinlikte gerçekleştirilen çalışmanın verileri, lüks moda ve tasarım dünyasına yön veren 50’yi aşkın global marka ile paylaşıldı. Markalardan her biri, bu değerli çalışmadan aldıkları ilhamla kendi kimliklerini yansıtan Beymen’e özel parçalar tasarlayıp ürettiler. Bu eserler, Beymen’in 50. yıl kutlamaları kapsamında, küratörlüğünü gazeteci ve yazar Laurence Benaïm’in üstlendiği “Golden Opulence” sergisinde bir araya getirildi. “Precious Dreams”, “Bosphorus Gardens” ve “Mineral Roundness” temalarıyla üç bölüme ayrılan sergi, dünya moda haftalarında önemli projelere imza atan tasarım ve prodüksiyon ajansı Bureau Betak’ın fütüristik bir yapıya dönüştürdüğü Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde ziyaretçilerle buluşuyor. “Golden Opulence” sergisi iki misafir sanatçıyı da ağırlıyor. Sanatçı Hakan Yılmaz’ın, sergideki eşsiz parçalardan ilhamla yarattığı dijital eseri “In The Mind of a Designer” ve Japon sanatçı Miyouki Nakajima’nın “Flowers” adlı Beymen’e özel eserleri 30 Kasım'a kadar Tophane-i Amire’de ziyaret edilebilecek. “BU MİRASI TAŞIMAK BİR GÖREV” Beymen Group CEO’su Elif Çapçı, yaptığı değerlendirmede: “Ülkemize, markamıza ve küresel ölçekte lüks moda sektörüne değer katacak, çok boyutlu bir projeyle yarım asrımızı geride bırakmanın heyecanını yaşıyoruz. Yaşadığımız coğrafya, lüksün tüm yaratıcı ışıltısını içinde barındıran çok güçlü bir kültürel mirasa sahip. Bizler bu mirası bugüne taşımayı görev olarak görüyoruz. Ülkemize; markamızın 50. yılında, üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nin, Cumhuriyetimizin 100. yılında böylesine anlamlı bir armağan sunabildiğimiz için de ayrıca gurur duyuyorum. Bu eşsiz topraklardaki kültürel mirasımızın bugün de dünya lüksüne ilham vermeye devam ettiğini görmek bizler için büyük gurur vesilesi. Bugün; modanın, sanatın, kültürün birleştiren, iyileştiren gücünü çok yönlü ve kuvvetli bir şekilde hissediyoruz. Kültür, sanat ve zanaatı merkeze koyarak lüks dünya modası ile ülkemiz arasındaki köprü olmaya devam edeceğiz” ifadelerini  kullandı. BEYMEN’İN 50, LÜKSÜN 500 YILI PROJESİNE KATKI SAĞLAYAN DÜNYACA ÜNLÜ İSİMLER NE DEDİLER? Pierpaolo Piccioli, Valentino Kreatif Direktörü: “Beymen’in yarım asrına olan saygımı bir hediye ve bir diyalog olarak yorumladım. Valentino’nun çağdaş ve tarihi senaryosunun en iyi yanlarını aldım –hacimler, tüyler, dokular, renkler ve kimlik– ve bunları Türk romantik sembolü lalelerle süsledim. Bu iki lale, Boğaz’da birbirini kovalayan iki âşık gibi…” Marco De Vincenzo, Etro Kreatif Direktörü: “Ziyaret ettiğim yerler benim için daima büyük ilham kaynağı olmuştur. Beymen için yaptığım bu tasarım, yıllar önce yansımaları ve yoğunluğuyla beni derinden etkileyen, Boğaz’da deneyimlediğim ilk gün batımına övgü niteliğinde.” Victoria Beckham: “Bu çok özel tasarımlarla, Beymen için bir dönüm noktası olan bu kutlamada yer almaktan onur duyuyorum. Bu eşsiz görünümü oluşturan parçalar, üstün zanaat geleneklerinden ilham alıyor ve daha da ileriye taşıdığım çağdaş bir yorumla, çok sevdiğim siluetlere atıfta bulunuyor.” Olivier Rousteing, Balmain Kreatif Direktörü: “Beymen için hazırladığımız bu özel koleksiyon doğrudan Mösyö Balmain’in eşsiz mirasına dayanıyor. Ekibim ve ben, Osmanlı zanaatkarlarının ünlü ihtişamını Türkiye’nin zengin mirasıyla birleştirerek olağanüstü kumaşlara, boncuklar ve mücevher niteliğindeki detaylarla nakışlara yansıttık. Ve tüm bu güzellikleri, Balmain’in geçmişten bu yana takdir gören Parizyen terzilik becerilerini, net kesimlerini ve etkileyici hacimli formlarını süslemek için kullandık.” Martine Assouline, Assouline Publishing Kurucu Ortağı: “Yıllar önce İstanbul’u keşfetmek gerçek bir mucizeydi çünkü bu şehir, kendi kültürel eğitimim sırasında zihnimde yarattığım ve biriktirdiğim tüm imgeleri aşıyordu. Beymen, Doğu ile Batı arasındaki ilhamların kesişimini ve İstanbul’un, bu zengin kültürel tarihin kalbinde nasıl yer aldığını anlatan bir kitabı hayata geçirmeyi önerdiğinde bu benim için adeta bir hazineyi açmak gibiydi. Bu, bir yayıncının rüyasıydı.” ### "Cavalleria Rusticana" ve "I Pagliacci" operaları Antalya'da sahnelenecek Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçıları, opera evlerinin vazgeçilmez eserleri arasında yer alan ve yaklaşık 133 yıldır birlikte sahnelenen "Cavalleria Rusticana" ile "I Pagliacci" operalarını sanatseverlerle buluşturacak. İtalyan operasının gerçekçilik ve doğalcılığı benimseyen "Verismo" akımının başyapıtları arasında kabul edilen iki eser, Haşim İşcan Kültür Merkezi'nde Antalya prömiyerini yapacak. İtalyan besteci Pietro Mascagni'nin klasikleşmiş eseri "Cavalleria Rusticana" ile Ruggero Leoncavallo'nun bestelediği "I Pagliacci" operası, bir sahneleme geleneği olarak yaklaşık 133 yıldır olduğu gibi birbiri ardına sergilenecek. Mascagni'nin 1890'da prömiyeri yapılan ve büyük beğeni toplayan tek perdelik eseri, Sicilya'nın bir köyünde geçen yasak aşkı ve neden olduğu yıkımı anlatıyor. Leoncavallo'nun operasında ise kıskançlığı hastalık halini almış, kendisinden oldukça küçük olan karısını ve aşığını sahnede gösteri sırasında öldüren palyaço Canio'nun dramı ele alınıyor. Rejisör Ayşe Dağıstanlı Parlar tarafından sahneye konulan, koreografisini Bader Çakan'ın yaptığı eserlerde, Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nı İtalyan şef Lorenzo Castriota yönetecek. Başkemancılığı Fahrettin Arda'nın üstlendiği eserlerin dekor tasarımı Çağda Çitkaya, kostüm tasarımı Tülay Şimşek ve ışık tasarımı Mustafa Eski tarafından hazırlanıyor. "Cavalleria Rusticana" prömiyerinde Arzu Yaman "Santuzza"yı, Burak Pektaş "Turiddu"yu, Tamer Peker "Alfio"yu, Seçil Fenercioğlu "Lola"yı ve Tuğçe Oğuzülgen "Mamma Lucia" rolünü canlandırıyor. "I Pagliacci" eserinde ise Göksay Yaran "Canio", Nurdan Küçükekmekçi "Nedda", Serhat Konukman "Tonio", Umut Tarık Akça "Silvio" ve Devrim Demirel "Peppe" rolüyle sahnede olacak. Temsilde, "Commedia Dell'Arte Dansçıları" rolünü ise Mustafa Kaya ve Cemre İpek Velioğlu canlandıracak. Sahnede sanatçılara eşlik edecek Antalya DOB Korosu'nu Şef Mahir Seyrek, Antalya DOB Çocuk Korosu'nu ise Sinem Emine Ulusoy çalıştırıyor. "GELENEĞİ BOZMADAN AYNI ŞEKİLDE DEVAM ETTİRİYORUZ" Ayşe Dağıstanlı Parlar, konu ile ilgili yaptığı açıklamada Antalya Devlet Opera ve Balesi'nde prömiyer heyecanı yaşadıklarını söyledi. Her ikisi eserin de oldukça sevilen operalardan olduğunu belirten Parlar; "Cavalleria Rusticana, küçük bir Sicilya köyünde geçen aşk üçgenini konu ediyor. Bir karakter ihanete uğruyor ve sonunda bir trajedi yaşanıyor. Ardından ise I Pagliacci'de yine aynı mekanda, aynı kasabaya bir tiyatro kumpanyası geliyor ve bu ekibin içerisinde bir trajedi yaşanıyor. Her iki eser de yazıldıkları dönemde bir yarışmada başarı kazanıyor ve ödül aldıkları için yıllardır ardı ardına oynanıyor. Biz de o geleneği bozmadan aynı şekilde devam ettiriyoruz" diye konuştu. Ayşe Dağıstanlı Parlar, eserlerin sahne önü kadar arkasında da hummalı bir çalışma yürütüldüğünü anlattı. Hazırlıkların aylar önce başladığını ileten Parlar; "Müzikal hazırlık çok önceden başladı. Sahne çalışmalarına bir aylık süreçte hazırlandık. Cavalleria Rusticana, kendi başına zaten büyük bir eser. I Pagliacci, uzunluğu ve müzikal olarak orkestra, solistler ve koro için oldukça zor. Her ikisi de çok dolu eserler olduğu için arkadaki çalışmanın çok sistematik gitmesi gerekiyor. O nedenle hazırlıklarımız koşuşturmalı geçiyor. Fazlasıyla heyecanlı ve mutluyuz. Çok güzel hazırlandık. Eserleri keyifli bir şekilde sahneye aktarabileceğimizi düşünüyoruz" ifadelerini kullandı. "TÜM SANATSEVERLERİ BEKLİYORUZ" I Pagliacci'de Canio rolünü canlandıran tenor Göksay Yaran da "Önemli ve sevilen iki opera eserini bu sezon sahneleyeceğiz. Ben bir ihanet hikayesiyle sahnede olacağım. Karakterimin iç çatışmalarını yansıtmaya çalışacağım. Çok güzel hazırlandık, dört aydır yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Tüm sanatseverleri bekliyoruz" diye konuştu. I Pagliacci'de Nedda rolünü canlandıran Nurdan Küçükekmekçi ise esere büyük bir heyecanla hazırladıklarını aktardı. Seyircinin sahnelenme ve konu bakımında eserleri ilginç bulabileceğini dile getiren Küçükekmekçi; "İlk opera büyük bir dram içeriyor. Seyirci o psikolojiden çıkıyor, kısa bir aradan sonra çok şaşalı ve eğlenceli bir dünyaya gözlerini açıyor. Fakat oyunun ilerleyen dakikalarında gerçek hayatın bambaşka olduğu görülüyor. Bu birleşim güzel bir sergileme oluyor. Eminim seyirci de sevecektir" değerlendirmesinde bulundu. ### Kuzguncuk'da Hafızın Çiçekleri Sergisi Var 19 eserin yer aldığı Hafızın Çiçekleri Sergisi Kuzguncuk’ta görücüye çıktı. Hafız Faruk Altun tarafından sergilenen Hafızın Çiçekleri, hiçbir insan eli değmeden oluşmuş, “Allah”ın varlığının, kudretinin ve hikmetinin yeryüzünde doğaya yansımasından elde edilen “ALLAH” yazılı eserlerden meydana geliyor. Ziyaret edenleri kendine hayran bırakan sergi ile ilgili Hafız Faruk Altun, eserlerin geçmişinin milyarlarca yıl önceye dayandığını söylüyor. Hafızın Çiçekleri Sergisi Kuzguncuk’ta açıldı. Büyük ilgi gören sergide 19 eser bulunuyor. Eserlere olan ilgisinin hafızlık yaptığı yıllarda başladığını dile getiren serginin kurucusu Hafız Faruk Altun, sergi ile ilgili olarak yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de kendi isimlerini, Esmaül Hüsna, yani güzel isimler olarak ifade ettiğini, medeniyetimizde ise güzelliğin çiçek ile sembolleştiği için sergiye “Hafızın Çiçekleri” adını verdiğini söyledi. Dünyada ilk kez açılan sergide 19 eser yer alıyor Hafızın Çiçekleri Sergisi, yeryüzünde Allah’ın varlığının, kudretinin, hikmetinin bir sonucu olarak doğada oluşmuş, hiçbir insan dokunuşu bulunmayan mucizevi Allah isimlerinden oluşan nesnelerden meydana geliyor. Hafız Faruk Altun’un, çektiği fotoğraflardan oluşan sergide, besmelenin 19 harften oluşmasından yola çıkarak 19 farklı eser yer alıyor.   Sergi ile ilgili Hafız Faruk Altun, “Peygamberimiz, besmeleyi bereket ve rahmetin anahtarı olarak ifade ediyor.  Sergide en dikkat çeken eserlerden birisi de “Arşın Gerdanlığı” adını verdiğimiz eserdir. Bu eserde tam 4 tane “ALLAH” ismi şerifi oluşmuştur ki bu da bu eserlerin tesadüf değil bir hikmet ve mucize olduğunu göstermektedir.” dedi. İslam dünyasındaki asırlardır süregelen tartışmalara son vermek istediğini söyleyen Altun, sergideki hedeflerini şöyle anlattı: “Gerek İslam alimleri ve gerekse de dilbilimciler tarafından ”Allah” ismi ile ilgili yaklaşık 30 farklı görüş ileri sürülmüştür. Allah ismi Şerifi’nin aslı ve kökeni “ilah” kelimesi olup bu kelime zaman içinde çeşitli değişim ve dönüşümlere uğramış, en nihayetinde bugünkü ifade ettiğimiz ”Allah” şeklini ve formunu kazanmıştır. Bu 30 farklı görüş içerisinde en fazla rağbet edilip kabul edilen görüş bu olmuştur. Bugün için İslam Dünyası’ndaki yaygın genel ve bilimsel kanaat budur. Bizim koleksiyonumuzdaki eserlerin bazıları milyon, bazıları ise milyar yıl yaşında jeolojik oluşumlardır. Yani yüce “Allah” bu eserler vasıtası ile bizlere şu mesajı vermektedir. “Ey kullarım sizden milyonlarca ve milyarlarca yıl önce ben ismimi “Allah” olarak ifade ettim, kainata nakşettim, kaydettim. Dolayısıyla milyonlarca ve milyarlarca yıl önce “Allah” olarak ifade ettiğim ismim sonsuza kadar da bu şekilde ifade olunacaktır. Bu eserler Allah ismi şerifinin herhangi bir kökten türemediğinin ispatıdır.” İslam Dünyası’nda bu nev-i eserlerin muhafaza edildiği ve sergilendiği herhangi bir müze bulunmadığını söyleyen Hafız Faruk Altun, Hafızın Çiçekleri Sergisi ile İslam Dünyası’na böyle bir müzenin oluşumu için bir çağrı yapmak istiyor. Bu eserlerin şeref ve izzetine yaraşır kurumsal bir oluşum meydana gelir ise sahip olduğu koleksiyonu, bu oluşuma hiç bir karşılık beklemeksizin hediye edeceğimi ifade eden Altun, bütün bu çalışmanın ve araştırmalarının sonucu olarak genel amaçlarını ise şu şekilde sıralıyor; 1- İman sahiplerinin imanını güçlendirmek 2- Çizgi üzerinde olanları iman safına çekmek. 3-Henüz iman ile müşerref olmayan kimseler için bir ışık ve kıvılcım oluşturmak. ### Meksika Ulusal Dünya Kültürleri Müzesi bünyesinde “Türkiye Salonu” açıldı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanı Serkan Kayalar, Meksika Ulusal Dünya Kültürleri Müzesi bünyesinde kurulan “Türkiye Salonu'nun açılışını gerçekleştirdi. TİKA Başkanı Serkan Kayalar, başkent Mexico City’de bulunan yılda 500 bin kişinin ziyaret ettiği Meksika Ulusal Dünya Kültürleri Müzesi bünyesinde TİKA tarafından kurulan Türkiye’nin zengin tarihi ve kültürel çeşitliliğini yansıtan eserlerin sergileneceği “Türkiye Salonu”nun da açılışını gerçekleştirdi. Müzenin açılış töreni T.C. Meksika Büyükelçisi Sn. İlhan Kemal Tuğ, TİKa Meksika PKO Koordinatörü Sn. Fatih Abdi Çetin, Nikaragua Büyükelçisi Sn. Juan Carlos Guterres Madrigal, Belize Büyükelçisi Sn. Oscar Lorenzo Arnold, İnter-Amerikan Sosyal Güvenlik Konferansı Genel Sekreteri Sn. Alvaro Verenca Hernandez, AMEXCID Planlama ve Değerlendirme Genel Müdürü Sn. Carlos Javier Castillo Perez, Honduras Elçi Müsteşarı Dimas Alexi Escobar Guillen, Venezuella Elçi Müsteşarı Sn. Aldo Perfetto Alexondrow, Libya Büyükelçiliği Misyon Şefi Sn. Hassan Gani ile çok sayıda davetlinin katılımı ile gerçekleştirildi. Açılış töreninde konuşan TİKA Başkanı Kayalar, “Türkiye Salonu’nun ülkelerimiz arasındaki dostluğa ve iki toplum arasındaki yakınlaşmaya katkı sunacağına inanıyorum. Yunan, Çin ve Mısır gibi kadim medeniyetlere ait arkeolojik, antropolojik ve etnografik eserlerin de yer aldığı bu kıymetli müzede TİKA eliyle ‘Türkiye Salonu’muzu açarak Cumhuriyetimizin 100. yılını taçlandırmanın haklı gururunu yaşıyoruz"" dedi. Müzede tarihin en eski yapılarından biri olan Göbeklitepe’den yer alan eserlerle birlikte tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu’da 13 döneme ait toplam 61 eser sergilenmekte. Cumhurbaşkanlığı 6 aylık 100 proje listesinde yer müze TIKA'nın prestij projesi olarak seçilmişti. TİKA, Meksika’da 2015 yılından bu yana gerçekleştirdiği kalkınma iş birliği projeleriyle iki ülke arasındaki dostane ilişkilere katkı sağlamaya devam ediyor. ### 27 Kasım-3 Aralık haftasında AKM etkinlikleriyle dikkat çekiyor ANADOLU ATEŞİ // TÜRK TELEKOM OPERA SALONU // 27 KASIM PAZARTESİ-20.00 Kaynağını Anadolu’nun binlerce yıllık mitolojik ve kültürel tarihinden alan Anadolu Ateşi, farklı yörelerden derlenmiş 3000 halk dansı figürü ve halk müziğini içinde barındıran özgün prodüksiyonu ile AKM Türk Telekom Opera Salonunda sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. Mustafa Erdoğan imzasını taşıyan proje, Anadolu’nun binlerce yıllık kültür ve tarih mozaiğinin barışla harmanlanan ateşini tüm dünyaya tanıtmayı hedefliyor. DANS ADRENALİN / İSTANBUL DEVLET OPERA VE BALESİ MODERN DANS TOPLULUĞU/ / AKM TİYATRO SALONU// 28 KASIM SALI 20.00 İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu MDT İstanbul, beş parçadan oluşan ‘Dans Adrenalin’ adlı programıyla 2023-24 sanat sezonuna başlıyor. Programda; önceki sezonlarda MDT İstanbul ile çalışmış Koreli koreograf Dong Kyu Kim’in yeni parçası “Seni Görüyorum”, MDT İstanbul sanatçılarından Alper Marangoz’un yeni çalışması “Bahar” ve değişen kastıyla tekrar sergilenecek olan “Koz” adlı çalışma, topluluğun yeni koreograflarından Ferhat Güneş’in pandemi dönemi çalışması “RE-Side” adlı kısa filmin sahne uyarlaması olan “RESIDE/Düşler 3 Kere Görülmeli” ve tanınmış birçok dans topluluğunun koreograflığını sürdüren, aynı zamanda geçmiş sezonlarda MDT İstanbul’un “Akdeniz” adlı gecesinde “Mantra” koreografisiyle yer alan İhsan Rüstem’in “Anikka” adlı yeni çalışması yer alıyor. Işık tasarımını Taner Aydın’ın, kostüm ve dekor tasarımını Olcay Engin Kaymaz’ın üstlendiği Dans Adrenalin, 28 Kasım’ın ardından 12 Aralık’ta yeniden AKM Tiyatro Salonunda seyirciyle buluşacak. DON GIOVANNI // İSTANBUL DEVLET OPERA VE BALESİ // TÜRK TELEKOM OPERA SALONU// 30 KASIM PERŞEMBE-20:00 İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahneleyeceği “Don Giovanni” Operası, 30 Kasım 2023 tarihinde Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonunda prömiyer yapıyor. Avusturyalı müzik dehası, Wolfgang Amadeus Mozart’ın bestelediği “Don Giovanni” operası, opera literatürünün başyapıtları arasında üst sıralarda kendine yer bulmuştur. Öyle ki Richard Wagner, Don Giovanni'nin eserinin "tüm operaların operası" olduğunu iddia etmiştir. Dahi librettist Lorenzo Da Ponte’nin kaleme aldığı librettosu ile kara komedi olarak nitelendirilebilen opera; insan doğasının en iyisinin ve en kötüsünün sergilendiği, ruhsal ve dünyevi arzuların, komedi ve trajedinin Mozart’ın dehası ile birleşmesinden doğmuştur. Opera, kadınları baştan çıkarmakla ün yapmış, çapkın bir İspanyol asilzade olan Don Giovanni adındaki efsanevi karakterin maceralarını anlatmaktadır. Zenginliği ve gücü, onu eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmekten korur, ta ki bir gün çok ileri gidip sonunda kendi düşüşüne yol açan bir cinayet işleyene kadar… Aytaç Manizade’nin sahneye koyduğu eserde İDOB Orkestrasını İbrahim Yazıcı yönetiyor. Dekor tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ, ışık tasarımı Kemal Yiğitcan imzalı. Eserin koro şefi ise Volkan Akkoç. TÜRKÜ AKŞAMI // İSTANBUL DEVLET TÜRK MÜZİĞİ TOPLULUĞU // AKM MÜZİK PLATFORMU// 30 KASIM PERŞEMBE 19.00 Anadolu'nun muhtelif yörelerinden seçkin bir repertuvar ile 30 Kasım Perşembe 19.00’da AKM Müzilk Platformu’nda gerçekleşecek ‘Türkü Akşamı’nın Solistleri Cemal Kaya ve Neşe Demir’in sesi ile hayat buluyor. Konserin sanat yönetmenliğini ise Vedat Kapanoğlu üstleniyor. BİZİM RENKLERİMİZ//DEVLET HALK DANSLARI TOPLULUĞU//AKM TİYATRO SALONU// 30 KASIM PERŞEMBE 20.00 Devlet Halk Dansları Topluluğu tarafından 30 Kasım Perşembe saat 20.00’de AKM Tiyatro Salonu’nda sahnelenecek olan “Bizim Renklerimiz “programında; canlı orkestra eşliğinde, sıla hasreti, aşkın yüceliği ve sevinçler türkülerle dile gelirken Devlet Halk Dansları Topluluğu; kuruluşundan bugüne kadar sergilediği, yörelerimize ait halk danslarının en seçkin örnekleriyle sahnede olacak. BİR YASTIKTA: ALİ POYRAZOĞLU TİYATROSU // AKM TİYATRO SALONU // 1 ARALIK CUMA 20.00 Ali Poyrazoğlu ve Güneş Berberoğlu’nun canlandırdığı, işlerinde çok başarılı, eğitim almış bir cerrahla bir mimarın tıkanmış evliliklerinden yola çıkarak sevgiyi tazelemenin yolları üstüne düşünen güldürü “Bir Yastıkta” AKM Tiyatro Salonu’nda 1 Aralık Cuma günü saat 20.00’de izleyici ile buluşacak. Bir yastıkta kocamak için yola çıkan çiftin, evlilik tökezleyince yollarını ayırıp sonra yeniden bir araya gelmelerinin öyküsünü anlatıyor. “İnsan sevdiğinden uzakta kafasının içinde bomboş bir ev taşır. Her gün biraz daha yalnız. Her gün biraz daha ölüme yakın. Biz en zor şeyi başardık. Birbirimizi affettik sözleriyle dikkat çeken “Bir Yastıkta” aşkın matematiği üstüne seyircilerle birlikte düşünen bir oyun. GISELLE // İSTANBUL DEVLET OPERA VE BALESİ // TÜRK TELEKOM OPERA SALONU// 2 ARALIK CUMARTESİ 20:00 AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda sezon başından beri dikkat çeken Giselle; 2 Aralık Cumartesi günü saat 20.00’de yeniden sahneye taşınıyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin 2023-24 sanat sezonunda sahneye koyduğu; konusunun büyük Alman şairi Heinrich Heine'nin "Almanya Üzerine" adlı kitabında anlattığı Wililer Efsanesi'nden alındığı Giselle, Fransız besteci Adolphe Adam'ın (1803-1856) müzikleri üzerine Jean Coralli-Jules Perrot-Marius Petipa koreografisiyle, kırsal yaşam biçimi ile olağan dışı dünyayı bir arada işleyen, aşkın yüceliği ve tutkunun vazgeçilmezliğini vurguluyor. İlk kez 28 Haziran 1841'de Paris'teki Salle Le Peletier’de bulunan Ballet du Théâtre de l’Académie Royale de Musique’de sahnelenen, doğaüstü ögelerle dolu olan Giselle balesi, dans etmeyi çok seven, genç ve güzel, bir o kadar da utangaç Giselle adında bir köylü kızı ile kendisini ona ‘’Loys’’ adlı bir çiftçi olarak tanıtan ve Giselle’e delicesine âşık olan Kont Albrecht’in trajik ve romantik hikâyesini konu alıyor. Aşk, hüsran, ölüm, vicdan azabı, kavuşamama ve yeniden birleşme düşü ekseninde geçen Giselle; tüm bu ‘imkânsız aşk’, ‘zengin erkek – fakir kız’ gibi dramatik konuları ve ikinci perdede gerçek dışı, fantastik olayları anlatırken gerek koreografide gerekse görsellikle seçilen estetik dil sayesinde, romantik balenin baş yapıtlarından biri haline geldi. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yıl yeniden repertuvarında yer verdiği Giselle balesini Zeynep Sunal Öngün sahneye koyuyor. AÇIK YAPIT SERGİ// ZEYNEP BULUT// AKM ÖNÜ // 10 ARALIK Melek Zeynep Bulut’un performatif, deneysel bir mekân kurgusu olan, uluslararası ödüllü “Açık Yapıt” eseri; Türkiye’de ilk kez Atatürk Kültür Merkezi’nde sergileniyor. 10 Aralık’a dek ziyaret edilebilecek “Açık Yapıt”, temelindeki aidiyet ve kent vurgusunu temel alarak, dünyaya aidiyetimizi sorgulayan, yer yer sıkışık, yer yer eğreti bir teatral anıt olarak olarak ziyaretçilerle buluşuyor. Açık Yapıt; tanımların anlamını yitirdiği, sınırların bulanıklaştığı günümüzde tiyatral bir anıt, tüm zamanlara bir soru işareti olarak sembolleşiyor. ### “Sinopia” Sergisi: Pigmentler, Renkler ve Fikirler 23 Kasım'da açılıyor “Antik Çağ’dan beri, pigmentler bir hayranlık ve yaratıcılık kaynağı olmuş, bazıları ise çekici renkleri ve verdikleri mükemmel sonuçlar nedeniyle özel bir ün kazanmıştır. Bu pigmentlerden biri olan, eski metinlerde “kızıl toprak” olarak adlandırılan miltos sinopensis, aslında Kapadokya'daki taş ocaklarından çıkarılan ve Sinop limanından ticareti yapılmış olan çok amaçlı bir pigmenttir. Bu pigment, tarihte uzun dönemler boyunca itibarını korumuş, Rönesans döneminde boyama öncesi fresklere yapılan kırmızı konturlara “sinopia” adı verilmiştir. Günümüzde bu pigmentin, Kapadokya'da kiliselerin fresklerinde ve güvercinliklerin cephelerinde kullanılagelmiş olan ve bugün “yoşa” olarak bilinen pigmentle özdeş olduğunu tespit etmek mümkündür. Günümüzde Avanos çömlekçileri bu pigmenti vazolarını süslemek için kullanmaktadır.” Antik Çağ’da büyük bir önem taşımış olan Anadolu’ya özgü “sinopia” pigmenti ve diğer renkler, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı kutlamaları kapsamında Bilkent Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi ile Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen sempozyumun ana temasını oluşturuyor. Bu yıl 23 ve 24 Kasım tarihlerinde düzenlenecek olan bu uluslararası sempozyum, Türkiye'nin iki milli rengi olan kırmızı ve beyazdan yola çıkarak renklerin çok katmanlı kullanımını ve kullanıcıya göre etkisini ortaya koyacak. Sempozyum, renklerin gözlemcide uyandırdığı tepkileri arkeoloji, sanat tarihi, sanat ve iç mimari gibi farklı disiplinlerden katılımcıların bakış açısıyla ele alıyor. Sempozyumun koordinatörlüğünü Arkeoloji Bölüm Başkanı ve İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Dominique Kassab Tezgör üstleniyor. Kassab Tezgör etkinlik hakkında “Bütünsel bir yaklaşımla Türkiye'de ilk kez renkler üzerine bir sempozyum düzenleyip bunu çağdaş sanatsal yaratımlarla ve öğrenci çalışmalarıyla birleştirecek olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Böyle bir etkinliği Türkiye Cumhuriyeti'nin 100'üncü yılı dolayısıyla düzenlemekten özellikle gurur duyuyoruz" dedi. Sempozyum kapsamında sanat sergileri de düzenleniyor. Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri ile tanınmış sanatçılar, Kapadokya'nın kırmızı pigmenti “yoşa” ya da tarihte bilinen ismiyle “sinopia”dan yola çıkarak ürettikleri resim, grafik, baskı, seramik ve diğer medyadan yapıtlarını sergileyecek. Sempozyuma paralel olarak koordinatörlüğünü Ekin Kılıç Ezer'in (Grafik Bölümü) üstlendiği Kapadokya'nın kırmızı pigmenti "sinopia" temalı iki resim sergisi düzenleniyor. Bilkent Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri, tanınmış ulusal sanatçılarla birlikte resim, grafik sanatı, baskı resim, seramik ve daha özel olarak kullanıma yönelik diğer medya alanlarındaki çalışmaları sunacak. Organizasyonun lojistiğini İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölüm Başkanı ve Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Yasemin Afacan ve Müge Mengü Hale (İletişim ve Tasarım Bölümü) üstlendi. Etkinliğin açılışı 23 Kasım'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde yapılacak. Sempozyumun açılış konuşmasını Profesör Dr. Filiz Yenişehirlioğlu (Koç Üniversitesi, VEKAM Müdürü) yaparken ardından Ekin Kılıç Ezer'in küratörlüğünü yaptığı ve müzedeki tarih öncesi eserleri arasında sergilenen “Sinopia Çağdaş Sanat Sergisi”nin açılış töreni yapılacak. 24 Kasım'da Bilkent Üniversitesi'nde gerçekleştirilecek olan Sempozyum, yurt dışından, Türkiye'den ve Bilkent Üniversitesi'nden akademisyenleri bir araya getirecek. Sempozyumun ardından, üniversitenin GSTM Sanat Galerisi'nde Beata Zalewska'nın (Güzel Sanatlar Bölümü) danışmanlığını yaptığı “Sinopia” ve Ekin Kılıç Ezer’in danışmanlığını yaptığı “Pigmentler, Renkler ve Dokular Atölyesi” sergileri gerçekleştirilecek. Sempozyumun ardından 25 Kasım’da katılımcılar için geçen aylarda UNESCO dünya mirası listesine giren Gordion Antik Kentine bir gezi düzenlenecek. Sempozyumla ilgili ayrıntılı bilgiye pci.bilkent.edu.tr adresinden ulaşılabilir. ### Genç orkestra şefi Kerem Tunçer Öğretmenler Günü konserinde sahnede! Genç orkestra şefi Kerem Tunçer, Öğretmenler Günü konserinde sahne alarak Bursalılarla buluşacak Keman sanatçısı ve orkestra şefi Kerem Tunçer, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası'yla birlikte Öğretmenler Günü konserinde sahnede olacak. 23 Kasım saat 20.00'de Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek konserde genç şefe viyolada Burcu Evren Yazıcı, Mert Kurtçu ve Şirin Adım, kemanda Zeynep Soyberk solist olarak eşlik edecek. Konser programında şu eserler yer alacak: Johann Sebastian Bach Brandenburg Konçerto No. 6, BWV. 1015 Wolfgang Amadeus Mozart Senfoni Konçertant, Kv. 364 Ludwig van Beethoven Senfoni No:3, Op. 55 Eroica KEREM TUNÇER: BURSALILARI KONSERİMİZE BEKLİYORUZ "Cumhuriyetimizin koruyucu melekleri öğretmenlerimiz için, Öğretmenler Günü'ne özel bir program hazırladık. Konserimizi bu ana tema üzerinden şekillendirdik. 23 Kasım'da dünya müzik tarihinin en büyük öğretmenlerinin eserlerini seslendireceğiz" diyen Kerem Tunçer, programa ilişkin şu bilgileri verdi: "Konserimizi, Bach'ın 6. Brandenburg Konçertosu ile başlatacağız. Öğrencilerine Avrupa'da pek çok önemli okulu kazandırmış başarılı viyola öğretmenimiz Burcu Evren Yazıcı ile Salzburg Mozarteum’da öğrenimini sürdüren eski öğrencisi Mert Kurtçu bu zarif eseri topluluğumuzla birlikte seslendirecekler. İlk yarının ikinci eseri olarak ise Mozart'ın ünlü Senfoni Konçertant'ını seçtik. Bu eseri orkestramızın değerli müzisyenlerinden keman sanatçısı Zeynep Soyberk ve viyola sanatçısı Şirin Adım ile birlikte seslendireceğiz. Konserimizin ana yemeği ise hiç şüphesiz konserin ikinci yarısında seslendireceğimiz Beethoven'ın 3. Senfonisi olacak. 'Sinfonia Eroica' (Kahramanlık Senfonisi) adıyla tanınan bu görkemli eser, bestecilerin devrimci öğretmeni olan Beethoven'ın duvarları yıkarak ve kapıları adeta kırarak Romantik Dönem’i başlattığı, belki de en devrimci ve öğretici eserlerinin başında yer alıyor. Beethoven bu eseri, ilk olarak Napolyon'a ithaf etmiş ancak Napolyon'un kendisini 'İmparator' ilan etmesi sonucunda büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak bu ithafı müthiş bir kızgınlıkla geri çekmiş. Aslında Beethoven'ın ideallerine ve hayallerine tam anlamıyla uyan, Eroica'nın savunduğu fikirleri ve duyguları, dünyada Başöğretmenimiz Atatürk'ten daha çok hak eden bir başka büyük kahraman daha olmadı. Cumhuriyetimizin 100. yılında, güzide orkestramız Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ile birlikte Öğretmenler Günü'nü hep birlikte kutlamak için tüm Bursalıları konserimize bekliyoruz." ### Bayburt’ta Roma ve Bizans dönemine ait 91 parça tarihi eser ele geçirildi Bayburt İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalarla Bayburt merkez ve Demirözü ilçeleri jandarma sorumluluk sahasında özellikle sit alanlarında izinsiz kazı ve tarihi eser araştırması yapıldığı tespit edildi. İzinsiz kazı yapıldığı ve yapılan kazılarda tarihi eserler bulunduğuna ilişkin duyumların değerlendirilmesiyle tespit edilen şahıslara ait evlerde ekiplerce aramalar yapıldı. Aramalar sonucunda Roma ve Bizans dönemine ait 16 yüzük, 2 küpe, 2 kolye, 1 bilezik, 1 broş, 4 haç figürü, 1 insan figürlü heykelcik, 1 hayvan figürlü heykelcik, 10 ok ucu ve 53 süs eşyası türünde metal obje olmak üzere toplam 91 parça tarihi eser ele geçirildi. Şüphelilerin alınan ifadeleri doğrultusunda bulunan tarihi eserlerin yanı sıra daha önce sit alanlarında kazılmış izinsiz kazı çukurları da tespit edilerek adli işlem başlatıldı. ### 1900 yıllık oda mezarlık bulundu Adıyaman'da kaçak kazı sırasında Roma dönemine ait 1900 yıllık oda mezarı bulundu. Adıyaman'da Müze Müdürlüğü ekipleri, Samsat ilçesinde kaçak kazı yapıldığı bilgisi üzerine çalışma başlattı. Adıyaman'da kaçak kazı sırasında Roma dönemine ait 1900 yıllık oda mezarı bulundu. Adıyaman'da Müze Müdürlüğü ekipleri, Samsat ilçesinde kaçak kazı yapıldığı bilgisi üzerine çalışma başlattı. Ekipler, Tepeönü Köyü kırsalında yaptıkları çalışmada, Roma dönemine ait, 1900 yıllık olduğu değerlendirilen oda mezarı tespit edildi. Müze Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgilere göre; mezar yapısının MS. 1. Yüzyıl ile tarihlendiği düşünülen bir kaya mezarı olduğu, ayrıca söz konusu kaya mezarının tipolojik olarak bölgede var olan diğer mezar yapılarından farklı olduğu belirtildi. Bölgede yer alan diğer kaya mezarlarında sıklıkla karşılaşılan arkosoliumlar bu mezar yapısında değişime uğramış ve duvara paralel niş yerine duvara dikine oluşturulan mezar yataklarının olduğu ifade edildi. ### ‘Ayasofya Tarihi Müzesi’ ve ‘Efes Deneyim Müzesi’ne girişler tüm öğretmenlere ücretsiz… ‘Ayasofya Tarihi Müzesi’ ve ‘Efes Deneyim Müzesi’ 24 Kasım Cuma Öğretmenler Günü ve takip eden hafta sonunda tüm öğretmenlere ücretsiz olacak. Okulların birinci yarıyıl tatilinde 6-17 yaş arasındaki öğrencilere kapılarını ücretsiz açan Ayasofya Tarihi Müzesi’ne, Öğretmenler Günü’nde Efes Tarihi Kenti’nde yer alan Efes Deneyim Müzesi de eşlik edecek. İstanbul’un tarihi yarımadası Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Ayasofya Tarihi Müzesi, okulların birinci yarıyıl ara tatilinde öğrencilerden yoğun ilgi gören, çocuklara ve gençlere özel kampanyasından sonra şimdi de Öğretmenler Günü’ne özel bir kampanyanın duyurusu yaptı. Sultanahmet Meydanı’ndaki Defter-i Hakani Nezareti binasında açılan Ayasofya Tarihi Müzesi, en son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölen eşliğinde Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihini anlatıyor. Bizans devletinin kuruluşuyla başlayıp, Ayasofya'nın bugüne gelen nihai yapısının inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamaları son teknoloji görsel işitsel yöntemlerle anlatan müze, ülkenin geleceği çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlere 24-26 Kasım tarihleri arasında kapılarını ücretsiz olarak açıyor. Bu kampanyada Ayasofya Tarihi Müzesi’ni İzmir’deki Efes Deneyim Müzesi de yalnız bırakmıyor. Öğretmenlere halihazırda ücretsiz olan Efes Deneyim Müzesi kampanyaya 24-26 Kasım tarihlerinde müzeyi ziyaret eden öğretmenlere bünyesinde bulunan kafede ücretsiz kahve ikramı ile eşlik edecek. Efes Antik Kenti’nin arkeolojik kalıntılarına ev sahipliği yapan alanda kurulan Efes Deneyim Müzesi, bu efsanevi şehrin zengin geçmişini teknolojinin son fırsatlarını da kullanarak yeniden canlandırıyor. Aralarında dünya çapında tanınan Türk ve yabancı mimarların, küratörlerin, tasarımcıların, sanatçıların, teknoloji uzmanlarının, tarihçilerin ve arkeologların olduğu geniş, profesyonel bir ekibin tasarladığı müze, ziyaretçilere giriş anından son çıkışa kadar Efes'in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi immersive teknolojilerin yardımı ile anlatıyor. Türkiye’nin önemli turistik ve tarihi destinasyonlarından Ayasofya ve Efes Antik Kenti’ni gelişmiş görsel, işitsel ve duyusal teknolojiler yardımıyla deneyimlemenizi sağlayan bu iki müze son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden olan DEM Müzecilik tarafından Türkiye’ye kazandırıldı. 30 yıla yaklaşan teknoloji deneyimiyle kurulan DEM’in öğretmenlere özel hayata geçireceği kampanyalardan 24-26 Kasım tarihleri arasında öğretmen kartı gösterilerek yararlanılabilecek. Ayasofya Tarihi Müzesi her gün 08:00 – 19:00 saatleri arasında, Efes Deneyim Müzesi her gün 08:00 – 17.30 arasında ziyarete açıktır. Kampanya detaylarına www.demmuseums.com/tr/dem-museums-deneyim-muzesi/ adresinden ve @demmuseums sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz. ### Türk sanatçılar COP28 Konferansı’nda! Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP28), 30 Kasım-12 Aralık 2023 tarihleri ​​arasında Dubai, UAE'de gerçekleşecek. “The Future of Power/Enerjinin Geleceği” isimli sergileriyle beş Türk sanatçı; Mehmet Sinan Kuran, Günsu Saraçoğlu, Fatma Kadir, Selva Özelli ve İlhan Sayın'ın, sanat yolu ile bu önemli konferansta mesajlarını açıklayacağı bildirildi. COP28 Global Resilience Partnership Hub'da, çalışmaları Birleşmiş Milletler tarafından kataloglanan ödüllü çevre sanatçıları tarafından hazırlanan “The Future of Power/Enerjinin Geleceği” başlıklı bir sanat sergisi yer alacak. Bu sanat sergisi, Global Resilience Partnership Hub'ın doğayla uyum içinde, şoklarla başa çıkmaya daha hazırlıklı, değişime ve dönüşüme uyum sağlamaya daha iyi hazırlanmış, kapsayıcı bir dünyada sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen dirençlilik vizyonunu, tüm gezegenin sınırları dahilinde ifade edecek. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP28)'de “The Future of Power/ Enerjinin Geleceği” isimli sergileriyle yer alan ve eserleriyle uluslararası platformda çalışmalarının devam edeceklerini belirten Türk sanatçılar Mehmet Sinan Kuran, Günsu Saraçoğlu, Fatma Kadir, Selva Özelli ve İlhan Sayın, konferanstaki mesajlarını şöyle dile getirdiler: Sanatçı Mehmet Sinan Kuran: "Artık bir şeyi anlamamız gerekiyor, biz bu dünyanın sahibi değiliz. Biz misafiriz. Antiloptan ya da kertenkeleden hiçbir farkımız yok. Misafirler olarak bu muhteşem gezegene saygı duymalıyız. Zarif yaşamalıyız; çevremize faydalı olmaya çalışarak, paylaşarak. Güzel günlerin geleceği kesindir. Değişim başladı." Sanatçı Günsu Saraçoğlu: "İklim değişikliği, Paris Anlaşması'na uyulmadığı takdirde dünya çapındaki orman yangınları üzerinde önemli bir etki yaratıyor. 2023 yılı için toplam orman yangını emisyonunun neredeyse 410 megaton olacağı tahmin ediliyor. Yeni araştırmalara göre, dünyanın dört bir yanındaki bölgelerdeki kuzey ormanları, 2023'te kayıtlı tarihteki en kötü orman yangınlarını yaşıyor." Sanatçı Fatma Kadir: "İklim değişikliği, soluduğumuz havanın kalitesinden içtiğimiz suya ve bize barınak sağlayan yerlere kadar gezegenin her yerinde insan ve hayvan sağlığını etkiliyor. Ne yazık ki çocuklar ve gençler, soruna katkıda bulunmanın sorumluluğunu üstlenmeden yaşayacakları daha zorlu koşullara sahip bir gezegeni miras alacak nesil olarak, bunun getirdiği orantısız riskler ve etkilerle karşı karşıya kalıyor." Sanatçı Selva Özelli: "Okyanus ihtiyacımız olan oksijenin yüzde 50'sini üretiyor, tüm karbondioksit emisyonlarının yüzde 25'ini emiyor ve emisyonların ürettiği aşırı isinin yüzde 90'ını yakalıyor. Okyanuslarımızı, sulak alanlardaki biyolojik çeşitlilik sıcak noktalarımızı ve doğal karbon yutaklarımızı korumamız ve yönetmemiz gerekiyor." Sanatçı İlhan Sayın: "Dünyamızın iklimi ve biyolojik çeşitliliği, ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır. İklim değişikliği, insan refahını sağlayan gıda, tarım ve su sistemleri üzerinde ciddi baskı ve riskler yaratıyor." ### Deniz Kireç’in "Seascapes" sergisi açıldı Deniz Kireç 'in "Seascapes" isimli kişisel sergisi, geçtiğimiz hafta Pinelo Art Gallery'de sanatseverlerle buluştu. Sanatçı Kireç, sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: "Sezgisel ve dışavurumcu bir sanat anlayışına sahibim, dolayısıyla tuvallerimde bilinçdışı figürler canlanıyor. İsmim olan Deniz’e ait figürleri temsil eden simgeler de kompozisyonlarımda yerlerini alıyor. Balıklar, girdaplar, yosunlar vs. gibi... Eserlerimde altın varak kullanıyorum. Jung’a göre 'ruh', dairesel bir formda tasvir edilmektedir. Bundan ilham alarak, çalışmalarımda altın daire ile yaşayan canlıların ruhlarını simgeselleştiriyor ve ruhun ne kadar değerli olduğuna vurgu yapıyorum. Eserlerimdeki düşsel ve içsel yolculuğumu paylaşmak üzere sanatseverleri sergime bekliyorum." DENİZ KİREÇ HAKKINDA... Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde lisans eğitimi alan Deniz Kireç, New York Parsons School of Design’da Tasarım ve Teknoloji Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. New York’ta Universal Buzz, iConcept ve Dolphin Organization firmalarında tasarımcı olarak görev aldı. Ürün ve grafik tasarımından video enstalasyonu ve illüstrasyona uzanan bir yelpazede çalışmalar yaptı. Enstalasyon çalışması Chelsea Art Museum’da sergilenirken hazırladığı belgesel ise New York, Washington D.C. ve Los Angeles’ta gösterime girdi. 2009 yılında İstanbul’a döndü ve Arel Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı. 2011 yılında ise kendi atölyesini açarak öğrencilerle sanat, tasarım ve mimarlık okullarına başvurmaları için portfolyo çalışmalarına başladı. 2019 yılında Işık Üniversitesi Sanat Bilimi Bölümü'nde doktora çalışmasını tamamladı. Doktora tezinde ortaöğretim öğrencilerinin ruh sağlığı belirtilerini gözlemlemeye yönelik bir model tasarısı geliştirdi. Tasarım ile ilgili yazıları, 2002 yılından bu yana art+decor, Digital Arts gibi çeşitli dergilerde, sanat üzerine makaleleri ise uluslararası hakemli dergilerde yayınlandı. Kireç, kişisel sanat çalışmalarını İstanbul’daki atölyesinde halen sürdürmekte. Deniz Kireç 'in "Seascapes" sergisi, Pinelo Art Gallery'de 2 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilir. ### Hayko Cepkin, Night Flight Symphony ile 30 Kasım’da VW Arena’da! Event Across Türkiye’nin kült haline gelen İstanbul Night Flight konser serisi hız kesmeden devam ediyor. Avrupa’nın en iyi etkinliği ödülünü alarak uluslararası bir fenomene dönüşen İstanbul Night Flight, 30 Kasım’da Volkswagen Arena’da Hayko Cepkin’I ağırlayacak. Farklı tarzı ve güçlü sesiyle gönüllerde taht kuran Hayko Cepkin, An Epic Symphony ile birlikte izleyenleri sahneye kilitleyecek müzikal bir şölene imza atacak. Hayko Cepkin’in heyecanlı ve dinamik sahne performansına Night Flight Symphony Orchestra’nın eşlik edeceği ve dinleyenlerin hafızasından silinmeyecek bu özel konserin biletleri Biletinial’da. Bilgi için: pr@biletinial.com ### "Parçalar & Haller" sergisi açıldı Bor Sanat bünyesinde Ebru Nalan Sülün’ün küratörlüğünde ‘’Hancan Sanat Koleksiyonu’’ndan seçkileri sunan ‘’Parçalar&Haller’’ sergisi açıldı. Sergi, Orjin Meşrutiyet Binası’nda(Union Française- Vallaury Binası) 15 Aralık’a kadar ziyaret edilebilir. Sergide Hancan Sanat Koleksiyonu’nun önemli bir birikimini oluşturan Fikret Mualla’nın 32 eseri ‘’Haller’’ bölümünde yer alıyor. ‘’Haller’’ bölümünde; Ruh Durumları & Çizgi, Paris Işıltısı, İnsan Halleri, Nü Denemeler, Natürmort Tutkusu, Vazgeçilmezi: Mektuplar, Ruh Durumları & Portre, Ruh Durumları& Kent başlıkları altında incelenebiliyor. ‘’Parçalar’’ bölümünde ise; bir koleksiyonda sanat eserinin/sanatçının nicel/sayısal varlığı ne demektir? Oluşan bu parçaların büyük ya da küçük, belki biricik olma hali koleksiyonlarda neyi ifade eder? Sorularına cevap aranıyor. Hancan Sanat Koleksiyonu’ndan seçkiler sunan ve 63 eseri bir araya getiren sergi, Fikret Mualla’dan Fahrelnissa Zeid’e, Nuri İyem’den Mehmet Güleryüz’e önemli bir sanat tarihi seçkisi barındırmaktadır. ### Eylem Tok’tan yeni sergi: "Karma Yaşam Sanatı" Yazar-Sanatçı Eylem Tok ile sanata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Yeni sergisi "Karma Yaşam Sanatı"na dair bilgiler sunan Tok, önümüzdeki dönemlerde yayınlanacak yeni romanı "Benekli"yi de İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları ile paylaştı. Eylem Hanım, öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Biz sizi 2013 yılında yayınlanan ve büyük beğeni toplayan Mihr isimli romanınızla tanıyoruz. Onun üzerine yazarlık anlamında ne gibi üretimleriniz oldu? Mihr’den sonra 2014’te ikinci romanım Allah’ın Piyonları yayımlandı. 2016’da çocuk kitabım The Giant and the Three Dwarves İngiltere’de yayımlanarak İngiltere, ABD ve Kanada’da aynı anda satışa sunuldu. Aynı adlı seriden uyarladığım çocuk ve gençlik romanım ‘Dev ile Üç Cüce’ 2019’da Türkiye’de yayımlandı. Önceki sene bir köpeğin hikâyesini anlattığım yeni romanım Spots ve şiir kitabım Bitter Sugar, İngiltere’de dağıtımı yapılmadan önce Londra Kitap Fuarı’nda tanıtıldı. Yakında ‘Terk Edilmiş Şehrin Köpekleri’ adlı yeni romanım okurla buluşacak. Soyut sanata katkı sunan filminiz Sintiyatpera (Cintheapera) ulusal ve uluslararası birçok festivalde finale kalan başarılı bir yapım oldu. Filmin hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?  İnsanın ölüm anında neler hissettiğini düşünüyordum. Bu film aslında Sintiyatpera adlı romanımın içinde geçiyor. İnsan ölürken ölmüş müdür aslında yoksa hayatta mıdır? Bu soruyu film yaptım ve sorular soyut anlatılabilirdi. Dışarıdaki dünyayı değil insanın içinde olup bitenleri anlatan bir film olduğundan çok değişik geldi çünkü organların tepkisi, beynin problemle baş etmeye çalışması tamamen semboller üzerinden gösterildi. Film yani ilk filmim olmasına rağmen ulusal ve uluslararası birçok festivalde finale kaldı ve bu mutluluk benim için tarif edilemezdi. Yeni film projeleriniz olacak mı? Evet, sonrasında zaten bir film daha çektim ama bu filmi festivaller için değil kendim için çektim. Belki yakında bir kısa film çeker sonra yazdığım uzun metraj film projemi hayata geçirebilirim. Zaten Sintiyapera yayınevi ve film yapım şirketi, filmler hep olması gerekecek. Adının açılımı: Sinema-tiyatro-yayınevi-opera (Sintiyapera), adında geçen tüm sanat alanlarında üreteceğiz, üretenler ile birlikte yürüyeceğiz. Filmden fotoğrafların dünyasına uzanmak istiyorum. Ne zamandan bu yana fotoğrafçılık yapıyorsunuz?  Fotoğraf eğitimle sanırım on sene oldu. Öncesinde kendim hobi olarak başladım ama çok heyecan vericiydi ve belli bir zaman sonra bu konuda çok iyi olan bir arkadaşımdan eğitim almaya karar verdim. Sokaklarda sokak fotoğrafçılığı pratikleriyle her şeyi öğrendim ve bu çok daha faydalı oldu. Fotoğraf sergisi ve dijital çalışmalarınızdan temasından bahseder misiniz? Fotoğraflar yıllar içinde çektiğim fotoğraflardan seçki, hayatın içinden. Dijital çalışmalar genellikle önce fotoğraf, sonra çizim ve sonunda birleştirip kolajla sonlandırıyorum. Değişik ve merak uyandırıcı oluyor, ilgi görüyor. Yakın zamanda bu üretimlerinizin yer alacağı ‘Yaşamın Savaşı - Savaşın Dansı’ isimli sergiyle sanatseverle buluşacaksınız. İzleyiciler sergide içsel dünyalarına dair nasıl bir yolculuğa çıkacaklar? Evet, sergi adı: ‘Karma Yaşam Sanatı.’  Yaşamın savaşı savaşın dansı bu. Dijital çalışma ve fotoğraflardan oluşuyor. Hayatın içinden, hepsinin anlatmak istediği aynı ama görünüşleri farklı, sonuç: yaşam ve insan.  Duyurmak istediğiniz yakın dönem projeleriniz neler? Önümüzdeki günlerde yeni romanım Benekli , yayımlanacak. Bu kitabı özellikle evcil hayvan almayı ya da sahiplenmeyi düşünenlerin okumasını çok isterim. Bu romanımda yaş sınırı yok, çocuk yetişkin herkesin okuması gerektiğine inandığım bir kitap oldu. Kahramanım Benekli, herkesin belleğinde kalıcı yer edinecek, bundan hiç şüphem yok. Eklemek istedikleriniz… Umarım savaşların olmadığı, insanın insanı insan olduğu için sevdiği, çocukların hep güldüğü, oyunlar oynadığı o uzak günler artık gelir. Birkaç adamın hırsları kendi halklarını yok edecek kadar güçlü olmamalı, halk güçlü olup o birkaç adamdan kurtulması gerektiğini artık anlamalı. Tüm dünya için dileğim bu. Teşekkürler. ### Özgür Özel, Süreyya Operası’ndaydı! Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni genel başkanı Özgür Özel dün akşam Kadıköy Süreyya Operası’ndaydı. Soprano Pervin Chakar ve piyanist Paolo Villa’nın “Bir Opera Gecesi” dinletisine katılmak üzere Süreyya Operasına gelen Özgür Özel’e CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HEDEP Van Milletvekili Pervin Buldan, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve CHP Kadıköy İlçe Başkanı Ali Narin eşlik ettiler. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, on binden fazla ziyaretçi ağırladı İstanbul'da sanat ve ayrılmaz parçası antikayı birlikte sergileyerek tutkunları ile buluşturan 4. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ı, on binden fazla kişinin ziyaret ettiği açıklandı. Bu yıl 15-19 Kasım 2023 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşen ve aralarında Türkiye'nin en ünlü sanatçılarının eserlerinin de sergilendiği fuara ilgi yoğundu. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nın iki katında düzenlenen fuarda 60 galeri ve 1500 sanatçı, 5 gün boyunca eserlerini sergiledi. İstanbul Sanat Dergisi'nin medya sponsoru olduğu fuara, yabancı ülke sanatçılarından da yoğun ilgi vardı. Amerika, Avrupa, Asya, Afrika ve Orta Doğu'dan sanatçı ve galeri bazında olan katılımlar, aynı zamanda sanatın farklı renklerini de oluşturdu. Çeşitli workshoplar ve canlı müzayedelerin de yapıldığı fuarda, imza günleri de gerçekleştirildi. Tamer Levent, "Sanata Evet Defteri" adlı kitabını ziyaretçilere imzalarken; İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Cançat’ın uzun ve detaylı bir çalışma sonrasında yayımlanan “Resim Teknikleri Ansiklopedisi” de büyük ilgi gördü. Fuarda dört farklı alanda kiraladığı 300 metrekarelik stantları ile en dikkat çeken galerilerden biri de Ovoo Art idi. Galerinin alanlarından birinde tiyatrocu, dizi oyuncusu, belgesel yapımcısı, sunucu özellikleriyle tanıdığımız ve aslında çok iyi bir ressam olan Gafur Uzuner'in eserleri sergilendi. Resimlerinde hakim kırmızı tonlarla enerji, cesaret, kararlılık ve şehir hayatının rutini olan hareketliliği vurgulayan Uzuner'in tüm çalışmaları, ilk günden satılan eserler oldu. Fuarın "manşet" özelliği taşıyan bölümü ise "Hale Asaf" standı oldu. Cumhuriyet'in ilk kadın ressamlarından olan Hale Asaf'ın bulunan kayıp eserleri, ilk kez İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'nda sergilendi. 36 değerli eserle fuarın en önemli sergilerinden biri olan standa, her dakikasında yoğun ilgi vardı. https://www.youtube.com/watch?v=qx7K-wX6Svk 4. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na Güney Afrika'dan The African Women Gallery adına katılan Fikile Elizabeth Ngobeni, galerinin üyeleri arasında bulunan Francisca Mutapi, Arabang Raditapola, Kganya Mogashoa, Lerato Moleko ve Ester Mahlangu’nun eserlerini sergiledi. Kazakistan’ın yetiştirdiği ünlü sanatçılardan Yesengali Sadyrbaev, "Anadolu'nun Kültürü" adını verdiği 10 parçadan oluşan eserlerini sergiledi. Şimdilerde yükselme trendi içinde olan Azerbaycan sanatını temsilen 9 sanatçı, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'nın katılımcıları arasındaydı. Bunlardan biri de Ayla İnsanova olarak karşımıza çıktı. Aslında tıp doktoru olan İnsanova'nın resimleri öylesine etkileyiciydi ki, kendisiyle mini bir röportaj yapmamızı zorunlu kıldı. Sonrasında öğrendik ki Ayla İnsanova, tıp eğitimi sonrasında Bakü Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olup, İtalya'da Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nde master yapmış. İstanbul Sanat Dergisi'nin ocak ayında yayınlanacak olan yeni sayısında bu röportajın ayrıntılarına yer vereceğiz. Türk asıllı Serpil Kalak, fuara Hollanda'dan katıldı. Kökeni Denizli ilimize uzanan, resim eğitimini ise Hollanda'da alan Kalak'ın siyah-beyaz ve çizgi ağırlıklı çalışmaları, fuarın dikkat çeken erserleri arasında yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi'nin medya sponsoru olduğu fuarın katılımcıları arasında, farklı tarzı ile son dönemin iddialı isimlerinden Ceren Hançer de vardı. Hançer'in ziyaretçileri etkileyen çalışmalarından dört tanesi, ilk gün satılan eserler arasında yer aldı. Yaşının küçük olmasına rağmen hayalleri ve yeteneği hayli büyük olan genç sanatçılarımızdan Asya Alpay, fuara dört çalışması ile katıldı. Sanatta belirsizliğe ve kişisel deneyime samimiyetle inandığını belirten Alpay'ın çalışmaları ve düşünceleri, İstanbul Sanat Dergisi'nin basılı versiyonunda, internet haber sitemizde ve sosyal medya kanallarımızda yer alacak. 4. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ta İspanya'dan, Avusturya'dan, Belçika'dan, Katar'dan, Bahreyn'den, Lübnan'dan katılan değerli sanatçılarla karşılaştık, mini söyleşiler yaptık. Ancak hepsini sayfalarımıza taşıma imkanı bulamadık. Fakat Azerbaycan'dan katılan bir sanatçı daha var ki, çalışmaları bizi hayli etkiledi ve vazgeçemedik. Safranda Abdullayeva, Azerbaycan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Endüstriyel Tasarım Bölümü'nden mezun olduktan sonra Moskova'da iç mimarlık eğitimi almış. Renk armonisi konusunda master da yapan sanatçı, bugüne kadar 100'den fazla esere imza atmış. Empresyonizm ağılıklı çalışmaları olan Abdullayeva'nın dolu dolu bir hikayesi var. Kendisini takibe alıyoruz. ### Aysun Cançat’tan "Resim Teknikleri Ansiklopedisi" İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Cançat'ın uzun ve detaylı bir çalışma sonrasında yayımlanan “Resim Teknikleri Ansiklopedisi”, büyük ilgi görüyor. Sanat alanında eğitim almakta olanların yanı sıra ilgili çevreler adına önemli bir boşluğu doldurduğuna inanılan kitap ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz Aysun Cançat; “Bu çalışma, resim sanatına dair incelemelerde doğru sonuçlara varabilmek için sanat felsefesi, sanat kuramı, estetik ve tüm sanat bilimlerinin verilerine ulaşımda duyulan ihtiyacın, hızla gelişen çağdaş bilimselliğin kaçınılmaz bir sonucudur” dedi. Tüm bu verilerin sağlam bir terminoloji ve teknik bilgilerle desteklenmesinin bir zorunluluk arz etmekte olduğuna da vurgu yapan Cançat, İstanbul Sanat Dergisi okurları için kitabını şu sözlerle özetledi: "Her sanat yapıtı, kullanılacak olan malzemelerin belli bir düzende organizasyonuyla oluşmaktadır. Klasik anlayışta; belli bir ölçüde, oranda, kapalı kompozisyonda, tamamlanmış, parça bütün uyumu içinde kurgulanmış vs. şekillerde ortaya konan sanat eseri, 20. yüzyılda estetik kurallar ve alışılagelen bu değerlere sırt çeviren bambaşka bir yapı kazanmıştır. Tüm bu anlayışlarla, etkililiği arttırmak için resme çok farklı malzemeler eklenmiş ve yepyeni teknikler geliştirilmiştir. Bazı durumlarda, üslûp ve teknik arasında ayrılamaz bir bağ oluşmuştur. Bu sebeple, çalışmada bu tür üslûp ve tekniklere de yer vermek mecburiyeti doğmuştur. Bu çalışmanın en hayati özelliği; kullanılan tekniğin üslûp, konu ve anlam, estetik veya estetik dışı tutum ile sıkı bir ilişkisi olduğu durumlarda, araştırmacıları ve bilim insanlarını düşecekleri zor durumdan kurtaracak bir rehber olmasıdır. Yurdumuzda, resim teknikleri alanındaki sözlük ya da ansiklopedi niteliğindeki yayınlara göz attığımızda, sanat kavramları ya da sanat sözlüğü gibi daha genel başlıklar altında ya da sadece yağlı boya, sulu boya, akrilik boya, karakalem gibi temel tekniklerin açıklandığı kaynakların olduğu görülmüştür. Bazı yayınlarda, resim teknikleri yeteri kadar açıklanmamış ve tekniklerin her biri, bir görselle desteklenmemiştir. Bu durum da o terim hakkında, yerli-yabancı kaynaklardan daha derin bir araştırma yapma gerekliliğini doğurmuştur. Sanat terimleri sözlüğü, mimari terimler sözlüğü, kuyumculuk terimleri sözlüğü gibi çalışmalar mevcutsa da bu çalışma, doğrudan resim sanatının tekniklerine ait olması bakımından onlardan ayrılmaktadır. Ayrıca, günümüz internet ortamında erişilen bilgiler de yetersiz ve bilgilerin güvenilirliği düşük olabilmektedir. Dolayısıyla, bu ansiklopedi, en eski resim tekniklerinden, günümüz teknolojik gelişmelerin resim sanatına yansıyan uygulamaların tanımlamalarının; ayrıntılı, sistematik, kapsamlı, bilimsel bilgilere dayalı bir şekilde ele alınarak, bu boşluğun kapatılması gerekliliğinden kaleme alınmıştır. BİR BAŞVURU KAYNAĞI Alfabetik olarak hazırlanan bu ansiklopedi, sadece resim tekniklerini detaylı bir şekilde tanıtmaya odaklanmıştır. Bir tekniğin tarihsel süreçte nasıl ortaya çıktığı, kökenleri, ilk ne zaman kullanıldığı, geliştiği, günümüze ulaştığı, güncel kullanımları ve neden kullanıldığı konuları hakkında ayrıntılı olarak bilgi sahibi olunabilecek bir başvuru kaynağıdır. Bu ansiklopedide, her bir tekniğin daha iyi açıklanabilmesi ve kavratılabilmesi için teorik bilgi, o teknik ile yapılmış yerli ya da yabancı bir sanatçının eserinin görseli ile desteklenmiştir. Tekniklerin yapım aşamaları ve örnek görsellerde kullanım şekilleri açıklanmıştır. İlişkili olan teknikler ve görseller arasında bağ kurulmuş, bu da kavramların anlaşılırlığını ve akılda kalıcılığını arttırmıştır. Eğer bir teknik, süreç içerisinde değişimler göstermişse, ilk ve sonraki uygulamalara dair de görseller eklenmiştir. Ayrıca, tekniğin farklı şekillerde uygulamaları varsa, onlar da görselleştirilmiştir. Tekniğin öncü(leri) ve etkin bir şekilde kullanan sanatçıları belirtilmiştir. Tüm bunların yanında, farklı kültürlerin kendine özgü resim tekniklerine de değinilmiştir. resim tekniklerinin sanatsal yaratıcılıktaki rolüne ışık tutUYOR Yaklaşık on yıllık bir birikimin ürünü olan bu ansiklopedi; öğrencilerin, eğitimcilerin, bilim adamlarının, sanatla ilgili herkesin ve genel okuyucunun, resim teknikleri hakkında edinmek istedikleri bilgiye kolayca ulaşabilecekleri, bocalamadan okuyup anlayabilecekleri açık ve yalın bir dille yazılmıştır. Sanat tarihi, sanatla ilgili tüm disiplinler, alanlar ve uygulamalı sanat dersleri için tamamlayıcı bir kaynaktır. Ayrıca, bu ansiklopedi, resim tekniklerinin sanatsal yaratıcılıktaki rolüne ışık tutmaktadır. Başlangıçtan günümüz çağdaş uygulamalarına kadar şaşılacak boyutta çeşitlenen ve gelişen resim tekniklerinin, ilgililere doğru tanım ve anlatımlarla sunulmasının sorumluluğuyla hazırlanan bu kaynağın sadece ülkemizde değil, uluslararası düzeyde de yararlı olması en büyük arzumuzdur. SÜREKLİLİĞİ ESAS OLACAK Bu çalışma, resim teknikleri alanına ansiklopedik bir kaynak oluşturması bakımından, özgün bir katkı yapmaya çalışan ilk denemedir. Zaman içerisinde teknikler sürekli gelişmekte ve değişmektedir. Dolayısıyla, bu tip çalışmanın sürekliliği esas olacaktır." İstanbul Gelişim Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Cançat, Gelişim Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan "Resim Teknikleri Ansiklopedisi" için İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda bir imza günü düzenledi. ### Çellonun dahi çocuğu Hauser, “Rebel with a Cello” konseriyle İstanbul’u salladı Kısaca "Hauser" olarak tanınan "2Cellos" grubunun kurucu üyesi Stjepan Hauser, dünya çapındaki ilk solo turnesi “Rebel with a Cello”nun Avrupa ayağını geçtiğimiz akşam İstanbul'da gerçekleşen konseriyle tamamladı. Epifoni organizasyonuyla Ülker Arena’da düzenlenen konserin biletleri günler öncesinden tükenirken, yoğun yağış ve olumsuz hava şartlarına rağmen ünlü çello sanatçısının hayranları salonu tamamen doldurdu. Klasik, pop ve rock müziğin köklü geçmişinden yeni bir müzikal deneyim yaratan ve müzik sektörünün yerleşik geleneklerine meydan okuyan Hauser, dünyanın çapında verdiği enerjisi yüksek konserleriyle hayran kitlesini giderek arttırıyor. Sosyal medya platformlarında milyarlarca dinlenme ve video görüntülemesi olan sanatçı; takipçisi yüksek, sevilen bir internet fenomeni olmasının yanı sıra dinamik sahne performansıyla da İstanbullu izleyicilerden tam not almayı başardı. Geniş bir yelpazede oluşturduğu sahne repertuvarı ile konsere "Bach Prelude", "Secret Garden" ve "Caruso" gibi klasiklerle başlayan Hauser; "Pirates of the Caribbean" ile "Game of Thrones"un aralarında olduğu ünlü film ve dizi müziklerini de seslendirdi. Giderek tempoyu yükselterek “Sway”, “La Isla Bonita” “Let’s Get Loud”, “Bamboleo”, “Waka Waka” ve “Bella Ciao” gibi hareketli parçaları peş peşe yorumlayan çello sanatçısı, Türk hayranlarına sürpriz yaparak Tarkan'ın “Şımarık” şarkısını da çaldı. Sosyal medya takipçileri tarafından “Serseriliğin kitabını yazmış bir beyefendi” olarak tanımlanan çello dâhisi Stjepan Hauser, yaklaşık iki saat süren konseri boyunca her iki yönünü de sergiledikten sonra seyircilerin arasına inerek hayranlarıyla fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedi ve en kısa sürede İstanbul'a tekrar geleceğinin sözünü verdi. ### EFEKT : “Görsel İllüzyonun Ustaları 24-26 Kasım'da İstanbul’da!” İstanbul Sinema Müzesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve Institut français Türkiye İstanbul işbirliğiyle Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen EFEKT Görsel Efekt Günleri, 24-26 Kasım tarihlerinde, Institut français İstanbul, Atlas 1948 ve BAUIDEA’da, görsel efekt meraklılarını, sinema ve medya sektörü ile buluşturuyor. Görsel efektler (VFX) ilk doğduğu zamanlardan itibaren sinema için adeta bir sihir gösterisi, gözleri ve aklı yanıltan bir şölen olmuştur. Sonrasında ise hikaye anlatıcılığının vazgeçilmez unsurlarından biri olmaya devam eden görsel efektlerin yıllar içinde geldiği nokta akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. EFEKT Görsel Efekt Günleri, Fransa ve Türkiye’de VFX dünyasında çok önemli projelere imza atmış ustaları, önde gelen stüdyoları, meslek örgütleri ve eğitim kurumlarını buluşturuyor. EFEKT, 3 gün boyunca, projelerin yapım aşamaları, VFX’in sektörel analizleri, yapay zekanın bu alanda kullanımı, VFX kadınları, VFX’in Türkiye’de ve Fransa’daki öncü filmleri ile oldukça heyecan verici bir programı sunuyor. Film gösterimleri hariç tüm programlar kayıt sistemiyle ücretsiz olarak gerçekleşecek. Kayıt ve program detayları için www.efekt.ist sitesini ziyaret edebilirsiniz. Institut français Türkiye görsel-işitsel işbirliği ataşesi Florent SIGNIFREDI: "Bu etkinlik, perdenin arkasında ne olduğunu, bir filmin nasıl yapıldığını keşfetmek için eşsiz bir fırsat. VFX artık film yapmak için önemli bir faktör ve umarım bu etkinlik yarının VFX sanatçılarına ilham verebilir" BAU Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı ve İstanbul Sinema Müzesi Akademik Danışmanı Dr. Nazlı Eda Noyan: "Animasyon ve VFX'in sanatının verdiği keyfin sınırı yok. Sihir gibi görünse de, VFX aslında yaratıcılık, teknoloji, merak ve hikaye anlatma sevgisinin ve bunların yanı sıra büyük bir emek ve ekip çalışmasının birleşimi. Gelin, bu sihri bizimle birlikte kutlayın!" İstanbul Sinema Müzesi Kültür ve Sanat Direktörü Sinem ÇAKIR: ‘‘Yıllardır ulusal ve uluslararası festivallere ve kültür/sanat faaliyetlerine ev sahipliği yapan, sektörün nabzını tutan Atlas 1948 Sineması ve İstanbul Sinema Müzesi bir ilke daha imza atıyor. VFX dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren bu etkinlik, profesyonellerin yanı sıra meraklılarına da eşsiz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.’’ PROGRAM: 24 Kasım Cuma: İSM – ATLAS 1948 11:00: Açılış 11:30: Historical Reconstitution Trimaran VFX – Olivier Emery 13:30: AI and Face Engine by Mac Guff – Rodolphe Chabrier & Mathilde Sonrier 16:00: Creatures of 1000 VOLT: Şahmaran, Yaratılan 18:00: “Arif 216” (Kıvanç Barıönü, 2018) gösterimi 20:30: “Le Regne Animal” (“The Animal Kingdom”) gösterimi 25 Kasım Cumartesi: İSM – ATLAS 1948 11:00: “Eiffel” (Martin Bourboulon, 2021) gösterimi 25 Kasım Cumartesi: BAUIDEA 11:00: Portfolyo paylaşımı 13:00: İmaj post-prodüksiyon sunumu 14:30: Fransa & Türkiye VFX sektörü yuvarlak masa Animasyonun kadınları – VFX Kadınları 16:00: Üç silahşörler Case Study (Martin Bourboulon, 2023), BUF, Olivier Cawet 18:00: GEAS tarafından Türk VFX sektör tanıtımı, Yann Marchet tarafından Fransız VFX sektör tanıtımı 26 Kasım Pazar: Institut français İstanbul 11:00: “Dilili in Paris” gösterimi (Michel Ocelot, 2018) 14:00: “Annette” (Leos Carax, 2021) gösterimi 18:00: “5.element” (Luc Besson, 1997) gösterimi ### Jo Strømgren Kompani 21 ve 22 Kasım’da CRR’de İskandinavya’nın en başarılı bağımsız gruplarından Jo Strømgren Kompani, büyüleyici performans serisi “Made in Oslo” ile 21-22 Kasım’da CRR’de sanatseverlerle buluşuyor! 1988 yılında kurulan Norveç merkezli Jo Strømgren Kompani, İskandinavya’nın en etkileyici bağımsız grupları arasında yer alıyor. 60’tan fazla ülkeyi kapsayan turneleri ve yılda 150’ye yakın performansıyla tanınan grup, dans ve tiyatronun karanlık, siyasi alt metinlerle harmanlandığı özgün ve fiziksel mizahıyla ünlü. Jo Strømgren Kompani, enerjik üç koreografinin bir araya geldiği “Made in Oslo” adlı programıyla 21-22 Kasım’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda İstanbullularla buluşacak. Saat 20.00’de başlayacak gösteri arasız 60 dakika sürüyor. “Made in Oslo” adlı program, “Gone” (2015), “The Ring” (2014) ve “Kvart” (2007) eserlerini içeriyor. Her bir eser, çağdaş yaşamın farklı yönlerini ele alarak izleyicilere benzersiz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Hüzün ve nostaljinin ilişkisine odaklanan “Gone”, hayatın dönüm noktalarını, saldırganlık ve inkâr süreçlerini işliyor. “The Ring” 1930’ların Fransız müziği eşliğinde, dünyanın en eski sembollerinden biri olan yüzüğün hikâyesini anlatıyor. Sahne üzerinde nadiren görülen bir dans türünü keşfeden “Kvart”ta ise, dansçıların hareketlerinin kare yün bir battaniye üzerinde gerçekleştiği bir performans sergileniyor. Jo Strømgren Kompani‘nin “Made in Oslo” programı, 21-22 Kasım’da CRR’de izlenebilir. Biletler 75-120-180 ve 220 TL olarak CRR gişesi ve Biletix’te satışta. ### Düzce'de "Dionysos Kült Mekanı"nı yansıtan aslanlı mozaik bulundu Düzce'de yer alan Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmalarında "Dionysos Kült Mekanı"nı yansıtan aslanlı mozaik bulundu. Konuralp bölgesindeki antik kentte, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izniyle yürütülen kazı çalışmalarında yeni bulgulara ulaşıldı. Tiyatronun üst kısmında bulunan alanda çalışan kazı ekibi, portikoya (üstü örtülü, önü sütunlu açık galeri) bağlı bir yapı içerisinde aslanlı mozaiğe rastladı. Uzmanlar, yeni rastlanan mozaikli odanın, geç Roma dönemine ait bir kült alanını (bir toplumun veya grubun belirli değerleri, inançları, gelenekleri, sanatı ve diğer kültürel unsurları içeren genel bir yaşam tarzını ifade ettikleri alan) temsil ettiği düşünüyor. "DIONYSOS KÜLT MEKANI" Duvar ölçüleri yaklaşık olarak 4,51x6,42 metre olan yeni bulgunun, iç duvarlarının ise kalın bir harç tabakası üzerine mermer plakalarla kaplı ve odanın kuzey güney yönünde dikdörtgen planlı olduğu belirlendi. Odanın kuzeyinde de iç tarafa doğru bir platform temeli gözlemlendi. Tüm odanın ince işçilik ile yapılmış beyaz, mavi, sarı, yeşil ve kahverengi tesseralardan (çeşitli renklerdeki küçük mozaik taş) oluşan bir mozaik tabanla kaplı olduğu tespit edildi. Geometrik desenlerle bezeli mozaiğin kenarlarının daha büyük ve renkli tesseralardan oluşan bir çerçeve şeklinde yapıldığı, ortasında ise daha küçük tesseralarla yapılan dörtgen çerçevenin iç tarafında bir sahne betimlendiği belirlendi. Uzmanlar, bu alanda bulunan davul ve flüt betimlemeleriyle oda içinden çıkan eserlerin "Dionysos Kült Mekanı" olduğuna işaret ettiğini belirtiyor."İyi korunmuş, nadir bir mozaik yapı ortaya çıkarılmıştır" Yeni bulgu hakkında sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Düzce Valisi Selçuk Aslan, "Düzce Konuralp (Prusias ad Hypium) Antik Kenti'nde devam eden kazılarda antik tiyatroda sofanın bulunduğu üst kısımda, bir çam ağacına bakan iki aslan, ağacın dallarında davul ve pan flütün betimlendiği, dönemine ilişkin iyi korunmuş, nadir bir mozaik yapı ortaya çıkarılmıştır" ifadesini kullandı. Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü de yaptığı açıklamada, tiyatro kazılarında yeni bir gelişme daha yaşandığını belirterek, tiyatro aksının tam ortasına mozaiklerle süslü alanın iyi korunmuş ve dönemini yansıtan bir yapı olduğunu dile getirdi. Konuralp kazılarına verdikleri öneme işaret eden Özlü, şunları kaydetti: "Konuralp Antik Kenti'ndeki kazılarda her gün yeni bir eserle karşılaşıyoruz. En son bulduğumuz eser bir aslanlı mozaiktir. Türkiye'de eşi benzeri bulunmayan bir mozaik keşfettik, ortaya çıkardık. Bu mozaik buradaki antik tiyatronun gün ışığına çıkmamış önemli bir unsuru. Daha önce de burada bir Medusa heykeli, Apollon heykeli ve yine Büyük İskender'in heykelini bulmuştuk. Bu bulduğumuz dördüncü önemli eser, aslanlı mozaik adı verilen bir eser. Arkeologlarımız Türkiye'de eşi benzeri bulunmayan bir eser olduğunu ifade ediyorlar. Bu eserleri gördükçe ne kadar önemli bir iş yaptığımızı, ne kadar doğru bir yol tuttuğumuzu daha iyi anlıyoruz. Burası Düzce'nin kalbi, inşallah Türkiye'de de önemli bir destinasyon merkezi olacak." ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıları ağırlıyor İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF), 15 Kasım’da dördüncü kez sanatseverlere kapılarını açtı. Yine dopdolu bir içerikle İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda ziyaretçilerini ağırlayan fuarın her günü birbirinden renkli geçiyor. Fikret Mualla’dan Devrim Erbil’e, Eren Eyüboğlu ve Hale Asaf’tan Zahit Büyükişleyen’e dek birçok önemli sanatçının eserlerini 19 Kasım'a kadar görme olanağı bulabileceğiniz fuarın, dünyanın dört bir yanından gelen katılımcıları da var. Kazakistan’ın tarihine, Kazak halkının günlük yaşamına dair bir pencere açarken Anadolu’nun kadim kültürünü de tuvale aktarmayı ihmal etmeyen Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev onlardan biri. “Fuar için hazırlık yaparken sadece Türk kültürünü ve tarihini yansıtan tablolar yapmayı tercih ettim” diyor Sadyrbaev. Güney Afrikalı The African Women Gallery de Kganya Mogashoa, Ester Mahlangu, Sabi Matuba, Arabang Raditapole ve Fikile Elizabeth Ngobeni’nin, Afrikalı kadınların gücünü yansıtan eserleriyle fuarda yer alıyor. Aynı zamanda girişimin kurucusu ve idari yöneticisi olan Fikile Elizabeth Ngobeni’ye göre İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, görünürlüğü ve farkındalığı artırmak için çok değerli bir fırsat. Azerbaycanlı Orkhan Mammadov’un kendi deyişiyle “yama işi” tekniğiyle hayat verdiği eserler, fuarın mutlaka görülmesi gereken detaylarından bir diğeri. “Kendi yaşamımı kesitlere ayırıp, sonra onları yeni bir düzende birbirine dikerek tablolarımı oluşturuyorum” diyor Mammadov. “Dikmek” kelimesi sizi yanıltmasın, gerçek anlamda birbirine dikilmiş tablo parçalarından müteşekkil çalışmalarla karşılaşacaksınız. İspanyol Tome Moreira de Carvalho ise fuar için çok özel bir seri hazırlamış. İstanbul’dan İspanya’ya uzanan, klasik müzik notalarından Antik Yunan sanatına ve Fatma’nın Eli’ne dek birçok detay barındıran bir seri bu. Her şeye rağmen insanlığın karanlık yüzünün önünde sonunda aydınlıkla taçlanacağına inancı tam. “Bu organizasyona emek veren ve katılmam için önayak olan herkese tüm içtenliğimle teşekkür ederim. Benim için bir onur” diye belirtiyor duygularını Carvalho. İranlı sanatçı Aweed Skayesh’in bir şiirden yola çıkarak hayatın anlamsızlığını vurguladığı çalışması, farklı tekniğiyle dikkat çekiyor. “Her şeyin bir sonu var. Hayatın da...” diyor Skayesh; ancak yine de hayat yolculuğunda vardığı duraklardan biri İstanbul Sanat ve Antika Fuarı olduğu için çok mutlu. Dünyanın dört bir yanından sanatçıların yollarının kesiştiği fuarda ressam Ebru Özgüz Çelik, Teksin Sanat Galerisi ile galerinin kurucusu olan annesinin adını yaşatıyor: "Koleksiyona yeni işler ekleyerek annemin mirasını sürdürüyorum. Burada yer verdiğimiz her resimle bir bağım var. Aynı zamanda kendi eserlerimi de sergiliyorum." Genç sanatçı Ceren Hançer’in mavi ve beyaz renklerinin gücü üzerine inşa ettiği eserlerinde ise gece ile gündüzün, aydınlık ile karanlığın ayrılmaz bütünlüğünü duyumsayacaksınız.  Ressam Aylin Menekşe de oğlunun da muzdarip olduğu disleksi hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla fuarda yer aldığını açıklıyor. https://www.youtube.com/watch?v=Dkj0PumZh2E Fuara Bodrum'dan katılan BOHO Art Group sanatçılarından İngiliz Nell Shakespeare, seslendirdiği şarkıları ve performansı ile göz doldurdu. ### Gotik korku efsanesi Dracula görkemli bir müzikalle sahneye taşınıyor Bram Stoker’ın klasik eseri Dracula’nın görkemli hikâyesini seyirciyle ilk kez buluşacak müzikler ve birbirinden ilginç performanslarla sahneye taşıyan “Dracula” müzikali, Aralık ayında İzmir, İstanbul ve Eskişehir’de. Bram Stoker’ın klasik eseri Dracula’nın görkemli hikâyesi sahne sanatlarıyla bir araya geliyor. İlk kez dinleyici karşısına çıkacak müzikleriyle tarifsiz bir seyir zevki yaşatacak “Dracula” müzikali, Kumbara Görsel Sanatlar prodüksiyonu ile Türkiye’de sahneleniyor. 7 ve 8 Aralık’ta İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu, 12 Aralık’ta İstanbul Kozzy Gönül Ülkü- Gazanfer Özcan Sahnesi ve 18 Aralık’ta Eskişehir Yunus Emre Kültür Merkezi’nde sahnelenecek müzikalin biletleri Türkiye’nin lider biletleme platformu Biletinial’da. İzleyiciyle buluşmak için gün sayan müzikalin konusu ise şöyle: Yazarın deyimiyle "Ölü Olmayan" hayatını yeniden canlandıran orta çağ asilzadesi Dracula’nın Mina'ya olan aşkıyla yeni soylu bir yaşam kurmak ve bir hipnoz sonucu kendi sonunu hazırlayan kaderinin planı, iyilikle kötülüğün amansız savaşı. ### Bambaşka Bir Caz Konsepti  19 Kasım’da LifePark’ta gerçekleşecek Türkiye'nin en yenilikçi etkinliklerinden biri olan ve piknik atmosferinde geçen “Ormanda Caz & Piknik”, her pazar günü caz müziğinin en seçkin isimleriyle Lifepark Cam Bahçe'de müzikseverleri ağırlıyor. Bu eşsiz etkinlik, piknik keyfi ve caz müziğinin harmonisini bir araya getirerek Türkiye'de bir ilki gerçekleştiriyor. Piknik ve caz müziğini bir araya getirerek Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren “Ormanda Caz & Piknik Etkinliği”, Lifepark’ın kapalı camekan alanı Cam Bahçe’de müzikseverler için harika bir pazar günü vadediyor. İlk olarak 12 Kasım Pazar günü Elif Çağlar ve Leyanner Chibas Duporte'nin unutulmaz performanslarıyla başlayan bu caz serüveni seçkin isimlerle devam ediyor. Katılımcılar, 19 Kasım'da saat 14.00’de Serra Erkoç ve saat 16.00’da Fatih Erkoç Jazz Project'un eşsiz performanslarıyla cazın ritmine kapılacak, 26 Kasım'da saat 14.00’de Kerem Görsev Trio ve saat 16.00’da Erdem Özkan Quartet'in muhteşem sahne performanslarına tanık olacak. Etkinliğin kapanışını ise 3 Aralık’ta saat 14.00’de Ima Maya ve saat 16.00’da Alp Ersönmez “Cereyanlı” büyüleyici performanslarıyla yapacak. Katılımcılar, etkinlik boyunca 12.00 – 18.00 saatleri arasında yeşillikler içinde, açık havada veya Cam Bahçe'nin şık ve konforlu ortamında, seçkin caz müzisyenlerinin performanslarını dinlerken etkinlik sırasında lezzetli yiyecek ve içecekleri de deneyimleyebilecek. 12 yaş altı çocukların da ücretsiz katılacağı bu özel gün, katılımcılara stresli şehir hayatından bir mola verme ve müziğin rahatlatıcı etkisiyle doğanın içinde kaybolma fırsatı sunuyor. Ayrıca katılımcılar etkinliğe piknik sandalyelerini ve dilerlerse de yemek sepetlerini yanında getirebilecek. Cazın zarif notaları ve doğanın sakinleştirici etkisiyle hafızalarda kalıcı bir iz bırakmaya hazırlanan “Ormanda Caz & Piknik Etkinliği”ne katılmak için passo.com.tr üzerinden biletinizi hemen alabilir ve bu eşsiz deneyimin bir parçası olabilirsiniz. Müzik ve doğanın birleştiği bu etkinlik, pazar günlerinize yeni bir soluk getirecek! ETKİNLİK PROGRAMI 19 Kasım Pazar / Kapı Açılışı Saat: 12.00 •             Serra Erkoç / Saat: 14.00 •             Fatih Erkoç Jazz Project / Saat: 16.00 26 Kasım Pazar / Kapı Açılışı Saat: 12.00 •             Kerem Görsev Trio / Saat: 14.00 •             Erdem Özkan Quartet / Saat: 16.00 3 Aralık Pazar / Kapı Açılışı Saat: 12.00 •             Ima Maya / Saat: 14.00 •             Alp Ersönmez “Cereyanlı” / Saat: 16.00 ### 11. Boğaziçi Film Festivali'nin başvuruları 24 Kasım'a uzatıldı Bu yıl 11. kez düzenlenecek Boğaziçi Film Festivali, 8-16 Aralık'ta sinemaseverlerle buluşacak. Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 11. kez düzenlenecek Boğaziçi Film Festivali 8-16 Aralık'ta düzenlenecek. Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün desteklediği festival kapsamında, ulusal ve uluslararası film yarışmalarına başvurular 24 Kasım'a uzatıldı. Başvurular, festivalin web sitesinde yer alan formlar doldurularak gerçekleştirilebilecek. Türkiye ve dünya sinemasından seçkin örneklerin gösterimleri, ustalık sınıfları ve söyleşileriyle seyircilerini ağırlayacak festivalde, "Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması"nda büyük ödül olarak "En İyi Film"e Altın Yunus'un yanı sıra 200 bin lira ödül verilecek. Jüri değerlendirmelerinin ardından En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu dallarında ödüller sahiplerini bulacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Festival Artistik Direktörü Samed Karagöz, sinemaya desteklerinin artarak devam edeceğini belirterek, tüm yarışma kategorilerinde ödül tutarlarını arttırdıklarını ifade etti. Kategori ödülleri dışında Ulusal Yarışma'da Akli Film tarafından para ödülüyle desteklenen En İyi İlk Film Ödülü ile Film Yapımcıları Meslek Birliği (FİYAB) tarafından desteklenen FİYAB En İyi Yapımcı Ödülü de verilecek. ### 2. Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali yarın başlıyor Bu yıl 2'ncisi düzenlenen Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali 16 Kasım'da başlayacak. Festivalde, Türkiye, Küba, Bulgaristan, Tataristan, Moldova, Gürcistan ve Yunanistan'dan 12 tiyatro oyunu izleyicinin beğenisine sunulacak. Devlet Tiyatroları (DT) tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali 16-26 Kasım'da seyirciyle buluşacak. Üsküdar Tekel Sahnesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı Sükun Işıtan, festivalin Atatürk Kültür Merkezi ve DT Üsküdar Tekel Sahnesi'nde gerçekleşeceğini söyledi. Işıtan, insanlık tarihi boyunca yaşamın her alanına, kadının özgün bir bakış açısı kattığını ifade ederek, "Kadın, dünyanın en güzel yarısıdır. Var olduğu ve var ettiği her yerde derin ve renkli bir duyarlılığa sahiptir. Bu nedenle hayatın sahnedeki yansıması olan tiyatroda da kadının varlığının tiyatronun en güzel yarısını oluşturduğunu söyleyebiliriz." dedi. Festivali, kadınların dünyaya olan katkılarına bir saygı duruşu niteliğinde tasarladıklarını belirten Işıtan, şunları kaydetti: "Dünyanın dört bir yanından sadece kadınların yazdığı seçkin tiyatro performansları bir araya getirilecek. Sadece oyunlar bazında değil festivali daha da zenginleştirecek kadın yazarların söyleşileri, seminerler ve atölyeler de düzenlenecek. İstanbul'un sanat ve kültür yaşamına dünyanın dört bir yanından gelen ekipler katkı sağlayacak. Festivalde bu yıl 7 ülkeden, 12 tiyatro oyunu tiyatroseverlerle buluşacak. Sanatseverler, Küba, Bulgaristan, Tataristan, Moldova, Gürcistan, Yunanistan ve Türkiye'den seçilmiş kadın yazarlara ait seçkin sahne performanslarını izleyebilecek." Toplantıya, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Mehmet Fatih Dokgöz, Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcıları Ebru Aytürk Şayan ve Efe Erkekli de katıldı. FESTİVAL HAKKINDA Festival, Küba'dan gelen Ecos Company'nin 16 Kasım'da AKM'de sahneleyeceği "Bernardo, Hayır!" oyunuyla başlayacak. Türkiye'den 6, yurt dışından 6 olmak üzere, 12 oyunun seyirciyle buluşacağı festivalde, dünyanın dört bir yanından kadınların yazdığı tiyatro metinlerinin sahne performansları izlenebilecek. Etkinlik kapsamında ayrıca oyunlar üzerine söyleşiler, uzman eğitmenlerden tasarım, dramatik yazarlık, oyunculuk ve dans alanlarında seminer ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek. ### Genç Caz+ 23 Albümü 21 Kasım’da çıkıyor İstanbul Caz Festivali tarafından 2021 yılında başlatılan ve caz, funk, R&B, neo-soul, elektronik müzik, hip-hop türlerinde veya türler arası müzik yapan genç müzisyenlerin yer aldığı Genç Caz+ projesinin üçüncü albümü Genç Caz+ 23, 21 Kasım’da Spotify, Apple Music, Deezer, YouTube Music, Fizy ve Muud gibi çeşitli platformlarda yerini alacak. Albümde 30 yaşın altındaki genç müzisyenlerden oluşan 6 müzik grubunun kendilerine ait ve daha önce yayımlanmamış birer özgün besteleri yer alıyor. Genç Caz+ projesiyle yetenekli ve umut vadeden yeni müzisyenler profesyonel müzik dünyasına adım atıyor. Yapımını festivalin üstlendiği Genç Caz+ 23 albümünde yer alan gruplar bu yıl da müzik tarzlarına göre eşleştirildikleri deneyimli müzisyenlerle birlikte çalıştı. Eggmann Quartet’e Volkan Öktem, BÜMK Orkestra’ya Korhan Futacı, Keskin Band’e Okan Kaya, Esra Gürçay Quartet feat. Peter Shalamov’a Önder Focan, Zonda 4’e Ayşe Tütüncü ve Projektiles’a Selen Gülün prodüktör olarak destek verdi. Hayyam Stüdyoları’nda gerçekleştirilen kayıtlar esnasında gruplara eşlik eden müzisyenlerin de katkısıyla gençliğin cüretkâr dinamizminin, ustalığın kendinden emin bilgeliğiyle dengelendiği, belki de bu anlamda ülkemizde biricik olabilecek özgür ve dinamik bir albüm ortaya çıktı. İKSV tarafından Garanti BBVA sponsorluğunda ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle gerçekleştirilen İstanbul Caz Festivali’nin yapımını üstlendiği Genç Caz+ 23 albümü, İKSV Genç Sanatçı Fonu ile Mehmet Uluğ Fonu desteği ve Sony Müzik işbirliğiyle yayımlanıyor. ### Özel Tiyatrolara 55 Milyon Lira Destek Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2023-2024 sanat sezonunda 476 tiyatroya toplam 55 milyon lira destek verecek. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu başkanlığında, Bakanlığa bağlı sanat kurumlarının genel müdürleri ve komisyon üyelerinin katılımıyla "Özel Tiyatrolara Maddi Destek Değerlendirme Komisyonu" toplantısı düzenlendi. Özel tiyatroların yardımlardan yararlanmak üzere 2023-2024 sanat sezonu için yapılan başvuruları değerlendiren komisyon, başvurusunu eksiksiz tamamlayan bütün tiyatrolara destek verilmesini kararlaştırdı. Bu kapsamda, 77 geleneksel tiyatro, 95 çocuk oyunu tiyatrosu ve 304 profesyonel olmak üzere 476 tiyatroya toplam 55 milyon lira destekte bulunulacak. Destekle özel tiyatro salonlarının sanat hayatına katkısının artırılması ve devamlılığının sağlanması, tiyatro alanında kayıtlı istihdamın özendirilmesi ve son yıllarda olduğu gibi başvurularda daha çok Türk oyun yazarlarına ait eserlerin tercih edilerek Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlanması amaçlandı. Bakanlığın maddi destek sağladığı özel tiyatrolara Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesinden ulaşılabilecek. ### Fuarın Çöpleri Sanat Eserine Dönüşecek “Enerji Gelecektir” mottosu ile her yıl gerçekleşen EIF Fuarı’nda bu yıl bir ilk gerçekleşecek. Sürdürülebilir ve Temiz Enerji alanında faaliyet gösteren ASUNIM firması öncülüğünde, fuarın kurulumunda çıkan atıklar; 15-17 Kasım 2023 tarihleri arasında, CNR Fuar Merkezi’nde bir sanat eserine dönüşecek. Ünlü ileri dönüşüm sanatçısı Adnan Ceyhan alanda ve hazırlıksız olarak gerçekleştireceği performans ile, çöp olarak değerlendirilen atıkların ileri dönüşüm ve sürdürülebilirlik bakış açısı ile nasıl da üstün bir değere dönüşebileceğini gösterecek. Fuar katılımcıları ve ziyaretçiler bu muhteşem dönüşüme tanıklık edecekler. Sanatçı Adnan Ceyhan, yapacağı enstelasyonla fuarda çıkan plastiklere, ahşaplara ve diğer atıklara; geri dönüştürmenin ötesinde sanatsal bir değer vererek daha aşkın bir anlama taşıyacak.  3. Gün, sanatçı ve ASUNİM Yönetim Kurulu Başkanı ile yapılacak söyleşi ile performansın anlamı, düşündürdükleri, hissettirdikleri dinleyicilerle paylaşılarak etkinlik son bulacak. ASUNIM Yönetim Kurulu Başkanı Umut Gürbüz, yapılacak bu performansla ilgili çok heyecanlı olduklarını ileterek şunları ekledi: “Bizim atık olarak adlandırdığımız materyallerin bir sanatçı elinde nasıl da sanat eserine dönüşeceğine hep birlikte tanıklık edecek olmak çok mutluluk verici. Fuarlar sırasında yaklaşık 90 kamyon atık çıktığı söyleniyor. Hem atık haline getirilen materyallerin üretimi hem onların ihması hem de bu 90 kamyonun taşınması sırasında oluşan karbon emisyonu ve su ayak izi çok büyük. Bu proje ile atıklar ve ileri dönüşüm konusunda bir farkındalık yaratmak istiyoruz. Firma olarak temiz ve sürdürülebilir enerji üretirken bu konunun sadece enerji ile kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Hayatın tüm alanında, toplumun tüm kesimlerinde sürdürülebilirlik ve çevre konusunda duyarlılık artık bir seçim değil bir zorunluluk haline geldi. Biz de bu konudaki anlayışımızı bu performans ile çevremizle paylaşmak istedik.” dedi. AsunimTürkiye HakkındaASUNIM Türkiye, 2005 yılından bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde güneş enerjisi alanında faaliyet gösteren “Grupo Asunim” bünyesinde faaliyete başlamıştır. Merkezi Ankara’da olan “Asunim Türkiye” “temiz, sürdürülebilir ve demokratik enerji” çalışmaları kapsamında ağırlıklı olarak güneş parkları ve çatı üzeri sistemleri çin; proje geliştirme ve mühendislik, sistemin tasarımı, devreye alma, bakım ve güvenlik dahil olmak üzere “anahtar teslim kurulum” (EPC) hizmeti vermektedir. Uluslararası alanda 1 GW'ın üzerinde deneyime sahip olan Asunim’in , İspanya, Portekiz, Dubai, Mısır ve Birleşik Kralık’ta ofisleri bulunmaktadır. ### Ceren Hançer, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na katılıyor Genç sanatçılarımızdan Ceren Hançer, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ın katılımcıları arasında yer alıyor. 15-19 Kasım 2023 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşecek olan fuarda çalışmaları sergilenecek olan Hançer; "Sanat ve sanatçı iletişimi yönünden son derece yararlı bulduğum bir etkinliğe ilk kez katılacağım için son derece heyecanlıyım" dedi. DOKUZ ADET ESERİYLE KATILIYOR Ceren Hançer'in fuarda aralarında "Da Vinci Blue" adını verdiği eser de dahil olmak üzere toplam 9 adet eseri sergilenecek. Çalışmalarındaki farklı tarzı ile dikkatleri çekecek olan genç sanatçının eserlerini incelemek için İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'ndaki LA -13/B nolu standa uğramanızı tavsiye ediyoruz. ### Gerçek Hayvanların Anatomi sergisi ile hayvanlar aleminin büyüleyici dünyasına yolculuk edeceksiniz Dünyaca ünlü “Body Worlds: Animal Inside Out – Gerçek Hayvanların Anatomi Sergisi” ilk kez Türkiye’ye geliyor. Dünyanın en önemli deneyim sergilerini ülkemize getiren HUPALUPA Expo, bu kez  Alman Anatomist Gunther von Hagens’in plastinasyon tekniği ile çürümez hale getirdiği 100’den fazla hayvan bedeni ve vücut uzvunun yer aldığı sergiye ev sahipliği yapıyor. 1-31 Aralık tarihleri arasında yapılacak olan sergi, Metropol İstanbul Ataşehir’de ziyarete açılacak. Bu eşsiz serginin bilimsel ve tıbbi danışmanlığını İstanbul Üniversitesi–Cerrahpaşa üstleniyor. Filden zürafaya, keçiden yılan balığına, ahtapottan devekuşuna kadar 100’den fazla gerçek hayvan bedeninin kusursuz iç dünyasının, kaslarının, iskelet sisteminin ve damarlarının sanatsal bir anlayışla sunulduğu serginin küratörlüğünü ise Dr. Angelina Whalley yapıyor. Bilim ve sanat çevreleri tarafından “dünyanın en kapsamlı hayvan anatomi sergisi” olarak tanımlanan ve Nat. Geo. Wild lisanslı içeriklerle zenginleştirilmiş proje, ziyaretçilerini adeta bir anatomi safarisine çıkarıyor. Teorik bilgileri pratiğe dökme fırsatı sunarak, hayvan iç organlarının karmaşıklığını ve farklı türlerin anatomilerini anlaşılır bir şekilde sunacak olan sergi; aynı zamanda doğal yaşam alanlarının korunmasına olan sorumluluğumuzu hatırlatırken, 7’den 70’e tüm ziyaretçileri, hayvan yaşamına daha fazla saygı göstermeye teşvik ediyor. Tüm dünyada; 6 kıtada, 34 ülke ve 140 şehirde 50 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan Body Worlds sergileri, tüm zamanların en uzun süre açık kalan sergisi olarak biliniyor. ### Efes Deneyim Müzesi ziyaretçilerini antik çağa götürüyor Efes Antik Kenti içinde Ağustos ayında açılan Efes Deneyim Müzesi, ziyaretçilerine Efes’in altın çağını bizzat deneyimletiyor. Efes Deneyim Müzesi, dünyada yeni trend olan deneyim müzeciliğinin Türkiye’de ilk kez uygulanan başarılı bir örneği olarak öne çıkıyor. İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan ve Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan Efes Antik Kenti, yepyeni bir müzecilik anlayışı ile ziyaretçilerine Antik Kent’in altın çağını bizzat yaşatmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un ekim ayı başında açılışını yaptığı Efes Deneyim Müzesi, ziyaretçilerine "immersive" teknolojilerle Antik Efes’te günlük hayatı, mimariyi ve sanatı kişisel olarak deneyimletiyor. “Immersive” teknolojiler, izleyicileri zengin ve kapsayıcı bir işitsel ve görsel tecrübenin içine alıyor, anlattığı hikayeleri gerçekmiş gibi yaşatıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde, DEM Müzecilik tarafından geliştirilen ve işletilen Efes Deneyim Müzesi, Efes Antik Kentinin içinde, ünlü Antik Tiyatro’nın hemen karşısında yer alıyor. Üç ayrı salonda Efes’in kuruluşunun, büyüyerek Roma’nın en kudretli şehri haline gelmesinin ve tarih sahnesinden silinmesinin hikayesi etkileyici görsel ve işitsel şovlarla anlatılıyor. EFES'İN ALTIN ÇAĞI YENİDEN YAŞANIYOR Aralarında Türkiye’nin ve dünyanın en önde gelen şirketlerinden ve akademik kurumlarından mimarların, küratörlerin, tasarımcıların, sanatçıların, teknoloji uzmanlarının, tarihçilerin ve arkeologların olduğu geniş bir ekibin tasarladığı müze, ziyaretçilere Efes'in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi yaşatıyor. Müze, tarihsel hikayenin ileri teknolojiyle bir araya gelerek oluşturduğu özgün anlatısıyla da dünyada sayılı öncü örnekler arasında yer alıyor. Ziyaretçiler, müzenin üç farklı salonunda Androklos’dan Kleopatra'ya, Markus Antonius'tan Artemis'e şehrin ünlü simalarıyla tanışıyor. Tapınakları ziyaret ediyor, pazar yerlerini geziyor, Arcadian yolundan yürüyebiliyor ve Teras Evler’deki hayatı tecrübe edebiliyor. DÜNYANIN ÖNDE GELEN TASARIM VE TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİYLE İŞBİRLİĞİ Efes Deneyim Müzesi'nin 'immersive' hikaye anlatımı üzerine kurulu kreatif konsepti, işitsel ve görsel teknolojilerde 30 yıla yakın bir tecrübe ile kurulan Dem Müzecilik tarafından dünyanın önde gelen mimari, görsel tasarım ve teknoloji şirketleriyle işbirliği içinde geliştirildi. Dem Müzecilik, müzeyi tüm unsurlarıyla birlikte bir yıl gibi kısa bir sürede inşa ederek tamamladı. Müzede ziyaretçileri karşılayan seslerin tasarımı ve prodüksiyonu dört farklı bestecinin parçaları kullanılarak müze için özel olarak üretildi. Efes'in hikayesi, Türkçe'de ünlü sanatçılar Selçuk Yöntem ve Gülen Karaman tarafından, İngilizce'de ise ünlü İngiliz sanatçılar David Schofield ve Olivia Williams tarafından seslendirildi. Efes Deneyim Müzesi, haftanın yedi günü 08:00 - 17:30 saatleri arasında 16 farklı dil seçeneğiyle ziyaretçilerini ağırlıyor. ### İş Sanat'tan çocuklara ara tatil hediyesi: Ücretsiz Çocuk Atölyeleri İş Sanat, sonbahar ara tatilline giren öğrencileri İstanbul Eminönü'nde bulunan Türkiye İş Bankası Müzesi ve Ankara Ulus'ta bulunan İktisadi Bağımsızlık Müzesi'nde birbirinden renkli, geliştirici ve yaratıcı atölyeler ile çocukları ağırlıyor. 11-19 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek ve tamamı ücretsiz olarak düzenlenen atölyelerin içerikleri, yaş grupları, kontenjan sayısı ile ilgili detaylı bilgi adresinden alınabilir. İstanbul Eminönü'nde bulunan Türkiye İş Bankası Müzesi, farklı yaş grupları için birçok atölyeye katılma imkânı sunuyor. 5-6 yaş grubunun katılabileceği 'Yaşasın Cumhuriyet' atölyesi, çocukları Cumhuriyet'in ilk 15 yılını kapsayan bir zaman yolculuğuna çıkartıyor. Atölyeye katılan çocuklar kendi kutlamalarını tasarlayarak o dönemin ikonik taçlarından hazırlıyorlar. 7-9 yaş grubunun katılabileceği 'Bayrak Sallayan Robotlar' atölyesinde ise katılımcılar Leonardo Da Vinci'nin kanat mekanizmasından etkilenerek robotik Lego modeli inşa ediyorlar. Havacılık hakkında katılımcılarını bilgilendiren atölyede, Cumhuriyetimizin 100'üncü yılına özel olarak bu iki kanattan Türk bayrakları sallandırılıyor.  YÜZYILIN ÇOCUKLARINA ÖZEL BİRÇOK ATÖLYE ANKARA İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK MÜZESİ'NDE Türkiye İş Bankası'nın Ankara Ulus'taki tarihi binasında kurulan İktisadi Bağımsızlık Müzesi, 'Müzede Masal: Birikim Masalı (Ebeveyn-Çocuk Atölyesi)' 'Cumhuriyet Postası Atölyesi' ve 'Dans Eden Fırçalar Atölyesi' gibi pek çok atölye ile ara tatillerindeki çocuklara keyifli saatler sunuyor. 3-5 yaş grubunun katılabileceği 'Müzede Masal: Birikim Masalı' atölyesi ebeveynlere ve çocuklara 'İftiharla Sunar' sergisindeki bulmacaları çözdürüyor ve etkileşimli masal anlatısına katılmaları için fırsat sunuyor. Aynı zamanda koleksiyondan alınan ilhamla kendi el çantalarını tasarlamalarına olanak sağlıyor. 5-7 yaş grubunun katılabileceği 'Dans Eden Fırçalar' atölyesinde ise çocuklar Zeki Faik İzer'in eserlerini rehberle birlikte yakından inceliyor. Sonrasında ise İzer'in dans temalı eserlerinden ilham alarak klasik müzik eşliğinde fırçalarını dans ettirerek kendi hayal güçlerini keşfe çıkıyorlar.  8-10 yaş grubunun katılabileceği 'Cumhuriyet Postası' atölyesi ise katılımcılarını öncelikle 'Yaşasın Cumhuriyet' sergisini rehberli olarak gezdiriyor. Türkiye'nin kalkınması için atılan adımları keşfeden katılımcılar, tur sonrasında yapılan etkinlikte dönem pulları replikalarıyla birlikte kendi kartpostallarını yaparak atölyeden ayrılıyor. ### ''Zaman ve Mekanın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ'' sergisi Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemi sanat tarihimizin önde gelen isimlerinden olan Şevket Dağ’ın (1875-1944) eserleri, “Zaman ve Mekânın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ” isimli sergide ilk kez toplu olarak sergileniyor. Humanis ve Bozlu Art Project iş birliği ile gerçekleşen bu kapsamlı sergi, İstanbul’da sanatseverlerle 21 Eylül 2023 tarihinde buluşturulan sergi, 25 Kasım 2023 tarihine kadar Bozlu Art Project Mongeri Binası’nda ziyaretçilere açık olacak. 1875 yılında doğan Şevket Dağ, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk Türk öğrencilerinden biri olarak Osman Hamdi Bey, Alexandre Vallaury ve Salvatore Valeri gibi isimlerden ders alır. 1897 yılında okuldan birincilikle mezun olur. İlk kişisel sergisini İstanbul Kuyucu Murat Paşa Türbesi’nin yakınlarında yer alan bir muhallebici dükkanında açan Şevket Dağ, daha sonra çeşitli karma sergilere katılır. Atina, Münih, Sofya, Brüksel, Paris, New York gibi şehirlerde düzenlenen sergilere katılarak, uluslararası sanat çevrelerinde de tanınır. Bu sergilerde çeşitli ödüller ve madalyalar kazanır. 1909 yılında Galatasaray Lisesi’nde resim öğretmenliği yapmaya başlayan sanatçı, aynı yıl kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alır. 1914 Kuşağı Sanatçıları ile çeşitli sergilerde yer alır. Özellikle iç mekânları konu edinen çalışmaları ile tanınan Dağ, cami, han, çarşı gibi mekânları gerçekçi bir yaklaşımla ortaya koyar. Yaşamının son yıllarında politika ile ilgilenerek Konya ve Siirt milletvekilliği görevinde bulunur, 1944 yılında hayata veda eder. SANATÇININ ESERLERİ YILLAR SONRA SERGİLENİYOR Resimlerindeki detaylı ve eşsiz iç mekân tasvirleriyle sanat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Şevket Dağ’ın eserleri, sanatçının yaşamının ardından farklı karma sergilerde yer alsa da bugüne kadar, sanatçının çok sayıda eserinin bir arada görülebileceği kapsamlı bir sergi düzenlenmedi. İstanbul’un tarihi mekanlarına odaklanan çok sayıda esere imza atan Şevket Dağ, bu sergi vesilesiyle, çok değer verdiği İstanbul ile yeniden kucaklaşmış olacak.  “Zaman ve Mekânın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ” sergisi, sanatçının toplam 65 eserini, kendisine ait çeşitli objeler, arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde bir araya getiriyor. Pazar ve Pazartesi günleri hariç her gün 10:00-17:30 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. ### Sofya Opera ve Balesi "Tosca" Operasını İstanbul'da Sahneledi Bulgaristan'ın Sofya Opera ve Balesince (SOBH) sahnelenen ve opera sanatının en önemli dramatik eserlerinden biri olarak kabul edilen "Tosca" operası, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla, İstanbul'da sanatseverlerle buluştu. SOBH tarafından "Bulgaristan Türkiye'yi Kutluyor: Cumhuriyet'in Yüzüncü Yılı Kutlu Olsun" isimli turne kapsamında, Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen etkinliğe, Bulgaristan'ın Ankara Büyükelçisi Anguel Tcholakov, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk, DEİK Türkiye-Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Mustafa Zeki Sarıbekir ve çok sayıda davetli katıldı. Bulgaristan Kültür Bakanlığının desteğiyle Bulgaristan'ın Ankara Büyükelçiliğince organize edilen turne kapsamındaki program, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Rumen Radev'in eşi Desislava Radeva ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde düzenlendi. Etkinliğin geliri, merkez üssü Kahramanmaraş olan ve "Asrın Felaketi" olarak nitelenen 6 Şubat depremlerinden etkilenen bölgelere yardım için bağışlanacak. Büyükelçi Tcholakov, gösterim öncesinde yaptığı konuşmada, İtalyan besteci Giacomo Puccini'nin Tosca operasının, Atatürk'ün Sofya yıllarındaki izlerine duygusal ve sembolik bir yolculuk olduğunu dile getirdi. 2023'ün Türkiye Cumhuriyeti için olduğu kadar Bulgar-Türk dostluğu açısından da son derece sembolik bir yıl olduğunu kaydeden Tcholakov, iki ülke arasında iddialı bir kültür sezonu inşa edildiğini söyledi. Tcholakov, iki ülke arasındaki ilişkilere değinerek, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Bulgaristan'ın Türkiye'nin yanında olduğunu aktardı. Dostların sadece mutlu anlarda değil, üzüntülü anlarda da bir arada olması gerektiğini vurgulayan Tcholakov, "6 Şubat akşamı Adana Havalimanı'nda ve takip eden günler ve haftalarda da birlikteydik. Kurtarma birliklerimiz yıkıcı depremden etkilenen bölgelerde, Türkiye ve dünyanın dört bir yanından meslektaşlarıyla birlikteydi. Böyle olması gerekirdi, dost kara günde belli olur." dedi. Atatürk'ün en sevdiği operalardan biri Plamen Kartalov'ın yönettiği operanın müzik direktörlüğünü Bulgaristan ve Türkiye çifte vatandaşlığına sahip Sunay Muratov üstleniyor. Kadroda "Floria Tosca" rolünde Radostina Nikolaeva, "Mario Cavaradossi" rolünde Kostadin Andreev ve "Baron Scarpia" rolünde Ionut Pascu yer alıyor. Tosca, 1913-1915 döneminde Bulgaristan'ın başkenti Sofya’da askeri ataşe olarak bulunduğu sırada Bulgar Opera Topluluğunun temsillerini sık sık izleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en sevdiği operalardan biri olarak biliniyor. ### Kazakh artist Yesengali Sadyrbaev at the Istanbul Art & Antique Fair Kazakh artist Yesengali Sadyrbaev, who is participating in Istanbul Art and Antique Fair (IAAF) with some of his works, is also an ethnographer and a historian. When he determines the subject of his painting, he studies ancient manuscripts, scientific works, and communicates with archaeologists. He has participated in a total of 35 exhibitions, including 16 solo exhibitions. But besides all, through his love of his motherland, Yesengali Sadyrbaev wants to tell the rest of the world the history of Kazakhstan and everyday life of Kazakh people with his paintings. How did you start painting? I have been interested in art since I was a child. I went to museums, I took lessons from teachers. I wanted to depict the world around me on paper and canvas. You worked as a restoration artist. How does this experience effect your career as an artist? Working at restoration taught me to be interested in the history of my people. We have created new museums and restored old ones. I touched with my own hands the exhibitions where the ancient Kazakh culture was exhibited. I repaired the nomads' household and household items. Besides, I drew scenes from the past life of the Cossacks. You are also an ethnographer and a historian. How do you combine these disciplines in your paintings? By working in museums, I learned to discover the traditions and culture of the people like a scientist. When gathering information for a new painting, I study the smallest details, the history of the subject or tradition. After all, my paintings contain a lot of ethnographic and historical information. For this reason, I think that my paintings require the knowledge of a historian and ethnographer. You have a “special creative method”. How would you describe your method? My creative method consists of preliminary studies of the subject. Then I go to the museum and look for objects that match the theme. In my paintings, I strive for a realistic reflection of the history of the country and the life of the people. I want to reveal the culture and tradition of the people through the image of something, for example, the carpet. Deep meanings can be hidden in patterns and compositions. There may also be a message from the master among the carpet patterns. Or the depiction of a hunting scene can teach the viewer about tradition and the formation of a nation. To paint a historical picture, you need to be a well-read and competent artist. What are your main sources of inspiration? My sources of inspiration can be very different. Let's say you read an interesting book, or a conversation with a scientist and a master of his craft.  Why do you choose to paint panoramic and complex compositions with “serial” and “crowded” subjects? I often use complex and large themes to create images. These pictures can depict many aspects of people's life and daily life, show all variety, the beauty and depth of traditions. But often it is impossible to reveal the whole story in a single picture, revealing it from all sides. That's why I create a series of a dozen paintings dedicated to a single topic. We can see history of Kazakhstan and everyday life of Kazakh people through your paintings. Why do you choose these topics? What do you want to tell to the rest of the world?    I think that the world is interested in me precisely as a Kazakh artist, as a representative of the Turkish people. That's why I try to tell about my motherland in my paintings. About history, about life, about the beauty and wisdom of traditions. I think art can tell the rest of the world about Kazakhstan better. After all, a picture does not need translation. Everyone can understand. It allows you to know what is depicted in the pictures and to have a better knowledge of the Kazakh people. How would you describe Istanbul through the eyes of an artist? I have been to Istanbul many times and I have my own attitude towards this wonderful city. For me, first of all, this is the historic city. Everything here breathes history, antiquity, mystery and romance. There is a mix of different eras and cultures here. There are many materials for an artist to create a painting. Every ancient building, old mosque or narrow street is worthy of depiction in a painting. I read a lot of books about Istanbul. I want to depict many aspects of this city, its turbulent history and its splendor. For an artist, this is a city of bright colors, colorful markets, white ships and seagulls, smiling people. In my paintings, Istanbul is lively and active, and always in fashion! It can be depicted in paintings in the style of impressionism and modernism. Istanbul will live forever. And therefore you can write in a classic style and realistically. Would you please tell us about your future projects? My plans and projects are to actively work and paint. And I try to make my work interesting and in demand by people. My plans are to paint about Turkish history and culture. Kazakh artist Yesengali Sadyrbaev, who is participating in Istanbul Art and Antique Fair (IAAF) with some of his works, is also an ethnographer and a historian. When he determines the subject of his painting, Yesengali Sadyrbaev studies ancient manuscripts, scientific works, and communicates with archaeologists. ### Pera Müzesi’ne Felis Ödülü Pera Müzesi ve Meditopia iş birliğiyle, Kabuk Studio’nun katkılarıyla hazırlanan “İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış” deneyim videosu, pazarlama ve iletişim dünyasının en prestijli ödül programlarından MediaCat Felis’te ödüle layık görüldü. Brand Week İstanbul kapsamında bu yıl on sekizincisi düzenlenen MediaCat Felis Ödülleri, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen görkemli törenle sahiplerini buldu. Bu yıl 4 bin 272 başvurunun yapıldığı Felis Ödülleri’nde Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Meditopia iş birliği ve Kabuk Studio katkılarıyla hazırladığı "İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış" deneyim videosu ile Digital & Mobile Felis bölümünün “Hareketlendirme ve Animasyon Tasarımı” kategorisinde Felis Ödülü’nün sahibi oldu. Sanatseverleri Antoine de Favray’nin 18. yüzyılda tuvale resmettiği “İstanbul Panoraması”nın içinde üç boyutlu bir gezintiye çıkaran dijital deneyim videosu, bu yaklaşımıyla sanatı bilinçli farkındalık ile buluşturuyor. Tuvalden dijital platforma taşınan, eşsiz detaylarla dolu bu sanat eserinin içinde meditasyon müzikleri eşliğinde keyifli bir gezintiye çıkan sanatseverler, 18. yüzyıl İstanbul’una ait ayrıntıları incelerken içlerinde uyanan duyguları da keşfetme fırsatı buluyor. Ekranlarından yüzyıllar öncesinin İstanbul manzarasına üç boyutlu bakarken ses ve meditatif müzik eşliğinde zihinsel bir yolculuğa çıkmak isteyenler, "İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış" videosunu Pera Müzesi YouTube kanalından ücretsiz izleyebiliyor. TÜRKİYE'NİN EN KAPSAMLI YARATICILIK YARIŞMASI Yaratıcılığın etkisini değerlendiren, bölüm ve kategorileriyle Türkiye’nin en kapsamlı yaratıcılık yarışması olan MediaCat Felis Ödülleri’nin Digital & Mobile Felis bölümü, teknolojiyi ve yaratıcılığı bir araya getiren; çevrimiçi, yenilikçi, yaratıcı ve teknolojik çözümlerle marka değerini yükseltme amacı taşıyan dijital ve mobil işleri ödüllendiriyor. Pera Müzesi ve Meditopia iş birliğiyle, Kabuk Studio’nun katkılarıyla hazırlanan “İstanbul Panoraması'na Farkındalıkla Bakış” deneyim videosu, pazarlama ve iletişim dünyasının en prestijli ödül programlarından MediaCat Felis’te ödüle layık görüldü. ### Umutla umutsuzluğun, iyilerle kötülerin yarıştığı bir iklim 16 yıldır düzenlenen “Kitap ile Sohbet” etkinliğinin yeni sezonunda programı organize eden Yasemin Sungur ve etkinliğin ilk yazar konuğu Nebil Özgentürk ile bir araya geldik. Ancak sohbetimizin yegâne başlığı Kitap Kulübü’nün başarısı değildi; Özgentürk, yeni "Zülfü Livaneli" belgeselinin müjdesini de verdi. Her hafta salı günü İstanbul Oyuncak Müzesi’ndeki küçük ziyaretçilerin arasına yaş ortalamasını biraz yükselten ama en az onlar kadar neşeli ve coşkulu bir kalabalık karışıyor. 16 yıldır düzenlenen “Kitap ile Sohbet” etkinliğinin, başka bir deyişle Kitap Kulübü’nün üyeleri onlar. Eğitmen, danışman ve yazar Yasemin Sungur’un organize ettiği etkinlikte, meraklı okurlar Sabahattin Ali’den Virginia Woolf’a, Gabriel Garcia Marquez’den Yaşar Kemal’e kadar pek çok yazarın kitabını birlikte okuyor, üzerine konuşuyor ve fikir alışverişinde bulunuyor. Bazı haftalar kitabın yazarını da ağırlıyor, birlikte sohbet ediyorlar. Sungur; “Kitaptaki karakterler, hayatlar hakkında konuşuyoruz. Kitabın geçtiği dönem, hangi akıma ait olduğu, nasıl yazıldığı, yazarın biyografisi, yazarın yaşadığı önemli olayları ve kahramanları tek tek inceliyoruz. Onları tanımaya çalışıyoruz ve oradan da kendi hayatımıza bakıyoruz” diye özetliyor kulübün serüvenini. “Kitap ile Sohbet”in 16’ncı sezonu 7 Kasım’da başladı. Sezonun ilk haftasında hem 29 Ekim hem de 10 Kasım tarihlerinin önemine istinaden Nebil Özgentürk’ün kaleme aldığı ve çeşitli tanıklıklarla, anılarla Atatürk’ü anlatan “Daima Şık” adlı kitap seçildi. Üstelik sohbete Özgentürk de katıldı, kulüp üyeleriyle birlikte kitabın sayfalarını araladı. Biz de etkinliğin hemen öncesinde Nebil Özgentürk ve Yasemin Sungur ile söyleşme olanağı bulduk. “Kitap ile Sohbet”, 2008’den bu yana devam ediyor. 16'ncı yıla ulaşmak gerçekten de önemli bir kilometre taşı... Yasemin Sungur: Evet; ilgi azalmıyor, hatta artıyor. Bazı haftalar 50 kişiyi buluyor katılımcı sayısı. Her hafta yazar gelmiyor, zaten her hafta yazar gelirse rutin sohbetimizi yapamayız. Hangi kitapların okunacağını nasıl belirliyorsunuz? Y.S.: Ekibimle birlikte belirliyoruz, görüşlerini alarak karar veriyoruz.   Ekip derken kastınız ne? Y.S.: Sohbet kulübümüzün katılımcıları benim ekibim artık. Birçoğu düzenli olarak geliyor. 16 yıldır gelenler de var, her sene eklenenler de. Onlar da önerilerde bulunuyor. Bir yandan sektörü takip ediyorum. Benim için yeni kitap diye bir şey yok. Klasikleri de seçiyorum. İlk kitabını çıkaran bir yazar da olabilir, bir felsefe kitabı da olabilir. Bu sezon “Yaşlı Adam ve Deniz” (Ernest Hemingway), “Bir Kadının Penceresinden” (Oktay Rifat), “Beni Hep Böyle Hatırla” (Melike İlgün), “Aşıklara Yer Yok” (Tarık Tufan) dâhil 18 eser irdelenecek. 16 senede ihtilaflı zamanlar, ihtilaflı kitaplar da olmuştur. Y.S.: Bazen yazarın ismine ya da kitaptaki bir konuya, ayrıntıya itiraz edildiği oluyor. Ancak zaten bir kitap kulübü lideri olarak onlara şunu göstermem gerekiyor: Farklı görüşten birinin kitabını okumalı ve tartışmalıyız. O kitaptan alacaklarımızı almalı, içerikte beğenmediğimiz noktaları gerekirse tartışmalıyız. Biz sadece sevdiği kitapları odağına yerleştiren bir kitap kulübü değiliz. Önyargıları kırmakta başarılı olabiliyor musunuz? Y.S.: Genellikle... Amaçlarımızdan biri de bu. Ancak ne yazık ki kulübümüzde sadece bir erkek var şu anda. Kitap kulüplerine erkekler ilgi göstermiyor. Siz neye bağlıyorsunuz bunu? Y.S.: Erkeklerin duyarsızlığı diyorum ben. Nebil Özgentürk: Şunu itiraf edeyim, sosyal medyada sanatsal bir faaliyetle ilgili bir etkinlik paylaştığımızda dönüşün yüzde 90’ı kadın oluyor. Kadınlar daha duyarlı. Erkekler, siyaset ya da futbol ya da şiddet içeren olayları konuşmayı tercih ediyor. Üstelik bunu yaparken sertleşmekten de kaçınmıyorlar. Öte yandan, kadınlar da siyaset mevzularına pek girmiyor. Bir konsere gittiğinizde etrafınıza bakın, yüzde 70’i kadındır. Erkeklerin çoğu da kadınların zoruyla gider. Yine de yeni nesilde o durum biraz kırıldı bence... N.Ö.: Evet, biraz kırıldı. Erkekleri tamamen dışlamanın da anlamı yok tabii. Benim gözlemimi sorarsanız, erkekler “yumuşak” olduğunu düşündükleri şeylerle fazla ilgilenmiyor.  Toplumsal kodlamaların da etkisi var belki... N.Ö.: Avrupa’da öyle değil. Burası maço bir toplum, Anadolu toplumu. Baksanıza her gün yaşanan olaylara.  Erkek profilinde hâlâ büyük bir değişim yok. Avrupa’da herkes elinde kitapla dolaşıyor. Y.S.: Ama biz artık 16’ncı yıla girdik. Son yıllarda kitap kulüplerini bütün Türkiye’ye yaymayı ve o doğrultuda çalışmayı da amaç edindim. Kitap kulübünün nasıl kurulacağını, nasıl sürdürüleceğini anlatan eğitimler veriyorum. Tüm dünyadan insanlar katılıyor eğitimlere. İBB, kısa süre içinde 50 tane kütüphane açtı. Ben de o kütüphanelerde kitap kulübü kurmak için girişimde bulundum. Bir yılda yaklaşık 25 kişiye eğitim verdim. 1 Kasım itibariyle 40 kütüphanede kitap kulübü başladı. Bunlar umut verici gelişmeler. Son günlerde umuda çok ihtiyacımız var. N.Ö.: Ben umutla umutsuzluğun, iyilerle kötülerin yarıştığı bir iklimi iç içe yaşıyorum. Cumhuriyet Bayramı’nın 85 vilayette, binlerce kasaba ve köyde coşkuyla kutlanmasından çok umutlandım. Bu ülkede bazı hassas noktalara dokunmayacaksın. Hassas noktalara dokunursan, cevabını alırsın. Bu anlamda umutlanıyorum. Atatürk ve Cumhuriyet, bu ülkenin hassas noktaları.... N.Ö.: Yıllardır hakaret etmeye çalışanlar, ekranlara çıkan tarihçi müsveddelerine inananlar yanıldılar bence. Onları destekleyenler de utandı. 29 Ekim tarihine kadar doğru düzgün bir program bile hazırlanmadı. Anıtkabir’deki 2 milyon kişi herkesi utandırdı. O yüzden umutlanıyorum. Kitap günleri de imza günleri de coşkuyla geçiyor. Bakmayın, hayat umut vaat ediyor. Bir yandan hayat pahalılığı, enflasyon, otoriter bir rejimin ortasındayız. Umutsuz yaşanır mı? Y. S.: Kitap Kulübü çerçevesinden bakarak söylersem, yıllar içinde Türkiye’ye açılmamız da umut verici bir gelişme. Şu anda belki 10 yerde farklı arkadaşların yürüttüğü “Kitap ile Sohbet” programı var. Bu konuda eğitim almış yüze yakın insan var. Şirketlerde, okullarda, mahallelerinde, arkadaş gruplarıyla yürütüyorlar. Kitap kulüplerinde ne buluyor insanlar, onlara katkısı ne? Y. S.: Kitap okumak yalnız bir eylem, kitap hakkında konuşmak ise sosyal bir eylem. Kitap Kulübü'nde insanlar sosyal bir ortamda felsefe, psikoloji tartışıyor, görüşlerini paylaşıyor ve onlarca insan onları dinliyor. Bir yandan da daha çok okumaya yöneliyor, okudukça gelişiyorlar. Toplum içinde sosyalleşmenin avantajlarını yaşıyorlar. Ancak her şeyden önce, kitapları farklı bir gözle okumayı da öğreniyorlar. ZÜLFÜ LİVANELİ’NİN HAYATINI ANLATAN SEKİZ BÖLÜMLÜK YENİ BELGESEL YOLDA Nebil Bey, her zamanki gibi yeni projelerin tatlı telaşı içindesiniz sanki? N.Ö.: Evet, 8 bölümlük bir "Zülfü Livaneli" belgeseli çektik, montaj aşamasındayız. Muhtemelen bahar aylarında özel bir platformda yayınlanacak. Dokümanter-drama diyebiliriz. Zülfü Abi’yi Mert Fırat canlandırdı.    Detaylardan bahsedebilir misiniz? N.Ö.: Zülfü Abi’nin 1970’li yıllarda yayıncı olduğu zamanlar, İsviçre’deki sürgün dönemleri de var. Bütün hayatını masaya yatırdık. 9-10 tane kısa film halinde Yılmaz Güney’in “Yol” filminin müziklerini nasıl yaptı, İsviçre’de “Karlı Kayın Ormanı”nı nasıl besteledi… Zülfü Livaneli’nin 110 dakikalık özet hayatı olacak. Ardından “Livaneli ve Edebiyat”, “Livaneli ve Müzik” gibi düşünceler, aile ve siyaset de dâhil ayrı ayrı başlıklar halinde bölümleniyor. O kadar çok hikâye var ki... İlk Livaneli belgeselini 1999’da yapmıştım. O zaman bile iki bölüm çekmiştik. Yeni belgesel fikri ne zaman yeşerdi, hep aklınızda mıydı? N.Ö.: Zülfü Abi’ye çok yakınız, abi-kardeş olduk. Son belgeselin üzerinden 25 yıl geçmiş. 25 yılda onun hayatında da çok değişim oldu. İstanbul’u terk etti mesela, dünyaca ünlü bir yıldız artık. Bir yandan da çekim teknikleri, teknolojileri değişti, çeşitlendi. Ben de daha tecrübeliyim, yeni bir anlayışla bakabildik hayatına. Fazla panik yapmadan, çok yormadan, yorulmadan sohbetler ettik. Mert Fırat isminde nasıl karar kıldınız? N.Ö.: Mert zaten Zülfü Abi’yi biraz andırıyor. Bir de birinci sınıf bir plastik makyaj yapıldı. Elbette Zülfü Abi de onayladı; ne kadar benzerse benzesin, her gün magazin haberlerinde karşımıza çıkan müptezel tiplerden birinin canlandırmasına onay vermezdi. Oyunculuk, saygınlık, inanç, yetenek… Hem Zülfü Livaneli’nin hayatına inanmak hem de benim belgesel yönetmenliğime yakın durmak gerekiyor. Çekimlerde nasıl anlar yaşadınız? N.Ö.: Mesela Zülfü Abi’nin meşhur Yunanistan konserleri nedeniyle Mert Fırat’la Yunanistan’a gittik. İşkence sahneleri de çektik. Zülfü Abi 50 yıl önce 20 yaşındayken, Ankara’da bir emniyet nezarethanesinde nasıl işkence gördüğünü Mert’e anlattı, onu yönetti, yönlendirdi. Çok duygusal bir andı. İşkence sahnesinde binlerce düşünceye daldı Zülfü Abi, çok etkilendi. Babasının onu ziyaret ettiği anı yaşadı Ankara’da, çocukluğunun geçtiği evi gördü. Orada da çok duygulandı, biraz gözyaşı döktü. Dünyanın en büyük sanatçılarından biri Zülfü Livaneli. Aranızdaki ilişkinin gücü, yakınlığınız da önemli bir etmen böyle bir belgesel yolculuğunda... N.Ö.: Yaş alan insanların birden daha sinirli, daha saldırgan hale geldiğini gözlemleriz. Hele şöhretliyse… Zülfü Abi’nin sinirleri alınmış gibi, çok tevazu sahibi bir insan. Herkesin içine girer, herkesin elini sıkar. Onun o tarafını çok seviyorum. Bizim ulaşamadığımız çok şöhretli insan var artık. Onlardan değil. Pazara da gider, sade yaşamayı sever. Şapkayı takar, sokaklarda dolaşır.   ### African women artists at the Istanbul Art and Antique Fair African Interpretation Centre, founded in 2019, aims to make impact in the lives of women in arts as a catalytic project and frontrunner and address the local and global gender imbalance that many art institutions have subjected women artists versus the men colleagues. The African Women Gallery, which is an important part of the African Interpretation Centre and its goals, is participating in the Istanbul Art and Antique Fair (IAAF) with works of African women artists. Fikile Elizabeth Ngobeni, founder and the managing director of the African Interpretation Centre told us about the gallery and her expectations from the fair. The African Women Gallery is a part of the African Interpretation Centre. When was the gallery founded? African Interpretation Centre was established in 2019 as a fully African brand. Our mission was to create a museum commemorating the contributions of African women to the creative and art industry with a clear agenda of recognition and empowerment, so they can be a catalyst of change and shape the Africa we see today through their work. We still have a long way to go in growing our brand and getting more women artist to be part of this initiative but have made inroads in our drive. What is the motivation behind it? The motivation behind the African Women Gallery is to address the underrepresentation and marginalization of female artists in Africa. The gallery intends to provide a platform for female artists from various African countries and all walks of life to be part of our growing agenda of representing women in the art world.  We have artist from Ivory Coast, Zimbabwe, South Africa, Nigeria, and Ethiopia. Our core drive is to showcase the amazing work of these talented artists and continue to discover and support new talents from across the continent. As part of being a platform and driving force for women representation in art, we also use our platform to celebrate our artist’s achievements and their creativity while promoting inclusivity and representation in the art world. What kind of impact has it made in women's lives in arts? By providing a platform for female artists, the African Women Gallery can helped increase our artists’ visibility and exposure through our platform which has resulted in bigger and better opportunities for their work. We have also seen greater awareness being generated through the platform as it exposes their work across Africa instead of being confined to their home country. It has also empowered our artists as they are being recognized and celebrated by their peers for their contribution. The gallery's focus on showcasing the work of female artists from different African countries promotes diversity and representation in the arts. Part of goal is to challenge existing stereotypes, broaden the perspectives within the art world, and create more inclusive spaces for women artists to learn and grow. Bringing artists together can foster connections, exchange of ideas, and potential partnerships, leading to further growth and development in their artistic careers. By highlighting the accomplishments of women in the arts, the gallery can inspire and motivate younger up and coming female artists to pursue their artistic passions and careers. Do you think art would be a form of struggle method for women? If so, in what ways? Art can certainly be a struggle or resistance for women, as it provides a powerful means of self-expression, reclaiming narratives, and challenging societal norms. Art allows women to have a voice and agency, enabling them to express their experiences, perspectives, and emotions. Through art, women can address gender inequality, discrimination, violence, and other social injustices. Art can challenge and subvert stereotypes imposed on women by society. It can offer alternative representations and narratives that defy traditional gender roles and expectations, empowering women to define and present themselves on their terms. Art can raise awareness about women's issues and initiate meaningful conversations. It can bring attention to social, political, and cultural issues affecting women, fostering dialogue and promoting social change. Art can also build bridges among communities, so among women from different cultures and foster solidarity. It can create spaces for collaboration, support, and shared experiences, allowing women to unite, amplify their voices, and support each other's struggles. Also it can be a source of healing and personal empowerment for women. It can provide a creative outlet for processing trauma, expressing emotions, and reclaiming personal narratives, leading to personal growth and resilience. Art can inspire and mobilize individuals and communities to act and work towards gender equality and social justice. It can engage people emotionally, evoke empathy, and encourage them to challenge existing power structures and advocate for women's rights. African Women Gallery is participating in the Art Fair in Istanbul. Why did you prefer to take part in this fair?   Our participation in the Art Fair in Istanbul provides us with a platform that brings together a diverse audience such as art collectors, curators, gallerists and art enthusiasts. This is a great space for our gallery to show case the amazing work from our female artists across Africa.  Participating in such a fair can provide valuable exposure and visibility for the gallery and our artists, potentially leading to new opportunities, collaborations and may help drive future sales for our artists. The art fairs brings together professionals across the art world, which provides a networking platform to build new connections with artists, galleries and industry professionals which may foster new growth opportunities, collaboration and expansion into new markets. As an African brand, it is important for our gallery to showcase our amazing work to the global community, and we think our participation in the fair will give our gallery access to global markets for us to promote our work exchange dialogue and learn as well. We will be showcasing 5 of our artists work at the fair namely: Francisca Mutapi, Arabang Raditapola, Kganya Mogashoa, Lerato Moleko, and Ester Mahlangu. How do you think the Turkish audience will react to the paintings of African artists? We are excited to be part of the art fair to show case our beautiful and vibrant art pieces. We hope the Turkish audience will be as excited as we are and be able to get a feel and vibrancy of Africa. Africa is known for its vibrant and colorful pieces that are intriguing and captivates the soul. We think they will find a piece that will connect and even spark an emotion inside of them. Art has the power to transcend cultural boundaries and evoke emotional and intellectual responses. The paintings of African artists participating in the Istanbul Art and Antique Fair may offer unique perspectives, cultural richness, and diverse artistic styles that could pique the interest and curiosity of the Turkish audience. Exposure to artworks from different cultures can be a valuable and enriching experience, fostering cross-cultural understanding and appreciation. What is your expectation from the fair? Our expectations are to showcase our work, educate our visitors who will be interacting with our stand about our work, our continent, share our culture and create dialogue. We are also see the Istanbul Art and Antique Fair as a learning opportunity for the gallery, where we can learn from our counterparts, find new strategies that we can implement and deploy in Africa.  We do hope to make sales, create opportunities for our artists but the experience of being among industry professionals and the knowledge received supersedes everything. ### "Akustik Düşler" Sergisi Sanatseverleri Bekliyor Sanat yönetmeni ve eski İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Müdürü Suat Arıkan'ın "Akustik Düşler" adlı resim sergisi, Beyoğlu'ndaki Ziba Art Galeri'de sanatseverlerle buluştu. Arıkan'ın 35 eserinin yer aldığı sergi, 30 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak. Suat Arıkan'ın "Akustik Düşler" adlı resim sergisi sanatseverlerle buluştu. Arıkan, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada, 1974'ten beri resim yaptığını ve Ankara'dan İstanbul'a geldikten sonra resim hayatının profesyonelleşmeye doğru gittiğini anlattı. Bir opera sanatçısı olarak 41 yıldır başta Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) ve Türkiye'nin her yerinde sayısız temsilde sahne aldığını dile getiren Arıkan, "Son 21 yıldır da AKM'de İDOB'un müdür ve sanat yönetmenliği görevini üstlendim. Şimdi emekli oldum. Dolayısıyla müzik hayatını yaşarken yapmış olduğum resim mesaisi daha da uzadı. Şu anda sabahtan akşama kadar resim yapıyorum." dedi. "RESİMLERİMDE MÜZİK HAYATIMDAN ÇOK BESLENDİM" Suat Arıkan, Ziba Art Galeri'nin de İstanbul'daki sanat hayatına yeni adım attığını aktararak, şunları kaydetti: "Buradaki ilk sergim. İstanbul'da daha önce çok sergilerim oldu. Roma Köln ve Kopenhag'da da sergilerim oldu. Şimdiki heyecanım şu, burada eserlerim karışık, hem daha önce İstanbul'da yapmış olduğum resimler hem de Kıbrıs'ta yapmış olduğum resimler var. Emekli olduktan sonra Kıbrıs'a yerleştim. Kıbrıs'ta yapmış olduğum resimler ana bir temada buluştular. Küratörümüz Denizhan Özer, müzikle ilgili 'akustik düşler' adlı bir tema üzerine resimlerimi bir araya getirdi. İlginç bir dizayn oldu." Operanın soyut bir sanat olduğuna işaret eden Arıkan, "Müziğin dünyası apayrı bir şey. Direkt insanın kalbine işleyen zengini, fakiri, genci, yaşlısı fark etmeden her insana hitap eden bir şey. Resmin ise serüveni bambaşka. O da çok özgür bir dünya. Birinde fırçalar, renkler kullanıyorsunuz, diğerinde sesleri kullanıyorsunuz. Her ikisinin de ortak yönleri var. Ben resim yapan biri olarak müzik hayatımdan çok beslendim, yararlandım. Resimlerimin içinde müziğin renkleri, lirizmi var. Kişisel yaşamımda da Gioacchino Rossini'yi, Wolfgang Amadeus Mozart'ı çok severim. Bütün bu renkli müzikler beni etkilemiş olacak ki resimlerimde farklı renkler olarak dışa vuruyor." ifadelerini kullandı.Arıkan'ın 35 eserinin yer aldığı sergi, 30 Kasım'a kadar ziyarete açık olacak. ### "Berceste" Adlı Resim Sergisi, Ankara'da Açıldı Bursalı ressam Ayşenur Bağlı'nın ilk kişisel resim sergisi "Berceste" beğeniye sunuldu. CSO Ada Ankara'da Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla düzenlenen serginin açılışı öncesi 30 yaşındaki ressam Bağlı, AA muhabirine açıklamalarda bulundu. Küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duyduğunu ifade eden Bağlı, 2019'dan itibaren sergiye hazırlandığını kaydetti. Eserlerinde natürmort, manzara ve mitoloji temalarını işlediğine değinen sanatçı, birçok eserini de seyahatlerinden esinlenerek ürettiğini anlattı. 30 eserin yer aldığı sergi, 11 Aralık'a kadar ücretsiz gezilebilecek. ### 8. Artweeks Akaretler 16 Kasım'a kadar ziyarete açık Akaretler’de Sıraevler’de 9 binaya yayılan Bilgili Holding tarafından düzenlenen Artweeks 3-16 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerini ağırlıyor. Bilgili Holding’in ev sahipliği yaptığı bu etkinliğe Türkiye’nin önde gelen sanat galerileri ve sanatçıları katılıyor. Dirimart, Pilevneli, PG Art Gallery, Anna Laudel, X-İst, MERKUR Galeri, Galeri Siyah Beyaz, Öktem Aykut, Ferda Art Platform, Martch, İyilik İçin Sanat, Galeri Nev İstanbul, Galeri Bosfor, Taksim Sanat, Doğançay Müzesi, Şerife Bilgili Ercantürk, Mine Sanat Galerisi, Muse Contemporary, One Arc Gallery, Gallery Kairos, Cengiz Yatağan gibi Türkiye’nin önde gelen galerilerini ve sanatçılarını Akaretler Sıraevler’de ağırlayacak. Sergide birbirinden renkli ve çeşitli sanat eserleri ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. Heykeller, dijital sanat ögeleri, muhteşem resimler sunuluyor. İki haftalık etkinlik boyunca sanatçılarla söyleşiler, paneller ve belirli günlerde çeşitli etkinlikler planlanıyor. Serginin sıradışı bölümlerinden biri de dijital sanatı gerçek hayata uyarlayan ve bu bağlamda sanatçılarla işbirliği içerisinde çalışan, ''Giyilebilir Sanat'' anlayışını benimseyerek kıyafetler tasarlayan bir giyim markası ilk defa Artweeks Akaretler'de bir sergi alanına sahip. Bilgili Holding ve UBS ana sponsorluğunda gerçekleşen fuarın organizasyonu, Bilgili Sanat ve Sabiha Kurtulmuş tarafından üstleniliyor. Ayrıca; Toyota, İBB Kültür AŞ, Beşiktaş Belediyesi, Samsung, Aposto, ArtDog Istanbul, Jotun, Fiolas ve Doğtaş etkinliğin destekçileri arasında yer alıyorlar. ### Trabzon'da "Proto Türk" Resim Sergisi Açıldı Trabzon'da, 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Atatürk Haftası kapsamında "Proto Türk" adlı resim sergisi düzenlendi. Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi görsel sanatlar öğretmeni Nurdan Uğur Aydın'a ait 27 eserin yer aldığı sergi, Trabzon Tarih Müzesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, serginin açılışında, bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü andıklarını, bir taraftan da Türk tarihinden süzülerek gelen güzelliklerin yansıtıldığı sergiye katıldıklarını söyledi. Trabzon'un bir sanat şehri olduğuna değinen Genç, geleceğe dair eserler bırakan sanatçıların her zaman yanında olduklarını kaydetti. Aydın ise eski Türk eserlerinden esinlenerek yaptığı çalışmaları sergilemenin mutluluğunu yaşadığını dile getirdi. ### “Gizli Bahçeler” resim sergisi 15 Kasım'a kadar uzatıldı Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde sergilenen Zeliha Akçaoğlu’nun  “Gizli Bahçeler” isimli karma resim sergisi,  gördüğü ilgi üzerine 15 Kasım tarihine kadar uzatıldı. Tepe Emlak tarafından yönetilen, Başkentin gözde alışveriş merkezi  Next Level AVM’de yer alan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi, Zeliha Akçaoğlu’nun karma resim sergisi “Gizli Bahçeler”e ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Sanatseverlerce büyük ilgi gören sergi, 15 Kasım tarihine kadar uzatıldı. Yurtiçinde ve yurtdışında 100’ün üzerinde karma sergiye katılan, ödüllü ressam Prof. Dr. Zeliha Akçaoğlu, “İnsan ve doğa ilişkisi üzerine bir serüven” olarak nitelendirdiği serginin bir diğer boyutuyla doğayı en iyi koruyanlar olan kadınlarla ilgili olduğunu ve Gizli Bahçeler’in aynı zamanda kadınları temsil ettiğini belirtiyor. Akçaoğlu, büyük ilgi ile karşılanan “ Gizli Bahçeler” karma resim sergisi hakkında şu bilgileri veriyor: “Resimlerim,  renkler, lekeler ve katmanlar içinde, yitirmekte olduğumuz “İnsan ve Doğa” üzerine bir serüven. Resim yüzeyinin iki boyutlu düzlemi üzerinde boya katmanları ile dolaşırken bir yandan da yaşadığım dünyanın bendeki etkilerini imgeleştiriyorum. Katmanlaşma, dünyanın derinliklerinden şimdiye uzanan jeolojik bir tabakalanma, buna bağlı tarihsel bir okuma olacağı gibi, otobüs camında iç ve dışın, görüntü ve yansımanın üst üste binen an içindeki varoluşu da olabilir.” Prof. Dr. Kıymet Giray’ın küratörlüğünde gerçekleşen ve 15 Kasım tarihine kadar uzatılan “Gizli Bahçeler” Resim Sergisi, 10.00 – 22.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. ### ''Medusa'nın Çığlığı'' Kasım'a damga vuracak İstanbul’un en önemli Bizans yapıtlarından biri olan Yerebatan Sarnıcı’nda gerçekleşecek olan ‘’Medusa’ın Çığlığı’’ isimli gösterim 17 Kasım’da sanatseverlerle buluşuyor. İBB Kültür AŞ’nin ev sahipliğinde “Giyilebilir Sanat”ın öncü tasarımcılarından Başak Cankeş yönetiminde hayata geçirilen Medusa’nın Çığlığı, sarnıçta suya temas ederek yapılan 45 dakikalık bir sürükleyici performans deneyimini sanatseverlere yaşatacak. Sarnıcın sularına yerleştirilmiş olan istasyonlar arasında dolaşarak izlenen bu performansın baş karakteri Medusa, Yunan mitolojisinde uğradığı haksızlık sonucu Athena tarafından lanetlenip yılan başlı bir varlığa dönüştürülerek cezalandırılmıştır. Bu gösterimde içsel gücünü yeniden kazanacak. Her performansın sonu birbirinden farklı olacak şekilde tasarlanan Medusa’nın Çığlığı’nda seyirciye alternatif performanslar ile şaşırtacak. Seyirciler, sarnıcın loş ve karanlık ortamında 65 kişilik gruplar halinde 45 dakika sürecek olan gösterime konuk olacaklar. Bu performans 17-20-21-22-23 Kasım akşamları 50 kişilik kapasite ile iki ayrı seans olarak 20.15 ve 21.45 saatlerinde sanatseverler ile buluşacak. Etkinlikte telefon tamamen kullanım dışı olacak. Seyirciler görüntü alamayacak. ### İstanbul Harbiye Askeri Müzesi Yarın Ücretsiz Ziyaret Edilebilecek Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü dolayısıyla İstanbul'daki Harbiye Askeri Müzesi'nin yarın ücretsiz ziyaret edilebileceğini bildirdi. Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü dolayısıyla İstanbul Harbiye Askeri Müzemizi vatandaşlarımız, yarın ücretsiz olarak ziyaret edebilecek. Tüm halkımızı bekliyoruz." ifadelerine yer verildi. ### Ayasofya Tarihi Müzesi ara tatilde kapılarını ücretsiz açacak Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihini en son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölenle anlatan Ayasofya Tarihi Müzesi, 10-19 Kasım 2023 birinci dönem ara tatilinde 6-17 yaş arasına ücretsiz olacak. Ayasofya koleksiyonundan büyük kısmı ilk kez sergilenen eserlere de yer verilen müzede, Ayasofya'nın inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamalar sürükleyici bir dille anlatılıyor. DEM Müzecilik tarafından hayata geçirilen ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Ayasofya Tarihi Müzesi, Türkiye tanıtımına katkı sağlarken, çocukların ve gençlerin de tarihe olan ilgisini artırmayı hedefliyor. Basın Bülteni 09.11.2023 – 10 Kasım 2023 tarihinde başlayacak ve 1 hafta sürecek ara tatilde ebeveynlerin en büyük kaygısı çocuklarıyla boş vakitlerinde kaliteli zaman geçirmek oluyor. Ayasofya Tarihi Müzesi, 10-19 Kasım tarihleri arasında 6-17 yaş arası ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz açacağını duyurdu. Sultanahmet Meydanındaki ünlü Defter-i Hakani Nezareti binasında yeni açılan Ayasofya Tarihi Müzesi, Ayasofya’nın 1700 yıllık tarihini anlatıyor. En son teknolojilerin yardımıyla görsel ve işitsel bir şölen sunan müze, Ayasofya’nın tüm tarihini hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekecek şekilde ziyaretçilerine deneyimletiyor. Ayasofya Tarihi Müzesi, Bizans devletinin kuruluşuyla başlayıp, Ayasofya'nın bugüne gelen nihai yapısının inşasından önce ve sonra geçirdiği aşamaları son teknoloji görsel işitsel yöntemlerle anlatıyor. Fatih Sultan Mehmet’in ve takip eden padişahların her birinin, özellikle de Mimar Sinan’ın Ayasofya'ya yaptıkları katkıları gözler önüne sererek günümüze kadar ulaşan Ayasofya tarihini bütünsel bir perspektif ile yaşatıyor. Müzede aynı zamanda Ayasofya koleksiyonundan büyük kısmı ilk kez sergilenen eserlere de yer veriliyor. Son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden DEM Müzecilik tarafından hayata geçirilen ve görsel, işitsel, sürükleyici anlatımı ile çocukların ve gençlerin tarihe ilgisini artıracak olan Ayasofya Tarihi Müzesi, ara tatilde gençleri bekliyor. 6 yaş ve üstü ve 18 yaş altı ziyaretçilerin ebeveynleri ile gezebildiği Ayasofya Tarihi Müzesi’ni keyifli bir ara tatil aktivitesi için her gün 08:00 – 19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Sadece TC. vatandaşlarının yararlanabildiği kampanyanın detaylarını www.demmuseums.com/tr/dem-museums-deneyim-muzesi/ adresinden ve @demmuseums sosyal medya hesaplarından inceleyebilirsiniz. DEM Müzecilik Hakkında: DEM Müzecilik, son dönemde global ölçekte önem kazanan deneyimsel ve interaktif müzecilik trendinin dünya çapındaki öncülerinden olan bir müze yönetimi ve görsel sanat tasarımı şirketidir. 30 yıla yaklaşan teknoloji deneyimiyle kurulan DEM, mimari mirasın ve sanatın hikayesini teknolojinin son olanaklarını kullanarak, yaratıcı bir dille anlatmaktadır. Müze kürasyonu, mimari, sanat tarihi, görsel deneyim tasarımı, arkeoloji ve teknoloji alanlarında dünya çapında şirket ve uzmanlarla çalışan DEM, Anadolu'nun mimari, sanatsal ve kültürel mirasını anlatan iki yeni nesil müzeyi tasarlayarak hayata geçirmiştir: Ayasofya Tarihi Müzesi ve Efes Deneyim Müzesi kapılarını ziyaretçilere açmıştır. Çalışmaları devam eden Hierapolis ve Kapadokya deneyim müzelerinin ise önümüzdeki yıllarda ziyarete açılması planlanmaktadır. ### ''Maziden Atiye Zarafet'' sergisi kapılarını açtı Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarından Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar uzanan dönemdeki kadın ve modayı konu alan ''Maziden Atiye Zarafet'' isimli sergi Koç Holding ve Vehbi Koç Vakfı’nın desteğiyle, Sadberk Hanım Müzesi tarafından Abdülmecid Efendi Köşkü'nde açıldı. Sadberk Hanım Müzesi tarafından Üsküdar’daki Abdülmecid Efendi Köşkü’nde açılan “Mâzîden Âtîye Zarâfet, Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminden Cumhuriyet’in İlk Yıllarına Kadın Kıyâfetleri” adlı sergide; 19. yüzyılda şehirli kadınların Avrupa modasını takip etmesiyle başlayan ve Cumhuriyet’in ilanıyla hız kazanan yeni kıyafet modası ile kadın rollerinin değişimi ele alınıyor. Sergi, kadınların yalnızca giyim kuşamlarını değil, yaşadıkları çevreyi de tanıtmaya çalışıyor. Aynı zamanda elbiseleri ilk defa bir arada sergilenen Lâtife Hanım, Mevhibe İnönü ve Afet İnan’ı da içeren sergide Atatürk’e özel bir bölüm de bulunmaktadır. 100 esere yer verilen sergide toplumun elit kesiminden kadınlara ait, pek çoğu terzi ve mağaza etiketi taşıyan gelinlikler, özel günlerde ve davetlerde giyilen elbiseler, sokak kıyafetleri, binici kıyafetleri, çanta, ayakkabı ve şemsiye gibi aksesuarlar sergileniyor. Serginin küratörlerinden ve Sadberk Hanım Müzesi Müdiresi Hülya Bilgi, en çarpıcı koleksiyonlarından biri olan Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi kadın kıyafetlerini öne çıkararak, özellikle kadın temalı bir sergi hazırlamayı arzu ettiklerini söylüyor. Küratörlüğünü Sadberk Hanım Müzesi Müdiresi Hülya Bilgi ile Dr. Şebnem Eryavuz ve Bahattin Öztuncay’ın üstlendiği, tasarımını Dr. Umut Durmuş’un gerçekleştirdiği sergi, pazartesi günleri hariç hafta içi her gün 11:00-19:00 saatleri arasında 17 Mart 2024’e kadar ziyaret edilebilecek. ### ‘’Kent Katmanları’’ sergisi Karaköy'de açılıyor Meydanları, caddeleri, tarihi yapılarıyla bunlara eklenen binalar yığınıyla yaşadığımız kentlerde hep imgelerin peşindeyiz. Akıp giden yaşamı her birimiz kendi bakış açımızla izliyoruz ve kentin sokaklarından her seferinde bambaşka izlenimlerle geçiyoruz. Üst üste geçirilmiş giysiler gibi katmanlarla yüklü yapıları uydu mu uymadı mı diye sorgulamıyoruz. Ekber Sürsal, ‘’Kent Katmanları’’ adını verdiği sergisinde karşımıza koyduğu girift formlarla, kendi rehberliğimizde kişisel bir imge yolculuğuna çağırıyor bizi. YARATTIĞI FORMLAR İZLEYİCİYE KENDİ HİKAYELERİ İÇİNE ÇEKİYOR Sanatçı, ‘’Kent Katmanları’’ isimli çalışmalarıyla “Her şeyi bir arada tutan şey boşluktur” diyen John Berger’dan ilham almış. Ve Sürsal’ın, sergilediği eserlere her bakışta kendi hikayemizi bir katman daha görselleştiriyoruz. Sanatçının geri dönüşüm malzemelerini değerlendirerek girift biçimde istiflediği illüstrasyonları cisimleştirerek, cesur ve baskın renklerle heykele dönüştürdüğü bir yapıt serisi ‘’Kent Katmanları.’’ Bütüne bakıldığında sembolik bir kurguyu öne çıkarıyor. Eserlerinde poliüretan türevi ve sıra dışı malzemeler kullanan Sürsal’ın bu serisi büyük boyutlarıyla tezat oluşturacak kadar hafif. Sürsal, Kent Katmanları’nın içine bazen bilerek, bazen sezgisel olarak yerleştirdiği objelerle, iç içe geçmiş sayısız öykü malzemesi sunuyor izleyicisine. Bir hikâye anlatıcısı olmaktansa, yarattığı formlarla izleyiciyi kendi hikâyeleri içine çekmeyi tercih ediyor. ### Siemens Türkiye’den "Birlikte Yüzyıl" Sergisi Siemens Türkiye CEO'su Hüseyin Gelis, "Ülkemizde, imzamızı taşıyan ilk fabrikalar ve en önemli değerlerimizden biri olan fırsat eşitliği odağımız ile kalkınma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan, gurur duyuyoruz" dedi. İSTANBUL (AA) - Siemens Türkiye, Cumhuriyet’in 100. yılında geçmişten günümüze ülkemizdeki sanayiden sağlığa, ulaşımdan elektrifikasyona kadar farklı alanlardaki imza işleriyle sanayi ve endüstriyel mirasa sunduğu katkılarını anlatan özel bir sergi düzenliyor. Siemens Türkiye açıklamasına göre, şirket, Cumhuriyet’in ilk yıllarında sadece sanayide değil, Cumhuriyet’in ilk röntgen cihazı, ilk elektrikli tramvayı, ilk yeraltı demiryolu, ilk elektrik santrali ve daha onlarca örnekle birçok sektörde ilklere imza attı. Cumhuriyet dönemindeki ilk fabrikasını 1928’de Eskişehir’de açan Siemens Türkiye, aynı yıl içerisinde Cumhuriyet’in ilk hidroelektrik santrali olan Malatya Elektrik Santrali’ni kurarak ülkemizin su potansiyelini Siemens teknolojisiyle birleştirdi. O dönem aynı zamanda yeni kurulan birçok fabrika ve tesise de enerji sağlayan Siemens Türkiye’nin, 1929 yılında Tire Duro Metal Fabrikası, Beykoz Deri Fabrikası, Bafra ve Tekirdağ santralleri de bu çalışmaları arasında yer alıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkede sınai kalkınmanın mihenk taşlarından Kozlu Kömür Madeni’nin turbo ünitesi, İzmit Kâğıt Fabrikası’nın kâğıt makineleri ve Bursa İplik Fabrikası’nın iplik makinelerinin elektriği Siemens Türkiye tarafından sağlandı. Birçok farklı ilde elektrik panelleri ve enerji dağıtım konsolları kuran Siemens Türkiye, birçok fabrikanın altyapısını kurarak ya da bu fabrikalara enerji sağlayarak katkıda bulundu. Aynı dönemde pek çok sektörde kullanılan demir çelik, Siemens dökümhanelerinde, Siemensli çelik ustaları tarafından üretildi. Siemens Türkiye bu çalışmalarıyla birçok inovatif yeni iş kolunun doğmasına da vesile oldu. Yalnızca İstanbul’un değil, İzmir ve Selanik’in de elektrifikasyonuna da öncü oldu. 'Birlikte Yüzyıl' sergisi, 100 yıllık Cumhuriyet'in ilanının ardından ülkenin kalkınmasını sanayi kurumları, eğitim ve gerçek insan hikâyeleri üzerinden yansıtıyor. Sergi aynı zamanda kadının çalışma ve sosyal hayata katılımını odağına alarak Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu alanda verilen büyük çabayı, karşılaşılan zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor. Sergide, Siemens Türkiye’nin arşivinden Erken Cumhuriyet Dönemi’ne ait belge ve objeler de yer alıyor. Sergide 1872 yılında kullanılan telgraf makinesi, ayaklı radyo, telefon da sergileniyor. Ayrıca dönemin fotoğrafları ile birlikte Atatürk ve İsmet İnönü imzalarıyla dönemin kararnameleri de görülebilir. İlk kadın mimarlarımızdan Mualla Eyüpoğlu, İlk kadın sosyologlarımızdan Mübeccel Belik Kıray, ilk kadın kimyagerlerimizden Remziye Hisar, ilk kadın inşaat mühendislerimizden Sabiha Fırat’ın yaşam öyküleri, Pelin Batu’nun kaleminden sergideki yerini alıyor. Siemens Türkiye Cumhuriyet’in ilk yıllarında sadece sanayide değil Cumhuriyet’in ilk hidroelektrik santrali, ilk röntgen cihazı, ilk elektrikli tramvayı, ilk yeraltı demiryolu ve daha onlarca örnekle birçok sektörde ilklere attığı imzalardan örnekler de sergi süresince görülebilir. Küratörlüğünü Prof. Dr. Önder Küçükerman’ın, konsept ve koordinatörlüğünü Dündar Hizal’ın üstlendiği sergi, 7-24 Kasım'da Galataport Paket Postanesi’nde ziyaret edilebiliyor. Sergi aynı zamanda dijital versiyonu ile de kısa bir süre içerisinde çevrim içi ziyarete açılacak. - 'Sergi, Türkiye Cumhuriyeti ve Siemens Türkiye arasındaki yüzyıllık teknolojik ortaklığın güç birliğini yansıtıyor' Açıklamada görüşlerine yer verilen Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Üst Yöneticisi (CEO) Hüseyin Gelis, 'Bu sergide, 100 yıllık Cumhuriyet’in kuruluş hikayesine, sanayileşmeye doğru giden bir bakış açısıyla tanık olacağız. Bu sergi, Türkiye Cumhuriyeti ve Siemens Türkiye arasındaki yüzyıllık teknolojik ortaklığın güç birliğini yansıtıyor.' ifadelerini kullandı. Gelis, her dönemde olduğu gibi yeni teknolojiyi, ürün ve fikirleri ülkenin hizmetine sunarak, genç Cumhuriyetin sanayideki kalkınmasında öncü olduklarını ve bugün de olmaya devam ettiklerini belirterek, 'Ülkemizde, imzamızı taşıyan ilk fabrikalar ve en önemli değerlerimizden biri olan fırsat eşitliği odağımız ile, kalkınma sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan, gurur duyuyoruz. Sergimiz, sanayileşme yolunda, hem teknolojik ve sanatsal güzellikler barındırması açısından, hem de ufuk açıcı olmasından dolayı çok özel bir sergi.' değerlendirmesinde bulundu. Siemens Türkiye Kurumsal İletişim ve Kamu İlişkileri Direktörü Özlem Özkaya ise serginin hazırlık sürecinde yüzlerce arşiv taraması yapılarak aylar süren bir çalışma yürüttüklerini belirtti. Özkaya, “Cumhuriyetin ilk yıllarında, benzeri görülmemiş bir seferberlikle zorlukların nasıl aşıldığına ve milli bir ekonomi kurabilmek için nasıl bir strateji izlendiğini ortaya koyan önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz. Cumhuriyet’in kadınlar ile nasıl yükseldiğini, nice değerli kadınlarımızın çok önemli yerlere gelerek genç cumhuriyete neler kattıklarını kendi hikayeleri ile sergi kapsamında görebileceğiz. Siemens Türkiye olarak, kuruluş yıllarından bugüne Cumhuriyetimizi hedeflerine ulaştırmak için üstlendiğimiz rolü ve ne mutlu bize ki 167 yıldır bu topraklarda faaliyetlerini sürdüren bir şirket olarak Cumhuriyetimizin 100 yıl boyunca sanayiden sağlığa, ulaşımdan elektrifikasyona kadar birçok farklı alanda ülkemize katkılarımızı da anlatan bu serginin hepimiz için ilham verici olacağına inanıyorum.' açıklamasını yaptı. ### 32 yıl sonra 30 şair İstanbul’da buluşuyor! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yılını kutlamaya "Poesium – İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu" ile devam ediyor. 32 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da düzenlenen geniş kapsamlı şiir festivaliyle, dizeler 7-10 Aralık tarihleri arasında, dört gün boyunca Metrohan’dan kente yayılacak. Dokuz ülkeden 30 şairin katılacağı "Poesium – İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu"nda, oturumlar, söyleşiler ve şiir dinletilerine yer verilecek. Cumhuriyetin yeni yaşı, farklı dillerden ve kuşaklardan şairler; Abdo Wazen, Carolyn Forché, Hemant Divate, Milo de Angelis, Phoebe Giannisi, Raúl Zurita, Rosa Jamali, Yolanda Castaño, Adnan Özer, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Baki Ayhan T., Cevat Çapan, Enis Batur, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Gülce Başer, Gülseli İnal, Güven Turan, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, Lale Müldür, Mehmet Özkan Şüküran, Murathan Mungan, Nilay Özer, Ömer Erdem, Pelin Özer, Seyyidhan Kömürcü, Şükrü Erbaş ve Tuğrul Tanyol ile yeniden coşkuyla kutlanacak. Uluslararası bir şiir forumu olan “poesium”, çeşitli ülkelerden farklı dil ve kuşaklardan önde gelen şairlerle Türkiye’nin önemli şairlerini buluşturan, şiir ve şiirin dahil olduğu her şeyin konuşulduğu, tartışıldığı, değerlendirildiği bir platform. Farklı coğrafyaları ve kültürleri duygunun dili olan şiirle bir araya getiren "Poesium – İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu" 32 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da düzenleniyor. İBB tarafından ilki 1991 yılında, 40 şairin katılımıyla gerçekleşen bu anlamlı şiir birlikteliği, 32 yılın ardından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında dokuz farklı ülkeden şairleri ağırlayacak. 7-10 Aralık tarihleri arasında Beyoğlu’nun simge mekânlarından Metrohan’da düzenlenecek poesium’a, Türkiye’nin dışında ABD, Hindistan, İran, İspanya, İtalya, Lübnan, Şili ve Yunanistan’dan şairler katılıyor. Dört gün boyunca sürecek "Poesium – İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu"nda “Dünya Yoldayken Şiir Nereye”, “Cumhuriyetin 100 Yıllık Şiiri”, “2000 Sonrası Şiir, Fanzin, Yapay Zekâ, Şiirin Geleceği”, “Şiirde Feminist Dalga” ve “Şiirde Yeni Olanaklar” konularında oturumlar, şair söyleşileri ve şiir okumaları gerçekleşecek. Şiir ve şiirin dâhil olduğu her şeyin konuşulacağı, tartışılacağı ve değerlendirileceği "Poesium – İBB 2. Uluslararası Şiir Forumu"nun her oturumunda İngilizce-Türkçe, ilgili oturumlarında da İspanyolca-İtalyanca simultane tercüme yapılacak ve foruma girişler ücretsiz olacak. İBB Kültür’ün ücretsiz olarak gerçekleştirdiği tüm etkinlik programlarına İBB Kültür sosyal medya hesapları ve www.kultursanat.istanbul adresinden ulaşılabilir. ### Antalya'da Kültür Yolu Festivali Ziyaretçilerini Ağırlıyor Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin son durağı Antalya'da, "Gate of Eternity/Sonsuzluk Kapıları", "Konar Göçer", "Uzak Yakın Vol 2 Antalya" ve "Rönesans Rüyaları" sergileri ziyaretçilerini ağırlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin son durağı Antalya'da konserlerden sergilere, konferanslardan opera ve bale gösterilerine kadar birçok etkinlik gerçekleştiriliyor. Hakan Yılmaz ve Seyd Ahmet'in dünyanın farklı yerlerinde ve dönemlerinde üretilmiş çini örneklerinin kolajlanmasıyla hazırladıkları "Gate of Eternity/Sonsuzluk Kapıları" isimli NFT sergisi, festival kapsamında Side Antik Tiyatro'da sergileniyor. Cumhuriyet'in 100. yılı kutlamaları dolayısıyla geçen hafta New York The Metropolitan Museum of Art'da (the MET) sergilenen, iki sanatçının NFT sergisi, kökleri Mezopotamya'ya uzanan, Osmanlı tezhiplerinde ve çinilerinde görülen, sonsuzu hedef alan, sınırlandırılmamış kompozisyon anlayışını teknolojiyle buluşturuyor. Hakan Yılmaz ve Seyd Ahmet'in, bu koleksiyon için devlet müzesinden özel izinle kronolojik şekilde benzersiz çini motiflerinin fotoğraflarını alarak, onları 4K olarak filmleştirildiği belirtildi. 50 eşsiz parçadan oluşan koleksiyon içinde çeşitli algoritmalarla kolajlanan bu çalışmalar, geleneksel sanatların zamansızlığını sanal dünyada gözler önüne sererek blockchain üzerinde saklanarak korunuyor. Antalya Nekropol Müzesi'nde "Konar Göçer" sergisi Festivalin ilk gününde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un açılışını gerçekleştirdiği Antalya Nekropol Müzesi'nde "Çoban Ressam" olarak anılan Sinan Demir'in çobanlığa sürrealist bir bakış açısıyla yaklaştığı "Konar Göçer" isimli sergi ziyaretçilerle buluşuyor. Sanatçının sürüsüyle yaşadığı zamanları anlattığı sergi, festival boyunca 10.00-21.00 saatlerinde meraklılarını bekliyor. "Uzak Yakın Vol 2 Antalya" sergisi 20 Kasım'a kadar açık kalacak Çağdaş sanat dijital platformu Kolekta'nın "Uzak Yakın Sergiler" projesi, çağdaş sanat alanında üretim yapan sanatçıların erişilebilirliğini ve etkileşimini güçlendirmek için İstanbul dışına taşan yeni bir sanat platformu olarak sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Festival kapsamında ikincisi gerçekleşen "Uzak Yakın Vol 2 Antalya", 20 Kasım'a kadar Antalya Kaleiçi'ndeki Belmondo Evi'nde sanatseverleri ağırlayacak. Sergide, resimden fotoğrafa, heykelden dijitale farklı disiplinlerde üretim yapan 30 sanatçının eseri yer alıyor. Festivallerin ilk gününden itibaren büyük ilgi gören ve son olarak Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nde dijital sanat dalında ödül alan Refik Anadol'un "Rönesans Rüyaları" dijital veri heykeli, Antalya'da Suna & İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi'nde sanatseverlerle buluştu. ### Don Kişot'un İstanbul Maceraları Belgesele Konu Olacak İstanbul ve Ankara'nın yanı sıra İspanya ile Cezayir'de çekilmesi planlanan "Esaretten Doğan Şövalye-Don Kişot" belgeselinin hazırlıkları tamamlandı. Barcelo Istanbul Hotel'de gerçekleştirilen filmin tanıtım toplantısında AA muhabirine açıklama yapan yönetmen Mehmet Gün, 1973'den bugüne sinema sektöründe çalışmalar yaptığını, 50 yıllık sinemacı olduğunu söyledi. Gün, yaklaşık 20 yıl önce Mimar Sinan ile ilgili bir belgesel çekimi esnasında "Don Kişot" adlı romanıyla dünya edebiyatında önemli bir yere sahip İspanyol yazar Miguel de Cervantes'in Kılıç Ali Paşa Camii'nin inşaatında çalıştığı iddiasının gündeme geldiğini, belgesel fikrinin de ilk olarak bu şekilde ortaya çıktığını anlattı. Cervantes üzerine araştırmalar yapan akademisyen Nesrin Karavar ile projeyi oluşturduklarını aktaran Gün, "Belgesel olarak yola çıktık. Bunu drama ya da uzun metraj film yapmaya kalksak çok maliyetli bir iş. Belgesel belki bunun ön çalışması olur. Buradan yola çıkarak İspanya'da, Cezayir'de akademisyenlerle görüşeceğiz. Onlardan alacağımız bilgiler de bizi farklı yönlendirebilir. Daha doğru bilgilere ulaşabilmek adına böyle bir belgesel yapalım dedik." ifadelerini kullandı. Cervantes'in "Yüce Sultan" adlı eserinde "Elveda şanlı İstanbul, elveda Pera ve Pelmas, elveda Ayasofya, şimdi büyük bir mescitsin." ifadesine yer verdiğini dile getiren Gün, “Çekimler için Cervantes'in eserlerinde bahsettiği yerlere gideceğiz. Ayrıca İstanbul Cervantes Enstitüsü yetkilileriyle ve akademisyenlerle de röportajlar yapacağız." diye konuştu. Mehmet Gün, 8 Kasım'da İstanbul'da başlayacakları proje kapsamında İspanya'nın Barselona, Madrid ve Alcala şehirleriyle, eski Osmanlı toprağı olan Cezayir'deki Kasbah bölgesinde de akademisyenlerle konuşmayı ve çekimler yapmayı planladıklarını kaydetti. Belgesel süresinin 45 dakika olacağını belirten Gün, ilk olarak Cevantes'in doğum günü olan 23 Nisan 2024'te İspanya'da gösterilmesini istediklerini, daha sonra da çeşitli festivallere katılacaklarını anlattı. "İstanbul dünya edebiyatında önemli bir şehir" Proje danışmanı Dr. Nesrin Karavar ise Barcelona Üniversitesi'nde araştırmacı olarak görev yaptığını ve 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı Türk Kadın Edebiyatı dersleri verdiğini belirterek, "İstanbul dünya edebiyatında çok önemli bir şehir. Edebiyat dersleri verirken İstanbul'u da anlatıyorum. İstanbul'un dünya edebiyatındaki yerini vurgulamak ve ortaya çıkarmak için Cervantes de büyük bir fırsat." değerlendirmesinde bulundu. Bunun, İspanyolca konuşulan bütün ülkelerde gösterilebilecek bir belgesel olacağını dile getiren Karavar, "Cervantes edebiyatı, İspanyol Krallığıyla Osmanlı İmparatorluğu arasında diyalog kuruyor. Çünkü Cervantes dönemi İspanyası engizisyon dönemiydi. Müslümanlar ve Endülüs kültürü ise sadece Sevilla, Kordoba ve Granada'da değil çok daha geniş bir coğrafyada vardı." ifadelerini kullandı. Karavar, çekimler için Cervantes'in doğduğu köye de gideceklerine işaret ederek, "Müslüman kültürüne aslında aşina. İspanya Krallığı'nda kaybettiğini Osmanlı'da buluyor ve bunu eserlerinde barış ve diyalog yani diplomasi olarak kullanıyor." diye konuştu. İrisanka Productions tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle hayata geçirilen "Esaretten Doğan Şövalye-Don Kişot" belgesel film projesinin görüntü yönetmenliğini Bökehan Gün, müziklerini ise Edibali Aktar üstleniyor. Belgeselin çekimleri 8 Kasım'da başlayacak. ### Betül Tatar: Eserlerim aracılığı ile görünmeyeni görünür kılmayı hedefliyorum Çocuk yaşlarından itibaren resim ile iç içe olan ve özellikle son dönemde eserleri yurt dışında da ilgi gören genç ressam Betül Tatar, İstanbul Sanat Dergisi sayfalarına konuk oldu. Eserleri aracılığı ile görünmeyeni görünür kılmayı, izleyicide bir his yaratarak ruhlarına dokunmayı hedefleyen Tatar, yaratım sürecinde sadece sezgisel bir itilim hissettiğini ve eser bitene dek tanımlayamadığı bir dürtünün fırçasını yönlendirdiğini belirtti. Betül Tatar Renklere, boyalara ve resme olan merakınız ne zaman başladı? Resim sanatına olan merakım, henüz küçük bir çocukken başladı. Kendimi bildim bileli her fırsatta resim yapardım. Okulda ders her ne olursa olsun, kendimi resim yaparken bulurdum. Hatta bu sebeple öğretmenlerim tarafından uyarıldığım olmuştur. Özetle, küçük yaşlarımdan itibaren hayat yolumda resim sanatının önemli rol oynayacağını biliyordum. Bu konuda ailenizden başka sizi destekleyen oldu mu? Ailem her zaman sanatımı ve çabamı desteklediler. Onun haricinde, ilkokul ve lise yıllarımdaki bazı vizyoner öğretmenlerim sanat yönümü desteklediler. Renkler size ne anlatıyor? Duygularınızı ve yapmak istediklerinizi tuvale özgürce yansıtabiliyor musunuz? Bir benzetme ile anlatmam gerekirse; renkler, eserime başlarken kalbimde çalan şarkıyı aktarabilmek için kullandığım notalardır. Zaten o şarkının içine dâhil olabilmek için özgür olmak gerekir. Nasıl bir çalışma ortamı tercih ediyorsunuz? Canlı model çalışması yapıyor musunuz? Bana ilham veren her şey, çalışma alanıma dâhil olabilir; bazen müzik, bazen doğayla iç içe olmak, bazen bir rüya... Zihnimdeki portreyi resmetmeyi tercih ettiğim için canlı model ile çalışmıyorum. Tek bir şeye bağlı kalmaktansa, özgürce o anın akışı ile yaratım yapmayı tercih ediyorum. İdolünüz var mı? Varsa kim? İdolüm, kendini gerçekleştirmiş bir ben olurdu. Eğer soru en beğendiğim ressam olsaydı; cevabım, özgün tarzından ötürü Salvador Dalí olurdu. Daha çok kadın figürleri, kadın yüzleri ve bazen de mask benzeri resimlere yönelmenizin sebebi var mı? Sanatımın evreleri oldu. Sorunuz kapsamına dâhil eserler, kendi dişil yanımı maskelediğim dönemde ürettiklerim… Sebebi ise yaşamımda ortaya koyamadığım dişil enerjimi, sanat ile dışa vurmaktı. Betül Tatar, “Gün Doğumunda Aşk”, (Love at Sunrise), 2019, Duralit üzerine karışık teknik, 55x40 cm. Kimin resmini ya da hangi olayı mesaj anlamında resmetmek isterdiniz? Herhangi birini veya olayı resmetmekten ziyade; aktarmak istediğim mesaj, kendi içime ayna tutarak resmettiklerimin, izleyicilerin de kendi iç dünyasına bakmaları ve eserlerimde kendilerinden bir şeyler görmeleri olurdu. Resimlerinizin Avrupa’da ve Amerika’da çok ilgi gördüğünü biliyoruz. Bu nasıl başladı, anlatır mısınız? Betül Tatar, “Kristal Gün Doğumu”, (Crystal Sunrise), 2022, Tuval üzerine akrilik boya, 35x50 cm. Hayat yolumda profesyonel anlamda ressam olarak ilerlemeye karar verdiğimde, bunun için en uygun platform olduğunu düşündüğüm, sanat eserleri ve el yapımı ürünlerin satıldığı Amerika merkezli bir satış sitesinde eserlerimi sergilemeye başladım. Bu vesile ile sanatsever kişilere ulaşarak, 18 yaşımdayken site üzerinden ilk sanat eseri satışımı Amerika’ya gerçekleştirdim. Ve 8 yıldır bu şekilde ilerliyorum. Bir cevabınızda rüyaların sanatınıza ilham olmasından bahsettiniz. Bunu biraz detaylandırabilir misiniz? Rüyalar, ruhsal âleme açılan kapıdır. Kimi rüyalarımın ardından, o rüyayı resmetmem gerektiğini içsel olarak biliyorum, çünkü o tesir aktarılmak istiyor. Özellikle son ürettiğim eserlerden biri olan “Crystal Sunrise”, hayatımda hâlâ içinde olduğum bir rüyanın yalnızca tek bir karesi. Yaratım süreciniz hakkında ne söylemek istersiniz? Çoğunlukla zihnimde herhangi bir tasarı ile tuval karşısına geçmem. Sadece sezgisel bir itilim hissederim ve eser bitene dek tanımlayamadığım bir dürtü fırçamı yönlendirir. Eser tamamlandığında ise kendimi dahi sonuca şaşırırken bulurum. Birden fazla eserinizde Antik Mısır figürleri resmettiğinizi görüyorum. Bunun özel bir sebebi var mı? Her anlamda sembolik ve özgün olduğunu düşündüğüm Antik Mısır dönemine, çocukluğumdan bu yana merak ve tanımlayamadığım bir aidiyet duygusu hissediyorum. Bu sebeple hissettiklerimi sanatıma yansıtıyorum. Ürettiğiniz hangi eserin içinde olmayı arzu ederdiniz? “Crystal Sunrise” adlı eserimin içinde olmayı arzu ederdim ve bir başka bakış açısıyla zaten o eserin içindeyim. Son olarak, sanatınız ile alakalı yapmayı hedefledikleriniz nelerdir? Eserlerim aracılığı ile görünmeyeni görünür kılmayı, eserlerimin izleyicide bir his yaratarak ruhlarına dokunmasını ve bu etki sayesinde sanatımın daha fazla insana ulaşmasını hedefliyorum. Betül Tatar, “İmgenin Refleksi”, (Reflex of the Image), 2019, Tuval üzerine akrilik boya, 35x50 cm. Betül Tatar, “Firavun Akhenaton”, (Pharaoh Akhenaten), 2018, Duralit üzerine karışık teknik, 40x55 cm. Betül Tatar, “Kadınsı Sessizlik”, (Feminine Silence), 2021, Tuval üzerine akrilik boya, 40x40 cm. Betül Tatar, “Kupa Kraliçesi”, (Queen of Broken Hearts), 2018, Duralit üzerine karışık teknik, 40x55 cm. Betül Tatar, “Rami”, 2022, Tuval üzerine akrilik boya, 25x35 cm. Betül Tatar, “Renk Sarmaşığı”, (Color Ivy), 2018, Duralit üzerine karışık teknik, 40x55 cm. ### Piyanoya Kurucusu Oya Tombuloğlu: Amacımız sanatsever insanlar yetiştirmek Doğal yeteneğin yanı sıra eğlenceli ve destekleyici bir ortam oluşturarak her bireyin müzik ve dans dünyasını keşfetmesini sağlayan Piyanoya, sanatsal faaliyetlerini İstanbul’un en çekici ve prestijli semtlerinden biri olan Bebek’te, nostaljik bir binada sürdürüyor. Bale ve müzik hakkındaki bilgiyi ve merakı artırarak bunların temelden gelişimini sağlama anlayışı ile eğitim veren Piyanoya; enstrüman, müzik teorisi, müzik tarihi ve pratiği üzerine çalışmalar içeren, genel öğretim dallarını ve çeşitli uzmanlık alanlarını içinde barındıran bir kurum. Piyanoya’nın kurucusu Oya Tombuloğlu, İstanbul Sanat okuyucuları için merak edilenleri yanıtladı. Öncelikli olarak Piyanoya’nın özgeçmişini almak isteriz. Bildiğimiz kadarıyla 2000’li yılların başından itibaren, hem de güzel İstanbulumuzun en güzel semtlerinden Bebek’te hizmet vermekte... Evet; Piyanoya, Oya Tombuloğlu tarafından 2010 yılında Bebek, İstanbul’da kurulan, butik konseptte hizmet veren prestijli bir piyano ve bale okulu. İlk başta küçük bir binanın bahçe katında hizmete başlayan Piyanoya, öğrencilerimizin de zaman geçirmekten keyif aldığı, yüksek tavanlı tarihi binasında bale ve müzik dersleri vermeye devam ediyor. Amacımız, en iyi temel eğitimi verirken öğrencilerimizi motive ederek, onların müzik ve dans dünyasını keyifle keşfetmelerini sağlamak. Eğitim sistemimiz ise öğrenciyi destekleyerek keyifli bir atmosfer yaratma üzerine kurulu. Piyanoya’da klasik müzik ve balenin değerlerine sahip çıkarken, bunları günümüz değerleriyle harmanlayarak öğrencilerimiz ile paylaşmaktayız. Eski bir köşkte eğitimlerini sürdürmekte olan Piyonaya’da hangi alanlarda eğitimler yer almakta? Okulumuzda öğrencilerimizin enstrüman ve bale derslerini, müzik teorisi ve müzik tarihi dersleriyle destekleyerek bu sanat dallarını bir bütün olarak kavramaları ve daha fazla keyif almaları amaçlanmakta. Temelleri küçük yaşta atılan bale, klasik enstrümanlardan olan piyano ve keman dersleri odaklı eğitim verilmekte. Öğrencilerimiz yıl boyunca öğrendiklerini sene sonu gösterimizde sahnede sergilemekte. Piyanoya’da eğitmen kadronuzdan ve eğitim verilen yaş gruplarından bahseder misiniz? Kurumumuzdaki öğretmenlerimizin konservatuvar çıkışlı ve öğrencileri ileri seviyeye taşıyabilecek nitelikte olmasına dikkat ediyoruz. Aktif olarak profesyonel hayatına müzisyen ve balerin olarak devam eden öğretmenlerimiz, çocuklara da motivasyon kaynağı ve örnek olmakta. 3-4 yaştan itibaren yetişkinlere kadar uzanan bir öğrenci yelpazemiz mevcut. Sanat eğitimine başlamanın ideal yaşı ne olmalıdır? Profesyonel olmadıkça, sanat eğitimine başlamak için ideal zaman içinizden gelen zamandır. Profesyonel hayatta da zaman zaman istisnalar olabilir. Öte yandan; çocukların gelişimine göre, motor becerilerinin de geliştiği 4-6 yaş, başlamak için iyi bir zaman denebilir. Eğitimlerinizi konservatuvar ve uluslararası akademilerle destekliyor musunuz? Tabii, isteyen öğrencilerimizi konservatuvar veya yurt dışı okullarına hazırlıyoruz. Ayrıca uluslararası geçerliliği olan sertifika sınavlarına girip, bunları kariyer hayatlarında kullanmalarına yardımcı oluyoruz. Son olarak neler söylemek istersiniz? Okulumuzda amacımız sadece müzisyen ya da balerin yetiştirmek değil, sanatsever insanlar yetiştirmek. Bu insanların ruhlarında inceliğe sebep olacak dokunuşlar yaparak, hayatlarına sanatı yansıtmalarını ve sanatla ruhlarını doyurmaya yönelmelerini sağlamak. Bu yüzden içinizde bu yönde bir istek varsa, bunun için hiçbir zaman geç değil, ertelemeyin. PİYANOYA Adres: Manolya Sokak No:22 Bebek - İstanbulTel: (0212) 257 88 28 - Web: www.piyanoya.com -Instagram: @piyanoya ### Afrikalı kadın sanatçılar, renklerin gücünü fuara taşıyor  Bu yıl 15-19 Kasım tarihleri arasında dördüncü kez düzenlenecek İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)’ın uluslararası katılımcıları arasında The African Women Gallery de yer alıyor. Afrikalı kadın sanatçılara adanan bu galeri, 2019 yılında Afrikalı kadınların yaratıcı gücünü ve sanata katkılarını onurlandırmak ve görünürlüklerini artırmak amacıyla Güney Afrika’da kurulan African Interpretation Centre’ın çatısı altında faaliyetlerini sürdürüyor. Fildişi Sahili, Zimbabve, Güney Afrika, Nijerya ve Etiyopya dâhil pek çok Afrika ülkesinden kadın sanatçı, bu platformda dünyaya sesini duyuruyor, Afrika’nın canlı renklerini taşıyan eserleriyle birer markaya dönüşerek hayatlarını yeniden şekillendiriyor. Girişimin kurucusu ve idari yöneticisi Fikile Elizabeth Ngobeni; “Galerinin farklı Afrika ülkelerinden kadın sanatçıların eserlerini sergilemeye odaklanması, sanatta çeşitliliği teşvik ediyor, temsil edilmenin gücünü gösteriyor. Amaçlarımızdan biri de mevcut klişelere meydan okumak, sanat dünyasındaki bakış açılarını genişletmek” diyor. The African Women Gallery, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda Francisca Mutapi, Arabang Raditapola, Kganya Mogashoa, Lerato Moleko ve Ester Mahlangu’nun eserleriyle boy gösterecek. "FUAR VASITASIYLA KÜRESEL PAZARLARA ERİŞİM SAĞLAYACAĞIMIZA İNANIYORUZ" Hayalini başarılı bir girişime dönüştüren Ngobeni; koleksiyoncuları, küratörleri, galericileri ve sanatseverleri bir araya getiren fuarın Afrikalı kadın ressamlara çok değerli bir ortam sağladığını düşünüyor: “Potansiyel bakımdan yeni fırsatlara, iş birliklerine yol açabilir. Bir Afrika markası olarak galerimizin çalışmalarını dünyaya sergilemesi çok önemli. Fuar vasıtasıyla küresel pazarlara erişim sağlayacağımıza inanıyoruz. Standımızla etkileşime girecek ziyaretçileri çalışmalarımız, kıtamız hakkında bilgilendirebilir, kültürümüzü paylaşabilir ve diyalog kurabiliriz. Ayrıca sanat fuarını, meslektaşlarımızdan yeni şeyler öğrenebileceğimiz, Afrika'da uygulayabileceğimiz yeni stratejiler bulabileceğimiz bir öğrenme fırsatı olarak da görüyoruz. Sektör profesyonelleri arasında olmanın getirdiği deneyim ve bilgi edinme fırsatı, her şeyin önünde.” Bu yıl 15-19 Kasım tarihleri arasında dördüncü kez düzenlenecek İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)’ın uluslararası katılımcıları arasında The African Women Gallery de yer alıyor. ### Kazak ressam Yesengali Sadyrbaev, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda! Uçsuz bucaksız Kazak stepleri, İpek Yolu’nun rotası üzerindeki kalabalık pazar yerleri, bozkırlarda av sahneleri, göçebelerin zorlu hayatı, Kazakistan’ın en büyük şehri Almatı’nın evleri, sokakları... İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ın bu yıl ağırladığı isimlerden biri olan Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev ’in tabloları; hem Kazakistan’ın tarihine, kültürüne ve geleneklerine hem de Kazak halkının günlük yaşamı ve geleneklerine dair bir pencere açıyor. Dünyanın bir ucundaki Kazakistan’ı gözünüzün hizasına getiren Sadyrbaev’in canlı ve gerçekçi tasvirlerinin bir nedeni de aynı zamanda etnograf ve tarihçi olması. Ülkesinde önemli restorasyon çalışmalarında görev almanın verdiği bilinçle, resimleri için bir tema belirlediğinde mutlaka konuyu derinlemesine araştıran, tarihin dehlizlerinde dolaşarak tüm detaylara hâkim olmaya çalışan Yesengali Sadyrbaev, “Önce ön çalışmalar yapıyorum” diye anlatıyor yöntemini: “Sonra müzeleri ziyaret edip, belirlediğim temaya uygun eserlere göz atıyorum. Resimlerimde ülke tarihini ve halkın yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıtmaya gayret ediyorum. Örneğin, resimde halı gibi bir detayla kültürü ve geleneği insanlara aktarıyorum. Desenlerde ve kompozisyonlarda derin anlamlar gizli olabilir.” “İSTANBUL’UN MODASI HİÇ GEÇMEZ” Sadyrbaev, şimdiye dek 16’sı kişisel olmak üzere 35 sergiye katıldı; eserleri Birleşik Devletler ve İngiltere’den Türkiye ve Güney Kore’ye dek birçok özel koleksiyonda yer aldı. “İstanbul’un modası hiç geçmez” diyen sanatçının tuvalinde İstanbul da yer buluyor kendine: “İstanbul'la ilgili çok kitap okudum. Kültürel yaşamıyla yakından ilgiliyim. Bu şehrin çalkantılı tarihini ve ihtişamını tasvir etmek istiyorum. Bir sanatçı için İstanbul; parlak renklerin, rengârenk pazarların, beyaz vapurlar ve martıların, gülümseyen insanların şehri. Benim resimlerimde daima canlı ve hareketli bir şehir.” İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nın bu yıl ağırladığı isimlerden biri olan Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev ’in tabloları; hem Kazakistan’ın tarihine, kültürüne ve geleneklerine hem de Kazak halkının günlük yaşamı ve geleneklerine dair bir pencere açıyor. ### Gabrielle Reeves, “En Tuhaf Maceralar” sergisiyle İstanbul Concept'te! Bu sene 16. yaşını kutlayan Istanbul Concept, 4-25 Kasım tarihleri arasında Amerikalı sanatçı Gabrielle Reeves 'i ağırlıyor. Reeves, akademik eğitimlerini yurt dışında tamamlamış, ardından Türkiye’ye gelerek İstanbul’da yaşamaya başlamış Amerikalı bir sanatçı. 2019 ve 2021 yıllarında Istanbul Concept Gallery’de iki kişisel sergi açan Gabrielle Reeves, “En Tuhaf Maceralar” isimli üçüncü kişisel sergisi ile yine aynı galeride sanatseverlerle buluşuyor. Reeves, üçüncü kişisel sergisi “En Tuhaf Maceralar”da büyük ölçüde unutulmuş tarihsel bağlamdaki kadın deneyimini ifade ediyor. Birey ve kadın olarak var olma sürecini, değişim/dönüşüm/gelişimi eserleri aracılığıyla izleyiciye aktarıyor. Sergide odaklandığı yerler, kendi deyimiyle doğup büyüdüğü Amerika/Wyoming ve ardından yerleştiği Türkiye. Resimler ve çizimler; oyun, aile ve mekânın tarihinin, kişisel geçmişine içkinliğini ifade ediyor. Sanatçının üçüncü kişisel sergisindeki eserler, hem “tehlikeli unsurlar”la hem de toplumsal uyumla etkileşen vahşilik ve oyun arasındaki alanı keşfe çıkıyor. Gabrielle Reeves’in "En Tuhaf Maceralar" sergisi, 25 Kasım’a kadar pazar-pazartesi günleri hariç̧, her gün 12.00-19.00 saatleri arasında ya da mesai saatleri dışında özel randevuyla Tomtom Mah. Nur-u Ziya Sokak’ta bulunan Istanbul Concept Gallery’de izlenebilir. GabrIelle Reeves Hakkında... Gabrielle Reeves Casper, Wyoming'den multidisipliner bir görsel sanatçı. Çalışmaları Wyoming-Big Horn Brinton Müzesi, Wyoming-Casper Nicolaysen Sanat Müzesi, Güney Dakota-Rapid City Dahl Sanat Merkezi, Portekiz-Lizbon Zaratan Contemporary ve İstanbul’da Istanbul Concept Gallery’de gerçekleşen kişisel sergilerde sanatseverlere sunuldu. Eserleri ayrıca, Istanbul Concept Gallery’de “Kayıp Formlar”, Brinton Müzesi'nde “Brinton 101”, İstanbul Sainte Pulchérie Fransız Lisesi'nde “Le Printemps des Artistes” gibi karma sergilerde de yer aldı. Reeves’in eserleri Nicolaysen Sanat Müzesi, Kapadokya Güray Müzesi ve Laramie-Wyoming Üniversitesi Kampüsü dahil olmak üzere birçok kalıcı koleksiyonda yer almakta. 2014 yılından bu yana İstanbul'da sanat eğitimi de veren sanatçı, çalışmalarına İstanbul ve Wyoming'deki atölyelerinde devam etmekte. ### Kuzey Ege'nin Büyülü Dünyasında Lezzet ve Sanat Buluşması Kazdağları’nın özel ve gözde lokasyonlarından Adatepe Köyü’nde konuklarına ev konforu ve unutulmaz deneyim tatili sunma iddiasına sahip Ida Blue, bu kış döneminde de yeni sanat projelerine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor... Adımınızı attığınız anda zamanın durduğunu ve hayatın yavaşladığını ruhunuzun derinliklerinde hissedeceğiniz Ida Blue, bedeninizi ve ruhunuzu arındıracağınız, derin bir nefes alacağınız, kendinizle ve doğayla bağlantı kuracağınız çok özel programların yanı sıra ruhunuza iyi gelen sanat ve doğa programları da gerçekleştiriyor. Aralık ayında ilk buluşma; Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ve Çiftçi/Girişimci Armağan Portakal ile 2 Aralık 2023’de “Van Gogh ve Zeytin Ağaçları” üzerine gerçekleşiyor. Ardından 9 Aralık 2023 tarihinde de Parfümör Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ile “İçinden Koku geçen Tablolar” buluşması düzenlenecek.  VAN GOGH VE ZEYTİN AĞAÇLARI Kazdağları'nda gördüğünüz zeytin ağaçlarının Van Gogh'un resimlerindeki zeytin ağaçları ile eşleşebileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Bu kapsamda Aralık ayında ilk buluşma 2 Aralık 2023, Cumartesi günü Sanat Tarihçisi Mine ÇAĞLAR ve Çiftçi/Girişimci Armağan Portakal ile gerçekleşiyor. Seminer kapsamında zeytinin döngüsünü Çiftçi yönüyle Armağan Portakal’ın Torlak Çiftliği’ndeki zeytin ağaçlarıyla olan ilişkisi ve gözlemlerine dayalı kişisel ve duyusal anlatımı içinde konuklar dinleyecekler. Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar’dan ise Van Gogh’un ilham kaynaklarından zeytin ağaçlarını resmettiği tablolarını, St Remy ve çevresinin o döneme dair özelliklerinin görsellerle anlatımını dinleme şansına sahip olacaklar. Her daim yeşil olan zeytin yapraklarından büyülenen Van Gogh, kulağını kesme olayının ardından St. Remy’ye gelişinden bir ay sonra, Haziran 1889’da zeytinlikler üzerinde çalışmaya başladı ve ağaçlara duyduğu ilgiyi annesine ve kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda anlattı. Dışarıda çalışmasına kısıtlı izin verildiği dönemlerde zeytin ağaçlarını detaylı gözlemleyip resmetmiş olduğu bilenen Van Gogh, belki de ağaçların uyanış evresinde resime başlamış olabilir. Uyanış eylemdir! İÇİNDEN KOKU GEÇEN TABLOLAR Siz hiçbir tabloyu 5 duyunuzla deneyimlediniz mi? Çok duyulu bir seyahat için Ida Blue'da buluşuyoruz! 9 Aralık 2023, Cumartesi günü Ida Blue misafirlerinin yanı sıra bölgede yaşayan sanatseverlerin de konuk edileceği seminer, Parfümör Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar ile gerçekleşecek. Koku duyumuz, bu etkinliğin gerçekleşeceği coğrafya ile de ilişkileniyor. Çünkü Paris’in Seçimi”, olan meşhur ilk güzellik yarışması, Kaz Dağları’nda gerçekleşiyor. O seçim sahnesi pek çok tuvalin içinde yer buluyor, üstelik yarışmanın galibi Afrodit’in isminden mülhem “afrodizyak” diye bir kelime insan hayatının içine giriyor. Ne var ki tuvallerdeki buluşmalar görme duyumuz ile sınırlılar, iki boyutlu kalıyorlar. Ne baharatı görerek koklamak mümkün ne de afrodizyak bir malzeme sayılan misk’i. Boyutlarda tıkanıyoruz, duyuların sınırları kâfi gelmiyor. Bu etkinlik için Vedat Ozan ve Mine Çağlar’ın yola çıkma niyeti de işte bu iki boyutu aşarak çok boyutlu bir deneyim yaşatma isteğinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda konuklar, örnek alınan tablolarda yer alan ve/veya bizleri belli kokulara yönlendiren bazı detayları sanatçıların bilgisi eşliğinde Sanat Tarihçisi Mine Çağlar’ın anlatımında görsel olarak izlerken; koku kaynaklarının bir kısmını, örneğin misk’i, neroli’yi, sivet’i veya resmedilen çiçeklerin bir kısmını öyküleriyle birlikte koklayarak koku duyumlarını işitme ve görme duyularına katacak, yazar ve parfümör Vedat Ozan eşliğinde tablonun içine doğru çok duyulu bir seyahat gerçekleştirecekler. Misafirler program zenginlikleri içinde sabah Parfümör, Yazar Vedat Ozan ve Mimarlık ve Sanat Tarihçisi Mine Çağlar’ın “İçinden Koku Geçen Tablolar” sunumu ve deneyimi sonrasında bu kez temayı tamamlayan, içinde bulunduğumuz coğrafyanın güzelliklerini sunan bir akşam yemeğinde buluşacaklar.  Vedat Ozan'ın  bilgisi eşliğinde gündüz deneyimindeki bilgilerin de altı tekrar çizilerek menünün içeriğindeki tat ve aromaları  neden deneyimlediğinizi dinlerken, kendinizi leziz bir şölene dahil hissederek çok özel bir akşamda çok duyulu bir seyahati gerçekleştirmiş olacaksınız. ### Koleksiyon Dış Ticareti 4 Yılda 117 Milyon Doları Aştı Türkiye'de sanat eserleri, koleksiyon eşyası ve antika sektöründe dış ticaret hacmi 2020-2023 eylül dönemi itibarıyla 117.5 milyon dolar olarak gerçekleşti. Gerek ticari amaçlı gerekse sanat eseri, antika veya koleksiyon merakı nedeniyle ulusal ve uluslararası düzeyde bu alanda ekonomik faaliyetler sürekli artıyor. Başta batı Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok yerinde düzenlenen müzayedelerde eserler çok ciddi tutarlarda paraya alıcı bulabiliyor. DIŞ TİCARET RAKAMLARI ARTIŞ EĞİLİMİNDE Konu, Türkiye açısından değerlendirildiğinde anılan alanda dış ticaret hacminin sürekli artış eğiliminde olduğu dikkati çekiyor. TÜİK verilerine göre, 2020'de 10 milyon 941 bin 338 dolar ihracat gerçekleştirilirken, bu tutar 2022'de 16 milyon 666 bin 27 dolara yükseldi. Bu yılın 9 ayında ise 9 milyon 721 bin 421 dolarlık ihracat yapıldı. Aynı dönem ithalat açısından ele alındığında 2020'de 7 milyon 507 bin 184 dolarlık dış alım gerçekleştirildi. Bu tutar geçen yıl 18 milyon 225 bin 858 dolar oldu. Bu yılın ocak-eylül döneminde ise 27 milyon 37 bin 255 dolar ile söz konusu süreçteki en yüksek tutara ulaşıldı. Böylece 2020-2023 eylül döneminde toplam 68 milyon 337 bin 393 dolarlık ithalata karşılık, 49 milyon 121 bin 867 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Toplam dış ticaret hacmi ise 117 milyon 459 bin 260 dolar oldu. ### "11. Boğaziçi Film Festivali" 8-16 Aralık'ta Sinemaseverlerle Buluşacak Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ve dünya sinemasından seçkin örneklerin gösterileceği ve söyleşilerin yapılacağı festivalde, 5 ayrı kategoriye başvurular alınacak. "Ulusal Uzun Metraj", "Uluslararası Uzun Metraj", "Ulusal Kısa Kurmaca Film", "Uluslararası Kısa Kurmaca Film" ve "Belgesel Film" kategorilerindeki eserler ön jüri tarafından değerlendirilecek. Geçen yıl 1 Ocak'tan sonra tamamlanmış filmlerin katılabileceği "Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması"nda eserler, "En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülü"nü almak jüri karşısına çıkacak. "En İyi Yönetmen", "En İyi Kadın Oyuncu", "En İyi Erkek Oyuncu", "En İyi Senaryo", "En İyi Görüntü Yönetmeni" ve "En İyi Kurgu" dallarında da çeşitli para ödülleri dağıtılacak. Kategori ödüllerinin yanı sıra ulusal yarışmada Akli Film tarafından para ödülüyle desteklenen "En İyi İlk Film Ödülü" de verilecek. Festival 8-16 Aralık'ta sinemaseverlerle buluşacak. Festivale başvurular başladı Festivalde yarışmak isteyen filmler için başvuru ekranı bogazicifilmfestivali.com adresinden erişime açıldı. 17 Kasım'a kadar devam edecek başvurular ön jüri tarafından değerlendirildikten sonra yarışmaya seçilen filmler kamuoyuna duyurulacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün desteklediği 11. Boğaziçi Film Festivali'nden gelişmelere ve festivale dair güncel haberlere "bogazicifilmfestivali.com" ve festivalin resmi sosyal medya hesapları üzerinden erişilebilecek. ### "İstanbul Komedi Festivali" 5 Kasım'da Başlayacak BKM Organizasyonu ile bu yıl 6.sı kez düzenlenecek "İstanbul Komedi Festivali", 5 Kasım-3 Aralık'ta gerçekleştirilecek. Festival, söyleşiler, stand-up'lar, doğaçlama gösteriler, kapalı gişe tiyatro oyunları ve çocuk etkinliklerinin yanı sıra bu yıl İngiliz komedyenler de Türk izleyicisiyle buluşacak. BKM üst yöneticisi Zümrüt Arol Bekçe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festival kapsamında 4 hafta boyunca gece-gündüz, 122 etkinlik düzenleneceğini belirterek, etkinliklerin çocuklara ve yetişkinlere hitap edeceğini söyledi. Tüm yaş gruplarına ve farklı mizah anlayışlarına kucak açan bir festivali hayata geçireceklerini kaydeden Bekçe, "Bu sene gençlere de tabii ki çok ağırlık verdik. O nedenle istediğiniz türde performansı izleme imkanı sunuyoruz. 122 performansın içinden seçmek beğenmek seyircimize kalmış." dedi. Zümrüt Arol Bekçe, 4 İngiliz komedyenin de etkinlikte sahne alacağına işaret ederek, "Biz ilk senemizden beri uluslararası katılımları önemsiyoruz. Ancak pandemi döneminde yasaklar ve seyahat problemleri nedeniyle çok kişi gelemedi. Şimdi kaldığımız yerden tam gaz devam ediyoruz. Bu sene aynı tarihlere denk gelen Brand Week etkinliğinde de iki oyunumuz sahnelenecek." ifadelerini kullandı. BKM'nin kültür ve sanat yatırımlarını büyüterek ileriye taşımayı arzu ettiklerini aktaran Bekçe, festival için tüm hazırlıkları yaptıklarını dile getirdi. Festival Hakkında Maksimum Kart ana sponsorluğunda düzenlenen festivalde Demet Akbağ, Şener Şen, Uğur Yücel, Ali Poyrazoğlu ve Güneş Berberoğlu, Behzat ve Süheyl Uygur, Kaan Sekban, Sefa Doğanay, Doğu Demirkol gibi isimlerin yanı sıra "Aydınlıkevler", "Güldür Güldür Show", "Zengin Mutfağı" ve "Çok Güzel Hareketler 2"nin aralarında olduğu çok sayıda oyun yer alıyor. Laura Symth, Sean McLoughlin, Matt Richardson ve Brennan Reece İstanbul Komedi Festivali etkinlikleri kapsamında Türk seyircisiyle ilk kez buluşacak. "Aşk 'Boğaz'dan Geçer Mi?", "Aygül Aydın ile Yıldızlara Gülümse", "Fikrim Firarda", "Hey Gidi Günler", "İyi Bayramlar", "Leyla ile Mecnun Değil" ve "Tatlı Kaçık" gösterileri de festivale özel sahnelenecek. Festivalde çocuklar için de "Türkçe Benim Evim - Kelimeler Adası", "Bully Bully", "Ceko ile Pepo - İki Bavul Dolusu", "Nasreddin Hoca" etkinlikleri sahnelenecek. Etkinliklerle ilgili detaylı bilgiye "www.istanbulkomedifestivali.com" internet adresinden ulaşılabilir. ### İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nda büyük ödül sahibini buldu Dünyanın buluşma noktası İGA İstanbul Havalimanı’nın ülkemizin kültür ve sanat ortamına katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiği; her öneriye, her tekniğe, her sanatçı ve tasarımcıya açık İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın kazananı sanatçı Hayri Karay oldu.  İGA İstanbul Havalimanı’nın sanata açılan kapısı İGA ART, tüm dünyadan sanatçıları İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nda buluşturdu. Türkiye’de kültür sanat alanında bugüne kadar verilen en büyük ödüllerden birinin sunulduğu “İGA ART Sanat Projeleri Yarışması”nın kazananı sanatçı Hayri Karay oldu.  Karay’a ödülü İGA İstanbul Havalimanı’nda düzenlenen tören ile takdim edildi. Bu yıl ikincisi düzenlenen ve ilk etabı 2023 yılı başında hayata geçirilen İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’na, Türkiye ve dünyadan toplamda 172 proje katıldı. Finale kalan 10 projenin belirlenmesinin ardından 20 Ekim 2023 tarihinde yarışmanın ikinci etabına geçildi. 10 finalist projenin ölçekli maketlerinin incelendiği jüri değerlendirmesi sonucu Hayri Karay’ın yapıtı 2 milyon TL’nin kazananı oldu.  Ödül töreninde konuşan İGA İstanbul Havalimanı CEO Vekili Selahattin Bilgen şunları söyledi:   “Her gün 200 binden fazla yolcuyu ağırladığımız İGA İstanbul Havalimanımızda toplumu ve sanatçılarımızı ortak bir noktada buluşturmanın son derece anlamlı olduğuna inanıyoruz. Sanatçılar bir ulusun, hatta tüm insanlığın geleceğini temsil ederler. Din, dil, ırk, yaş ayrımı yapmadan, her kesimden sanatçıyı kucaklayan ve seslerini dünyaya duyurmalarına vesile olan sanatın ve sanatçının en çok ihtiyaç duyduğu ‘özgür alanı’ sağlayan İGA ART, bu bağlamda dünya çapında örnek bir platformdur. Böylelikle İGA İstanbul Havalimanı da ülkemiz sınırları içerisindeki en büyük kamusal sanat alanı sayılmaya hak kazanmıştır. Bu yıl İGA ART Sanat Projeleri Yarışması'nı kazanan sanatçımız Hayri Karay’ı yürekten kutluyorum. İGA olarak yolcularımızı sanatın iyileştirici ve barışçıl gücüyle buluşturarak ülkemizin tanıtımına katkı sunmaya devam edeceğiz.”  Büyük ödülün sahibi sanatçı Hayri Karay’ı tebrik eden İGA ART Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Gülveli Kaya konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “İGA ART, Anadolu’nun kültür beşiği olma misyonuyla ülkemizin değerlerini, sanatçılarını dünya ile buluşturuyor. Mevlânâ’nın ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ sözündeki gibi İGA ART, hem olduğu gibi hem göründüğü gibi bir kurum. Uluslararası arenada dünyaca ünlü sanatçılarla iş birliği yapmak varken kendi kaynakları ile kendi ülkesinin sanatçılarına alan açması çok önemli. Bu doğrultuda bugün yine sanatın birleştirici gücü ile burada toplandığımız için memnuniyet duyuyoruz.” diye konuştu.  Büyük ödülün sahibi Sanatçı Hayri Karay ise duygularını şöyle ifade etti: “Sanata katkılarından dolayı İGA ART’a çok teşekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin 100. yılında böyle bir esere imza atmak benim için son derece onur verici. Eserimi Cumhuriyetimizin 100. yılına ithaf ediyorum.” SANATÇI HAYRİ KARAY’IN ESERİ SANATSEVERLERLE BULUŞACAK  Sanatçı Hayri Karay’ın yarı soyut eseri, Anadolu kültürünün çeşitliliği ve etnografik sosyalliğini ışık-gölge-biçim oyunlarından yararlanan görsel bir dansla anlatıyor. Birbirine zıt geometrik ve organik şekillerin uyumu, dengesi, karşıtlığı ve devinimi ile değişkenlik vurgulanıyor. Eserin 2024 yılı içinde tamamlanarak İGA İstanbul Havalimanı’nda misafirlerle buluşması hedefleniyor.  İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın jüri topluluğu; Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA- Türkiye) üyesi Nazlı Pektaş, Akademisyen ve ressam Prof. Dr. Gülveli Kaya, Akademisyen ve küratör Prof. Dr. Markus Graf, İGA İstanbul Havalimanı Dizayn Müdürü Esra Doğutepe, Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Ali Güveli ve değerli sanatçılar Seçkin Pirim ile Seyhun Topuz olmak üzere resimden heykele, mimariden eleştirmenliğe, küratörlükten akademisyenliğe kadar sanatın çeşitli alanlarında emek veren isimlerden oluşuyor.  İlk kez 2022 yılında düzenlenen İGA ART Sanat Projeleri Yarışması’nın kazananı Betül Kotil’in “Saya’nın Sesi” isimli projesi idi. Kotil’in açık yapıtı, İGA İstanbul Havalimanı’nda sergilenerek farklı kültürlerden milyonlarca ziyaretçiyi karşılıyor.  ### Azerbaycanlı Ressamlar Eserlerini Tarihi Çifte Minareli Medrese'de Sergiledi Erzurum'da Azerbaycan Kars Başkonsolosluğu tarafından Cumhuriyet'in 100. yıl dönümü ve Haydar Aliyev'in doğumunun 100. yılı dolayısıyla resim sergisi düzenlendi. Valilik ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü destekleriyle Çifte Minareli Medrese'de açılan sergide, Azerbaycanlı ressamların 80 eseri sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Vali Mustafa Çiftçi, açılışta, anlamlı bir gün dolayısıyla bir arada olduklarını söyledi. Türkiye ile Azerbaycan'ın bir millet iki devlet olduğunu ifade eden Çiftçi, şöyle konuştu: "Bu sene Cumhuriyet'imizin 100. yılını kutluyoruz. Aynı zamanda da Ulu Önder Haydar Aliyev'in de 100. doğum yıl dönümü. Bir sene önce Azerbaycan'a gittik. Gördüğümüz manzara bizi son derece üzdü çünkü Ermeniler Dağlık Karabağ'dan çekilirken geriye enkaz bırakmışlar. Zaten onların asli toprakları değildi. Bir gün bu topraklardan çekileceklerini bildikleri için virane halde bıraktılar. Dağlık Karabağ'ın azatlığına kavuşmasından sonra ilişkilerimiz daha da ilerledi, müttefiklik seviyesine ulaşmış oldu." Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guliyev ise Erzurum'da olmaktan dolayı gurur duyduklarını belirtti. Tarih boyunca yitirilen topraklarını 207 yıl sonra aldıklarını anlatan Guliyev, "Türkiye ve Azerbaycan olarak eminim ki bu birlik ve beraberliği bütün Türk dünyasına yayarak, güçlendirerek yeni yeni galibiyetlere imza atacağız çünkü biz büyük millet ve devletiz. Biz bir millet iki devletiz ve inşallah bununla kalmayarak bir millet çok devlet olacağız ve daha da çok güçlü olacağız. Şu anda dünyada sözümüzü söylemeye başlamışız ve sözümüz dinlenmeye başlamıştır." diye konuştu. Azerbaycan Cumhuriyeti Milletvekili Ulviye Hamzayeva da Nahçivan Ressamlar Birliği üyeleriyle Nahçıvan ve Azerbaycan hakkında fikir oluşturulması için sergiyi hazırladıklarını anlattı. Konuşmalarından ardından, ressamlar eserlerini katılımcılara tanıttı. Başkonsolos Guliyev, sergide yer alan SİHA resmini katılımcılara gösterirken, Karabağ savaşında SİHA'ya bazıları tarafından "ölüm meleği" adı verildiğini ifade etti. ### Müjde Ayan’dan Cumhuriyetin 100’üncü yılı onuruna anlamlı sergi Edirne’de Osman İnci Müzesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı onuruna Prof. Dr. H. Müjde Ayan’ın resim sergisine ev sahipliği yaptı. Sergide, Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul boğazına demirleyen işgal donanmasını izlediği anın tasvir edildiği eser ilk kez gösterime girdi. Edirne’de Osman İnci Müzesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı onuruna Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. H. Müjde Ayan’ın toplam 32 eserinin yer aldığı resim sergisinin açılışını gerçekleştirdi. Serginin açılışına; Trakya Üniversitesi önceki dönem Rektörü ve Osman İnci Müzesi kurucusu Prof. Dr. Osman İnci, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kırklareli İl Genel Meclisi Üyesi Hüseyin Taşkın, Edirne Kent Konseyi Başkanı Nihat Çolak, akademisyenler ve sanatseverler katıldı. “CUMHURİYET BİR ULUSUN BAŞKALDIRISIDIR” Serginin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Osman İnci, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılını bugün tamamlandığını belirterek; “Nice yüzyıllara. Gelişerek, üreterek ve özellikle çağdaş ve bilgini insan yetiştirmek umuduyla. Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını bir kez daha saygıyla anıyorum. Cumhuriyet yalnızca bir yönetim şekli değil. Cumhuriyet, bizim için erdem, onur, gurur, verimlilik ve üretkenlik, hukuk ve adalet, bilim, çağdaşlık, Cumhuriyet kadınlarına eşitlik ve kız öğrencilerdir. Kadına değer verilmesidir, cehaletle savaştır, eğitimdir, kültür ve sanattır, liyakattır, görevini en iyi şekilde yapmaktır, akıldır. Cumhuriyet, ülkesi emperyalistlerce işgal edilmiş bir ulusun başkaldırısıdır, kuruluşudur ve kurtuluşudur. Hepsinden önemlisi Cumhuriyet egemenliktir, özgür nefes alabilmektir” ifadelerini kullandı. “ATATÜRK SANAT VE KÜLTÜRÜ CUMHURİYET İÇİN YAŞAMSAL GÖRÜRDÜ” Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet için sanat ve kültürü yaşamsal bir dal olarak gördüğünü belirten İnci; “Güzel sanatlar, resim ve heykel, tiyatrolar, korolar, opera ve bale gibi yapılanmaların tümü Mustafa Kemal Atatürk döneminde başlatılmıştır. Sanatla ilgili, ‘Bir millet ki resim bakmaz, bir millet ki heykel yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda hiçbir yeri yoktur. Sanatkar el öpmez, sanatçının eli öpülür’ diyor. Cumhuriyetin 100’üncü yılında bizimle birlikte olmanız, müzeyi onurlandırmanızdan dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Prof. Dr. H. Müjde Ayan bugün sizlere sunacağı sergiyi, ilk kez sanatseverlere sunmuş oluyor. İstanbul’dan geldi ama akademik yaşamı Trakya Üniversitesi’nde başlamıştır. Bizi hiç unutmaz. Buradaki kişisel sergisi olmakla birlikte karma ve Kadınlar Günü sergilerimizi destekleyen ve sanatçıların katılımını sağlayan değerli bir sanatçıdır” sözlerine yer verdi. “BOĞAZDAKİ DONANMALARA BAKARKEN TASVİR EDİLDİ” İnci’nin konuşmasının ardından törende bir konuşma da Prof. Dr. H. Müjde Ayan yaptı. Ayan, konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılını kutlarken; “Cumhuriyetin 100’üncü yılı onuruna açtığım bu sergideki eserlerin genel teması, kozmik yaşam üzerinedir. Yaklaşık 15 yıldır bu tema üzerine çalışıyorum. Her resimde görmüş olduğunuz küreler eğer soyut anlatım içerisindeyse evrenin sırlarını anlatırken; figüratif çalışmalarımda ise bilgi küresi olarak ifade edilmektedir. Osman İnci Müzesi’nde sergilediğim bu eserler, Atatürk ve Cumhuriyet anısına olarak ilk kez sanatseverlerle buluşturuluyor. Serginin başyapıtı olan Işık Atatürk adlı eserinde ise Cumhuriyet tarihimizin en önemli başlangıcı tasvir edilmektedir. Bu eser, 16 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Vahdettin’i son ziyaretinden sonraki sohbette General Charles Sherill ve çizdiği bir krokide, Yıldız Sarayı’ndaki Vahdettin’in, Sarayın karşısında boğazda demirleyen ve adeta Osmanlı Devleti’ne silahlı gövde gösterisi yapan emperyalist işgal güçlerinin donanmalarına Saray penceresinden bakarken ki hali tasvir edilmiştir. Bu nedenle Işık adlı eserimde bilgi küresiyle gelen kozmik ruh Atatürk, Saray’a sırtı dönük olarak resmedilmiştir” dedi. ### En 'Büyülü Aşk Masalları' bu kitapta! Reneta Sibel Yolak tarafından derlenen ve çeşitli meslek gruplarından isimlerin öykülerinin yer aldığı Büyülü Aşk Masalları kitabı Ares Kitap etiketiyle yayınlandı. Kitabın hikayesini Sibel Hanım'dan dinliyoruz... Sibel Hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Bu zamana kadar hangi kitaplarınız yayınlandı? İngilizce, İspanyolca Öğretmeni, Yazar ve Gazeteciyim. Orta öğrenimini TED Ankara Koleji’nde sınıf birincisi olarak tamamladıktan sonra Nişantaşı Anadolu Lisesi’ni okul ikincisi olarak bitirdim.  Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldum. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nde Uluslararası Basın Enstitüsü’nün, Doğan Medya Grubu’nun ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ortak olarak düzenlediği, sadece otuz seçkin basın elemanının seçildiği “Gazetecilik Hizmet İçi Semineri”ne seçilerek bu semineri başarıyla bitirdim. Ardından burslu okuduğum Levinski Koleji Yüksek Öğretmenlik Bölümü’nden başarıyla mezun oldum. 2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans Eğitim Bilimleri, Psikolojik Rehberlik ve Danışmanlık Yüksek Lisans Bölümü’nden başarıyla mezun oldum. Küçük yaşlardan itibaren aldığmı bale ve dans derslerini, salon dans dersleri ve folklor ile sürdürürken, uzun yıllar piyano, akordeon, flüt, melodika, gitar ve keman dersleri aldım. Nes Korosu, Talmud Tora Korosu, Yeşilçam Korosu ve Boğaziçi Üniversitesi Korolarında solistlik yaptım. TED Ankara Koleji’nde okurken kaleme aldığım yazı, makale ve şiirler ödüllere layık görüldü. Sonraki yıllarda yurt dışında, yazdığım kitaplar, akademisyen ve yazarların katıldığı bir kurul tarafından “Uluslararası Özel Yazar Ödülü”ne layık bulundum. Üniversite Gençlik Yazar Ödülleri, Milliyet Sanat Ödülleri, Kıvılcım Kamgözen, Abdi İpekçi makale yarışmasına İSKİ ve üniversiteler arası kompozisyon yarışmalarına katıldım. Şalom gazetesinde spor, din ve gelenekler konularında öyküler yazdım, çeşitli röportajlar yaptım. Ankara Talmud Tora’da amatör tiyatro çalışmalarına katıldım. TED Ankara Koleji’nin bandosunda saksafon dersleri aldım. İlkokul sıralarında başladığım folklor çalışmalarını daha sonraki yıllarda Yıldırımspor, Dostluk derneği ve dans akademilerinde sürdürdüm. Okulun kültür ve edebiyat kolu başkanlığını yaptığım okul gazetesi çalışmalarında aktif rol aldım. İlk resim derslerimi Nevin Çokdeğerli ve Mehmet Uzunince’den  alarak, sonraki yıllarda yağlıboya, akrilik, karakalem çalışmalarını çeşitli atölyelerde sürdürdüm. Prof. Dr. Fethiye Erbay, Ressam Saim Onan, Gülay Sevsevil ve Doç. Mutlu Erbay’dan dersler aldım. Yıldırımspor Kulübü’nde Selma Ertovi ve çeşitli öğretmenlerden aldığı resim derslerini kişisel ve karma sergilerle bütünleştirdim. Bir süre DE Müzayede, Librarie de Pera ve Uğur Antik Müzayede’yle çalıştım. Japon ve Türk öğretmenlerden aldığım eğitimlerimi, Usui Reiki Master, Kundalini Master ve Karuna Master unvanlarını alarak tamamladım. Meditasyon teknikleri, Kristallerle Şifa, Bitkilerin Gücü, Aromaterapi ve Reflexoloji konusunda dersler aldım. Tamamlayıcı Tıp uzmanı olarak, çeşitli seminerler vermenin yanı sıra, Adalar, Kalamış ve Levent Rotary, Lions Dernekleri ve Boğaziçi Üniversitesi’ne, Njoy, Hillside gibi çeşitli kulüplere konuşmacı olarak davet edildim. Sonraki yıllarda, İspanyolca, Arapça, İbranice, Almanca, Fransızca ve İtalyanca dersleri aldım. İngilizce öğretmenliğinin yanı sıra, İspanyolca ve spor hocası olarak çalıştım. Hillside Spor Dernekleri, Sports International, Conrad ve Swissotel’deki step, aerobik, hiphop ve dans seminerlerine katılarak çeşitli sertifikalar aldım. Veges Fitness Center’da profesyonel step ve aerobik öğretmenliği yaptım. Raquetball, squash, aikido, yoga ve pilates eğitimi alarak,  BÜMED’in 2005’te düzenlediği squash turnuvasında kadınlar ikincisi, Colliseum’un 2006’da düzenlediği squash turnuvasında dördüncülük, Hillside’da racquetball, squash ve tenis dallarında ikincilik ödülleri aldım. BÜMED Dergisi, Genç Gelişim Dergisi, Elele, Doğan Medya Grubu, Genç Öğrenci Dergisi, Şalom Gazetesi, Göztepe Kültür Dergisi’nde yazılarım yayımlandı. Ulusal müzik, spor, satranç ve şarkı yarışmalarında aldığım ödüller ve derecelerin yanı sıra, üç uluslararası beste ödülü, tüm dünyadan uluslararası İspanyolca şarkıların yarıştığı ve İspanyolca Eurovision olarak nitelendirilen “Festiladino Şarkı Yarışması”nda iki dünya birinciliği, son on yılın birincilerinin yarıştığı beste yarışmasında bir dünya ikinciliği, İsrail’de Uluslararası Özel Yazar Ödülü, Uluslararası Ladino Şiir Yarışması’nda dünya birinciliği olmak üzere beş uluslararası ödüllün yanısııra 25 kitabım ve 66 bestem bulunmaktadır. Kitaplarım arasında, “Geçmişten Günümüze”, “Mutlu Olmanın Yolları” (500. 000 baskı), “Yaşama Sanatı Kitabı” (ders veren gerçek yaşam öykülerinden oluşuyor), “Masal Gibi Aşklara”, “Yaşam Mucizesi”, “Yahudi Hikâyeleri”, “Sevgi Çiçekleri”, “Ah Şu Kadınlar”, “Hayatın Kalbinde Kendini Bulmak”, “Evrensel Aydınlanma Terapisi”, “Holokost bir Avrupa Soykırımı”, “Bir Aşk Masalı”, “Nazilerin Gölgesinde Çölde Açan Çiçekler” (Araştırma kitabı, yıllar önce Avrupa’da gerçekleşen soykırımın canlı ve gerçek hikâyeleri yer alıyor. Hitler Almanya’sında başlayıp neredeyse tüm Avrupa’yı kasıp kavuran öyküler), “Gönül Bahçesi”, “Ümit Adası”, “Dostluk Köprüsü/ Öğretmen Anıları, “Öğretmenim Canım Benim”, “Büyülü Ada Masalları” “Acemi Çiftçilik Maceralarım”, “Holokost  Bir İnsanlık Dramı; Ümitlerin Mucizelere Döndüğü Anlar”, “Büyülü Aşk Masalları”, Büyülü Aşk Masalları” sayılabilir; ayrıca yayımlanmayı bekleyen çok sayıda kitabım bulunmaktadır. “Mutlu Olmanın Yolları” ve “Masal Gibi Aşklara” kitaplarım çok uzun yıllar çok satanlar listesinde yer almıştır. Kendi kitaplarımın yanı sıra 10 yazar arkadaşımın kitaplarına makalelerimle katkıda bulundum. Uluslararası Ladino Şiir Yarışması’nda dünya birinciliği ödülü aldıktan sonra bu şiiri besteledim ve yakın zamanda single veya albüm olarak çıkartma çalışması içerisindeyim. “Boğaziçi Üniversitesi Görme Özürlüler Derneği GETEM’de gönüllü okuyucu ve MESAM ve Yeşilçam Korosu üyesiyim. Piyano, gitar ve keman çalıyor ve sekiz dil konuşuyorum. Akademik araştırma makalem, bu yıl kırk yıllık bir uluslararası eğitim dergisi olan Avusturalya kökenli James Nicolas Publishers tarafından yayımlanmaya layık bulundu ve derginin eylül ayı sayısında yayınlanarak, Teacher Attitudes and Influence on Student Academic Lives: Perceptions of High School Students Lise Öğrencilerinin Öğretmen Algıları ve Bu Algıların Ergen Öğrencilerin Hayatına Etkileri adlı bilimsel araştırma makaleme yirmi sayfa yer verildi. Ayrıca, İzmir Büyüksehir Belediyesinin (Izelman) düzenlediği sanat Durağı Öykü yarışmasında İZMİR’DE AŞK BAŞKADIR ve “BİR TUTKUDUR İZMİR” adlı öykülerim en güzel öyküler arasında seçildi ve İzmir’de tüm kiosklardan (metro, vapur, metrobüs vs) okunabilecek. 2022 yılında KÜSADER’in “Yüreğe Dokunan Kadınlar Adına” Açtığı Öykü Yarışmasında, “Yeter’in Zaferi” adlı Öyküyle Mansiyon dalında ödül kazandım. Ayrıca, Malatya İnönü Üniversitesinin düzenlediği Malatya öyküleri yarışmasında "Oy Mustafam Oy" adlı öyküm kitapta yayınlanmaya layık öyküler arasında yer aldı Ayrıca 2022 yılında, Halk oylamasında, yetiştirdiğim karpuz ile yüz bin kişinin oylamasıyla “Birincilik Ödülünü” ve “Acemi Çiftçi”  kategorisinde ise yetiştirdiğim Domates ile elli bin kişi arasında Birinci seçildi. Büyülü Aşk Masalları ne zaman yayınlandı? Kitabın konusundan genel olarak bahseder misiniz? 2023 yılında yani bu yıl. Kitabın içindeki tüm öyküler gerçek yaşanmış aşk öyküleri ve her öykü bir insanı anlatır. Kitabın  birkaç özelliği var ki bu dünyada hiçbir kitapta yok ve bu özelliği tek. Öncelikle içindeki yazarlar şu ana kadar kimseye anlatmadıkları tanışma ve aşk öykülerini yani kendi özellerini bu kitapta dile getiriyorlar. Ayrıca Kitapta hiçbir yerde okuyamadığınız Büyülü Aşk Masallarını yalnızca bu kitapta okuyacaksınız. Bu öyküler herkesin okuması gereken ve gerçekten yaşanmış aşk öyküleri. Bu öykülerin bazılarında gülecek, bazılarında öyle şey olur mu diyerek hayretlere düşecek, bazılarında ise mendillerinizi hazırlayın gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız. Herkesin aşk öyküsü kendine özel… Bazılarında kendi aşk öykünüzü hatırlayıp “Ah ne günlerdi onlar diyecek”, bazılarında ise “offfffff ne aşklar varmış. Adama da bak” diyebileceksiniz. Henüz aşk yaşamamış olanlar da belki ibret için ders alacak belki de kendilerini hayata hazırlayacaklar. Bazıları da kendi aşk öyküsünü yazacak ve yıllar sonra başka bir kitabın veya destanın  kahramanlarından biri olacak. İşte ağlatan, güldüren, mutlu sonla biten, savaştıran, engelleri aşan Muhteşem Aşıkların Büyülü Aşk Masallarını Kitabını bir solukta okuyacaksınız. Kitapta 164 yazarın yazısı bulunuyor… Bu yazarları bir araya getirirken kriteriniz ne oldu? Öne çıkan ve dikkat çeken yazarlardan, yazılardan bahseder misiniz? Kitabımıza 164 çok değerli Yahudi, Rum, Müslüman, Ermeni yazarlar öykülerini paylaştılar.. İngiltere, İsrail, Yunanistan, Amerika, Almanya, Ermenistan, Türkiye, Fransa ve Avusturalya’dan yazan yazarlarımız ile kitabımız uluslararası bir kimlik kazandı. Kimi aşkı anlattı, kimi aşk öyküleri paylaştı, kimi güzel dileklerini yazdılar, kimi hepsini birden yazıp dile getirdiler.   Önceleri yirmi kişi planlıyordum. Arkadaşlarım kitabıma yazma fikrine olumlu bakınca daha çok kimse bir araya geldi. Yani 164 kişi olacağını planlamıyordum. Bu kitapta diğer yazarların öykülerinin yayınlanmasının bir nedeni de: kitabın daha çok okuyucuya ulaşması. Tüm yazarlar çok değerli, meslekleri olan, seçkin ve çevreleri geniş insanlar.  Kitabımız bu şekilde daha çok okuyucu kitlesine ulaşabilir diye ümit ediyorum. Yayınevimiz kitabı tüm dünyadaki fuarlara götürüyor ve dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Türkçe okumayı bilen herkes bu kitabı okuyabilir. Kitabıma yazan sevgili yazarlara, “MUTLU SONLA BİTEN AŞK ÖYKÜLERİ” yazmalarını istedim. Çünkü bence herkes mutlu olmalı. Aşk öykülerinin sonu mutlu bitmeli. Herkes sevdiğine kavuşmalı. Siz Ne Dersiniz? Yazanların hepsi arkadaşım. İletişim kurmak sorun olmadı ama söz verip bekletenler olduğu için bir kaç ay uzadı. Paylaşmayı seviyorum. Dostlarım  ve arkadaşlarım değerli yazıları ve resimleriyle eserlerime katkı sağladılar.  Başka yazarları kitaplarıma katmamın en önemli nedenlerinden biri; tüm yazarlara da öykülerini paylaşmak için şans vermek. Ayrıca ne kadar değişik öykü olursa o kadar renkli oluyor. Kitabın yazarları da değişik din ülke ve kültürlerden olduğu için kitabımız daha da renkli ve etkili oldu. Kitabımızın yazarları gazeteciler, iş adamları, psikologlar,, ev hanımları,, Psikolojik Rehber ve Danışman, şarkıcılar, sanatçılar, sigortacı, emlakçı, baterist,yazarlar, doktorlar, spor hakemi,   müzisyen, kimya mühendisi, diş doktoru, ingilizce, spor,, step, aerobic, dans, keman,  öğretmeni, balerin, aşçı, gibi farklı mesleklerden oluşuyor. Kitabın içinde aşkı için din değiştiren,, sevdiği uğruna ölümü göze alan, aşkını korumak için ailesini arkasına alan, sevdiğine kavuşmak için savaşan, ülke değiştiren kişilerin öykülerini okuyacaksınız. Aşka dair bir kitap yayınlama fikri nasıl çıktı ortaya? Aşkı sizin sözlerinizle de dinleyebilir miyiz? Öncelikle bir Aşk kitabı yazmayı planlıyordum. Büyükannemin ve büyükbabamın evlenme öyküsü, annem ile babamın tanışma öyküsü derken, bir sürü öykü yazmaya başladım. Benim için aşkın anlamı büyülü bir duygu. Sizi mutlu eden, yaşama sevincinizi arttıran, kalbinizi pır pır ettiren anlatılması zor bir duygu. Ben bir romantiğim; yani romantik ve kalıcı aşklara inancım var.  Romantik aşklara inanmak mümkün ama maalesef çok az bulunuyor. Genelde etrafıma baktığımda menfaat, cinsellik veya maddiyat için birlikte olanlar görüyorum. Çiftler genelde ayrı takılıp farklı hayatlar yaşıyorlar. Özellikle erkekler sürekli partner değiştiriyorlar ve sadakat oldukça az veya en ufak bir zorlukta farklı bir partner aramaya başlıyorlar.  Ben bir insanın karakterinin, insanın ailesini ve çevresini yansıttığını görüyorum. Bence insanların Değerleri Olmalı. Aşk üç harflik bir sihir. Bu kitabı okuduğunuzda aşk, sihirli değneğiyle sizin de kalbinize dokunacak. Belki de Büyülü Aşk Masallarında kendinizi bulacaksınız ya da okurken kendi aşk öykünüzü yazacaksınız. Okuduğunuz satırlarda, dudağınızdaki nağmelerde romantizmin doruklarında yaşayacaksınız kim bilir…Bu kitabı okuyun aşkı hissedin… Size aşağıda yazdığım bir şiirle cevap vermek isterim. “Gerçek sevgi, iyileştirip güzelleştirir. Ruha çiçekler açtırır, Yoldaki sokak köpeğine selam verdirir, mutlu eder. Gerçek sevgi şarkılar söyletir dans ettirir. Gerçek sevgi zarar vermez. Gerçekten seven de kötülük yapmaz Kötülük yaptıktan sonra da sevgi beklemek de bir sapkınlıktır. Sevmek acı çekmek veya çektirmek değildir. Mutsuz hissettiren, boğan, yoran, üzen şey sevgi değil saplantıdır. Bunu herkes öğrenmeli." Bundan sonraki süreçte yeni bir kitap projeniz olacak mı? Evet yeni kitabım Büyülük Çiftçilik Maceralarım yayınlanmayı bekliyor. İçinde 3 yıl boyunca öğrendiğim çiftçilikle ilgili bilgiler var; hangi zamanda ne ekilmesi, nasıl ekilmesi, nasıl tohum alınacağı, dünyada tarım nasıl yapılıyor, tarımla ilgili ve benim başımdan geçen komik öyküleri anlattım. Uzun süredir çıkarmayı istediğim sözlerini yazıp müziğini bestelediğim bir SİNGLE çıkarmak istiyorum. Ayrıca iki roman çalışmam var henüz bitiremediğim. Kısmet artık. Eklemek istedikleriniz. Büyülü Aşk Masalları'nda gerçekten çok emek var. Çok güzel bir kitap oldu. Roman tadında bir eser. Herkes okumalı. Kitabımıza yazan sevgili yazarlara çok teşekkür ediyorum. Tüm bekârlara hayırlı eşler diliyorum. Bu kitap bana ve tüm bekârlara çok uğurlu gelsin. ### "Üç Kızın Hikayesi" İtalya'da En İyi Film Projesi Ödülünü Kazandı Yönetmenliğini Nursen Çetin Köreken'in üstlendiği "Üç Kızın Hikayesi", İtalya'da düzenlenen uluslararası yapım desteği yarışması MIA Ortak Yapım Marketi'nde "Yılın En İyi Film Projesi" ödülüne değer görüldü. Konuya ilişkin yazılı açıklamaya göre Köreken'in eseri, Roma'da gerçekleştirilen yarışmaya başvuru yapan 500 proje arasında seçilen 12 yapım arasında yer aldı. Köreken'in üç yıldır üzerinde çalıştığı halterci çocuklar belgesel çalışmasında karşılaştığı gerçek hikayelerden yola çıkarak senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yapacağı film, bu yıl ilk defa verilen "MIA Ortak Yapım Marketi Yılın En İyi Film Projesi" ödülünün de sahibi oldu. Halterci kızların yaşamı ilham verdi Köreken ödül töreninde yaptığı açıklamada, tüm market ekibine, seçici kurula ve jüri üyelerine teşekkür ederek, "Hey kızlar, asla pes etmeyin. Dünyayı umut, sevgi ve dostlukla yeniden inşa edin." ifadelerini kullandı. Türkiye'den seçilen tek proje olan filmin çekimlerinin 2025'te yapılması planlanıyor. İtalya Kültür Bakanlığı ile İtalya Dışişleri Bakanlığı ve Creative MEDIA desteğiyle kurulan MIA Ortak Yapım Marketi, her yıl birçok film arasından seçtiği ve gelecek vadeden film projelerine yapım desteği veriyor. Halterci üç genç kızın içinde bulundukları toplumsal koşulları halter sporuyla aşmaya ve kendi kimliklerini var etmeye çalışmalarını anlatacak olan film, gerçek hikayelerden ilhamla yazıldı. ### Simge Abay, Kale Grubu Sanat Merkezi Projelerinden Sorumlu Direktör Oldu İyi Bak Dünyana hareketiyle sürdürülebilir büyümeyi odağına alan Kale Grubu, ekonomik, çevresel ve sosyal yatırım projelerinin etkisini daha da artırmak hedefiyle Kurumsal İletişim Departmanı’nı yeniden yapılandırarak Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Bölüm Başkanlığı’nı oluşturdu. Etki ve sosyal fayda yatırımı olarak tasarlanan ve toplumsal ya da kurumsal odaklı program ve projeleri merkeze alacak yeni yapı kapsamında Simge Abay, Kale Grubu’na Kurumsal İletişim ve Etki Yatırımları Direktörü olarak atandı. Abay, yeni görevinde etki yatırımları, kurumsal itibar yönetimi, sürdürülebilirlik iletişimi, ulusal ve uluslararası sivil toplum ilişkilerinin yanı sıra Kale Tasarım ve Sanat Merkezi projelerinden sorumlu olacak. Simge Abay, iş hayatına 1999 yılında Orsa Stratejik İletişim Danışmanlığı’nda başladı. 2002-2004 yılları arasında Ünite İletişim’de Müşteri İlişkileri Direktörlüğü görevini üstlenen Abay, 2004-2008 döneminde Red Bull Marka Müdürü olarak çalıştı. 2008 yılında Anadolu Efes bünyesine katıldı ve 2008-2010 yılları arasında Anadolu Efes Türkiye Halkla İlişkiler Yöneticisi, 2010-2011 yıllarında ise Anadolu Efes Global Kurumsal İletişim Müdürü olarak görev yaptı. 2011 yılında The Coca-Cola Company’de Kurumsal İlişkiler Müdürü görevini üstlenen Abay, 2012’de Anadolu Efes Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü olarak atandı ve 2020 yılına kadar tüm kurumsal iletişim faaliyetlerinden sorumlu olarak görev yaptı. 2020 yılında WWF Türkiye’ye Kurumsal İş birlikleri ve Kaynak Geliştirme Grup Müdürü olarak atandı. Abay, Kale Grubu’na katılmadan önce Trendyol Group’ta Sürdürülebilirlik ve Sosyal Etki Lideri olarak görev yapıyordu. ### Caresse Art sanatçıları "Cumhuriyet’in 100. Yılı"nı hep birlikte kutladı Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum’un bu sene hayata geçirdiği ve sanat turizmine öncülük eden projesi Caresse Art, sezon boyunca pek çok sanatsal etkinliğe ev sahipliği yaptı. Caresse Art’ın kurucusu ve küratörü Elçin Sümer’in hayata geçirdiği proje kapsamında 500’den fazla özel ve seçkin eser otelin çeşitli yerlerinde sergilenirken, sanatseverlere multidisipliner bir sanat deneyimi sunuldu. Türkiye'nin dört bir yanından farklı disiplinlere sahip, özgün sanatçılarla Caresse Bodrum’un mimari dokusunun birleştirildiği vizyoner proje Caresse Art’ın sanatçıları, "Artistic Integrity" sergisinin sonuna gelirken “Thanks Art” adı verilen özel bir etkinlikte bir araya geldi. Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum'un yatırımcısı Büyükhanlı Kardeşler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Büyükhanlı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, başarılı geçen sezona veda edilmesinin yanı sıra "Cumhuriyet’in 100. Yılı" da büyük bir coşkuyla kutlandı. Geceye katılan sanatçıların hepsi, 100. Yıl'a özel kolektif bir tablo çalışması gerçekleştirdi. "Thanks Art" etkinliğine Taner Horoz, Banu Aksoy, İhsan Küçükünsal ve eşi Suzan Küçükünsal, Ali Çakır, Uğur Erdoğan gibi misafirlerin yanı sıra Caresse Art kurucuları ve sanatçıları katıldı. Katılan sanatçılar: Eyüp Can Yeter, Kemal Tufan, Ayla Turan, Cenk Çindibek, Ayten Öğütcü, Ece Gauer, Erdinç Babat, Özgün Kutlu Türer, Ceylan Dökmen, Meray Akmut, Yılmaz Aras, Pakize Kuş, İsa Yılmaz, Şirin Melek Özerler, Tuğberk Selçuk, Tamer Nakışçı, Uğur Çakı, Tamer Şahinoğlu, Gökçe Çelikel, Zehra Sargın, Alper Sümer. Geceye online bağlanan sanatçılar: Server Demirtaş, Mahmut Celayir, Mustafa Ağatekin, Asaf Erdemli, Liz Georgi, Tuba Önder Demircioğlu. ### "Atatürk Müze Köşkü" ve "Pembe Köşk", Cumhuriyet'in 100. Yıl Dönümünde Ziyarete Açıldı Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yıl dönümü dolayısıyla "Atatürk Müze Köşkü" ile İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün evi "Pembe Köşk" ziyarete açıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın, yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923'teki akşam yemeğinde bir araya gelerek, "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz." dediği, ömrünün büyük bölümünü geçirdiği ve birçok Cumhurbaşkanının da konut olarak kullandığı köşk, 1950'den beri "Atatürk Müze Köşkü" adıyla hizmet veriyordu. Haziran 2021'de restorasyonuna başlanılan köşk, tadilatlarının tamamlanmasıyla Cumhuriyet'in 100. yılına özel bugün saat 13.00'te kapılarını ziyaretçilere açtı. Ziyaretçiler köşkü, her gün 13.00-17.00 saatlerinde gezebilecek. "Bu sene ilk defa Atatürk'ün yeni Türk harfleriyle İsmet İnönü'ye yazdığı mektup sergileniyor" Öte yandan, İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün evi olan ve senede iki defa ziyarete açılan Pembe Köşk de 26 Kasım'a kadar her gün 10.00-12.00 ve 13.00-17.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Köşk, bu sene "Cumhuriyet'in 100. Yılında-İlk On Yılın Hikayesi" konulu fotoğraf, belge ve obje sergisine ev sahipliği yapıyor. İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhuriyet'in ilk 10 yılında doğan bir çocuk olarak Cumhuriyet'in 100. yılını gördüğü için çok mutlu olduğunu dile getirdi. Bu bayram açtıkları sergide Cumhuriyet'in ilk 10 yılında yapılanları göstermek istediklerini belirten Toker, "Bu sene ilk defa Atatürk'ün yeni Türk harfleriyle İsmet İnönü'ye yazdığı mektup sergileniyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yoktan var edilen fabrikalarda üretilen malzemelerin tahkimleri yer alıyor." diye konuştu. Ziyaretçilerin ilgisinden ve kendisine sorular sormasından oldukça memnun olduğunu söyleyen Toker, "40 senedir anılarla, kıyafetlerle, objeleri gösteriyorum. Ziyaretçiler büyük heyecanla geliyor. Burada kendi geçmişlerini buluyorlar. Onlara Atatürk'ün ve babamın hikayelerini anlatıyorum. Gelenlerin ailelerinde de isimsiz kahramanlar var." dedi. ### Diyarbakır Müzesi İncir Çekirdeğine İşlenen Türk Bayrağına Ev Sahipliği Yapıyor Diyarbakır Müzesi, Cumhuriyet'in 100. yılında gubari hat sanatıyla incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağını ziyaretçileriyle buluşturuyor. İnce yazı ve hat sanatı olan gubariyle gözle görülemeyecek kadar küçük sanat eserlerine imza atan ve gubarinin Türkiye'de bilinen iki ustasından biri olan Ömer Faruk Tekin tarafından incir çekirdeğine nakşedilen Türk bayrağı, tarihi Sur ilçesinde İçkale Müze Kompleksi İslami Eserler Salonu'nda sergileniyor. Ziyaretçilerin mercek yardımıyla inceleme şansı bulduğu Türk bayrağının yanı sıra müzede yine incir çekirdeklerinden yapılmış ve imame kısmındaki tanelerinde "Allah" yazan 99 ve 33'lük tespih de yer alıyor. "Benzeri hiçbir müzede bulunmamakta" Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, AA muhabirine, 1934'te kurulan Diyarbakır Müzesi'nin Türkiye'nin en eski müzelerinden olduğunu söyledi. İçkale Müze Kompleksi'ne ise 2015'te taşındıklarını anımsatan Gizligöl, komplekste bulunan 14 tescilli binadan birinin iki katlı Tematik Eserler Salonu olduğunu aktardı. Binada İslami Eserler Salonu'nun da yer aldığını vurgulayan Gizligöl, Diyarbakır'daki İslam medeniyetlerine ait eserlerin de burada sergilendiğini belirtti. Salonda çok önemli eserlerin olduğunu vurgulayan Gizligöl, şöyle devam etti: "Bir vitrin var ki vatandaşlarımızın çok yoğun ilgisini çekiyor. Bu vitrinde gubari hat sanatıyla yapılmış dünyanın en küçük 99'luk ve 33'lük tespihi ve incir çekirdeği üzerine yapılmış en küçük Türk bayrağı var. Tilkinin bıyığından, arının iğnesinden, örümceğin kılından yapılan mikro ölçekli bir sanattır. İncir çekirdeğine yapılmış bu mikro ölçekli Türk bayrağı, Türkiye'de hiçbir müzede bulunmamaktadır. Bu bakımdan çok kıymetlidir. 29 Ekim'de Cumhuriyet'imizin 100. yılında bütün vatandaşlarımızı bu nadide eseri yerinde görmesi için Diyarbakır Müzesi'ne bekliyoruz." "İstanbul'dan gelip burada görmek kısmetmiş" Müzeyi gezen vatandaşlardan Nuray Eldenizli, incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağını duyduğunu, bu eseri görmeyi çok istediğini söyledi. Eldenizli, "Merak ediyordum ama burada olduğunu bilmiyordum. Çok değerli. İstanbul'dan gelip burada görmek kısmetmiş. Ayrıca Cumhuriyet'imizin 100. yılında burada bulunmaktan da çok gurur duyuyorum. Herkesin bu eserleri görmesi lazım." diye konuştu. Adana'dan gelen ve ailesiyle müzeyi gezen Güldane Gültekin, müzede yer alan ve büyük ustalıkla yapılmış Türk bayrağının çok güzel olduğunu aktardı. İstanbul'dan Diyarbakır'ı gezmeye gelen Umut Meriç, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı tatil olarak değerlendirdiklerini ve Diyarbakır'a geldiklerini kaydetti. Meriç, "Özellikle Diyarbakır Müzesi'ne geldik. Burada inanılmaz eserler mevcut. İncir çekirdeğine yapılmış Türk bayrağı var. Bu bizi çok etkiledi, güzel duygular içine girdik. İnsanlarımıza özellikle gelip ziyaret etmesini tavsiye ediyorum." ifadelerini kullandı. Bursa'dan gelen Süleyman Yıldız ise incir çekirdeğine işlenen Türk bayrağının ilgisini çok çektiğini ve nasıl yapıldığını merak ettiği için yapımını araştıracağını anlattı. ### "Dirilişten Kurtuluşa Cumhuriyet'e Giden Yol" Sergisi Açıldı Hisart Canlı Tarih Müzesi'nde Cumhuriyet'in 100. yılına özel hazırlanan sergide orijinal fotoğraf, belge, obje ve canlandırmalardan oluşan yüzlerce eser yer alıyor. Dirilişten Kurtuluşa Cumhuriyet'e Giden Yol sergisi, tarih meraklılarıyla buluştu. Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılına özel olarak hazırlanan Hisart Canlı Tarih Müzesi'ndeki serginin açılışında konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, müzeyi gezerken zamana ve mekana şahitlik ettiklerini belirterek, "Bu müzede yapılan iş, geçmişte olanı gelecek nesillere göstermek ve adeta tarihe bir ayna tutmak. Bu açıdan yapılan iş çok kıymetli." dedi. Asıl zenginliğin kalıcı işler yapmak olduğunu vurgulayan Gül, "Cumhuriyet'in 100. yılındayız. İstanbul'un her köşesinde ayrı bir etkinlik var, bu bizim aslında 100 yılda geldiğimiz noktayı da gösteriyor." ifadesini kullandı. "Teknolojide, sanayide güçlü olmamız lazım" Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin de sergide emeği geçenlere teşekkür ederek, "Bu memleket kolay kurulmadı, şehitlerimiz, gazilerimiz oldu. Allah'tan rahmet diliyoruz, mekanları cennet olsun. Bunu sürekli gençlerimize hatırlatmamız lazım." şeklinde konuştu. Öztekin, Filistin'de mazlumların çocukların katledildiğini, Türkiye'nin de topraklarına sahip çıkmak için güçlü olması gerektiğini vurgulayarak, "Teknolojide, sanayide güçlü olmamız lazım. Çocuklarımızın, gençlerimizin bu güzel müzeyi ziyaret ederek güzel sonuçlar alacağını düşünüyorum." değerlendirmesini yaptı. "Tarihimizi gençlerimize sevdirmeliyiz" Kağıthane Kaymakamı Niyazi Erten ise serginin çok değerli bir çalışma olduğunu belirterek, "Kronolojik sırayla Osmanlı'nın ilk yıllarından bugüne kadar çok değerli eserlerle, çok emek vererek, çok kaynak kullanmak suretiyle çok güzel bir iş yapılmış." dedi. Bugünü anlamak için tarihi çok iyi bilmek gerektiğine işaret eden Erten, "Bu tür müzeler de bunu çok canlı şekilde anlatmamıza vesile oluyor. Çok güçlü bir tarihten geliyoruz. Tarihimizi gençlerimize, çocuklarımıza herkese çok iyi anlatmalı, sevdirmeliyiz." ifadelerini kullandı. "Herkesi sergimizi görmeye davet ediyorum" Hisart Canlı Tarih Müzesi Kurucusu ve diorama sanatçısı Nejat Çuhadaroğlu da Cumhuriyet'in 100. yılında Cumhuriyet'in değerlerini ve bu yolda yaşanan mücadeleyi genç kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını söyledi. Hisart olarak ülke tarihinin eşsiz mirasının dünya çapında tanıtılmasını misyon edindiklerini dile getiren Çuhadaroğlu, "Çanakkale Savaşı ve İstiklal Harbi gibi Cumhuriyet'e giden yolun kilit dönemlerinin, özellikle gençler ve çocuklar tarafından çok daha iyi anlaşılmasını amaçlıyoruz." ifadesini kullandı. Sergiyi alışılmış müzecilik ve sergileme anlayışının dışına çıkarak "gezilen değil, yaşanan tarih" fikriyle hazırladıkları bilgisini veren Çuhadaroğlu, "Cumhuriyetimizin 100. yılında geçmişimizi ve bu ülkenin kurulmasında verilen mücadeleyi anlamak için herkesi sergimizi görmeye davet ediyorum." değerlendirmesinde bulundu. Gençlerin ve çocukların milli bilinç duygularını güçlendirmeyi hedefleyen "Dirilişten Kurtuluşa Cumhuriyet'e Giden Yol" sergisinde orijinal fotoğraf, belge, obje ve canlandırmalardan oluşan yüzlerce eser bulunuyor. Cumhuriyet'in 100. yıl dönümüne özel olarak hazırlanan yıl sonuna kadar açık kalacak serginin küratörlüğünü Nejat Çuhadaroğlu, proje koordinatörlüğü ve sergi editörlüğünü Ömer Çalşimşek üstleniyor. ### "Son Akşam Yemeği" Filmi Sinemaseverlerle Buluşuyor Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu "Son Akşam Yemeği" filmi, Cumhuriyet'in ilanının bir gün öncesinde Çankaya Köşkü'nde verilen akşam yemeğini konu ediniyor. Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 4'ü yerli 7 film izleyiciyle buluşacak. Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu "Son Akşam Yemeği" filmi, Cumhuriyet'in ilanının bir gün öncesinde Çankaya Köşkü'nde verilen akşam yemeğini konu ediniyor. Levent Onan'ın yönetmenliğini üstlendiği yapımda, Engin Şenkan, Onur Tuna, Azra Aksu, Pelin Akil, Necip Memili, Mustafa Kırantepe, Yasemin Çonka, Nehir Gökdemir ve Aslı Tandoğan oynuyor. "Çok Aşk" Kıvanç Baruönü'nün yönetmen koltuğundu oturduğu "Çok Aşk", bu hafta yerli komedi meraklılarının ilgisini çekmeye aday. Hasan Can Kaya, Büşra Pekin, Barış Yıldız, Şebnem Sönmez ve Uğur Yücel'in başrollerinde yer aldığı yapım, korsan film satıcısı adamın bir yandan sevdiği kızın diğer yandan da sinema tutkusunun peşinden koşmasını anlatıyor. "Oyun Bitti" İlker Aksum, Can Nergis ve Melih Selçuk'un başrollerini paylaştığı "Oyun Bitti", air soft oyunları oynayan bir grup arkadaşın, başka bir air soft takımı tarafından aldıkları maç teklifinde yaşadıklarını konu ediniyor. "Sır Şeytanın Kurbanları" Haftanın yerli korku filmi "Sır Şeytanın Kurbanları"nın yönetmen koltuğunda Yavuz Duman oturuyor. Murat Sarıyıldız, Yavuz Duman ve Şehnaz Dilan'ın oynadığı yapım, seri cinayetlerin gündemde olduğu bir dönemde, bir başkomiserin satanik bir cinayeti araştırmasını odağına alıyor. "Bas Gaza Bas" Til Schweiger yönetmenliğini yapıp, başrolünde Luna Schweiger ve Tim Oliver Schultz ile oynadığı 1991 yapımı "Manta"nın devam filmi, "Bas Gaza Bas" yarışçı Bertie ile onun yolundan gitmek isteyen oğlunun hikayesini anlatıyor. Haftanın animasyonları Japon yönetmen Hayao Miyazaki'nin anime filmi "Çocuk ve Balıkçıl", İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen ve küçük Mahito'yu izleyen bir hikayeyi beyaz perdeye taşıyor. Oleksandra Ruban ve Oleh Malamuzh'un birlikte yönettiği Ukrayna yapımı "Mavka: Ormanın Şarkısı" filmi ise evi olan ormanın içinde sessizce yaşamını sürdürürken, yetenekli bir müzisyen ile tanışan Mavka'nın hayatının aşkı ile ormanın kalbinin koruyucusu olma görevi arasında seçim yapmak zorunda kalmasını konu alıyor. ### Kurtuluş Savaşı Müzesi 4 Gün Boyunca Ücretsiz! TBMM'nin resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Cumhuriyetimizin ilan edildiği bina olan I. TBMM - Kurtuluş Savaşı Müzemizi, 26-30 Ekim tarihleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz." ifadelerine yer verildi. İlgili paylaşım: https://twitter.com/TBMMresmi/status/1717471345842303010?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1717471345842303010%7Ctwgr%5E0c6c64cd8a091995e69ceadc13b63515c2ea89ee%7Ctwcon%5Es1_&ref_url=https%3A%2F%2Fwww.aa.com.tr%2Ftr%2Fkultur%2Fkurtulus-savasi-muzesi-4-gun-boyunca-ucretsiz-ziyaret-edilecek%2F3033202 ### Ressam Füsun Çağlayan'ın "Göl Fragmanları" Sergisi Açıldı Galeriden yapılan açıklamaya göre, sanatçı 2020'de yine F Sanat Galerisi'nde "Yaban Gölge" başlığı ile açtığı ilk sergisinde olduğu gibi farklı dönemlerde üretilmiş ama ortak bir tema ile birbirine bağlanan resimlerden oluşan karma bir seçkiyi izleyicilerin beğenisine sunuyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen Çağlayan, şunları kaydetti: "Benim resmimde parçalanmış imge form ile iki boyut arası bir belirsizlikte imgenin bir çeşit gölgesini oluşturur. Boyanın hareketi ve jestüel müdahaleler ile oluşan rastlantısal lekeler, kurgulanmış imgeyi kaotik bir ortama dönüştürür. Kaos belirsizlikler ve düzen önermeyen fragmanlar şeklinde dünyayı algılarım. Resim yapma eyleminin kendisi, doğayı ve kültürü sorgulamadır. Yapmaya çalıştığım şey imge soyutlamanın ve soyut dışavurumcu kulvarın ötesinde deneysel oluşumlara açık kurgularla doğanın bir parçası olan insanın varlık problemleri ile ilgili bir dil arayışıdır." Sergi, 27 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Sana bir sergiden baktım aziz İstanbul İstanbul’da kültür sanat hayatının nabzını tutarken dinamik bir bakış açısı sunmayı amaçlayan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısıyla raflarda yerini aldı. Dergi sayfalarında çıkacağınız yolculukta, şehrin sonbaharın gelişiyle hareketlenen sanat gündemini yakalama fırsatı bulacaksınız. İstanbul, yüzlerce yıla yayılan tarihi ve kültürel mirası sayesinde geçmişiyle bugününü şekillendiren bir şehir. Kapak konumuz olan “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar” sergisi, İstanbul’un beş asır boyunca yaşadığı değişimleri, dönüşümleri farklı tanıklıklarla gözler önüne sererek bu mirasa ışık tutuyor. Vehbi Koç Vakfı’nın İstiklal Caddesi’ndeki mekânı Meşher’de düzenlenen sergide tablolardan gravürlere, panoramik kent fotoğraflarından el yazmalarına dek Ömer Koç Koleksiyonu’ndaki İstanbul temalı eserlerin bir bölümü bulunuyor. Serginin küratörleri Şeyda Çetin ve Ebru Esra Satıcı’yla gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bu önemli serginin detaylarını öğrenebilirsiniz. “İLK”LERİN KADINI Derginin “Bir Portre” bölümünde, bu sayıda Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmış ilk sanatçılarından opera sanatçısı, ressam ve tiyatro oyuncusu Semiha Berksoy var. İlk sesli Türk filminde başrol oynayan, Avrupa’da opera sahnesine çıkan ilk Türk soprano Berksoy, imza attığı “ilk”lerle Türk kadınının yeteneğini ve gücünü tüm dünyaya kanıtladı. Haliç Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ümran Özbalcı Aria ise bizi 17’inci yüzyıl Hollanda’sına götürerek “ışıktan değil, karanlıktan yontan” Rembrandt Van Rijn’in sanatsal yaklaşımının ayrıntılarını kaleme aldı. ATATÜRK TABLOLARININ RESSAMI İstanbul Sanat sayfalarına farklı alanlarda eserler veren pek çok başarılı isim konuk oldu. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında bir Cumhuriyet kadınını tanıdık. Suluboya Atatürk tablolarının ressamı Rezzan Yıldız,  “unutmamak, unutturmak için” tuvalinden süzülenleri anlattı. Pınar Baltacı’nın söyleşisinde, 1990'ların başından beri koleksiyonerlik yapan Sibel Tümay Ateş’in sanat tutkusuna ve koleksiyonerlik yolculuğuna kulak verdik. SİNEMADAN MÜZİĞE… Yönetmen Cüneyt Karakuş, ilk uzun metrajlı filmi “Eflâtun”u nasıl kurguladığını ve yeni projelerini; her müzisyenin enstrümanıyla kişiliğini yansıttığını söyleyen ünlü caz müzisyeni Ferit Odman ise müzik serüvenini bizimle paylaştı. Yeliz Sancaktaroğlu’nun çok yönlü sanatçı Genco Gülan’la yaptığı söyleşi “fikir sanatı” kavramına açıklık getirirken, Gülan; “Yeni ve söylenmemiş şeyler bulup, bunları tatlı tatlı söylemeye çalışıyoruz. Demir leblebiyi, pembe şeker kâğıtlarına sarıyoruz” diye tanımladığı üretim sürecini sözcüklere döktü. KEYİFLİ BİR OKUMA YOLCULUĞU Dördüncü kez düzenlenen İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)’ın uluslararası katılımcıları arasındaki Kazak sanatçı Yesengali Sadyrbaev ve Güney Afrikalı galeri The African Women Gallery de resim sanatının birleştirici gücünü sayfalarımıza taşıdı. Sanatı ve kültürü tüm biçimleriyle kucaklayan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısında daha pek çok haber, söyleşi ve makaleyle keyifli bir okuma yolculuğu vaat ediyor. Kaçırmayın! * İstanbul Sanat dergimizin son sayısını aşağıdaki link üzerinden sipariş verebilirsiniz: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-13-sayi/ ### "25. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali" başladı Bu yıl "100'de 25" sloganıyla düzenlenen "25. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali", Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi'nde gerçekleştirilen törenle başladı. Sanat yönetmenliğini Cengiz Özek'in üstlendiği festivalde, Türkiye'nin yanı sıra birçok ülkeden farklı kukla tiyatroları sahnelenecek. Festivalin açılışında Cengiz Özek'in Karagöz koleksiyonundan derlediği Karagöz figürlerinden oluşan "Çağdaşımız Karagöz" sergisi de sanatseverlerle buluştu. Açılış öncesi AA muhabirine konuşan Özek, etkinliğin çeyrek asırlık bir festival olduğunu hatırlatarak, "Uluslararası bir festival olarak 10 gün boyunca 70'den fazla oyunu izleyicilerimizle buluşturacağız." dedi. Özek, serginin bu yılki temasına ilişkin şunları kaydetti: "Özellikle Cumhuriyet'in 100. yılını festival olarak kutlamamız gerektiğini düşündük. Bilindiği gibi cumhuriyetle birlikte devletimiz Karagöz oyunlarını bütün Anadolu'nun kuklası haline getirdi ve başına Türk kelimesini getirerek 'Türk Gölge Tiyatrosu' dedi. Biz de festivalimizin açılışını bir Karagöz figürleri sergisiyle yapmak istedik." Karagöz'ün bugüne de seslendiğini anlatmak için sergiye "Çağdaşımız Karagöz" adını koyduklarını ifade eden Özek, "O kadar çağdaş figürler var ki kendimizin figürlerini bile yaptık ve sergiye koyduk." diye konuştu. Açılışa katılan Karagöz hayranı 5 yaşındaki Asım Sufi ise sergiyi çok beğendiğini belirterek, "Cengiz Özek'in sergisi çok güzel olmuş, Karagöz ve Hacivat figürlerini çok beğendim. Ancak size bir şey söyleyeyim; Hacivat farklı giyinmiş ve farklı bir şapka takmış. Haberiniz olsun." ifadesini kullandı. Geleneksel gölge tiyatrosunun ünlü figürü Karagöz'e özel bir bölüm ayrılan festivalde, Karagöz'le ilgili gösteriler, film gösterimleri, atölye ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Birbirinden farklı etkinlikler düzenlenecek "Çağdaşımız Karagöz" sergisinde Cengiz Özek'in her birini kendi yaptığı Karagöz koleksiyonundan derlediği Karagöz figürleri yer alıyor. Sergi, festivalin sonuna kadar Turşucuzade Konağı Sıbyan Mektebi Taş Oda'sında 10.00-17.00'de ücretsiz gezilebilecek. Özek, 4 Kasım saat 15.00'te bir sergi turu yapacak, ardından Karagöz oyununun tarihi gelişiminden teknik özelliklerine, merak edilen her şeyin konuşulacağı "Karagöz Sanatımız" başlıklı özel bir söyleşi gerçekleştirecek. "Çöp Canavarı" oyunuyla 28, 31 Ekim ve 4 Kasım'da Taş Oda'da sahnede olacak Özek'in, "Büyülü Ağaç" gösterisi ise 29 Ekim, 1 ve 5 Kasım'da yine Taş Oda'da seyirciyle buluşacak. Yetişkinlere Karagöz yapım atölyesi "Yetişkinliklere Yönelik Karagöz Yapım Atölyesi", 30-31 Ekim ve 1-2 Kasım'da aynı yerde yapılacak. Atölyede Karagöz'ün geleneksel metotla yapımı anlatılacak. Özek'in eğitmenliğinde gerçekleştirilecek atölye sonunda her katılımcı, kendi figürünü yaparak evine götürecek. "Çocuklarla Gölge Kukla Yapım Atölyesi"nde ise çocuk katılımcılar, Karagöz tekniğini düşünerek kendi düşlerindeki bir canlıyı kağıt, dantel, kuştüyü gibi gölgesi ilgi uyandıracak materyallerle gölge kuklası formuna dökecek. 28-29 Ekim ile 4-5 Kasım'da Turşucuzade Konağı'nda yapılacak atölyeler sonunda çocuklar yaptıkları kuklayı perde üzerinde deneyimleme imkanı bulacak. Seslendirmesini Genco Erkal'ın yaptığı, Sabahattin Eyüboğlu ve Aziz Albek işbirliğinde çekilen "Karagöz'ün Dünyası" adlı belgesel de 28, 30 Ekim ve 2 Kasım'da Turşucuzade Konağı'nda izleyiciyle buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) destek verdiği festival, 5 Kasım'da sona erecek. ###  Atatürk Müze Köşkü, 29 Ekim'de ziyarete açılacak Milli Mücadele'nin en yakın tanığı, Cumhuriyet'in kuruluşuna ev sahipliği yapan "Atatürk Müze Köşkü" 29 Ekim'de kapılarını ziyaretçilerine açacak. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Paşa, önce Ziraat Mektebi'ni daha sonra da İstasyon Şefi Köşkü'nü hem konut hem de çalışma yeri olarak kullandı. Ancak bu alanlar Mustafa Kemal Paşa'nın çalışması ve dinlenmesi için yetersiz kalınca uygun konut arayışına girildi. Paşa'nın daha sakin ve huzurlu bir ortamda yaşamasını sağlamak amacıyla 30 Mayıs 1921'de Ankara Belediyesi, bağ evi olarak kullanılan Çankaya Köşkü'nü hediye etti. Ankara'ya oldukça hakim konumda, ağaçların içerisindeki Köşk, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki önemli olaylara da tanıklık etti. Yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923'te akşam yemeğinde bir araya gelen Mustafa Kemal, "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz." diyerek Cumhuriyet'in kuruluşu anlamına gelen tarihi konuşmayı Çankaya Köşkü'nde yaptı. Gazi Mustafa Kemal Paşa, "1919 Mayıs'ının 19'uncu gününde Samsun'a çıktım" sözleriyle başlayan, Cumhuriyet'e ve bağımsızlığa giden mücadele dolu o yılları anlatan Nutuk'u, buradaki çalışma odasında kaleme aldı. Atatürk'ün ömrünün bir bölümünü geçirdiği köşkte, devlet meselelerinin görüşüldüğü Çankaya Sofrası, Elçi Kabul Salonu, Zübeyde Hanım'ın yatak odası, İsmet Paşa ile bilardo oynadığı salon ve çalışma odaları da bulunuyor. Birçok cumhurbaşkanının da konut olarak kullandığı köşkün bulunduğu alan ve çevresi zamanla donatılarıyla Çankaya Köşkü yerleşkesine dönüştü. Tarihi olaylara tanıklık eden Çankaya Köşkü de 1950'de "Atatürk Müze Köşkü" adıyla ziyarete açıldı. Yapısının ve içerisindeki eşyaların yıpranmasını önlemek amacıyla zaman içerisinde birkaç kez bakım ve onarımın yapıldığı köşk, Haziran 2021'de restorasyona girdi. Tadilatı tamamlanan Atatürk Müze Köşkü, 29 Ekim'de yeniden ziyaretçilerine kapılarını açacak. Ziyaretçiler köşkü, 13.00-17.00 saatleri arasında gezebilecek. ### 27. İstanbul Tiyatro Festivali yarın başlayacak İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen "27. İstanbul Tiyatro Festivali" 25 Ekim'de başlayacak. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Işıl Kasapoğlu küratörlüğünde gerçekleştirilen 19 tiyatro, performans ve dans gösterisinden oluşan festival bir ay sürecek. Festival, 20. yüzyılın önemli koreograflarından Pina Bausch imzalı dans tiyatrosu Cafe Müller ile başlayacak. Türkiye'de ilk kez izleyiciyle buluşacak gösteri, yarın Zorlu PSM'de sahnelenecek.Gösteri 26 Ekim'de iki kez daha izleyiciyle buluşacak. Wim Wenders'ın "Pina" filmi de temsiller öncesi Vestel Amfi'de ücretsiz izlenebilecek. Festival ilk haftasında Sokhumi Devlet Tiyatrosunu da ağırlayacak. Tennessee Williams'ın şiirsel oyunlarından "Geçen Yaz Birdenbire", Amerikalı yönetmen Jason Hale'in rejisiyle 30 ve 31 Ekim'de izleyiciyle buluşacak. Barış Arman'ın yönettiği Flu Lysistrata da festival kapsamında 27-28 Ekim'de Alan Kadıköy'de sahnelenecek. "Bu İşte Bir Kadın Var" başlığı altında programda yerini alan oyun, Aristofanes'in klasik metnini türler arası bir yorumla yeniden ele alacak. Festival programında Türkiye'den 11, Almanya, İngiltere, Danimarka, Fransa, Gürcistan, İrlanda ve Yunanistan'dan 8 yapım sahnelenecek. Bir aya yayılacak festivalde izleyiciler, Türkiye'deki yönetmen ve koreografların eserlerinin yanı sıra dünyada sahne sanatlarının geleceğine yön veren isimleri de tanıma imkanına sahip olacak. Festival, 25 Kasım'a kadar belgesel tiyatrodan klasik sahnelemelere, çağdaş danstan mask tiyatrosuna, kukla sinemasından mekana özgü eserlere, dans tiyatrosundan performatif enstalasyonlara geniş bir yelpazede eserler sunacak. ### Tahran'da "Cumhuriyetin 100. Yılında Tarihi Ankara Fotoğrafları Sergisi" açıldı Tahran Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle, İran’ın başkenti Tahran'da, Anadolu Ajansının fotoğraflarıyla, “Cumhuriyetin 100. Yılında Tarihi Ankara Fotoğrafları Sergisi” açtı. Tahran’daki Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) Kültür Enstitüsü binasındaki sergiye Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, EİT Kültür Enstitüsü İran Temsilcisi Selman Rüstemi, EİT Genel Sekreter Yardımcısı Hüseyin Avni Bıçaklı, Tahran YEE Koordinatörü İbrahim Furkan Özdemir, EİT temsilcileri ve İranlıların yanı sıra ülkede bulunan Türk vatandaşları katıldı. Serginin açılışında, kadınlardan oluşan İranlı İstgah müzik grubu, ziyaretçilere müzik ziyafeti sundu. Tahran Büyükelçisi Kırlangıç, AA muhabirine, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada, Yunus Emre Enstitüsünün, Cumhuriyetin 100. yılı dolayısıyla Tahran’da açtığı serginin çok anlamlı olduğunu belirterek, “Ankara fotoğraflarından oluşan bir sergi. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış ilk binaları görüyoruz. O döneme ait dokuyu görüyoruz. Bize cumhuriyetin başlangıç noktasını hatırlatıyor.” dedi. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşanan zorluklara değinen Kırlangıç, şunları kaydetti: "Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, bu süreçte fedakarca, milletle omuz omuza çalışarak bize bir Cumhuriyet ve gelecek emanet ettiler. Bizim görevimiz, bu ülkeyi daha da güçlü bir şekilde ileriye taşımak. Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yılına girerken Türkiye Yüzyılını da aslında idrak etmiş oluyoruz. Türkiye Yüzyılına adım atmış oluyoruz.” Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, sergide emeği geçen herkese teşekkür etti. AA’nın fotoğraflarıyla tarihi Ankara Tahran YEE Koordinatörü Özdemir de Yunus Emre Enstitüsünün dünyanın farklı şehirlerinde 100. yıl etkinlikleri kapsamında çeşitli programlar düzenlediğini belirtti. Özdemir, “Bizler de Tahran Yunus Emre Enstitüsü olarak Anadolu Ajansından temin ettiğimiz tarihi Ankara fotoğraflarını, özellikle Cumhuriyetin ilk döneminde inşa edilen önemli yapıların fotoğraflarını sergileme imkanı bulduk.” diye konuştu. EİT Kültür Enstitüsü İran Temsilcisi Rüstemi de böyle bir programa ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü dolayısıyla, Sayın Büyükelçimizi ve tüm kıymetli misafirlerimizi tebrik etmek istiyorum.” dedi. Uluslararası bir kültür kurumu olarak EİT Kültür Enstitüsünün görevlerinden birisinin, kültürel, sanatsal ve edebi etkileşimleri güçlendirmek olduğunu söyleyen Rüstemi, EİT bölgesindeki ortak ritüellerin korunması ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamaya çalıştıklarını dile getirdi. Rüstemi, EİT ülkelerinin birçok kültürel alanda dünyaya öncülük ettiğini ifade ederek, “EİT bölgesindeki tüm kültürel ortaklıkların yanı sıra, bu ülkeler dost ve kardeş gibi birbirlerinin yanında olup bir yüzük taşı misali bölgede ve dünyada parlamaktadır.” diye konuştu. EİT Kültür Enstitüsünün üye ülkelere ikinci evleri olarak her zaman açık olduğunu kaydeden Rüstemi, “Cumhuriyetin 100. Yılında Tarihi Ankara Fotoğrafları Sergisinin düzenlenmesi de EİT’in kültürler misyonu doğrultusunda yapılmıştır.” dedi. YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de “Bu sergi vesilesiyle Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve yine yüzyıllık Cumhuriyetimiz boyunca ülkemize hizmet eden, ülkemizin kalkınması için emek sarf eden tüm devlet adamlarımızı, bürokratlarımızı sanayicilerimizi, iş adamlarımızı ve yurttaşlarımızı da Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı vesilesiyle saygı ve minnetle yad ediyorum.” diye konuştu. ### Gülçin Anıl’ın “Öz’e Dönüş” sergisi Decollage Art Space’te açılıyor Duayen sanatçı Gülçin Anıl’ın 66. kişisel sergisi “Öz’e Dönüş”, 25 Ekim – 19 Kasım tarihleri arasında Decollage Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. “Öz’e Dönüş”, semazenlerin mistik dönüşünü, bu dönüşteki sırları, sınırsız hoşgörü ve sevgiyi tema edinen eserlerden oluşuyor. Kendi tabiriyle gerçekten resim yapmaya kırklı yaşlarından sonra başlayan Gülçin Anıl’ın eserlerinde sanatçının çarpıcı düşünsel zenginliği ve güçlü bir dinamizm göze çarpıyor. SEM AYİNLERİNİN DERİNLİĞİ Tuval üzerine yağlı boya tekniğiye oluşturulan “Öz’e Dönüş” serisinde semâ ayinlerinin derinliği yanında hareketin devinimi ön plana çıkarılıyor. Yüksek viskozitesi ve güçlü pigment alt yapısıyla hareketi yoğun bir şekilde gösteren yağlı boya ile birlikte zaman zaman kristal, mika zerrecikleri ve kum gibi özel doku malzemeleri de kullanılan eserler, semâ ayinlerindeki trans hâlini vurguluyor. Hareketin yoğunluğu için son katlarda neredeyse hiç inceltici kullanılmayan eserlerde soyutlanmış figürler aracılığıyla semâ ayinlerinin duygusal yoğunluğu tuval üzerine aktarılıyor. Gülçin Anıl’ın yeni kişisel sergisi “Öz’e Dönüş”, semâ ayinlerinin derinliğini, semazenlerin hareketinin kontrastını konu edinerek ayinlerin altındaki sevgi, hoşgörü, Yaradan’a olan aşk temalarını tuvale taşıyor. “Öz’e Dönüş”, 25 Ekim – 19 Kasım tarihleri arasında Decollage Art Space’te ziyaretçilerini bekliyor. Decollage Art Space Suadiye Mahallesi, Müzeyyen Sokak, No:4/1, 34740, Kadıköy/İstanbul ### Quick Art Space ilk sergisi "Yapıntı Doğa" ile sezonu açıyor Maher Holding’in girişimiyle Quick Tower bünyesinde mayısta faaliyete geçen Quick Art Space, kurucu direktörü Nergis Abıyeva’nın küratörlüğündeki ilk sergiyi 28 Ekim-1 Aralık'ta gerçekleştiriyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, "Yapıntı Doğa" başlıklı sergide Gülçin Aksoy, Nazan Azeri, Seçil Büyükkan, Ahmet Rüstem Ekici & Hakan Sorar, Ekin Saçlıoğlu ve Özlem Şahinler'in resim, video, enstalasyon, dokuma ve heykel gibi farklı türlerdeki yapıtlarına yer veriliyor. İlk defa izleyicilerle buluşacak yapıtları da içeren sergi, Quick Tower'ın mimari özelliklerinden ve kendisini konumlama biçiminden yola çıkarak kurgulandı. "Yapıntı Doğa" sergisi, "Doğa deyince zihnimizde beliren yalnızca balta girmemiş ormanlar ya da uçsuz bucaksız denizler mi? İnsan eliyle doğru şekilde müdahalede bulunulan, şifalandırılan şehir alanları doğayla ilişkimizi güçlendirebilir mi? Doğa-kültür, insan-hayvan, kadın-erkek, zihin-beden, iş-ev ikiliklerinin dışına taşabilir miyiz?" gibi sorulardan yola çıkıyor. Atölye çalışması, sergi turu ve sanatçı konuşmasını içeren paralel etkinlik programı da önümüzdeki günlerde paylaşılacak. Maher Holding’in girişimiyle Quick Tower bünyesinde mayısta faaliyete geçen Quick Art Space, kurucu direktörü Nergis Abıyeva’nın küratörlüğündeki ilk sergiyi 28 Ekim-1 Aralık'ta gerçekleştiriyor. ### Pop-Art Hareketinin Öncüsü Andy Warhol’un Eserleri Lale Vakfı’nda Sergileniyor Yirminci yüzyıl çağdaş sanatının en etkin isimlerinden ve Pop-art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un 125 eserinin yer aldığı “Andy Warhol-İstanbul” Sergisi’nin resmi açılışı İstanbul Lale Müzesi’nde yapıldı. Sergi 30 Mart 2024 tarihine kadar gezilebilecek. Amerikalı ressam, grafik tasarımcı ve film yapımcısı olan Andy Warhol, yaratıcı eserleri ve benzersiz tarzıyla sanat dünyasında ve popüler kültürde unutulmaz izler bırakmış; çağdaş sanatın dönüm noktalarından biri olmuştur. Pop Art akımının önde gelen temsilcilerinden olan Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. 1928 yılında Pittsburgh doğan Andy Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının en renkli ve çarpıcı figürlerinden biri olmuştur. Warhol kariyerine ticari illüstratör ve reklam dünyasında grafik tasarımcı olarak başlamış ancak, kısa sürede sanat dünyasının sınırlarını zorlayacak benzersiz bir yaklaşımla farkını ortaya koymuştur. New York’a taşınarak 1950’lerin ortalarından itibaren sanat dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Sanatının temelini, Amerikan tüketim kültürünün etkileyici ve sıradan nesnelerini sergilemek oluşturmuştur. Warhol’un sanatında tekrar ve yeniden üretim önemli bir rol oynar. Örneğin, Marilyn Monroe, Campbell çorbası kutusu ve Coca-Cola şişesi gibi popüler nesneleri ve ünlüleri yineleyerek onları sıradanlaştırırken aynı zamanda onları sanat eserine dönüştürmüştür. Sanatında parlak renkler ve basit kompozisyonlar kullanarak estetik algıları sorgulamış ve popüler kültürü sanatın bir parçası haline getirmiştir. Warhol’un stili, çağdaş toplumun görsel diliyle iletişim kurmayı amaçlamıştır. Reklam dünyasının, ünlülerin ve tüketim kültürünün etkisi altında olan Warhol, bu görsel dilin bir parçası haline gelmiş ve onu sanatına dahil etmiştir. Sanat eserlerinde sık sık günlük yaşamdan nesneleri ve ünlü simgeleri kullanması, sanatın elit bir sınıfın ayrıcalığı olmaktan çıkarak geniş halk kitlelerine ulaşmasına katkı sağlamıştır. Warhol’un ilham kaynakları arasında Amerikan tüketim kültürü, ünlüler, gazete başlıkları ve Hollywood yıldızları yer alır. Biletleri Biletix ve Passo üzerinden satılan sergi, Emirgan, İstanbul Lale Müzesi’nde haftanın 7 günü saat 10:00-21:00 arasında ziyarete açık olacak. ### Amasra'da 1800 Yıllık Su Perisi Heykeli Bulundu Bartın'ın Amasra ilçesinde tarihi Bedesten bölgesinde yapılan sondaj çalışmalarında, milattan sonra 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen Nymphe (su perisi) heykeli, Amasra Müze Müdürlüğü'nde ziyarete açıldı. Bartın'ın Amasra ilçesinde bulunan milattan sonra 2. yüzyıla ait olduğu düşünülen Nymphe (su perisi) heykeli, Amasra Müze Müdürlüğü'nde ziyarete açıldı. Müze Müdür Vekili Güray Can Aytekin, gazetecilere, Bedesten bölgesinde gerçekleştirdikleri kazılarda, yapının zeminine ulaşmayı amaçladıklarını söyledi. Çalışmalar sırasında yaklaşık 4 metre derinlikte esere ulaştıklarını aktaran Aytekin, "Heykeli, çıkarıldığı alandaki havuzdan ve oluşan su tabakasından dolayı 'su perisi' olarak adlandırdık. Müze Müdürlüğümüzde yaptığımız incelemelerde ise Afrodit'e daha yakın olarak değerlendirme yaptığımız heykeli, laboratuvarımızın çalışmaları sonucunda ziyarete ve teşhire çıkarmış bulunuyoruz" diye konuştu. Kazı çalışmalarına bilimsel danışmanlık yapan Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatma Bağdatlı Çam da eserde Afrodit tipinin tercih edilmesinin, yapının anıtsallığının da göstergesi olduğuna işaret etti. Çam, "Bu kadar önemli bir tanrıça tipolojisinde bir Nymphe'nin buraya yerleştirilmesi, yapının aynı zamanda ne kadar önemli, ne kadar dikkat çekici olmasının istendiğini gösteriyor" dedi. Törene, Amasra Kaymakamı Kadir Perçi, Belediye Başkanı Recai Çakır, Bartın Kültür ve Turizm Müdürü Özlem Koçak da katıldı. ### YUNT ilk sergisi “Şehir Nerede?” ile Sultanbeyli’de açılıyor Kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT, Emre Zeytinoğlu küratörlüğündeki ilk sergisi “Şehir Nerede?” ile 4 Kasım 2023 - 4 Şubat 2024 tarihleri arasında kapılarını açıyor. Muratcan Sabuncu kuruculuğunda Sultanbeyli’de açılan YUNT, toplumun sanatsal etkinliklerle karşılaşma olanaklarını arttırmayı amaçlayan ve Sergen Şehitoğlu sanat danışmanlığında hayata geçen bir mekân. Sergi ve etkinliklerin yanı sıra eğitim programı ve desteklediği yayınlar ile sanatsal üretime katkıda bulunmayı hedefliyor. Mekânın sunduğu deneyim ve etkileşim olanakları ile toplumsal değişim potansiyellerinin çoğalmasına yardımcı olmayı öncelikleri arasına yerleştiriyor. Prof. Dr. Eva Şarlak’ın akademik danışmanlığında düzenlenen etkinlik programı ve teşvik politikası ile sanat üretimini ve entelektüel düşünceyi destekliyor. İLK SERGİ “ŞEHİR NEREDE?” “Şehir Nerede?” sergisi, İstanbul’a nostaljik yaklaşımların ya da geleceğe ait iyileştirici düşüncelerin dışında, şehrin bugünkü gerçeği üzerinden hareket ediyor. “Merkez-çevre” ayrımının silikleşmeye başladığı şehirde; artık ne ideal bir “İstanbullu”dan, ne oraya sonradan gelen ve o “kültüre yabancı olduğu ileri sürülen” arasındaki ayrımdan, ne de “eski İstanbul görüntüleri”nin tekliğinden söz edilebilir. Sergide yer alan sanatçılar, ortaya koydukları yapıtları ile bize yeni bir “İstanbul gerçeği”nin düşünülmesi gerektiğinden söz etmektedirler. Şehrin bilinen simgeleri yerine günümüz sisteminde işlev kazanmış yeni yapıların, meydanların, mahallelerin ve şehirdeki farklı grupların görüntüleri ile karşılaşırız. İstanbul’da bir yandan var olan kültürel yapı ile bugünün yenilerinin buluştukları ve ayrıştıkları durumlar ortaya konulmaktadır. Sonuçta, bu sanat alanı da tam bu durumları içeren bir “yer”de bulunmaktadır ki bu yüzden, açılış olarak böyle bir sergiyle başlanması, hem o “yer”in izleyicisiyle bir yakınlık kuracak, merkez-çevre ayrımını ortadan kaldıracak hem de mevcut “metropol mantığı” üzerine bir düşünme pratiği başlatabilecektir. YUNT HEYKELİ Bulunduğu konumdan ve konumun geçmişinden aldığı verilerle mekâna özgü bir yerleştirme olarak Sergen Şehitoğlu tarafından tasarlanan Yunt Heykeli, kamusal alanda izleyicilere sunuluyor. Eski Türkçeden başlayarak kullanılan “yunt” kelimesi, Orta Türkçede yunt (yund) “atlar, at sürüsü” olarak geçiyor. Muratcan Sabuncu ve ailesinin bir zamanlar sahip oldukları at çiftliğinden ilhamla üretilen ve kâr amacı gütmeyen sanat ve etkileşim alanı YUNT’un yakınında konumlanan açık alan heykeli, çiftlikte yetiştirilen 12 İngiliz atından yola çıkıyor. Atları temsil eden, dinamik formda yerleştirilmiş 12 küp, çiftliği ve aileyi simgeleyen kare bir çerçeve ile belirginleştiriliyor. Küratör: Emre Zeytinoğlu Sergide yer alan sanatçılar: M. Cevahir Akbaş, Setenay Alpsoy, Sercan Apaydın, Can Aytekin, Antonio Cosentino, Mustafa Duymaz, Ahmet Elhan, Murat Germen, Sinan Logie, Mustafa Pancar, Rüçhan Şahinoğlu. Adres: Hasanpaşa Mahallesi Fatih Bulvarı No: 33 Sultanbeyli / İstanbul ### "Dijital Evren" Yaklaşık 400 bin Ziyaretçi Çekti Antalya'da, Avatar ve Star Wars filmlerinden esinlenilerek 5 bin metrekare alanda kurulan Digiverse Dijital Evren Deneyimi Gösteri Merkezi'ni yaklaşık 400 bin kişi ziyaret etti. Belek Turizm Merkezi'nde geçen yıl ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan "dijital evren", yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra bilim, teknoloji ve fotoğrafa meraklı kent sakinlerinin de ilgisini çekiyor. İki boyutlu görsellerin karekod teknolojisiyle 3 boyutlu görüntülendiği merkezde, farklı amaçlar için geliştirilen teknolojiler sanatla birleştirilerek ziyaretçilere farklı bir deneyim yaşatılıyor. Sanal evrende sanatsal bir yolculuğa çıkma fırsatı sunulan Digiverse'te, 360 derecelik sürükleyici sergi alanlarında yapay zeka teknolojisine yer veriliyor. Avatar ve Star Wars filmlerinin konseptinden esinlenilerek tasarlanan 200'den fazla dijital sanat eseri ve deneyim alanını barındıran merkez, çocuklara eğitim için de kullanılıyor. "Ziyaretçileri farklı bir boyuta taşıyor" Digiverse Dijital Evren Deneyimi Gösteri Merkezi Genel Müdürü Feride Uygur, AA muhabirine, merkezin sanat, teknoloji ve eğlenceyi harmanlayan "ilk ve tek sanal evren platformu" olduğunu söyledi. Merkezdeki sanat eserlerinin görüntülenmesi ya da dijital evren deneyimi yaşamak için gözlük veya kulaklık gibi herhangi bir aksesuar kullanılmadığını belirten Uygur, üst teknolojiyle canlandırılan eserlerin ziyaretçileri farklı bir boyuta taşıdığını ifade etti. Antalya turizmine güç ve renk kazandırdıklarını dile getiren Uygur, "Ülkemizin ve Antalya'nın uluslararası platformdaki rekabetine ve tanıtımına katkı sunuyoruz. Nitelikli ve kaliteli bir turizm sunmak üzere çıktığımız bu yolda çok keyifli ve yüzde 100 memnuniyetle karşılaşıyoruz. Günübirlik misafirlerin yanı sıra otellerde konaklayan yerli ve yabancı turistler için de alternatif destinasyon olduk." dedi. Bir yıldır faaliyette olduklarını hatırlatan Uygur, bu süre içinde yaklaşık 400 bin kişiyi ağırladıklarını kaydetti. Başka ülkelerde de kurulacak Orta Doğu, Bulgaristan, Almanya'dan ciddi talep geldiğini anlatan Uygur, şöyle devam etti: "Misafirlerimizden aldığımız yoğun ilgi ve memnuniyet yatırımcımızın farklı ülkelerde de yatırım ağı oluşturmasına vesile oldu. Türk yatırımcısının projesini başta Kazakistan ve Almanya olmak üzere bazı ülkelere de kazandırmak ve bir dünya markası haline getirmek için gerekli adımlar atıldı. Digiverse, farklı ülkelerde de deneyimlenebilecek." Eğitim faaliyetlerine destek olduklarına da değinen Uygur, özel ve devlet okulundaki öğrencileri merkezde ağırladıklarını ve çocukların yapay zeka ve teknolojiyle tanışmalarını sağladıklarını sözlerine ekledi. ### AKM'de Cumhuriyet'in 100. Yıl Dönümüne Özel Konserler Gerçekleştirilecek Atatürk Kültür Merkezi (AKM), Cumhuriyet'in 100. yıl dönümünü coşkulu konserlerle karşılayacak. AKM'den yapılan açıklamaya göre, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile Tekfen Filarmoni, 100. yıla özel hazırladıkları programlarla sanatseverle buluşacak. Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosunun Cumhuriyet'in 100. yıl dönümü için hazırladığı "1923'ten Sonsuza: İkinci Yüzyıla Merhaba" konseri, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş döneminde müzik kültürünü iki devir arasında taşıyan sanatçıların eserlerinden oluşuyor. Mehmet Güntekin yönetiminde Tiyatro Salonu'nda gerçekleşecek konser, 22 Ekim'de 11.30'da başlayacak. Hakan Hataylı ve Neval Güleç'in solist olarak yer alacağı konserde, Cumhuriyet'in ilan edilişine özel bestelenen bir eser de seslendirilecek. İDSO'dan "Cumhuriyetimizin 100. Yılı" konseri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), 27 Ekim'de "Cumhuriyetimizin 100. Yılı" başlıklı konser verecek. Konserde sahne alan piyanist Can Çakmur, Dmitri Shostakovich'in "İkinci Piyano Konçertosu"nu yorumlayacak. İngiliz şef Howard Griffiths yönetimindeki topluluk, aralarında Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin ve Ferit Tüzün'ün bulunduğu bestecilerin eserlerini AKM Tiyatro Salonu'nda seslendirecek. İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, 27 Ekim'de Cumhuriyet'in 100. yılında Cumhuriyet ile ilgili bir repertuvarla sahneye çıkacak. AKM Müzik Platformunda gerçekleşecek konserde Elif İnce ve Gediz Çoroğlu solist olarak sahnede olacak. Ceyda Düvenci, Mert Fırat ve Yiğit Sertdemir, Tekfen Filarmoni ile sahnede olacak Şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni, 28 Ekim'de Tekfen Vakfının desteğiyle yazar Mehmet Altun'un arşivlerde ve sahaflarda yaptığı araştırmalar sonucunda ulaştığı İstiklal Marşı'nın yazılma hikayesini sanatseverlerin beğenisine sunacak. İstiklal Marşı'nın öyküsünü tiyatro yönetmeni Yiğit Sertdemir sahneye uyarlarken, Meclis'teki tartışmaları, Tunalı Hilmi ya da Garp Ordusu Erkan-ı Harbiyesi Komutanı İsmet İnönü'nün sözlerini ise Ceyda Düvenci, Mert Fırat ve Sertdemir yorumlayacak. İDOB'dan bestecilere saygı duruşu İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Cumhuriyet'in 100. yılını marşlar ve türkülerle birlikte büyük bir coşkuyla kutlayacak. Türk Telekom Opera Salonu'nda 29 Ekim'de gerçekleşecek "Cumhuriyet'in 100. Yıl Konseri" programında, Cumhuriyet'in yetiştirdiği bestecilerin eserlerinden oluşan bir seçki seslendirilecek. İDOB Orkestrası'nı İbrahim Yazıcı, İDOB korosunu ise Volkan Akkoç yönetecek. Konserde Ceren Aydın, Elif Tuğba Tekışık, Serkan Bodur, Emre Güngör ve İlke Kodal solist olarak yer alacak. Etkinliklerin detaylarına "akmistanbul.gov.tr" adresinden ulaşabilir. ### Ressam Selda İnci’den 21. kişisel sergi Ünlü ressam Selda İnci'nin merakla beklenen "Kafama Göre”adını verdiği 11 eserden  oluşan 21. kişisel sergisi, 15-19 Kasım 2023 tarihleri arasında  İstanbul Lütfi Kırdar 4. Sanat ve Antika Fuarı’nda sanatseverlerin huzuruna çıkıyor. Resim yaparken doğanın mucizelerinden aldığı ilhamla eserlerini hat sanatlarıyla pekiştiren, oto portrelerinin yer alacağı  bu sergisinde yağlıboya akrilik, suluboya tekniklerini kullanan sanatçıyla özel bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar. Sergileri ve resme tutkunluğu ile Selda Hanım kimdir? Resme olan ilgili ve merakı ne zaman başladı? Merhaba, ben Selda İnci Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümü mezunuyum. İlk oğlum doğana kadar yaklaşık 4 sene Merkez bankasında çalıştım. İlk oğlum doğunca çocuğuma kendim bakmak istedim ve çok isteyerek girdiğim Merkez bankasından istifa ettim, daha sonra da 2. oğlum doğdu ve böylece benim iş hayatım tamamen son bulmuş oldu. Çocuklarım okula başladıktan sonra çok sevdiğim resim sanatına yöneldim. Lise yıllarımda değişik teknikler ile kendi kendime resim yapıyordum. Tekrar denemeler yaptım. Resim sanatına çok meraklıydım ve bu sanatın teknik yönlerini de öğrenmek istedim. Bu nedenle ilk adımı attım ve ilk adım yani sevgili hocam Nurhan Ekmekçi ile çalışmaya başlamam resmi daha da çok sevmeme ve hocamın beni yüreklendirmesiyle cesaretimin tavan yapmasına neden oldu. Daha sonra ise değerli hocalarım Sevgi Algül , Ekrem Kahraman ve Su Yücel den resim dersleri Eda Şahan'dan ise Tezhip ve hat sanatı  dersleri aldım...11 sene bu değerli hocaların atölyelerinde çalıştım. İlk kişisel sergimi Su Yücel'in teşvikiyle Leonardo Sanat Galerisinde açtım. Bu sergi benim hayatımda gerçekten bir dönüm noktası ve harika bir sanat hayatı başlangıcı oldu. Birçok kişisel sergileriniz oluyor bu anlamda rekor kırıyorsunuz diyebilir miyiz? Resim yapmak sizin için ne ifade ediyor? Evet kişisel sergilerim oluyor. Kişisel sergilerimin her biri ayrı ayrı çok önemli benim için. Her yeni sergim benim için yeni bir doğuş ve içimdekilerin dışavurumunun ifadesinin yorumunu sanatseverlerle paylaşma duygusudur. Rekor mu bu ne bilmiyorum ama resim yapmak ve bunu sergilerle herkesle paylaşmak ,kendimi ifade etmem için haz duymam ve anlatılamaz güzel duygular yaşamamın sebebi  olmaktadır.. Birçok serginizde işlediğiniz konularla dikkat çektiniz. Yaptığınız resimleri ve bu konulardan bahseder misiniz? Evet hep içimdeki duygularımı tuvalime yansıttığımı söylemiştim...Resim yapmak benim için bir dışavurum, mistik duygularım, yaratana olan aşkım, ve onun en güzel mucizelerini elimden geldiğince yorumlamak, bunlar gerçekten yaşanması gereken çok güzel duygular. Yaratanın en güzel mucizeleri olarak gördüğüm çiçekleri, doğayı, kuşları kelebekleri , örümcek ağlarını (onlar birer sanat eseri), yaşadığım olumlu olumsuz beni çok etkileyen olayları ve bu olayların bana öğrettiklerini ve de yaşadığım her olayın bir olgunlaşma ve varoluşumu nasıl anlamlandırdığını , aldığım dersleri, ve bu derslerin bendeki olumlu katkılarını yorumlayarak tuvalime aktarıyorum.. Resim yapmak sizin için neyi ifade ediyor? Bir ressam boş tual karşısında önce nasıl harekete geçer? Resim yapmak, resim yapmaya sizi iten duygunuz nedir diye sorsak ne dersiniz? Resim yapmak bir duygu benim için. Bu duygunun çeşitli renklerde ve şekillerde tuvale aktarımıdır resim. Benim atölyelerim yaşadığım evlerimde salonların en baş köşesi. Önümde hep hazır bekleyen, tuvallerim, boyalarım, fırçalarım var...O tuvalin ne zaman renklenip şekilleneceği bana o duygunun ne zaman geleceğine bağlı. Bazen günlerce elim fırçaya gitmez, bazen de gece yarılarına kadar fırçayı bırakamam elimden ...Beni resim yapmaya iten şey tabii ki en başta resim yapmayı ve resmi çok sevmem   ve de evimin her tarafını bir müze gibi tablolarla donatmak istememdi.  Ve de gerçekleşti çok şükür... Resim yaparken ilham aldığınız şeyler oluyor mu? Resim yaparken ilham aldığım şeyler doğanın mucizeleri ve yaratanın eserleri, ve bu eserleri elimden geldiğince   duyguları mı da katarak ve bu duyguları bazen hat sanatıyla pekiştirerek aktarmaya çalışmaktır. Bir önceki serginiz “3’Ü BİR YERDE” birazcık bahseder misin? Nedir anlamları ve nasıl bir duygu ile resmettiniz? Bir önceki sergim "3' ü bir yerde" de ,Kat- ı  sanatı , Hat sanatı ,ve yağlıboya sanatını bir arada yorumlayıp  tuvalimde bu 3 sanat dalını birlikte  resmettim. Şükür , Dua ve Aşk'ın en yalın ve en içimden geldiğince anlatıldığı sergim benim için Esma- ül Hüsna sergim kadar anlamlıydı. Aşk ile içimdeki sonsuz Allah aşkını, Dua ile Rabbimle iletişimi, Şükür ile de yaşadığım iyi ya da kötü her olayın mutlaka bir nedeni olduğunu ve hepsinin aslında en yüksek hayrımıza olacak bir ders olduğunu, ve bunu fark etmiş olmanın huzuru ile minnettarlığımın tuvalime yansımasıdır... Kasım ayında gerçekleşecek olan 21 serginizden de bahsedelim istiyoruz. Bu serginizde işlediğiniz konu nedir? Neler yer alacak serginiz ve nerede gerçekleşecek? 15 -19 Kasım tarihleri arasında  İstanbul Lütfi Kırdar 4. Sanat ve Antika fuarında sergilenecek olan 21 kişisel sergimde yağlıboya ve akrilik kullanarak yaptığım kendi oto portrelerimi sergiliyorum. Sergimin adı "Kafama göre" ve 11 eserden oluşuyor...Hislerim, yaşadıklarım ,yaşamak istediklerim, geçmiş  ve şimdiden duygularım var... "Kafama Göre" takıldım, Kafama göre renkler , kafama göre çiçekler , kafama göre şekiller , kafamda uçuşan kuşlar var.. Resimlerinden ilham aldığınız ressamlar var mıdır? Kimlerdir? İlhamımı, daha önce de belirttiğim gibi yaratandan, doğadan ve yaratılmış tüm canlılardan alıyorum. İlham aldığım değil ama hayran olduğum çok ressam var. Dali' nin zekasına hayranım, Picasso’nun konuları anlatımına hayranım, Cezanne’ın renk tonlamalarındaki ustalığına hayranım, Monet' nin fırça vuruşlarına hayranım, Van Gogh' un içindeki tüm duygularını, hüznünü, karamsarlığını ve melankolik ligini resimlerinde başarıyla hissettirmesine hayranım. Sanatınız ile varmak istediğiniz bir hedefiniz var mı? Sergileriniz devam edecek mi? Sanatım ile ilgili bir hedefim var. Kendi adıma bir müze açmak ve o müzenin gelirini  , Allah rızası için ,ihtiyaç sahiplerine dağıtmak. Sergilerimin devam etmesini çok istiyorum, ve bunun için de çok çok çok çalışmak .. Resim yapmaya ilgi duyanlar için öneriniz neler olur? Resme ilgi duyan ve resim yapmak isteyenlere önerilerim, çok sevmeleri ve içlerinden geleni samimi olarak resmetmeleri, sabırlı ve disiplinli olmaları, ve bol bol sergi gezmeleri ...Ben ressamların hayatlarını çok merak ederim. Okurum seyrederim, ve çok önemserim, hayatlar resimlerde aslında .. Resimlerinizde parmak izinizi görüyoruz. Bunun için neler söylersiniz? Resimlerimde imza olarak parmak izimi kullanıyorum. Parmak izim , Allah’ın mucizelerinden ve sadece bana özel, asla taklit edilemez...Resimlerime mistik bir hava kattığına inanıyorum... ### Para Koleksiyonunu Müzede Sergiliyor Hollanda'nın Rotterdam şehrinde 1989'da yerde bulduğu 1 sentle para toplamaya başlayan Esat Kaplan, Gaziantep'te kurduğu müzede 34 yıllık koleksiyonunu sergiliyor. Kaplan, 1989'da iş için gittiği Rotterdam kentinde et ve et ürünleri işletmesi açmak için kiraladığı dükkanda temizlik yaparken yerde 1967 yılına ait 1 sent buldu. Bulduğu parayı beğenen Kaplan, bir süre sonra kurduğu dükkanı bırakıp Türkiye'ye dönerek para biriktirmeye başladı. Madeni ve kağıt para koleksiyonculuğuna merak salan Kaplan, 1989'da topladığı paraları sergileme imkanı buldu. Kaplan, içerisinde çok sayıda eski para bulunan "Devr-i Alem Para Müzesi"ni 2015'te kurdu. Öğrenci ve öğretmenlere müzeyi ücretsiz gezme imkanı sunan Kaplan, müzenin ihtiyaçlarını gidermek için ziyaretçilerden gönüllülük esasına göre 15 lira talep ediyor. Esat Kaplan, AA muhabirine, para toplamaya 1989'da Hollanda'da 1 sent bulmasıyla başladığını belirterek, "Koleksiyonda kağıt paralarda 1792 Fransız frangı, madeni paralarda ise 17. ve 18. yüzyıla ait olanlar mevcut." dedi. Müzeyi açmadan önce topladığı paralarla kentteki bazı yerlerde sergiler açtığını ifade eden Kaplan, şunları söyledi: "Ziyaretçilere ilk önce Cumhuriyet dönemi paralarını gösteriyoruz. İnsanlar ilk kez geldikten sonra çocuklarıyla defalarca geliyor. Ziyaretçiler 1700'den bu yana her türlü parayı görüyor. Sordukları ülkeye göre kendilerine yardımcı oluyorum." "Yılda en az 150 bin insan geliyor" Müzeye yerli ve yabancı turistlerin geldiğini anlatan Kaplan, müzenin beğenildiğini ifade etti. Depremler sonrasında da ziyaretçilerin gelmeye başladığını dile getiren Kaplan, şunları kaydetti: "Yılda en az 150 bin insan geliyor. Öğrenci ve öğretmenlerden ücret almıyoruz. Zaten gönüllülük esasına göre ücret alıyoruz. Buraya bir turnike sistemi kurulsa daha fazla ziyaretçi kayıt altına alınabilir." ### Mahnam Barzin Sergisi 31 Ekim’e kadar uzatıldı Art Parisa Sanat Galerisi’nin ev sahipliği yaptığı, İranlı sanatçı Mahnam Barzin ’in “Bir Uçaydım” adını taşıyan temalı sergisi, 31 Ekim 2023 tarihine kadar uzatıldı. Sergi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Art Parisa Sanat Galerisi Kurcusu Parisa Karamnezhad, şunları ifade etti: “Sergide Mahnam Barzin’in yaratmış olduğu, kendine özgü bakış ve düşüncelerini yansıtan eserler yer alıyor. Mahnam Barzin ’i tanıyan ve çalışmalarını takip eden pek çok sanatsever, İstanbul ve Türkiye dışında bulunuyor olmaları nedeniyle sergiye gelemediklerini belirterek, bu sebeple serginin ekim ayı sonuna kadar uzatılması konusunda talepte bulundular. Biz de bunun üzerine sergiyi ekim ayı sonuna kadar uzatmaya karar verdik." MAHNAM BARZİN HAKKINDA... Tebrizli olup, aynı zamanda bir ses sanatçısı da olan Mahnam Barzin, resim çalışmalarında İran’ın hayli derin kültüründen beslenerek çizimlerini gerçekleştirmekte. 1984 doğulu olan Barzin, müzik hayatında yaptığı besteleri ile de bilinmekte. Çocukluk yaşlarında resim çalışmalarına başlayan sanatçı, üniversitede resim öğrenimi ile kendini daha da geliştirmiş. Ayrıca, Fransa Dil ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olmuş. Müzik dünyasında piyano ve gitar enstrümanlara aşina ve 2008 yılından itibaren gitar ve piyano eşliğinde kendisinin bestelerini yapmakta. Sanatçının son sergisinin teması “Bir Uçaydım”, son bestesiyle aynı adı taşımakta. Eş zamanlı olarak hem şarkı bestelenmiş ve hem de resim sergisi yapılmıştır. https://www.youtube.com/watch?v=ZZDr0yo12Zc Art Parisa Sanat Galerisi’nin ev sahipliği yaptığı, İranlı sanatçı Mahnam Barzin ’in “Bir Uçaydım” adını taşıyan temalı sergisi, 31 Ekim 2023 tarihine kadar uzatıldı. ### Ara Güler Fotoğrafları İstanbul'da Ara Güler Müzesi, Ara Güler’in fotoğraflarını uluslararası sergi ve iş birlikleri ile daha geniş kitlelere ulaştırmaya devam ediyor. Bulgaristan’da gerçekleştirilen International Meetings of Photography festivali kapsamında açılan sergi, festivalin ana etkinliği olarak yer alıyor. Türkiye’de kültür ve sanat alanında uzun soluklu çok sayıda sosyal sorumluluk platformu ve projesinin destekçisi olan Doğuş Grubu’nun, Ara Güler ile iş birliği sonucu 2016 yılında hayata geçirdiği Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi, Filibe’deki Kapana Gallery’de ziyaretçileriyle buluşuyor.  Ara Güler’in onur sanatçısı olduğu ve 1983 yılından bu yana düzenlenen International Meetings of Photography festivali programında, Ara Güler’in eserlerinin yanı sıra Jacob Aue Sobol, Reiner Riedler, Máté Bartha, Marco Rigamonti, Roumen Koynov, Nikola Mihov ve Kostadin Chernev gibi uluslararası fotoğrafçıların da eserleri yer alıyor.  Ara Güler’in ağırlıklı olarak 1950 ve 1960’lı yıllarda çektiği, en bilinen fotoğrafları arasında yer alan 52 adet siyah-beyaz fotoğrafının görülebileceği sergi 13-31 Ekim 2023 tarihleri arasında ziyarete açık olacak.  Ara Güler Müzesi Hakkında: Ara Güler Müzesi, Türkiye’de foto muhabirliği ve fotoğraf sanatının öncülerinden Ara Güler ile Doğuş Grubu iş birliği sonucu kurulmuştur. Müze Ara Güler’in 90. yaş günü olan 16 Ağustos 2018 tarihinde kendisinin de katılımıyla bomontiada’da açılmıştır. Ara Güler Müzesi, Ara Güler’in çok yönlü sanatçı kimliğini, ilham veren yaşamını ve değerli arşivini geniş kitlelerle buluşturmayı amaçlamaktadır. Yurtiçi ve yurtdışı sergiler, yayınlar, etkinlikler ve iş birlikleri ile fotoğraf sanatının görsel, duygusal ve sosyal etkisini öne çıkartmayı ve yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Ara Güler’in yaşamı boyunca arşivini muhafaza ettiği Beyoğlu, Galatasaray’da bulunan Güler Apartmanı’nın kalıcı müze adresi haline getirilmesi planlanmaktadır.  Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi (AGAVAM) Hakkında: 2016 yılında Ara Güler ve Doğuş Grubu arasında gerçekleşen anlaşma ile hayata geçen Ara Güler Doğuş Sanat ve Müzecilik A.Ş. çatısı altında yer alan AGAVAM, Türkiye’nin en önemli fotoğraf arşivlerinden biri olan Ara Güler arşivinin bütün olarak korunması ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak üzere çalışıyor. 2018 yılında Ara Güler’in 90’ıncı doğum gününde İstanbul Yapı Kredi bomontiada’da açılan Ara Güler Müzesi ise, duayen fotoğraf sanatçısının eserlerinin daha geniş kitlelere ulaşması için çalışmalar gerçekleştiriyor. Profesyonel düzeyde yönetilen ve kâr amacı gütmeyen iki sanat kurumu, birbirini operasyonel ve içerik anlamında da besleyecek şekilde faaliyet gösteriyor. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç liderliğinde çalışmalarını sürdüren arşiv ekibi, Ara Güler’in yüzbinlerce eserinin tasnif, envanter, koruma, sayısallaştırma ve indeksleme işlemlerini yürütüyor. Arşiv koleksiyonlarının önümüzdeki dönemde bir portal üzerinden fotoğraf meraklıları ve araştırmacılara açık hale getirilmesi hedefleniyor.  ### Ahad Saadi, Alman Birliği Günü’nde Onur Konuğu İran’ın yetiştirdiği ünlü sanatçı Ahad Saadi Alman Birliği Günü’nün onur konuğu oldu. Saadi, Hamburg eyaletinin ev sahipliğinde 2-3 Ekim 2023 tarihlerinde gerçekleşen “Alman Birliği Günü” etkinliklerine, Tacikistan’ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian’ın daveti üzerine  katıldı. AŞK, SEVGİ VE BARIŞ HAYATIMIZIN OLMAZSA OLMAZI “Alman Birliği Günü” etkinliklerinde gerçekleştirdiği konuşmada Ahad Saadi, aşktan, barıştan ve sevgiden söz ederek bu üç kavramın huzurlu bir hayat için olmazsa olmaz olduğuna değindi. Bulunduğumuz coğrafyada, günümüzde, özellikle bu değerlerimizi anımsamamıza tekrar ihtiyaç olduğunu belirten Saadi, “Aşk, sevgi ve barışdan uzaklaşmayalım” dedi. YENİ ESERİN LANSMAN MERKEZİ HAMBURG MU? Ahad Saadi ile görüşen bir başka isim, etkinliklere ev sahipliği yapan Hamburg Belediyesi Dış İlişkiler Genel Müdürü Corinna Nienstedt oldu. Nienstedt, Ahad Saadi ile görüşmesinde, kendisinin, üzerinde çalıştığı ve bitmek üzere olan yeni eserinin lansmanının Hamburg’ta gerçekleştirilmesi  üzerinde görüş alışverişinde bulundular. NEVRUZ ETKİNLİKLERİNE DAVET EDİLDİ Tacikistan’ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian, nevruz etkinlikleri kapsamında 2024 yılının mart ayında Ahad Saadi’yi etkinliklerin onur konuğu olarak tekrar Almanya’da görmek yönündeki isteklerini ifade ettiler. Eserleri dünyan ın en önemli koleksiyonlarında yer alan Azarnegari sanatının yaratıcısı İran'lı Sanatçı  Ahad Saadi, Hamburg Belediyesi Dış İlişkiler Genel Müdürü Corinna Nienstedt ve Tacikistan’ın Almanya Fahri Başkonsolosu Kourosh Pourkian.  Ahad Saadi ve Kourosh Pourkian ### Fransız Sanatçı Hatay’da Yıkıntılar Arasında Çizdiği Resmi Tanıttı "Saype" adıyla tanınan Fransız arazi sanatçısı Guillaume Legros, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Hatay'da yıkıma ve ardından bölgede gösterilen birlikteliğe dikkati çekmek amacıyla çizdiği, iç içe geçen tokalaşmış eller resmini tanıttı. Saype, tüm dünyaya birlik ve beraberlik mesajı vermek amacıyla oluşturduğu "Duvarların Ötesinde (Beyond Walls)" isimli projesinin 19. ayağını Hatay'da tamamladı. Arazi sanatçısı Saype, Hatay'ın Antakya, Defne ve Altınözü ilçelerinde üç ayrı noktada tebeşir ve kömürden yapılan bir boyayla çim ve toprak üzerine freskler çizdi. Yaklaşık iki haftada çalışmalarını tamamlayan Saype, Defne ilçesi Armutlu Mahallesi'nde düzenlediği toplantıda eserini tanıttı. Tanıtım toplantısına, Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Defne Belediye Başkanı İbrahim Güzel, İsviçre'nin Ankara Büyükelçisi Jean Daniel Ruch, Fransa'nın Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont ve bazı sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Savaş, yaptığı konuşmada, 6 Şubat sabahında büyük kabusla uyandıklarını, yaşanan depremde çok sayıda insanın hayatını ve malını kaybettiğini söyledi. Depremin unutmaması gerektiğini belirten Savaş, Saype'ye yaptığı çalışma dolayısıyla teşekkür etti. Büyükelçisi Dumont da 6 Şubat'tan bu yana depremzedeleri unutmadıklarını ve yanlarında olmaya devam ettiklerini dile getirdi. Büyükelçisi Ruch ise kentte depremlerin ardından yaptıkları yardımlardan bahsederek, Türkiye ile dayanışmayı sürdüreceklerini belirtti. "BURADA YAŞANAN ÇOK CİDDİ BİR YIKIM VAR" Saype, depremde yıkılan yerleri gördüğünde çok derinden etkilendiğini anlattı. Yaptığı çalışmayla herkesin dikkatini depremden etkilenen yerlere çekmek istediğini kaydeden Saype, "Depremin üzerinden bir zaman geçti. Burada yaşanan çok ciddi bir yıkım ve acı var. Bunun hatırlatılması gerektiğini düşünüyorum." dedi. Konuşmaların ardından katılımcılar, Saype'nin iç içe geçen tokalaşmış eller çizimini inceledi. ### Mona Lisa ile ilgili yeni bulgular: Da Vinci’nin kullandığı teknik açığa çıktı Bilim insanları, Leonardo Da Vinci’nin dünyaca ünlü başyapıtı "Mona Lisa" portresini yaparken kullandığı tekniklere ilişkin yeni bulgular elde etti. İtalyan mucit, mimar ve ressam Leonardo Da Vinci'nin Mona Lisa tablosunun çok küçük bir bölümünün kimyasal yapısını X-ray ışığı altında inceleyen bilim insanları, sanatçının kavak pano üzerine temel katman olarak kullandığı yağlı boyanın tarifinin farklı olduğunu ortaya çıkardı. Fransa ve İngiltere’den araştırmacılardan oluşan ekip, tablonun sağ üst köşesinden insan saç telinin çapı kadar küçük bir bölümünü inceledi. Ekip, "Mona Lisa" tablosunun ilk boya katmanında nadir rastlanan bir bileşim olan plumbonakrit kimyasal maddesine rastladı. Kurşun oksitin bir yan ürünü olan plumbonakrit maddesi, yağlı boya ile karıştırılarak kullanıldığı takdirde tuvalde kalın bir tabaka ortaya çıkıyor. Araştırmanın baş yazarı Victor Gonzalez, sanat tarihçilerinin daha önce öne sürdüğü "Ressamın portre üzerinde çalışmaya başladığında boyasını kalınlaştırmak ve kurumasına yardımcı olmak için 'kurşun oksit tozu' kullanmış olabileceği" hipotezinin ilk kez doğrulandığını belirtti. Da Vinci'nin "Mona Lisa" üzerinde çalışmaya başladığında deneysel bir ruh hali içinde olabileceğini ifade eden Gonzalez, dünyaca ünlü ressamın denemeler yapmayı sevdiğini aktardı. İLK KEZ DOĞRULANDI Ünlü ressamın resimlerinin her birinin teknik açıdan tamamen farklılık arz ettiğini dile getiren Gonzalez, Mona Lisa’nın zemin katmanı için gerçekten de özel bir tekniğin olduğunu görmenin ilginç olduğu yorumunu yaptı. Daha önce, Leonardo Da Vinci'den sonra 17. yüzyılda yaşamış olan Hollandalı ressam Rembrandt’ın tablolarında da plumbonakrit maddesine rastlayan Gonzales bunun, tariflerin yüzyıllar boyunca aktarıldığını da gösterdiğini vurguladı. İtalyan sanatı uzmanı ve New York Metropolitan Sanat Müzesi'nin küratörü Carmen Bambach da araştırmayı çok heyecan verici olarak nitelendirdi. Bambach, Leonardo Da Vinci’nin resim tekniklerine ilişkin bilimsel olarak kanıtlanmış yeni bulguların son derece önemli olduğunu söyledi. "DA VINCI ZAMANSIZ VE MODERN" Mona Lisa tablosunda plumbonakrit bulunmasının, Leonardo'nun bir ressam olarak tutkusunun ve sürekli denemeler yapmış olduğunun bir kanıtı olduğunu belirten Bambach, bu tutku ve sürekli deneyişlerin Rönesans döneminin efsanevi ustasını zamansız ve modern kıldığını ifade etti. Ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin 1503-1507 yıllarında yaptığı ve Floransalı tüccar Francesco del Giocondo’nun eşi Lisa Gherardini'yi resmettiği belirtilen Rönesans dönemi ünlü eseri "Mona Lisa" tablosu, halen Paris'teki Louvre Müzesi'nde sergilenmeye devam ediyor. Araştırmanın sonuçları, Amerikan Kimya Derneği (American Chemical Society) dergisinde yayımlandı. ### "Eflâtun", 11. Antakya Uluslararası Film Festivali'nde! Başrollerini Kerem Bürsin ve İrem Helvacıoğlu’nun paylaştığı, Yönetmen Cüneyt Karakuş’un ilk uzun metrajlı filmi "Eflâtun", 11. Uluslararası Antakya Film Festivali’nde! Hem Türk hem de dünya sinemasından filmlerin yarışacağı festival, 13-19 Ekim tarihleri arasında Hatay -Antakya’da gerçekleştirilecek. Bu yıl “Antakya Varsa Ben de Varım” mottosuyla düzenlenecek olan 11. Uluslararası Antakya Film Festivali’nde yönetmenlik ve senaristliğini Cüneyt Karakuş’un üstlendiği, başrollerini ise ünlü oyuncular Kerem Bürsin ve İrem Helvacıoğlu’nun paylaştığı "Eflâtun" filmi, uzun metraj kategorisinde yarışacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nden yapım desteği alan Eflâtun’un önümüzdeki aylarda vizyona girmesi bekleniyor. ANTAKYA VARSA BEN DE VARIM! Eflâtun ile Antakya’da bulunmanın kendileri için bir hayli önlemli olduğunu vurgulayan Yapımcı ve Yönetmen Cüneyt Karakuş; “Sosyal medyada 'Antakya Varsa Ben de Varım!' deyişini öyle duyarlı bir sesleniş olarak hissettik ki, Eflâtun ile orada olmayı çok istedik” dedi ve ekledi: “Antakya Varsa Ben de Varım!” Antakya Film Festivali’nin bu sene her zamankinden daha önemli bir misyon üstlendiğinin de altını çizen Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sinema büyülü bir mekân. İster çok şık bir salon olsun, ister açık hava, ister çadır kentteki bir çadır sineması… Filmin oynatıldığı mekânın fiziksel özellikleri değil, hep birlikte perdeden yansıyan ışıklara bakarak film izlemenin büyülü atmosferi sinema. Perdede değişen yüzlerin, sahnelerin, ışıkların zor zamanları atlatma çabasında olan dirayetli halkımız için inanılmaz derecede değerli olduğunu düşünüyorum. Haliyle Antakya Film Festivali, özellikle bu yıl her zamankinden daha önemli bir misyon üstleniyor. Bu bakımdan olabildiğince çok depremzedeye ulaşmayı planlayan festival yönetimi ve ekibini canı gönülden tebrik etmek gerekli.” “EFLÂTUN İLE FESTİVALDE YER ALMAK BENİM İÇİN GURUR VERİCİ” Festivalin depremin yıkıcılığı karşısında sanatın iyileştirici gücünü hatırlattığını da vurgulayan yönetmen, şunları dile getirdi: “Antakya Film Festivali, bu yıl 11. yaşını kutlayarak ülkemizin köklü festivallerinden birisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Öte yandan, bütün maddi ve operasyonel olanaksızlıklara rağmen deprem gibi yıkıcı bir gücün karşısında sanatın onarıcı, iyileştirici tarafını bize hatırlatması, Antakya Film Festivali’nin ne denli güçlü bir festival olduğunu da kanıtlıyor. Bu bakımdan Eflâtun ile festivalde yer almak benim için gurur verici. Festival sayesinde sinemaya erişimi bir süreliğini de olsa kısıtlanan halkımız ve deprem sonrası tanıştığım Antakyalı dostlarımla bir araya gelecek olmak, beni inanılmaz derecede mutlu ediyor." FİLM HAKKINDA… Eflâtun, beş yaşındayken görme yetisini kaybeder. Bu süreçte babasının öğrettiği ses ve gölge oyunları ile ekolokasyon yöntemini kullanarak hayata tutunur. Gerçek ile hayalin birleştiği noktada bir yaşam kuran Eflâtun, babasından kalma saat tamircisinde çalışır. Yağmurlu bir günde kendisine bir şemsiye emanet edip giden bir adamın sesine aşık olur. Bir gün bir adamın sesini duymasıyla, zaman onun için durur. ### "Türk Dünyası Sinema Zirvesi" Bakü'de Yapıldı "3. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali" kapsamında Türk dünyasının müşterek kültürel mirasının ortak yapımlara dönüşebilmesi için gerekli zemini sunması hedefiyle "Türk Dünyası Sinema Zirvesi" düzenlendi. Bakü Marriott Hotel Boulevard'da gerçekleşen zirveye katılan Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz, 3 yıl önce Uluslararası Sinema Derneği ile bir yolculuğa çıktıklarını söyleyerek, "Korkut Ata’nın eşsiz mirası üzerinden, hepimiz için muazzam bir kucaklaşmaya vesile oldu. Bugün çok güzel bir sonuç oluştu. Düşünsel zeminin, alt yapının oluşturmasında kıymetli büyüklerimizin emeği çok." dedi. Sinemanın dünyadaki önemine işaret eden Yılmaz, şu bilgileri verdi: "Bizim insanımız bizden olanı seviyor, bizden olana teveccüh gösteriyor. Hollywood'un dünyada domine edemediği birkaç film endüstrisi var; Çin, Hindistan, Güney Kore ve Türkiye. Bu bizim gücümüz, bizim hikayelerimiz, kendimizi anlatma kabiliyetimiz. TRT kurumu, Bakanlığımızın desteğiyle hayata geçirdiğimiz projelerle dünyanın en önemli festivallerinde bugüne kadar boy gösterdi. Berlin'den Cannes, Toronto, San Sebastian'a kadar Türk filmleri dünyanın her yerinde. Bu hem Türk sinemasının gücü, diğer taraftan da kültür diplomasisi, kültürümüzün aktarılmasının gücü." Erkin Yılmaz, potansiyel iş birliğinin artması için el ele verilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Söz bizim sözümüz, bizim zamanımız diyorum ben. İstirhamım, animasyon alanında da iş birliklerinin artması gerekiyor. Çok şükür Türkiye son yıllarda animasyon sektöründe de muazzam bir ivme kaydetti. Bakanlığımız destekli, TRT ortak yapımı işler gişede başarılar elde etti ama muazzam bir kültürel istila var. Hepimiz çocuk sahibiyiz. Dolayısıyla bizler bunun farkındayız ama yine biz kendimizi, Türk dünyasını anlatacaksak, Türk dünyasının şahsiyetlerini, önemli olaylarını, masal kahramanlarını anlatacaksak bu işe daha fazla özen ve önem göstermemiz gerekiyor." diye konuştu. Kurumsal bir kapasite ve alt yapı oluşturduklarını ve iş birliğine hazır olduklarını vurgulayan Yılmaz, "Finansman desteğimiz var. Gelin hep beraber animasyonlar üzerinden de Türk dünyasını çocuklarımıza anlatalım." değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, Türk Dünyası Sinema Fonu oluşumunda finansman modelinin önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Biz doğru finansman modelini oluşturamazsak bu projenin hayata geçmesi, iyi niyetten öteye geçemeyecek. Bu fonun oluşturulması noktasında büyük bir kararlılık sergilememiz gerekiyor. Bu hafta TÜRKSOY’un (Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı) Bakanlar seviyesinde toplantısı olacak Şuşa'da. Bu vesileyle Türkiye olarak bu sinema fonunun kurulmasına ilişkin resmi olarak bir çalışma grubunun oluşması için teklifte bulunduk. İnşallah diğer ülkeler de bize destek verirse bu konuda biz inisiyatif almak istiyoruz. Biz buradayken bu sinema fonunun hayata geçtiğini hep beraber görmeyi ümit ediyoruz." "Türk halkıyla bütünleşmeyi tercih ediyoruz" Azerbaycan Kültür Bakanlığı Müşaviri Orhan Sadıkov, Türk dünyasının birleşmesi gerektiğini belirterek, "Dünya siyasi arenasında bu köklü medeniyetin yeniden gündeme getirilmesi gerekiyor. TÜRKSOY, Türk halkları, Türk devletlerinin oluşturduğu hava, yeni Azerbaycan sinemasının gerçekliğini oluşturuyor. Tüm Türk cumhuriyetlerine buraya geldikleri için minnettarım. Sinema fonu daha çok iktisadiyat ve iş dünyası ile bir sistem üzerine, doğru teşkilatlanırsa arzu duyduğumuz güç meydana gelmiş olur." dedi. Sadıkov, Türk dünyasının birleşmesiyle bölgede kadim bir kültürün uluslararası düzeyde de yeniden gündeme getirilebileceğini dile getirdi. Bu entegrasyonun ana faktörlerinden birinin kültür olduğunun altını çizen Sadıkov, şunları kaydetti: "Kültür Bakanlığı olarak kamu-özel ilişkilerinin oluşmasına önem veriyoruz ve Türk halkıyla bütünleşmeyi tercih ediyoruz. Genel olarak dünya sinema ekolleriyle, son dönemde birçok ülkeyle ortaklaşa hazırladığımız ve yaptığımız filmler şimdiden ekranlarda yer alıyor. Burada Azerbaycan, Türkiye, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer ülkelerin üretim firmalarının sunduğu projeleri değerlendireceğiz. Bu platformun oluşturulması Türk dünyasının sinema alanında entegrasyonuna hizmet edecektir."  "Değerlerimizi, tarihimizi, kültürümüzü anlatan işleri desteklemeye hazırız" TRT Sinema Müdürü Faruk Güven de TRT'nin sanat filmleri, ana akım ve animasyon filmlere destek verdiğini aktararak, "Uluslararası filmlerle iş birlikleri yapıyoruz. Özellikle Türk coğrafyasından da bize başvurular bekliyoruz. Bizim 12 Punto platformumuz var. Azerbaycanlı sinemacılar bize başvurup, destek aldılar. Ocak ayında açılacak başvuru sisteminde de aynı şekilde bu coğrafyadan gerçekten değerlerimizi, tarihimizi, kültürümüzü anlatan, aynı zamanda da uluslararası nitelikli işleri desteklemeye hazırız." diye konuştu. Usta oyuncu Serdar Gökhan ise ömrünü Türk milliyetçiliğine adadığının altını çizerek, "Her zaman Türk dünyasının bir arada olması için çaba sarf ettim. Ama görüyorum ki artık bu amaç sona doğru geliyor. Herkes bir arada, Türk ülkeleri bir arada, önemli işler yapıyor, koca bir Türk dünyasını teşkil etmeye çalışıyor. Çünkü buna çok ihtiyacımız var. Dünyanın hedefiyiz, Türk milleti, TÜRKSOY olarak, kendimizi mutlu hissetmemiz için bir araya gelmemiz lazım. Bu tür toplantıların devamını diliyorum." ifadelerini kullandı. Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali Koordinatörü İhsan Kabil'in de konuşma yaptığı etkinlikte, yönetmenler Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim, Ahmet Sönmez, Nazif Tunç, Murat Pay, Hilal Çelenk ve Ahmet Edebali film projelerini sundu. Konuşmaların ardından "113 Gün", "Proje 2602", "Nerelisin Turna?", "Mermer Soğuk", "Patron", "30 Mevsim Uzakta", "Hadrut Özgürsün", "Nobel Kardeşler", "Koç", "Mavi Kuş", "Miras", "Karaya Düşüş", "İnsan", "Sofya", "Düş Kuşu", "Gulmira" ve diğer film projelerinin sunumu yapıldı. Festivalde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Türkiye, Moldova'ya bağlı Gagavuz Bölgesi ile Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan, Altay ve Başkurdistan cumhuriyetlerinde çekilen yaklaşık 40 sinema filmi, belgesel ve animasyon seyirciyle buluşuyor. Özbekistan Kültür Bakanlığı Sinematografi Ajansı ile TÜRKSOY iş birliğinde eylül ayında düzenlenen Türk Dünyası Sinemacılar Forumu'nda Türk Dünyası Sinemacılar Birliğinin kurulmasına yönelik karar alınmıştı. Birliğin kurulmasına ilişkin protokolün imza sürecinin Korkut Ata Film Türk Dünyası Film Festivali kapsamında tamamlanması planlanıyor. ### Ahmet Güneştekin, Büyük Kulüp'ün konuğu oldu Uluslararası başarılara imza atan sanatçı Ahmet Güneştekin, Büyük Kulüp'e konuk oldu. Kulübün Kültür Sanat Komitesi tarafından organize edilen etkinliğe ilgi büyüktü. Büyük Kulüp Balo Salonu'nda 11 Ekim Çarşamba akşamı gerçekleşen buluşmanın moderatörlüğünü, Kültür Sanat Komitesi Başkanı Av. Mustafa Duman yaptı. Başlangıçta Büyük Kulüp üyesi 75 kişi ile sınırlı tutulan etkinlik, ilginin çok fazla olması nedeniyle 150 kişiye çıkarıldı. Sanatçının eserleri ve yaşamı ile ilgili bilgilerin yer aldığı sunum, üç bölüm halinde konuklarla paylaşıldı. Bunlar sırasıyla "Hafıza Odası - Diyarbakır", "Gavur Mahallesi - İzmir" ve "İsimler Şehri İstanbul" olarak sıralandı. "İSİMLER ŞEHRİ İSTANBUL", VENEDİK YOLCUSU Bir yandan konukların sorularını da cevaplayan Ahmet Güneştekin, "İsimler Şehri İstanbul" adlı sergisinin 2024 yılında Venedik'te açılacağını paylaştı. Güneştekin, bu bilgiyi paylaşırken sarf ettiği "Dünyada 35 isimle anılan bir başka başkent yok. Bu nedenle İstanbul, dünyada sanatın başkenti olabilirdi" sözleriyle büyük alkış aldı.  "İSTANBUL'UN POTANSİYELİ İYİ DEĞERLENDİRİLEMEDİ" İstanbul'un bu olağanüstü güzelliklere sahip potansiyelinin iyi değerlendirilemediğine de değinen Güneştekin, küçücük Venedik'in 45 milyon ziyaretçisi olduğuna dikkat çekerek; "İstanbul sadece sanatsal alanda bu rakamların çok üzerinde bir potansiyel elde edebilirdi" dedi. AHMET GÜNEŞTEKİN MÜZE PROJESİ FİNALE KALDI Ahmet Güneştekin, buluşma sırasında bir güzel haber daha verdi ki, İstanbul Sanat Dergisi olarak bu haberi ilk defa paylaşıyor olmanın mutluluğu da bizi mutlu etti. Sanatçımız tarafından doğduğu il Batman'da yapılması planlanan, sonrasında bürokratik sorunlar nedeniyle vazgeçilen müze projesi, Dünya Mimarlık Proje Yarışması'nda yüzlerce proje arasında ilk 5 içinde yer aldı. Ünlü mimar Emre Arolat'ın çizdiği müze projesinin ayrıntıları önümüzdeki günlerde açıklanacak. Büyük ilgi gören etkinliğin sonunda, Büyük Kulüp Yöneticisi Erkan Ülker tarafından Ahmet Güneştekin'e bir teşekkür plaketi takdim edildi. Erkan Ülker'in Ahmet Güneştekin'e teşekkür plaketini takdimi öncesinde "Ben makine mühendisiyim. Sizin yaptığınız çalışmaların pek çoğunda büyük mühendislik izleri var. Yardıma ihtiyaç olursa, çırak olarak bulunmaya hazırım" demesi, alkışlardan pay almasına neden oldu. Buluşmayı İstanbul Sanat Dergisi adına Canan Toprakkaya ile birlikte biz de izledik. Programın sonunda Güneştekin'e, haberlerinin yer aldığı İstanbul Sanat Dergisi sayılarından hediye ettik. ### Grand Pera'da "Eskizden Piksele Dijital Sanat" Grand Pera, 30 Eylül-15 Ekim 2023 tarihleri arasında gerçekleşen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında birçok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Ayşe Demirci'nin üstlendigi "Eskizden Piksele Dijital Sanat" sergisi, Anadolu'nun zengin kültürel mirasını modern sanatın gücüyle harmanlayarak sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Değerli sanatçılarımızın özgün yorumlarıyla geleneksel desenler ve Anadolu motifleri, dijital sanat ve yapay zeka ile bir araya gelerek, hem geleneksel mirası korumanın hem de yeni nesillerin bu harika sanatla buluşmasının önünü açıyor. Sergi, geleneksel ve modern sanatın eşsiz bir birleşimini sunarak yeni medya, dijital sanatlar, biyo-sanat ve yapay zeka gibi çağdaş konu başlıklarını zengin kültürel mirasımızla buluşturuyor. İLHAM VEREN BİR DENEYİM Bu özgün proje, geleneksel değerlerin ve çağın dijital teknolojileriyle nasıl sentezlendiğini keşfetmek isteyen sanatseverlere ilham veren bir deneyim sunuyor. Aynı zamanda, kültür endüstrisinin modern sanat akımlarını nasıl benimsediğine ve dijital yeniliklerle nasıl harmanladığına dair bir pencere açıyor. Grand Pera'da 15 Ekim'e kadar ücretsiz olarak gezilebilecek "Eskizden Piksele Dijital Sanat" sergisi, sanatın evrensel dilini kullanarak geçmişi ve geleceği bir araya getiriyor, böylece izleyicilere unutulmaz bir sanat deneyimi sunuyor. ### Refik Anadol, "Rönesans Rüyaları" ile AKM'de! Dijital sanatın öncülerinden Refik Anadol'un Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de yoğun ilgiyle devam eden "Rönesans Rüyaları" adlı dijital sergisi, 15 Ekim'e kadar ücretsiz olarak tüm ziyaretçilere açık. Anadol, bu sergiyle Rönesans kültürü arşivine yapay zeka merceğinden bakmamıza vesile oluyor. Refik Anadol ve ekibi, bu proje için 14. ve 17. yüzyıllar arasında üretilmiş milyonlarca sanat eserinin görsel verilerinden oluşan bir veri seti toplayarak, bu verileri Rönesans stil ve içeriklerini yansıtmada yetkin hale gelen GAN algoritmaları aracılığıyla işlediler. Bu harika deneyim ile Anadol, sanat tarihinin ebedi izleriyle bağlantımızı tazelemenin özgün ve şiirsel bir yolunu bizlere sunuyor. ### Lara Barut'ta genç yeteneklerin sanat şöleni Lara Barut Collection, her yıl ekim ayının son haftasında gerçekleştirdiği "Çağdaş Genç Sanatçılar Buluşması" ile sanata ve genç yeteneklere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl beşinci kez düzenlenecek olan etkinlik, Hakan Kürklü'nün küratörlüğünde sanatseverlere özel bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Ünlü ressam Recep Batuk’un onur konuğu olacağı ve 10 yetenekli genç sanatçının katılımıyla 22-29 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek etkinlik sonunda eserler, sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Lara Barut Collection, konuklarını rahatlık ve lüksün ötesinde, sanata ve sanatçılara verdiği değerle karşılıyor. Her yıl düzenlenen Çağdaş Genç Sanatçılar Buluşması, otelin sanatsal kimliğini daha da güçlendirerek genç yeteneklere fırsat sunuyor. Sanat buluşması, otel misafirlerini sanatın yaratıcı sürecine dahil ederek, onlara unutulmaz bir deneyim sunuyor. Etkinlik süresince 10 yetenekli sanatçı, Lara Barut Collection'ın yaratım alanında bir arada olacak ve eserlerini tamamlamak için otel misafirleriyle iş birliği içinde çalışacak. Bu süreçte otel misafirleri, sanatın yaratım sürecini yakından takip ederek, sanatçıların düşünce dünyalarına ve yaratıcı süreçlerine tanıklık edecek. Lara Barut CollectIon'ın Sanatsal Mirası Eserler, etkinlik sonunda özel bir sergiyle misafirlerin beğenisine sunulacak. Sergi, sanatın farklı yönlerini keşfetmek ve genç yeteneklerin eserlerini yakından görmek isteyenler için eşsiz bir fırsat olacak. Serginin ardından, Lara Barut Collection'ın sanat koleksiyonuna dahil edilecek olan eserler, otelin sanat mirasını daha da zenginleştirecek. Genç Sanatçıların İlham Veren Buluşması Bu yılki etkinliğin onur konuğu, ünlü ressam Recep Batuk olacak. Hakan Kürklü tarafından küratörlüğü üstlenilen etkinliğe; genç sanatçılar Badem Kocalar, Burak Kutlay, Elif Akçay, Emir Tekkalmaz, Esra Karataş, Ezgi Ekim Can, İlayda Çeşmecioğlu, Maya Kırçiçek ve Özge Akdeniz de katılacak. Genç yetenekler, sanatın sınırlarını zorlayarak farklı disiplinlerde eserler üretecek ve ziyaretçilere sanatın gücünü gösterecek. Sanat Dolu Bir Tatil Deneyimi Lara Barut Collection, sanatla buluşmanın otel deneyimine yeni bir boyut kazandırmasına yardımcı olan etkinlikle, turizm sektöründe benzersiz bir rol oynamaya devam ediyor. Misafirlere sanatla dolu bir tatil deneyimi sunarak, sanata olan bağlılığını ve yaratıcılığı vurguluyor ve sanatseverlerin unutulmaz anılar biriktirmesine olanak sağlıyor. ### Modada “Kaktüs Çiçeği” Esintisi  Çekici görüntüsü ve kokusuyla görenleri kendine hayran bırakan kaktüs çiçeği modaya ilham kaynağı oldu. PAÜ Öğretim Üyesi Dr. Derya Tatman, kaktüs çiçeğinin tüm evrelerini kıyafetlerine yansıttığı “Sofistike ve Elegant” isimli bir tasarım sergisi açtı. Birbirinden güzel tasarım kıyafetlerin yer aldığı sergi büyük ilgi gördü.  Pamukkale Üniversitesi Denizli Teknik Bilimler Meslek Yüksek Okulu Moda Tasarım Programı Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Derya Tatman, Nihat Zeybekçi Kongre ve Kültür Merkezi’nde kaktüs çiçeğinden esinlenerek hazırladığı giysileri sergilediği bir moda tasarım sergisi açtı.  “Sofistike ve Elegant” ismi verilen serginin açılışını Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan yaptı. 5-11 Ekim tarihleri arasında gezilen sergide 15 tasarım kıyafet sergilendi. Tasarımlar sergi ziyaretçilerinin büyük beğenisini kazandı. Koleksiyonunun temasının güzel kokusu ve çekici görüntüsüyle görenleri kendine hayran bırakan Echinopsis Oxygona isimli kaktüs çiçeği olduğunu belirten Derya Tatman, pembe ve mor tonlara sahip bu çiçeğin en büyük özelliğinin; açtıktan bir gün sonra solması olduğunu ifade etti.  Kaktüs çiçeğinin açılışından solmasına kadar olan evreyi 2 yıllık bir uğraş sonunda fotoğraflayıp video çekerek kayıt altına aldığını kaydeden derya tatman şunları söyledi: “Bu kaktüs aslında bir çoğumuzun evinde olan ve açtığında bizleri heyecanlandıran bir tür. Ben de evimde 20 yıldır bu kaktüsü bulunduruyorum. Çiçeğin görünümünden ve hikayesinden etkilendim. Baktığınızda sadece pembe çiçeği ve yeşil gövdesi dikkat çekiyor. Ama yakından incelediğinizde birçok güzel detayları görüyorsunuz. Üzerinde tüylü dokular var, pembe, fuşya ve mor renklerin ton geçişleri dikkat çekiyor.  Ben de kaktüs çiçeğinin bu güzelliklerini koleksiyona dönüştürdüm.  İki yıl fotoğraf ve video çekimleri yaparak tasarımlarını hazırladım. Giysilere dönüşme ve üretim süreci ise 6 ay sürdü. Bu Ticariden ziyade deneysel bir çalışma oldu. Drapaj yöntemiyle manken üzerinde çalıştım. Çiçeğin doğru rengini vermek için pembe kumaş üzerinde çalışmalar yaptım. Çiçeğin renklerini yansıtabilmek için tüm giysilerde boyama yaptık. Bu şekilde ara renkleri ve tonları yakalamaya çalıştım. Yeşil kısmındaki kök etkisini vermek için kumaş manipülasyonu ve doku çalışmaları yaptım. Çiçeğin sap kısmındaki türlü dokuları kumaşlara yansıttım. Kaktüslerin dikenlerini, açmış halini, tohumlarını, solmuş görüntüsünü farklı farklı kıyafetlerde canlandırdım. Çiçeğin yaşadığı evreleri, şekilleri kıyafetlere yansıtmaya çalıştım.  Serginin ve koleksiyonun ismini “Sofistike ve Elegant” koydum. Çünkü Sofistike (karmaşık) ve Elegant (seçkin) çiçeğin özelliklerini tam olarak yansıtıyor. Sofistike bir çiçek ama çok da seçkin. Uzaklardan bile duyulabilen güzel bir kokusu var. Bir gecelik ömrü olmasına rağmen çok dikkat çeken bir çiçek.  Sadece ilkbahar ve yaz aylarında 5-6 kez açıyor. Bir günlük ömrü var, akşam açıp ertesi gün soluyor.” ### Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi 29 Ekim'de Kapılarını Sanatseverlere Açıyor Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla 29 Ekim'de ziyarete açılacak. Bankadan yapılan açıklamaya göre, İstiklal Caddesi'nde, bankanın Beyoğlu Şubesi olarak 63 yıl hizmet veren tarihi binada 2020'de başlayan restorasyon çalışmalarının sonuna gelindi. Korunması gerekli kültür varlığı tescili bulunan yapı, İş Sanat çatısı altında müze olarak hizmete girecek. Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu İlk Kez Sergilenecek Müzedeki ilk sergide, Osman Hamdi Bey'den Şeker Ahmet Paşa'ya, Hoca Ali Rıza'dan İbrahim Çallı'ya birçok sanatçının 2 bin 700 civarında eserinin bulunduğu Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonundan seçilen 600'e yakın eser yer alacak. Müzenin kurucu küratörlüğünü mimar, sanat tarihçisi ve yazar Prof. Dr. Gül İrepoğlu üstlendi. Burçak Madran ise Müzeolojik Danışman olarak katkı sağladı. Beyoğlu’nun kültürel kimliğinin kıymetli öğelerinden biri olan, 1900'lü yılların başında zemin katı ticari amaçlı, diğer katları konut olarak inşa edilen tarihi bina, bodrum ve zemin katların yanı sıra biri teras, 6 kattan oluşuyor. ### Film Müzikleri Modern Dans ve Senfoni Orkestrasıyla Sahnelenecek Dünyaca beğenilen filmlerin müziklerinin özgün dans koreografisi ve senfoni orkestrası eşliğinde sahneleneceği "Film On The Stage" gösterisi, 13 Ekim'de Ankara'da seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor. Sinema tarihinde kendine yer edinmiş, en çok izlenen, hafızalara kazınmış filmler arasından seçilmiş 18 filmin, müziği, unutulmaz anları ve hafızlarda uyandırdığı temalar, şef Musa Göçmen eşliğindeki 40 kişilik senfoni orkestrası ile 13 dansçı ve 3 opera sanatçısının performansıyla, Ankara'da TED ATA Sahne'de sahnelenecek. "Film On The Stage" adlı projenin yapımcısı ve Netsanat Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Kömürcü, orkestra şefi Musa Göçmen ve solist Melis Kızılaslan, gösterinin genel provasının yapıldığı TED Ata Sahne'de gazetecilere açıklamalarda bulundu. Kömürcü, projenin, kişisel hayalinin bir eseri olarak ortaya çıktığını belirterek, "13 Ekim'de izleyicimizi ilk defa karşılaşacakları bir müzikal, film müzikleri konseri, dans performansı ve görsel bir şov bekliyor. 13 Ekim'deki gösteri, Türkiye'de bu alandaki sanatlar içerisinde bir ilk olacak" diye konuştu. Ankara'da prömiyeri yapılacak gösteriyle Türkiye turnesine başlayacaklarını ardından Avrupa ve Körfez ülkeleri turnesi planladıklarını belirten Kömürcü, "Film On The Stage gösterimizi, diğer film müzikleri konserlerinden ayıran noktası, izleyicilerimiz bu salonda 40 kişilik canlı bir orkestrayı, 18 kişilik modern dans topluluğunu ve koreografileri, ışık şovları ve bu filmlerden esinlenilerek üretilmiş VTR'leri görecekler ve muazzam bir akşam yaşayacaklar" ifadelerini kullandı. Kömürcü, gösteride "Gladyatör", "Batman", "Joker", "Baba" gibi 18 filmin müziklerinin yanı sıra sürpriz etkinlikler olacağını kaydetti. "İLK DEFA FİLM MÜZİKLERİ, DANS, DRAMA, IŞIK VE GÖRSEL ŞOVLARLA İZLEYİCİYE SUNULACAK" Göçmen ise Film On The Stage'i sahnelemek için ekip olarak aylardır çalıştıklarını belirterek, "Bizim için çok heyecanlı bir proje çünkü ilk defa film müzikleri, dans, drama, ışık ve görsel şovlarla izleyiciye sunulmuş olacak. İnanıyorum ki izleyen herkesin defalarca izlemek istediği, defalarca izledikten sonra da yine gelmek için can attıkları bir proje olacak. Çünkü biz bütün provalarda aynı keyfi alıyoruz" diye konuştu. Gösterinin solistlerinden Kızılaslan da büyük bir heyecan ve hayalle başlayan projede yer almaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. Film müziklerini Kızılaslan'ın yanı sıra Zeynep Burcu Altınel ve Doruk Ören seslendirecek. Dans koreografilerini Galip Emre'nin, kostüm tasarımını Gökçe Şener'in, ışık tasarımını Mustafa Bal'ın üstlendiği gösterinin yönetmenliğini ise Ersin Ayhan yapacak. ### Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde Bir Gecede 5 Konser Düzenlendi Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında bir gecede 5 mekanda 5 ayrı konser gerçekleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakanlık tarafından 100 gün boyunca 11 ilde gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivalleri'nin İstanbul'daki durağı olan festivalde bir hafta geride kaldı. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO) Atatürk Kültür Merkezi Opera Salonu'nda Macar şef Gilbert Varga'nın yönettiği bir konser verdi. AKM Tiyatro Salonu'nda Mersin Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, şef Rustam Rahmedov yönetiminde, soprano Funda Uyanık ve tenor Hakan Aysev'e eşlik ederek sevilen şarkılarını seslendirdi. Galataport İstanbul'da İkilem, Türk Telekom Açık Hava Sahnesi'nde rapçi Ceza, Grand Pera Emek Sahnesi'nde ise Güray Başol Piyano Resitali izleyenlerle buluştu. Gelecek hafta da Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen 5. İstanbul Uluslararası Halk Müzikleri Festivali başlayacak. Festival kapsamında Emel Mathlouthi, Angelique Kidjo, Riff Cohen, Dino Merlin ve Oktay Kaynarca, Murat Dalkılıç, Kubat ile Yavuz Bingöl'ün sahnede olacağı "Veysel'siz 50 Yıl Konseri" düzenlenecek. ### Kubilay Kan, özel bir konser ile Jazz Company’de! Müzikseverlerin heyecanla beklediği bir geceye hazır olun! Besteci, piyanist, trompetist ve şarkıcı kimliğiyle bilenlerin hayran kaldığı Kubilay Kan, 13 Ekim gecesi Taksim Elite World Jazz Company'de unutulmaz bir konserle sahne alacak. Müziğe klasik piyano ve keman eğitimiyle başlayan Kubilay Kan, konservatuvar eğitimine trompet ve şarkıcılık alanlarında devam etti. Kendine özgü tarzıyla jazz, pop, blues ve soul türlerini harmanlayan sanatçı, dinleyicilere farklı bir deneyim sunuyor. ACCORDING TO OUR MNDS Taksim Elite World Jazz Company'nin muhteşem atmosferinde 13 Ekim Cuma gecesi gerçekleşecek "According to Our Minds" gecesinde, Kubilay Kan’a piyanoda Salih Duman ve kontrabasta Alper Kılıç eşlik ediyor olacak. Her zaman sahnedeki enerjisi ve performansıyla izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatan Kan, konuklarını kendi bestelerinden klasikleşmiş eserlere kadar geniş bir repertuvarla buluşturacak. GELENEKSEL CAZ ATMOSFERİNE MODERN BİR DOKUNUŞ İstanbul'un müzik sahnesinde adından sıkça söz ettiren Taksim Elite World Jazz Company, geleneksel caz atmosferiyle modern bir dokunuşu birleştiren bir mekan olarak biliniyor. Bu unutulmaz müzikal deneyimi kaçırmamak için biletlerinizi önceden temin etmenizi öneririz. Biletler, internet üzerinden Biletix'ten temin edilebilir veya özel menüler için Tel: (0535) 355 39 93. ### AKM'de Balkan Naci İslimyeli Sergisi 2022 yılında kaybettiğimiz ressam, şair, düşünür ve akademisyen Prof. Balkan Naci İslimyeli, Epsilon Yayınevi’nin yayımladığı eserleri ve kitapların içinde yer alan yapıtlarından oluşan ve Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM'de düzenlenen sergisiyle sanatseverlerle buluşmayı sürdürüyor. Prof. Balkan Naci islimyeli, sanat hayatı boyunca zihinlerin karmaşık dünyasına ışık olmuş ve bu ışık "Düşünce Durakları" aforizmaları ile sözcüklere; "İstanbul", "Hiç" ve "Geçerken" adlı şiir kitapları ile de mısralara yansımıştır. 30 Eylül’de Kültür Yolu Festivali kapsamında Gülfem Dedeoğlu küratörlüğünde açılan sergi, 15 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek. İslimyeli’nin edebi eserlerinin izdüşümü diyebileceğimiz bu sergi, Balkan Naci İslimyeli’nin “Makas-Psikolaj”, “Nothing is Everything” “Tuhaflıklar Tarihi” ve “Düş Resimleri” koleksiyonlarından seçmeler içeriyor. 4 Ekim'de lansmanı yapılan Balkan Naci İslimyeli Sergisi, 9 Ekim Pazartesi günü saat 16.00-18.00'de düzenlenecek panel kapsamında, kitaplarda önsözleri bulunan Bedri Baykam, Süleyman Saim Tekcan, Prof. Dr. Eva Şarlak, Prof. Dr. Nedret Öztokat Kılıçeri, Lale Müldür gibi değerli isimleri ağarlayacak. ### Ara Güler Arşivinden "Renkli Anadolu" Sergisi Ziyarete Açıldı Ara Güler Müzesi'nin yeni sergisi "Renkli Anadolu" Yapı Kredi bomontiada'da kapılarını ziyaretçilerine açtı. Sergi Ara Güler'in 1957-2003 arasında Anadolu'ya yaptığı gezilerde çektiği renkli fotoğraflardan oluşuyor. Sokakların, yapıların ve insanların Ara Güler'in kadrajından yeniden hayat bulduğu sergide, bazıları ilk defa görülecek 89 fotoğraf yer alıyor. Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, sergiye ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ara Güler'in siyah beyaz fotoğraflarıyla tanındığına dikkati çekti. Güler'in siyah beyaz İstanbul fotoğraflarının herkesin çok iyi bildiği fotoğraflar olduğunu belirten Saraç, "Kendisi hem Türkiye'de hem uluslararası alanda bunlarla çok tanınıyor fakat arşivi bundan ibaret değil. Ara Güler'in çok geniş bir arşivi var. Yaklaşık 350 bin kareden bahsediyoruz. Bunların arasında tabii ki renkli filmle çekilmiş kareler de var." dedi. Ara Güler'in yenilikleri takip eden bir fotoğrafçı olduğuna işaret eden Saraç, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi'nin hazırladığı sergide sadece renkli fotoğrafların bulunduğunu söyledi. Saraç, sergide Türkiye'nin dört bir yanından portre ve manzara fotoğraflarının izleyiciyle buluşacağını belirterek, şunları kaydetti: "Mümkün olduğu kadar bütün şehirleri temsil etmeye çalıştık. Eminim Türkiye'nin dört bir yanından, bütün coğrafyadan çok etkilendi. Çünkü biz ülkesini ve insanını çok sevdiğini hem sözlü olarak duyarak biliyoruz hem de geride bıraktığı arşivi bunu bize gösteriyor. Bu sergide de bütün coğrafi bölgeler temsil ediliyor. Bazı şehirlerden birden fazla kare mevcut. Her taraftan çok güzel kareler bir araya geldi. Bütün bu kareleri bağlayan unsur da sanıyorum onun insana ve bu topraklara olan sevgisidir. Bu sergide 89 fotoğrafa yer verdik. Bunun 37 tanesinin bugüne kadar hiç yayınlanmamış, hiç sergilenmemiş kareler olduğunu biliyoruz. Bence herkes gelip görsün. Sanatseverleri bekliyoruz." Sergi, 7 Nisan 2024'e kadar pazartesi günleri hariç salı-cumartesi 10.00-18.00, pazar 12.00-18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Ara Güler Müzesi Yayınları tarafından sergi ile eş zamanlı hazırlanan ve aynı ismi taşıyan "Renkli Anadolu’" kitabı, Yapı Kredi bomontiada ve Galataport İstanbul'daki Ara Güler Müzesi dükkanlarından temin edilebilir. ### 11. Uluslararası Antakya Film Festivali 13-19 Ekim'de Düzenlenecek Hatay'da bu yıl 11. kez düzenlenecek Uluslararası Antakya Film Festivali, 13-19 Ekim'de "Antakya Varsa Ben de Varım" sloganıyla yapılacak. Feshane Artİstanbul'da festival Başkanı Mehmet Oflazoğlu, festival koordinatörü Atakan Metin, oyuncu Meral Orhansoy, yazar Vadullah Taş, jüri başkanı Murat Şeker ve oyuncu İla Gürmen'in katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, festival ve filmlere ilişkin ayrıntılar anlatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları, Ansam Kültür Derneği ve Fotofilm işbirliğiyle gerçekleştirilecek festivalin, 6 Şubat depreminin yaraları sarıldığı bir dönemde yapılacağını belirten Metin, "Festivale gelmek isteyenler öncelikle alıştıkları günlük konforlarını unutmalılar. Empatiyi yerinde yapmak için çok iyi bir fırsat. Uzaktan destek, iyi niyet gösterisi hepsi makul ancak durumu yerinde görmek isteyenler, emin olun çok farklı dönecekler kendi rutinlerine." dedi. Metin, deprem sonrası şartlarda festivali elden geldiğince profesyonel bir şekilde gerçekleştirmeye çalışacaklarını belirterek, "Bu yıla özel Antakya'ya sanatla, sinemayla şifa olmaya çalışacağız. İlk defa bir festival, en konforsuz, bununla beraber en iyileştirici durumu vaadediyor." ifadesini kullandı. Atakan Metin, festivale destek veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Prof. Dr. Emin Önder ile firmalara teşekkür etti. Festival Başkanı Mehmet Oflazoğlu ise sanatın iyileştirici gücünü kullanarak halka rahatlama sağlamak istediklerini vurgulayarak, "Tüm etkinlikleri çadır ve konteyner kamplarda yapıyoruz. Gelen katılımcıları halkla buluşturarak depremin acısını unutturmaya çalışacağız." diye konuştu. 800 Film Festivale Başvurdu Festivale yaklaşık 800 filmin başvurduğu ve bunlardan 91'inin ön jüriden geçtiği bilgisini veren Oflazoğlu, Hatay halkının acılarının paylaşılması için film gösterimlerinin bölgedeki konteyner kentlerde gerçekleştirileceğini açıkladı. Oflazoğlu, festivalde film gösterimi harici etkinliklerin de yapılacağını, "Zeynep Öykü Arp Konseri" ve "Uçaneller Kukla Tiyatrosu"nun seyirciyle buluşacağı bilgisini verdi. Toplantıda ünlü isimlerin "Antakya Varsa Ben de Varım" mesajını verdiği video ve festival filmlerinden kısa görüntüler de izletildi. Bu yıl 11. kez düzenlenecek Antakya Film Festivali'nde adaylar "Uzun Metraj Film", "Belgesel Film", "Belgesel Kısa Film", "Kısa Kurmaca Film", "Öğrenci Kısa Kurmaca Film", "Animasyon Kısa Film" ve "Deneysel Kısa Film" kategorilerinde yarışacak. Meral Orhonsot ve Vadullah Taş'a Ödül Verilecek Festivalde bu yıl "Onur Ödülü" Meral Orhonsay'a, "Sinema Emek Ödülü" ise Vadullah Taş'a sunulacak. Jüri başkanlığını Murat Şeker'in yapacağı festivalin Uzun Metraj jürileri Didem Balçın, Ceylan Özgün Özçelik, Maryna Er Gorbach, Kida Khodr Ramadan, Terry Chor, Laura Lehmus, Valerie Bert ve Kamran Rasoolzadeh'den oluşacak. Kısa Metraj jürisinde ise Ali Tanrıverdi, Tim Seyfi, Lila Gürmen, Eldiar Madakim ve Fesih Alpagu yer alacak. Belgeselde Hayriye Savaşçıoğlu, Atsuko Suetomi, Kadir Kaymakçı, Adzhibaev Ibadylla ve Farhan Umedaly jürilik yaparken festivalin Yeşilçam Jürisi Mehmet Güleryüz, Burhan Gün ve Çiğdem Vitrinel olacak. ### “Arter” yönetiminde bayrak değişimi 13 yıldır Arter’deki Direktörlük görevini sürdüren Melih Fereli, bayrağı Arter Başküratörü Emre Baykal’a devrediyor. Arter’in Kurucu Direktörü Melih Fereli, 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü Arter Direktörlüğü görevini, Arter Başküratörü Emre Baykal’a devredecek. Melih Fereli, 2005 yılından bu yana Türkiye’nin ilk özel vakfı olan Vehbi Koç Vakfı’nın kültür-sanat danışmanlığını yapmış, son 13 yıldır da Arter’in Kurucu Direktörlüğünü üstlenmişti. Birçok serginin küratörlüğünü de gerçekleştirmiş olan Fereli, bu dönemde Vehbi Koç Vakfı’na ve Koç Topluluğu’na sağladığı katkıların yanı sıra ülkemizde çağdaş sanatın gelişimi ve sürekliliği için gerçekleştirilen çalışmalarda da etkin rol oynadı. 2008 yılında Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışmaya başladığı Arter’de 2016 yılından beri Başküratör olarak görev yapmakta olan Emre Baykal, 01 Ocak 2024 tarihi itibariyle Arter Direktörlüğü görevini üstlenecek. Emre Baykal Vehbi Koç Vakfı Hakkında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk özel vakfı olan Vehbi Koç Vakfı (VKV), köklü vakıf geleneğini yeniden canlandırmak amacıyla merhum Vehbi Koç tarafından 1969’da kuruldu. Vakıf, modern ve gelişen Türkiye için temel hizmet sahaları olarak belirlediği eğitim, sağlık ve kültür sektörlerinde kapsamlı faaliyet yürütüyor. Her biri mükemmellik merkezi haline getirilen kuruluşlarıyla örnek teşkil etmenin yanı sıra geniş çaplı proje destekleriyle de topluma hizmet ediyor. İlgili bakanlık ve yerel kurumlarla iş birliği içinde okul, yurt, hastane ve tıp merkezi inşa edip bağışlayarak toplumsal kalkınmayı destekliyor; binlerce yetenekli gence eğitim bursları veriyor. Vehbi Koç Vakfı’nın kültür ve sanat alanındaki faaliyetleri, 1980’de Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi’nin (SHM) kurulmasıyla başladı. Müze Türk-İslam eserlerinin yanı sıra Anadolu uygarlıklarına ait arkeolojik eserlerden oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Vakıf, Türkiye genelinde birçok kültür kurumu ve araştırma merkezi kurarak, kültür alanındaki katkılarının alanını daha da genişletiyor. Vakfın geniş kapsamlı kültürel faaliyetleri arasında, New York Metropolitan Sanat Müzesi’ndeki iki Osmanlı sanatı galerisinin genişletilmesi ve yenilenmesi için yapılan bağışlar gibi, dünyaca tanınmış kuruluşlarla işbirlikleri de yer alıyor. Arter Hakkında Bir Vehbi Koç Vakfı Kuruluşu olarak 2010 yılında açılan Arter, sanatın tüm disiplinlerini kapsayan programıyla herkes için erişilebilir, canlı ve sürdürülebilir bir kültür ve yaşam platformu sunar. İstiklâl Caddesi’ndeki binasında 2010–2018 yılları arasında 35 sergiyi izleyicilerle buluşturan Arter, 2019 yılının Eylül ayında Dolapdere’deki yeni binasına taşındı. Arter, Grimshaw Mimarlık’ın tasarladığı yeni binasıyla beraber süregelen faaliyetlerini çok daha ileriye taşıyarak sergilerin yanı sıra farklı sanat disiplinlerinden performans ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Toplam 18.000 metrekare kapalı alana sahip Arter binasında sergi alanlarının yanı sıra performans salonları, öğrenme ve etkinlik alanları, bir kütüphane, sanat yayınlarına odaklanan bir kitabevi ve bir bistro bulunuyor. Arter günümüz sanatını tüm boyutlarıyla geniş kitlelerle buluşturuyor. ### Andy Warhol-İstanbul pop-art sergisi ziyarete açıldı ABD'li ressam, film yapımcısı ve grafik tasarımcı Andy Warhol'un 125 eserinin yer aldığı Andy Warhol-İstanbul sergisi sanatseverlerle buluştu. İstanbul Emirgan'daki İstanbul Lale Müzesi'nde ziyarete açılan Andy Warhol-İstanbul sergisindeki 10 eser, Beyoğlu Kültür Yolu etkinlikleri kapsamında Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sergileniyor. Serginin küratörü Nurgül Şenefe, hazırlık sürecinin yaklaşık bir yıl sürdüğünü, açılıştan önceki birkaç hafta içerisinde de eserlerin sergilenebilir hale getirildiğini söyledi. Hazırlık aşamasında büyük bir ekibin emeğinin bulunduğunu vurgulayan Şenefe, "Ben herkesi temsilen serginin yüzü olarak burada karşınızdayım. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ediyorum" dedi. Nurgül Şenefe, ağırlıklı olarak Andy Warhol'un eserlerinin yanı sıra çok az sayıda eserin de pop-art sanatı hareketine katkıda bulunmuş, dönemin önemli sanatçılarına ait çalışmalar olduğunu ifade etti. "SANATI GELENEKSEL KALIPLARDAN ÇIKARAN BİR SANATÇI" Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM'de sergilenen 10 eserle serginin ön açılışının gerçekleştirildiğini dile getiren Şenefe, "Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin sanatı toplumun her kesimine ulaştırma gayesi var. Andy Warhol da toplumun sanatla birleştiği bir ortamda sanatın tanımını alışılagelmiş geleneksel kalıplarından çıkarıp bambaşka bir bakış açısına dönüştüren bir kişi. Popüler sanatıyla herkese hitap eden Andy Warhol'un, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde 10 eserle yer alması bence çok anlamlı ve keyifli. Tabii orada sadece ağza bal çalıyoruz. Sanatçının ikonlaşmış, özellikle de koleksiyon değeri taşıyan eserlerini görmek isteyen ziyaretçilerimizi Emirgan'da Lale Müzesi'ne bekliyoruz" değerlendirmesini yaptı. Vakfın konum olarak da çok güzel bir yerde olduğunu belirten Şenefe, sergiye geleceklere eşiyle, dostuyla, ailesiyle tam gün vakit geçirmeyi düşünerek plan yapmaları tavsiyesinde bulundu. Kasım'dan itibaren Andy Warhol'u anlamak ve pop-up kültürünü deneyimlemek adına her yaşa yönelik atölye ve söyleşi gibi pek çok etkinlik düzenleneceği bilgisini veren Şenefe, sanatı seven sevmeyen, sanatla az veya çok ilgilenen herkesi sergiyi görmeye davet etti. "LALE VAKFI'NIN SANATA TUTKUSUNU YAŞAMIŞ OLDUK" Kurucusu olduğu "İllüstratörler Platformu" adlı sosyal girişimde de illüstrasyonla ilgilenen sanatçı ve sanatçı adaylarını bir araya getirmeye çalıştıklarını aktaran Şenefe, şunları kaydetti: "İllüstratörler Platformu'nda ticari sanat yapanla kültürel sanat yapanlar bir arada. Bu yaz İstanbul Lale Vakfı'nın ev sahipliği yaptığı akademide resimli kitap ve çizgi roman eğitimleri verdik ve çıktısı olarak da bir sergi yaptık. İlk defa kendi hikayesini yazıp çizen arkadaşlarımız da vardı. İstanbul Lale Vakfı'nın sanata olan tutkusunu, verdiği önemin ne kadar samimi ve içten olduğunu da bu deneyimle yaşamış olduk. İllüstrasyon ve sanatçı kimliğimle çalışmalar yaparken şimdi de Andy Warhol sergisi küratörlüğünün bana yansıması çok anlamlı oldu." Pop art akımının önde gelen temsilcilerinden Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. Pittsburgh'da 1928'de doğan Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının renkli isimlerinden biri oldu. Sergi, 29 Şubat'a kadar İstanbul Lale Müzesi'nde ziyaret edilebilecek. ### Andy Warhol'un eserleri İstanbul'da sergilenecek ABD'li ressam, film yapımcısı ve grafik tasarımcı Andy Warhol'un 125 eserinin yer aldığı "Andy Warhol-İstanbul" sergisi, 1 Ekim'de açılacak. 20. yüzyılın en tanınmış ve etkili pop art sanatçılarından biri olan Andy Warhol'un eserleri İstanbul'da ziyaretçilerini bekliyor. Warhol'un 125 eserine yer verilen sergi, 29 Şubat'a kadar İstanbul Lale Müzesi'nde ziyaret edilebilecek. Sergide yer alan 10 eser ise Beyoğlu Kültür Yolu Etkinlikleri kapsamında 30 Eylül'den itibaren iki hafta boyunca Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sanatseverlerle buluşacak. Pop art akımının önde gelen temsilcilerinden Andy Warhol, sanat dünyasına getirdiği radikal yaklaşımlarla tanınıyor. Pittsburgh'ta 1928'de doğan Warhol, Slovak göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Sanat kariyerine ticari illüstrasyonlar yaparak başlayan Warhol, zamanla modern sanat dünyasının renkli isimlerinden biri oldu.​​​​​​​ ### Vincent de Boer, Türkiye’deki ilk sergisiyle 10__12 Gallery’de! Geçtiğimiz iki sene boyunca başarılı sergilere imza atan Hazal Özkan Art Gallery, yeni sanat sezonunda yenilenen ismi ve marka kimliğiyle yolculuğuna "10__12 Gallery" olarak devam ediyor. 10__12 Gallery Kurucusu Hazal Özkan, galerinin yeni dönemi için şu açıklamalarda bulundu: “Bir süredir üzerinde çalıştığımız bu marka dönüşümünü açıklamaktan büyük heyecan duyuyorum. 10__12, odağına çağdaş sanatı, uluslararalılığı ve yükselen genç sanatçıları alıyor. Sanatçılarla yakın temasta sürdürdüğümüz iletişimimiz ile genç sanatçıların kariyerini birlikte inşa ediyoruz. Hem marka olarak çağdaş ve dinamik kalmak hem de potansiyeli yüksek genç sanatçılara destek olarak çağdaş sanatın sürekliliğine katkı sağlamak benim için çok önemli. Yenilenen yüzümüzle 10_12 olarak ilk sergimizde, uluslararası birçok önemli müze ve galerilerde sergi yapmış ve yine önemli markalarla çalışmış olan yükselen sanatçı Vincent de Boer’in ülkemizdeki ilk sergisine ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.” SANATÇININ GENİŞ KAPSAMLI KARİYERİNE IŞIK TUTUYOR Farklı ülkelerde birçok başarıya imza atmış Hollandalı sanatçı Vincent de Boer'in Türkiye'deki ilk sergisine 10_12 Gallery ev sahipliği yapıyor. Bu etkinlik, aynı zamanda Hazal Özkan Art Gallery’nin yeni ismiyle düzenlenen ilk sergisi olma özelliğini de taşıyor. "Kritik Mesafe" sergisi, 22 Eylül Cuma günü sanatçının da katılımıyla gerçekleşen açılış ile sanatseverlerle buluştu. Sergide hem sanatçının kendi koleksiyonundan daha önce hiç sergilenmemiş eserleri hem de "Kritik Mesafe" için özel olarak ürettiği eserler bir arada yer alıyor. Dolayısıyla sergi, Vincent De Boer’in geniş kapsamlı kariyerine ışık tutuyor. Eserlerinde genellikle dil, tipografi ve sanat arasındaki ilişkiyi anlatan de Boer, grafik tasarımdaki referansıyla geleneksel teknikleri, modern teknolojiyle birleştirerek kendine özgü bir stil oluşturmuş. Vincent de Boer, aynı zamanda kaligrafi tutkusunu paylaşan beş sanatçıdan oluşan Hollanda merkezli High On Type kolektifinin üyesi. izleyiciyi ortam ve ses üzerine düşündürmeye devam ediyor Vincent de Boer'in çalışma sürecini sesin çağrışımı, ritim, akış ve titreşimlerle ilişkilendirerek ürettiği eserleri bir araya getiren “Kritik Mesafe” sergisi, aynı zamanda izleyici ile eser arasındaki algı ve etkileşim mesafesini de işliyor. Sergi, kritik mesafe temasını işleyen bir dizi resim, çizim ve enstalasyona ev sahipliği yaparken; Vincent de Boer, eserleri aracılığıyla izleyiciyi ortam ve ses üzerine düşündürmeye devam ediyor. "Kritik Mesafe" sergisi, 11 Kasım’a kadar Maçka Residences’ta yer alan 10__12 Gallery’de ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. VINCENT DE BOER HAKKINDA Vincent de Boer (d. 1988, Hollanda) Utrecht, Hollanda’da yaşıyor ve çalışmalarına devam ediyor. Kaligrafi temeline sahip olan Vincent de Boer, dilin sınırlarını sürekli olarak zorluyor. Tek bir fırça darbesiyle açılan dünyanın büyüsüne kapılarak hareketin karmaşıklığını araştırıyor. Çalışmalarında, malzeme ve teknik konusundaki derin bilgisini ve bunlara hakim olmak için gereken dikkati sergiliyor. Bu temele dayanarak de Boer, benzersiz tarzını kağıt, duvar resimleri ve performanslar da dahil olmak üzere çeşitli ortamlara uyguluyor. Eserleri, Eye Film Müzesi, Hashimoto Contemporary New York, Paris'teki Musée Cluny, Tokyo'daki AtypI Konferansı, Het Hem ve Stedelijk Museum Schiedam dahil olmak üzere hem Hollanda'da hem de uluslararası alanlarda sergilendi. Vincent de Boer'in 10__12 Gallery’de yapacağı kişisel sergi, 22 Eylül'de açılacak ve 11 Kasım'a kadar devam edecek. 10__12 GALLERY HAKKINDA 2021’de açılan ve İstanbul’un sanat duraklarından biri olan Hazal Özkan Art Gallery’nin isim ve marka yenilenmesi sonrası sanatseverlerle yeniden buluşan 10__12 Gallery, Maçka Armani Residence’taki yerinde yükselen sanatçıları kişisel sergiler, sanatçı misafir programları ve sanat yayınları ile koleksiyoner ile buluşturuyor. 10__12; transparanlık, profesyonellik ve topluluk değerlerini koruyarak yükselen sanatçılara, çağdaşlığa ve uluslararası olmaya odaklanıyor. Yale mezunu sanat tarihçi ve sanat danışmanı Hazal Özkan’ın imzasını taşıyan çağdaş sanat galerisi, keşfettiği yetenekler ile genç sanatçıların ve genç koleksiyonerlerin de desteklenmesi misyonuyla dikkatleri üzerine çekiyor. Açılış: 22 Eylül Cuma saat 18:00-20.00Adres: Vişnezade, Maçka Business Center, Şht. Mehmet Sk. No:11 Kat:1 Beşiktaş / İstanbulÇalışma Saatleri: Pazar hariç her gün 10.30-18.30Instagram: @10__12gallery ### Tarihi İpek Yolu'nun ruhunu içinize çekin Şeki, Büyük Kafkas Dağları'nın ormanlık yamaçlarında, İpek Yolu tarihi açısından zengin ve büyüleyici mimarisi, leziz yemekleri ve misafirperver sakinleriyle ünlü küçük bir şehir. Bir zamanlar efsanevi İpek Yolu'nun önemli bir durağı olan Azerbaycan'ın kuzeybatısındaki bu büyüleyici şehir, ülkenin önemli seyahat mücevherlerinden biri. Eski bir Kafkas ticaret merkezinin ruhunu içinize çekmek için tarihi merkeze ve Azerbaycan'ın UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dâhil edilen en yeni destinasyonuna giderek şehrin el sanatları dükkânlarını, kervansaraylarını, Arnavut kaldırımlı sokaklarını ve renkli tatlı mağazalarını keşfetmenin tadını çıkarın. Şeki'den Balaken'e kadar uzanan kuzeybatı bölgesi, pastoral köylerde ve yemyeşil dağ yamaçlarında gizlenmiş büyüleyici tarihin izlerini taşıyan, çeşitli kültür ve geleneklere ev sahipliği yapıyor. Gerçekten de Tarihi İpek Yolu 'nun bir kolu bir zamanlar bu yoldan geçmiş ve birçok küçük ulusun da dâhil olduğu yerel halkın geleneklerini, mutfağını ve yaşam tarzını şekillendirmeye yardımcı olmuş. BASKAL'DA KELAĞAYI YAPIMI İpek Yolu 'nun mirası, Azerbaycan kelağayı yapımının evi olan pitoresk Baskal köyünde hâlâ görülebilmekte. Geleneksel olarak Azerbaycanlı kadınlar tarafından giyilen kelağayılar, boyanın kumaşı renklendirmesini önlemek için sıcak balmumu üzerine basılan bir yöntem olan batik tekniği kullanılarak yapılmış desenlere sahip zarif ipek başörtüleridir. Geçmişte ipek dokuma ve kelağayı yapımı her evde uygulanıyordu, ancak bu zanaatlar Sovyet döneminin sonuna gelindiğinde yok olmanın eşiğindeydi. Yeniden canlanma ise 2000'li yılların başında Baskal'da bir kelağayı fabrikasının kurulmasıyla başladı ve bugün yeni nesil tasarımcılar, başörtüsünü modernize etmek ve yeniden modaya dönüştürmek için başörtüsünün sembolizminden ve güzelliğinden ilham alıyor. Kelağayı yapımıyla ilgili doğaçlama bir ders almak için fabrikayı arayın, ardından Baskal'ın Arnavut kaldırımlı sokaklarının eski dünya atmosferini içinize çekin DOĞANIN DESENLERİ, SANATÇILARIN ŞEHRİ Orta Çağ ruhunu bünyesinde barındıran ve geçmişi 2000 yıl öncesine dayanan kadim Lahıc köyü, Azerbaycan'da el sanatlarının merkezi. "40 zanaat şehri" olarak bilinen Lahıc, 19. yüzyılın ortalarında 200'ün üzerinde zanaatkâr atölyesine sahip olmasıyla ünlü. Lahıc’a ilk adımınızdan itibaren buranın sıradan bir dağ köyü olmadığını anlayacaksınız. Büyük dere taşlarından oluşan sokaklar, yerel mimarlar tarafından tasarlanan camiler ve binalar, hatta mahallelerin düzenlenmesi bile Lahıc'ın kültürünün ve işçiliğinin binlerce yıl öncesine dayandığı gerçeğini yansıtıyor. Köy, en çok “Azerbaycan'ın bakır başkenti” olarak biliniyor. Lahıc bakırcılık sanatı, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi'nde bile yer alıyor. Ancak Lahıc işçiliğinin repertuarı aslında çok daha geniş. Eski el sanatlarından bazıları ne yazık ki unutuldu, ancak bakırcılık, demircilik, halı dokuma, duvarcılık, marangozluk, tabaklama ve şapka yapımı gibi diğerleri hâlâ hayatta. Tüm bunları ve daha fazlasını keşfetmek için kendinize birkaç saat verirseniz göreceksiniz. Lahıc bakırcılığının göz kamaştırıcı dünyasına dalmak için, turistlere yönelik ustalık sınıfları düzenleyen yerel bakırcı Nazar Aliyev'in atölyesine gidin. Demircilik için, 8 yaşından beri bu zanaatla uğraşan Khosrov Abbasov'un atölyesine uğrayın. Atölyesi 19. yüzyılda büyük büyükbabası tarafından inşa edilmiş ve o zamandan beri metal üzerindeki çekicin aynı ritimleri yankılanıyor. Başka bir yerde, 50 yıldır halı dokuyan Sulhiyya Aliyeva'nın atölyesini ziyaret ederek desenlerin büyülü dünyasına dalın ve Sulhiyya'nın hünerli parmaklarıyla halıları yaratmasına tanık olun. Ulusal danslar için şapka yapma ustaları Dabbagh Muhtar Mahmudov ve oğlu Rasul Muhtarov ile de mutlaka tanışın. Başka bir yerel şapka üreticisi olan Abdulla Dadaşov'un dükkânı, çeşitli şekil ve boyutlarda göz alıcı şapkalarla süslenmiş. Bir diğer ünlü Lahıc esnafı ise hâlen bu bölgenin ana ulaşım aracı olan atlar için kamçı ve eyer yapan Agamaşadi Hüseyinov. Aileler arasında nesilden nesle aktarılan bu atölyelerden herhangi birini ziyaret edebilir, ustalık sınıflarına katılabilir veya Lahıc'dan ideal hediyelik eşyalar sağlayan el sanatları satın alabilirsiniz. Ustalık sınıfları hakkında daha fazla bilgi için lütfen Lahıc Devlet Tarihi ve Kültür Koruma Alanı ile iletişime geçin. ### Mısır’da Arkeoloji Turizminin Gözdesi: Mumyalama Müzesi Mısır’ın Luksor kentinin doğu kesiminde Nil Nehri’nin kenarında yer alan Mumyalama Müzesi, her gün yerli ve yabancı çok sayıda turist tarafından ziyaret ediliyor. Luksor'da 26 yıl önce açılan Mumyalama Müzesi, antik Mısır dönemine ışık tutan yaklaşık 150 parça tarihi esere ev sahipliği yapıyor. Mısır’da "arkeoloji turizminin gözdesi" olarak tanımlanan müzede bazı firavunların yanı sıra antik Mısırlılar tarafından kutsal kabul edilen timsah, kedi, balık ve maymun gibi hayvanların mumyalarını görmek mümkün. Ayrıca mumyalama işleminde kullanılan malzemelerin yer aldığı müze dünya genelinde türünün tek örneği kabul ediliyor. "Müzeye girdiğimde adeta antik Mısır’da tarih yolculuğuna çıkıyorum" AA muhabirine konuşan ziyaretçilerden Muhammed Hamdi, müzeyi çok beğendiğini, özellikle girişteki duvarda yer alan antik Mısır’ı andıran çizimlerin büyüleyici olduğunu söyledi. "Müzeye girdiğimde adeta antik Mısır’da tarih yolculuğuna çıkıyorum," diyen Hamdi, ülkesinin tarihine ilgi duyduğunu ve bundan dolayı fırsat buldukça müzeleri, tapınakları ve tarihi yapıları ziyaret etmeye çalıştığını belirtti. Hamdi, mumyaların dış görümünün büyüleyici olduğunu, müzenin barındırdığı mumyalar ve tarihi eser parçalarıyla ziyaretçilerine görsel şölen sunduğunu ifade etti. Tarih meraklısı Mısırlı, sözlerine şöyle devam etti: "Düşünsenize yüzlerce yıl önce ölmüş bir insan veya hayvanın bedeni çürümeden günümüze kadar ulaşabiliyor. Sizce de bu muazzam bir şey değil mi? Bu, o dönemin bilimi ve imkanlarıyla yapılmış bir başarıdır. Herkesin bu veya buna benzer müzeleri ziyaret etmesini temenni ediyorum. Müzede, antik Mısır’a ait çok değerli bilgiler yer alıyor." "Mumyalama işlemi yaklaşık 70 gün sürüyor" Antik Mısırlılar, öldükten sonra yeniden dirileceklerine ve ölüm sonrasında başka bir hayatın var olduğuna inandıkları için ölen firavunların ve kutsal kabul edilen bazı hayvanların bedenlerinin korunmasına önem gösteriyordu. Mısır Turizm ve Tarihi Eserler Bakanlığının resmi internet sitesinde yer alan bilgilerye göre, mumyalama işlemi yaklaşık 70 gün süren çeşitli adımlardan oluşuyor. Ölünün iç organlarının çıkartılarak bedenin temizlenmesiyle başlanan süreçte cesedin sodyum tuzuyla kurutulduğu ve son alarak keten kumaşlarla sarmalandığı belirtiliyor. İç organlar da mumyalanarak “Kabuniyye” adlı çömlek tarzı kaplarda muhafaza ediliyor. Mumyalanan bedenlerin bozulmaması için ayrıca sargıların içine sihirli muskalar konulduğu ifade ediliyor. ### SANART BUSADER’e merhaba Kısa süre önce kurulan SANART BUSADER ilk etkinliğini İstanbul’da gerçekleştirdi. Sinem Uğurgün kurucu başkanlığında hayata geçirilen derneğin ilk etkinliği Prof. Dr. Marcus Graf eşliğinde Contemporary İstanbul gezisi oldu. Geziye BUSADER Federasyonu Başkanı Zerrin Özgüle’nin yanı sıra Federasyon Yönetimi, İstanbul BUSADER Başkanı Yasemin Yakut, Bursa Başkanı Elif Evke, Veteran Başkanı Deniz Cantürk ve derneklerin yönetim kurulu üyeleri ile SANART BUSADER yönetim kurulu ve üyeleri katıldı. Contemporary gezisinin ardından Atatürk Kültür Merkezi’nin en üst katında yer alan Biz İstanbul Cuisine’de akşam yemeği düzenlendi. Yemekte kısa bir konuşma yapan Kurucu Başkan Sinem Uğurgün, “SANART BUSADER’i sanatın renklerini hayatımıza daha çok yansıtmak, toplumsal yaşamın sanatla daha çok yoğrulmasına katkıda bulunmak ve sanatın verdiği ışığı paylaşmak üzere kurduk. Sağlıklı bir toplum oluşmasına ve eğitimli  nesillerin yetişmesine sanat yoluyla katkıda bulunmayı, bir yandan da sanatla ruhumuzu daha çok beslemeyi ve güzellikleri paylaşmayı hedefliyoruz. İlk etkinliğimizde yanımızda olan ve heyecanımızı paylaşan herkese çok teşekkür ediyorum. İstanbul, Bursa ve birçok şehirde sanat dolu etkinlikler bizleri bekliyor” dedi. ### Ozan Sağdıç'ın Ankara Temalı Sergisi Ziyaretçilerini Bekliyor Fotoğraf sanatçısı Ozan Sağdıç'ın Ankara temalı fotoğraflarından oluşan "Kültür ve Sanat Yolunda Ozan Sağdıç Fotoğrafları Sergisi" ziyaretçilerini ağırlıyor. Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında CSO Ada Ankara Tarihi Salon Fuaye Alanı'ndaki sergide, Sağdıç'ın objektifinden Ankara'nın kültür ve sanat hayatına katkısı olan bazı isimlerin portreleriyle başkentin değişen manzaralarını aktaran fotoğrafları yer alıyor. Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Sağdıç, fotoğraf sanatçısı olarak son 60 yıllık sürede Ankara'nın kültür ve sanat tarihini izlediğini anlattı. "Profesyonel disiplin içinde amatörlüğümü sürdüren bir fotoğraf sanatçısıyım." diyen Sağdıç, "Burada 25 kadar Ankara'nın kültür ve sanatına hizmet vermiş, o yolu döşemiş insanların portreleri var, bunlar çok değerli insanlar." ifadelerini kullandı. Sağdıç, ziyaretçilerini ağırlayan sergide Ankara'nın değişen manzaralarını gösteren 20'yi aşkın fotoğrafın da bulunduğunu belirterek, Türkiye Kültür Yolu Festivalleri'nin sayısının artmasını diledi. ### Contemporary Istanbul'un en genç sanatçısı, Elenka Nazarova Contemporary Istanbul'un en genç katılımcı sanatçılarından biri de Elenka Nazarova. Etkinliğe Bulgaristan'dan katılan Nazarova, 7 parçadan oluşan çalışmalarını Collect Gallery standında sergiliyor. 7 SOLO, 45 KARMA SERGİ Resim yapmaya çok küçük yaşlarda başlayan Elenka Nazarova, Sofya'da yaşıyor. Sanat lisesinde eğitim alıp, ardından yöneldiği resim çalışmalarını katıldığı grafik kursları ile zenginleştirmiş. Henüz 24 yaşında olmasına rağmen ilk solo sergisini 17 yaşında açan Nazarova, 7'si kişisel ve 45'i karma olmak üzere toplam 52 sergide eserlerini sergilemiş. "DİJİTAL SANATA MESAFELİYİM" Kuşak olarak uygun olmasına rağmen dijiital sanat konusunda mesafeli olduğunu aktaran Elenka Nazarova; "İlk bakışta çok etkileyici olsa da sonunda dokunmak gerekiyor. Bana göre dokunamadığın zaman hissedemiyorsun, hissetmediğinde de sanat olarak yorumlamakta zorlanıyorum. Tabi bu sadece bana göre böyle. Saygı duyuyor muyum, elbette saygı duyuyorum" diyor. Nazarova'nın çalışmalarını 7. binadaki Collect Gallery standında görebilirsiniz. ### Piyanist İlyun Bürkev, Avrupa sahnesinde parlıyor İlyun Bürkev' in müzikal yolculuğunda yeni bir dönüm noktası olan Almanya turnesi, hem Almanya'da hem de Avrupa'daki sanat camiasında "Yeni Bir Türk Yıldız"ının doğuşuna şahitlik ediyor. Bürkev, Berlin Konzerthaus'taki konserinde ünlü şef Alexander Hülshoff yönetiminde Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayarak büyük bir beğeni kazandı. İlyun Bürkev, Türkiye'nin genç ve yetenekli piyanisti, Almanya turnesi kapsamında müzikseverlere unutulmaz bir konser deneyimi yaşattı. Bu heyecan verici serüven, 25 Eylül 2023 tarihinde dünyaca ünlü orkestraların ve sanatçıların sezon programlarında yer aldığı, Almanya'nın ve Avrupa'nın en prestijli konser salonlarından biri olarak bilinen Berlin Konzerthaus'ta başladı. Bürkev, Berlin Konzerthaus'taki konserinde, Klassische Philharmonie Bonn eşliğinde, ünlü şef Alexander Hülshoff yönetiminde Beethoven'ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayarak büyük bir beğeni kazandı. Dakikalarca alkışlanan İlyun Bürkev, Alman sanat camiasında "Yeni Bir Türk Yıldız"ının doğuşunu şahitlik ederek, büyük bir heyecan uyandırdı.  TURNE PERFORMANSININ FİNALİ 24 EKİM'DE MÜNİH'TE! Almanya turnesi, 25 Eylül-24 Ekim tarihleri arasında sırasıyla Bielefeld'de Rudolf-Oetker-Halle, Hamburg'da Laeiszhalle, Hannover, Bonn, Stuttgart'da Liederhalle, Wiesbaden, Bremen'de Die Glocke Bremen, Karlsruhe'da Konzerthaus Karlsruhe, Nürnberg'de Meistersingerhalle Nürnberg konser salonlarında devam edecek. İlyun Bürkev, 24 Ekim’de Münih'teki efsanevi konser salonu Herkulessaal’da turne performansının finalini gerçekleştirecek. TÜRK SANATININ YÜKSELEN YILDIZI Genç piyanist, azmi, yeteneği ve tutkusuyla gelecekte daha da büyük başarılara imza atmayı hedefliyor. Bu turne, müzikseverleri İlyun Bürkev'in etkileyici performansıyla buluşturarak Cumhuriyetin 100. yılında yaşanan bu gurur verici başarıya tanıklık etmelerini sağlayacak. Müzikseverler, İlyun Bürkev 'in Almanya turnesi sırasında sergileyeceği muhteşem performansları kaçırmamak için heyecanla bekliyor. Türk sanatının yükselen yıldızı olan İlyun Bürkev'in başarı hikayesi, müzik dünyasında büyük bir ilgi ve takdir topluyor. ### Venedik’in Palazzo Gradenigo’su "Güneştekin Art Refinery” oluyor Venedik'in Santa Groce bölgesinde bulunan Palazzo Gradenigo, Ahmet Güneştekin tarafından satın alındı. Güneştekin, bu haberi sosyal medyadan “Güzel bir sanat haberini sizlere duyurmaktan gurur duyuyoruz!” diyerek paylaştı: "Venedik'in tarihi simgelerinden ve Rönesans yapılarından Palazzo Gradenigo’yu aldığımızı duyurmaktan mutluyuz. Bu altı yüz yıllık yapı, artık 'Güneştekin Art Refinery' oluyor.   Palazzo Gradenigo, Venedik aristokrasisinin en ünlü üyelerinden Gradenigo Ailesi için inşa edilmiştir. Bu aile, Venedik Cumhuriyeti’nin 24 kurucu ailesi arasındadır. Palazzo Gradenigo, büyük romanların da mekanı oldu: Henry James’in 'Aspern’in Mektupları' ile Gabriele D’Annunzio’nun James Joyce’tan övgü alan 'Alev' adlı eseri. VENEDİK MİMARİSİNİN TİPİK ÖZELLİKLERİNİ TAŞIYOR Palazzo; yüksek camlı, aristokrat tarzda inşa edilmiş bir yapıdır. Şehrin en büyük ve en kalabalık bölgesi olan Castello’da yer alıyor. Venedik Tersanesi, Santi Giovanni e Paolo Kilisesi, St. Zacaria Kilisesi, Castello Bahçeleri ve Venedik Bienali mekanları gibi mimari, sanatsal ve turistik alanlarla aynı bölgede. Müstakil bir Venedik yapısı olan Palazzo, altı katlı ve her kattaki büyük salonlarda 18. yüzyıl ressamlarına ait değerli fresk süslemeleriyle Venedik mimarisinin tipik özelliklerini taşıyor. SANATA DEĞER KATACAK Palazzo Gradenigo, Venedik Bienali’nin gerçekleştiği başlıca sergi alanlarından da biri. Asırlar boyu zamana tanıklık eden bu önemli tarihi ve zarif mekanın artık 'Güneştekin Art Refinery' olarak sanata değer katacağını düşünüyorum. Türkiye adına dünyaya sesimizi sanatla duyurmak için Güneştekin Vakfı'nın desteklediği genç sanatçılarımıza sergi ve tanıtım imkanı da sağlanacak Palazzo'da. Sanat dünyasına ufuk açması dileğiyle, bu heyecanı sizlerle paylaşmaktan mutluyuz." ### İDSO, 78. sezonuna dopdolu giriyor İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) Denizbank 2023-2024 sezon açılış konseri 29 Eylül’de AKM’de Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirilecek. Orkestra açılış konserinin ardından önce Tokyo’ya gidecek ardından Avrupa Turnesi’ne çıkacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın yepyeni bir sezonu karşıladığı ilk konserinde şef Gürer Aykal yönetimindeki orkestra Cumhuriyetimizin yetiştirdiği keman sanatçısı Cihat Aşkın’a eşlik edecek. Üç farklı ülkeden üç değerli besteciye yer verileceği konserde, Japon çok sesli müziğinin özverili bestecisi Yasushi Akutagawa’nın Triptyque adlı eseri, ülkemizin ulusal müziğine özgün bir soluk kazandırmış olan Ulvi Cemal Erkin’in Keman Konçertosu ve Rus müziğinin değerli bestecisi Tchaikovsky’nin Dördüncü Senfonisi seslendirilecek. ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’NDEN JAPONYA TOKYO OPERA CİTY CONCERT HALL’A Açılış konserinde ardından İDSO, Japonya Kültür İşleri Ajansı ve Japon Senfoni Orkestraları Derneği davetlisi olarak, 4 ila 7 Ekim tarihlerinde Tokyo'da düzenlenecek olan “Asia Orchestra Week 2023” festivaline gidecek. 20 yıl aradan sonra tekrar Tokyo’da konser verecek olan İDSO, 6 Ekim akşamı Tokyo’nun en prestijli konser salonlarından biri olan Tokyo Opera City Concert Hall’da, şef Gürer Aykal yönetiminde, Cihat Aşkın’la beraber seyirci karşısına çıkacak. CUMHURİYETİN 100. YILINA ÖZEL KONSER İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası tarafından Cumhuriyetimizin 100. yıl şerefine 27 Ekim’de AKM’de verilecek konserde ise İngiliz şef Howard Griffiths yönetiminde ülkemizin yetiştirdiği parlak piyanistlerden Can Çakmur’a eşlik edecek. Shostakovich’in İkinci Piyano Konçertosu’nun yanı sıra Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ferit Tüzün gibi bestecilerin, halk ezgilerimizin ruhunu yansıtan en güzel eserlerini seslendirecek. Bu konserin ardından İDSO, Cumhuriyet’in 100 Yılı etkinlikleri kapsamında aynı programla 29 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında Berlin ve Zürih Başkonsolosluğu aracılığı ile Dış İşleri ve Kültür Bakanlığı himayesinde gerçekleşecek Avrupa turnesine çıkacak. Orkestra şefi Howard Griffiths yönetiminde, Can Çakmur ile birlikte, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 30 Ekim’de dünyanın en prestijli salonlarından Berlin Filarmoni’de, 1 Kasım’da Zurich Tonhalle Konser Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak. SEZON BOYUNCA ÜNLÜ ŞEFLER İDSO’YA KONUK OLUYOR Bu özel konser ve turnelerin dışında, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Denizbank Konserleri kapsamında Cuma günleri en özel repertuvarları, yıldız konuk ve şeflerle AKM’de sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. Yıl boyunca İDSO Daimi Orkestra Şefi Hasan Niyazi Tura, Gürer Aykal, Rengim Gökmen, Naci Özgüç, Tolga Taviş, Can Okan, Hakan Şensoy, İbrahim Yazıcı ve Burak Tüzün gibi önemli Türk orkestra şeflerinin yanı sıra Alessandro Cedrone, Lior Shambadal, Howard Griffiths, Andreas Ottensamer, Howard Griffiths, Alfonso Scarano, Carlo Rizzari, Sascha Goetzel, Ryan McAdams, Ari Rasilainen, Alexander Rudin ve Lionel Bringuier gibi önemli yabancı isimleri konuk şef olarak ağırlayacak. ### Contemporary Istanbul’un 18. Edisyonu ön gösterim ile başladı Türkiye'deki hızla yükselen kültür ve sanat ortamını koleksiyonerler ve sanatseverlerle buluşturma yolunda önemli bir misyon üstlenen Contemporary Istanbul, ön gösterim ile başladı. Tersane İstanbul’da 26-27 Eylül 2023 tarihlerindeki ön gösterim dışında, 28 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri ​​arasında sanatseverlerle buluşacak olan Contemporary İstanbul'un 18. Edisyonu, 25 ülkeden 75 galeri ve sanat girişimine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Sanat Dergisi olarak özel davetiye ile ön gösterimine katıldığımız Contemporary Istanbul 'un 18. Edisyonu'na Avrupa, Orta Doğu, Güney Amerika, Afrika, Doğu Asya ve ABD’den katılan galeriler bünyesindeki sanatçıların ilgi gösterdiğini gözlemledik. Pek çoğu ile yaptığımız özel röportajlar, hem internet haber portalımızda hem de 15 Ekim'de yayınlanacak olan İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısında yer alacak. TARİHİ BİR ATMOSFER 18. Contemporary Istanbul'un mekânı olan Tersane İstanbul, Haliç üzerinde yer alan muhteşem bir mimari simge. Osmanlılar tarafından imparatorluk tersanesi olarak kullanılan alanın geçmişi 15. yüzyıla kadar uzanıyor. Tersane’nin tarihi binaları, yakın zamanda Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından yenilendi. ULAŞIM 26 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek etkinlik alanına deniz yoluyla ulaşım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Hatları tarafından sağlanacak. Kadıköy, Üsküdar ve Beşiktaş’tan hareketle Contemporary Istanbul'un Tersane’deki yerine 500 metre mesafedeki Hasköy İskelesi’ne erişim olacak. Contemporary Istanbul Ziyaret Saatleri: Önizleme Günleri 26 Eylül 2023 (Sadece Davetiye) 27 Eylül 2023 / 11:00 -16:00 Genel Giriş 27 Eylül 2023 / 16:00 – 20:00 28-30 Eylül 2023 / 11:00 – 20:00 01 Ekim 2023 / 11:00 – 19:00 saatleri arasında Contemporary Istanbul ’un diğer tüm edisyonlarında yer alan Güney Kore, 18. Edisyonuna da katıldı. Bu kez 13 sanatçının 65 parçadan oluşan çalışmalarıyla etkinlikte yer aldıklarını açıklayan AB Gallery Direktörü Suk Nam Sung, "Ülkenizdeki bu güzel etkinlikte yer almaktan büyük mutluluk duymaktayız" dedi. ### Ankara'da "Latin Amerika UNESCO Dünya Mirası" Fotoğraf Sergisi Açıldı UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi'nin 20. yılı ve UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi'nin 50. yılı dolayısıyla başkentte "Latin Amerika UNESCO Dünya Mirası" fotoğraf sergisi açıldı. Peru'nun Ankara Büyükelçiliğinin ev sahipliğinde, Panora Alışveriş Merkezi'nde 16 Latin Amerika ülkesinin büyükelçiliklerinin katkısıyla düzenlenen sergiye bu ülkelerin diplomatik temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım ve Kültür İşleri Genel Müdürü Büyükelçi Ayda Ünlü ile çok sayıda davetli katıldı. Peru'nun Ankara Büyükelçisi Cesar De las Casas, yaptığı konuşmada, Latin Amerika'nın 149 alanının UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne, 90 alanının da "UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listeleri"ne alınmasını kutlamak için toplandıklarını söyledi. De las Casas, Riyad'daki Dünya Mirası Komitesi Toplantısı'nda Guatemala'nın 1700 yıllık Takalik Abaj Ulusal Arkeolojik Parkı'nı, Arjantin'in de "ESMA Müzesi ve Hafıza Alanı"nı tescil ettirdiğini belirtti. Büyükelçi, Gordion Antik Kenti ve Anadolu'nun Orta Çağ'dan kalma 5 camisinin UNESCO listesine alınması dolayısıyla Türkiye'yi tebrik etti. Geçen 50 yıl boyunca Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin UNESCO'nun hedeflerine katkıda bulunduğunu vurgulayan De las Casas, somut olmayan miras konusunda 16 Latin Amerika ve Karayip ülkesi arasında uluslararası işbirliğini teşvik ettiklerini dile getirdi. De las Casas, "Bu sergiyle Latin Amerikalılar ve Karayipler olarak hepimizin gurur duyduğu zengin tarihimizin ve kimliğimizin kutlaması olan kültürümüzün küçük bir kısmını Türk kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz." ifadesini kullandı. "Türkiye'nin, UNESCO Dünya Miras Komitesinin rolünü güçlendireceğine inanıyoruz" Büyükelçi Ünlü de zengin kültürel, doğal ve soyut tarihi mirası koruma çabasının, Türkiye ve Latin Amerika ülkelerini birbirine yakınlaştırdığını söyledi. Sergi vesilesiyle Latin Amerika'nın zengin mirasına tanıklık etmekten memnuniyet duyduğunu belirten Ünlü, Türkiye'nin 1972 Dünya Miras Sözleşmesi'nde taraf devlet olarak miras alanlarının korunmasına yönelik uluslararası çabalara katkıda bulunduğunu vurguladı. Ünlü, Türkiye'deki Dünya Mirası alanlarına dikkati çekerek, "Dünya Mirası Listesi'ne kayıtlı 21 Dünya Mirası alanına ev sahipliği yapmaktan ve İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi'nde yer alan 25 Somut Olmayan Miras değerine sahip olmaktan gurur duyuyoruz." diye konuştu. Türkiye'nin, kültürel ve doğal mirasın korunmasına yönelik katkılarını bir adım öteye taşımak üzere 2023-2027 dönemi için UNESCO Dünya Miras Komitesi (WHC) üyeliğine adaylığını açıkladığını belirten Ünlü, "Türkiye'nin, ortak mirasımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için Komitenin rolünü güçlendireceğine inanıyoruz." dedi. Ünlü, etkinliği düzenleyen Peru'nun Ankara Büyükelçisi De las Casas ve etkinliğe katılan Latin Amerika ülkelerinin temsilcilerine teşekkür etti. 16 ülkenin ikişer "varlık veya kültürel miras unsurları"nın fotoğraflarından oluşan sergi, 30 Eylül'e kadar gezilebilecek. ### Borusan Sanat’tan genç izleyicilere yönelik ayrıcalık Gençlerin sanata katılımını destekleyen ve sanata daha kolay erişebilmelerine katkı sağlamayı amaçlayan Borusan Sanat, ayrıcalıklar sunan BİFO Dijital Genç Kartı ile 6-26 yaş aralığındaki gençlere sezon boyunca düzenleyeceği tüm konserlerine %50 indirimle erişebilmelerini sağlıyor. Rengârenk programlarıyla ve dünyaca ünlü konuk şef ve yıldız solistlerle 2023-2024 sezonuna merhaba diyen Borusan Sanat, gençlerin sanata ulaşımını kolaylaştırmak için ayrıcalıklar sunmaya devam ediyor. BİFO Dijital Genç Kartlılar, 5 Ekim’den itibaren Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) ve Borusan Quartet konserlerinde; 1 Kasım’dan itibaren ise Borusan Müzik Evi konserlerinde %50 indirimli bir bilet alabilecek. BİFO Dijital Genç Kart Nasıl Alınır? BİFO Dijital Genç Kart, 5 Ekim’den itibaren Passo gişelerinden veya passo.com.tr’den satın alınabilir. BİFO Dijital Genç Kart’ın Kullanım Koşulları BİFO Dijital Genç Kart sahiplerine özel olarak belirlenen 5 Ekim 2023 -11 Mayıs 2024 tarihleri arasında Borusan Sanat’ın gerçekleştirdiği Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), Borusan Quartet ve Borusan Müzik Evi konserlerinde %50 indirim imkânı. BİFO Dijital Genç Kart, 6-26 yaş aralığındaki kişileri kapsar, avantajları tek kişi için geçerlidir ve ücretsizdir. ### İş Sanat Konser Sezonunu 100. Yıl Gala Konseri ile Açıyor  İş Sanat, yeni konser sezonunu Cumhuriyet’in 100. Yılı’nı kutlamak üzere orkestra şefi Tolga Atalay Ün yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde dünyaca ünlü tenor Murat Karahan’ın 100. Yıl Gala konseriyle 2 Kasım Perşembe günü açıyor. İş Sanat, yeni konser sezonunu Cumhuriyet’in 100. Yılı’nı kutlamak üzere 100. Yıl Gala konseriyle açacak. Kasım ayından Haziran ayına kadar sürecek bu sezonda,  pek çok yerli ve yabancı sanatçı İş Sanat sahnesine konuk olacaklar. İş Sanat sahnesinin klasik konserlerine Kronos Quartet’ten Aleksey Igudesman’a, Giuliano Carmignola’dan Timothy Chooi’ye önemli isimler konuk oluyor. Caz ve dünya müziğinin yıldızları Luz Casal ve Cécile McLorin Salvant da İş Sanat’ın konser programında yer alıyor. Parlayan Yıldızlar’ın genç isimlerinden şiir dinletilerine, türkülerden viyana valslerine renkli bir sezon yine sanatseverleri bekliyor. İş Sanat, ülkemizin yetiştirdiği, dünyanın önde gelen opera sanatçıları arasında yer alan, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Murat Karahan ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Cumhuriyet’in 100. Yılına özel bir konserle salonunun kapılarını açıyor. Orkestra şefi Tolga Atalay Ün’ün yöneteceği konser sevilen opera aryalarından hep birlikte söylediğimiz türkülere uzanan zengin bir repertuvara sahip. Konser, 2 Kasım Perşembe, saat 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda olacak. GRAMMY ÖDÜLLÜ TOPLULUKLAR İŞ SANAT’TADünyaca ünlü topluluk Concerto Köln ile klasik müzik sahnesinin önemli virtüözlerinden Giuliano Carmignola İş Sanat’ta bir araya geliyor. Konser 15 Aralık Cuma, 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak. Klasik müziğin önde gelen topluluklarından Concerto Köln, 2004 yılında Wolfgang Amadeus Mozart'ın eseri "La nozze di Figaro" (Figaro’nun Düğünü) kaydıyla Grammy ödülünün sahibi oldu. Echo Klassik de dâhil olmak üzere 75’in üzerinde ödüllü albüm kaydı olan Concerto Köln, bu konserde bir başka Grammy’li sanatçı Giuliano Carmignola’ya eşlik ediyor.    Klasik ve çağdaş müziğin öncü toplulukları arasında yer alan Kronos Quartet, bir araya gelişlerinin 50’inci yılını kutladıkları dünya turnesi kapsamında 16 Ocak Salı, saat 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda seyircisiyle buluşacak. David Harrington (keman), John Sherba (viyola), Hank Dutt (viyola) ve Paul Wiancko’dan (çello) oluşan Kronos Quartet, Andrei Tarkovksy’nin Oscar ödüllü “Requiem For A Dream” filminin müziği başta olmak üzere birçok filmin müziğiyle adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Parlak ve uzun kariyerlerinde kendileri için bestelenmiş 1000’den fazla eser olan efsane topluluk, cazdan tangoya, dönem müziklerinden, yirminci yüzyıl müziklerine uzanan geniş bir repertuvarın da sahibi. Billie Holliday, Ella Fitzgerald gibi caz müziğin dünyaca ünlü kadın sanatçılarının izinden giden Cécile Mclorin Salvant, 7 Kasım Perşembe, İş Kuleleri Salonu’nda caz rüzgârı estirecek. Thelonious Monk Enstitü’nün 2010 yılında düzenlediği caz yarışmasında birinci olan Salvant, caz kariyerinde emin adımlarla ilerleyerek, yayınladığı “The Window”, “Dreams and Daggers” albümlerinin ardından “For One To Love” albümü ile Grammy Ödülleri’nde “En İyi Caz Vokal Albümü Ödülü”nün sahibi oldu. Konserde Salvant’a, Sullivan Fortner (piyano), Yasushi Nakamura (bass), Savannah Harris (davul) eşlik edecek. İş Sanat, sanatseverleri 5 Ocak Cuma, English Chamber Orchestra ile Viyana Gala konserine davet ediyor. Müzik ve dansın bir araya geldiği, İş Kuleleri Salonu’ndaki geleneksel yeni yıl konserinde topluluk ve dansçılar vals ve polkalar ile rengârenk bir gece yaşatacak. Viyana Senfoni Orkestrası müzisyenleri tarafından kurulan, bağımsız oda orkestrası Wiener Concert-Verein, 2019 yılı Queen Elisabeth Keman Yarışması birincilik ödülünün sahibi Timothy Chooi ile İş Sanat ev sahipliğinde 7 Şubat Çarşamba saat 20.30’da, İş Kuleleri Salonu’nda seyircisiyle buluşacak. Klasik ve romantik dönemin eserlerinin seslendirileceği konseri solistliği de üstlenen Timothy Chooi yönetiyor.Yaratıcılıkta sınır tanımayan, keman virtüözü, besteci ve komedyen Aleksey Igudesman İş Sanat’a özel hazırladığı “Beethoven and More” (Beethoven ve Daha Fazlası) başlıklı konserle İstanbul seyircisinin kalbini fethedecek. Igudesman’ın dünyasında bir Viyana valsi her an Britney Spears’ın bir şarkısına ustaca bağlanabilir veya bir Hint halk şarkısı Beethoven’ın keman sonatına dönüşebilir.Beethoven’ın son eseri olan 9’uncu senfonisinin bestelenişinin 200. yılı vesilesiyle İş Sanat’a özel hazırlanan konserde bestecinin eserlerinin pusulasında Igudesman yeni rotalara yelken açacak. Igudesman’ın yönetimindeki 100 kişilik Romanian National Youth Orchestra, Boğaziçi Caz Korosu ve sürpriz isimler bu yolculukta sanatçıya eşlik edecek. Konser, 16 Nisan Salı saat 20.30’da, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleşecek. İş Sanat, Franz Lizst Akademisi’nin seçkin müzisyenlerinin kurduğu Anima Musicae Oda Orkestrası ve Macar asıllı kemancı Gwendolyn Masin’i 17 Nisan Çarşamba, saat 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda ağırlayacak. KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI SENFONİ ORKESTRASI İŞ SANAT’TA Orkestra şefi Rengim Gökmen yönetimindeki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, piyano sanatçısı Rüya Taner’in solist olarak yer alacağı konser ile 5 Mart Salı, 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda izleyicileriyle buluşacak. İspanya’nın dünyaca ünlü pop-rock sanatçılarından Luz Casal, 30 Kasım Perşembe, 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda dinleyicilerle buluşacak.  İspanyol yönetmen Pedro Almodovar'ın Oscar ödüllü “Yüksek Topuklar” filminde seslendirdiği "Piensa en mi" şarkısıyla adını dünyaya duyuran Casal, konserde sevilen şarkılarını seslendirecek. KARSU İLE “DÜNYANIN SESLERİ”Sesi ve piyano başında sergilediği sahne performansıyla son dönemde adından sıkça söz ettiren Karsu, yılın son konserinde İş Sanat seyircisiyle ilk kez buluşacak. Caz, blues, pop, funk ve elektronik müziği modern yorumlarla buluşturan piyanist, besteci, söz yazarı ve şarkıcı Karsu’nun, İş Sanat’a özel hazırladığı “Dünya’nın Sesleri” başlıklı konser 28 Aralık Perşembe, 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda.  Halk müziğinin usta sanatçılarından Coşkun Karademir, konuk sanatçıları Buray ve Ceylan Ertem’i Dost Meclisi başlıklı Türk halk müziği konserinde İş Sanat sahnesinde ağırlıyor. Müzikal birliktelikleri uzun yıllara dayanan Karademir ve Ertem’in sahnedeki performansına Buray’ın da katılımıyla oluşan “Dost Meclisi” türkü severlere unutulmaz bir gece yaşatacak. Konser, 15 Kasım Çarşamba, saat 20.30’da, İş Kuleleri Salonu’nda.Türk halk müziğinin başarılı ismi Kubat, 7 Aralık Perşembe, saat 20.30’da İş Kuleleri Salonu’nda seyircilerle buluşacak. Ege yöresi türkülerinin yer aldığı bu özel konserde Kubat’a konuk sanatçı Canan Çal eşlik edecek. Dünyaca ünlü müzisyen Luis Bravo’nun tango dans topluluğu “Forever Tango”, 23 Mayıs Perşembe, İş Kuleleri Salonu’nda gerçekleştireceği gösterisiyle İş Sanat seyircisinin ilk kez karşısına çıkacak.   Arjantin’in tutkulu müziğini ve dansını ustaca sahneye taşıyan topluluk, Amerika’yı baştanbaşa dolaştı. Tony ile Drama Desk ödüllerine aday gösterildi. Broadway’de en çok sahne alan gösterilerden biri olan Forever Tango, 12 dansçı ve 9 müzisyenden oluşuyor.   Edebiyatımızın unutulmaz eserlerinin müzik ile harmanlandığı dinletiler bu sezon da İş Kuleleri Salonu’nda ücretsiz olarak seyircisi ile buluşacak. Atilla Birkiye’nin düzenlediği, Serdar Yalçın’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği ve Mehmet Birkiye’nin sahneye uyarladığı dinletiler aynı zamanda İş Sanat’ın YouTube kanalından da yayınlanacak. 27 Kasım’da Nâzım Hikmet, 11 Aralık’ta Âşık Veysel, 22 Ocak’ta Ahmet Muhip Dıranas, 19 Şubat’ta Nezihe Meriç, 15 Nisan’da Melih Cevdet Anday’ın eserlerinden derlenen şiir ve hikâye dinletileri, sahnede olacak.“CUMA İŞ ÇIKIŞI”NDA BULUŞMALARI DEVAM EDİYOR İş Sanat’ın yoğun ilgi gören ücretsiz Cuma İş Çıkışı konserleri rock müziğin başarılı gruplarından MaNga ile başladı. İş Çıkışı konserlerinde 22 Eylül’de Sibel Tüzün, 6 Ekim’de Yaşar, 13 Ekim’de ise Pinhani sahne alacak. Cuma İş Çıkışı konserleri yeni yılın gelişini de İstanbul ve Ankara’da seyircileriyle kutlayacak. PARLAYAN YILDIZLAR YİNE SAHNEDEİş Sanat’ın kariyerlerinin başındaki müzisyenlere sahne deneyimi sunarak destek olmak amacıyla sürdürdüğü Parlayan Yıldızlar konserlerinin seçmeleri tamamlandı. Seçmelerin ardından 16 genç müzisyenin sezon boyunca İş Kuleleri Salonu’nda vereceği ücretsiz konserlerin ilki 20 Kasım’da başlıyor. Kaynak: NTV ### Meltem Sırtıkara'nın "Bir Ev" Başlıklı Sergisi Ziyaretçilerini Bekliyor One Arc Gallery, 4 Ekim – 4 Kasım 2023 tarihleri arasında Meltem Sırtıkara’nın “Bir Ev” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Meltem Sırtıkara, son dönem çalışmalarında doğa ve kültür nesnelerini bir ağ içinde yüzdürdüğü deney alanlarında ortak yaşam olanaklarını araştırırken, mekanı da bu örüntünün bir parçası haline getirir. “Bir Ev”, “nasıl yaşamalıyız” sorusundan hareketle Sırtıkara’nın sanatının içinden geçmekte olduğu önemli dönüşümden bir kesit sunar. Galeri alanının bir ev olarak kurgulandığı sergi, sanatçının gelecek yönelimlerine dair kayda değer izler barındırır. Bu evde her tür dayatmadan bağımsız “nesneler” ve “resimler”, birbirleriyle semantik hiyerarşilerden arınmış, çabasız ilişkiler kurar. İnandırıcılık adına katılaşma ihtiyacı duymayan kurgu, izleyicinin Merleau-Ponty’nin de dediği gibi “hem gören, hem görülen” konumunda oyuna dahil olmasıyla adeta canlanır; nefes alıp vermeye, hareket etmeye, “bedenlenmeye” başlar. İçerisi-dışarısı diyalektiği ortadan kalkar. Evin resimlerden gözüken “dışarısı”, dışarıdaki eve bakan resmin “içerisi” ile sürekli yer değiştirir. Dışarıdaki evin çağrışım ağları benliğin evi olan zihni doldururken, “bedenlenmiş zihin” dışarı çıkmak zorunda kalır. Sanatla ilgili ön kabuller de sanatçının bir süredir devam eden “okyanusa açılma” oyunundan nasibini alır. Evin resimleri, başta “evin duvarlarını süsleyen tablo”, “dış dünyaya açılan pencere” ve “tüm ihtişamıyla kendisi” olmak üzere istediği her role bürünebilecek kadar özgürdür. Onları çevreleyen nesneler resim düzlemine meydan okumadan, ama onun tarafından da ezilmeden yaşayıp giderler. Duvar yüzeyine doğrudan yapıştırılmış tuval bezinden oluşmaları, onların rolüne de ayrı bir belirsizlik katar. Ne üzerinde durduğu duvarın ustalıklı optik yanılsamalar için nötr bir taşıyıcı olduğunun altını çizen resmin; ne de resmin ölümünü ilan eden yerleştirme sanatının uzamsal iştahının tahakkümüne girerler. Zaten burası, var olmak için kimsenin kimse üzerinde tahakküm kurmasının gerekmediği bir yerdir. Onlar bunu başarabiliyorsa, biz neden yapamayalım? “Bir Ev” ile Sırtıkara’nın ilişki olgusu çevresinde biçimlenen sanatında diyalektiğe dayalı gerilimin yerini, sanatçının da içinde olduğu bir “güvende olma” hali almaya başlamıştır artık. Sergi, Sırtıkara’nın bundan sonraki serüvenine bu güven duygusunun egemen olacağının sinyallerini verir. -İpek Yeğinsü ### Coşar Kulaksız’ın "Arada" Sergisi Tophane-i Amire’de açıldı Coşar Kulaksız’ın üç yıl boyunca farklı coğrafyalarda çekilen fotoğraflarından oluşan yeni sergisi “ARADA” Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Sanat Merkezi Tophane-i Amire’de açıldı. ‘ARADA’ Sergisi Kulaksız’ın ‘insanın arada kalmışlık duygusunu’ betimlediği fotoğraflardan oluşuyor. Editoryal konsept ve sergi tasarımını Bülent Erkmen’in yaptığı ve metin yazılarını Gonca Özmen’in yazdığı ‘ARADA’ Coşar Kulaksız Fotoğrafları kitabı da aynı zamanda lanse ediliyor. Sergi 14 Ekim'e kadar ziyarete açık kalacak. İnsanın arada kalmışlık duygusunu betimlediği görüntülerden oluşan ‘ARADA’ Coşar Kulaksız Fotoğrafları sergisi, kitabıyla birlikte sanatseverlerle buluştu. Dünyanın en büyük fotoğraf bienallerinden biri olan ve 2017 yılında Çin’de gerçekleştirilen ‘Dali Fotoğraf Festivaline’ ve İngiltere'nin önde gelen uluslararası çağdaş fotoğrafçılık festivali ‘Format Festival Derby 2023’e katılan ilk ve tek sanatçımız olan Coşar Kulaksız’ın yeni sergisi ‘ARADA’ üç yıllık bir çalışmanın ürünü. ‘İnsanın yalnızlığı ve arada kalmışlık üzerine’ Coşar Kulaksız’ın yalnızlık ve içindeki karanlık ile yüzleştiği ‘’Unuttuklarımızı Özlediğimiz, Hatırladıklarımızdan Uzaklaştığımız Bir Oyun Bu’’ fotoğraf projesinin ardından içsel serüveninin devamı olan ‘‘ARADA’’ fotoğrafları, insanın karanlık ile aydınlık, medeniyet ile doğa, aşk ile nefret, geçmiş ile gelecek ve aynı kalmak ile değişmek gibi arada kalıp, kendisini sıkışmış hissettiği duyguları fotografik olarak betimliyor. ‘İkili anlatım biçimi’ Küratoryal konsept ve sergi tasarımını Bülent Erkmen’in üstlendiği, sergi metinlerini ise şair Gonca Özmen’in yazdığı ‘ARADA’ projesinin üç yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Kulaksız: ‘’Sergide toplam otuz fotoğrafı, çok alışılagelmemiş bir sergileme biçimi olarak on beş ikili set halinde birbirleri ile hem zıt hem de alakalı olarak arada kalmışlık duygusunu farklı format, mekân ve içeriklerle izleyici ile buluşturuyorum,’’ dedi. Türkiye’de açtığı fotoğraf sergilerinin yanı sıra birçok uluslararası fotoğraf festivalinde portfolyo değerlendiriciliği de yapan küratör ve fotoğrafçı Coşar Kulaksız’ın otuz fotoğraftan oluşan ‘ARADA’ sergisi, 14 Ekim’e kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kültür Sanat Merkezi Tophane-i Amire’de Pazartesi günleri hariç 10:00 – 19:00 saatleri arasında görülebilecek. ### Tasarım Parkı Moda'da "Mavi" sergisi Etkinliklerin yaratıcı adresi Tasarım Parkı Moda, yeni sanat dönemine mavinin gücüyle hayata geçirilen “Mavi” sergisi ile merhaba dedi. Birbirinden farklı kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Tasarım Parkı, 6 sanatçının hayata geçirdiği “Mavi” sergisi ile yeni sezonda da tüm dikkatleri üzerine çekiyor. 16 Eylül’de büyük bir coşkuyla açılan sergi, sanatseverlerin büyük ilgisiyle takip ediliyor. “Mavi” sergisi, mavi rengini başlangıç noktası olarak ele alan ve üretimlerini kendi özgün konseptlerine taşıyan 6 farklı sanatçının eserlerini bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Koray Arman’ın üstlendiği sergide sanatçılar, izleyicileri mavinin farklı ton ve kullanım şekillerini eserlerine taşıyıp dönüştürdükleri bir yolculuğa davet ediyor. FARKLI BİR SANAT TADI Karma sergiye katılan sanatçılar Burcu Batmaz, Burçin Belentepe, Cansu Dinç, Damla Açıl Karakurt, Efkan Sarıahmetoğlu ve Nilay Sorgüven, “Mavi” rengini farklı anlamlarla birleştirip, farklı bir sanat tadı yarattılar. Tasarım Parkı’nda 6 Ekim tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan sergi, sanatseverlere yazın bitişi ve yeni dönemin başlangıcını mavinin tonları arasında deneyimleyebilecekleri bir izlek sunuyor. Sergiyi, Tasarım Parkı’nın yeni adresi Moda'da 100 numarada, sonbaharın hoş havası ve bir kahve eşliğinde ziyaret edilebilirsiniz. Tasarım Parkı Hakkında 2010 yılında kurulan Tasarım Parkı, Kadıköy Moda’da tasarım ve sanatseverleri bir araya getirerek Anadolu yakasının sanat ve tasarım etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. 2022 yılında Moda’daki yeni yerinde, sanatseverlerle farklı kurumları buluşturarak tasarım, mimarlık, teknoloji ve yaratıcı disiplinler odaklı etkinlik ve atölye çalışmalarını gerçekleştiriyor. 2021 yılında Londra’da Design Park oluşumuyla da çalışmalarına başlayan Tasarım Parkı Kurucusu Tasarımcı ve Y. İç Mimar Nursema Öztürk, sanat ve tasarım etkinliklerine yenilikçi bir bakış getirerek, farklı kitleleri Tasarım Parkı’nda buluşturmaya devam ediyor. ### Kadıköy Çizgi Festivali Yoğurtçu Parkı'nda başladı 22-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek Kadıköy Çizgi Festivali başladı. Kadıköy Yoğurtçu Parkı'nda gerçekleşecek olan festivali her yaştan katılımcı büyük bir ilgiyle karşıladı. Festivalde canlı çizimler, çizerlerin yer aldığı söyleşiler, film gösterimi ve imza günler gerçekleşiyor. Üç gün sürecek olan festival çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Etkinlik alanında kurulan stantlarda çizgi roman, karikatür dergileri ve ürünleri yer alıyor. Değerli karikatür evi öğretmenleri, illüstratörler, çizgi romancılar ve her kuşaktan bağımsız çizerlerin eserleri etkinlikte yer alıyor. Aynı zamanda gençlere de yer veren etkinlik Maltepe Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü öğrencilerinin hünerlerini bizlerle buluşturuyor. ENDER BULUNAN ÇİZİMLER SANATSEVERLERLE BULUŞUYOR Festivalde yer alan mezat programı ile nadir bulunan çizimler ve karikatürler açık artırma ile satılıyor. Etkinlikte aynı zamanda Haziran ayında kaybettiğimiz çizer Kaan Ertem'in çizimlerinin bulunduğu bir sergi yer alıyor. Değerli çizer Kaan Ertem anısına düzenlenen sergi katılımcılar tarafından oldukça dikkat çekiyor. ÇOCUKLARA ÖZEL ATÖLYELER... Etkinlikte çocuklar da unutulmadı. Çocuk yayınevi stantları ve çocuklar için düzenlenen atölyeler de festival kapsamında yer aldı. Doğa ve çizgilerin bir araya geldiği etkinlikte renkli görüntüler ortaya çıktı. Birbirinden yetenekli onlarca kişinin ev sahipliği yaptığı etkinliğe katılım artarak devam ediyor. ### Evrencan Gündüz’den Barış Manço’ya saygı projesi Evrencan Gündüz, Barış Manço’nun 2023 isimli albümüne ithafen 2 parçadan oluşan 45’lik plakçıkardı. Projenin klip çekimleri Kocaeli’nin turistik mekanlarından Kartepe ilçesinde çekilirken ortayafilm gibi görüntüler çıktı.Ünlü şarkıcı Evrencan Gündüz’ün Barış Manço’ya saygı ve Anadolu topraklarının ozanlarını anmakamacıyla 2 parçalık 45’lik plak projesini piyasaya sürdü. Projenin klip çekimleri geçtiğimiz haftaKocaeli’nin doğal ve turistik mekanlarından Kartepe’de yapıldı. Rainbow45 Records yapımı olanprojenin yapım ajansı Latrak Film yaratıcı yapım süreçlerini üstlendi. Ulusal ve uluslararası düzeydebirçok ödül almış yaratıcı yönetmenler Cüneyt Karakuş ve Yağmur Kartal tarafından yönetilen projededisiplenlerarası teknikler ve 70’ler duygusu ön plana çıkarıldı. Proje, Barış Manço’nun “2023” isimlialbümüne ithafen bir saygı projesi olma özelliği taşıyor. YAKINDA MÜZİKSEVERLERLE BULUŞACAK Proje, Barış Manço’nun 2023 adlı albümünde yer alan “Yine Yol Göründü Gurbete” şarkısınınEvrencan Gündüz tarafından yeniden yorumu ve sözleri Naz Özgülüş tarafından yazılan “Dağlar GiderYolunda” isimli yeni bir parçadan oluşuyor. Projenin klipleri Kartepe’nin doğal, turistik ve simgemekanlarından Gökyüzü Eli, Sisli Vadi, Kartepe zirve yolu ve Kartepe ormanlarında çekildi. Her ikişarkının da 70’li yılların retro tarzını barındırması, yol, gurbet ve özlem teması içermesi nedeniyleyönetmenlerin tercihi ile Kartepe’nin çekim mekânı olmasına karar verildi. Şarkıların iki günlük dışçekimlerinin tamamı Kartepe’de yapılırken animasyon çekimleri ise İstanbul’da özel bir green-boxstüdyoda gerçekleşeceği bildirildi. Dağlar Gider Yolunda parçası Ekim ayında çevrimiçi platformlardamüzikseverlerle buluşacak. ATALARIMIZI ONURLANDIRMAK İÇİN BİR ŞANS Plak projesi ve kliplerin içeriğinden bahseden Evrencan Gündüz ve Naz Özgülüş projenin Barış Mançobaşta olmak üzere Anadolu müziğinin bütün atalarını onurlandırmak için yapıldığını belirterek;“Kartepe’nin yüce dağlarının eteklerinde, tılsımlı bir günde sislerin arasında muhteşem iki klip çektik.Yaşadığımız ve yaşattığımız hisler çok güzeldi. Hem atalarımızı bu şekilde onurlandırmak hem de bukadar işine kendini adayan bir ekiple çalışmak büyük bir şanstı. Herkes şarkımızı kendi şarkısı gibisevdi. Bize bıraktığın tüm güzellikler ve verdiğin tüm ilhamlar için teşekkürler Barış abi” dediler. 70’LER HİSSİYATININ STOP-MOTION ANİMASYONLARLA BULUŞTUĞU BİR BARIŞ MANÇO PARÇASI Yönetmen koltuğunu paylaşan ve kliplerin bir kısmının stop-motion animasyon olmasının heyecanverici olduğunu ifade eden ödüllü animasyon yönetmeni Yağmur Kartal; “Evrencan Gündüz çokyetenekli bir sanatçı. Onun bu iki güzide eserinin klipleri için senaryo yazmak, çekimlerini yapmak vestop-motion animasyonları yapmak heyecan verici. Klipleri çekerken çok eğlendik. Kartepe ‘DağlarGider Yolunda’ adlı parçanın duygularına tam manasıyla tercüman oldu ve bizleri adeta büyüledi.Barış Manço kendimi bildim bileli benim için çok özel olmuştur. Evrencan Gündüz'ün ‘Yine YolGöründü Gurbete’ yorumu ise bambaşka hissettirdi. Çocukluğumuzun ruhuna, samimi duygularadoğru bir seyahate çıkardı bizleri. Bu duyguların izleyenleri saracağı gün için sabırsızlanıyorum”şeklinde konuştu. FİLM GİBİ KLİPLER Yakında vizyona girecek olan ‘Eflâtun’ adlı uzun metraj sinema filmiyle tanınan ünlü yönetmenCüneyt Karakuş ise çekim mekânı olarak Kartepe’yi seçmelerinin klipleri sinematografik açıdanzenginleştirdiğini söyleyerek; “Film gibi klipler olmasını çok arzuladık. Mekân olarak dağları, Sisli Vadiyi, Gökyüzü Elini seçmemizle birlikte inanılmaz sinematografik görüntüler ve başarılı mizansenlerelde ettik. Evrencan Gündüz’ün başarılı yorumlarının yanında rahatlıkla oyun verebilmesi, Uzaylılar’ın(Evrencan Gündüz’ün müzik grubunun adı) inanılmaz enerjileri, aniden bastıran sis, sanki her şeykliplerimizin daha da sinemasal olması içindi. Bu açıdan çektiğimiz her iki klipten de aşırı keyif aldım”şeklinde konuştu. Yönetmenler Yağmur Kartal ve Cüneyt Karakuş KARTEPE’DE MASALSI GÖRÜNTÜLER Rainbow45 Records’un kurucusu ve projenin yapımcısı Salih Karagöz ise çekimlerin Kartepe’deyapılmasının kliplerde masalsı görüntüler yarattığından duyduğu mutluluğu ifade ederek şöyle dedi:“Genç yetenek Evrencan Gündüz’ün iki tekliden oluşan 45’liğinin klip çekimleri için ödüllüyönetmenler Cüneyt Karakuş ve Yağmur Kartal ile çalıştık. Kliplerin dış çekimlerinin nerede yapılmasıkonusunu tamamıyla yapım ajansına bıraktık. Latrak Film Kocaeli Kartepe’de şarkıların sözleri veakışıyla birebir örtüşen doğal alanlar ve mekânlar buldu. Çekim öncesi prodüksiyon ve yapım ekibimizdetaylı bir ön hazırlık yaptı. Klip çekimlerimiz Eylül ayı içerisinde gerçekleşti. Çekimlerimiztamamlandığında elde ettiğimiz masalsı görüntüler, Kartepe’nin ne kadar doğru bir seçim olduğugösterdi. Kartepe’nin doğal güzelliğinin yanı sıra yağmur ve sisli hava ise çekimlerimize olumluanlamda yansıdı. Video klipler yayınlandığı zaman emeklerimizin karşılığını almak ve Kartepe’yi de bukliplerde görmek bizi mutlu edecek.” ### Cumhuriyetin 100. yılında kalpler “Bu Memleket Bizim” oyunuyla attı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Cumhuriyetimizin 100. yılını 16 Eylül 2023 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahnelenen “Bu Memleket Bizim” isimli oyunla kutladı. Şehir Tiyatroları oyuncularının bütün mevcuduyla sahnede olduğu oyunda, binlerce seyircimiz,  Milli Mücadele döneminden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna dek süren Türk tarihinin en önemli dönemine tanıklık ettiler. Cumhuriyetimizin 100. yılına saygımızın göstergesi olarak hazırlanan “Bu Memleket Bizim”, kostümlerinden dekoruna, ışığından metnine, koreografisinden müziklerine, yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir görsel şölendi. Seyircinin gururla, hüzünle ve Cumhuriyetin kurucularına özlemle izlediği oyun, uzun süre ayakta alkışlandı. Oyunun gösterimine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Kültür Dairesi Başkanı Tolga Volkan Aslan, Şehir Tiyatroları Müdürü İlyas Ceran, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak, Emrah Özertem, Tankut Yıldız’ın yanı sıra Ali Poyrazoğlu, Suna Keskin, Özen Yula, Ayşegül Yalçıner, Haldun Dormen, Hakan Altıner, Hakan Bilgin, Tamer Levent’in de aralarında olduğu birçok sanatçı ve gazeteci katıldı. “BÜTÜN ARKADAŞLARIMI CAN-I YÜREKTEN KUTLUYORUM” Oyunun sonunda söz alan Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever: “Oyuncuların ve teknik ekibin hepsine teşekkür ediyorum çünkü onlar bütün bir yaz boyunca çalıştılar. Çok meşakkatli bir dönemdi bizim için ama bize de çok iyi geldi. Hepimizin bir arada olmaya çok ihtiyacı varmış, bütün ekibin bir arada aynı sahnede olması ayrıca başka bir güzellik oldu bizim için. Bu vesileyle bütün arkadaşlarımı can-ı yürekten kutluyorum. Teşekkür etmek istediğim bir sürü insan var. Ama bir kişiye Şehir Tiyatrosu ailesi olarak çok minnettarız.  Hayatımda 1985 yılından beri birçok belediye başkanı ile çalıştım. Hepsinin Şehir Tiyatrosu uhdesinde ayrı bir yeri vardır. Ama Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu biz kalbimizde hep taşıyacağız. Bize huzurumuzu geri veren bir belediye başkanı olarak hatırlayacağız.” dedi. “BU HEYECANI BİZE YAŞATTIĞINIZ İÇİN SİZE NE KADAR TEŞEKKÜR ETSEM AZDIR” Oyun sonunda bizi yalnız bırakmayan sanatçılardan “Bu Memleket Bizim” hakkındaki görüşlerini aldık: Haldun Dormen: “Çok heyecanlandım ve bu heyecanı bize yaşattığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır.” HAKAN ALTINER: “Şehir Tiyatrosu’nda çok uzun, güzel yıllarım geçti. Emekli olduktan sonra böyle bir gösteride tiyatromu karşımda görmek beni son derece umutlandırdı. Emeklerine sağlık.” TAMER LEVENT: “Şehir Tiyatrosu’nun 100. yıl dolayısıyla hazırladığı olağanüstü çalışmayı kutluyorum. Başta Ayşegül olmak üzere tüm oyuncuları, teknik ekibi, orkestrayı kutluyorum. Çünkü yaz boyunca çalışıldığını ve bütün Şehir Tiyatrosu ailesinin bu prodüksiyona emek verdiğini duymak çok önemli bir şey. Tiyatro kültürü için de çok önemli bir şey. Bu tabi kaynaşmayı da sağladı. Cumhuriyetin 100. yılında böyle bir sürü kaliteli, coşkulu, büyük emek verilmiş işlerin yapılması gerekiyor. Bu anlamda “Bu Memleket Bizim” oyununun da çok önemli bir örnek olduğunu düşünüyorum ve kutluyorum. Nice yüzyıllara.” HAKAN BİLGİN: “Muhteşem bir gösteriydi. Düşünenlere, uğraşanlara, aylarca sıcağın altında prova yapanlara, tüm emekçi kardeşlerime helal olsun. Bize çok güzel duygusal anlar yaşattılar. Cumhuriyeti hatırlattılar. Tiyatronun insanları nasıl harekete geçirdiğini gösterdiler. Tek bir yürek olduk burada. Çok keyifliydi, teşekkür ederiz herkese.” EŞİ GÖRÜLMEMİŞ BİR EMEĞİN ÜRÜNÜ 300’ü aşkın oyuncu, ayrıca 20 kişilik dans ekibi ve genişletilmiş Şehir Tiyatrosu Orkestrası’yla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde seyircimizle birlikte Cumhuriyet coşkusunu hep beraber yaşadık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına özel tüm mevcuduyla sahnede olduğu bu görkemli oyunda Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk isimli eseri başta olmak üzere, Nazım Hikmet, Erol Toy, İsmet Küntay, Samim Kocagöz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun metinlerinin yanı sıra birçok yazarın metinlerinden yararlanıldı. “Bu Memleket Bizim” alanının önde gelen dört yönetmeni olan Ali Gökmen Altuğ, Aslı Öngören, Yıldırım Fikret Urağ ve Yiğit Sertdemir tarafından kurgulanarak sahneye taşındı. Çiğdem Erken “Bu Memleket Bizim” projesinin müzik direktörlüğünü yaptı, Deniz Noyan orkestrasyonu üstlendi ve özel müzikler besteledi. Burçak Çöllü koro düzenlemesini üstlendi. Hakan Elbir’in şefliğinde duyduğumuz bu müzikler, Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız zaman diliminde, hepimizi 100 yıl önce bu topraklarda yaşanan mücadelenin duygusuna yaklaştırdı. Dicle Doğan’ın koreografisiyle sahnede dün yaşanan hikâyeler yeniden hayat buldu. Barış Dinçel’in tasarladığı, tiyatromuzun tasarım ekibinin hazırladığı dekorun üzerinde, Nihal Kaplangı’nın tasarladığı, tiyatromuzun tasarım ekibinin hazırladığı kostümlerle Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele’nin önemli kahramanlarının hikâyeleri yeniden canlandı. Mustafa Türkoğlu ve Osman Aktan’ın ışık tasarımı geniş bir ekibin gayretiyle sahneyi aydınlattı. Ersin Aşar’ın tasarımıyla ekibinin hazırladığı efektler, Gülay Yiğitcan’ın video ve Emrah Can Yaylı’nın ses tasarımlarıyla, seyircimiz Cumhuriyetimizin kuruluş hikâyelerine tanıklık etti. Harbiye Cemil Topuzlu’da Cumhuriyet Coşkusu Devam Edecek “Bu Memleket Bizim” isimli oyunumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılına saygı projesi olarak, Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda 17 Eylül tarihinde 21:00’de yeniden sahnelenecek. ### "Türk Kültürünün ABC'si" farklı ülkelerde okurların ilgisine sunulacak Yunus Emre Enstitüsü (YEE) tarafından hazırlanan "Türk Kültürünün ABC'si" adlı derleme kitap İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde tanıtıldı. Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, eserin Türk kültürünün bilinmesi konusunda hayata geçirilen özel bir proje olduğunu söyledi. Ateş, Türk kültürünün Anadolu'da şekillenmiş, tüm dünyaya ışık tutan, zengin ve kadim geçmişine vurgu yaparak, "Anadolu'nun önemli medeniyetlerine sahip çıkan ve bu toprakların eşsiz kültürel mirasını dünyanın dört bir yanına taşımayı misyon edinen Türkiye'nin başat kültürel diplomasi kurumu Yunus Emre Enstitüsü, Türkçenin kadim sesinin dünyaya duyurulmasında ve kültürel mirasımızın tanıtılmasında önemli bir görev üstlenmektedir." dedi. "Türk kültürüne ve Türkçeye ilgi hızla artıyor" Dünyada Türk kültürüne ve Türkçeye olan ilginin hızla arttığını aktaran Ateş, "Bu artan ilgiye istinaden enstitü olarak kadim Türk kültürünün temel özelliklerini yabancıların anlayabileceği yalınlıkta, ilgi çekici başlıklar altında sunmak için bu derleme kitap çalışmasını hayata geçirmeyi arzuladık." diye konuştu. Prof. Dr. Ateş, farklı konularda çalışmaların bulunmasına rağmen "Türk Kültürünün ABC'si" adlı eserin bütün farklı konuları bir araya getirmesi bakımından alanında ilk olduğuna dikkati çekerek, "Bunların bir arada bir kitap şeklinde çıkartılması ilk defa YEE'ye nasip oldu." ifadesini kullandı. YEE'nin dünyanın her tarafında Türk dilini ve kültürünü tanıtmak için kurulmuş bir kurum olduğunun altını çizen Şeref Ateş, "Bu fikri ilk dillendirdiğimde arkadaşlar takdir etmekle beraber şüpheyle de yaklaştılar. Türk mimarisiyle Türk edebiyatının aynı kitap içerisinde olması, Türk kıyafetleriyle yemek kültürünün bir arada bulunması çok zor bir işti." değerlendirmesinde bulundu. "Kültürler her coğrafyada çok kıymetlidir" Ateş, eserin ayrıca her biri alanında uzman kıymetli yazarlar tarafından kaleme alındığını ve özenli bir editöryal süreçten geçtiğini anlatarak, şunları kaydetti: "Kültürler her bir coğrafyada çok kıymetlidir, o coğrafyanın tarihi özelliklerine, insanına, coğrafyasına ve diğer özelliklere göre şekil alır. Onun için de kültürel bakımdan bir kültür diğerinden daha üstün değildir ama her bir kültürün özellikleri vardır. Bu coğrafyadaki kültürel gelişimimiz olağanüstü fırsatlar barındırıyor." Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un da eseri beğenerek hızlıca diğer dillere de tercüme edilmesini istediğini aktaran Ateş, "Türk Kültürünün ABC'si" kitabının yabancıların Türk kültürünü özet bir şekilde görmesi bakımından da önemli katkılar sağlayacağını vurguladı. "Eser zengin bir okuma tecrübesi edindirecek" Eserin editörü Prof. Dr. Şaban Köktürk ise eserlerin okuyucuyu uzun ve keyifli bir yolculuğa çıkardığını belirterek, "Bu yolculukta Türklerin sanat, mimari, müzik, mutfak, giyim, edebiyat, mizah, hediyeleşme, özel günler, sinema ve el sanatları gibi pek çok alandaki zengin mirasının tüm yönleriyle anlatıldığına şahit olacağız." dedi. Türk kültürünün sadece Anadolu'da değil birçok kıtada şekillenmiş zengin bir kültür olduğuna işaret eden Köktürk, "Yunus Emre Enstitüsü, Türk kültürünün dünya geneline tanıtmak için önemli bir rol oynamaktadır. Bu kapsamda üretilen eserin okuyucularına zengin bir okuma tecrübesi edindireceğini düşünmekteyim." değerlendirmesini yaptı. Toplantıda, mizah bölümü yazarı Prof. Dr. Metin Ekici, müzik bölümü yazarı Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz Dişiaçık, giyinme kültürü bölümü yazarı Prof. Dr. Emine Koca, Türk sanatı ve mimarisi bölümü yazarı Doç. Dr. Nuri Seçgin de çalışmaya ve kendi bölümlerine ilişkin konuşmalar yaptı. "Türk Kültürünün ABC'si" eserinin yazarları, YEE Kültürel Diplomasi Akademisi eğitmenleri ile akademisyenlerin de katıldığı toplantı, hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi. Davetlilere eser hediye edilirken, toplantının ardından kitabın yazarları katılımcılar için eseri imzaladı. "Türk Kültürünün ABC'si" eseri hakkında Yunus Emre Enstitüsü tarafından Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıl dönümüne özel hazırlanan prestij kitap, Türkiye'nin zengin kültürel miras birikimini edebiyat, sinema, geleneksel el sanatları ve gastronomi gibi pek çok alanda uluslararası arenaya taşımak amacıyla hayata geçirildi. Eserde, "Türk Sanatı ve Mimarisi", "Türk Sanatının Tarihsel Gelişimi", "Türk Kültürünün Hakimiyet Alanında Gelişen Mimarlık", "Modern Türkiye'nin Müziği", "Türk Mutfak Kültürü Mirası", "Türklerde Giyinme Kültürü", "Türk Edebiyatının Önemli Dönemleri ve Eserleri", "Türk Dünyasının Özel Gün Kutlamaları ve Gelenekleri", "Türk Sineması" ve "Türk El Sanatları" olmak üzere farklı başlıklarda Türkiye'nin kültürel değerlerine yer veriliyor. Kitapta yer alan başlıklar zengin görsellerle desteklenirken, "Türk Müziğinin Tarihi ve Karakteristik Özellikleri" bölümünde yer alan karekodlar sayesinde okuyucular, Türk Müziği enstrümanlarını dinleyebilme fırsatı yakalıyor. "Türk Kültürünün ABC'si" adlı eser İngilizce, Fransızca, Rusça ve Arapça dillerine çevrilerek okuyucuların ilgisine sunulacak. ### Ayşen Mehtap Kurbanzade: Hayatta her şey bize koçluk yapıyor Kişisel gelişim yanında kültür ve sanata önemli katkıları olan Umay Bilim Sanat Yaşam Dönüşüm Merkezi (Umay-BSYD), yeni sezon açılışını gerçekleştirdi. Açılışa, İstanbul Sanat Dergisi adına arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu da katıldı. Merkezin kurucusu Ayşen Mehtap Kurbanzade ile bir söyleşi yapma fırsatı bulduğunu paylaşan Sancaktaroğlu; “Bilmediğim, yanlış bildiğim pek çok şey öğrendim. Bu bilgileri değerli okurlarımla paylaşabilecek olmanın huzuru içindeyim. Bana bu fırsatı veren Ayşen Mehtap Kurbanzade ’ye şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum” dedi. Burada isterseniz söze, merkezin adı “Umay” açılımı ile başlayalım ve sözü Ayşen Mehtap Kurbanzade ’ye bırakalım: "Türk mitolojisinde 'Umay Ana'; gökte yaşayan, yeryüzüne inip, kolaylıkla doğum yapmaları, çocuklarını rahatlıkla dünyaya getirmeleri için çalışan annelere yardımcı olan bir tanrıçadır. Mitolojiye çok meraklı biri olarak Anka kuşunun, Simurg'un, benim gibi pek çok insanın da küllerinden doğma hikayesi, her zaman beni etkilemiştir. Sonra düşündüm ki, bizim topraklarımız yüzyıllardır aktarılmış, yaşanmış enerji ve bilgilerle dolu. Ben de bu topraklarda yaşayan tüm insanlar gibi bu bilgilere güvendim ve araştırmalarım sırasında 'Hüma Kuşu', 'Oma Kuşu' ve 'Umay Ana' ile karşılaştım. Umay Ana mitinin benim misyonumla da örtüştüğünü fark edince, bu ismi koydum. Yaşam, kadim bilgilerin ve bilimin bütünlüğü üzerinden kuruluyor Astronomi Uzay Bilimleri'ni bitirdiğim için bilim kadını yanım, kendi yolculuğumda aldığım tüm eğitimler, kadim bilgiler ve sanatın iyileştirici gücü, yolumu ve merkezin çatısını oluşturdu. Bugün dönüp baktığımda Umay-BSYD’nin, bilim ve sanatın gücüyle kişinin yaşam dönüşümü, bakış açısı için eğitimlere ve atölyelere 7 yıldır ev sahipliği yaparak, eşlikçisi olduğumuzu söyleyebilirim. Bu yüzden alanında uzman kişilerle dinler tarihinden mitolojiye, sanat tarihinden disiplinlerarası edebiyat okumaya, film analizinden tasavvufa, felsefeden cam altı boyamaya, yazı atölyesinden tangoya sanatın, bilimin yaşama dair olduğu her şeyin bize dönüşüm yaşattığı gerçeğiyle hizmet vermekteyiz. Böylece kendi yolcuğumdaki destek aldığım danışmanlık ve her türlü bilgiden iyileşme bulmanın yollarını paylaşmaya çalışmaktayım. Aslında zaten yaşam, kadim bilgilerle bilimin bütünlüğünü anlamamız üzerinden kuruluyor.” Çalışkanlığınızın yanı sıra güçlü ve idealist bir kadın olarak, iş ve eğitim hayatınızda başarılarla dolu bir rol modelsiniz. Bunu nasıl başardınız? Mümkün olduğu kadar çok kapıdan girip çıkarak, merakla arayışta olan biriyim. Bugün görüyorum ki, aslında kendimi kendimde arayan, kendimi bilmeye çalışan biri olduğumu hayat yolculuğum bana anlatmaya, öğretmeye çalışmış. Tabii ki özendiğim, imrendiğim insanlar oldu. İyi ki de oldu. Onlar nasıl yapabiliyor, ben de kendimde nasıl yapabilirim diye bakmaya çalıştım. Her zaman hayatımda karşıma çıkan zorluklara, engellere ve hastalıklara onları nasıl aşabilirim diye bakma çabam oldu. Şimdi size anlatırken şöyle bir şey hatırladım: İlkokulda beden eğitiminde bayrak yarışlarına, atletizimde engelli atlamalara, yarışlara katıldığım günler, lisede o zamanın müfredatında yer alan kasaların üzerinden takla atarak not aldığımız spor derslerimiz vardı. Bu dersleri fiziksel olarak yapmamız, aslında bizi bir tür zorlukla karşılaştığımızda çözüm üreterek üstesinden gelmemiz, aşmamız için ne yapabiliriz düşüncesinde olmamızı sağlayan antrenmanlarmış. Hayatta her zaman atalarımdan, annemden, babamdan aldığım öğrenimlerin ekmeğini yemek destek oldu. Eğer bir işim yolumda gitmezse, “Hadi bakalım şimdi farklı ne yapacaksın?” diyerek ayağa kalktım. Her zaman böyle bir çabam oldu. Hep kendimi merak ettim, "Ne çıkacak acaba benden?" diye. Şu anda da sormaya devam ediyorum. Hayatın sana getirdikleriyle uğraşırken, burada veya şurada ne var diyerek işte bugüne geliyorsunuz. Esas olan, bunu yaşamaya çalışmak. Sorumluluklarınızdan hiç çekinmiyor ve yolunuza yeni kapılar açarak devam ediyorsunuz… Ailemin ilk çocuğu olmamın verdiği bir bilgi olarak, kendimi her daim sorumlu hissettim. Elimde olarak ya da olamayarak, yine bana hayatın sunduğu olumlu ya da olumsuz her türlü zorluğa karşı da kendimi her daim sorumlu hissetim. Daha kapsayıcı olmak adına bazen bilmeden, farkında olmadan kendimi kenara koyarak yaşadım. Dışardan bakıldığında tam da böyle görünmese de uzun yıllar bu şekilde yaşadım. Kendimi bildikçe azimli yanımı fark ettim. Burada da elime aldığım bir konu varsa, mutlaka orada kendimi sorumlu hissederim. Hem o konu için hem yolumda yürümek için çözümler bulmak ve sürecin devamlılığı için çalışırım. Bir bilgiyi aldıysam ve hayata geçirdiysem, artık bunun benden çıkması, yayılması gerektiğine ve bunu hem etrafıma hem de en çok önemsediğim benden sonraki nesillere aktarabilmem gerektiğine inanıyorum. Bu konuda dur durak bilmiyorum. Birey her ne yapıyorsa, bilinç ile yaptığında sonuç inanılmaz özel ve özgün olacaktır. Bunu da ancak kendini bilen, içsel bütünlüğüne ve özgürlüğüne ulaşmış kişiler yapabilir. Astronomi ve Uzay Bilimleri okudunuz. "Uzay nedir?" dersem, ne cevap verirdiniz? Uzay tabii ki sonsuzluk, bilinmezlik ve kaos... Aslına bakarsanız, geleceğe ve bu Dünya gezegenine baktığınızda, evrende bir kaos içinde yaşıyoruz. Bir meteor; "Dünya'da deprem oldu, insanlar sıkıntı içinde. Dünya'ya düşmeden geçeyim" demiyor. Benim de hayatımda bir bilinmezlik olduğunda aklıma ilk gelen, bu gezegenin de evrende bir bilinmezin ve bir kaos içinde var olduğu. O yüzden uzay, büyük bir bilinmezlik. Ama bence kendi içinde bir ahengi olan, belki bizim hissetmediğimiz bir dinginliği, tıkır tıkır kendi halinde devam ettirdiği akışı olan bir yer. Heykel üzerine çalışmalar da yaptınız. Bu yolculuk nasıl başladı? Açıkçası benim Umay’ı kurmama vesile olan, hayatımdaki önemli yolculuk. Fen eğitimi almama rağmen, gençken ilgimi çekmese de, çocuklarımı yetiştirirken sanat tarihi, felsefe ve dinler tarihi ile ilgilendim. Sanat tarihi hocamızın heykeltıraş olduğunu öğrenince hemen atölyesine yazıldım ve heykel yapma yolculuğum başlamış oldu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ancak çocukken de sanata yatkınlığım vardı. Hocamızın bizi karma sergiler açmaya teşvik etmesiyle başlayan süreç; iki tane karma sergiye, Atina’da bir fuara, Floransa Bienali'ne ve Strasbourg'da fuara kadar devam etti. Ülkemizde de yine birkaç sergiye daha katılma fırsatım oldu. Heykel maceramı, Umay’ı açtığımdan beri yüreğimin bir köşesinde halen benimle birlikte demlenmeye bıraktım. Sanat ve yaratım, hayatımın her anında iyileştiren bir güç olarak var olmaya devam edecek. “Umay 2017 yılında kuruldu” Katıldığım atölye çalışmalarımın, eğitimlerimin hayatıma farklı farklı bakış açıları kazandırdığını ve faydalarını tarif etmenin mümkün olmadığını gördüm. Sadece yaşanabilirdi. Durum böyle olunca, 2014 yılında bir “Koçluk Eğitimi” fırsatı karşıma çıkmıştı. Ben de meraklı biriyim, o zamanlar oğullarımla nasıl iletişim kurarım arayışı ile faklı bir şeyler yapabilir miyim diye düşünüyordum. Bir anlamda onlar üniversiteye, ben koçluk eğitimine başlamışım gibi oldu. O eğitim sonrasında da dedim ki bende böyle bir açılım farkındalık yarattığına göre, pek çok insanda da olması mümkün bir durum aslında. Böylece koçluk yolculuğuna başladım. Profesyonel “ERICKSON” koçuyum. Sonrasında bir mekan arayışım oldu ve "Umay" bu şekilde doğdu. “Hayatta her şey bize koçluk yapıyor aslında” Burada 20 atölye var diyebiliriz. Dersler ve eğitimler keyifli bir ortamda veriliyor. Yıl boyunca her ay değişen eğitimlerimiz de var. Ekimde başlayıp mayısta biten, 8 ay süren müfredatı olan uzun dönem eğitimlerimiz olduğu gibi dönemsel 4 haftalık, 8 haftalık, 12 haftalık atölyeler, dersler ve hatta tek seferlik etkinliklerimiz de oluyor. Pandemi ile birlikte birçok eğitimi Zoom üzerinden de veriyoruz. Bunların hepsi bizim koçluk araçlarımız aslında. “Bireysel Koçluk Terapisi” de alabilirsiniz, bir psikolog ile de çalışabilirsiniz, fakat bunun yanı sıra bence hayatta her şey, tüm çalışmalar bize koçluk yapıyor. Ben de bu niyetle Umay’ı büyütmeye karar verdim. "Sanat, olmazsa olmazlarım arasında" Sanat, olmazsa olmazlarım arasında diyebilirim. Benim yolumda iyileştirici bir güç olmuştur. O yüzden sanatın her dalının, kadim öğretilerin, entellektüel bilginin yaşamda farklı bakış açılarını oluşturmak ve hayatın anlamını bilmeye dair bize, manevi ve maddi yaşamımıza yön olduğu düşüncesiyle kendini merak edenlere bir ortam yaratmış, alan açmış olduk. Umay’ın hikayesi ile ben de gelecek nesiller için çalışıyorum. Sağlıklı nesiller için bugünden geleceğe bir şeyler aktarmak istiyorsak, neleri farklı yaparsak kendini bilen nesillerin yetişmesine alan açar, eşlik ederiz? Bu da okumak, yazmak, yüksek farkındalık istiyor. Okuyucularımız için biraz da rüya analizinden söz eder misiniz? Rüya tabirleri, tasvirleri, yorumlarını atalarımızdan dinleyerek büyümüş bir nesil olarak, aslında onların belli bir seviyede ne dediğini anlamaya çalışmışız. Uzun yıllar işimize yaramış, fakat artık rüya analizi sayesinde kişiye özel daha derin öz bilgiye ulaşıyoruz ve kendisine ait güçlü farkındalıklar yaşanıyor. Rüya, bu bilgiyi sembol diliyle ifade ediyor. Aynı sembollerin evrensel bir dili olsa da sizin rüyanızdaki senaryo ile hikayeniz size özel olacaktır. Tam da burada bir açılım oluyor. Ama onun dışında herkese o sembolü uyguladığınızda, çok daha yüzeysel bir bilgi almış oluyorsunuz. Rüya analizinde, parmak izi kadar herkesin rüyası kendine özel farkındalık yaşatır. Çünkü alt beynin aldığı, ana rahminde yaşadığımız günler, doğum esnası ve 0-2 yaş arası kişiye özel kayıtları var. Ayrıca bu 3 dönem öncesi, yumurta ile spermin birleşmeden önceki atalardan gelen kayıtlar da var. İşte tüm bu kayıtların birleşmesiyle ne zaman ne çıkacak, onları bilemiyorsunuz. Ancak yaşamda, okul, iş, aile hayatı, çocuk büyütürken, anne, baba, birçok kimlikle hayatımız devam ederken, kayıtlar bir yerden ses etmeye başlıyor. Bu da rüya ile olur. Çünkü güncel hayatı realize etmek için beyin rüya görür. Delta frekansında, uyku esnasında 5 kere girdiği REM döneminde vizyonlanır. Hatırladığınız ve yazdığınız müddetçe bu senaryolar ortaya çıkmış olur. Rüyalarınız analiz edildiğinde artık katman katman, doğal bir süreçte açılan size ait bilgileri fark ederek daha büyük, güçlü adımla bir yol sarf edebilirsiniz. AYŞEN MEHTAP KURBANZADE HAKKINDA... İstanbul’da doğan sanatçı; Nişantaşı Kız Lisesi, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nde okuduktan sonra İstasyon Sanat Evi'nde iç mimarlık eğitimi aldı. İzmir Karaburun’da Astoria Otel’in işletmeciliğini yaptı. 2009’dan itibaren 3 yıl boyunca sanat tarihçisi, heykeltıraş ve ressam Arşo Kasbaryan'ın "Sanat Tarihi" derslerine ve 4 yıl boyunca Arşo Kasbaryan Heykel Atölyesi'nde heykel derslerine katılan Ayşen Mehtap Kurbanzade, 2013’te Cam Ocağı Vakfı'nda Frantisheck Janak ve Chad Holliday - "Kalıpla Şekillendirme", Marc Ditzler - "Füzyon Cam" ve Vladimir Klein - "Soğuk Cam Şekillendirme" atölyelerinde teknik dersler aldı. Aynı dönemde Ressam Valerie Çelebi’den desen dersleri aldı. Sanatçı arkadaşları ile 2013’te "Dualite" ve 2015'te "Arayış" adlı heykel sergilerini birlikte açtı. Çalışmalarına atölyede devam etmekte. 2013 yılında aldığı "ICF Erickson Koçluğu Sertifikası" ve 21 yıldır aldığı rüya analizi eğitimleriyle birlikte "Koçluk" seanslarına başladı. 2021 yılında tamamladığı Nöropazarlama Yüksek Lisansı'nın ardından 2022 yılında "Nörobilim, Evrimsel Biyoloji" eğitimleri de alarak ile kendi öğrenim ve öğrencilik sürecine de durmadan devam ediyor. Kendi eğitimi ve sanat yolculuğunu ömür boyu sürdürürken; kitlelerin değişim, dönüşüm yolunun bireyden geçtiğine olan inancıyla 2017 yılında kurduğu Umay Bilim Sanat Yaşam Dönüşüm Merkezi’nde bu yolda hizmet veriyor. Ayşen Mehtap Kurbanzade, 21 yıldır Psikiyatrist Nusret Kaya’dan hem danışmanlık hem de eğitim alarak "Rüya Analizi" yolculuğunda olarak, "Koçluk" bilgisi ile harmanladığı rüya analiziyle kendine has koçluk sistemini oluşturdu. Kurucusu olduğu Umay-BSYD Merkezi'nde bireysel seanslarını yapmakta. ### How to Distinguish an Original Painting from a Forgery? Gerald Coarding Foundation Art has always been a captivating world that enriches our lives and ignites our imagination. However, with the increasing demand for valuable artworks, the prevalence of forgeries has also grown. Differentiating an original painting from a forgery can be challenging even for ardent art enthusiasts. This article by the Gerald Coarding Foundation explores various techniques, approaches, and creative methods to identify authentic masterpieces among skillfully crafted counterfeits. On Art Forgery The forgery of art objects is a phenomenon with a long history. One of the most famous examples is the imitation of works by the Dutch artist Jan Vermeer, including his masterpiece "View of Delft," by the master forger Han van Meegeren during World War II. To this day, there have been numerous attempts to profit from forging paintings, including those of the American expressionist artist Gerald Coarding. How to Determine if a Painting is Authentic? Using Advanced Technologies Technological advancements have simplified the process of authenticating art objects. Techniques like X-radiography and infrared reflectography can reveal hidden layers and alterations that indicate the authenticity of a painting. Analysis of Brushwork (Sfumato) An artist's brushwork is as unique as a fingerprint. Experts study the sfumato (the shading and blending of colors) in a painting to determine its authenticity. Original works typically exhibit confident, consistent, and smooth brushstrokes, reflecting the artist's skill and emotional state. Conversely, forgeries may display mechanical and uneven brushwork, revealing the hand of a different artist. Signature Analysis Forgery masters often strive to precisely replicate the original artist's signature. However, a detailed analysis can unveil subtle differences. A counterfeit signature may lack the same fluidity and grace as the genuine artist's, or it might differ in size and placement. Examining the various signatures used by the artist throughout their career can also provide valuable insights for identifying the authentic one. Provenance and Documentation The ownership history of an art object helps identify gaps or suspicious manipulations. Original paintings usually have well-documented histories linked to renowned galleries, exhibitions, or private collections, which forgeries typically lack. Scientific Pigment Analysis The pigments used in older art were often sourced from natural materials and had unique chemical compositions. Laboratories can conduct pigment analysis using mass spectrometry and chromatography. A match between the pigments used in the painting and those known to have been available during the artist's time can support the artwork's authenticity. Artistic Style Studying a painting in the context of the artist's creative journey and the prevailing artistic movement is crucial. Familiarity with the artist's favorite themes, color palette, and stylistic evolution can help identify discrepancies in a forgery. In-depth research into the historical period when the painting was created also helps establish whether the artwork corresponds to the sociocultural context of that time. Detecting Anachronisms Anachronisms, elements that are out of place or ahead of their time, can be indicative of a forgery. For instance, a canvas depicting a contemporary building in a historical landscape raises suspicion. Seeking Expert Advice When in doubt about the authenticity of a painting, it is best to consult art historians and connoisseurs. The Gerald Coarding Foundation is one such organization specializing in assessing authenticity. Founded with the aim of preserving and promoting the creative legacy of the talented American artist of the 20th century, the Foundation can assist in establishing the authenticity of Gerald Coarding's paintings. Additionally, they can provide valuable insights into the artist's life, creative journey, and works. Whether you own paintings by Gerald Coarding or are considering acquiring one, turning to the Gerald Coarding Foundation can help ensure you are dealing with genuine artworks. ### Melody Hesaraky, ilk sergisi “In Transit” ile Decollage Art Space’te! Amerikalı sanatçı Melody Hesaraky ’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “In Transit”, 18 Eylül-17 Ekim tarihleri arasında Decollage Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. New York’ta yaşayan disiplinlerarası bir yönetmen, tekstil tasarımcısı ve sanatçı olan Melody Hesaraky’nin 2020 yılından beri üzerinde çalıştığı serisi “In Transit”, insanın varoluşundaki yaratım sürecini, hareketle ve bedenle ilişkisini ele alıyor. Birleşik Krallık’taki Brighton Üniversitesi'nden 3D Tasarım ve Malzeme Pratiği lisans derecesini ve San Francisco'daki Academy of Art Üniversitesi Moda Okulu'ndan Tekstil Tasarımı alanında yüksek lisans derecesini tamamlayan sanatçı; fotoğraf, illüstrasyon, karışık medya gibi pek çok türden eserlerini sergi kapsamında bir araya getiriyor. "In Transit", Melody Hesaraky’nin fotoğraf, illüstrasyon ve karışık medya eserlerinden oluşan disiplinlerarası bir sergi olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçının 2020 yılında başladığı, üç ayrı seriden oluşan yolculuğun ilk durağı "In Transit", vücut sanatı eşliğinde karışık medya içeren fotoğraflardan oluşuyor. Fotoğraflar, insan bedenini ve bedendeki devinimi vurguluyor. Durgunluk içerisinde hareketin sihrini keşfeden eserler, dünyanın durmaksızın dönüşünün ve zamanın ritmik nabzının ortasında, hareketsiz kalmaya, hareketin şiirselliğinin tadını çıkarmaya ve oluş eyleminde teselli bulmaya çağırıyor. İllüstrasyon serisi "The Most Gentle Touch", doğu-batı, siyah-beyaz, yaşam-ölüm gibi ikiliklerin arasında, "geçişte" kendini bulmayı ele alıyor. Sizleri yaşam yolculuğunun, oluş eyleminin ve yaratım sürecinin keşfi için 18 Eylül’de Decollage Art Space’te buluşmaya, Hesaraky’nin eserleri aracılığıyla sadece bir an için bile olsa "geçişte" (In Transit) olmaya davet ediyoruz. MELODY HESARAKY HAKKINDA Melody Hesaraky, Brooklyn - New York'ta yaşayan İran asıllı multidisipliner bir sanatçı, yönetmen ve tekstil tasarımcısıdır. Dört yaşında resim yapmaya başlayan, sanat pratiği ve yaratıcılığı her zaman hayatının en önemli parçalarından biri olan sanatçı, Birleşik Krallık’taki Brighton Üniversitesi'nden 3D Tasarım ve Malzeme Pratiği lisans derecesini ve San Francisco'daki Academy of Art Üniversitesi Moda Okulu'ndan Tekstil Tasarımı alanında yüksek lisans derecesini aldı. Brighton Üniversitesi'nde lisans eğitimi sırasında seramik, metal, polimer ve ahşap gibi farklı malzemelerle çalışmayı keşfetti, bu sırada sanat statiğini ve felsefesini oluşturdu. 2015 yılında San Francisco'daki The Academy of Art University'de Moda Okulu'na girdi. Mezun olduktan sonra sanat pratiğine devam etmenin yanı sıra birçok üst düzey moda şirketi için çalıştı. 2019 yılında Berkeley, Kaliforniya'da HES Studio'yu " ويدوتسا سح " kurdu ve stüdyosunu 2020 yılında Brooklyn, New York'a taşıdı. 2020'den bu yana New York'ta geçirdiği süre boyunca Ballet Hispánico ve Dance Theatre of Harlem'den dansçılar, müzisyenler, fotoğrafçılar ve film yapımcıları gibi birçok seçkin sanatçıyla çalıştı. Brooklyn Expo Center, Knockdown center ve bazı özel alanlarda sergiler açtı. Bazı eserleri şu anda Manhattan'daki WCC, West Chelsea Contemporary Gallery'de sergilenmektedir. ### Kadıköy Belediyesinden nostaljik yolculuk: 7. Kadıköy Plak Günleri 7.si düzenlenen Kadıköy Plak Günleri etkinliği 16- 17 Eylül tarihleri arasında Kadıköy Belediyesi bahçesinde gerçekleşti. Etkinlikte Barış Manço şarkıları sergisi, anma konseri ve DJ performansı yer aldı. Kapılarını müzikseverlere 7. kez açan Kadıköy Plak Günleri etkinliği, oldukça renkli görüntülere sahne oldu. Etkinlikte 44 plak dükkanı yer aldı. Plak tutkunlarını etrafına çevreleyen plak çadırları ziyaretçiler tarafından oldukça ilgi gördü. Anma konserinde ise birçok sanatçı Barış Manço şarkılarını söyleyerek büyük üstadın anısını yaşattı. Farklı müzik türlerini bir araya getiren keyifli DJ performansı iki gün boyunca devam etti. Etkinlikte 10 farklı illüstratörün elinden çıkan Barış Manço sergisi de oldukça ilgi gördü. "Çocuklar Barış Abi için şarkı söylüyor" etkinliğinde ÇSM öğrenci ve öğretmenleri Barış Manço şarkılarını söylediler. Barış Manço, geçmişten günümüze birçoğumuzun hayatına dokunmuş bir sanatçıdır. Sözleri bazen birer öğüt bazen ise bir bilmece tadındadır. Günümüz dünyasında savaşların ve hırsların arasında kalmış olan insanoğluna seslenir geçmişten; ''Oyun ister bazen büyükler, tabancalar, kılıçlar, tüfeklerZevk meselesi bu, karışılmazTartışılmaz zevkler ve renkler, sizin olsun bütün bu zevklerBırakın renkleri çocuklara'' ### Taksim Sanat'ta "Ben Anadolu" sergisi İbrahim Coşkun'un "Ben Anadolu" isimli resim sergisi 30 Eylül tarihine kadar ziyaretlere açık olacak. İBB Taksim Sanat'ta yer alan sergi sanatseverleri fırça darbeleriyle Anadolu coğrafyasıyla buluşturuyor. Sanatçı, eserlerinde kullandığı soyut ve kendine has betimlemeleriyle bizleri kendi içimizde apayrı bir yolculuğa çıkarıyor. İbrahim Coşkun, Anadolu yaşantısını hayat öyküsüyle harmanlayarak geçmiş ve geleceğin buluştuğu bir evrende izleyicilere rehberlik ediyor. Sergi Taksim metrosunun -1.katında yer alıyor. Girişler ücretsizdir. ### "Istanbul Photo Awards 2023" Sergisi İstanbul'da Açıldı Anadolu Ajansının (AA) düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması Istanbul Photo Awards 2023'ün ilk sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi Beş Kubbe Salonu'nda sanatseverlerle buluştu. Açılışa fotoğraf dünyasından çok sayıda ismin yanı sıra MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi, Ukrayna İstanbul Başkonsolosu Roman Nedilskyi ve Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız katıldı. Yıldız, sergide yer alan her fotoğrafın birer kitap niteliğinde olduğunu belirterek, "Her fotoğraf, bazen bir kitabın size anlattıklarını bir karede anlatmış olabiliyor. Bir fotoğrafçı kadrajındaki başarıyı bizlerle bu şekilde paylaşmış oluyor. Fotoğrafçılarımızı tebrik ediyorum." dedi. Yıldız, Anadolu Ajansını böyle bir etkinlik vesilesiyle tebrik ederek, şu değerlendirmede bulundu: "Dilerim acıları paylaşmadığımız fotoğraflara hep şahit olalım ama hayat devam ediyor. Hep daha iyiye umutla bakmak dileğiyle. Türkiye yüzyılında dünyada barışın, huzurun hakim olduğu bir dünyayı hayal ediyoruz. Kalkınan, büyüyen, büyük ve güçlü bir Türkiye'yi, bunların fotoğraflarayansımasını hayal ediyoruz. Anadolu Ajansının sonraki sergilerinde büyük ve güçlü Türkiye'nin fotoğraflarını, barış ve huzurun hakim olduğu dünyanın fotoğraflarını takip etmek dileğiyle." "Dünya, 6 Şubat depremlerini Anadolu Ajansının fotoğraflarıyla gördü ve hissetti" Açılışa ev sahipliği yapan AA Genel Müdürü Serdar Karagöz, sergide dünyanın önde gelen foto muhabirlerinden önemli ve iddialı bir seçkinin hazırlandığına dikkati çekti. Seçkide çok güçlü hikayelere yer verildiğine işaret eden Karagöz, "Burada göreceğiniz 165 fotoğraf, her bir anın durdurulmuş bir versiyonudur. Yüzyıl önce çekilmiş bir fotoğrafın barındırdığı hisleri bugün nasıl aynı şekilde hissedebiliyorsak bundan yüzyıl sonra da bu fotoğrafları görenler bugünü hissedecek. Anadolu Ajansı olarak kurulduğumuz 1920'den itibaren fotoğrafın gücüne hep inandık. Kurucularımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Yunus Nadi, Halide Edip Adıvar'ın öncülüğünde haberi ve fotoğrafı merkeze koyan bir ajans olduk." diye konuştu. Karagöz, Anadolu Images platformunda 11 milyondan fazla fotoğrafı barındıran 100 yıllık bir görsel arşivin bulunduğunu aktararak, şunları kaydetti: "Uluslararası arenada Getty Images, Reuters, AFP Imageforum başta olmak üzere pek çok fotoğraf dağıtım ajansı ile iş birliği halindeyiz. Değişen dünyanın habercisi olarak günde ortalama 4 bin fotoğraf üretiyoruz. Son yıllarda uluslararası arenada yaşanan tüm kritik olayların sembol fotoğraflarını da Ajansımızın çok kıymetli foto muhabirleri çekti. 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sembolü haline gelen Olena Kurilo'nun fotoğrafı da bunlardan birisi oldu. Yine dünya, 6 Şubat depremlerini Anadolu Ajansının fotoğraflarıyla gördü ve hissetti. Depremlerin ilk anından itibaren sahada 400'ün üzerinde çalışma arkadaşımız ile sadece depremlerle alakalı 100 binin üzerinde içerik ürettik." AA'nın fotoğraf alanındaki etkisinin en büyük göstergesinin Istanbul Photo Awards olduğuna dikkati çeken Karagöz, "Yarışmamız 9. yılında 16 bin fotoğrafçının kayıt olduğu global bir platform ve uluslararası arenada en prestijli haber fotoğrafçılığı yarışmalarından birisi oldu. Dünyanın dört bir tarafından haber fotoğrafçıları çekmiş oldukları fotoğraflarla haber, spor, çevre, portre ve günlük yaşam dallarında tekil ve seri fotoğrafların değerlendirildiği yarışmamıza katılıyorlar." dedi. "Rusya - Ukrayna Savaşı'nın sebep olduğu trajedi bu senenin önde gelen teması oldu" Serdar Karagöz, bu yıl yarışmada uluslararası jürinin 21 bin fotoğraf arasında seçim yapmakta zorlandığını anlatarak, şu bilgileri verdi: "Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sebep olduğu trajedi bu senenin önde gelen teması oldu. EPA fotoğrafçısı Sergey Kozlov, savaş başladıktan bir gün sonra çektiği fotoğraf ile 'Yılın Fotoğrafı' ödülünü almaya hak kazandı. Ödül kazanan fotoğraflar Filistin'de yaşanan dramdan Nijerya'daki gelişmelere, lityum kaynaklı çevresel değişimlerden Tayland'daki doğal yaşam çalışmalarına, Katar'daki Dünya Kupası'ndan Portekiz boğa güreşlerine, Arktik Denizi'ndeki buz kırıcılarından Afrika Kıtası'ndaki albinolara kadar çok geniş bir yelpazede yer alıyor." Istanbul Photo Awards 2023'ün diğer sergilerinin ilerleyen günlerde Ankara'da, New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi'nde ve Londra'da açılacağına işaret eden Karagöz, sergiye ev sahipliği yapan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine ve yarışmaya olan desteklerinden ötürü Nikon Türkiye'ye, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Türk Hava Yollarına (THY) teşekkür etti. "Istanbul Photo Awards, Türkiye'nin önemli bir kurumunun yarattığı çok önemli uluslararası çapta marka" Yarışmanın jüri üyesi Ahmet Sel ise Istanbul Photo Awards 2023'ün ilk serginin çok güzel bir mekanda yapıldığını belirterek, "Fotoğrafları da çok iyi ağırlayan, onları değerli bir şekilde gösteren bir yer. O bakımdan buranın önemi büyük. Istanbul Photo Awards, Türkiye'nin önemli bir kurumunun yarattığı çok önemli uluslararası çapta marka. Bu yarışmaya katılanların da niteliklerinden ve sayılarından bu yarışmaların artık olgunluk aşamasına geldiğini görüyoruz." ifadelerini kullandı. Istanbul Photo Awards'ın gelecek sene 10. yılını kutlayacağını vurgulayan Sel, yarışmanın gerçekleştiği süre zarfında çok yol katettiğini ve dünyanın en önemli fotoğraf yarışmalarından biri haline geldiğini sözlerine ekledi. Yarışmada ödül alan 165 fotoğrafın yer aldığı sergi, 29 Eylül'e kadar gezilebilecek. Ziyaretçiler, sergide geçen yılın küresel olaylarını ele alan fotoğrafları inceleme fırsatı bulabilecek. Yakın zamanda 2024 başvurularını almaya başlayacak Istanbul Photo Awards ile ilgili geniş bilgiye ve kazanan fotoğraflara "www.istanbulphotoawards.com" adresinden ulaşılabiliyor. ### Azerbaycanlı Amatör Ressam Mirtegevi, Neşterle Resim Yapıyor Azerbaycanlı amatör ressam Hüseyin Mirtegevi, neşter kullanarak resim yapıyor. 71 yaşındaki Mirtegevi, resim eğitimi almamış olsa da ilerleyen yaşına rağmen profesyonel sanat eserlerine yakın tablolar çiziyor. Mirtegevi, tablolarında fırça yerine tıbbi neşterler kullanıyor. 200'den fazla esere sahip olan Mirtegevi, ülkesinin ve Türk dünyasının ünlü sanat, edebiyat ve siyaset adamlarının resimlerini yapmaya öncelik veriyor. Mirtegevi'nin eserlerinin arasında Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da resimleri bulunuyor. Mirtegevi'nin renkli ahşap levhaların üzerini neşterle kazıyarak yaptığı özgün resimler sanki profesyonel sanatçının elinden çıkmış izlenimi veriyor. Azerbaycan Milli Ansiklopedi Merkezi'nde araştırma görevlisi olarak çalışan Mirtegevi, resim yapmaya başlamasını ve çizim yöntemini AA muhabirine anlattı. Çocukluktan beri resme merak duyduğunu, resim yapmayı ilkokuldaki resim öğretmeninden öğrendiğini söyleyen Mirtegevi, o dönemde ressam olmayı arzuladığını fakat coğrafya üzerine yükseköğrenim gördüğünü dile getirdi. "2011'den itibaren daha profesyonel eserler yapmaya başladım" Mirtegevi, bir süre Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Coğrafya Enstitüsü'nde çalıştığını, ara sıra da resim yaptığını belirterek "Bazen şiir de yazıyordum ve kendi şiirlerimi resmediyordum. Şehirde gezerken bazı ressamların resimlerini sattığını görüyordum ve kendi kendime onlardan daha iyi resim yapabileceğimi söylüyordum. Yaptığım resimleri arkadaşlarıma hediye ediyordum." dedi. Sonraki yıllarda çalışmaya başladığı Azerbaycan Milli Ansiklopedi Merkezi'nin yöneticisinin doğum gününde portresini yaptığını ve çalışmasının çok beğenildiğini anlatan Mirtegevi, "2011'den itibaren daha profesyonel eserler yapmaya başladım. O günden beri ahşap levhaların üzerinde resimler yapmaya başladım. Kalem ve fırça yerine de neşteri seçtim. Benden başka neşterle tablo yapan başka birisi yok." şeklinde konuştu. Mirtegevi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iki portresini yaptığını kaydederek "Birini, görevlendirmeyle Türkiye'ye gittiğimde İslam Araştırmaları Merkezi'ne hediye etmiştim. Bir tanesi ise duruyor. Erdoğan'ı telefonla konuşurken resmettim, ismini de 'Dinliyorum Seni Dünya' koydum." ifadelerini kullandı. ### Ergin İnan’dan “Amos” Serisi  Türk çağdaş sanatının en önemli temsilcilerinden biri olan Ergin İnan, galerisi EArt ile yeni bir çalışmaya imza atıyor: “Amos.” “Renkte şekilde her ikisi de senin bakışına bağlanmış. Rengi de şekilleri de gökyüzünden gelen ışığa sor. Güzel renk ve şekillerini bir araya getiriyorsam neden şaşılsın buna? Kolun ve kanatların rengarenk açılıyorsa neden şaşılsın buna?” -E.İnan Doğadaki ışık ve renk arasındaki ilişkinin insanlar üzerinde yarattığı etkiyi uzun yıllardır zamanını geçirdiği Amos için yorumlayan Ergin İnan, sanat yaşamında özel yeri olan desenlerden bir seri ile sanatseverlerle buluşuyor. Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz Kasım ayında gerçekleştirdiği “Ben, Ergin İnan” kişisel sergisi ile izleyici karşısına çıkan usta sanatçı, global temsiliyetini üstlenen EArt Galeri aracılığıyla yine farklı bir işe imza atıyor.   Müze tipi Hahnemüle kağıt üzerine fine art baskı uygulanarak edisyonlandırılan 19 adet çiziminin ve sanatçının 7 sayfalık el yazısı anlatımının özel tasarım set kutusu içinde yer aldığı ve sadece 100 adet hazırlanan koleksiyon serisi, Eylül ayı itibarıyla satışa sunuluyor.  EArt Galeri 2017 yılında kurulan EArt, ulusal ve uluslararası alanda tanınan çağdaş sanatın önemli isimleri ile yükselen yetenekleri harmanladığı seçkileriyle sanatseverlere dinamik bir koleksiyon sunuyor. İstanbul Kağıthane’deki galerisini 2022 yılında açan EArt, 500 m2'lik yeni alanı ile daha geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyor.  Alanında özgün, farklı teknik ve içeriklerle çalışan sanatçıları ile büyük bir çeşitliliğe yer veren EArt, günümüzde değişen "koleksiyoner” kavramına paralel oluşturduğu farklı seçkileri ile yapıt ve izleyici arasında aktif bir rol oynamaya odaklanıyor. Temsil ettiği sanatçıları yenilikçi vizyonu ile ulusal ve uluslararası platformlarda desteklemeyi misyon edinen EArt, onlara benzersiz ifade alanı sunarak görünürlüklerine katkı sağlarken sergiler, sanatçı projeleri, kurumsal işbirlikleri gibi farklı kategorilerden oluşan güçlü galeri programı ile misyonunu gerçekleştirmeye devam ediyor. ###  "Başka Zaman Başka Mekan" Sergisi Ziyarete Açılıyor Sanatçı ve akademisyen Yusuf Taktak'ın tuval ve 3 boyutlu resim çalışmalarından bir kısmını içeren "Başka Zaman Başka Mekan" adlı sergisi yarın sanatseverlerle buluşacak. Beyoğlu'ndaki Brieflyart Galeri'de, açılış öncesi düzenlenen basın toplantısında, sanatçının "Gece ve Gündüz", "Yolculuk Nereye?", "Yükseklere" ve "Tekinsiz Mekan" ismini verdiği çalışmaları, tanıtıldı. Etkinlikte konuşan sanatçı, sergideki eserlerinin yıllar boyu sürdürdüğü resim anlayışının devamı niteliğinde olduğunu belirterek, "Ben aslında bir mekanı 3 boyutlu kolaj yapar gibi tasarladım. Bir kutuyu tasarlarken resmi oluşturan ögeleri bir araya koyuyorsunuz. Burada da renklerin katılımı, dağılımı, dengesi, serginin hareketi adeta bana bir kutu izlenimi yarattı." dedi. Yusuf Taktak, resimlerinde bisiklet ve dikilitaş metaforunu çokça kullandığını kaydederek, "Bisiklet bende insanı, dolayısıyla beni simgeliyor. Bisiklet insan yaşamı gibidir. Enerjiniz bittiği zaman inersiniz. Geri vitesi de yoktur bisikletin. Dikilitaş da 1980 öncesi İstanbul meydanlarında gördüğüm grev çadırlarını hatırlatıyor. Askeri darbe sonrası üzerimizde yoğun bir baskı olduğu için bu grev çadırlarını soyutladım ve dikilitaş şeklinde anlatmaya başladım." ifadesini kullandı. Günün büyük bir zamanını sanat çalışmalarına ayırdığını aktaran Taktak, çağdaş sanatın dünyadaki gelişimini de yeni çıkan kitap ve dergiler üzerinden aktif bir şekilde takip ettiğini söyledi. Sergi, 15 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek. ### İdlibli Sanatçı Aziz Esmer'den Fas Halkına Dayanışma Mesajı Suriyeli grafiti sanatçısı Aziz Esmer, Fas'ta meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde yaşamını yitirenler için İdlib'de yıkılan bir binanın duvarına felaketin yol açtığı yıkım ve acıları yansıttı. Dünya çapında yaşanan önemli olayları İdlib'deki yıkılan binaların duvarlarına çizerek anlatmasıyla bilinen İdlibli Esmer, bu kez de Fas depremini ele aldı. İdlib'in kuzeyindeki Binniş beldesinde, Suriye ordusunun saldırıları sonucu yıkılan bir binanın duvarına deprem yaşayan Fas halkının çektiği acıları resmetti. Türkçede "deprem" anlamına gelen "Zilzel" kelimesini resmeden Esmer, "Acınız acımızdır, Geçmiş olsun Fas" yazılarını Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binalara çizdi. Grafiti sanatçısı Esmer, yaptığı açıklamada, "Fas'ta yaşanan felaketi gördük ve kardeşlerimizin acılarına üzüldük" dedi. Yıkılan evin duvarına dayanışma mesajı çizerek destek olmak istediklerini anlatan Esmer, "Acınız bizim acımız, sizinle hissettik, bu korkunç anları biz de yaşadık. Acil şifalar diliyoruz," ifadelerini kullandı. FAS'TA 7 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM Fas'ın Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesinde 8 Eylül'de yerel saatle 23.10'da 7 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti. Depremin, başta başkent Rabat olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerini de etkilediği bildirilmişti. Fas İçişleri Bakanlığı, depremde şu ana kadar 2 bin 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 59 kişinin yaralandığını açıklamıştı. ### Karikatür Evi'nde minik karikatüristler hünerlerini sergiliyor Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, her yaştan Kadıköylü ile karikatür sanatını buluşturuyor. 04 Eylül- 22 Eylül tarihleri arasında Karikatür Evi sanatseverleri sergiye bekliyor. Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi atölye eğitimleri; çizgi roman, illüstrasyon ve karikatürü kapsamaktadır. Bu eğitimler süresince yapılan eserler düzenlenen sergilerle Kadıköylülere sunulmaktadır. Atölye çalışmalarında çocuklar için karikatüre giriş ; gençler için ise karikatür, çizgi roman, illüstrasyon atölyeleri düzenlenmekte. Karikatür Evi oldukça geniş kütüphanesi ve detaylı arşiv çalışmasıyla aynı zamanda dünya ve Türkiye çapında oldukça büyük bir karikatür belleğine sahip. 2022-2023 sezonunun son atölye sergisinde; Temmuz, Ağustos ayları boyunca karikatür ve çizgi roman yaz atölyelerinde yapılan çalışmaları, Karikatür Evi Atölyelerinden 13’te izleyebilirsiniz. Sergi ücretsizdir. ### Art X - İst Galeri'de Ey Kutsal Basitlik Küratörlüğünü Banu Seyhan’ın üstlendiği "Ey Kutsal Basitlik" başlıklı karma sergi, Art x-ist’te 7 Eylül itibaryla başladı. Aklı ve düzeni simgeleyen Apollonik ve Apollonik’in kaosunu -duyguları, çoşkuyu temsil ederek- oluşturan Diyonizyak kavramlarını merkezine alan sergi, birbiri içerisinde zıtlık içeren kavramlara farklı sanatçıların gözünden bakıyor. 7 Ekim’e kadar devam edecek olan sergiye dahil olan sanatçılar arasında Ansen, Burak Dak, Doğu Özgün, Gökhan Gökseven, Metin Alper Kurt, Murat Palta ve Tayfun Gülnar yer alıyor. ZITLIKLAR VAROLUŞUN ANAHTARI MI? Serginin tanıtım bülteninde, dünya edebiyatının en önemli isimlerinden ozan, düşünür, romancı, oyun yazarı ve doğa bilgini Geoethe'nin sözlerine de yer verilmiş: "Unutmayın tüm bunlar bir zıtlıktan meydana geldi. Yokluk ve varlık zıtlığı, hareketsizlik ve hareket zıtlığı... Bu bağlamda tüm zıtlıklar var oluşu meydana getiren birer anahtardır. Zıtlıklar sayesinde boşlukta formsuz halde salınan enerji somut forma dönüşü deneyim haline geldi. Bu sayede tanrı kendini deneyimleyebildi ve bir evren filizlenebildi..." BİZİ ÜRETKEN YAPAN ZITLIKLARDIR “Cehennem olmayınca cennet bile normalleşir belki bir arafa dönüşür. Adem ve Havva tüm elmaları tüketebilir artık kendi sıkıcı araflarında. Apollon’daki ‘kendini bil’ deyişi, Dionysos ile tam tersine dönüşür böylece: ‘kendini unut’ der Dionysos. Her Apollonik dinamik Diyonizyak bir cevap bulur, böylelikle nötralizasyona uğrar. Nötralizasyonu bozmak için de Apollon yeni bir ilerleme yapmak durumundadır, bu devinim tekrar ve tekrar devam eder… Apollon kültür için bir adım atar Dionysos muzipçe tam yanına gelir. Apollon inatla bir adım daha atar ve cevabını bulur; kültür böyle ilerler. Yoksa her şey entropi tandanslıdır ve bu tandansı bozmanın tek yolu zıtlıkla var etmektir. Bundandır ki aynı olan bizi rahat bırakır, ama bizi üretken yapan zıtlıklardır.” Sergiyi izleyen arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu x-ist contemporary art gallery kurucusu Daryo Beskinazi'den aldığı bilgilendirme sonrası hatıra fotoğrafı çektirdi... ### "Kuru Otlar Üstüne" Türkiye'nin Oscar adayı oldu Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da Altın Palmiye için yarışan ve oyuncu Merve Dizdar'a ödül kazandıran "Kuru Otlar Üstüne" filmi, "En İyi Uluslararası Film" dalında Türkiye'yi temsil edecek. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın "Kuru Otlar Üstüne" filmi, Türkiye'nin 96'ıncı Akademi Ödülleri'ndeki (Oscar) adayı olarak belirlendi. Sinema alanındaki meslek örgütü temsilcilerinden oluşan 15 kişilik seçici kurul tarafından "En İyi Uluslararası Film" dalında Türkiye adayını belirlemek üzere değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Sinema Meslek Birlikleri Güç Birliği'ne başvuran 7 filmin değerlendirildiği toplantıda, yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı "Kuru Otlar Üstüne" filmi Türkiye'nin "En İyi Uluslararası Film" adayı olarak belirlendi. ABD'de düzenlenecek ödül töreninin, gelecek yıl mart ayında gerçekleştirilmesi planlanıyor. ### Zülfü Livaneli ile Yunan sanatçı Maria Faranduri Atina'da konser verdi Yunanistan'ın başkenti Atina'da düzenlenen konserde, sanatçı Zülfü Livaneli ve Yunan sanatçı Maria Faranduri birlikte sahne aldı. Zülfü Livaneli ve Yunan sanatçı Maria Faranduri Atina'da aynı sahnede buluştu. Atina Akropolisi'nin yanındaki antik Herodes sahnesinde verilen konserde Livaneli ve Faranduri'ye ses sanatçıları Görkem Ezgi Yıldırım, Tevfik Rodos ile Türk ve Yunan sanatçılardan oluşan orkestra ekibi eşlik etti. Konserde yaptığı konuşmada, Faranduri ile 40 yıllık dostluğa sahip olduklarını belirten Livaneli, birçok kez birlikte konser verdiklerini hatırlattı. Livaneli, Eylül 2021'de hayatını kaybeden dünyaca ünlü Yunan sanatçı Mikis Theodorakis ile aralarındaki dostluğa da atıfta bulunarak, "İnanıyorum ki Theodorakis de bu gece aramızda." dedi. Konseri izleyenler arasında, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile birlikte Türk-Yunan yakınlaşmasının mimarlarından kabul edilen eski Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu da yer aldı. Gecede seslendirilen eserler, hem Türkiye hem de Yunanistan'da yaşanan afetlerde hayatını kaybedenlere ithaf edildi. "DOSTLUĞUMUZU HER DAİM SÜRDÜRMELİYİZ" Livaneli, "Afetlerde iki halk birbirimize dayanışma gösteriyoruz, dostluğumuzu her daim sürdürmeliyiz." diye konuştu. Orkestra üyelerinin yağmur nedeniyle sahneyi terk etmek zorunda kaldığı konserde Livaneli, Faranduri, Yıldırım ve Rodos'a bağlamasıyla Erdem Şimşek'in eşlik etmesi sayesinde konser aralıksız devam etti. Konserde çok sayıda ortak şarkı Türkçe ve Yunanca seslendirildi. Türk ve Yunan sanatçılar konser boyunca dostluk mesajı verdi. Konserde seslendirilen "Bilmem şu feleğin" isimli eserdeki "Sen bana kardeş de ben sana bacı" şeklindeki sözler ise konserin son sözleri olarak verilen dostluk mesajlarına eklendi. ### Türkiye'de Müze Sayısı Yüzde 6,4 Arttı Türkiye genelinde müze sayısı, 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 6,4 artarak 552'ye, müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı da yüzde 97,1 artışla 45 milyon 822 bin 525'e yükseldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılına ilişkin Kültürel Miras İstatistiklerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde müze sayısı geçen yıl 2021'e göre yüzde 6,4 artarak 552'e çıktı. Bu müzelerin 211'i Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde, 341'i ise özel müze kategorisinde yer alırken, ören yeri sayısı 144 oldu. Müzelerdeki eser sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 0,8 artarak 3 milyon 750 bin 120 olarak kayıtlara geçti. Bakanlığa bağlı müzelerdeki eser sayısı da bu dönemde yüzde 0,7 artarak 3 milyon 325 bin 643 olurken, bu eserlerin yüzde 88'inin envanteri yapıldı. Özel müzelerdeki eser sayısı yüzde 1,6 artarak 424 bin 477'ye çıktı. Bakanlığa bağlı müzelerdeki eserlerin yüzde 60,1'i sikke, yüzde 27,5'i arkeolojik materyal, yüzde 6,8'i etnografik materyal ve yüzde 3,6'sı tablet oldu. Sit alanı sayısı arttı Müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 97,1 artarak 45 milyon 822 bin 525'e yükseldi. Ziyaretçilerin yüzde 67,5'i Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerini ziyaret etti. Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yerlerini ziyaret edenlerin sayısı 17 milyon 796 bin 860 olurken, bunun toplam ziyaretçiler içindeki payı yüzde 38,8'i buldu. Özel müze ziyaretçi sayısı da yüzde 125,3 artarak 14 milyon 890 bin 214'e çıktı. Bakanlığa bağlı ücretli müze ve ören yeri ziyaretlerinden 1 milyar 76 milyon 7 bin 587 lira gelir elde edildi. Bakanlık tarafından satılan müze kartı sayısı 2 milyon 930 bin 232 oldu. Taşınmaz kültür varlıklarının sayısı 2022'de bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 122 bin 124'e çıktı. Taşınmaz kültür varlıklarının en çok bulunduğu il 33 bin 479 ile İstanbul olurken, bu ili 7 bin 899 ile İzmir ve 4 bin 896 ile Muğla takip etti. Toplam sit alanı sayısı bir önceki yıla göre yüzde 6,3 artarak 23 bin 632'ye ulaşırken, sit alanlarının yüzde 96,9'unu arkeolojik sit alanları oluşturdu. Milli parkların sayısı 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,3 artarak 48 olurken, milli park alanı yüzde 0,3 artarak 911 bin 204 hektara yükseldi. Tabiat parkı sayısı yüzde 0,4 artarak 261 olurken, tabiat parkı alanı yüzde 1,2 azalışla 108 bin 332 hektara geriledi. Tabiatı koruma alanı sayısı ise önceki yıla göre değişim göstermeyerek 31 olurken, tabiat anıtı sayısı yüzde 0,9 azalarak 113'e düştü. ### Milli Saraylar Başkanlığının Koleksiyonundaki Eserler Restore Ediliyor Milli Saraylar Başkanlığının Yıldız Şale yerleşkesinde faaliyet gösteren tablo restorasyon atölyesi, zengin resim koleksiyonuna ait eserleri yeniden sergilenebilir hale getiriyor. Atölyede, 19. yüzyıla ait, birbirinden farklı tarz ve ebatta 5 tablo üzerinde çalışılıyor. Tablolar restore edilirken bir yandan da eserlerin kime veya hangi ekole ait olduğuna dair araştırmalar devam ediyor. Eserlerin restorasyon sürecine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulunan Milli Saraylar Tablo Restorasyon ve Konservasyon Atölyesi Sorumlusu Hatice Biga, yenilenmesi gereken tabloların atölyeye alındığını ve restore edildiğini söyledi. Biga, restorasyon çalışmalarının her eserin ihtiyacı doğrultusunda yapıldığına dikkati çekerek "Her esere özel bir çalışma gerekir. Burası saraya hizmet eden bir yerleşke ve elimizdeki eserler de saray eserleri. Dolayısıyla hepsi çok kıymetli eserler. Milli Saraylar koleksiyonunda yer alan eserler." dedi. Eserin hem sanatsal estetiği taşıdığına hem de belge değerinde olduğuna işaret eden Biga, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eserler geçmişte bir restorasyon çalışması geçirmiş, üzerindeki bozulmalara müdahaleler yapılmış olabiliyor. Fakat yapılan müdahalelerde kullanılan malzemeler sebebiyle yapılan müdahaleler belirgin bir şekilde ön plana çıkmış. O anlamda gelen eserle ilgili önce bir belgeleme aşamasına giriyoruz. Çünkü geçmişte yapılan uygulamalarla ilgili elimizde bir kayıt yok. Bizler eser elimize geldiğinde önce belgeleme işiyle başlıyoruz. Eserin üzerinde var olan bozulmaların tespit çalışmaları öncelikle yapılıyor. Belgeleniyor. Restorasyon çalışmalarına onun akabinde başlanıyor." Restore edilen tablolar arasında "Yavuz Sultan Selim ve Şehzade", "Sultan III. Selim", "İstanbul Manzarası", "Müzisyen Kadınlar" ve "Kompozisyon" adlı eserler yer alıyor. ### 6. Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması'nda ilk üçe girenler belirlendi Bu yıl 6'ncısı gerçekleştirilen Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması'nda adaylar arasından ilk üçü belirledi. Nevra Serezli, Tamer Yiğit, Volkan Severcan, Mustafa Uslu, Nefise Karatay, Petek Dinçöz ve Tümay Özokur'un da aralarında yer aldığı Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması'nın jüri üyeleri, adaylar arasından ilk üçü belirledi. "Yaşayan Değerlere Saygı" bölümünde sinema ve basın emekçisi 3 isim "Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülü"nün sahibi oldu. Ödüller bu yıl gazeteci Yaşar Şenyüz, oyuncu Nevra Serezli ve Tamer Yiğit'e verildi. Şenyüz'e ödülünü takdim eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, "Yaşar Ağabey, konuşma yaparken beni arkada çok bekletmesen iyi olur, sonra ne oluyor biliyorsun." dedi. Karadağlı, yarışmayı çok önemsediğini ifade ederek, "Buradan çıkan gençler televizyon ya da sinemada çok güzel işler yapıyor. Devam etmesini gönülden istiyoruz" ifadelerini kullandı. Ödülün bir diğer sahibi Serezli de mutluluğunu dile getirerek, "Dizi, sinema dünyasına oyuncu yetiştirmeyi amaçlayan bir yarışmada jüri olarak davet edilmiş olmak memnuniyet verici. Sadece güzel insan seçme değil, bu işi yapabilecek donanımlı gençleri seçmek önemli. İnşallah adil bir kararla güzel bir iş yapmış oluruz." açıklamasını yaptı. Tamer Yiğit ise 1962 yılında böyle bir yarışma sonucunda birinci olarak sinema dünyasına girdiğini söyleyerek, "Sinema filmlerimiz ve dizilerimizin tüm dünyada satıldığı bir ortamda yeni yetişen sanatçılara çok ihtiyacımız var. İnşallah bu gece de seçilen arkadaşlar çok başarılı olur. Tamer'in elinden böyle bir ödül almak da ayrıca mutluluk verici." diye konuştu. Gecede konuşma yapan bir diğer isim Sinemanın Kral ve Kraliçesi Yarışması Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Kaplakarslan, tek amaçlarının medya sektörüne eğitimli gençler kazandırmak olduğunu vurgulayarak, "Yarışmamız ödülü eğitim olan tek yarışmadır. Seçilen gençlerimizi 6 ay eğitim görmeden sektöre kazandırmıyoruz. Daha önceki yıllarda Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim gördüler, bu yıl da Tümay Özokur Akademi'de eğitim görecekler. " dedi. Tamer Karadağlı'nın ilk günden beri verdiği desteklerden ötürü özel teşekkürde bulunan Kaplakarslan, "Kendisine yeni görevinde başarılar diliyoruz. Tamer Karadağlı'yı çekemeyenler için dışarıda anten dağıtacağız, isterlerse takabilirler." şeklinde konuştu. Jüri üyelerinden oyuncu Volkan Severcan da bu tarz yarışmaların tarihinin 1970'lere uzandığını hatırlatarak, "Ülkemizde geleneği olan bir tür. O yüzden çok önemli buluyorum. Mesleği doğru yapacak insanları kazandırmanın değerli olduğunu düşünüyorum. Malum televizyon dünyası kolay yoldan oyuncu olmayı insanlara aşıladı ama oyunculuk çok karmaşık bir iştir, mutlaka eğitim gerektiren bir iştir." değerlendirmesinde bulundu. "BUGÜN KORE GAZİLERİMİZİN TAKTIĞI MADALYALARI ZEKİ MÜREN ALDI" Finalistlere bir müjde vereceğini dile getiren yapımcı Mustafa Uslu ise Zeki Müren'le ilgili bir film hazırlığı içerisinde olduğunu aktararak, şöyle devam etti: "Filmin hikayesinden kısaca bahsetmek istiyorum. 1964 yılında ABD Başkanı Johnson, İsmet İnönü'ye bir mektup yazıyor. Maalesef o mektup dönemin gazetelerinde yer buluyor. Mektupta geçen '1950 yılında Kore gazilerinize taktığımız madalyaları bile geri alırız.' ifadesini okuyan 2221 Kore gazisi, madalyalarını söküyorlar ve ABD'ye geri yolluyorlar. Tabii o zamanki hükümet tıpkı bugün olduğu gibi rest çekiyor ABD'ye ve Başkanına. Fakat bunun sonucu olarak memlekette bir yokluk başlıyor, Türkiye'ye ABD ambargoları geliyor. Bütün bu haberleri Londra'da 7 bin kişiye konser veren Zeki Müren okuyor ve gözyaşlarını tutamıyor. Paris Büyükelçiliğini arıyor, Paris'in en ünlü tasarımcısına 2221 madalya siparişi veriyor. 1 hafta içerisinde yaptırarak bunları Genelkurmay Başkanlığına teslim ediyor. 'O cesur yürekler, o cesur göğüsler boş kalmamalı' diyerek. Tek bir şart koyuyor Zeki Müren; 'Hayatım boyunca adım saklı kalsın'. Yani bugün Kore gazilerimizin taktığı madalyaları Zeki Müren aldı. Film inşallah önümüzdeki ekim ayında vizyonda olacak. Buradan şu müjdeyi vereyim. Bugünkü finalistlerden 3 arkadaşımızı da bu filmde oynatmak istiyorum." Yarışmada kadınlarda Pınar Deniz birinci, Samira Hoca ikinci, Ela Yılmaz da üçüncü oldu. Erkeklerde ise Doğukan Navdar birinci, Serhat Özer ikinci, Oğulcan Yaşar da üçüncü seçildi. Dereceye giren altı finalist ödül olarak Tümay Özokur Akademi'den ücretsiz oyunculuk eğitimi alarak, sinema TV sektörüyle buluşma imkanına kavuşacaklar. ### Türk Ressamlar "İklim Etkinlikleri" Sergisi'nde Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi dünya çapındaki iklim etkinliklerine Türk Sanatçılarının sergileriyle katılıyor. Türk sanatçılarımız Günsu Saraçoğlu, Selva Özelli, Fatma Kadir, İlhan Sayın, Mehmet Sinan Kuran, ABD’nin önemli müzeleri arasında yer alan Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi’nde sanat izleyicisiyle buluşan kişisel sergileriyle ülkemizi uluslararası platformda başarı ile temsil etmeye devam ediyorlar. Müze, sanatçılarımızın sergileriyle dünya çapında düzenlenen önemli iklim etkinliklerine kabul edildi. Havre de Grace Denizcilik Müzesi Direktörü Jennifer Sim ve yönetim kurulu üyeleri Leslie Kaufman ve Bruce Russell konuya ilişkin yaptıkları açıklamada; “Bu yıl müzemiz Günsu Saraçoğlu’nun “Rebirth of Water Birds”,  Fatma Kadir'in “Water Bird Watching”, Mehmet Sinan Kuran’ın “No Where”,  İlhan Sayın’ın  “Flowers of Hope”; Selva Özelli’nin “Orca & Reefs” ve  “Healing Waters” solo sergilerine ev sahipliği yapmıştır." denildi.  Havre de Grace Denizcilik Müzesi ve Çevre Merkezi tarafından yapılan bir başka açıklamada ise, "Bu yıl müzemizde ağırladığımız sanatçıların kişisel sergilerinin Birleşmiş Milletler Genel Kurul Rehberi tarafından kataloglanmasından memnuniyet duyuyoruz." ifadelerine yer verildi. ### Pınar Yeşilnacar Goddess ile Paris 1000 VASES Sergisi’nde Seramik sanatçısı Pınar Yeşilnacar, 8-10 Eylül 2023 tarihleri arasında Paris’teki Galerie Joseph’de gerçekleşecek “1000 VASES” Karma Sergisi’nde Goddess adlı eseri ile katılıyor. 2022 yılında Antagonist temalı koleksiyonundan 3 eseri ile katılan Yeşilnacar, bu kez Kibele’den bu yana kadın bedeni; bolluk, bereket ve doğa ananın simgesinden esinlenerek tasarladığı Goddess Koleksiyonu’nu yer alıyor. Pınar Yeşilnacar’ın Goddess Koleksiyonu, kadın ile özdeşen yeni başlangıçlara gebe hali, art deco vurgularla toprağa hayat veriyor. 2018 yılından beri fantezinin tek bir konu üzerinde nasıl durmaksızın işleyebileceğini, güzelliğin farklı teknik ve malzemelerle nasıl en çeşitli biçimlere girebileceğini gösteren sıra dışı bir sergi: 1000 VASES, 60'tan fazla ülkeden yüzlerce bağımsız tasarımcının ürettiği eşsiz parçaları sunuyor. ### Füsun Onur Retrospektif Sergisi Ludwıg Müzesi’nde Almanya’nın Köln kentindeki Ludwig Müzesi’nin Arter işbirliğiyle düzenlediği Füsun Onur retrospektifi, 16 Eylül 2023 tarihinde ziyarete açılacak. Küratörlüğünü Barbara Engelbach (Ludwig Müzesi) ile Emre Baykal’ın (Arter) birlikte yürüttükleri sergi, sanatçının altmış yıla uzanan pratiğine toplu bir bakış sunuyor. Bazıları büyük ölçekli mekânsal yerleştirmeler olmak üzere sanatçının farklı dönemlerden yaklaşık doksan yapıtını bir araya getiren sergi için Onur, izleyiciyle ilk kez buluşacak yeni bir eser de üretiyor. Füsun Onur’un, 16 Eylül 2023–28 Ocak 2024 tarihleri arasında Köln’deki Ludwig Müzesi’nde Arter işbirliğiyle hayata geçirilen retrospektif sergisi, sanatçının 1960’lardan günümüze uzanan kesintisiz pratiğine kapsayıcı bir bakış sağlıyor. Onur’un bugüne dek katıldığı pek çok uluslararası serginin ve 2014 yılında Emre Baykal küratörlüğünde Arter'de düzenlenen Aynadan İçeri başlıklı kapsamlı sergisinin ardından, Ludwig Müzesi’nde açılan bu retrospektif sergi, sanatçının yapıtlarının topluca izlenebileceği ilk yurtdışı sergisi olma niteliği de taşıyor. Barbara Engelbach ile Emre Baykal’ıneşküratörlüğünü üstlendiği sergi, önemli bir bölümü Arter Koleksiyonu’ndan ödünç verilen ve en eskisi Beyaz Kağıt Üzerinde Alan Ayırmak (1965-66) adlı serideki çizimler olmak üzere, sanatçının günümüze dek süren üretiminden seçilen 90 civarında yapıtı bir araya getiriyor. Sergi, Türkiye’nin çağdaş sanat alanındaki öncü isimlerinden Onur’un kategorilerden uzak, özgün üretimine, bu üretime eşlik eden temel uğraş ve sorularına, yapıtlarında yıllar içinde giderek zenginleşen malzeme çeşitliliğine ve işlerine eklediği anlatısal, kimi zaman otobiyografik öğelere ışık tutmayı hedefliyor. Sanatçının 2021 yılındaki Venedik Bienali Türkiye Pavyonu için Bige Örer küratörlüğünde ürettiği Evvel Zaman İçinde … adlı yerleştirmenin de yer aldığı retrospektifte, Çiçekli Kontrpuan (1982 (2023)), Opus II Fantasia (2001 (2023)), Eski Eşyaların Düşü (1985), Bir Çocuğun Gözüyle Savaş (1994), İm’in İm’i (1987) gibi farklı dönemlerden büyük ölçekli yerleştirmeleriyle birlikte, bu sergi için özel olarak geliştirdiği A Room with a Muse / Perili Oda (2023) adlı yerleştirme de izlenebilecek. Bu yerleştirmenin müziğini, sanatçının daveti üzerine Begüm Çalımlı besteleyip icra etti. Ludwig Müzesi’nde gerçekleşecek sergiyle bağlantılı olarak, eşküratörlerin sunuşlarının ve müzenin direktörü Yılmaz Dziewior’un önsözünün yer alacağı bir katalog da yayımlanacak. Aynı yayında Süreyyya Evren ve Nilüfer Şaşmazer birer yazıyla Füsun Onur’un eserlerinin Türkiye sanat tarihindeki yerine ışık tutarlarken, Merve Çağlar’ın sanatçıyla yaptığı bir söyleşi de yer alacak.  Onur’un 1970’lerden 90’lı yılların başına kadar kaleme aldığı, estetik, eleştiri ve sanatın politikası üzerine düşüncelerini yansıtan yazılarından seçilen on makalelik bir seçki de Türkçe, Almanca ve İngilizce olarak yeniden basılacak. Tasarımını Esen Karol’un üstlendiği katalog, Almanca ve İngilizce olarak Köln’deki Verlag der Buchhandlung Walther und Franz König yayınevi tarafından yayımlanacak. Füsun Onur’un Ludwig Müzesi’nde Arter işbirliğiyle düzenlenen retrospektif sergisi, Almanya Federal Devletler Kültür Vakfı’nın, Kunststiftung NRW, REWE Group, Peter and Irene Ludwig Foundation, Gesellschaft für Moderne Kunst am Museum Ludwig ve Beatrix Lichtken Stiftung’un destekleriyle gerçekleşiyor. Füsun Onur, bugün yarım asrı aşarak altmış yıla yaklaşan sanatsal üretiminin tamamını, doğup büyüdüğü ve halen yaşamakta olduğu İstanbul’daki Hayri Onur Yalısı’nınbüyülü dünyası içinde şekillendirmeyi sürdürüyor. Form, uzam, zaman ve bunlar arasındaki ilişkileri sıradışı bir malzeme çeşitliliğiyle araştıran Onur, yapıtlarında gündelik, öyküsel ve otobiyografik öğelere yer veriyor. Mekân ve zaman, ışık ve gölge, ses ve sessizlik gibi kavramlara odaklanan sanatçının farklı dönemlerde ürettiği yapıtların önemli bir bölümü, bir Vehbi Koç Vakfı (VKV) kuruluşu olan Arter’de düzenlenen Aynadan İçeri (2014) başlıklı kapsamlı sergide bir araya getirilmiş, küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği sergiye, Esen Karol’un tasarladığı bir kitap da eşlik etmişti. Füsun Onur’un 2011 yılında Arter Koleksiyonu’na eklenen Opus II – Fantasia (2001) adlı yerleştirmesi ise Emre Baykal küratörlüğünde yeni bir mekânsal düzenlemeyle Arter’deki galeri mekânına uyarlanarak 2021 yılında sergilenmişti. Aynı zamanda, Füsun Onur ve 2022’de aramızdan ayrılan ablası İlhan Onur, doğup büyüdükleri ve sanatçının halen yaşamakta olduğu Kuzguncuk’taki Hayri Onur Yalısı’nı, ileride müze-ev olarak ziyarete açılması ve içeriğini Arter’in oluşturacağı misafir sanatçı programlarına ev sahipliği yapması arzusuyla Vehbi Koç Vakfı’na bağışlamıştı. Füsun Onur’un tüm sanatsal üretimine tanıklık eden yalının, iki kardeşin yaşam alanları olan giriş katı olduğu gibi korunurken, bir üst katının farklı disiplinlerden sanatçılar için bir misafir evine dönüştürülmesi planlanıyor. Sanatçının en alt kattaki atölyesi ise konuk sanatçıların kullanımına açık hâle getirilecek. ### Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali başladı Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 30. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, "Aida" operası ile başladı. Aspendos Antik Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen festivalin açılış programında, Ankara ve Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri tarafından Giuseppe Verdi’nin Romalı komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida’nın imkansız aşkını anlatan 3 perdelik "Aida" operası sahnelendi. Ünlü İtalya orkestra şefi Fabrizio Maria Carminati yönetiminde sahnelenen ve solistlere Şef Mahir Seyrek yönetiminde Antalya ve Ankara Devlet Opera Balesi korolarının eşlik ettiği eserde, dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı Gürcan Kubilay, koreografi Sergei Terechenko, ışık tasarımı Giovanni Pirandello imzasını taşıyor. Tarih araştırmalarının Ravivaddhana Monipong Sisowath’ın yaptığı eserin rejisörlüğünü Vincenzo Grisostomi Travaglini üstleniyor. İKİ OPERA, İKİ KLASİK BALE VE BİR KONSER SUNULACAK Dünyaca ünlü yabancı solistlerin katılacağı Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde bu yıl iki opera, iki klasik bale ve bir konser sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün sahnelere taşıdığı büyük prodüksiyonlarından biri olan "Tosca" operası, 8 Eylül Cuma saat 21.00’de sanatseverlerle buluşacak. Ankara Devlet Opera ve Balesi, 13 ve 14 Eylül’de Çaykovski’nin bestelediği "Kuğu Gölü" balesini sahneye taşıyacak. Festival kapsamında, İstanbul Devlet Opera ve Balesi 17 Eylül’de "La Bayadere" balesini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Festival, 21 Eylül’de orkestra şefi Tolga Atalay Ün yönetimindeki Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılarının seslendireceği "Gala Konser" ile kapanış yapacak. ### Bashnya Çağdaş Sanat Sempozyumuna Türk Gençleri Damga Vurdu Rusya’nın Alabuga şehrinde düzenlenen Bashnya Genç Sanatçılar için Uluslararası Yaratıcı Atölye, dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim ve sanat insanlarını bir araya getirdi. EMART Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı’nın düzenlediği Hayal Melodileri Resim Yarışması’nın birinci ve ikinci başarı ödülü sahibi güzel sanat öğrencileri ülkemizi temsilen sempozyuma katıldı. Alabuga Ulusal Tarih ve Mimarlık Müzesi'nin düzenlediği VI. Uluslararası Bashnya Sanat Sempozyumuna Türkiye'den Ali Duman ve Emre Tura katıldı. Birçok sanatsal atölye, sanatsal gezi ve dinletilerin yer aldığı etkinlik, aktif atölye çalışmalarıyla 10 gün içinde üretilen eserlerin yer aldığı sergi ve düzenlenen törenle sempozyum tamamlandı. 16 Ağustos’ta açılan sergi, önümüzdeki günlerde Rusya’nın çeşitli şehirlerinde sergilenecek. Sempozyuma katılan, Hayal Melodileri Resim Yarışması birinci başarı ödülü sahibi Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği Bölümü öğrencisi Emre Tura sempozyumun bir parçası olmaktan çok mutlu olduğunu söyledi. Tura, “Daha önce deneyimlememiş olduğum tekniklerle çalışarak sanatsal pratiğime katkı sağlayacak bilgiler edindim. Ayrıca Alabuga’nın zengin kültürel yapısını tanımak çok keyifliydi. Birden fazla kültüre şahit oldum ve yeni arkadaşlar edindim. Süreç içerisinde başka şehirlerde de bulunmak çok verimliydi. Her an yanımızda olan koordinatörümüz Aygül Okutan’a ve bize bu imkânı sağlayan Emart Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı’na teşekkür ederim” dedi. Çaykovski Yevgeni Onegin temalı resim yarışmasında ikinci başarı ödülünü kazanan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Öğrencisi Ali Duman ise “Usta sanatçılar ile bir araya gelip yeni teknikler öğrenerek perspektifimi geliştirdim. Birbirinden yetenekli ve sıcakkanlı insanlarla 10 gün aynı ortamda çalışma fırsatı buldum. Yeni bir kültürü bizzat içerisinde yaşayarak öğrendim. Birçok şehir gezip kültürel ve sanatsal yönden besledim. Bu başarılı çalıştay için Alabuga Devlet Tarih Mimari Müzesi ve tüm çalışanlarına minnettarım. Bana bu kapıyı aralayıp unutulmayacak deneyimler yaşamamda katkısı büyük olan Emart Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı’na sonsuz teşekkürlerimi sunarım” dedi. Organizasyonun koordinatörü ressam Aygül Okutan ise Türkiye'de yaşayan Tatar bir sanatçı olarak Türk gençlerinin gelişimine katkı vermeyi misyon edindiğini dile getirdi. Okutan, “Genç sanatçılarımız, farklı teknikle ve temalarla çalışan uluslararası ressamlarla tanışma ve onların çalışmalarını izleme şansına sahip oldu. Gelişimlerine büyük katkı sunacak eşsiz bir süreç yaşandı. Öğrencilerimiz, çalışkanlıkları, yetenekleri ve uyum kabiliyetleriyle herkesin takdirini kazandılar” dedi. Sempozyumla ilgili değerlendirmelerde bulunan EMART Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Burcu Altay Doğan “Emre Tura ve Ali Duman, vakfımızın düzenlediği Çaykovski-Yevgeni Onegin temalı Hayal Melodileri resim yarışmasındaki başarıları sonrası, yaklaşık 15 gün Rusya’da bulundular. Sempozyumlara katıldılar, farkı şehirlerde müze ve sanat evlerini gezdiler. Vakfımız yetenekli ve üretken güzel sanat öğrencilerini desteklemeye devam edecek” dedi. Hayal Melodileri Resim Yarışması etkinlik resmi sponsoru AKPA Alüminyum Kurumsal İletişim Uzmanı Esra KISAOĞLU ise “AKPA Alüminyum olarak, EMART Vakfı ile yaptığımız iş birliğiyle alüminyum sektöründe bir ilki gerçekleştirdik. Doğrudan öğrencilere dokunan ve onları destekleyen bu yarışmanın devamında, Türkiye’nin farklı yerlerinde serginin açılması ve kazanan öğrencilerin yurtdışında atölyelere katılması bizi daha da sevindirdi.  AKPA Alüminyum, öğrencilerin görünürlüğüne katkı vermeye ve sanatı desteklemeye devam edecek” dedi.    ### 212 Photography İstanbul, 5 Ekim'de başlıyor 5-15 Ekim 2023 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 212 Photography İstanbul, izleyicisini 6. yılında fotoğrafın yanı sıra farklı disiplinlerin de dahil olduğu kapsamlı programıyla İstanbul’un farklı rotalarında ağırlamaya hazırlanıyor. “Şehrin Festivali” 212 Photography İstanbul, altıncı senesinde katılımcılara hem programıyla hem de mekanlarıyla kapsamlı bir keşif rotası sunacak. Sergilerin yanı sıra atölye, söyleşi, film gösterimleri, konserler, performans gibi pek çok farklı disipline programında yer veren festivalin bu yılki rotasında ziyaretçiler, İstanbul’un her iki yakasında şehrin 20’ye yakın farklı noktasında festival programını takip edebilecek. Festivalin bu seneki destekçileri arasında Paribu, Jotun, Anadolu Hayat Emeklilik, HP’nin yanı sıra Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Institut Français Türkiye ve Macar Kültür Merkezi yer alırken; Türkiye’nin yeni medya alanına odaklı en kapsamlı koleksiyonu olan Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan ödünç eserler de festival izleyicileri ile buluşacak. 212 PHOTOGRAPHY İSTANBUL ROTASINDA YER ALAN MEKANLAR Festivalin 6. yılında İstanbul’un iki yakasına yayılan programın ana mekânları Yapı Kredi bomontiada, Akaretler, MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoît Kilisesi, Taksim Sanat, Institut Français, Müze Gazhane, Yeldeğirmeni Sanat, Moda İskelesi, meydanlar ve kamusal alanlar, Soho House, Akbank Sanat, İstanbul Kitapçısı’nın yanı sıra paralel sergilerle birlikte Büyükdere 35, Anna Laudel, Fotoğrafevi, Noks Art Space yer alacak. 212 PHOTOGRAPHY İSTANBUL’DA BU SENE... 5-15 Ekim tarihlerinde Yapı Kredi Bomontiada’da Eugenio Recuenco’nun "365 Derece" isimli serisiyle birlikte Daniëlle van Zadelhoff, Mous Lamrabat solo sergileri, Eemonn Doyle’un üç farklı fotoğraf serisinin ödüllü yazar Kevin Barry’nin metinleri ile bir araya geldiği "Made in Dublin" video çalışması ve Anadolu Hayat Emeklilik’in Kadın Gözüyle Hayattan Kareler Fotoğraf Yarışması kazananlarından oluşan sergisi katılımcılarla buluşacak. Akaretler’de Éva Szombat, Rob MacInnis, Floriane de Lassée’yle birlikte bu seriye eklenecek pek çok isimin sergileri görülebilecek. Devamında Karaköy rotasında, MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde koruma alanlarında yaptığı çekimlerle vahşi hayvanların ve doğanın dünyasına ışık tutan Nick Brandt, St. Benoit Kilisesi’nin büyülü atmosferinde ise Jules Verne’in zengin hayal dünyasından yola çıkarak yeryüzündeki ve evrendeki yerimizi sorgulayacağımız “Evrenin Sessiz Gösterisi” sergisinde "Back to Dust" serisi ile Marguerite Bornhauser, sergiye özel çalışması ile Can Memişoğulları görülebilecek. "GERÇEKLİKTEN FOTO GERÇEKLİĞE" Taksim Sanat’ta Cumhuriyetimizin 100. yılına özel hazırlanan dönemin öncü kadınları ve İstanbul’da sosyal hayatın içinden kadınlara dair arşivsel fotoğraflardan oluşan “Birbirimize Rastladık” sergisi, Institut Français’de Fransız sinemasının “Yeni Dalga” döneminin öncü ismi Jean-Luc Godard’ı anma fırsatı bulacağımız film gösterimleri ile Godard filmlerini kayıt altına aldığı fotoğraflarını içeren sergi, festival programı dahilinde görülebilecek. Müze Gazhane’de Jos Avery, David Szauder, Phillip Toledano, Ekin Özbiçer, Metehan Özcan, Cihan Bacak ve daha pek çok ismin yer aldığı yeni teknolojiler eşliğinde fotoğrafın dönüşümünü irdeleyen “Gerçeklikten Foto Gerçekliğe” sergisi yer alacak. Hemen paralelinde, doğayla kurduğumuz ilişkiyi sorgulayarak bizleri karanlık ve gizemli bir masalın içine sürükleyen “Yaban Güllerinin Büyüdüğü Yerde” sergisinde Daniel Shipp, Tine Poppe, Julia Fullerton-Batten, yanı sıra Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan ödünç alınan Jennifer Steinkamp, Eelco Brand, Kurt Hentschlager, Peter Coffin, Universal Everything ve Rick Silva’nın eserleri görülebilecek. Yanı sıra, Türkiye’de 90’lı yıllardan itibaren parlayan müzik sektöründen nostaljik konser anılarının bulunduğu “Kayıtlı Hafıza” başlıklı sergi yer alacak. "ŞEHRİ BİÇİMLENDİRMEK" Yeldeğirmeni Sanat’ta ise sanat tarihinden öne çıkan eserleri yapay zekâ yardımı ile yeniden yorumlayan Wolfe von Lenkiewicz’in ilk kez gösterilecek dikkat çeken çalışmaları festival izleyicisiyle buluşacak. Kamusal alanları da sanat ile karşılaşma duraklarına dönüştürmeyi önemseyen 212 Photography İstanbul’un altıncı senesinde, farklı bir yaklaşım ile Paribu sponsorluğunda gerçekleşecek Özgür Ballı’nın işlerinin yer aldığı artırılmış gerçeklik üzerine oluşturulan “Şehri Biçimlendirmek” sergisi meydanlarda deneyimlenebilecek. 212 Photography İstanbul, Festival InCadaqués ile yaptığı ortak çalışma ile Moda İskelesi’nde ‘’Denizin Yansıması’’ sergisine ev sahipliği yapacak. İstanbul’da deniz üzerinde Annelie Vandendael'in su ve beden ile kurduğu estetik hikâye anlatımından bir fotoğraf seçkisi yer alırken; eş zamanlı olarak İspanya Cadaqués’te, Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması’nın geçmiş yıllarından bir seçkiye yer verilecek. Aynı zamanda festival programında Büyükdere 35, Anna Laudel, Fotoğrafevi, Noks Art Space galerilerinin sergileri de yer alacak. Bu sene festivalin dijital çözüm ortağı Eventix üzerinden alınacak ücretsiz davetiyelerle tüm sergilere giriş yapılabilecek. Sergilerin yanı sıra kapsamlı programıyla 212 Photography İstanbul takipçileri ile buluşuyor. PEK ÇOK DİSİPLİNDEN İÇERİK 212 Photography İstanbul’un her sene zenginleşen programında bu yıl da mimariden teknolojiye, yayıncılıktan gastronomiye, sinemadan müziğe, pek çok disiplinden içeriğe rastlamak mümkün olacak. Bu sene söyleşilerin ana mekânı Soho House’da pek çok sanatçı ve kendi alanında profesyonel isimler, farklı başlıklarda konuşma ve sohbetler gerçekleştirecek. Jotun’un desteğiyle festivalin ilk senesinden itibaren gerçekleşen mimari ve fotoğraf içeriğinde bu sene Autoban’ın kurucularından Seyhan Özdemir yer alırken; Gizem Hız, Yener Torun ve Beste Zeybel renkler üzerine konuşacaklar. Pera bölgesinin mimari yapısının gezerken fotoğraflanacağı atölyeyi ise Fırat Şenol gerçekleştirecek. PERFORMANS VE FOTOĞRAF BİR ARAYA GELECEK Kolektif hafızaya ve toplumsal eleştiriye odaklanan çarpıcı videolar üreten Yael Bartana’nın kadınları merkeze aldığı “Two Minutes to Midnight” filmi ve yönetmenliğini Benjamin Murray ve Alysa Nahmias’ın yaptığı Küba’da gerçekleşen heyecan verici bir mimari dönüşüm hikayesini belgeleyen “Unfinished Spaces” belgeseli de yine Soho House’da görülebilecek. Bu sene performans ve fotoğrafın bir araya geleceği iki atölye çalışması Akbank Sanat’ta yer alacak. Çağdaş dans ve moda fotoğrafçısı Cihan Bacak’ın yürüteceği ilk atölyede katılımcılar, çağdaş dans sanatçısı İsmet Köroğlu’nun canlı performansını dinamik fotoğrafçılık teknikleriyle kadraja alacaklar. İstanbul Kitapçısı (Kadıköy), bu seneki programın yayıncılık üzerine kurgulanmış söyleşilerine ev sahipliği yapacak. BAŞVURULAR DEVAM EDİYOR Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography İstanbul, uluslararası mecrada her yaştan amatör ve profesyonel fotoğrafçının katılımına açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin, sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız olarak sürüyor. Alanında dikkat çeken ve ufuk açan isimlerin yer aldığı jüri tarafından değerlendirilecek yarışmanın kazananı, 5.000 Euro ile ödüllendirilecek. Son başvuru tarihi 10 Eylül 2023 olan Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması ile ilgili tüm detaylara, web sitesi ve festival sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor. 212 PHOTOGRAPHY İSTANBUL HAKKINDA 212 Photography İstanbul, 2018 yılından bu yana fotoğraf ve hareketli görüntüler başta olmak üzere pek çok farklı disiplinde görsel hikâye anlatımındaki yenilikleri keşfederken, farklı coğrafyalardan yetenekleri ve farklı sesleri kültür-sanat izleyicisiyle buluşturan yenilikçi bir platform olmayı sürdürüyor. Sergilere paralel olarak şehrin farklı lokasyonlarında gerçekleştirdiği atölye, film gösterimi, performans, şehir ve sergi turları, sanatçı buluşmalarıyla birlikte 212 Photography İstanbul, şehrin festivali olmaya devam ediyor. ### Nuri Bilge Ceylan filmleri Çektiği uzun metrajlı filmler ile tanınan Nuri Bilge Ceylan, yönetmeni senarist ve fotoğrafçılık kariyeri ile öne plana çıkıyor. Hobi olarak başladığı fotoğrafçılıktan senarist ve yönetmenliğe uzanan bir kariyer öyküsüne sahip olan Nuri Bilge Ceylan, uluslararası alanda da adı duyulan yönetmenlerden biri. Peki Nuri Bilge Ceylan kim, filmleri neler, hangi konulara değiniyor? Tüm bu soruların cevabını merak ediyorsanız doğru yerdeniz. Gelin Nuri Bilge Ceylan filmleri ve merak edilenlere birlikte bakalım. Nuri Bilge Ceylan Kimdir? Türkiye’nin tek Altın Palmiye ödüllüne sahip yönetmeni olan Nuri Bilge Ceylan, sinema ve fotoğrafçılık alanında tanınan özgün isimlerden biri olarak karşınıza çıkıyor. Çekmiş olduğu uzun metrajlı filmler ile adından söz ettiren yönetmenler arasında yer almayı başarıyor. Filmleri hem yurt içi hem de yurt dışında izleniyor olup çeşitli festivallerde yarışıyor. Yurt içi ve yurt dışı fark etmeksizin pek çok ödüle layık görülen filmleri gerçekliği sanatsal bir perspektifle sunuyor. İlk uzun metraj filmi olan Kasaba, Türk sinemasında da farklı bir dönemin başlamasının önünü açmıştır. Filmlerinde daha çok insanın iç dünyasına ve karmaşık ruh haline odaklanıyor. Kendine özgü bir tarzı olan bu filmlerde doğal ışık, ses, sessizlik kullanımı önemli olup çoğunlukla yavaş hareketlerin olduğu yavaş ilerleyen filmler olarak biliniyor. İşlediği temalar evrensel olup yalnızlığı, iletişimsizlikten doğan sorunları ve hayal kırıklıklarını işliyor.  Birden fazla filmin yönetmenliğini ve senaristliğini yapmış olduğu Nuri Bilge Ceylan filmlerini gelin inceleyelim. Kuru Otlar Üstüne Türk sinemasının ses getiren Nuri Bilge Ceylan yeni filmi olan Kuru Otlar Üstüne, 2023 yılında vizyona girmiş Nuri Bilge Ceylan filmleri arasında yer alıyor. Dram türünde olan bu film uzun metrajlı filmler arasında olup 3 saat 17 dakika. Başrollerinde Merve Dizdar, Deniz Celiloğlu ve Musab Ekici’nin yer aldığı bu film Doğu Anadolu’nun kırsallarında geçiyor. İstanbul’a atanmayı umut eden bir öğretmenin başından geçenleri konu edinen bu film oldukça ses getiriyor. 2023 Cannes Film Festivali’ne aday gösterilen film en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanarak oyunculuklarıyla da başarısını gösteriyor. Siz de Kuru Otlar Üstüne filmi ile Doğu Anadolu kırsallarında geçen bu öyküye tanıklık edebilirsiniz. Ahlat Ağacı Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini üstlendiği Ahlat Ağacı filmi 2018’de vizyona giriyor. Dram türündeki bu filmin başrollerini Aydın Doğu Demirkol, Murat Cemcir ve Bennu Yıldırımlar üstleniyor. 7 ülkede vizyona giren film 91. Akademi Ödülleri’nde yabancı dilde iyi film ödülüne aday adayı olarak gösterilse de ne yazık ki aday olmadı. Fakat 51. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri’nde beş farklı dalda ödüle layık görülüyor.  Konu olarak kitabı yayımlanmamış bir yazarın üniversiteden mezun olduktan sonra kitabını yayımlatma çabalarını ve ailevi problemlerini ele alıyor. 188 dakikalık film Cannes Film Festivali’nde alkış tufanına tutularak Altın Palmiye adaylığı elde ediyor. Bir Zamanlar Anadolu’da Nuri Bilge Ceylan ödüllü filmleri arasında olan Bir Zamanlar Anadolu’da 2011’de vizyona giriyor. Filmin başrollerini Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan ve Taner Birsel’in oynuyor. Bir Zamanlar Anadolu’da filmi konu olarak sizi taşrada bir yolcuğa çıkarıyor. Bir doktor ve savcının yürüttüğü cinayet soruşturması 12 saatlik bir gerilimi konu ediniyor. Senaryosunu Ebru Ceylan ile Ercan Kesal’in birlikte yazdığı bu film gerginlik hissiyatını karakterler üzerinde başarılı bir şekilde veriyor. Cannes Film Festivali’ne aday olan bu film Nuri Bilge Ceylan’a Büyük Jüri Ödülü’nü kazandırıyor. Kış Uykusu Kış Uykusu Nuri bilge Ceylan’ın yönetmenliğini üstlendiği bir diğer film olup 2014 yılında vizyona giriyor. İzleyicilerden 8.1 IMBD puanı alan bu film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü ile Türk sinemasının da uluslararası alanda başarı elde etmesine katkı sağlıyor. Filmde babasının otelini işletmek için Kapadokya’ya giden Aydın’ın içsel yolcuğunu anlatılıyor. Hikaye entelektüellik üzerine odaklanarak içsel bir yolculuğu gözler önüne seriyor. Başrollerini ise usta oyuncu Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Melisa Sözen, Nejat İşler, Ayberk Pekcan gibi daha pek çok isim yer alıyor. Kasaba Nuri Bilge Ceylan’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Kasaba 1997 yılında vizyona giriyor. Nuri Bilge Ceylan isminin duyulmasında etkili bir film olan Kasaba’nın başrolünde Mehmet Emin toprak oynuyor. Negatif formatta çekilen film yarı otobiyografik özelliğe sahip. Negatif Formatta çekilmesinden dolayı film siyah beyazdır. Film psikolojik dram türünde olup 82 dakika sürüyor.  Dünya çapındaki prömiyeri Cannes film festivalinde yapılmıştır. 17. İstanbul Film Festivali, Berlin Film Festivali ve Köln Film Festivallerine katılmış ve ödüllerle dönmüştür. Üç Maymun 2008 yılında vizyona giren Üç Maymun filmi ile Cannes Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülünü kazanan filmler arasında. Başrollerinde Yavuz Bingöl, Hatice Arslan, Ercan Kesal ve Ahmet Rıfat Şungar’ın oynadığı bu film aile içi iletişimsiz, yasak aşk gibi konuları ele alıyor. Başkası yerine hapse giren baba ve patronuna aşık olan anne arasında kalan çocuk üç maymundan hangisini oynaması gerektiğine karar vermiyor. Film ise bu bağlamda şekilleniyor. İklimler 2006 yapımı Nuri Bilge Ceylan filmi olan İklimler, Nuri bilge Ceylan’ın hem yönettiği hem de oynağı filmlerden biri. 56. Cannes Film Festivalinde FIBRESCI ödülü ile birçok ödüle daha layık görülüyor. Film, romantik ve dram türünde olup üniversitede hoca olan İsa ve televizyoncu olan eşi Bahar ile arasındaki hikaye anlatılırken İsa’nın iletişimsizliği ve ilgisizliğine Bahar’ın ise ağlama krizleri ve çocukçu tavırlarına vurgu yapılıyor. ### Sanat, 2 Bin 365 Metre Yükseğe Taşındı! Antalya'da bu yıl dördüncüsü düzenlenen 4. Uluslararası Yaz Sanat Kampı ve Kültür Sanat Çalıştayı kapsamında 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı'nın zirvesinde sanatsal faaliyetlerde bulunuldu. Çalıştayda 15 ülkeden akademisyen, yazar, sanatçı ve öğrenci bir araya gelerek sanatın her mecrada yapılabileceğini göstermek için etkinlikler gerçekleştirdi. Kemer'deki Saat Kulesi önünden başlayan programda dokuma, sulu ve yağlı boya, geri dönüşümden tekstil tasarımları, dekoratif el sanatları, ebru, tuval üzerine hat başta olmak üzere farklı alanlarda çalışma yapıldı. Olimpos, Adrasan ve Çıralı koylarına düzenlenen tura katılarak teknede sanatını icra eden katılımcılar, teleferikle 2 bin 365 metrelik Tahtalı Dağı'nın zirvesine çıktı. Burada yabancı katılımcılarla ebru, yağlı ve sulu boya, minyatür, keçeden dokumalar yapan katılımcılar hem turizme katkı sunmaya çalıştı hem de sanatın her mecrada yapılabileceğini gösterdi. Çalıştay boyunca, doğa yürüyüşleri, yüzme, plaj voleybolu, müzik dinletileri, film geceleri, sportif etkinlikler ve atölye çalışmaları da yapıldı. "Amacımız her koşulda sanatın yapılabileceğini göstermekti" Çalıştay başkanı Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Eroğlu, AA muhabirine, 4. Uluslararası Yaz Sanat Kampı ve Kültür Sanat Çalıştayı'nı uluslararası boyuta taşıdıklarını belirterek "sahilde sanat var," sloganıyla çadırlar kurduklarını söyledi. Akademisyenler olarak normalde otellerde yapılan etkinliklerin çadırda da yapılabildiğini göstermek istediklerini aktaran Eroğlu, tüm sanatçıların aynı koşullarda çadırlarda konakladığını ifade etti. Tahtalı Dağı'nın zirvesinde de sanat icra ettiklerine dikkati çeken Eroğlu şunları kaydetti: "Amacımız sanatın, her yerde her türlü hava ve mekan koşulunda ayrım yapılmaksızın yapılabileceğini göstermekti. Sıfırda denizde başladık, sonra zirveye taşıdık. Farklı üniversiteler ve kurumlar destek verdi. Akdeniz Üniversitesi hocaları olarak Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan'dan aldığımız güven ve destekle bize sağladığı fiziksel koşullarla sanatımızı icra ettik." "Turizmi sanatla buluşturduk" Çalıştaya katkı sunan Kemer Turizmci ve İş Adamları Derneği (KEMİAD) Başkanı Rıza Sönmez de turizmi sanatla buluşturmanın önemli olduğunu vurguladı. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Kemer Bölge Temsil Kurulu Başkanı Mehmet Akbaba da ilçenin deniz, kum, güneşin yanı sıra sanatla da öne çıkması gerektiğini belirterek "Çalıştayın ülke ve bölge turizmine önemli katkı sunacağına inanıyorum." dedi. Güney Sudanlı Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Gabriel Belandeto, öğretim üyelerinin yardımıyla sanatsal etkinlikler yaptıklarını dile getirerek "Türk sanatını yakından öğrendim. Tarihi ve turistik yeni yerler görme imkanımız oldu. Çok faydalı geçti," diye konuştu. ### "Venüs'ün Yeniden Doğuşu" Sergisi Bodrum'da Sanatseverleri Bekliyor Ekin Su Koç'un "Venüs'ün Yeniden Doğuşu" başlıklı yeni sergisi, Berlin'de başlayıp Ayvalık'ta tamamladığı büyüleyici bir sanat eserleri koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. 9 Eylül 2023 tarihinde Anna Laudel Bodrum'da açılacak olan bu sergi, beden algısı, cinsiyet önyargıları ve femininitenin özü gibi karmaşık temalara derinlemesine bir bakış sunuyor. Koç'un sanatsal pratiği, sürekli evrilen göç, yerinden edilme, cinsiyet dinamikleri, doğa ve beden algısıyla ilgili diyaloglardan besleniyor. "Venüs'ün Yeniden Doğuşu", kişisel ve toplumsal referans noktalarını birleştirerek ziyaretçilere sergi boyunca derin bir hikaye deneyimi sunuyor; 29 Ekim 2023 tarihine kadar devam edecek. Serginin başlığı, Botticelli'nin ünlü tablosu "Venüs'ün Doğuşu"na atıfta bulunuyor; bu tablo, 15. yüzyılda Floransa ve çevresinde Rönesans döneminin zirvesine ulaştığı bir dönemde oluşturulmuş bir başyapıttır. Sergi için yapılan küratöryel seçimler, geleneksel cinsiyet normlarının ötesinde kimlik tanımlayan ve sanatın estetik birliğinde büyüyenleri kutlayan eserlerin bir seçkisinde yansıtılıyor; bu da Bodrum sanat sahnesine yeni bir ses ve bakış açısı getiriyor. Ekin Su Koç, modern ve provokatif tarzıyla tanınmış sanat tarihindeki kadın figürlerini yeniden hayal ediyor ve özgürleştiriyor. Ekin Su Koç'un çağdaş yaklaşımı, bu zamanla onaylanmış eserleri kadın bedeninin nesneleştirilmesine karşı protesto etmek ve değiştirmek için yeniden yorumluyor. "Kendileri İçin Üç Güzeller," "Sadece İki Güzeller," "Venus'un Yeniden Doğuşu," "Adem'in Yeniden Yaratılması," "İnci Kolyeli Çocuk" ve "Ophelia'nın Boğulmadığı Nehir Çiçekleri" gibi dikkat çekici eserler, geleneksel bakış açılarına ve estetik normlara mizahi bir dokunuşla meydan okuyor. "Venüs'ün Yeniden Doğuşu," Ekin Su Koç'un farklı teknikleri ve malzemeleri içeren eserlerinin çeşitli bir dizisini kapsıyor; bu eserler tuval üzerine boya, kağıt üzerine kolaj ve tuval üzerine epoksi gibi farklı teknikleri içeriyor. Bu eserler, insan bedeninin içsel güzelliğini ve çeşitliliğini büyütürken aynı zamanda yaş ve ten rengi ile ilgili sınırlamaları ve ikili cinsiyet önyargılarını reddediyor. Koç'un yaratıları ayrıca femininiten, kadınsal yaratıcılık ve ataerkil yapıların sökülmesi gibi önemli temalara da derinlemesine bakıyor. Kadın bedeninin çeşitli doğasını vurgulamak için sanatın özgürleştirici gücünü kullanan Ekin Su Koç'un solo sergisi "Venus'un Yeniden Doğuşu", 9 Eylül'den 29 Ekim'e kadar Anna Laudel Bodrum'da sergilenecek. ### Çocuklar Cumhuriyet İçin Çiziyor Kız çocuklarının inandığı ideallere ulaşmasını desteklemek için Dr. Dilek Kaya İmamoğlu’nun fikir öncülüğünde İBB İstanbul Vakfı çatısı altında hayata geçen Büyüt Hayallerini, özel bir projeye daha imza atıyor.  Tüm çocuklar, ‘Çocuklar Çiziyor Hayaller Büyüyor’ projesiyle Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı’na dair hayallerini resimle paylaşmaya davet ediliyor. Projede dereceye girenler, İBB konuğu olarak İstanbul’da misafir edilecek. Eserler İBB Cumhuriyet’in 100. yılı özel gösterisinde sergilenecek. Ekonomik, toplumsal ve sosyolojik engelleri kız çocuklarının önünden kaldırmak, eğitimlerini desteklemek için İstanbul Vakfı çatısı altında başlatılan Büyüt Hayallerini projesi, Cumhuriyet’in 100. yılı için resim yarışması düzenliyor. 6-14 yaş arasındaki tüm çocuklar, Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı için hayallerini çizmeye davet ediliyor. Projeye 22 Ağustos 2023-25 Eylül 2023 tarihleri arasında gönderilen resimlerden seçilenler, 29 Ekim 2023 gecesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cumhuriyet’in 100. Yılı özel gösterisinde sergilenecek. Seçilen resimlerin sahibi çocuklar, aileleriyle birlikte bu özel gecede İstanbul’da misafir edilecek. Başvuruların katılımcılar adına sadece ebeveynler veya yasal temsilcisi tarafından yapılabildiği projeyle ilgili detaylı bilgi ve başvuru sayfasına https://buyuthayallerini.com/cocuklar-ciziyor-hayaller-buyuyor/  adresinden ulaşılabilir. Projenin fikir öncülüğünü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu yapıyor. ### Opus Müzik Festivali başlıyor T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleri ile gerçekleştirilen Opus Müzik Festivali 1-9 Eylül tarihleri arasında Bodrum’da gerçekleştirilecek. Bu yıl ikincisi düzenlenen OPUS Müzik Festivali T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleri ile gerçekleştiriliyor. Opus Müzik Festivali, bu yıl yine Bodrum’u müzikle ele geçirmeye hazırlanıyor. Kentin ruhuna uygun farklı müzik tarzlarının yer aldığı konserler, müzikseverlere özgün bir deneyim yaşatacak. Doğayı koruma konusunda farkındalık oluşturmayı hedefleyen ve ikincisi düzenlenen Opus Müzik Festivali, bu yıl deprem mağduru vatandaşlara yardım konseri ile acılarına da ortak oluyor. Aynı zamanda yangınların yayılmasını durdurabilecek etkisi olan ve yüzde 80’i sudan oluşan Frenk kaktüsü  (Opuntia ) bitkisinin de öne çıkarıldığı Festival, Bodrumlulara unutulmaz bir müzikal ziyafeti sunuyor. UNESCO BU YILI ‘’ÂŞIK VEYSEL YILI’’ İLANI ETTİ! Sazında ve sözünde insan hayatının geçiciliğine, kimseyi kırmamak gerektiğine toprağın kıymetini bilmenin zorunluluğuna işaret eden Âşık Veysel’in türküleri, festivalde sanatçı Coşkun Karademir tarafından seslendiriliyor.  UNESCO’nun bu yılı ‘’Âşık Veysel yılı’’ ilan etmesi konserin önemini daha da artırıyor. BODRUM’A GÖNLÜNÜ KAPTIRAN ZEKİ MÜREN, ŞARKILARIYLA FESTİVALDE ANILIYOR! Festivalde ülkenin ‘Sanat Güneş’i olarak anılan ve Bodrum sevgisiyle bilinen Zeki Müren’in en güzel şarkılarını solist Bekir Ünlüataer seslendiriyor. OPUS MÜZİK FESTİVALİ’NDE BALKANLARDAN BODRUM’A MÜZİK YOLCULUĞU Bodrum’un müzik kültürünü öne çıkarmayı ve turizmi teşvik etmeyi amaçlayan festival sanatın, doğanın ve insanlığın uyum içinde dans ettiği unutulmaz anlara ev sahipliği yapıyor. BODRUM’DA GÜN BATIMI KONSERLERİ Türk ve Yabancı sanatçıların performanslarını sergileyeceği festival konserleri Bodrum Kalesi ve La Chic Bodrum’da gerçekleşiyor.  01-09 Eylül 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek konserler ücretsiz olacak. Festival Programı Bodrum Kalesi 01 Eylül 2023            İsmail Lumanovski   – Balkan Orkestrası 06 Eylül 2023            Flört Grubu               - 100. Yıl Rock Konseri 07 Eylül 2023            Bekir Ünlüataer        – Zeki Müren Konseri 09 Eylül 2023            Türk Yıldızları Senfoni Orkestrası Murat Cem Orhan – Şef                                     Burcu Hancı                                     Jülide Özçelik                                     Burak Bilgili                                     Şenol Talınlı Le Chic Bodrum 03 Eylül 2023            Coşkun Karademir  - Âşık Veysel Konseri 08 Eylül 2023            Yansımalar ### Cumhuriyet'in 100. Yılında İlyun Bürkev’den Almanya Turnesi Günümüzün en önemli piyanist ve pedagoglarından olan Prof. Pavel Gililov'un lisans öncesi ilk öğrencisi olan Salzburg Mozarteum Üniversitesi'nde okuyan İlyun Bürkev’den Cumhuriyetimizin 100. Yılında bir büyük başarı daha imza atıyor. Ülkemizin kıymetli genç piyanistlerinden İlyun Bürkev, müzik dünyasının parlak yıldızlarından biri olarak hızla yükselmeye devam ediyor. 14 yaşındaki bu genç yetenek, şimdi ise Almanya'nın en önde gelen orkestralarından biri olan Klassische Philharmonie Bonn ile gerçekleştireceği 11 konserlik bir turneyle müzikseverleri büyülemeye hazırlanıyor.  GENÇ PİYANİST İLYUN BÜRKEV, HENÜZ 14 YAŞINDA BERLİN KONZERTHAUS’TAKİ İLK KONSERİNİ VERECEK 25 Eylül-24 Ekim 2023 tarihleri arasında, Berlin Konzerthaus, Bielefeld Rudolf Oetker Halle, Hamburg Laeiszhalle, Hannover, Bonn, Stuttgart Liederhalle, Wiesbaden, Bremen Die Glocke, Karlsruhe, Nürnberg ve Münih Herkulessaal gibi Almanya'nın en prestijli konser salonlarında gerçekleşecek turnede genç piyanist Beethoven’ın 3 numaralı piyano konçertosunu yorumlayacak. Kendisini müziğe adamış olan genç piyanist, eğitim hayatına Salzburg Mozarteum Üniversitesi'nde günümüzün en önemli piyanist ve pedagoglarından olan Prof. Pavel Gililov'un rehberliğinde devam ediyor. Cumhuriyetin 100. yılında genç bir piyanistimizin bu seviyede bir başarıya ulaşması, müzik dünyasında büyük bir gurur kaynağı olarak görülmektedir.  Müzikseverler, İlyun Bürkev'in Almanya turnesindeki muhteşem performansını izleyerek Cumhuriyetin 100. yılında yaşanan bu gurur verici başarıya tanıklık edeceklerdir. Konser Tarihleri / Konser Salonları:25 Eylül 2023 Berlin / Berlin Konzerthaus: 26 Eylül 2023 Bielefeld / The Rudolf-Oetker-Halle 1 Ekim 2023 Hamburg / LAEISZHALLE Hamburg 1 Ekim 2023 Hannover / LANDESFUNKHAUS HANNOVER8 Ekim 2023 Bonn / MARITIM HOTEL BONN17 Ekim 2023 Stuttgart / LIEDERHALLE · BEETHOVENSAAL STUTTGART18 Ekim 2023 Wiesbaden / FRIEDR.-VON-THIERSCH-SAAL KURHAUS WIESBADEN21 Ekim 2023 Bremen / DIE GLOCKE BREMEN22 Ekim 2023 Karlsruhe / KONZERTHAUS KARLSRUHE23 Ekim 2023 Nürnberg / MEISTERSINGERHALLE NÜRNBERG24 Ekim 2023 Münih / HERKULESSAAL MÜNCHEN ### 27. İstanbul Tiyatro Festivali 25 Ekim'de Başlıyor İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 27. İstanbul Tiyatro Festivali, 25 Ekim'de perdelerini açıyor. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, Işıl Kasapoğlu küratörlüğünde düzenlenecek festival, yurt içi ve yurt dışından 20 tiyatro, performans ve dans gösterisine ev sahipliği yapacak. Festivalde Türkiye'den 11, Almanya, İngiltere, Danimarka, Fransa, Gürcistan, İrlanda, İsrail ve Yunanistan'dan 9 yapım izleyiciyle buluşacak. Türk tiyatrosundan genç kuşak yazar, yönetmen ve oyuncuları ile özgün ve yeni metinlerin öne çıkacağı festivalde, Ercan Kesal, Nesrin Kazankaya, Bülent Emin Yarar, Çiçek Dilligil, Okan Bayülgen, Deniz Türkali ve Meral Çetinkaya'nın da aralarında olduğu pek çok usta oyuncu sahne alacak. Gösteriler bir ay boyunca Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy, Atlas 1948 Sineması, Büyük Zarifi Apartmanı, Caddebostan Kültür Merkezi, DasDas, Fişekhane, Galatasaray Lisesi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Hope Alkazar, İş Kuleleri Salonu, Metro Han, Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Saint Benoit Fransız Lisesi, Süreyya Operası ve Zorlu PSM olmak üzere 15 farklı mekanda gerçekleşecek. ### Sanat turizminde bir sonraki destinasyonunuz: BAKÜ Tarih ve sanatın olağanüstü bir şekilde iç içe geçtiği çok yönlü Azerbaycan'a hoş geldiniz. Çok sayıda öneri ve tekliflerle Azerbaycan, seyahat ederken huzuru sanatta bulanlar için doğru adres. Tarihin gözlerinizin önünde canlandığı başkent Bakü'nün çeşitli mimari mirasının büyüsüne kapılmaya hazırlanın. Batı ile doğunun, tarih ile modernin harmanlandığı mimari, beklentilerinizin ötesinde bir deneyim yaratacak. Bakü'de, Kız Kulesi ve Şirvanşah Sarayı ile birlikte UNESCO listesinde yer alan Eski Kent'in Arnavut kaldırımlı sokaklarında Orta Çağ atmosferini keşfedecek ve Alev Kuleleri'nin zarafeti ve fütüristik Haydar Aliyev Merkezi gibi büyüleyici çağdaş mimarinin tadını çıkaracaksınız. Kozmopolitan Bakü; müzeler, tiyatrolar, sanat evleri ve sanat meraklıları için merkezler gibi çok çeşitli sanatsal seçeneklere sahip. Bu mekânlar, Bakü 'deki günlerinize mükemmel bir katkı sağlayacak ve günlerinizi estetik, bilgi ve bol neşeli anılarla zenginleştirecek. Bakü 'nün kalbinde yer alan ve seçkin bir mimari harikası olan Haydar Aliyev Merkezi, turistlerin dikkatini çekiyor. Ünlü mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan çarpıcı yapı, Londra Tasarım Müzesi Yılın Prestijli Tasarımı Ödülü'nü kazandı. Olağanüstü görünümü şehrin kendisine özel ve pitoresk bir görünüm kazandırırken; aynı zamanda yerel, kültürel ve küresel sanatlara da ev sahipliği yapıyor. Büyük sandık koleksiyonu, önemli tarihi yapıların minyatür versiyonu, benzersiz klasik araba koleksiyonları, merkezde keşfedeceğiniz ana bulgular. Çağdaş sanatsal yaratıcılığın bir başka örneği de yetmiş yılı aşkın ünlü heykeltıraşların ürettiği 800'ü aşkın sanat eserinden oluşan etkileyici bir koleksiyonun sergilendiği Modern Sanat Müzesi. Azerbaycan'ın tanınmış sanatçılarından Tahir Salahov'un önemli tabloları, müzede ayrı bir yere sahip. Bir diğer dinamik sanatsal mekân ise Bayrak Meydanı'nın yanında yer alan, Hazar Denizi manzaralı YARAT Çağdaş Sanat Alanı. Çağdaş ve modern sanat tutkunları, bu merkezlerde hoş karşılanarak kendilerini yeniliyor ve geri bildirimlerini misafirlerle tartışabiliyorlar. Sahil Bulvarı üzerinde yer alan rulo halı şeklindeki Halı Müzesi, Bakü'nün modern mimari simgelerinden biri. Bugün Halı Müzesi, 6.000'den fazla Azerbaycan halısının dünyadaki en büyük koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Burada Azerbaycan'ın 7 bölgesel halı dokuma okulunun tüm ayrıntılarını ortaya çıkarabilir ve yerel kültürü, doğayı ve inançları yansıtan çok sayıda tasarımın ardındaki anlamı öğrenebilirsiniz. Azerbaycan klasik güzel sanatlarının, milletin köklü tarihini ve kültürünü yansıtan eşsiz bir geleceği var. 20. yüzyılın muhteşem mimarisi Azerbaycan Opera ve Bale Tiyatrosu, pek çok klasik ve ulusal tiyatro eserine ev sahipliği yapıyor. Opera ekibi, senfoni orkestrası, bale topluluğu ve koro, kurumun önemli sektörleri. Bölgede önemli bir üne kavuşan tiyatro sahnelerinde, İslam dünyasındaki ilk opera olan "Leyli ile Mecnun" da sergileniyor. Azerbaycan Devlet Akademik Ulusal Drama Tiyatrosu, ülkenin sanat yaşamında öncü rol oynayan bir diğer önemli sanat merkezi. Tiyatro, kuruluşundan bu yana pek çok kültürel oyun ve operaya ev sahipliği yapmakta ve burada yaşayan insanların kültürel mirasını yansıtmakta. Bakü'nün hemen dışında gezginler, sanatın en eski atalarımızın tarihini temsil ettiği bir "açık alan müzesini" ziyaret edebilirler. Burada, 7.000'den fazla antik petrogliften oluşan şaşırtıcı bir koleksiyona ev sahipliği yapan, UNESCO listesindeki Kobustan Devlet Tarih ve Kültür Koruma Alanı'nda tarih öncesi insan toplumu hakkında bilgi edinilebilir. İnsanların, savaşçıların, hayvanların, teknelerin, dansların, avlanmaların, deve kervanlarının ve daha fazlasının tasvir edildiği sahneler, 5.000 ila 20.000 yıl öncesine dayanan yaşam tarzlarının haritasını çıkarıyor. Dahası, sadece kısa bir sürüş mesafesinde, dünya dışı, ay benzeri manzaralarla övünen Azerbaycan'ın birçok çamur volkanının gizemi yatıyor. Azerbaycan, dünyanın en büyük çamur volkanı Toragay da dâhil olmak üzere, Dünya üzerindeki bilinen 1700 çamur volkanından 700'üne ev sahipliği yapıyor. Azerbaycan'ı bir sonraki sanat turizmi destinasyonu olarak seçmek, sizi hayranlık içinde bırakmayı ve başka hiçbir yerde bulamayacağınız olağanüstü kültürel deneyimlerle ruhunuzu zenginleştirmeyi vaat ediyor. Mükemmel maceranızı kolayca planlamak için daha fazla bilgi almak üzere Azerbaijan.travel'ı ziyaret edin. ### Ahşap Heykel Sempozyumu 12 Eylül’de başlıyor Haber: Yeliz Sancaktaroğlu 1993 yılından beri sürdürülen Uluslararası Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu 12 Eylül’de başlıyor. Bu yıl 28. Defa düzenlenecek olan buluşma 12 – 29 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek. Değirmendere’nin tarihi çınarlık meydanında “Gölcük Vizyon 2023” kapsamında, Kocaeli Üniversitesi, Gölcük Belediyesi ve Gölcük Kent Konseyi işbirliğinde devam ettirilmekte olan etkinlik her geçen yıl dünyada daha da bir bilinirlik kazanıyor. DÜNYANIN HEYKEL SANATÇILARI DEĞİRMENDERE’DE AĞAÇ KÜTÜKLERE YENİDEN RUH VE HAYAT VERİYOR. Kocaeli’nin Gölcük İlçesinde, Değirmendere’de 2022 yılında 27. si düzenlenen Uluslararası Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumuna Türkiye’den Çağrı Gözkonan, Sevinç Çiçek, Tansel Çember, İran’dan Mohammadmoslem Seeid  ve Hossien Nakhaee, Bulgaristan’dan ise Milena Tavena kaltıldı. Çalışmalarını tamamlayan sanatçıların eserleri, önceki sempozyumda olduğu gibi Çamlık Meydanındaki parkta sergilenmek üzere yerlerini aldılar. Değerli sanatçılara ortaya koydukları eserlerden dolayı teşekkür ederiz. ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU KİMDİR? İstanbul 1926 doğumlu Zühtü Müridoğlu’nu yakından tanıyalım. İlk olarak, Ailesinin evindeki tavan arasında bulduğu renkli boyaları bulmakla sanatına bir ilhamla başlıyor. Zamanla kendini geliştirme yolunda eski adı ile Sanaii Nefise Mektebi yani şu andaki, Mimar Sinan Akademisi’nde okuyor ve mezun oluyor. Daha sonra Fransa’ya gidiyor orada da eğitim gördükten sonra; 1932 yılın da İstanbul’a dönüyor. Özel bir Sanat Akademisine kayıt oluyor ve oradan da başarıyla ayrılıyor. Aynı yılın Ocak ayında; “Samsun Sanat Akademisi’nde resim öğretmenliği yapmaya başlıyor. 1932 yılının Eylül ayında ise; “İstanbul- Gülhane Parkında”, arkadaşlarıyla birlikte ilk sergisini açıyor. Daha sonra Akademide öğretmen oluyor. 1969’da ise; Profesör olarak unvan kazanıyor ve 1970’li yıllarda ise emekli oluyor. PROF. ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU’NUN YAPMIŞ OLDUĞU ESERLER NELERDİR? Bu arada ülkemize önemli sanat eserleri de kazandırıyor. Örnek olarak; 1941-43 yılarında, İstanbul Barbaros Meydanında “Mustafa Kemal Atatürk Heykeli.” Bu çalışmayı arkadaşı olan; Ali Hadi Baran ile tamamlamıştır. Diğerleri ise; Zonguldak’taki “Atlı Mustafa Kemal Atatürk ve “İsmet İnönü” Heykelini yapmıştır.1943 yılında ise Anıtkabirde merdivenlerin batı yanındaki kabartmalarını yapıyor, daha sonra İstanbul Eyüp Sultan’da Mustafa Kemal Atatürk heykelleri devam ediyor. 1965’te ise; Büyükada Muş anıtlarının yaratıyor. Eserinin ardından, gerek yurt içi gerekse yurt dışından ödüller alıyor ve 1979 da ise, “SİMAVİ” ödülünü de alıyor. Merak edenler ve eserlerini görmek isteyenler, şu anda İstanbul Resim ve Sanat Müzesinde sergilenmektedir. Gölcük- Değirmendere’deki Çınarlık Meydanı Parkı’nda adı gibi Asırlık Çınarlar ve çok çeşitli ağaçlar bulunmakta. Onların hemen altındaki gölgeliklerde ise; Ahşap Heykeller yapıldı. Mutlaka ilginizi çekecektir. Değirmendere’de 1993 ve günümüz 2023’e sanatçıların ahşap eserleri konukları için sergileniyor. Aslında  “Zühtü Müridoğlu”  adına sempozyum da gerçekleştiriliyor. Yolunuzun mutlaka düşmesini dileriz… ### "Zaman ve Mekan" Sergisi Pera Palace Hotel'de Açılıyor Dört başarılı fotoğraf sanatçısı Zaman ve Mekan adlı karma sergide buluşuyor. Hep farklı projelerle adından söz ettiren Gama Gallery, ‘Zaman ve Mekan’ sergisini 13 Eylül’de Pera Palace Hotel’de açıyor. Kendi dalında birbirinden başarılı dört fotoğraf sanatçısının eserlerinden oluşan “Zaman ve Mekan” sergisinde sanatçı Ayşegül Dinçkök serbest dalış dünya rekortmeni Şahika Ercümen’le yaptığı sualtı çalışmalarıyla, Ceylan Atuk mekanların tarihleriyle üzerinde yaptığı araştırmalarıyla, Can Sarıçoban Paris Moda Haftası’ndaki görüntüleriyle ve Koray Erkaya Kanada’da yürüttüğü ödüllü eserleriyle çok farklı teknik ve uygulamalarla tek bir temada buluşuyor. Sergi Pazar günleri hariç 13 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında Pera Palace Hotel’de 13.00 ile 19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebilecek. Ayşegül Dinçkök – Rebirth Sergisinden Seçkiler Ayşegül Dinçkök’ün Rebirth fotoğraf sergisinde; şiddet, yasadışı avlanma, plastik atıklar, kirlilik, eşitsizlik gibi etkenlerin olduğu ve her geçen gün yaşanması zor dünyada tüm önlemlerin alındığı, canlıların dünya üzerinde tam bir harmoni içinde ortak yaşamlarını sürdürdüğü ve yeniden deniz kızlarının yaşamasına elverişli yaşam koşullarının oluştuğu gözler önüne seriliyor ve sergi insanları dünyamızın geleceğine sahip çıkmaya davet ediyor. Derinlere olan tutkusunu, derinlerde yaşayan nadide canlıları fotoğraflayarak hayata geçiren Dinçkök ilk sualtı fotoğraf sergisini MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde açtı. Profesyonel dalgıç olan Dinçkök, sergileri ile hem Türkiye’de hem de dünyada birçok başarılı projeye imza atmıştır. Koray Erkaya Sergisinden Seçkiler Erkaya'nın eşsiz vizyonu ve sanatsal yeteneği dünya çapında izleyicileri büyülüyor. Erkaya, güzel sanatlar fotoğrafçılığı alanında, son 10 yılda 45 uluslararası sergide dikkat çekici işlere imza attı ve 6 başarılı kişisel fotoğraf sergisine ev sahipliği yaptı. Erkaya'nın fotoğrafçılığı, yaratıcı dünyasının derinlemesine içsel keşfini gözler önüne seriyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’ni bitirdikten sonra, reklam fotoğrafçılığı ve mimari fotoğraf alanlarında yoğunlaşan Koray Erkaya, beş yıl süreyle Camel Trophy’nin resmi fotoğrafçısı olarak çalıştı. Özellikle nü fotoğraf alanında sanatsal fotoğraf çalışmalarına devam eden Erkaya, ilk kişisel sergisini Camel Trophy sırasında çektiği fotoğrafları ile açtı. Erkaya, Lurzer’s Archive Mag dergisi tarafından dünyanın en iyi 200 reklam fotoğrafçısı arasında yer aldı. Ceylan Atuk – Shadow of the Past Sergisinden Seçkiler Shadow of the Past sergisinde, Türkiye’de Kars’ın Sarıkamış ilçesindeki 1896 yılında son Çar Nikolay Aleksandroviç’in hemofili hastası olan oğlu Aleksi’nin iyileşmesi ve sağlığına kavuşması için yaptığı Köşk’ün hikayesini anlatılıyor. Köşk Çar Nikolay Aleksandroviç ve ailesinin bir zamanlar çok keyifli vakit geçirdikleri ve ailece çok mutlu oldukları bir mekan. Fakat art arda yaşanan savaşlar ve kötü yönetim, halkın yoksullaşması, ayaklanması ve tüm bunlara yönetimin kayıtsız kalması sonucunda Çar ve ailesini trajik bir son bekliyor. Ceylan Atuk, İsviçre’de başladığı sanat eğitimine, Türkiye’de ağırlıklı olarak resim üzerine çeşitli atölyelerde yaptığı çalışmalarla devam etti. Atuk’un fotoğrafa duyduğu merak onu bu konuda eğitim almaya itti. Güzel sanatlar deneyimi ise onu fotoğrafçılık alanında daha da özgür kılmasını sağladı. Uzmanlıklarından faydalandığı her fotoğrafçının kendisine kuvvetli bir altyapı kazandırdığını belirten sanatçı katıldığı pek çok yarışmada derece aldı. Can Sarıçoban – The Trace Sergisinden Seçkiler Eserlerinin bir kısmı Sicilya’daki The Countless Cities Bienal'inde sergilenmekte olan Can Sarıçoban’ın 9. Serisi “The Trace” çalışmaları için sanatçı; Paris Moda haftasında çalıştığı yıllarda çektiği fotoğraflar üzerinde çeşitli resim ve kolaj teknikleri uyguluyor. Bu sergi, modanın gösterişli dünyasını sorgulamakta, kapitalizmin dışavurumlarını yeniden yorumluyor. Minimalist boya müdahaleleri ve dikkatli seçilmiş objelerle, Sarıçoban, tüketicilik kültürünün ve yüzeyselliğin eleştirisini zengin bir görsel dil ile sunuyor. İğne, iplik ve parça para gibi unsurlar, yalnızca estetik bir katkı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda çalışmanın temasına derinlik kazandırıyor. Öğrencilik yıllarında Paris Moda Haftası`nda backstage fotoğrafçılığı yapan Can Sarıçoban, Paris`in çeşitli parklarından oluşturduğu Le Paysage de la Solitude isimli ilk kişisel sergisini 2013`te Paris`te B&B Galerie`de açtı. Daha sonra fotoğrafçılık eğitimi alan sanatçı, Gama Gallery ile sekiz farklı solo sergi projesine imza attı. ### Malta ilk uluslararası Çağdaş Sanat Bienali'ne hazırlanıyor Malta, 2024 baharında maltabiennale.art başlıklı ilk uluslararası çağdaş sanat bienaline ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Akdeniz’in kalbinde yer alan konumu nedeniyle Avrupa’daki siyasi olayların da merkezinde olan Malta, bu bienal ile Akdeniz’in güncel sorunlarını sorgulayarak, geleceğe sanatçıların vizyonu ile bambaşka bir bakış açısı sunmayı hedefliyor. MUŻA, Ulusal Topluluk Sanat Müzesi, Heritage Malta ve Malta Sanat Konseyi adına, Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı ile Malta Turizm Ofisi'nin tam işbirliğiyle yapılan çağrı ile 6 kıtadan ve 65 farklı ülkeden sanatçı bu sanat festivalinde bir araya gelecek. ADANIN TARİHİ MEKANLARI SANATÇILAR İÇİN BİR SAHNEYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK Bölgenin 2024’te öne çıkan kültürel etkinliği olmayı vadeden ilk uluslararası çağdaş sanatlar bienali, adanın kültürel bakımdan da oldukça zengin olduğu Mart ve Mayıs 2024 tarihlerine denk geliyor. Görkemli sarayların, kiliselerin, kalelerin ve açık alanların sanatsal yaratım sahnelerine dönüşeceği bienal, heyecan verici kültürel buluşmalara ev sahipliği yapacak. Medeniyetin doğuşundan bu yana Akdeniz’deki kültürlerin merkezinde yer alan ve köklü bir tarihin mirasçısı olan Malta, tüm sanatseverleri bu büyüleyici deneyimin bir parçası olmaya davet ediyor. ### Büyükada’da 'Gelenekten Geleceğe Keçe Sanatı' sergisi Büyükada Anadolu Kulübü unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarımız arasında yer alan, Keçe Sanatı’nı yaşatmak adına son derece anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 28 Ağustos – 3 Eylül tarihleri arasında görülebilecek olan sergide bu sanatın eşsiz örnekleri sergilenmekte. Serginin açılışı 28 Ağustos Pazartesi akşamı düzenlenen bir kokteyl ile gerçekleşti. Çok sayıda davetlinin katıldığı açılış son derece renkliydi. Sergiyi izlemek üzere gelen konuklar keçe sanatının ortaya çıkardığı 100’den fazla çalışmayı büyük bir hayranlıkla izlediler. Sergiye eserleriyle katılan ve keçe sanatını yaşatmayı misyon edinmiş beş kadın sanatçı, şu isimlerden oluşuyor: Dilber Kırcan, Emire Göztepe, Ersu Akınal, Gülşen Çengelli ve İmran Önal. ### Bodrum Sanat Fuarı'na Yoğun İlgi Bodrum’da ikinci edisyonu ile 5. kez kapılarını açan Bodrum Sanat Fuarı’na yoğun ilgi var. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle iki edisyon halinde bir araya getirmeyi hedefleyen ve ilk edisyonu 6 -9 Temmuz'da gerçekleşen fuarı 10 binden fazla sanatsever ziyaret etmişti. 24 Ağustos Perşembe günü Herodot Kültür Merkezi’nde düzenlenen VIP açılışı ile kapılarını açan fuarın ikinci edisyonunda yaklaşık 30 galeri yanında, 300 sanatçının eserleri sergilenmekte.  Fuarda canlı performansların yanı sıra, söyleşiler, 100. yıl sergisi, geleceğin sanatçıları sergisi gibi birçok etkinlik yer almakta. 27 Ağustos 2023 tarihine kadar ziyaretçilere açık olacak fuarda klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları da sergileniyor. İmza günü ve söyleşilerin de yer aldığı fuarın ilk gününde Almu La Merter Churm'un imza günü vardı. Yine aynı gün, "Sanata Evet" ile fuarın mottosunu belirleyen Tamer Levent bir konferans verdi. Sanat ve kültürün maviliklerle buluştuğu birçok sanatçılara ev sahipliği yaptığı, insanlara ilham veren doğası ile kendine aşık eden Bodrum, Dünyanın sanat merkezleri arasında önemli bir yeri almaktadır. ### Çağdaş Seramiğin Öncüsü: Füreya Koral Türkiye'nin ilk kadın seramik sanatçısı ve çağdaş seramiğin öncüsü Füreya Koral, vefatının 26. yılında yad ediliyor. Füreya Koral, Mehmet Emin Paşa ile Hakkiye Hanım'ın kızı olarak 12 Haziran 1910'da İstanbul Büyükada'da dünyaya geldi. Anne tarafından Şakir Paşa'nın torunu olan Koral'ın, teyzeleri ressam Fahrünnisa Zeyd ile Aliye Berger, dayısı ise yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı'ydı. Notre Dame de Sion Kız Lisesinden 1927'de mezun olan Koral, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. Koral, dönemin ünlü Macar keman virtüözü, daha sonra teyzesi Aliye ile evlenecek olan Prof. Charles Berger'den özel keman dersleri aldı. Koral, son yıllarında Atatürk'ün yakın çevresinde yer aldı İlk evliliğini 1930'da Bursalı bir çiftlik sahibiyle yapan sanatçı, 2 yıl sonra eşinden ayrıldı. Koral, ikinci evliliğini 1935'te milletvekili Kılıç Ali ile yaparak Ankara'ya yerleşti, bu sırada dönemin siyasetçileri, sanat ve edebiyat dünyasından insanlarla tanıştı. Atatürk'ün vefatına kadar yakın çevresinde bulunan Füreya Koral ve eşi, 1939'da İstanbul'a taşındı. Sanatla iç içe yaşam süren Koral, 1940-1944'te müzik eleştirileri yazdı, çeviriler yaptı. Sanatçı, 1945'te verem teşhisi konulması üzerine, tedavi için 1947'de İsviçre Leysin'de bir sanatoryuma gitti. Teyzesi, seramik sanatına yönelmesini sağladı Londra'daki teyzesi Fahrünnisa Zeyd, sanatla uğraşıp vaktini verimli geçirmesi amacıyla Koral'a bazı materyaller gönderdi. Koral, bunlar arasında bulunan seramikçilik alet ve materyaliyle 1947'de İsviçre'de çalışmalarına başladı. Sanatçı, Fransız seramikçi Serre'nin desteğiyle Paris'te özel bir seramik atölyesinde çalışmalarını sürdürdü. Koral, ilk seramik ve taş baskı sergisini 1951'de Paris'te açtı. Usta sanatçı, aynı yıl Türkiye'ye dönerek eserlerini Maya Sanat Galerisi'nde sergiledi. Sanatına Türkiye'de devam etmek isteyen Koral, Paris'te yaptırdığı seramik fırınını İstanbul'a getirtti. Çalışmalarına başlayamadan hastalığının nüksetmesi üzerine tedavi için Paris'e giden sanatçı, geçirdiği ameliyatın sonunda sağlığına kavuşarak ülkeye döndü. Füreya Koral, seramikle uğraşmayı bırakmasını istemesi üzerine eşinden ayrıldı. 20 yıl Şakir Paşa Apartmanı'ndaki atölyede çalıştı Şakir Paşa Apartmanı'nda 1954'te özel bir atölye kuran sanatçı, 20 yıl burada çalıştı. Atölyesi Ayda Arel, Alev Ebuzziya, Leyla Sayar, Bingül Başarır, Candeğer Furtun, Binay Kaya, İlgi Adalan, Jale Yılmabaşar ve Mehmet Tüzüm Kızılcan'ın aralarında bulunduğu genç seramik sanatçıları için önemli bir buluşma noktası oldu. İlk Türk profesyonel kadın seramik sanatçısı olan Koral, seramiği mimaride kullanmadaki öncü girişimiyle önemli bir adım attı. Yurt içi ve dışında sergilere katılan Koral, 1955'te Cannes Milletlerarası Sergisi'nde gümüş madalya, 1962'de Prag Milletlerarası Sergisi'nde altın madalya, 1967'de İstanbul'da gümüş madalya, Washington Smithson Enstitüsünde ödül, Fransa'daki Vallarius bienalinde onur diploması alırken, 1981'de Kültür Bakanlığı Özel Ödülü, 1986'da Sedat Simavi Vakfı Plastik Sanatlar Ödülü'ne layık görüldü. Eserlerinde Anadolu kültürüne ağırlık verdi Füreya Koral, eserlerinde soyuttan somuta uzanan ve Anadolu kültürüne ağırlık veren bir anlatımı tercih etti. Sanatçı, 1963'te Ankara'da Ulus Çarşısı, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, 1966'da İstanbul'da Ziraat Bankası, 1969'da İstanbul Divan Oteli'ne panolar yaptı. Çalışmalarında seramik pano ve üç boyutlu eserlerin yanı sıra vazo, tabak gibi günlük yaşamda kullanılabilen ürünlere imza atan usta sanatçının hayatı, yazar Ayşe Kulin'in "Füreya" isimli kitabına konu oldu. Koral, 25 Ağustos 1997'de 87 yaşında İstanbul'da vefat etti. ### Burgazada Caz Günleri esintisi başlıyor Burgazada Caz Günleri 2021 yılında, pandeminin herkesi bunalttığı dönemde tek günlük iç ferahlatan bir etkinlik olarak ortaya çıkmıştı. Şartlar zor olsa da geçen sene de caz günleri devam etti. Yaz aylarının boğucu sıcaklığı adanın serinliğinde herkese iyi gelmişti. Burgazada Caz Günleri bu sene işleri biraz daha ilerleterek 3 ve 8 Eylül akşamları toplam 4 konserlik bir takvim hazırladı. Sıcaktan bunalan müzikseverler için Burgazada Cennet Bahçesi'nde gerçekleşecek konserlerin programını aşağıda bulabilirsiniz. 3 Eylül Pazar -Nuri Bilge Ceylan Taşra Üçlemesi Caz Projesi -Nazım'a Caz Şarkıları 8 Eylül Cuma- DJ Mangry "Jorge Luis Sanchez"- Leyanner Chibas Duporte konseri Bilet almak ve diğer ayrıntıları öğrenmek için bu linki kullanabilirsiniz: https://www.biletix.com/etkinlik-grup/383626537/TURKIYE/tr ### Sanatçı Ceren Hançer: Sanat mottom sadelikteki ihtişam! Ceren Hançer, sanat yolculuğunu dergimiz okuyucuları için paylaştı. Çocukluğundan bu yana boyaları çok sevdiğini ve doğaya dair çizimler yaptığını ifade eden sanatçı, “Sanat mottom sadelikteki ihtişam” dedi. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kariyeriniz ne zaman başladı? Evli ve bir çocuk annesiyim. Hacettepe İngilizce İşletme onur öğrencisi mezunuyum. Resim, müzik ve müzik enstrümanlarına ilgim var. Seyahat etmeyi çok severim. Ayrıca bir koleksiyonerim. Marmara Denizi'nden topladığım rengarenk istiridyeleri koleksiyonuma ekliyorum. Resim yapma serüvenim, çocukluğumdan itibaren başladı. Boyaları çok severdim ve sürekli bir şeyler çizip boyamak isterdim. 5-6 yaşlarında evimizin bahçesindeki söğüt ağacını en ince ayrıntılarına kadar çizmiştim ve bu benim özenerek tamamladığım ilk eserim olmuştu. Böylece resim hayatımın başladığını hissetmiştim ve o günden bugüne kadar günde en az 1-2 saatimi resim yapmaya ayırırım. Dışarı veya seyahate çıktığımda yanımda mutlaka kalemlerim ve çizim defterim bulunur; duygu yükleyebildiğim her şeyi resmetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Üretimlerinizi detaylandırır mısınız? Hangi temalarda resimler yapıyorsunuz? Eserlerimin birçoğuna anlam yüklemeyi veya eserlerimim bir mesaj içermesini seviyorum. Bazı eserlerimi rüyalarımın etkisiyle yapıyorum, yani rüyalarımda gördüğüm şey rüyamda bana ne hissettiriyorsa, çizdiğimde de eserin aynı hissi bana veya diğer insanlara vermesini istiyorum. Örnek olarak, "Lotus" ve "Yanılsamalar" isimli eserler. Genelde portre, natürmort (çiçek), peyzaj (çiçekli manzara) ve karakalem çalışmayı seviyorum. Ayrıca sadece mavinin tonları ile beyazı kullanarak yapacağım eserlere ağırlık vermeyi düşünüyorum. Ceren Hançer 'in "Lotus/Uyanış" ve "Yanılsamalar" isimli eserleri. Uyanış; sanatçının rüyasında gördüğü eserlerden. Resim, insanın ruhen uyanışını temsil ediyor. Yanılsamalar ise gerçek ve rüya ayrımını... Kullandığınız malzemeler neler? Farklı yöntemler deniyor musunuz? Yağlı boya, pastel boya, kömür-karakalem çalışmalarına ağırlık veriyorum. Dekoratif amaçlı akrilik çalışmalarım oldu, fakat dekoratif ürünlere yönelmeyi çok düşünmüyorum. Bazı eserlerimde küpe veya kolye ayrıntılarını, koleksiyonumdaki nadir bulunan istiridyelerle yapıyorum. Farklı yöntemler denemeye çalışıyorum. Büyük ustaların hayatlarını, eserlerini, tekniklerini fırsat buldukça inceliyorum. Leonardo da Vinci’nin bir sözünden çok etkilenmiştim ve bu sözün tam tersinden yola çıkarak kendime özgü bir tarz oluşturmayı başladım. "Raxeria" isimli eserimi de bu teknikle yaptım. Bu tarz eserler üreterek tekniğimi geliştirmeye devam edeceğim. Bu zamana kadar katıldığınız bireysel ve karma sergileri dinleyebilir miyiz? Altınpark Kişisel Resim Sergisi (Ankara, 2014) Çocuklar ve Sanat Sergisi (Kamu yararı organizasyonu, ders verdim. İstanbul, 2018) Kültürel Uyum Resim Sergisi (Haliç Kongre Merkezi, kamu yararı organizasyonu, Ülkemizde bulunan tüm uyruktan ressamların katıldığı sergiyi organize ettim ve eserlerimle katıldım. İstanbul, 2019) Zeytinburnu Belediyesi Karma Sanat Sergisi'ni organize ettim ve eserlerimle katıldım. (İstanbul, 2020) Trinity Kişisel Sergi (Sarıyer, 2021) Arcturus Karma Sergisi (2022) Sanat sizin için ne ifade ediyor? Bu konudaki mottonuzu birkaç cümle ile anlatır mısınız? Sanat, benim için hiç bitmeyecek bir tutku. İlham kaynağım, rüyalarım ve doğadaki mükemmel yaratılış. Örneğin, bir çiçeğin muhteşem geometrisini saatlerce inceleyip, kendi yorumumla onu yansıtmaya çalışmak bana çok büyük haz veriyor.  Sanat mottom, ‘sadelikteki ihtişam’ üzerine kurulu. Türkiye’de resim sanatının bugününe dair neler söylersiniz? Gelecek adına umutlu musunuz? Ülkemizde çok kaliteli fakülteler, yetenekli gençler ve usta sanatçılarımız var. Rekabet ve seçenekler çok fazla. Bu herkesin kazandığı büyük bir yarış bence, çünkü sonunda sanat kazanmış olacak. Bana göre bu süreçte severek yapılan ve pes edilmeyen her işte olduğu gibi sanatta da başarı için bunu yapmak gerekiyor. Usta sanatçılarımızın birkaçıyla yüz yüze çok olamasa da sürekli iletişim halindeyim. Tavsiyeleri, destekleri beni çok mutlu ediyor. Gelecek adına çok umutluyum; çünkü sanat, umudun kendisi benim için. Bundan sonraki projelerinizi detaylandırır mısınız? Eserlerinizi nerelerde göreceksiniz? Aslında bu yıl Monaco & Luxembourg’da yapılacak sanat fuarına katılmak için üst düzey bir galeriden teklif almıştım. Özellikle istiridye küpeli eserlerimi çok beğenmişlerdi, fakat bebeğimiz olacağını öğrenince ertelemek zorunda kaldım. Önümüzdeki dönemde üst düzey bir yurt dışı sanat fuarına mutlaka katılmak ve ülkemizi temsil etmek istiyorum. Benim için kısa vadede en önemli projem ise dünyanın en iyi karikatürist ve ressamlarından biri, hatta bana göre dünyanın yaşayan en iyi ressamlarından biri olan ve İtalya’da yaşayan usta bir sanatçıdan hem eğitim almak hem de kendisiyle ortak bir projede çalışmak. Kendisiyle görüşüp olumlu yanıt almıştım, yalnız onu da bebeğim olacak diye ertelemek zorunda kaldım. Önümüzdeki yıl bunu gerçekleştirmek için can atıyorum. Eserlerimin sanata değer veren kişilerin elinde bulunması beni çok mutlu ediyor. İşin maddi boyutu, benim için her zaman ikinci planda olacak. Bu nedenle eserlerimin birçoğu, sanata değer veren çok kıymetli ellerde ve bu beni ayrıca motive ediyor. Kısa vadede birkaç kişisel sergi açmayı düşünüyorum. Bu nedenle eser biriktirmeye başladım. Okurlarımız üretimlerinizi nerelerden takip edebilirler? @cerenhancerart isimli instagram sosyal medya hesabımdan eserlerimin yapım aşamalarını ve süreçlerini paylaşıyorum. Ayrıca İzmir Urla’da bulunan; sanata, sanatçıya ve sanatseverlere çok değer veren bir galeri ile çalışıyorum. Çok iyi bir ekipleri var ve çok iyi sanatçılara sahipler. Buralardan eserlerimizi takip edebilirler. Yorum veya eleştirileri beni çok mutlu eder. Ceren Hançer imzalı ilk resmin ismi "Venüs". Küpeleri, orijinal renkleriyle nadir bulunan istiridyeden yapılmış. İkinci görselin ismi ise "Raxeria". Şiirsel olarak güneşin yakaladığı an anlamına geliyor. Kelime Galiçya kökenli... ### 2. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, 26-29 Eylül'de Düzenlenecek Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla düzenlenen 2. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali, 26-29 Eylül'de gerçekleşecek. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Bilim ve Sanat Yaratıcıları Derneğinin organizasyonuyla hayata geçirilen festivalde, geleceğin teknolojik araçları ile bilimin imkanları sanatla bir araya getirilecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen festivalin idari direktörü Filiz Dağ, festivalin alanında ilk olduğunu belirterek, "Özellikle yeni neslimizin de ilgi duyduğu görsel efektler, bilimsel içeriklerle hatta oyun dünyasının hikayelerinde onları karşılamayı, bu alanda içerik üretenleri desteklemeyi istiyoruz. Dünya, robotları, uzayı, genetiği, yapay zekayı, dijital sanatları kısaca geleceği ve toplumları tasarlamayı konuşurken, bizim seyirci kalmamız mümkün olamaz. İsmimizden de anlaşıldığı üzere uzay turizminin konuşulduğu günümüzde, festivalimizde uluslararası değil evrenselliğe vurgu yapıyoruz. Bakarsınız birkaç yıl sonra bir jüri üyemiz bir uzay istasyonundan katılımda bulunur," ifadelerini kullandı. Dağ, festivallerin tekelleşmesi ve tekdüzeleşmesini istemediklerini ve bunun değişmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "Önümüzdeki sene festivalimizin tam bir şenlik olmasını hedefliyorum. Uluslararası bir müzik grubunun konseri, sokaklarda kortejler, tematik kostüm partisi, 3D ve 5D deneyim alanları, bilim insanlarıyla söyleşiler... Hayalim ise festivalimizin yurt dışına bir marka olarak açılması. Bunu yaparken de her sene seçeceğimiz izleyici ve yarışmacılarımızdan bazılarını yurt dışında planladığımız yerlere de gönderebilmek. Yeni nesil içerikleri, üreticileri ve diğer festivalleri kendimize rakip olarak görmüyoruz. Aksine her birini desteklemek amacında ve arzusundayız çünkü yapacağımız çok şey var." Festival ile ilgili detaylı bilgi için www.us3f.com internet sitesi ziyaret edilebilir. ### İngiltere'nin İlk Sıfır Atık Tiyatrosu Sürdürülebilir Sanat İçin Öncü Oluyor İngiltere'de sıfır atık vizyonuyla kurulan, binasının inşasından oyunların sergilenmesine kadar her aşamada sürdürülebilir çözümlere yönelen Greenhouse Tiyatrosu, sanat yoluyla iklim değişikliğine karşı farkındalık oluşturmayı hedefliyor. İklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak için sanattan spora birçok alanda hayata geçirilen uygulamalar her geçen gün artıyor. İngiltere'nin başkenti Londra'da kurulan Greenhouse Tiyatrosu da ülkenin ilk "sıfır atık" tiyatrosu olma özeliği ile hem yaratıcı hem de çevreye duyarlı bir sanat anlayışı sunuyor. Yaklaşık 5 yıl önce tiyatro yönetmeni Oli Savage ve arkadaşları tarafından kurulan tiyatronun binası geri dönüştürülebilir malzemeler ile inşa edildi. Gün ışığından olabildiğince yararlanmak ve elektrik kullanımını en aza indirmek adına çatısı güneş ışığını geçirebilen materyallerle tasarlanan, zemini ise çimlerle kaplı olan tiyatro, daha çok yaz aylarında oyun çıkarıyor. Sahnelerde kullanılan dekor ve kostümler ikinci el olarak temin edilirken sonrasında hala kullanılabilecek olanlar, bunlara ihtiyaç duyan başka topluluklara aktarılıyor. Kalan malzemeler de geri dönüştürülerek döngüsel ekonomiye katkı sağlanıyor. Binada satılan ve tüketilen her şeyin organik ya da doğa dostu olduğu tiyatro, bu yaz 16 oyunu izleyici ile buluşturmayı hedefliyor. Greenhouse Tiyatrosu'nun Kurucusu ve Yönetmeni Oli Savage, tiyatronun kuruluş hikayesini ve çalışmalarını AA muhabirine anlattı.  İngiltere'nin sıfır atık vizyonuyla kurulan ilk tiyatro topluluğu olduklarını, dünyada da benzer bir yapılanma ile henüz karşılaşmadıklarını belirten Savage, "Bu, performanslarımızdan binanın inşasına kadar her aşamayı sıfır atık ya da sıfır atığa en yakın şekilde gerçekleştirdiğimiz anlamına geliyor," dedi. Uzun yıllardır tiyatro dünyasında yer aldığını ve geleneksel yapımlardan ziyade yaratıcı işlerle uğraştığını kaydeden Savage, tiyatroyu kurma fikrinin 2017'de yakın bir arkadaşının yazdığı senaryoyu okumasıyla ortaya çıktığını söyledi. Savage, "Hikaye, gezegene karşı işlediğimiz şiddeti anlatıyordu. İnsanların diğer insanlara ya da hayvanlara şiddet uygulandığında ne kadar şoka girdiği ama konu gezegenin kendisine geldiğinde kimsenin yeteri kadar tepki göstermediği üzerine çok ilginç bir çalışmaydı," diye konuştu. Savage, şöyle devam etti: "Oyun üzerinde konuşurken, senaryonun sahneye taşınma sürecinde de verilen mesaja sadık kalmamız gerektiğini anlamıştım. Eğer çevre ile ilişkimiz üzerine bir yorum yapmak istiyorsak sadece oyunu sergilememiz yeterli olmayacaktı. Böylelikle çevremde benzer düşüncelere sahip tiyatro sanatçılarıyla bahsi geçen oyunu sahnelemeye karar verdik. Sonrasında senaryoyu, verdiği mesaj kadar sürdürülebilir bir şekilde hayata geçirebileceğimiz bir mekan olmadığını fark ettik. O zaman her anlamda kendi tiyatromuzu inşa etmemiz gerektiğine karar verdik." Oyunlarında özelikle iklim değişikliğini işaret eden temaları seçmediklerini, normal bir tiyatro sahnesinde karşılaşılabilecek konuları da işlediklerini bildiren Savage, sundukları deneyimle izleyicilere, doğaya ve birbirlerine daha yakın hissetme tecrübesi kazandırdıkları yorumunu yaptı. Savage "Shakespeare bu konuda çok güzel bir örnek. Zaten başlı başına şaheser işler, bunun ötesinde onun hikayelerinde pastoral dünya ile çok güçlü bir bağ kurabiliyorsunuz," ifadelerini kullandı. "Tiyatromuzun eşsiz ve harika olduğu yönünde pozitif yorumlar aldım" Bilim insanı olmadıklarını, iklim değişikliğini verilerle değil hikayeler ve deneyimlerle anlatmaya çalıştıklarını vurgulayan Savage, şu değerlendirmede bulundu: "Sanat bize sıcaklıkların nasıl değiştiğine dair veri oluşturmaz, yağmur ormanlarındaki yağış rejimiyle ilgili bilgi vermez. Sanat, iklimin nasıl değiştiğini anlamamıza yardımcı olamaz ama bizim iklim değişikliği üzerindeki etkimizi ve onunla ilişkimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Sanat, kendimizle ve çevremizdeki dünyayla olan ilişkimizi yeniden gözden geçirmemizi sağlar, yaptıklarımızın çevremizdeki insanlar ya da dünya üzerinde nasıl etkiler oluşturduğu konusunda insanları düşünmeye teşvik eder." Böyle bir tiyatro oluşumuna öncülük ettikleri için mutlu olduklarını ve bununla gurur duyduklarını dile getiren Savage, sözlerini, "İzleyicilerden ve basından tiyatromuzun eşsiz ve harika olduğu yönünde pozitif yorumlar aldım. Ama bazı tiyatro eleştirmenleri yeterince 'tutkulu' olmadığımızı söylüyorlar. Bence eksik olduğunu düşündükleri şey normal bir tiyatrodan bekledikleri ışık sistemi, ses sistemi, kıyafetler... Ben öyle düşünmüyorum. İyi bir sanat ortaya koymak için tüm bunlara ihtiyacınız yok," diyerek tamamladı. ### Fatih'te Osmanlı mirası çeşmeler yeniden hayat buluyor İstanbul Fatih’te Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, fakat şehirleşmeye yenik düşen tarihi çeşmeler yeniden gün yüzüne çıkarılıyor. Tarihi çeşmelerde su kültürünün devam etmesi ve eski işlevlerinin yeniden kazandırılmasına yönelik kapsamlı bir çalışma yapılıyor. Fatih Belediyesi’nin sorumluluk alanına giren 135 tarihi çeşme tespit edilerek, envanterleri oluşturuluyor ve ardından etaplar halinde projelendirilerek, bakım ve onarımları gerçekleştiriliyor. Bu çeşmelerden 54 tanesinin temizlik, bakım onarım ve restorasyon çalışmaları tamamlanarak, tekrar suya kavuşturuldu. İstanbul, kurulduğundan beri hep gözde ve zamanının kalabalık şehirlerinden biri olmayı sürdürdüğü için şehir halkının su ihtiyacının karşılanması, her zaman düşünülmesi gereken bir iş oldu. Tarih boyunca şehrin çeşitli yerlerinde inşa edilmiş açık ve kapalı sarnıçlar, su bendleri, su terazileri ve su kemerleri, İstanbul’un o dönemki merkezine suyu ulaştırmak için sarf edilen gayretin göstergesi olmakla birlikte Osmanlı Devri'nde nüfus artışı ve su ihtiyacının büyümesi, suyu şehrin merkezine ulaştırma işini daha önemli hale getirdi. İstanbul'un yarımada üzerinde suyu biriktirmeye, depolamaya izin vermeyen jeolojik yapısı yüzünden, tarihte her zaman bir mühendislik zekâsına ve insan emeğine ihtiyaç duyulmuş. Kimi gösterişli, kimi nakışlı irili ufaklı bu yapıların her biri, tarih boyunca suya kavuşmak için verilmiş büyük bir mücadelenin billurlaştığı anıtlardır aslında. Mimar Sinan’ın dehasıyla zirveyi gören Türk su mühendisliğinde suyu getirmek bentlerin, kemerlerin ve mahzenlerin, suyu biriktirmek açık ve kapalı sarnıçların, suyu dağıtmaksa çeşme ve sebillerin görevi olmuş. “Kültürel mirasımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz” Suya ulaşmanın sevincini, şükrünü en güzel ifade eden yapılar, oya gibi işlenmiş sokak çeşmeleridir. Tarih ve medeniyet denildiğinde İstanbul’da aklımıza hemen ecdadın hayır eserleri olarak inşa ettiği çeşmelerin geldiğini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan; “Çalışmalarımızın neticesinde uzun yıllardır susuz kalan 54 adet çeşmenin onarımı yapıldı ve özgün işlevine kavuşturuldu. 6 adet çeşmenin onarımı devam etmektedir. Şehrin mücevherleri olan tarihi çeşmelerimizi korunmasının sürdürebilirliğini, kadim İstanbul şehr-i sakinlerimizin geçmişimizi yaşatmaya ve kültürel mirasımıza sahip çıkmaya yönelik tutumları ve mücadeleleri ile daha ileri seviyeye taşıyacağız” ifadelerini kullandı. "TARİHİ ÇEŞMELERİMİZİN TAMAMINI SUYA KAVUŞTURACAĞIZ" Tarihi çeşmelerde yaptıkları çalışmalara değinen Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Farklı mimari karakterde inşa edilmiş irili ufaklı çeşmelerin her biri güzel Fatih’imizin, diğer deyişle Suriçi İstanbul’unun özgün markalarıdır ve mutlaka korunmalıdır. İlçemizdeki tarihi çeşmelerin proje bakım ve restorasyonlarının en kısa zamanda bitirilerek tamamının suya kavuşturulması, Fatih Belediyesi olarak öncelikli hedeflerimiz arasındadır.” ### İstanbul Art and Design Festival Başlıyor Upcycle İstanbul Art and Design Festival, 16 - 17 Eylül'de ziyaretçileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalde bu yıl tüketim alışkanlıkları sorgulanacak.  İstanbul'un ileri dönüşümü odağına alan, sosyal etkisi yüksek, çevre dostu festivali Upcycle İstanbul Art and Design Festival, başlattığı ileri dönüşüm hareketini bir üst seviyeye çıkarmaya hazırlanıyor. 16 Eylül Dünya Temizlik Günü ve 17 Eylül tarihlerinde Müze Gazhane'de gerçekleşecek festivalin bu seneki teması ise sorumlu tüketim. Sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratan sanat eserlerine, atıklara ikinci şans veren tasarımlara ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak festival, herkesi tüketim alışkanlıklarının yarattığı çevresel etkiyi birlikte sorgulamaya çağırıyor.“Eskiye değer katan dönüşüm” sloganıyla yola çıkan sürdürülebilir sosyal etki platformu Upcycle İstanbul; ileri dönüşüm ve kaynakların verimli kullanımı konusunda bilinç oluşturmak, atıkların değerlendirilerek tekrar kullanıma kazandırılabileceğini sanat ve tasarım aracılığıyla göstermek ve her türlü dönüşümün sürdürülebilir çevresel faydalarına dikkat çekmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür AŞ destekleriyle Upcycle İstanbul Art and Design Festival'in ikincisini 16 Eylül Temizlik Günü ve 17 Eylül tarihlerinde düzenliyor.Kendisi de ileri dönüşüm hareketinden ilham alınarak tasarlanan Müze Gazhane'de gerçekleşecek olan Upcycle İstanbul Art and Design Festivali, bu sene sorumlu tüketim kavramını sahipleniyor. Tüketim alışkanlıklarının kaynakları sınırlı olan dünyada yarattığı etkiyi fark ettirmeyi amaçlayan festivalde çevre konularını kendine mesele edinmiş sanatçıların ve tasarımcıların eserleri, kısa film ve belgesel gösterimleri, paneller, söyleşiler dinletiler ve atölyeler olacak. Sanatın dönüştürücü gücüne inanan Upcycle İstanbul Art and Design Festival, tüm İstanbul'u toplumsal bir dönüşüm için çözüme giden yolu değerlendirmeye davet ediyor. Upcycle İstanbul Art and Design Festivali'nde neler olacak?Başlattığı ileri dönüşüm hareketiyle her yıl daha fazla kurumu, sivil toplum kuruluşunu, sanatçıyı, tasarımcıyı ve sürdürülebilir bir yaşam için dönüşüm isteyen herkesi eyleme dahil eden Upcycle İstanbul Art and Design Festival; bu yıl da sanat ve tasarım sergileri, atölyeler, söyleşiler gibi çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Erkan Doğanay'ın sanat danışmanlığında, Murat Sefa Dinç'in sergi koordinatörlüğünde  hazırlanan Upcycle İstanbul Art and Design Sergisi kapsamında Alper Aydın, Oğul Öztunç, Eylem Pala, Gülnur Özdağlar, Mehmet Kavukçu, Varol Topaç , Asaf Erdemli, Cem Erdemli, Feramis Solak, Çiğdem Sarıçiçek, Taner Alakuş, Yasemin Akyol, Ömer Aktaş, Özge Biçer gibi sanatçıların ileri dönüşüm kavramından ilham alarak atıklardan dönüştürdüğü sanat yerleştirmeleri sanatseverlerle buluşurken, atıklara ikinci şans vererek onları dekoratif ürünlere dönüştüren Ali Semiz, Nuray Lüküs gibi tasarımcıların yaratımlarına da yer verilecek.Ayrıca Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü, Yeditepe Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri de tasarımlarıyla festivale katılacak. Çeşitli atölyelerle katılımcıların ileri dönüşüm sürecini birinci elden deneyimleme fırsatı yakalayacakları Upcycle İstanbul Art and Design Festival, sanat ve tasarımın dönüştürücü gücünden ilham alarak kaynakları daha verimli kullanan, sıfır atık prensibini benimseyen ve doğaya saygılı bir topluma dönüşmek için umut olmaya devam ediyor.Upcycle İstanbul Sahnesi hem farkındalık yaratmaya hem de eğlendirmeye hazırMüze Gazhane'nin Q Deck alanında konumlanacak olan Upcycle İstanbul Sahnesi ise festival katılımcılarını söyleşiler, dinletiler, kısa film ve belgesel gösterimleri gibi ilham verici etkinliklerle buluşturuyor. Türkiye'nin sürdürülebilirlik odaklı platformlarından PlumeMag ortaklığıyla gerçekleşecek Upcycle İstanbul Talks'un da yer alacağı sahne, konunun uzmanlarını festival izleyicisiyle bir araya getirecek. “Temizlemek mi Kirletmemek mi?”, “Genç Görüş ve Birlikte İyiye Dönüş”, “Doğayı Sanatla Anlamak” gibi başlıklarda gerçekleşecek olan söyleşiler, kaynakları verimli kullanan, sıfır atık prensibini benimseyen ve doğaya saygılı bir topluma dönüşmek için ilham olacak.Yapımcılığını üstlendiği filmlerle Altın Palmiye ve Uçan Süpürge Bilge Olgaç Başarı gibi önemli ödüllere layık gösterilen, Sabancı Vakfı Kısa Film Platformu'nun sanat yönetmeni Zeynep Atakan'ın seçkisiyle hazırlanan iklim krizini konu alan kısa film gösterimlerinin de yer alacağı Upcycle İstanbul Sahnesi, aynı zamanda keyifli müzik performanslarına da sahne olacak. Upcycle Bazaar'da afet bölgesi tasarımcıları ve üreticileri de unutulmadıDoğayla iç içe geçmiş sürdürülebilir işler üreten yüzlerce tasarımcıyı ve üreticiyi platformunda bulunduran Local Makers, festivalin bazaar bölümündeki çözüm ortağı olmaya devam ediyor. Upcycle Bazaar alanında bu yıl ekolojk ve sosyal adaleti gözeten Good4Trust üreticileri de yer alacak. Daha iyi bir dünya için dayanışmanın ve kolektif hareketin gücüne inanan Upcycle İstanbul Art and Design Festival, afet bölgesindeki üreticilere çağrı yaparak bazaar alanında depremzede üreticiler için özel bir alan ayırmayı planlıyor. Bazaar alanında Tetra Pak'ın desteğiyle sıkıştırılmış karton içecek atıklarının geri dönüşümüyle oluşan malzemeden üretilen ve  ilk defa geçen seneki festivalde kullanılan stantlar, elden geçirilerek bu yıl da kullanılacak. Ayrıca afet bölgelerindeki tuvalet, duş, giyinme soyunma ihtiyaçlarına acil çözüm olarak Tetra Pak'ın geri dönüşüm malzemesiyle Oğul Öztunç tarafından tasarlanan kabin de festivalde sergilenecek. Upcycle nedir?“Yaratıcı yeniden kullanım” veya “eskiye değer katan dönüşüm” olarak özetlenebilir. Atık malzemeleri, eski veya istenmeyen ürünleri, daha iyi kalitede, daha değerli, yeni tasarımlar haline getirme işlemidir. Upcycle, kaynakları verimli kullanmanın önemini hatırlatır, sürdürülebilirliğe hizmet eder, çevreye duyarlıdır, eskiye ikinci bir şans vererek eşyaya, malzemeye bakış açısını değiştirir. ### Istanbul Concept Gallery’de Huri Kiriş'den “Sezgi Çağı” Sergisi Istanbul Concept Gallery, sanatçı Huri Kiriş'in 7. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. "Sezgi Çağı" adını taşıyan sergi, 23 Ağustos - 9 Eylül 2023 tarihleri arasında ziyaretçileri ağırlayacak. Gerçeğin dinamik ve bireyselleştirilmiş bir kavram olarak evrildiği bu çağda, Huri Kiriş'in resimleri bize keşif dolu bir yolculuk yapma fırsatı sunuyor. Bu resimler görme, anlama ve bilme eylemlerindeki süreçlerin derinliklerine dalıyor. Eserleri, çeşitlenen 'gerçeklik'lerin karmaşık ağı içinde yolculuk ederken 'açık seçik' olanın sınırlarını aşmayı ve algılamanın inceliklerini kavramayı deniyor. Resimler, görme eylemini sorgulayarak, kör kabul ve pasif inanca alternatif bir perspektif sunuyor. Şimdiye kadar ürettiği çalışmalarında insanlık, doğa ve kültür arasındaki narin dengeyi ve beklenmeyeni ustalıkla yansıttığına şahit olduğumuz sanatçı, bu yeni serideki resimlerinde, sadece bir arada olunan somut mekanları değil, aynı zamanda fauna ve flora içindeki geçici hayat dansımızı da ortaya koyuyor. Kiriş, varoluşun kırılgan ve güçlü yönlerini açığa çıkarırken mevcut repertuvarına yanılsamaları ve yansımaları da ekliyor. Geleneksel düşüncenin sınırlarını zorlayan ve alışılagelmişin ötesine taşıyan “Sezgi Çağı” sergisi, 23 Ağustos - 9 Eylül 2023 tarihleri boyuncaNur-u Ziya Sokak’ta yer alan Istanbul Concept Gallery’dePazar-Pazartesi günleri hariç her gün saat 12.00-19.00 arasında izlenebilir. Sanatçı Huri Kiriş hakkında: 1980, İstanbul doğumlu Kiriş; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı bölümde yüksek lisansını ve sanatta yeterliliğini gerçekleştirmiştir. Bugün, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Kişisel Sergiler: 2021 – “Seni Seviyorum”, Orhan Peker Sanat Galerisi, Ayvalık 2018 – “Terra”, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üni. Tophane-i Amire KSM Tek Kubbe Salonu, İstanbul 2016 – “Felaket Her Şeyin Çaresine Bakar”, Alan İstanbul, İstanbul 2012 – “Vertigo”, Contemporary İstanbul’ 12, İstanbul 2011 – “Fıstık Ezmesi”, Mabeyn Gallery, İstanbul 2011 – “Sunak”, Pasajist, İstanbul Istanbul Concept hakkında Istanbul Concept (IC), Türkiye ve yurt dışından sanatçı ve tasarımcıları İstanbullularla buluşturan, multidisipliner, dinamik ve yenilikçi bir kurumdur. IC, sergiler ve çeşitli proje bazlı etkinlikler aracılığıyla kültür ve estetiği teşvik ederek, evrensel bir yaklaşımı benimseyerek benzersiz hikayeler yaratmayı ve anlatmayı hedefliyor. Zengin bir yerel ve uluslararası sanatçı ve tasarımcı portföyüne sahip olan IC, tüm etkinliklerinde trendleri, teknolojik yenilikleri ve kültürel yayın ve danışmanlık alanlarına yeni bakış açılarını bir araya getiriyor. IC, “samimiyet ve insana değer verme” ilkesinin rehberliğinde, felsefesiyle uyumlu, sosyal açıdan ilgili projeleri destekleyerek sorumluluk alır. ### Sanatçı Eylem Tok’tan minimalist zerafet Türkiye’nin estetik alanındaki en yenilikçi ve öncü sağlık markalarından Estetik International, Quasar İstanbul’da bulunan inovatif merkezini yeniledi. Ana giriş kapısı cadde üzerine alınan ve tüm detaylarda sanat ve sürdürülebilirlik bilincinin izlerini yansıtan merkez, yenilenen tasarımıyla hastalarını karşılamaya hazırlanıyor. Uluslararası sağlık standartlarında hizmet veren ve yüksek hasta deneyimi ilkesiyle hizmet veren Estetik International, artık hastalarını yenilenen imajıyla karşılıyor. Sürdürülebilir yaşam ve estetik kavramının, sürdürülebilir malzeme ve yapı teknolojileri ile birleştirildiği yeni dekorasyonda; merkezin sunduğu kusursuz estetik olgusu, sanat ve çevre sorumluluğu bilinci ile taçlandırılıyor. “DOĞANIN GELİŞİGÜZEL AMA KUSURSUZ ESTETİK OLGUSUNDAN İLHAM ALDIK ” Yenilenen dekorasyona yönelik konuşan Estetik International Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Cihantimur, “Avrupa yakasının en nezih, merkezi, konforlu ve adına yaraşır şekilde en estetik merkezini yenileyerek sizlerle buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz. Merkezimizin duygulara dokunan ve huzur veren bir yer olmasını istedik. Mekânın renklerine ve dokusuna karar verirken dinlendirici bir o kadar da enerji veren, dinamik renk tonları kullandık. Koyu tonlardan kaçınarak, daha sade ve soft tonları tercih ettik. Beyaz elbette ki en çok yer verdiğimiz renk oldu. Temizlik, ferahlık, sağlık ve hijyenin rengi olması yanı sıra istikrar ve devamlılığı temsil etmesi, 25 yılı aşkın sektörde liderliğini koruyan Estetik International imajını da tamamlar nitelikte oldu.” dedi. Sürdürülebilir yaşam ve estetik kavramını, yine sürdürülebilir malzeme ve yapı teknolojileri ile birleştirdiklerinin altını çizen Cihantimur doğanın gelişigüzel, aynı zamanda kusursuz olan estetik olgusunu; bilgi birikimleri ve yaratıcılıklarıyla çevre vizyonlarına yansıttıklarını söyledi. “KİTAPLARIMDAKİ KAHRAMANLARDAN ESİNLENEREK TASARLADIM” Estetik International’ın iç mekan tasarımını anlatan sanatçı Eylem Tok “Yola çıktığımda Estetik International, kitaplarımdaki kahramanlarımdan esinlenerek tasarladığım bir mekân olmalı diye düşündüm. Benim için önemli olan zevkleri ve ruh halleri farklı insanların bir araya geldikleri mekânda kendilerinden bir şeyler bulabilmesi. Bununla birlikte sanatı daha erişilebilir kılma arzumuz doğrultusunda B Art Space’in sınırlarını da durmadan genişletiyoruz. Ülkemizi, sektörümüzü ve markamızı katma değer açısından çok daha ileriye taşıyacak B Art Space gibi bir oluşumu hayata geçirmek ve sanata dokunuyor olmak gerçekten mutluluk verici” dedi. Aristoteles’in güzel kavramını tanımlayan nesnel ölçütler olan “oran, simetri, sınırlılık, düzen, yetkinlik” bütünlüğünden yola çıkan B Art Space; insan, estetik, sanat ve tasarımın sınırlarını tanımlayan yaratıcılığı ve sanatsal iş birliğini besleyen öncü bir girişim. B Art Space, kültür alanlarında gündem yaratan, özel sergiler, çeşitli sanat etkinlikleri, sanat söyleşileri, yaratıcı atölyeler düzenleyerek, geniş bir sanat yelpazesinde sanatçılar ile sanatseverleri buluşturuyor. LEVENT VARDAL’DAN MERKEZİN YENİLENEN İSTANBUL ŞUBESİNE ÖZEL ESERLER Estetiğin gerektirdiği sanatsal bakış açısını kitlelere yayma vizyonundan yola çıkan ve bugüne kadar 8 farklı proje ile sanata ev sahipliği yapan B Art Space’te, Levent Vardal’ın Sıraltı Otomobiller özel serisinden merkeze özel üretilen eserler sergileniyor. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi Seramik Bölümü’nde Lisans eğitimini tamamlayan sanatçı, disiplinler arası çalışmalarını ve sanat kariyerini İstanbul’da sürdürüyor. “Sıraltı Otomobiller ” serisinin nostaljik ve son model otomobillerin endüstriyel seramik üzerine sıraltı tekniği ile işlendiği eserler, sanat severler ile buluşuyor. Zamana şahitlik eden otomobillerin sanatseverler üzerinde güçlü ve etkili duygular bırakması bekleniyor. Sergi, 1 Eylül Cuma gününe kadar Estetik International İstanbul ve Bursa B Art Space alanlarında yer alacak. ### Art Parisa'da İran Resim Sanatı Sergisi Art Parisa Galeri, 2018 yılında Parisa Karamnezhad tarafından kurulmuş ve yönetilmektedir. Art Parisa Galeri, Türkiye'den ve yurtdışından gelen sanatçıların çalışmalarına yer vererek, sanatseverlere ziyaret etme imkanı sunmaktadır. Galeri, ayrıca kamuya açık sanat tartışmaları, atölye çalışmaları ve sanat eğitimi, seminerler ve uluslararası yarışmalar düzenleme için bir platform olmayı hedefliyor. Art Parisa Galeri'de temel amaç, sergi programında deneyimli ve isim sahibi sanatçılara ev sahipliği  yapmanın yanı sıra, yeni ortaya çıkan genç veya yetişkin yetenekli sanatçıların, sanat eserlerini sergileme ve sanat dünyasına kazandırmaktır. Galeri, tüm ülkelerden katılan sanatçıları temsil etmek ve farklı kültürlere ev sahipliği yaparak özelleştirilmiş ülkelerin ötesindeki sadece çağdaş sanat adına farklı düşünceler değer vermek hedefiyle yola çıkmaktadır. Galeri, sergi program  zamanları dışında, bir sanat mağazası bulunmaktadır. Sergilenen bu değerli eserler, resimler, fotoğraflar, heykeller ve yerel ve uluslararası sanatçıların sanat eserleri satışa  sunulmaktadır.  Parisa, 2019 yılında ilk sergisini İran'ın en ünlü sanatçılarından biri olan Ahad Saadin'in ve eşinin sanat eserlerinden oluşan kişisel sergisiyle başlattı. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın konuşmasıyla açılan sergi, sanatseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Prof. Dr. Ortaylı, açılışa katılan konuklara Ahad Saadi’nin uyguladığı Azernegari tekniğinin dünyada ilk olduğunu,  bu özgün sanatın tanıtılması ve gelişmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ortaylı ayrıca, Art Parisa Gallery’nin İstanbul’daki önemli sanat merkezlerinden biri olacağını, iki ülke arasında kültürel bir  köprü oluşturduğunu ve gelecekte bu galeri sanatçıların özgün eserlerine yer vereceğini müjdeledi.   Art Parisa Galleri, 6 yıllık sanat geçmişinde Türk ve İran'lı sanatçıları başta olmak üzere farklı ülkelerden  oluşan sanatçılara ev sahipliği yapmaktadır.  Art Parisa Galerisinde gerçekleşen son sergide Tabriz Art Expo Temsilciliği Mohammad Mahmudi Bey ve Yousef Saadi küratörlüğünde, İran'lı sanatçıların eserleri Türkiye'deki  sanatseverlerin beğenisine sunmaktadır. Bu Tabriz Art Expo'nun bu galeride yaptığı ikinci sergisidir. Art Expo İran’da ve yurt  dışına sergiler açılmakta ve İstanbul'daki ev sahipleri Art Parisa Galeri olarak belirtmektedirler.  Sergide toplam 22 sanatçıya ait 39 tablo ve 6 heykel olmak üzere 45 eser bulunduğunu belirten Parisa, sanatseverleri 31 Ağustos'a kadar ziyarete bekliyor. Parisa ve Ahad Hakkında: Parisa Karamnezhad ve Ahad Saadi, yaşadığı coğrafyanın kültürel zenginliğinden beslenerek yarattıkları özgün eserleriyle tanınmaktadırlar. Kariyerlerine ülkeleri İran’da başlamışlardır. Parisa 2011 yılında  ve Ahad Saadi 2012 senesinde İstanbul'a yerleşmişlerdir.  Ahad Saadi uluslararası platformda ün kazanmış bir sanatçıdır. Kalem ve boya kullanmadan, kumaşları üst  üste yerleştirerek özel bir yakma tekniğiyle yaratmış olduğu eserleri, her sergide büyük beğeni toplamaktadır. Azernegari tekniği, halen Ahad Saadi dışında hiçbir sanatçının uygulamadığı bir yöntemdir. Bu yeni akımda  kumaşları üst üste özel bir yakma tekniğiyle, derin renk harmonisi ve özel desenlerini oluşturmakta ve  ortaya muazzam eserler çıkarmaktadır. Gündelik hayatta olduğu gibi, sanat çalışmalarında da kendine has dili üslubu ve yöntemi geliştirmiş olan Ahad Saadi, sanat eserlerinde kumaşa yalnızca aşkın ateşiyle dokunup, gönül dünyasının güzelliğini, binlerce yıllık birikimden alan ve yine Ortadoğu'nun o manevi  dünyasının güzelliğini, sanatın evrensel diliyle bizlere sunan değerli bir sanatçıdır. Sanatçı, Azarnegari  adını verdiği çalışmalarını dünyada daha önce hiç denenmemiş bir yöntem uygulayarak karşımıza  çıkarmaktadır. Birçok önemli sergiye imza atan sanatçı, şimdi de siz sanatseverlerin karşısına özgün  çalışmalarıyla Azarnegari Galerisinde İtalya Venedik, sanklemente özel kendi koleksiyonunda sanat  severlerle buluşmaktadır.   Küratör & Galeri Sahibi Parisa Karamnezhad ise 1981 yılında Tebriz’ de doğmuştur. Sanat dünyasında ilk  adımlarını çocukluğundan itibaren resim dalında başlamış, genç yaşlarında resmin yanı sıra, edebiyat,  paten, şan dersleri ve ses eğitimi, fotoğrafçılık gibi çeşitli faaliyetlerle ilgilenmiştir. Her zaman resim ve fotoğraf onun için ön planda yer almış, her iki yönde profesyonel olarak başarılı adımlar atmıştır. 14 yaşında iken Tebriz’ de düzenlenen festivalde kara kalem portre dalında birincilik kazanmıştır. Aynı zamanda modern tarzlara meraklı olan Parisa, modern resimlerini sanat arşivine eklemeye başlamıştır. 1998 yılında küçük  yaşına rağmen, başarılarından dolayı, Tebriz’ in en iyi kadın fotoğrafçısı ünvanını almış, Tebriz Kültür  Bakanlığı tarafından Tebriz Fotoğraf kurumunun, kurucu üyesi olarak ilk mütevelileri içinde yer almıştır. 2007  yılında Tebriz ve Heris Üniversiteleri tarafından fotoğraf dalında eğitim vermeye davet edilmiştir. 3 yıl  eğitim sonrası kendi sanat projelerinde ilerlemek için öğretimi özel eğitim olarak İstanbul'da devam  ettirerek, 2011 yılında Moda'da kendi özel sanat atolyesini kurarak sanat çalışmalarına devam etmiştir.  Şimdiye kadar farklı kurumlardan yayınlanan 5 kitap ve çalışmaları olmuştur. Ayrıca 14 yaşından beri devamlı yazdığı rüyaları, kısa hikayeler halinde tasarladığı sayılı Farsça ve  Türkçe mecmuaya sahiptir. Fotoğraf, resim, heykel dalında 34 kişisel ve karma sergi yapmıştır. Katıldığı 17  ulusal ve uluslararası festivallerde ilk sırada ödüllendirilmiştir. Hong Kong, Almanya, İngiltere PSA ve FIP  festivallerinde eserleri sergilenmiş, 2012 yılında Türkiye, Mesin Uluslar arası fotoğraf yarışmasında mansyon ödülü kazanmıştır. En önemli ödüllerinden, Sırbistan’da gerçekleşen uluslararası rock festivalinde  birincilik ödülü alarak altın madalya kazanmıştır. Şimdiyse galericilik ve eğitimle yanı sıra kendi sanat  dünyasında resim çizmek ve ilk hikaye kitabının Türkçe ve Farsça içeriğinde yayına hazırlamanın heyacanını yaşamaktadır. ### Fotoğrafçı Coşkun Aral'dan Gençlere Tavsiyeler Foto muhabiri ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, "Fotoğraf bir şekilde tanıklıktır. Gençler, doğru ve güzel şeyleri başkalarına aktarmak için fotoğrafı bir dil olarak kullanmalıdır," dedi. Gazeteciliğe başladığı 1974'ten bugüne kadar objektifine birbirinden değerli binlerce fotoğraf karesi sığdıran 67 yaşındaki Coşkun Aral, "Kapadokya Balon ve Kültür Yolu Festivali" etkinliklerine katılmak için geldiği Nevşehir'de AA muhabirine açıklamalarda bulundu. Aral, son yıllarda artan sosyal medya kullanımıyla gençlerin fotoğrafa yönelmesini değerlendirdi. Sosyal medya fotoğrafçılığı ile foto muhabirliğinin birbirine karıştırılmaması gerektiğini, foto muhabirlerinin çoğu zaman insanların tehlikeli olarak gördüğü alanlarda "anı durduran kişiler" olduğunu vurgulayan Aral, "Fotoğrafçılık artık herkesin kolayca yapabileceği bir meslek haline dönüştü ama yine de foto muhabirliği bambaşka bir tutkudur. Öncelikle görme biçimi ister. Makinemiz, objektifimiz ne kadar duyarlı olursa olsun o fotoğrafı çekecek olan insan beyni ve gözüdür," dedi. Son yıllarda insanların sosyal medyada daha fazla vakit geçirmesiyle fotoğrafa ilginin arttığına, bireylerin çevresindekileri takipçilerine fotoğrafla aktarma yolunu benimsediğine değinen Aral, özellikle gençlerin bu yöne evrilmesini de desteklediğini söyledi. Aral, sosyal medyada, takipçileri güldürmek veya şaşırtmak amacıyla çekilen fotoğraflarla karşılaştığını, bunlara ilgi duymadığını ancak ülkenin güzelliklerini yansıtan karelerin paylaşılmasını olumlu bulduğunu ifade etti. Fotoğrafı dil olarak kullanın önerisi Gençlerin her alanda meraklı olmalarını isteyen birisi olduğunu dile getiren usta fotoğrafçı Coşkun Aral, şu tavsiyelerde bulundu: "Fotoğraf bir şekilde tanıklıktır. Fotoğrafçılık, merakı, ilgi duyulan konuyu belgeye dönüştürmektir. Bunu foto muhabiri gibi yapan var, yemek fotoğrafçısı var, sanat, endüstri fotoğrafçıları var. Aklınıza gelecek her alanda fotoğraf çekimi yapılıyor. Önemli olan gençliğin merakını kalıcılaştırmak için belgeye yönelik fotoğraf çalışması yapılmasıdır. Gençler, doğru ve güzel şeyleri başkalarına aktarmak için fotoğrafı bir dil olarak kullanmalıdır. Bol bol fotoğraf çekmek lazım. Hele ki şimdiki fotoğraf makineleri ve telefonlarla bol çekin, kötüyse silin." Aral, dünyada hiçbir bir yerde Türkiye'deki kadar muhteşem doğa güzelliği bulunmadığını belirterek, "Bir hafta önce Ardahan ve Edirne'deydim, bir ay önce de Avustralya'nın kuzeyindeydim. Oradaki muhteşem coğrafyanın bir benzeri Datça Yarımadası'nda var," diye konuştu. ### Bâlâ Uyguner, “Onun” sergisiyle Decollage Art Space’te! Sanatın her alanından farklı sesleri ön plana çıkarmayı, sürdürülebilir ve ulaşılabilir bir sanat ortamı yaratmayı amaçlayan Decollage Art Space, Bâlâ Uyguner 'in ilk kişisel sergisi “Onun”a, 22 Ağustos-17 Eylül 2023 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Bâlâ Uyguner’in ilk kişisel sergisi “Onun”, Türkiye’de ve tüm dünyada kadınlık mefhumuna dair yeni kapılar açarak, kadınların hikâyesini, kadınlık deneyimini paylaşan bir sanatçının elinden çıkan eserler aracılığıyla dinlememizi sağlıyor. “Onun”, doğduğu andan itibaren başkasının varlığıyla, diğerlerinin bakışıyla konumlanmak zorunda kalanların hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor. Bâlâ Uyguner’in tuval üzerine yağlı boya kullanarak oluşturduğu fotogerçekçi portreler ve kadın-erkek ilişkilerini ele aldığı heykeller; Türkiye’deki kadınların konumunu, ilişkilerini, kadınlar üzerinde kurulan baskıyı irdeliyor. Saldırgan erkekliğin kadın bedeni üzerinde iddia ettiği hak, yoksunlaştırdığı cinsel özgürlük ve yok saydığı toplum içinde var olma hakkı, eserlerin bütününde gözler önüne seriliyor. Eserlerin genelinde, duyguların tamamını göğüsleyen gözler, erkekliğin sahiplenme iddiasını işaret ediyor: Onun kızı, onun kardeşi, onun karısı, onun kuzeni olarak, hep başka bir erkek üzerinden tanımlanan kadınlık mefhumunu ortaya çıkarıyor. ### Balkan Naci İslimyeli, "BEN" ile Bodrum'da! Geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz Balkan Naci İslimyeli’nin anısına düzenlenen “Ben” Sanatla 50 Yıl 1972-2022 Retrospektif Sergisi Bodrum’da açıldı. “Balkan Naci İslimyeli ‘Ben’ Retrospektif Sergisi” sanatçının 1972-2022 tarihleri arasında yapmış olduğu eserlerinin başyapıtları arasından seçildiği bildirildi. Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’nde 10 Ağustos günü düzenlenen bir kokteyl ile kapılarını açan serginin 21 Eylül tarihine kadar gezilebileceği bildirildi. Balkan Naci İslimyeli'nin eşi Sezin İslimyeli'nin evsahipliği yaptığı serginin açılışına, aralarında, Devrim Erbil, Bedri Baykam gibi isimlernde bulunduğu sanat çevresinden pek çok ünlü isim katıldı. Küratörlüğünü Prof. Dr. Kıymet Giray’ın üstlendiği sergide bir ev kadınının fotoromanı 1981, Gece yüzleri 1985, Deli Gömleği-Fermanlar 1992, Hiç- adımlar 1996, Suret- 1998, Zamansız-2002, Matah-2006, Tuhaflıklar Tarihi 2008, Makas-Psikolaj 2008, Güneş Saatleri 2008, Karayazı 2009, Sufi 2009, Gölgeler Kenti 2009, Düş Resimleri 2009, Asılsız Gölge 2013, Kara Tahta 2013, Kozmos ve Toz 2013, Bir şey söyle 2015, Tılsımlı Gömlekler 2015, Hatırla 2017 başlıklı sanat dönemler kronolojik bir sistem içinde sergileniyor. VARLIK, YAŞAM VE YOKLUK BİLİNCİ “Balkan Naci İslimyeli ‘Ben’ Retrospektif Sergisi” ile ilgili Küratör Prof. Dr. Kıymet Giray yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı; “Sanatımı belirleyen üç ayak var: Bu üç noktayı birbirine bağlayan yollar üzerinde yaşadığım serüvenler, karşılaşmalar, kayıplar ve umutlar. Kısaca sanat başlangıcı olan ama sonu olmayan umutsuz bir arayış…” Balkan Naci İslimyeli Retrospektif sergisinin konsepti için derinlemesine insani bir söz, bir kavram aradım. Onlarcasının arasından seçtim “Ben” i.  “Ben”. İnsanın gerçeği. Gerçekliği. “Ben” evrenin içinde insanın varlığının temsilini sürdürme hali.  “Ben” düşünme eylemi, “Ben” felsefenin derinliğinin imgelem gücü, “Ben” varlık ve oluşum. “Ben” insan. “Ben” insanın, tekilliği, yalnızlığı. “Ben” özün sınırları.  “Ben” baskılara, suçlamalara direnme hali. “Ben” iletişim ve iletişimsizliği insanın. “Ben” bir kavram olarak insanın sürdürülebilirliği. “Ben” kendini kanıtlama hali. “Ben” sanatla bütünleşme çizgisi. “Ben” Balkan Naci İslimyeli. “Ben” Balkan’ın, tam da kendisi. Balkan Naci İslimyeli’nin 50 yıllık sanat serüvenin tanımı “Ben”.  Düşündüm de Balkan Naci’yi bir sanatçı olarak tek bir sözcükle tanımlamak gerekseydi bu sözcük kesinlikle “Ben” olurdu. Öyle de oldu. Çocukluğunun düşlerinde, hayatı tanımaya, kendisini sanatla ifade etmeye karar verdiği anlardan başlayarak Balkan Naci sanatçı olma tutkusunu hissetmeye başladığını anda kendisini “Ben” olarak bulur: “Sanatı, o sınırsız düş̧ alanını sonuna kadar hayatımda tutmalı ve onun tam ortasında olmalıydım. O zaman görünür dünyada kapatıldığım yer neresi olursa olsun oradan kaçabilirdim; dosdoğru kendi ülkeme. Ben o gizli ülke içinde dolaşıp dururken dışarıdan nasıl göründüğümün farkında değildim. Ama insanların yaklaşımlarımdan yavaş̧ yavaş̧ dünyaya göre ne olduğumu da kavradım. Onların gözleri soru, kuşku, yadsıma, kınama doluydu. Hep bir ağızdan soruyorlardı sanki: “Nesin sen?” Onlara ne olduğumu göstermem gerekti. Ve böylece saflar belirdi, ben yerimi ve gardımı aldım.” Özgür ruhu, dünyaya geniş bakış açısı, savunma mekanizması ve temel bilgi zenginliği, felsefesi ve özgüven duygusu ailesinin Balkan kimliğiyle örtüşmektedir. Osmanlı’nın kıymetli toprakları Balkanlar’dan, İslimye’den İstanbul’a göçle taşınan ailesinin kültürlü ortamında, kitaplar arasında, sanatla iç içe yaşayan bir aile ortamına doğmuştur. Gözlerini Adapazarı’nda açar dünyaya. Doğayı, insanları hayatı bir çocuk olarak bu coğrafyada algılar. İlkokul’u da bu ilde okur. Nüfus Müdürü olan Babası Tekirdağ’a atanır. Coğrafyası değişir, çevresi, arkadaşları da farklılaşır. Yeni bilgiler ve görgüler girer hayatına, Önemlisi, okuyan ailesi gibi o da sürekli okumaktadır. Ege’nin verimli ve sıcak toprakları ve antik kültürüyle, babasının görevi nedeniyle gittikleri Aydın’da tanışır. Balkan Naci İslimyeli, karikatür çizen babasının, yaşamı ironik bir yaklaşımla, gülümseterek eleştiren sanatçı oğlu olarak, kendi dünyasının merkezinde özgüvenli, özgür, doğal olarak da “başka” kimliği ile yetişir. 1967 yılında İstanbul’dadır. Bauhaus örnek alınarak, Prof. Dr. Adolf G. Schneck başkanlığında, özel olarak seçilmiş̧ olan uzman öğretim elemanlarıyla, Beşiktaş̧ Dolmabahçe Sarayı Baltacılar Dairesi olarak bilinen binada öğretime başlamış̧ olan Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda, çağdaş bir öğrenim sistemi içinde öğrenime başlar.  1960’lı yılların genç öğrencileri gibi, kapitalist birçok ülkede ve özellikle ABD’de sisteme aykırı hareketleriyle ön plana çıkan Hippilerin  özgürlükçü ve antimilitarist akımlar içinde bulunduğu dönemde, tüm dünyada esen özgürlük akımından ve savaş karşıtlığı sosyal direnişlerden etkilenir. 68 kuşağını başlatan olayların ilki Fransa’daki Sorbonne Üniversitesinde meydana gelen öğrenci isyanı olur. Bu bağlamda Latin Amerikalı devrimci Ernesto Che Guevara’nın La Higuera’da yakalanıp 9.Ekim.1967 tarihinde Bolivya Ordusu’nun elinde öldürülmesi de 68 kuşağını olaylarının başlangıcına neden olarak gösterilebilir. Balkan Naci İslimyeli, dünyada ve ülkemizde 68 gençlik olayları başladığında İstanbul’dadır. Gençtir,  öğrencidir, özgürlüğü savunmaktadır.  Döneminin gençlik ruhu içinde, Dev-Genç’in Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu sorumlusudur. 1971 yılı muhtırasının ardından o da birçok genç gibi, o da tutuklanır. Dört ay Maltepe Cezaevi’nde kalır. Hayatının her aşamasında yaptığı ve yapacağı gibi, bu dönemini de, acıları, direnişleri, haksızlıkları, yaslarıyla resimleyeyip belgeleyerek sanat eserine dönüştürür, sergileyerek toplumla yüzleştirerek paylaşır ve bu dönemi noktalar.  Balkan Naci İslimyeli, öğrenciliğini tamamladığı fakültede 1973 yılında Devlet tatbili Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda asistan olarak işe başlar. 1974 yılında sanatının ilk dönemi olan Suya Yazılmış Şeyler serisi ile bellek kavramını sorgulamaya başlar. Unutularak ya da unutturularak yok olmaya yüz tutan, acıları, sorguları, diyalogları ve özgürlükleri çizerek silerek ve tekrar çizip silerek su üstünde tutmaya çalışır.  1975 yılında, o da Tatbiki’li genç sanatçıların yurt dışına öğrenimlerini pekiştirmek için ilk adımlarını attıkları, dönemlerinin uluslararası tanınmış sanatçılarının yaz atölyelerinde dersler verdikleri Avusturya’da,  Salzburg Yaz Akademisi’ndedir. Salzburg Yaz Akademisi sanatın tarihinin zengin geçmişine ve çağdaş kavramların sanatla buluşmasına açılan yeni kapılar olarak estetik değerlerini yüceltirken özgürlük duygusunun erdemini yeniden yüreğinde canlandırarak pekiştirir. Suya Yazılmış Şeyler serisini Bir Yıkımın Mimarisi serisi izler. Benim Balkan Naci İslimyeli eserleriyle ilk tanışmamdır Bir Yıkımın Mimarisi Sergisi. Öğrenciydim. Sanatın tarihini okuyordum. Balkan Naci’nin kavramlara siyah beyaz çizgilerle nasıl yön verdiğini, figürü olayın içine, çizgilerin ve gölgelerin arasından sıyırarak yalın bir dille nasıl kompoze ederek yereleştirdiğini, böylece tematik hikayenin belleğini, zamanını ve mekanını özgürce sorguladığını o zaman fark ettim. Yıllarca sürecek Balkan Naci’nin insan gerçeğinin sürgün hali, yalnızlığı, tekilsizliği, uyumsuzluğu üzerine yarattığı farklı temaların özünü düşünerek kendi kendine sosyal sorgular açtığı, bellek kayıtları olan dönemlerini, takip etmeye başlamak serüvenim böyle başladı. İlgi alanıma giren sanatçılar arasında yerini aldı. Balkan Naci’nin insanı, insanlığı tekilsizliği sanatla sorgulamak eyleminin yolu 1980 yılında  Rönesansın merkezi olan ve  sokaklarında, caddelerinde Leonardo, Michelangelo ve Raphael’in eserleriyle adım adım yaşadığı dünya sanatının odak noktasına açılır. Zamanın anlamının sanatla bütünleştiği, 15. Yüzyılıdan başlayarak zaman, mekan, insan ve sanat izlerinin özenle koruyarak 20. yüzyılın kültürüyle yaşamaya devam eden Rönesan kentinde, sanatı ve insanı ve belleğin önemini, değerini yeniden özümser. 1980’li yıllarda Balkan Naci, eserlerinin arasına Floransa izlekleri olam mesenleri ve resim simsarları olan aracıların temsili olan Sahipler serisini kazandırır. Sanatın yüzlerce yıllık geçmişinin merkezinde, sanatçılarla mesenler arasında gidip gelerek yaşamlarını kazanan aracıların eleştirel kompozisyonları olan Balkan Naci resimleri, Rönesans resminin klasik portre geleneği, renkleri ile Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun ışıklarıyla Rönesans resim sanatı tarihi belleğine  göndermeler yapar. 1984 yılının Gezginler ve Gece Yüzleri ve 1988 yılında başlayan Pentimentolar serileri, insanın ve insanlığın korkularını, yalnızlığını ürkek sevgilerinin tematik kompozisyonları olarak; sahici, içten, korkusuz ve sorgulayıcı Balkan Naci duyarlığının eserleridir. Korkusuz tanımı, Balkan Naci’nin insanın insan üzerine yığdığı korkuların karanlıklarını, sanatla aydınlatarak korkulardan arındırma halidir. Balkan Naci İslimyeli, dünya sanatının merkezinden 1950 yılından sonra modern ve çağdaş sanatın kuramlarının örneklerinin verilmeye başlayarak yeni sanat merkezi iddiasının marka müzeleri, marka sanatçılarının merkezi olan Amerika’ya 1989, 1990 ve 1995 yıllarında yolculuk yapmaya başlar. Yeni estetik oluşumları, sanatın tuvallere de sığmayan, taşarak mekânlara dağılan yenilikçi, deneysel eğilimlerini inceler.  Benim değerlendirmelerime göre, Amerika’da gezdiği müzeler, verdiği dersler, edindiği dostluklar, sanatın içinde aldığı nefesler Balkan Naci’nin sanatının en önemli niteliği olan deneyselliğini ve onun düşünce platforunun sanat eserine dönüşüm serüveninin heyecanını pekiştirir. Hayatının merkezi olan “BEN” kavramını belirleyen özgür ve özgün kimliğinin temsili olarak yaptığı kompozisyonlar, entalasyonlar, yeni sanat eserleri, farklı düşünceler, farklı formlar, farklı malzemeler ve farklı  estetik yargılarla, Balkan Naci eserleri ve serilerine dönüşür. En önemlisi, bir sanatçının yaşadığı dünyayı ve coğrafyayı, nefes aldığı doğayı,  toplumun bir parçası olarak kendisini, çevresini ve geçirdiği hayatın ayrıntılarını algılamasının, gözlemlemesinin sanatın asal gerçekliği olduğu savının Amerika’nın özgür topraklarında gelişen özgür sanat hareketlerinin de gerçekliği olduğunu keşfetmesidir. Çocukluğundan başlayarak hayatının evrelerini, değişimleri, değişmezler, baskıları, tutkuları, özgürlükleri ve alışkanlıkları,  yalnızlıklar ve tekilsizlikleri,   özendirilen tüketim dünyasını ve moda kavramını, sonuç olarak da derinlemesine insanı ve yaşamın gerçekliğini sorgulayan deneysel, çağdaş, yenilikçi ve yalnızca kendisi olan eserler vermek kararı pekişir. Sanat yolculuğunun olgunluk döneminin eserlerini yaratmaya başlar. Sanatçı duyarlığı, estetik değerleriyle adım adım izler yaşadığı toplumu ve kendisinin, çevresinin hayatını. Hayatının vazgeçilmez alışkanlığı olan yazı, bir anlamda Balkan Naci Kaligrafisi, Sonra da eğitim modellemesi olan insan dokusu yaratma eylemi olarak Kara Tahtalar serisi işte  bu deneysel tutkunun sonuçları olan eserlerdir. Kara tahta üzerinde ders için, derse göre değişen standart aletler,  tahtadan yapılmış geoemetri dersi formları, tebeşşirler, öğrencilerin standart kara önlüklerinin üzerine takılan bembeyaz yakalar. Kırmızı başarı temsili ayrımcı kurdeleler. Formalarla, dersliklerde sıralarla forma giren öğrenciler. Hava Su Toprak Ateş serisi eserleri 1989 yılının en önemli sanat etkinlikleri arasında yer alır. Çünkü, Balkan Naci, doğa ve doğanın bilinçsiz yok edilişine dikkat çekmektedir. Doğanın ölümünün insanın ölümüyle özdeş ve eş zamanlı olur gerçekliğini sarsıcı bir serinin segisiyle vurgular. Balkan’ın derin felsefesi, düşünsel ve eleştirel gerçekliği ile  özünde insanın değerlerini önceleyen şaşırtıcı sanat performansına dönüştürür. Bir sanatçı olarak Balkan’ın düşüncelerine kulak verelim isterseniz: “Bizi var eden güçler aynı oranda bizi yok edebilirler. İnsanoğlunun bu güçlerle karşı karşıya gelmesi, üstelik bunu medeniyetin göstergesi gibi sunması bize ne kazandırdı. İnsanın sınırsız kibri ve küstahlığı dünyayı ağır bir yıkıma sürükledi. Gerçekte tapılacak güçler varsa onlar… Hava, Su, Toprak, Ateş , yaşamın yapıcı ve koruyucu güçleridir. Ben doğa aşığı, pagan ruhlu birisiyim. Bizden uzaklaşan doğanın yarattığı yalnızlığı etimde hissediyorum. O yüzden yaşam terbiyesini, doğaya ve onun nimetlerine saygıyla geliştiren Uzakdoğu kültürlerine hayranım.. Ancak bir doğa resmi içinde ne kadar küçük birer canlı olduğumuzu ve faniliğimizi hissedebiliriz. Kozmos içindeyse bir toz zerresinden daha önemli değiliz. “ Balkan Naci islimyeli, 1991 yılında, ilk insanın dünya üzerinde var oluşunun zaman sınırının ancak yazıyı keşfetmesinden sonra, Neolotik çağda başladığını, varlık olmanın kalıcılığının ancak yazıyla başlayıp yazıyla devam ettiğini, yazısız dönemlerin “hiç” olduğu gerçekliğini   İz başlıklı sergisiyle vurgular. Kuşkusuz bu seride yer alan eserleri de  Balkan Naci’nin hayata dair dikkat çekmek istediği insani ve dünyevi gerçeklerle bizi yüzleştirmesidir. Yüz insan bedeninin varlığının kanıtı, kişiliğinin tanımı, kimliğinin göstergesidir. Yüz olmadan beden bir “hiç”tir. Kendini tanımlayamaz, anlatamaz, duygularını, düşüncelerini açıklayamaz. Yüz güzelliği ile yazının güzelliğini eş tutar Balkan Naci. Kaligrafi yazının anlamı olmanın ötesinde sanata dönüşmüş tasarımıdır. Yüz ve kaligrafi, iki güzel, iki farklı ancak aynı anlamı ifade eder. Arınmış anlamı. Varlık ve var olmaktır.  İki ayrı, fakat asal olarak varoluş imgesi yüz ve kaligrafi. Ayrı ayrı ve ancak aynı anlamlarda birleşen insan kavramının asal simgesidir her ikisi de.  Balkan Naci’nin İz seisinde alın yazısı deyişiyle bir arada tasarladığı yüz ve yazı bileşkesi insanlık tarihinin özetidir aslında. Deli Gömleği adını verdiği eserleri, 1990 yılında New York’da Üniversitede gösterime giren bir serisidir Balkan’ın. “BEN” tanımı “insan” olan Balkan’ın insanlığa giydirdiği akıl gömleğidir Deli gömleği Serisi. Deli gömleği sanıldığı gibi bir kısıtlama, baskı, tekillik, sıradanlaştırma, susturma alanının tanımı ve temsili değildir Balkan Naci düşüncesinde. İçine sığınılan bir büyük özgürlük alanıdır. Neyin nasıl baskılandığını, insanın neden, niçin sıkıştırılıp belli kalıplar içinde biçimlendirilmeye çalışıldığının derin sorgusudur. Düşündürücü, düşündürürken sorgulayıcı bir ironik yolculuktur. Tek tip baskısına karşıt olan aykırı olma özgürlüğüdür. Susukunluk karşısında atılan özgür çığlıklardır. Kimin akıllı, kimin deli olduğu tartışmasının tetik noktasıdır. Deli Gömleğinin içine gizlenmiş olan yalnızca bedenidir. Gerçeği ve gerçeklerin aynası olan yüz ironik olarak izleyiciyi dikkatle, biraz da alaycı izlemekte ve kimin daha deli olduğunu sorgulamaktadır. Balkan Naci’nin Suç adlı enstalasyonu, kavramı, tasarımı ve uygulamasıyla da döneminin öncüsüdür. Sırasıyla, daha ilkokuldan başlayan suç mekanizmasını, sorgu türleri çekmecelerinde kayıt alanında tutulan dosyalarıdır. Durmadan yazılan suç raporları, Lady Macbeth’in tiradına gönderme yapmaktadır. Çağdaş bir video/enstalasyın tasarımı olarak Balkan’ın tekil olan sanatçı kimliğinin özgün kanıtıdır Suç serisi tasarımı olan enstalasyon/video eseri. Balkan Naci, Söz serisinde,  sergi duvarını bir bordür olarak dolaşan tümcelerle yaşamının felsefesi olan sözleri sıralar. Balkan’ın, Suret serisinin resimlerinin alt bölümlerine tutuşturulan tümceler açıklar yapmış olduğu resmin hikâyesini, Suç serisi resimlerinde Balkan, yara bantlarına yazılmış sözcüklerle suç türlerinin zaman, coğrafya ve bulunulan konumda,  geçici ve değişken olma halini belirler. “BALKAN NACİ TEKLİĞİNE, SANATÇI OLARAK TEKİLLİĞİNE VE ÖZGÜNLÜĞÜNE ÖNEM VERİYORUM” Hatırlama, Tophane- i Amire’nin taş duvarlarında yankılan Balkan Naci sanat serüveninin söylemidir. Youtube’dan kendi anlatımıyla izlemelisiniz bu serginin nasıl tasarlandığını. Dönemlerini, eserlerinin sergi salonunda nerede ve niye o noktay yerleştirilip sergilendiğini. Ne zaman ve hangi insani değerlerle bu eserlerin yapıldığını, yaşamını, dünyayı nasıl eserlerine sığdırdığını Balkan Naci’nin video anlatımıyla dolaşarak gezmelisiniz Hatırla sergisini.  Ben, Balkan’ın neden farklı, neden çağdaş, neden çok özgün ve gerçek bir sanatçı olduğunu onun hayatının evreleri olan eserlerini tasarlarken yaşadığı titiz çalışmalarla gözlemlerini, felsefesini, bilgilerini ve gördüklerini, sanatın tarihinin izlerinde gezerek, sadece kendi olma erdeminde gizli olduğu gerçekliğiyle açıklıyorum.  Bu bağlamda bütün serilerini tekrar gözden geçirerek, Balkan Naci tekliğine, sanatçı olarak tekilliğine ve özgünlüğüne önem veriyorum. Makas Serisiyle devam edelim isterseniz. 2008 yılında yapmış olduğu; Diriler, Kapılar ve Ölüler olmak üzere üç bölümden oluşan bir seri. İnsanın iç dünyası kavramı, bedenin iç dokusuyla fantastik Balkan Naci kompozisyonlarına bakalım sorgulayarak. Bedenin içini resimler Balkan bu eserlerinde. Örttüğümüz örtüştürdüğümüz tutkularımız, tabularımız, korkularımız bedenin içinde organlarda tutsaktır. Ya da organlar bu dürtülerle tutsak edilmiştir bedenimiz içinde. Geçirgenli gerçeklik, ikircikli felsefi bakış açısıyla Balkan Naci’nin tuvallerinde biraz ürkünç biraz da ironik olarak yerlerin almıştır. Bilgisayar ortamında fotoğrafın tuvale yansımasıyla elde edilen 90×120 cm, 90×140 cm gibi boyutlarda, otuz dört tuvalden ve her tuvale eşlik eden birer cümle alt yazılardan oluşan Suret serisi, 1998 yılının Balkan Naci eserleridir. Hayallerle birleşen düşün dünyasının kurban etme kavramını sorguladığı bu kompoizsyonlar onun pür ve katışıksız Balkan Naci olan sanat anlayışının göstergesidir.  Déjà Vu serisi is,  yaklaşık olarak otuz adet eserin yanyana gelmesidir.  Fotoğraf-tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle yapılan bu dizideki yapıtlar 100×120 cm, 120×140 cm boyutlarındadır. Hristiyan ikonografisinin gizli resim dilini kullanıldığı fotoğraflardan oluşan Déjà Vu serisinde de, tekrar tekrar aynı şeyi görme sanrısından yola çıkan Balkan Naci, toplumsal bellek, beden, nesnellik, günlük yaşam ve müdahaleleri ve kısıtlamalarını, Sigmund Freud’a ve kollektif bilince metaforik göndermeler yaparak sorgular. Matah Balkan Naci’nin tüketim dünyasının feyk ikonlarına yaptığı derin ve anlamlı bir göndermedir. Mahmutpaşa ve Tahtakale’nin ilk hecelerinin bileşkesi olarak Matah, sözcük anlamıyla tamamen örtüşen bir kavram olarak Balkan Naci’nin 2006 yılının seri işlerine belirlediği konsepttir. Balkan Naci’nin yaşamın kesitleri içinden ironik bir bakış açısıyla algıladığı, yalnızca giydiği, kuşandığı, taktığı markalar kadar önemli olduklarını düşünen, başka hiçbir özellikleri olmayan,  sanal çevrelerinin içinde sanal ikonlar olarak çok önemli olduklarını  farzeden insanların sığ dünyasına yaptığı esaslı bir göndermedir.  Marka ikonlarının küçümsediği, ucuz giysi pazarları, tahtakale dükkanları, Mahmutpaşa sokaklarını dolduran basit, ucuz ve alalade giysiler, takılar, kumaşlar  ve herhangi bir şey olan materyellerle giysi tasarımları gerçekleştirir. Balkan Naci, sanatçı olarak estetik duyarlığının süzgecinden geçirerek gerçekleştirdiği bu giysi tasarımlarını, hiç önemi olmayan, plastik, içi boş konu mankenlerine giydirir. Matah serisi sergilendiğinde şok etkisi yaratır. Balkan Naci’nin tasarımları, sanatçının eleştirel bakışlarla sorguladığı moda ikonlarının bile olağanüstü ilgisiyle karşılanır. Tüketimin içi boş dünyasını ironisini, sanatın tarihine taşır. Balkan Naci İslimyeli’nin sanata adanmış 50 yılı, tamamen dünyaya, insana ve ülkemizin tarihine odaklı bilgiler, okumalar, gerçekler, anılar, bellek, felsefe ve estetik derinliklerle dolu bir sanatçının hayatıdır. İnsana ilişkin yaşanmışlıkların, zamana ilişkin belleğin, görme, algılamalardır. Yüzleşen gerçeklerin sorgulama evrelerinden geçirilerek, her seferinde yepyeni formatlar, atılımcı ve deneysel kompozisyonlar olarak sanat eserine dönüşmesidir. Yalnızca Balkan Naci’nin kendisinin temsili olan sanat eserlerine evrilmesidir. "ÜSTÜMÜ TOZLA ÖRTMEYE ÇALIŞAN HER ŞEYE DİRENDİM" Kuşkusuz bu kapsamlı katalog, Balkan Naci için yaptığım araştırmaların yalnızca bir kısmını içermektedir. Daha yapılacak epey okuma, eserler hakkında belirlenecek bir hayli felsefi düşünce, söylenecek çok söz var. Zamana bırakarak katalog yazımın son sözünü Balkan Naci’ye vermeliyim: “Kendimi hatırladığımdan beri sanki benim de bilmediğim gizli bir işle görevlendirilmiştim. Çocukluğun hayata saldıran coşkulu ve değişken ilgileri içinde bunun ne olduğunu çıkaramıyor, bilmediğim o gizli şeyi kimselere söyleyemiyor, ama ağırlığını artan bir yük gibi gizlice omuzlarımda taşıyordum… Sanat yaşamım, dünyanın bu en güzel kentinde, insanlara üstünde yaşadıkları, ellerinde tuttukları ama göremedikleri şeyleri göstermekle geçti. Yeni olana hep inandım. Yeni ve taze olanın dirimsel gücüne. Ama belki bundan da çok yeninin içindeki eskiye ve belleğe inandım. Her zaman, her şeyin duygularımın hızına göre çok ağır cereyan ettiği bu coğrafyada, keşfedebilmenin, yeniden yaratabilmenin gücüyle ayakta kaldım ve üstümü tozla örtmeye çalışan her şeye direndim” https://www.youtube.com/watch?v=JvAXKS6Gopk ### Ahmet Güneştekin: Sanat herkes için ama onu üretmek herkese göre olmayabilir Geçtiğimiz yıl İzmir Kültür Park'ta açtığı ve yüzleşme sergilerinin en kapsamlısı olan mübadele temalı "Gâvur Mahallesi" sergisi ile büyük ilgi gören Ahmet Güneştekin son paylaşımı ile yüzleşme zorluğu çekilen bir konuya daha değindi. Gerçek bir sanatçı olmak için yetenek sahibi olmanın tek başına yeterli olamayacağına da değinen Güneştekin’in söyledikleri ses getirecek gibi görünüyor. SADECE YETENEK SAHİBİ OLMANIZ YETMEZ Yetenek, eğitim ve çaba birbirini tamamlayan unsurlardır. Sanat herkes için ama onu üretmek herkese göre olmayabilir. Sanatçı olma dürtüsü her zaman içsel bir ihtiyaçtan doğar. Açıklanamaz bir sanat yapma arzusundan bahsediyorum. Sadece yetenek sahibi olmanız yetmez. Ancak zorunluluktan daha üstün bir çalışma yöntemi bulabilirsiniz. Özgünlük dediğimiz şey budur. Yaptığınız şeyi sevdiğinizde hiçbir çaba çok büyük değildir. Diğer taraftan entelektüel birikiminiz de tutkular kadar önemlidir. Bunu mutlaka bir yerden almalısınız. Estetik bilinç, hayal gücü ve yaratıcılığın gelişimi ancak bu eğitimle sağlanabilir. ### İstanbul'da Bir İlk: Koro Festivali İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, İstanbul'da ilk kez Koro Festivali düzenliyor. 12-20 Ağustos tarihleri arasında 7 ayrı noktada düzenlenecek olan festivale yediden yetmişe tüm İstanbullular davetli. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi Başkanlığı, İstanbul'da ilk kez Koro Festivali düzenleyecek. 12-20 Ağustos tarihleri arasında yedi ayrı noktada, 27 koro ve 900 korist ile düzenlenecek festival; Bebek Parkı, Sarıyer Haydar Aliyev Parkı, Müze Gazhane, Üsküdar Sahili, Kadıköy Meydanı, Anadolu Hisarı ve Metrohan’da gerçekleşecek.  Boğaziçi Gençlik Korosu, Ladies & Gentlemen, Ruhi Su Dostlar Korosu, Rezonans, İTÜ 250. Yıl Çoksesli Korosu, BOÜ ve ODTÜ Halk Müziği Topluluğu, BAU Polifonik Koro, Marmara Üniversitesi GSE Bölümü Müzik Öğretmenliği Korosu, Boğaziçi Mezunlar Korosu, Barbershop İstanbul, We Play Choral, Acapella Khalkedon, Koroİstanbul, Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu, Avrupa Müzik Topluluğu, Orphe Çoksesli Koro, BÜMK Klasik Müzik Korosu, Güneşin Sofrasından Sesler, Gürcü Sanat Evi Çok Sesli Korosu, Vokal Akademi Pop & Caz Korosu, Yeditepe Üniversitesi Çoksesli Korosu, İstanbul Armoni Korosu, Sirene, Yubal Dünya Müziği Topluluğu, GOP Akademi Korosu, European Voices İstanbul, ve Sansev Korosu’nun sahne alacağı konserlere tüm İstanbullular davetli. Farklı mekânların ruhuyla farklı türlerde performansların sahneleneceği festival programının detaylarına İBB Kültür Sanat sosyal medya hesapları ve www.kultursanat.istanbul adresinden de ulaşılabilir.  PROGRAM: 12 Ağustos Cumartesi 20.00Casa Botter Balkonu - Barbershop İstanbulSarıyer Haydar Aliyev Parkı - Acapella KhalkedonBebek Parkı - We Play ChoralÜsküdar Sahil - Marmara Üniversitesi GSE Bölümü Müzik Öğretmenliği KorosuKadıköy Meydanı – Koroİstanbul 12 Ağustos Cumartesi 21:00Üsküdar Sahil - BÜ ve ODTÜ Halk Müziği Topluluğu 13 Ağustos Pazar 20:00Metrohan - Lozan Mübadilleri Vakfı KorosuSarıyer Haydar Aliyev Parkı - BAU Polifonik KoroBebek Parkı - Avrupa Müzik TopluluğuÜsküdar Sahil - İTÜ 250. Yıl Çoksesli KorosuAnadolu Hisarı - BÜMK Klasik Müzik KorosuMüze Gazhane - Ladies & Gentlemen 13 Ağustos Pazar 21:00Bebek Parkı - Güneşin Sofrasından SeslerÜsküdar Sahil - Orphe Çoksesli KoroMüze Gazhane - Gürcü Sanat Evi Çok Sesli Korosu 19 Ağustos Cumartesi 20:00Sarıyer Haydar Aliyev Parkı - SireneBebek Parkı - Vokal Akademi Pop&Caz KorosuÜsküdar Sahil - Yeditepe Üniversitesi Çoksesli KorosuKadıköy Meydanı - İstanbul Armoni Korosu 19 Ağustos Cumartesi 21:00Bebek Parkı - Yubal Dünya Müziği Topluluğu 20 Ağustos Pazar 20:00Metrohan - GOP Akademi KorosuSarıyer Haydar Aliyev Parkı - European Voices İstanbulBebek Parkı - RezonansÜsküdar Sahil - Sansev KorosuMüze Gazhane - Boğaziçi Mezunlar Korosu 20 Ağustos Pazar 21:00Kadıköy Meydanı - Boğaziçi Gençlik KorosuMüze Gazhane - Ruhi Su Dostlar Korosu ### "Oppenheimer" 3 Haftada Bir Milyonu Aşkın Seyirciye Ulaştı Amerikalı fizikçi Julius Robert Oppenheimer'ın hayatına odaklanan "Oppenheimer" filmi, vizyona girdiği üçüncü hafta, 1 milyon 175 bin 698 seyirciye ulaştı. Box Office Türkiye'den derlenen bilgilere göre, en çok izlenen filmler arasına giren yapımda, Cillian Murphy, Robert Downey Jr. ve Matt Damon rol aldı. Film, 181 dakikalık uzunluğuyla Christopher Nolan'ın şimdiye kadar çektiği en uzun yapım olarak vizyonda yerini aldı. Yapım, nükleer bir silah geliştiren Oppenheimer'ın, silahın Hiroşima ve Nagazaki'de kullanılacağını öğrendiğinde projeden uzaklaşmasını ve daha sonra ABD'de hedef haline gelmesini anlatıyor. "Barbie"yi 1 milyondan fazla seyirci izledi "Oppenheimer"la aynı hafta gösterime giren "Barbie" filmi ise 1 milyon 100 bini aşkın izleyiciyi sinema salonlarına çekti. TME Films'in yaptığı açıklamaya göre, dünya çapında 1 milyar dolardan fazla hasılat elde edilen filmde Margot Robbie, Ryan Gosling, Kate McKinnon, Issa Rae, Hari Nef, Simu Liu, Ncuti Gatwa ve Kingsley Ben-Adir rol aldı. Yapım, Barbie diyarında varoluşsal krizler yaşayan ve kendini bir anda gerçek dünyada bulan ikonik bebek Barbie'nin macera ve eğlence dolu hikayesini konu ediniyor. "John Wick: Chapter 4" bir milyon seyirciyi geçti Büyük suç örgütünü yenmeye çalışırken yeni bir düşmanla yüzleşmek zorunda olan John Wick’in hikayesini işleyen "John Wick: Chapter 4"ü ise 1 milyon 46 bin 843 kişi izledi. Chad Stahelski'nin yönetmen koltuğuna oturduğu filmin başrollerinde Keanu Reeves, Donnie Yen ve Bill Skarsgard oynadı. "Görevimiz Tehlike" serisinin 7. filmi olan "Mission Impossible: Ölümcül Hesaplaşma-Birinci Bölüm", vizyondaki 4. haftasında 262 bin 432 seyirciye ulaştı. Tom Cruise'ın bir kez daha ajan Ethan Hunt olarak izleyici karşısına çıktığı yapım, Hunt ile birlikte çalıştığı IMF ekibinin maceralarını ele alıyor. İlki 2018'de gösterime giren ve gişe rekorları kıran "The Meg"in devam filmi "Meg 2: Çukur" ise vizyondaki ilk haftasında 87 bin kişiyle buluştu. Korku, gerilim ve aksiyonu bir araya getiren yapım, tarih öncesi köpek balığı Meg'lere karşı mücadele eden bir araştırma ekibinin hikayesini anlatıyor. İki haftadır vizyonda olan TRT ortak yapımı "Bulmaca Kulesi 2: Eve Dönüş"ü 73 bin 430 kişi, "Ninja Kaplumbağalar: Mutant Kargaşası" filmini ise ilk haftasında 32 bin 571 kişi izledi. ### "Müzede Sahne" Etkinlikleri Sakıp Sabancı Müzesi'nde Başlıyor Sakıp Sabancı Müzesi tarafından düzenlenen "Müzede Sahne" etkinliği, 17-20 Ağustos'ta sanatseverlerle buluşacak. Müzeden yapılan açıklamaya göre, Sabancı Vakfı desteğiyle Fıstıklı Teras'ta gerçekleşecek etkinliğin sanat yönetmenliğini Ayşe Draz üstlendi. Sezonun başarılı oyunlarıyla oyuncularının izleyici karşısına çıkacağı etkinlikte, Dostlar Tiyatrosu tarafından sahneye konan, Genco Erkal'ın başrolde olduğu "İmparator", Talimhane Tiyatrosu yapımı, Bora Akkaş'ın başrol oynadığı "Harika Şeyler Listesi", Hakan Emre Ünal'ın oynadığı, Tiyatro Hemhal'in "N'Olcak Bu Yusuf Umut'un Hali" ve Kadıköy Emek Tiyatrosunun "Herkes Kocama Benziyor" eserleri sahnelenecek. Ses atölyesi, çocuk oyunları, masal dinletisi ve dans performanslarının da yer alacağı programda, Atta'nın sahneleyeceği "Bully Bully" ve "Çık Dışarı" oyunları minik seyircilerin beğenisine sunulacak. "Hep Yan Yana" sloganıyla gerçekleştirilecek etkinlikte ayrıca "Olsa Olmalı Olabilir", "Yaşayan Anlatılar", "Atlı Köşk'ün Ses Manzarası" ve "Günbatımı Melodrama" eserleri de izlenebilecek. ### Erol Evgin'den Bodrum'da Yeni Sergi Uzun yıllar müzik, mimarlık ve resim çalışmalarını birlikte yürüten Erol Evgin, 13 Ağustos – 10 Eylül tarihleri arasında Bodrum Göltürkbükü Touch Sanat’ta açacağı resim sergisi ile sanatseverlerle buluşuyor. Mimari ile resmi tuvalde buluşturan sanatçı için gönderilen bültende şöyle deniliyor: "Mimari mirasımız olan, yüzyıllara meydan okuyan görkemli yapıları; yüce ruhları, çağlarını yansıtan ve nefes kesen duruşlarıyla tuvaline yansıtıyor..." Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Yüksek Mimarlık Bölümü’nü bitiren Evgin’in, akademide resim hocaları; Cemal Tollu, Neşet Günal ve Devrim Erbil'di. Bir süre akademi öğretim kadrosunda da yer alan sanatçı, 2001 - 2005 yılları arasında Mahir Güven Atölyesi’ne devam etti. Erol Evgin, Artcontact İstanbul 2022 yılı “Sanata Katkı Onur Ödülü” sahibi... ### Gümüşlük Müzik Festivali, Macar Piyanist Gabor Farkas'ı Konuk Etti 20. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali, Macar piyanist Gabor Farkas konseriyle devam etti. Bosfor Turizmin ana sponsorluğunda, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla düzenlenen festival, "Taşta" konserleri serisinde kendi kuşağının en iyilerinden biri olarak gösterilen Macar piyanist Farkas'ı ağırladı. Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi desteğiyle Türkiye'ye davet edilen piyanist Gabor Farkas, Antik Taş Ocağı'nda Bodrumlu klasik müzikseverlere unutulmaz anlar yaşattı. Klasik müzikte özellikle romantik döneme vurgu yapan, seçkin ve çok geniş repertuvara sahip, kendi kuşağının en iyi piyanistlerinden biri olarak gösterilen Farkas, konserinde Liszt, Debussy, Ravel, Bach gibi bestecilerin eserlerine yer verdi. Festival, 28 Ağustos'a kadar sürecek. ### 20. Uluslararası Bodrum Bale Festivali Başladı! 20. Uluslararası Bodrum Bale Festivali, Ankara Devlet Opera ve Balesince sahnelenen "Harem" balesi ile başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Genel Müdürlüğünce, Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği'nde düzenlenen festivalin açılışı gerçekleştirildi. Merih Çimenciler'in yönettiği, dekor ve kostümü Alexander Vasilliev'e, ışık tasarımı Tahsin Çetin'e ait iki perdelik "Harem" balesi, kudüm, ney, keman, kanun ve piyano eşliğindeki müziklerle Dede Efendi ve Hacı Arif Bey'in klasik besteleriyle sahnelendi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Murat Karahan, temsil öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, festivalin bu yıl 20'ncisi kutladıklarını, bunun kendileri için çok değerli olduğunu söyledi. Karahan, tarihi Bodrum Kalesi içinde sanat yapmanın ayrı keyif olduğunu vurguladı. Bu yıl festivale 20'nci yıl dolayısıyla beş ayrı disiplinde eser koyduklarını anlatan Karahan, şöyle devam etti: "Bu akşam Türk balesi olan 'Harem' ile başlıyoruz. Sergilendiği her akşam kapalı gişe oynayan çok değerli bir eserimiz. 8 Ağustos'ta 'Notre Dame'ın Kamburu', 11 Ağustos'ta Navdhara Hindistan Dans Tiyatrosu 'A Passage to Bollywood' adlı performansımız var. 13 Ağustos'ta İspanyol Flamenko Dans Topluluğu'nun sergileyeceği 'Woman By Aaron Vivancos', 16-17 Ağustos'ta da 'Don Kişot' ile festivalimizi bitireceğiz." Karahan, seyirciye ayrıca teşekkür ederek, şöyle konuştu: "Seyircilerimizin teveccühleri çok yoğun. Neredeyse biletlerimiz bitmek üzere. Bu akşam tıklım tıklım. Çok mutluyuz. 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali'ni yeni bitirdik. Orada da gecede ortalama 3 bin 500 seyirciye oynadık. Tüm zamanların en büyük hasılat ve seyirci rekorlarını kırdık. Bodrum'dan sonra da Eylül'de 30. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali başlayacak. Onun için de hazırlıklarımız sürüyor. Devlet Opera ve Balesi 12 ay kapılarını kapatmadan temsillerine her zaman devam ediyor." ### Aşık Veyse Müzesi, Uzun İnce Bir Yolculuğa Davet Ediyor Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde FPV dronla görüntülenen Aşık Veysel Müzesi, ziyaretçilerine ünlü ozanın gönül dünyasının kapılarını açıyor. Büyük ozanın müzeye çevrilen evini ve hemen yanına yapılan ek binadaki müzeyi gezenler, adeta "uzun ince bir yolculuğa" çıkıyor. Müze ev ile ek bina arasında bağlantıyı sağlayan ve "Karanlık Oda" adı verilen bölümde görme engelliler için braille alfabesiyle yazılan "Uzun İnce Bir Yoldayım" sözü yer alırken, diğer ziyaretçiler için ise karanlıkta 2-3 saniye, enstalasyon sanatı (yerleştirme sanatı) sayesinde Aşık Veysel heykeli beliriyor. Görme engelliler ve diğer vatandaşlar için her farklı ayrıntının düşünüldüğü müzede, Aşık Veysel'in yatağı, radyosu, kıyafetleri ve birçok kişisel eşyası ile sazları ve bal mumumdan yapılan heykeli de yer alıyor. Ziyaretçiler, Aşık Veysel'in kendi sesinden bir televizyon kanalının yaptığı röportajı dinlerken, ünlü ozanın İngilizce alt yazılı ve işitme engelliler için özel olarak hazırlanan belgeseli de izleyebiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 2009 yılında restorasyona alınan Aşık Veysel Müzesi, 7 Aralık 2012'de hizmete açıldı. Yılda ortalama 20 bin yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği müze FPV dronla görüntülendi. ### Uluslararası Bodrum Bale Festivali 20. Yılını Kutlayacak "20. Uluslararası Bodrum Bale Festivali", 5-17 Ağustos'ta sanatseverle buluşacak. Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin ilk ve tek bale festivali olan Uluslararası Bodrum Bale Festivali, 20. yılını önemli performanslar, yabancı konuk dansçı ve topluluklarla kutlayacak. Bodrum Kalesi, Kuzey Hendeği'nde 5-17 Ağustos'ta düzenlenecek festivalin açılışı Ankara Devlet Opera ve Balesince sahneye konulacak "Harem" ile yapılacak. Merih Çimenciler'in yönettiği, dekor ve kostümü Alexander Vasilliev'e, ışık tasarımı Tahsin Çetin'e ait iki perdelik eser, kudüm, ney, keman, kanun ve piyano eşliğindeki müziklerle Dede Efendi ve Hacı Arif Bey'in klasik besteleriyle sahnelenecek. Festival, 8 Ağustos Salı güzel çingene kızı Esmeralda ile kambur kilise zangocu -Quasimodo'nun ölümsüz aşklarını anlatan "Notre Dame'ın Kamburu"nu izleyiciyle buluşturacak. İzmir Devlet Opera ve Balesince sergilenecek, müzikleri Cesare Pugni’ye, müzik düzenlemeleri Bujor Hoinic'e ait eserin koreografisi ile librettosu Armağan Davran ve Volkan Ersoy imzası taşıyor. Dekorundan kostümlerine yerli prodüksiyon olan eserin dekor tasarımını Çağda Çitkaya, kostüm tasarımını Gülay Korkut, ışık tasarımını Fuat Gök, video prodüksiyonunu ise Ahmet Şeren yapıyor. BODRUM KALESİ'NDE BOLLYWOOD ESİNTİLERİ 11 Ağustos Cuma akşamı ilk kez Bodrumlu sanatseverlerin karşısında olacak Navdhara Hindistan Dans Tiyatrosu "A Passage to Bollywood" adlı performanslarını sahneleyecek. Geleneksel Hint müzikleri ve modern Bollywood şarkıları ile antik Hint dansı, yoga, meditasyon gibi yerli figürler ve Batılı dans tekniklerinin birleştiği eserin koreografisi Ashley Lobo'ya ait. Eser şimdiye kadar İsrail, Bahreyn, Güney Afrika, Kanada, Tayvan, Meksika, Çin, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri gibi dünyanın birçok ülkesinde seyirciyle buluştu. FLAMENKO ATEŞİ YANACAK 13 Ağustos Pazar akşamı, İspanyol Flamenko Dans Topluluğu'nun sergileyeceği "Woman By Aaron Vivancos" adlı eser sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Kadınların tarihsel gücünün ana motif olarak kullanıldığı, sembol ve kültürel bir öge olarak kadınlık konusundan yola çıkılarak şefkat, cesaret, güç, sevgi, umut ve neşeyi sahneye taşıyan performansın koreografisi Aarón Vivancos'a, müzikleri Aaron Vivancos ve Gonzalo Garcia'a ait. FESTİVALİN KAPANIŞI DON KİŞOT'LA YAPILACAK "Don Kişot" İstanbul Devlet Opera ve Balesince 16-17 Ağustos'ta sahneye konulacak. Koreografisini Marius Petipa'nın üstlendiği, Ayşem Sunal Savaşkurt'un düzenleyip sahneye koyduğu eserin müzikleri Ludwig Minkus'a, dekor tasarımı İsmail Dede'ye, kostüm tasarımı Gizem Betil'e, ışık tasarımı Önder Arık'a ait. Orta çağ şövalye hikayelerine saplantı derecesinde meraklı olan Don Kişot'un, gezgin bir şövalye olmaya karar vererek, yaveri Sancho Panza ile yola çıkmasıyla başlayan eserde, Don Kişot'un aşkını kazanmayı hayal ettiği Dulcinea ile yaptığı yolculuklar ve başından geçenler anlatılıyor. Saat 21.30'da başlayacak etkinliklerin biletleri, Bodrum Kalesi, OASİS AVM ve Midtown AVM gişeleri ile "www.dobgm.gov.tr" ve "www.biletinial.com" sitelerinden temin edebilecek. ### Denizde Bir Zaman Yolculuğu: Side Sualtı Müzesi Türkiye'nin ilk su altı müzesi olan Side Sualtı Müzesi, sahip olduğu 117 heykelden oluşan koleksiyonuyla dalış ve tarihe ilgi duyanları konuk ediyor. Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi tarafından Manavgat ilçesinde yaptırılan ve 2015 yılında açılan Side Sualtı Müzesi, yerli ve yabancı turistlerden ilgi görmeye devam ediyor. Dalış yapan turistler, Side'nin yaklaşık 1,5 mil açığında, 11, 18 ve 24 metre derinliklerde bulunan ve Anadolu medeniyetinin zenginliklerini anlatan 117 heykelin sergilendiği müzeyi geziyor. Müzeyi görüntüleyen su altı belgesel yapımcısı ve görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, AA muhabirine, her yıl 15-16 milyon turistin sadece Antalya'ya geldiğini belirterek, bunların büyük çoğunluğunun da deniz, kum ve güneş tatili yaptığını söyledi. Kovid-19 salgınından sonra dünyada su altı turizminde ciddi bir artış gözlemlendiğini dile getiren Ceylan, Antalya'nın da bu turizmden önemli bir pay alması gerektiğini vurguladı. Ceylan, su altı turizminde Antalya'nın Kaş ilçesinin ön plana çıkmasına karşın, Manavgat ilçesinde yer alan Türkiye'nin ilk su altı müzesi Side Sualtı Müzesi'nin, sertifikalı dalıcılar tarafından büyük ilgi gördüğünü anlattı. Su altı fotoğrafçısı Mustafa Emre Kolbakır ile yaptıkları dalışta, Side'nin yaklaşık 1,5 mil açığında 11, 18 ve 22 metre derinlikte deve kervanı, Poseidon, Mevleviler, Kurtuluş Savaşı ve çiçek bahçesi temalı 117 heykeli görüntülediklerini aktaran Ceylan, şöyle konuştu: "Bugüne kadar dünyanın birçok yerinde binlerce kez dalış yaptım. Bunların içerisinde Side Sualtı Müzesi gerçekten muazzam güzelliği ile en beğendiğim yerlerden biri oldu. Su altında görüş mesafesi Kaş'a çok yakın. Müzede yer alan 117 heykelin her biri ayrı güzellikte. Ancak bazı eserlerin hırpalanmış olduğunu gördük. Zarar gören eserlerin bir an önce eski haline dönüştürülmesi gerekiyor." Türkiye'nin, su altı turizminde dünyada çok fazla ilgi uyandırdığının altını çizen Ceylan, bu yönde yapılacak tanıtımlarla daha fazla turistin ülkeye gelmesinin sağlanabileceğini kaydetti. Dalış eğitmeni Ferhat Tekin de Türkiye'de su altı müzesini bilmeyen çok sayıda kişinin bulunduğuna dikkati çekerek, "Side'ye dalış için yaklaşık 15 bin turist geliyor." dedi. Tekin, su altı müzesinin, Türkiye'de görülebilecek en güzel yerlerden biri olduğunu sözlerine ekledi. ### 13. Knidos'un Sır'ı Sanat Festivali 'Can Baba'ya Bin Selam'  Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi’nde, bu yıl 13.sü düzenlenen Knidos'un Sır'ı Sanat Festivali, “Can Baba'ya Bin Selam” etkinliği 11-12 Ağustos 2023 tarihlerinde “Edebiyat Buluşması” üst başlığı ile sanatçılara ve sanatseverlere ev sahipliği yapacak. " Edebiyat ve Öteki" teması ile değerli edebiyatçılar sanatseverlerle bir araya gelecekler. Usta kalemlerin birikimlerini dinlemek, şiirin, romanın ve öykünün büyülü atmosferindeki ötekinin derinliğine dalmak, edebiyatta "Öteki, Ötesi" konularına ışık tutmak için sizleri bekliyoruz. Edebiyat Buluşması, sanatseverler ve edebiyat tutkunları için UKKSA’da dopdolu etkinliklere ev sahipliği yapacak. Değerli şair ve yazarların katkılarıyla ortaya çıkan Buluşma, edebiyatın derinliklerine inerek; okurların çoklu ilgileri ve karakter çatışmaları arasında nasıl birleşebileceğine veya ayrışabileceğine dair içerikler sunacak. Değerli şair, yazar, tarihçi ve edebiyatçıların konuşmacı olarak katılım sağlayacağı ve sanatseverlerin bir araya geleceği etkinliklerde, Akademi bahçesinde, özgün plastik sanat eserlerinden örneklerin sergileneceği bir şölen de gerçekleşecek. Edebiyat Buluşması, 11 Ağustos 2023 tarihinde şair, yazar, tarihçi ve oyuncu Pelin Batu’nun “Edebiyat ve Öteki, Ötesi” konulu açılış konuşması ile saat 18.00’da başlayacak. Şair ve yazar Namık Kuyumcu'nun proje koordinatörlüğünde ve Datça Belediyesi'nin katkılarıyla yürütülecek olan etkinliğin 1. oturumda Ressam Umur Türker, “Nevzat Metin Aramızda” konulu konuşması ile oturum yönlendiriciliğini yapacak. UKKSA Yönetim Kurulu Başkanı Evrim Başak Ercan, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Devrim Metin ve şair ve yazar Namık Kuyumcu konuşmacı olarak katılacaklar. oturumun ev sahipliği; şair ve yazar Namık Kuyumcu'nun sunumu ile başlayacak. “Can Yücel Şiiri ve Öteki, Ötesi” konusu tartışılacak. Şair Sezai Sarıoğlu, Can Yücel şiirlerinden kurgulanmış " CANkolik" başlıklı bir performans sunacak. Ardından şairler; Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Deniz Durukan, Namık Kuyumcu ve Pelin Batu, sanatseverler ile buluşacaklar. Edebiyat Buluşması’nda yazarlar, şairler ve edebiyat kuramcıları, kendi yapıtlarından hareketle, "Edebiyatımızda Öteki" kavramını tartışacaklar. Sanatseverler konuyla ilgili sorularıyla, inter aktif paylaşımda bulunabilecekler. UKKSA, Edebiyat Buluşması’nın 2. gününde ise; “Öykü ve Roman'da Öteki” temasının yönlendiricisi Altay Öktem ile program açılacak. Program akışı; Aydın Şimşek, Figen Şakacı, Hatice Meryem ve Necla Akdeniz, konuya ait sunumlarıyla; kendi estetik- sanat- dil ve etik bağlamlarıyla ilişkilenmelerini paylaşacaklar. “Ötekinin Şiirleri” teması adı altında gerçekleşecek olan 2. oturumda; şair Akif Kurtuluş programı yönetecek. Altay Öktem, Aydın Şimşek, Deniz Durukan, Pelin Batu, Namık Kuyumcu ve Sezai Sarıoğlu kendi şiir serüvenlerinden hareketle; "Şiir ve Öteki" kavramını anlatacaklar. Kendi şiirlerinden örnekler sunacaklar. ### MDA bu yıl herkesi “Uyanış”a tanıklık etmeye davet ediyor Katılımcılarına alışılagelmiş festivallerin çok dışında bir deneyim alanı sunan MDA, bu yıl Müzikist tarafından altıncı kez düzenlenecek.1-3 Eylül tarihleri arasında, İstanbul Polonezköy’de üç gün boyunca sanatçıları, akademisyenleri ve katılımcıları bir araya getirecek olan MDA 2023’ün bu yılki teması ise “Uyanış” olacak. Müziğin kaynağı olan doğayı buluşma alanı olarak işaretleyen ve her yıl dünyadan birçok farklı sanat yaklaşımını bir araya getirerek kolektif bir üretim süreci oluşturan MDA, 2018 yılında çıktığı yolculuğuna altıncısı ile devam ediyor. 1-3 Eylül tarihleri arasında İstanbul Polonezköy’de gerçekleşecek MDA, tema oluşturma sürecinde hepimizi derinden etkileyen konulardan ilham aldı. Ülkemizde gerçekleşen yıkıcı depremler sonrası iyileşme süreci, Cumhuriyet’in 100. yılı ve toplumsal dönüşüm beklentileri ile yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni farkındalıklar ve yeni deneyimler etrafında şekillenen etkinliğin bu yılki teması “Uyanış” oldu. Sanatçıların, atölye eğitmenlerinin, masal anlatıcılarının ve katılımcıların üç gün boyunca bir çember etrafında toplanmasına vesile olacak MDA 2023, Uyanış teması etrafında şekillenen programıyla kolektif üretimi ve iyileşmeyi hedefliyor. MDA, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 13.sü olan İklim Eylemini destekliyor. Her yıl “Organik Sahne” isminin verildiği sahneyi doğadan ürünler eşliğinde özel olarak tasarlıyor. Festival süresince minimum atık üretiyor ve üretilen atıkları ayrıştırıyor. Yukarı dönüşüm ve sıfır atık hakkında farkındalık sağlayıcı etkinlikler düzenliyor. Üç günlük deneyimsel bir yaşam alanı sunan MDA’nın bu yıl planlanan programında; gün boyu müzik, sanat ve doğaya dair paneller ve atölyeler düzenlenecek. Bade Nosa, Maya Perest, Canay Doğan, Melisa Karaduman, Onur Kahvecioğlu festivalde yer alacak sanatçılar arasında. MDA 2023 ile ilgili ayrıntılara, muzikist.org web sitesinden ve MDA’nın sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz. ### Usta Senarist Safa Önal Hayatını Kaybetti Filme çekilmiş 395 senaryosuyla Guinness Rekorlar Kitabı'na giren usta senarist Safa Önal, 92 yaşında yaşamını yitirdi. Usta senaristin vefatını Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği (SENARİSTBİR) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Yapılan paylaşımda, "Türkiye sinemasının duayenlerinden değerli senarist, yönetmen ve yazar Safa Önal’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Başta ailesi ve sevenleri olmak üzere hepimizin başı sağ olsun. Cenaze bilgileri daha sonra paylaşılacaktır," ifadelerine yer verildi. Safa Önal Kimdir? İstanbul'da 17 Aralık 1930'da dünyaya gelen senarist, yönetmen ve yazar Önal, yazarlığa 1945'te kısa öyküler kaleme alarak başladı. Önal, "Vesikalı Yarim", "Ağaçlar Ayakta Ölür", "Ah Güzel İstanbul", "Ah Müjgan Ah", "Dila Hanım", "Tatar Ramazan", "Tatlı Nigar", "Doktor Civanım" gibi pek çok kült filmin senaryosunu kaleme aldı. Filme çekilmiş 395 senaryosuyla Guinness Rekorlar Kitabı'na da giren usta senarist, 1973'te yönetmenliğe başladı ve 40'a yakın film yönetti. Yazdığı senaryolarla Altın Koza ve Altın Portakal gibi önemli festivallerden çok sayıda ödül kazanan Önal, söz yazarı, sunucu Sezen Cumhur Önal'ın da kardeşidir. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'dan Senarist Safa Önal için Taziye Mesajı Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, hayatını kaybeden senarist, yönetmen ve yazar Safa Önal'a rahmet diledi. Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Sinemamızın değerli ismi, usta senarist, yönetmen ve yazar Safa Önal'ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Merhuma Allah'tan rahmet, kederli ailesine, sevenlerine ve tüm sanat camiamıza başsağlığı diliyorum," ifadelerini kullandı. ### 100 Ülkenin Kültür Sanat Elçisi Taksim Meydanı'nda Bir Araya Geldi Büyükçekmece Belediyesince bu yıl 24'üncüsü düzenlenen "Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali"nin açılışı, Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, organizasyon için kente gelen 100 ülkenin kültür sanat elçisi, açılışa ülkelerinin bayrakları ve geleneksel kıyafetleri ile katıldı, dans gösterileri yapıldı. Sevgi, barış ve kardeşlik mesajlarının verildiği bu yılki festivale, Cumhuriyet'in 100. yılı nedeniyle 100 ülkeden 1580 sanatçı katılıyor. Sergi, yarışma, konser, gösteri ve birçok kültür, sanat etkinliğine ev sahipliği yapacak festival, 5 Ağustos'a kadar sürecek. "Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali", Dünya Festivaller Birliği tarafından 8 kez üst üste "Dünyanın En İyi Kültür Sanat Festivali" ödülüne değer görüldü. ### Her Rengin ve Sembolin Enerjisi Farklı! Sembolist ressam Tolga Ezel, her rengin farklı enerjisi olduğunu vurgulayarak “Pastel renklerin enerjisi düşüktür, bu yüzden dinginlik verdiği düşünülse de negatif etki yaratabilir. Yanına başka bir renk eklenirse yaratacağı enerji değişir, o nedenle doğru renk seçimi önemlidir,” diyor. "Resimlerimde renklerin gücünü sonuna kadar kullanıyorum,” diyen ressam Tolga Ezel, renklerin ve sembollerin verdiği enerjiye dikkat çekiyor. Sembolist ressam Tolga Ezel, renklerin enerjisi olduğunu vurgulayarak seçilen renk tonunun önemine dikkat çekiyor: “Spiritüel konulu internet sitelerinde renklerin verdiği enerjiler konusunda yazılara rastlamışsınızdır. Örneğin mavi kendine güveni temsil eder gibi yazılar. Peki hangi mavi? Mavinin onlarca tonu var. Buz mavisinin verdiği enerji ile İngiltere kraliyet ailesi mavisinin verdiği enerji aynı değildir. Bir limon sarısı ile derin sarının verdiği enerji çok farklıdır.” HER RENGİN ENERJİSİ FARKLI Ressam Tolga Ezel, “Renkler kendi içlerinde ayrılırlar ve her renk farklı enerjiye sahiptir. Pastel renklerin enerjisi düşüktür, bu yüzden dinginlik verdiği düşünülse de negatif etki yaratabilir,” diyerek konu hakkında şunları söylüyor: “Örneğin gözleri görmeyen birinin dünyasını karanlık zannederiz, oysa onun renk kavramı yoktur, karanlıkta yaşasaydı aklını yitirirdi. Farklı renkler bir araya geldiği zaman yaydıkları enerji de farklı olur.  Burada renk tonları büyük önem taşır. Çin kırmızısı ile yan yana gelen buz mavisi ile Mısır mavisi farklı enerji yayar. Aralarına üçüncü renk gelirse yaratacağı etki değişir. Her renk tonunun titreşimleri yaydığı frekansla enerji yaratır. Bu yüzden resimlerimde enerjisi yüksek canlı renkler kullanıyorum.” SEMBOLLER BİLİNÇLİ KULLANILMALI Resimlerinde sembolleri kullanan Tolga Ezel, “Semboller ise bizlere kadim uygarlıklardan gelen armağandır,” diyerek sembollerin önemini şöyle anlatıyor: “Günümüzde semboller neredeyse yok oldu, insanlar tarafından bilinçsiz kullanılıyor. Oysa semboller tamamen bilinçli kullanılmalı. Dikkat ederseniz günümüzde dünyaca ünlü markaların logoları evrensel sembollere göre seçilmiş. Lotus çiçeği, melek kanadı, ısırılmış elma gibi logolar dünyayı yöneten ruhsal mekanizmaya göre belirlenmiş. İnsanlar arasında semboller takılarda ve dövmelerde yaygın olarak kullanılıyor fakat kadim uygarlıklardaki gibi sembollerin gücünün farkına vararak kullanılmıyor. Feng Shui felsefesine göre evimizde bulunan bazı eşyaların negatif enerji verdiğini baz alırsak, sembollerin enerji frekansını ciddiye almak gerekir.” ### Toprağın Yol Hikayeleri: Türk Çini Sanatına Bir Yolculuk "Türk Çini Sanatı," Anadolu uygarlığını kültürel bir miras olarak cami, köşk, saray, çeşme ve türbelerden evlerimize taşıyor. İlk örnekleri Karahanlılar'da görülen ve Osmanlı İmparatorluğunda altın çağını yaşayan bu geleneksel sanat günümüzde yeni nesil ustalarla yaşıyor. Çini sanatına gönül veren, üstat çini sanatçısı İsmail Yiğit, çark üstadı Efsane Mehmet Yıldırım ve çini sanatçısı Arzu Balkan ile öğrencileri Melike Akova, Nurgül Güldoğuş, Seval Korkmaz, Mine Girgin, Kübra Topsak, Dilek Gökçen ve Berrin Temelli Yağcı'nın 17-25 Temmuz tarihleri arasında Burhaniye Hüsnü Pazarbaşı Gençlik ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdiği Toprağın Yol Hikayeleri adlı karma sergisi Türk çini sanatını bütün ihtişamı ile geçmişten günümüze gözler önüne serdi. Türk çini sanatının son on yılına damgasını vuran bir çini sanatçısı olan İsmail Yiğit, "Seramik sanatını diğer çini ustalarından farklı olarak atalarımdan almadım. Bu sanat beni büyüledi ve içine çekti. 21. yüzyılın başında Osmanlı seramiğinin ilgi uyandıracağına ve bu sanatın barışçıl bir dünya için yaşatılması gerektiğine inanıyorum," dedi. Sergiye öğrencileri ile birlikte katılan Arzu Balkan ise 'Sanat, çok uzun ve zor bir yoldur. Üstatlarla birlikte sanata ve aşka olan tutkumuzu Toprağın Yol Hikayeleri'nde yüreğimizle ve eserlerimizle anlattık," şeklinde konuştu. Hindistan, Macaristan, Fransa Umman, Almanya, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Güney Afrika ve Suriye'de "Çark Torna Ustalığı" hakkında seminerler ve uygulamalı eğitim veren, uluslararası yarışmalarda 1. ödülleri alan ve 2006'da Kütahya'nın Sevgi Yolu girişinde "Çark Yapan Usta" olarak heykeli yapılan Türk çini sanatının efsanesi Mehmet Yıldırım, "Değerli sanatçı dostlarımla bu sergide buluşmaktan çok mutlu oldum. Geleneksel Türk sanatları bir tutku. Biz bir bayrak taşıyoruz ve gelecek nesillere emanet edeceğiz," diye konuştu. İstanbul Lale Vakfı Başkanı Salih Arslan sergiyi gezerek usta sanatçılardan bilgi aldı. Özellikle lale motifli çalışmalardan satın alarak müzede sergilemeyi düşündüğünü belitti. Açılışını Fikret Akova ve Belediye başkan yardımcısı Oktay Erbalaban’ın  yaptığı sergiye çevre illerden çok sayıda sanat sever ilgi gösterdi. Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler, "Sanata ve sanatçıya her zaman büyük önem veriyoruz. Geleneksel Türk Sanatları'nda bir sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyuyoruz," dedi. Türk Çini Sanatı: Binlerce Yıllık Mirasın İzinde Estetik Bir Yolculuk Tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan Türk çini sanatı, zengin desenleri, canlı renkleri ve estetik dokusuyla dünyada kendine özgü bir yer edinmiştir. Kökleri Orta Asya'ya kadar uzanan bu sanat dalı, Türk kültürünün önemli bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir. Türk çini sanatının kökenleri, Orta Asya'daki Türk boylarına dayanmaktadır. Milattan önceki yüzyıllardan itibaren Türkler, çömlek ve seramik ürünleri üzerinde motiflerle süslemeye başlamışlardır. Göçebe hayatlarına rağmen sanat anlayışlarını ve zanaat becerilerini beraberlerinde taşıyan Türkler, gördükleri coğrafyalarda bu geleneği devam ettirmişlerdir. Türk çini sanatı, özellikle Selçuklu döneminde Anadolu'ya giriş yaparak burada gelişme göstermiştir. 11. yüzyılda Anadolu'yu fethederek yerleşen Selçuklu Türkleri, çini ve seramik sanatını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu dönemde, başta Konya ve İznik olmak üzere birçok şehirde çini atölyeleri kurulmuştur. Türk çini sanatının en parlak dönemlerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezi olarak İznik şehrinde yaşanmıştır. 15. ve 17. yüzyıllar arasında üretilen İznik çinileri, mavi, yeşil, turuncu ve beyaz renklerin zarif kombinasyonlarıyla ünlüdür.Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemlerinde çini sanatı, saraylarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı gibi Osmanlı padişahlarının ikamet ettiği yapılar, eşsiz çini süslemeleriyle donatılmıştır. Türk çini sanatı, binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan zengin bir mirası temsil etmektedir. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan bu tarihî yolculuk, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde doruk noktasına ulaşmış, günümüzde ise kültürel bir hazine olarak yaşamaya devam etmektedir. ### Türkiye'deki İlk Yapay Zeka Destekli Sergi Hahane Sanatseverlerle Buluştu 21 Temmuz Cuma günü Duende Art Gallery’ de açılışı gerçekleşen Stefan Ragimov’un Hahane (Khakhane) isimli sergisi tüm gözleri üzerine çekti. Etkileyici açılış şovlarıyla birlikte kapılarını açan sergi, sanatseverlerden büyük ilgi gördü ve açılışta birçok değerli ismi ağırladı. Hahane (Khakhane) sergisi, Türkiye'de gerçekleşen ilk solo yapay zeka destekli sergi olma özelliğinin yanı sıra gerçekleştirdiği açılışla sanatın gücünü bir kez daha vurgulamak adına unutulmaz bir deneyim yaşattı. Açılış, sanat ve görsel şölenin birleştiği etkileyici bir performansla başladı. Stefan Ragimov’un eserlerinin ihtişamı, Efe Baydar’ın etkileyici performansı, Mehmet Buğra Avcı'nın benzersiz sanat yönetmenliği ve Küratör Emine Özkarslıoğlu'nun vizyoner bakış açısı birleşince sergi alanı adeta bir sanat şölenine dönüştü. İzleyiciler her eserle bir bağ kurarak sanatın içsel gücünü deneyimledi. Hahane (Khakhane) sergisi açılışına sanat dünyası, basın mensupları ve birçok değerli sanatsever katıldı. Sergide yer alan eserler ziyaretçilerden büyük beğeni topladı. Açılışta yapılan konuşmalarda Stefan Ragimov’un eşsiz yeteneğinin ve yapay zeka gücünün birleşmesiyle ortaya çıkan sonucun etkileyiciliğine değinilirken Hahane (Khakhane) sergisinin sanata farklı bir bakış açısı getireceği vurgulandı. Hahane (Khakhane) sergisi, 21 Ağustos 2023 tarihine kadar Duende Art Gallery’ de tüm sanatseverlere kapılarını açık tutacak. Sergi, farklı içeriği ve yaratıcılığıyla sanata ilgi duyan herkes için ilham verici bir deneyim sunuyor. https://www.youtube.com/watch?v=OgwUQPq9cJQ Sergi Hakkında: Hahane (Khakhane) sergisi, Türkiye'deki ilk yapay zeka destekli solo sergi olmasının yanı sıra sanatçı Stefan Ragimov’un da Türkiye’ de gerçekleştirdiği ilk solo sergidir. Sergi, İran tarihindeki politik ve ekonomik kararların topluma yansımalarını görsel bir deneyimle sunuyor. Sergide yapay zeka destekli fotoğrafların yanı sıra, sanatçının orijinal fotoğrafları da yer alıyor. Stefan Ragimov'un fotoğraf sanatı ve yapay zekanın gücüyle buluşturduğu Hahane (Khakhane) sergisi Emine Özkarslıoğlu'nun küratörlüğünde Duende Art Gallery'de sanatseverleri büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. TARİH: 21 Temmuz 2023 - 21 Ağustos 2023YER: Duende Art GalleryADRES: Fenerbahçe Mah. Itridede sok. No: 17/A Kızıltoprak, İstanbul ### İstanbul Sanat Dergisi Hollanda'da Yayınlar grubumuzdan İstanbul Sanat ve TOURMAG Turizm dergilerinin fotoğraf editörlüğünü yapan arkadaşımız Bülent Uluçay, kapak konusu olarak hazırlanmakta olup gelecek aylarda yayınlanacak dosya haberi için Hollanda'ya gitti. Daha önceden belirlediğimiz alanlarda 1500'ün üzerinde fotoğraf çeken Uluçay özellike Amsterdam'da ilginç görüntüler elde etti. Amsterdam'a gitmişken, mesleğe başladığı yıllarda etkilenip rahle'i tedrisinden geçtiği Ara Güler Sergisi'ne de uğradı. Foam Fotoğraf Müzesi, Ara Güler Müzesi ve Polat Stüdyo tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen "Ara Güler - Bir Işık ve Gölge Oyunu" adını taşıyan sergiye girdiğinde bambaşka bir duygu yoğunluğu yaşadığını dile getiren Uluçay, "Özellikle sergide gösterilen, ' Kahramanın Sonu' adlı belgesel bir çok şeyi anlatıyor olması beni uzun bir yolculuğa çıkardı. Serginin açılabilmiş olmasını onun ve ülkemizin tanıtımına büyük katkıları olacağını düşünüyorum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum," dedi. Ara Güler'in fotoğraf dünyasına ait özel anların ve öne çıkan eserlerinin de olduğu bir kitabın da yer aldığı sergi, 8 Kasım'a kadar Amsterdam'daki Foam Fotoğraf Müzesi'nde gezilebilecek. https://www.youtube.com/watch?v=REMp8R19kIQ ### 73 Yaşındaki Geleneksel Oyuncak Ustası, Çocukluğundaki Oyuncakları Yeni Nesillere Aktarıyor Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak seçilen geleneksel el yapımı oyuncak ustası 73 yaşındaki Orhan Karaalioğlu, çocukluk anılarından esinlenerek, unutulmaya yüz tutmuş oyuncakları atölyesinde tasarlıyor. Karaalioğlu, 30 yıllık iç mimarlık kariyerinin ardından 7 yıldır Ulucanlar Sanat Sokağı'ndaki tahta oyuncak atölyesinde, çocukluğundaki oyuncakları tasarlayıp gelecek nesillere aktarmaya, geleneksel oyuncak yapımını çocuk kursiyerlere öğretmeye başladı. "El Yapımı Geleneksel Oyuncaklar" kitabı, Gazi Üniversitesi tarafından basılan Karaalioğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak kayıt altına alındı. Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı Karaalioğlu, el yapımı ve geleneksel oyuncaklara dair, anı defterinde sakladığı hatıralarındaki oyuncaklarını günümüze taşıma hikayesini AA muhabirine anlattı. Karaalioğlu, emekliliğinden sonra boşluğa düştüğünü ve hobisi olan oyuncak yapımına yönelerek, kendi tasarladığı oyuncakları önce kitaplaştırdığını daha sonra da atölyesinde şekillendirdiğini belirtti. Hareketli Oyuncaklar Çocuğun Psikomotor Gelişimini Destekliyor Hazır oyuncakların çoğunun zararlı malzemelerden yapıldığını ancak atölyesindeki materyallerin sağlığa zararsız ve çocukların rahatlıkla kullanabileceği özellikte olduğunu ifade eden Karaalioğlu, "Günümüzde el yapımı ve geleneksel oyuncakları üreten kimse hemen hemen yok gibi. Yurt dışından gelen ve çoğu zararlı malzemelerden yapılan hazır oyuncaklarla oynarken çocuk elini ağzına götürüyor. Kullandığım malzemelerde su bazlı akrilik boya kullanıyorum, hiçbir zararı yok," dedi. Tasarladığı oyuncakların her birinin hareketli malzemelerden yapıldığına ve böylelikle çocukları eğlendirirken beceri kazandırdığına işaret eden Karaalioğlu, el-göz koordinasyonu sağlanarak çocuğun psikomotor gelişiminin desteklendiğini kaydetti. Ahşap oyuncak üretiminin yanı sıra Hacettepe Üniversitesinde fotoğrafçılık dersleri verdiğini de anlatan Karaalioğlu, sürekli üretmeyi sevdiğini belirterek, şöyle devam etti: "İlk oyuncağımı 4 yaşındayken yaptım. Annem ilk olarak bana kağıttan bir kayık yapmıştı ve onu yüzdürmüştüm. Birkaç hafta sonra annem kibrit kutularını birleştirerek bana bir tren yaptı. O zaman tekerleklerini kartondan kesip, toplu iğneyle batırmıştı. Sonra mercimekle kuru fasulyeleri vagona doldurup oynamıştım. Bende büyük anısı vardır, kitabımda da resmi var sonra araştırma yaparak geliştirdim ve mukavvadan keserek oyuncak bir at yapmıştım." Tablet Bilgisayar ve Telefondaki Oyunlar Çocukları Sosyallikten Uzaklaştırıyor Annesinin terzi olduğunu ve onun atık bez parçalarından atına saç yaptığını anlatan Karaalioğlu, daha sonra kafasına sopa bağlayarak binek yaptığı atıyla sokakta koşarak oynarken çok eğlendiğini söyledi. O atın aynısını şu an atölyesinde ahşaptan tasarladığını ve bu oyuncağın çocuklar tarafından da çok sevildiğini ifade eden Karaalioğlu şunları söyledi: "Mukavvadan yaptığım attan sonra telden araba yaptım. Tekerlekleriyle birlikte bükerek 9-10 yaşındayken yaptım. Eskiden makaralar ahşaptandı annemin ipliği bitince o makaradan araba yaptım, gelenlere de gösteriyorum. 23 yıldır oyuncakları zevk alarak yapıyorum. Bu mesleğimi iç mimarlıktan daha çok sevdim." Çocukların artık bu tarz oyuncakları bilmediğini, ellerindeki tablet ve telefonlardaki dijital oyunlarla tek başına oynadığını kaydeden Karaalioğlu, çocuğun sosyallikten uzak ve eğitici, öğretici, olmayan bu cihazlardan uzak tutulması gerektiğinin altını çizdi. ### Galeri Bosfor “Doğanın Yankıları” ile Mesa Bodrum’da İstanbul’un önde gelen çağdaş sanat galerisi, Galeri Bosfor, 1 Temmuz-15 Eylül tarihleri arasında “Doğanın Yankıları” sergisini Bodrum Demirbükü’nde yer alan Mesa Bodrum’da sergiliyor. Doğayla bütünleşen eserlerle sezgileri harekete geçirecek bu özel yerleştirme, Mesa Bodrum içerisinde yer alan nevi şahsına münhasır yemek ve detaylarıyla dikkat çeken Naru’nun bahçesi ve iç mekanlarına yayılıyor. Galeri Bosfor’un temsil ettiği sanatçılar Mithat Şen, Olgu Ülkenciler, Burcu Erden, Ahmet Çerkez, Işıl Kapu, Erman Özbaşaran, İpek Yücesoy, Yasha Butler, Renin Bilginer ve Ilgın Seymen’in yer aldığı sergide, form, doku ve anlam dünyası olarak doğaya referans veren eserler yer alıyor. Açık alanlarda heykellerin Bodrum’un eşsiz florasıyla iç içe geçtiği bu sergi, ziyaretçileri, insan ve doğa ilişkisini eserler aracılığıyla keşfetmeye davet ederken, galerinin "özgün, yalın ve yetkin” sanat pratiği seçkisini izleyiciye sunuyor. Küratörlüğünü Galeri Bosfor kurucusu Gökşen Buğra’nın gerçekleştirdiği "Doğanın Yankıları"sergisi, doğanın sanatsal ifade üzerindeki derin etkisine tanık olmak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Yaz boyunca ziyaretçilerini bekleyen sergide, Erman Özbaşaran’ın rengin hakimiyetindeki soyut manzaraları, Mithat Şen’in parşömen ve mermerle gerçekleştirdiği beden formları, Burcu Erden’in kaya dokulu heykelleri, Ahmet Çerkez’in ham bez üzerine organik lekeleri gibi malzeme ve form odağında özgün işler üreten Galeri Bosfor sanatçılarının işleri yer alıyor. Doğanın açık metninin sanatçılar tarafından nasıl bir çeşitlilikle yorumlandığının ilham verici bir örneği olan bu yerleştirme, derinlikli çağrışımlarıyla izleyicileri çevre ile kendi bağları üzerine düşünmeye davet ediyor.  Galeri Bosfor Hakkında: Bosfor, odağına sanat eseri ve sanatçıyı alan, küratöryal ve solo sergilerle özgün örnekler gösteren, güncel sanat üretiminin nabzını tutan ve kendi zamanının tanıklığını üstlenen bir galeridir. Ziyaretçinin nitelikli sanat eserleri gördüğü, ilham aldığı, iyi hissettiği bir mekân olup, etrafında değer yaratmaya ve paydaşlarına da değerli hissettirmeye özen göstermektedir. Öncelikle kendi coğrafyasında bağımsız bir sanat ortamı geliştirmeyi; yaratıcı, zihinsel ve ahlaki değerlerle daha güçlü etkiler yaratmayı hedeflemektedir. Form ve malzeme odağında özgün işler üreterek kendilerine has üsluplarını zaman içinde dönüştürmüş; disiplin ve ahlakla üretimlerini sürdüren sanatçıları temsil etmektedir. ### 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, Lucia di Lammermoor Prömiyeriyle Sona Erdi Devlet Opera ve Balesi'nin seçkin eserlerinin sanatseverlerin beğenisine sunulduğu 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, Gaetano Donizetti'in üç perdelik trajik operası "Lucia di Lammermoor" prömiyeriyle sona erdi. Efes Antik Kenti, Büyük Tiyatro'daki prömiyerde İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) sanatçıları Eylem Demirhan Duru, Cengiz Sayın ve Burak Dabakoğlu rol aldı. Rejisörlüğünü Carlos Vilan yaptığı, Sir Walter Scott'un "Lamermoor Gelini" adlı tarihi romanından uyarlanan eser, tarihi atmosferi dolduran sanatseverler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı. Devlet Opera ve Balesi tarafından düzenlenen "Yaz Festivalları" 5-17 Ağustos'ta Uluslararası Bodrum Bale Festivali ve 4-21 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali ile devam edecek. ### Fotoğrafa Adanmış Bir Ömür: İzzet Keribar 2 milyona yakın Türkiye ve dünya fotoğrafları arşiviyle Türkiye'nin önemli fotoğraf sanatçılarından 87 yaşındaki İzzet Keribar, "Hem eski İstanbul hem Kore zamanı hem de 1980 sonrası çektiklerimi hesap edince 2 milyona yakın fotoğrafım oldu," dedi. Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından 1985'te "A.Fiap" (Sanatçı), 1988'de de "E.Fiap" (Ekselans) unvanlarıyla onurlandırılan Keribar, 1952'den beri fotoğrafa meraklı olduğunu belirterek, "Önce ağabeyimin yardım ve teşvikleriyle İstanbul'u keşfettim. İstanbul'un her bir yanını, müzeler, camiler, kiliseler, surlar, hep birlikte gezdik. Bizim cemaatten, muhitten kimsenin bilmediği yerlere götürdü beni, dünyayı tanıttı diyebilirim," diye konuştu. "Fotoğrafçılık Sayesinde Paşanın Tercümanı Olmuştum" Usta sanatçı, sadece fotoğrafla meşgul olmadığına işaret ederek, "Hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak ticaretin artık bana göre bir şey olmadığını fark edince 25 seneden beridir kendimi tamamen fotoğrafa adadım," ifadelerini kullandı. Liseyi bitirdiğinde babasının ödül olarak Leica marka fotoğraf makinesi aldığını dile getiren Keribar, o yıllarda Türkiye'de belki 10 kişide o kalitede bir fotoğraf makinesi olduğunu söyledi. Kore'de gönüllü askerlik yaptığı yıllarda da o makineyi kullandığından bahseden usta fotoğrafçı, şunları anlattı: "Kore'ye 1956'da gönüllü olarak gittim. İngilizce konuştuğum için tercüman olarak gitmiştim ama kısa sürede fotoğrafçılığım ile üst subaylar tarafından çok sevilmeye başladım. Fotoğrafçılık sayesinde paşanın tercümanı olmuştum. Fakat Kore'den döndükten sonra fotoğrafa ara verdim, ailemi, işimi kurdum. Uzun yıllar kuyumculuk, antikacılık yaptım. Müzikle ilgilendim, ticaret yaptım ve 1980 yılında bir tesadüf eseri oğluma aldığım makinayı kurcalamaya başlayınca birden bire o fotoğraf aşkı tekrar alevlendi. İlk yaptığım iş İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneğine (İFSAK) üye olmak oldu. Kendimi fotoğrafçı sanıyordum halbuki hiçbir şey değilmişim." "43 Senedir Hiç Durmadan Kendimi Tamamen Fotoğrafa Adadım" İzzet Keribar, fotoğraf sanatını 1980 sonrası ciddi olarak öğrenmeye başladığını söyleyerek, "Daha sonra büyük ödüller gelmeye başladı yarışmalardan. 10 yıl sonra dünya çapınca yarışmalardan ödüller almaya başladım ve fotoğraf dünyasında ismim duyuldu. Yani 43 senedir hiç durmadan kendimi tamamen fotoğrafa adadım. O yüzden eşimden sonra en iyi arkadaşım fotoğraf oldu. Her şey fotoğraf etrafında dönmeye başladı," dedi. Türkiye'nin tanınması ve turizmin gelişmesi için çalışan büyük acentelere fotoğraf tedarik ettiğinden de bahseden Keribar, eski İstanbul'la ilgili 1000'e yakın fotoğrafı olduğunu açıkladı. Keribar, Taksim'de dünyaya geldiğini ve amatör olarak da ilk o bölgede fotoğraf çekmeye başladığını ifade ederek, şöyle devam etti: "Geriye doğru bakınca keşke o yıllarda (fotoğrafa) biraz daha vakit ayırabilseydim diyorum. Bazı günler okulu asıp fotoğraf çekmeye gittiğimi hatırlıyorum. Ama sonraları hayatın gereklilikleri beni fotoğraftan uzaklaştırdı. Ama çok titiz bir sistemle sakladım, hem eski İstanbul hem Kore zamanı hem de 1980 sonrası çektiklerimi hesap edince 2 milyona yakın fotoğrafım oldu." "Bugün Başarım Uzun Vadeli Bir Emekten Kaynaklanıyor" Uzun yıllardır pek çok kurumda eğitmenlik yaptığını ve dersler verdiğini de anlatan sanatçı, "Pek çok fotoğrafçı yetiştirme fırsatı buldum. Türkiye'den hangi dernek çağırırsa 'hayır' demiyorum, hepsine icabet ediyorum. Türkiye'nin her tarafına gittim. Ben fotoğraf tecrübemi gençlerle paylaşan birisiyim. Mesela Ara Güler çok paylaşmazdı, hep kendisineydi. Ben sırlarımı bile paylaşıyorum, onlarda zaten bir maharet varsa beni geçeceklerdir, ben seviyorum paylaşmayı." değerlendirmesini yaptı. Usta fotoğrafçı, genç sanatçı adaylarına ise şu tavsiyelerde bulundu: "Yaptığı işi sevmesi lazım ve devamlılık çok önemlidir. 1980 ve 1990 arası ben çok yarışmaya girdim. İlk başlarda uluslararası yarışmalarda 4-5 fotoğraf gönderiyordum hepsi geri geliyordu. Derken 1 tane fotoğraf kabul edildi bayram ettik, sonra 2 oldu bayram ettik, derken bir mansiyon geldi, derken altın madalya sonra bir baktık bunlar birikti. Başarılı olmadığınız zaman mutlaka bir yerde acı hissediyorsunuz, çok çabuk unutulur bu. Ama siz kazandığınız zaman hayat boyu hatırlayacaksınız. O kadar çok başarısız oldum ki ama hepsinden ders almaya çalıştım. Pes etmemek lazım. Benim bugün başarım uzun vadeli bir emekten kaynaklanıyor." "30 yıldır Gruplarla Türkiye'nin Her Tarafını Gezdik ve Fotoğraf Çektik" İzzet Keribar, gezme ve macera ruhunun hep var olduğunu söyleyerek, "Askerliği de o yüzden Kore'de yaptım, maceraya atılmayı seviyorum. Hatırlıyorum 11 yaşımda kendi başıma Kadıköy'den trene bindim, Gebze'ye gittim geldim. İnanılmaz bir şeydi bu. Gebze çok uzak sayılırdı o zamanın İstanbul'unda. Kaç gün anlattım arkadaşlarıma." diye konuştu. Dünyanın dört bir yanını gezdiğini aktaran usta fotoğrafçı, "Ben en çok Türkiye'yi sevdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü Türkiye'de kendimi buluyorum, kendi ülkemde olmanın verdiği huzur oluyor fotoğraf çekerken. 30 yıldır gruplarla Türkiye'nin her tarafını gezdik ve fotoğraf çektik. Güzel bir arşiv meydana geldi." açıklamasını yaptı. Keribar, son teknolojik telefonların kalitelerinin şaşırtıcı derece iyi olduğuna da dikkati çekerek, "Aslında telefon teknolojisinin gelişmesi bizlerin işlerini de zayıflattı. Çünkü artık herkes çekim yapıyor," değerlendirmesinde bulundu. ### Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” sergisi açıldı... Kendine Özgü bir tarzı ve neşeli resimleri ile dikkat çeken Ressam Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” adını verdiği ilk sergisi Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde açıldı. Ressam Uzman resimlerinde kullandığı boyaları da kendisi ürettiğini ifade ederken, renklerin de kendi iç dünyasını yansıttığını söylüyor. Bodrum’da yaşamını sürdüren Ressam Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” sergisi 17 Temmuz akşamı Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde seçkin konukların katılımı ile düzenlenen çok özel bir organizasyon ile açıldı. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın desteği, Sibel Berber ve Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş.’den Zeynep Atılgan tarafından düzenlenen, Ressam Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” sergisinin açılışına dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay, Bodrum Belediye Başkan Vekili Emel Çakaloğlu, Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Sanat Danışmanı Prof. Dr. Kıymet Giray, tiyatro sanatçıları Tamer Levent,Tarık Pabuçcuoğlu, adı Bodrum ile özdeşleşmiş sıradışı ressam Ender Güzey ile birlikte Recai Çakır, Caner Tunç, Şenkar Öztüzün, Deniz Özyıldız, Yunus Büyükkuşoğlu, Ati Uzman, Melek Nur Ölçüter, Atilla Biçer, Selma Biçer, Sevgi Ceylan, Ayşegül Aslan, Melek Arıkan, Yusuf Karakaş, Ferah Karakaş, Sibel Berber, Zeynep Atılgan, Özlem Berber, Müge Berber, Delfin Layıkel, Ayşen Özcanoğlu, Yasemin Sürmeli, Tülay Cengiz ve Ömer Arıcan katıldı. NEŞELİ RENKLER VE DİKKAT ÇEKEN GÖZLER... Görsel dokunuşlarını, kendisinin çalışmaları sırasında dinlediği ve “Beni başka dünyalara götüren müzikler” diye tanımladığı müzikler eşliğinde, kendi elleri ile hazırladığı lezzetleri seçkin konukları ile paylaşan Ressam Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” sergisinde yer alan resimler için ortak görüş neşeli renkler ve dikkat çeken gözler. Sıradışı ressam Murat Çetin Uzman resimleri ile ilgili olarak şöyle konuştu; “Ben yaşadığım anların ve anıların resimlerini yapan bir ressamım. Onu duyarak ve hissederek yapıyorum. Bazen hayalimdekileri de resmediyorum. Mesela Hamigway resmi vardır ve ben onu sevdiğim için yapmışımdır. Yani hayal edebiliyorum, duygusal olmayan bir şeyi yapmıyorum. Renkleri seçerken; hayat gri olmasın, siyah olmasın, beyaz da olmasın. Hayat rengarenk olsun, içimiz biraz kıpırdasın. Canlı olsun. Zaten bunlar benim içimden gelen şeyler. Bunlar ezber değil. Ben ne okulundan geldim, ne de ders aldım. Bunlar tamamen benim içimden gelen resimler, renkler ve anlatımlar...” KONUKLARA KENDİ ELLERİ İLE HAZIRLADIĞI LEZZETLERİ SUNDU... Resim yapmanın yanında dostları için yemek yapmayı ve farklı lezzetler keşfetmenin kendisine mutluluk verdiğini söyleyen Ressam Murat çetin Uzman “Aslen Karadenizliyim ama 15 seneden bu yana Bodrum’da yaşıyorum. Buranın kültürü ve yaşam tarzı bana hitap ettiği için buraya yerleştim. Kızılağaçta yaşıyorum...” dedi. Ressam Murat Çetin Uzman “Ben dostlarıma üç ayda, altı ayda bir on-onbeş kişilik gruplara yemek yaparım. Neden yapıyorum; zevk aldığım için. O kreasyonları, o birleşimleri göstermek, yeni bir ufuk açabilmek, insanlara yeni bir tat sunabilmek benim en büyük zevkim. Eğer o lezzetleri beğendirebilirsem benden mutlusu yok. Bunun profesyonellikle, parayla alakası yok. Ben sadece duygularımla yaşayan bir insanım...” İlk ve son sergisi olduğunu söyleyen Uzman yaşamı boyunca Almanca tercümanlığı yaptığını, 15 yıldan bu yana da Bodrum’da resim ve antikacılık yapıyor. GÜLSİN ONAY; HARİKA BİR SERGİ, İLGİNÇ BİR KONSEPT... Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. ve Sibel Berber’in organizasyonunda gerçekleştirilen sıradışı sergi açılışına katılan dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay resimleri çok beğendiğini ifade ederek şunları söyledi; “Yine dolu dolu muhteşem etkinlikler, sergiler, konserler ardı ardına geliyor. Gerçekten besleniyoruz. Ruhumuz besleniyor. Harika bir sergi. Murat Çetin Uzman uzun yıllar Köln’de yaşamış. İlginç bir konsept. Bu resimleri yaparken dinlediği müzikleri de bize dinletiyor. Eserlerini ilk defa görüyorum. Çok hoşuma gitti. Rengarenk ve cıvıl cıvıl ve hayat dolu. Ortam da çok güzel ve etkileyici mekan olarak da...” ÇAKALOĞLU; SANAT VE SANATÇIYA DESTEK VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ... Bodrum belediyesi Başkan Vekili Emel Çakaloğlu da Bodrum’da yoğun bir şekilde sanat etkinliklerinin devam ettiğine dikkat çekerek şöyle konuştu; “Bodrum Belediyesi olarak tüm sanat etkinliklerine destek vermeye devam ediyoruz. Murat Uzman beyin eserlerinin sergilendiği Trafo’da çok özel bir gecedeyiz. Yemekleri de kendisi hazırladı, sunumunu da kendisi yapıyor. Bodrum Belediyesi olarak sanatın ve sanatçıların yanındayız. Her zaman destek vermeye devam edeceğiz...” dedi. PAPUÇÇUOĞLU; GÖZLERDEN ÇOK ETKİLENDİM... Ünlü tiyatro sanatçısı Tarık Papuççuoğlu da sergideki resimleri çok beğendiğini kaydederek şöyle konuştu; “Sergi gerçekten çok ilginç. Benim en çok yapmayı istediğim şeyi yapmış Murat, insanı anlatmış. En çok dikkatimi çeken şey ise gözler. Gözler duyguları yansıtıyor. Gözler üzerine çalışan ressamları çok seviyorum Nur İyem, Fikret Otyam gibi. Adeta bir renk cümbüşü...” PROF.GİRAY; BU SERGİ HEYECAN, MUTLULUK VE UMUT VERİYOR... Murat Çetin Uzman’ın kendisini şaşırttığını ifade eden Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Sanat Danışmanı Prof. Dr. Kıymet Giray ise sergi ile ilgili görüşlerini şu şekilde anlattı; “Murat Uzman iki konsepti bir araya getiriyor. Bir sofra ve sofra başında toplanan insanlar. Bu insan hayatından bir kesit. Çünkü sofra herhangi bir şey değildir. Dostlukların kurulduğu, önemli kararların alındığı, aileden başlayarak bireylerin bir araya geldiği, yemek yemenin dışında çok şeyin paylaşıldığı bir yer. O nedenle bu sergi çok ilginç. Çünkü sadece resimler değil, düzenlediği sofra da Murat beyin kişiliği ile ilgili önemli ipuçları veriyor...” TİYATRO SANATÇISI LEVENT POPÜLER SANATA DİKKAT ÇEKTİ... Bodrum çok özel bir yer bir dünya şehri olduğuna vurgu yapan tiyatro sanatçısı Tamer Levent sergi ile ilgili görüşlerini şu şekilde dile getirdi; “Resim yapmak bir zanaat yapmaktır. Ama resmi çağın düşünceleri ile besleyerek, özenle yapmak sanattır. Bu sergide de bu güne yönelik bir insan tiplemesi var. Biraz da abartı var. Sanattaki gelişimler, hayattaki gelişmelere de neden oluyor...” Ressam Murat Çetin Uzman’ın “Küçük an’lar” - “Küçük anı’lar” sergisi Bodrum Belediyesi Kültür A.Ş. Trafo Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezinde açık olacak sergi 21 Temmuz 2023 tarihine kadar gezilebilir.  ### Devrim Erbil'in "Bodrum'da Devrim" adlı sergisi açıldı Çağdaş Türk resminin önemli temsilcilerinden sanatçı Devrim Erbil'in, "Bodrum'da Devrim" adı verilen  sergisi açıldı. Bodrum'daki Kumbahçe Mahallesi'nde yer alan Gallery art Port’da açılışı yapılan sergiye yoğun katılım oldu. İstanbul Sanat Dergisi Bodrum Temsilcisi Ressam Hafize Ortaç’ın da davetliler arasında yer aldığı serginin 13 Ağustos’a kadar ziyarete açık olacağı bildirildi. Büyük Usta Devrim Erbil'in, "Bodrum'da Devrim" adı verilen ve bu isimle bütün dikkatleri çekmeyi başardığı konuşulan sergiye çok sıcak havaya rağmen katılımın yüksek olması Usta’nın marka değerine ve serginin adına bağlayanlar var. Serginin bir başka özelliği ise, Usta’nın sergilenmekte olan 20’den fazla eserlerinde birbirinden farklı tekniklerin kullanılarak üretilmiş olan  birçok özel yapıttan oluşuyor olması.. ### Server Demirtaş’ın ‘’Aşk’’ adlı eseri Caresse Bodrum’da Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, Bodrum’un mimarı dokusuyla birleşen vizyoner sanat projesi Caresse Art’ın ‘’ Artistic Integrity’’ isimli sergisi sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor. Caresse Art projesinde yer alan ve otelin giriş bölümünde konumlandırılan Server Demirtaş’ın Aşk isimli eseri de projenin en dikkat çekici eserleri arasında yer alıyor. Caresse Art projesini hayata geçiren Elçin Sümer, Server Demirtaş’a, ilk senesinde kürasyonunu da gerçekleştirdiği “Artistic Integrity” temalı sergisinin detaylarından bahsediyor. Server Demirtaş’ın bu etkileyici projede yer almak istemesinin ardından, kendisinin Aşk adlı heykeli Artistic Integrity’nin ve otelin kalıcı eseri olarak konumlanıyor. Türkiye’de ve dünyada mekanik heykelleriyle tanınan, kinetik heykel sanatının en önemli temsilcileri arasında gösterilen Server Demirtaş, 1700 lü yılların heykel ustası olan Antonio Canova’nın “Aşk” heykelinden aldığı ilhamla, Caresse Art’a özel olarak dönemin sanat anlayışıyla ustaca yeniden yorumluyor. Sanatçı, heykelin konsept olarak da mekanla bütünleşebileceğinden yola çıkarak, heykelin kinetik versiyonunu hayata geçiriyor. İki figürlü, kinetik ve kalıplı olması sebebiyle 5-6 ay süren eserin yapım ve tasarım aşamasında, Server Demirtaş, Antonio Canova’yı ruhsal ve duygusal olarak, daha da yakından tanıma şansını buluyor ve Antonio’nun aşk duygusundan nasıl bir beklentisi olduğunu anlıyor. Eserin çok yumuşak dokunuşlarla aşkı tasvir etmesi, Caresse Bodrum’un isim anlamı olan dokunuş ve okşama duygularına  da atıfta bulunuyor. Heykeli yaparken yeni duygular öğrendiğini ve bundan oldukça etkilendiğini belirten Demirtaş, Caresse Art projesinde yer aldığı için çok mutlu olduğunun da altını çiziyor. Küratörlüğünü Elçin Sümer’in üstlendiği Artistic Integrity başlıklı sergi 31 Ekim 2023 tarihine kadar Caresse, a Luxury Collection Resort&Spa,Bodrum içerisinde ziyaret edilebilir. Caresse Art projesi Borusan Otomotiv ve Shelton markalarının destekleriyle gerçekleştirilmektedir. Caresse, a Luxury Collection Resort & Spa, BodrumAdnan Menderes caddesi No: 89, Asarlik Mevkii PK 225, Bodrum, 48400, Türkiye https://www.youtube.com/watch?v=OXueGyurY30 ### MÜGSF’den "100. Yılında Cumhuriyetin Yüzleri" Ekslibris Sergisi Maltepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü öğrenci ve mezunları Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olarak hazırladıkları "100. Yılında Cumhuriyetin Yüzleri Ekslibris Sergisi" büyük ilgi gördü. Ataşehir Belediyesi Cemal Süreyya Etkinlik Merkezi’nin ev sahipliği yaptığı sergi için 13 Temmuz günü bir açılış organizasyonu düzenlendi. Açılışa Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fatma Hülya Şimga, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celal Oktay Yalın, Dekan Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Üyesi Cem Çınar ile birlikte mezunlar, öğrenciler ve aileleri katıldı. SANAT VE TASARIMA KAZANDIRILAN İVME Açılışta konuşma yapan Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Seyit Mehmet Buçukoğlu: “Cumhuriyet tarihimizde bilim, kültür, sanat ve spor alanlarında iz bırakmış önemli isimlerin hatırlanmasında önemli bir yer olan grafik sanatının önemi her geçen gün daha da öne çıkmaktadır. Okulumuzda grafik tasarımı eğitimi alan ve bu bölümden mezun olarak profesyonel iş yaşantılarına başlayan öğrencilerin beraber hazırladıkları ekslibris sergisi ile 100. yıla ithafen anlamlı bir sergiye imza atmış olmalarının heyecanını onlarla birlikte yaşıyorum,” dedi. Sözlerine, genç tasarımcılarının kendi tarihlerine, ülkelerine ve eğitimlerine sahip çıkıyor olmalarından duyduğu memnuniyeti belirterek devam eden Buçukoğlu, “Hali hazırda okuyan ya da mezun olan öğrencilerle sanat ve tasarım alanında birlikte oluşturulan sinerjinin ve ortak projelerin eğitim, sanat ve tasarım alanına kazandırdığı hiçbir zaman ivme göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir,” dedi. 100. YILINDA CUMHURİYETİN YÜZLERİ "100. Yılında Cumhuriyetin Yüzleri Ekslibris Sergisi" 2023 yılının ikinci yarısında aylık periyotlarla farklı belediyelere ait Kültür-Sanat Merkezleri ile resmi ve özel sanat galerilerinde gezici bir sergi misyonu taşıyarak Cumhuriyet tarihimizin 100 farklı ismine 100 öğrenci ve mezunumuz tarafından hazırlandığı bilgisini de paylaşan Buçukoğlu,  “Proje 100 adet ekslibris tasarımını kapsamakta, sanat ve tasarım yoluyla Cumhuriyet tarihimize alanlarında iz bırakmış bu önemli isimlerin hatırlanması, anılması ve tanıtılması amacını taşımaktadır,” dedi. EKSLIBRIS NEDİR? Ekslibrisler, kişinin kendisine ait ya da onun kitaplığında bulunan ve onun için özel, kıymetli olduğunu düşündüğü başka kitapları için kitabın ya da kitapların iç kapağında yer verilmek üzere küçük boyutlarda kişiye özel tasarlanan sanatsal çalışmalardır. Genellikle üzerlerinde kişinin adının ve soyadının yazılı olduğu ve Ex, Ex-libris, Exlibris, Ekslibris ifadesinin bulunduğu, kişiyi ya da kişileri kendi özellikleriyle tanımlayan, onlara hitap eden ya da onlara ithafen özel görsellerin ve tasarımların oluşturduğu birer özel mühür görevi üstlenirler.  Ekslibris sözcük olarak “…’nın kitaplığından” veya “…’nın kütüphanesine ait” anlamına gelir. Kitabın sahibi ve kitabın kendisi için bir kartvizit ya da tapu özelliğini taşırlar. Kişiyi ve özellikle de kitabı özel kılar ve onu değerli hale getirirler. Böylelikle kitabı ödünç alan kişi o kitabın sahibi için özel ve değerli olduğunu her defasında hatırlayarak sahibine geri iade eder. Burada ekslibrisin sanatsal bir iletişim aracı olduğu ve uyarıcı bir misyon taşıdığı da rahatlıkla söylenebilir. ### Sanatçı Ümran Özbalcı Aria'dan uluslararası başarı! İstanbul Sanat Dergisi yazarlarındanDr. Ümran Özbalcı Aria, "IAVPOA ART,4th INTERNATIONAL PHOTOGRAPHY BIENNALE,WAITING FOR CHANGES'' bienaline katıldı. Ümran Özbalcı Aria'nın eseri sergilenen ve kazanan eserler arasında yerini alırken, fotoğraf 'Reflection' adıyla izleyicisiyle buluştu. Fotoğrafın geçtiğimiz nisan ayında Amsterdam'da çekildiğini ifade eden Ümran Özbalcı Aria: " Muhteşem 17.yy Hollanda mimarisinin yer aldığı bir vitrin detayı benim varlık, kimlik, görme biçimi, estetik değerleri yansıtan bir görsel oluşturmamı sağladı. Her zaman özellikle yurtdışında vitrin fotoğrafları çekmeyi çok severim. Virinlerde solmuş fotoğraflar, zamanla yerlerinden düşmüş biblolar, objeler, şişe, vazo ve çiçekler muhteşem doğal bir natürmort oluştururlar.' diyerek fotoğrafın temasına dair şunları söyledi: FOTOĞRAFIN İSMİ: YANSIMA "Fotoğrafın ismi, Reflection (Yansıma)… Şeyler bizim dışımızda varlar. Algı ve tasavvurların  suretleridir. Yansıma teorisi, düşünme ile varlık, tin ile doğa ilişkisinin kavrayabileceği bir model bizlere sunar. Yansıma  anlamı; tekil ve sınırlı olanın tüm diğer var olanların bağıntısını maddi olarak kapsaması ve böylece evrensel bağıntılar içinde bulunarak, bütünü içermesi veya ifade etmesidir. Nesneler birbirleri içinde var olur ve birbirlerini yansıtırlar tıpkı insanların sevgiyi yansıtmaları gibi…" ### Yenilenen Arkeoloji Müzesi’ni Gördünüz mü? Yaşadığımız dünyanın özellikle son iki bin yıllık tarihi için önemli bir hafıza olan İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yenilenmiş halini görmeyenleri mutlaka görmeleri konusunda tavsiyemizi yeniliyoruz. Fotoğraf editörümüz Emin Küçükserim önceki gün müzeyi ikinci kez gezdi ve harika fotoğraflar çekti. İzlenimleri de oldu tabi. Hepsini İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısında paylaşacağız. BİR GÜN YETMEZ Küçükserim’in bu konuda bir de tavsiyesi oldu. ”Eğer anlayarak, özümseyerek gezmek istiyorsanız bunun için 2-3 gün ayırmanız ve bölüm bölüm gezmelisiniz” diyor. İşte onun gözlemleri: “İstanbul Arkeoloji Müzesi dün en çok zaman geçirdiğim mekan oldu.  Aslında doya doya dolaşmak için 1 günün kesinlikle  yetmeyeceğine buradan değinmek isterim. Yeni düzenlemesi oldukça modern ve çekici olmuş. Tek sıkıntı açık olan eserleri insanların ellemesi. Video gösterileri, ışıklandırmalar ilgi çekici. Önemli lahitlerin olduğu bölüm kapalı, tadilattaymış. Neyse ki Büyük İskender’in lahitini görebildim. Son gittiğimde o da kapalıydı. Lahit çok muazzam bir eser. Üzerindeki çalışmalara hayran kalıyorsunuz. O zamanda bu kadar incelik ve detay inanılmaz…" İstanbul Arkeoloji Müzesi Hakkında: İstanbul Arkeoloji Müzesi, 19. yüzyılın sonlarında Osman Hamdi Bey tarafından kurulan bir arkeoloji heyeti tarafından toplanan eserlerin sergilenmesi amacıyla 1891 yılında açılmıştır. Müze, Topkapı Sarayı'nın yakınında, Gülhane Parkı'nda yer alan orijinal Osmanlı dönemi binasında bulunmaktadır. Müzenin ana binası, mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanmış ve Neo-klasik tarzda inşa edilmiştir. Binanın dış cephesinde, sütunlar, kemerler ve frizler gibi klasik mimari öğeler dikkat çeker. İç mekanlar ise geniş galeriler, merdivenler ve görkemli avizelerle süslenmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesi, üç ayrı bölümden oluşur: Arkeoloji Müzesi: Bu bölüm, Mezopotamya, Anadolu, Eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerine ait eserleri sergiler. Burada, antik çağlardan kalma büyüleyici heykeller, sikkeler, seramikler ve diğer arkeolojik buluntular yer alır. Bunlar arasında İstanbul'un sembolü haline gelen "Alexander Sarcophagus" gibi önemli eserler bulunur. Antik Yakın Doğu Müzesi: Bu bölüm, Mezopotamya, Sümer, Asur, Babil ve Pers medeniyetlerine ait eserlere odaklanır. Ziyaretçiler, antik yazılı tabletler, sikke koleksiyonları, taş kabartmalar ve antik Mezopotamya'nın diğer önemli kalıntıları gibi nadir ve değerli eserleri görebilir. Eski Şark Eserleri Müzesi: Bu bölüm, İslam sanatı ve kültürüne odaklanır. Burada, Osmanlı dönemine ait el yazmaları, minyatürler, hat sanatı örnekleri, cam işleri ve halılar gibi eserler sergilenir. Ayrıca, İstanbul'un fethi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihine ilişkin önemli belgeler de burada bulunur. İstanbul Arkeoloji Müzesi, zengin koleksiyonu ve çeşitli medeniyetlere ait eserlerin bir araya getirilmesiyle kültürel ve tarihi açıdan büyük bir öneme sahiptir. Müze, ziyaretçilerine antik çağlardan günümüze uzanan bir yolculuk deneyimi sunar ve İstanbul'un zengin kültürel mirasını keşfetmek isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. ### Devrim Erbil, “Bodrum’da Devrim” diyor Dünyaca ünlü ressamlarımızdan Devrim Erbil, “Bodrum’da Devrim” başlıklı kişisel sergisi ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Uzun yıllardan beri Bodrum’da yaşayan sanatçının son dönem çalışmalarının da yer alacağı sergi 18 Temmuz da Gallery Art Port Bodrum’da açılacak. Çağdaş Türk sanatına ve sanatçılarına katkıda bulunmak amacıyla Kumbahçe Cruise Port’da hizmet veren Gallery Art Port, Erbil’in eserlerini Bodrumlularla bir araya getiriyor. SANAT KENTİ & SANAT DESTİNASYONU Bodrum’a ‘Sanat Kenti’ ve ‘Sanat Destinasyonu’ gibi kavramları çok yakıştırdığını belirten büyük usta, önümüzdeki yıllarda bölgenin sanatsal açıdan önemli bir yerde olacağına dikkat çekiyor. BODRUM’UN İLK ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ GELİYOR Aynı zamanda Bodrum’un ilk Çağdaş Sanat Müzesi, Devrim Erbil Müzesi’ni kazandırma aşamasında olmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu da dile getiren usta sanatçı tüm sanatseverleri sergiye beklediği mesajını iletiyor. Prof. Devrim Erbil’in kişisel sergisi “Bodrum’da Devrim”, sanatçının birbirinden farklı tekniklerde ürettiği eserlerini bir araya getiriyor. ### Levent Vardal’dan “Sıraltı Otomobiller” sergisi! Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Öğretim Elemanı Levent Vardal’ın 30. yılına özel "Sıraltı Otomobiller" sergisi Estetik International Quasar’da ve Estetik International Bursa şubesinde sanatseverlerle buluşuyor. 1950’den sonra tasarım harikası olarak üretilen otomobillerin farklı bir teknik ve güncel tasarım yaklaşımıyla betimlendiği sergide, bugün müzelere hapsolan otomobiller günümüze taşınıyor.  20 Haziran tarihinde Estetik International Quasar’da açılışı gerçekleştirilen sergi, eş zamanlı olarak Estetik International Bursa’da sanatseverlerle buluşacak. 20 Haziran- 1 Eylül 2023 tarihleri arasında açık olacak sergide 44 eser sergilenecek. 1993 yılından beri birçok kişisel ve karma sergide eserleriyle yer alan Seramik Sanatçısı Levent Vardal... "UMARIM SERGİ GELECEK İÇİN İLHAN OLUR" Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik bölümünden 1993 yılında mezun olan ve o günden bu yana birçok kişisel ve karma sergide eserleriyle yer alan Seramik Sanatçısı Levent Vardal, sanat hayatının 30. Yılına özel hazırladığı serginin açılış konuşmasında şunları söyledi: “Bu sergi, 30. sanat yılıma özel bir sergi. Yüksek seramik uygulamalarıyla 50’li ve 60’lı yıllarda tasarım zirvesi olan otomobilleri yeniden görsel olarak gündeme taşımanın mutluluğunu yaşıyorum. Öte yandan bu tarihlerden günümüze uzanan tasarım yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Umarım “Sıraltı Otomobiller” sergisi sanatseverlere geçmişi yad etmek ve gelecek için ilham almak adına bir fırsat olur” şeklinde konuştu. Estetik International Sağlık Grubu kurucusu Op. Dr. Bülent Cihantimur "SANAT AKTİVİTELERİMİZ İSTİKRARLA VE HIZLA DEVAM EDECEK" ‘’Estetik, Sanatsal Bakış Açısı Gerektirir’’ düşüncesinden yola çıkarak sanatı ve sanatçıyı destekleyen B Group, “B Art” vizyonu kapsamında özel sergiler ve sanat etkinlikleri aracılığı ile yeni estetik dinamikleri teşvik ediyor. Ev sahipliği yapacakları yeni sergiyi değerlendiren B Art XX “Sıraltı Otomobiller’ sergisi İstanbul ve Bursa’da kapılarını açacak.  Sanat bizim için en az bilim kadar önemli ve bireylerin, dolayısıyla toplumların gelişmesini destekliyor. Bu muhteşem sergiyle birlikte B Art olarak yenilikçi sanatlara ev sahipliği yapmaya ve yeni projelerimizle sanatseverlerle buluşmaya devam edeceğiz” dedi. ### "Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali" 30. Yaşını Kutluyor "Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali" bu yıl 30. kez sinemaseverlerle buluşacak. Festivalde "Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması", "Belgesel Film Yarışması", "Uluslararası Kısa Film Yarışması", "Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması" ve "Adana Kısa Film Yarışması" bölümleri yer alacak. Ayrıca dünya sinemasından seçkiler, özel gösterim bölümleri, belgesel gösterimleri, söyleşiler, atölye çalışmaları, sinema sempozyumu ve sergiler de festival izleyicisinin beğenisine sunulacak. Festival, 18-24 Eylül'de gerçekleşecek. ### Punch Nakışıyla İşlenen Resimler, Sergide Sanatseverlerle Buluştu Balıkesir'in Edremit ilçesinde, kadınların iğne ve iplik kullanarak kumaş üzerine yaptıkları resimlerden oluşan sergi açıldı. Atatürk Gençlik Merkezi Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Salonu'nda gerçekleştirilen sergide, punch nakışı yöntemiyle ilmek ilmek işlenen resimler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergiyi gezenler üzerinde yağlı boya tablolarını andıran şaşırtıcı punch nakışı resimleri, ilmek ilmek işlenmiş çalışmaları yakından görme fırsatı buldu. Punch nakışı, geleneksel bir el işi tekniği olmasının yanı sıra giderek modern sanatta da daha fazla ilgi görüyor.Olcay Narin, AA muhabirine, 10 yıldır punch nakışı ile uğraştığını söyledi. İpleri kullanarak resim yaptıklarını belirten Narin, özel punch iğnesi ile resimleri kasnak kullanarak kumaş üzerine işlediklerini aktardı. Tabloların yapılış süreleri hakkında da bilgi veren Narin, şöyle konuştu: "Büyük bir tablomuz hemen hemen 1 senemizi alıyor. Ama normal çalışmalarımız 3 ay 6 ayda oluyor. Kumaşlara, bütün nakış örneklerini, resimleri, hepsini işleyebiliyoruz. Genelde manzara çalışıyoruz, figürler çalışıyoruz. Neyi beğeniyorsanız, hangi resmi beğeniyorsunuz onun uygulamasını yapıyoruz." Sergiyi gezen Zekiye Göktürk de ilk defa böyle bir sergi gezdiğini dile getirerek, "Çok değişik geldi. Bütün manzara resimlerini iplikle ve iğneyle nakış etmişler kumaşın üzerine. Çok değişikti. Ayrıca bazı resimler 3 boyutlu. Resimler gözleriyle sizi takip ediyor. Mesela şuradaki bir kaplan resmi odanın hangi yönüne gitsem beni takip ediyordu. O da çok etkiledi beni. Renkler çok güzel, işleme ayrı bir güzel. Dünya kadınlarını işlemiş hocam. Onu da çok beğendik. Manzaralar ve çiçekler sanki tablonun içinden çıkıyor gibi," diye konuştu. Cenk Koser ise "İlk defa böyle bir sergi gördüm. Genelde hep tablo olurdu halı dokuması gibi yapıldığı için çok değişik geldi. Çok da şık bir görünüm var. Tablo zannettim ama halı, kilim şeklinde olduğunu yeni öğrendim. İlk defa da böyle bir şey gördüm," dedi. Soner Göktürk de "Gerçekten ilk kez böyle bir güzel resim sergisi görüyorum. Dolayısıyla daha önce gitmiş olduğum sergilerde yağlıboya veya akrilik boyayla yapılmış tablolar görüyordum. Ancak şu an punch dediğimiz hanımların yapmış olduğu özel bir şekilde iğneyle kanaviçe üzerine işleyip tablo şeklinde oluşturduğu eserler gerçekten mükemmel," ifadelerini kullandı. Sanatseverler, 14 Temmuz Cuma gününe kadar açık kalacak sergideki resimleri yakından inceleme fırsatı buluyor ve bu benzersiz sanat formunu keşfetme şansına erişiyor. ### Nuri Bilge Ceylan, "Başka Bir Yerde" ile İstanbul Modern'de! İstanbul Modern, Renzo Piano imzasını taşıyan yeni müze binasındaki ilk fotoğraf sergisinde Nuri Bilge Ceylan ’ı ağırlıyor. Sanatçının Türkiye’nin yanı sıra Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşan serginin sponsorluğunu ise Burgan Bank üstleniyor. İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, açılış sergisinde günümüz sinemasının en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın izleyiciyle ilk kez buluşacak fotoğraflarına ev sahipliği yapıyor. Ceylan, filmlerindeki güçlü sinema dilini fotoğraflarına da taşıdığı çalışmalarıyla izleyicinin hayal dünyasını harekete geçiriyor. “Başka Bir Yerde” sergisi, yönetmenin filmlerinde sıklıkla karşılaştığımız “başka bir yerde” olmayı arzulayan karakterlerine de gönderme yapıyor. Karakterlerin içinde yaşadıkları doğa ve yapılı çevreyle kurduğu ilişkiler, özenle kurgulanmış fotografik atmosfer, dramatik ışık kullanımı, renklerin birbirleriyle diyaloğu, abartısız duygular ve sakin yüz ifadeleri, sergideki fotoğrafların tipik özellikleri olarak dikkat çekiyor. Nuri Bilge Ceylan 'ın çalışmaları, yaşamlarımızın yaşadığımız coğrafyadan ayrı değerlendirilemeyeceğini akla getirmekle birlikte aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan insani deneyimlerin derinliğine de işaret ediyor. coğrafyalar arasındaki farklılıklardan ziyade ortak duygulara odaklanıyor İnsanların sürdürdüğü hayat mücadelelerini, yalnızlıklarını, zaman zaman can sıkıntılarını ve melankolilerini görünür kılan Ceylan, coğrafyalar arasındaki farklılıklardan ziyade ortak duygulara odaklanıyor. Sanatçının fotoğraflarında gördüğümüz kendine özgü biçimsel dil, hayal gücümüzü harekete geçirerek gitmediğimiz ve deneyimlemediğimiz coğrafyalara ve insanlara yakınlık hissetmemizi sağlıyor. “Beyoğlu’nda Tramvaylar, İstanbul” ve “İstanbul’da Bir Kış Akşamı” gibi 2004 tarihli önemli çalışmalarıyla İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonu’nda yer alan Nuri Bilge Ceylan ’ın sergisinin küratörlüğünü, İstanbul Modern Fotoğraf Küratörü ve Bölüm Yöneticisi Demet Yıldız Dinçer üstleniyor. OYA ECZACIBAŞI: KOLEKSİYONUMUZ EŞSİZ FOTOĞRAFLARI BÜNYESİNDE BARINDIRIYOR İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getirdi: "Müzemiz için bir dönüm noktası oluşturan yeni binamızın açılışını Nuri Bilge Ceylan’ın özel anlara tanıklık eden eşsiz fotoğraflarıyla gerçekleştirmek bizim için çok anlamlı. Türkiye’nin bağımsız bir fotoğraf bölümüne sahip tek müzesi İstanbul Modern’in Fotoğraf Koleksiyonu’nda bugün 10 binin üzerinde çalışma bulunuyor. Dünyadan ve ülkemizden birçok fotoğraf sanatçısının çalışmalarından oluşan bu geniş koleksiyon, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarından çalışmalar da dahil olmak üzere, tarihsel öneme sahip eşsiz fotoğrafları da bünyesinde barındırıyor. Sinemada olduğu gibi fotoğraf alanında da özgün çalışmalara imza atan Ceylan’ın dünyanın farklı noktalarında çektiği fotoğraflarla bize kapılarını açtığı hayal dünyası, yeni binamızdaki fotoğraf galerimizin sanatseverlere sunacağı deneyime özel bir katkıda bulunacak." MURAT DİNÇ: BU SERGİYİ HEYECANLA KARŞILIYORUZ Burgan Bank Genel Müdürü Murat Dinç ise görüşlerini şöyle aktardı: "Burgan Bank olarak bankacılık sektöründe en iyi müşteri deneyimine ve yenilikçi teknolojilere yatırım yaparken, kültür-sanat alanında da çeşitli projeleri destekleyerek toplumsal gelişmeye katkı sağlamaya önem veriyoruz. Sinemamıza çok değerli eserler ve ödüller kazandıran Nuri Bilge Ceylan’ın, dünyanın farklı yerlerinden insan portrelerini bizlerle buluşturduğu ‘Başka Bir Yerde’ sergisinin bir parçası olmaktan ve sanatseverlerle buluşmasına destek vermekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Farklı coğrafyalara ve kültürlere yakınlık hissetmemizi sağlayan bu sergiyi heyecanla karşılıyor, emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz." DEMET YILDIZ DİNÇER: KÜLTÜR DEĞİŞSE DE İNSANIN ÖZÜ DEĞİŞMİYOR İlk kez izleyiciyle buluşan fotoğrafların, Nuri Bilge Ceylan ’ın Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği portreleri içerdiğine dikkat çeken serginin küratörü Demet Yıldız Dinçer de şu açıklamalarda bulundu: “Sanatçının 'kültür değişse de insanın özü değişmiyor' duygusunun bir yansıması olan sergideki çalışmaları, yerel kültürleri aşan evrensel insani tecrübelere odaklanıyor. Filmlerinde ülkesinin insanlarının diğer yerlerde yaşayanlardan karakter olarak farklılıklarını değil, ortak noktalarını ortaya koymaya çalışan Ceylan, bu defa başka ülkelere giderek fotoğraf aracılığıyla aynı amaca ulaşmayı hedefliyor." NURİ BİLGE CEYLAN HAKKINDA... 26 Ocak 1959’da İstanbul’da doğdu ama çocukluğu baba memleketi olan Çanakkale, Yenice’de geçti. Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi aldı. "Koza" (1995) adlı kısa filminin ardından çektiği uzun metrajlı "Kasaba" (1997) ve "Mayıs Sıkıntısı" (1999) filmleri Berlin Film Festivali’nde gösterildi. Ardından gelen "Uzak" (2002), "İklimler" (2006), "Üç Maymun" (2008) ve "Bir Zamanlar Anadolu’da" (2011) filmleri, Cannes Film Festivali’nde iki kez Büyük Jüri Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu ve FIPRESCI ödüllerini kazandı. "Kış Uykusu" (2014) adlı filmi, 67. Cannes Film Festivali’nde bu kez festivalin en büyük ödülü olan Altın Palmiye’ye layık görüldü. "Ahlat Ağacı" (2018) filminin ardından çekimleri Ağustos 2021’de tamamlanan yeni filmi "Kuru Otlar Üstüne" de Mayıs 2023’te Cannes’da "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü aldı. Lise yıllarında başlayan, fakat üniversite sonrası on yıl kadar kesintiye uğrayan fotoğraf çalışmaları, "İklimler" filminin mekân arayışları sırasında Türkiye’yi dolaşırken tekrar alevlendi. Nuri Bilge Ceylan, o günden sonra sinemanın yanı sıra fotoğraf çalışmalarını da sürdürüyor. ### Bodrum Sanat ve Antika Fuarı izlenimlerim Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'nın beşinci yılında, gelenekselleşme yolunda emin adımlarla yürüyen fuarın bu yıl ilk edisyonunu gezme imkanı buldum. Yurt dışında yaşamam sebebiyle hep duyduğum ama izlememiş olduğum bu fuarı ziyaret ettiğimde, doğrusu sürprizlerle karşılaşacağımı tahmin etmiyordum. Küreselleşme bağlamında hayatta kalmak için mücadele eden sanat piyasası, oyuncularına Bodrum’daki bu fuarda destek sağlamayı başarmış görünüyor. Kısaca, sanat pazarı Bodrum’da güvenli limanlarda izlenimi veriyor. Dünya geneline baktığımızda, pandeminin yarattığı iki ya da üç yıl boyunca süren suskunlukla yıldızları olmayan bir boşluk oluştu. Marketing'i başaramayan deneyimli sanatçılar, genç sanatçılar ve yerleşik sanatçılar için sanat pazarında net bir yavaşlama olduğu gerçeğini fuarda da görmezden gelemeyiz. Bununla birlikte pandemi öncesinde başlayan ve devam eden çağdaş sanat fuarlarındaki içi boşaltılmış, tükenmiş, başına buyruk kalmış, sözü, özü olmayan eserleri/sanatsal çalışmaları gördüğümüzde, sanatçıların da biraz tıkandığına kanıt olarak görmekteyiz. Bu düşüncelerle ziyaretine gittiğim Bodrum Sanat ve Antika Fuarı 'nda 40 galeri, 20 antikacı ve 780 sanatçı yer almaktaydı. İki kattan oluşan fuarda giriş katı galerilere, antikacılara ve birkaç sanatçının kişisel alanı olarak yer verilmişken, alt kattaki alan sanatçıların eserlerini tek başına sergileyebildikleri alanlar olarak düzenlenmişti. Oldukça yüksek izleyici sayısına ulaşmış olması beni umutlandırdı. Yaşadığımız ekonomik zorluklar sürecinde sanata olan ilgi ve destek güzeldi. Gelelim neden sürprizlerle karşılaştığıma. Sürpriz neydi ve bir fuarda sürpriz ne olabilirdi ki? Yaz döneminde sanat da biraz tatile çıkar biliriz ve hiçbir sanatçı yaz döneminde sergi açmayı tercih etmez, çünkü ziyaretçisi ve dolayısı ile satışı az olur. Bodrum’da da sıcakta, deniz, havuz ve tatil rehaveti ilk sıralarda yer alıyorken, sanata ilgi ne kadar olabilirdi? Girişte ilk sürpriz, bu dolu dolu ilgiydi açıkcası. Kalbim kocaman bir mutlulukla doldu. Sonra ilk olarak eserlerini ve çalışmalarını çok yakından takip ettiğim Cahide Erel eserlerine sabırsızlıkla yönelirken, gözüme yolda çarpan eserlere "Yok canım değildir! Esinlenilmiş çalışmalardır belki ama bu kadar da olmaz ki!" düşünceleriyle ve şaşkınlıklarıyla yol aldım. İkinci sürpriz, tekniğini iyi bildiğim, oldukça zor bir sanat olan ve Türkiye’de pek bilinmeyen emaye sanatının mükemmel örnekleriyle karşılaştım. Limoge’da ziyaret ettiğim emaye sergisinde -ki bu sanat orada çok yapılmakta- Emaye Müzesi'nin dahi olduğu bir yer olması sebebiyle çok iyi emaye eserleri izlemiştim. Cahide Erel’in emaye eserleri, tekniğe çok hakim olduğu anlaşılan, olağanüstü çalışmalardı. Cam sanatı konusunda bir duayen olan Cahide Erel’in dış mekan cam eserleri ise büyüleyici büyük ebat eserlerdi, görülmeye değerdi. Üçüncü sürpriz, hani o "Yook canımm, değildir" dediğim eserlerle yüzleşmelerim! Kimlerin eserleri yoktu ki… Değerli hocamız Devrim Erbil’in eserlerini hemen her fuarda görmeye alışıktım ve tabi ki birbirinden değerli ve güzel eserlerdir, ancak görmekten şaşırmadım, beklediğim bir şeydi. Ama açıkcası diğer duayenleri beklemiyordum nedense... Müzayedelerden takip ettiğim eserlerle karşı karşıyaydım. Hayranı olduğum Mehmet Güreli eserleri, Neşet Günal, Nuri İyem’in muhteşem portreleri, Ergin İnal, Bubi, Mustafa Ata, Mahir Güven, Komet, Şahin Paksoy, Ahmet Güneştekin, Abidin Elderoğlu, Kadir Ablak’ın çok başarılı İstanbul betimlemeleri, Yalçın Gökçebağ, Fransız ekolünün en önemli temsilcilerinden Fikret Mualla’nın lezzetlerine benzettiğim çok güzel bir Mustafa Ayaz eseriyle ve isimlerini sayamadığım daha birçok iyi sanatçının eserlerine ilk katta karşılaştım. Benim için tam bir sürprizdi ve ustaların eserlerini birebir gözle görmek her zaman büyük keyiftir. Bir kere hakkını teslim etmem gerekir ki fuarda "Bu ne ama yaa, artık gerçekten zırvalamışsınız" diyeceğim bir eserle/çalışmayla karşılaşmadım ki bu konuda biraz acımasızımdır, dilimin kemiği yoktur yazarım ;) Alt katta galeriler yoktu, sanatçıların kendi alanları vardı. Genç sanatçılar, amatör sanatçılar ve sanatını çoktan ispat etmiş sanatçıların eserleri, bir arada birbirini dengeliyordu. Her iki kattaki üç boyutlu seramik eserler ve heykeller hakkında ise özellikle seramik sanatçısı Zeynep Berkel’in eserleri ve Seval Koşal’ın deniz kabukları heykelleri, dikkat çekenler arasındaydı. Sanat eğitimi almamış iki genç mühendis sanatçının ürettiği heykeller güzeldi ve ileride daha özgün işler çıkartabileceklerine dair ip ucu veriyordu. (Murat Arpacıoğlu, Mehmet Çırak). Tekstil sanatına fuarlarda pek az rastlanır. Tekstil sanatçısı olarak kumaş üzerine yapılmış kolaj büyük ebat eserler dikkatimi hemen çekti. (Sevestet Alisipahi Sakar)Sergilediği portrelerde ustalığıyla sanatını çoktan ispat etmiş sanatçılardan biri olarak Aynur İşler de dikkat çeken sanatçılardandı. Demos Fuarcılık tarafından düzenlenen, Bodrum Belediyesi'ne ait Herodot Kültür Merkezi'nde 6-9 Temmuz 2023 tarihleri arasındaki ilk edisyonunu izlediğim Bodrum Sanat ve Antika Fuarı, 24-27 Ağustos 2023 tarihlerinde ikinci edisyonu ile sanatseverlere tekrar kapılarını açacak. Kaçırmayın derim... Günseli Toker@gunseli_art_t - www.gunselitoker.com ### Bodrum Sanat ve Antika Fuarı sona erdi Bodrum’da bu yıl beşincisi düzenlenen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı sona erdi. Yurt içi ve yurt dışından pek çok sanatçı ve sanat galerisinin katıldığı fuar, büyük ilgi gördü. Fuarın ikinci edisyonunun 24-27 Ağustos 2023 tarihleri arasında, yine farklı sanatçılar ve galerilerin katılımıyla gerçekleştirileceği açıklanırken; 6 Temmuz’da “önizleme” bölümü ile kapılarını açan fuarda yaklaşık 500 sanatçı, eserlerini sanatseverlerle buluşturdu. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın da katıldığı fuarda Aras, stantları tek tek ziyaret ederek sanatçıların Bodrum ve Bodrum’un sanata yaklaşımı hakkındaki görüşlerini aldı. İSTANBUL SANAT DERGİSİ DE YER ALDI DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı (BAF) ile İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ın ilk kuruluşundan bu yana medya sponsorları arasında yer alan İstanbul Sanat Dergisi, bu fuarda da yer alarak yeni sayısını katılımcılarla buluşturdu. Bodrum Sanat ve Antika Fuarı (BAF)'a, Bodrum'un gözde butik otellerinden Bodrium Hotel & SPA ev sahipliği yaptı. VIP önizleme açılışı sonrasında havuz başında verilen kokteyl, katılımcılar tarafından büyük takdirle karşılandı. Fuarın katılımcıları arasında, ünlü heykeltıraş Damla Güdemez de vardı. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Güdemez'in çalışmalarını uzun süre hayranlıkla izledi. Komşumuz Gürcistan, fuara dört sanatçı ile katıldı. Bu sanatçılar arasında, Tea Silagadze ve Rusudan Abashidze de vardı. Özellikle Silagadze'nin altın varak işlemeli eserleri, fuarın dikkat çeken çalışmaları arasındaydı. Fuarın henüz 6 yaşında olan ve son derece başarılı bir katılımcısı da vardı. Aynı zamanda fuarın maskotu olarak da kabul edilen Monika Kaya'nın 4 parçalık çalışması, fuarın en çok ilgi gören eserlerindendi. ### Tülin Kaynak’ın Hazırladığı Sanat Eserleri Yasa Holding Duvarlarını Süslüyor Yasa Holding’ten çalışanlarına sanatla iç içe bir ortam sunan vizyoner bir yaklaşım! Renkli anlatımıyla ortama canlılık katan eser, Sabancı Grubu'nun Yasa Holding binasında sergileniyor. Ressam Tülin Kaynak, yarı değerli taşları kullanarak yarattığı yeni eserini tamamladı. Soyut resimlerin dinamizmini yağlı boya tablolarına yansıtan Kaynak, bu kez yarı değerli taşları kullanarak eserine yeni bir boyut kazandırdı. Renkleri ve çizgileri ile ortama canlılık katan eser, Sabancı Grubu'na ait Yasa Holding binasının duvarında sergileniyor. Bu yağlıboya eser, 1.20 metre yüksekliğinde ve 2.20 metre genişliğinde, yarı değerli taşlar ve çelik talaşının tuvalde sentezlenmesi ile ortaya çıktı.  Çelik talaşıyla sentezlenen yarı değerli taşlar, su kontrasıyla birleşen eser, üç boyutlu bir hayal dünyasının kapılarını açıyor. Sanatçı, mavi opal, agat, ametist, malahit, obsidyen, kobalt kalsit gibi renkli taşlar kullanarak esere çok boyutluluk katarak, zenginlik kazandırmış. Tülin Kaynak bu çalışmasını adeta bir mücevher tasarımı inceliğinde, tamamen doğal taşların ve renklerin ilhamı ile tamamladığını ifade ediyor. Sanatçı, kurum yönetiminin çalışanlarına sanatla iç içe bir ortam sunmasının vizyoner bir yaklaşım olduğuna dikkat çekiyor. Sanat çalışmalarında, canlı ve neşeli renklerin insanları mutlu etmesinden ilham aldığını vurguluyor. Tülin Kaynak daha önce aynı kurum için 1.20 metre yüksekliğinde ve 4.40 metre genişliğinde, 260 kilogram ağırlığında bir mozaik eser yapmıştı. Bu eserinde, 15 bin parça renkli Amerikan vitray camı, 750 parça Karadeniz ve Antalya, Demre bölgesinden doğal taşlar, antrasit kum ve toz boyalar kullanmıştı. Eser, sahil temasını yansıtan turuncudan maviye kadar çeşitli renkleri içermekteydi. Yeni yağlı boya eser ise sanatçının bu kurum için yaptığı üçüncü eser olma özelliğini taşıyor. Tülin Kaynak’tan Dev Bir Mozaik Çalışma Ağırlığı 260 kilogram olan mozaik eser 5.3 m2 büyüklüğünde bir eser! Ressam Tülin Kaynak’ın soyut resimlerindeki gizemli dinamizmi yeni bir mozaik çalışmasında hayat buldu. Sanatçının son eseri Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından birinin yönetim binasında yerini aldı. Sanatla uğraşanların dünyanın en şanslı insanları olduğunu düşünen Kaynak, sanat ile duyguların görünür hale getirildiğine inanıyor ve kendini bu şekilde ifade ettiğini söylüyor. “Resme önce duygularımın yönlendirmesi ile başlıyorum ama bir noktadan sonra bir denge noktasının olması için matematiksel düşünce devreye giriyor. Yani resim yaparken asileşmemek, isyankar olmamak lazım,“ diyor. Bu düşünce ile ortaya çıkardığı yeni eseri de denge ve ahengin bir sentezi oldu. Deniz temalı bu görkemli çalışma, 1.20 m yüksekliğinde ve 4.40 m. genişliğinde, 130 kilogram ağırlığında betopan zemin üzerine yerleştirilen mozaiklerle toplamda 260 kilogramı buluyor. Eserin hazırlığında, 15bin parça renkli Amerikan vitray camı, 750 parça Karadeniz ve Antalya, Demre bölgesinden doğal taşlar, antrasit kum ve toz boyalar kullanıldı. Sanatçının imzası mozaik ve doğal taşlar ile bezenmiş seramik üzerinde yerleştirildi. Malzemeler dört kişilik ekip tarafından hazırlandı. Sanatçı bu eserini 45 gün gibi kısa bir sürede tamamladı. Bu mozaik eser, seçkin bir şirketin konuklarını ağırladığı salonun duvarında tabiattan esintiler sunacak. Tülin Kaynak, büyük boyutlarda ve sürprizli eserler ortaya çıkarmaktan büyük mutluluk duyduğunu da sözlerine ekledi. Tülin Kaynak Hakkında: Ressam Tülin Kaynak, dinamik renklerle derinliklere odaklı soyut resimler üretiyor. Sanatçının eserleri New York, Paris, Tokyo ve Forli’nin aralarında bulunduğu uluslararası ve ulusal 30’a yakın karma ve 16 kişisel sergide ve müzede yerde yer aldı. UNICEF dahil çeşitli kurumlarla sosyal sorumluluk ortaklığını sürdürmektedir.  www.tulinkaynak.com Medya İletişim : Net İletişim – 0532 593 0636 – info@net-iletisim.com ### Ekaterina Murashova şiirinde İstanbul ve göç temalarının analitik incelenmesi Ekaterina Murashova 'nın şairliği, göç ve kimlik temalarını içeren eserleriyle öne çıkıyor. Rem Sanat Alanı'ndaki Temmuz sergisinde büyük ilgi gören "Akademgorodok'un Renkleri" adlı şiiri, bu temanın en güzel örneklerinden biri. Akademgorodok'un Renkleri’nde şair, haksızlıkların toplumu bölen etkilerini işlemektedir. Memleketine özlemle bakan Murashova, göç etmek zorunda kaldığı toplumda yaşadığı yarılmaları hissederek, ev kavramını sorguluyor. Okuyucuyu ev ve aidiyet duyguları üzerine düşünmeye sevk ediyor. Murashova, bu yazın başlarında Londra'nın Kensington Chelsea Sanat Haftası'nda, "Her Tereddüt" adlı eserini sunmuştur. Bu şiirde kimlik değişimi ve geleceğe dair tereddütleri anlatan Murashova, yapılandırılmış kafiye şeması ve ritm kullanımıyla duygusal bir bağ kuruyor. Ekaterina Murashova, yalnızca yetenekli bir şair değil, aynı zamanda etkileyici bir yazar. Göç ve ev kavramları üzerine yaptığı analitik yaklaşımla, düşünmeye ve hissetmeye yönlendiriyor. "İstanbul Prensipleri" adlı kitabının İstanbul'daki Haziran başlarındaki tanıtım etkinliği, medya ve edebiyat çevreleri tarafından ilgiyle karşılanmıştı. İstanbul Prensipleri, Murashova’nın yazınsal yelpazesini genişlettiğini ve edebi dünyada da ses getirdiğinin göstergesi niteliğinde bir eser. Dünya sahnesinde bir şair ve yazar olarak öne çıkan Murashova’nın eserlerinin derinliği ve anlamı, İstanbul'dan Londra'ya, Rem Sanat Alanı'ndan Rusya'ya kadar geniş bir coğrafyada yankı buluyor. Ekaterina Murashova 'nın edebi dünyasıyla tanışmak, modern şiir ve yazının incelikli bir kesitini deneyimlemek gibi. ### Farklı Müzelerdeki Antik Oyuncaklar Ankara'daki Geçici Sergide Bir Araya Getirildi Farklı müzelerin koleksiyonlarında yer alan, antik çağların asırlarca toprak altında kalmış oyuncakları, bir araya getirildikleri Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici sergide, binlerce yıl sonra aynı topraklarda büyüyen çocuklarla buluşuyor. Türkiye'deki farklı müzelerin koleksiyonlarında bulunan antik dönemlere ait çocuk oyuncakları, Ankara Etnografya Müzesi'ndeki geçici sergide bir araya getirildi. Çanakkale Troya, Bursa, Mardin, Kocaeli gibi müzelerin koleksiyonlarında yer alan, pişmiş topraktan ve tahtadan yapılmış oyuncaklar, antik dönemlerde çocukların oyun alışkanlıklarından örnekleri bir arada sunuyor. Sergide, dünyanın ilk oyuncak araba örnekleri arasında yer alan, milattan önce 4000 veya 3000 yıllarına ait pişmiş topraktan oyuncak araba, bugünkü kuklaların ilk prototiplerini oluşturan kukla örnekleri, ilk düdükler, oyun tahtaları, çeşitli hayvan figürinleri, savaşçı asker figürin ve kuklaları gibi pek çok eser bulunuyor. Ziyaretçiler, sergide tahta oyuncak arabayı da deneyimleyebiliyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce "Çocukça Şeyler: Geçmişten Günümüze Çocuk, Oyun, Oyuncak" adıyla Ankara Etnografya Müzesi Geçici Sergi Alanı'nda açılan sergi, 23 Temmuz'a kadar ziyaret edilebilecek. "Oyuncaklar, Dönemin Kültür Düzeyini De Yansıtıyor" Ankara Etnografya Müzesi Müdürü Ali Haydar Atalar, AA muhabirine, Türkiye'nin seçkin müzelerinden nadir eserleri ziyaretçilerin ilgisine sunduklarını söyledi. Sergide, oyunlara dair bilgilerin yer aldığı tabletlerin de bulunduğunu anlatan Atalar, "Çocukluğumuzda tel bağlayıp ip bağlayıp çekerek kullandığımız arabaların antik çağdaki örneklerini görmekteyiz. Tabii, antik çağdaki bu örnekler kültürün de ne kadar üst düzeyde olduğunu yansıtmakta. Çünkü sadece sıradan bir oyuncak araba değil, üzerinde pek çok kompozisyonu, anlamı, manayı taşıyan eserlerden bahsediyoruz," ifadelerini kullandı. Oyuncakların, ailelerin çocuklarına yaptığı tasarımlar olabileceği gibi bu işte ehlileşmiş usta ve sanatçılar tarafından da hazırlanmış olabileceğini dile getiren Atalar, eserler arasında en eski oyuncağın Mardin Müzesi'nin koleksiyonundan gelen oyuncak araba olduğunu bildirdi. Sergilenen oyuncakların "sıradan" olmadığını ifade eden Atalar, oyuncakların farklı figüratif bezemeleri barındırdığını anlattı. Atalar, Ankara Etnografya Müzesi olarak geçici sergilerle pek çok farklı eseri ziyaretçiyle buluşturmak için çalışmalarını sürdüreceklerini kaydetti. "Benim Oyuncaklarıma Benzemiyor" Müzede geçici sergi alanını ailesiyle ziyaret eden çocuklar, eserleri değişik bulduklarını, bunların kendi oyuncaklarına benzemediğini söyledi. Ziyaretçi çocuklar, ilginç buldukları oyuncaklar arasında en çok hayvan figürinlerini sevdiklerini ifade etti. ### Bodrum Sanat ve Antika Fuarı Devam Ediyor Türkiye'nin önemli turizm merkezleri arasında yer alan Bodrum'da, bölgenin sanatsal tarafını da ön plana çıkarmak adına düzenlenmekte olan Bodrum Sanat ve Antika Fuarı devam ediyor. Önceki gün Heredot Kültür Merkezi'nde kapılarını açan fuar 9 Temmuz Pazar akşamı saat 20.30'a kadar ziyaret edilebilecek. Yerli ve yabancı pek çok sanatçı ve sanat galerilerinin katılımcı olarak yer aldığı fuarda birbirinden değerli eserler sergileniyor. Resim yanında heykel çalışmalarının yer aldığı fuarın ikinci versiyonu 24 -27 Ağustos 2023 tarihinde yine aynı yerde gerçekleşecek. Fuarın açılışı, katılımcıların ve özel davetlilerin katıldığı bir kokteyl ile kutlandı. Dün akşam Bodrium Otel Havuzbaşı'nda gerçekleşen kutlama son derece renkliydi. Tuğba & Deha ikilisinin şarkılarıyla renk kattığı program geç saatlere kadar sürdü. Programın açılışında bir konuşma yapan DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Arslan, "Fuarın Bodrum markası olma yolunda hızla mesafe kaydediyor olması hem bizler adına hem de sanat adına sevindirici bir gelişme olarak gözlemleniyor. Gelecek yıllarda sezonu daha da uzatmak adına Ekim - Kasım aylarına yaymak istiyoruz," dedi. Bodrium Otel'e Teşekkür Gecede fuarın gerçekleşmesinde önemli katkıları olan Bodrium Otel'e teşekkür edildi. Aynı zamanda düzenlenen kutlama gecesine de ev sahipliği yapan Bodrium Otel'e bir de teşekkür plaketi verildi. Otel yönetimi adına plaketi alan Bodrium Otel Genel Müdürü Yiğit Girgin, yaptığı konuşmada, "Ulu önder Atatürk'ümüzün sarf ettiği, 'Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir,' sözünden yola çıkarak fuara destek verme kararı aldık ve bundan çok mutluyuz. Sanat ve Bodrum adına ne yapsak azdır," dedi. Tea Silagadze, Rusudan Abashidze, Kadir Toprakkaya ve Ana Akhvlediani… Fuara Gürcistan'dan katılan iki ünlü ressam, Tea Silagadze ve Rusudan Abashidze'nin çalışmaları dikkat çeken eserler arasında yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi olarak kendileri ile mini bir söyleşi gerçekleştirdik. Derginin yeni sayısında paylaşacağız. Bodrum Sanat Fuarı'nın katılımcıları arasında Mısırlı sanatçı Menat Hisham da vardı. Arkadaşı ile yakından ilgilenen fuarın yurtdışı ilişkiler koordinatörü Eda Özcan, İstanbul Sanat Dergisi için bir anı fotoğrafı paylaştı. ### "Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni" Sergisi Açıldı Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi (GABAM), "6. Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu" kapsamında "Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni" başlıklı sergi düzenledi. GABAM'dan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Cumhuriyet'in kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünde Türkiye'de Bizans çalışmalarının çok kültürlü doğasını ve kurumsallaşma hikayesini inceleyen sergi, arşiv belgelerinden videolara birçok farklı malzemeyi ilk kez izleyiciyle buluşturuyor. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümünden Doç. Dr. Koray Durak küratörlüğünde ve GABAM Projeler Koordinatörü Merve Özkılıç editörlüğünde gerçekleştirilen sergi, 31 Mart 2024 tarihine kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde (ANAMED) ziyaret edilebilecek. Sergi Üç Bölümden Oluşuyor Kronolojik biçimde ele aldığı farklı temalar üzerinden ilerleyen sergide izleyiciler, Türkiye Cumhuriyeti anlatısında Bizans çalışmalarının kurumsallaşma hikayesini inceleyebiliyor. Kurumsallaşma süreci, öncelikle 1923'ten başlayarak 1990'lara dek üniversitelerde tarih ve sanat tarihi bölümlerinin kurulması üzerinden açıklanıyor. Alan çalışmalarını da içeren bu anlatıya paralel olarak ilerleyen ve mekanı ikiye bölen ayrı bir bölümde ise Rum cemaatinin katkıları ve yabancı kurumlarla yapılan işbirlikleri yer alıyor. Serginin ikinci yarısı ise 1990'lardan bugüne bilimsel toplantılar, geçmiş sergiler, mimari araştırmalar ve müze çalışmalarına odaklanıyor. Ziyaretçiler bu bölümde paleografi, epigrafi, sicilografi ve sualtı arkeolojisi çalışmaları ile mimari restorasyonları da görme imkanı buluyor. Serginin son bölümü hem eğitim alanına ilgi duyanlara hem de kitap meraklılarına yeni bir bakış açısı sunuyor. Bu bölümde ortaöğretimde Bizans'a ilişkin müfredat değerlendirilirken konuya ışık tutacak çocuk kitapları da sergileniyor. Sergi, İnteraktif Unsurlarla Da Destekleniyor Cumhuriyet'in ilk yüzyılında Bizans araştırmalarının geldiği aşamayı tarihsel perspektiften anlatan birçok arşiv belgesini de ilk kez ziyaretçilerle buluşturan sergi, interaktif unsurlarla da destekleniyor. Şahin Kılıç ve Buket Kitapçı Bayrı'nın "Türkiye'de Bizans Çalışmaları: Bir Bibliyografya, 19. yüzyıl-2020" eserinde yer alan kaynakçanın görselleştirildiği dokunmatik bir ekran, izleyicilere araştırmalarda ağırlık kazanan konuları ve bilim insanlarının ilişki ağlarını keşfetme imkanı sunuyor. Bir diğer interaktif unsur ise Bizans tabakası bulunan kazı ve yüzey araştırmalarını gösteren bir haritadan oluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının 2022 yılı izinlerine dayanarak hazırlanan ve bazı kazıların tanıtım videoları ile zenginleştirilen harita, alan çalışmalarının coğrafi dağılımını gösteriyor. Sergide ayrıca Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi'nin "Sözlü Tarih Projesi: Türkiye'de Bir Bizansçı Olmak" projesinden bir seçki de sunuluyor. Aralarında Semavi Eyice, Doğan Kuban ve Melek Delilbaşı'nın bulunduğu akademisyenlerden de görüşler içeren bu video kayıtlarından kesitler, temaları destekleyecek şekilde sergi alanında yer alıyor. Sözlü tarih projesinin ayrıntılı içeriğine Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Merkezi'nin web sitesinden de erişilebiliyor. Tasarımını Fika'dan Burak Şuşut, Dilara Tekin Gezginti, Duygu Güven'in yaptığı "Türkiye'de Bizans Çalışmalarının Serüveni" sergisinin, Türkiye'deki Bizans çalışmalarının bugüne kadarki en kapsamlı tarihini sunan aynı isimli kitabı ise çok yakında raflarda yerini alacak. ### 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali 7 Temmuz'da Başlayacak Devlet Opera ve Balesinin seçkin eserlerinin sahneleneceği 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, 7-21 Temmuz'da Efes Antik Kenti'nde gerçekleştirilecek. Festival, 7 Temmuz akşamı ünlü Rus besteci Çaykovski'nin şaheseri "Uyuyan Güzel" balesinin prömiyeriyle başlayacak. Büyücü Carabosse tarafından 100 yıl boyunca uyutulan prensesin hikayesi, İzmir Devlet Opera ve Balesi tarafından iki perde olarak sahnelenecek. Orkestra şefi Roberto Gianola yönetimindeki İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ile Bale Topluluğunun sahne alacağı eserin koreografisi ve librettosu ünlü Fransız koreograf Marius Petipa'ya ait. Eserin rejisi ve düzenlemesi ise Ayşem Sunal Savaşkurt imzası taşıyor. Eserde "Prenses Aurora" rolünü Burcu Olguner, "Prens Florimund" rolünü Çağın Özideş, "Carabosse" rolünü Selahattin Erkan, "Leylak Perisi" rolünü ise Cansu Polat canlandıracak. Carmen"in Öyküsü Sahneye Taşınacak Festivalde, 10 Temmuz akşamı Samsun Devlet Opera ve Balesince "Carmen" balesi sanatseverlerin beğenisine sunulacak. İki perdelik eserin bestesi Georges Bizet, koreografisi ve librettosu Carlos Vilan, müzik düzenlemeleri Tulio Gagliardo'ya ait. Eser, İspanya'nın Sevilla kentinde bir tütün fabrikasında çalışan asi ve güzel Carmen'in, Don Jose ve Escamillo ile yaşadığı aşkı sahneye taşıyacak. Orkestra şefi Tulio Gagliardo yönetimindeki İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Samsun Devlet Opera ve Balesi Bale Topluluğuna eşlik edecek. Antik Kentte "Carmina Burana" İzleyicilerle Buluşacak Program kapsamında 13 Temmuz akşamı, Alman besteci Carl Orff'un en çok bilinen eseri "Carmina Burana" seslendirilecek. Carl Orff tarafından Münih yakınlarındaki bir manastırda bulunan 200 kadar şiir ve şarkıdan esinlenerek oluşturulan eserde, İzmir Devlet Opera ve Balesinin orkestrasını şef Vladimir Lungu, korosunu ise Orhan Öner Özcan yönetecek. Eserde, solistler soprano Ayşe Şenogul, tenor Erdem Erdoğan, bariton Nejad Beğde'ye, koro, çocuk korosu ve orkestra sanatçıları eşlik edecek. "Damdaki Kemancı" Müzikali Seyirciyle Buluşacak Festival, 16 Temmuz akşamı Mersin Devlet Opera ve Balesinin "Damdaki Kemancı" müzikaliyle devam edecek. Seyircileri 1905 Çarlık Rusyası'na, gelenek ve devrim arasında sıkışmış Anatevka köyü sakinlerinin dünyasına götürecek iki perdelik ünlü eserin müzikleri Jerry Bock, rejisi Volkan Severcan, koreografisi Serbülent Biçer ve Özgür Adam İnanç'a ait. Şef Aytuğ Ülgen yönetimindeki Mersin ile İzmir Devlet Opera ve Balesi orkestralarının sanatçıları ile şef Anıl Aydın yönetimindeki Mersin Devlet Opera ve Balesi Korosu da eser için sahnede olacak. Festivalin Kapanışı "Lamermoor Gelini" İle Yapılacak Festival, 21 Temmuz Cuma akşamı Gaetano Donizetti'nin üç perdelik trajik operası "Lucia di Lammermoor" ile sona erecek. Sir Walter Scott'un "Lammermoor Gelini" adlı romanından uyarlanan eserin rejisini Carlos Vilan, orkestra şefliğini Tulio Gagliardo üstleniyor. Tüm gösterimlerin saat 21.00'de başlayacağı festivalin etkinlik biletleri, Efes Antik Kenti, Kuşadası Kervansaray, İzmir DOB Elhamra Sahnesi, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi, İzmir İstinye Park gişeleri ile www.biletinial.com üzerinden temin edilebilir. ### Türkiye'de İlk Yapay Zeka Destekli Solo Sergi: Khakhane Türkiye'nin önde gelen sanat mekanlarından biri olan Duende Art Gallery, Stefan Ragimov'un Türkiyede’ki ilk solo AI fotoğraf sergisi “Khakhane” (HAHANE)’ye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.  Türkiye’de gerçekleşecek ilk yapay zeka destekli solo sergi olma özelliği de taşıyan sergi, Emine Özkarslıoğlu küratörlüğünde 21 Temmuz'da sanatseverlerle buluşacak.  Sergi, Stefan Ragimov'un sanatsal yeteneği ve yapay zekanın sınırsız potansiyeliyle birleşerek, izleyicilere büyüleyici bir görsel deneyim sunmayı amaçlıyor.  "Khakhane" sergisi, İran tarihindeki politik ve ekonomik kararların topluma yansımalarını görsel bir deneyimle sunacak. Sergide, yapay zeka destekli fotoğrafların yanı sıra, sanatçının orijinal fotoğrafları da yer alacak.  Stefan Ragimov'un fotoğraf sanatı ve yapay zekanın gücüyle buluşturduğu "Khakhane" sergisi, Duende Art Gallery'de sanatseverleri büyüleyici bir yolculuğa çıkaracak.  Duende Art Gallery'nin ev sahipliği yapacağı mekanda, Emine Özkarslıoğlu'nun öncülüğünde kurulan dekor ve Stefan Ragimov’un eşsiz sanatıyla bambaşka bir atmosfer yaratarak, izleyicilere yeni bir vizyonun kapılarını açmayı hedefliyor.  Serginin VIP açılışı 21 Temmuz Cuma saat 21:00'de Efe Baydar’ın dans performansıyla birlikte gerçekleşecek. Tüm sanatseverler açılış sonrası 21 Ağustos'a kadar Duende Art Gallery’de sergiyi ziyaret edebilecek.  Sanatçı Stefan Ragimov Özgeçmiş: Barselona merkezli fotoğrafçı ve görsel sanatçı Stefan Ragimov, sanatın güzelliğine olan yoğun bağlılık duygusunu erken yaşlarda keşfetti. SSCB'nin Bakü şehrinde doğan Ragimov, Moskova ve İstanbul arasında büyüdü. Bu tarihi ve sanatsal şehirlerin sunduğu her detaydan ilham aldı. Lisans eğitimini Budapeşte Metropolitan Üniversitesi, Görsel Sanatlar Fakültesi'nde tamamladı. 2012 yılında, Stefan'ın odak noktası özellikle dijital teknolojinin ve post prodüksiyon tekniklerinin gelişimiyle birlikte fotoğrafa yöneldi. Melbourne, Budapeşte ve Buenos Aires arasında zamanını bölerken, fikirlerini, isteklerini, siyasi duruşunu ve ilgi alanlarını ifade etmek için çeşitli görsel sanat formlarıyla deneyler yaptı. Ragimov’un sanatı kimlik, kültürel tabular, cinsellik, Orta doğu ve eski Sovyet coğrafyasında süren sosyal/politik huzursuzluk gibi temaları keşfetmek üzerine yoğunlaşır. Portföyü, başarılı solo sergilere ve Not Human Sanat Haftası gibi saygın etkinliklere katılım gibi prestijli etkinliklerle doludur. 2022 yılında eserleri Kuzey Avrupa'nın en büyük sanat fuarı olan Art Nordic 2022'de sergilenmiştir. Stefan Ragimov, sanatsal ifadenin sınırlarını aşmak için dijital teknikleri ve post prodüksiyon becerilerini kullanarak toplumsal normları sorgulayan düşündürücü görüntüler yaratır. Kendi kişisel deneyimlerinden beslense de, büyüdüğü ataerkil toplumun çerçevesinde güçlü isyankar imgeler sunarak sınırları aşar.  Duende Art Gallery  ADRES: Fenerbahçe Mah. Itridede sok. No: 17/A Kızıltoprak, İstanbul Duende Art Gallery Instagram Hesabı  ### İstanbul Sanat’ın yeni sayısı çıktı! Sanatı ve kültürü tüm biçimleriyle kucaklayan ve Türkiye’nin sanat ekosisteminin görünür olmasında önemli bir rol oynayan İstanbul Sanat dergisinin yeni sayısı okuyucuyla buluştu. Kapağına, bilim ve teknolojiyi arkasına alarak sanatta yeni bir hikâye anlatıcılığı ve estetik bakış açısı oluşturan “dijital sanat”ı taşıyan İstanbul Sanat, yine dopdolu ve beklentileri karşılayan bir içeriğe sahip. K-İletişim Yayınları tarafından hazırlanan İstanbul Sanat dergisinin 12. sayısı okurlarla buluştu. Yayın hayatına başladığı günden bu yana kültür ve sanat ekosistemini tüm alt başlıkları ve kırılımları ile sayfalarına taşıyan İstanbul Sanat, bu sayısında sanatın dijitalleşen çehresini ve bu yeni formun sanatın geleceğindeki yerini okuyucularıyla paylaşıyor. Fırçanın yerini alan kodlar, veri ve yapay zekâ gibi günümüz cezbedicileri, modern ertesindeki bu sanatın; estetik, anlatı ve kavramlarla kurduğu flörtü daha da ileriye taşıyor. İnsanlığın sanal bir dünyaya yelken açtığı günümüzde sanatın bundan istisna kalamayacağına dergimizin konuklarından Dr. Ümran Özbalcı Aria, sanattaki bu dijitalleşmenin tarihsel gelişimine yönelik yazdığı makale ile bir temel hazırlarken; Türkiye’yi bu alanda küresel sahnede başarıyla temsil eden sanatçı Ferdi Alıcı, ürettiği eserlerin yarattığı aksiyon ile dijital sanatın neden geleceğe bir perspektif hazırladığına net bir cevap veriyor. İlk çıktığımız günden bu yana sanatın her dalını kucaklayacağımızın ve sanatın toplum genelinde bilinirliğinin sağlanmasında bir kaldıraç görevi göreceğimizin sözünü verdik. Bu sözü artık yayın felsefemiz haline getirdik ve her sayımızda olduğu gibi bu sayıda da edebiyattan fotoğrafa, resimden mimariye, müzikten heykele, tiyatroya pek çok değerli isimle bir araya geldik. Londra Tasarım Bienali’nde Public Award’a layık görülen "Açık Yapıt" adlı eseriyle Türkiye’nin çağdaş mimari anlamındaki vizyoner bakış açısına yönelik küresel bir farkındalık yaratan Melek Zeynep Bulut ile eserini ve yaşattığı gururu konuşurken; genç ve yetenekli sanatçı Kübra Doğu ile insanı, duyguları ve insan evrimini ifade eden yeni türü değerlendirdik. Toplumların, gezegenin ve insan varoluşsallığının yaşadığı sıkıntılar da sanattan kopuk değil ya da sanat bu sorunların çözümünde bir misyoner. Sevilen yazar Buket Uzuner ile "Tabiat Dörtlemesi" adını verdiği serisinin son romanı “Ateş” üzerinden son yılların en güçlü ana akımlarından kadın hareketi ve iklim krizini masaya yatırdık. Bazen olumsuz duyguların bir katma değere dönüşebileceğini, fotoğraf sanatçısı Ali Borovalı ile son sergisi “Tükenmez Umut Mavisi” üzerinden irdeledik. Olumsuz duyguları inkâr etmektense üzerinde çalışıldığında nasıl bir üretim aracına dönüşebileceğini gördük. İBB Şehir Tiyatroları’nın gelenekten gelen ilk kadın genel sanat yönetmeni Ayşegül İşsever, göreve geldikleri günden bu yana yarattıkları değişimi ve üstlendikleri sorumluluğu tiyatronun “insanı anlatma sanatı” tanımı üzerinden aktardı. Sanatın farklı mecralara entegrasyon çalışmaları da bu sayıdaki gündemlerimizden biriydi. Volkan Ataman ile sanatın turizm sahnesinde yaratacağı prestiji, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ile sosyal belediyecilik ve örnek olan kent anlayışında sanatın yerini, Türkiye’nin önde gelen estetikçilerinden Dr. Koray Erdoğan ile tıpta sanatsal ifadeyi konuştuk. Daha birçok başlığıyla okuyucuların beklentilerini karşılayarak keyifli bir kültür sanat perspektifi vadeden İstanbul Sanat, satış noktalarındaki yerini aldı. Turkcell Dergilik’te de yayınlanan dergimiz ile alakalı detaylı bilgi almak ve abone olmak isterseniz www.kiletisimyayinlari.com adresimizi ziyaret edebilirsiniz. SANAT VE SANATSEVERLERE KARŞI SORUMLULUĞUMUZUN BİLİNCİNDEYİZ İstanbul Sanat’ın, sayfalarından sanat, kültür ve insan akan yazıları, araştırmaları ve röportajları ile beşinci yılımızı yarıladık. Son yıllarda ülke ve dünya olarak yaşadığımız kısıtlayıcı koşullar, hepimizi olduğu gibi bizi de son derece zorladı. Karşılaştığımız zorlayıcı ekonomik koşullar da bunun en önemli yansıması oldu. Ancak yola çıktığımız andan itibaren bu zorluklar ajandamızın bir parçasıydı. Büyük bir istek ve heyecanla başladığımız yayın hayatımızda eleştirileri olumlamaya çalıştık. Takdirlerin şımarmak için değil, daha fazlasını ortaya koymak için olduğunun bilincinde hareket ettik. Her sayıda üzerine koymaya devam ediyoruz. Desteği olan herkese sonsuz teşekkürler! Keyifli okumalar… * İstanbul Sanat dergimizin son sayısını aşağıdaki link üzerinden sipariş verebilirsiniz: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-12-sayi/ ### Leros Adası'nda “Time is a Child” Sergisi Düzenlenecek Galerist ve Perasma, "Time is a Child" isimli karma sergiye 9 - 23 Temmuz 2023 tarihleri arasında, Leros Adası’nda sanatseverlerle buluşturacak. Adını, Antik Yunan filozof Herakleitos’a ait olduğu düşünülen “Zaman, sahilde beş taş oynayan bir çocuktur” sözünden alan sergi, zaman ve ona bağlı sonsuz ihtimaller etrafında bir araya gelen sanatçıların eserlerinden oluşuyor. Sergi mekanında bir araya gelen Alice Guittard, Ayça Telgeren, Burcu Yağcıoğlu, Elif Uras, Evgenia Vereli, Kostis Velonis, Lara Ögel, Malvina Panagiotidi, Maria Joannou, Martin Creed, Merve İşeri, Nazım Ünal Yılmaz, Nil Yalter, Nuri Kuzucan, Rashid al Khalifa, Savvas Laz, Serkan Özkaya, Silva Bingaz, Stefania Strouza, William Kentridge, Yeşim Akdeniz ve Yusuf Sevinçli’nin eserleri, koyu çevreleyen çam ve okaliptüs ağaçlarının gölgelerine doğru taşıyor. Galerist ve Perasma, "Time is a Child" sergisinin gerçekleşmesinde geçen yardımlarından ötürü başta Vienna Contemporary, Atelier Rebul ve Minval olmak üzere Aegeas, Miller, Ethnicloom, Tepta, Persan ve Jotun'a teşekkür ediyor. John Keats’in, imgelerin zamansızlığı ve buna olan hayranlığına dair ünlü şiiri "Bir Yunan Vazosuna Övgü"de olduğu gibi, sergi kendini öngörülemez bir yolculukta ve bu daimi akışın içerisinde bir an olarak konumlandırır. Bir daha geri gelmeyecek zamanda bir duraksamanın kaydını almaya çabalar. Şiirin etkileyici mısraları, vazoda resmedilen sahneler üzerinden, yaşanmadıkça sonsuz potansiyellerini korumaya devam eden deneyimler üzerine düşünür. Bu bitmek bilmez yolculuğun geçici yolcusu olan insan, vazonun üzerinde donup kalmış bir figürden öte değildir. Vazo, canlı ve cansız olan her varlığın direncine bir övgü niteliğindedir. On iki adalardan en yakını, Türkiye anakarasından sadece bir taş atımlık mesafede yer alan Leros, yakın olduğu kadar umarsız ve bir adadan bekleneceği gibi kendi hızında. Leros, II. Dünya Savaşı sırasında yıllarca İtalyan işgali altında kalmış ve bu süreçte önemli bir rol oynamıştır. Faşist rejim etkisinde planlanan mimari yapılar, adanın zengin geçmişi ve hatırasını sarmalayan sütunlar, kemerler, duvarlar, kumlar, taşlar ve sular iç içe, birbirine sıkı sıkıya örülüdür. Sergiye ev sahipliği yapan Lakki’deki Kouluki koyunda yer alan ve 1930’larda İtalyan donanması için mayın deposu olarak inşa edilmiş olan yapı, günümüzde Leros Denizcilik Kulübü olarak hizmet veriyor. ### Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'ne başvurular başladı Adana Büyükşehir Belediyesince düzenlenen 30. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'ne başvurular başladı. Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamaya göre, 18-24 Eylül'de gerçekleştirilecek olan Adana Altın Koza Film Festivali'nde "Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması", "Belgesel Film Yarışması", "Uluslararası Kısa Film Yarışması", "Ulusal Öğrenci Kısa Film Yarışması" ve "Adana Kısa Film Yarışması" bölümleri yer alacak. Festivalin yarışma bölümüne katılmak isteyenler 7 Ağustos'a kadar başvuru yapabilecek. Yarışmanın yönetmelik ve başvuru formlarına "altinkozaff.org.tr" adresinden ulaşılabilecek. Organizasyon kapsamında dünya sineması seçkisi, özel gösterim bölümleri, belgesel gösterimleri, söyleşiler, atölye çalışmaları, sinema sempozyumu ve sergiler, sanatseverlerle buluşacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, sinemaya ve sanata desteklerinin kesintisiz süreceğini kaydetti.​​​​​​​ ### İşimiz İşimizin en keyifli yanlarından biri, yerel uzmanlar, turizm kurulları ve destinasyon paydaşlarıyla etkileşime girerek destinasyonlar hakkında derinlemesine araştırma yapma ve öğrenme şansına sahip olmaktır. Bu, gizli mücevherleri keşfetmemize, farklı kültürler hakkında derinlemesine bilgi edinmemize ve bir seyahat tasarımcısı olarak tarzınıza ve tercihlerinize hitap eden özelleştirilmiş güzergahlar oluşturmamıza olanak tanır. Güzergahı ziyaret etmiş olsanız bile, ısmarlama bir seyahat programını sıfırdan hazırlamak zor olabilir. Zaman, planlama ve öngörü gerektirir. Ancak burada uzmanlığımız ve tutkumuz devreye giriyor. Gezi rehberlerinin yüzeysel seviyesinin ötesine geçiyor ve ziyaret ettiğimiz yerlerin tarihini, kültürünü ve geleneklerini derinlemesine inceliyoruz. Yerel halkla bağlantı kuruyor ve kendimizi onların yaşam biçimlerine kaptırarak müşterilerimize benzersiz bir bakış açısı sunmamıza olanak tanıyoruz. Sırasıyla Moritanya ve Güney Sudan'a keyifli bir yolculuk için çalışıyoruz. Sürdürülebilir ve sorumlu seyahat felsefesiyle her anı, sonsuza dek yaşatılacak, inanılmaz deneyimlerle dolu olağanüstü bir anı haline getirmeyi hedefliyoruz. Kültüre saygı, yaptığımız her şeyin merkezinde yer alır ve bu ilkeyi her adımda takip etmeye kararlıyız. Güzergahları araştırmak, istediklerimizi ve istemediklerimizi not almak ve geçmiş deneyimlerimizi farklı formülasyonlara entegre etmekle başlıyor serüvenimiz. Bu süreç, ayrıntılara dikkat etmeyi ve her bir güzergahı benzersiz kılan şeyin ne olduğunu anlamak için keskin bir bakış gerektirir. Karşılaştığımız bazı zorluklar, bu güzergahlar uzak olduğundan ve tipik turistik güzergahlarından önemli ölçüde farklı olduğundan, kavrayışımızın ötesindedir. Örneğin, öğle yemeği başka bir yerde basit bir öğünken, burada yiyecekler seyrek miktarlarda ve sınırlı çeşitlerde bulunabilir. Ancak bunu yerel mutfağı keşfetmek ve her yemeğin değerini takdir etmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Az gezilmiş olmanın zorlukları hafife alınmamalıdır. Ancak, onları kollarımızı açarak kucaklıyoruz, onları öğrenmek ve gelişmek için fırsatlar olarak görüyoruz. Her engel merak ve heyecanla aşılabilir. Öğrendiklerimizi uyguluyoruz ve hiçbir sorundan çekinmiyoruz. Kritik yaklaşım, her şeyi bir seferde bir adım ve yavaşça almaktır. Günün sonunda hiçbir şey imkânsız değildir, ancak zorluklar yıldırıcı olabilir. Bir adım önde olmak ve bariz olanın ötesini görmek için çalışıyoruz. Bu nedenle özgünlüğün butik bir çekicilik ve eşsiz güzel bir maceraya atılırsınız. Bir sonraki varış noktası yakın ve yenisi burada. Verilen tüm yapboz parçalarıyla temanız için benzersiz bir şey yaratmanın sevinci büyüleyici. Seyahat tuvali, bebeğiniz ve sonuçlarınız nefes kesici olabilir. Müşterilerimizi kalıpların dışında düşünmeye ve tipik turistik yerler olmayan güzergahları ziyaret ederek kendilerine meydan okumaya teşvik ediyoruz. Bu varış noktaları, sizi bir ömür boyu hayranlık uyandıran bir yolculuğa çıkarmak için güveninizi ve bilginizi gerektirir. Yolculuk her zaman kolay olmayabilir ama buna değecek. Zorluklar sizin motivasyonunuzdur ve biz size yolun her adımında rehberlik etmek için buradayız. Sonuç olarak, seyahat konusundaki uzmanlığımızı ve tutkumuzu sergilememize izin verdiği için seyahat programları oluşturmaya bayılıyoruz. Bu sadece hedefle ilgili değil, aynı zamanda yolculukla da ilgili. Bize karşı her zaman dürüst olan müşterilerimizin gülümsemeleri, her şeye değer kılan büyük finaldir. Okumaya, izlemeye, dinlemeye ve yaratmaya öncelik veriyoruz, kişiselleştirilmiş ve unutulmaz bir seyahat deneyimi sunmaktan gurur duyuyoruz. Bu aslında herkesin amacı değil mi? İstanbul Sanat Dergisi – ZEKERİYA ŞENUluslararası Seyahat Danışmanı ve Yazar ### Bingöllü Ressamın Taş Tozundan Yaptığı Eserler Paris'e Uzandı Doğadan topladığı renkli taşları el emeğiyle toza dönüştürerek resim yapan Bingöllü Ali Rıza Kılıç'ın, köyündeki atölyesinde hazırladığı eserleri 16 ülkedeki sanatseverlere ulaştı. Kalemle çizdiği fonun üzerine silikonla taş tozunu döken Kılıç, günlerce, bazen de aylarca verdiği emek sonucu eserini ortaya çıkarıyor. Doğadan topladığı renkli taşları el emeğiyle toza dönüştürerek resimler yapan Bingöllü Ali Rıza Kılıç'ın, köyündeki atölyesinde hazırladığı eserleri 16 ülkedeki sanatseverlere ulaştı. Bingöl merkeze bağlı Kuruca köyünde yaşayan 50 yaşındaki Ali Rıza Kılıç, 7 yaşında yaşadığı bir korku nedeniyle bir süre konuşmadı. Yaşadığı durumu resim yaparak ve kitap okuyarak atlatan Kılıç, ilk çalışması olan küçük bir heykeli, milli şair Mehmet Akif Ersoy'un o dönem banknotlardaki resmine bakarak yaptı. Doğa ile iç içe yaşayan ve dağlarda yürüyüşlere çıkan Kılıç, gördüğü renkli taşları toplamaya başladı. Rengini beğendiği taşları atölyesinde biriktiren ve ellerinin yaralanmasına rağmen demir tokmakla toz haline getiren Kılıç, bu tozlarla herhangi bir boya kullanmadan ahşap suntalar üzerine resimler yapıyor. Taş tozunu, kalemle çizdiği fonun üzerine silikonla sabitleyen Kılıç, günlerce, bazen de aylarca verdiği emek sonucu eserini ortaya çıkarıyor. ### İzleyicinin yüzünü güldüren usta aktör: Kemal Sunal Oynadığı birbirinden farklı rollerle sinemaseverlerin yüzünü güldürmeyi başaran Kemal Sunal, 26 yıllık sanat hayatına 82 film sığdırdı. Usta aktör, vefatının 23. yılında anılıyor. İyi ve saf adam rolleriyle izleyicinin gönlüne taht kuran oyuncu, yapımcı ve senarist Kemal Sunal, vefatının 23. yılında anılıyor. "Süt Kardeşler", "Hababam Sınıfı", "Tosun Paşa", "Sahte Kabadayı" ve "Kapıcılar Kralı"nın da arasında bulunduğu onlarca filmde birbirinden farklı karakterleri başarıyla oynayan Sunal, gülüşüyle hafızalarda kaldı. Tam adı Ali Kemal Sunal olan oyuncu, 11 Kasım 1944'te Malatyalı Mustafa Sunal ile Saime Hanım'ın ilk çocuğu olarak İstanbul Küçükpazar'da dünyaya geldi. Daha sonra Cemil ve Cengiz adı verilen iki kardeşi daha olan Sunal, Mimar Sinan İlkokulu ve Vefa Lisesinde öğrenim gördü. Lisedeyken tiyatroya duyduğu ilgisiyle öne çıkan sanatçının yeteneğini, felsefe öğretmeni Belkıs Balkır fark etti. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak zorlu şartlar altında çocukluk ve gençlik dönemini geçiren Sunal'ın babasını ikna eden Balkır, genç oyuncuyu Kenter Tiyatrosu'na götürerek, Müşfik Kenter ile tanıştırdı. Sunal, tiyatro ve sinemaya adım atmadan önce elektrikçi çıraklığı yaptı, üniversite öğrenimi sırasında ve sonrasında da Emayetaş Fabrikasında çalıştı. TİYATRO YARIŞMASINDA ÖDÜL ALDI Amatör olarak ilk kez "Zoraki Tabip" adlı oyunda sahneye çıkan Sunal, aynı tarihlerde oynadığı bir oyun ile Akşam gazetesinin düzenlediği liseler arası tiyatro yarışmasında "En İyi Karakter Oyuncusu" ödülüne layık görüldü. Profesyonel tiyatro oyunculuğuna 1966'da başlayan Sunal, Kenter Tiyatrosu'ndaki bir oyunda sahneye çıktı ve repliği olmamasına rağmen seyirciyi güldürmeyi başardı. Daha sonra oyuncu Bülent Kayabaş ile tanışmasına vesile olan ve henüz yeni kurulan Pendik Tiyatrosu'na katılan usta oyuncu, bir yandan tiyatroya devam ederken şimdiki adı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olan Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu'nda 2 yıl öğrenim gördü. Pendik Tiyatrosu'nun kapanması nedeniyle Ulvi Uraz'ın tiyatrosuna geçen Sunal, daha sonra Aksaray Küçük Opera, Ayfer Feray Tiyatrosu ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Münir Özkul, Devekuşu Kabare'de Sunal'ın oynadığı "Dün Bugün" adlı oyunu izledikten sonra Sunal'ı yönetmen Ertem Eğilmez ile tanıştırdı. SİNEMAYA "TATLI DİLLİM" İLE BAŞLADI Kemal Sunal, Eğilmez'in 1973'te çektiği, Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Filiz Akın'ın da rol aldığı "Tatlı Dillim" filminin kadrosuna katılarak sinemaya adım attı. Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Salako" filminin ardından, Zeki Ökten'in "Hanzo" ve "Şaşkın Damat" filmlerinde başrol oynayan oyuncu, Rıfat Ilgaz'ın eserinden Eğilmez'in beyaz perdeye uyarladığı "Hababam Sınıfı"nda da usta isimlerle birlikte rol aldı. Oynadığı birbirinden farklı rollerle sinemaseverlerin yüzünü güldürmeyi başaran Sunal, 1976'da "Süt Kardeşler", "Hababam Sınıfı Uyanıyor", "Tosun Paşa", "Sahte Kabadayı", "Meraklı Köfteci" ve "Kapıcılar Kralı" gibi unutulmazlar arasına giren filmlerde, 5 farklı yönetmenle çalıştı. Devekuşu Tiyatrosu'nun Ankara turnesi sırasında Gül Sunal ile tanışan ve 1975'te evlenen oyuncunun, Ali ve Ezo adını verdikleri çocukları dünyaya geldi. İşinde her zaman titiz ve tertipli olduğunu söyleyen Sunal, genellikle halkın içinden bir halk kahramanını oynadığı rollerle izleyicinin dikkatini çekti. HALKA YAKINLIĞIYLA KISA ZAMANDA SEVİLDİ Sunal, özgün fiziği ve oynadığı tiplerin halka olan yakınlığı nedeniyle kısa zamanda Türkiye'nin en sevilen oyuncularından biri oldu. Aradan yıllar geçmesine rağmen oynadığı filmler halen televizyon ekranlarında ve dijital mecralarda ilgiyle izlenen Sunal, 26 yıllık sanat hayatına, tiyatro oyunları hariç 6'sı yan rol, 76'sı başrol olmak üzere 82 film sığdırdı. "Saygılar Bizden", "Şaban Askerde", "Şaban ile Şirin" ve "Bay Kamber" dizilerinde de rol alan Sunal, filmlerinde öğretmenden bekçiye, kapıcıdan çöpçüye kadar birçok karakteri başarıyla oynadı. Her karakterle seyircilerin yüzünü güldürmeyi başaran ve halk tarafından benimsenen Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerin genelinde, Türk halkının geleneklerinden, adetlerinden ve inanışlarından örnekler öne çıktı. Sunal, "Kapıcılar Kralı" filmiyle 1977 Antalya Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu", 1989'da "Düttürü Dünya" filmindeki rolüyle Ankara Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu", 1998'de de Antalya Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü"ne değer görüldü. ÜNİVERSİTEDEN 51 YAŞINDA MEZUN OLDU Yoğun tiyatro turneleri sebebiyle üniversite eğitimini yarıda bırakan Sunal, 1992'de çıkan öğrenci affı sonrasında üniversiteye devam ederek, 1995'te 51 yaşındayken mezun oldu. Sanatçı, daha sonra radyo, televizyon ve sinema bölümünde yüksek lisans yaptı ve "Televizyon ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü" başlıklı tezini kaleme aldı. Sinema ve tiyatronun, gülen ve güldüren yüzü Sunal'ın bu tezi, vefatından sonra 2005'te aynı adla ailesi tarafından kitap olarak bastırıldı. Uçak fobisi olan Sunal, "Balalayka" filminin çekimleri için Trabzon'a gitmek üzere bindiği uçakta kalp krizi geçirdi ve 3 Temmuz 2000'de vefat etti. Ünlü oyuncunun cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Usta oyuncunun rol aldığı filmlerden bazıları şöyle: "Canım Kardeşim, Oh Olsun, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Hanzo, Hababam Sınıfı Serisi, Şaban Serisi, Meraklı Köfteci, İbo ile Güllüşah, Sakar Şakir, Yüz Numaralı Adam, Bekçiler Kralı, Zübük, Sahte Kabadayı, Avanak Abdi, Korkusuz Korkak, Şark Bülbülü, Devlet Kuşu, Gol Kralı, Üç Kağıtçı, Doktor Civanım, Yedi Bela Hüsnü, Postacı, Varyemez, Propaganda." ### Van Gogh Müzesi'nde Sergilenen Türk Sanatçının Eseri, Depremin Gücünü Yansıttı Amsterdam'da yaşayan 23 yaşındaki Hollandalı Türk sanatçı Ahmet Emin Batman'ın "deprem" konulu video enstalasyon eseri, ülkenin dünyaca ünlü Van Gogh Müzesi'nde sergilendi. Van Gogh Müzesi'nin her ayın son cuma gecesi genç sanatçıların desteklemek ve eserlerini sanatseverlerle sunmalarını sağlamak amacıyla yaptığı "Vincent Cuması" adlı etkinlik kapsamında Türk sanatçı Batman'ın "Memento Diem" adlı eserine, ana ekranda yer verildi. Batman, "Memento Diem" adını verdiği eseriyle ilgili AA muhabirine, "Memento Diem yaşamı kutlama ve ölümü hatırlama arasında bir video enstalasyon çalışmam. Hem hat sanatını, hem film, hem de fotoğrafı kullanarak oluşturduğum bir eser," dedi. Eserinin, büyük bir depremin sonrasında yaptığını ifade eden Batman, "Amacım, insanlara yaşamla ölüm arasında nerede durduklarını, nerede hangi pozisyonu aldıklarını sorgulatmak," diye konuştu. Etkinliğe katılan Türkiye'nin Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, genç bir Türk sanatçının eserinin dünyaca ünlü Van Gogh Müzesi'ndeki bir özel etkinlikte sergilenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ersoy, "Sanatçı, Van Gogh'un tabloları ile depremin yarattığı ortak duygular arasında bir bağ kurmuş. Bu vesileyle depremin unutulmaması, hatırlanması da önemli," ifadelerini kullandı. Etkinliğe katılan Amsterdam Üniversitesi İnsani Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Laura van Hasselt, Batman'ın eserinde en beğendiği şeyin feci bir trajediyi yansıtırken insanlara umut veren gökyüzü gibi bazı unsurların varlığı olduğunu belirtti. Van Hasselt, "Eserde bir şekilde bir umut mesajı da var. Ne kadar büyük olursa olsun bir trajediden sonra devam etmeliyiz. İnsan bazen pozitif ve negatif şeyleri bir araya getirerek ayakta kalabilmeli ve ilerlemeli," dedi. Yaklaşık bin kişinin katıldığı etkinlikte ziyaretçiler, dört saat boyunca farklı alanlardaki sanat eserlerini bir arada izledi. ### Caresse Art, "Artistic Integrity" Temasıyla Sanatseverlerle Buluştu Caresse, Bodrum'un önde gelen otellerinden biri olarak sanat turizmine yeni bir soluk getirmek amacıyla Caresse Art projesini başlattı. Caresse Art'ın "Artistic Integrity" temasıyla gerçekleşen lansman etkinliği, sanat ve iş dünyasının ünlü isimlerinin katılımıyla büyük bir ilgi gördü. Caresse Art projesi, sezon boyunca bir dizi sanatsal etkinliğe ev sahipliği yaparak, Caresse Bodrum'un etkileyici mimarisi ve üstün hizmet anlayışıyla sanatseverlere eşsiz bir deneyim sunmayı hedefliyor. Elçin Sümer'in küratörlüğünü üstlendiği Caresse Art'ın lansman etkinliği de "Artistic Integrity" temasıyla gerçekleşti. Borusan Otomotiv ve Shelton'ın katkılarıyla düzenlenen lansman etkinliğine Volkan-Sanem Büyükhanlı, Hakan-Gülbu Büyükhanlı ,Elçin Sümer, Hakan Tiftik, Ayten Aslan Danışman, Burcu Esmersoy, Ebru Akel, Burak Kut gibi misafirlerin yanı sıra birçok ünlü sanatçı ve sanatsever katıldı. Caresse Bodrum'da gerçekleşecek olan “Art Fair” kapsamında 150 sanatçıdan ve 500'den fazla özel ve seçkin eserden oluşan koleksiyon, 6 ay boyunca sergilenecek. Bu özel etkinlikte, Server Demirtaş, Hanefi Yeter, Ayla Turan, Ara Güler, Kemal Tufan, İbrahim Örs, Cihat Aral ve Mert Ege Köse gibi tanınmış sanatçıların eserleri, Caresse Bodrum'u ziyaret eden sanatseverlerle buluşacak. Caresse Bodrum, tüm yaz sezonu boyunca Borusan Otomotiv'in Türkiye distribütörü olduğu ve tamamen elektrikli olan yeni BMW iX1 otomobilini otel içinde sergileyerek misafirlerine modern ve çevreci bir deneyim sunuyor. Caresse Art projesi, Bodrum'un sanat sahnesine yeni bir enerji getirirken, sanatseverlere unutulmaz anlar yaşatmak için büyük bir fırsat sunuyor. ### Işıklandırılan Efes Antik Kenti, Gece Ayrı Bir Güzel! İzmir'in Selçuk ilçesinde farklı uygarlıklardan izlerle ziyaretçilerini milattan önce 7000'lere kadar uzanan tarih yolculuğuna çıkaran Efes Antik Kenti, gece ışıklandırmasıyla farklılığını ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen antik yerleşimleri arasında yer alan ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde bulunan Efes Antik Kenti, özel ledlerle yapılan ışıklandırma çalışması sonrası gece farklı bir görüntüye bürünüyor. Teknoloji destekli ışıklandırma sistemiyle aydınlatılan antik kent, akşamları kültür sanat organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor. Efes, havanın kararmasının ardından yanan ışıklarla adeta geceyi selamlıyor. Sanatsal aktiviteler için antik kente gelenler ise ışıklandırılan güzergah üzerinde yürümenin keyfini yaşıyor. Kentte milattan sonra 2. yüzyıla tarihlenen Celcus Kütüphanesi, Agora Meydanı, Kuretler Caddesi, Domitian Tapınağı, Trajan Çeşmesi, 25 bin kişilik oturma kapasitesiyle büyük antik tiyatro, stadyum ve antik liman, gece aydınlatmayla oluşan farklı ihtişamı ve estetiğiyle dikkati çekiyor. Özel ledlerle aydınlatılan 21 metre genişliğinde, 17 metre yüksekliğindeki Celcus Kütüphanesi, sanatseverlere görsel şölen sunuyor. Zengin mimari süslemeleriyle ön plana çıkan yapı, gece de görenleri etkiliyor. Özel ledlerin kullanıldığı antik kent, Türkiye'de gece ziyaret edilebilen ören yeri olma özelliğini sahip. Antik Çağ'ın ticari ve politik merkezi olduğu bilinen Efes, Anadolu'nun eski ana tanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis Tapınağı'nın kalıntılarıyla dünyanın yedi harikasından birini de bünyesinde barındırıyor. ### Yapay Zeka İstanbul’u Sular Altında Çizdi Yapay zekanın, “İstanbul sular altında!”  başlığı ile çizdiği fotoğraf sosyal medyada olay yarattı. Yapay zeka teknolojisiyle Kadıköy'ü merkez alarak İstanbul'un sular altında gösteren hayali bir görüntüsünün çizilmesi kısa sürede tüm dikkatleri üzerine çekti. İSTANBUL SULAR ALTINDA! Yapay zeka teknolojilerinin bu tür yaratıcı uygulamaları, sanatın ve dijital dünyanın sınırlarını zorladığı her geçen biraz daha belirginleşerek ortaya çıkmakta. İnsanlar yapay zekanın neleri başarabildiğini hayranlıkla izliyor. Bu kez yapay zeka, İstanbul'un sular altında kalan bir görüntüsünü çizerek büyük bir heyecan yarattı. Kadıköy’ü merkez alarak Altıyol meydanındaki boğa heykeli ile oluşturulan fotoğraf, kısa sürede sosyal medyada büyük ilgi gördü. Boğa heykelinin sular altında kalmış hali gerçekçiliğiyle dikkat çekti. İşte viral olan o fotoğraf! Gelişen teknolojiyle birlikte birçok yapay zeka aracı çıkmaya başladı. Bunlardan bazıları yazı yazıyor hatta resim çizebiliyor. Yapay zekanın yazı yazma, resim çizme gibi becerileri giderek gelişiyor. Özellikle dil modelleri ve görüntü işleme algoritmaları, yapay zekanın metinler üretmesini ve yaratıcı resimler oluşturmasını sağlayabiliyor. Bu durum, sanatçılar ve yaratıcı profesyoneller için yeni bir potansiyel sunuyor. Yapay zeka, insanların hayal gücünü ve yaratıcılığını destekleyen bir araç haline gelerek, yeni sanatsal ifade biçimlerine ve dijital deneyimlere olanak tanıyor. Yapay zeka teknolojilerinin yaratıcı uygulamaları, sanatın ve dijital dünyanın sınırlarını genişletiyor ve ilginç sonuçlar ortaya çıkarıyor. Yapay zekanın yeteneklerini takdir etmek ve bu teknolojilerin potansiyelini anlamak önemlidir, ancak aynı zamanda insan yaratıcılığının benzersizliğini ve değerini de hatırlamak gerekmektedir. İnsan ve yapay zeka işbirliği, daha ileriye yönelik heyecan verici keşiflere yol açabilecek bir alan olarak önümüzde durmaktadır. ### Taş Mektep’in Kurtarılması Büyük Sevinç Yarattı Büyükada’nın sembol mekânlarından biri olan, eski ilkokul binası Taş Mektep, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Varlıkları Daire Başkanlığına bağlı İBB Miras ekipleri tarafından yapılan restorasyon çalışmasının ardından geçtiğimiz hafta açıldı. Ülkemizde pek çok eserde imzası bulunan Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Taş Mektep, 1922 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alındı, 1978-1979 yıllarına kadar ilkokul ve ortaokul olarak hizmet verdi, 1987 yılında Belediye Konuk evi olarak kullanılmaya başlandı ancak 2000’li yılların başından itibaren de çürümeye terk edildi. Yapılan restorasyonla yeniden canlandırılan Taş Mektep’in açılışı 18  Haziran günü düzenlenen bir törenle açıldı. Açılışa İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, eşi Dr. Dilek İmamoğlu ile birlikte katıldı. İmamoğlu’na Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, CHP Milletvekili Suat Özçağdaş, CHP PM üyesi Sevgi Kılıç ve İYİ Parti İBB Meclis Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ile İBB bürokratları eşlik etti. ADALAR UNUTULMAZ BİR HAZİNE İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu açılış töreninde şunları söyledi: “Adalar, başından beri bizim için unutulmaz bir hazine. Ve bu hazinenin hak ettiği değere kavuşması için, yapacağımız oldukça fazla şey var. Çünkü Adalar, sadece bir yaşam alanı değil, bir kültür hazinesi, bir tarih hazinesi. Muhteşem bir miras ve tek şartı var. Mirası, mirasyedilere değil de mirası koruyan ve geliştirenlere teslim edildiğinde, bize çok özel fırsatlar yaratan bir bölge,” dedi. ADALAR’IN YENİ KÜLTÜR MERKEZİ, BİR YAŞAM ALANI, BİR BULUŞMA YERİ Adalar’ın temsil ettiği değerleri korumanın sorumlulukları olduğunu vurgulayan İmamoğlu, “İstanbul'un tarihini çocuklarımıza, torunlarımıza, gelecek nesillere aktarmak da bizim sorumluluk alanlarımızın belki de ilk sıralarında bulunuyor. Bu bilinçle, Ada’nın unutulmuş, biraz da kenara itilmiş bir yapısını hak ettiği değere kavuşturmak heyecan verici. Yani Taş Mektep’i, Adalar’ın yeni kültür merkezi, bir yaşam alanı, bir buluşma yeri, güzel anıların biriktirildiği, dünyanın çok güzel sanatçılarının belki bir kısım söyleşilerinin, buluşmalarının, sergilerin olduğu bir yere dönüşmesi gerçekten heyecan verici,” diyerek sürdürdü. BÜYÜK SEVİNÇ YARATTI Uzun yıllar çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalıp, metruk bir hâle dönüşmüş olan Taşmektep’in kurtarılarak İstanbul’un kültür sanat yaşamına kazandırılmış olması sadece Adalılar değil İstanbul genelinde büyük sevinç yaratı. YENİ NESİL BİR KÜLTÜR MERKEZİ Taş Mektep, içinde sergi salonu, sanat alanları, kütüphanesi, kafesi, İstanbul Kitapçısı ve açık hava amfisiyle yeni nesil bir kültür merkezi hâline dönüşecek. Burada bulunan kütüphanede, yüzlerce kitap ziyaretçilerle buluşacak Kütüphane kataloğuna çok yakında, özellikle Ada mirasını anlatan ve Ada’yla ilgili bilgi almak isteyenler için de güzel bir koleksiyon da eklenecek. Alanda oluşturulan Beltur Kafe, Taş Mektep ziyaretçilerine çok özenli lezzetler sunacak. ### Süleyman Saim Tekcan’ın “Döngüsel Seyir” Sergisi ilk kez Kaplankaya’da! Türkiye’nin önde gelen ressamları arasında yer alan dünyaca ünlü sanatçı Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’ın “Döngüsel “Seyir” temalı Kaplankaya’ya özel yeni ve mevcut resim ve heykel çalışmaları ilk kez Kaplankaya’nın eşsiz bir Akdeniz yaşamı içinde konumlanan mekanı Club House’da 27 Haziran’da sergilenmeye başlıyor. Adını, daha önce bölgede yaşadığı bilinen Anadolu panterinden alan Kaplankaya, benzersiz güzelliği ile Bodrum’un ve Akdeniz çanağının en önemli lokasyonlarından birini oluşturuyor. İki faz olarak hayata geçen proje kapsamında Kaplankaya, 2023 sezonunda, İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi İMOGA’nın kurucusu, sanat eğitimcisi, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi ressam Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’ın “Döngüsel Seyir” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Ege Denizinin en etkileyici manzaralarından birine ev sahipliği yapan deniz seviyesinden 135 metre yükseklikte, özgün mimarisi ile dünyanın dört bir yanından övgüler alan Kaplankaya Clubhouse, 27 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında ressam, oyuncu, heykeltıraş, baskı, grafik, gravür sanatçısı ve öğretim üyesi olarak Türkiye’nin çok yönlü duayen sanatçılarının başında gelen Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan’ın dünyasını sanatseverler ile buluşturuyor. Kaplankaya’ya özel yeni ve mevcut resim ve heykellerinden oluşan sergide Tekcan “dönüşüm” ve “döngüselllik” meselelerini ele alıyor. Tekcan bir sanatçının arayışının hiçbir zaman bitmediğini vurgularken yaratmanın araştırmak ve düşünmekle ilişkili bir döngüde birbirini besleyerek her zaman devam ettiğinin altını çiziyor. Süleyman Saim Tekcan sınırsız düşüncede sınırsız eser üretirken malzemeye dair olan usta bilgisi ile medyumlarında deneysel bir yaklaşıma sahip olduğunu farklı malzemelerdeki çalışmalarıyla bu sergi de sunuyor. Sanatçı, dünyaca ünlü ödüllü mimarlar Carlos Ferrater ile Borja Ferrater tarafından tasarlanan Kaplankaya Club House da konumlanan sergisinde ziyaretçileri yaratım sürecine doğru bir seyire çıkarıyor. Fikrin soyuttan başlayıp somuta nasıl bir akışta olduğunu eserleriyle gözler önüne seren Tekcan bir desen çiziyor, o desenden gravür daha sonrasında resim yapıyor; en son heykele dönüşen resim daha sonra tekrar başka desenlerde ve yaratımlarda can buluyor ve böylelikle sanatçı sonsuz üretim döngüsü içinde ilham bulmaya devam ediyor. Süleyman Saim Tekcan, “Resim heykel her zaman düşünceyle yapılmıyor, düşünce resmi heykeli başlatıyor fakat tesadüfler bitiriyor. Siz o tesadüfleri eğer resme mal edebiliyorsanız, bir başka kişinin tesadüflerinden farklı bir tesadüfle resminize işte o özden gelen katkıyı getiriyorsunuz, farklılaşıyorsunuz.” olarak bakış açısını ifade ediyor ve sanatseverleri 27 Haziran’da Kaplankaya’da kendi tesadüflerini keşfetmeye davet ediyor. Yaklaşık 5 milyon metrekarelik arazisi üzerinde, ödüllü mimarisi, üst düzey kalite ve hizmet anlayışı ile doğayla uyum içinde bir yaşam sürdürmek isteyenlerin tercihi olan Kaplankaya, sade lüks sürdürülebilir yaşam ve doğa dostu yaklaşımını sanat ile bütünleştirip fark ve değer yaratacak projeler yaratmaya devam edecek. SÜLEYMAN SAİM TEKCAN HAKKINDA Süleyman Saim Tekcan 1940 yılında doğdu. 1961’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde Resim bölümünü bitirdi. 1965 yılında oyunculuk üzerine deneyimleri oldu. Çiçekçi Kız, Sevmek Zamanı, Sevgim ve Gururum ve Sevgili Öğretmenim filmlerinde oynadı. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra Almanya da baskı resim üzerine araştırmalarına devam etti. 1975'te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde lisansını tamamlayan sanatçı, aynı fakülteden Doktora‘ya eşdeğer Sanatta yeterlik alarak Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki kadrosunda yerini aldı. 1985 yılında Profesör unvanı ile "Grafik Sanat Dalı" Başkanlığı görevine atandı. Güzel Sanatlar Akademisinin Grafik bölümünde serigrafi ve gravür atölyelerinin kuruluşu ile bu atölyede Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının yetişmesine olanak sağladı. 1994 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı oldu. Resim dalında 2022 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat büyük ödülüne layık görülen Tekcan, baskı ve gravür üzerine özgün imzasıyla yaratmaya ve çalışmalarını sergilemeye devam etmektedir. KAPLANKAYA PROJESİ  AYRICALIKLARI En üst düzey villa hizmetlerinin sunulduğu Kaplankaya’da dört mevsim boyunca, 24 saat boyunca concierge hizmetleri ve birçok önemli program yer almaktadır. Kaplankaya sakinleri, seçkin bir toplulukla birlikte dünyaca ünlü Six Senses Kaplankaya Resort olanaklarından da yararlanabilmektedir. Ödüllü mimarlar Carlos Ferrater ile Borja Ferrater tarafından tasarlanan Kaplankaya Clubhouse, Kaplankaya sakinlerinin vazgeçilmez mekânlarından biri. Deniz seviyesinden 135 metre yükseklikte, özgün mimarisi ile dünyanın dört bir yanından övgüler alan Kaplankaya Clubhouse, Ege Denizinin en etkileyici manzaralarına ev sahipliği yapıyor. Zeytin ağaçlarıyla kaplı geniş yerleşkesinde uzun ve sağlıklı bir hayatın neşesini sunan Kaplankaya, hava yolu ulaşımının yanı sıra, uluslararası bir marinanın da yakında yer alacağı yeni projeleriyle her daim değerlenerek en keyifli yolculukların varış noktası oluyor. Doğa, sanat ve sporun iç içe olduğu benzersiz bir yaşam tarzı sunan Kaplankaya, sağlık, mutluluk ve huzur dolu ortamıyla sınırlı sayıdaki yeni konuklarını bekliyor. KAPLANKAYA HAKKINDA Özgün mimarisi, doğaya ve geleneğe saygılı, topografyaya uyumlu projesi ile dünyanın her yerinden seçkin sakinlerini ağırlayan Kaplankaya Projesi , küresel ve açık fikirli bir bakış açısını temsil ediyor. Yedi ayrı tenha koyda altı kilometrelik sahil şeridi boyunca kıvrılan Kaplankaya'da Güney Ege'nin nefes kesici manzarasının bir parçasını oluşturan Six Senses Residences Kaplankaya, turkuaz sulara taşınan çam ve kır çiçeklerinin canlandırıcı ve yatıştırıcı kokusuyla dinginlikle saran oksijen açısından oldukça zengin bir havaya sahiptir. BENZERSİZ BİR AKDENİZ YAŞAMI Kaplankaya’nın dünyanın dört bir yanından gelen konukları yerel hassasiyetlerle benzersiz bir Akdeniz yaşamı deneyimlemektedir. Yerel flora ve faunaya sadık kalarak Kaplankaya'yı kıyı şeridinin kesintisiz bir parçası haline getiren peyzaj ve ağaçlandırma programı ile doğayla uyum içinde bütünleşmektedir. ÇEVRE VE DOĞA İLE SOFİSTİKE BİR UYUM Kaplankaya'nın villa ve rezidansları, bulunduğu eşsiz bölgenin doğal güzelliğini geliştirerek Türkiye'nin canlı ve yepyeni bir deneyimini yaşatıyor. İlhamını özel koylar, körfezler ve yarımadalarla karakterize edilen etkileyici Güney Ege kıyısından alan Kaplankaya, uyum içinde yaşadığı çevresindeki toplulukların binlerce yıllık bilgelikle süzülen hayata dair rahat ve felsefi yaklaşımları ile karşılıklı etkileşimi sofistike bir uyumla yaşatmaktadır. ALTINDA ÜNLÜ MİMAR CARLOS FERRATER’İN İMZASI VAR Kaplankaya, altında çağdaş mimaride dünyanın en önemli isimlerinden biri olan mimar Carlos Ferrater’in imzası olan projesi ile öne çıkıyor. Her villanın peyzajla kendine özgü özel bir ilişkisinin bulunduğu Kaplankaya’da kullanılan şekiller ve malzemeler yapıların öne çıkmasını sağlarken, çevreye sorunsuz bir şekilde geri döner. Doğanın güzelliği   sakinlerin yaşam alanlarına duyarlı bir şekilde entegre edilirken, aynı anda hem doğal hem de modern bir yaşam biçimine olanak tanır. Kaplankaya’nın mahremiyet ve rahatlama için göze batmayan, uyumlu ve düşük yoğunluklu alanları mimari ekibin tasarımlarda alanın özellikleri üzerinde yaptığı titiz çalışmalarla oluşturuldu. DÜNYACA ÜNLÜ SİX SENSES AYRICALIKLARINA TAM ERİŞİM Kaplankaya’da villa ve rezidans sakinleri, dünyaca ünlü Six Senses Hotels & Resorts’un tüm benzersiz olanaklarına ve ayrıcalıklarına erişebilirler. Bütünsel yaklaşımların önemine, doğaya ve bunların içinde sürdürülebilirliğin kilit rolüne olan inancı paylaşan Kaplankaya için ideal bir tamamlayıcı olan Six Senses'in kalitesi, öncü felsefesinin bir yansımasıdır. Öncü sağlık teknikleri ve uygulamaları, konukseverliğe duygusal zeka ile yaklaşımı, kişiselleştirilmiş etkinlikler ve çalışanlara ve yerel topluluklara gösterilen özen sayesinde Six Senses günlük yaşamın streslerinden uzakta doğal deneyimler yaratmaktadır. ALANINDA UZMAN, PROFESYONEL EKİPLER Kaplankaya yaşamını tatmak isteyenler için 10 bin metrekarelik geniş Spa, Fitness, Sağlık ve Şifa Merkezi ve dünya standartlarında restoranları ile etkileyici bir Six Senses kompleksi bulunuyor. Rahatlama ve esenlik için alanlar yaratan, dünya çapında başarılı, yenilikçi spa ve tatil tesislerinin yaratıcısı olan Six Senses, rezidans sakinlerinin yararlanması için spa uzmanlarından ünlü şeflere, yıldız gözlemcilerinden deniz biyologlarına ve kendi uluslararası sağlık profesyonellerine kadar alanında öne çıkmış birçok önemli isimle iş birliği yapmaktadır. Dünyanın her yerinde sürdürülebilirlik girişimlerini başlatan ilk otel gruplarından biri olan Six Senses mümkün olan her yerde karbon ayak izini azaltarak dünya çapında projeler yürütmektedir. ULTRA MODERN SAĞLIK VE ŞİFA TESİSLERİ Kaplankaya villa ve rezidans sakinleri ya da konukları son teknoloji vücut ve cilt bakımı tedavi merkezi, erkekler ve kadınlar için salon ve hidrotermal alanları ile Six Senses'in birinci sınıf spa'sının keyfini çıkarma olanağına sahip. Deneyimli uzmanların sunduğu masaj, buhar odaları, sauna ve iglo sunulan olanaklardan bazıları. KİŞİYE ÖZEL SPOR OLANAKLARI Kaplankaya, spor dolu fit bir yaşam için de ultra modern fitness merkezi de dahil olmak üzere çeşitli spor aktivitelerine ev sahipliği yapıyor. Deneyimli uzman bir ekip özel ihtiyaçlara uygun kişiselleştirilmiş bir program önerip rehberlik ederken, her gün aktif kalmaya yardımcı olacak grup fitness ve sağlıklı yaşam dersleri de sunulmaktadır. DENGELİ YEMEKLER, EŞSİZ LEZZETLER Kaplankaya’da her biri uluslararası deneyime sahip seçkin şefler, konuklarını sağlıklı tutarken beden ve ruhu tatmin etmek için mükemmel dengeli yemekler sunar. Üç birinci sınıf restorandaki şefler, doğadan ve 21. yüzyıl mutfağındaki en son trendlerden ilham alıyor. Etkileyici şarap koleksiyonu ile Sage&Sea restoranı, doğadan ilham alan yemekleri ile Yabani Kekik ve zengin Türk yemek deneyiminden yararlanan bir restoran olan Meze by the Sea herkese uygun tatları ile öne çıkıyor. ANHİNGA BY OD Deneyimli Şef ve Restoratör Osman Sezener’in gustosuyla hayata geçirilen ve dingin, farklı ve güçlü menüsüyle Akdeniz’in tüm dokularını bünyesinde barındıran Anhinga by OD zamandan bağımsız bir gastronomi rüyasını güneş ve kumsalın buluştuğu benzersiz bir deneyime dönüştürüyor. Ege’nin bu saklı ve büyülü sahilinde, Anhinga by OD  bilinenin çok ötesinde bir gurme bilgelik ve dinginlik sunuyor. Six Senses dünyasının sürdürülebilir ve doğal tabiatı, Anhinga by OD’da tıpkı insanın kendisi gibi günün her anında farklılaşan renklerle unutulmaz bir yaza imza atıyor. ÇOCUKLAR İÇİN DOĞAYLA İÇ İÇE AKTİVİTE VE ALANLAR Kaplankaya, çocuklar için de 21. yüzyıl değerleri ile modern ve doğayla bütünleşik bir yaşam tarzı sunuyor. Kaplankaya’da, erken yaşta doğayla ilgili olumlu deneyimlerin tüm yaşamı boyunca bireyi olumlu yönde etkileyebileceği düşüncesinden hareketle, çok çeşitli çocuk dostu aktivite ve alanları bulunuyor. Eğlenceli, ilginç ve teşvik edici bir yaklaşımla çocukların doğayı en iyi şekilde deneyimlemeleri sağlanırken, pozitif, ilgili, çevre bilincine sahip yeni nesil genç insanların yetişmesine katkıda bulunmak hedefleniyor. Kaplankaya’da alanında uzman isimlerin liderliğinde çocuklar için sunulan kodlama, yelken, tüplü dalış gibi etkinliklerle minik misafirler eğlenerek öğrenirken ailelerden de tam not alıyor. ### Dahi Ressam Nezir Korkmaz Bodrum Touch Galeri’de! Belçika Kraliyet Akademisi tarafından altın madalya ödüllü sanatçı unvanı bulunan Nezir Korkmaz, Bodrum Göltürkbükü Touch Sanat Galeri'de harika bir sergi ile sanatseverlere "merhaba" diyor. 27 Haziran Salı günü saat 18.00 sularında açılışı gerçekleşecek olan serginin büyük ilgi görmesi bekleniyor.  Çağdaş resim sanatının önemli isimleri arasında gösterilen Nezir Korkmaz’ın bu sergi için Paris'ten gelen 30 eseri konuklar tarafından görülebilecek. Konuşmaya başlamadan çizmeye başladı! Yakın dostları ve bazı sanat çevrelerince, "dahi ressam" olarak anılmakta olan Nezir Korkmaz’ın ödüller ve başarılarla dolu bir sanat hayatı var. Eserleri birçok ülkede bilinen sanatçı “Konuşmaya başlamadan çizmeye başladım,” diyerek resme olan ilgisinin çok küçük yaşlarda başladığını ifade ediyor. İlk sergisini 16 yaşında açtı! İlk sergisini 16 yaşında henüz lise öğrencisi olduğu dönemde açtığı bilinen Nezir Korkmaz’ın 18 yaşında yaptığı yaşam felsefesinin ve sanat serüveninin başyapıtlarından biri olan “Yolcular” tablosu Belçika Kraliyet Akademisi tarafından altın madalya ile ödüllendirildi.  Çalışmalarının büyük bölümü ödüllü eserler olarak kayıtlara geçen Korkmaz’ın  sanata olan katkılarından dolayı da aldığı kupalar ve ödüller bulunmakta.  Nezir Korkmaz Touch Sanat Galeri'deki sergisi 5 Temmuz’a kadar devam edecek. “Önceleri kazma kürekti şimdi ise bilgisayarlar, telefonlar, uzay mekikleri,” diyerek resimlerinin konusunu genel olarak teknolojinin hayatımızdaki etkinliği olarak tanımlayan Nezir Korkmaz, “Yaz mevsimin en güzel yaşandığı bir dönemde Bodrum’da sanatsever dostlarla bir arada olmaktan mutluluk duyacağum,” diyor. ### Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi 100 yıllık Cumhuriyetin ikinci yarısında yaşananların, duygusal ve düşünsel izdüşümlerinden beslenen görsel yapıtlardan oluşan; “Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi”  açıldı.  Antalya Kültür Sanat Merkezi’nde sanatseverler ile buluşan sergi kapsamlı bir biyografi niteliği de taşıyor.  Sergi aynı zamanda Çağdaş Türk Resim Sanatının önemli isimleri arasında görülen Habip Aydoğdu’nun, sanatla yoğrulan yarım yüzyılına ışık tutuyor. SANAT İLE YOĞURULMUŞ 50 YILI 3 DÖNEM İLE ÖZETLEYEN SERGİ Habip Aydoğdu’nun sanatsal evriminin izlerini, yaşamındaki dönüm noktalarıyla beraber kronolojik biçimde sunan sergi, izleyicileri Yaşam Kavgası adıyla, sanatçının ilk dönem çalışmalarıyla karşılıyor. Zamanın Ruhu ismiyle, 1989-2015 yılları arasında ürettiği eserlerin yer aldığı ikinci salonun ardından izleyiciler, Umut temalı üçüncü salonda, 2016-2023 arasına tarihlenen, gerçeklik ile sembolizm arasında dans eden formların can bulduğu birbirinden önemli yapıtları deneyimleme fırsatı buluyor.  148 PARÇADAN OLUŞAN SERGİ  Küratörlüğünü Elif Aydoğdu Ağatekin’in üstlendiği ve 148 yapıtın yer aldığı sergide; sanatçı hakkında farklı dönemlerde kaleme alınmış metinlerden oluşan yaşam ve sanat yolculuğu, desenler, üç boyutlu çalışmalar, fotoğraflar ve belgelerle iç içe kapsamlı bir içerik sunuluyor. Habip Aydoğdu’nun son dönem çalışmalarının da yer aldığı “2023 Karalamalar Güncel Notlar” adlı resimli günlükleri Özgür Aydoğdu’nun etkileşimli iPad uygulamasıyla izleyiciye aktarılıyor. Habip Aydoğdu’nun sanat yolculuğunu ve düşünce dünyasını keşfetme fırsatı sunan sergi, 20 Ağustos 2023 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Antalya Kültür Sanat Merkezi, Salı- Çarşamba-Cuma-Cumartesi günleri saat 11.00- 19.00, Perşembe günü saat 11:00- 21:00 ve Pazar günü saat 13:00-19:00 arası ziyarete açık olacak…  Adres: Şehit Binbaşı Cengiz Toytunç Caddesi No: 60, Muratpaşa / Antalya Web: www.antalyakultursanat.org.tr / Instagram:antalyakultursanat / Facebook: AntalyaAKS / Twitter: AntalyaKultur Ünlü sanat eleştirmeni Vecdi Uzun, Habib Aydoğdu Üzerine başlığı ile bir değerlendirmede bulundu. İşte onun yazısı:  HABİP AYDOĞDU RESMİ ÜZERİNE  Psikolojik olarak uzak nesneler soyut, daha yakın olanlar somut algılanmaktadır. Psikolojik uzaklık, zamansal olarak uzak, gelecek veya geçmiş duygusu yaratacaktır. Uzağın soyut, yakının ise somut algılanmasının sebebi, uzağın tahayyülünde zamandan ve mekândan bağımsız, değişmeyen, sabit unsurların ön plana çıkarılmasının gerekmesidir. Habip Aydoğdu resmindeki derinlik ve uzaklık hissinin temeli, yaratılan soyut kavramların varlığı yanında kırmızı ve siyah renklerin yarattığı histir. Ressam Habip Aydoğdu’nun yıllardır uyguladığı yaklaşım gibi bu sergi ile de her bir çalışmasını bir çemberin üzerine ve izleyicisini de çemberin merkezine yerleştirerek oluşturduğu bir daire, onun anlatım dilinin başka bir ifadesidir. İzleyici sergi esnasında dairenin merkezinden çemberin çevresine sık sık giderek/gelerek bir şeyler almalı/vermeli, mutlaka kendi içindeki kavramsal daireyi büyütüp güçlendirecek yeni bir şeyleri de merkeze bırakabilmeli ve düşünsel yarar sağlamalıdır.  Akıl ve zihin işletimin sistemin yapısı doğrultusunda;  bu çemberin çapının genişliği ve çemberde yer alan sanatseverin bilgisi, gücü ve direnci artacaktır. Kavramların önemine yapılan bu açıklamalardan sonra Habip Aydoğdu’nun sergisi bir kavramsal yığını veya kavramlardan oluşan tek bir metinmiş gibi düşünülmemelidir ve anlama süreci de buradan başlatılabilir. Bu kavrayışı edindikten sonra da Hermeneutik Döngü’nün içinde ormanını kaybetmiş bir ağaç gibi dönüp durmayı göze almak oldukça önemlidir, çünkü ne kadar metinler arası bir okuma yapılırsa yapılsın, döngüsel süreçte “anlam”ın neresinde durduğumuzun keşfi pek de mümkün değildir. “Dilimin sınırı dünyamın sınırıdır.” ’dan dan hareketle;   “Okuma- Okuduğunu Anlama-Düşünme-Analiz Etme-Düşünce Oluşturma-Düşünceyi Ortaya koyma”  zincirinin de sağlanması için Habip Aydoğdu resimlerinde mevcut kavram zenginliğini yakalayabilecek “Güncel Dil Birikimi” ve “Dil Felsefesi”ne sahip olmak gerekir. Her biri bizim için açık ve  “Açık Yapıt” olan çok katmanlı resimleri, yüzey yapı/derin yapı ilişkisi ile çoğul okumaya müsait anlam düzlemleri oluşturur. Yüzey yapı gösterenlerinin derin yapıdaki karşılıkları (gösterilenleri) okuyucuya kendi birikimine göre bir anlam boyutu açar. Metaforik dokulu bu tip metinlerin tüm katmanlarıyla çözümlenebilmesi sanatsever ile Habip Aydoğdu resimleri arasında kültürel ittifakın var olmasına bağlıdır. Resimlerdeki ana fikrin bulunmasında düşünce akışının hangi yöne doğru olduğunu bulmak çok önemli bir kuraldır.  Anlatım tekniği olarak düşünce akışının genelden özele gittiği paragraflarda tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir net olarak ortadadır.  Tümevarımda, düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir detaylarda gizlidir. Az renk ve figür ile yaratılan Habip Aydoğdu resimlerinde, soyut kavramlarına sahip sanatseverlere tümden gelim yoluyla anlatım dili kullanmaktadır. Gerek sergi, gerekse her resim için yapılan açıklamalar izleyicinin yolunu ve ulaşabileceği hedefini ortaya koymaya yardımcı olmaktadır. Netice olarak; kavramların öğreniminde;  kavramların içerik öğelerinin açıklanması etkili bir öğrenme için önemlidir. Tam ve eksiksiz öğrenilen kavramlar, öğrenme niteliğini artırmaktadır. Yanlış ve eksik öğrenilen kavramlarla;  ya aşırı ve dar genellemelere, ya da yanlış kavramsallaştırmalara ulaşılır. Kavramlar arasındaki ilişkileri görmek, farklı bakış açılarıyla bir kavramı tanımak ve doğrusal olmayan bir içerikle kavramları öğrenmek,  bilişsel esnekliklerinin gelişmesine yardımcı olmaktadır. Kavramların içerik öğelerinin açıklanması;  kavramların tam ve eksiksiz öğrenilmesine ve bilişsel esnekliğin gelişmesine katkıda bulunarak sanatın, bilimin ve felsefenin daha nitelikli öğrenmesine yardımcı olacaktır. Habip Aydoğdu; daha önceki sergilerinde olduğu gibi bu sergisinde de sert mesajlarla aklımıza doğrudan temas ederek düşünmemizi sağlamaya çalışmaktadır. Sanatseverlere düşen görev ise öncelikle sanat çalışmalarındaki kavramları anlama çabası içinde olmaktır. HABİP AYDOĞDU HAKKINDA Habip Aydoğdu 1952’de Konya’da doğdu. 1970’de İstanbul İlköğretmen Okulu Resim Semineri’ni, 1974’de ise İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nu tamamladı. İlk kişisel sergisini 1976’da Ankara’da açtı.  1980’li yılların ortalarında; Vakko Sanat Galerilerinde “Sokaklar Çığlık Çığlığa” sergilerini gerçekleştirdi. 1988’de Galeri Selvin’de açtığı “Uçan Düş” sergisinde metnini Erhan Karaesmen’in hazırladığı kitabı yayınlandı. 1999’da Aksanat’ın “Milenyumu Karşılarken” projesine katıldı.  20. sanat yılını “Hesaplaşma ve Yaşamı Savunma” adlı sergisiyle Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde; 30. yılını ise Ortaköy Sanat Galerisi’nde “İzler” adlı sergisiyle kutladı. 2002’de Avusturya Feldkirch Galerie Sechzig’de kişisel bir sergi açtı. Aynı yıl Bilim Sanat Galerisi Murat Ural’ın yazdığı Habip Aydoğdu kitabı yayınlandı.  2008’de Ankara Batı Birlik Sanat Galerisi’ndeki sergisinde, resimli günlüklerinin tıpkıbasımı “İç Dökümleri” adıyla yayınlandı ve “Vincent van Gogh’un Peşinde, Modernizmin İzinde” adlı projeye katıldı. Üç boyutlu çalışmalarını sergilediği “Düşler ve Buluntular” adlı sergisini 2010’da Grup Sanat Galerisi’nde açtı. 2012’de Arete Sanat Galerisi’nde “Zamanın Ruhu” adlı sergisi Habip Aydoğdu-İbrahim Karaoğlu söyleşisini içeren aynı adlı kitapla birlikte açıldı. 2013-14 yılında yine Arete Sanat Galerisi’nde metin yazarlığı ve küratörlüğünü Zeynep Yasa Yaman’ın yaptığı “Kenar Notları” kitabı eşliğindeki sergisini açtı.  2015’te İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde “Kırmızı” adlı retrospektif sergisiyle izleyicisiyle buluşan Aydoğdu, 2016’da Adonis ile İzmir Folkart Gallery’de “Kan Kırmızı”, 2018’de ise Bodrum Şevket Sabancı Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Kırmızı Yolculuk” adlı sergisini gerçekleştirdi.  1976’da gerçekleştirdiği ilk sergisinden sonra “Habip Aydoğdu ‘76/76…” adlı yetmiş altıncı kişisel sergisini İzmir’de Selçuk Yaşar Resim Müzesinde açtı. 2022 yılında İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nde “Kırmızı yine Kırmızı”, 2023 yılında ise Antalya Kültür Sanat’ın düzenlediği “Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu” adlı sergisini yine Elif Aydoğdu Ağatekin küratörlüğünde gerçekleştirdi.  Yurt içi ve dışında 78 kişisel sergi gerçekleştirmiş, alanında 10’dan fazla ödülün sahibi olan Aydoğdu’nun yapıtları, pek çok önemli müzede bulunmaktadır.  Her yeni sergisinde anlatım dilini daha da zenginleştiren Aydoğdu’nun bir ressam olarak kişisel öyküsü, aslında kendi kuşağının da öyküsüdür. ### Efes Antik Kenti'ndeki Festival "Uyuyan Güzel" Balesiyle Başlıyor Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali, ünlü Rus besteci Çaykovski'nin "Uyuyan Güzel" balesinin prömiyeri ile başlayacak. Eserin rejisi ve düzenlemesini yapan İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Müdürü Ayşem Sunal Savaşkurt, AA muhabirine klasik bale repertuvarının en zor ve en akademik eseri olan "Uyuyan Güzel" balesini, festivalin açılışı için hazırladıklarını belirtti. Bornova Necdet Aydın Salonu'nda provaların devam ettiğini vurgulayan Savaşkurt, "Ocak ayında başladığımız çalışmalara deprem dolayısıyla ara verdik. Bir aydır prömiyer için çalışıyoruz. İlk defa İzmir'de bir eser sahneye koyuyorum. Festivalin açılışını yapmak benim için çok önemli," dedi. Festivale ev sahipliği yapan İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aydın Uştuk da eserlerin, Efes Antik Kenti'ndeki Büyük Tiyatro'da sahneleneceğini söyledi. Beş eserin sahneleneceği festivalde bu sene iki prömiyerin olacağını aktaran Uştuk, "Festivale 7 Temmuz'da 'Uyuyan Güzel' prömiyeri ile başlıyoruz. Daha sonra Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından hazırlanan Carmen balesi ile sanatseverlerin karşısında olacağız. Festival kapsamında İZDOB, Alman Besteci Carl Orff'un Carmina Burana eserini, Mersin Devlet Opera ve Balesi de Damdaki Kemancı müzikalini sahneleyecek. Festivalimiz 21 Temmuz'da Donizetti'nin Lucia di Lammermoor operası prömiyeri ile sona erecek," ifadelerini kullandı. Sanatseverleri festivale davet eden Uştuk, "Mikrofon kullanmadan çıplak insan sesiyle sahnelenen operayı dinlemek ayrı bir zevk," diye konuştu. İzmir Devlet Opera ve Balesi dansçılarından Burcu Olguner ve Çağın Hazar Özideş ise çok zorlu bir süreç geçirdiklerini belirterek, geçen yıl beş bin kişi önünde dans ettiklerini, bu yıl ise Büyük Tiyatro atmosferinde bu sayıyı arttıracaklarına inandıklarını kaydetti. ### Londra Tasarım Bienali'nde Türkiye'yi temsil eden "Açık Yapıt", Public Award'ı kazandı İngiltere'nin başkenti Londra'da çeşitli ülkelerden 40'tan fazla sanatçının eserlerinin sergilendiği Londra Tasarım Bienali 2023'de Türkiye'yi temsil eden "Açık Yapıt" projesi, halk oylamasında birinci oldu. Bianelde Türkiye'yi, sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut'un performatif bir mekan tasarımı olan ve başkent Londra'daki Somerset House'un avlusunda sergilenen "Açık Yapıt" adlı çalışması temsil etti. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede, inşaat mühendisi Mehmet Selim Ökten ile Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer aldı. Bulut'un çalışması, 40'tan fazla sanatçının eserleri arasında halk oylamasıyla birinci seçilerek, Public Award'ı kazandı. Zeynep Bulut'a ödülü, bianelin yapıldığı ünlü sanat merkezi Somerset House'da düzenlenen törende takdim edildi. Törene, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş'ın eşi Sevcan Ertaş da katıldı. Sefire Ertaş, Bulut'u tebrik etti. Bu yılki teması "Küresel Oyun: İş Birliklerini Yeniden Eşleme" olarak belirlenen bienal, 25 Haziran'a kadar sürecek. ### Batuhan Mumcu, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı'na atandı Yeni bakan yardımcılarına ilişkin atama kararları Resmi Gazete’de yayımlandı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevine atanan isimlerden biri de Batuhan Mumcu oldu. Diğer üç Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı ise Gökhan Yazgı, Nadir Alpaslan ve Serdar Çam olarak belirlendi. Seçimlerin ardından geleceğini şekillendiren Türkiye, zaman kaybetmeden harekete geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM'deki yemin töreninin ardından 28. Dönem Cumhurbaşkanlığı Kabinesi'ni duyurdu. Yeni kabinede geçtiğimiz dönem Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini yürüten Mehmet Nuri Ersoy ile devam kararı alındı. Görevine devam eden Mehmet Nuri Ersoy ise kendi ekibinde bazı değişiklikler yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda dikkat çeken isim Bu değişikliklerde göze çarpan ilk isimlerden biri Batuhan Mumcu oldu. 1983 yılında Erzincan’da doğan Mumcu; ilk, orta ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra 2008 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nden mezun oldu. 2012 yılında Atılım Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü'nde yeni anayasa üzerine tez çalışmalarında bulundu, ardından İşletme (MBA) alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. KARİYERİ BAŞARILARLA DOLU Doktora eğitimi için Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü'nü seçen Batuhan Mumcu, 2023 yılında doktor unvanını almaya hak kazandı. Mumcu, kamudaki çalışma hayatına 2008-2015 yıllarında özel sektör, 2015-2016 yıllarında T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda danışmanlık yaparak başladı. Ardından 2018 yılına kadar T.C. Başbakanlık'ta (Bakan Yardımcılığı) Yıldırım Tuğrul Türkeş ve Hakan Çavuşoğlu'nun Özel Kalem Müdürlüğü ve Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nde Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Batuhan Mumcu, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) yasalaşmasında ve hayata geçmesinde aktif rol oynadığı Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda Özel Kalem Müdürlüğü görevini sürdürmekteydi. Ayrıca evli ve iki çocuk babası olan Mumcu, çok sayıda önemli kurumlarda üst düzey görevler üstlendi. İLK TOPLANTI AKM’DE Batuhan Mumcu, Gökhan Yazgı, Nadir Alpaslan ve Serdar Çam’dan oluşan yeni bakan yardımcıları, bugün ilk toplantısını Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de gerçekleştirdi. Toplantıya başkanlık yapan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy; “TürkiyeYüzyılı'nın inşasında gerçekleştireceğimiz çalışmalarla ülkemizi kültür ve turizm alanında lider ülke konumuna taşıyacağız” mesajı verdi. ### Dünyanın döngüsünü konu alan sergi sanatseverlerle buluşuyor Dünyanın döngüsünü konu alan "Oluş ve Bozuluş" sergisi, Tarihi Erzurum Kongre Binası'nda açıldı. Yakutiye ilçesinde bulunan kongre binasının Resim Heykel Müzesi ve Galerisi Salonu’nda açılan sergide, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Halil Daşkesen’in çalışmaları yer aldı. Dünyanın döngüsünü konu alan sergi, cuma gününe kadar ziyarete açık olacak. Dr. Öğr. Üyesi Halil Daşkesen, serginin İbni Sina ve Aristoteles’in üzerinde durduğu oluş ve bozuluş kavramı üzerine olduğunu söyledi. Sergide 10 çalışmanın yer aldığını anlatan Daşkesen; "Dünyanın bir döngüsü var. Bu bahsettiğimiz filozofların da üzerinde durduğu bu döngüde, aslında varoluş ve daha sonra çoğalmayla birlikte bozuluşa yönelik devam eden bir akıştan bahsediliyor. Çalışmalarda da aslında bu akışa değinmek istedim" dedi. Aristoteles ve İbni Sina’nın üzerinde durduğu oluş ve bozuluş kavramlarını sorgulamak için böyle bir çalışma yaptığını anlatan Halil Daşkesen, şöyle konuştu: “Biraz bu durumu sorgulamak istedim, çünkü heykel sanatı zaten var olan yapıların insanların zihnindeki tüm düşünce ve fikirlerin biçimlendirilmesi. Biçimsel olarak da deformasyona uğratılması sonucu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla biz de burada aslında hem Aristoteles’in hem de İbni Sina’nın felsefi bakış açılarını, heykelini de kendi zemininde üretim sürecinin mantığıyla birleştirerek bir sergi düzenledik.” ### Gratis'in küçük ressamları belli oldu Gratis’in 14 yıldır gerçekleştirdiği ve geleneksel hale gelen "Çocuklar Arası Resim Yarışması", bu yıl da Türkiye’nin dört bir yanından 7-10 yaş arasındaki küçük ressamların katılımı ile online olarak gerçekleşti. Cumhuriyet'in 100’üncü yılı temasıyla düzenlenen resim yarışmasının kazananları; Çınar Dallı, Melis Ada Uyanık ve Cafer Ulaş Dilbaş oldu. Gratis’in Türkiye çapında 2010 yılından bu yana düzenlediği ve gelenekselleşen "Çocuklar Arası Resim Yarışması" sonuçlandı. Her yıl birbirinden farklı temalarla minik ressamların yeteneklerini gösterdiği yarışmada, çocuklar bu kez Cumhuriyet'in 100’üncü yılını resimleriyle kutladı. Adel, Colgate ve Johnson & Johnson sponsorluğunda gerçekleştirilen yarışmada jüri tarafından yapılan oylamalar sonucunda resim yarışmasının birincisi İzmir’den Çınar Dallı (10), ikincisi İstanbul’dan Melis Ada Uyanık (8) ve üçüncüsü ise yine İstanbul’dan Cafer Ulaş Dilbaş (7) oldu. Türkiye’nin her yerinden 7-10 yaş aralığındaki küçük ressamların Cumhuriyet'in 100’üncü kuruluş yıldönümünü resimleriyle kutladığı Gratis Çocuklar Arası Resim Yarışması’nda binlerce kişi arasından seçilerek dereceye giren küçük ressamlardan birincisi Apple Ipad, ikincisi TCL Akıllı Çocuk Saati ve üçüncüsü ise JBL Live Kablosuz Kulaklık ödülünü kazandı. Ayrıca yarışmaya katılan tüm miniklere de sürpriz olarak hediye paketleri gönderildi. Gratis hakkında 2009 yılında kurulan Türkiye’nin en yaygın ve lider kişisel bakım market zinciri Gratis, 81 ilde 700’ü aşkın mağazası ile hizmet vermektedir. 5 bini aşkın kadına istihdam sağlayan Gratis, sektöründe mağaza çalışanlarının tamamı kadın olan tek markadır. Gratis, makyaj ürünlerinden bebek bakımına, temizlik ve hijyen ürünlerinden atıştırmalığa kadar 15 farklı kategoride 15 binden fazla ürün ile hizmet vermektedir. Gratis ayrıca 50’yi aşkın Beauty Güzellik Merkezi'nde cilt, saç, el ve ayak bakımı gibi kişisel bakım hizmetleri sunmaktadır. “Güzel Bak Kendine” mottosu ile milyonları aşkın sadakat kart sayısına ulaşan Gratis müşterilerine en güncel kişisel bakım ürünleriyle keyifli bir alışveriş deneyimi sunmayı hedeflemektedir. ### Türk ressamların Bosna Hersek çıkarması! Geçtiğimiz günlerde Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da uluslararası bir sempozyum ve resim sergisi gerçekleştirildi. İstanbul Üniversitesi Müzecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fethiye Erbay ve Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mutlu Erbay ile etkinliğe katılan Ekber Yeşilyurt Atölye Grubu, ayağının tozuyla İstanbul Büyükçekmece Atatürk Kültür Merkezi'nde yılsonu sergisi açtı. Sanatseverlerin yapılan çalışmalara yoğun ilgi gösterdiği serginin açılışını; Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün adına Başkan Yardımcısı Gürhan Ozanoğlu, Kültür Müdürü Nazan Karagözoğlu ile birlikte İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ceyhan Kandemir ve Ekber Yeşilyurt gerçekleştirdi. Ekber Yeşilyurt, açılışta yaptığı konuşmada yüzlerce öğrenci yetiştirdiğini ve birçoğunun akademik alanda çeşitli başarılara imza attığını söyledi. Şimdiye dek beş kitap yazmış olan sanatçı ve yazar Yeşilyurt için bir de imza günü düzenlendi. Sergide ayrıca katılımcılara törenle sertifikaları verildi. ### Bodrum Touch Galeri’de karma heykel sergisi Bodrum Göltürkbükü Hebil koyunda Türkiye’nin en ünlü sanatçılarına ev sahipliği yapan Touch Sanat Galeri bu sefer de karma heykel sergisiyle sözünü ettirmeye devam ediyor. Sanatçı Asaf Erdemli, Cem Erdemli, Ebru Çakmak, Ebru Erol, Elifnur Aydın, Emel Vardar, Nilay Özenbay, Pamir Erdinçler, Seval Koşal, Su Sencer, Şule Ağayar ve Toprak Sencer’in eserleri 14 Haziran günü ‘’Alegori’’ adını taşıyan karma heykel sergisinde Touch Sanat Galeri’de sanatseverler ile buluştu. İnci Aytaç’ın küratörlüğünde gerçekleşen sergiye sanatseverlerin yoğun ilgisi gözlerden kaçmadı. Farklı formlarda birbirinden özgün 46 heykel galerinin iç ve dış alanında 5 Temmuz’a kadar sergilenmeye devam edecek.  Heykel sergisinin yanı sıra Tülin Kaynak ve Yasemen Ayvaz’ın soyut tabloları da galeride sergileniyor. 2020 yılında kurulan Touch Sanat Galeri Göltürkbükü’nde Hebil koyunun eşsiz manzarasına nazır yer almaktadır. Bu zamana kadar Devrim Erbil, Ergin İnan gibi ünlü sanatçılara ev sahipliği yapan galeri 2023 sezonunda Nezir Korkmaz, Çiğdem Erbil, Akın Ekici, Orhan Taylan, Erol Evgin gibi ünlü sanatçıların merak uyandıran sergileriyle ismini duyurmaya devam edecek. ### Ümit İnatçı Sanat Merkezi'nden yeni şiir kitapları Ümit İnatçı Sanat Merkezi, sanatsal etkinliklerin yanında yayıncılığa da devam ediyor. Merkezin sekizinci yayını olan Zeki Ali'nin şiir kitabı “Sinemasal”dan sonra Tamer Öncül ve Ümit İnatçı’nın şiir kitapları da okuyucuyla buluşuyor. Tamer Öncül’ün “Cilasız Taç Devri” başlığı altında topladığı şiirlerden –başlıktan da anlaşılacağı gibi– tragedya ve ironi arasında kurulan ikircikli bir dilin sinyallerini alıyoruz. Bulunduğu coğrafyanın kültürünü sığ bir yerellik üzerinden değil de evrensel insani değerler üzerinden poetik bir düzleme taşırken, şiirine de çoklu bir semantik değer taşıyor: Güncellik ve mitik öğelerin iç içe girdiğini görüyoruz. Tikelden tümele yönelen ses, kendinden bütüne yayılan bir sestir. Kitabın ikinci bölümünde bize sunduğu seçkide ise şiirle olan ilişkisinin karakterini teyit eden bir toplamla karşılaşıyoruz. Kitap, Zeki Ali ve Jenan Selçuk’un İngilizce çevirileriyle iki dilli yayımlandı. Ümit İnatçı’nın “Anima Mundi” adlı şiir kitabı, inanç ve doğa sorunsalına odaklanıyor. Koparmalar ve yerleşmeler halinde zihnimizi dürten bu yazı bedenler, şiirin düşünsel-felsefi belirme şeklini de ele veriyorlar. Yaşadığımız her neyse, kadim yaşanmışlıkların tekrarıdır. Akla düşen her neyse, kaygıların depreştirdiği düşünce parçacıklarıdır. Anlık yazı lekeleri gibi kendine yer açan bu şiir şeylerin yazıldığı asıl sayfa, anlağın ta kendisidir. Yazınsal belleğin anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerin deneysel bir anımsama ve şuurlanma hamlesine nasıl dönüştüğünün izleridir söz konusu… Ümit İnatçı Sanat Merkezi, sanatsal etkinliklerin yanında yayıncılığa da devam ediyor. Merkezin sekizinci yayını olan Zeki Ali'nin şiir kitabı “Sinemasal”dan sonra Tamer Öncül ve Ümit İnatçı’nın şiir kitapları da okuyucuyla buluşuyor. ### Antalya Kültür Sanat'ta "Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi" 100 yıllık Cumhuriyet'in ikinci yarısında yaşananların duygusal ve düşünsel izdüşümlerinden beslenen görsel yapıtlardan oluşan "Yaşamı ve Yapıtlarıyla Habip Aydoğdu Sergisi", 23 Haziran-20 Ağustos 2023 tarihleri arasında Antalya Kültür Sanat'ta izleyici ile buluşuyor. Kapsamlı bir biyografi niteliğindeki sergi, bir yandan çağdaş Türk resminin önemli ismi Habip Aydoğdu’nun sanatla yoğrulan yarım yüzyılına ışık tutarken, öte yandan izleyenleri resimleriyle Habip Aydoğdu tarihini anlatan ilham dolu bir yolculuğa davet ediyor. Aydoğdu'nun sanatsal evriminin izlerini yaşamındaki dönüm noktalarıyla beraber kronolojik biçimde sunan sergi, izleyicileri "Yaşam Kavgası" adıyla sanatçının ilk dönem çalışmalarıyla karşılıyor. "Zamanın Ruhu" ismiyle 1989-2015 yılları arasında ürettiği eserlerin yer aldığı ikinci salonun ardından izleyiciler, "Umut" temalı üçüncü salonda 2016-2023 arasına tarihlenen, gerçeklik ile sembolizm arasında dans eden formların can bulduğu birbirinden önemli yapıtları deneyimleme fırsatı buluyor. Küratörlüğünü Elif Aydoğdu Ağatekin’in üstlendiği ve 148 yapıtın yer aldığı sergide; sanatçı hakkında farklı dönemlerde kaleme alınmış metinlerden oluşan yaşam ve sanat yolculuğu, desenler, üç boyutlu çalışmalar, fotoğraflar ve belgelerle iç içe kapsamlı bir içerik sunuluyor. Habip Aydoğdu'nun son dönem çalışmalarının da yer aldığı “2023 Karalamalar Güncel Notlar” adlı resimli günlükleri, Özgür Aydoğdu’nun etkileşimli iPad uygulamasıyla izleyiciye aktarılıyor. Habip Aydoğdu'nun sanat yolculuğunu ve düşünce dünyasını keşfetme fırsatı sunan sergi, 20 Ağustos 2023 tarihine kadar ziyarete açık olacak. Antalya Kültür Sanat (www.antalyakultursanat.org.tr); salı-çarşamba-cuma-cumartesi günleri saat 11.00-19.00, perşembe günü saat 11.00-21.00 ve pazar günü saat 13.00-19.00 arasında ziyarete açık. HABİP AYDOĞDU RESMİ ÜZERİNE... Sanat Eleştirmeni Vecdi Uzun, "Habip Aydoğdu Resmi Üzerine" başlıklı yazısında şunları ifade ediyor: "Psikolojik olarak uzak nesneler soyut, daha yakın olanlar somut algılanmaktadır. Psikolojik uzaklık; zamansal olarak uzak, gelecek veya geçmiş duygusu yaratacaktır. Uzağın soyut, yakının ise somut algılanmasının sebebi, uzağın tahayyülünde zamandan ve mekândan bağımsız, değişmeyen, sabit unsurların ön plana çıkarılmasının gerekmesidir. Habip Aydoğdu resmindeki derinlik ve uzaklık hissinin temeli, yaratılan soyut kavramların varlığı yanında kırmızı ve siyah renklerin yarattığı histir. Ressam Habip Aydoğdu’nun yıllardır uyguladığı yaklaşım gibi bu sergi ile de her bir çalışmasını bir çemberin üzerine ve izleyicisini de çemberin merkezine yerleştirerek oluşturduğu bir daire, onun anlatım dilinin başka bir ifadesidir. İzleyici, sergi esnasında dairenin merkezinden çemberin çevresine sık sık giderek/gelerek bir şeyler almalı/vermeli, mutlaka kendi içindeki kavramsal daireyi büyütüp güçlendirecek yeni bir şeyleri de merkeze bırakabilmeli ve düşünsel yarar sağlamalıdır. Akıl ve zihin işletimin sistemin yapısı doğrultusunda, bu çemberin çapının genişliği ve çemberde yer alan sanatseverin bilgisi, gücü ve direnci artacaktır. Kavramların önemine yapılan bu açıklamalardan sonra Habip Aydoğdu’nun sergisi, bir kavramsal yığını veya kavramlardan oluşan tek bir metinmiş gibi düşünülmemelidir ve anlama süreci de buradan başlatılabilir. Bu kavrayışı edindikten sonra da Hermeneutik Döngü’nün içinde ormanını kaybetmiş bir ağaç gibi dönüp durmayı göze almak oldukça önemlidir. Çünkü ne kadar metinler arası bir okuma yapılırsa yapılsın, döngüsel süreçte 'anlam'ın neresinde durduğumuzun keşfi pek de mümkün değildir. 'Dilimin sınırı, dünyamın sınırıdır.’ ifadesinden hareketle; 'Okuma-Okuduğunu Anlama-Düşünme-Analiz Etme-Düşünce Oluşturma-Düşünceyi Ortaya Koyma' zincirinin de sağlanması için Habip Aydoğdu resimlerinde mevcut kavram zenginliğini yakalayabilecek güncel dil birikimi ve dil felsefesine sahip olmak gerekir. Her biri bizim için açık ve 'Açık Yapıt' olan çok katmanlı resimleri, yüzey yapı/derin yapı ilişkisi ile çoğul okumaya müsait anlam düzlemleri oluşturur. Yüzey yapı gösterenlerinin derin yapıdaki karşılıkları (gösterilenleri), okuyucuya kendi birikimine göre bir anlam boyutu açar. Metaforik dokulu bu tip metinlerin tüm katmanlarıyla çözümlenebilmesi, sanatsever ile Habip Aydoğdu resimleri arasında kültürel ittifakın var olmasına bağlıdır. Resimlerdeki ana fikrin bulunmasında, düşünce akışının hangi yöne doğru olduğunu bulmak çok önemli bir kuraldır. Anlatım tekniği olarak düşünce akışının genelden özele gittiği paragraflarda, tümdengelim tekniğiyle yazılmış yazılarda ana fikir net olarak ortadadır. Tümevarımda, düşünce akışının özelden genele gittiği parçalarda ise ana fikir detaylarda gizlidir. Az renk ve figür ile yaratılan Habip Aydoğdu resimlerinde, soyut kavramlarına sahip sanatseverlere tümdengelim yoluyla anlatım dili kullanmaktadır. Gerek sergi gerekse her resim için yapılan açıklamalar, izleyicinin yolunu ve ulaşabileceği hedefini ortaya koymaya yardımcı olmaktadır. Netice olarak; kavramların öğreniminde, kavramların içerik öğelerinin açıklanması etkili bir öğrenme için önemlidir. Tam ve eksiksiz öğrenilen kavramlar, öğrenme niteliğini artırmaktadır. Yanlış ve eksik öğrenilen kavramlarla ya aşırı ve dar genellemelere ya da yanlış kavramsallaştırmalara ulaşılır. Kavramlar arasındaki ilişkileri görmek, farklı bakış açılarıyla bir kavramı tanımak ve doğrusal olmayan bir içerikle kavramları öğrenmek, bilişsel esnekliklerinin gelişmesine yardımcı olmaktadır. Kavramların içerik öğelerinin açıklanması, kavramların tam ve eksiksiz öğrenilmesine ve bilişsel esnekliğin gelişmesine katkıda bulunarak sanatın, bilimin ve felsefenin daha nitelikli öğrenmesine yardımcı olacaktır. Habip Aydoğdu, daha önceki sergilerinde olduğu gibi bu sergisinde de sert mesajlarla aklımıza doğrudan temas ederek düşünmemizi sağlamaya çalışmaktadır. Sanatseverlere düşen görev ise öncelikle sanat çalışmalarındaki kavramları anlama çabası içinde olmaktır." ### Kubilay Kan'dan yeni single: “First Light” Besteci ve piyanist Kubilay Kan, müzikseverleri heyecanlandıran yeni single çalışması "First Light" ile karşımıza çıkıyor. Büyüleyici melodileri ve sıradışı piyano performansı ile tanınan Kan, bu yeni single'ı ile kendine özgü bir tarz yaratıyor. "First Light", Kubilay Kan'ın kendi bestesi ve elektrik piyano performansı ile harmanlanmış bir eser. Eser, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte doğanın uyanışını yansıtan bir atmosfere sahip. Dinleyicilerini sakinleştirici ve huzurlu bir yolculuğa çıkaran "First Light", müzikseverlerin beğenisine sunulmaktan mutluluk duyuyor. Kubilay Kan, "First Light" eseriyle ilgili olarak şunları söyledi: "Bu eser, doğanın uyanışını ve yeni bir günün başlangıcını yansıtıyor. Eserin armonik yapısı ve elektrik piyano performansı, benim müziğime yeni bir boyut kazandırdı. Bu eseri bestelediğimde, doğanın bu güzelliğini müzikle yansıtmak istedim. Umarım dinleyicilerimiz de bu eserden aynı huzuru ve sakinliği hissederler." Albümün kapak resmi ve tasarımı, her zaman olduğu gibi usta fotoğraf sanatçısı Sadık Üçok’a ait. Kubilay Kan'ın "First Light" adlı single çalışması, 21 Haziran 2023 tarihinde tüm dijital müzik platformlarında yayınlanacak. ### Depremin hissettirdiklerini sanatıyla anlattı Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda Tasarımı Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Kırkıncıoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat'taki depremlerin hissettirdiği acıyı sanatına yansıttı. Depremlerin ardından yarım kalan hikayeleri sanatla anlatmak için çalışma başlatan Kırkıncıoğlu, depremin unutulmayan anlarını tablolara halatlarla işledi. Ortaya çıkan eserlerinin kenarına duygularını aktaran ifadeler yazan Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Kırkıncıoğlu, hazırladığı 14 eserini farkındalık yaratabilmek adına birçok yerde sergilemek istiyor. Kırkıncıoğlu, konu ile ilgili yaptığı açıklamada psikolojik olarak depremlerden derinden etkilendiğini ve depremi yaşayan öğrencilerinin acılarını derinden hissettiğini söyledi. Çalışmasında insanların deprem bölgesinde yaşadıkları sıkıntılar ve yarım kalan hikayeleri konu edindiğini dile getiren Zeynep Kırkıncıoğlu, o günün unutulmaması için bir farkındalık çalışması yapmaya karar verdiğini belirtti. Tasarladığı çalışmalara depremden etkilenen bir öğrencisinin anlatımlarından etkilenerek başladığını vurgulayan Kırkıncıoğlu; "Gerek anlatımları gerekse televizyonlarda ve sosyal medyada sıklıkla rastladığımız fotoğrafları okulumuzda ve kendi atölyemde tablolara aktardım" diye konuştu. Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıkıma neden olduğu Suriye'de enkaz altında doğum yapan bir annenin hikayesinden etkilenerek o anı da halatla tabloya işlediğini anlatan Zeynep Kırkıncıoğlu; "O bebeğe 'Mucize' ismi verildi. Annelik kutsaldır. O bebeğin şu an ailesi, en önemlisi annesi olmadan hayata tutunuyor olması gerçekten adı gibi mucize" ifadelerini kullandı. "Hikayeler halat ipleriyle enkaza tutundu" Kırkıncıoğlu, eserlerine "Yarım Kalan Hikayeler" adını verdiğine değinerek; "Eserlerimde yarım kalan tüm hikayeler ,halat ipleriyle enkaza tutundu. Sonrasında da halat iplerini çok kullandım. Çünkü insanların yaralarını beraber halat iplerine sarılarak sarması gerektiğini vurguladım, ki bunu zaten ülke olarak bu olaylardan sonra iyice anladık" dedi. Deprem fotoğraflarına baktığı zaman hissettiklerini sözlerle de anlatmak istediğini dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Kırkıncıoğlu, şunları kaydetti: "Örneğin bir çocuğun annesini kaybettikten sonra ona olan özlemini dile getirmek için 'Anne beni eve çağır' demesi ve annenin de çocuğuna "Sırtın terlemiş, eve gel' demesi gibi ya da 'Karnın acıktı mı? Üşüdün mü?' gibi yazıları tabloların yanına asarak daha büyük bir etki yaratmak istedim. Enkaz altında kalan kızının elini saatlerce bırakmayan baba vardı. Kızının öldüğünü bilmesine rağmen, kızı enkazdan çıkarılana dek başında beklemişti. Bu sahneye çalışmalarımda özellikle yer vermek istedim. Günlerce unutamadığım, rüyalarımdan çıkmayan bir sahneydi. Bunu işlediğim tabloyu görenlerin birçoğu ağlamıştı." ### Bu sergide sanatı hayatın içine katan proje var, sanat var, iyilik var! Yaşamı değiştiren fikirlerle, özel tasarım ve yaşam tarzı kulübü olarak kendini tanımlayan Connect Project ve Heykeltıraş Ekber Sürsal, iyilik için bir araya geliyor. Fikir Connect’ten, emek sanatçı Ekber Sürsal’dan! Yeter ki iyilik olsun, çocukların yüzü hep gülsün… Connect’in sanatı hayatın içine katan projesi "Connect to Art" ile sanatçı Ekber Sürsal, Sürsal'ın yeni sergisi Kent Katmanları'nın sergilendiği Bursa Akeramos Sanat Merkezi’nde sıra dışı bir çalışma gerçekleştirecek. Sanatçı Ekber Sürsal’ın "Kent Katmanları" sergisi ile düşündüren dünyası ve her bir projesinin sonunu iyiliğe bağlayan "Connect" ekibi, 17 Haziran Cumartesi Günü anlamlı bir etkinliğe imza atacak. "Connect to Art" aracılığı ile Ekber Sürsal'ın etkinlik için tasarladığı rengarenk özel çanta, 17 Haziran Cumartesi günü saat 14.00'te yapılacak açık bağış sistemiyle satılacak. Bağış için elde edilen gelirin tamamı, Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği ONKODAY'a bağış olarak sunulacak. Tüm destekçilerin, dostların ve sanatseverlerin bir araya geleceği bu dayanışmanın tek bir amacı var, o da iyiliğe aracı olmak. "Hem eğlenceli hem mutluluk veren bir deneyimle dayanışma ve destek büyüyor" diyen Connect ekibi, Ekber Sürsal’ın emeği ve sanatın birleştirici gücü ile birbirlerine daha çok bağlandıklarını söylüyor. ### Pechakucha Night İstanbul 29. kez gerçekleşiyor PechaKucha Night İstanbul Vol. 29, “Kenti Yeniden Düşünmek” başlığı ile yapılacak. 13 Haziran 2023 Salı akşamı İstanbul’da Han Spaces Piyalepaşa ev sahipliğinde saat 19:30'da başlayacak etkinlikte, ‘Kenti Yeniden Düşünmek’ teması etrafında birbirinden değerli 7 konuşmacı sahnede bizlerle deneyimlerini, görüşlerini ve projelerini paylaşıyor olacak. PECHAKUCHA NİGHT NEDİR? PechaKucha 20 slayt x 20 saniye kuralına dayanan bir sunum formatıdır. PechaKucha Night bu formatta sunumların yapıldığı bir networking etkinliğidir. PechaKucha Night etkinlikleri dünyanın 1300’den fazla şehrinde 20 yıldan uzun süredir yapılmaktadır. PechaKucha Night İstanbul etkinlikleri ise 2009 yılından bu yana düzenli olarak gerçekleştirilmektedir.  Etkinlik, kayıt üzerinden katılıma açık ve ücretsiz olarak düzenlenmektedir. Panelin konuşmacıları arasında İstanbul Sanat Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Y. İçmimar Nursema Öztürk de yer alıyor NEDEN ‘KENTİ YENİDEN DÜŞÜNMEK’ KONUŞULUYOR? Yaşanan deprem felaketi kentlerin sadece binalardan ibaret olmadığını; kent dokusunu oluşturan yüzlerce, belki de binlerce farklı maddi ve manevi bileşenin de bulunduğunu  ve kenti yeniden tanımlarken bize ışık tutabileceğini gösterdi. PechaKucha Night İstanbul Vol.29 etkinliğinde ‘Yaratıcı Şehirler’ ekseninde kenti kent yapan bu bileşenleri ‘Kenti Yeniden Düşünmek’ başlığı altında konuşacağız. PECHAKUCHA NİGHT İSTANBUL’DA KİMLERİ DİNLEYECEĞİZ? @PechaKuchNight İstanbul Vol. 29 etkinliğinde #Sanatçı #Fotoğrafçı ve #akademisyen @MuratGermen @DrMustafagül Yüksek İç Mimar @Nursemaozturkdesign. @Hüseyinyorulmaz , Metin Yazarı ve Oyuncu @tuğçefutacı, Yüksek Mimar @Bünyaminderman Yapımcı, Yazar ve Storyteller @Elif Dağdeviren sahneyi paylaşacaklar. Etkinlik, genel katılıma açık ve ücretsiz olarak düzenlenmektedir. ### Bomontiada gypsy caz grubu “Manuş-u Âlâ”yı ağırlıyor Yapı Kredi bomontiada “Avluda Caz” konser serisi 15 Haziran Perşembe akşamı saat 21.00’de“Manuş-u Âlâ” konserine ev sahipliği yapacak. 2015 yılında Django Reinhardt'ın yarattığı müzik tarzından esinlenilerek kurulan, Manuş-u Âlâ zaman içinde swing döneminin diğer sanatçılarının da etkisinde kalarak müziğini bugünkü haline getirmiştir. Repertuarlarında "Fly Me To The Moon", "L-O-V-E" gibi popüler caz eserlerine, "Padam Padam", "La Vie En Rose" gibi Fransız chansonlarına, kendi tarzlarında yorumladıkları "Bir Günah Gibi", "Med Cezir", "Careless Whisper", "Nah Neh Nah" gibi 80'ler ve 90'ların yerli ve yabancı hit parçalarına, ilk single'ları "Bazı Günler" ve "Yola Devam Et" albümündeki özgün bestelerine yer veren Manuş-u Âlâ grubu; dinleyicilerine Yapı Kredi bomontiada Avlu’da eğlenceli ve nostaljik bir atmosfer yaşatacak. Yapı Kredi bomontiada “Avuda Caz” serisi konserlerine katılım ücretsizdir. ### Bodrum’u daha da sevecek, daha da bağlanacaksınız! Kültürel ve tarihi zenginliğinin yanı sıra bünyesinde barındırdığı kendine has özellikleriyle dünyada en çok bilinen turizm merkezlerimizden Bodrum’u anlatan bir kitap yayımlandı. Yasemin Anık tarafından kaleme alınan “Bodrum'da Aşk Başkadır” adlı kitap, Bodrum’un son yetmiş yılından bazı kesitler veriyor. “NEDİR HALİKARNAS’I BU KADAR GURURLU YAPAN?” Temelinde yaşanmış bir aşk hikâyesini de anlatan kitabın sayfalarında yerel halkın, jet sosyetenin ve yabancıların duygularından yansımalar da yer alıyor. K-İletişim Yayınları tarafından yayımlanan kitap için görüşlerine başvurduğumuz Yasemin Anık, kitabın arka kapağında kullandığı ve halk arasında “Halikarnas’ın Gururu” olarak bilinen aşağıdaki şiirin bir bölümü ile kitabını özetleyebileceğini söylüyor. Yıllar önce Salmakis kıyısında bulunan ve M.Ö. 1. ya da 2. yüzyıla tarihlenen yazıttaki ifadeler şu şekilde: Söyle bana Afrodit, söyle;Sen kutsal melisa kokulu, mür nefesli Afrodit…Nedir Halikarnas’ı bu kadar gururlu yapan?İşitmedim ben kendi adıma,Neden bu gururlu övünme? Ulu Zeus’un yardımıyla topraklarının üstünde,Halikarnas büyük insanlar yarattı.Kimdi ilk doğan orada? …Baba Zeus, gizli mabedini koruyan,Dünyaca ünlü duacı oğullar yarattı, Halikarnas’ta…Görmedi nankörlük Zeus’un oğulları.…Ve Halikarnas, Salmakis’in su perisine ev sahipliği yaptı.İnsanlık için evliliği icat eden,Sıradışı yaratılmış, nazik oğlumuzHermafrodit’i kollarıyla sarmalayan, su perisineErkeklerin nazik ve vahşi hayallerine düşenMağarasında, kutsal sular altındaki, o su perisine… YASEMİN ANIK HAKKINDA... Doğum yeri Moda - İstanbul olan Yasemin Anık, Modalı olmayı bir sevgi olarak görmektedir. İlkokulu Moda İlkokulu’nda tamamladı. Malta Adası’nda Sliema’daki Saint Claire Primary Collage’de iki yıl öğrenimden sonra Üsküdar Amerikan Koleji’nde öğrenimine devam etti ve 1977 yılında bu okuldan mezun oldu. Berlin’de Goethe Institut’ta bir yıl Almanca öğrenimi gördü. Türkiye’ye avdetinde İstanbul Hilton Hotel’de, Çırağan Palace Kempinski’de ve Antalya’da Sheraton Voyager Hotel’de pazarlama ve müşteri ilişkileri bölümlerinde çalıştı. İyi derecede İngilizce ve Almanca, orta derecede İtalyanca, Fransızca, İspanyolca dillerini bilmektedir. Müziğe olan derin tutkusu yanında, hayvan sevgisiyle de tanınır. Eşi Uzm. Dr. Turhan Anık ile birlikte Bodrum’da yaşamaktadır. Yasemin Anık’ın "Bodrum’da Aşk Başkadır" adlı kitabını www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden adresinize sipariş verebilirsiniz. ### Murat Uçar, "ustalık eseri" olarak Papa'ya özel saat tasarladı Yirmi yıldır mikro sanat tekniğiyle eserler üreten Murat Uçar, Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus için Leonardo da Vinci'nin "Son Akşam Yemeği" adlı tablosunun resmedildiği saat tasarladı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Murat Uçar; saat, mücevher, tespih ve kalem gibi çeşitli objelerin üzerine resim, heykel ve rölyef çalışmalarını mikro sanat tekniğiyle yapıyor. Siyasi liderlere, ünlü sporcu ve iş adamlarına özel objeler tasarlayan Uçar, üniversitede ders verdiği atölyede AA muhabirine yaptığı açıklamada 20 yıldır mikro art sanatıyla ilgilendiğini söyledi. Murat Uçar, "mikro art" kavramını "giyilebilir sanat" olarak nitelendirerek; "Bir saatin içindeki bir tabloyu, bir eseri, örneğin 77 santimetrelik bir Mona Lisa tablosunu 3 santimetrelik bir kadranın içinde gördüğünüzde, çok daha büyük bir anlam ifade ettiğini düşünüyorum. Aslında küçük mikro sanat eserleri diyebiliriz. Çok küçük tablolar da yapabiliyorum" dedi. Mikro art tekniğiyle ünlü siyasilere diplomatik hediyeler hazırladığını dile getiren öğretim görevlisi Uçar, Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus'a sunulacak eseri hakkında ise şunları belirtti: 23 YILLIK SANAT YAŞANTISINDAN SONRA EN ÜST ZİRVE "Diplomatik hediye denildiği zaman yurt dışından, özellikle Amerika'dan benimle direkt bağlantıya geçiyorlar. İtalya'dan bana ulaşıldı, Papa için bir özel hediye yapılması istendi. Ben de Leonardo Da Vinci'nin 'Son Akşam Yemeği' tablosunu yaklaşık 3 santimetrelik bir kadran içinde kendi yorumum ile tamamen bana özgün bir tasarımla yaptım. Üretimi Türkiye'de yapıldı. Kutusuna kadar tamamen yerli üretim ve tasarımdır. Kadranın tam ortasında duran Hazreti İsa portresinin yüzünü 11 defa yapmıştım. Günde 8 saat çalıştığım 1-1,5 aylık gibi bir süreçti. Saatin toplam üretimi yaklaşık 3,5 ay sürdü. Bu zamana kadar yaptığım en kıymetli eserlerden bir tanesi, Papa için yapmış olduğum 'Son Akşam Yemeği' tablosudur. Çünkü orada figürlerin birinin yüzü yaklaşık 1,5 milimetre. Bu 1,5 milimetrede hiçbir eskiz çalışması olmadan, direkt fırçayla yaptığımdan, tamamen ustalık eserim diyebileceğim çok özel bir çalışmaydı. Bu çalışmaya, 23 yıllık hocalık sanat yaşantısından sonra ulaşabileceğim en üst zirve diyebilirim." Cumhurbaşkanı Erdoğan için özel cep saati Murat Uçar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için hazırladığı diplomatik hediyelerin de olduğunu söyledi. Daha çok saat, tespih, kalem ve kol düğmeleri gibi çalışmalar yaptığını aktaran Uçar; "Cumhurbaşkanı Erdoğan için geçen sene cep saati yapmıştım. Çok özel bir saatti. Türkiye'de bir tane cep saati ürettik ve onun tasarımı tamamen bana aitti. Ortasında Cumhurbaşkanlığı forsumuz vardı. İç kapağında Cumhurbaşkanımızın İstanbul için çok büyük hizmetlerini ve İstanbul'u anlatan bir resim vardı. Kadranda rahmetli annesiyle kendisinin resminin yer aldığı çok özel bir saat yapmıştım" diye konuştu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve eski ABD Başkanı Barack Obama için de saat tasarladığını belirten Murat Uçar, hediyelik eserlerinde Türkiye'yi sembolize eden figürleri kullanmaya özen gösterdiğini kaydetti. Mikro art gençler arasında yeni istihdam alanı oluşturuyor Atölyede Uçar'dan eğitim alan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü öğrencisi Arda Uçar da mikro art sanatının gençler arasında yeni istihdam alanı yarattığını düşündüğünü söyledi. Yenilik ve değişimin kendisi için çok önemli olduğunu dile getiren Uçar; "O yüzden resimle alakalı olarak kendimi böyle farklı alanlarda geliştirmek istiyorum. Gençlerin de diplomatik hediyeler alanında rahat iş bulabileceklerine inanıyorum. Mikro art kesinlikle genç nesillere aktarılmalı" ifadelerini kullandı. Üniversitenin Geleneksel Türk Sanatları Bölümü 3. sınıf öğrencisi İrem Sena Özen ise "Murat Uçar'ın eserleri bizim için ilham kaynağı oldu. Mikro art sanatı, kesinlikle gelecek nesillere aktarılmalı. Geleneksel Türk sanatlarını dünyaya duyurmayı çok isterim" diye konuştu. Resim öğrencisi Sinecan Tığlı da "Hedefim gelecekle ilgili sadece resimle değil, mikro art sanatıyla işler yapmak, yeni nesiller için miras bırakmak" dedi. ### Neşe Gümüşcüoğlu, 41. kişisel sergisiyle Bodrum'da! Ünlü suluboya ressamı Neşe Gümüşcüoğlu, 41. kişisel sergisini Bodrum'da açtı. Aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen turizm merkezleri arasında yer alan Bodrum'un sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü'nde açılan sergi, "Pembe" adını taşıyor. 10 Haziran itibariyle sanatseverlerinin beğenisine sunulan sergi, sanatçının bu mekanda açtığı dördüncü sergi olma özelliği de taşıyor. Daha önceki sergilerinde “Kırmızının Halleri” ve “Mavinin Tonları” adlı serileri sanatseverlerle buluşturan Neşe Gümüşcüoğlu, "Pembe adını verdiğim bu sergideki çalışmalarımı, pandemi sürecinde yaşadığımız karamsarlığa bir umut olsun düşüncesiyle hazırlamıştım" açıklamasında bulundu. Kağıt, karton ve tuval üzerine akrilik, pastel boya ve de kolaj teknikleriyle yapılan ve genelde küçük işlerden oluşan sergi, toplam 50 parçalık bir koleksiyondan meydana geliyor. "Pembe" sergisi, 6 Temmuz 2023 tarihine kadar Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü Erdinç Bakla Sanat Galerisi’nde izlenebilir. ### Hüsrev Kethüda Hamamı, Sema Boyancı Kişisel Sergisi’ni ağırlayacak Beşiktaş Belediyesi Hüsrev Kethüda Hamamı, 20-25 Haziran 2023 tarihleri arasında Sema Boyancı Kişisel Sergisi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Sergi açılışı, 20 Haziran 2023 Salı günü 17.00-19.00 saatleri arasında gerçekleşecek. Küratörlüğü Corvo Art Gallery Kurucusu Nilüfer Eriş tarafından yürütülen sergide, sanatçının çeşitli dönemlere ait farklı teknikler ile yapılmış 65 eseri, sanat izleyicisiyle buluşacak. 2019 yılında Kuzguncuk-İMOGA Art Space'de açılan, "Estetik & İçgüdü" temalı, tuval & cam üzeri yağlı boya resimler, serginin büyük bölümünü oluşturacak. Ayrıca çeşitli dönemlerden gravürler, son dönem "Göç" temalı karışık teknik çalışmalar, izleyicilerin beğenisine sunulacak. Sanatçı Sema Boyancı, kişisel sergisi hakkındaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etmekte: “Estetik & İçgüdü resimleri, 'Dünyayı güzellik kurtaracak' mottosundan hareketle ortaya çıkmıştır. Her insan, insan olmanın doğası gereği, güzellik algısı, arayışı özelliğiyle dünyaya gelir düşüncesindeyim. İlerleyen zaman içinde yaşadığı ortam, aldığı eğitim ve ruhsal-görsel birikimiyle estetik algı düzeyini ya yok eder ya da geliştirir. Bu güzeli arayış düzeyini kimliğiyle bütünleştirerek, yaşamın içindeki davranışlarıyla ortaya koyar. Birkaç yıl önce Orta Doğu ülkelerine yağdırılan bombalardan kaçarak binlerce masum insan, ülkemizin üzerinden hayatta kalma içgüdüsüyle Avrupa ülkelerine ölümüne göçler yaşamışlardır. Bu, yüzyılın trajedisidir. Evlerimizdeki güvenli odalarımızdan, bu büyük trajediyi içimiz kanayarak aylar boyu izledik. Ege'nin derin denizlerinde hayatını kaybeden bebelerin, kadınların, babaların, çocukların cesetleri, patikleri, emzikleri, giysileri sahillerimize vurdu. Sergimin bir bölümü, bu trajik 'Göç' temalı resimlerden oluşmaktadır.” Sema Boyancı Kişisel Sergisi, 25 Haziran 2023 tarihine kadar Beşiktaş Belediyesi Hüsrev Kethüda Hamamı’nda ziyaret edilebilir. ### Kuzguncuk’ta “Özgürleşme” sergisi Ressam Pelin Yazar’ın elinden çıkan ve Kuzguncuk “HuginveMunin” in ev sahipliği yaptığı “özgürleşme” sergisi 5 Mayıs- 9 Haziran 2023 tarihleri arasında ziyaretçilere açık olacak. Sergide yalnızca resimler değil özel tasarım tişörtler de yer alıyor. Sanat 365 ile beraber tasarlanan tişörtler sergi alanında sergileniyor. Kadın girişimcilerin bir araya toplandığı serginin küratörlüğü Şanel  Şan Sevinç’ e ait. “Özgürleşme” sergisi içerisinde birçok farklı alanı da barındırıyor. Tişört tasarımlarında ve resimlerde yakın zamanda yaşadığımız acı depremin de izlerini görmek mümkün. KÜRATÖR ŞANEL ŞAN SEVİNÇ “SERGİDE İÇSEL BİR YOLCULUK VAR” Şanel Şan Sevinç” Sergide duygusal ve kalben bir yolculuk var. Bu da eserlere yansıyor. Pelin Hanım’ın bir önceki sergisine göre daha renkli ve organik formlara sahip olan bu sergi HuginveMunin beraberliğiyle doğal ortamına kavuşmuş oldu.” SÖYLEYECEK BİR ŞEYİM VARSA... Pelin Yazar “Seriler üzerine çalışıyorum. Bir makale yazmak gibi düşünebilirsiniz ve her seri söyleyecek bir şeyim varsa ortaya çıkıyor. Yoğun atölye çalışmalarımı devam ettiriyorum ancak bu serilerin oluşumu da benim için oldukça sancılı ve kalabalık bir dönem.” ### Arnica Art Land Çağdaş Sanat Çalıştayı Sergisi sanatseverlerle buluştu Küçük ev aletleri sektöründe tasarım odaklı yaklaşımıyla birçok yeniliğe imza atan Arnica, sanata verdiği desteği özel bir proje ile pekiştirdi. Sanatın büyük kentlere sıkışmasını önlerken, Mersin’i çağdaş sanat merkezlerinden birisi haline getirmek için hayata geçirilen Arnica Art Land Sanat Çalıştayı, ilk fazını bir sergiyle tamamladı. Proje kapsamında Mersin Borcak Yaylası’nda bir araya gelen 32 sanatçının ürettiği eserler, 2 Haziran’da Mersin Güzel Sanatlar Galerisi’nde açılan sergiyle sanatseverlerle buluştu. Arnica tarafından geçen yıl Mersin Borcak Yaylası’nda düzenlenen 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nda ortaya çıkan eserler, Mersin Güzel Sanatlar Galerisi’nde açılan sergide sanatseverlerle buluşuyor. Serginin açılışı, 2 Haziran’nda Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, Ressam Ahmet Yeşil ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi. Açılışta konuşan Arnica Yönetim Kurulu Başkanı, Arnica Art Land Kurucusu ve Danışma Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer, Mersin’in adını çağdaş sanatla güçlendirecek bu projeyi hayata geçirmekten büyük mutluluk duyduklarını, sanatı desteklemeyi sürdüreceklerini belirtti. Sergi, 30 Haziran’a kadar devam edecek. Arnica tarafından başlatılan Arnica Art Land Sanat Çalıştayı, ilk yılında Azerbaycan’dan katılan bir sanatçının yanı sıra Türkiye’nin farklı illerinden ressamların bir araya geldiği bir çağdaş sanat projesi olarak hayata geçirildi. Mersin Borcak Yaylası’nda 23-30 Ağustos 2022 tarihleri arasında, doğayla iç içe 30 dönüm ormanlık alanda Denizhan Özer’in küratörlüğünde gerçekleştirilen çalıştaya 32 sanatçı katıldı. Sanatçıların çalıştay sürecinde ortaya koyduğu eserler, önce Arnica'nın Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasında sergilendi. uzun vadeli bir proje olarak tasarlandı Ülkemizin önde gelen çağdaş sanat platformlarından biri olma hedefiyle yola çıkan Arnica Art Land, Mersin’i bir çağdaş sanat merkezi haline getirirken, ülkemizin adını uluslararası sanat çevrelerinde daha bilinir kılmak ve Mersin’e bir çağdaş sanat müzesi kazandırmak amacıyla uzun vadeli bir proje olarak tasarlandı. Türk resminin usta kuşak, orta kuşak ve genç kuşak sanatçılarını bir araya getiren çalıştay, ayrıca Türkiye’nin birçok kentinden farklı üsluplarda eserler üreten sanatçıların buluşmasını sağladı. "SANATI VE SANATÇIYI DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ" Sergi açılışında bir konuşma yapan Arnica Yönetim Kurulu Başkanı, Arnica Art Land Kurucusu ve Danışma Kurulu Başkanı Senur Akın Biçer, konuyla ilgili şunları söyledi: “Sanat, hayatı güzelleştiriyor, iyileştiriyor, bizlerin birbirini anlamasını kolaylaştırıyor. Arnica olarak kurulduğumuz günden bu yana sanatı destekliyoruz, desteklemeye de devam edeceğiz. Çünkü bu bakış açısı, bize babamız merhum Hasan Akın’ın mirası. Mersin’in adını çağdaş sanatla bütünleştirmek, Türkiye’mize uluslararası sanat çevrelerinde daha önemli bir yer kazandırmak amacıyla başladığımız projedeki her bir eser, benim ve ailemin kişisel tarihinde önemli anılara götürdü beni. Eminim sizler de sergiyi gezerken kendinize dair pek çok anı bulacaksınız. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nın bundan sonraki süreçlerinde de yeni hikayeler anlatılacak. Biz de o hikayeleri aktarmaktan büyük mutluluk duyacağız.” "sanatın Anadolu'ya yayılması için atılmış önemli adımlardan biri" Arnica Art Land Artistik Direktörü ve Küratör-Sanatçı Denizhan Özer de “Bu çalıştay, sanatın İstanbul aksı üzerinden çıkarılıp, Anadolu’ya yayılması için atılmış önemli adımlardan birisidir. Türkiye’ye getirdiğimiz sanat enerjisini, daha sonraki dönemlerde Türk sanatını tanıtmak amacıyla yurt dışına da taşımayı planlıyoruz” dedi. Özer, çalıştayın ikincisinin temmuz ayında, birer haftalık üç dönem halinde yaklaşık 50 sanatçının katılımıyla gerçekleştirileceğini belirtti. Açılışın ardından sergiyi gezen davetliler, 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı sürecini özetleyen belgeseli de izledi. Mersin Güzel Sanatlar Galerisi’nde 30 Haziran’a kadar açık kalan sergi, haftanın her günü 08.00-17.00 saatleri arasında gezilebilir. ÇALIŞTAYA KATILAN SANATÇILAR 1. Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’na Ahmet Özel, Ayfer Akbaşoğlu, Ayşenur Köksal, Burak Boyraz, Burak Erim, Bülent Bakan, Cihan Atıcı, Eda Çığırlı, Fehim Güler, Hülya Küpçüoğlu, Işıl Gönen Albayrak, Işıl Güleçyüz, İbrahim Karlıca, İsmet Xbilen, Joel Menemşe, Kader Öztürkmen, Lütfü Kaplanoğlu, Meltem Akkaya, Mine Alkan, Murat Havan, Müfid İşler, Nur Sultan Yıldırım, Özgür Eryılmaz, Serap Özergin, Serdar Dartar, Serina Haratoka Tara, Süleyman Erdal, Tolga Boztoprak, Turan Büyükkahraman, Vahid Novruzov, Yeşim Yıldız Kalaycıoğlu ve Zafer Malkoç katıldı. Sanatçılar, ilki düzenlenen bu etkinliğe davet edilmekten ve doğanın ortasında sanat üretmekten mutlu olduklarını belirterek, çalıştayın sanatçıların desteklenmesi ve çağdaş sanatın uluslararası alana taşınması açısından önemli olduğunu vurguladı. ### 3. İstanbul Dijital Sanat Festivali’ne yoğun ilgi Bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF) sona erdi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle, PASHA Bank ana sponsorluğunda Mezo Dijital tarafından hayata geçirilen festival, sanatseverlerden yoğun ilgi gördü. Atatürk Kültür Merkezi (AKM)’de gerçekleşen ve 5 Haziran'da sona eren festival; dijital sanatlar alanında önemli isimleri, ulusal ve uluslararası toplam 40 sanatçıyı İstanbullu sanatseverlerle buluşturdu. Küratörlüğünü Esra Özkan, Julie Walsh ve Türkiye’nin ilk yapay zeka küratörü olan Avind’in üstlendiği festival, sanatçıların yanı sıra iş dünyasından da başarılı isimlere, çocuk ve gençlik atölyelerine, panellere, söyleşilere, tiyatro oyunlarına, işitsel ve görsel performanslara ev sahipliği yaptı. İstanbul Dijital Sanat Festivali, dört gün boyunca her yaş grubundan ziyaretçi ağırladı. MEZO Dijital Yönetim Kurulu Başkanı ve Dijital Dönüşüm Uzmanı Dr. Nabat Garakhanova, festival ile ilgili olarak “Hayalimizi gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu bir kez daha yaşadık. Festivalimiz sayesinde dijital sanatın önemini ve değerini bir kez daha vurguladık. Bu hayalimize ortak olan ve bize destek veren T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığımız başta olmak üzere tüm sponsorlarımıza, bu festivalin hayata geçirilmesinde en çok emeği olan küratörlerimize, sanatçılarımıza ve festivalimize ilgi gösteren tüm sanatseverlere teşekkür ediyorum" dedi. İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF) sponsorları arasında Türk Telekom, Dijital Sanat Derneği, Renault, Payporter, Helis, Pudo, TRT 2, ON TV, Meta Yapı, Bilgi Üniversitesi yer aldı. https://www.youtube.com/watch?v=4ZEwM2VeRw4&feature=youtu.be ### Cumhuriyet’in ezgileri her dilde yükseldi 2022 yılında Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu’nun (TSKF) Balat Kültür Evi’nde hayata geçirilen KoroBİZ, TimePR ve BMA Technology sponsorluğunda anlamlı bir konser verdi. Cumhuriyetin 100. Yılına armağan edilen ve ‘Ezgilerle Hikayemiz’ adını taşıyan konserde Anadolu coğrafyasında konuşulan dillerden oluşan şarkılar dinleyici ile buluştu. Genç kızların ve kadınların yaşam kalitelerini arttırarak kendilerini geliştirmelerine öncülük eden Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu (TSKF); kalbine müziğin gücünü koyan KoroBİZ projesiyle toplumsal fayda yaratmayı sürdürüyor. Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu’nun (TSKF) Balat Kültür Evi’nde 2022 yılında hayata geçirdiği KoroBİZ Projesi, Cumhuriyetin 100. yılına armağan edilen ‘Ezgilerle Hikayemiz’ adlı konseriyle 25 Mayıs’ta Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Kültür ve Sanat Merkezi’nde dinleyici ile buluştu. TimePR ve BMA Technology’nin sponsor olduğu konserde söylenen ve Anadolu coğrafyasının farklı dil ve ezgilerinden oluşan tüm şarkılar, Anadolu halklarının dayanışma içinde kardeşçe yaşamasına adandı. “EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK VE ADALET İÇİN CUMHURİYET” Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Sevil Koca, KoroBİZ projesinin müziği, Anadolu dillerini, kardeşliği hem de gençleri kapsayan çok özel bir proje olduğuna dikkat çekti. “Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlarken, onu yüceltecek ve yaşatacak olan gençlerimizin söyleyecekleri şarkılar ile, hep birlikte Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının, bir kez daha altını çizerek, ülkemizde farklı kültürlerinin bir arada var olduğu gerçeğini kutlayacağız” ifadelerini kullanan Sevil Koca, KoroBİZ ezgilerinin yükselerek yayılmaya devam edeceğinin de müjdesini verdi. “UMUDUNUZA SARILIN” Cumhuriyetin 100. Yıldönümü ve Aşık Veysel Yılı olarak kutlanan 2023 yılının tarihi bir önem taşıdığını vurgulayan Balat Kültür Evi Yönetim Kurulu Başkanı Nilgün Kıvırcık; “Biz bir kadın örgütüyüz ve kadınlar milyonlarca yıldır insanlığın yarattığı kültürün en önemli aktarıcısı ve taşıyıcısıdır. KoroBİZ Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu tarafından oluşturulurken amacımız, müzik yoluyla kültürler arası diyaloğa, ötekinin olmadığı bir dünya inşasına katkı koymaktı. Bunu bu salonda olanlar ve dışarıda destek olan yüzlerce insanın emeği ile mümkün kıldık. Denize iyilik damlasını attık. Damlalar büyüyecek ve gelişecek. Cumhuriyetimizin 100. Yılında kadınların ve tüm insanların özgürce yaşadığı, adil, demokratik ve eşitlikçi bir ülkeyi el birliği ile birlikte yeniden inşa edeceğiz. Umudunuza, inadınıza, yurttaşlık haklarınıza sarılın, savunun” ifadelerini kullandı. “TOPRAKLARIMIZIN ÇOKSESLİLİĞİ GURUR KAYNAĞIMIZ” 25 Mayıs’ta gerçekleşen ‘Ezgilerle Hikayemiz’ konserinin sponsoru TimePR ve Moda Soroptimist Kulübü Başkanı olan Sevda Solak da yaptığı konuşmada, “Sanat, Soroptimist organizasyonunun hedeflediği yaşamsal dönüşümün çok önemli bir parçası ve çocuklarımızı sanatla buluşturan bu projeyi TimePR olarak desteklemekten mutluyuz” dedi. Atatürk’ün ‘Yüksek Uygarlığın Merdiveni Sanattır’ sözlerini anımsatan Solak, “Ülkemizi daha ileriye taşımak için, çocuklardan başlayarak toplumumuzun sanatla olan bağını güçlendirmeliyiz. KoroBiz bu topraklarda konuşulan sekiz dilde şarkılar söyleyerek bize topraklarımızın çok sesliliğini tekrar yaşattı” ifadelerini kullandı. ŞARKILAR 8 DİLDE SÖYLENDİ ‘Ezgilerle Hikayemiz’ performansıyla büyük alkış alan KoroBİZ repertuarı farklı dillerde danışmanlık desteği veren farklı anadillere sahip koro dostları desteğiyle oluşturuldu. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Ladino, Romanes, Rumca, Farsça anonim şarkıların çevirileri yapıldı ve notaları Cengiz Ünal ve Hrant Çizmeciyan tarafından koro için yeniden yazıldı. KoroBİZ çalışmalarını yürüttüğü, Balat Kültür Evi’nin içinde bulunduğu mahalleden ilham alan proje, çok dilli, çok kültürlü kolektif bir müzik yolculuğu sayesinde, toplumsal barışa, anlayışa ve iş birliğine katkı sağlamayı ve toplumsal kesimler arasındaki diyaloğu güçlendirmeyi hedefliyor. ### "Yaza Merhaba" sergisi Büyük Kulüp’te açıldı Sanatta Engel Yok Vakfı ve Derneği üyelerinin ve değerli sanatçıların eserlerinden oluşan ‘’Yaza Merhaba’’ sergisi Caddebostan Büyük Kulüp’te açıldı. Sanatta Engel Yok Vakfı gönüllü destekçisi 55 sanatçının 70 eseriyle katıldığı sergi etkinliğinin açılışını, kalabalık  ziyaretçi topluluğu eşliğinde Vakıf Başkanı Yasemin Zanbak yaptı. Sanatta Engel Yok Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Sevgi Ataman, Basın ve Sanat Danışmanı ressam, yazar Harika Ören, Sanatta Engel Yok Derneği üyeleri, sanatçılar; Nurcan Aral, Figen Kalan, Alev Demirkesen, Aynur Yıldırım, Ayşenur Özkankur, Azniv Çoban, Atilla Yıldırım, Emine Bayraktar, Esma Şahin, İkramettin Kahraman, İclal Vatandost, K. Muzaffer Gençer, Linda Kumdagezer, Güler Çelik, Zekiye Yılmaz, Hülya Kurt Ataözden, Hayriye Kuran,  Zuhal Vatandost, Valya Dilbaz, Atilla Yıldırım ve onlarca sanatçı misafirlerini karşıladılar. Vakfın amacı hakkında bilgi verdiler. Eserlerini tanıtarak fotoğraf çektirdiler. Katılımcılara Sanatta Engel Yok Vakfı ve  Mengerler Türk Ticaret A.Ş. tarafından eşantiyonlar dağıtıldı. Sanatta Engel Yok vakfı Başkanı Yasemin Zanbak ‘’ Maddi manevi desteklerini esirgemeyen Büyük Kulüp Yönetimi, Sosyal Komitesi; Mengerler Türk Ticaret A:Ş, İstanbul  Sanat Magazin ve sanatlarıyla yanımızda olan değerli sanatçı dostlarımıza teşekkür ederiz.  İstanbul, Caddebostan Büyük Kulüp Sergi alanında açılan Yaza Merhaba sergimiz 9 Haziran’a kadar sürecek.  Geliniz görünüz, eser satın alarak, vakıfa  destek olma şansını yakalayabilirsiniz. ‘’ diyerek,  gönüllü sanat destekleyicilerine çağrı yaptı. ### I. Ulusal Suna Korad Şan Yarışması düzenlendi İstanbul Opera Derneği, genç opera sanatçılarının kariyerlerine destek olmak amacıyla Devlet Sanatçımız Suna Korad adına Süreyya Operası’nda 1. Ulusal Suna Korad Şan Yarışması düzenledi. Finali seyirciye açık olarak gerçekleşen yarışmada birincilik ödülünü Eda Umay Akan, ikincilik ödülünü Cansu Özel, üçüncülük ödülünü Duha Alkan alırken, mansyion ödüllerini Zeynep Seray Özcan, Sezgin Hamızoğlu ve Berna Yücel paylaştı. Buket Filiz ve Jenisya Yaeş ise Suna Korad Gençlik Özel Ödülü'ne layık görüldü. Onursal Başkanlığını Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan’ın yaptığı jüride, AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı, MSGSÜ İDK Opera Ana Sanat Dalı Başkanı Doç.Dr.Tülay Uyar Hatip, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Başkanı Prof.Pınar Uçman Karaçalı, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Sanat DanışmanıAylin Ateş, İDOB Orkestra ve Koro Şefi Paolo Villa, İDOB Solist Sanatçıları Otilia İpek ve Evren Ekşi yer aldı. Mersin, Zonguldak, İzmir, Ankara ve İstanbul’dan katılan genç ve yetenekli opera sanatçıları arasından 20 kişinin yarı finale kaldığı 1. Ulusal Suna Korad Şan Yarışması finaline 8 aday kaldı. İstanbullu sanatseverlere açık olarak gerçekleştirilen yarışmada finale kalan Jenisya Yaeş, Eda Umay Akan, Zeynep Seray Özcan, Duha Alkan, Berna Yücel, Sezgin Hamızoğlu, Buket Filiz ve Cansu Özel Süreyya Opera Sahnesi’nde ikişer arya icra ettiler. Suna Korad’ın opera yaşamını anlatan belgeselin ardından yarışma sonuçları açıklandı. Yarışmada Çamlıbel Vakfı birinciye 5000 TL, ikinciye 3000 TL, üçüncüye ise 2000 TL ödül verirken, İstanbul Opera Derneği ise 2023-24 Sanat Sezonunda İstanbul Opera Derneği’nin yarışmayı kazananlar için düzenleyeceği opera temsilinde başrol ödülü verdi. ### Keyifli.net: Özel günler ve özel kişiler için en güzel sözlerin buluşma noktası Her anımızı renklendiren özel günlerde ve özel kişilerle yaşadığımız anlarda, duygularımızı ifade etmenin en güzel yollarından biri de sözlerdir. Keyifli.net, bu özel anlarınızı daha da unutulmaz kılmak için tasarlanmış bir web sitesidir. İçerisinde barındırdığı zengin içerikle, sizlere en güzel sözleri sunmayı amaçlamaktadır. Özel günlerinizde ve özel kişilerinizle paylaşabileceğiniz sözler, mesajlar ve daha fazlası Keyifli.net adresinde sizleri bekliyor. Özel Günler İçin Sözler Hayatımızı kutlama, sevinç ve mutluluk dolu anlarla taçlandıran özel günler vardır. Doğum günleri, yıl dönümleri, evlilik kutlamaları, sevgililer günü gibi günlerde, duygularımızı ifade etmenin en özel yollarından biri de güzel sözlerdir. Keyifli.net, bu tür özel günler için seçilmiş en güzel sözleri bir araya getirerek sizlere sunmaktadır. Sevdiklerinizle aranızdaki bağı güçlendirecek, duygusal anlar yaşatacak sözler Keyifli.net'in özenle seçilmiş içeriği arasında yer almaktadır. Özel Kişiler İçin Sözler Hayatımızda bize anlam katan özel kişiler vardır. Anne, baba, eş, çocuk, dostlarımız ve sevdiklerimiz... Onlara duygularımızı ifade etmek, onların kalplerine dokunmak istediğimizde, güzel sözler bize yardımcı olur. Keyifli.net, özel kişilere hitap eden, onları mutlu edecek ve duygulandıracak sözleri bir araya getirmiştir. Sevdiklerinizi şaşırtacak, gülümsetecek ve onlara sevginizi hissettirecek sözler Keyifli.net'in geniş içeriği arasında yer almaktadır. Benzersiz İçerikler Keyifli.net, sadece güzel sözlerle sınırlı kalmayıp, birçok farklı içeriği bir araya getirerek kullanıcılarına benzersiz bir deneyim sunmayı hedeflemektedir. Web sitesi içermektedir: a. Şiirler: Keyifli.net, duygusal anlatımların en güzel örneklerinden olan şiirleri de sunmaktadır. Sevgi, dostluk, aşk gibi konularda yazılmış şiirler, duygusal derinlikleriyle okuyucuları etkilemeyi amaçlamaktadır. Siz de sevdiklerinize özel bir şiirle duygularınızı ifade etmek istediğinizde, Keyifli.net'teki şiirlerden ilham alabilirsiniz. b. Mesajlar: Keyifli.net, özel günler ve özel kişilerle ilgili olarak kullanabileceğiniz kısa ve etkileyici mesajları da içermektedir. Annenize, babanıza, eşinize, dostlarınıza veya sevgilinize gönderebileceğiniz anlamlı mesajlar, onları mutlu etmek ve sevginizi göstermek için harika bir seçenektir. Keyifli.net'in geniş mesaj koleksiyonu arasında dilediğiniz temada mesajları bulabilirsiniz. c. Özlü Sözler: Hayatın derinliklerine dokunan, düşündüren ve ilham veren özlü sözler, Keyifli.net'in içeriğinde yer almaktadır. Ünlü düşünürler, yazarlar ve sanatçılar tarafından söylenmiş etkileyici sözler, sizi motive edebilir, hayata farklı bir bakış açısı kazandırabilir ve düşüncelerinizi şekillendirebilir. Keyifli.net'teki özlü sözler bölümünde gezinirken, kendinizi ilham almış ve motive olmuş hissedebilirsiniz. Keyifli.net, özel günler ve özel kişiler için en güzel sözleri bir araya getiren bir web sitesidir. Sevgi dolu duygularınızı ifade etmek, sevdiklerinizi mutlu etmek veya kendinizi ilhamla dolu hissetmek istediğinizde, Keyifli.net sizin için doğru adrestir. Özenle seçilmiş içerikleriyle, web sitesi sizi duygusal bir yolculuğa çıkaracak ve unutulmaz anılar yaratmanıza yardımcı olacaktır. Keyifli.net'i ziyaret edin ve güzel sözlerle dolu bir dünyaya adım atın. Kaynak : https://www.keyifli.net/firtina-sozleri-doganin-ofkesiyle-dans/ ### Modern Türk şiirinin kurucularından Ahmet Haşim vefatının 90. yılında anılıyor "Sanat için sanat" anlayışını benimseyen başarılı edebiyatçı Ahmet Haşim, şiirlerinde imge ve iç ahenk bakımından zengin bir üslup kullanırken Türk edebiyatında "akşam şairi" olarak tanındı. İstanbul "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak/ ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…/Sular sarardı… Yüzün perde perde solmakta/ Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…" dizelerinin de aralarında bulunduğu unutulmaz eserlere imza atan şair ve yazar Ahmet Haşim'in vefatının üzerinden 90 yıl geçti. Türk edebiyatında "Fecr-i Ati" şiirinin önemli temsilcilerinden Haşim, Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey ile Sara Hanım'ın oğlu olarak Bağdat'ta dünyaya geldi. Haşim'in doğum tarihi, çeşitli kaynaklarda 1883 ile 1887 olarak görülse de, M. Kaya Bilgegil'in Milli Eğitim Bakanlığı arşivinden aldığı bilgiye göre, 1887 olduğu kesinlik kazandı. "HAYAL-İ AŞKIM" BAŞLIKLI İLK ŞİİRİ, "MECMUA-İ EDEBİYE" DERGİSİNDE YAYIMLANDI Ahmet Haşim, babasının Arap vilayetlerinde sürdürdüğü memuriyeti nedeniyle ilk öğretimine farklı şehirlerde devam etti. Annesini 8 yaşındayken kaybeden yazarın çocukluğu, "Şiir-i Kamer" adlı eserinde işaret ettiği yalnızlık ve acı duygusuyla Dicle kıyılarında geçti. Annesinin vefatının ardından babasıyla İstanbul'a gelen ve bir süre Numune-i Terakki okuluna giden yazar, daha sonra Galatasaray Lisesinde eğitime başladı. Lisede 13-14 yaşındayken yazdığı, öğretmeni Tevfik Fikret'in etkilerinin görüldüğü, "Hayal-i Aşkım" başlıklı ilk şiiri, Ömer Seyfettin'in de yazdığı "Mecmua-i Edebiye" dergisinde yayımlandı. Edebiyat öğretmeni Ahmed Hikmet Müftüoğlu ile bir arkadaşının verdiği "Fransız Şiir Antolojisi" adlı eserden de etkilenen şair, 1907'de liseden mezun oldu. Şair, romancı ve oyun yazarı İzzet Melih Devrim'le yakın dost olan Haşim, arkadaşları Hamdullah Suphi Tanrıöver, Emin Bülent Serdaroğlu ve Abdülhak Şinasi Hisar'la da edebiyat sohbetleri yapıyordu. Sanata ve edebiyata lisede ilgi duyan şair, 1909'da başlayan Fecr-i Ati hareketine katıldı. Edebiyat ve sanat dergilerinde yazan genç edebiyatçıların birleşmesiyle oluşan topluluk, "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" prensibinden hareketle çalışmalarda bulundu. İLK ŞİİR KİTABI "GÖL SAATLERİ" BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI Usta edebiyatçı, mezuniyetinin ardından bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun tütün inhisarını elinde bulunduran Reji İdaresi'nde memur olarak çalıştı. Mekteb-i Hukuk'ta eğitim alan Haşim, İzmir Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliğine atandıktan sonra hukuk öğreniminden vazgeçti. Ahmet Haşim, İzmir'e yerleşip 1910-1912'de öğretmenlik, 1912-1914'te ise Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. Bir kez toplantısına katıldığı Fecr-i Ati topluluğu 1913'te dağılınca, Haşim uzun bir sessizlik dönemi geçirdi. I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla dört yıl ihtiyat zabiti olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu'yla savaşa katılan şair, bu dönem Anadolu'nun birçok yerini gördü. Usta edebiyatçı, savaş sonrası Düyun-u Umumiye İdaresi'ne, bu kurumun dağılmasının ardından ise Osmanlı Bankası'na girdi. "ŞİİRİ DEŞMEK, BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK GİBİDİR" Ahmet Haşim, memurluk yaparken İstanbul'da çıkan "Akşam" ve "İkdam" gazetelerinde fıkra, tenkit ve kronikler yazdı. Gazetede yazılarının bir kısmını daha sonra "Gurabahane-i Laklakan" adlı kitabında toplayan Haşim, "Dergah" dergisinde 1921'de yayımlanan şiirlerinin bir kısmını ise "Göl Saatleri" adlı kitapta okurun beğenisine sundu. Şeyh Galip'ten izler taşıyan ve "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan kitap üzerine, Türk şiirinde Yahya Kemal Beyatlı'dan sonra saf (öz) şiirin en önemli temsilcisi olarak Ahmet Haşim gösterildi. Böbrek rahatsızlığı tedavisi için 1924'te Paris'e giden Haşim, 1926’da yeniden Paris'e, 1932'de ise Frankfurt'a gitti ancak iyileşemeden buradan döndü. Başarılı şair, "Resimli Kitap", "Dergah" ve "Yeni Mecmua"da 1905-1908 yılları arasında yazdığı şiirlerini, 1926'da "Piyale" adlı kitabında topladı. Kitabın "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde, şairin şu ifadelerine yer verildi: "Şair, ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan ögeler, şiir için söz konusu olamaz. Düzyazı, us ve mantık doğurur. Şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler, boş bir hayal kuruyor demektir." Günün meselelerine dair kaleme aldığı makalelerin bir kısmını, Paris gezi notlarını da ekleyerek, 1928'de "Bize Göre" adlı kitabında toplayan Haşim, Frankfurt'taki günlerini ise "Frankfurt Seyahatnamesi"nde yazıya döktü. TÜRK EDEBİYATINDA "AKŞAM ŞAİRİ" OLARAK TANINDI Ahmet Haşim, şiirlerinde musikiye de yer verirken empresyonizmle sembolizmin etkisiyle eserlerini ele aldı."Sanat için sanat" anlayışını benimseyen başarılı edebiyatçı, şiirlerinde imge ve iç ahenk bakımından zengin bir üslup kullanırken Türk edebiyatında "akşam şairi" olarak tanındı. "Ömrüm benim için bir ateşti" diyen usta yazar, yaşamının son günlerinde "Güzin" ismiyle seslendiği Zarife Özgünlü ile evlendi. Haşim, hastalığı nedeniyle 4 Haziran 1933'te Kadıköy'deki evinde, 49 yaşında vefat etti ve Eyüp Mezarlığı'na defnedildi. Şair ve yazar Ahmet Hamdi Tanpınar, Haşim'in edebiyatı üzerine kaleme aldığı bir yazısında şu değerlendirmelerde bulunmuştu: "Biz ilk defa Ahmet Haşim ile Avrupalı manasında ve beşeri nispette büyük şiiri tanıdık. Şiirin arkasında bütün bir estetik ve nizam aleminin mevcudiyetindeki zarureti öğrendik. Bu itibarla Dergah mecmuasında çıkan 'Piyale' mukaddimesi hakiki bir dönüm yeridir. İki türlü şair vardır. Birisi umumun kabule mütemail olduğu manada ilhamlı şairdir. Günlerin ve anların getirdiklerini kendisine has bir teknikle ören adam. İkinci kısım şairler ise bunun tam zıttıdır. Eserlerinde tesadüfün hiç bir müdahalesini kabul etmez, şiiri hariçten gelen bir itişin zaruri neticesi olarak değil, zekanın iradi bir gayreti olarak anlarlar. Ahmet Haşim bu cinstendi. Kendi iradesi, kendi zihni cehdiyle yapmış olduğu dünyayı kendi nizamıyla terennüm etti." Usta edebiyatçının eserleri şöyle: "Göl Saatleri" (1921), "Piyale (1926), "Bize Göre" (1928), "Gurebahane-i Laklakan" (1928), "Frankfurt Seyahatnamesi" (1933) Ahmet Haşim Bütün Şiirleri (Vefatından sonra 1987) ### 3. İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin açılışı AKM'de yapıldı Bu yıl üçüncüsü düzenlenen "İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin açılışı, Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikle yapıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ve PASHA Bank'ın ana sponsorluğundaki açılış etkinliği, Türkiye'nin ilk yapay zeka küratörü Avind'in İngilizce ve Türkçe sunumuyla başladı. Açılış konuşması yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Türkiye'nin dijital sanat alanında dünyada önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, "Özellikle küresel salgın döneminde dijital alan, sanatın sunulduğu yeni bir mecra olmasının yanı sıra sanatın içeriğini, dilini ve içeriğini derinden etkilemeye başladı." dedi. Yavuz, "Dijital sanat, sanatçıların bilim ve teknoloji gibi alanlarla çalışmalarını kolaylaştırmasıyla ufkumuzu genişletiyor." değerlendirmesinde bulundu. Kültür ve Turizm Bakanlığının ülke genelinde kültür sanat algısını güçlendirmek için durmaksızın çalıştığına vurgu yapan Yavuz, "Bakanlığımız, şu anda bulunduğumuz AKM gibi bulundukları şehre değer katan, en son teknolojik imkanlarda donatılmış kültür sanat yaşam mekanlarını kurmakta ve bu mekanlarda pek çok güzel etkinliklerin gerçekleştirmesini sağlamaktadır." diye konuştu. Yavuz, 3 senedir destek oldukları İstanbul Dijital Sanat Festivali gibi sanatı geliştirmeyi hedefleyen etkinliklere destek olmayı sürdüreceklerini vurguladı. "AZERBAYCANLI YAPAY ZEKA SANATÇISI SHUSHA'NIN ÇALIŞMALARI YER ALACAK" Dijital Sanat Derneği Başkan Yardımcısı Hale Yıldırım, festivalin içeriğine ilişkin bilgi vererek "Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu? temalı festivalde, Azerbaycanlı yapay zeka sanatçısı Shusha'nın çalışmaları da yer alacak." açıklamasında bulundu. Sanatın dijitalle buluştuğu bu festivalin, yenilikçi fikirler üretmek için önemli bir fırsat olduğunun altını çizen Yıldırım, şu ifadeleri kullandı: "Bu seneki festivalde, 'Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu?' sorusunun cevaplarını arayacağız. Türkiye'nin ilk ve tek dijital sanat festivalinde yerli ve yabancı 25 sanatçıyla birlikte bu kavramı sorgulayacağız. Sanatçılar festivaldeki eserleri ile bilim, teknoloji ve sanatın kesişebileceğini gösterecek ve bu olgular arasındaki sınırların eriyerek yeni yollara nasıl evirilebileceğine ilişkin katkıda bulunacaklar. Hedefimiz dijital sanatın sanat platformları arasındaki yerini sağlamlaştırmak ve dijital sanat bilincini yaygınlaştırmak." Açılış etkinliğinin ardından katılımcılar, festival kapsamında sergilenen dijital eserleri inceledi. Her yaştan ziyaretçinin ücretsiz katılabileceği "3. İstanbul Dijital Sanat Festivali", 5 Haziran'a kadar çeşitli etkinliklerle AKM'de sürecek. ### 24. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali programı açıklandı Karabük'ün Safranbolu ilçesinde 8-10 Haziran'da düzenlenecek "24. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali"nin programı belli oldu. Festival Komitesi Başkanlığını da yürüten Safranbolu Belediye Başkanı Elif Köse, tanıtım toplantısında, festivalin, ilçenin tanıtımına katkı sağladığını söyledi. Zengin içeriğe sahip bir program hazırladıklarını belirten Köse, "Bu festivalin tabii ki en önemli kısmı belgesel. Bu sene de ciddi bir katılım var. 102 ülkeden 1478 belgesel yarışmaya katıldı" diye konuştu. Köse, bu yıl fotoğraf yarışmasını festivalden ayırdıklarını aktararak, "Her sene biraz daha festivalin ismine uygun içerik oluşturmaya çalışıyoruz. Fotoğraf kısmını safran hasadında değerlendirmek üzere sadece film gösterimleri ve belgesel yarışması olmasını istedik. Her geçen sene üniversitedeki değerli hocalarımızla hem gelen jüri üyelerinin daha tanınmış kişilerden oluşmasını hem de çok farklı ülkelerden yarışmacıların katılmasını da sağlayarak, içeriğimizi belgesele daha uygun hale getirerek belgeselin formatını değiştiriyoruz" ifadelerini kullandı. Sergi, atölye çalışması, söyleşi, belgesel film gösterimi gibi birçok etkinliğin düzenleneceği "24. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali'nin 8 Haziran'da başlayacağını aktaran Köse, "Herkesin bu festivali sahiplenmesini, destek vermesini ve tüm etkinliklere de katılmasını rica ediyorum." dedi. Festivalin danışmanı Serdar Sabuncu da festivale, belgesel sinema adına önemli yönetmenler, yapımcılar, görüntü yönetmenlerinin katılacağını kaydetti. "ÇOK İYİ KALİTEDE BELGESELLER VAR" Derviş Zaim'in "Tavuri" isimli belgeselinin İstanbul Film Festivali'nde ilk gösteriminin yapıldığını, ikincisinin ise Safranbolu'da gerçekleştirileceğini dile getiren Sabuncu, "Hem uluslararası alanda hem de ülkemizdeki birçok film festivalinde ödül almış iyi yapımlar gösterilecek. Çok iyi kalitede belgeseller var" diye konuştu. FESTİVALİ PROGRAMI "Kültürel Miras ve Korumacılık" temasıyla düzenlenen festivalin açılışının yapılacağı 8 Haziran'da, belgesel film gösterimleri ve söyleşiler, sergi açılışı, kortej yürüyüşü ve meşale yakımı gerçekleştirilecek. "Belgesel Sinema Emek Ödülü"nün foto muhabiri ve belgesel yapımcısı gazeteci Coşkun Aral'a verilmesini ardından, Leyla Dizdar Kültür Merkezi'nde açık hava sinema gösterimi yapılacak. Belgesel film gösterimleri, söyleşiler ve açık hava sinema gösteriminin düzenleneceği festivalin ikinci günü 9 Haziran'da, "En İyi Restore Edilen Ev Onur Ödülü" takdim edilecek. Doğa yürüyüşü, atölye çalışmaları ile diğer etkinliklerin yapılacağı 10 Haziran'daki ödül töreniyle festival sona erecek. ### 3. ArtContact İstanbul’a büyük ilgi Önceki gün kapılarını açan 3. ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, büyük ilgi görüyor. Dr. Kadir Topbaş (Avrasya) Gösteri ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen fuarda, Türkiye’nin en ünlü sanatçıları ile sanat galerileri, sanatseverlerle buluşuyor. Yurt dışından da sanatçıların ve galerilerin katıldığı fuarda, çeşitli etkinlikler de gerçekleştiriliyor. 2014-2019 yılları arasında Ankara’da "ArtAnkara Çağdaş Sanat Fuarı" adıyla yapılan organizasyonun devamı niteliğinde olan ArtContact İstanbul’da sanatçı, galeri ve koleksiyoner üçlemini yaşama geçirmek istediklerini dile getiren Atis Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Bilgin Aygül; “Sanatsal malzeme üreten firmalar, eğitim kuruluşları, sanatsal yayınlar, inisiyatifler, sanatla ilgili projeler, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri, fuarın diğer katılımcılarını oluşturuyor” dedi. 3. ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, 4 Haziran Pazar akşamına kadar ziyaret edilebilecek. Fuara katılan sivil toplum örgütleri arasında, ART-İST Suluboya Derneği de vardı. Yaklaşık 150 üyesi bulunan dernek bünyesinde usta sanatçılar da yer alıyor. ART-İST Suluboya Derneği standında, fuara dört adet suluboya çalışması ile katılan ünlü suluboya ressamı Füsun Kuseyrioğlu da vardı. İstanbul Sanat Dergisi olarak ziyaret ettiğimiz Kuseyrioğlu ile gelecekteki projelerinin yanı sıra bağlı olduğu derneği hakkında da bilgi edindik. Fuarda rastladığımız bir başka sivil toplum kuruluşu ise Sanatta Engel Yok Vakfı oldu. Gelecek hafta Büyük Kulüp’te açacakları dev sergi öncesinde bu fuarda enerji topladıklarını açıklayan Sanatta Engel Yok Vakfı Kurucu Başkanı Yasemin Zambak; “Sanatsever dostlarımız bizi burada da yalnız bırakmadı. Bu ilgiyi Büyük Kulüp sergimiz için de göstermelerini bekliyoruz" diye konuştu. Fuarın bir başka dikkat çeken sanatçısı, Osmaniye’den katılan Sema Çetin oldu. Oldukça çarpıcı çalışmaları ile önünden geçenleri duraklatan sanatçı; “Çalışmalarımın etkileme gücünün, özgünlüğünden kaynaklandığını düşünüyorum” açıklamasında bulundu. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen ArtContact İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, çeşitli paneller ve konuşmacıların katılımı ile hayli zenginleştirilmiş durumda. Savaş Muhabiri ve Belgesel Film Yapımcısı Coşkun Aral, düzenlenen bu oturumlara katılan isimlerden biriydi. Fuarın olmazsa olmazı elbette malzeme... Malzeme olmadan sanat eserini ortaya çıkarmak mümkün değil. Pek çok sanatçının aynı zamanda yakın dostu da olan ART Boya Kurucusu Muhammet Köymen, oldukça geniş bir stant ile fuarın en yoğun ziyaretçi alan stantları arasındaydı. https://www.youtube.com/watch?v=EFOJra7WyV4 ### ‘’Kent katmanları’’ sıra dışı eserleriyle 20 Haziran'a kadar ziyarete açık Yarattığı formlarla izleyiciye kendi hikâyeleri için alan açmayı tercih ettiğini söyleyen heykeltraş Ekber Sürsal, ‘’Kent Katmanları’’ adını verdiği çalışmalarına birçok yeni eser daha kattı. Sergiyi ziyaret eden sanatseverleri oldukça etkileyen sergi Bursa’daki Akeramos Sanat Merkezi’nde 20 Haziran’a kadar ziyarete açık. Her birimiz kendi merkezimizden yön verdiğimiz bakışlarla izliyoruz akıp giden hayatı ve bambaşka izlenimlerle geçiyoruz aynı olduğunu sandığımız sokaklardan. Uydu mu, uymadı mı diye sorgulamadan, üst üste geçirilmiş giysiler gibi katmanlarla yüklü o aynı kentin imgeleri, kendi biriktirdiklerimizle görebildiğimiz kadar aslında. Ekber Sürsal, görünmez mağaralarımızın tavanından damla damla düşerek tortulaşmış dikitler gibi karşımıza koyduğu girift formlar içinde, kendi rehberliğimizde kişisel bir imge yolculuğuna çağırıyor bizi ‘’Kent Katmanları’’ adını verdiği yapıtlarıyla. YARATTIĞI FORMLARLA İZLEYİCİYE KENDİ HİKAYELERİ İÇİN ALAN AÇIYOR Sanatçı, ‘’Kent Katmanları’’ isimli bu son dönem çalışmalarıyla “Her şeyi bir arada tutan şey boşluktur” diyen John Berger’dan ilham almış. Sürsal, sergileyeceği eserleriyle bizleri gerçekliğin ötesinde bir imgeler diyarına götürüyor. Hem biçim hem içerik anlamında çok katmanlılığa açılıyor Kent Katmanları. Bir hikâye anlatıcısı olmaktansa, yarattığı formlarla izleyiciye kendi hikâyeleri için alan açmayı tercih ettiğini belirten Sürsal, ‘Kent Katmanları’nın içine bazen bilerek, bazen de sezgisel olarak yerleştirdiği objelerle, iç içe geçmiş sayısız öykü malzemesi sunuyor izleyicisine. EKBER SÜRSAL HAKKINDA İstanbul’da 1971 yılında doğan Ekber Sürsal, 1994 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun olmuştur. ABD’de Wichita State Üniversitesi’nde mesleki gelişimi için çeşitli heykel atölye çalışmalarına katılan sanatçı, 1997 ile 2001 yılları arasında reklam sektöründe, 2001 ile 2007 yılları arasında Skala, Artist ve Art Life dergilerinde, sonrasında post prodüksiyon alanında, re-touch sanatçısı olarak çalışmalarını sürdürmüştür. 2009 ile 2010 yıllarında Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Bilimi Ana Dalı’nda, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans programına devam eden Sürsal, Prof. Halil Akdeniz’den resim ve Yrd. Doç. Bülent Çınar’dan Heykel dersleri almıştır. Yüksek Lisans Tezini “El Greco ve Francis Bacon’ın, Varlık ve Zaman Bağlamında Deformasyon İlkesine Yönelik bir Analoji” konusu üzerine tamamlayan sanatçı, birçok sanat seminerine de katılmıştır.  Sanatçı halen İstanbul’daki kendi atölyesinde heykel ve resim çalışmaları yanında, rölyef, obje ve aydınlatma tasarımları yapmakta, aynı zamanda inşaat sektörüne özel sipariş tasarımlar üretmektedir. Yayınları: Ekber Sürsal, “Julia Fullerton-Batten”, varlık ve zaman kavramları üzerinden bir konuşma, Akademi Art, Sayı: 2, s. 32-33 (2010) Ekber Sürsal, “Francis Bacon’da Zaman Sıçraması Üzerine”, Sanat Art Kunst, s. 12-13 (2011) Sergiler: Galeri Selvin Heykel Sergisi 2019 Art Contact Fuarı, İstanbul 2022 Projeler: YBM Tasarım-Faruk Hastanesi, Kuzey Irak. 26x3.55 m cam indirme Su Temalı Kompozisyon. Aralık 2012. YBM Tasarım-Entes. 110x560 cm cam indirme duvar pano çalışması. Ekim 2013. TOSB-Sosyal Tesisleri. 20x9 m, Özgürlük Temalı Kuşlar Rölyef Çalışması. Temmuz 2016. İyi Ki Üsküdar Var- Engelsiz Yaşam İçin Sanat Birleştirir Projesi: Proje kapsamında bahçe, sosyal alanlarda geri dönüşüm malzemesi kullanarak yapılan sanatsal çalışmalar. Mayıs 2017. Maksimum Kontak-Otel odaları duvar aksesuarları çalışması, Antalya. Kasım 2018. İstanbul Cerrahi Hastanesi- Nazar Boncuğu Aydınlatma Çalışması. Mayıs 2019. Ataköy Konakları- 4x150x370 cm Geometrik Rölyef Çalışması. 10x65x300 cm Üçgen Rölyef Çalışması. Eylül 2019. ### Rahmi M. Koç Müzesi’ne İtalya Yıldızı Nişanı Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, İtalya Büyükelçiliği tarafından “İtalya Yıldızı Nişanı” ile ödüllendirildi ve şövalye unvanı aldı. Sofuoğlu, “Böylesi prestijli bir nişan ve unvana layık görüldüğüm için Rahmi M. Koç Müzeleri ve şahsım adına çok gururluyum. Kurucumuz sayın Rahmi M. Koç’a minnet ve çalışma arkadaşlarıma teşekkür borçluyum” dedi Türkiye’nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, İtalya ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkileri güçlendiren gayretlerinden ötürü devlet madalyası ile ödüllendirildi. İtalya Büyükelçiliği’nin İstanbul Beyoğlu’daki rezidansı Venedik Sarayı’nda 9 Mayıs’ta gerçekleşen törende, Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, “İtalya Yıldızı Nişanı”na layık görüldü ve şövalye unvanı aldı. İtalya’nın Ankara Büyükelçisi’nin önerileri ve İtalya Cumhurbaşkanı’nın tensipleri ile iki ülke arasındaki dostluk bağını kuvvetlendiren kişilere verilen nişan, İtalya’nın Türkiye Büyükelçisi Giorgio Marrapodi tarafından takdim edildi. Mine Sofuoğlu, düzenlenen törende yaptığı konuşmada şövalye olmaktan gurur duyduğunu söyledi. Sofuoğlu, “Böylesi prestijli bir nişan ve unvana layık görüldüğüm için Rahmi M. Koç Müzeleri ve şahsım adına çok gururluyum. Sayın Büyükelçi Giorgio Marrapodi ve sayın İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’ya en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca 18 yıldır müzelerinde çalışma imkânı bulduğum, kurucumuz sayın Rahmi M. Koç’a da şükranlarımı sunuyorum. İş hayatım boyunca bana kazandırdığı uluslararası ve küresel vizyon için kendisine minnettarım” dedi. “KÜLTÜR KÖPRÜSÜ VAZİFESİ GÖRÜYORUZ” Rahmi M. Koç Müzeleri’nde çalışmaya başladığından bu yana İtalya ile yakın ilişki içinde olduklarını belirten Sofuoğlu, “Uzun yıllardır iki ülkeyi birbirine bağlayan bir kültür köprüsü vazifesi görüyoruz. Bugüne kadar birlikte çalışmamızı sağlayan pek çok fırsat doğdu. Son birkaç yıldan örnek verecek olur isek; 2019 yılında İtalyan fotoğrafçı ve heykeltıraş Stefano Benazzo’nun fotoğraflarından oluşan ‘Bellek Görevi: Gemi Enkazları’ sergisine ev sahipliği yaptık. Geçen yıl İtalyan Tasarım Günleri etkinliği ile İtalyan tasarımının Türkiye’de tanıtımına katkı sunma çabası içinde olduk. Yine geçen yıl İtalyan ressam Lorenzo Mariotti’nin ‘Deniz ve Ötesi’ başlıklı kişisel sergisini ziyaretçilerimizle buluşturduk. Çok kısa bir süre önce ise ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale Cephesi’nde kullandığı Fiat Zero otomobilin aynı modelinin İtalya’daki son örneği Tofaş tarafından Torino’dan getirilerek müzemize hediye edildi ve teşhir edilmeye başlandı. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin “Ufuk Avrupa” programı kapsamında desteklenen ve bu yıl çalışmalarına başladığımız CULTURATI projesinde de İtalyan partnerlerimiz Foggia Üniversitesi ve Meridaunia ile bir arada olmaktan mutluluk duyuyoruz” diye konuştu. “BU NİŞAN BENİM İÇİN TEŞVİK VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ” Sofuoğlu, Türkiye ile İtalya’nın dost iki ülke olduğunu ve iş birliği alanlarının her geçen gün arttığını ifade etti. Rahmi M. Koç Müzesi’nin de iki ülkeyi birbirine bağlayan köprülerden biri olduğunu vurgulayan Sofuoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bu nişan benim için aynı zamanda teşvik ve yeni bir başlangıç. Gelecekte daha birçok iş birliğimiz olacağına inanıyorum. İki ülke arasındaki bu önemli kültür köprüsünün kurulmasında emeği geçen tüm Türk ve İtalyan dostlarıma da teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle, ortak hedefler için canla başla çalışan müze ekibimize bir kez daha teşekkür ediyorum. İşimiz ekibin işi, onurumuz da kolektifin yani müzemizin onurudur.” RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ HAKKINDA Rahmi M. Koç Müzesi Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesidir. 16 binin üzerinde objeden oluşan koleksiyonu, çocuklara yönelik eğitimleri ve atölyeleri ile kültür ve eğlenceyi bir arada sunabilen tek adres olan Rahmi M. Koç Müzesi Mustafa V. Koç/Lengerhane binası ve Hasköy Tersanesi olmak üzere iki tarihi bina ile halihazırda 11 bin 250 m2'lik kapalı alana ve yaklaşık 17 bin metrekarelik açık alana sahiptir. Müze, salı-cuma 09.30 – 17.00, cumartesi-pazar 10.00 – 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. ### Nuri Kuzucan’ın pasaj başlıklı kişisel sergisi Arter’ de ziyarete açıldı! Arter ’in 2023 sergi programı, Nuri Kuzucan’ın Pasaj başlıklı kişisel sergisiyle devam ediyor. Pasaj, sanatçının mekâna özgü bir mimari düzenlemeyle sunulan bu sergi için ürettiği yeni eserlerini ve daha erken tarihli üretimlerinden bir seçkiyi geçişlilik ve akıcılık kavramları çerçevesinde bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Nilüfer Şaşmazer’in üstlendiği sergi, Arter ’in 1. kat galerisinde ziyaret edilebilir. Nuri Kuzucan’ın Pasaj başlıklı kişisel sergisi, sanatçının eski ve yeni üretimlerinden oluşturulan bir seçkiyi mekâna özgü bir mimari düzenlemeyle bir araya getiriyor. Kaos/düzen, ışık/gölge, boşluk/doluluk, yüzey/derinlik, iç/dış gibi ikilikler etrafındakurgulanan yapıtlardan oluşan sergi, hem zihinsel hem de algısal bir akışkanlığı ve geçişliliği merkezine alıyor. Arter’in 1. katında yer alan Pasaj, içine yerleştiği ve bir geçiş alanı olarak da yorumlanabilecek galeri mekânını ‘pasaj’ sözcüğünün mimari, yazınsal ve metaforik anlamları ekseninde resimsel uzamla ilişkilendiriyor. Ziyaretçileri kendi birikimlerini ve hayal güçlerini devreye sokarak resimlere ve mekâna farklı konumlardan bakmaya davet eden Pasaj, sabit ve tekil bir tecrübeyi garantileyen imgelerden ziyade kendini her seferinde yeniden üreten imgeler sunuyor; resimlerin asıldıkları sabit noktalardan izlenmelerini değil, mekânla birlikte çalışmalarını ve birbirlerini öne çıkarmalarını amaçlıyor. Böylelikle tüm mekânı resimsel bir kompozisyon olarak kurgulayarak izleyicilerin içinde dolaşabilecekleri bir ‘resim-mekân’ ya da ‘mekân-resim’ deneyiminin önünü açıyor. Mimari tasarımını Duygu Doğan’ın üstlendiği, incelikle dokunan bu mekânsal kurgu ve ona göre akort edilen ışık düzenlemesi ise bakmanın ve görmenin yeni olasılıklarını ortaya koyuyor.  Kuzucan’ın her zaman mekânı odağında tutan yapıtları, sanatçının yirmi yılı aşkın bir zamana yayılan pratiği kapsamında önce çok renkli iç mekân resimlerinden sokak ve şehir manzaralarına, ardından kuşbakışı şehir tasvirlerine ve parçalanarak soyutlanan monokrom mimari yapılara evrildi. Sanatçının mimarinin asal unsurlarıyla temel geometrik formları bir araya getiren son dönem eserleri ise farklı zihinsel çağrışımlar sunan birer mekân etüdü ve açık yapıt. Arter ’in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www.arter.org.tr adresinden erişilebilir. Pazartesi hariç her gün açık olan Arter, Salı-Pazar günleri 11:00-19:00, Perşembe günleri ise 11:00-20:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Kurumsal Sponsor TÜPRAŞ'ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’ e ulaşılabiliyor. NURİ KUZUCAN HAKKINDA Nuri Kuzucan (d. 1971, Zara) lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde, yüksek lisansını da aynı üniversitede Sosyal Bilimler’de tamamladı. 1993’ten bugüne katıldığı İstanbul, Basel, Berlin ve Dubai’de düzenlenen pek çok grup sergisinin yanı sıra kişisel sergileri 2004’ten itibaren İstanbul, Hong Kong ve Şanghay’da gerçekleşti. Kuzucan’ın işleri Pera Müzesi, İstanbul Modern ve Arter koleksiyonu gibi kurumsal koleksiyonlarda yer alıyor. Sanatçının Hong Kong’daki ilk kişisel sergisi ISTHK | HKIST bağlamında yapılan yayının (Edouard Malingue Gallery, 2013) ardından 2023’te, Kuzucan’ın Nilüfer Şaşmazer küratörlüğünde Arter’de gerçekleşen Pasaj başlıklı kişisel sergisine eşlik etmek üzere Duygu Demir, Tarkan Okçuoğlu, Asuman Suner ve Hakan Tüzün Şengün’ün yazılarıyla katkı sunduğu kapsamlı bir kitap hazırlanmaktadır. Sanatçı, İstanbul’da yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. NİLÜFER ŞAŞMAZER HAKKINDA Bağımsız küratör ve editör Nilüfer Şaşmazer (d. 1986), Taşlaşmış Rüyalar (Galeri Nev İstanbul, 2022) ve Füg (Müze Evliyagil, Ankara, 2019) sergilerinin küratörlüğünü; Dark Deep Darkness and Splendor (Galerist, 2017) ve La Ventura (Ark Kültür, 2016) sergilerinin eş küratörlüğünü üstlendi. Türkiye’nin ilk çağdaş seramik sanatçılarından Füreya Koral’ın bugüne kadar gerçekleştirilmiş en kapsamlı retrospektif sergisi Füreya’nın (2017) eş küratörlüğünü üstlenmenin yanı sıra sanatçı hakkında hazırlanan monografide eş yazarlık ve eş editörlük yaptı. Şaşmazer’in son dönemde gerçekleştirdiği editoryal çalışmaları arasında 59. Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu’nu temsil eden sanatçı Füsun Onur’un monografisi Füsun Onur: Evvel Zaman İçinde… (2022), Abdülmecid Efendi Köşkü’nde gerçekleşen İsmi Lâzım Değil sergisinin yayını (2022), Nicolas Bourriaud küratörlüğündeki Yedinci Kıta başlıklı 16. Uluslararası İstanbul Bienali’nin yayınları (2019) bulunuyor. ### 69. Sait Faik Hikaye Armağanı törenle sahibini buldu 69. Sait Faik Hikâye Armağanı’nın bu yılki kazananı "Anatomi Dersi" adlı kitabıyla Ayşegül Devecioğlu oldu. İşte gerçekleşen törenden yansıyanlar... Türk edebiyatının önemli isimlerinden Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen "Sait Faik Hikâye Armağanı" sahibini buldu. Darüşşafaka Cemiyeti ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle düzenlenen "69. Sait Faik Hikaye Armağanı"nın ödül töreni gerçekleştirildi. Usta öykücü Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye verilen, bu yıl "Anatomi Dersi" kitabıyla yazar Ayşegül Devecioğlu'nun layık görüldüğü ödülün töreni, İş Kuleleri'nde yapıldı. Törende konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Darüşşafaka ile yol arkadaşlıklarının 1939 Erzincan Depremi ile başladığına dikkati çekerek, Sait Faik Hikaye Armağanı'nın edebiyatçılara ve sanatçılara minnettarlıklarını sürdürdükleri bir gelenek olarak devam ettiğini söyledi. Bali, etkinliğin ilkinin 1945'te düzenlendiğini belirterek, şunları kaydetti: "Uzun yıllardır edebiyatımızın en prestijli ödülleri arasındaki yerini koruyan bu hikaye ödülü için katkı sunmakta olan Darüşşafaka Cemiyeti'ne ve İş Bankası Kültür Yayınları'nın yöneticilerine, çalışanlarına ve tabii ki jüri üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum. Ben kültür sanat dünyasının isimleriyle ender de olsa değişik vesilelerle bir araya gelirim. Biz kuruluş felsefesi olarak bir finansal kuruluş olmanın ötesinde kendimizi konumlandırıyoruz. Bu ülkeden kazandığımız kaynakları bu ülkeye her alanda geri sunacak bir bilinç ve sorumlulukla eğitimin, okumanın, kitabın, edebiyatın, bilimin, kültürün, sanatın her alanında bu ülkeye kalkınma için topyekun destek sunacak şekilde çalışıyoruz. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları da 1956 yılında bu vizyonla kurulmuştur." "BU ÖDÜLÜN TÜRK EDEBİYATINDA ÖNEMLİ BİR YERİ VAR" Jüri başkanı Doğan Hızlan da sanat alanında verilen ödüllerin insanlık tarihini güzelleştiren bir yanının olduğuna değinerek, "Her yazarın mekanı vardır. Sait Faik de İstanbul'u, Beyoğlu ve Adalar'ı yazdı. Buraları yazarken de insan unsurunu hiç unutmadı. Jüri üyeliğinin en güzel yanı da ödül kazandığını yazara telefonla bildirmektir. Ben bildiririm ve o sevinci ben de ödül almış gibi yaşarım. Bu ödülün tarihine baktığımızda Türk edebiyatında önemli bir yeri var." ifadelerini kullandı. Yazar Ayşegül Devecioğlu ise Sait Faik Hikaye Armağanı'nın yazarlık hayatı için çok önemli yerinin olduğuna vurgu yaparak, edebiyatın dünyayı değiştirmede ve dönüştürmede iyi bir yoldaş olduğunu dile getirdi. Doğan Hızlan'ın başkanlığını üstlendiği seçici kurulda Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Prof. Dr. Jale Parla, Beşir Özmen, Metin Celal ve Jale Özata Dirlikyapan yer aldı. Her yıl Sait Faik'in vefat yıl dönümü olan 11 Mayıs'ta açıklanan armağan geçen yıl, "Yok Yolcu" adlı kitabıyla Kamil Erdem'e verilmişti. ### Edirneliler, Yeniçeri Hamamı'nın turizme kazandırılmasını istiyor Trakya Üniversitesi (TÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, önemli bir sanat ve kültür eseri olan Tarihi Yeniçeri Hamamı'nın acilen koruma altına alınması gerektiğini belirtti. Beksaç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, harap durumdaki Yeniçeri Hamamı'nın mimari açıdan kentteki en önemli hamamlardan olduğunu söyledi. Bazı tarihçilere göre Edirne fatihi 1. Murad döneminde yaptırıldığının belirtildiğini ifade eden Beksaç, önemli bir kültür eserinin durumunun iç açıcı olmadığını vurguladı. Korunaklı alan oluşturulmayan pek çok kültürel eserde olduğu gibi Yeniçeri Hamamı'nda da define arayanların tahribatlarıyla karşılaşıldığının altını çizen Beksaç, şunları kaydetti: "Yeniçeri Hamamı'nın acilen kurtarılması ve korunması gereklidir. Esasında baktığımız zaman bu hamamların başıbozuk durumda kalması birçok halk efsanesinin şehir efsanesinin doğmasına neden oluyor. Son günlerde rastladığımız bir olay olarak hamamda define arayanlardan bahsedebiliriz. Hatta o bölgedeki insanlar bile define olduğundan bahsediyorlardı. Halk arasında geçerli bir anlayış mevcut hamamlara çok miktarda altın ve gümüş paralar gömüldüğü gibi efsane var. Hamamda define bulunması mümkün değil. Bu şehir efsanesi maalesef tahribatı hızlandırmaktan öteye gitmiyor." Meydan Mahallesi sakinlerinden Tansel Akman da hamamdaki tahribatın son yıllarda meydana geldiğini ileri sürdü. Kent sakini olarak hamamın turizme kazandırılmasından yana olduklarını ifade eden Akman, "Orta kısımlar çökük, kapı kirişleri sac tenekelerle kapatılmıştı, buraya gelen arkadaşlar tenekeleri kırdılar döktüler. Mahalleli olarak buna sahip çıkılmasını istiyoruz. Tarihimize sahip çıkmak istiyoruz." dedi. ### İDOB bale sezonunu "La Bayadere" ile kapattı Marius Petipa'nın eşsiz koreografisiyle hazırlanan "La Bayadere" ile İDOB, bale sezonunu sonlandırdı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), geçtiğimiz gün gerçekleşen "La Bayadere" balesinin temsili ile 2022-2023 bale sezonunu sonlandırdı. İDOB'un yazılı açıklamasına göre, ön gösterimi 14 Ocak'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleşen La Bayadere, Marius Petipa'nın eşsiz koreografisi, Ludwig Minkus'un müziğinin melodik çekiciliğinin yanı sıra, gösterişli töresellik ve etnik ögeler içeren sahneleri ve mükemmel danslarıyla bale sezonuna renk kattı. Ayşem Sunal Savaşkurt'un sahneye koyduğu La Bayadere balesinin dekor tasarımını Efter Tunç, kostüm tasarımını Gülden Sayıl, ışık tasarımını ise Önder Arık üstlendi. Hindistan'ın baharat kokulu mistik ve etnik atmosferini derinden hissettiren bale, gelecek sezon da sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. ### Depremzedelere yardım ulaştıran aracın diorama tekniğiyle maketi yapıldı Karabük'te yaşayan orman işletme şefi Ferhat Karapınar, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Azerbaycanlı Server Beşirli'nin yardım malzemeleriyle doldurduğu eski aracını, diorama (üç boyutlu tablo, modelleme) tekniğiyle canlandırdı. Safranbolu Orman İşletme Müdürlüğü'nde görevli 42 yaşındaki Ferhat Karapınar, 5 yıl önce diorama tekniğiyle atık malzemeler kullanarak çeşitli figürler yapmaya başladı. Karapınar, eski kırmızı arabasının üzerindeki yardım malzemeleriyle Bakü sokaklarında hareket ederken çekilen fotoğrafları sosyal medyada paylaşılan ve milyonların gönlünde taht kuran Beşirli'den etkilenerek o anı ölümsüzleştirmeye karar verdi. Uzun bir araştırmanın ardından Beşirli'nin eski aracının maketini Almanya'dan temin eden Karapınar, üstündeki yorganları ve içi giyecek dolu poşetleri de titizlikle hazırladı.Karapınar, yaklaşık bir hafta süren çalışma sonucu ortaya çıkardığı maketi, müdürlükteki çalışma odasında sergiliyor. Karapınar, son maketi ile şu ana kadar yaptığı yaklaşık 50 eseri, ilerleyen süreçte kurmayı planladığı müzede izlenime sunmak istiyor. Ferhat Karapınar, yaklaşık 5 yıl önce küçük objelerle diorama sanatına başladığını ve atık malzemeler kullandığını söyledi. Diorama sanatının dünyada çok eski olduğunu ancak Türkiye'de yeni yeni hayat bulduğunu aktaran Karapınar, "Bu teknikle ilgili herhangi bir eğitimim yok. Allah'ın verdiği yeteneğin yanında bu teknikle ilgili videoları izleyerek eserlerimi yapıyorum. Çalışmalarımı artırıp bir müze kurma hedefim var" diye konuştu. Eserlerini görenlerin şaşırdığını ve hayranlıkla izlediğini belirten Karapınar, çalışmalarını işten arta kalan zamanlarda yaptığını kaydetti. Karapınar, çalışmalarını severek yaptığını dile getirerek, bir eseri yapım süresinin 2 gün ila 2 ay arasında değiştiğini anlattı. Depremlerin ardından Türkiye'ye göndermek için eski aracına yüklediği eşyalarla fotoğraflanan Azerbaycanlı Beşirli'den etkilendiğini ve bu yönde bir çalışma yapmaya karar verdiğine değinen Karapınar, "Biz Azerbaycan ile iki devlet tek milletiz. Bu resmi gördüğümde direkt 'Yapmalıyım' dedim. Türkiye'de bu modeli bulamadım. Bir arkadaşım vasıtasıyla Almanya'dan getirttim. Server Beşirli'nin aracının o dokusunu yansıtmak için çalıştım. Aracı yapmam bir haftamı aldı. Sadece aracın modeline para ödedim, gerisi benim işçiliğim" dedi. ### Troyalı kadınların takıları ödüllü müzede sergileniyor Troya Müzesi, arkeolojik kazılarda bulunan eserlerle tarihe ışık tutuyor Avrupa'dan iki prestijli ödüle layık görülen Çanakkale'deki Troya Müzesi'nde, bölgedeki arkeolojik kazılarda bulunan eserlerin yanı sıra Troyalı kadınların binlerce yıl öncesine ait göz kamaştırıcı takıları sergileniyor. Çanakkale merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içindeki Troya Antik Kenti'nde yer alan 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yıldan fazla bir zamanı yansıtmasıyla Anadolu, Ege ve Balkanların buluştuğu coğrafyaya yerleşen uygarlıklardan izler taşıyor. Troya'da ilk kazılar, Alman tüccar Heinrich Schliemann tarafından 1871'de yapıldı. Schliemann, bulduğu tarihi eserleri 31 Mayıs 1873'te Atina'ya kaçırdı. Osmanlı Devleti, Schliemann'ın Atina'ya kaçırdığı eserlerin iadesi için dava açtı. 1874'te görülen davada Schliemann, 10 bin frank para cezasına çarptırıldı ancak hazinelerin iadesi sağlanamadı. Schliemann'ın ölümünün ardından Berlin'de sergilenen eserler, 2. Dünya Savaşı yıllarında Rusya'ya götürüldü. Çeşitli ülkelerde 40 koleksiyon ve müzeye dağılan, büyük bölümü Rusya'daki Puşkin ve St. Petersburg müzelerinde bulunan eserlerden bazıları, Türkiye'nin diplomatik çabaları sonucu geri alındı. Antik kentin girişinde 2019'da açılan Troya Müzesi'nde sergilenen eserler arasında, sonraki yıllarda Troya'daki kazılarda bulunanların, "işçi hazineleri" olarak adlandırılanların yanı sıra ABD'deki Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi'nden 2012'de diplomatik çabalarla getirilen 24 parça altın takı da yer alıyor. İKİ ÖDÜL KAZANDI Troya kadınlarının kullandığı altın takılardan oluşan "Troya Hazinesi" bölümü, "2020 Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülü"nün ardından "2020/2021 Avrupa Müze Akademisi Özel Ödülü"nü kazanmasıyla dünya çapında ünü artan müzenin en özel alanlarından birini oluşturuyor. "DÜNYADA İLHAM VERİCİ MÜZELERDEN BİRİ OLDU" Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüstem Aslan, Osmanlı'nın kaçırılan eserleri geri almak için hukuk mücadelesi verdiğini söyledi. 1874'teki davanın önemine değinen Aslan, "Hem dünyada bir ilk dava söz konusu hem de Osmanlı Devleti'nin attığı adım ile kazandığı ilk tarihi eser davası. Hazinelerin burada olması ayrıca önemli. Schliemann'ın Troya'da bulup bundan tam 150 yıl önce yurt dışına kaçırdığı, daha sonra farklı yollardan 40'tan fazla farklı müze ve koleksiyona dağılan Troya eserlerinin bir arada sergilenmesi için önemli bir çıkış noktası Troya Müzesi" diye konuştu. ### Arter'in güncel sergileri çevrim içi turda sanatseverlere sunulacak Kültür ve yaşam alanı Arter, güncel sergilerindeki eserlerden bazılarını rehberli çevrim içi turda sanatseverlere açacak. İstanbul Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, 5 Haziran'da 19.00'da başlayacak tur, sergi rehberlerinin farklı temalar etrafında bir araya getirdiği eser seçkilerini katılımcıların yorumuna açacak. Ücretsiz düzenlenecek sanal tura katılmak isteyenler, "turlar@arter.org.tr" adresine e-posta göndererek kayıt yaptırabilecek. ### Gençler "Meşgul Şehir"in gazete ve haritalarını tasarlayacak "Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918–1923" sergisi kapsamında, kenti odağına alan çocuk ve genç atölyeleri düzenlenecek. İstanbul İstanbul Araştırmaları Enstitüsünden yapılan açıklamaya göre atölye, Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ve Pera Müzesi Öğrenme Programları iş birliğiyle hazırlanıyor. Katılımcılar, rehberli sergi turunun ardından eski İstanbul'un sosyal hayatında ilgi çeken unsurlar üzerinde çalışacak, eski dergi, gazete ve fotoğraflardan kestikleri parçalarla Meşgul Şehir'in gazetesini tasarlayacak. Atölye, 4 ve 11 Haziran'da İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Arka Oda'da gerçekleştirilecek. Şehir Dedektifi'nden Gizem Kıygı ve Elif Ertekin'in yürütücülüğünü üstlendiği programa, 13-17 yaşındaki gençler katılabilecek. 7-12 yaş grubuna yönelik İstanbul Harita Bulmacası atölyesinde de sergi turunun ardından hazırlanan bilmece kartlarındaki şifreleri çözen çocuklar, bulmacaları tamamlayarak özgün bir İstanbul haritası hazırlayacak. Aynı yaş grubunun katılımına açık Şehir Tasarımı kolaj atölyesinde ise eski İstanbul'un toplu ulaşım araçları, eğitim yapıları, spor ve kültürel alanları gibi, kentin sosyal hayatına dair unsurları inceleyen çocuklar, sergide öne çıkan karakter ve fotoğraflarla bir harita bazı oluşturarak özgün bir İstanbul ortaya çıkaracak. ### CI Bloom Sanat Fuarı kapılarını açıyor Türkiye’de çağdaş sanatın gelişmesi amacıyla çalışan sanat fuarı CI Bloom, 1-4 Haziran 2023 tarihleri arasında, LG OLED evo partnerliğinde, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu'nda sanatseverlerin ziyaretine açılıyor. LG OLED’in Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five iş birliği ile hayata geçirdiği “Among The Sky” sergisi, CI Bloom’da LG’nin yeni OLED evo ekranlarında sergilenecek. LG OLED evo partnerliği ile 1-4 Haziran 2023 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu'nda gerçekleştirilecek CI Bloom; 25 çağdaş sanat galerisi, 4 sanat inisiyatif ve 2 sanat kurumunu ağırlıyor. 286 sanatçının 572 eserinin sergileneceği CI Bloom programında, Contemporary Istanbul Vakfı’nın ve Borusan Contemporary’nin seçkisi izleyici ile buluşuyor. CI Bloom’da ayrıca Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five’ın LG OLED iş birliği ile hayata geçirdiği “Among The Sky” sergisi de sanatseverlerle buluşacak. Sanata ilham veren LG OLED, yeni sanat biçimleri ile ilerleyen birçok sanatçıya yol gösterici oluyor. Geleneksel medyanın sınırlarını aşarak sanata ve sanatçıya yeni olasılıklar sağlayan LG OLED, OLED ekranlarına dayalı farklı iş birlikleriyle oluşturulan işlerin, “OLED ART” adlı yeni bir kültürel akım oluşturmasını hedefliyor. Six N. Five’la gerçekleştirilen global iş birliği de bu hedefin bir parçası olarak kabul ediliyor. Six N. Five’ın LG için özel olarak hayata geçirdiği “Among The Sky” sergisi, mayıs ayında "New York Frieze" çağdaş sanat fuarındaki gösteriminin ardından CI Bloom Sanat Fuarı'nda yerini alacak. başka dünyalara açılan pencereler ve bunların üzerinde yükselen gökyüzü LG OLED iş birliği için oluşturulan ve CI Bloom’da sergilelenecek çalışmalarda, Six N. Five'ın başka dünyalara açılan pencereleri ve bunların üzerinde yükselen başkalaşan gökyüzü ile meşguliyeti keşfediliyor. Sanatçı Six N. Five, referans noktaları manzara resmi, ekspresyonizm ve sürrealist ustaların fantezi dünyalarını içeren, ancak pratiği doğal olaylar ile yaratıcı ifadeler arasındaki ayrımı bulanıklaştırararak izleyicileri dinlenme, derin düşüncelere dalma ve yenilenme anları için biri fiziksel diğeri dijital olmak üzere iki dünya arasında bir anlığına duraklamaya davet eden hareketli betimlemeler üretmek için çağdaş tasarımın dijital araçlarından yararlanan çalışmalar ortaya koyuyor. "Türkiye’deki sanat projelerine desteğimizi sürdürüyoruz" Benzersiz kendinden aydınlatmalı görüntü kalitesi ve güçlü görüntü işleme teknolojileriyle LG OLED evo ekranlar, sanatçının eserlerinin sunumunda izleme deneyimini yükseltiyor. CI Bloom partnerliği ile ilgili bilgi veren LG Türkiye Ürün Direktörü Kevin Cho; “LG OLED'in 10. yılını kutladığımız bugünlerde Türkiye’deki sanat projelerine desteğimizi sürdürüyor, Contemporary İstanbul Vakfı ile 2021 yılında başlayan partnerliğimizi bu yıl da CI Bloom’un ikinci edisyonu devam ettiriyoruz. Bu kapsamda, Arjantinli tasarımcı ve dijital sanatçı Six N. Five’ın yeni medya eserlerini, LG’nin son teknoloji kendinden aydınlatmalı OLED evo ekranlarında sunmanın gururunu yaşıyoruz” dedi. ### "Kau Wela" sergisi The Stay Boulevard'da açıldı Ressam Devrim Erbil'in de aralarında bulunduğu 15 sanatçının eserlerinin yer aldığı "Kau Wela" sergisi ziyarete açıldı. Renk Erbil küratörlüğünde sanatseverlerle buluşan serginin lansmanı, The Stay Boulevard Nişantaşı'nda gerçekleştirildi. Etkinliğe katılan Devrim Erbil, kızlarıyla sergide yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek; "Sergide yer alan diğer sanatçılar da hem sevdiğim hem de beğendiğim sanatçılar. Bahri benim öğrencim, Yiğit de yakın arkadaşlarımızdan" dedi. Devrim Erbil, Türk sanatında globalleşmenin çok gerekli olduğuna dikkat çekerek; "Benim öğrencilik dönemimde resim satılmazdı Türkiye'de. Çok nadir isimler vardı satış yapabilen. Türkiye'de koleksiyoner olmadan, resim sevgisi yayılmadan ressamın varlığını ortaya koyması çok zor bir şeydi. Sanatçıların hayatının her anında sanatla hemhal olmaları gerekiyor. Sürekli çizeceksiniz, rüyalarınıza girecek kadar kafayı onunla bozacaksınız" diye konuştu. Bir süredir Bodrum'da yaşadığını dile getiren sanatçı, önümüzdeki aylarda bir müze açacağını vurguladı. BODRUM'DA ÇOK ÖZEL BİR MİMARİYLE YAPILDI Usta sanatçı, müzenin Bodrum'da çok özel bir mimariyle yapıldığına işaret ederek, şunları söyledi: "Bodrum'da büyük bir bahçem var. Türkiye'de çok ünlü olmayan ama çok başarılı genç bir mimar, harika bir proje yaptı. Sütunlar üzerinde oluşan bir bahçe müzesi. Dünya basınında yer aldı daha önce. 5 Ağustos'ta müzenin bulunduğu bahçede bir lansman yapacağız. 60 yıllık sanat hayatımın en önemli resimlerini biriktirdim. Hatta daha önce müzayedelerde satılmış bazı resimlerimi bile satın alıp, bir koleksiyon oluşturdum. Daha önce görmediğiniz, özel 200 resmimi orada göstereceğim." yaz kavramı etrafında şekillenen eserler yer alıyor Devrim Erbil, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Etkinliğe Devrim Erbil'in yanı sıra ressamlar Bahri Geno, Yiğit Yazıcı, Çiğdem Erbil ile Renk Erbil de katıldı. Renko London iş birliğiyle gerçekleşen "Kau Wela" sergisinde Devrim Erbil, Emin Çizenel, Sakit Mammadov, Ali Atmaca, Bahri Geno, Çetin Erokay, Çiğdem Erbil, Joanna Gilbert, Yiğit Yazıcı, Nedim Nazerali, Barış Sarıbaş, Darko Mesek, Kinnari Saraiya, Ayşen Karakaya ve Renk Erbil'in yaz kavramı etrafında şekillenen eserleri yer alıyor. Resim, dijital art, enstalasyon ve mix media tekniklerinde üretilen 45 eser, The Stay Boulevard Nişantaşı'nda ziyaret edilebilecek.​​​​​​​ ### PASHA Bank, dijital sanatın yanında! Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçgeninde ticari ilişkilerin gelişmesi için Türkiye’de 8 yıldır faaliyet gösteren ve 2022 yılında 6 milyar 156 milyon TL’lik aktif büyüklüğe ulaşan PASHA Bank, 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM’de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenecek 3. İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin ana sponsoru oldu. PASHA Bank, Türkiye’nin ilk ve tek dijital sanat festivaline başlangıcından bu yana destek oluyor. Ulusal ve uluslararası 25 sanatçıyı ağırlayacak serginin küratörlüğünü, Türkiye’nin ilk yapay zekâ küratörü Avind ile birlikte Julie Walsh ve Esra Özkan üstleniyor. “Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu?” temalı festivalde, Azerbaycanlı yapay zekâ sanatçısı Shusha’nın çalışmaları da yer alacak. Dünyada yaklaşık 60 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan küresel sanat pazarında özellikle pandemiyle birlikte dijital sanat alanında üretilen eserlerin sayısı artmaya başladı. Küresel sanat piyasası içerisinde yükselen pazarlardan biri olan Türkiye’de de sanata yapılan yatırımlar devam ediyor. Bu anlamda Türkiye’de faaliyet gösterdiği 8 yıldan beri sanata verdiği destekle dikkat çeken PASHA Bank, 2021 yılından bu yana Türkiye’nin ilk ve tek dijital sanat festivali olan İstanbul Dijital Sanat Festivali'nin ana sporluğunu üstleniyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM’de düzenlenecek festivalde, ulusal ve uluslararası 25 sanatçının dijital eserleri sergilenecek. DİJİTAL SANAT İNSAN MOLEKÜLLERİ SONUCU MU? “Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu?” temalı festivalin küratörlüğünü, Türkiye’nin ilk yapay zekâ küratörü Avind ile birlikte Julie Walsh ve Esra Özkan üstleniyor. Azerbaycanlı yapay zekâ sanatçısı Shusha’nın eserlerinin yer aldığı festival, herkese açık ve ücretsiz. Festival boyunca işitsel ve görsel performansların yanı sıra yapay zekâ, girişimcilik, biosanat, biotasarım, 6G teknolojileri gibi pek çok konuda panel ve atölyeler de gerçekleştirilecek. PASHA Bank’ın dijital sanata yönelik destekleri hakkında bilgi veren PASHA Bank Genel Müdür Vekili Hale Yıldırım; “Kurulduğumuz günden bu yana PASHA Bank, sanata destek vermeyi sürdürüyor. 2021 yılında sponsoru olduğumuz ve Türkiye’de ilk kez dijital sanat üzerine düzenlenen İstanbul Dijital Sanat Festivali (IDAF)’ın 2022 yılında da resmi sponsoru olduk. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle düzenlenen bu festivalde, Türkiye’nin ilk yapay zekâ küratörü Avind eşliğinde 'Dünyadaki tek sürdürülebilir enerji insan yaratıcılığı mıdır?' konusu sergilendi. Ayrıca bölgede yarattığımız finansal sinerjiyi sanatsal boyuta taşıdığımız bu festivalde Azerbaycanlı yapay zekâ sanatçısı Shusha, Karabağ’ın tarihten bugüne gelen eserlerini dijital sanatta yeniden yorumladı. Şimdi de 2-5 Haziran tarihleri arasında AKM’de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle 3. kez düzenlenecek IDAF’ın yeniden ana sponsoru olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu seneki festivalde, 'Dijital sanat insan molekülleri sonucu mu?' sorusunun cevaplarını arayacağız. Türkiye’nin ilk ve tek dijital sanat festivalinde, yerli ve yabancı 25 sanatçıyla birlikte bu kavramı sorgulayacağız. Sanatçılar, festivaldeki eserleri ile bilim, teknoloji ve sanatın kesişebileceğini gösterecek ve bu olgular arasındaki sınırların eriyerek yeni yollara nasıl evrilebileceğine ilişkin katkıda bulunacaklar” dedi. Dijital Sanat Derneği’nin kurucularından olan ve derneğin başkan yardımcılığı görevinde bulunan PASHA Bank Genel Müdür Vekili Hale Yıldırım, 3 Haziran Cumartesi günü 14.00-15.00 saatleri arasında “6G Teknolojileri” panelinde moderatör olarak yer alacak. PASHA Bank Hakkında PASHA Yatırım Bankası A.Ş., 25 Aralık 1987’de Yatırım Bank A.Ş. unvanıyla İstanbul’da kurulmuştur. PASHA Yatırım Bankası, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan arasındaki ticaretin gelişimine katkı sağlamak, bölgede yatırım yapan işletmelere kaynak ve rehberlik sağlamak üzere, yatırım bankacılığı ve kurumsal bankacılık ürünleriyle hizmet vermektedir. 2015 yılına kadar farklı sermaye gruplarının yönetiminde hizmet veren bankanın Aralık 2015 tarihi itibariyle yüzde 99,92 oranında sermaye payı, Bakü merkezli bölgesel finans kuruluşu PASHA Bank OJSC’ye geçmiştir. Mayıs 2018 itibariyle, Bankanın ortaklık yapısı yüzde 51 PASHA Bank OJSC, yüzde 49 PASHA Holding LLC olarak değişmiştir. Ayrıntılı bilgi için www.pashabank.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz. ### Londra Tasarım Bienali'nde Türkiye Pavyonu'nda sergilenecek eser tanıtıldı Londra Tasarım Bienali'nin Türkiye Pavyonu'nda yer alacak eser "Açık Yapıt"ın tanıtımı yapıldı. Etkinlikte Sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut konuşma yaptı. Londra Tasarım Bienali'nin Türkiye Pavyonu'nda yer alacak eser "Açık Yapıt"ın tanıtımı yapıldı.Sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut tarafından tasarlanan eserin ayrıntıları, Soho House'da düzenlenen toplantıda paylaşıldı. Lansmanda konuşan Bulut, Londra Tasarım Bienali'nin, dünyanın en önemli bienallerinden birisi olduğunu ifade ederek, "Bienalin çağrısında, dünyanın dört bir yanından tasarımcı ve sanatçılardan çeşitli farkındalık çalışmaları istendi. Biz de Türkiye'den bu çağrıya cevap vererek projemizi sunduk" dedi. Bulut, "Açık Yapıt" eserinin performatif bir mekan tasarımı olduğuna değinerek, "Tıpkı bir enstrüman gibi çalışan hareketli ve sesli yüzeylerin oluşturduğu soyut kapılar ve dolaşım planı, ziyaretçinin de dahil oluşu ile bir değiş tokuş olacak. Yerleştirme, bilinçli olarak anıtsal bir diziliş ve büyüklükle öne çıkarken, ziyaretçilerin bu deneysel mekana temas etmesi ile bu dokunulmazlık, seslilik ve esneklikle buluşacak. Kapılar bilinçli olarak birbiri ile bağlanıp bir duvar ya da koridor oluşturmaz. Aksine tüm parçalarıyla kendini açmış, açık bir karşılama gibi davranır" diye konuştu. Her edisyonda yüzbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan bienalde, Türkiye Pavyonu'nun avluda yer alacağını aktaran sanatçı, burada çeşitli ülkelerden 40'tan fazla sanatçının, küresel zorluklarla yüzleşen ve izleyicilere ilham veren tasarımlarını sergileyeceğini söyledi. Kültür ve Turizm Bakan yardımcıları Özgül Özkan Yavuz ve Ahmet Misbah Demircan'ın da katıldığı tanıtım toplantısında, basın mensuplarının yanı sıra farklı disiplinlerden çok sayıda sanatçı yer aldı. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede, Doç. Dr. Mehmet Selim Ökten ile ekibi Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer alıyor. Bu yıl 1-25 Haziran tarihlerinde Londra'daki Somerset House'da gerçekleştirilecek etkinliğin teması "Küresel oyun: İşbirliklerini Yeniden Eşleme" olarak açıklandı. ### "1960'lı Yıllar Nostalji Rüyasından Uyanmak" sergisi Ankara'da açıldı Ankara Kültür Sanat ve Medeniyet Derneği tarafından, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın desteğiyle hazırlanan "1960'lı Yıllar Nostalji Rüyasından Uyanmak" sergisi açıldı. Ankara Sanat Galerisi ve Müzayedecilik Evi'ndeki serginin açılışında konuşan Ankara Kültür Sanat ve Medeniyet Derneği Başkanı Eyüp Gökhan Özekin, Ankara Sanat Galerisi'nin 5,5 sene öncesinde daha çok Türk-İslam eserlerine, geleneksel sanatlara odaklanan sanat galerisi olarak açıldığını belirtti. Sergide, 1960'lı yıllardaki siyasi, toplumsal ve kültürel değişimler, 27 Mayıs 1960 Darbesi ve Yassıada yargılamaları, Kıbrıs Yunan-Rum Mezalimi, 1960'lı yıllarda Türkiye'de ekonomik değişimler ile etkileri, 1960'lı yıllarda Türkiye'de antidemokratik uygulamalar, insan hakları ihlallerine dair belge, fotoğraf, orijinal matbu kaynaklar, materyaller bulunuyor. Anadolu Ajansı'nın arşiv fotoğraflarının da yer aldığı ve 60'lı yılların Türkiye'sinin yansıtıldığı sergi, 9 Haziran'a kadar ziyaretçilere açık olacak. ### Sanatçı İlham Gencer için AKM'de tören düzenlendi Türkiye'nin ilk piyanist şantörlerinden, caz sanatçısı Bozkurt İlham Gencer için Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) tören düzenlendi. Önceki gün hayatını kaybeden caz sanatçısı Bozkurt İlham Gencer için Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) tarafından AKM'de düzenlenen törene, sanatçının ailesi, dostları ve sevenleri katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan törende, Gencer'in hayatından kesitlerin yer aldığı bir video gösterildi. Sanatçının oğlu Bora Gencer, üzüntüsünü dile getirerek, "Babamla ilgili konuşacak milyonlarca şey var. Buraya çıkıncaya kadar metanetli olmaya çalıştım. Ailesi olarak o kadar mutluyuz ki şerefli doğup, şerefli ölen bir babanın çocukları olmaktan dolayı. O Türk olarak doğdu, Türk olarak öldü. Çok inançlı bir insandı. Ben dua etmeyi, namaz kılmayı babamdan öğrendim. Geçen yıla kadar orucunu da tutardı. İyi bir Müslümandı benim babam" dedi. Babasının herkese yardım eden bir insan olduğunu belirten Gencer, "Herkes de ona yardımcı oldu. Çok mutlu, çok huzurlu gitti. Buna inanabilirsiniz. Bütün doktorlarına, hemşirelerine onda emeği geçen herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Zaten hep hazırlıklıydı. 'Türk bayrağına saracaksınız' demişti. Hepinize geldiğiniz için sonsuz teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Gencer'in Türkiye'nin ilk piyanistlerinden biri olduğunu söyleyerek, "Müzik dünyasına kazandırdığı birçok ilk var. Bu anlamda müzik tarihimizde köşe taşlarından bir tanesi ve ayrıcalıklı bir yeri var. Ama aynı zamanda sanata, özellikle de genç sanatçılara, şimdi kıdemli sanatçı olmuş dönemin pek çok sanatçısına yol göstericiliği, dokunmuşluğu var. Birçoğunun üzerinde emeği var" diye konuştu. Yavuz, sanatçının Türk müziğinin en önemli değerlerinden biri olmayı başardığını vurgulayarak, şunları kaydetti: "İnsanların gönlünde ayrıca mutlu bir yer edinmesini de başardı. Büyük bir özveriyle çalışıyor olması, çok çalışkanlığı, müziğinin yüreğimizde bıraktığı derin izler ise armağan olarak bizlere kaldı. Eminim ki sanatın gücünü keşfetmek ve yaratıcılığı ifade etmek için gelecek nesiller İlham Gencer'in sanatından ilham alacak. Bizleri etkileyen bir yolculuğa çıkaran büyük ustanın bu son yolculuğunda da ailesinin, sevenlerinin ve sanat dünyamızın başı sağ olsun. Sanatını, özverisini, bitmeyen enerjisini ve kalplerimizdeki yerini her zaman anacağız." MESAM Başkanı Recep Ergül de Gencer'in ailesine ve arkadaşlarına başsağlığı dileyerek, "Söyleyecek çok şey var onunla ilgili. Biz geçen sene MESAM olarak kendisine 100. yıl doğum gününde onur ödülü takdim etmiştik. 100 yıllık ömrü güzelliklerle dolu geçti. 100 yıllık bir çınardı. Ne mutlu ki Cumhuriyetle dolu, modern Cumhuriyet'in bütün güzelliklerini yaşadı. Çok sevdi, çok sevildi. Bize hep ilkleri yaşattı. Bir Atatürk ve bayrak sevdalısıydı" değerlendirmesinde bulundu. Sanatçı Yücel Arzen ise Türk pop müziğinin biraz İlham Gencer çatısı altından çıktığının altını çizerek, "İlham Gencer, kendi geçmişini çok eskilere dayandıran bir müzisyendi. Hepimizin başı sağ olsun" dedi. Müzisyen Ahmet Koç ile "Sanatta ve Siyasette İlham Gencer" kitabını kaleme alan Sami Sefer Coşkun da törende kısa bir konuşma yaptı. Bozkurt İlham Gencer'in cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. ### ENKA Sanat, 40. yılında yetenekli genç sanatçılara burs verecek ENKA Sanat, 40. yılında "Lale Tara Sanat Bursu" ile genç sanatçılara yönelik yeni destek programına imza atacak. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, yetenekli genç sanatçıların yurt dışındaki lisans ve lisansüstü eğitimlerine destek olmak amacıyla hayata geçirilen burs kapsamında, bu yıl klasik müzik alanına odaklanılacak. Burs programının seçici kurulunda İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Flüt Grup Şefi Bülent Evcil, viyolonsel sanatçısı Dilbağ Tokay, piyanist ve besteci Fazıl Say, piyanist Prof. Gökhan Aybulus ve ENKA Vakfı temsilcisi bulunuyor. Açıklamada görüşlerine yer verilen ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu; "Sayın Lale Tara'nın yıllardır genç sanatçılara verdiği desteği sürdürülebilir kılmak amacıyla hayata geçirdiğimiz burs ile Türkiye'deki yetenekli genç sanatçıların yurt dışındaki eğitimlerine katkı sağlayarak, onların potansiyellerini geliştirmelerine destek olacağız. Her yıl seçici kurulun belirleyeceği iki genç yeteneğe, ilk yılımızda 2 milyon liralık burs desteği taahhüt ediyoruz. Bu yıl klasik müzik alanına odaklanan burs ile önümüzdeki yıllarda diğer sanat dallarına yönelik çalışmalar da yürüteceğiz" dedi. Programla ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için "www.enkasanat.org" adresi ziyaret edilebilir. ### Tarihin kokusu Parfümane Müzesi'nde sergileniyor Başta Osmanlı olmak üzere, Arap ve İslam dünyasına özgü otantik kokular, Kapalıçarşı'daki Sandal Bedesteni'nde faaliyete geçen Parfümane koku müzesinde "müze-galeri" konseptiyle sergileniyor. İstanbul Koleksiyoner Bekir Kantarcı'nın farklı ülkelerden oluşturduğu koleksiyonundan özel bir seçkiyle oluşturulan müzede, eski parfümler, Osmanlı, Avrupa, Orta Doğu, Arap Yarımadası ve Uzak Doğu'dan eski parfüm şişeleri, eski parfüm damıtma makineleri, ham maddeler ve o dönem kullanılan koku aparatlarını içeren otantik parfüm yapım atölyesi malzemeleri yer alıyor. Müzenin kurucusu Kantarcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite sonrası akademik çalışmalar yaparken antika eserlere ilgi duyduğunu belirterek, son 35 yılda farklı ülkelerden topladığı 10 bini aşkın parfüm şişesi ile koleksiyonu oluşturduğunu dile getirdi. Dünyada 50'yi aşkın parfüm müzesi olduğunu aktaran Kantarcı, yıllar içinde topladığı ürünlerle müzeyi açtıklarını dile getirerek, "Bir koku müzesini İstanbul'a, Türkiye'ye kazandırmak benim için bir ideal oldu." şeklinde konuştu. Bekir Kantarcı, ziyaretçilere koku tarihini ve koku ham maddelerini örneklerle anlattıklarının altını çizerek, "Osmanlı dönemi kokuculuğundan günümüze, Cumhuriyet dönemi, Osmanlı'nın son döneminin ilginç koku çalışmalarını, Osmanlı saray kokuculuğunu ve bütün bu süreci tarihi bilgilerle dönem dönem burada yansıtmaya çalıştık. Tabii bunları yaparken 3 yıllık bir akademik süreç de geçirdik. Özellikle bu konuda uzman hocalarımızdan, kaynak eserlerden bilgiler derleyerek İngilizce, Türkçe metinler yazdık." dedi. "EVLİYA ÇELEBİ, KAPALIÇARŞI CİVARINDA 500'DEN FAZLA KOKUCU DÜKKANI OLDUĞUNDAN BAHSEDER" Müze mekanının turistler tarafından oldukça rağbet gördüğünü kaydeden Kantarcı, şu bilgileri verdi: "Kapalıçarşı, Sandal Bedesteni İstanbul'un en eski yapılarından. Burayı seçmemiz de çok anlamlı oldu. Bir taraftan da eski Osmanlı ticaret hayatının yaşandığı yerler. Sanat, kültür ve o dönemin de kokuculuğunun en çok sergilendiği noktalar buralar. Evliya Çelebi, Kapalıçarşı civarında 500'den fazla kokucu dükkanı olduğundan bahseder. Hele hele o dönemin İstanbul'unu dikkate alacak olursak, İstanbul bütününde 1500 civarında kokucu dükkanı kaydeder eserinde. Böylesine zengin bir koku medeniyetinden günümüze kaybolmuş bir koku sanatı, kokuculuk. Bu anlamda bizim müzemiz çok ciddi anlamlar ifade ediyor." Kantarcı, müze kurmanın ciddi emek ve uzun bir süreç gerektirdiğinin altını çizerek, müzeyi geliştirmeye ve eksikleri tamamlamaya devam ettiklerini ifade etti. Parfüm şişelerinin materyal olarak birçok farklı malzemeden üretildiğini belirten Kantarcı, şunları aktardı: "Bunlardan elimizde olanlara örnek akik ve ametist gibi, çok değerli taşların oyularak yapıldığı şişeler. Bunun yanında geçmiş dönemlerde 300, 400 yıl öncesinde kullanılan koku ham maddelerinin tamamen doğal olması ve bu ham maddelerin de son derece pahalı olması sebebiyle koku şişeleri aynı zamanda bir sanat objesi olarak tasarlanmış. Birer tane, uzun yıllar emek verilerek el işçiliğiyle yapılmış. Bu şişeler incelendiğinde çok değerli süsleme, işleme, oyma, nakış ve altın, zümrüt, yakut gibi çok değerli taşlarla da bezendiğini görüyoruz. Bunlardan da örnekler topladık. Elimizde mesela çok nadir fil dişinden birkaç şişemiz var. Her biri sanat eseri. Yine 300, 400 yıl öncesinde Çin porseleni, Osmanlı pazarı için üretilmiş gülabdanlar var. Osmanlı'nın vazgeçilmezi, bütün dünya müzelerinde aranan gümüş işçilikli buhurdanlıklar da burada var. Bizdeki eserlerin en önemli özelliği ise 2. Mahmut, Abdülmecid ve Sultan Abdülhamid dönemleri özel tuğralarına sahip olmalarıdır." ZİYARETÇİLER MÜZEDE KOKU HAM MADDELERİNİ DENEYİMLEYEBİLİYOR Bekir Kantarcı, koku üretiminde geçmişte en çok kullanılan ham maddelerden ud, amber ve miski, orijinal, işlenmemiş haliyle müzede meraklılarının görüp, deneyimleyebileceğini ifade ederek, "Misk, şiirimize, edebiyatımıza da konu olmuş. Cennet tasvirlerinde de misk geçiyor. Peygamber Efendimizin en sevdiği koku misk. Ama miskin nasıl koktuğunu insanlar bilmiyor. İşte biz gerçek misk kesesinin içinden çıkan o maddeyi, o maddeden üretilmiş misk yağını burada sergiliyoruz." dedi. Osmanlı'da ilk kez yerli parfüm ve kolonya üreten Ahmet Faruki'nin atölyesinden kalan damıtma aletleriyle Osmanlı'nın ilk kokucularından Hasan Şevki'den kalan parfüm ve kolonya şişelerinin müzede görülebileceğini sözlerine ekleyen Kantarcı, 1800'lerden kalan Beykoz işi koku şişelerinin de müzede sergilendiğini aktardı. Müze, ziyaretçilerini parfüm sanatının tarihi, eski usul üretim yöntemleri, orijinal hammaddeler, koku aileleri, özellikleri ve çeşitleri hakkında bilgilendirmenin yanı sıra parfüm koleksiyonları ile de tarihteki ikonik dönemleri ve kokuları yeni nesillerle buluşturmayı hedefliyor. ### Şehir Tiyatroları’nda 'Açık Hava Yaz Oyunları' biletleri satışa çıkıyor İBB Şehir Tiyatroları’nın, her yaştan seyircisini Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde buluşturacağı Açık Hava Yaz Oyunları Haziran ayı biletleri satışa çıkıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Haziran ayında sanatseverleri en beğenilen oyunlarından Tartuffe ve Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi ile buluşturuyor. Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği Tartuffe; 9, 10 Haziran tarihlerinde 21.00’de, Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi; 11 Haziran tarihinde 21.00’de sahneleniyor. Oyunların biletleri, 23 Mayıs 2023 Salı günü 11.00’de gişelerden, 11.15’te https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/  adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından satışa sunuluyor. “Açık Hava Yaz Oyunları” Ağustos ayında yeni oyunlarla Harbiye Cemil Topuzlu Açık hava Sahnesi'nde seyirciyle buluşmaya devam edecek. TARTUFFE Zengin mi zengin bir adamın, ailesindeki ve çevresindeki kimseyi dinlemeden evine yerleştirdiği sahtekar bir sofu ile hem kendi hem de çevresindekilerin hayatını beter etmesini anlatan bu ölümsüz eserde; inancı, aileyi, aşkı, erkek-kadın farklarını, dünümüzü, bugünümüzü, mizahı, müziği, acıyı, hüznü, rahatsız edici türlü anları iç içe ve olanca dinamiğiyle seyircinin karşısına çıkarıyoruz. Orhan Veli’nin olağanüstü çevirisine, şiirlerinden bestelenen şarkıların da eşlik ettiği seyirliğimizle, hayata dair bu acayip bilmeceyi bir kez daha kahkahalarla selamlıyoruz. Molière’in yazdığı, Orhan Veli Kanık’ın çevirdiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği oyunda Bennu Yıldırımlar, Emre Şen, Gürkan Başbuğ, Mehmet Soner Dinç, Murat Garipağaoğlu, Naci Taşdöğen, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Semah Tuğsel, Tolga Yeter, Yeşim Koçak, Zeynep Göktay Dilbaz rol alıyor. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. ### G-Art Galeri yeniden sanat dünyasında G-art Galeri pandemi dönemi ve onu takip eden adres değişikliği nedeniyle ara verdiği dönem sergilerine yeniden başlıyor. Açılışını ise, kendi dilini konuşabilen kişilikli heykelleri ile tanıdığımız multidisipliner sanatçı Oylum Öktem İşözen ile yapıyor. Sanatçı, fotoğraf ve yazı dilini de kullanarak 3 bölüm halinde kurguladığı heykel sergisine “Eşik ve Mertebe” adını vermiş. İşözen, 2010’lu yıllardan bu yana memlekete dair değişmeyen konular, toplumsal sorunlar ve bu surece yaşanan deprem felaketinin de eklenmesi ile güncelliğini koruyan, insanlara, kentlere, kültüre ve doğaya ait kaygılarla bu sergiyi tasarladığını dile getiriyor. Serginin ilk bölümü, 2016 yılında İstanbul Mimarlar Odası’nda açtığı, henüz toplumsal olarak çok duyumsanmayanlara dair önsezileriyle yonttuğu heykellerinden oluşan ‘Derin Deliler, Bir Kent Meselesi’ sergisi eserlerinin bir bölümünü kapsamakta.  Bu heykeller, sanki kıyamet günü dik başlarıyla kendilerine verilmeyen onuru temsil edercesine yükselmekteydiler. Sanatçı o günlerde heykelleri aracılığıyla ele aldığı kent insanına, doğasına, kültürüne dair sorunsalların böylesi güncel kalmasını elbette istememişti. Serginin ikinci ve üçüncü bölümleri, 10 yıl önce sanatçının derin bir yaralanma olarak duyumsadığı toplum ile yüzünü doğaya dönerek vardığı eşiklerdeki cevapların sonucunda yarattığı eserlerini yine toplumla paylaşarak diyalog kurma arzusu olduğu belirtiliyor. OYLUM ÖKTEM İŞÖZEN HAKKINDA 1976 yılında İstanbul’da doğdu.  MÜGSF Moda ve Tekstil Tasarım bölümünde lisans ve aynı dalda Mimar Sinan Üniversitesi GSF’de Yüksek Lisansını tamamladı.  Öktem İşözen, Değer Eğilimlerinin Evrimine Türk Giysi Tarihi Perspektifinden Bakış konulu teziyle Sanatta Yeterliğini bitirdi. Moda sektöründe değerli markaların tasarım yöneticisi olarak çalıştı. İTKİB’in bir AB Projesi olan UAL – London Collage of Fashion ile İMA’nın kuruluşunda Sanat Yönetmeni ve Moda Tasarım bölüm başkanlığını yaptı. Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde öğretim görevlisi olarak ‘Multidisiplinler Arası Kültürel Kesişmeler’ üzerine ders verdi. Moda Tasarım bölümünde öğretim üyesi olarak görev aldı. Akademisyen olarak yurtdışında ve yurtiçinde konferanslar veren Öktem İşözen’in, eserleri yurtdışında birçok yarışmalı sergiye kabul edilmiştir. Sanatçı, küratör olarak Türkiye’de ve Uluslararası platformda bir çok sergiyi tasarlamış ve sanat yönetmenliğini yapmıştır. Cumhuriyet anıtlarının değerli heykeltıraşı, babası Tankut Öktem’in atölyesinde heykel üzerine geliştirdiği gözlem deposunun gensel izini heykel sergileri ve yüksek ölçekli heykelleriyle sürdürmektedir. D.Köy Kültür, Sanat projesinin ve Tankut Öktem Müze Evi ve Derneğinin kurucu ortağıdır. İki proje için belgesel hazırlamıştır. Multidisipliner çalışan sanatçı diyalog kurma aracı olarak fotoğraf, video, yazı dilini de sergilerinde kullanmaktadır. Oylum Öktem İşözen’in Moda ve heykel alanında yayınlanmış kitapları bulunmaktadır. ### Büyük Kripto Borsaları Alım satım ve yatırım, borsa kullanıcılarının kripto paralarla işlem yaptığı ana alanlardır. Dijital varlıkların yüksek oynaklığı ve genel piyasa dalgalanmaları, yatırımcıların ve trader’lerin önemli gelirler elde etmelerini sağlar. Yatırımcılar, kısa vadede, hatta bir gün içinde veya birkaç yıla kadar uzun vadeli olarak varlıklarını elinde tutabilirler.  Kripto paralarla birkaç tür alım satım yapabilirsiniz: Günlük olarak alım satım Sculping tekniği  Swing alım satımı Satın al ve bekle stratejisi  Binance, Coinbase, WhiteBIT ve KuCoin gibi büyük kripto para dönüştürücü borsaları, herhangi bir alım satım stratejisinin kullanılmasına izin vererek, yatırımcılar ve varlıkları için yüksek düzeyde güvenlik sağlar. Ayrıca kripto para canlı borsa olarak hizmet verirler. Büyük Alım Satım Platformlarının Avantajları Büyük merkeziyetçi kripto borsalarının alım satım ve yatırım için neden uygun ve avantajlı olduğunu tartışalım. Her şeyden önce, genellikle bu borsalarda piyasadaki birçok döviz kripto varlıklarını bulabilirsiniz. Ayrıca kripto hesaplama ile kolay işlemler yapabilirsiniz. Bunlar sadece en popüler dijital varlıklar değil, aynı zamanda az bilinen yeni piyasaya sürülmüş ama gelecek vaat eden projelerdir.  Büyük ve güvenilir kripto borsaları, işlemleriniz için ortalama bir fiyat oranları ve işlem ücretleri sunarlar. Örneğin, BitTorrent kriptosunun güncel fiyatını kontrol etmek için bir kripto hesap makinesine BTT-USDT işlem çiftini girin. Bu parite için güncel kuru ve işleminiz için ödediğiniz ücreti göreceksiniz. Büyük kripto borsaları resmi kripto para çevirici olarak faaliyet gösteriyor. Bu borsalar tüm düzenlemelere ve yasaların şart koştuğu kurallara uyarlar, bu nedenle müşterilerin fonları ve verileri için tam güvenlik sağlamaları gerekir. Bu yüzden, borsada karmaşık güvenlik mekanizmaları uygulanır ve kullanıcılarına, üçüncü tarafın kullanıcıların fonlarına erişmesini önleyen ve kullanıcı hesaplarını güvende tutan birçok güvenlik mekanizmaları sunar.  Güvenli yoldan kripto paralara yatırım yapmak istiyorsanız, büyük kripto borsalarını seçmeniz gerekiyor çünkü bu borsalar, kullanıcılarından kimlik doğrulaması yapmasını isterler. Kimlik doğrulaması olmadan, yalnızca basit bir takas işlemi yapılabilir; ancak, bu durumda fonların çekilmesi büyük ölçüde sınırlıdır. Tüm yatırım araçlarına erişmek için kullanıcılar belgelerini platforma yükleyerek KYC doğrulamasından geçmesi gerekir. KYC doğrulaması, kullanıcıların yasa dışı ve şüpheli eylemlerine izin vermemek, dolayısıyla borsanın diğer müşteriler için güvenliğini artırmak amacıyla yapılır. ### Zeugma Mozaik Müzesi'nde "Uluslararası Dünya Müzeler Günü" yoğunluğu Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden, başta "Çingene kızı" mozaiği olmak üzere birçok eşsiz esere ev sahipliği yapan Zeugma Mozaik Müzesi'nde ziyaretçi yoğunluğu yaşanıyor. Gaziantep "Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"ne sahip, "Çingene kızı", "Mars heykeli", Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda bulunan mozaikler gibi yüzlerce eserin sergilendiği müze, "18 Mayıs Uluslararası Dünya Müzeler Günü" dolayısıyla bugün saat 23.00'e kadar ücretsiz ziyaret edilebilecek. Müze Müdürü Özgür Çomak, AA muhabirine, bugünü çeşitli etkinliklerle kutlayacaklarını söyledi. Müzede sabah saatlerinden itibaren ziyaretçi yoğunluğu yaşandığını ifade eden Çomak, "Sabahın ilk saatlerinde 150 kişilik gruplar geldi. Şu anda yine yoğun. 2022 yılında Avrupa Müzeler Gecesi kapsamında, aralarında Zeugma Mozaik Müzesinin de bulunduğu bazı müzeler saat 19.00-23.00 arası ücretsizdi. Geçen yıl 4 bin 210 kişiyi misafir etmiştik. Bu sene inşallah rakamlar daha da artacak." diye konuştu. Akşam saatlerinden ziyaretçi yoğunluğunun daha da artacağını belirten Çomak, "Özellikle serin saatlerde, iş ve okul çıkışlarında ilginin daha da artacağını düşünüyoruz. İnsanlar çocuklarıyla, torunlarıyla eşleriyle, ailecek gelecekler. Özellikle akşam yemeğinden sonra insanlar akın akın müzeye gelmesini bekliyoruz." ifadelerini kullandı. ### Engelleri aşan genç müzisyenler festivalde buluştu Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından Uluslararası Engelsiz Müzik Festivali düzenlendi. Festivale yurt içinden ve yurt dışından 22 engelli müzisyen katıldı. British Council "Yaratıcı İşbirlikleri" hibe programı kapsamında gerçekleştirilen Uluslararası Engelsiz Müzik Festivali'ne yurt içinden ve yurt dışından 22 engelli müzisyen katıldı. Eğitim ve konferansların Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde konserlerin ise Musiki Muallim Mektebi ve CSO Ada Ankara'da düzenlenen festival, yarın sona erecek.Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden, sanatın engel tanımadığını, dünyadan her türlü insanı birleştirdiğini söyledi. Farklı disiplinlerden, farklı ülkelerden engelli müzisyenleri ortak paydada buluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Özden, "Hayata sanatla, müzikle, resimle tutunma gayesi olan engelli gençlerimizi kendi içimizde harmanlama amacıyla böyle bir proje başlattık" diye konuştu. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Kurtarslan ise böyle bir festivale öncülük yapmaktan gurur duyduklarını belirtti. Festival kapsamında düzenlenen konserlerin birinde gençlerin bireysel performans sergileyeceklerini birinde ise üniversitenin oda orkestrasıyla sahne alacağını anlatan Kurtaslan, Bach'tan Mozart'ta Aşık Veysel'den popüler müzik parçalarına kadar geniş bir repertuvarla izleyicilerle buluşacaklarını bildirdi.Üniversite olarak engellilerin eğitimine katkı sağlamanın kendileri için önemini vurgulayan Kurtaslan, "Üniversitemizde engellilere yönelik birçok araştırma merkezi, koordinatörlükler ve topluluklar var. Bu altyapıya sahipken böyle bir uluslararası festivali yapmak artık bir gereklilikti" ifadelerini kullandı. "MÜZİĞE BAKIŞ AÇISINI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUM" Festival katılımcılarından Şevval Koç, Ankara Güzel Sanatlar Lisesi son sınıf öğrencisi olduğunu belirterek, birçok enstrümanı çaldığını, ayrıca Bizim Orkestra'da vokal yaptığını söyledi. Engelsiz Müzik Festivali yapılmasından mutluluk duyduğunu ve devamının gelmesini dilediğini belirten Koç, özel gereksinimli bireylerin gerekli imkan ve destek sağlandığında birçok şeyi başarabildiğini vurguladı. Koç, az gören bir birey olarak, en büyük hayalinin müzik öğretmenliği olduğunu belirterek, "Ülkemizde, müziğe olan bakış açısını değiştirmek istiyorum. Öğrencilerin müziği sadece not geçilecek bir ders olarak görmemesini, bunun bir sanat dalı ve ruhun gıdası olduğunu anlamalarını istiyorum" dedi. SERÇEV Engelsiz Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi Betül Ela Dağılmaz da müziğin kendisi için bir tutku olduğuna işaret ederek, müziksiz bir hayat düşünemediğini söyledi. Desteklendikleri durumda her şeyi başarabileceklerini vurgulayan Dağılmaz, "Festivalin de güzel olacağını düşünüyorum. Güzel ortamlara girip, değişik duygular tadacağız" diye konuştu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencisi ikizlerden Hamza Atakul, müzik eğitimi aldıklarını belirterek, şarkı söylemekten büyük keyif aldığını söyledi. Emre Atakul ise ileride neyzen olmayı hedeflediğini ve festivalde bulunmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. ### "Aziz İstanbul" sergisi Galata Rum Okulu'nda açıldı Çoğu 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar İstanbul'da yaşamış sanatçılar tarafından üretilen eserlerin yer aldığı "Aziz İstanbul" sergisi Galata Rum Okulu'nda açıldı. Dr. Fani-Maria Tsigakou ve Hülya Bilgi'nin küratörlüğünde düzenlenen "Aziz İstanbul" sergisi açıldı. Galata Rum Okulu'nda açılan sergide,  Amadeo Preziosi, Joseph Schranz, Michel-François Preault, Clara Barthold Mayer, Louis Lottier, Anton Ignaz Melling, Louis-François Cassas, Thomas Allom, Alfred-Marie-Joseph de Courville, Antoine-Laurent Castellan, Konstantin Kapıdağlı gibi ressamların 34 çalışması yer alıyor. Sunulan eserlerin çoğu, 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar İstanbul'da yaşamış sanatçılar tarafından üretildi. Ayrıca 17. yüzyıldan iki adet çok nadir panorama, 18. yüzyıldan iki yağlı boya panorama ve 19. yüzyılın ortalarına doğru yapılmış çizimlere dayanan üç taşbaskı panoramaya da sergide yer verildi. Çoğu elçilerin maiyetinde İstanbul’a gelmiş sanatçıların yarattığı bu panoramalar, portreler, gerçek yaşamdan sahneler bir döneme ait hafızayı canlı tutuyor. Sergi 12 Kasım'a kadar Galata Rum Okulu'nda ziyarete açık olacak. ### Antakya Medeniyetler Korosu depremzedeler için söyleyecek İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği (İstanbul BUSADER), dev bir konsere hazırlanıyor. Son derece başarılı bir organizasyon ve özveri dolu bir çalışma ile hareket eden dernek üyeleri, Antakya Medeniyetler Korosu 'nu İstanbullular ile buluşturacak. 3 Haziran Cumartesi akşamı saat 20.30'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) sahnesinde dinleyicisini selamlayacak olan Antakya Medeniyetler Korosu, Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER)'in Hatay Samandağ’da inşa edeceği BUSADER İlkokulu yararına söyleyecek. Yılmaz Özfırat şefliğinde kardeş türküleriyle gönüllere taht kuran, barışı temsil eden ve Nobel Barış Ödülü'ne de aday gösterilen koro, izleyicilere duygu yüklü konserler vermeyi sürdürüyor. BİR BİLET BİN UMUT... Deprem felaketinin yaralarını sarmak için Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER) ile anlamlı bir iş birliği yapan Antakya Medeniyetler Korosu, İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği (İstanbul BUSADER) organizasyonuyla unutulmaz bir konsere imza atmaya hazırlanıyor. "Bir Bilet Bin Umut" sloganıyla yola çıkan İstanbul BUSADER, tüm sanatseverleri bu anlamlı geceye davet ediyor. "HATAY İÇİN EL ELE VERDİK" İstanbul Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği (İstanbul BUSADER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yasemin Yakut, konser organizasyonu ile ilgili İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Amacımız bir gün değil, Hatay ayağa kalkana kadar depremzede yurttaşlarımızın yanında olabilmek. Hatay için el ele verdik, ne gerekiyorsa yapma gayreti içerisinde olacağız.” ### Halk ozanı Aşık Mahzuni Şerif, vefatının 21. yılında anılıyor Sanatçı, 1989-1991'de Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Halk şiirine gönülden bağlanan Mahzuni Şerif, yaşamı boyunca 453 plak ve 58 kaseti müzikseverlerin beğenisine sundu. "Deli miyim Ben", "Çeşmi Siyahım", "Mevlam Gül Diyerek", "Oy Bizim Eller", "Mamudo" ve "Dom Dom Kurşunu" adlı eserlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda unutulmaz eseriyle gönüllerde yer edinen Aşık Mahzuni Şerif, vefatının 21. yılında anılıyor. Döndü ve Zeynel Cırık çiftinin oğlu Mahzuni Şerif, 17 Kasım 1939'da Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinde bugünkü adıyla Tarlacık olarak bilinen Berçenek köyünde dünyaya geldi. Asıl adı Şerif Cırık olan sanatçı, Afşin'in Alembey köyündeki Lütfi Mehmet Efendi Medresesi'nde eğitim hayatına başladı, köylerine ilkokulun yapılmasının ardından medrese eğitimini bırakarak ilkokula devam etti. Aşık Mahzuni, 1959'da Mersin 3. Astsubay Hazırlama Okulundan, 1960'ta ise Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu'ndan mezun oldu. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydolan ozan, maddi zorluklardan ötürü eğitimini yarıda bıraktı. SAZ ÇALMAYI VE DEYİŞ SÖYLEMEYİ KÜÇÜK YAŞLARDA ÖĞRENDİ Saz çalmayı ve deyiş söylemeyi küçük yaşlarda amcası Aşık Fezali'den (Behlül Baba) öğrenerek müzik hayatına başlayan halk ozanına, mahcupluğu nedeniyle tasavvuf dersleri aldığı Cırık Baba tarafından "Mahzuni" mahlası verildi. Mahzuni Şerif, 17 yaşındayken dayısının kızı Emine ile dünya evine girdi. Bu evlilikten kızı Züleyha dünyaya geldi. İlk eşinden boşanan ozan, Ankara'da okurken tanıştığı İtalyan asıllı Sovina (Suna) ile ikinci evliğini yaptı ve bu evlilikten Ferhat, Şirin ve Emrah isimli üç çocuğu oldu. Sanatçı, üçüncü evliliğini ise Gaziantep'te bir ilkokul öğretmeni olan Fatma Hanım ile gerçekleştirdi ve bu evlilikten de Derya, Ali Bülent, Şeyda ve Yetiş adlarını verdiği çocukları dünyaya geldi. İlk plağını 1964'te çıkaran sanatçı, bir süre Gaziantep'te ikamet ettikten sonra göç ettiği Ankara'da Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi isimlerle bir araya gelmeye başladı. Aşık Mahzuni, burada Aşıklar Derneğini kurdu, ressam Fikret Otyam'ın ve Gazeteciler Sendikasının desteğiyle konserler verdi. Aşık Mahzuni Şerif, "Dom Dom Kurşunu", "Yedin Beni", "Yuh yuh", "Fadimem", "Gül Yüzlüm", "Ciğerparem", "Merdo", "Dostum Dostum", "Han Sarhoş Hancı Sarhoş", "Çeşmi Siyahım", "Yalan Dünya", "Ağlasam mı?", "Abur Cubur Adam", "Katil Amerika" ve "Ekmek Kölesi"nin aralarında bulunduğu birçok unutulmaz esere imza attı. "BALIK DENİZE NASIL BAKIYORSA BEN DE TÜRKÜLERE ÖYLE BAKIYORDUM" Sanatçı, aşıklık geleneğinin önemli temsilcilerinden Aşık Veysel Şatıroğlu'nu Sivas'ta 1972'de ziyaret etti. 12 Mart Muhtırası sonrasında 8 yıl boyunca sahneye çıkması ve yurt dışına gitmesi yasaklanan Aşık Mahzuni, sanattan ve türkülerden uzak kalmamak için bu süre zarfında küçük bir dükkanda plak satmaya başladı. Sanatçı, verdiği bir röportajda, "Türkü söyleyememek beni çok üzüyordu. Canlı bir balığı tutun ve kumun üzerine atın. O balık, o denize nasıl bakıyorsa ben de türkülere öyle bakıyordum." ifadeleriyle anlatmıştı. Yazar Miyase İlknur'un Aşık Mahzuni Şerif'in hayatını anlattığı yazısında ise şu ifadelere yer verildi: "Yaşamı boyunca hep bir derviş gibi yaşadı. Her zaman mahcup ve alçak gönüllü tavrını korudu. Bir çocuğun bile karşısında konuşurken yüzünü yerden kaldırmadı. Bazen beş yaşında bir çocuk bazen asırları devirmiş bir bilgenin kimliğine büründü. Aynı zaman diliminde halden hale girerdi. Bir yanı hep çocuk kaldı. Onun bu çocuksu ve saf yönü çevresindeki dostlarını güldürürdü. On binlerce hayranı olmasına karşın kendisini bir sanatçı gibi görmeyip, Şakir ve Cırık Baba'nın dizinin dibinde saz çalıp, nefes söyleyen mahcup Mahzuni olarak kaldı." YAŞAMI BOYUNCA 453 PLAK, 58 KASET ÇIKARDI Duygu ve düşüncelerini sazının yanı sıra "Milliyet", "Meydan", "Anadolu'nun Sesi" gazeteleri ve "Pir Sultan", "Hacı Bektaş", "Kızıldeli", "Ozanca" gibi dergilerdeki yazılarıyla dile getiren Aşık Mahzuni Şerif, bazı yazıları ve türküleri sebebiyle birkaç defa hapse mahkum edildi ve iki defa idamla yargılandı. Sanatçı, 1989-1991'de Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Halk şiirine gönülden bağlanan Mahzuni Şerif, yaşamı boyunca 453 plak, 58 kaset çıkardı. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgesel olan ozan, 2001 yılı başında Almanya'nın Köln şehrinde kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma alındı. Halk ozanı, aynı yılın mayıs ayında hastaneden taburcu edilse de bir yıl sonra 17 Mayıs 2002'de, 62 yaşındayken hayata veda etti. Aşık Mahzuni, vasiyeti üzerine Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınında Çilehane adı verilen yere defnedildi. "Gel Gizli Gizli", "Zincirli Vize", "Fadimem", "Dargın Mahkum", "Dom Dom Kurşunu", "Benim Neyim Var", "Barışak" ve "Son Acı (Orta Doğu)" adlı albümlere de imza atan sanatçı ayrıca türkülerinin yanı sıra serbest vezinde yazdığı şiirleri "Dolunaya Tül Düştü" adlı kitabında topladı. Sanatçının "Deli miyim Ben" şarkısı son zamanlarda sosyal medya platformlarında remix yapılarak yeniden dinlenmeye başlandı. Özellikle gençler tarafından TikTok ve Instagram'da popüler olan Mahzuni Şerif'in şarkısı birçok videonun arka planında da müzik olarak kullanıyor. ### 23. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali başladı Trabzon'da, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen 23. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali başladı. Festivalde, Richard Nash'ın yazdığı, Aclan Büyüktürkoğlu'nun çevirip yönettiği "Yağmurcu" adlı oyun sahnelendi. Trabzon'da, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nce düzenlenen 23. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali başladı. Atapark Haluk Ongan Sahnesi'nde düzenlenen festivalin açılışında konuşan Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT) Müdürü Elvan Saliha Karahasan, TDT'nin sağlam ve saygın duruşuyla sadece dünya ülkeleriyle Trabzon arasında bir köprü vazifesi görmediğini, tiyatro bayrağıyla kültüre ve barışa da katkı sunduğunu söyledi. TÜRKİYE'DE METREKAREYE EN ÇOK SANATÇI DÜŞEN ŞEHİR Her yeni festivalin unutulmaz bir süreç yaşattığını ifade eden Karahasan; "İlk kez 1987 yılından itibaren hiç durmadan seyircisiyle buluşan müstesna kurumumuzun bu topraklara sanatı ve sanatçıyı anlatmaktan başka bir gayesi olmadı. Bugün bu coşkuyu yaşayabiliyorsak, uluslararası bir anlam taşıyan festivalimiz için heyecan duyabiliyorsak, hep birlikte başardık bunu. Bugün Türkiye'nin metrekareye en çok sanatçı ve en etkili devlet adamlarının düştüğü şehre, sanat meşalesi taşıyan bir kurumun müdürü olarak burada görev yapmaktan onur duyuyorum" diye konuştu. 26 MAYIS'A KADAR SÜRECEK Konuşmaların ardından festivalde Richard Nash'ın yazdığı, Aclan Büyüktürkoğlu'nun çevirip yönettiği "Yağmurcu" adlı oyun sahnelendi. 26 Mayıs'a kadar devam edecek festivalde, Devlet Tiyatrosu ile katılımcı ülkelerden Azerbaycan, Norveç, Kazakistan, Bulgaristan ve İtalya’nın 10 oyunu sanatseverlerle buluşacak. Oyunları izlemek isteyenler, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinden bilet satın alabilecek. ### 27. Bedia Muvahhid Ödülü sahiplerini buldu 37.’si düzenlenen Genç Günler’in son gününde verilen 27. Bedia Muvahhid Ödülü ’nde Fosforlu Cevriye oyunundaki "Fosforlu Cevriye" rolüyle Irmak Örnek, "Güllü" rolüyle de Yağmur Damcıoğlu Namak ödüle değer bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi’nin 37. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 27. Bedia Muvahhid Ödülü sahiplerini buldu. 27. Bedia Muvahhid Ödül Töreni, Uğurtan Atakan yönetiminde 12 Mayıs 2023 Cuma günü Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde gerçekleştirildi. Hümay Güldağ’ın sunduğu törene İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi Başkanı Selma Durak ve "Yaftalı Tabut" oyuncuları Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu katıldı. Ödül töreninde bir konuşma yapan İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, sözlerine "İstanbul Klasiklerle Buluşuyor" sezonunun başarısından bahsederek başladı: “İstanbul Şehir Tiyatroları olarak 'İstanbul Klasiklerle Buluşuyor' mottosuyla açtık sezonumuzu. Seyircinin teveccühünden de anlıyoruz ki çok iyi bir iş yapmışız. Bu ödül töreni, sezonu taçlandırmak gibi oldu bizim için. Bu sezon klasikleri İstanbul seyircisiyle, özellikle gençlerle buluşturmak istedik. 37.'sini düzenlediğimiz, İstanbul’un aralıksız devam eden tek gençlik festivalinde 27.'sini vereceğimiz Bedia Muvahhid Ödülü gecesinde bugün bir aradayız.” "BEDİA MUVAHHİD, TÜRKİYE’NİN SEMBOL SANATÇILARINDAN BİRİDİR" Bedia Muvahhid'in bir sanatçı olarak sembol olduğunu belirten İşsever, bu ödülün anlamından bahsederek konuşmasını sürdürdü: “Bedia Muvahhid bir Darülbedayi sanatçısıdır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadınının sahnede olmasını teşvik etmesi üzerine ve ustamız Muhsin Ertuğrul’un beğenisiyle sahneye çıkmış, sahnelere veda edene dek 200’ün üzerinde oyunda rol almıştır. Bedia Muvahhid, Türkiye’nin sembol sanatçılarından biridir. Muhsin Ertuğrul’un 1928 yılında yönetmenliğini yaptığı, Halide Edip Adıvar’ın 'Ateşten Gömlek' filmiyle ilk kez sinemada rol almıştır. Bedia Muvahhid gibi sembol bir isim adına ve sadece kadın sanatçılara verilen bu ödül, Şehir Tiyatroları ailesi için ve bizim için çok kıymetli bir ödüldür. Bu ödülü birlikte verdiğimiz Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi’ne, değerli başkanı Selma Durak ve aramızda olmayan 2. Başkan Nurten Bağcı hanımefendiye, kadına ve kadın sanatçılara değer verdikleri için huzurunuzda teşekkür etmeyi bir borç bilirim.” “GENÇ OYUNCULARIMIZLA GURUR DUYUYORUM” "İstanbul Klasiklerle Buluşuyor" sezonunun müzikal oyunlarından Fosforlu Cevriye, sezonun bütün oyunları gibi kapalı gişe oynadı. Seyircinin büyük beğenisiyle karşılaştı. Ayşegül İşsever, Fosforlu Cevriye’nin iki kadın oyuncusuna ve oyuna dair düşünceleriyle şunları dile getirdi: "Bu sezon Türkiye’nin öncü gazetecilerinden, dönemin üretken kadın yazarlarından Suat Derviş’in yazdığı bir kadın hikâyesi olan Fosforlu Cevriye, tiyatromuzun sembol kadın oyuncularından Gülriz Sururi’nin uyarladığı ve genç, yetenekli kadın yönetmenlerimizden Yelda Baskın’ın yönettiği bir oyunumuzdu. Bu oyunumuzda rol alan iki genç ve yetenekli kadın oyuncumuz Irmak Örnek ve Yağmur Damcıoğu Namak, Bedia Muvahhid Ödülü'nü alıyor. Her ikisi de tiyatromuzun genç yüzleri ve isminin aydınlığı üzerlerine düşen Bedia Muvahhid ustamız gibi uzun yıllar aynı disiplin ve aşkla sahnede olacaklar. Ustamızın izinde uzun bir sanat hayatı diliyorum bu iki genç oyuncuya. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bu yılın içinde kadınların hayatın her alanında söz sahibi olduğu, hayata ve insana değer ve anlam kattığı nice sanat dolu gecelerde buluşmak isteğindeyiz. Bu anlamlı ödül töreninde, Darülbedayi’nin geleneğinden gelen ilk ustamız Muhsin Ertuğrul’un koltuğuna layık olmak için gayret eden, 109 yıllık kurumumuzun üçüncü kadın genel sanat yönetmeni olarak genç sanatçı arkadaşlarımız Irmak Örnek ve Yağmur Damcıoğlu ile onur ve gurur duyuyorum." SUNA KESKİN: BABAM DARÜLBEDAYİ HAYRANIYDI 27. Bedia Muvahhid Ödül Töreni’nde tiyatromuzun bir başka usta oyuncusu Suna Keskin, seyircilerle anılarını paylaştı. Keskin; “Babam Darülbedayi hayranıydı. Elimden tutup, beni her zaman tiyatroya götürürdü. Günlerden bir gün Şehir Tiyatroları’nda oynanan bir oyuna gidiyoruz, Vasfi Bey ve Bedia Hanım oynuyor sahnede. 'Günün birinde bu sahnedeki Bedia Hanım gibi oyun oynayabilir miyim?' diye içimden hayaller kuruyorum. Herhalde Tanrı duamı duydu, yıllar yıllar sonra onun oynadığı 'Hisse-i Şayia' oyununu oynadım ve bu oyun bana iki ödül getirdi” diye konuştu. IRMAK ÖRNEK: BÖYLE BİR ROLLE ÖDÜL ALMAK BÜYÜK BİR ONURDUR Törende ödül alan sanatçılardan biri olan Irmak Örnek ise “Bu bir onurdur. Sadece ödül almak değil, böyle bir rolle ödül almak büyük bir onurdur. Kadın olmanın gittikçe değersizleştirildiği, kadın olarak itilip kakıldığımız, dövüldüğümüz, öldürüldüğümüz ülkemde, 1944 yılında kaleme alınan bir sokak fahişesinin hikâyesini bugün bu kadar güçlü bir reji ve dramaturjiyle İstanbul Şehir Tiyatroları Sahnesi’nde anlatabilmek gerçekten gurur verici.” ifadelerini kullandı. YAĞMUR DAMCIOĞLU NAMAK: BÖYLESİ MUTLULUK BU DÜNYADA OLAMAZ Törende ödül alan diğer kadın sanatçı Yağmur Damcıoğlu Namak da duygularını şöyle ifade etti: “Sözlerime Fosforlu Cevriye romanından bir alıntıyla başlamak isterim: 'Böylesi mutluluk bu dünyada olamaz. Ancak ahirette, gönüllerin her arzusunun yerine geldiği cennette olur.' Meslek hayatımdaki en önemli ödülü bana verip, tarifsiz bir mutluluk yaşatan Türk Kadınlar Birliği’ne ve ikinci evim olan Darülbedayi’ye minnettarım. Bedia Muvahhid’in önemini şair dizeleriyle tasvir etmek isterim. 'İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suların kıyılarında beklerdik.' Bedia Muvahhid geçmişten günümüze bir köprü, yolumuzu aydınlatan bir ışık aslında.” dedi. Tören, arp sanatçısı Fatmagül Ergün ve piyano sanatçısı İpek Keşkek’in yer aldığı müzik dinletisiyle sona erdi. ### Steve McCurry, "Afgan Kızı" fotoğrafını anlattı National Geographic dergisine 1985'te kapak olan "Afgan Kızı: Şarbat Gula" fotoğrafıyla dünya çapında tanınan fotoğraf sanatçısı Steve McCurry, 51 eserinin sergilendiği İstanbul Sinema Müzesi'nde düzenlenen etkinliğe video kaydı ile katıldı. McCurry, daha önce yayınlanmamış fotoğraflarıyla Ara Güler portresinin de yer aldığı serginin ziyaretçilerle buluşmasından onur ve mutluluk duyduğunu belirterek; "Türkiye'ye, özellikle de İstanbul'a gelmeyi dört gözle bekliyorum." dedi. Usta fotoğrafçı, Türkiye'nin kültürü, insanları, yemekleri ve sokaklarıyla sadece fotoğraf çekmek için değil, aynı zamanda seyahat etmek için de kendisinin favori şehirlerinden biri olduğunu söyledi. "STANLEY KUBRİCK ÖRNEK ALDIĞIM BİR YÖNETMEN" İstanbul Sinema Müzesi'ndeki bir önceki serginin Stanley Kubrick temalı olduğuna işaret eden sanatçı, şunları kaydetti: "Benim de kariyerim bir bakıma sinemada başladı. Genç bir öğrenciyken en büyük tutkum film çekmekti. Stanley Kubrick de bir fotoğrafçı olarak, örnek aldığım bir yönetmen. O da kariyerine Look dergisine amatör fotoğraflar çekerek başladı ve fotoğraf çalışmalarına baktığınızda nasıl başarılı bir yönetmen olacağını görebiliyorsunuz. Onun kadraj, kompozisyon ve ışığa verdiği önem her zaman incelediğim bir şeydi. Bütün filmlerinde ışık, görüntü ve kompozisyona ustaca bir bakışı var. Bence fotoğraf ile sinema arasındaki ilişki çok yakın. Tabii sinemada, durağan fotoğrafta olmayan müzik, diyalog ve ses var ama her zaman aynı dikdörtgene sahipsin, kadrajın köşeleri ve ışık ile çalışıyorsun. Bu yönleriyle ikisi birbirine çok benziyor." Fotoğraf çekerken hikayeyi tek bir kadrajda anlatmaya çalıştığını vurgulayan Steve McCurry, "Her şeyi tek bir kompozisyonda bir araya getirmeye çalışmak zor bir iş ama benim için mutluluk verici bir şey ve bir çeşit meydan okuma. Gerçekten keyif alıyorum." değerlendirmesinde bulundu. Steve McCurry, "Afgan Kızı" fotoğrafının hikayesinin, talihsizliğin üstesinden gelmekle ilgili olduğunu belirterek, "Hayat zorluklarla dolu. Bu zorluklarla başa çıkmak, bunların üstesinden gelmek, bu sırada sakinliğinizi korumaya çalışmak çok önemli." ifadelerini kullandı. Fotoğrafa konu olan kadının göçmen ve evlat edinilmiş biri olduğunu anımsatan sanatçı, "Dünyanın her yerinde kötü koşullarda olan insanlar var. Bence o bakışıyla Şarbat Gula hayatın zorluğuna, kötü bir çocukluk geçirmiş olmasına rağmen yaşamaya devam edeceğini, ileriye bakacağını, hayatta kalıp daha iyi bir yaşama sahip olacağını ve pozitif olacağını anlatıyor. Bence o fotoğrafta bu mesajı içeren bir çeşit enerji var, benim gördüğüm bu." şeklinde konuştu. "GEÇMİŞTEKİ FOTOĞRAFLARIM HAKKINDA FAZLA DÜŞÜNMÜYORUM" Başarılı fotoğrafçı, her zaman elinden gelenin en iyisi yapmak istediğini ve bunun için yüksek standartlarda çalıştığını vurgulayarak, "Geçmişte çektiğim fotoğraflarım hakkında çok fazla düşünmüyorum. Ben sadece elimden gelenin en iyisini yapmaya ve hayatımı üretici enerjiyle doldurmaya çalışıyorum. Sadece etrafta dolaşıp, hayatta olmanın tadını çıkarmaya ve hikayeler anlatmaya çalışıyorum. Bence en büyük beklentimiz de bu olmalı. Eğer fotoğraflarınız bakan kişiyle bir bağ kurabiliyorsa bu zaten harika bir şey." dedi. Sadece kendi istediği şeylerin fotoğrafını çekmeyi önemsediğini aktaran ünlü fotoğraf sanatçısı, şunları dile getirdi: "Sanatçı genelde fotoğraf ve resimde anlamın olmadığı yere bir anlam veriyor. Bir resim görüyorsun ve harika bir şey hayal ediyorsun fakat gerçek tam tersi de olabilir. Gerçekte hiçbir hikaye bile olmayabilir. Belki sadece kompozisyon, ışık ve bir çeşit şekilden ibarettir. Bazen kendi hikayeni yazmak daha iyidir. Bu nedenle dolaşmayı, keşfetmeyi ve neyin nasıl olması gerektiğini söyleyen editörlerin olmamasını seviyorum. Bir takım sıkıcı işlerle ilgili yardım etmeye çalışan bir editörden bağımsız olarak tamamen kendi istediğin gibi fotoğraflar çekmelisin. Teslim tarihini ya da editörü hatta orada bir hikaye olup olmadığını bile önemsemeden fotoğraf çekmelisin. Belki o an yapmak istediğin sadece bir kaldırımın fotoğrafını çekmektir. Benim bir hayatım var. Ben dolaşacağım, keşfetmek istiyorum. Bu benim için burnumun dikine gidip hayata, çevreye kendi tarzımla bakmakla ilgili bir şey, bir derginin veya gazetenin tarzıyla değil. Benim çalışma tarzım bu. Yayıncı veya editör için çalışıyoruz ama onlar senin favori karenin hangisi olduğunu veya hangi hikayeyi anlatmak istediğini umursamıyor. Çünkü onların bir gazetesi ya da dergisi var ve öne çıkarmak istedikleri bir ajandaları var. Tamam onlardan para alıyorsun ve fotoğraf çekiyorsun ama böylece istediğin fotoğrafı seçme hakkından vazgeçiyorsun. Genellikle kendi fotoğraflarımı üretmek için harcama yapıyorum, yani dergi ya da gazete benim masraflarımı ödemiyor. Bunu kendim yapıyorum ve kendi işimin patronuyum. Ne zaman nereye gideceğime, ne çekeceğime ben karar veriyorum." Steve McCurry, sergideki fotoğrafların sadece bazı özel anlardan ibaret ve günlüğünden sayfalar gibi olduğunu dile getirerek, "Gerçekten kalbime dokunmuş olan kişiler, mekanlar ve olaylar, hayat hakkında bir şeyler ifade ettiğini hissettiğim şeyler. Dünyanın neresi olursa olsun hepimiz temelde aynı ırktanız, o da insanlık." ifadesini kullandı. Ziyaretçilerin sergiyi beğeneceklerini umduğunu sözlerine ekleyen McCurry, "Anladığım bir şey var; Afrika'da küçük bir kabilede yaşıyor olabilirsin veya İstanbul, Londra, Paris, New York, Singapur'da. Nerede yaşadığın önemli değil. İnsan her yerde insan. Tabii dilleri, inanışları, gelenekleri farklı olabilir ama özünde insan aynı." diye konuştu. SÖYLEŞİDE FOTOĞRAF, SANAT VE GAZETECİLİK ELE ALINDI İstanbul Sinema Müzesi Genel Müdürü Ceyhun Tuzcu'nun da konuşma yaptığı etkinlikte, Orhan Cem Çetin'in yönettiği, Laleper Aytek ve Ercan Arslan'ın konuk olduğu bir "söyleşi de gerçekleştirildi. Fotoğraf, sanat ve gazeteciliğin ele alındığı söyleşide, McCurry'nin son 30 yılda dünyanın farklı birçok bölgesinde çektiği, çok bilinen ve hatırlanan fotoğraflarıyla fotoğrafa bakışı da konuşuldu. Sanatçının 2011'de İstanbul'da çektiği fotoğrafların yanı sıra daha önce yayınlanmamış ve Ara Güler'in içinde bulunduğu 6 kare de sergide yer alıyor. Çok sayıda ödüle layık görülen ve uluslararası platformlarda yayımlanmış 13 kitabı bulunan Steve McCurry'nin eserlerinin görülebileceği sergi, 31 Temmuz'a kadar devam edecek. ### “Umut ve Güven” sergisi Taksim Sanat’ta açıldı İyilik İçin Sanat Derneği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ iş birliğiyle düzenlenen “Umut ve Güven” Sergisi, Taksim Sanat’ta kapılarını açtı. Ulusal ve uluslararası alanda başarılar elde etmiş toplam 18 sanatçının eserlerinin sergilendiği “Umut ve Güven” Sergisi’nin gelirleri, İyilik İçin Sanat Derneği’nin Hatay’da yürüttüğü “Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar” projesine bağışlanacak. Sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği, Hatay’da başlattığı “Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar” projesine destek amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki Kültür AŞ iş birliğiyle Taksim Sanat’ta “Umut ve Güven” Sergisi düzenliyor. Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğünde 18 sanatçının eserlerinin sergilendiği “Umut ve Güven” Sergisi, 11 Mayıs tarihinde gerçekleştirilen ön gösterim ile sanatseverlerle buluştu. Serginin açılış davetine İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas ve İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt’un yanı sıra iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok isim katıldı.  “UMUT VE GÜVEN SERGİSİ, SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜN BİR SİMGESİ” Sergiye ilişkin değerlendirmede bulunan İBB Kültür AŞ Genel Müdürü Murat Abbas, ‘’Şehrin merkezinde yer alan Taksim Sanat, kamusal bir kültür sanat durağı olarak sanatseverlere hizmet veriyor. 2022 yılından bu yana, yeni vizyonumuzla gerçekleştirdiğimiz sergilerde sanatçısından sanatseverine her kesime erişilebilir hizmet vermek önceliğimiz oldu. Yaklaşık 3 ay önce yaşadığımız ve hepimizi derinden sarsan deprem felaketi, bizlere bir arada, dayanışma içerisinde olmanın önemini bir kez daha gösterdi. Bugün açılışını yapmaktan gurur duyduğumuz Umut ve Güven Sergisi, sanatın birleştirici gücünün bir simgesi. İyilik İçin Sanat Derneği’yle iş birliği içerisinde Prof. Dr. Marcus Graf küratörlüğünde, 18 değerli sanatçının katkılarıyla hazırlanan sergi, gelirinin afetzedeler yararına harcanacak olmasıyla bambaşka bir öneme sahip. Bu vesileyle, serginin her aşamasında desteğini sürdüren Sayın Graf’a, İyilik İçin Sanat Derneği'ne, çok değerli sanatçılarımıza ve emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.’’ dedi.  “TÜM SANATSEVERLERİ SERGİMİZE BEKLİYORUZ” Sergi açılışında konuşan İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, “Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücüne olan inancımız ile projelerimize hız kesmeden devam ediyoruz. Felaketin yaşandığı ilk günden itibaren İyilik İçin Sanat Derneği olarak elimizden gelen tüm desteği bölge halkına ulaştırmaya gayret ettik. Açılışını gerçekleştirdiğimiz "Umut ve Güven" sergisi bizler için çok büyük önem taşıyor. Sergiden elde edilecek gelir ile deprem bölgeleri için oluşturduğumuz “Kadın ve Çocuk Dostu Alanlar” projemize katkı sağlanacak.  Bu gibi sanat etkinlikleri ile hem depremzedeleri unutmuyoruz hem de onlara katkı sunmaya devam etmeyi amaçlıyoruz. Bu sebeple tüm sanatseverleri ve koleksiyonerleri sergimize bekliyoruz. Taleplerimizi geri çevirmeyerek sergimizde yer alan değerli sanatçılarımıza ve iş birliği ile desteklerini esirgemeyen İBB Kültür AŞ’ye teşekkür ediyorum.” dedi. Serginin küratörü Prof. Dr. Marcus Graf ise şunları dile getirdi: “6 Şubat 2023'te meydana gelen deprem, ölçülmesi mümkün olmayan bir acı ve drama yol açtı; milyonlarca insan büyük boyutlarda bireysel ve toplu travmadan muzdarip oldu. Bu bağlamda, Umut ve Güven Sergisi, şu anda Hatay’da çadır kentte yaşayan depremzedelere maddi destek sağlamak amacıyla İyilik İçin Sanat Derneği’nin İBB Kültür AŞ ile iş birliği içinde başlattığı bu olumlu kolektif ruhun bir parçası olarak kendini konumlandırıyor. Sergiye katılmayı kabul eden 18 çağdaş sanatçının eserlerinin satışından elde edilen ekonomik katkı, toplumun yeniden inşasına destek olmak için kullanılacak. Bu anlamda bugün burada açılışını gerçekleştirdiğimiz Umut ve Güven Sergisi, mutsuzluktan, sefaletten ve felaketlerden çıkış yolu bulmaya yönelik zorlu arayışımızda, sanatın iyileştirici gücünün yanı sıra, karanlıkta bir ışık işlevi görerek umudun keşfedilebileceği ve güvenin inşa edilebileceği vurguluyor.” Ahmet Oran, Alea Pınar Du Pre, Ayla Turan, Azade Köker, Bedri Baykam, Burcu Perçin, Devrim Erbil, Ebru Uygun, Ekrem Yalçındağ, Emre Namyeter, Gülveli Kaya, Haluk Akakçe, Horasan, Mehmet Güleryüz, Murat Germen, Seydi Murat Koç, Süleyman Saim Tekcan ve Yiğit Yazıcı gibi birbirinden değerli sanatçıların katılımıyla gerçekleşen sergideki eserler, İyilik İçin Sanat Derneği’nin web sitesi iyilikicinsanat.org üzerinden satışa sunuldu. Umut ve Güven Sergisi, 2 Temmuz 2023 Pazar günü akşamına kadar Taksim Sanat’ta gezilebilecek. ### Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı 20. yılını kutluyor Bundan 20 yıl önce kurulan ve ülkemize önemli hizmetlerde bulunan Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı ’nın 13. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Balmumcu Beşiktaş adresinde bulunan vakfın genel merkezinde yapılan genel kurulun divan başkanlığını aynı zamanda vakfın kurucusu da olan Faruk Pekin yaptı. GELECEK DÖNEM PROJELERİ TARTIŞILDI Genel Kurul toplantısı sırasında vakfa yeni katılan mütevelli heyeti üyeleri ile birlikte gelecek dönemde planlanan projeler tartışıldı. Yeni oluşturulan yönetim kurulu için görev dağılımı yapıldı. Bu yıl 20. yaş gününü kutlamakta olan Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı ile ilgili projeleri, seminerleri, Pazartesi Konferansları ve Vakfa dair güncel haberleri www.kulturbilinci.org adresinden öğrenilebilir. KÜLTÜR BİLİNCİNİ GELİŞTİRME VAKFI HAKKINDA Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı, Mart 2003 yılında ortak paydaları kültür bilincinin geliştirilmesi olan, başta akademisyen, işadamı, sanatçı, arkeolog, mimar ve sanat tarihçisi olmak üzere farklı meslek gruplarından 148 kişi tarafından kuruldu. Vakfın amacı, yaşadığımız coğrafyadaki kültür çeşitliliğini ortak insanlık mirası olarak algılamak, benimsemek, sahiplenmek, paylaşmak ve bunların gelecek kuşaklara doğru ve sağlıklı biçimde aktarılması için çalışmalar gerçekleştirerek, toplumsal duyarlılık oluşturmak ve kültür bilincini geliştirmektir. ### İzmir Kültür Sanat Fabrikası ziyaretçilerini bekliyor Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen restorasyon çalışmalarının ardından İzmir Kültür Sanat Fabrikası olarak kapılarını açan 140 yıllık Alsancak Tekel Fabrikası, meraklılarını tarihi ve sanatsal bir yolculuğa çıkarıyor. İzmir Alsancak'ta 19. yüzyılın ikinci yarısında ticaret hacmindeki hızlı büyümeyle birlikte açılan ve 2004 yılına kadar Tekel'in bir işletmesi olarak üretim faaliyetlerine devam eden İzmir Kültür Sanat Fabrikası, yeni bir vizyonla işlevini sürdürüyor. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile İzmir Rölöve Anıtlar Müdürlüğü koordinasyonunda 2022 yılında başlatılan restorasyon ve renovasyon çalışmaları sonucu 29 Nisan 2023'te hizmete açılan İzmir Kültür Sanat Fabrikası, her yaş grubundan misafirini ağırlıyor. Yeni nesil kültür sanat merkezine dönüşen alanda Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Atatürk İhtisas Kütüphanesi, Alsancak Halk Kütüphanesi, Türk Dünyası Müzik İhtisas Kütüphanesi, sanat ve eğitim atölyeleri, açık hava sineması ile sergi alanları yer alıyor. Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde yaklaşık 6 bin, İzmir Resim ve Heykel Müzesi'nde ise 400 civarı eser ziyaretçilerle buluşuyor. Türk Dünyası Müzik İhtisas Kütüphanesi'nde yaklaşık 100 bin, Alsancak Halk Kütüphanesi'nde 40 bin, Atatürk İhtisas Kütüphanesi'nde ise 10 bin kitap araştırmacıların hizmetine sunuluyor. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın ilgi çekici bölümleri, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi girişindeki yaklaşık 2 bin 300 yıllık Belevi Anıt Mezarı bölümleri ve replikası ile başlıyor. EN BÜYÜK BİNA ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ İzmir Kültür Sanat Fabrikası Müdürü Şirin Ertem, yaklaşık 140 yıllık tarihiyle endüstriyel miras olan Alsancak Tekel Fabrikası'nın İzmirlinin belleğinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın kentin kolay ulaşılabilir bir noktasında olduğunu aktaran Ertem; "Fabrikamızda bileşenlerimiz çok. Hepsi birbirinden kıymetli birimler hizmet veriyor. İzmir Resim Heykel Müzesi fabrikanın ikinci ana büyük binasını kapsıyor. Müzede 4 ana galeri, 2 geçici sergi salonumuz yer alıyor. Tanzimat Dönemi'nden günümüz çağdaş sanatına kadar pek çok sanatçının seçkin eserleri sanatseverlerle buluşuyor." dedi. "CAZİBE MERKEZİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA" Şirin Ertem, sergilenen eserlerin müzelerin teşhir alanlarında ya da depolarındaki parçalar olduğunu ifade ederek; "Her yaştan ziyaretçilerimizi kültür ve sanatla buluşturmayı hedefliyoruz. Fabrikamız 20 bin metrekare kapalı alan ve 9 bin 200 metrekare açık peyzaj ve rekreasyon alanlarına sahip. Fabrikamız kentin yeni cazibe merkezi haline dönüşmüş durumda." diye konuştu. İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın restorasyon tekniklerinden altyapı sistemlerine, yerel kültürel yaşamı destekleyen yapısından gelecek nesillere taşıdığı kültürel mirasa her yönüyle sürdürülebilirlik prensiplerine tam uyumlu olduğunu belirten Ertem, yapının sürdürülebilirlik denetim süreçlerini tamamlayarak "Biosphere" sertifikası almaya hak kazandığını da dile getirdi.​​​​​​​ Müzede sergilenen eserlerin tamamının İzmir ve çevresi buluntularından oluştuğu bilgisini veren Şirin Ertem, yapının ikinci büyük binasının ise İzmir Resim ve Heykel Müzesi olarak işlevlendirildiğini aktardı. Ertem, İzmir Kültür Sanat Fabrikası'nın Ege'nin en büyük Atatürk İhtisas Kütüphanesi'ne ev sahipliği yapması açısından da ayrı bir öneme sahip olduğuna işaret ederek; fabrikada çocuk, genç ve yetişkinler için özel çalışma ve etkinlik alanları ile bir de sanat sokağı bulunduğunu kaydetti. ### İstanbul’un sanatsever otelleri, İstanbul Sanat Dergisi'nde! İstanbul’da kültür sanat dünyasının nabzını tutan İstanbul Sanat Dergisi, yeni sayısıyla raflarda yerini aldı. Kapak dosyasına İstanbul’un en köklü otellerindeki sanatsal faaliyetleri taşıyan dergi, çok sayıda özel röportaj ve haberlere de yer verdi. "Otelinize bir sanatçının gözünden bakın" başlığıyla yayımlanan özel dosya haberinde; Büyük Londra Oteli, Pera Palace, Çırağan Palace Kempinski, Raffles İstanbul, St. Regis İstanbul ve Point Hotel gibi İstanbul’un tarihi otellerine dair bir yolculuğa çıkıldı. Kendileri de adeta bir sanat eseri olan bu yapılardaki sanatsal detaylar, görsel bir şölenle gözler önüne serildi. İstanbul’dan en yeni kültür sanat haberleri ve güncel sergilerin de bulunduğu dergide özellikle tarihi Botter Apartmanı’nın açılış hikayesi, en dikkat çeken haberlerden oldu. Dergide ayrıca Akbank Sanat’tan Pera Müzesi’ne, Arter’den Müze Gazhane’ye kadar çok sayıda mekanın güncel sergileri de detaylarıyla yer aldı. EDİZ HUN'UN KAKTÜS KOLEKSİYONU İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısının özel konuklarından biri, duayen oyuncu Ediz Hun oldu. Aktörlüğünün yanında bir koleksiyoner ve bilim insanı da olan Ediz Hun, dergiye kaktüs koleksiyonunu anlatarak şu mesajı verdi: “Bilim, sanat ve sevgi ile dünyayı yeniden inşa edebiliriz.” Farklı disiplinlerde sanatsal isimlere yer veren derginin mimari alandaki konuğu Mimar İlker Kocahan ise "Mimari; şehir ve insandan ayrı düşünülemez.” diyerek kent kültürüne dikkat çekerken, Ressam Mustafa Gönen de “Modern resim sanatı montajdır.” değerlendirmesinde bulundu. BİRBİRİNDEN DEĞERLİ İSİMLERLE ÖZEL RÖPORTAJLAR Sanatın kente açılan kapılarından Dada Kuzguncuk yaratıcıları, hem Üsküdar’ı hem de yeniden hayata kazandırdıkları binlerce objeyi dergi okuyucuları için paylaştılar. Sanatçı Ecem Dilan Köse, dijital sanata dair önemli bilgiler aktarırken; derginin dikkat çeken röportajlarından bir diğeri olan Su Altı Fotoğrafçısı Saygun Dura, doğa ve sanat arasındaki ilişkiye değinerek “Sanat, doğayı korumamızı kolaylaştırır.” ifadesini kullandı. Derginin diğer konukları arasında; Tiyatrocu Dilek Türker, Sahaf Emin Nedret İşli, Heykeltıraş Damla Güdemez ve Mikro Art Sanatçısı Murat Uçar gibi isimler yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi, "Sanat Günlüğü" sayfalarıyla en yeni film, albüm ve kitapları da okuyucuların beğenisine sundu. İstanbul Sanat Dergisi ve diğer yayınlarımızı www.kiletisimyayinlari.com internet sitesi üzerinden adresinize sipariş verebiliriniz. ### SMA hastası çocuklar için bir hayat da sen ver SMA hastası çocukları desteklemek amacıyla 46 sanatçının eserlerinden oluşan ‘Bir Hayat da Sen Ver’ karma resim sergisi Küçükçekmece Cennet Kültür Sanat Merkezi’nde açıldı. 9 Mayıs 2023, İstanbul, Spinal Musküler Atrofi olarak adlandırılan SMA hastası çocuklara yönelik destek kampanyalarından biri de sanatçılardan geldi. 46 ressamın eserleri ile katkı sunduğu ‘Bir Hayat da Sen Ver’ karma resim sergisi İstanbul Küçükçekmece Belediyesi Cennet Kültür Sanat Merkezi’nde açıldı. Çok sayıda sanatseverin ilgi gösterdiği sergi 15 Mayıs 2023’e kadar ziyaret edilebilecek. "BİR RESME BAKTIĞINIZDA RESSAMIN DUYGULARINA YAKLAŞIRSINIZ" Sergi açılışında konuşan ve ünlü ressam Shoeib Ahmadi, insanın sosyal ve duygusal bir varlık olduğunu belirterek, sanatçıların duygu ve düşüncelerini ifade etmek için farklı yollar aradıklarını ve eserleriyle toplumla irtibat kurmaya çalıştığını ifade etti. Ahmadi ‘’Resimdeki çizgiler harflerin yerini almaktadır. En eski sanat dallarından olan resim aynı zamana insanın ortak dilidir. Hangi dilde konuşursanız konuşun hangi ülkenin vatandaşı olursanız olun, bir resme baktığınızda o ressamın duygularına yaklaşırsınız. Biz sanatçılar olarak bu sergi ile SMA hastası çocuklara resimlerimizle destek olmaya çalıştık. Umarım az da olsa bunu başarabildik.’’ dedi. Karma resim sergisinin küratörlüğünü yapan Yurdanur Gözcü ise yaptığı konuşmada ülkemizde tedavisi olmayan SMA hastalığı için ailelerinin büyük mücadele verdiğini belirterek ‘’ Bu hastalık çok yüksek ücretlerle Avrupa’da tedavi edilebiliyor. Ancak milyon dolarlar gereken bu tedavi için hiçbir ailenin gücü yetmiyor. Bu nedenle sosyal medya üzerinde kampanyalar yürütüp ve sokak başarılarında stantlar kurup bağış toplayan ailelerin fazlasıyla olduğunu hepimiz biliyoruz . Buradan dünyanın en saf en temiz en masum varlıkları çocuklara ve onların annelerinin çığlıklarına derman olabilirsek, ne mutlu bize.Bu serginin gelirlerini SMA hastası Uras bebeğe verilecektir. Sergimize katkı sunan tüm sanatçı dostlarımıza şükranlarımı sunarım. ‘’ dedi ### Ressam Sofraları'nın konuğu bu kez Damien Hirst oldu Moda Deniz Kulübü’nün gastro-kültürel etkinlikleri kapsamında büyük ilgi gören Hülya Botasun ile Ressam Sofraları'nda sezonun son programına konuk edilen sanatçı Damien Hirst oldu. Sanatçı, 1965 İngiltere doğumlu olmasına rağmen, 90’lı yıllardan itibaren sanat piyasasının yadsınamaz derecede büyük isimlerinden biri olmayı başarmış. Sanatı kadar bu başarıyı nasıl yakaladığı, sevmeyenlerinin sevenlerinden daha fazla olduğu, oldukça sıradışı kabul edilen Damien Hirst 'ün hayatı, eserleri ve dünyaya bakışı, konuklar tarafından büyük ilgi ve şaşkınlıkla izlendi. QUICE, KÖRİ SOSLU ÖRDEK, ANANASLI TARTE TATİN... Sanatçının sıklıkla tercih ettiği menüsünü belirleyen Hülya Botasun'un Moda Deniz Kulübü Executive Chef'i Feyyaz Usta’ya aktarmasıyla ortaya çıkan lezzetler, konukların beğenisiyle karşılandı. Eski Cheddar ve körpe sebzeli Quice ile başlayan gecede, kuşkonmaz ve kestane mantarı eşliğindeki köri soslu ördek için tüm konuklar, "Harika!" yorumunda bulundular. Tatlı olarak servis edilen, mango dondurmanın eşlik ettiği ananaslı Tarte Tatin ise geceye adeta damgasını vurdu. Kavaklıdere’nin şarap sponsoru olduğu geceye eşlik eden markalar, sırasıyla "Egeo Fume Blanc 2021", "Pendore Öküzgözü 2020" ve "Altın Köpük 2021" oldu. Ünlü şarap gustosu Mehmet Yalçın, şarapların üretim aşamaları ve değerleri ile ilgili konukları bilgilendiren bir konuşma yaptı. Ümit Kıncal, Şeyda İnsel, Alev Bekar, Didem Köylü ve Sevil Bebek… Necdet Ak, Fatih Vatansever, Ayça Ak, Ayşe Vatansever ve Ferda Ak... Canan Toprakkaya, Ayhan Alpakın, Aytaç Kanan, Deniz Taşpınar, Teoman Taşpınar, Tanfer Kanan, Hülya Botasun ve Mehmet Yalçın... Moda Deniz Kulübü Başkanı Teoman Taşpınar, gecenin sonunda servis ve mutfak ekibini salona çağırarak, konuklar adına teşekkürlerini iletti. ### Ünlü iç mimar Leyla Uluhanlı, yeni koleksiyoner kitabını tanıttı Dünyaca ünlü iç mimar ve "Mosques: Splendors of Islam" kitabının yazarı Leyla Uluhanlı 'nın, Artkolik kurucusu Nazlı Keçili moderatörlüğünde Artkolik’te gerçekleşen "Synagogues: Marvels of Judaism" kitap lansmanı ve özel sohbeti, büyük bir ilgiylle karşılandı. Sinagoglar, en gizemli ve gösterişli halleriyle Uluhanlı'nın kitabında form buldu. Doğu ve İslam çalışmaları üzerine aldığı eğitimin ardından mimarlık eğitimini tamamlayan, Bakü doğumlu iç mimar Leyla Uluhanlı, tüm İslam dünyasının ihtişamlı simge camilerini okuyucularına sunan özel bir koleksiyoner kitabının ardından Musevi dünyasının ihtişamlı simgesi sinagogların yer aldığı yeni bir kitaba daha imza attı. Serinin ilk kitabı "Mosques: Splendors of Islam" ile büyük yankı uyandıran ödüllü iç mimar, şimdi de "Synagogues: Marvels of Judaism" kitabı ile Museviliğin mimari yapılarını okuyucularına sunuyor. Sinagog mimarisi ve tasarımı üzerine bugüne kadarki en önemli cilt, yeni sipariş edilen ve arşivden alınan fotoğraflardan oluşan çarpıcı bir diziyle hayata geçiriliyor. Dünyanın en önemli yayınevlerinden biri olarak gösterilen Rizzoli New York tarafından yayımlanan "Synagogues: Marvels of Judaism" kitabı, ilki "Mosques: Splendors of Islam" olan kutsal mimarlık serinin devamı niteliğinde olup, aynı zamanda insanlara bir hoşgörü mesajı veriyor. Ödüllü iç mimar Leyla Uluhanlı, Musevi dini mimarisinin çeşitliliğini yansıtan bu kitabında, Dünya’nın dört bir yanından hem eski hem de modern Musevi kutsal alanlarının örneklerini bir araya getiriyor. Kutsal Topraklar'daki en önde gelen arkeolojik alanlarla başlayarak, dünyanın dört bir yanındaki en eski eserlerden en yenilikçi eserlere kadar Avrupa, Kuzey Afrika, Rusya, Kafkasya, İsrail ve Yeni Dünya'daki Musevi kutsal alanlarına uzanan, dünya mimarlık literatürünün en prestijli yayınları arasına çıkar çıkmaz giren kitap; Pensilvanya'daki Beth Sholom Sinagogu, Paris'teki Büyük Sinagog, New York'taki Emanu-El Tapınağı ve Dresden'deki Neue Sinagogu gibi şaheserlerin muhteşem ayrıntılarını sergiliyor. SİNAGOGLARIN ZENGİN VE KARMAŞIK YAPISI İLE TARİHİ İRDELENİYOR Kitap, tarihçi ve Rochester Üniversitesi'nde Yahudi Araştırmaları Profesörü olan Aaron W. Hughes tarafından Yahudi tarihi ve sinagogun gelişimi üzerine bir başlangıçla açılıyor. Hughes, sinagogların tarihini ve gümüş menoralardan ve dokumalardan oyma ahşap dolaplara ve sonsuz ışık fenerlerine kadar ayinle ilgili mobilyaları vurguluyor. Bunun yanı sıra önde gelen akademisyenler Lidia Chakovskaya, Steven Fine, Max Fineblum, Mohammad Gharipour, Samuel D. Gruber, Sergey R. Kravtsov, Michael Levin ve Edward van Voolen, bir dizi etkileyici makalede sinagogların zengin ve karmaşık yapısını ve genellikle trajik olan tarihini yansıtan çeşitli mimari tarzları keşfediyor. doğada ve daha derinlerde bulunan bir geometriyi hatırlatıyor Fotoğraf sanatının hikaye anlatma becerisi ve büyülü ışık oyunları ile güçlendirilen bu olağanüstü sinagoglar, doğada ve daha derinlerde bulunan bir geometriyi hatırlatıyor. Coğrafi olarak düzenlenen sinagogların her bölümü, yerel Musevi cemaati ve bölgesel sanat, kültür ve geleneklerin sinagog tasarımı üzerindeki etkisi hakkında bir makale ile açılıyor. Okuyucu, İsrail'den Asya'ya, Avrupa'ya ve Yeni Dünya'ya kadar dünyanın dört bir yanındaki sinagogların çarpıcı fotoğraflarıyla karşılanıyor. Bu görsel olarak çarpıcı özet, dünya çapında 60'tan fazla ikonik sinagogun mimari ve tarihsel gelişimini gösteriyor. Şu anda çalışmalarını hem iç mimar olarak hem de kendi mobilya parçalarının yaratıcısı olarak sürdüren Leyla Uluhanlı, kişiye özel tasarım hizmetiyle öne çıkan By Kepi markasına ait üç farklı konseptli özel koleksiyon tasarladı. Her biri koleksiyonun diğer parçalarıyla uyumlu, ancak kendi başına da benzersiz; "Ottoman", "Powdery" ve "Chino Koleksiyonu" olmak üzere toplamda 50 parçalık ürün yelpazesi, By Kepi işçiliğiyle tanımlanıyor. Leyla Uluhanlı hakkında Bakü (Azerbaycan)’da doğan ve büyüyen Leyla Uluhanlı, ilk eğitim derecesini Doğu ve İslam çalışmaları üzerine yaparak aldı. 2000’li yılların başında iç mimarlık eğitimini tamamladı ve 2005 yılında resmi olarak Leyle Uluhanlı Interiors şirketini kurarak; Moskova, Taşkent, Saint-Petersburg, Bakü, Dubai, Londra, New York vb. dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki en prestijli konutlarda iç tasarıma önemli katkılarda bulundu. Uluhanlı'nın profesyonel hayatı onu Doğu köklerinden uzaklaştırırken; dramatik kültürü, mimarisi ve dekorundan hiç ayrılmadı. ### 37. Genç Günler “Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü Öğrenci İşleri Sergisi” ziyaretçilerini bekliyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın düzenlediği 37. Genç Günler kapsamında, MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü’nün hazırladığı bir sergi Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi fuayesinde izleyici ile buluşuyor. Bölümün eğitim öğretim programında özellikle son bir yılda üretilen işlerden oluşan sergileme, birinci yıl öğrencilerinden yüksek lisans düzeyindeki çalışmalara uzanan bir sıralamada dekor, kostüm ve kukla sanat dallarının uygulamalarını, çizim, maket, kostüm, aksesuar ve üç boyutlu örnekler eşliğinde sunuyor. Sergi, sahne tasarımı eğitimi çerçevesinde tiyatro, opera ve sinema projelerinde gelişen üretim sürecinin ve bu alanda akademik eğitim alan öğrencilerin bir metne nasıl bir metotla yaklaştıklarının görünür hale gelmesi ve tiyatro eğitimi alan farklı disiplinlerdeki öğrencilerin birbirlerinin yaklaşımlarını tanımaları açısından önem arz ediyor. Kukla alanında sergilenen işler ise ipli kukla, stop motion, muppet kukla ve karakter tasarımına yönelik 3d printer uygulamalar açısından ilgi çekiyor. Geleneksel hale gelen bu buluşmada bu yıl ilk kez yapılacak bir etkinlik de sergi konsepti dâhilinde bir öğrencinin belirli gün ve saatlerde bu mekânda eskiz sürecini canlı çizim yöntemiyle izleyiciye sunması şeklinde olacak. Sergi, 12 Mayıs tarihine kadar izleyici ile buluşmaya devam edecek. ### Yönetmen Zeki Demirkubuz'un "Hayat" sergisi Müze Gazhane'de sanatseverlerle buluştu Sanat yönetmenliğini Ebru Yılmaz'ın üstlendiği, yönetmen Zeki Demirkubuz'un ilk kişisel fotoğraf sergisi "Hayat", Müze Gazhane'de ziyarete açıldı. Yönetmen Zeki Demirkubuz'un ilk kişisel fotoğraf sergisi "Hayat", Müze Gazhane'de ziyarete açıldı. Serginin sanat yönetmenliğini Ebru Yılmaz üstlendi. Sanatseverler, Demirkubuz'un sergisine büyük ilgi gösterdi. ### Dünya opera sahnelerinin "La Diva Turca"sı: Leyla Gencer Milano, Roma, Venedik, Viyana, Paris, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio ve Chicago'da birçok kez başrolde sahne alan, dünyada "Türk Divası" (La Diva Turca) olarak tanınan Leyla Gencer, vefatının 15. yılında yad ediliyor. İstanbul Asıl adı Ayşe Leyla Çeyrekgil olan sanatçı, tüm dünyada opera sanatına katkıda bulunan ve gelmiş geçmiş en iyi beş kadın opera sanatçısı arasında gösteriliyor. Usta sanatçı Gencer, Safranbolu'nun Yörük köyünden Hasanzade İbrahim Çeyrekgil ile aslen Polonyalı Alexandra Angela Minakovska'nın çocuğu olarak, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de dünyaya geldi. Fransız bakıcısından dil öğrenerek Fransız klasiklerini okumaya başlayan sanatçı, çocukluğunda edebiyat, tiyatro, müzik, sanat ve kültürün her alanında geniş bilgiler edindi. Babasını genç yaşta kaybeden Gencer, 18 yaşındayken İbrahim Gencer ile evlendi. Evlendikten sonra da eğitimine devam eden sanatçı, kariyeri boyunca eşi tarafından desteklendi. Notre Dame de Sion'un ardından gittiği İstanbul İtalyan Lisesi'nden mezun olan Gencer, bir süre Beyazıt Kütüphanesi'nde çalıştı. REİNE GELENBEVİ, CEMAL REŞİT REY VE MUHİTTİN SADAK'TAN EĞİTİM ALDI Leyla Gencer, İstanbul Konservatuvarında şan eğitimi aldığı sırada Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey ve Muhittin Sadak'ın öğrencisi oldu. Konservatuvardaki ilk gününde La Scala'da sahneye çıkmayı kafasına koyan Gencer, 1946-1949'da İstanbul Şehir Korosunda solo sanatçısı olarak yer aldı. Ankara Devlet Konservatuvarına şan eğitimi vermek üzere davet edilen ünlü İtalyan sanatçı Arangi Lombardi'yi ziyaret ederek sesini dinleten Gencer, performansıyla sanatçıyı etkiledi. Lombardi, Gencer'in konservatuvarı bırakarak kendisiyle Ankara'ya gelmesini isteyince, sanatçı İstanbul Konservatuvarındaki eğitimini yarıda bıraktı. Gencer Ankara'da, İtalyan tenor Apollo Granforte, Adolfo Camozzo, Di Ferdinando, George Reinwald ve Domenico Trizzio'nun da öğrencisi oldu. Usta sanatçı, 1949'da operanın bağlı bulunduğu Devlet Tiyatrosu sınavlarına girdi. Sınavı kazanan Gencer, operanın solist kadrosunda yer olmadığından koro kadrosuna alındı. "İNSAN HİÇBİR ZAMAN KÖKLERİNİ İNKAR ETMEMELİ" Opera kariyerine 1950'de Ankara Devlet Tiyatrosunda Cavalleria Rusticana eserindeki "Santuzza" rolüyle adım atan sanatçı, İtalya'da da ilk kez bu rolle seyirci karşısına çıktı. Gencer, ilk sahne deneyimine ilişkin TRT'de 1990'da yayınlanan röportajında, "Ben sahneye ilk adımımı Ankara Devlet Operasında attım ve 'Cavalleria Rusticana' ile başladım. Sene 1950, 15 Ocak. 15 Ocak 1990'da Rossini seminerime başladım, İstanbul Devlet Tiyatrosunda. Bu benim için çok güzel bir olaydı. Aradan şöyle bir 40 sene geçmiş yani kolay değil." ifadelerini kullanmıştı. La Scala'ya ilk gittiğinde yaşadıklarını da aynı röportajda dile getiren sanatçı, şunları söylemişti: "Ben ilk kez İtalya'da Scala'ya gittiğim zaman, (Antonio) Ghiringhelli diye bir umum müdürü vardı. Harpten sonra uzun seneler kaldı. Beni ilk defa Scala'ya davet ettiği zaman, 'Siz büyük bir kariyer yapmak isterseniz bir İtalyan ismi alın.' dedi bana. 'Hayır. Ben kendi ismimle kariyer yapmak istiyorum.' dedim. 'Ama senin ismin bir Türk ismi. İtalyan ismi alırsan diğer Amerikalı arkadaşların gibi, daha çabuk isim yaparsın.' dedi. 'Zararı yok. Ben daha yavaş isim yaparım ama kendi Türk ismimle yapacağım.' dedim. Yani insan hiçbir zaman köklerini inkar etmemeli." ABD BAŞKANI EİSENHOWER İÇİN 1953'TE ÇANKAYA KÖŞKÜ'NDE SAHNE ALDI Birçok resmi devlet resepsiyonunda sahne alan Gencer, 1953'te ABD Başkanı Dwight Eisenhower için Çankaya Köşkü'nde verilen konserde, Henry Purcell'a ait "Didone" aryasını söyledi. Leyla Gencer, Fransız Parlamento Başkanı ve Dışişleri Bakanı için ise Faust operasının "Mücevherler" aryasını seslendirdi. Türkiye ile İtalya arasında 1953'te gerçekleştirilen kültür anlaşması kapsamında, Roma'da bir resital vermek üzere görevlendirilen Gencer'in yaşamı ve kariyeri, büyük başarı elde ettiği konserin ardından farklı bir yön kazandı. Konserdeki performansı dolayısıyla RAI Stüdyoları Genel Müdürü ve Müzik Yönetmeni Mairo Labroca, Gencer'i sesini dinletmesi için Napoli'deki San Carlo Operası'na gönderdi. Gencer, San Carlo Operası ile 1954'te Napoli'de gerçekleştirilen yaz festivalinde yeniden "Santuzza" rolünü oynadı. "Yevgeni Onegin" ve "Madam Butterfly"da başrol alan Gencer, "Madam Butterfly" operası için yıl içinde 23 kez sahne aldı. "Napolili Türk" olarak anılmaya başlayan usta sanatçı, "La Traviata"daki "Violetta" rolünü, Avrupa'nın çeşitli kentlerindeki operalarda canlandırdı, uluslararası festivallere katıldı ve piyano eşliğinde resitaller verdi. LA SCALA'DAKİ BAŞARISIYLA PRİMADONNA OLDU Leyla Gencer, 1956'da San Francisco'da rahatsızlanan Renata Tebaldi'nin yerine 1956'da "San Francesca de Rimini" operasında sahne aldı. San Francisco Operası ile 1957'de "La Traviata" eserinde "Violeta"yı seslendiren sanatçı, "Lucia di 74 Lammermoor" adlı eserde ise Maria Callas'ın yerine "Lucia" rolünü üstlendi. Konservatuvara girdiği ilk günden itibaren hayalini kurduğu, operanın merkezi sayılan Milano'daki La Scala'da 26 Ocak 1957'de sahneye çıkan sanatçı, Francis Poulenc'in "Les Dialogues de Carmelites" operasındaki başarısıyla primadonnalığa yükseldi. Gencer, Milano'da La Scala'da Verdi, Bellini, Donizetti, Mozart, Monteverdi, Tchaikovsky ve Puccini'nin de aralarında bulunduğu ünlü bestecilerin eserlerini başarıyla yorumladı. Londra Royal Albert Hall ve New York Carnagie Hall'de orkestra eşliğinde çok sayıda konser veren sanatçı ayrıca Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Rio de Janerio, Bilbao ve Chicago'da sahne aldı. Leyla Gencer, son kez 1985'te Venedik Fenice Tiyatrosu'nda opera seslendirdi, 1994'te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası'nı aldı. İTALYA'DA CARUSO ÖDÜLÜ ALDI Kariyeri boyunca 23 bestecinin 72 eserini repertuvarına alan sanatçı, konserlerini 1992'ye kadar sürdürdü. Sonraki yıllarda genç sanatçılar yetiştiren Gencer, Ankara ve İstanbul'da opera seminerleri verdi. Gencer, Türkiye'de opera sanatının tanınması ve gelişmesi için birçok çalışmaya imza attı, araştırmacı yönüyle Türk ve dünya operasına önemli katkılarda bulundu. Dönemi itibarıyla unutulmuş birçok opera eserini tozlu arşivleri tarayarak gün yüzüne çıkaran sanatçı, yorumladığı eserleri yeniden opera dünyasına kazandırdı. "Devlet Sanatçısı" unvanını 1988'de alan sanatçı, 2007'de İtalya'da Caruso Ödülü'ne layık görüldü. Opera dünyasına yeni yetenekler kazandırmayı amaçlayan "Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması" sanatçı adına ilk kez 1995'te düzenlenmeye başladı. Ayrıca 2004'te Türkiye'de Leyla Gencer adına gümüş hatıra parası basıldı. Birçok ülkeden ve kurumdan sayısız ödülle nişan alan Gencer'e, pek çok ülke vatandaşlık teklifinde bulundu. Tekliflerin tamamını geri çeviren sanatçı, "Ben, Anadolu çocuğuyum." diyerek, yaşamı boyunca Türk vatandaşlığını onurla taşıdı. Hakkında, Zeynep Oral'ın yazdığı "Tutkunun Romanı: Leyla Gencer" kitabının yanı sıra birçok yazı ve araştırma kaleme alınan Gencer, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle 10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde hayata veda etti. ### Arif Aşçı, "Dokunun" sergisiyle KTSM'de! Kale Grubu tarafından başlatılan "İyi Bak Dünyana" hareketi kapsamında dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağını her fırsatta vurgulayan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), yepyeni bir sergiyi daha hayata geçiriyor. Kale Grubu’nun uzun yıllardır sanat yolculuğuna eşlik ettiği Sanatçı Arif Aşçı 'nın "Dokunun" başlıklı kişisel resim sergisi, 26 Nisan tarihinde Art On Piyalepaşa'da kapılarını açıyor. Dünyamızın içinde bulunduğu sorunlar yumağından çıkış için yaratıcı endüstrilerin yol gösterici olabileceğine inanan ve bu doğrultuda sürdürülebilir yaşam odaklı projeleri hayata geçiren Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), sıra dışı bir sergiye daha öncülük ediyor. Art On’un mekan sahipliğini ve küratöryal danışmanlığını yaptığı ve KTSM’nin desteklediği sanatçı Arif Aşçı’nın "Dokunun" başlıklı kişisel resim sergisi, 26 Nisan-3 Haziran tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. Kale Grubu’nun 1999 yılında "İpek Yolu'nda Son Kervan" isimli eserini desteklediği ve günümüz fotoğraf sanatçılarının önemli temsilcilerinden olan Arif Aşçı, bu kez "Dokunun" başlıklı sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor. Yirmi beş yıl aradan sonra Kale Grubu ve Arif Aşçı’yı yeniden buluşturan bu sergi, sanatçının fotoğrafları ardından, sanatsal üretim tarihinde ilk kez, resimlerini bir araya getiriyor. Işığı, hafızayı ve mekanı farklı malzeme ve araçlar kanalıyla üretiyor Arif Aşçı’nın "Dokunun başlıklı" sergisi, sanatçının coğrafyayla, yaşamla, toprakla ve doğayla kurduğu ilişkiyi bu defa bambaşka bir dil yoluyla kurguluyor. Işığı, hafızayı ve mekanı farklı malzeme ve araçlar kanalıyla üreten Aşçı’nın bu sergisinde yer alan eserler; anılardan, geçmişten ve doğayla insan arasındaki dokunuş ihtimallerinden yola çıkarak bir araya geliyor. Yaklaşık 15 eserden oluşan sergi, Aşçı’nın aslında yaşama bakışının temelini oluşturan yaklaşımının dönüşümüne, farklı bir malzeme ve görsel dünya ile bu kavramlar üzerinden tanıklık ediyor. Sanatçının görsel ve dokunsal hafızasını resim üzerinden yeniden düşünme yolculuğunun izleyiciyle buluştuğu "Dokunun" başlıklı sergisi, 3 Haziran’a kadar Art On Piyalepaşa’da ziyaret edilebilecek. "İPEK YOLUNDA SON KERVAN" Yirmi beş yıl önce Kale Grubu ana sponsorluğunda "İpek Yolunda Son Kervan" yolculuğuna çıkan sanatçı Arif Aşçı; "Bu yolculuğa Kale Grubu ile başlamıştım. Bugün siyah resimlerden oluşan 'Dokunun' başlıklı sergimin açılması, ne mutlu bana ki yine Kale Grubu desteğiyle hayata geçiyor. Uzun yıllardır takip ettiğim tarihi İpek Yolu güzergahındaki eski çağ kervancılarının ruhlarını ve izlerini artık başka malzemelerle; boyayla toprağın, deniz kabuğunun, kömürün, bambunun ve daha onlarca nesnenin birleşmesinde izleyeceğim. Uzun zamandır üzerinde çalıştığım bu resim sergisinin ilk kez Kale Grubu ve Art On iş birliğiyle sanatseverlerle buluşacak olmasından dolayı çok mutluyum" diye konuştu. Arif Aşçı Hakkında 1958 yılında Adana’da doğan Arif Aşçı, 1982 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümünden mezun oldu. 1984-86 yıllarında aynı okulun özgün baskı atölyesinde asistan olarak çalışmaya başladı ancak dönemin askeri hükümetinin tüm ülke üzerinde estirdiği baskı rejiminden etkilenerek istifa etti. Arif Aşçı günde yalnızca 1 dolar harcayarak üç yıl boyunca Asya ülkelerinde yolculuk yaptı. İlk durak olan İran’da amatör bir gazeteci olarak İran-Irak savaşını fotoğrafladı. Ardından sırayla Pakistan, Hindistan, Sri Lanka, Nepal, Tibet, Çin, Tayvan, Kore, Japonya ve Moğolistan’a giderek yolculuk boyu çektiği fotoğrafları kendi yazdığı metinlerle birlikte gazete ve dergilerde yayınladı. Bu yolculuk sırasında Dalai Lama ile röportaj yapan ilk Türk gazeteci oldu. Bu yolculuktan yola çıkarak hazırladığı ‘Turkuaz’ adlı, 12 bölümden oluşan TV Belgeseliyle adını duyurdu. 1996 yılında ise asistanları Necat Nazaroğlu, Murat Özbey ve Amerikalı kameraman Paxton Winters ile 18 ay süren bir deve kervanı yolculuğu ile Çin’den Türkiye’ye kadar yürüyerek geldi. Kale Grubu’nun sponsorluğunda gerçekleşen bu ekspedisyonun kitabı: İpek Yolu’nda Son Kervan adıyla yayımlandı. Yolculukta Winters’ın çektiği belgesel, Türkiye yanı sıra pek çok ülkede gösterildi. Yolculuğun foto röportajları ise yaklaşık 50 uluslararası dergi ve gazetede yer aldı. Daha sonra siyah beyaz fotoğrafa yönelen Aşçı, fotoğraflarını kitaplar halinde yayımladı. Bu fotoğraflar, başta İstanbul Modern olmak üzere, Moskova, Brüksel, Seul, Paris, Roma ve Japonya’nın Higashikawa kentinde sergilendi. 2011 yılında fotoğraf çekmeyi bırakan Aşçı, Ayvalık’taki atölyesinde resim yapmaya başladı. Halen İstanbul ve Ayvalık’taki atölyelerinde resim yapmayı sürdürmekte. ### Yeşilçam'ın komedi ustası Zeki Alasya anılıyor Sanat hayatı boyunca 75 filmde rol alan, tiyatro oyunu ve dizilerin yanı sıra Metin Akpınar ile oynadığı komedi ağırlıklı filmlerle de hatırlanan oyuncu ve yönetmen Zeki Alasya, vefatının 8. yılında anılıyor. Kariyeri boyunca 56 yılda çok sayıda tiyatro, film ve dizide rol alan Yeşilçam'ın duayen oyuncularından Zeki Alasya'nın vefatının üzerinden 8 yıl geçti. Tam adı Zeki Şenol Alasya olan ve Osmanlı sadrazamlarından Kamil Paşa'nın yeğeni olarak da tanınan usta oyuncu, 18 Nisan 1943'te İstanbul Şehzadebaşı'nda doğdu. Aslen Kıbrıslı olan Alasya, Beyazıt İlkokulunun ardından ortaöğretimini Robert Kolejinde bitirdi. Alasya, babası Prof. Ahmet Reşat Alasya'yı henüz 15 yaşındayken kaybettikten sonra küçük yaşta rehberlik, marangozluk ve tabelacılık gibi işlerde çalışmaya başladı. Sanat hayatına 1959'da Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Tiyatrosu'nda amatör olarak başlayan Alasya, burada tanıştığı Metin Akpınar ile ayrılmaz ikili haline geldi. BAZI OYUNLARIN KOSTÜMLERİNİ KENDİSİ HAZIRLADI Tiyatro, turizm rehberliği ve dekoratörlük gibi pek çok işte çalışan oyuncu, yaz tatillerinde yaptığı terzi çıraklığıyla birinci sınıf erkek terzisi kadar iyi dikiş dikmeyi öğrenirken, kimi oyunların kostümlerini de kendisi hazırladı. Zeki Alasya, profesyonel oyunculuğa başladığı İstanbul'daki Arena Tiyatrosu'nda "Mister Nato" ve "Kargalar Okulu" gibi oyunlarda rol alırken, daha sonra girdiği Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda sahnelenen "Hababam Sınıfı" oyunu ile 1965'te adından söz ettirmeye başladı. Haldun Taner, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile 1967'de Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasında yer alan sanatçı, bu tiyatronun tüm oyunlarında oyuncu, yazar ve yönetmen olarak görev yaptı. Taner ve Gülhan'ın ilerleyen yıllarda Devekuşu Kabare Tiyatrosu'ndan ayrılması üzerine Zeki Alasya ve Metin Akpınar ikilisi, bu tiyatroda faaliyetlerini sürdürdü. SİNEMAYA "KARAOĞLAN GELİYOR" İLE ADIM ATTI Sinemaya ilk olarak 1972'deki "Karaoğlan Geliyor" filminde "Çalık" karakterini canlandırarak adım atan Alasya, aynı yıl "Sev Kardeşim" filmindeki rolünden sonra yapımcı ve yönetmen Ertem Eğilmez'in ısrarıyla sinema kariyerini sürdürdü. Usta oyuncu, bir yıl boyunca 7'den fazla filmde yer alarak Yeşilçam'a başarılı bir giriş yaparken, Metin Akpınar ile 1973'ten itibaren Türk sinemasında yeni bir beraberlik oluşturdu ve ikili rol aldıkları filmlerle sinemaseverlerin gönlünde önemli yer edindi. Alasya, 37 yıl boyunca, komedi ağırlıklı filmlerde de Akpınar ile beraber yer aldı. Metin Akpınar'la bir dönem yollarını ayırdıkları iddia edilse de ikili uzun süre "Hastane" dizisinde birlikte oynadı. 1977'DE YÖNETMENLİK YAPMAYA BAŞLADI Kartal Tibet, Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Münir Özkul, Kemal Sunal, Adile Naşit, Emel Sayın ve Halit Akçatepe gibi birçok ünlüyle rol arkadaşlığı yapan Alasya, canlandırdığı rollerde mağdur, savurgan ve mülayim kimlikleriyle ön plana çıktı. Film yönetmenliğine 1977'de başlayan Zeki Alasya "Aslan Bacanak", "Sivri Akıllılar", "Cafer'in Çilesi", "Petrol Kralları", "Doktor", "Köşe Kapmaca", "Vay Başımıza Gelenler" ve "Elveda Dostum" gibi filmlerin yönetmen koltuğunda oturdu. Yönettiği filmlerin çoğunda aynı zamanda oyuncu olarak da yer alan Alasya, 56 yıllık sanat hayatında 75 filmde rol aldı, 10 filmin senaryo yazarlığını ve 25 filmin ise yönetmenliğini yaptı. Alasya, 1998'de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Devlet Sanatçısı" unvanına layık görülürken 1999'da Akpınar ile yollarını ayırdığını açıkladı. İlerleyen yıllarda Metin Akpınar ile yeniden bir araya gelen Alasya, eski dostu ile son kez 2002 yapımı "Rus Gelin" filminde yer aldı. SON YILLARINDA DİZİLERE AĞIRLIK VERDİ Kariyerinin son dönemlerinde daha çok dizilerde görülen, oynadığı karakterlerle özdeşleştirilen Zeki Alasya, uzun yıllar canlandırdığı rollerle bir komedi ustası olarak anıldı. Usta sanatçının rol aldığı son film 2009 yapımı "Aşk Geliyorum Demez", son dizi ise 2014'te ekranlara gelen "Küçük Ağa" oldu. Sanatçı, 2010'da "Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü" ile 2011'de 30. İstanbul Film Festivali'nde "Yaşam Boyu Onur Ödülü"ne değer görüldü. Karaciğer rahatsızlığı sebebiyle 2 Nisan 2015'te hastaneye kaldırılan sanatçı, 8 Mayıs 2015'te tedavisi devam ederken hayatını kaybetti. "Tarkan Altın Madalyon" filminde ilk ve son kez kötü adam rolünde yer alan, heykel ve araba koleksiyonları bulunan, Metin Akpınar'ın "Benim yarımdı, canım gitti" dediği Alasya'nın cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Rol aldığı bazı oyunlar: "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" , "Vatan Kurtaran Şaban", "Astronot Niyazi", "Ha Bu Diyar", "Haneler", "Keşanlı Ali Destanı", "Aşk Olsun", "Deliler", "Geceler", "Yasaklar", "Beyoğlu Beyoğlu", "Reklamlar", "Dün Bugün". Rol aldığı bazı filmler: "Şaka Yapma", "Garibin Çilesi Ölünce Biter", "Vah Başımıza Gelenler", "Köşe Kapmaca", "Petrol Kralları", "Cafer'in Çilesi", "Sivri Akıllılar", "Aslan Bacanak", "Her Gönülde Bir Aslan Yatar", "Hasip ile Nasip", "Nereye Bakıyor Bu Adamlar?", "Beş Milyoncuk Borç Verir misin?", "Nereden Çıktı Bu Velet?", "Mavi Boncuk", "İmparator", "Mirasyediler", "Köyden İndim Şehre", "Şenlik Var", "Salak Milyoner", "Yalancı Yarim", "Kaynanam Kudurdu", "Hamsi Nuri", "Karaoğlan Geliyor Çalık", "Tarkan Altın Madalyon", "Tatlı Dillim", "Sev Kardeşim", "Emine". ### Londra Tasarım Bienali'nde Türkiye'yi "Açık Yapıt" projesi temsil edecek Dünyanın çeşitli ülkelerinden 40'tan fazla sanatçının ilham veren dünya lideri tasarımlarını sergileyeceği Londra Tasarım Bienali'nde Türkiye'den Melek Zeynep Bulut'un "Açık Yapıt" adlı çalışması izleyiciyle buluşacak. Londra Tasarım Bienali 2023'ün Türkiye Pavyonu'nda, sanatçı ve mimar Melek Zeynep Bulut tarafından tasarlanan "Açık Yapıt" projesi sergilenecek. Bu yıl 1-25 Haziran tarihlerinde Londra'daki Somerset House'da gerçekleştirilecek etkinliğin teması "Küresel oyun: İş birliklerini Yeniden Eşleme" olarak açıklandı. Her edisyonda yüzbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan bienalde Türkiye Pavyonu avluda yer alacak. Dünyanın çeşitli ülkelerinden 40'tan fazla sanatçının, küresel zorluklarla yüzleşen ve izleyicilere ilham veren dünya lideri tasarımlarını sergileyeceği fuarda Türkiye'yi Bulut'un "Açık Yapıt" çalışması temsil edecek. Akustik ve mimari danışmanlığını Celaleddin Çelik'in üstlendiği projede inşaat mühendisi Mehmet Selim Ökten ile Erdem Kazım Demirkıran, Emrah Bural ve Asude Nur Sancaktutan yer alıyor. Sanatçı Bulut, Londra'da sergilenecek eserlerini şöyle açıklıyor: "Açık Yapıt, performatif bir mekan, tiyatral bir geçişler sergilemesidir. 'Eşik, dönüşüm' metaforlarının etrafında şekillenir, insanlık tarihi boyunca güç, sınırları belirleme, toplumsal hiyerarşi temsili olan bu kavramların anlamları üzerinde tartışmayı temel alır. Tıpkı bir enstrüman gibi çalışan hareketli ve sesli yüzeylerin oluşturduğu soyut kapılar ve dolaşım planı ziyaretçinin de dahil oluşu ile bir değiş tokuş olur. Yerleştirme, bilinçli olarak anıtsal bir diziliş ve büyüklükle öne çıkarken ziyaretçilerin bu deneysel mekana temas etmesi ile bu dokunulmazlık, seslilik ve esneklikle buluşur. Kapılar bilinçli olarak birbiri ile bağlanıp bir duvar ya da koridor oluşturmaz. Aksine tüm parçalarıyla kendini açmış, açık bir karşılama gibi davranır. Tasarımcı burada tamamen geri çekilmiştir, bir form oluşturmaz, insanlık tarihi boyunca yerleşmiş formlar burada konuşuyor olur, yalnızca ona aracılık eder. Algı ve maddenin tüm duyulara hitap etmesini sağlamak ve orada bir bilinç değişikliği, madde üzerinden bir zihinsel performans yaratmak esaslardan biridir." ### İstanbul Modern ziyaretçilerini bekliyor Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern 'in yeni binası ve sergileri, 4 Mayıs itibariyle ziyarete açıldı. Sanatseverlerin vazgeçilmez durağı İstanbul Modern'in yeni binası açıldı. Müzenin yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlandı. Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul'a nitelikli mekan kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edilen bina, 10 bin 500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapacak. BOĞAZ'IN PIRILDAYAN SULARINDAN İLHAM ALINARAK TASARLANDI Beş kattan oluşan yapı; büyük sergi salonları, çok amaçlı mekanlar, ofisler, eğitim ve farklı kültürel etkinlikler ile diğer faaliyetler için alanlar barındırıyor. Boğaz'ın ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları oluşturuyor. Şeffaf zemin katı Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta; kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekânda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern ’in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve Tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. Benzersiz bir seyir terası Boğaziçi ve Haliç’in buluştuğu özel bir konumda yer alan İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi bütünleştirerek benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. ### Depremlerde Vakıflar Genel Müdürlüğüne kayıtlı 678 tarihi eser zarar gördü Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat'taki depremlerde zarar gören 678 vakıf eserinin onarılması için çalışmalara başladı. MALATYA Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, etkilediği kentlerdeki vakıf eserlerinde de büyük hasara yol açtı. Genel Müdürlük, deprem bölgelerinde onarımına başladığı vakıf eserini yeniden ayağa kaldırıyor. Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu, AA muhabirine, Kahramanmaraş merkezli depremlerin zarar verdiği tarihi eserler arasında şehirlerdeki ulu camilerin de bulunduğunu söyledi. Aksu şunları kaydetti: "6 Şubat tarihinde yaşadığımız büyük felakette Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde kayıtlı 678 tarihi eserimiz maalesef ciddi tahribat gördü. Şehirlerimizin ulu camileri ve büyük tarihi eserleri bunların içerisinde ciddi anlamda yer alıyor. Bizim bu saatten sonra yapacağımız tek bir şey var. Bu eserleri çok hızlı bir şekilde ayağa kaldırıp ihyalarını tamamlayıp eski haline getirerek vatandaşımızın hizmetine sunmak. Tümüne başladık şu anda. Hamdolsun Habibi Neccar, Hatay Ulu Cami, Adıyaman Ulu Cami, Kahramanmaraş Ulu Cami, Malatya Yeni Cami... Bu camilerimiz hatta kiliselerimiz, vakıf çarşılarımız diğer vakıf eserleri olan çeşmeler, türbeler hepsiyle ilgili şu anda çok yoğun bir çalışma başladı." "BİR YILDA ÇOĞUNU BİTİRİP HİZMETE SUNACAĞIZ" Aksu, eserlerin tekrar ayağa kaldırılması için çalışmaları yoğunlaştırdıklarını belirterek "Bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde bu eserlerin pek çoğunu yine ihya edip milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Bugün de Malatya'da camiyle ilgili protokolümüzü imzaladık. Hayırseverlerimiz var, sadece Malatya'da değil diğer illerimizde de. Hayırseverlerimiz marifetiyle bu eserleri tekrar bir hayır kapısı olup tekrar bir vakıf eseri olarak inşallah bitireceğiz." dedi. ### Üstün Akmen Ödülleri'nden Şehir Tiyatroları'na 11 ödül İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Üstün Akmen Ödülleri’nden 11 ödülebirden layık görüldü. Pandemi nedeniyle 2019’dan beri yapılamayan Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri bu yıl kaldığı yerden devam etti. Ödüller, 3 Mayıs Çarşamba günü Fulya Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi.Şaylan Akmen başkanlığındaki Anta Toros, Ayşen İnci, Gülçin Üstüntaş, İsak Behar, Neriman Uysal, Pınar Çekirge, Suna Keskin, Şenay Tanrıvermiş ve Melike Birgölge’den oluşan seçici kurul üyeleri tarafından 2019-2023 sezonlarında sahnelenen oyunlar, 2019- 2022 ve 2022-2023 olmak üzere iki farklı dönem baz alınarak değerlendirildi. Yerli ve yabancı klasikleri seyirciyle buluştururken, yeni yazarlar ve oyunlarına da sahnelerinde yer veren Şehir Tiyatroları, sahnelediği oyunlarla Üstün Akmen Ödülleri’nden 11 ödüle layık görüldü. Ödüle layık görülen sanatçı ve oyunlar: 2019-2022 ÖDÜL LİSTESİ Yılın Dramaturgu: Gökhan Aktemur (Yaftalı Tabut)Yılın Yardımcı Rolde Kadın Oyuncusu: Doğa Başak (İki Efendinin Uşağı)Yılın Giysi Tasarımı: Eylül Gürcan (İki Efendinin Uşağı)Ekip Oyunu: Yaftalı Tabut 2022-2023 ÖDÜL LİSTESİ Üstün Akmen Onur Ödülü: Zihni GöktayÜstün Akmen Onur Ödülü: Hikmet KörmükçüÜstün Akmen Onur Ödülü: Naşit ÖzcanYılın Oyunu: Cadı KazanıYılın Kadın Komedi Oyuncusu: Yeşim Koçak (Tartuffe) Yılın Koreografisi Ödülü: Meral Ceranoğlu (Fosforlu Cevriye)Yılın Işık Tasarımı :Kemal Yiğitcan (Fosforlu Cevriye) Ödül alan sanatçılarımıza İBB Şehir Tiyatroları adına teşekkür eder, başarılarının devamınıdileriz. ### Ressam Şevket Dağ'ın eserleri başkentli sanatseverlerle buluştu Türk resim tarihinin önemli isimlerinden Şevket Dağ'ın özel koleksiyonlar ve çeşitli kurumlardan toplanan eserlerini kapsayan ilk şahsi sergisi, Ankara'da sanatseverlerle buluştu. ANKARA CerModern'de, ayrıntılı tasvirleri ile adından söz ettiren ve Osman Hamdi Bey'in ilk öğrencilerinden olan Dağ'ın eserleri ilk kez bir araya getirilerek, "Zaman ve Mekanın Büyüsünde Bir Ressam: Şevket Dağ" sergisinde başkentlilerin beğenisine sunuldu. Humanis'in organizasyonuyla düzenlenen sergide, Dağ'ın ünlü "Ayasofya İçi" eseri dahil toplam 65 tablosu, eskizleri, kullandığı paleti, boya kutusu, şövalesi ve yazışmaları gibi kişisel eşyaları da yer aldı. Sergideki bir duvar yazısında, ressam Cemal Tollu'nun şu ifadelerine yer verildi: "İslam dininin, insan resmi yapmayı yasakladığını söylerler. Bununla beraber İslam sanatında minyatür şeklinde çok ileri bir resim sanatı vardı. Fakat koyu bir taassubun düşüncelere hakim olduğunu ve bu yüzden yakın zamana kadar resim yapanlara pek iyi gözle bakılmadığını biliyoruz. Böyle bir devirde bir Türk'ün ressamlığı meslek olarak seçmiş olmasının büyük bir cesaret sayılacağı muhakkaktır. İşte Şevket Dağ, bu cesur ve fedakar insanlardan biridir." Sergi için hazırlanan 400 sayfalık özel albümde, Sinan Genim, Fahri Özdemir, Evrim Altuğ, Malik Aksel, Cemal Tollu ve Şeref Akdik'in yazılarının yanı sıra eserleri ve kendisiyle ilgili doküman ve objelerinin görselleri, koleksiyonerlerden toplanan eserler ve sanatçının çalışmaları kapsamlı şekilde yer buldu. "BİZ SANATIN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜNE İNANIYORUZ" Serginin açılışında bilgi veren Humanis CEO'su Yunus Sancak, bir soru üzerine Humanis'in sadece ilaç üreten bir şirket olmadığını sağlığı bütünüyle ele aldıklarını dile getirdi. Sanat aktivitelerine sürdürülebilir şekilde destek vermek istediklerini belirten Sancak, "Biz sanatın iyileştirici gücüne inanıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de zaten son 20 yılda yapılan yaklaşık 3 bin bilimsel çalışmayı da referans göstererek 2019'da bir rapor yayınladı. Bu raporda ülkelere, üyelere sanatın, sağlığın korunmasında ve hastalıkların iyileştirilmesinde, daha fazla kullanılması gerektiğini tavsiye etti." ifadesini kullandı. Sancak, serginin düzenlenme sürecine ilişkin, "Bu sergi bizim için çok heyecan verici. Yaklaşık 42 koleksiyonerden 65 eser yer alıyor. O yüzden bunu bir ilk olarak gerçekleştirmek bizim için ayrıca heyecan verici." ifadelerini kullandı. Gelecek projelerle ilgili Sancak, şu bilgileri verdi: "Planlarımız var. Fikirlerimiz var. Öncelikle bu sergiye, daha sonrasında 19 Eylül'de İstanbul'da yapacağımız sergiye şu anda odaklanmış durumdayız. Fakat az önce de dediğim gibi biz sanatın iyileştirici gücüne güveniyoruz." Serginin açılışında Proje Direktörü Fahri Özdemir, tiyatro oyuncuları Volkan Severcan ve Tamer Levent ile Saya Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi de sanatın önemine vurgu yaptı. Daha güzel yarınlar için çalıştıklarını aktaran Mengi, "Sanatın iyileştirici gücünü yüceltmeyi, sanatsal ürünleri de herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlıyoruz. Bundan sonraki dönemde de Humanis imzasıyla sunulacak, benzeri faaliyetleri göreceğinizi burada müjdelemek isterim." dedi. Sergi, 30 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaret edilebilecek. Sergiyi gezen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, "Ayasofya İçi" adlı eseri ilginç bulduğunu ifade ederek, "Perspektif yeteneği gerçekten müthiş. Etkilenmemek elde değil." diye konuştu. Açılışa katılan yazar Prof. Dr. Üstün Dökmen ise "Fevkaladenin fevkinde bir sanat yaşamı sergilemiş Şevket Dağ. Bu resimler de fevkaladenin fevkinde. Hiç bilmese biri şöyle bir gezince 'acaba Osman Hamdi'nin eserleri mi' der. Onun öğrencisi olduğu belli. Çok değerli ressamlarımız var ancak o ayrı bir ekoldü. Bu resimleri görmek çok heyecan verici." ifadelerini kullandı. ### ‘Eyvah CEO doğuruyor’ raflarda! Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin küresel bir sorun olduğuna inanan Murat Yeşildere’nin ‘Eyvah CEO Doğuruyor!’ isimli yeni kitabı, genişletilmiş 4. Baskısı ile okuyuculara buluştu. Toplumsal cinsiyet eşitliği savunucusu, iş insanı, Yanınızdayız Derneği’nin yeni dönem Başkan Adayı Murat Yeşildere yeni kitabı ‘Eyvah CEO Doğuruyor!’ ile çalışma yaşamında kadının rolü ve bu rolün erkekleri yansımaları üzerine odaklanıyor. Kitapta Yeşildere’nin yaklaşık 18 yıl içinde gazete, dergi ve internette yayınlana yazıları güncel verilerle desteklenerek sunuluyor. Eğitimden iş hayatına, sanattan politikaya kadınların üstlendikleri rollere dair yazılarda bir erkeğin eşitlik konusuna ‘üstten ya da akıl veren’ tarzda değil, ‘samimi’ bir bakış açısı yer alıyor. Hümanist Yayınları’ndan çıkan ve açılış bölümünde iş dünyasından, medyadan, sivil toplum kuruluşlarından aktivist kadınların Yeşildere’ye destek mesajlarının yer aldığı kitabın telif geliri, kurucuları arasında Murat Yeşildere’nin de bulunduğu, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışan ‘Yanındayız Derneği’ne bağışlanıyor. ### 100 eser "Tuvalde Yüzyıl" sergisinde sanatseverlerle buluştu Türk Tarih Kurumu tarafından Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla hazırlanan "Tuvalde Yüzyıl" sergisi, 2 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaretçilerini ağırlayacak. Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla hazırlanan "Tuvalde Yüzyıl" sergisi Ankara'da açıldı. "Cumhuriyet'in 100. Yılında 100 Ressam 100 Resim" başlığıyla hazırlanan sergi için CerModern'de açılış programı düzenlendi. Açılışa TTK Başkanı Prof. Dr. Birol Çetin ile sergi küratörleri, bazı sanatçılar ve sanatseverler katıldı. TTK Başkanı Çetin, açılışta yaptığı konuşmada, Cumhuriyet'in 100. yılı etkinlikleri kapsamında etkinliği düzenlediklerini söyledi. Sergide kamu kurumları, bankalar ve üniversitelerin önemli katkılarının bulunduğunu belirten Çetin, serginin sanat tarihi açısından önemli bir yere sahip olduğunu dile getirdi. Çetin, "Yüzyıl içerisinde resim sanatımız nereden nereye geldi, hangi aşamalardan geçti, bu sergide bir şekilde onu da görebiliyoruz. Sadece sergiden ibaret değil bu program" dedi. Küratör Siret Uyanık ise Türk sanatının önemli isimlerinden oluşan seçkinin, çok önemli koleksiyonlardan alınan eserlerle sanatseverlere sunulduğunu anlattı. Türk resim sanatında iz bırakan ressamların eserlerinin yer aldığı "Tuvalde Yüzyıl: Cumhuriyet'in 100. Yılında 100 Ressam 100 Resim" sergisi, 2 Temmuz'a kadar CerModern'de ziyaretçilerini ağırlayacak. ### Devlet tiyatroları 13. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali 16 Mayıs'ta başlıyor Devlet Tiyatroları 13. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali'nde Türkiye'den 6, yurt dışından 4 tiyatro topluluğu oyun sergileyecek. Devlet Tiyatroları 13. Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali, 16-26 Mayıs'ta Haşim İşcan Kültür Merkezi Devlet Tiyatroları Salonu'nda perde açacak. Festivalde, Türkiye'den 6, yurt dışından 4 olmak üzere 10 oyun sahnelenecek. Ankara Devlet Tiyatrosu "12 Öfkeli", G. Musrepov Kazak Akademik Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu "Karagöz", İzmir Devlet Tiyatrosu "Şerbet Hanım'ın Deli Aşkları", Erzurum Devlet Tiyatrosu "Ana-Dolu (Milli Mücalenin Cesur ve Kayıp Kadınları)", Bursa Devlet Tiyatrosu "Othello", Yunanistan Art Vouveau Tiyatrosu "Ay'daki İlk Çift", Van Devlet Tiyatrosu "Scapın'in Dolapları", Küba Ecos Company "Bernarda, Hayır!", İstanbul Devlet Tiyatrosu "Kafkas Tebeşir Dairesi", Romanya Craiova Marin Sorescu Ulusal Tiyatrosu "Takma Kafana" adlı eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Ankara Devlet Tiyatrosunun "12 Öfkeli" oyunu ile 16 Mayıs saat 20.00'de başlayacak festivalde, çeşitli atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek. Antalya Devlet Tiyatrosu sanatçısı ve Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunları Birliği (UNIMA) üyesi Durmuş Benli "Karagöz Hacivat Gölge Oyunu Tasvir Yapım ve Oynatımı" atölyesini, Gökçesu Ulukut ve Selge Ezgi Zından ise "Kukla Yapım Atölyesi"ni küçük sanatseverlerle buluşturacak. ### İstanbul Modern Galataport içinde kapılarını açmaya hazırlanıyor Türkiye'nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, Galataport içinde kapılarını açmaya hazırlanıyor. İstanbul Modern’in yeni binası, müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding’in ortak katkısıyla inşa edildi. Açıldığı günden bu yana kültür ve sanat dünyasından büyük ilgi gören Galataport projesi içindeki ikinci müze de kapılarını açmaya hazırlanıyor. Türkiye’deki ilk ve en büyük çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern, 4 Mayıs itibariyle yeni binasında ve yeni yerinde ziyaretçilerini ağırlayacak. İstanbul Modern'in yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano’nun liderliğindeki ekip tarafından tasarlandı. Toplam beş kattan oluşan binada sergi alanları dışında sinema salonu, eğitim atölyeleri, kütüphane ve dinlenme alanları da bulunuyor. Renzo Piano'nun Türkiye'deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul'a nitelikli mekan kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding'in ortak katkısıyla inşa edilen bina, 10 bin 500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapacak. Boğazın ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları oluşturuyor. ŞEFFAF ZEMİN KATI Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta, kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekanda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern'in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi farklı bir seyir deneyimi de sunuyor. MEKANA ÖZGÜ YERLEŞTİRMELER Müzenin yeni yapısına özel olarak davet edilen Danimarkalı sanatçı Olafur Eliasson, mekana özgü bir yerleştirme üretti. Üç parçadan oluşan, "Senin beklenmedik seyahatin" adlı yapıt, binanın merkezindeki merdiven boşluğunda farklı katlara yayılıyor. Refik Anadol'un "Sonsuzluk Odası: İstanbul Boğazı" adlı mekana özgü yerleştirmesi ise İstanbul Boğazı'ndaki anlık meteorolojik dönüşümle ilgili veri ve temalara odaklanıyor. Yapıt, 360 dereceli aynalı bir odada anlık verileri dijital teknolojiler kullanarak işliyor ve hareketli görseller yaratıyor. Yeni müze binasının dış etkinlik alanı, heykel sanatının önemli örneklerine ev sahipliği yapıyor. Adrian Villar Rojas'ın 14. İstanbul Bienali kapsamında Büyükada'da sergilendikten sonra İstanbul Modern'in koleksiyonuna dahil edilen "Tüm Annelerin En Güzeli (I)" adlı yapıtının yanı sıra Richard Deacon'un "Ev Modeli", Anselm Reyle'nin "Yeraltı Dünyasının Üstünde" ve "Toz Çökerken", Yılmaz Zenger'in "Bence Ayça" ve Selma Gürbüz'ün "Avrupalılar" başlıklı çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. Anthony Cragg'in "Runner" adlı yapıtı İstanbul Modern'in giriş platformunda yer alırken, Richard Wentworth'ün "Sahte Tavan" adlı yerleştirmesi ise zemin kattaki lobide, Antrepo binasından sonra yeniden ziyaretçilerle bir araya geliyor. BEŞ YENİ SERGİYLE AÇILIYOR İstanbul Modern'in koleksiyonundan kapsamlı bir seçki sunan "Yüzen Adalar" başlıklı sergi, çoğu ilk kez sergilenecek yapıtları barındırıyor. Türkiye ve dünyadan 110 sanatçı ve 2 sanatçı ikilisine ait 280'den fazla yapıt, koleksiyon ve süreli sergi salonlarının yanı sıra yeni müze binasının farklı mekanlarında izleyicilerle buluşuyor. "Yüzen Adalar" başlığı sanatçıların hem ait oldukları yerle olan ilişkilerinin altını çiziyor hem de düşünceleri ve üretimleriyle sınır ve coğrafyalar ötesi etkilerine vurgu yapıyor. NURİ BİLGE CEYLAN'IN FOTOĞRAF SERGİSİ İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi de açılışını ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın "Başka Bir Yerde" adlı fotoğraf sergisiyle yapıyor. Sergi, sanatçının Türkiye'nin yanı sıra, Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşuyor. Kadın sanatçıların üretimlerini desteklemek ve çalışmalarını daha görünür kılmak amacıyla 2016'da kurulan İstanbul Modern Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla müze koleksiyonuna dahil edilen yapıtlar, "Hep Buradayız" adlı sergide ilk kez bir araya getiriliyor. Sergi, farklı kuşaklardan Türkiye sanat tarihinde önemli yere sahip kadın sanatçıların araştırdığı beden politikaları, bellek ve tarih yazımı gibi temalar çerçevesinde bir kurgu sunuyor. "Renzo Piano: Yerin Ruhu" sergisi de müzenin ücretsiz olarak erişilebilen zemin katında bulunan kütüphanenin girişinde yer alıyor. Sergide, Renzo Piano'nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlanan İstanbul Modern'in yeni müze binasının hikayesi, RPBW'nin öne çıkan diğer kültür-sanat yapılarının mimarisiyle birlikte sunuluyor. Müzenin yapım sürecini fotoğraflayan Cemal Emden'in "Mimarinin İnşası" başlıklı seçkisi tarihi bir dönüşümü belgeliyor. Müzenin inşaatını da üstlenen Yapı Merkezi'nin sponsorluğuyla gerçekleşen sergi, Cemal Emden'in, İstanbul Modern'in Renzo Piano tarafından tasarlanan yeni müze binasının inşa sürecini anlatan fotoğraflarına yer veriyor. ### Genç Günler “DAİMA İLERİ” diyen gençler için başlıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın geleneksel olarak düzenlediği 37. Genç Günler, 6-12 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. İstanbul’un aralıksız düzenlenen tek gençlik ve sanat buluşması olan Genç Günler, söyleşiler, atölyeler ve katılımcı grupların oyunlarıyla, gençleri sanatla buluşturuyor. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Müze GazhaneProf. Dr. Sevda Şener Sahnesi, Müze Gazhane Meydan Sahne, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Ümraniye Sahnesi ve Kağıthane Sadabad Sahnesiyle birlikte İBB Şehir Tiyatroları 8 sahnesini gençlere ve onların büyük emeklerle hazırladıkları oyunlarına açıyor. KURULUŞ FELSEFESİNİN ÖZÜ: “İLERİ… DAİMA İLERİ” Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 100. yılına atfen “İleri… Daima İleri” mottosunu benimseyen 37.Genç Günler, Cumhuriyet’imizin dinamizmini ifade eden Mustafa Kemal Atatürk’ün bu cümlesini hatırlatıyor.Mustafa Kemal Atatürk; Anadolu’da Milli Mücadele’yi başlatırken, Büyük Taarruz’da ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma hamlesini başlatırken “İleri… Daima İleri…” diyordu. 37.Genç Günler, Cumhuriyet’imizin 100. Yılında kuruluş ve kurtuluş felsefesini özetleyen bu cümleyi başlığa çıkarıyor. AÇILIŞ; BOĞAZİÇİ GENÇLİK KOROSU’YLA… 37. Genç Günler’in açılışı, 6 Mayıs Cumartesi günü saat 18.00’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, Boğaziçi Gençlik Korosu açılış konseriyle başlıyor. Genç Günler’e oyunlarıyla katılan gruplar ve gençlerin davetli olduğu açılış konserinde, şef Masis Aram Gözbek yönetiminde 30 kişilik orkestra seçkin bir repertuvarla gençlerin karşısına çıkacak. Açılış programında, Boğaziçi Caz Korosu bünyesinde Şef Masis Aram Gözbek tarafından 2014 yılında kurulan, koro müziği bilincinin gelişmesi, çoksesliliğin ortak bir değer haline gelmesi için çalışan Boğaziçi Gençlik Korosu, 15-26 yaş arası gençlerden ve 30 kişiden oluşuyor. 37. GENÇ GÜNLER’DE İÇ YAPIMLAR İBB Şehir Tiyatroları her yıl olduğu gibi tiyatronun içinden Genç Günler için özel tasarlanmış gençlik oyunlarına da yer veriyor. Genç Tiyatro başlığıyla duyurulan bu bölümde bu yıl, Makul Şüphe ve İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar oyunları ilk kez seyirciyle buluşacak. Makul ŞüpheSuzie Miller’ın yazdığı, Nazlı Gözde Yolcu’nun çevirdiği, Emre Narcı’nın yönettiği oyunda Aslı Akın Narcı, Emre Narcı rol alıyor. Bir cinayet davasının iki jüri üyesi olan Anna ve Mitchell iki yıl sonra lüks bir otel odasında yeniden bir araya gelir. İkili arasında geçen konuşmalardan sonra gerçeği gördüğümüzü sandığımız her seferinde makul şüphe devreye giriyor. Oyun, gerçek ve doğru olduğuna inandığımız şeylere dayanarak aldığımız anlık kararların yalnızca bizim değil,çevremizdekilerin hayatlarını da geri dönülmez şekilde nasıl dönüştürülebileceğini araştırıyor. İnsan ilişkileri söz konusu olduğunda gerçekten doğru olan nedir? İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar Sevim Burak’ın yazdığı, Berfu Aydoğan’ın yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Şebnem Köstem rol alıyor. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Sevim Burak, kendi tabiriyle “herkesin masal anlattığı, alıştığı şeyleri dinlediği” 1950-1970 yılları arasında öykücülüğüyle ve sanat anlayışıyla Türk Edebiyatına yepyeni bir hareket getirmiştir. “İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar” oyununda Melek ve Nıvart adlı iki kadının Kuzguncuk’ta bir konak sahibi Ziya Bey’in bir türlü gelmeyen ölümünden sonra o konakta yıllar içinde yaşadıkları hikâyeler, geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek düş-oyun-sanrı-gerçeğin iç içe geçtiği bir anlatım dili ile seyirciye sunulmaktadır. 36 ÜNİVERSİTE GRUBU KATILIYOR Üniversitelerin hibrit eğitime geçmesine rağmen, bu yıl konservatuvar, üniversite tiyatro bölümleri ve tiyatro kulüplerinden toplam 36 tiyatro oyunu Genç Günler ’de seyirciyle buluşacak. 27. BEDİA MUVAHHİD ÖDÜL TÖRENİ İBB Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi’nin 37. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 27. Bedia Muvahhid Ödülü Uğurtan Atakan yönetiminde 12 Mayıs 2023 Cuma günü saat 20.30’da Müze Gazhane Sevda Şener Sahnesi’nde gerçekleştirilecek. SÖYLEŞİLER İBB Şehir Tiyatroları; 37. Genç Günler ’de tiyatronun ustalarıyla birlikte gençlerin ilgisini çekecek konular ve konukları buluşturuyor. Tiyatronun seçkin eserlerini seyrettiğimiz koltuklarımızda bu kez ustalarımızı dinleyeceğiz, bilgi ve görgülerinden faydalanacağız. METİN AKPINAR 8 Mayıs Pazartesi 19.00- Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Sinema ve tiyatro tarihimizin usta komedyenlerinden Metin Akpınar; Şehrin Tiyatrosu’na geliyor. Ustamızın tiyatro yolculuğunu, Türkiye’deki ilk kabare tiyatrosu olan DevekuşuKabare’yi, toplumsal hafızamızda hala yer alan komedi filmlerini konuşuyoruz. Mizah kültürümüzü; en büyük emekçilerinden biri olan Metin Akpınar’dan dinlemek için Şehrin Tiyatrosu’na bekliyoruz. ZAFER ALGÖZ 10 Mayıs Çarşamba 18.00– Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Devlet Tiyatrosu’nda aldığı eğitimle tiyatro hayatına başlayan Zafer Algöz; Ankara ve Bursa Devlet Tiyatrosu’nda başlayan oyunculuk yolculuğunu, İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndaki ustalıksürecini, oynadığı filmleri anlatıyor. Tecrübe kıymetli bir birikimdir, ustamızın birikimlerinden yararlanmak için Şehrin Tiyatrosu’na bekliyoruz. ELİF DAĞDEVİREN 11 Mayıs Perşembe 19.00 Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Yapımcı, gazeteci ve aynı zamanda Türkiye’de ilk internet içerik şirketini kuran Elif Dağdeviren, WEB 03’le beraber geçiş yaptığımız dijital dünyanın metaverse’den yapayzekaya başta eğlence sektörü olmak üzere hayatımızda neleri değiştireceğini anlatacak. Teknolojinin bu yeni alanları hayatımızda hangi pratikleri getirirken neleri götürecek? Geleceğin yeni meslek grupları neler olacak? Metaverse ile ilgili bir stand up gösterisi de yapan Dağdeviren dijital evrende eğlenceli ve öncü bir söyleşi gerçekleştirecek. ATÖLYELER Yiğit Sertdemir- Yönetmenlik Atölyesi ‘’Oyun Kurucu Olarak Yönetmen’’ 7 Mayıs Pazar Saat 18.00-20.00 Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Yazar, Yönetmen, Oyuncu, Eğitmen Yiğit Sertdemir, bu kimliklerinin kadrajındanyönetmenliğe bakış açısını, yönetmen olarak sahnelemenin diğer öğelerini bir bütüne dönüştürme sürecini ‘’parça-bütün’’ kavramları üzerinde katılımcılarla kendi sahneleme süreçlerinden örnekler vererek zaman zaman soru-cevap bağlamında bir çalışma yapacak. Dr. Yiğit Kocabıyık-Oyunculuk Atölyesi-"Stanislavski Sisteminden Hareketle Meisner Tekniğini Deneyimlemek" 8 Mayıs Pazartesi 18.00-20.00 Müze Gazhane Meydan Sahne Dr. Yiğit Kocabıyık, 37. Genç Günler kapsamında Tom Cruise, Steve Mcqueen, Sandra Bullock gibi isimlerin de oyunculuk tekniği olarak kullandığı ve son zamanlarda Türkiye’de büyük ilgi gören Meisner Tekniği’nin nasıl bir sistematiğinin olduğunu örnek uygulamalarla paylaşacak. Tekniğe dair çalışmalarını sürdüren Dr. Yiğit Kocabıyık, oyunculuk eğitimi üzerine yaptığı doktora teziyle birlikte yazdığı makalelerle, Meisner tekniğinin Stanislavski Sistemi’nden farklılık ve benzerlikleri üzerine yazdığı makalelerle bu disiplini tartışmaya açıyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu-Yazma Atölyesi ‘’Bir Anlatıcı Olarak Yazma Ve Yazarlık’’ 9 Mayıs Salı 18.00-20.00 Müze Gazhane Meydan Sahne Afife Ödülleri Cevat Fehmi Başkut Ve Teb Yılın En İyi Oyun Yazarı Ödüllerinin sahibi, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Fü, Şekersiz, Sevmekten Öldü Desinler, Kader Can, Istırap Korosu, Toz oyunlarının yazarı Murat Mahmut Yazıcıoğlu seyircileri ve eleştirmenleri derinden etkileyen oyunlarının ışığında yazma yolculuğunun aşamalarını, ülkemizde ve dünyada değişen, dönüşen oyun yazarlığı ile ilgili görüşlerini paylaşacak. Dr. Öğretim Üyesi Başak Özdoğan-''Sahne Tasarımı Eğitiminde Öncü Bir Ekol; MSGSU Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü'' 10 Mayıs 2023 18.00-20.00 Müze Gazhane Meydan Sahne Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü, Türkiye’de Güzel sanatlar alanında sahne tasarımı veren ilk bölümdür. Bubölümün 1962 yılından günümüze dek gelişen tasarım eğitimi anlayışı ve günümüzde yetişen öğrencilerin işlerinden örneklerle birlikte, bir sahne tasarımcısının nasıl bir metotla yaratım sürecini ele aldığı bu atölyenin konusu olacak. Metaverse Atölye ve Söyleşi - Ata Güneş, İsmail Solak-Black Studio 11 Mayıs Perşembe Saat: 18.00 – 18.45 Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi Atölyede, metaverse ekosistemi, firmaların bu konudaki yaklaşımları, dünyanın bu teknolojiye ne kadar yakınlıkta olduğu ve Black Studio'nun bu dikeyde neler yaptığı pratiklerle paylaşılacak. Bu alanda çalışmak isteyen gençlerle ilgili tecrübe ve bilgi aktarımı gerçekleşecek. Black Studio aslen bir metaverse firması; finanstan, teknoloji ve perakendeye kadar pek çok sektörden markayı metaverse & NFT dünyasıyla tanıştıran Black Studio ilk ödüllü metaverse ajansı konumunda. “Decentraland, The Sandbox, Roblox, Spatial gibi popüler metaverse platformlarında markalar için istenilen tüm projeleri uçtan uca hayata geçiriyor. ### ABD sokaklarında aşırı gerçekçi anıtsal yüzücü heykelleri ABD'nin New York kentinde Murray Hill mahallesindeki 34. ve 38. Sokaklar arasındaki Park Caddesi'ne Carole A. Feuerman'ın hiperrealist (aşırı gerçekçi) anıtsal yüzücü heykelleri yerleştirildi. ABD'nin New York kentinde Murray Hill mahallesindeki 34. ve 38. Sokaklar arasındaki Park Caddesi yeni bir çehreye kavuştu. Caddeye Carole A. Feuerman'ın hiperrealist (aşırı gerçekçi) anıtsal yüzücü heykelleri yerleştirildi. 1945 doğumlu heykeltıraş, eserlerinin yapımında reçine, mermer ve bronz dahil olmak üzere çeşitli malzemeler kullanıyor. İşte ABD sokaklarındaki aşırı gerçekçi anıtsal yüzücü heykelleri… ### Fatih'in Londra'da sergilenen ünlü portresinin üzerinde "Dünyanın Fatihi" yazıyor Fatih Sultan Mehmet’in İtalyan ressam Gentile Bellini’ye sipariş ettiği ve Londra'nın Victoria ve Albert Müzesi'nin en önemli eserleri arasında yer alan ünlü portresinin üzerinde Latince "Dünyanın Fatihi" yazıyor. Bellini'nin "Sultan II. Mehmet" isimli portresine ilişkin detayları ve tablonun hikayesini, eserin sergilendiği Londra'daki Victoria ve Albert Müzesi'nin (VA) açıklamaları ile eseri envanterinde bulunduran Ulusal Galeri'nin yetkililerinden edindiği bilgilere dayanarak derledi. Osmanlı'nın Venedik'ten hem resimde hem de heykelde başarılı bir sanatçı istemesi üzerine İstanbul'a gönderilen Bellini, 1479’da başladığı yolculuğunu 1481'in ilk aylarında bitirdi. Fatih’in yalnızca portresini değil, kabartmalı bronz madalyonunu da yapan Bellini, İstanbul'da bulunduğu sırada dönemin Osmanlı vatandaşlarını, manzaralarını ve kıyafetlerini de resmetti. Bugün tüm detayları bilinmese ve sanat eleştirmenlerinin eleştirdiği noktaları olsa da portre, Orta Çağ'ın en önemli liderlerinden birinin, o dönem için modern sayılacak bir çizimi özelliğini taşıyor. TABLODAKİ TAÇLAR, FATİH'İN ÖNEMLİ FETİHLERİNİ SEMBOLİZE EDİYOR Eserin sergilendiği Victoria ve Albert Müzesi'ne göre, portre İstanbul'da yapılmış olsa da İtalyan Rönesans sanatçılarının biyografilerini kaleme alan 16. yüzyıl yazarı Giorgio Vasari'ye göre tablo, Bellini'nin Venedik'e dönmesinden sonra tamamlandı. Tablonun altında yazan "1480, Kasım'ın 25'inci günü" ifadesi, tablonun İstanbul'da yapıldığına işaret etse de tablonun yazı bölümlerindeki bozulmalar, çeşitli dönemlerdeki tamirlerde büyük oranda yok olmuş durumda. Rönesans döneminde yapılmış en önemli Müslüman kişinin portresi özelliğini taşıyan eser, aynı zamanda Doğu ve Batı sanatının sembollerini her noktasında barındırıyor. Portrede sağ ve sol üstte olmak üzere üçer taç bulunuyor. Bu üç taç; Doğu Roma İmparatorluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Anadolu'nun fethi anlamına gelen Konya'nın alınması ile Fatih Sultan Mehmet’in üç önemli zaferini simgeliyor. Fatih Sultan Mehmet, tabloda bir kemerli kapı içinde görülüyor. Bu kapının Venedik'teki Aziz Zekeriya Kilisesi'nin girişi olduğu düşünülüyor. Bellini'nin İstanbul'a gelmeden önce görme şansı bulduğu giriş, Osmanlı sanatındaki kapı sembolizmine de işaret ediyor. Osmanlı'da "devlet" anlamında da kullanılan kapı (Bab) kelimesi, adaletin tesis edildiği yer anlamına da geliyor. Aziz Zekeriya Kilisesi'nin kapısı, kötülüklerden iyiliğe girişi sembolize ediyor. "DÜNYANIN FATİHİ" Tabloda sol profilden çizilen Fatih'in başında kırmızı beyaz bir sarık bulunuyor. Sarık, Fatih'in siyasi ve dini mevkisini sembolize ediyor, yan duruş ise Venedik'te o dönemde yeni yeni ortaya çıkmış portreleri profilden çizme modasının bir yansıması. 19. yüzyılda adeta yeniden boyanarak tadilatı yapılan tabloda bazı detaylar kaybolsa da kemerli kapının altındaki mücevherlerle süslenmiş dantelli örtüdeki detaylar ve titizlik dikkati çekiyor. Fatih'in kemerli burnu ve çıkık çenesinin tabloda yer alması ise Rönesans resminde bir kişinin, kim olursa olsun, her yönüyle olduğu gibi resmedilmesinin en önemli ilk örnekleri arasında yer alıyor. Tabloda kemerli girişin iki alt ucunda, iki yazı göze çarpıyor. Zamanla kısmen okunmaz hale gelen yazılarda "1480, Kasım'ın 25'inci günü" ve Latince "Victor Orbis (Dünyanın Fatihi)" ifadeleri yer alıyor. Müzede biri yine Bellini tarafından yapılmış üç Fatih Sultan Mehmet kabartmalı madalyon da sergileniyor. Bellini'nin madalyonunun arkasında yine tablodaki gibi üç taç yer alıyor. Constanza de Ferrera'nın madalyonunun arkasında Fatih at üzerinde tasvir edilirken, Bertoldo di Giovanni'nin eserinin arkasında at arabası üzerinde bir genç kabartması bulunuyor. ### İstanbul Modern'in yeni müze binası ziyarete açılıyor Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern ’in yeni binası ve sergileri, 4 Mayıs Perşembe günü itibariyle ziyaret edilebilecek. Müzenin açılış töreni, ileri bir tarihte gerçekleştirilecek. İstanbul Modern'in yeni binası, dünyadaki simge kültür sanat kurumları ve müzelerin mimarisinde imzası olan Renzo Piano’nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlandı. Renzo Piano’nun Türkiye’deki ilk projesi olma özelliğini taşıyan yeni bina, İstanbul’a nitelikli mekân kazandırma amacıyla her türlü kültür-sanat ve eğitim faaliyetine olanak tanımak üzere ziyaretçiyi odağına alarak planlandı. Açılış töreni ileri bir tarihte gerçekleşecek olan İstanbul Modern’in yeni binası, müzenin kurucu sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu ve ana sponsoru Doğuş Grubu-Bilgili Holding’in ortak katkısıyla inşa edildi. 10.500 metrekarelik kullanım alanıyla sergi ve programlara ev sahipliği yapan beş katlı müze binası; büyük sergi salonları, çok amaçlı mekânlar, ofisler, eğitim ve farklı kültürel etkinlikler ile diğer faaliyetler için alanlar barındırıyor. Boğaziçi’nin ışık yansımalarıyla pırıldayan sularından ilham alınarak tasarlanan bina, üç boyutlu biçimlendirilmiş alüminyum panellerle kaplı cephesiyle günün her saatinde değişen güneş ışığı ve sudan gelen yansımalarla ışık ve gölge oyunları yaratıyor. Şeffaf zemin katı Ziyaretçi için daha çok alan yaratmak amacıyla ücretsiz olarak kurgulanan zemin katta; kütüphane, bilgilendirme noktaları, eğitim atölyeleri, kafe ve mağaza bulunuyor. Şeffaf bir tasarıma sahip zemin katı, ziyaretçilerin Tophane Parkı ve kıyı şeridi arasında güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Binanın ana kütlesinin altındaki şeffaf cam çit ise heykellerin dış mekânda sergileneceği etkinlik alanlarının yanı sıra çocuk atölyeleri için korunaklı bölümler sunuyor. Zemin kattaki şeffaflık üst katlardaki fuaye alanlarında da devam ederek ziyaretçilerin binanın çevresiyle sürekli bir görsel etkileşim halinde olmasına olanak veriyor. Binanın birinci katında fotoğraf galerisi, kısa süreli sergi salonu, eğitim ve etkinlik odaları bulunuyor. Aynı katta, İstanbul Modern’in Antrepo binasında olduğu gibi Boğaz ve Tarihi Yarımada manzarasına sahip terasıyla restoran konumlanıyor. Müzenin koleksiyon ve süreli sergi salonları ise ikinci katta yer alıyor. Benzersiz bir seyir terası Boğaziçi ve Haliç’in buluştuğu özel bir konumda yer alan İstanbul Modern, binanın çatısını tamamen kaplayan yansıtma havuzu ve üzerine yerleştirilen platform ile suyun üstündeki kent yansımasıyla denizi bütünleştirerek benzersiz bir seyir deneyimi sunuyor. Yeni müze binasına özel yapıtlar İstanbul Modern’in yeni müze binası için özel olarak davet ettiği Olafur Eliasson, mekâna özgü bir yerleştirme üretti. Üç parçadan oluşan, "Senin beklenmedik seyahatin” adlı yapıt, binanın merkezindeki merdiven boşluğunda farklı katlara yayılarak izleyiciye dinamik bir müze deneyimi sunuyor. Refik Anadol’un “Sonsuzluk Odası: İstanbul Boğazı” adlı mekâna özgü yerleştirmesi ise İstanbul Boğazı’ndaki anlık meteorolojik dönüşümle ilgili veri ve temalara odaklanıyor. Yapıt, 360° aynalı bir odada anlık verileri dijital teknolojiler kullanarak işliyor ve hareketli görseller yaratıyor. Heykel sanatından örnekler Yeni müze binasının dış etkinlik alanı, heykel sanatının önemli örneklerine ev sahipliği yapıyor. Adrián Villar Rojas’ın 14. İstanbul Bienali kapsamında Büyükada’da sergilendikten sonra İstanbul Modern’in koleksiyonuna dahil edilen “Tüm Annelerin En Güzeli (I)” adlı yapıtının yanı sıra Richard Deacon’un “Ev Modeli”, Anselm Reyle’nin “Yeraltı Dünyasının Üstünde” ve “Toz Çökerken”, Yılmaz Zenger’in “Bence Ayça” ve Selma Gürbüz’ün “Avrupalılar” başlıklı çalışmaları izleyiciyle buluşuyor. Anthony Cragg’in “Runner” adlı yapıtı İstanbul Modern’in giriş platformunda yer alırken, Richard Wentworth’ün “Sahte Tavan” adlı yerleştirmesi ise zemin kattaki lobide, Antrepo binasından sonra yeniden ziyaretçilerle bir araya geliyor. Beş sergi izleyiciyle buluşuyor Ziyaretçilere çok yönlü bir deneyim alanı sunan yeni müze binasının şeffaf ve erişilebilir tasarımı, İstanbul Modern’in günümüzün sanatsal çeşitliliğinden esinlenen sergi ve programlarının içeriğiyle de örtüşüyor. İstanbul Modern’in yeni müze binası beş yeni sergiyle ziyarete açılıyor: Yüzen Adalarİstanbul Modern’in koleksiyonundan kapsamlı bir seçki sunan “Yüzen Adalar” başlıklı sergi, çoğu ilk kez sergilenecek yapıtları barındırıyor. Türkiye ve dünyadan 110 sanatçı ve 2 sanatçı ikilisine ait 280’den fazla yapıt, koleksiyon ve süreli sergi salonlarının yanı sıra yeni müze binasının farklı mekânlarında izleyicilerle buluşuyor. “Yüzen Adalar” başlığı sanatçıların hem ait oldukları yerle olan ilişkilerinin altını çiziyor hem de düşünceleri ve üretimleriyle sınır ve coğrafyalar ötesi etkilerine vurgu yapıyor. Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi açılışını günümüz sinemasının en özgün yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan’ın “Başka Bir Yerde” adlı fotoğraf sergisiyle yapıyor. Sanatçının Türkiye’nin yanı sıra, Hindistan, Gürcistan, Çin, Fas ve Rusya gibi dünyanın farklı coğrafyalarında çektiği 22 büyük portreden oluşan serginin sponsorluğunu Burgan Bank üstleniyor. Hep Buradayız Kadın sanatçıların üretimlerini desteklemek ve çalışmalarını daha görünür kılmak amacıyla 2016 yılında kurulan İstanbul Modern Kadın Sanatçılar Fonu aracılığıyla müze koleksiyonuna dahil edilen yapıtlar, “Hep Buradayız” adlı sergide ilk kez bir araya getiriliyor. Bank of America’nın sponsorluğunu üstlendiği sergi, farklı kuşaklardan Türkiye sanat tarihinde önemli yere sahip kadın sanatçıların araştırdığı beden politikaları, bellek ve tarih yazımı gibi temalar çerçevesinde bir kurgu sunuyor. Renzo Piano: Yerin Ruhu “Renzo Piano: Yerin Ruhu” sergisi, müzenin ücretsiz olarak erişilebilen zemin katında bulunan kütüphanenin girişinde yer alıyor. VitrA sponsorluğunda gerçekleşen sergide, Renzo Piano’nun kurucusu olduğu Renzo Piano Building Workshop (RPBW) tarafından tasarlanan İstanbul Modern’in yeni müze binasının hikâyesi, RPBW’nin öne çıkan diğer kültür-sanat yapılarının mimarisiyle birlikte sunuluyor. Mimarinin İnşası Müzenin yapım sürecini fotoğraflayan Cemal Emden’in “Mimarinin İnşası” başlıklı seçkisi tarihi bir dönüşümü belgeliyor. Müzenin inşaatını da üstlenen Yapı Merkezi’nin sponsorluğuyla gerçekleşen sergi, Cemal Emden’in, İstanbul Modern’in Renzo Piano tarafından tasarlanan yeni müze binasının inşa sürecini anlatan fotoğraflarına yer veriyor. ### Vefatının 44. yılında ustamız Muhsin Ertuğrul, “ev”inde anıldı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ustamız, hocamız Muhsin Ertuğrul’u 29 Nisan Cumartesi günü önce kabri başında sonra da Darülbedayi yani Güzellikler Evi’nde, özel ve ödenekli tiyatroların yanı sıra akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen özel bir programla andı. İBB Yayınları arasında yayımlanan Muhsin Ertuğrul Kitabı da yazarlarının katılımıyla bu özel akşamda tanıtıldı. MUHSİN ERTUĞRUL KABRİ BAŞINDA ANILDI İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, ülkemizde tiyatro ve sinemanın öncü ismi, Darülbedayi’den İstanbul Şehir Tiyatrosu’na uzanan sanat serüveninin kaptanı, ustası Muhsin Ertuğrul’u vefatının 44. Yılında, her yıl olduğu gibi önce kabri başında andı. Anma törenine,  Müdür Yardımcısı Mehmet Karaosmanoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Emrah Özertem, Can Başak ve Başdramaturg Hilmi Zafer Şahin’in yanı sıra Şehir Tiyatroları sanatçıları Zihni Göktay, Uğurtan Atakan, Hüseyin Köroğlu ve Onur Demircan, yazarlar Ümit Denizer, Turgut Denizer katıldı. Törende, sırasıyla Zihni Göktay, Uğurtan Atakan ve Ümit Denizer birer konuşma yaptı. Söz alanlar Muhsin Ertuğrul’un ve Şehir Tiyatroları’nın Türk Tiyatrosu için önemini anlattılar. Tören, Muhsin Ertuğrul’un sevenlerinin mezara karanfil bırakmasıyla sona erdi. HARBİYE MUHSİN ERTUĞRUL SAHNESİ'NDE ÖZEL PROGRAM Muhsin Ertuğrul, bu yıl ilk kez özel bir programla Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde anıldı. Bu programa özel ve ödenekli tiyatroların yanı sıra akademisyenler ve tiyatro seyircisi de katıldı. Aynı zamanda İBB Yayınları arasında çıkan Muhsin Ertuğrul Kitabı’nın tanıtımının da yapıldığı program, her biri artık aramızda olmayan ustalarımızı temsil eden mumların yandığı sahne düzeninde, Yılmaz Atadeniz’in yaptığı Muhsin Ertuğrul belgeselinden kısa bir bölümün gösterimiyle başladı. “BİZLER MUHSİN ERTUĞRUL'UN KOLTUĞUNDA VEKALETEN OTURUYORUZ” Programda İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aşyegül İşsever bir konuşma yaptı. Konuşmasında Muhsin Ertuğrul Kitabı yazarlarını ve böylesine güzel bir çalışmadan dolayı İBB Yayınlar Koordinatörü Cengiz Özkarabekir’e teşekkür eden İşsever, “Ben ve benden önceki genel sanat yönetmeni arkadaşlarım, Muhsin Ertuğrul’un koltuğunda vekâleten oturuyoruz. Bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Biz, bugün Muhsin Hoca’nın koltuğunda otururken, bu koltukta oturmanın anlamını biliyor ve attığımız her adımdan önce “Muhsin Ertuğrul nasıl davranırdı? Bizden önceki ustalarımız nasıl karar verirdi” diye düşünüyor ve öyle adım atıyoruz” dedi. “Sanatçı yılkı atına benzer” diyen İşsever, “Ustalarımız tiyatroya “temaşa” demişler; “seyirlik” demektir. Aslında tiyatronun bizdeki adıdır. Çok manidar bir isimlendirme diye düşünürüm. Şundan dolayı. Sanat ve bizim mesleğimiz tiyatro, seyirliktir. Sanatçı da tıpkı, doğada özgür koşan yılkı atları gibidir… Ne yazık ki insan, tuhaf bir mülkiyet duygusuyla, yılkı atının “heves”ini söndürür; ehlileştirmek ister, sırtına eyer ağzına gem vurmak ister. Ve atın “özgürlük koşu”suna son verir. Artık “hayalleri” elinden alınmış bir “yük” atından, yılkı atının koşusu beklenemez. Tarihin her dönemi, sanatın eyerle, dizginle, kırbaç ve mahmuzla mücadelesine tanık olmuştur. Bugün tiyatroda sorumluluk alan bizler, onlardan aldığımız sanat bayrağını yere düşürmeden, bir yılkı atı gibi özgür ve ödünsüz bir koşuyla, insanlığın esenliği ve iyiliği için, güzellikle ileriye taşımanın gayretindeyiz. Bu koltuğun sorumluluğu budur!.. "EKREM BAŞKAN BU KİTABI ÇOK İSTEDİ" İBB Yayınlar Koordinatörü Cengiz Özkarabekir de yaptığı konuşmada, belgeselci ve yönetmen olarak sinema alanının Muhsin Ertuğrul’a çok şey borçlu olduğunu söyledi. İBB Yayınları olarak yakında çıkacak olan Cemal Reşit Rey Kitabı’nın da müjdesini veren Özkarabekir, “Başkanımız Ekrem İmamoğlu, çıkardığımız bütün kitaplarla yakından ilgileniyor. Özellikle Muhsin Ertuğrul Kitabı’nın ve yakında çıkacak olan Cemal Reşit Rey Kitabı’nın hazırlanmasını çok istedi. Muhsin Ertuğrul Kitabı’nı Gökhan Akçura’nın editörlüğünde, alanında uzman yazarların metinlerinden oluşan bir çalışma olarak planladık. Yaklaşık bir yıllık bir hazırlık evresinden sonra bugün sizlerle buluşturuyoruz” dedi. Kitabın yazarları arasında olan ve aynı zamanda İBB Şehir Tiyatroları başdramaturgu Hilmi Zafer Şahin de yaptığı konuşmada, Gökhan Akçura’nın yazma daveti üzerine kitapta yer aldığını ve Muhsin Ertuğrul’un anıları üzerinden bir yazı hazırladığını söyledi. Şahin, Muhsin Ertuğrul’un kurumsal kimlik üzerinde duruşundan, Şehir Tiyatroları’nın Türk Tiyatrosu’nun kurucu merkezi oluşundan bahsetti, 1979’da vefat ettiğinde onlarca kişi, kural ve yazarı arkasında bıraktığını söyledi. “BENİ DARÜLBEDAYİ'YE MUHSİN HOCA DAVET ETTİ" Ustamız Zihni Göktay da bu anlamlı programda bir konuşma yaptı. Tiyatro sahnelerine İBB Şehir Tiyatroları İstanbul Klasiklerle Buluşuyor repertuvarı dahilinde Gidiş Dönüş Moskova (Retro) oyunuyla dönen Zihni Göktay, “Muhsin hoca, ben bir oyunda oynarken, bilet alıp gerilerden seyretmiş. Ertesi gün bana bir davet geldi. Darülbedayi’ye geldiğimde, beni fuayede karşıladı. Sahnede seyredip beğendiğini ifade etti. Ve elimde tiyatroya alınacak 15 kişinin listesi var. Sen de 16. Kişi olacaksın, dedi. Muhsin Ertuğrul’un davetiyle İstanbul Şehir Tiyatrosu’na katıldım” dedi. Anma toplantısına Şehir Tiyatroları Müdürü İlyas Ceran, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak ve Emrah Özertem, Başdramaturg Hilmi Zafer Şahin’in yanı sıra Zihni Göktay, Aslan Altın, Suna Keskin, Betül Arım, Filiz Kutlar, Emin And, Ersin Sanver, Hüseyin Köroğlu, Mahperi Mertoğlu, Orhan Kurtuldu, Hülya Aslan Soğukçay, Caner Çandarlı, Selçuk Yüksel’in de aralarında olduğu Şehir Tiyatroları sanatçıları katıldı.Hazırlanan kitapta yazıları olan Ali Sekmeç, İrfan Dağdelen, Metin Balay, Nesim Ovadya İzrail, Oya Kasap Ortaklan, Sündüz Haşar, Elif Kaynakçı etkinliğin konukları arasındaydı. ### Belma Bozkurt; “Sanat; sonsuz ve uçsuz bucaksız bir deniz.” Belma Bozkurt'un CKM'de açılan sergisini arkadaşımız Yeliz Sancaktaroğlu izledi ve sanatçı ile sizler için mini bir söyleşi de yaptı. Kadıköy, Feneryolu doğumlu olan, genç ressamlarımızdan Belma Bozkurt’un Caddebostan Kültür Merkezi (CKM)’de “Shade of Branches” adını verdiği kişisel sergisi için uzun zamandır hazırlık yaptığı biliniyor. Ulusça büyük felaketler yaşadığımız ve zor günlerden geçtiğimiz ülkemizde “Sanat ile iyileşeceğiz, sanatın yanında olacağız” mesajı veren sanatçı, tüm sanatseverleri sergisine beklediğini belirtiyor. 27 Nisan-3 Mayıs 2023 tarihleri arasında gerçekleşecek olan sergide, sanatçının bugüne kadar ürettiği eserlerin de aralarında olduğu 60 parçadan oluşan çalışmaları bulunuyor. Biz de kendisinin Kiraz Çiçekleri’ni ziyaret ettik. “Kuru dal bile çiçek açıyor, bu sergide bunu görebilirsiniz.” SANAT TERAPİSİ KOÇLUĞU UYGULAMALARIYLA GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARDA BULUNUYOR. Sanat terapisi uygulayıcısı ve CTI sertifikalı co-active profesyonel koç olan Belma Bozkurt, sanat terapisi koçluğu uygulamalarıyla gönüllü çalışmalarda bulunuyor. Yurt içi ve yurt dışı pek çok sergi ve fuarda çalışmaları yer alan sanatçının eserleri, en son Tokyo Metropolitan Müzesi’nde ve Türkiye’de IAAF İstanbul, ArtAnkara ve Bodrum’da sergilendi. Bozkurt, anda farkındalık teknikleriyle sanat üretimini birleştiren sanat pratiğiyle “insan” olma değerine temas etmeyi araştırıyor. “Mükemmel varılacak bir yol değil, özgün ve otantik olan ise an içinde çok keyifli bir yolculuk” sözleriyle sanata yaklaşımını ifade eden sanatçı, yarattığı zamansız atmosferle izleyiciye ruhsal bir huşu deneyimi yaşatıyor. "KİRAZ AĞACININ DALLARININ TUVALE DÖKÜLDÜĞÜNÜ FARKINA VARDIM" Bozkurt, akrilik boya çalışmaları üzerine yoğunlaştığı sergisinde çocukluk döneminin tatlı bir anısı, "kiraz ağacı" ile olan diyaloğunu konu alıyor. Belma Bozkurt, " Çocukluk dönemimdeki evimizin bahçesinde kiraz ağaçları vardı. Onlar benim huzurda bulunduğum ,daha anda bulunduğum ve mutlu olduğum zamanlardı ve tabii ki de o dönem içerisinde yaşadığım her şeyin bir sonucu olarak bunlar tuvale dökülmeye başladı. Sanat terapisti uygulayıcısı ve aynı zamanda koçuyum. Koçluk odağında ilerlerken aslında daha farklı şeyler görmeye başladım. Kiraz ağacının dallarının tuvale döküldüğünün farkına vardım. Bu noktadan sonra bu bilinçle birlikte daha detaylı olarak bu mesajları vermeye odaklandım." şeklinde çalışmasının doğuşunu bizlere anlattı. "ÖZGÜR OLMAK DEMEK ÖZGÜN OLMAK DEMEK" Belma Bozkurt, "Ben bağımsız bir sanatçı olmayı tercih ediyorum. Ben, kendim ve düşüncelerimle tuvalle karşı karşıya geldiğimde tuvalle baş başa kalıyorum. Benim için özgür olmak demek özgün olmak demek. Özgün düşüncelerimle beraber sınır tanımadan sanatımı tüm çıplaklığıyla tuvale sermek benim için çok anlamlı. Çağdaş resimde de biz çağı yansıtıyoruz. Bu çağdaş dönemden geçen bir sanatçı olarak geleceğe bu sevgi mesajını vermem benim için çok anlamlı. Çünkü bu sergide hepimiz bir ağacın dallarıyız. " "ÇOCUKLARIN VE GENÇLERİN RESME ÇOK BÜYÜK İLGİSİ VAR" "Toplumumuzda sanat vizyonunun belli bir kesimde sıkıştığını gözlemliyorum. Özellikle sergilerde ve fuarlarda gördüğüm çocukların ve gençlerin resme gerçekten çok büyük bir ilgisi var. Olgun sanatçılarda dahil olmak üzere, biz genç sanatçılar, özellikle yeni global dünyanın içerisinde olan yetenekli insanlar olarak Türkiye’de sanat vizyonunu daha ileriye götürmeye çalışmayız diye düşünüyorum. Liselerde, üniversitelerde, gönüllü çalışmalarla gençlerin sanat sevgisini, sanata bakışını, koleksiyoner mantığını geliştirmeliyiz. Belki ileride önemli koleksiyonerler, Türkiye’yi dünyada global düzeyde başarılı bir şekilde yansıtacak sanatçılar olarak öncü olacaklar." ### Medeniyetlere ev sahipliği yapan Erzincan'ın yeni müzesi ziyaretçilere hazırlanıyor Tarihi İpekyolu üzerinde yer alan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan Erzincan'da, Kültür ve Turizm Bakanlığı yatırımıyla yapımı tamamlanan Erzincan Müzesi, ziyaretçilerini binlerce yıllık yolculuğa çıkarmak için gün sayıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yatırımıyla yapımı tamamlanan Erzincan Müzesi, açılış için gün sayıyor. Ordu Caddesi'nde inşaatına 2021'de 2 bin 30 metrekare kapalı alan olarak başlanan müze, ziyaretçilere hazırlanıyor. Müzede sergilenmek üzere, Paleolitik Döneme kadar uzanan eserlerle Tunç Çağı, Urartu, Pers, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden yaklaşık 350 parça eser yerleştirildi. Engellilerin de unutulmadığı Erzincan Müzesi'ndeki eserleri, görme engelliler sesli betimlemeyle öğrenebilecek. Mayıs ayı içinde açılacak müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın oluşturduğu "Sanal Müze" sistemine dahil edilecek. Erzincan'da 27 Aralık 1939'da meydana gelen, yaklaşık 33 bin kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin de yaralandığı 7,9 büyüklüğündeki depremin izleri de müzede sergilenecek. GÖNÜLTAŞ: MÜZEDE DEPREMLE İLGİLİ BİR BÖLÜMÜMÜZ DE OLACAK. Depremde kısmen veya tamamen yıkılan tarihi yapıların maketleriyle o dönemki gazeteler ve görüntülerin de yer alacağı özel bir sergi alanı oluşturuldu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Müzeler Dairesi Başkanı Bülent Gönültaş, müzeyi yakın zamanda vatandaşların ziyaretine açacaklarını söyledi. Tarihi İpekyolu üzerinde yer alan kentin birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Gönültaş, Tunç çağlarından günümüze kadar gelen eserlerle bakırcılıktan yörenin geleneksel kıyafetlerine kadar pek çok dönemi yansıtan eserlerin müzede sergileneceğini kaydetti. Erzincan Müzesi'ni diğerlerinden ayıran en büyük özelliğinin ise deprem sergisi olduğunu vurgulayan Gönültaş, şöyle devam etti: "Yaşanan yıkıcı depremlerin ardından kent hafızasının oluşması nedeniyle müzede depremle ilgili bir bölümümüz de olacak. Kentin kültürel miraslarından olan, kısmen veya tamamen yıkılan tarihi yapıların maketlerini burada sergileyeceğiz. Yine o dönemin gazete kupürleri ile videoların da bulunduğu bir alan da olacak. Türkiye'de bir ilk olacak. İlk defa müzemizde o kentin depremle ilgili tarihini yansıtacak bölümü burada sergilemiş olacağız." Müzenin, Erzincan'ın doğasına ve yöre mimarisine uygun bir şekilde tasarlandığını ifade eden Gönültaş, "Erzincan'da 20 yıl önce burada öğrenci olarak Altıntepe'de bilimsel kazı çalışmalarına katılmıştım. O dönem kazıda bulduğumuz eserleri bugün 20 yıl aranın ardından ilk defa açtığımız bu müzede sergiliyor olmamız bizim için ayrı bir mutluluk. İnşallah daha fazla yapılacak kazılarla bu müzenin teşhirini de zenginleştireceğiz" dedi. İKİ YILDA AÇILIŞA HAZIR HALE GETİRİLDİ İl Kültür ve Turizm Müdürü Arda Heb ise Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Erzincan Valiliği'nin ortak çalışmasıyla iki yıl gibi kısa bir sürede müzeyi açılışa hazır hale getirdiklerini aktardı. İki büyük depremle yıkılan Erzincan'ın o acıları içinde hissetmiş illerden biri olduğunu anımsatan Heb, müzecilikte ilk olacak çalışmayla, kentin geçmişinde depremde kaybettiği eserlerin sergilendiği bir alan olacağını dile getirdi. Kentte yapılacak kazılarda bulunan tarihi eserlerin yeni kurulan müzede sergileneceğine dikkati çeken Heb, "Geçmiş dönemlerde Altıntepe'de kazılar sonrası çıkarılmış birçok eser Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'ne sergilenmekte. Müzemizin olması bize şu avantaj sağlayacak. Bundan sonraki günlerde illimizde çıkarılacak herhangi değerli bir eser, artık başka bir şehirde değil, kendi topraklarında Erzincan'ımızdaki müzemizde sergilenecek." diye konuştu. SANAL MÜZE SAYESİNDE DE GEZİLECEK Heb, butik tarzda engelsiz olarak inşa edilen müzede, görme ve bedensel engelli vatandaşların rahatça gezip bilgi sahibi olabileceği sesli rehberlik sistemi gibi kolaylıkların da olacağını belirtti. Müze açıldıktan sonra Sanal Müze sistemine dahil edileceğini bildiren Arda Heb, "Dünyanın neresinde olursanız olun Bakanlığımızın Sanal Müze sistemi üzerinden insanlar müzenin içerisini gezip görebilecek. Şu anda Bakanlığımız uhdesinde sanal müze sisteminde gezilip görülebilecek 60'a yakın müze bulunmaktadır" dedi. ### ‘BİR’ resim sergisi AKM Galeride Sanat eserleri platformu Poscop’un ilk sergisi ‘BİR’, 9 Mayıs’a kadar AKM Galeride sanatseverlerle buluşuyor. Parçalanmış dünyada ‘biz’ olabilmenin gücünü sorgulayan, farklı disiplinlerden 19 sanatçının eserlerinin yer aldığı karma sergi Darüşşafaka Cemiyeti’nin yararına gerçekleştirilecek. Sanat eserleri platformu Poscop, ilk etkinliğini Atatürk Kültür Merkezi iş birliğiyle, ‘BİR’ isimli yeni sergisiyle başlatıyor. ‘BİR’ sergisinde 19 sanatçının; resim, seramik, fotoğraf, baskı, heykel, dokuma gibi farklı sanat disiplinlerinden eserleri yer alıyor. Sanatçıların kendi başlangıç noktalarından yola çıkarak, bireysel tecrübelerini zengin dışavurumlarla yansıtan eserlerin yer aldığı sergi, parçalanmış dünyada biz olabilmenin gücünü sanat aracılığıyla sorgulama olanağı sağlıyor. 9 Mayıs tarihine kadar ziyarete açık olan serginin gelirinin yarısı, eğitimde fırsat eşitliği için Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlanacak. Poscop’un kurucusu Servet Büyükkuşoğlu Akkaya koordinatörlüğünde gerçekleşen sergide; Ayla Bener, Azra Ayverdi Baydar, Batu/han Sicimoğlu, Burçin Belentepe, Can Akşit, Canan Harmancı Demirel, Filiz Karsan, Gökçen Atamgüç, Jale Karsan, Kalender Atakul, Melis Önalan Altıparmak, Murat Germen, Murat Aksoy, Ogeday Rodop, Orçun Beslen, Özgen Ulukutlu, Remzi Karabulut, Saliha Beyza Umurca, Sibel Karsan Akkaya’nın eserleri yer alıyor. Detaylı bilgi için https://akmistanbul.gov.tr/ adresi ziyaret edilebilir. ### Kelebek Mobilya, global marka vizyonunu Karim Rashid ile tanıttı Dünyanın önde gelen endüstriyel tasarımcılarından Karim Rashid ile güçlerini birleştiren Kelebek Mobilya, yeni global marka vizyonunu 'Butterflytopia' temasıyla gerçekleştirdiği toplantıda tanıttı. Doğanlar Mobilya Grubu Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Doğan, Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı konuşmada, Doğanlar Mobilya Grubu bünyesindeki her markanın ayrı bir hikayesi, ayrı bir stili olduğunu söyledi. Grubun 2022 yılındaki net kârının 179,8 milyon lira olduğunu belirten Doğan, şunları kaydetti: '2023 yılının ilk çeyreğinde ise hedefimiz olan yüzde 110 oranında büyümeyi ciro ve kârlılık bazında gerçekleştirdik. Sürekli mağazalaşarak her yıl 100’ün üzerinde mağaza açıyoruz. Bu mağazalar ciromuzun yüzde 10’unu etkileyerek yıllık hedeflerimize büyük katkı sağlıyor. 2022 yılını yurt içinde tüm markalarımızla beraber 700 mağazayla kapattık. 2023 yılında ise bu hedefi 800 olarak belirledik. Yurt dışında 85 mağazayla yurt dışı pazarında da büyümeye devam ettik. Kelebek Mobilya da Cumhuriyet tarihinin en köklü markalarından bir tanesi. Ulu Önder Atatürk'ümüz tarafından kurulan çok köklü bir marka. Burada da aile olarak biz bunu satın aldığımız günden bugüne kadar tasarımı, inovasyonu 'aşk' ile bütünleştirdik. 2022 yılında 30’un üzerinde Kelebek Mağazamızı sektöre kazandırdık. 2023 yılında ise Kelebek Mobilya mağaza sayımızı 250’nin üzerine çıkarmayı hedefliyoruz.' 'BÜNYEMİZE BİR İTALYAN MARKASINI ALIYORUZ' Doğan, Kelebek'in aile içerisindeki yerinin çok farklı olduğunu ifade ederek, 'Kelebek markamızı gerçekten çok seviyoruz. Markamızı yatırımlarla büyümesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye'de grup olarak en büyük gruplardan bir tanesiyiz, hedefimiz çok kısa bir süre içerisinde zirveye ulaşmak, ardından dünya markası olarak bütün ülkelerde olmaktır. Şu anda Londra'nın merkezinde Kelebek Mağazası olarak şirketimizi kurduk.' diye konuştu. Her yıl yüzde 100 büyüyen bir grup olduklarını belirten Doğan, 'En son İtalya'da bir İtalyan markasıyla ön anlaşmamızı yaptık. Bünyemize böylece bir İtalyan markasını alıyoruz. Bu çok sevindirici bir şey. Türkiye'den, bu topraklardan çıkıp İtalya'da bir marka satın alma gücüne sahip olmak, o tasarım ruhunu bu şirkette hissettirebilmek gerçekten çok önemli. Çok yakın zamanda dünyada gitmiş olduğunuz, gezmiş olduğunuz yerlerde markalarımızın bayraklarını göreceksiniz.' şeklinde konuştu. Doğan, Kelebek markasının yeni vizyon serüveninde tasarımlarıyla kendilerine değer katacak dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid ile iş birliği yapmaktan duyduğunu memnuniyeti dile getirerek, Türkiye'nin mobilya tasarımlarıyla da dünyada söz sahibi olabileceğine işaret etti. 'KELEBEK’İN CİDDİ BİR POTANSİYELİ VAR' Kelebek Mobilya Genel Müdürü Tolga Kaya da Kelebek Mobilya'nın kurulduğu günden bugüne kendini yenileyen, zamansız ve mobilya sektöründe trendleri belirleyen bir marka olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Kelebek Mobilya ailesi olarak heyecan verici bir dönüşüm yolculuğuna çıktık. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren sektöre liderlik ederken, yeni tasarım vizyonumuzla da sektöre yeni bir soluk getiriyoruz. Global tasarım vizyonumuzla Kelebek Mobilya’nın geleceğini yeniden tasarladık. 'Kelebek Etkisi' olarak tanımladığımız dönüşüm hikayemizi; haz temelli, sade, dinamik, yenilikçi, yetenekli, yaratıcı, aydınlatan, keşiflerle dolu, zamansız, doğal, özgür ve eğlenceli bir dünya olarak kurguladık. Tasarımlarımız sadeliğiyle göz yormayarak her kombinasyonda kendine yer bulabilirken, dinamikliğiyle de zamansız kalıyor. Geniş ürün, kumaş ve renk portföyümüzle kişiselleştirilebilir bir deneyim sunarken, ürünlerimiz ergonomik olmasıyla da kullanıcılarımız tarafından severek kullanılıyor. Global tasarım vizyonumuzu Karim Rashid ile güçlendirme hayalimiz kelebek etkisine dönüştü.' ‘TÜRKİYE İNANILMAZ GÜZEL BİR ÜLKE’ “Kelebek Etkisi” global tasarım vizyonuna değer katan tasarımcı Karim Rashid ise 'Bugünü tasarlarsan geleceği şekillendirirsin. Türkiye inanılmaz güzel bir ülke. Buraya en az 25 kez geldim. Bugün burada olma sebebim de Kelebek Mobilya’nın global vizyonuna katkıda bulunmak. Kelebek’in ciddi bir potansiyeli var. Biz de bu potansiyeli iş birliğimizle ortaya çıkaracağız.' diye konuştu. Öte yandan, Karim Rashid markanın yeni vizyonuyla beraber Kelebek Mobilya bünyesindeki iç mimarlara endüstriyel tasarım eğitimi verdi. 3 saat süren eğitimde Karim Rashid’in deneyimden faydalanan mimarlar keyifli vakit geçirirken aldıkları sertifikayla da bu eğitimi taçlandırdı. ‘CİDDİ YATIRIMLAR YAPACAĞIZ’ Kelebek Mobilya Marka Direktörü Serkan Kaplan ise yaptığı konuşmada, “Her tasarımcının kendi dokunuşları var. Her tasarımcı bir markayı bir yerden alıp başka bir yerlere götürebilir. Karim Rashid dünyaca ünlü tasarımcı olduğundan, sadece mobilya sektöründe değil, tüm sektörler arasında tasarım yaptığından dolayı onun tasarım vizyonu mobilyalarla birleştiğinde dünyanın her yerindeki milyonlarca tüketicilerimizin beklentilerini karşılamayı amaçlıyoruz. Türk mobilyacıların asıl hedefi ihracat anlamında; Avrupa'da, Afrika'da, Rusya'da, Türkiye Cumhuriyetlerinde Türk mobilyasını daha yakından tanıtmak ve Türk tasarımlarını oradaki insanların evlerine yerleştirmek, anılarında olmaktır. Bu anlamda zaten ihracat oranlarımızı da etkileyebilecek ciddi yatırımlar, Kelebek bünyesinde ve bu marka bünyesinde yapılacaktır” dedi. HER EVDE “KELEBEK ETKİSİ” YARATMAK İÇİN YOLA ÇIKILDI Verilen bilgiye göre, Türkiye’nin en değerli mobilya markalarından Kelebek Mobilya, 88 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk imzasıyla kuruldu. Kurulduğu günden bu yana daima büyüyen ve kendini geliştiren bir marka olarak trendleriyle de mobilya sektörünün yön vermeye devam ediyor. Genç ve dinamik bir marka olan Kelebek Mobilya yeni vizyonunda Bauhaus tasarım yaklaşımıyla Gestalt yaklaşımını birleştiriyor. Japon minimalizmini İskandinav natüralizmine ekleyen Kelebek, global bakış açısını bir Türk stilizasyonu olarak ortaya koyuyor ve adına 'Kelebek Etkisi' diyor. Kelebek, Karim Rashid iş birliğiyle Türkiye’de ve dünyada her evde “Kelebek Etkisi” yaratma yolculuğuna çıkmaya hazırlanıyor. Dünyanın önde gelen endüstriyel tasarımcılarından Rashid, küçük yaşlardan itibaren tasarım ürünlere ve sanata ilgi göstermeye başladı. Aldığı eğitim ve doğuştan gelen yeteneğiyle Rashid, yüzyılın en iyi tasarımcılarından biri olarak gösteriliyor. Doğanlar Mobilya Grubu CEO’su Mustafa Karamemiş, "Kelebek markamızın yeni vizyon serüveninde tasarımlarıyla değer katacak dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid ile iş birliği yapmaktan son derece mutluyuz" dedi. ### Türkiye'nin usta caz müzisyenleri ile Nils Petter Molvær aynı sahnede... Caz müzik sahnesinin önemli isimlerinden Sabri Tuluğ Tırpan , Cenk Erdoğan, Hamdi Akatay, Volkan Öktem ve Eylem Pelit’in bir araya gelerek oluşturduğu Almagest Quintet ile dünyaca ünlü caz trompetçi Nils Petter Molvær, İş Kuleleri Salonu’nda sahne alacak. Caz müzik sahnesinin önemli isimlerinden Sabri Tuluğ Tırpan (piyano), Cenk Erdoğan (gitar, yaylı tanbur), Hamdi Akatay, (perküsyon) Volkan Öktem (davul) ve Eylem Pelit’in (bas gitar) bir araya gelerek oluşturduğu Almagest Quintet ve dünyaca ünlü caz trompetçi Nils Petter Molvær, 3 Mayıs Çarşamba, saat 20.30’da, İş Kuleleri Salonu’nda müzikseverler ile buluşacak. Almagest Quintet, konserde kendi bestelerinin yanı sıra uzun bir aradan sonra Türkiye’de ilk konserini İş Sanat’ta verecek Nils Petter Molvær’in bestelerini de seslendirecek. Caz, ambient, house ve elektronik müziği ustalıkla bir araya getiren Molvær, performanslarında akustik tınıları elektronik dünyaya dahil ederek, pop, rock, funk ve modern caz türünde performans sergiliyor. ### Uluslararası Göbeklitepe Film Festivali'ne başvurular başladı Şanlıurfa'da düzenlenecek "2. Uluslararası Göbeklitepe Film Festivali"ne başvurular başladı. Göbeklitepe Kültür Sanat Derneğinden yapılan açıklamaya göre, ilki geçen yıl düzenlenen festivale 400'ün üzerinde başvuru alındı. Başvuruları 25 Ağustos'a kadar sürecek festival, 10-12 Kasım'da organize edilecek. Bu yıl kısa film ulusal ve uluslararası yarışma bölümlerine ek olarak "arkeoloji" temalı uzun metrajlı belgesel filmlerin de başvurusu alınacak. Festivalde, finalist filmlerin gösteriminin yanı sıra yönetmen söyleşileri, özel gösterimler, arkeoloji semineri ve müzik dinletileri gerçekleştirilecek. Festivale başvurular "filmfreeway.com" adresinden yapılabilecek, organizasyonla ilgili diğer bilgilere de buradan ulaşılabilecek. ### Münir Nurettin Selçuk'un eseri 71 yıl sonra ilk kez müzikseverlerle buluştu Klasik Türk müziği şarkıcısı Münir Nurettin Selçuk'un vefatının yıl dönümü ve Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla İstanbul'da konser düzenlendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda, "100 yıllık Cumhuriyet'in Sesi Münir Nurettin Selçuk" konseri verildi. Münir Nurettin Selçuk'un vefatının yıl dönümü ve Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla düzenlenen konser, sanatçının torunu Nükhet Sirel tarafından organize edildi. İhsan Özer şefliğindeki konserde, sanatçının notalarından bulunan 1952 tarihli, kürdilihicazkar makamındaki "Yasemen Göğsünü Aç Gel Yanıma" eseri, ilk kez müzikseverlerle buluştu. İncila Bertuğ ve Hüseyin Kıyak'ın anlatıcı olarak yer aldığı konserde, solistler Münip Utandı, Mustafa Doğan Dikmen, Güzin Değişmez, Çiğdem Yarkın ve Bekir Ünlüataer, usta sanatkarın eserlerini yorumladı. Kıyak, Münir Nurettin Selçuk'un sanat hayatı boyunca sadece solist veya bestekar olarak kalmadığına işaret ederek, büyük bir geleneği bir sonraki nesle taşıdığını söyledi. Konserde icra edilen tüm eserlerin Selçuk'un hocalarından meşk ettiği, plaklara okuduğu veyahut defterine yazdığı notaların şekliyle seslendirildiğini belirtti. Konserde, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir repertuvar icra edildi. ### Tarihi Beşiktaş İskelesi'nde kütüphane ve vapur kafe açıldı Gün içerisinde birçok İstanbullunun yolunun düştüğü, İstanbul'un en işlek noktalarından biri olan Beşiktaş İskelesi, yeni yaşam alanına kavuştu. "Yaşayan İstanbul" vizyonunu yansıtan projelerden biri de Beşiktaş İskelesi Kütüphanesi oldu. KİTAP & KAFE KONSEPTİYLE HİZMET VERİYOR Deniz ve vapur seslerinin arasında kitap okumak, çalışmak ya da vakit geçirmek isteyen tüm İstanbulluların uğrak yeri olan mekân, kitap & kafe konseptiyle hizmet veriyor. Çeşitli yayınevlerinin güncel seçkilerine de yer verilen kitap & kafenin üç bin eserlik dermesinde, farklı disiplinlerden eserler yer alıyor. Mekân; söyleşilere, yazar-okur buluşmalarına ve çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yaparak, İstanbul’a yeni bir soluk katıyor. ### Coşar Kulaksız ‘Format Festival’e davet edilen tek Türk fotoğraf sanatçısı Coşar Kulaksız, dünyanın en önemli fotoğraf etkinliklerinden biri olan ‘Format Festival’e davet edilen ilk ve tek Türk fotoğraf sanatçısı ve küratörü olma unvanını alarak bir ilke imza attı. İngiltere'nin önde gelen uluslararası çağdaş fotoğrafçılık festivali olan ve 2000 yılında kurulan Format Festival, her yıl 100 binden fazla ziyaretçiye ev sahipliği yapıyor. Dünyaca tanınmış birbirinden değerli sanatçıya ev sahipliği yapan festival, portfolio değerlendirmelerini yapmak üzere, işinin ehli sanat insanlarını da bir araya topluyor. Bu yıl Mart ayında İngiltere’nin Derby şehrinde 23.’sü gerçekleşen Uluslararası Fotoğraf Festivali Format Festival’de portfolioreview (portfolyo değerlendiren) olarak Türkiye’den ilk kez bir sanatçı davet edildi. 1997 yılında Rutgers, New Jersey Eyalet Üniversitesi’nde lisans eğitimini, 2005 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini, 2010 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nde sanatta yeterlilik programını tamamlayan ve Türkiye’de açtığı fotoğraf sergilerinin yanı sıra birçok ulusal ve uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödül alan ve sergilenen fotoğraf sanatçısı, küratör ve masal çözümleyicisi Coşar Kulaksız, Format Festival Derby 2023’e katılan ilk Türk sanatçı oldu. ‘Ülkem adına Türk fotoğrafçılığını temsil etmek benim için gurur verici’’ Festivaldeki deneyimlerini anlatan Coşar Kulaksız, öncelikle aldığı davetten ülkemiz adına büyük gurur duyduğunu söyledi. Kulaksız: ‘’Portfolyo değerlendirmeleri dünyanın çeşitli festivallerinde düzenlenen sanatçılar ile konunun ehli sanat insanları arasında yapılan bir bilgi ve tecrübe paylaşımı. Burada sanatçılar kendilerine yeni galeriler, yayıncılar, küratörler ve hatta müzeler bulma şansına sahip oluyor. Format' a davet edilmek benim için gurur verici bir durumdu. Türk fotoğrafını temsil etmek ve sanatçı arkadaşlarımı dünyanın önde gelen fotoğraf insanlarına önerme imkanı bulmak çok mutluluk vericiydi’ dedi. ‘Fotoğrafçılık alanında ülkemizden uluslararası organizasyonlara daha fazla katılım olmalı’ 2021 yılında Güney Kore'nin en büyük fotoğraf festivali olan Daegu ve Katar’da düzenlenen portfolyo değerlendirmeleri tecrübesine dayanarak, ülkemiz sanatçılarının bu tür etkinlikleri daha yakından takip etmeleri gerektiğinin altını çizen Kulaksız: ‘Başta fotoğrafçılıkla ilgilenen genç arkadaşlarım olmak üzere bu sanata gönül veren herkesin uluslararası organizasyonlara katılmalarının ve yakından takip etmelerinin Türk fotoğrafçılığının gelişimi açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Format Festival Derby’de tanıştığım Pakistan kökenli bir İngiliz kadın genç sanatçı muhteşem bir hicap projesi yapmış. Sanat yönetmeni arkadaşlarım olan iki ayrı festivale bu eseri önerdim ve hemen birine kabul edildi. Türkiye’den daha çok sanatçımızın bu tür uluslararası organizasyonlarda portfolyolarını sunmaları büyük önem taşıyor. ABD’nin Houston Eyaleti’nde de bir Fotoğraf Festivali var. Burası da dünyaca ünlü sanatçıları ağırlıyor ve Türk sanatçılar için önemli bir organizasyon. Ya da Fransa’da düzenlenen Arles yine bunlardan biri. Bütün organizasyonların duyuruları önceden web sitelerinden yapılıyor ve katılım koşulları açıklanıyor. Uluslararası çapta fotoğraf sanatçısı olabilmenin yolu buradan geçiyor. Katılımcı olarak olamasa da yakın coğrafyadaki organizasyonlarda Türkiye’den daha fazla fotoğrafçıyla karşılaşmak en büyük arzum’’ dedi. Kulaksız, Eylül ayında Tophane-i Amire’de Gerçekleştireceği Kişisel Sergisi’ne Hazırlanıyor ‘İngiltere’de Türk fotoğrafını temsil etmek ve sanatçı arkadaşlarımı dünyanın önde gelen fotoğraf insanlarına önerme imkanı bulmak çok mutluluk vericiydi’ diyen Coşar Kulaksız, 2017 yılında da dünyanın en büyük fotoğraf bienallerinden biri olan ve Çin’de gerçekleştirilen ‘Dali Fotoğraf Biyenaline" Türk bölümünün kürasyonunu yapmak üzere davet edilmiş ilk ve tek sanatçımız. Bu yıl Eylül ayında Tophane-i Amire’ de Bülent Erkmen küratörlüğünde açılacak kişisel sergisi için hazırlıklarını tüm hızıyla yürüten Kulaksız, Format Festivali’nin kendisine ilham verici içerikler ve sunumlar kazandırdığının altını çiziyor. ### GalataPerform'un üç yeni oyunu İstanbul'da seyirciyle buluşacak GalataPerform’un 2022-23 sezonu için sahneye taşıdığı üç yeni oyunu Fairfly, Medea’ya Göre Ahlak ve Kalanlar Mayıs ayında DasDas Açık Sahne, Baba Sahne, Alan Kadıköy, Türkan Saylan Kültür Merkezi gibi İstanbul’un farklı sahnelerinde seyirciyle buluşacak. Günümüz iş dünyasındaki acımasız rekabete ve girişimcilik kültürüne ironik bir bakış açısı getiren “Fairfly” insanlığın en eski tartışmalarından ‘ahlak’ kavramının bir karakter olarak karşımıza çıktığı “Medea’ya Göre Ahlak” ve Adana’nın farklı kültürlerini, geleneklerini hikayeler ve karakterler yoluyla seyirciye ulaştıran “Kalanlar” Mayıs ayında İstanbul’un farklı sahnelerinde tiyatroseverlerle buluşacak. Mark Levitas’ın yönettiği ve Atakan Akarsu, Begüm Akkaya, Tuğçe Altuğ ve Barış Gönenen'in rol aldığı Fairfly, 3, 11 Mayıs’ta DasDas Açık Sahne’de, 18 Mayıs’ta Alan Kadıköy’de sahnelenecek. Yeşim Özsoy’un yönettiği, Şenay Gürler ve Özgün Çoban’ın rol aldığı Medea’ya Göre Ahlak, 6 Mayıs’ta Baba Sahne’de, 10 Mayıs’ta Eskişehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde Eskişehirli tiyatroseverlerle ilk kez bir araya gelecek. Özsoy'un yönettiği, Nilay Erdönmez, Elif Ongan Tekçe, Enginay Gültekin, Kübra Balcan ve Suna Keskin'in rol aldığı Kalanlar ise 20 Mayıs’ta Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, 24 Mayıs’ta DasDas Açık Sahne’de perde açacak… ### Akif Manaf'tan ezber bozan kitap: Rüya Psikolojisi Kitapları 73 dile çevrilen, 87 eşsiz eserin dünyaca ünlü yazarı ve Nobel Barış Ödülü Adayı Akif Manaf’ın insanlık tarihinde çığır açan yeni kitabı "Rüya Psikolojisi" raflardaki yerini aldı. Tüm dünyada büyük bir okur kitlesi tarafından gün geçtikçe daha da yakından takip edilen yazar, bu kitapta “Rüya Psikolojisi” konusunu tüm detaylarıyla, kapsamlı bir biçimde ele alıyor. A.Z. Yayıncılık'tan çıkan kitap, hem derin teorik bilgilere hem de çok boyutlu pratik deneyimlere dayanıyor. Kitapta yürütülen inceleme ve araştırma diyalektik, analitik, psikolojik ve fenomenolojik unsurlar içeriyor. KİTAP ARKA KAPAKTAN: İnsanlık tarihinde ilk defa bu kitapta “Rüya nedir?” sorusuna kesin ve tatmin edici yanıtlar sunulmaktadır. Rüya konusu insanlarda her zaman ilgi ve merak uyandırmıştır çünkü herkes her gece rüya görmekte ama bunun tam da ne olduğunu bilmemektedir! Bugüne kadar saklı tutulan rüya gizemi açıklanmazsa insanlar kendilerine daha çok zarar verecek ve farkında olunmayan tehlikeler ortaya çıkacaktır. İşte bu kitabın amacı rüya gizeminin insanlığın hazır olduğu kısımlarını açıklamaktır. Şayet bir insana rüyasında gelecekle ilgili bir bilgi veriliyorsa bu yoktan ortaya çıkmış bir gelecek bilgisi değildir. Peki, bu gelecek bilgisi nereden ortaya çıkmaktadır? İnsanlık tarihinde ilk defa bu sorunun yanıtı bu kitapta paylaşılmaktadır. Peki, bir rüyada geleceği görmeyi sağlayan şey nedir? Asırlardır insanlar bunu merak etti ama doyurucu bir yanıt bulamadı! İşte bu kitapta çok merak edilen bu ve bunun gibi sorulara doyurucu ve bilimsel yanıtlar verilmektedir. Kişisel gelişim okurlarının yakından takip ettiği, günümüzün en sıra dışı yazarlarından olan Manaf, kitaplarında farkındalığı artıran keskin analizler ile öne çıkıyor. Yaratıcılık, Aşk, Zekâ, Başarı, Mutluluk, Değişim, İnsan, Devrim, Hırs, Şöhret, Siyaset, Ahlak, Merhamet, Aydınlanma, Bilinç, Anlayış, Zihin, Bilgelik, Yol, Duygu ve Masumiyet gibi insana dair hemen her konuda 87 eseri bulunan yazar, şaşırtıcı bir sadelik ve akıcı bir anlatımla her kesime hitap ediyor. Rüya konusundaki doyurucu ve sürükleyici anlatımıyla elinizden düşüremeyeceğiniz, tek solukta okunacak gerçek bir başucu kitabı olan “Rüya Psikolojisi”, okuyucunun rüya konusundaki tüm sorulara yanıt bulmasını sağlıyor. Mutlaka okuyun. ### Singapur'da ilk kez "Tulipmania" lale sergisi açıldı Singapur’un dünyaca ünlü kamu parklarından "Gardens-by-the-Bay" ile Türkiye'nin Singapur Büyükelçiliği iş birliğiyle "Tulipmania" lale sergisi açıldı. Büyükelçilik tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, organizasyonda Türkiye'den getirilen canlı laleler; Galata Kulesi, Safranbolu evleri, Kız Kulesi ve Singapur'da sıcak hava balonlarıyla tanınan Kapadokya'nın üç boyutlu görselleri eşliğinde sergileniyor. Sergide ayrıca geleneksel Türk dokuma, çini, hat ve bakır işleme sanatlarından örnekler, Singapurluların ve ülkeyi ziyaret eden turistlerin beğenisine sunuluyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türk Hava Yolları'nın desteğiyle gerçekleştirilen serginin açılışında konuşan Singapur Büyükelçisi Mehmet Burçin Gönenli, organizasyonun Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlendiğini belirtti. Gönenli, 6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli, Türkiye tarihindeki en büyük depremlerde yaşanan can kayıpları ve yıkıntının acısının daima yüreklerde kalacağını anlattı. "DOSTLUK, YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA, TESELLİ KAYNAĞI OLDU" Depremin hemen ardından Singapur dahil olmak üzere dünyanın her köşesinden Türkiye ile sergilenen dostluk, yardımlaşma ve dayanışmanın teselli kaynağı olduğunu kaydeden Mehmet Burçin Gönenli; "En zor anımızda yardım elini uzatan Singapur hükümetine, Kahramanmaraş’a arama ve kurtarma ekibi gönderen Singapur Sivil Savunma Kuvveti'ne ve Singapurlu dostlarımıza teşekkür borçluyuz. Cumhurbaşkanı Halime Yakup ve Dışişleri Bakanı Vivian Balakrishnan'ın taziye ve dayanışma mesajlarında ifade ettikleri üzere, ülkemizin yaralarını süratle sarıp, daha da güçlü bir şekilde toparlanacağı şüphesizdir" ifadelerini kullandı. DOĞAL VE STRATEJİK ORTAK Büyükelçi Gönenli, bulundukları bölgelere açılan birer kapı olan Singapur ve Türkiye’nin doğal ve stratejik ortak olduklarına işaret ederek; "'Tulipmania' sergisi, Türkiye’nin Türk ve Singapur halkları arasındaki ilişkileri daha da derinleştirme iradesinin bir ifadesini teşkil ediyor. Singapur’un aynı zamanda Türkiye’nin Güneydoğu Asya’yı da içeren 'Yeniden Asya' girişiminin uygulanması bağlamında da önemli katkılar yapabileceğine inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu. İLGİYLE İZLENDİ Singapur Dışişleri Bakanlığı'nda Kıdemli Devlet Bakanı Sim Ann'ın onur konuğu olarak katıldığı serginin açılışında, kanun sanatçısı Ahmed Baran ile ebru sanatçısı Garip Ay'ın musiki ile ebru sanatını senkronize ettiği performans ilgiyle izlendi. Türkiye'de deprem sonrası arama kurtarma çalışmalarına katılan Singapur Sivil Savunma Kuvveti personelinin de davetlilerin arasında yer aldığı açılışta Sivil Savunma Kuvveti Komutanı Albay Eric Yap'a, Singapurlu arama kurtarma ekibinin afet sonrasındaki gayretlere yaptığı katkılardan ötürü ebru takdim edildi. 21 MAYIS'A KADAR ZİYARETE AÇIK Her yıl yaklaşık sekiz milyon Singapurlu ve yabancı turistin ziyaret ettiği Gardens-by-the-Bay’de 21 Mayıs'a kadar gezilebilecek sergi kapsamında Ahmet Baran ve Garip Ay, 21-23 Nisan'da sanatlarını izleyicilerle buluşturacak. Yalnızca Türkiye'nin tanıtıldığı sergi, ilk defa Türkiye tarafından düzenleniyor. ### "AKM Çocuk Festivali" başladı İstanbul'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen "AKM Çocuk Sanat Festivali" çocuklarla kuklaların, müzikle dansın bir araya geldiği renkli kortej yürüyüşüyle Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) başladı. İSTANBUL Açılışın ardından minik sanatseverler, İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) tarafından AKM Tiyatro Salonunda sahnelenen "Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti" oyununu izledi. Festivale ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan AKM Sanat Yönetmeni Remzi Buharalı, festivalin bu yıl ikincisini gerçekleştirdiklerini belirterek, festival boyunca AKM'nin hem iç hem de dış alanlarında birçok etkinliğin yapılacağını söyledi. Buharalı, festivalde İDOB'un çocuklara özel oyunlarının minik izleyicilerle buluşacağını dile getirerek etkinliklere dair şunları kaydetti: "Bir boyama duvarımız dış mekanda yer alıyor. Planetaryum isminde gökyüzünü görüntülediğimiz ve çocukları içine aldığımız bir etkinliğimiz de var. Dev bir piyanomuz çocuklarımızın eğlencesi için hazırlandı ve yine çocukların piyano deneyimlemeleri için 'Gel Sen de Çal' etkinliğimiz var. Çocuk Sanat Merkezimizde de birçok atölyeler yer alıyor. Çocuklarımızı festivale bekliyoruz." Çocukların toplumun geleceği olduğuna dikkati çeken Buharalı, "Bu geleceklerimizi teminat altına alabilmek için onların dünya görüşlerini, ideallerini gerçekleştirmeleri adına, farklı düşünmeleri adına bu Çocuk Sanat Festivali etkili olacaktır." değerlendirmesini yaptı. FESTİVAL HAKKINDA AKM'de bir hafta boyunca çocuklar, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterimleri ve animasyonların olduğu birçok etkinliğe katılabilecek. Çocuklar festival kapsamında her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirecek. Çok Amaçlı Salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı etkileşimli bir akvaryum macerasına atılabilecekler. AKM'de bir hafta boyunca çocuklar, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterimleri ve animasyonların olduğu birçok etkinliğe katılabilecek. Çocuklar festival kapsamında her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirecek. Çok Amaçlı Salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı etkileşimli bir akvaryum macerasına atılabilecekler. Minik sanatseverler aynı zamanda AKM Çocuk Sanat Merkezi'ndeki "Erken Müzik Atölyesi", "Resim Sevinci", "Resimle Tanışıyorum", "Meyve Sebze Orkestrası", "Ritim Atölyesi", "Çocuklar İçin Drama Atölyesi", "Çocuklar İçin Dans Atölyesi", "edding ile Bir Kupa Pop Art", "Çocuk Arkeologlar Kazıda", "Lego Education ile Yaratıcı Eller İş Başında" ve "Müzikli Masallar" çalışmalarına katılabilecek. Minikler ayrıca AKM Yeşilçam Sineması'nda "Kaptan Pengu ve Arkadaşları 2" filmini izleyebilecek. 23 Nisan'a kadar devam edecek festival kapsamındaki etkinliklere dair ayrıntılı bilgiye "akmistanbul.gov.tr" adresinden ulaşılabilir. ### Dünya koro müziğine geri sayım başladı Estonya, Norveç ve Türk koro müziğinin "köprüler" buluşması Müziğin birleştirici gücüyle kültürlerin kucaklaşıp medeniyetlerin buluştuğu Dünya Koro Müziği Sempozyumu (WSCM), Grammy ödüllü Estonya Filarmoni Oda Korosu ile Norveçli konuk şef Ragnar Rasmussen yönetimindeki Devlet Çoksesli Korosunun “Köprüler” konseriyle 25 Nisan’da Atatürk Kültür Merkezinde başlıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının ev sahipliğindeki sempozyumun açılış konseri, kültürlerin mükemmel birlikteliğinde müzikseverleri eşsiz bir yolculuğa çıkaracak. Kültür ve Turizm Bakanlığının ev sahipliğinde bu yıl İstanbul’da yapılacak Uluslararası Koro Müziği Federasyonunun (IFCM) en büyük etkinliği olan Dünya Koro Müziği Sempozyumuna (WSCM) geri sayım başladı. 25-30 Nisan tarihleri arasında başta Atatürk Kültür Merkezi olmak üzere Akbank Sanat, Atlas 1948 Sineması, Borusan Müzik Evi, Garibaldi Sahnesi, Grand Pera Emek Sahnesi, Santa Maria Draperis Kilisesi, St. Antuan Kilisesi ve Taksim Camii Kültür Merkezi gibi Beyoğlu’nun tarihi mekânlarına da yayılan sempozyum, ABD’den İspanya’ya, Kanada’dan Endonezya’ya dünyanın en iyi korolarını ve alanında uzman konuşmacıları bir araya getiriyor. AKM TÜRK TELEKOM OPERA SALONUNDA TARİHİ BULUŞMA 5 kıtayı temsil eden 28 farklı ülkeden 80’den fazla konuşmacı ile 2500’den fazla sanatçıyı buluşturacak sempozyumun açılış konseri tarihi bir buluşmaya sahne olacak. 25 Nisan Salı günü AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleşecek konserde, iki kere “En İyi Koral Performans” dalında Grammy ödülü kazanan Estonya Filarmoni Oda Korosu ile 35 yıldır Türkiye’de koro müziğinin geniş kitlelere ulaşmasında rol oynayan, Avrupa Profesyonel Korolar Birliği (TENSO) üyesi Devlet Çoksesli Korosu birlikte sahne alacak. Estonya Filarmoni Oda Korosu, kurucu şefleri Tõnu Kaljuste yönetiminde Estonya’nın önemli bestecilerinden Veljo Tormis’in, Devlet Çoksesli Korosu da Norveçli konuk şef Ragnar Rasmussen yönetiminde Türkiye’den ve Norveç’ten çeşitli bestecilerin eserlerini seslendirecek. Koroların dışında bağlama, mey gibi enstrümanlar ile solistlerin de yer alacağı konserde ayrıca konuk şef Ragnar Rasmussen, piyano klavyesinin yeni bir versiyonu olan “seaboard” ile konsere elektronik bir boyut katacak. Müzikseverler açılış konserinde hem geleneksel hem koro müziğinin değişen perspektifiyle kültürlerin mükemmel birlikteliğinde eşsiz bir deneyim yaşayacak. GALA KONSERLERİNDE 3 FARKLI KORO SAHNEYE ÇIKACAK Açılış konserinin yanı sıra AKM Türk Telekom Opera Salonunda gerçekleşecek gala konserlerinde, her akşam, dünyaca ünlü ve ödüllü üç koro sanatseverlerle buluşacak. 26 Nisan’da Endonezya’dan Batavia Madrigal Singers, ABD’den Georgia Eyalet Üniversitesi Korosu ve Porto Riko’dan Orfeón San Juan Bautista sahne alacak. 27 Nisan’da Gabon’dan Le Chant Sur La Lowé, İsveç’ten Sofia Vokalensemble ve Kanada’dan Vancouver Gençlik Korosu seyircinin karşısına çıkacak. 28 Nisan akşamı ise Lübnan’dan gelen Fayha Ulusal Korosu, Çin Taipeisi'nden gelen Taipei Filarmoni Oda Korosu ve İspanya’dan gelen Leioa Kantika Korala yer alacak. KAPANIŞ KONSERİNDE TÜRKİYE'DEN 8 KORO AYNI SAHNEDE Dünya Koro Müziği Sempozyumunun kapanış konseri de açılış konseri kadar iddialı. AKM Türk Telekom Opera Salonunda 29 Nisan’da gerçekleşecek konserde, Türkiye koro müziğindeki çeşitliliği sergileyecek 8 koro aynı sahneyi paylaşacak. İstanbul’dan A Capella Boğaziçi, Boğaziçi Caz Korosu, Chromas, Rezonans, ve Sirene; Bursa’dan Nilüfer Çoksesli Korosu; İzmir’den Dokuz Eylül Üniversite Korosu ve Ankara’dan Jazzberry Tunes poptan klasiğe, cazdan türkülere hep birlikte şarkı söyleyecek. 6 ESERİN PRÖMİYERİ YAPILACAK Uluslararası Koro Müziği Federasyonunun 6 yıl sonra düzenlediği ve pandemi sonrası dünya çapındaki ilk koro buluşması olan Dünya Koro Müziği Sempozyumunda, Türkiye, Venezuela, Singapur, ABD, Almanya ve Malezyalı bestecilerin ‘Değişen Ufuklar’ teması kapsamında sempozyum için besteledikleri eserlerin dünya prömiyerleri de yapılacak. 55 koro ve 2500 koristin yer aldığı, 150’yi aşkın sergi, atölye ve etkinlikle seçkin bir program sunan sempozyum kapsamında 11 ayrı mekânda 44 konser verilecek. Öğrenciler, tüm sempozyum boyunca %50 indirimden yararlanabilecek. ÇOCUKLAR DA RENKLİ REPERTUVARLARIYLA SEMPOZYUMDA Dünya Koro Müziği Sempozyumu, çocuk korolarının da yer aldığı konserlerle çocukları da programa dahil edecek. Türkiye’den Devlet Çoksesli Çocuk Korosu, Borusan Çocuk Korosu, Lüleburgaz Çocuk Korosu, Beşiktaş Çocuk Korosu ve Macaristan’dan Cantemus Çocuk Korosu etkinlik kapsamında sanatseverlerle buluşacak. DÜNYACA ÜNLÜ MÜZİSYENLERLE "USTALIK SINIFLARI" Sempozyum kapsamında oluşturulan “Ustalık Sınıfları” ile katılımcıların kendilerini şeflik ve bestecilik alanında geliştirebileceği bir platform da olacak. Ragnar Rasmussen öncülüğünde gerçekleşecek olan Şeflik Ustalık Sınıfı, sempozyumun ana etkinliklerinden birini oluşturacak. Ko Matsushita öncülüğündeki Bestecilik Ustalık Sınıfı, aktif katılımcıların besteleri üzerinden bestecilik tekniklerine ağırlık verecek. Tonu Kaljuste, Anthony Trecek King, Maria Guinand gibi dünyaca ünlü isimler kültür ve sanat alanında farklı konularda konuşmalar gerçekleştirecek. MÜZİK EĞİTİMCİLERİ İÇİN "DAYANIŞMA OTURUMLARI" Sempozyumun akademik programında, depremden etkilenmiş çocuklar, gençler ve yetişkinlerle çalışacak müzik eğitimcilerinin faydalanabileceği “Dayanışma Oturumları” da yer alıyor. Başvuran eğitimciler koro müziğinin birleştirici gücüne odaklanan atölye çalışmalarına ücretsiz katılabilecekler. Detaylı bilgi için www.wscmistanbul2023.com ziyaret edilebilir.Biletler biletinial.com adresi üzerinden temin edilebilir. ### Cecilia Krull 3 Mayıs'ta Ankara'da Popüler dizi La Casa De Papel’de seslendirdiği jenerik şarkısı “My Life Is Going On” ile tüm dünyada bir milyarın üzerinde dinlenen, 2019 yılında “Hard” isimli single’ının ardından 2020 yılında yayınladığı “Losing My Mind” şarkısıyla müzikseverlerin büyük beğenisini kazanan Cecilia Krull 3 Mayıs’ta CSO Ada Ankara Ana Salon’da müzikseverlerle buluşacak. AVRUPA, LATİN AMERİKA VE ORTADOĞU'DA SAHNE ALDI 2020’de “Agnus Dei”, 2021’de “Can’t Take My Eyes Off You” ve 2022 yılında yepyeni albümünün ilk teklisi “Out in Style”ı yayınlayan Cecilia Krull, bugüne kadar tüm Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu’nda sahne aldı ve birçok prestijli festivalde performanslar sergiledi. FRANSA, KÜBA, ALMANYA VE İSPANYOL KÖKLERİ İLE Müzisyen bir aileden gelen ve kariyerine 7 yaşında Disney filmlerinin şarkılarını seslendirerek başlayan şarkıcı ve besteci Cecilia Krull, Fransa, Küba, Almanya ve İspanyol kökleri ile genç yaşına rağmen günümüzün en önemli yeni kuşak caz şarkıcılarından biri olarak gösteriliyor. Sanatçı caz dışında Pop, Groove ve Soul gibi farklı müzik tarzlarında da şarkılar seslendiriyor. BİRÇOK SOUNDTRACK ÇALIŞMASINA İMZA Jorge Pardo, Robert Glasper, Javier Colina, Gustav Lundgren, Mel Bringuez, Pedro Itu-rraide, Guillermo McGill, Andreas Unge, Pablo Martin Caminero, Borja Ba rrueta, Daniel Garcia Bruno, Bob Sands, Pedro Ruy Bias, Pepe Rivero, Gaston Joya, Michael Olivera, Reinier Elizarde, Ivan Melon Lewis gibi uluslararası üne sahip çok sayıda müzisyenle de müzikal işbirlikleri gerçekleştiren Cecilia Krull, Manuel Santisteban ile birlikte “Three Meters Above The Sky” (2010), “Fuga de Cerebros 2” (2011), "Ms to Vis "(2016), "The House of Paper” (2017) ve “The Accident" (2018) gibi birçok soundtrack çalışmasına da imza attı. ### Pasajda bir yıl sergisi, Galeri Deniz’de açıldı İyilik İçin Sanat Derneği’nin, güzel sanatlar fakültelerinden mezun gençleri desteklemek üzere kurguladığı “Pasajda Bir Yıl” projesinin dördüncü döneminde yer alan eserlerden oluşan sergi, Galeri Deniz’de açıldı. Sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren İyilik İçin Sanat Derneği’nin Pasajda Bir Yıl projesi dördüncü dönemini geride bıraktı. Projede yer alan 9 sanatçının 60 adet eserinden oluşturulan seçki, Prof. Dr. Nedret Sekban küratörlüğünde 14 Nisan 2023 tarihi itibarıyla DenizBank Genel Müdürlüğü’nde yer alan Galeri Deniz’de sanatseverler ile buluştu. “TÜM SANATSEVERLERİ SERGİMİZE BEKLİYORUZ” Sergi açılışında konuşan İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, “Üretmek için atölye ihtiyacı olan sanatçılara bir yıl boyunca, proje koordinatörü Prof. Dr. Nedret Sekban ve proje danışmanı sanatçı Aslı Özok yürütücülüğünde destek verdiğimiz Pasajda Bir Yıl’ın dördüncü dönemini tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz. Pasajda Bir Yıl projesi kapsamında sanatçılar, DenizBank Genel Merkezi’nde tahsis edilen atölyede bir yıl boyunca sürdürülen çalışmalarını başarıyla tamamladı. Sergimizin sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği Galeri Deniz’de yer alması da bizler için çok kıymetli. Bu vesile ile de finans dünyasının sanata olan desteğini göstermekte öncü rol üstlenen DenizBank’ı kutluyor, Pasajda Bir Yıl projemize sağlamış olduğu katkılardan dolayı teşekkür ediyorum” dedi. “PASAJDA BİR YIL PROJESİ KOLEKTİF BİR ÇALIŞMAYI VE ÖZVERİYİ TEMSİL EDİYOR” Projenin koordinatörü ve aynı zamanda serginin küratörü olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Emekli Öğretim Üyesi, Ressam Prof. Dr. Nedret Sekban ise yaptığı konuşmada şunları dile getirdi: “Yetenekli genç sanatçılar, yıl boyunca belirlenen sistem çerçevesinde canla başla çalışıp sergi hazırlıklarını tamamladılar. Bu 9 genç insanın kendi dinamikleriyle hazırladıkları eserler, İyilik İçin Sanat Derneği desteğiyle somutlaşma imkânı buldu. Çok güzel işler çıkardılar, bizler de devamlı yanlarında olduk. Pasajda Bir Yıl projesi kolektif bir çalışmayı ve özveriyi temsil ediyor. Hiç kuşkusuz bazen bireysel olarak yapılamayan şeyler başkalarıyla yardımlaşarak yapılabilir. Bu da toplum tarafından ilgi görür ve desteklenir. Bu destek en basit anlamıyla orada olmak ve onlara yalnız olmadıklarını göstermektir.” İŞ VE SANAT DÜNYASINDAN ÖNEMLİ İSİMLER KATILDI DenizBank ve İyilik İçin Sanat Derneği öncülüğünde gerçekleştirilen sergi açılış davetine DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş, İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, Aslı Özok, Nedret Sekban, Kenan ve Serpil Yavuz, Handan Aral, Yeşim Ceren Bozoğlu, Tunç Berkman, Merve Mermer, Ece ve Leyla Mizrahi gibi iş, sanat ve cemiyet dünyasından birçok isim katıldı.  Genç sanatçılar Elif Akçay, Elif Aktaş, Emel Ezal, Emine Büyükbaş, Emir Furkan Tekkalmaz, Fatih Şimşek, Loya Kader Öztürkmen, Serap Can ve Yonca Karaaslan’ın eserlerinin yer aldığı Pasajda Bir Yıl Sergisi, 23 Temmuz 2023 tarihine kadar Galeri Deniz’de gezilebilir. Sergi, aynı zamanda dijital olarak www.iyilikicinsanat.org web sitesinden de takip edilebiliyor. ### Titanic'in tarihi objesi Rahmi Koç Müzesi’nde! Atlantik Okyanusu’nda 1912 yılında buz dağına çarparak batan transatlantik gemisi Titanic’ten çıkan karaf, Türkiye’nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergileniyor. 20’nci yüzyılın en büyük deniz kazalarından biri olarak tarihe geçen Titanic, 111 yıl önce battı. Transatlantik yolcu gemisi Titanic, 10 Nisan 1912’de ABD’nin New York kentine gitmek üzere İngiltere’nin Southampton kentinden yola çıktı. Ancak bu yolculuk, geminin 15 Nisan 1912’de Kuzey Atlantik Okyanusu’nda buz dağına çarpmasının ardından trajik bir şekilde noktalandı. Yapımı tamamlandığında dünyanın en büyük buharlı yolcu gemisi olan Titanic; 269 metre uzunluk, 28 metre genişlik ve 52 bin ton ağırlığa sahipti. Binlerce insanın hayatını kaybettiği Titanic’in enkazı 1985 yılında bulundu. Filmlere, kitaplara, şarkılara konu oldu, ancak dünya çapında en büyük sesi, gemiyle aynı ismi taşıyan 1997 yapımı film getirdi. Titanic, dünya denizcilik tarihinde de önemli bir yer tutuyor. KOLEKSİYONUN NADİDE PARÇALARINDAN BİRİ İlk ve son yolculuğunu yapan Titanic'e ait karaf, Rahmi M. Koç Müzesi Koleksiyonu'nun nadide parçalardan biri olarak öne çıkıyor. John Grinsell & Sons of Birmingham tarafından 20’nci yüzyılın başlarında üretilen karaf, Nisan 1912’de RMS Titanic’in sefer denemelerinin anısına White Star Line çalışanlarına takdim edilmişti. Ömer M. Koç tarafından müzenin kurucusu Rahmi M. Koç’a hediye edilen karaf, 22 cm yüksekliğinde. Bu özel obje, gemideki hayatı merak edenleri bir asır önceye doğru yolculuğa çıkarıyor. ### Minik sanatçı adaylarının USTA’ların eserlerini yorumladığı sergi Usta sanatçıların eserlerinin Tarabya Alpaslan İlkokul ve Ortaokulu öğrencilerinin yorumlarıyla oluşturulan "364+1 World Art Day & Masterpieces - Minik Sanatçılarla Yaza Merhaba 3" isimli sergi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin ev sahipliğinde, Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi'nin 5 Kubbe Salonu'nda 12 Nisan 2023 günü açıldı. Resim ve heykel sanatçısı Funda Camelmas Mepa, serginin açılış konuşmasında MSGSÜ Rektörü Handan İnci Elçi'nin verdiği desteğe teşekkürü sonrasında sözü Alpaslan İlkokul ve Ortaokulu Müdürü Veysel Aykaz'a verdi. Devrim Ebil ve Bedri Baykam'ın çocuklara yönelik video konuşmaları ile devam edilen açılış; Edirne’den Muğla’ya kadar birçok üniversiteden katılan öğretim görevlileri ve usta sanatçıların yorumlarını yapan öğrencilerle buluşularak, karşılıklı sanat diyalogları ve yorumları ile sürdü. Çok renkli geçen sergide, minik sanatçıların usta sanatçılarla olan diyalog ve heyecanları görülmeye değerdi. Ortaya çıkan yorumlamaların güzelliği karşısında usta sanatçılar da etkilenerek, yapılan işten karşılıklı keyif alındı. USTA SANATÇILAR SERGİYE AYRI BİR RENK KATTILAR İstanbul’un uzun zamandır yağmadığı kadar çok sağanak ile yağan yağmuruna inat farklı şehirlerden de gelen usta sanatçılar, sergiye ayrı bir renk kattılar. Hava muhalefetine rağmen katılan sanatçılar şu şekildeydi: Abdullah Tezemir, Alev Demirkesen, Aylin Gürbüz, Ayşe Nuran Yapıcı, Bahri Genç, Berrin Bayraktaroğlu, Candan Önay, Erol Kılıç, Funda Camelmas Mepa, Hülya Düzenli, Mehtap Kodaman, Memiş Aslan, Murat Külcüoğlu, Sadık Altınok, Sakine Düzce, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Şükrü Kara, Tijen Şikar, Tülay Erbesler, Türkan Çetin, Zeynep Çavdar Kaleli. ### Günsu Saraçoğlu, "ReBirth" sergisiyle İstanbul ve ABD’de! Uzun yıllardır sanat alanındaki çalışmaları ve ressam kimliğiyle tanınan Günsu Saraçoğlu, "ReBirth" isimli koleksiyonunu ABD ve İstanbul’da aynı tarihlerde açılacak kişisel sergileriyle sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Günsu Saraçoğlu'nun “ReBirth” sergisi, The Soul Art House'da 29 Nisan-13 Mayıs 2023 tarihleri arasında İstanbullu sanat izleyicisinin beğenisine sunulurken; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki "The Havre de Grace Maritime Museum and Environmental Center" ise 1-31 Mayıs 2023 tarihlerinde "ReBirth" koleksiyonuna ev sahipliği yapacak. Saraçoğlu, “Rebirth” isimli koleksiyonu hakkında şu açıklamalarda bulundu: "Öncelikle iki kişisel sergimin aynı tarihlerde sanat izleyicisiyle buluşacak olması, beni gerçekten çok heyecanlandırıyor. Elbette ben İstanbul’da, The Soul Art House’da mutluluğumu bizi onurlandıran sanatsever dostlarımla paylaşacağım. İstanbul’daki sergimde yer alan eserlerin sanatsal baskıları da The Havre de Grace Maritime Museum and Environmental Center’da izleyiciyle buluşacak. 'ReBirth', dijital art çalışmalarımı akrilik ve karışık teknik ile birleştirdiğim eserlerden oluşmakta. Geleneksel resim teknikleri ile dijital çalışmalarımı karışık teknik olarak üretmek, bana çok keyif verdi. insanın yaptığı tahribat, doğanın tahammülünün çok üstünde! Uzun yıllardan beri kentsel dönüşüm, iklim ve çevre hakkında eleştirilerimi resimlerimle ifade ettim. Sanat yoluyla yaşadığım döneme ait hem bir bellek oluşturmak hem de toplumsal bilinçlenmeye yönelik katkı sağlamak temel amacımdı. Ve kendi düşünce düzeyim, resimlerimdeki ifadelerimde kendi içinde dönüşerek 'ReBirth' serisi halinde ortaya çıktı. Doğa kusursuz bir dengeyle ayakta. Her canlı yemesi gerektiği kadar beslenip, toprağın ya da havanın tolere edebileceği düzeyde atıklarla yaşamına devam ediyor. Oysa insanın yaptığı tahribat, doğanın tahammülünün çok üstünde. Ben resimlerimde, insanın geçmişten bugüne fütursuzca her alana hakim olma isteğinin yarattığı kaosu anlatma çabası içindeyim. Bizi biz yapan her şey doğada. Doğanın doğal yapısı tahrip edildikçe, dokular yaratarak doğal dokuya ve doğadaki uyuma dikkat çekmeye çalışıyorum. DOĞA KENDİNİ SIFIRLAMAYA ÇALIŞIYOR Son dönemde ülkemde ve dünyada yaşanan doğal afetleri düşünürsek, sanki doğa kendini sıfırlamaya çalışıyor hissine kapılıyorum. Örneğin, Türkiye’de yaşanan deprem sonucu sadece insan ve mal kaybının çok ötesinde kayıplara ve değişimlere de yol açacak. Coğrafyadaki bu değişimler, canlıların da yaşamına direkt etkide bulunacak. Mesela, su kaynaklarının yerinin ve kuşların göç yolları değişmesi vs. The Soul Art House’da 29 Nisan 2023 Cumartesi günü gerçekleştirilecek açılış kokteyline tüm sanatsever dostlarımı bekliyorum." Günsu Saraçoğlu - "Rebirth" The Soul Art HouseSergi tarihi: 29 Nisan-13 Mayıs 2023Sergi açılışı: 29 Nisan 2023 Cumartesi Saat: 13.00-19.00Adres: Faik Paşa Caddesi No:30 Çukurcuma / Beyoğlu The Havre de Grace Maritime Museum and Environmental CenterSergi tarihi: 1-31 Mayıs 2023Sergi açılışı: 29 Nisan 2023 CumartesiAdres: 100 Lafayette Street Havre de Grace, MD 21078 - Phone: 410-939-4800 ### Bodrum Dağbelen köyünde “Ayşe Teyze” grup sergisi Farklı disiplinlerden 22 sanatçının küçük işlerinden oluşan “Ayşe Teyze” grup sergisi, Bodrum Dağbelen köyündeki 83 no’lu evde, 27 Nisan Perşembe günü saat 16.00’da açılacak. Her gün 14.30-18.00 saatleri arasında gezilebilecek olan sergi, 11 Mayıs 2023 tarihine kadar açık kalacak. Bodrum’un Dağbelen köyünde küçük ve sevimli, tipik bir kerpiç köy evi… Bu ev, Bodrum’da yaşayan ve üreten, yaratıcı güç birliğine ve dayanışmaya inanan bir grup sanatçının sergisine kapılarını açıyor. Ortak sergi fikri, sanatçıların birbirlerinin atölyelerine yaptıkları düzenli, sanat odaklı ziyaretlerin yarattğı üretim heyecanıyla doğdu. Bodrum’un geleneksel yaşamını yansıtan bu çatının altında bir araya gelen sanatçılar, yerel değerleri çağdaş sanat alanına taşıyarak vurgulamayı amaçlıyor. Sergi, Dağbelen köyünde herkesin Ayşe Teyze’nin evi olarak bildiği bu yörük evinde hayatının son yıllarını geçirmiş olan Ayşe Teyze’nin anısına ithaf edildi. Artık kimsenin yaşamadığı bu eski köy evinin çağrışımları, sanatçıların kendi “Ayşe Teyze” imgesini paylaştığı bir sergiye dönüştü. Toplumsal yaşantımızın ve belleğimizin de bir parçası olan “Ayşe Teyze” ya da bu evde yıllarını geçirmiş olan Dağbelen köyünün sakini Ayşe Teyze… Sanatçılar, hep birlikte şekillendirdikleri bu sergiyle Ayşe Teyze’yi ve onun yaşamını hayal ederek onu kurgusal bir sanat alanına dönüştürdükleri kendi evinde ağırlayacaklar. Sergide 22 sanatçıdan Ayşe Mesude Kumbasar’ın karışık teknik 30x30cm, Elvan Erdin Alev’in tuval üzerine karışık teknik 20x20cm, Emine Türk’ün beyaz seramik çamur 20x11cm, Hafize Elibollar Ortaç’ın tuval üzerine akrilik 25x25cm ve Gökçe Çelikel’in kağıt üzerine karakalem 32x24cm çalışmaları da yer alıyor. Sergiye katılan sanatçılar: Aycan Yeniley, Ayşegül Birol, Ayşe Mesude Kumbasar, Bağdagül Demirtürk, Başak Karafaki, Deniz Altaş, Ebru Nakamura, Elif Özbek, Elvan Erdin, Emine Türk, Ergül Karagözoğlu, Gökçe Çelikel, Hafize Elibollar Ortaç, Hakan Ortaç, Hope Holtzman, Mert Mazı, Neslihan Zabcı, Saba Bener, Tamer Şahinoğlu, Tevfik Türen Karagözoğlu, Zehra Sargın, Züleyha Altıntaş. Muğla'nın Bodrum ilçesine bağlı olan ve sanat çevrelerinde "Dağbelen köyü" olarak anılan mahalle, zaman zaman ev sahipliği yaptığı sanatsal etkinliklerle dikkatleri üzerinde topluyor. ### Yazar Dr. Ferhat Jak İçöz'den tüketim ilişkileri üzerine keyifli bir sohbet Disiplinlerarası üretim ve buluşmalara alan açmaya devam eden Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, başlattığı yeni projesinde bütüncül bakış açısıyla sürdürülebilirliğin tüm boyutlarını kitaplar aracılığıyla aktarıyor. Sürdürülebilirlik Adımları Derneği (SADE) iş birliğiyle hayata geçirdiği "Bir Dünya Okumak" projesi kapsamında ezber bozan yazarlar, sürdürülebilirliğe farklı perspektiften bakıyor. Bilginin gücüne, yazının kalıcılığına ve kitap kokusunun zamansızlığına inanarak oluşturulan ve içinde tasarım-sanat-sürdürülebilir mimari ağırlıklı özel bir koleksiyondan oluşan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin kütüphanesindeki kitaplardan ilhamla hayata geçirilen "Bir Dünya Okumak" projesi kapsamında, alanında yetkin ve dünyayı farklı gözlerle yorumlayan anlatıcılarla bir dizi söyleşi düzenleniyor. "Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları" odağında güncel konuları farklı disiplinlerden kişilerle derinlemesine irdeleyen "Bir Dünya Okumak" söyleşileri, kitaplar aracılığıyla sürdürülebilirliğe farklı pencerelerden bakıyor. Serinin son söyleşine konuk olan yazar Dr. Ferhat Jak İçöz, tüketim ilişkilerinin ruhsal sağlığımızı nasıl etkilediğini örneklerle anlatıyor. On yılı aşkın süredir psikoterapi alanındaki çalışmalarıyla ön plana çıkan İçöz, aynı zamanda bu bilgi birikimiyle harmanladığı "Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği" adlı kitabın da yazarı. Kitabından da birçok anektoda yer veren Dr. Ferhat Jak İçöz, günümüz düzeninde hayatlarımızı daha dolu dolu ve doygun yaşamak için elimizden gelen tek şeyin kendimizi tanımak olduğunu vurguluyor. Sürdürülebilir bir ruhsal sağlık için kendimizi ve tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamanın önemini vurgulayan Jak, ihtiyaç fazlası her tüketimin içimizde yaratacağı boşluklara da değiniyor. ### Hukukçu Gözde Aydın, "Ey Aşk" ile geliyor! Esas mesleği avukatlık olan Gözde Aydın, çocukluk hayallerini gerçekleştirdi. Aydın, söz ve müziği kendisine ait pop rock soundlu "Ey Aşk" adlı ilk teklisiyle müzik piyasasına merhaba dedi. Bütün ailesi de hukukçu olan Gözde Aydın’ın içinde bitmek bilmeyen bir sanat ateşi var. Kendi şarkılarının söz ve müziğini yazan Aydın, aynı zamanda Dormen Akademi’de oyunculuk eğitimi de almaya devam ediyor. Ünlü müzisyen Mustafa Akay’ın sahibi olduğu Akay Müzik etiketiyle yayınlanan "Ey Aşk", tüm dijital platformlarda yayında. GÖZDE AYDIN HAKKINDA Avukat Gözde Aydın, halen İstanbul Barosu eski başkanlarından babası Av. Muammer Aydın, annesi Av. Zeynep Aydın, erkek kardeşi Av. Murat Can Aydın ve onun eşi Av. Eylül Cansu Aydın ile birlikte aktif olarak avukatlık yapmaya devam ediyor. Ancak sanattan hiçbir zaman kopmadan, kopamadan sürdürüyor mesleğini. Yaratıcılığını kullanmayı, aktif olmayı, yeni insanlarla farklı ortamları tatmayı çok sevdiğini belirtiyor sıklıkla. Bu sebeple de bir yandan beste çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan Dormen Akademi’de müzikal oyunculuk ve oyunculuk olmak üzere iki ayrı eğitime devam ediyor. Üstelik bu arada çeşitli koro çalışmalarını sürdürmeye, bu koroların konserlerinde sunucu olarak da görev yapmaya ve aynı zamanda İstanbul’un değişik mekânlarında da sahne almaya olanca hızıyla devam ediyor. Editörlük çalışmaları da bulunan Gözde Aydın, tüm bunlara ilaveten ikinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi’nde sosyoloji okuyor ve Galatasaray Üniversitesi’nde özel hukuk yüksek lisansı yapıyor. Çeşitli dernek, vakıf ve siyasi partilerde de yönetici ve üye olarak yer alan, aynı zamanda Poyraz ve Toprak adında iki erkek çocuk annesi olan Gözde Aydın’ın tek şikâyeti ise pek boş zamanının olmaması. ### Mustafa Akay’dan yeni single İş dünyasındaki başarısını müzik sektöründe de devam ettirmeyi bilen Mustafa Akay, son single çalışması olan “Aşk-ı Müebbet”in yakaladığı başarı sonrası, bu kez çok farklı bir proje ile yeniden müzikseverlerin karşısına çıkıyor. “MUSTAFA AKAY ANLATIYOR” Prodüktörlüğünü Ömercan Özüaydın’ın yaptığı, Songs4You etiketiyle 21 Nisan’da tüm dijital platformlarda yerini alacak olan “Mustafa Akay Anlatıyor” projesinde çok severek dinleyeceğiniz şarkılar, sanatçının kendi hayatı ve çevresindeki insanların yaşanmışlıklarından esinlenip ortaya çıkan hayattan küçük kesitler ile birleşerek, bize hayatı bir kez daha sorgulatacak. ### Galeri Diani'de "Aynı Elma, Yeni Dünya" Sevinç Çiftci’nin “Aynı Elma, Yeni Dünya” isimli kişisel sergisi, Galeri Diani ev sahipliğinde 6 Mayıs 2023 tarihinde açılıyor. Projelerinde birey-zaman-toplum ilişkilerine dair temalara öncelik verdiğini bildiğimiz, figüratif resmin önemli sanatçılarından Sevinç Çiftci, bu kez “bireyin kendini onarma” süreçlerini konu ediyor. Algımızı zorlayan, kontrolümüzü aşan büyük bir yeryüzü gerilimine tanıklık ettiğimiz şu dönemde sanatçı, öznel bellek deneyimlerini kolektif olana işaret etmek için araçsallaştırmayı seçer. Kimi resimlerde “yaralı bir maskülen”, eril’e ait kırılganlığı öne çıkarmak istercesine belirirken, gözü kapalı otoportrelerde ise düzenin tümden reddine dayalı bir arzuyu hissederiz. Umut ve dirence ilişkin metaforlar, resimlerde sıklıkla karşımıza çıkar. Nesneler lekenin ve çizginin soyut, otonom varlıklar olarak kendi akış ve hareketine kapılmış görünse de bu biçimler, sağlam bir kavramsal altyapıyı oluşturacak içeriği görünür kılmaktadır. Sanatçının üretim pratiği, giderek çoklu bir kavrayışa izin verecek biçimde şekillenmiştir. Boyanın içinde beliren imgeler zamanın içinde beliren anlar gibidir. İmge, bellekteki görünümüne ulaşmak için parçalanmıştır. Bu, belleğin işleyişi gibidir. Boyanın her türlü olasılığa açık güçlü deviniminin yanı sıra sıklıkla kullanılan imgelere baktığımızda tanımlaması güç, metaforik estetik bir dizgeyle karşılaşırız. SEVİNÇ ÇİFTCİ HAKKINDA 1976’da İstanbul’da doğdu. 1997 yılında MÜGSF Resim Bölümü'nden mezun oldu. Sinema ve TV alanında sanat yönetmenliği mesleğini 10 yıl boyunca sürdürerek, birçok proje için kostüm ve dekor tasarımı gerçekleştirdi. Ardından, “TÜRVAK Sinema Televizyon Okulu”nda “Sanat Yönetmenliği” eğitimi verdi. 2008’de Oluşum Drama Enstitüsü’nde “Drama Liderlik Programı”nı tamamlayarak, aynı kurumda “Sanat Akımları ve Drama” konulu dersi yürüttü. Birçok bienal ve fuarda çocuklarla drama atölyesi gerçekleştirdi. 2012 yılında İtalya’da Florence Academy of Art “Painting Figure in Oil” programına katılan sanatçının eserleri, ulusal ve uluslararası sergilerde yer aldı. 2016’da Almanya’nın Nürnberg şehrinde katıldığı karma sergi sonrasında 2018 yılında Berlin’de kişisel sergisi gerçekleşen sanatçı, sanatta yerellik ve evrensellik kavramlarına yoğunlaştı. Bugüne kadarki çalışmaları ağırlıklı olarak çocukluk, büyüme, geleneksel ve toplumsal normlar, cinsiyet algısı, birey-zaman-toplum ilişkileri gibi konular etrafında şekillenen sanatçı, halen MSGSÜ Resim Yüksek Lisans Programı'na devam etmekte. Sevinç Çiftci’nin “Aynı Elma, Yeni Dünya” isimli kişisel sergisi, Galeri Diani ev sahipliğinde 6 Mayıs 2023 tarihinde açılıyor. Projelerinde birey-zaman-toplum ilişkilerine dair temalara öncelik verdiğini bildiğimiz, figüratif resmin önemli sanatçılarından Sevinç Çiftci, bu kez “bireyin kendini onarma” süreçlerini konu ediyor. ### Frank Nitsche'den "Turkish Delight" sergisi Ressam Frank Nitsche 'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi "Turkish Delight", Pilevneli Galeri'nin Dolapdere'deki mekanında ziyarete açıldı. Nitsche'nin son dönem çalışmalarından oluşan ve galerinin dört katına yayılan "Turkish Delight" sergisinde, 31 yağlı boya eser ve bir mekana özel yerleştirmeye yer veriliyor. Frank Nitsche, soyut kompozisyonlarını ortaya koymak için medya, pop ve tüketim kültüründen aldığı geniş bir görsel arşivden yararlanıyor. Eserlerinin büyük çoğunluğunu karakteristik bir özellik olarak hafif tonlarda haki, mavi veya yeşil ile donatılmış geniş kanvas yüzeylerde yapan Alman ressam, Hochschule für Bildende Künste'de sanat eğitimini tamamladı. Nitsche'nin eserleri; geometrik şekiller, çizgiler ve formlar, inşaat planları, teknik modelleri, kaligrafi veya bilgisayar programlarını hatırlatabilecek soyut oluşumlardan meydana geliyor. "Turkish Delight" başlıklı sergi, 14 Mayıs'a kadar Pilevneli Galeri'de sanatseverleri ağırlayacak. ### Erkan Erten'den yeni kitap: Agartha Tünelleri Erkan Erten'in 90'lı yıllardan bugüne yaptığı araştırmalar sonunda kurgusal bir bütünlükle kaleme aldığı "Agartha Tünelleri" adlı kitabında; Kız Kulesi'nin sırlarla dolu hikayesi, İstanbul'un Meryem Ana'nın şehri olduğuna dair bulguları ve İstanbul’un altındaki tünellerden tarihi mekanlara geçitlerin olduğu, birbirine bağlı hikayelerle dünyanın en eski bilinmeyeni yer altı ülkesi Agartha’nın sır perdesini aralıyor. Agartha Tünelleri Thule Cemiyeti Kurucusu Şefik Hüsnü olarak bilinen Baron Von Sebottendorf, 1456 yılında İstanbul’a gelerek kutsal emanetlerini almak isteyen İtalyanlar, II. Abdülhamit’in emanete ulaşarak teşhir etmesi, Kız Kulesi efsanelerinden birinin yeniden gün ışığına çıkması gibi yaşanmış hikaye ve ana karakterlerin kurgusal bir dille anlatıldığı, merak uyandıran çarpıcı bir roman. KİTAP HAKKINDA Agartha, Atlantis ve Mu kıtalarının yıkımı öncesinde oralardan kaçan ve yer altında yaşamlarına devam eden üstün ırkın ülkesi. Yer üstüne birkaç kez çıkmayı denemelerine rağmen, insan ırkının yeterince medeni olmadığına kanaat getirerek tekrar yer altına çekilirler, ancak yer üstü ile bağlarını hiç kesmezler. Yeryüzünde Agartha’ya ulaşılan birçok kapı ve geçit olduğu, bu tünellere girip kaybolanlardan bahsedilir. Donuktaş Mabedi ve Kapalıçarşı’da bu tünellere girip kaybolan insanların haberleri, Çemberlitaş altında Hz. İsa’nın çarmığa gerildiği çiviler ve kutsal kasenin olduğu iddiaları. 1918 senesinde Vatikan’dan gelen papazların yakalanıncaya kadar gizlice bu alanı kazmaları, 1929 senesinde Danimarkalı Teosof Vett’in kazma girişimleri, birkaç yıl önce İstanbul’un röntgeni çekildiği ve Çemberlitaş Meydanı’nın altında aynı şekilde bir meydan daha olduğu iddia edilmesi gibi onlarca nedenden Agartha’nın en yüce giriş kapısının İstanbul’da olduğu fikrinden yola çıkarak, bu kapıyı açan tek ve kutsal anahtar Meryem ve ona ulaşmak için birbiriyle mücadele eden iki grubun hikayesi... Yazarın daha önce kaleme aldığı "Evde Yokuz" adlı tiyatro oyun kitabı ve "Bir Devrimcinin Hatıra Defteri" adlı eserleri bulunuyor. İnternet üzerinden satın alabileceğiniz "Agartha Tünelleri", okudukça merak uyandıran, digital platformlarda dizi olabilecek nitelikte bir eser. ### Mehmet Günyeli, “Kader Denizi” ile Galeri Art İstanbul’da! Yazar ve sanatçı kimliği ile tanıdığımız Mehmet Günyeli, “Kader Denizi” adını verdiği bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıktı. Nişantaşı Galeri Artist İstanbul’da 8 Nisan’da açılan sergi, 30 gün süreyle izleyicileri ile buluşacak. BİRAZ SOSYAL SORUMLULUK Sergisiyle ilgili İstanbul Sanat Dergisi’ne bir açıklamada bulunan Mehmet Günyeli; “Ege Denizi üzerinden hikayesi olan bir fotoğraf projesi oldu. Biraz sosyal sorumluluk gibi de düşünebilirsiniz” diye konuştu. Mülteci sorunlarına çözüm arayışı ve de farkındalık yaratabilmek adına çalışmayı gerçekleştirdiğini dile getiren Mehmet Günyeli; “Ege Denizi kıyılarında 'umuda yolculuk' yapılan teknelerin yüzeylerinden soyutlama yaparak fotoğraflarımı oluşturdum” dedi. https://www.youtube.com/shorts/TgyoFkBwel8 ### İstanbul Lale Vakfı'nda "Lale ve Kadın" Sergisi Asaletin, zerafetin ve aşkın simgeleri olan lale ve kadını, seramik sanatçısı Seçil Nebioğlu önderliğinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden 50 seramik sanatçısı yorumladı. Beyazdan pembeye, mordan kırmızıya, klasik veya stilize formlarda 400’den fazla seramik lâle ile birlikte lâle ve kadın formlarının yer alacağı “Lale ve Kadın” Sergisi, 14-26 Nisan tarihleri arasında İstanbul Lale Vakfı 'nda izlenebilir. Sergiye İzmir, Mersin ve İstanbul’dan katılan 50 seramik sanatçısı, 3 ay gibi kısa bir sürede hazırlandılar. Serginin önderliğini yapan Nebioğlu; asaletin, zarafetin ve aşkın sembolü olan lale ve kadını Lâle Müzesi için heyecan ve tutku ile birlikte yeniden yorumladıklarını ve kısa sürede dayanışma ile 440 eser yapıldığını, ayrıca Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi (FSMVÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi GTSB Çini Bölümü lisans öğrencilerinin de hocaları Latife Aktan Özel önderliğinde çini lâleler ile sergiye katıldığını söyleyerek; “Ülkemizin geçirdiği bu ağır süreçte üretmeye devam ettik ve sanata sarıldık. Sanatçılar ve sanat eğitimi alanlarla birleştik. Mottomuz, 'Sanat iyi gelir, sanat iyileştirir' oldu. Bu sergi lâle ve kadın üzerinden umudu, asaleti, zarafeti, aşkı ve birlikte üretmenin önem ve zevkini hatırlatıyor” ifadelerini kullandı. DUYGULARIN SESSİZ İFADELERİ Kırmızı laleler, doğada çok sık bulunmaz. Kırmızı laleler, “tutkulu ve gerçek bir aşk” anlamını taşıyor. Doğada en sık görebileceğiniz lale rengi ise sarı. Açık sarıdan koyu sarıya, hatta turuncuya kadar sarının her tonunda lale görmek mümkün. Sarı lale ,yüzyıllardır “umutsuz aşk” anlamına gelirdi. Ancak zaman içerisinde bu laleler anlam değişikliğine uğradı. Artık neşeyi ve güneşi sembolize ediyorlar. Turuncu lale ise “mutluluk” ve “hayranlık” ifade ediyor. Asil görünümü ile görenleri kendine hayran bırakan beyaz lale ise “saflık” ve aynı zamanda “af dileme” anlamlarını taşıyor. Bu nedenle beyaz lale özür dilemek için kullanılıyor. Pembe renkte lale, “güven” anlamını taşıyor. Mor laleler ise lale renkleri arasında en çok dikkat çeken oluyor. Mor laleler, “asalet” anlamına geliyor. Krem renkte olan laleler, “sonsuz aşk” anlamına geliyor. Üzerinde desene benzeyen çeşitli çizgilerin olduğu laleler ise “güzel gözler” anlamına geliyor. TÜRK SANATINDA EN ÇOK KARŞILAŞILAN ÇİÇEK: LALE Lale motifi, Osmanlıdan günümüze tüm el sanatlarında en çok kullanılan desen olarak kabul ediliyor. Selçuklular zamanından başlayarak lale, Anadolu Türk sanatının önemli bir figürü olmuş. Bugün başta İstanbul olmak üzere pek çok anıtsal bina ve sanat eseri, lale figürleriyle süslü. Topkapı Sarayı’nda III. Ahmet zamanında yapılan Yemiş Odası’nın duvarlarını ve pek çok camiyi süsleyen çiniler, seramikler, kalem işleri, cam eserler ve tezhipler, bilhassa 16. yüzyılda önem kazanmış laleler ile bezenmiş. Sergiye katılan sanatçılar Aslı Buruk, Aylin Gülbay, Aysel Öncel, Ayşe Perizat Uncular, Aytül Vatansever, Aynur Koç, Aysun Katmer, Arzu Yurlu, Asuman Önder, Belkıs Ustamehmetoğlu, Berna Duman, Banu Başkaya, Cana Dölay, Derya Kurt, Duygu Sağlamyürek, Emre Atırcıoğu, Esin Gürel, Eda Bahadınlı, Eda Ö. Yıldırım, Fatma Öz, Figen Polat, Gonca Günel, Hülya Yürür, Kevser Hafsa Parlakışık, Latife Aktan, Merve Pelit Çorbacıoğlu, Melike Beykoz, Nadide Şen, Neşe Çapan Baysal, Nurdan Öztürk, Özlem Sönmez, Özgül Öktürk Aksu, Pınar Arslan, Saba Gül, Saffer Quarse, Seçil Nebioğlu, Selma Çerkez Uygun, Selin Sadıoğlu, Sevda Soysar, Sıla Aydos Öcal, Sibel Çolak Boncukçu, Songül Şimşek, Şeniz Peker, Şeyda Avcı, Şeyda Çıplak, Yaprak Erdoğan, Yasemin Şaşmaz, Zeynep Aydın, Zehra Kaftancıoğlu, Zeynep F. Güneysu. İstanbul Lale VakfıEmirgan Korusu - Koruyolu Caddesi No:1 Sarıyer - İstanbul ### AKM Çocuk Sanat Festivali, 17 Nisan'da başlayacak Özel gösteriler, atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterileri ve animasyonların yer aldığı AKM Çocuk Sanat Festivali, 17-23 Nisan'da gerçekleştirilecek. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çocuk Sanat Festivali, 17-23 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek. Etkinliğe katılan çocuklar, Kültür Sokağı'na yerleştirilen dev bir piyanonun üzerinde dans ederek istedikleri parçaları çalabilecek, tavanından duvarına her yeri boyanan büyük bir evi kendi hayal dünyalarına göre renklendirebilecek. Çocuklar, çok amaçlı salonda kağıtlara çizdikleri balıkların birkaç dakika içinde yüzmeye başladığı, etkileşimli bir akvaryum macerasını da deneyimleyebilecek. Açık Hava Sahnesi'ne kurulacak çadırda kurulacak 360 derece planetaryum (gezegen evi) gösterisiyle, çocuklar gökyüzünü seyretme imkanı bulacak. ÇOK SAYIDA TİYATRO GÖSTERİSİ YAPILACAK "Öylesine Bir Dinleti" adlı müzikli oyunun çocuklar için uyarlanan versiyonu "Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti", İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından Tiyatro Salonu'nda sahnelenecek. Ünlü opera ve müzikallerden seçilen masallaştırılmış şarkı ve aryalar, çocuklara tiyatral bir anlatımla aktarılacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu da iki farklı oyunla çocukların festival heyecanına ortak olacak. Tiyatro Salonu'nda sahnelenecek "Siz Ne Dersiniz" oyunu, kendinden ve yerinden mutlu olmayan insanın başka biri olmayı deneme macerasını aktarırken; "Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam" sevgi, dostluk, paylaşım, umut ve samimiyeti küçük sanatseverlerin ilgisine sunacak. Uygur Çocuk Tiyatrosu'nun "Kırmızı Pabuçlar" oyununu sahneleyeceği festivalde ayrıca, ebeveyn ve çocuk tiyatrosu "Çinyo ile Markonyo" da seyirciyle buluşacak. ATÖLYELER HER YAŞTAN ÇOCUĞA HİTAP EDECEK "Judith Liberman ile Şarkılı Masallar", "Kelimelerin Yolculuğu", "Çocuk Arkeologlar Kazıda", "Yaratıcı Yazarlık", "Lego Education ile Yaratıcı Eller İş Başında" ve "Karagöz Yapım Atölyesi" başlıklı çocuk atölyeleri de festivalde yer alacak. Çocuklar ilgi alanlarına göre oyunculuk, film okuma, marakas yapımı, takı tasarımı, porselen kupa ile tekstil çanta boyama, meyve ve sebze orkestrası, resim, ritim, bale ve müzik atölyelerine de katılabilecek. ### 42. İstanbul Film Festivali başladı Bu yıl 42'ncisi düzenlenmekte olan şehrimizin en köklü geleneği İstanbul Film Festivali, perdelerini Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası'nda açtı. 42. İstanbul Film Festivali, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda yapılan açılış töreniyle başladı. Festivalin Sinema Onur Ödülleri'nin yanı sıra festivalin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan kurum ve kuruluşlara teşekkür plaketleri takdim edildi. NEVRA SEREZLİ’YE "SİNEMA ONUR ÖDÜLÜ" Gecede duayen sanatçı Nevra Serezli’ye verilen "Sinema Onur Ödülü", bir başka usta isim Metin Akpınar tarafından verildi. Bu yıl aralarında Sinematek Kadıköy’ün de yer aldığı altı farklı salonda Türkiye ve dünya sinemasının en yeni, en nitelikli, en heyecan verici örnekleri izlenecek. ### Almanya’da “Türkiye Oyuncakları” sergisi açılıyor Adı Sunay Akın ile bütünleşen İstanbul Oyuncak Müzesi, Almanya’da “Türkiye Oyuncakları” sergisi açıyor. İstanbul Oyuncak Müzesi'nden sergiyle ilgili yapılan açıklamada; “Bundan tam 25 yıl önce Nürnberg Oyuncak Müzesi’nden ilham alınarak kurulan müzemiz, Cumhuriyetimizin 100. yılında Nürnberg Oyuncak Müzesi’nde 'Türkiye Oyuncakları' sergisi açacak olmanın mutluluğunu yaşıyor" ifadelerine yer verildi. BİR YIL BOYUNCA ZİYARET EDİLEBİLECEK 28 Nisan itibariyle ziyarete açılacak olan ve Türk kültürünün eşsiz oyuncaklarının görülebileceği “Türkiye Oyuncakları” sergisi, bir yıl boyunca Nürnberg Oyuncak Müzesi’nde gezilebilecek. ### Devlet Resim ve Heykel Yarışması'nın para ödülü 420 bin lira oldu Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl 76'ncısı düzenlenecek ola Devlet Resim ve Heykel Yarışması; resim, heykel, seramik ve özgün baskı olmak üzere dört kategoride gerçekleştirilecek. Yarışmanın para ödülü ise 420 bin lira olarak belirlendi. Türkiye'nin en uzun soluklu sanat yarışması olan 76. Devlet Resim ve Heykel Yarışması, bu yıl Cumhuriyet'in 100'üncü yılına ithaf edildi. Görsel sanatlar alanında eser veren sanatçıların desteklenerek, sanat dünyasına yeni eserlerin kazandırılmasının amaçlandığı yarışmanın başvuruları, 10 Temmuz ile 11 Eylül arasında "https://gorselsanat.ktb.gov.tr/" adresinden çevrimiçi olarak yapılacak. Yarışmaya katılmak isteyenler, internet adresi üzerinden e-Devlet sistemine yönlendirilerek, başvurularını yapabilecek.Yarışma; resim, heykel, seramik ve özgün baskı olmak üzere dört ayrı kategoride düzenlenecek. 25'ER BİN LİRA VERİLECEK Resim yarışmasında 3, heykel yarışmasında 3, özgün baskı yarışmasında 3 ve seramik yarışmasında da 3 sanatçıya 25'er bin lira ve başarı belgesinin takdim edileceği yarışmada, sergilemeye layık görülen eserlerin sahipleri de 3'er bin lira para ödülü ve katılım belgesi alacak. ### İngiliz ressam John Craxton'ın eserlerinden oluşan sergi İstanbul'da açıldı Hayatının bir bölümünü Yunanistan'da geçiren ve Türk kültüründen etkilenen İngiliz ressam John Craxton 'ın çalışmaları, "John Craxton-Işığın Peşinde" başlıklı sergide sanatseverlerle buluştu. Meşher'de açılan sergiye ilişkin açıklamada bulunan serginin küratörü Ian Collins, ünlü ressama ait çalışmaların hikayesini ve arka planını anlattı. Collins, Craxton'ın eserlerinin Türk kültüründen izler taşıdığına işaret ederek, İskoçya'daki Stirling Üniversitesi Koleksiyonu'nda sergilenen "Doğanın Yapı Taşlarıyla Manzara" adlı duvar halısı çalışmasındaki unsurların buna örnek olduğunu kaydetti. CRAXTON'IN İLK DEFA SERGİLENEN 40 ÇALIŞMASI SERGİDE GÖRÜLEBİLECEK Küratör Collins, Craxton'a dair Türkiye'deki ilk sergi olduğunu dile getirerek, sanatçıyla ilgili şimdiye kadar açılan en büyük sergilerden biri olduğuna da dikkat çekti. Ünlü ressamın doğumunun 100. yılı sebebiyle birçok ülkede sergi açılacağını kaydeden Collins, Craxton'ın ilk defa sergilenen 40 çalışmasının da iş insanı Ömer Koç tarafından İstanbul'daki sergiye getirildiğini vurguladı. "Sürekli Ege'de yaşama tutkusu vardı" John Craxton'ın şanslı bir çocukluk geçirdiğini ve ailesinin kendisini özgür bırakmasının sanatına büyük katkılar sağladığını ifade eden Ian Collins, ünlü ressama dair şu bilgileri verdi: "Sürekli Ege'de yaşama tutkusu vardı. Aynı zamanda tüberküloz hastasıydı ve hastalığına iyi gelmesi için sıcak iklimde yaşaması gerekiyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında bölgeye gelemedi. 1949'da Atina'ya yerleştikten sonra sadece Ege Bölgesi'ne dair resimler çizdi. Bence Craxton'ı önemli ve eşsiz kılan budur." Ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği sergi, 23 Temmuz'a kadar açık olacak. ### “Godot Geldi”, İBB Şehir Tiyatroları'nda! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları; Miodrag Bulatovic’in yazdığı, Sevgi Soysal’ın çevirdiği, Ragıp Yavuz’un yönettiği "Godot Geldi" oyununu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 5 Nisan 2023 Çarşamba günü saat 20.30’da Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde prömiyerini yapıyor. İBB Şehir Tiyatroları'nın "İstanbul Klasiklerle Buluşuyor" başlığıyla duyurduğu 2022-2023 sezonu repertuvarının yeni oyunu "Godot Geldi", İrlandalı yazar Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" adlı yapıtının ardından ve ona bir gönderme olarak Karadağlı yazar Miodrag Bulatović'in kaleme aldığı bir oyun… GODOT GELİR; BİR FIRINCI OLARAK... Samuel Beckett, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sının buhranlı günlerinde yazar "Godot’yu Beklerken" oyununu. Bulatovic ise “Godot gelse nasıl olurdu?” sorusunun cevabını, Balkan coğrafyasının 1966 yıllarına denk düşen geçiş döneminin sancılı zamanlarında arar. Godot, bir fırıncı olarak gelir. “Ben okuma yazma bilmem” diyen bir fırıncıdır. Unu ve özgürlüğü öğütler. Ancak, bir “kurtarıcı” bekleyen Vlardimir ve Estragon ile Luck ve Pozzo’nun Godot’ya tepkisi farklı olacaktır. Bulatovic’in, Godot’yu Beklerken’de Samuel Beckett’in bıraktığı yerden kurduğu yeni evren giderek bir distopyaya dönüşürken; bir tiyatro sahnesinde yahut bir bataklıkta kurulan “oyun”, insanlığın değişmez gerçeğini bir kez daha keşfe çıkarıyor. OLAY BİR BATAKLIKTA GEÇER... Olay bir bataklıkta geçer. Becket'in oyununda Godot beklenilir, Bulatović'in oyununda ise bir fırıncı olarak Godot gelir. Beckett, yapıtında kavramlardan yola çıkarak evrensel bir resital sunarken; Bulatović aynı tematik yapıyı işlemiş olsa da rol kişilerinin ve kısmen de olsa mekânın yapısını değişime uğratarak, daha çok simgelere yönelmiştir. Tren, maymunlar, domuzlar, telgraf direkleri, postane, postacı kız, Beckett'te efendi-köle ilişkisi içindeki Pozzo ve Lucky'nin yer değişimi ve elbette un çuvallarıyla gelen bir fırıncı, hep metaforik simgeler olarak oyunda karşımıza çıkar. Beckett'te de Bulatović'te de bekleyenler açısından önemli olan, aslında beklenen kişinin kim olduğu değil, bekleyişin kendisidir. İşte bu durumda, kim olduğu tam olarak bilinmeyen bir "gelen"in, kesinlikle tanımlanmış bir "giden"e dönüşmesinin öyküsüdür diyebiliriz "Godot Geldi" için… Ve elbette bu öykü, Godot'yu bekleyenlerin de kimliğini açığa çıkartacaktır ister istemez. Çünkü; "Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi" sözünü doğrularcasına, onların var oluşları artık yalnızca "beklemek"le özdeşleşmiştir. Peki, yalnızca beklemek insanı nasıl bir dönüşüme uğratır? Kişiliklerimiz de "bekleyen et"e dönüşüp, çürümeye başlar mı? Bunlar, "Godot Geldi"nin yanıt aradığı sorular… "KENDİ SİNDİRDİKLERİMİZİ YİYORUZ" Oyunun yönetmeni Ragıp Yavuz, Godot Geldi'nin insanlarına baktığında yaşananların distopya kavramıyla ifade edilebileceğini söyler: “Tarihte olacak olan olur, nesnel koşulların zorladığı şey gerçekleşir ve olguları 'eğer'lerle değerlendirmek, yargılamak olanaksızdır.Yyargılanan, değerlendirilen olgular değil, insanlar ve eylemlerdir. Oyunu yönetirken Godot Geldi'nin insanlarına da yaşadıkları serüvene de bu pencereden bakmaya çalıştım ve sonsuz bir bataklıkta karşıma çıkan koskoca bir 'hiç'liğin, kavram olarak karşılığını 'distopya'da bulduğunu gördüm. Öyle bir zaman ve öyle bir 'coğrafya' ki, insanlar yaşayabilmek için (adına yaşamak denebilirse tabii) ve hiç kimse tarafından da zorlanmadan, yalnızca kendi dışkılarıyla besleniyorlar. Ve nicedir üzerinde artık hiçbir şey üretilmeyen, hiçbir şey yeşermeyen koskoca bir toprak parçası, gitgide daha da derinleşen korkunç ve 'hastalıklı' bir bataklığa dönüşerek, yaşayanları sessizce kendine doğru çekiyor, yutuyor. Distopya değilse, nedir bu?" ÜSKÜDAR MUSAHİPZADE CELAL SAHNESİ'NDE... Dekor-kostüm tasarımını Eylül Gürcan’ın, hareket düzenini Yasemin Gezgin Yavuzcan’ın, ışık tasarımını Murat Özdemir’in, efekt tasarımını Erhan Aşar’ın yaptığı, fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu’nun çektiği oyunda Ali Mert Yavuzcan, Can Başak, Can Ertuğrul, Derya Çetinel, Meriç Benlioğlu, Murat Coşkuner rol alıyor. Oyun; 5-8 Nisan, 12-15 Nisan, 19 Nisan 2023 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde... ### Ömer Koçağ, “Kağıt İşler” sergisiyle Evrim Sanat Galerisi'nde! Ömer Koçağ'ın “Kağıt İşler” isimli kişisel sergisi, 1 Nisan 2023 tarihinde Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. Sanatçı Ömer Koçağ, sergi hakkındaki düşüncelerini şu sözleriyle ifade etti: "Kağıt İşler, on yıllık zamanı kapsayan eskiz defterlerimden oluşturduğum bir seçkidir. Akrilik ve mürekkep kullanarak çizdiğim yaklaşık 40 eseri sanatseverlerin beğenisine sunmaktan dolayı çok heyecanlıyım. Tüm sanatseverleri sergime davet ediyorum.” Sergi, 17 Nisan 2023 tarihine kadar salı günleri hariç her gün 11.00-19.00 saatleri arasında Evrim Sanat Galerisi'nde ziyaret edilebilir. (Göztepe Mah. Bağdat Caddesi No:233 D:1 Kadıköy - İstanbul) ÖMER KOÇAĞ HAKKINDA Ömer Koçağ, 1982 yılında Sivas'ta doğdu. Sakarya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nden 2007 yılında mezun oldu. 2008 yılında Ressam Mesut Eren ile tanıştı ve atölye çalışmalarına katıldı. Resimle uğraşmaya çocuk yaşlarda başlayan Koçağ'ın çalışmaları, insan hallerini betimlediği figüratif resim üzerine kuruludur. 2021 Nuri İyem Resim Ödülleri - Evin İyem Özel Jüri Ödülü, "Debussy'nin 2 nolu Arabeski için Masal" isimli çalışmasıyla Ömer Koçağ'a verildi. Kişisel ve karma sergilerin yanı sıra çeşitli dergi ve kitaplara kapak resimleri yapan sanatçının ilham aldığı ressamların başında Rembrandt, Goya, Turner ve Daumier geliyor. Sanatçı, çalışmalarına İstanbul’da devam ediyor. ### Tülin Kaynak eserleri, “Derindeki” sergisiyle Bodrum'da! Eserleriyle uzun yıllardır sanat dünyasının beğenisini kazanan Tülin Kaynak, yeni resimlerini Bodrum’da 22 Nisan’da sanatseverlerle buluşturuyor. İlham aldığı gizemli dünyayı soyut olarak tuvale yansıtan sanatçının resimleri, dinamizmi ve derinlikleri ile fark yaratıyor. "Derindeki" adlı yeni sergisi, Tülin Kaynak'ın özgün tarzı ile son dönem çalışmalarını yansıtıyor. Bodrum’da ilk kez sergi açan sanatçı, hiç deneyimlenmemiş alanlarda resim yapmaktan büyük keyif aldığını ifade ediyor. Sanatseverler, Bodrum esintileri taşıyan eserlerden oluşan sergide, sanatçının renkli dünyasında modern sanatın etkileyici örneklerini keşfetme fırsatını yakalayabilecekler. Her yaştan sanatseverin ilgisini çekebilecek nitelikteki resimler, sanatçının hayat enerjisinden kaynaklanan coşkulu renklerle yarattığı dünyalara tanıklık ediyor. Bütün renkleri sevdiğini söyleyen sanatçı Tülin Kaynak, soyut resimle olan ilişkisini ise şöyle anlatıyor: “Soyut resimde zihninizin içinde olanları kullanıyorsunuz. Zihninizde var olanlar, yani geçmişiniz, kültürel birikiminiz, hayata bakışınız ve beynin gizemi, resim yaparken ortaya çıkabiliyor. Sanat yaratıldığı sürece, hayatın sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Belki durağan yaşıyoruz ama hayat hiç de durağan değil. Bu yüzden soyut bir resmin içinde hem yoğun hareketliliği hem de dinginliği bulabilmek mümkün; tıpkı hayat gibi…” MODERN SANATIN ETKİLEYİCİ ÖRNEKLERİ Tülin Kaynak 'ın eserleri, çeşitli ülkelerdeki müzelerde, galerilerde ve özel koleksiyonlarda yer alıyor. Sanatseverler, onun renkli dünyasında bir yolculuğa çıkarken, modern sanatın etkileyici örneklerini keşfetme mutluluğunu da yakalıyor. "Derindeki" sergisi de ziyaretçilerine bu deneyimi yaşatmayı vadediyor. Sergi, 22 Nisan’dan 10 Haziran’a kadar Bodrum Türkbükü’ndeki Touch Sanat Galerisi'nde, 13.00-22.00 saatleri arasında gezilebilir. Kaçırmamanızı tavsiye ederiz... Bilinmezliğe yönelik sınırsız merakının zihninde şekillenen izlerini tuvale yansıtmaktan büyük heyecan duyan ressam Tülin Kaynak, dinamik renklerle derinliklere odaklı soyut resimler üretiyor. Sanatçının eserleri New York, Paris, Tokyo ve Forli’nin aralarında bulunduğu uluslararası ve ulusal 30’a yakın karma ve 15 kişisel sergide ve müzede yer aldı. Sanatçı, UNICEF dahil çeşitli kurum ve kuruluşla da sosyal sorumluluk ortaklığını sürdürmekte. ### "30. İstanbul Caz Festivali" 7-18 Temmuz'da gerçekleştirilecek İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 30. kez düzenlenen "İstanbul Caz Festivali", 7-18 Temmuz'da müzikseverlerle buluşacak. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, biletleri 24 Mart Cuma günü genel satışa çıkan festival, 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Festivalin konuğu olacak isimler arasında The Lumineers, Fatoumata Diawara, Lizz Wright, Youn Sun Nah Quartet, Alfa Mist, Morcheeba, Kovacs, Mammal Hands, Adamlar, Ekin Beril, Elif Sanchez, Mert Demir ve Takeshi's Cashew yer alıyor. Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz ile Riff Cohen'i de ilk kez bir araya getirecek Riff Cohen ve Okay Temiz "The Ritual" de festivalin özel projeleri arasında bulunuyor. Festivalin klasik mekanlarına bu yıl Parkorman'ın yanı sıra yeşillikler içindeki terasıyla Robert Koleji ekleniyor. Festivalin diğer konserlerine, The Marmara Esma Sultan Yalısı ve Sultan Park-Swissotel the Bosphorus ev sahipliği yapacak. ### Arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu depremzedeler için sahne alacak Arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası bestelediği "Mukavemet" isimli eserini, İzmir'de afetzedeler yararına vereceği konserde ilk kez dinleyicileriyle buluşturacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 6 Şubat'taki depremlerden etkilenenler için başlatılan "Bir Kira Bir Yuva" kampanyası kapsamında arp sanatçısı Pancaroğlu ve flüt sanatçısı Elif Yurdakul, 23 Mart'ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde sevilen eserleri afetzedeler için seslendirecek. Konserin hazırlıklarını sürdüren Şirin Pancaroğlu, depremden sonra gönüllü olarak yardım amaçlı konserler organize ettiklerini söyledi. İzmir'deki konserlerde de konser biletinin yanı sıra bağış bileti seçeneği bulunduğunu belirten Pancaroğlu, konserini duyurduğu dünyanın dört bir yanından meslektaşlarının da bilet alarak depremzedelere destek verdiğini aktardı. Depremlerin herkesi derin üzüntüye boğduğunu, kendisinin de o süre zarfında enstrümanını eline alamadığını anlatan Şirin Pancaroğlu, bu afetin kendisinde dayanıklılık duygusunu canlandırdığını ifade etti. Pancaroğlu; "Yapılarımızla, duygularımızla nasıl daha dayanıklı oluruz?" düşüncesinde olduğu bir dönemde yaptığı besteye "Mukavemet" adını verdiğini dile getirerek, şöyle konuştu: "Mukavemet, ne yapacağımı bilemediğim, çok üzüntülü bir anımda içime doğdu, bir temenni aslında. Yapılarımız, kendimiz, toplumumuzun dayanıklı olmasının yanı sıra acılarımıza da dayanabilmemiz gerekiyor. Eseri, Türk aksağı usulüne oturttum. O da biraz manidar oldu hem aksıyor ama hem de Türk müziğinde sevilen bir usul. Ortaya çıkınca da mutlu oldum, paylaşmak da beni mutlu ediyor. İlk kez sahnede seslendireceğiz." "müzik aslında bize alan açıyor" Konserin bir bölümünde ağıt olacağını belirten Şirin Pancaroğlu, bu bölümde "Mukavemet" ve "Veda" isimli parçaları seslendireceklerini söyledi. Müziğin insanlara alan açtığını, bazı duyguların müzikle dile geldiğini anlatan Pancaroğlu, şunları kaydetti: "Her duyguya tekabül eden bir müzik var; yasın, eğlencenin… Dolayısıyla müzik, aslında bize alan açıyor. Belki başka türlü dile gelmeyecek şeyleri dile getirebiliyoruz. Sözlerin ötesinde birtakım duyguları kapsayabiliyor ve tarif edebiliyor. Duyguların dile gelmesi çok önemli ancak ondan sonra düşünmeye başlayabiliyoruz. Müzisyen olarak iyi gelecek bir şey yapıyoruz. Zor zamanda bile herkesin buna ihtiyacı var. Bu tozun dinmesi, acıların üstesinden gelebilmesi için..." Sanatçı, konserde farklı zaman ve coğrafyalardan da eserlerin yer alacağını, repertuvarda kulağa hoş gelen melodilere ağırlık vereceklerini sözlerine ekledi. ### 20. Vernice Sanat Fuarı’nda Türk sanatçıların eserleri büyük ilgi gördü 20. Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, 17-19 Mart 2023 tarihleri arasında İtalya'nın Forli şehrinde yapıldı. İtalya'da sanatçıların bağımsız olarak katılabildiği tek fuar olması bakımından çok önemli bir yere sahip olan fuarın bu yıl 20. edisyonu gerçekleştirildi. 2023 Vernice Art Fair’e 600’ün üzerinde sanatçı katıldı. 270 sanatçı, EuroExpoArt projesi’nde yer aldı. Ayrıca düzenlenen müzayede, sanat izleyicisi tarafından büyük ilgi gördü. Ferdan Yusufi ve Gergio Bertozzi'nin yönettiği NeoArtGallery tarafından 7. edisyonu yapılan EuroExpoArt, fuarın içinde uluslararası sanatçılar için ayrılmış bir bölüm olarak yer aldı. NeoArt Gallery Kültür ve Sanat Derneği'nin Art Direktörü Ferdan Yusufi, fuar sürecini şu sözlerle değerlendirdi: "Amacımız, İtalya'nın kültür ve ekonomi bakımından en zengin bölgesi olan Emilia Romagna'nın Forli şehrinde 'Piazza dell'Artte' (Sanat Meydanı) yaratarak, birçok sanatçıya yeni yollar açıp, onları İtalyan sanatseverlerle tanıştırmaktır. Her yıl fuarın yapıldığı tarihlerde şehrin merkezinde olan San Domenico Müzesi'nde İtalya'nın en önemli sergileri açılmaktadır. İtalya ve birçok ülkeden binlerce sanatseverin bu müzeyi ziyarete gelmesi, fuarı canlı tutmaktadır. Zaman içinde artan İtalyan olmayan sanatçıların buradaki fuara katılımlarını arttırmıştır." Kalabalık bir izleyici kitlesi tarafından ziyaret edilen 2023 Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, bu yılda farklı uluslardan çok sayıda sanatçıyı ve eserlerini 3 gün boyunca İtalyan sanatseverlerle buluşturdu. 20. Vernice Sanat Fuarı / EuroExpoArt, 17-19 Eylül 2023 tarihleri arasında İtalya'nın Forli şehrinde yapıldı. İtalya'da sanatçıların bağımsız olarak katılabildiği tek fuar olması bakımından çok önemli bir yere sahip olan fuarın bu yıl 20. edisyonu gerçekleştirildi. 2023 Vernice Art Fair’e 600’ün üzerinde sanatçı katıldı. 270 sanatçı, EuroExpoArt projesi’nde yer aldı. Ayrıca düzenlenen müzayede, sanat izleyicisi tarafından büyük ilgi gördü. ### Cadde160'ta "Kanatlar Birbirine Çarptı" sergisi Cadde160 Art Gallery'de Ekin Nayır, Öznur Eren, Sema Çulam ve Serap Atala eserlerinden oluşan "Kanatlar Birbirine Çarptı" sergisi, Bürger’in bir mısrasından yola çıkarak, “umut ve dayanışma” teması etrafında şekilleniyor. Farklı konuları ele alan, farklı medyumları kullanan ancak sanat üretimine bakışları çok da farklı olmayan ve bu sergi ile ‘kanatları birbirlerine çarpan’ sanatçılar; izleyiciye umut, estetik ve görsel hikayeler vadeden, duyumsatan eserleriyle, yok olup gitmekte olan dünyamız ve çevremiz hakkında bir farkındalık yaratmaya katkı sağlamayı hedefliyorlar. Sergide "kanatları birbirine çarpan" sanatçılar hakkında kısaca neler söylenebilirdi? EKİN NAYIR Ekin Nayır, resimlerinde umuda, düşe ve gülüşe selam vermektedir. Bugün yine yepyeni sözlerinin olduğunu ve elbette yarın da olacağını söyler. ÖZNUR EREN Öznur Eren resimlerine teknik bir gözle bakacak olursak, doğadan hareketle kendi bilinçaltını resme dahil ederken, açık-koyu etkisini ve biçimi sorgulayan kompozisyonlarını Post Empresyonist bir dille oluşturduğunu görürüz ve bu dil, izleyiciye klasik-güncel arasındaki o duygu yoğun noktada eserle bağ kurmasının yolunu açar. SEMA ÇULAM Sema Çulam, resimlerinde doğadaki ve hayatımızdaki çürümeye bir başkaldırı olduğunu söyler. “Keşke dünyamız hayal ettiğim kadar temiz kalabilseydi; ancak umut hep vardır, ben de bu naif umudu paylaşmanın peşindeyim” der. SERAP ATALA Resimlerinde duyarlı bir tat ve masalsı bir atmosfer yaratmayı hedefleyen Serap Atala ise renk, doku ve hayal gücü ekseninde derinliği olan, zaman ve mekan kavramlarından arınmış sessiz ve dingin bir dil kullanarak kendisini ifade eder. İşte, birbirine çarpan bu kanatlardan yayılan umudu duyumsamanız için hümanist değerleri, tevazuyu ve huzuru önceleyen bu nefes açıcı sergiyi izlemek isteyenler, 18 Mart-29 Nisan 2023 tarihleri arasında Cadde160 Art Gallery’yi ziyaret edebilirler. Cadde 160 Art Gallery'deki "Kanatlar Birbirine Çarptı" sergisini izlemeye gelenler arasında, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF) Yönetim Kurulu Üyesi Sabahattin Arslan da vardı. Serap Atala'yı serginin hazırlanmasındaki emekleri için kutlayan Arslan, sanatçıyı Bodrum'da düzenlenecek olan 3. Bodrum Art Fair'e davet etti. Resul Aytemur ve Gizem Enuysal, sergide objektiflerimize takılan sanatçılardandı. ### İBB Şehir Tiyatroları'nda gelecek hafta İBB Şehir Tiyatroları, mart ayının yeni haftasında 1’i yeni, 17 oyunu İstanbul seyircisiyle buluşturuyor. Önümüzdeki hafta Oscar (Yeni Oyun), Antigone, Kutlama, Cadı Kazanı, Tartuffe, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Komik Para, Geçit, Çın Sabahta, Çingene Boksör, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Bir Gece Masalı, Bekçi ile Postacı, Fındıkkıran, Elma Kurdu Kırtık, Benim Küçük Yıldızım adlı oyunları seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/ adresinden ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için “Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe” başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanya kapsamında İstanbul’da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek. ### Paris’te Harem’e büyük ilgi PARIS GRAND PALAIS Ephémère Art Capital Exposition 2023 fuarı sanatseverleri ağırladı. 16’sı Türk, toplamda 2400 sanatçının katıldığı, 40.000’i aşkın sanatseverin ziyaret ettiği fuarda, Türk Ressam Aslıhan Çiftgül “Harem” ve “Purity” isimli yağlıboya eserleriyle ülkemizi temsil etti. Merhum fotoğraf sanatçısı Sami Güner’in fotoğrafından çalışılmış olan “Harem” izleyicilerin büyük beğenisini topladı. Ressam Çiftgül, görkemli fuar ile ilgili düşüncelerini şöyle ifade etti: “Öncelikle ülkemizin yaşadığı deprem felaketinden dolayı derin üzüntü içinde olduğumuz şu günlerde, ben ve birlikte fuarda yer aldığım tüm Türk ressam dostlarımızla birlikte, oldukça geniş kapsamlı, tüm dünya ülkelerinden sanatçılarla ve sanatseverlerle etkileşim içinde olduğumuz bir platformda, ülkemizi sanatımızla temsil etme imkanı bulmak sevindiriciydi. Bu fırsatı bize sağlayan Armand Berberian’a tüm emekleri, gönülden ve özverili çabaları, sıcak ve içten dostluğu için çok teşekkür ederim. Fuarda “Harem” tablomun konusu gereği Osmanlı Harem-i Hümayun’unun dünyaya doğru anlatılması açısından faydalı olabildiğimi sanıyorum. Fransa’nın saygın sanat dergilerinden ArtMag ile önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz röportaj başta olmak üzere, birçok yetkili ile temasa geçerek, Türkiye’nin ve Türk Kadınının uluslararası platformdaki imajına, sanatım ile bir nebze katkıda bulunabileceğime inandığım, farklı ve önemli projeler içerisinde bulunacak olmaktan ötürü ayrıca mutluluk duyuyorum. Önümüzdeki günlerde, AIAM Kültür Sanat Derneği kurucu başkanı Pierre Coureux önderliğinde düzenlenecek olan, Fransa’nın ödüllü sanatçılarından Cristophe Baudin ile ortaklaşa gerçekleştireceğimiz bir yardım projesine imza atıyoruz. Birlikte çalışarak ortaya çıkaracağımız bir eser, önümüzdeki günlerde, ülkemizdeki deprem felaketinden etkilenmiş insanlarımız yararına Fransa’da düzenlenecek bir açık artırma ile sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Bu projenin, deprem mağdurlarına destek olmanın yanı sıra, iki ülke arasındaki dostluk ve kültürel ilişkileri geliştirmek açısından da çok ses getireceğine inanıyoruz.” ### "Ressam Sofraları", Japon ressam Yayoi Kusama'yı ağırladı Moda Deniz Kulübü'nde iki yılı aşkın süredir düzenlenen "Ressam Sofraları", büyük ilgiyle devam ediyor. Ressam Hülya Botasun tarafından hazırlanan programda; seçilen sanatçının hayatı, sosyal yaşamı ve eserleri inceleniyor. Moda Deniz Kulübü Executive Chefi Feyyaz Doğan tarafından tasarlanan sanatçının sevdiği yemekler geceye eşlik ederken, ünlü şarap gustosu Mehmet Yalçın'ın Kavaklıdere Şarapları'nın kavından seçtiği dört özel marka şarap da konsepti tamamlıyor. YAŞAYAN EN ÖNEMLİ AVANTGARDE SANATÇILARDAN... Hülya Botasun ile Ressam Sofraları, son etkinliğinde Japon ressam Yayoi Kusama'yı ağırladı. Botasun, sanatçıyı Ressam Sofraları'na konuk etme nedenlerinden birinin de halen yaşayan en önemli avantgarde sanatçılar arasında görülmesi olduğunu açıkladı. Sunumu sırasında Kusama'nın birçok disiplinde verdiği eserlerle uluslararası şöhrete ulaşmasının önemine vurgu yapan Hülya Botasun; "Bazı sanat çevreleri tarafından 'Puantiye Prensesi' olarak da adlandırılması, onu zirveye taşıyan unsurlar arasında görülmekte" dedi. AZİMLİ, SIRA DIŞI VE ÜRETKEN... Resim yanında enstalasyon, edebiyat ve sinema dahil sanat disiplinlerinin birçoğunda ortaya koyduğu eserleriyle farklı bir duruşu olan sanatçı, Louis Vuitton ile birlikte hazırladığı koleksiyonla da biliniyor. Yayoi Kusama'nın azimli, sıra dışı ve üretken kimliğini anlatan Botasun, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaşadığı travmalardan uzaklaşabilmesini son derece çalışkan olmasına bağlayanlar olmuştur. Bu, aynı zamanda onu daha yaratıcı olmaya zorlamıştır. Yaşamının tümünü sanata adayan Kusama, döneminin ruh haline göre ilgisini çeken herhangi bir disiplinde oldukça başarılı işler çıkarmasıyla genç sanatçılara örnek gösterebileceğimiz önemli kişilerden biri olma özelliğini hala korumaktadır." "Ressam Sofraları" gecesinin sonunda mutfak servis ekibini sahneye davet eden Moda Deniz Kulübü Başkanı Teoman Taşpınar, mükemmel menü ve servis için konuklar adında teşekkürlerini iletti. Deniz Yalçın, Hülya Botasun, Mehmet Yalçın, Aytaç Kanan, Tanfer Kanan, Deniz Erkul, Teoman Taşpınar, Hülya Kuyululu, Ayhan Alpakın, Canan Toprakkaya ve Kadir Toprakkaya… Türkan Yavuz, Harika Özkara, Hilal Gür, Hülya Botasun, Ebru Sayın, Sena Selcanoğlu ve Yeşim Haim… Fotoğraflar: Volkan Taşgın ### Art Design, Kalamış Showroom ile göz kamaştırıyor Kişiye ve mekana özel mobilya tasarımlarıyla adından söz ettiren Art Design, 2022 yılında hayata geçirdiği çevreci fabrika yatırımından sonra 2023 Ocak ayında da iki kat büyüttüğü Kalamış Showroom’unu açtı. Art Design, yılın ilk yarısında Avrupa’nın jet-set tatil bölgesi İspanya Marbella’da ve İran’da da shoowrom açmaya hazırlanıyor. Türkiye’de katma değerli mobilya ihracatının öncülerinden Art Design, hem yurt içinde hem de yurt dışında yaptığı yatırımlarla büyümeye devam ediyor. 2022 yılını 150 milyon TL’lik bir ciroyla kapatan Art Design, yılın ikinci yarısında 5 birimden oluşan çevreci özelliklere sahip fabrikasını hayata geçirmişti. Böylece mevcutta olan 80 çalışan sayısını 140’a çıkaran Art Design’ın yeni fabrikasında cila, oyma gibi mobilyaya ait tüm işlemler tek bir yerde yapılıyor. Fabrikanın çevreci özellikleri hakkında bilgi veren Art Design Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Terzi; “Fabrikamızın bir özelliği de çevreci olması. Oluşturduğumuz cila kabinleri ve hava basınçlı sistem sayesinde tamamen dışarıdan izole bir şekilde, içerideki özel havalandırma sayesinde işlem yürütülüyor. Böylece içeride minimum oranda toz çıkıyor. Emilen toz da çatıya yerleştirdiğimiz özel yıkama kabininden geçtikten sonra havaya veriliyor. Bu sayede çevreye zarar vermiyoruz. Şubat ayında da ÇED raporumuzu almaya hazırlanıyoruz” dedi. Pandemi döneminde hayata geçirdikleri Kalamış Showroom’unu 2022 yılında büyütme kararı aldıklarını belirten Terzi; “Mevcutta olan 750 metrekarelik showroom’umuzu 1500 metrekareye çıkardık. Markamızın görünürlüğünü artıran bir showroom’dan ziyade markamızı en iyi şekilde ifade eden bir merkez haline getirdik Kalamış’ı. Müşterilerimizden de bu anlamda çok güzel geri dönüşler aldık. 2023 yılında da Cumhuriyetimizin 100. yılında Art Design olarak mobilya sektörünü yeniliklerle kavuşturacak önemli adımları atmanın hazırlığı içerisindeyiz. Türkiye’de ilk defa mobilya sektöründe deneyimsel mağazalığı yaşatmak üzere Kalamış Showroom’umuzda ‘Art Design Dijital Showroom’u hayata geçireceğiz. Diğer bir yandan da markamızın dijital altyapımızı güçlendiriyoruz. Kısacası, dijitalleşen dünyada yatırımlarımızı dijital dünyayla eşdeğer şekilde ilerletme kararı aldık” açıklamalarında bulundu. Yeni tasarımlar Kalamış Showroom'da Art Design'ın yeni tasarımları da görücüye çıktı. Sezonun trendlerine hapsolmadan zamansız tasarımlar ortaya koyan Art Design'da minimalizm ve şıklık bir araya getirildi. Minimal tasarımlarda ahşap, metal, mermer, cam gibi farklı malzemeler bir arada değerlendirilirken; mekanı olduğundan daha ferah gösteren, klasik mekân kavramını değiştiren daha yaşanabilir mekanlar ortaya çıkarıldı. Turgay Terzi; “Amacımız her zaman sektörde ilklere imza atmak, sektörün önünü açabilmek. Türk mobilyası, artık bir İtalyan mobilyasıyla yarışır duruma geldi. Üretim, işçilik konularında çok iyiyiz. Tasarım konusunda da önemli bir yol kat ettik. Hedefimiz, oluşturduğumuz tasarımlarla Art Design hissiyatını verebilmek” ifadelerini kullandı. Yurt dışında büyüyor Cirolarının yüzde 50’sinin ihracattan geldiğini belirten Terzi, kilogram başına ihracatta en az 10 dolar ihracat yaptıklarını kaydederken; Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya gibi katma değerli ihracatın ağırlık kazandığı Avrupa’da güçlü bir konumda olduklarını sözlerine ekledi. Turgay Terzi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yurt dışında büyüyen yeme-içme sektörünün öncü Türk markalarının tercihi markamız oluyor. Türk markalarının dışında ülkelerin yerel markaları tarafından da tercih ediliyoruz. Ağırlıklı olarak bu ülkelerde villa, kafe, restoran projelerinde varız. Yılın ilk yarısında İspanya’nın Marbella bölgesinde ve İran’da showroom açma hazırlıklarımız sürüyor. Yurt dışında çok fazla showroom açma taraftarı değiliz. Örneğin, Irak mobilya sektörünün en çok ihracat yaptığı pazarlardan biri olsa da buraya showroom açmaktan ziyade sadece ihracat yapmaktan yanayız. Şu an İran ve İspanya pazarlarına odaklanmış durumdayız. İran’da lüks mobilyaya yönelik bir pazar boşluğu söz konusu ve bu pazarı doldurmak istiyoruz. Keza aynı durum Avrupa jet-setinin tatil beldesi İspanya Marbella için de geçerli. Evlerin 40-50 milyon Euro değerinde olduğu bu bölgede ilk kez bir Türk markası olarak yer alacağız. Tekli ürün ya da bir mobilya grubu satışı yapmaktan ziyade daha çok mekanları baştan aşağıya değiştiren projelerde yer alacağız. Sadece özel girişlerin yapıldığı bölgede villa projelerini yürütüyorduk. Gelen talep doğrultusunda showroom açmaya karar verdik. Tercih nedenimiz, aranılan lüksü ve istekleri çok kısa sürede ve kalitede hayata geçirebilmemiz. Avrupa’da şu an bu üretimi, kaliteyi ve hızlı teslimatı sunan markalar bulunmuyor. Öyle ki Türkiye, İtalya’yı geride bıraktı diyebiliriz. Tasarım anlamında ciddi yol kat ettik. ABD’den de showroom açma konusunda teklif aldık, showroom konusunda New York’u değerlendiriyoruz." Ruslar geldi, iç pazarda hareketlilik sağlandı Kalifiye eleman sorununun mobilya sektöründe de geçerli olduğunu söyleyen Art Design Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Terzi; “Kalifiye elemana ihtiyacımız var, ancak bulamadığımız için istihdam edemiyoruz. Büyüme planlarımız için bu konu ciddi bir sorun. İç pazarda Rusların Türkiye’ye yerleşmesiyle birlikte ciddi bir iş hacmi yakaladık. Antalya, Fethiye, Bodrum, Bağdat Caddesi gibi birkaç lokasyonda Rusların evlerini yaptık. Bir dönem Araplara da mobilya satışı yapıyorduk, ancak Araplar sadece Türkiye’ye geldiklerinde oturacakları evleri için mobilya takımı alışverişi yapıyorlardı. Ruslar ise Türkiye’ye yerleştikleri evlerini A’dan Z’ye değiştirmemizi istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu. ### Dayanışma, sanatı yeniden ayağa kaldıracak! İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, deprem bölgesindeki tiyatro topluluklarına sahnelerini açıyor. Depremzede tiyatro toplulukları, dayanışma turnesi için İstanbul’da bir araya geliyor. Sadece tiyatro toplulukları değil, Hatay’ın dünyaca ünlü Antakya Medeniyetler Korosu ile Hatay Akademi Orkestrası, dayanışmanın müziğini İstanbul’da yapacak. İBB Kültür Dairesi Başkanlığı, örnek bir projeye imza atarak, deprem bölgesindeki tiyatro topluluklarını bir araya getiriyor. Dayanışma projesi ile İBB Kültür Dairesi Başkanlığı’na bağlı Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kapsayan 26-30 Mart tarihleri arasında İstanbul’daki oyunların yanı sıra Akdeniz Bölge Tiyatro Kooperatifi ile birlikte depremden etkilenen illerdeki tiyatro ekiplerine de ücretsiz sahne verecek. Kültür merkezlerinin sahnelerindeki perdeler, depremzede tiyatro sanatçıları için açılacak. SANAT AYAĞA KALKACAK Yıl boyunca sürecek dayanışma projesiyle bölgedeki tiyatrolar, İBB sahnelerinde yer alacak. Dünya Tiyatro Günü’nde 5’i yetişkin, 3’ü çocuk oyunu olmak üzere toplam 8 tiyatro oyunu sahnelenecek. Depremden etkilenen bölgedeki tiyatro topluluklarının sahne almasıyla sanat yeniden ayağa kalkacak. DEPREMZEDE TİYATRO TOPLULUKLARI Adana Gösteri Sanatları Merkezi “Canlanan Masallar”, Adana Gülse Tiyatro “Vikingler Yıldız Taşı Kolyesi”, Osmaniye Pano Kids/Tiyatro Mavra “Bugün Ne Anlatsam” adlı çocuk oyunlarını ve Adana Ekol Casting “Eyvah Babam Kapıda”, Hatay Ortak Sahne “Halktan Biri”, Adana Reverans Sanat “Üç Kadın ve Bir Kavanoz Kül”, Tarsus Şehir Tiyatrosu “Duvar”, Hatay Nar Sahne “Bağ” adlı yetişkin oyunlarını, İBB kültür merkezlerinde ücretsiz olarak sahneleyecek. Oyun programına İBB Kültür Sanat sosyal medya hesapları ve www.kultursanat.istanbul adresinden ulaşılabilecek. ANTAKYA MEDENİYETLER KOROSU VE HATAY AKADEMİ ORKESTRASI İSTANBUL’DA! İBB Kültür Dairesi Başkanlığı’nın dayanışma projesi, tiyatro topluluklarıyla sınırlı kalmayacak. Dünyaca ünlü Antakya Medeniyetler Korosu ve Hatay Akademi Orkestrası da İstanbul’da sahne alacak. İBB Orkestralar Müdürlüğü, Hatay Akademi Orkestrası ve Antakya Medeniyetler Korosu bir araya gelerek, bu dayanışmaya ortak olacak. Yıl boyunca devam edecek olan dayanışma sürecinde iki müzik topluluğu, İBB Orkestralar Müdürlüğü ile birlikte konserler verecek. DAYANIŞMANIN MÜZİĞİ “Dayanışmanın Müziği” projesinin ilk konseri, İBB Orkestraları ve Antakya Medeniyetler Korosu ile 31 Mart Cuma akşamı saat 21.00’de, ikinci konseri İBB Orkestraları ve Hatay Akademi Orkestrası ile 1 Nisan Cumartesi akşamı saat 21.00’de Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda gerçekleşecek. HATAY’IN İLK VE TEK SENFONİ ORKESTRASI Profesyonel müzisyenler, müzik öğretmenleri, konservatuvar mezunları ve konservatuvar öğrencilerinden oluşan Hatay Akademi Orkestrası’nın şefliğini, aynı zamanda kurucusu olan Ali Uğur üstleniyor. Hatay’ın ilk ve tek senfoni orkestrası olma özelliğini taşıyan, bünyesinde bulunan Hatay Çok Sesli Korosu’yla bir bütün halinde hareket eden orkestra, kendini kültür ve sanat alanında bir dönüşüm hareketi olarak tanımlıyor. Antakya Medeniyetler Korosu ise medeniyetler arasında bir köprü oluşturmak, müzik aracılığıyla barış, hoşgörü, kardeşlik ve sevgi mesajları vermek amacıyla 2007 yılında kuruldu. Alevi, Sünni, Ermeni, Ortodoks, Katolik ve Musevileri buluşturan, Hatay’ın kültürel zenginliğini ve hoş görüsünü tüm dünyaya tanıtan koro, 2012 yılında Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. Koronun şefliğini Yılmaz Özfırat üstleniyor. DEPREMDE KAYBETTİĞİMİZ SANATÇILAR ANILACAK İBB Kültür Dairesi Başkanlığı tarafından başlatılan “Dayanışmanın Müziği” projesiyle, yaşanan felaketin ardından depremde kaybettiğimiz Hatay Akademi Orkestrası müzisyenleri Büşra Kırkıcı Zateri, Cansu Çilingir, Abdurrahman Düzgün ve Ali Yılmaz, Antakya Medeniyetler Korosu üyeleri Mehmet Özdemir, Gizem Dönmez, Hakan Samsunlu, Pınar Aksoy, Fatma Çevik, Müge Mimaroğlu ve Ahmet Fehmi Ayaz anılacak. Konserin ücretsiz davetiyeleri, İBB Kültür Sanat sosyal medya hesaplarında duyurulmasının ardından, Radar İstanbul uygulaması üzerinden temin edilebilecek. ### Hurda metalden 3 metre boyunda, 500 kilo ağırlığında geyik heykeli yaptı Metal heykel sanatçısı Mustafa Tuğrul, otomobil parçalarından mutfak araç ve gereçlerine kadar hurdalıktan topladığı 3 bin metal parçadan "Haruva" adını verdiği geyik heykeli yaptı. Eskişehir Baksan Sanayi Sitesi'ndeki atölyesinde hurdalıklardan topladığı metalleri geri dönüştürerek; tembel hayvandan caretta carettaya, penguenden arıya, kartaldan flamingoya kadar birçok hayvan figürünün bulunduğu eserlerini hazırlayan Mustafa Tuğrul, 1,5 aylık çalışma sonunda yeni heykelini oluşturdu. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu olan Tuğrul, 3 bin geri dönüşüm metalden oluşturduğu, 3 metre yüksekliğe, 2 metre 84 santimetre uzunluğa, 500 kilogram da ağırlığa sahip geyik heykeli yaptı. Başkent Kültür Yolu Festivali'nin yanı sıra İstanbul, Ankara, Muğla gibi kentlerde de eserlerini sergileyen Mustafa Tuğrul, "Haruva" adını verdiği geyik heykelini de nisan ayında bir otelin galerisinde sanatseverlerin beğenisine sunacak. Tuğrul, 2022 yılında İstanbul, Ankara, Muğla ve farklı kentlerde 10 sergide eserlerini sanatseverlerle buluşturduğunu söyledi. "ömrünü bitirmiş parçalara ikinci hayatlarını verdim" Geçen yıl farklı boyutlarda yaklaşık 70 metal heykel ürettiğini ifade eden Mustafa Tuğrul, şöyle konuştu: "Eserlerim sergilenip, farklı koleksiyonlarda yerini buldu. 2023 yılını da farklı bir eserle başlamak istedim. Bunun için de geyik figürünü seçtim. 3 metre yüksekliğe, 2 metre 84 santimetre enine sahip. Geyik heykelimin ağırlığı 500 kilogramı buldu. Yaklaşık 3 bin geri dönüşüm metal malzemeyle ürettim. Otomobil, mutfak, dikiş makinesi parçalarını kullandım. İnsanların çöp ya da atık malzeme olarak gördüğü ömrünü bitirmiş parçalara, geyik heykeliyle adeta ikinci hayatlarını verdim. Heykele Hitit kültüründeki geyik tanrısı Haruva'nın adını koydum." "KIZIL GEYİK, ESKİŞEHİR'İN ÖNEMLİ DEĞERLERİNDEN" Tuğrul, geyiğin birçok kültür ve mitolojik hikayede yerinin olduğunun altını çizdi. Anadolu kültüründe de birçok yerde geyik figürünün kullanıldığını anlatan Mustafa Tuğrul, şunları kaydetti: "Halılarda, duvar resimlerinde geyik çokça kullanılmıştır. Kızıl geyik, Eskişehir'in de önemli değerlerindendir. Bütün bu geçmiş, 'Haruva' adını verdiğim heykeli yapmaya teşvik etti. Nisan ayı içinde metal geyik heykelim ve birçok eserim, Elçin Sümer'in küratörlüğünde Bodrum'daki bir otelde sergilenecek. Eserlerimi görmek isteyenler ziyaret edebilir." Tuğrul, saat parçalarından ve pirinç mekanizmalardan hareketli heykeller yapmak için yoğunlaşacağını da sözlerine ekledi. ### Tülin Kaynak’tan yeni bir mozaik çalışması Ressam Tülin Kaynak ’ın soyut resimlerindeki gizemli dinamizmi, yeni bir mozaik çalışmasında hayat buldu. Sanatçının son eseri, Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından birinin yönetim binasında yerini aldı. Sanatla uğraşanların dünyanın en şanslı insanları olduğunu düşünen Tülin Kaynak, sanat ile duyguların görünür hale getirildiğine inanıyor ve kendini bu şekilde ifade ettiğini söylüyor. “Resme önce duygularımın yönlendirmesi ile başlıyorum ama bir noktadan sonra bir denge noktasının olması için matematiksel düşünce devreye giriyor. Yani resim yaparken asileşmemek, isyankar olmamak lazım" diyen Kaynak'ın bu düşünce ile ortaya çıkardığı yeni eseri de denge ve ahengin bir sentezi oldu. Deniz temalı bu görkemli çalışma, 1.20 metre eninde ve 4.40 metre boyunda, 130 kilogram ağırlığında betopan zemin üzerine yerleştirilen mozaiklerle toplamda 260 kilogramı buluyor. Eserin hazırlığında 15 bin parça renkli Amerikan vitray camı, 750 parça Karadeniz ve Antalya, Demre bölgesinden doğal taşlar, antrasit kum ve toz boyalar kullanıldı. Sanatçının imzası, mozaik ve doğal taşlar ile bezenmiş seramik üzerinde yerleştirildi. Malzemeler dört kişilik ekip tarafından hazırlandı. Sanatçı, bu eserini 45 gün gibi kısa bir sürede tamamladı. Bu mozaik eser, seçkin bir şirketin konuklarını ağırladığı salonun duvarında tabiattan esintiler sunacak. Tülin Kaynak, büyük boyutlarda ve sürprizli eserler ortaya çıkarmaktan büyük mutluluk duyduğunu da sözlerine ekledi. Ressam Tülin Kaynak ’ın soyut resimlerindeki gizemli dinamizmi, yeni bir mozaik çalışmasında hayat buldu. Sanatçının son eseri, Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından birinin yönetim binasında yerini aldı. ### Ünlü Piyanist Ayşegül Sarıca’yı kaybettik! Kadıköy'ün gurur tablosundan bir taş daha düştü. Türkiye’nin en tanınmış piyanistlerinden, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın solistlerinden Ayşegül Sarıca, 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Bilmeyenler için hatırlatmak isteriz, Moda Caddesi'nin sonundaki Meşhur Dondurmacı Ali'nin tam karşısında yer alan Sarıca Paşa Köşkü'nde yaşardı. Babası, sarayın doktorlarından Hikmet Sarıca, amcası ise Caddebostan'da bir başka ünlü köşkü olan Ragıp Sarıca Paşa idi. 1935 YILINDA MODA’DA DÜNYA’YA GELDİ Ayşegül Sarıca 1935 yılında Moda’da dünyaya geldi. Piyano öğrenimine Ferdi Ştatzer ile başladı. İlk solo konserini dokuz yaşında iken Kadıköy Halkevi’nde verdi. Okulu bitirdikten sonra anne ve babasıyla birlikte Paris’e giden Sarıca, 1951’de Paris Devlet Konservatuvarı sınavını kazandı. 1953’te piyano bölümünden, 1954 yılında ise oda müziği bölümünden birincilik derecesiyle mezun oldu. NEJAT DİYARBEKİRLİ İLE EVLENDİ 27 Mayıs 1963 tarihinde Paris’te iki evladının, Osman ve Selçuk Zeynep’in babaları sanat tarihçisi, akademisyen, eski milli basketbolcu Nejat Diyarbekirli ile evlendi. Türkiye’de ve yurtdışında Karel Ancerl, Pierre Dervaux, Anatole Fistoulari, Louis Fourestier, Gotthold Lessing ve Heinz Walberg gibi dünyaca ünlü şeflerle konserler verdi. Konser verdiği ülkeler arasında Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya, Belçika, Sovyetler Birliği, Macaristan, Çekoslovakya, İsveç, Norveç, Finlandiya ve Avustralya vardır. Piyanist, 1968’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın solistliğini yaptı. Kendisine 1971’de “Devlet sanatçısı” unvanı verildi. 1974 yılında Fransız Kültür Bakanlığı’ndan “Chevalier de I′Ordre des Arts et des Lettres” madalyası ile onurlandırıldı. 2006 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı Onur Ödülü aldı.  2018 yılında Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nca Onur Ödülü Altın Madalyası’yla ödüllendirildi. ### İBB Şehir Tiyatroları, mart ayının yeni haftasında 18 oyunla seyirci karşısında! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, mart ayının yeni haftasında 18 oyunla İstanbul seyircisiyle buluşuyor. “Sanat iyileştirir” sözünün ışığında 5 Mart’ta çocuk oyunlarını sahnelemeye başlayan İBB Şehir Tiyatroları, 15 Mart tarihinden itibaren yetişkin oyunlarını da seyircisiyle buluşturacak. İBB Şehir Tiyatroları, Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve çevre illeri etkileyen depremin ardından sahnelerini yetişkin oyunları için yeniden açıyor. Bu hafta "İfigenya", "Geçit", "Yaftalı Tabut", "Hamlet", "Fosforlu Cevriye", "Zehir", "Gül’e Ağıt", "Hayat Der Gülümserim", "Kuğunun Şarkısı, "Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık", "Fındıkkıran", "Karagöz Çiftlik Bekçisi", "Benim Küçük Yıldızım", "Bekçi ile Postacı", "Rüya", "Bir Gece Masalı", "Herkes Sihirbaz Olacak", "Bir Gün Ayakkabımın Teki" adlı oyunlar seyirciyle buluşacak. Oyun biletleri gişelerden, sehirtiyatrolari.ibb.istanbul adresinden ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe! İBB Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için “Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe” başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanya kapsamında İstanbul’da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek. ### Yalçın Gökçebağ: Anadolu'nun resmini çizmek, benim için bir aşk! Kültür, sanat, bilim, spor, siyaset ve iş dünyasının duayen isimlerini "Türkiye'nin Çınarları" projesi kapsamında fotoğraflayan Anadolu Ajansı, bu kapsamda ressam Yalçın Gökçebağ 'ı da fotoğrafladı. Öğretmenlik yaptığı yıllarda Anadolu yaşamını, insanını ve doğasını gözlemleme imkanı bulan Gökçebağ, tanık olduğu güzellikleri tuvali aracılığıyla sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Denizli'nin Çal ilçesinde 1944'te dünyaya gelen, 65 yıllık sanat hayatı boyunca ürettiği eserlerinde kırsal yaşamı sanatının gücüyle birleştirerek, gelecek kuşaklara kültürel bir miras bırakmayı amaçlayan ve "Anadolu Düşlerinin Ressamı" olarak tanımlanan Yalçın Gökçebağ, sanat yolculuğuna ilişkin "Resim de mimari gibidir, sağlam bir zemine oturması lazım. Benim resimlerimde simetri, çok ustaca bir biçimde kendi içinde bozulmuştur. Onun için resme bakan, içinde bir rahatlama hissediyor. Denge insanı rahatlatıyor" dedi. MARSHALL YARDIMI İLE KADERİ DEĞİŞTİ Gökçebağ, Cumhuriyet'in ilk yıllarında resim gibi güzel sanatların İstanbul dışına pek çıkmadığını belirterek; "Anadolu resim olayında biraz yalnız kalmış. Benim bütün çocukluğum köyde geçti ve harman yerlerini, elma bahçelerini, üzüm bağlarını orada gördüm" diye konuştu. İlkokul yıllarında bir rastlantı sonucu resim yapmaya başladığını aktaran Yalçın Gökçebağ, şunları kaydetti: "Bizim köye 1950'lerde Marshall yardımı geldi. Hepimizi okulun önünde sıraya dizdiler, adımızı söylediler. Bana koyu mavi bir yoyo oyuncağı çıktı. Ben onu oynarken, bir arkadaşıma da ne olduğunu bilmediğimiz bir şey çıkmış. Bana getirdi, 'Yalçın bunlar nedir?' dedi. Esasında yağlı pastel boya ama biz o zamana kadar öyle boya görmedik. Ben onu çikolata zannettim. Hatta ikimiz de tattık biraz, tuhaf bir tadı vardı. Sonra aldım, 'Bu boya Hüseyin' dedim. 'O zaman bu senin olsun, yoyoyu ben alayım' dedi. Kabul ettim ve o yağlı pastel boya benim kaderimi değiştirdi. Ben sınıfta en iyi resim yapan öğrenci olarak tanımlandım." 65 YILDIR RESİM YAPIYOR Gökçebağ, Isparta Gönen İlköğretmen Okulu'nda resim ve müzik derslerinde iyi olduğunun fark edildiğini aktararak, şunları dile getirdi: "Mandolini falan hemen çalmıştım. Bana bir keman verdiler. 'Tren gelir, hoş gelir' diye bir türkü vardı. Kemanla notasız onu çalmaya başladım ama sonrasında şuramda (omzunu göstererek) bir yanma hissettim. Meğer müzik öğretmeni tepemdeymiş. O zamanlar bu türkü yasakmış. Bir tokat yedim. Sonra ben müziğe küstüm ve resme yöneldim" dedi. Gençlik yıllarında İlhami Demirci ve Malik Aksel gibi hocalardan dersler aldığına dikkat çeken sanatçı, 1958'de resim yapmaya başladığını ve 65 yıldır devam ettiğini söyledi. TRT'DE KAMERAMANLIK DÖNEMİ Usta ressam, yıllar içinde tabelacılık ve sazendelik gibi mesleklerle hayatını idame ettirdiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam etti: "1972'de TRT'de kameramanlık sınavına girdim. TRT'ye girdikten sonra yavaş yavaş kameraman oldum ve bazı şeyler değişmeye başladı. Çünkü resim eğitimi görmüştüm, baktım ki kameramanlık da buna benziyor. Bir ahengi tutturmak lazım. Benim çektiğim kareler fark edilmeye başlandı. Kameramanlık bana, doğayı normal bir insanın göremeyeceği kadar yakından inceleme, sevme ve fark etme fırsatı sağladı. Tarım programları için buğday tarlaları, meyve ağaçları ve bahçelerini çektim. Eserlerimde şimdiye kadar kimsenin yakalayamadığı ve fark etmediği bir açıyı yakaladım. Metin Erksan, 'Dünyada bir tek ressam kameraman sen varsın' derdi. Bu bana karşılıklı bir katkıda bulundu. Dünyayı kamera gözüyle görüyorum ve o gözle yaptığım için de hiç kimsenin fark etmediği bir açı yakalamış oldum." "Resim de mimari gibidir, sağlam bir zemine oturması lazım" Yalçın Gökçebağ, resimlerinde simetriye önem verdiğinin altını çizerek; "Resim de mimari gibidir, sağlam bir zemine oturması lazım. Benim resimlerimde simetri, çok ustaca bir biçimde kendi içinde bozulmuştur. Onun için resme bakan, içinde bir rahatlama hissediyor. Denge insanı rahatlatıyor. Eserlerimin kompozisyonunu öncelikle zihnimde oluşturuyorum. Benim konum çok geniş. Çok değişik ve çeşitli konularım var. Üzüm bağları, zeytin ağaçları, çay bahçeleri, düz damlı evler var. Benim bulduğum en önemli şey de tepeden bakıştır. Trakya'da ayçiçeği tarlalarını helikopterden çektim. Helikopterden çekim çok tehlikelidir. Yani ufak bir şeyde doğru aşağıdasınız. İşte o ayçiçeklerine tepeden bakarken onu keşfettim. Tabii kameraman gözü öyle bir gözdür ki unutmaz. O görüntü benim beynime nakşetti. Hala da kullanıyorum. Benim resimlerimde hem modernist hem de çok zor bir perspektif var. O perspektifi de bilgisayar olmadan kendi beynimle oluşturarak yapıyorum. Ama nasıl yaptığımı bilimsel izah edemem." "Kendi resimlerinizi yapın. Yapılmayan odur" Genç ressamlara da tavsiyelerde bulunan Gökçebağ; "Hep resim yapmak lazım ama satmayı akıllarına bile getirmemeleri gerek. Öyle bir resim yapayım ki hiç kimse yapmamış olsun diye düşünmeyin. O resim yapılmıştır. Dünyada milyonlarca insan var. Beğeni değişen bir şeydir. Kimsenin beğenmediğini yapmak ama iyi yapmak. Resmin ilkelerini iyi taşıyan, bütünlüğünü bozmayan resimler yapmak lazım. Kendi resimlerinizi yapın. Yapılmayan odur. Gözünü yum ve resim yap. Bir sanat eserinde bulunması gereken iki unsur vardır; biri orijinallik, diğeri de bütünlüktür" şeklinde görüşlerini aktardı. ### İstanbul'daki Stanley Kubrick Sergisi, 2 Nisan'a kadar uzatıldı Ünlü yönetmen Stanley Kubrick'in çalışmalarına kronolojik bir bakış sunan "Stanley Kubrick" sergisi , 2 Nisan'a kadar ziyarete açık olacak. İstanbul Sinema Müzesi'nde devam eden sergiye ilişkin yapılan açıklamada, 1 Ekim 2022'de açılan ve bu ay bitmesi planlanan serginin yoğun talep üzerine uzatıldığı belirtildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile NuLook Film Yapımcılık'ın da katkı sağladığı sergide, Kubrick'in 1940'larda Look dergisiyle başlayan ilk sanatsal adımlarından, tartışmalara konu olan son filmi Eyes Wide Shut'a kadar 16 filmi kronolojik bir sunumla izleyiciye sunuluyor. Müzenin sergiye özel tasarlanmış 3. ve 4. katlarındaki özel efektler, modeller ve etkileşimli alanlar, New York'lu yönetmenin mekan ve sinema bağlamında yaratıcılığını gözler önüne sermeyi hedefliyor. Ziyaretçilerin Kubrick'in sıra dışı dünyasına yakından tanıklık etmesini sağlayan sergide; yayınlanmamış birçok belge, obje, senaryo, kamera, lens ve orijinal kostümler de yer alıyor. ### AKM'de "8. Renk Kadın ve İz" sergisi açıldı Resim, heykel, fotoğraf ve dijital sanatın da aralarında bulunduğu, 8 farklı disiplinden eserlerin yer aldığı "8. Renk Kadın ve İz" sergisi sanatseverlerle buluştu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında AKM Galeri'de ziyarete açılan sergide, 18 kadın sanatçının eserlerinden oluşan özel bir seçkiye yer verildi. Kadının 8. renk olarak tasvir edildiği sergide resim, heykel, seramik, fotoğraf, tekstil dokuma, kolaj, minyatür ve yerleştirme sanatından eserler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kadını "8. Renk" olarak tasvir eden sergide, kadının toplumdaki yerine ve kendine biçilen rollere karşın dünya üzerindeki varlığını, öyküsünü ve kültürel birikimini ortaya koyması, ruhunu ve evrene ait gözlemlerini güçlü bir biçimde ifade etmesi, farklı malzeme ve tekniklerle mercek altına alınıyor. Karma sergide Aslışah Erdem, Aysun Bozuklu, Ayşe Wilson, Ayşegül Yapar, Cansu Sönmez, Derya Geylani Vuruşan, Eda Çığırlı, Eda Taşlı, Elsa Ers, Gözde Can Köroğlu, Günnur Özsoy, Günseli Kato, Kadriye İnal, Melis Buyruk, Sevim Kaya, Sinem Demirci, Yasemin Öztürk ve Yonca Karakaş'ın çalışmaları bulunuyor. "8. Renk Kadın ve İz" sergisi, 2 Nisan'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Refik Anadol, depremzede tasarım öğrencilerinin hayallerini gerçekleştirmeyi amaçlıyor Yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen afet bölgelerindeki tasarımcı ve sanatçı adayı 100 öğrenciye, Girişimcilik Vakfı aracılığıyla hayallerini gerçekleştirme imkanı sunacaklarını söyledi. Dünyanın dört bir yanından sanatçıları bir araya getiren çağdaş sanat fuarı Art Dubai'nin 16. Edisyon'unda yeni projesini sanatseverlerin beğenisine sunan Refik Anadol, "Glacier Dreams" adlı son projesi ve depremzedeler adına yaptığı çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Anadol, 6 Şubat'tan sonra yaşanan dönemin kendisi için de zor bir süreç olduğunu belirterek; "Özel bir çalışma için yağmur ormanlarından döndüğüm bir gece, Los Angeles'ta annemin telefonuyla uyandım. Çok şükür ailemizi birinci dereceden etkileyen bir şey olmasa da tabii pek çok akrabam etkilenmişti. İlk andan itibaren hislerim bir şeyler yapmanın önemini ve aciliyetini hissettirdi. Hızlıca bir tane kripto cüzdan hesabı açtım ve yardım kampanyası başlattım. 48 saat içerisinde yaklaşık 4 milyon 300 bin lira bağış topladık" dedi. Eşiyle birlikte yaklaşık 7 buçuk milyon lira kendi bütçesinden bağış yaptığını aktaran Refik Anadol; "Daha sonra farklı yardım kuruluşları da kripto cüzdan açtılar ve onlar da yüksek miktarda bağış topladı zannedersem. Son olarak da bir hayalim vardı, hayali olan öğrencilere yardım etmek şeklinde. Deprem bölgesinden hayalleri olan tasarımcı, sanatçı 100 öğrenciye Girişimcilik Vakfı aracılığıyla hayallerini gerçekleştirme imkanı sunacağız" ifadelerini kullandı. "FARKLI BİR ŞEY YAPMAYA KARAR VERDİM" Art Dubai'nin 16. Edisyon'unda İsviçre bankası Julius Baer'in sponsorluğunda görücüye çıkan son çalışması Glacier Dreams'e ilişkin bilgi veren Anadol, Julius Baer'in Art Dubai'de "Next" isimli yeni bir projeye başladığına değinerek; "Sanat, teknoloji ve bilimin kesiştiği yerlerdeki yeni hayallerin gerçeğe dönüşmesini sağlayan bir program" açıklamasını yaptı. Hans Ulrich Obrist'in küratörlüğünü üstlendiği projenin 85 milyonluk buzulların dokümantasyonuyla başladığını aktaran sanatçı; "Burada aslında farklı bir şey yapmaya karar verdim. Sadece açık kaynaklardan verileri toplayarak değil, aynı zamanda fiziksel olarak da Grönland ve Antarktika'ya gidip, kişisel olarak verileri ben topluyorum. 4 haftadır oradaydım, derinlemesine araştırma yapıyoruz" diye konuştu. Refik Anadol, şu an 19 ülkede farklı platformlarda işlerinin mevcut olduğuna işaret ederek, bu durumun 14 yıl önce hayalini kurduğu bir gerçekliğe yolculuk olduğunu söyledi. "Bir Türk olarak dünyada alanın öncüsü olmak tabii ki büyük bir gurur veriyor" Son 9 yıldır projelerini 15 kişilik bir ekiple birlikte ürettiklerini dile getiren Refik Anadol, şunları kaydetti:"Bir Türk olarak dünyada alanın öncüsü olmak tabii ki büyük bir gurur veriyor ama aynı zamanda sorumluluk da getiriyor. Eğer hayatta bazı şeyleri farklı, yeni veya ilk yapıyorsanız, her zaman hayatın değişmesini istemeyenlerle mücadele etmek durumunda kalırsınız. Bu kişiler veya yapılarla karşılaştıkça o an kendinizi değil, arkanızdan gelen nesilleri düşünüyorsunuz." Anadol, New York'taki The Museum of Modern Art'taki (MoMA) sergisine de değinerek, bu müzede yer almanın muazzam bir deneyim olduğunu ifade etti. 2 yıldır küratörlerle çalıştıklarını aktaran Refik Anadol, sergiye dair değerlendirmelere ilişkin de "24 tane olumlu, ilgi çeken, derinliği olan yazı ile 2 tane de kötü yazı aldık. Aslında o kötü olan sığ yazı, işte bize bu yeniliğe karşı olup, kapıları tutan insanları gösteriyor. Instagram hesabına giremeyen bir insanın 8 dakikada yapay zekayı yorumlamasını beklemek doğru olmazdı" açıklamasını yaptı. TÜRKİYE'DEN 5 GALERİ KATILDI Uluslararası sanat dünyasının en önemli fuarlarından Art Dubai'de bu yıl 43 ülkeden 130'dan fazla galeri yer aldı. Fuara bu yıl Türkiye'den de 5 galeri katıldı. Fuarın "Contemporary" bölümünde ise Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium eserlerini sergiliyor. Madinat Jumeirah'da gerçekleştirilen fuar, 5 Mart'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Evrim Sanat Galerisi'nde "Mehtab Kardaş Minyatür Sergisi" Geleneksel ile çağdaş üslubu buluşturan Mehtab Kardaş Minyatür Sergisi’ne davetlisiniz. Minyatür tarzını farklı bir anlayışla harmanlayarak çağdaş bir üslupla yorumlayan Mehtab Kardaş’ın “Minyatür” isimli 21. kişisel sergisi, 11 Mart 2023 tarihinde Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. İstanbul’un deniz mavisi ile dolu olan sanatçının içine orman yeşilinin yavaşça sızmasını konu alan 25 eserleri; kağıt üzerine altın, mürekkep, guaj, akrilik boya ve altın varak kullanılarak karışık teknikle üretilmiştir.  Sergiyi 24 Mart 2023 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret etmek mümkün. MEHTAB KARDAŞ HAKKINDA 1949 yılında İstanbul’da doğan Mehtab Kardaş, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunudur. Uzun yıllar ertelediği sanatsal çalışmalarına 1990’da Mamure Öz ile başlayan sanatçı, 1992-93 yıllarında da Topkapı Sarayı’ndaki iki yıllık sertifika programına, 1994-95 yıllarında ise Prof.Kerim Silivrili’nin (Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü) derslerine devam etti. 1998’de Greci-Marino Accademia del Verbano tarafından “Associated Academician” ünvanı verilmiştir. Sanatçı, 21 kişisel sergisinin yanı sıra ulusal ve uluslararası 25 karma sergiye katılmıştır. Evrim Sanat Galerisi Adres: Göztepe Mahallesi Bağdat Caddesi No: 233 D:1 Kadıköy/İstanbul Telefon: 0533 237 59 06 - Ziyaret Saatleri: Salı hariç her gün 11:00 – 19:00 ### "Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları" sahnelenecek Erzurum Devlet Tiyatrosu (EDT), Milli Mücadele döneminde cephe ve gerisindeki kadın kahramanların anlatıldığı "ANA-DOLU Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları" oyununu seyirciyle buluşturacak. İlknur Bektaş'ın yazdığı bir perdelik oyunda, Milli Mücadele sırasında kadınların zafere giden yolda gösterdikleri mücadele ve çabası anlatılıyor. Rejiyi Sezai Yılmaz ve Yavuz Topçuoğlu'nun yaptığı oyunda; dekoru Bekir Beğen, kostümü Berna Yavuz, ışık tasarımı Eser Dursun, müziği Selçuk Yılmaz, dans ve hareketi Volkan Ersoy üstleniyor. Oyunda; Eda Beril Geylek, Özlem Uslu, Belgin Alptekin, Kübra Özdemir, Hilal Yüksel, Aslı Atmaca, Gülendam Yılmaz, Simge Uzun, Mekselina Düğdü, Tude Alaca, Enu Emre Teber, Samet Talayman, Ergenekon Cemil Başdoğan, Burak Halit Günuğur, Yusuf Öztürk, Berkay Alkan ve Enes Vatansever rol alıyor. EDT'de 2 Mart'ta prömiyer yapacak "ANA-DOLU Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları" oyunu, 3 gün sahnelenecek ve farklı illerde de seyirciyle buluşturulacak. "TÜRKİYE'NİN HER YERİNDE GÖSTERİME SUNACAĞIZ" Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, EDT'de düzenlenen basın toplantısında, EDT'nin hem Türkiye hem de Genel Müdürlük açısından çok özel bir bölge olduğunu söyledi. EDT'nin yaklaşık 25 yıldır hizmet ettiğini hatırlatan Kurt; "EDT sadece Erzurum'a değil, çevresindeki illere ve neredeyse Türkiye'nin bütün illerini gezen önemli bir tiyatromuz" dedi. Kurt, bu yıl 25. yıla özel hazırlık yaptıklarını ancak depremden dolayı oyunları bir süre ertelediklerini belirterek, şunları dile getirdi: "Bugünden itibaren tüm Türkiye'de başlıyoruz. Erzurum'da ilk defa Cumhuriyet'in 100. yılı sebebiyle bir oyunu oynuyoruz. Burada aynı zamanda 100 yıllık bir tarihi de anlatıyoruz. Bu Cumhuriyet'in 100. yılı dolayısıyla seçtiğimiz bir projeydi. Hem Milli Mücadele dönemindeki kahraman kadınlarımızı anlatıyoruz hem Kara Fatma, Şerife Bacı gibi adını bildiklerimiz var ama yüzlerce de adını bilmediğimiz kahramanlarımız var. Onu da bu oyunla aynı zamanda Erzurum'da sahnemizde paylaşmış olacağız. Bu oyunu Ankara, İstanbul ve Türkiye'nin her yerinde 100. yıl sebebiyle de gösterime sunacağız." Mayısta Erzurum için özel bir tiyatro buluşması yapacaklarını anlatan Kurt, bunun Erzurum'da ilk defa olacağını ve kalıcı hale getirmek istediklerini kaydetti. "TÜRK KADININA ÖRNEK OLMUŞ NENE HATUN'UMUZU UNUTMADIK" EDT Müdürü Sezai Yılmaz ise repertuarlarını bir oyunla daha güçlendirmenin mutluluğun yaşadıklarını ifade etti. Oyunda Milli Mücadele döneminde emek vermiş ve mücadele etmiş kadınları anlatacaklarını dile getiren Yılmaz; "Cumhuriyet'in temellerinin atıldığı bu topraklarda, Erzurum'da yine bu oyunla seyircimizin karşısına çıkıp yine o Milli Mücadeleyi analarımızın gözünden seyirciye iletmenin mutluluğunu yaşayacağız. O dönemde yaşamış, tarihe iz bırakmış, kimini belki unuttuğumuz ama gün yüzüne çıkarmak için çalıştığımız kadınlarımız olacak. Şerife Bacımız, Makbule Efemiz, Safiye Hüseyin ile 93 Harbinde mücadele etmiş ve Milli Mücadele döneminde de Türk kadınına örnek olmuş Nene Hatun'umuzu unutmadık." diye konuştu. "100. yılda dilerim Türk izleyicisi kendi kahramanlarıyla tanışır" Oyunun yazarı İlknur Bektaş da "Milli Mücadele'nin Cesur ve Kayıp Kadınları" kitabını yazdığını hatırlattı. Türkiye'nin kurtuluşunun 100. yılında Türk kadınlarının nitelikli olarak neler yaptıklarını çalışıp, araştırıp ortaya koyduğunu ve kitaptan sonra toplumla buluşmasını çok istediğini söyleyen Bektaş; "Devlet Tiyatroları bünyesinde ilk defa Erzurum'da sahnelenecek olan oyunumuzla Milli Mücadele'nin yurdun dört bir yanındaki Türk kadınlarının elinden ne gelirse cepheye yardıma koştuklarını, cephede, arkasında neler yaptıklarını ve ne kadar ciddi kahramanlıklara imza attıklarını büyük bir vefayla, emekle ve sevgiyle cepheye koştuklarını aslında yurdun A'sından Z'sine her yaştan insanın tanımasını, bilmesini ve tanıtmasını çok istiyorum. 100. yılda dilerim Türk izleyicisi kendi kahramanlarıyla tanışır" ifadelerini kullandı. ### Art Dubai'nin 16. edisyonu ön gösterimle kapılarını açtı Dünyanın dört bir yanından sanatçıları bir araya getiren çağdaş sanat fuarı Art Dubai'nin 16. edisyonu, ön izlemeyle sanatseverlerle buluştu. Uluslararası sanat dünyasının en önemli fuarlarından biri olan Art Dubai 'ye, 43 ülkeden 130'dan fazla galeri katıldı. Açılış toplantısında konuşan Art Dubai Direktörü Benedetta Ghione, fuarın her yıl yenilikler sunmaya çalıştığını belirtti. Bu yılın geniş programının ve etkinliğin, bölgenin yaratıcı endüstrileri için bir buluşma noktası olma rolünü tam olarak yansıttığını aktaran Ghione; "Bağımsız bir kuruluş olarak, Dubai'deki yaratıcı ekonomi için bir katalizör, büyük beyinleri bir araya getiren ve bu canlı ekosisteme katkı sunan kültürel bir yapıyız" diye konuştu. "TÜRKİYE'DEN KATILAN GALERİLERİN SEÇKİLERİ GERÇEKTEN ÇOK BAŞARILI" Toplantının ardından açıklamalarda bulunan fuarın Sanat Direktörü Pablo del Val ise etkinlikte 6 kıtadan 130'un üzerinde çağdaş, modern ve dijital galerinin yer aldığını söyledi. Covid-19 salgınının etkisini yitirdiği ve sanatçıların eserleriyle geleceğe bakabildiği böyle bir sanat fuarında bulunmanın heyecan verici olduğunu dile getiren Val, Art Dubai'nin uluslararası koleksiyonlarda yeterince temsil edilmeyen bölgeler için bir fırsat sunduğuna işaret etti. Pablo de Val, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu, bu yıl katılan galerilerin hem kalitesine hem de coğrafi dağılımına yansıyor. Batı dışı sanata yönelik artan ilgi ve iştahı, sanat dünyasının geleneksel merkezlerinin ötesindeki galerilerin güçlenmesini ve Art Dubai'nin burada oynadığı rolü vurgulamak istiyoruz. Örneğin, bu yılki seçkide Türkiye'den beş galeri yer alıyor ve bunlar Afrikalı yahut Asyalı farklı bakıştaki galerilerle diyalog fırsatı yakalıyorlar. Art Dubai olarak bu çoğulculuğu önemsiyoruz." Türkiye'den katılan galerilerin seçkilerine de değinen Val; "Ana bölümde 76 galeri yer alıyor ve başvurular arasında seçim yapmak gerçekten zor oluyor. Ancak Türkiye'den katılan galerilerin seçkileri gerçekten çok başarılı. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'den daha fazla heyecan verici proje başvurursa, galerilerin sayıları artacaktır" ifadelerini kullandı. GELİRİN YARISI TÜRKİYE VE SURİYE'DEKİ DEPREMZEDELERE BAĞIŞLANACAK Pablo de Val, Art Dubai 'nin bilet satışından elde edilen gelirin yarısının Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler için bağışlanacağını aktararak; "Türkiye ve Suriye ile kültürel olarak çok yakınız, elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. Sanat topluluğu bu konularda duyarlı olmalı ve destek sunmalı" şeklinde görüşünü paylaştı. REFİK ANADOL DA YENİ PROJESİNİN İLK FAZINI SUNACAK Orta Doğu'nun önde gelen sanat fuarı olan Art Dubai'ye bu yıl Türkiye'den de beş galeri katıldı. Contemporary bölümünde Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium yer alırken, yeni medya sanatçısı Refik Anadol da "Glacier Dreams" projesinin ilk fazını sunacak. Madinat Jumeirah'ta yapılacak fuarın ön izleme günleri 1-2 Mart, herkese açık olan günleri ise 3-5 Mart arasında sanatseverlerle buluşacak. Farklı bir tarzı olan Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh, World Art Dubai’ye bireysel olarak katılan sanatçılar arasında yer alıyor. Dayekh, 9-12 Mart tarihleri arasında Dubai Dünya Ticaret Merkezi (World Trade Center)'da gerçekleşecek olan World Art Dubai'de AB08 ve AB09 standında sanatseverlerle buluşacak. ### Dubai Sanat Fuarı için geri sayım başladı Bu yıl 9-12 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek olan "World Art Dubai" için geri sayım başladı. Dubai'de gerçekleşecek olan sanat fuarına, dünyanın pek çok ülkesinden sanatçılar ve sanat galerileri katılacak. SHAHI DAYEKH DE KATILIYOR Farklı bir tarzı olan Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh de World Art Dubai'ye bireysel olarak katılan sanatçılar arasında yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye'de düzenlenen Bodrum Art Fair ve Istanbul Art & Antique Fair'e katılan ve büyük ilgi gören sanatçı, 9-12 Mart tarihleri arasında Dubai'de gerçekleşecek olan sanat fuarında aralarında yeni çalışmalarının da olduğu eserlerini sanatseverler ile buluşturacak. ### "Rutubet" filmi 2024 Oscar aday adayı oldu Turan Haste'nin yönettiği "Rutubet", ABD'deki Santa Barbara Film Festivali'nde "En İyi Kısa Film" seçildi. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre film, Oscar sertifikasına sahip bu ödül sayesinde 2024 Akademi Ödülleri'nde (Oscar) "En İyi Kısa Film" dalında aday adayı olma şansını yakaladı. Bu yıl 8-18 Şubat'ta 35'inci kez düzenlenen Santa Barbara Film Festivali'nde gerçekleşen Uluslararası Kısa Film Yarışması'nda ABD prömiyerini yapan "Rutubet" filmi, "kurmaca" dalında yarışan 29 film arasından en iyi film seçilerek Bruce Corwin Ödülü'nü kazandı. Oscar Qualification sertifikasına sahip bu ödülle "Rutubet", gelecek yıl 96. kez yapılacak Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi üyelerinin değerlendirmesine sunulacak kısa filmler arasına girdi. BİRÇOK ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLDÜ M. Furkan Daşbilek'in senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği "Rutubet", geçen yıl dünya prömiyerini 79'uncu Venedik Film Festivali'nde yapmış, bu yıl da 13'üncü Bakü Kısa Film Festivali'nin Uluslararası Kısa Film Yarışması'nda En İyi Yönetmen Ödülü'nü almıştı. Türkiye'de ilk kez 59'uncu Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gösterilen film, İzmir Kısa Film Festivali'nden de "En İyi Oyuncu Ödülü" ile dönmüştü. "İshak" rolünü oyuncu Mücahit Koçak'ın canlandırdığı filmde Okan Selvi, Muhammed Mayda, Elif Eylül Yeşilyurt, Baran Salman ve Türkyılmaz Sarıkaya da rol alıyor. FİLM HAKKINDA Cinemans, RemoFilms ve Creative Prodüksiyon yapımı olan film, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle ve TRT 12 Punto'nun ortak yapımında gerçekleştirildi. Filmin görüntü yönetmenliğini Mustafa Yeşilova üstlenirken, kurgusuna Taylan Tuncer ve Turan Haste, ses tasarımına Meriç Erseçgen, sanat yönetmenliğine Zafer Malkoç ve müziklerine Mehmet Ağbaba imza attı. Kötülüğün üstüne sis gibi çöktüğü bir köyde geçen "Rutubet", Anadolu'da zorunlu görevini yapan öğretmen İshak'ı odağına alıyor ve kayıp bir kız öğrencinin peşinde suçluluk ve masumiyet kavramlarını, insanın kötülükle mücadelesinin şekillerini ve sonuçlarını sorguluyor. ### İstanbullu kardeşleri, depremzede arkadaşlarına kitap ve oyuncak gönderiyor İBB Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi öğrencileri, depremden etkilenen kardeşleri için “Çocuklar El Ele Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe” başlığıyla bir oyuncak ve kitap kampanyasına öncülük ediyor.  İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Çocuk Eğitim Birimi’nde tiyatro eğitimi alan öğrenciler, depremden etkilenen kardeşleri için oyuncak ve kitap kampanyası düzenliyor. 5 Mart Pazar günü çocuk oyunlarıyla perdelerini açacak olan İBB Şehir Tiyatroları, hediye oyuncak ve kitap kampanyasını da çocuk oyunlarıyla birlikte başlatıyor.  “Çocuklar El Ele Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe” başlığıyla başlatılan hediye kampanyasında, geleceğin sanatçısı olacak çocuklarımız, kardeşleri için bir duyarlılık ve farkındalık gelişmesine öncülük ediyor. Çocuklarımızın dayanışmasının güzel bir örneği olacak bu kampanyada, İstanbul’da yaşayan çocuklar, hediye paketlerine hem hediye kitap ya da oyuncağı hem de depremzede kardeşlerini teselli edecek duygu ve düşüncelerini ifade eden bir mektubu koyabilecek.  MEKTUP KARDEŞLİĞİ Çocuklar, hediyelerine duygularını da katarak, gelecekte sağlam bir arkadaşlığı da başlatıyor. Mektuplarında umudu, dayanışmayı, empatiyi, kardeşliği ve üzüntülerini satırlarına döken çocuklar, gerek okudukları bir kitabı ya da yenisini alarak gerekse kendileri için çok önemli bir oyuncağı hediye ederek ya da yenisini alarak bu kampanyaya katıldı. 11 ilimizi ve birçok insanımızla birlikte bütün ülkeyi derinden etkileyen bu deprem felaketinden etkilenen çocuklarımızın bir nebze acılarını hafifletmek için yine akranları onlara destek veriyor. Bu duyarlılık ve bu zor günlerde başlayan arkadaşlık, gelecekte samimi dostluklara vesile olacaktır.  ÇOCUK OYUNLARI 5 MART'TA BAŞLIYOR Deprem bölgesi kadar başta İstanbul olmak üzere, ülkemizin diğer şehirlerindeki çocuklar da olumsuz etkilendi. Bu anlamda sanatın iyileştirici gücünü etkin kılmak adına, İBB Şehir Tiyatroları, çocuk oyunlarıyla perdelerini açıyor. Bu kampanyayla da özellikle çocuk oyunlarımızın öncesinde fuayelerimiz çocukların dayanışmasına sahne olacak.  DEPREM BÖLGESİNE OYUNLAR GİDİYOR İBB Şehir Tiyatroları, pedagog ve psikologlarla yaptığı toplantılar ışığında, o bölgeye gidecek sanatçılarıyla özel çalışmalar yaparak hazırlıklarında sona geldi. Uzun vadede bir yıla yayılan etkinliklerle, sanatın iyileştirici gücünü deprem bölgesinde oyunlarıyla etkin kılmak için kapsamlı bir planlama yapılıyor. Teknik ve sanatçılardan oluşan bir ekip, deprem bölgesinde incelemelerini tamamladı. En kısa sürede başlayacak etkinlikler, öncelikle çocuklar ve anneler için başlatılacak. Sonrasında yetişkinler için de etkinlik ve oyunlar, programa alınacak.  HEDİYELER SAHNELERİMİZE TESLİM EDİLECEK Çocuk Eğitim Birimi öğrencilerimizin öncülük ettiği “Çocuklar El Ele, Hediyeler Umuda ve Kardeşliğe” kampanyası çerçevesinde 5 Mart’ta bütün sahnelerimizde, çocuk oyunları öncesinde başlatılacak kampanyaya hediyeler hafta içi de teslim edilebilecek. Çocuklarımızın deprem bölgesindeki kardeşlerine yazacağı dayanışma ve kardeşlik mektupları, kitap ve oyuncak hediyeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kartal Lojistik Merkezi ve Yenikapı Kadir Topbaş Kültür Merkezi’ndeki toplama alanlarına ulaştırılarak, deprem bölgesindeki çocuklarımıza teslim edilecek.   “Uzman Klinik Psikolog Mahide BİNGÖL: “Akranlarından destek görmek her çocuğa iyi gelir” Uzman Klinik Psikolog Mahide Bingöl, zor zamanlarda çocukların dayanışmasının anlamını ve hediye seçiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini şöyle açıklıyor: “Deprem sonrası çocukların kendi aralarında hediyeleşmesi, dayanışma sağlaması önemli ve oldukça faydalıdır. Çocuklar bu süreçleri desteklendikçe, sevgiyle daha kolay atlatır. Zor zamanlar paylaştıkça, destek buldukça hafifler. Bu destek bir de akranlardan geliyorsa, duygular daha anlaşılır hale geliyor. Akranlarından destek görüyor olmak, hatırlanıyor ve önemseniyor olmak her çocuğa iyi gelir. Çocuğa güven ve sıcaklık verir. Paylaşmanın özellikle akranların arasında olması, tanımadan görmeden seviliyor olmak travmalarını iyileştirmek adına oldukça faydalıdır.  Depremzede çocukların öncelikle sarılma duygusuna ihtiyaçları olacağı için ilk tercihimiz pelüş oyuncaklar olabilir. Bu ihtiyacın desteklenmesi adına etkili olur. Çocuklar için oyuncak seçiminde, iş makinesi, ambulans gibi oyuncaklardan kaçının demek doğru olmaz. Travma terapilerinde kimi zaman bu oyuncaklar faydalı olur. Çünkü bu tür şeylerden kaçmak pek mümkün değildir. Hayatın her anında karşılaşılabilir. Bu yüzden kaçmak yerine kaygıları azaltmak için destekleyici oyunlar oynanır. Oyun, travmaları iyileştirir. Oyuncakları belli bir kategoriye sokmak yerine, çocuklar üzerinde iyileştirici yanlarına ağırlık vererek desteklemek önemlidir. Kitap seçiminde ise yaşına uygun kitaplar tercih etmek gerekir. Kitap içeriğinde ise sevgi, yardımlaşma, arkadaşlık konuları tercih edilebilir” ### Londra Moda Haftası'nda Emre Tamer'den depremzedeler yararına defile Yaşamını Londra'da sürdüren İzmirli ünlü tasarımcı Emre Tamer, 19 Şubat'ta Londra Moda Haftası'na paralel özel etkinlik olarak büyük bir defile gerçekleştirdi. "The Temple of Artemis" başlıklı defile, yaşanan büyük deprem nedeniyle UNICEF aracılığı ile Türkiye ve Suriye’de depremden etkilenen çocuklar yararına düzenlendi. Londra'da yaşayan moda ve sanat danışmanı, Z.E.O Events’in kurucusu ve TUBAC Başkanı Zeynep Ober’in organize ettiği defile, yoğun bir ilgi gördü. Emre Tamer, sunduğu koleksiyonu memleketi İzmir’in sınırları içerisinde yer alan Efes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı ve Kibele Heykeli’nden ilham alarak hazırladı. İzmirli ünlü tasarımcı Emre Tamer ve moda danışmanı Zeynep Ober, dünyanın en önemli moda haftalarından biri olan Londra Moda Haftası'nda hem İzmir'in tanıtımını yapmaktan hem de bu zor günlerinde deprem bölgesindeki depremzedelere bir katkı sunmaktan büyük mutluluk ve onur duyduklarını belirtti. BİRÇOK ÜNLÜ MANKEN PODYUMA ÇIKTI Londra'nın merkezi Waterloo semtinde, büyük ve tarihi bir mekânda gerçekleşen etkinliğe; içlerinde bürokratların, sanatçıların ve moda dünyasından ünlü isimlerin olduğu büyük bir katılım oldu. Zeynep Ober, defile öncesi yaptığı anlamlı konuşmada defileye katılan herkese ve sponsorlara, depremzedelere maddi yardım amacıyla sundukları katkılardan ötürü teşekkür etti ve bu büyük felakette hayatlarını kaybedenler için konukları bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Defile, X Factor yarışmasıyla dünya çapında tanınan İngiliz top model Chloe Jasmine‘in söylediği, UNICEF için bestelenmiş “One Love” şarkısıyla başladı. Ardından 2018 Türkiye Güzeli, top model Şevval Şahin, 2022 Monaco Güzeli top model Angelina Kali, Sri Lanka Güzeli Ornella Günesekere ve ünlü İngiliz şarkıcı-manken Chloe Jasmine’in de içinde bulunduğu birçok ünlü manken podyuma çıktı. EMRE TAMER HAKKINDA Sanat eğitimini Viyana Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde iki ayrı master programı ile tamamlayan Emre Tamer, eğitimi sonrası 3 kıtada ve 5 ülkede uluslararası bir kariyer yaptı. Singapur’da Raffles Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışması sonrası New York'ta Three Asfour'da tasarımcı olarak çalıştı. Londra’ya taşınması sonrası kendi markası Emre Tamer-London'u kurdu. Sürdürülebilir bir çizgisi olan markası, kendi el boyama desen tasarımları ve avant-garde yaklaşımı ile tanınıyor. Tasarımları şu an Londra'da ve Dubai’de 5 ayrı mağazada satılan Tamer, aynı zamanda birçok kırmızı halı kostümü tasarlamış ve 2022 Cannes Film Festivali'nde ünlü oyuncu Wilma Elles icin tasarladığı özel elbise, İtalyan Vanity Fair Dergisi tarafından senenin en iyi ilk 5 elbisesi arasına girmiştir. ### Art Dubai, 16. edisyonuyla 1 Mart'ta sanatseverlerle buluşacak Çağdaş sanat fuarı Art Dubai, bilet satışından elde edilen gelirin yarısını Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler için bağışlayacak. Bu yıl 1-5 Mart tarihleri arasında Dubai'de düzenlenecek fuarın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, çevrimiçi bilet satışlarından elde edilen gelirin yüzde 50'sinin bağışlanacağı duyuruldu. Konuya ilişkin Art Dubai Yönetici Direktörü Benedetta Ghione'un The National News gazetesinde yaptığı açıklamada; "Doğal afetlerde hızlı davranmak önemlidir. Etkilenen bölgelere ve topluluklara yakınız. Elimizden gelen tüm yardımı yapmamız çok önemli ve bu destek mümkün olduğunca erken ve hızlı olmalı. Desteği en çok ihtiyaç duyacak olanlara iletmeye çalışacağız. Bağışlar, yerel ve uluslararası derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına doğrudan yapılacak" ifadeleri yer aldı. Fuar, geçen yıl da Ukraynalı mültecilere bilet satışlarının yüzde 25'ini bağışlama kararı almıştı. Mart ayında 16. edisyonuyla sanatseverlere kapılarını açacak Art Dubai'ye, 43 ülkeden 130'dan fazla galeri konuk olacak. Fuara bu yıl Türkiye'den de 6 galeri katılacak. Contemporary bölümünde Türkiye'den Zilberman Gallery, x-ist, Pilevneli, Dirimart ve Sanatorium yer alırken; dijitalde ise yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Pilevneli Galeri ile "Glacier Dreams" projesinin ilk fazını sunacak. Madinat Jumeirah'ta yapılacak olan Art Dubai çağdaş sanat fuarının ön izleme günleri 1-2 Mart, herkese açık olan günleri ise 3-5 Mart olarak açıklandı. Çağdaş sanat fuarı Art Dubai, bilet satışından elde edilen gelirin yarısını Türkiye ve Suriye'de meydana gelen depremler için bağışlayacak. ### Tülin Kaynak eserleriyle Rotary 100. Yıl İklim Kongresi'nde! Kadıköylü ressam Tülin Kaynak, “Derin” konseptiyle yarattığı 20 eseriyle Rotary 2420. Bölge Federasyonu'nun hazırladığı 100. Yıl İklim Kongresi'nde yer alacak. Kadir Has Üniversitesi'nde 4 Mart Cumartesi günü gerçekleşecek olan kongre öncesinde açılacak olan sergiden elde edilecek gelir, deprem bölgesi için kullanılacak. ÇOCUK SANAT ÇADIRI KURULACAK Sergi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Tülin Kaynak, şunları ifade etti: "6 Şubat 2023 sabahı uyandığımız büyük felakette sağ kalan, ancak yaşadıkları travmanın yıllarca etkisini hissedecek olan bölgedeki çocuklarımızı biraz olsun sanatla tedavi etmek üzere, bölgede oluşturulması planlanan bir çocuk sanat çadırını kurmak ve tüm donanımını sağlamak üzere bağışlanmasını arzu ediyorum." Erenköy Rotary Kulübü’nün daveti ile bu sergiye katılan Kaynak için bir teşekkür mesajı yayınlayan Erenköy Rotary Kulübü Başkanı Zühra Yayıntaş ise; “Değerli sanatçımız, yüce gönlüyle bu imkanı bize sunan çok değerli 20 parça sanat eserini bağışlamıştır. Bu davranışını çok anlamlı buluyor, teşekkürlerimizi iletiyoruz” diye konuştu. RESSAM TÜLİN KAYNAK HAKKINDA 20 yıldan fazla bir süredir çalışmalarına devam ettiği İstanbul’da yaşamakta. Hem İstanbul hem de Çeşme'deki atölyelerinde sanatını icra etmekte. Soyut bir ressam olan Tülin Kaynak ’ın eserleri New York, Paris, Tokyo ve Forli’nin de aralarında bulunduğu pek çok uluslararası ve yerel serginin yanı sıra müzelerde de yer aldı. Kaynak, UNICEF dahil birçok kuruluşla da sosyal sorumluluk ortaklığını sürdürmekte. ### Acılarını bu kez deprem enkazına resmettiler Suriyeli grafiti sanatçıları, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Afrin ilçesinde yıkılan bir binanın duvarına felaketin ülkelerinde yol açtığı yıkım ve acıları yansıttı. Yıllardır savaşı grafiti çalışmalarıyla dünyaya anlatan sanatçılardan Aziz Esmer, Selam Hamid ve Muhammed Enis Hamdun, bu kez de Kahramanmaraş merkezli depremlerin neden olduğu yıkımı ve yaşanan acıları yansıttı. Afrin'de depremler yüzünden yıkımların en çok yaşandığı Cinderes beldesinde buluşan sanatçılar, yıkılan bir binanın duvarına halkın çektiği acıları resmetti. Türkçede deprem anlamına gelen "Zilzel" kelimesini bir duvarın üzerine Arapça harflere benzettikleri yıkılmış binalar şeklinde resmeden sanatçılar, kelimenin içine bir elin ortasına konulmuş yaralı kalp çizdi. Sanatçılar, yaralı kalbi dikmeye çalışan bir el üzerinden, depremzedelerin çektiği acıyı göstermeye çalıştı. ### 20 ve 21. Yüzyıl Sanatı Serisi'nin ön gösterimi yapıldı Londra merkezli Christie's Müzayede Evi'nde 20 ve 21. Yüzyıl Sanatı Serisi'nin ön gösterimi tamamlandı. İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Christie's Müzayede Evi'nde 28 Şubat'ta açık artırmaya sunulacak olan "20 ve 21. Yüzyıl Sanatı Serisi" (20th/21st Century: London Evening Sale) ve "The Art of the Surreal Evening Sale"in ön gösterimi tamamlandı. Satışta sergilenecek eserler arasında, 900 bin ile 1,5 milyon sterlin aralığında satılması beklenen Lucio Fontana'nın (1899-1968) "Il Guerriero" (Savaşçı) heykeli de yer alıyor. Satışta sergilenecek eserler arasında ayrıca, 15-20 milyon sterlin aralığında satılması beklenen Pablo Picasso'nun (1956) "Femme Dans un Rocking-Chair (Sallanan Saldalyedeki Kadın)" tablosu ve Alberto Giacometti'nin (1901-1966) "Chandelier for Peter Watso" adlı eseri de bulunuyor. ### Sanatçı ve koleksiyonerler, depremzedeler için müzayede düzenledi Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen vatandaşların yararına, sanat galerilerinin katılımıyla çevrimiçi müzayede gerçekleştirildi. Depremzedelere destek için bir araya gelen kurum ve sanatçıların "Sanatla yaraları sarmak için var mı arttıran?" başlığıyla düzenlediği etkinlik, Depo Müzayede sosyal medya hesabından canlı yayınlandı. Etkinliğe; Ares Antik Müzayede, Hattusha Art, DG Art Project, Sancak Müzayede, Artium Modern, Depo Müzayede, Bi Nevi Galeri, ECN Art Galeri, Zone Art Galeri, Antika Kadiköy, AE Sanat, Sultan Müzayede, Nuket Antik'in de aralarında bulunduğu 25 sanat galerisi katıldı. Sanatçı ve koleksiyonerlerin bağışladığı 200'ü aşkın resmin satıldığı müzayedede, toplam 3 milyon 387 bin lira bağış toplandı. Eserlerin AFAD, Türk Kızılay veya Ahbap'a yapılan ödemelerden sonra dekont gösteren alıcılara teslim edileceği bildirildi. ### Gönüllü sokak sanatçıları, depremzede çocukların travmasını hafifletmeye çalışıyor Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Hatay'da çadır kentlerde kalan çocuklar, gönüllü sokak sanatçılarının etkinlikleriyle deprem travmasını atlatmaya çalışıyor. Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki 10 ili etkileyen depremlerin ardından bölgeye gelen gönüllü ekipler arasında yer alan İzmir Sokak Sanatları Atölyesi üyeleri Erdal Çoban, Enes Şahin, Esra Akkuzu ve Hani Sincar, ilk günlerde Hatay'ın Antakya ilçesinde arama kurtarma çalışmalarına katıldı. Daha sonra depremzede çocuklar için de harekete geçen grup üyeleri, bölgede AFAD tarafından kurulan çadır kentlerde etkinlikler düzenliyor. Çadır kentleri tek tek gezerek yüz boyama, müzikle dans, animasyon gösterileri ile çeşitli oyunlar ve yarışmalar düzenleyen grup üyeleri, depremzede çocukların travmasını hafifletmeye çalışıyor. "ÇOCUKLARIN GÜLÜMSEMESİ BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ" Sokak Atölyesi Genel Sanat Yönetmeni Erdal Çoban, konu ile ilgili yaptığı açıklamada depremin ardından "Çocukları güldürün" sloganıyla harekete geçtiklerini söyledi. Çoban, kente geldiklerinde önce arama kurtarma çalışmalarına katılarak 4 kişinin kurtarılmasına destek verdiklerini, ardından çadır kentlerde kalan çocuklar için harekete geçtiklerini kaydetti. Depremden fiziksel ve psikolojik olarak en çok çocukların etkilendiğine dikkat çeken Erdal Çoban; "Elimizden geldiğince çocukların yaşadığı tramvayı hafifletmeye çalışıyoruz. Bir nebze de olsa onlara depremi unutturmak, olayın vahametinden uzaklaşmalarını sağlamak için çabalıyoruz. Onlarla şarkı söylüyoruz, oyunlar oynuyoruz" diye konuştu. "Sanatın dört duvar arasında değil, açık alanlarda yapılabileceğini düşünüyoruz" Çoban, Türk halkının yardımseverliği ve dayanışma ruhuyla bu zor günlerin geride kalacağına inandığını belirterek, Hatay'ın ardından depremin etkilediği diğer illerdeki çadır kentleri de ziyaret edeceklerini dile getirdi. Çocuklara oyuncaklar, balonlar ve çikolatalar hediye ettiklerini de aktaran Erdal Çoban; "Elazığ ve İzmir depremlerinde aynı görevi üstlenmiştik. Çocukların gülümsemesi bizim için çok değerli. Sanatın dört duvar arasında değil, açık alanlarda yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle, ülkenin neresinde çocukların zor duruma düştüğü bir felaket varsa oraya koşuyoruz" ifadelerini kullandı. ### Babası hakkında yazdığı kitabın gelirini depremzedelere bağışlayacak Psikolog ve yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’nun ABD'de yaşayan oğlu Timur Cüceloğlu, babasıyla anılarını yazdığı kitabın piyasaya yeni çıkan İngilizce baskısının gelirinin büyük kısmını Türkiye’deki depremzedelere bağışlayacağını belirtti. California'nın San Francisco şehrinde yaşayan Timur Cüceloğlu, babasının ölümünün ikinci yılında iş gezisi için geldiği New York’ta AA'ya konuştu. Babasının ölümü için “İki yıl, daha dün gibi, eminim birçokları için de öyledir” ifadesini kullanan Cüceloğlu, duygularını şöyle dile getirdi: “Şok çok büyüktü. Bir yumruk, bir bıçak gibi ama herkes için olduğu gibi sanırım etkisini yitirdi. Ancak gerçek orada duruyor.” Timur Cüceloğlu, geçen yıl yazdığı, babası ile doğa gezilerini anlatan “Bir Savaşçı’dan Dersler” kitabının İngilizce versiyonunu da yeni bastırarak internetten satışa sunduklarını belirterek; “Bu İngilizce versiyonu için gelirlerinin bir kısmı TEMA'ya ve belki de çoğunluğu deprem yardımlarına olacak” dedi. Kitabın İngilizce baskısının Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin olduğu bir döneme denk geldiğini söyleyen Cüceloğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Belki de kitap hakkında konuşmak için doğru bir zamanlama değil ama bunun ABD'de Türkiye hakkında daha fazla farkındalık yaratmak için bir şans olduğunu düşünüyorum. Babamın ölümünün ikinci yıldönümü civarında, bu fırsatta üzerime düşeni yapı,p bunun olumlu olduğunu hissediyorum ve o yüzden bunu yapacağım.” ABD’de Türk insanı üzerinde büyük bir etki bırakan babasını tanımak isteyen yüzlerce iş arkadaşı ve dostu olduğuna da işaret eden Timur Cüceloğlu; “Bence anne babasını kaybetmiş herkes, onların mirasını sürdürmenin ehemmiyetinin çok daha önemli hale geldiğini anlıyor” ifadelerini kullandı. DOĞAN CÜCELOĞLU HAKKINDA Psikolog ve yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, 16 Şubat 2021’de Beşiktaş Akatlar'daki evinde ölü bulunmuş, başlatılan soruşturma üzerine İstanbul Adlı Tip Kurumunca yapılan incelemede aort yırtılması sonucu hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Mersin'in Silifke ilçesinde doğan ve 83 yaşında hayata veda eden Cüceloğlu, ardında onlarca kitap ile sayısız makale, konferans, seminer ve televizyon programı bıraktı. Doğan Cüceloğlu’nun ABD’de yaşayan oğlu Timur Cüceloğlu da Aralık 2021’de, babası ile yaptığı doğa yürüyüşlerini anlatan “Bir Savaşçı’dan Dersler” adlı hatıra kitabını kaleme almıştı. ### Art Parisa Gallery’den deprem bölgesine destek sergisi Ülkemizde yaşanan deprem felaketi, tüm dünyada büyük üzüntüyle karşılandı. Farklı alanlardan pek çok kişi ve kurum, desteklerini beklentilerin üzerinde bir biçimde sürdürmekte. İstanbul’da faaliyet gösteren İran kökenli Art Parisa Gallery de bu kapsamda, 18 Şubat Cumartesi günü gerçekleşecek olan yeni sergisinden elde edilecek geliri deprem bölgesine aktaracağını açıkladı. “DUYGULAR” DUYGULARA HİTAP EDECEK Duygu yoğunluğun en fazla olduğu bir dönemde, "Duygular" teması ile gerçekleşecek olan sergiye 32 sanatçı katılıyor. Büyük çoğunluğu İran kökenli sanatçıların yaklaşık 60 eseri sergilenecek. Küratörlüğünü Kobra Radpour ve Art Parisa Gallery Koordinatörü Yousef Saadi’nin birlikte yaptıkları sergiye katılan sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Ahad Saadi, Mariya Sevinç Yavuz, Ceyda Çubukçu, Masoumeh Salimi, Kemal Yıldız, Mitra Zohourkhah, Afsaneh Amirzadeh, Adviye Bal, Akbar Ghanbarzad, Tamer Güleç, Fatemeh Alyari, İdil Aydın, Roya Alyari, Berfin Ubik, Kobra Radpour, Nasrin Parsian İrani, Roya Saleh Aghamalizadeh, Maliheh Gasempour, Roghaiyeh Baghernasab, Azar Sharabiani, Sana Masoumi, Somayeh Zarei, Leila Azimpour, Maryam Sanaei, Nafiseh Bakhshizadeh, Monir Ansari, Shahryar Zendehdel Baher, Hamideh Abedi, Roghaiyeh Nasiri Behrouz, Yousef Saadi ve Parisa Karamnezhad. "BEKLİYORUZ" Sergi hakkında İstanbul Sanat Dergisi’ne açıklamada bulunan Art Parisa Gallery Kurucusu Parisa Karamnezhad; “Değerli vatandaşlara geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kalbimiz, depremden etkilenen vatandaşlarımız ve onlar için mücadele eden ekiplerimizledir. Taşıdığımız duyguları bizimle paylaşmak isteyen sanatseverleri, 18 Şubat Cumartesi günü saat 12.00 - 18.00 arasında açılacak olan sergimize bekliyoruz” dedi. Art Parisa Gallery (Süleyman Seba Cad. No: 74/2 Beşiktaş - İstanbul) ### Galeri Selvin'de “Tanıdık Yüzler, Farklı Ruhlar” Galeri Selvin, Gözde Aylis Çiçek'in “Tanıdık Yüzler, Farklı Ruhlar” başlıklı heykel sergisiyle bahara merhaba diyecek. 17 Mart-8 Nisan 2023 tarihleri arasında Galeri Selvin Arnavutköy'de sanatseverlerle buluşacak olan sergide, sanatçının 20 parçadan oluşan eserleri sergilenecek. TANIDIK YÜZLER, FARKLI RUHLAR Yüzler, çoğu kez ifadelerimizi ve davranışlarımızı gizler. Bu durum, bireyin yaratma sürecinde ortaya çıkar. Yaratıcı edinim, uygulama süreçleriyle bir dışavuruma dönüşür ve sonuçlanır. Yaratma ediniminin ortaya çıkması için bir kaygı durumu gerekir. Bu kaygılar ise sürekli bir şekilde hayatlarımızda sürer. Acının ve mutluluğun, zenginliğin ve yoksulluğun birer kaygı olarak ortaya çıktığı çalışmalarda kaygılardan doğan imgeler, donmuş birer hal alır. Bu imgeler, gerçeklikten kopmuş gibi görünseler de arkalarında birçok durumu gizler. Beden, beden ifadeleri ve an, bu anlamda çalışmalar için önemli bir yere sahiptir. Aynı zamanda bu anların içinde sıkışan birçok ifade, sessiz bir haldedir. Bu sessiz ve donmuş ifadeler, bir yakarıştan ve acıdan başka bir şeyi ifade edebilir mi? Tüm sözel tavırların sessiz tanıklarıdır yüzler. Karşılaştığımız her yüzde bir anı biriktirmişçesine hep tanıdık gelir suretler. Aslında hayatı cazip kılan, zamana sıkışmış suretlerimizdeki özün ta kendisi değil midir? GÖZDE AYLİS ÇİÇEK HAKKINDA Gözde Aylis Çiçek, 1994 yılında Kayseri’de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Kayseri’de tamamladı. Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Üniversite dönemi boyunca birçok karma sergilere katıldı. Mezun olduktan sonra Kayseri'de atölye açmış olup, hala devam ettirmekte. Aynı zamanda 2013'ten bu zamana kadar sanatçı Mahmut Karatoprak’ın asistanlığını yapmakta. Sergi, 17 Mart-8 Nisan tarihleri arasında Galeri Selvin Arnavutköy'de ziyaret edilebilir. Galeri Selvin, pazar günleri hariç 11.00-19.00 saatleri arasında açık. ### Kazak ressam, tablosunu satarak Türkiye’deki depremzedelere bağışladı Kazak ressam Erbolat Tölepbay, “Umay Ana” adını verdiği tablosunu satarak, elde ettiği 10 milyon tengeyi (422 bin TL) Türkiye’deki depremzedelere bağışladı. Tölepbay, "asrın felaketi" olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından, Kazak sanat camiasına kardeş halka yardım eli uzatılması çağrısı yapan ilk isimlerden oldu. Depremzedelere yardım için eserlerini satışa çıkaran Erbolat Tölepbay, “Umay Ana” adını verdiği tablosundan elde ettiği 10 milyon tengeyi Türkiye’deki afetzedelere yardım amacıyla açılan hesaba aktardı. Kazak ressam, satın alan kişilerin ricasıyla tablosunu Türkiye’nin Almatı Başkonsolosu Ali Rıza Akıncı’ya teslim etti. Tölepbay’ın “Umay Ana” tablosu, bundan sonra iki devletin kardeşliğinin anısına Türkiye’nin Almatı Başkonsolosluğu'nda kalacak. ### Refik Anadol, depremzedelere yardım için kampanya düzenledi Yeni medya sanatçısı ve yönetmen Refik Anadol, "asrın felaketi" olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenenler için çeşitli yardım kampanyaları düzenledi. Depremin ilk gününden itibaren destek çağrısında bulunan ve kripto para cüzdanı açan sanatçı Refik Anadol, sosyal medya hesaplarında "Sevgili dostlar, deprem bölgesindeki insanlara destek olmak için ETH cüzdanı. Toplanan fonlar, bu soğuk günlerde büyük zorluklar altındaki insanlara çok yardımcı olacaktır. Umarım web3 topluluğunda güçlü bir destek toplayabiliriz. Teşekkür ederim" ifadelerini kullandı. Anadol'un açtığı cüzdanda, 48 saat içerisinde 4 milyon 200 bin lira değerinde bağış toplandı. Ayrıca, YouTube'da bilim ve teknoloji kanallarının 100 saatlik kesintisiz bağış yayınına da katılan Anadol, deprem bölgesindeki 100 öğrencinin sanat ve tasarım alanındaki hayalini gerçekleştireceğini ve 1 milyon lira bağış yapacağını duyurdu. Refik Anadol'un da katkıda bulunduğu "Deprem Dayanışma YouTube Ortak Yayını"nda toplanan yardım, yaklaşık 11 milyon liraya ulaştı. Başarılı sanatçı, devam eden sergilerinin gelirlerinden de depremzedelere destekte bulunmaya devam edeceğini kaydetti. ### Azerbaycanlı sanatçılar, eserlerini Türkiye için yorumladı Azerbaycanlı sanatçılar, Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremlerin ardından eserlerini Türkiye'ye destek amacıyla yorumladı. Azerbaycan Milli Konservatuvarı Rektörü, besteci Siyavuş Kerimi'nin yaptığı ve piyanosuyla çaldığı besteyi yorumlayan ses sanatçısı Zabite Aliyeva, Türkiye'deki herkesi çok sevdiğini belirterek; "Şarkımda da söylediğim gibi kederine kardeş kurban. İlk günden bugüne tüm Azerbaycan halkı size dua ediyor, herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Biz sanatçılar olarak hüznünüze müzikle ortak olduk. Tek bir söz var, 'Yüreğim ağlıyor'. Videomu her izlediğinizde böyle düşünün, böyle hissedin" dedi. "İki Devlet Tek millet olarak iyi günde de zor günde de hep beraberiz" Rektör Siyavuş Kerimi, iki depremin kendilerini de çok derinden etkilediğini aktararak; "Kardeş Türk milletinin başı sağ olsun. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyoruz" diye konuştu. Azerbaycan'dan gelen arama kurtarma ekiplerinin Türkiye'deki çalışmasına işaret eden Kerimi, şunları kaydetti: "Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatına göre kurtarıcılar, doktor ve gönüllüler Türkiye'ye gönderiliyor. Ülkemizde başlatılan yardım dayanışmasına Devlet Konservatuvarı adına biz de katıldık. 'İki devlet, tek millet' olarak iyi günde de zor günde de hep beraberiz. Yıkıcı deprem sonucu yaşadığınız trajediyi kalp ağrısıyla paylaştığımızı size sanatımızla iletmek istedik." "Kurtarılan her ruh bizi mutlu ediyor" Kamança sanatçısı Toghrul Asadullayev ise paylaştığı videolu mesajında; "Aziz kardeşlerimiz, aziz Türk milleti, bu zelzele bizi çok sarstı. Allah'tan ümitler kesilmez. İnşallah sağ kalanlar çok olur. Acınız acımız, kederiniz kederimiz, sevinciniz sevincimizdir. Yaşasın büyük Türk halkı. Biz her zaman bir yumruk gibiyiz. Yüreklerimiz bir atar, kalplerimiz sizinledir. Yaşasın Azerbaycan-Türkiye kardeşliği" ifadelerini kullandı. Afet bölgesinde yaşananları sosyal medyadan ve televizyondan ailece takip ettiklerini dile getiren Asadullayev, şunları aktardı: "Kurtarılan her ruh bizi mutlu ediyor. Maalesef ölen insanlar bizi çok üzüyor. Azerbaycan'dan gelen kurtarıcılarımız işlerini profesyonelce yapıyor. Her Azerbaycan vatandaşı, Türkiye için yardım topluyor. Azerbaycan'da çok büyük bir yardım kampanyası başlatıldı. Bu bizim içimizden geliyor. Cumhurbaşkanımız, Türkiye Büyükelçiliğini ziyaret etti. Devletimiz elinden geldiğince Türkiye'ye yardım ediyor ve etmeye de devam ediyor. Enkaz konusunda yardım için Türkiye'ye gitmek isteyen çok sayıda insan var. Bütün Türk dünyasının kalbi Türkiye'de. Televizyon kanallarımızın muhabirleri deprem bölgesinde çekim yapıyor. Bütün Azerbaycan medyası, Türkiye'deki depremi konuşuyor. Tüm kanallarımız müzik programlarını durdurmuştur. Depremzedeler için dua ediliyor. Biz bir millet ve iki devletiz. Tek yumruk, tek yürek, tek ruh Türkiye-Azerbaycan." Asadullayev, Azerbaycan devlet sanatçılarının depremde hayatını kaybedenleri müzik ile andığını, kendisinin ise Berivan isimli eseri seslendirdiğini vurgulayarak; "Bu şarkı, sevdiği birini kaybetmiş bir insanın ağlamasıdır. Bu şarkıyı, hayatını kaybedenlere ithaf ediyorum. Allah ölenlere rahmet, depremden kurtulanlara şifalar versin. Evsiz kalan kardeşlerimize sabırlar diliyoruz. Başın sağ olsun Türkiye. Biz her zaman yanındayız. Allah Türk'ü korusun. Yaşasın Türk dünyası" diye konuştu. "Azerbaycan ve Türkiye birbirine kök, ruh ve kan bağıyla bağlıdır" Devlet Sanatçısı Gülyanak Memmedova, üzüntüsünü "Bir sanatçı olarak Türkiye'ye ve Türk insanına olan sevgimi kendi sesimle söylediğim şarkıyla ifade etmek istedim. Her zaman Türk halkının yanındayım. Kardeşliğimize ve birliğimize büyük değer veriyorum. Sizin acınız bizim acımız, sevinciniz bizim sevincimizdir. Dualarım her zaman sizinle sevgili Türkiye" sözleriyle aktardı. Azerbaycan ve Türkiye'nin her koşulda ve her yerde bir olduklarının altını çizen Memmedova, sözlerine şöyle devam etti: "İki devlet bile olsak tek milletiz. Elbette Azerbaycan, böylesine korkunç bir trajedide Türkiye'ye yardım etmeli ve edecektir. Türkiye de her zaman yanımızda oldu. 44 gün süren savaş boyunca Azerbaycan'a sevgisini, ilgisini, dikkatini ve yardımını esirgemedi. Azerbaycan ve Türkiye birbirine kök, ruh ve kan bağıyla bağlıdır. Her zaman kardeş olarak birlikte yürüyecek. Halk sanatçısı Nurettin Mehdikhanlı ile Türkiye sevgimizi, duygularımızı, notalar ve şiirlerle anlatmak istedik. Allah Türkiye'mizi ve Azerbaycan'ımızı korusun. Dualarımız her zaman sizinle." "Azerbaycan'ın her yerinde yas var" Piyanist Elvin Feridli de üzüntüsünü "Türk kardeşlerimizin acısı bizim acımızdır. Türkiye'de yaşanan olaylar bizleri derinden sarstı. Acınız acımızdır. Ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına Allah'tan sabır, yaralılara acil şifalar dilerim. Ulu önderimiz Haydar Aliyev'in de dediği gibi; 'Bir millet, iki devlet'. İyi günde kötü günde her zaman birbirimize destek olmalıyız. Şarkımı söylediğimde kendimi orada hissettim ve onların acısını yaşadım, bu bana çok derin bir acı verdi" sözleriyle ifade etti. Azerbaycan halk müziği sanatçısı Mansum İbrahimov ise depremin Azerbaycan'daki herkesi etkilediğini kaydederek; "Bir sanatçı olarak ben ve arkadaşlarım Türkiye'nin acısını paylaşıyoruz. Bugünlerde hepimizin kalbi Türkiye ve afet bölgesi ile atıyor. Çünkü Türkiye, bizim öz milletimizdir. Tek yürek, tek ruh, tek millet, iki devletiz. Azerbaycan'ın her yerinde yas var. Kimse mutlu değil. Hepimizin kalbi ağlıyor" ifadelerini kullandı. İbrahimov, Azerbaycan'daki herkesin yardım için Türkiye'ye gitmeye hazır olduğunun altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çünkü Türkiye bizim kendimizdir. Türk milleti büyük bir millettir. Yakında bu felaketten kurtulacak. Birliğimiz sayesinde Allah'ın yardımıyla çıkacağız. Bu parçayı çalarken kalbimizden kara kanlar akıyor. Umuyoruz ki ölü sayısı artmaz. Karabağ'ımızı düşmandan kurtardığımız gibi şimdi de bu durumdan tek yumruk olarak çıkacağız. Allah Türkiye'yi korusun. Sizin acınız bizim acımızdır. Dualarımız her zaman sizinle. Başın sağ olsun Türkiye, gözyaşlarını sil. Azerbaycan her zaman, ebediyen yanınızda." "Azerbaycan halkı büyük bir zincir oluşturdu" Bakü Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Selçuk Karakılıç da depremin Azerbaycan halkında derin üzüntüye sebep olduğuna dikkati çekti. Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Mücadelesi sırasında Azerbaycan aydınlarının "Kardeş Kömeği" adlı dergi çıkarıp, toplanan paraları Türkiye'ye gönderdiğini vurgulayan Karakılıç, şunları söyledi: "Tarih yine tekerrür etti ve Türkiye asrın felaketiyle sarsılınca Azerbaycan halkı, sanki Türkiye elden gitmiş üzüntüsüyle adete teyakkuza geçerek tek yürek oldu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev başta olmak üzere bütün Azerbaycan halkı, büyük bir zincir oluşturdu ve Türkiye'nin en zor gününde olanca gücüyle destek verdi. Kimi yattığı döşeğini, yatağını, kimi üstündeki paltosunu çıkarıp gönderdi, kimi evindeki ısıtıcıyı yolladı. Bu kuşkusuz kardeşin kardeşe sarsılmaz bir imanla bağlı kalması ve yardım etmesiydi. Azerbaycan'da bir haftada olan bitenler birkaç filme, romana vesile olacak gerçek hikayelerdir. Bu hikayelerden bazılarını da Azerbaycanlı sanatçılar yazdı." Karakılıç, eserlerini Türkiye'ye destek amacıyla yorumlayan sanatçılara da değinerek; "Azerbaycan Milli Konservatuvar Akademisi Rektörü dostum Siyavuş Kerimi'nin bestelediği ve Zabite Aliyeva'nın okuduğu ağıt da bir hikayedir. Depremin tesirini yüreğinde hisseden Siyavuş Kerimi; 'Her derdinle seninledir Azerbaycan/Kederine kurban gardaş' diyor. Türkiye nasıl ki Azerbaycan'ın her derdiyle dertlenmişse, Azerbaycan da Türkiye'nin derdiyle adeta kavruldu, yüreklerine acı düştü. Azerbaycan'ın büyük sanatçıları Nezaket Teymurova, Gülyanak Memmedova, Mansum İbrahimov, Elvin Feridli ve Toghrul Asadullayev, eserleri ve mesajlarıyla destek olmaya, Türk halkının moralini diri tutmaya çalıştı. Sanatın yüksek diliyle eser veren Azerbaycanlı sanatçılar, kuşkusuz hala Türk halkına çeşitli mecralardan destek olmaya devam ediyorlar." Azerbaycanlı ünlü caz piyanisti Emil Efrasiyab da eseriyle destek veren sanatçılar arasında yer aldı. ### Afet bölgesindeki kültür varlıklarına dair olumsuzluk yok Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Şanlıurfa Göbeklitepe ve Adıyaman Nemrut Dağı gibi Dünya Miras Alanları'nda hiçbir olumsuzluğun tespit edilmediği bildirildi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığınca ilk andan itibaren başta personelin sağlık durumu, müze ve ören yerlerinin güvenliği, müze bina ve eserlerinin durumuyla kültür varlıklarının korunması için gerekli çalışmaların yürütüldüğü belirtildi. Depremlerden etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Osmaniye, Diyarbakır, Adana müzelerinde herhangi bir hasar meydana gelmediği bildirilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: "Kahramanmaraş, Elbistan, Adıyaman, Malatya müzelerimizde, ufak çatlaklar dışında bir hasar oluşmamıştır. Müzelerimizin koleksiyonlarında ciddi bir hasar tespit edilmemiştir. Bununla birlikte etrafında bulunan binaların tehlike oluşturabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak, Kahramanmaraş Müzemizin taşınabilir nitelikteki koleksiyonu güvenli bir müzemize nakledilmiştir. Hatay Arkeoloji Müzemizin bir bölümünde hasar meydana gelmiştir. Bakanlığımızca, Acil Durum Eylem Planımız doğrultusunda en hızlı ve kapsamlı personel takviyesi bu müzemize sağlanmıştır. Ayrıca elektrik kesintilerinin güvenlik zafiyeti oluşturmaması için müzemize güneş enerjili kamera sistemleri kurulmuştur." HASARLARA İLİŞKİN DETAYLI ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Dünya Miras Alanları'ndan Malatya Arslantepe'de kerpiç duvarlardan hafif kaymaların ve geçici çatı örtüsünde yer yer çökmelerin olduğunun tespit edildiği, ancak alanda ciddi hasar oluşmadığı ifade edilen açıklamada; Diyarbakır Surları'nın sınırlı bir bölümünde hafif, Diyarbakır Suriçi'ndeki St. George Kilisesi'nin girişinde ise ufak çaplı dökülmeler bulunduğunun belirlendiği kaydedildi. "Şanlıurfa Göbeklitepe ve Adıyaman Nemrut Dağı gibi diğer Dünya Miras Alanları'nda hiçbir olumsuzluk tespit edilmemiştir" bilgisi verilen açıklamada, Gaziantep Kalesi ve Malatya Yeni Camisi başta olmak üzere bu şehirlerde bulunan bakanlığa bağlı olan veya olmayan tescilli tarihi yapılarda ve müzelerde oluşan hasara ilişkin detaylı çalışmaların devam ettiği vurgulandı. "Tüm müze ve ören yerlerimiz güvenli durumda ve kontrol altındadır" Deprem bölgesine diğer müzelerden güvenlik personeli ve uzman personel desteği sağlandığı ve ihtiyaca göre çalışmaların aralıksız devam ettiği aktarılan açıklamada; "Halihazırda tüm müze ve ören yerlerimiz güvenli durumda ve kontrol altındadır. İlk andan itibaren tüm teşkilatımız, depremden etkilenen personelimize destek için sahada ve merkezde üstün gayret ve örnek bir iş birliğiyle çalışmaktadır. Bu vesileyle basta mesai arkadaşlarımız olmak üzere hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz" denildi. ### Daha güzel bir dünya için “sürdürülebilir sanat” İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayınlandı. İleri ve geri dönüşüm tekniklerinin de kullanımıyla "ekolojik sanat" kavramı içerisinde adını sık sık duyduğumuz "sürdürülebilir sanat" kavramını, hem Türkiye’deki hem de Dünya’daki örnekleriyle gözler önüne serdik. Henüz yeni bir kavram olan ve zamanla akademik literatürde kendine geniş bir alan bulacağı düşünülen sürdürülebilir sanatı, bu konuda uzman isimlerle konuştuk. İstanbul Sanat Dergisi olarak, Dünya'dan ve Türkiye’den sürdürülebilir sanata dair örneklere yer verdiğimiz çalışmamızla daha güzel ve yeşil bir dünya için üretenlerin evrenine bir pencere de biz açtık. SANAT DOLU BİR DERGİ • Dergi içeriğinde sanat dolu haberler, röportajlar, araştırmalar yer aldı. Çağdaş sanatçı POLVO’nun “Why So?” başlıklı ilk kişisel heykel sergisi hakkındaki düşünceleri bir hayli dikkat çekti. • Nisan ayında yayınlanacak olan bir sonraki İstanbul Sanat Dergisi’nde, 1873 yılında açtığı ilk sergisinin 150. yılında Şeker Ahmed Paşa’yı anlatacağını ifade eden dergi, konuya dair bir ön duyuru yaptı. • Dünya Turizm Örgütü’ne üye FEST Travel ile bu yıl 20. yılını dolduracak Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın birlikte geliştirdikleri “Karbon Ayak İzi Ormanı” hakkında ayrıntılar da dergi sayfalarını süsledi. • İstanbul’un tarihine dokunan mimarlar Aylin & Orhan Engin, restorasyonun önemi ve ayrıntıları hakkında açıklamalarda bulundular. • Kamusal figüratif heykel çalışmalarının yaratıcısı olarak bilinen Mustafa Toygar, heykel sanatının bugününü ve projelerini dergi okuyucuları için paylaştı. • “Sanattaki hiyerarşi zincirinin kırılması hoşuma gidiyor” sözleriyle yapay zeka ve sanat ilişkisine dair projeler geliştiren Bager Akbay, Emel Altay’ın sorularını cevapladı. • Pınar Baltacı, Galata’nın tütün ‘Depo’sunun sanatın sesi olmayı sürdürüyor olmasından duyulan memnuniyeti paylaştı. • Çocuklara özel müzayedenin yaratıcısı Rahmi Çöğendez, bu müzayedelerin detaylarını İstanbul Sanat Dergisi okuyucularına aktardı. Çocukların sanatla iç içe olmasının önemini vurgulayan Çöğendez; “Dünyayı kültür ve sanat kurtaracak!” mesajı verdi. • Eski zamanlardan bir Beyoğlu aşkı… Kendisi de bir mübadil torunu olan Yasemin Özek, sınır tanımayan bir aşkı kaleme aldığı “Angeliki ile Mehmet” ve serinin ikinci romanı “Bu Böyle Yarım Kalmayacak”a dair merak edilenleri anlattı. • Tiyatro Mitos’tan yepyeni bir kadın hikâyesi "Yan Rol" de dergi sayfalarını süsledi. • Fotoğrafçı Ali Taptik, fotoğraf çalışmalarını şöyle özetledi: “Evimin içini sokaktan ayıran neyse onu anlamaya çalışıyorum.” • Müzik alanında da önemli röportajlara imza atan dergide Müzisyen Prof. Cana Gürmen; “Barışçıl bir dünyada yaşamak istiyorsanız ruhlarınızı besleyin” derken, usta müzisyen Uğur Dikmen ise hayata geçirmeye hazırlandığı büyük projesini açıkladı. • Moda Deniz Kulübü’nde gerçekleştirilen "Ressam Sofraları" etkinliğinin son konuğu Henri Matisse oldu. Geceye dair detaylar, dergi sayfalarında paylaşıldı. Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Stephen Wayda ilk sergisi için İstanbul’u tercih ederken, RED art İstanbul’da ünlüler geçidi vardı. • En yeni albüm, film ve sanat kitapları da her sayıda olduğu gibi yine İstanbul Sanat Dergisi sayfalarında yer aldı. ### Depremden etkilenenlere sanatçı desteği Dünyanın farklı ülkelerinden birçok sanatçı, Kahramanmaraş merkezli depremin ardından sosyal medya hesaplarında depremden etkilenenler için sanatsal paylaşımlarda bulundu. Fransa'da doğup, Amerika'da büyüyen Çin asıllı çellist Yo-Yo Ma, sosyal medya hesabında kısa bir video yayınladı. Ahmet Adnan Saygun'un "Partita" adlı eserini depremde hayatını kaybedenler için yorumlayan sanatçı, paylaşımına "Türkiye ve Suriye'deki tüm arkadaşlarımıza… Sevgimiz ve dualarımız sizinle. Bu parça, umudunu yitirmeden hayat kurtarmaya çalışan herkes için" ifadelerini kaydetti. "Hep beraber bugünleri de atlatacağız" Dijital Sanatçı Hüseyin Şahin de "artside" isimli Instagram hesabında hazırladığı grafik tasarımını yayınladı. Sosyal medya kullanıcılarının yoğun ilgi gösterdiği tasarıma, Şahin şunları yazdı: "Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, tüm yaralılara acil şifalar diliyorum. Deprem konusunda yeterli hassasiyetimiz ve donanımımız maalesef yok. Çok büyük felaket oldu. Umarım tekrarı olmaz. Hepimize çok geçmiş olsun. Güzel milletime, bilhassa yakınlarını kaybedenlere başsağlığı diliyorum. Hep beraber bugünleri de atlatacağız." "KİM Kİ MİLLETİMİN YANINDA, ALLAH ONLARDAN EBEDEN RAZI OLSUN" Karikatürist Dağıstan Çetinkaya, deprem temalı bir çizimini paylaşarak; "Kendimizi çaresiz hissettiğimiz bugünlerde kim ki milletimin yanında, Allah onlardan ebeden razı olsun" sözlerine yer verdi. İllüstratör Robin Yayla ise "Türkiye haritası ile dayanışma için elini uzatan bir kol" çizimini, "Dünyanın dört bir yanında bu mesajı okuyanlar, deprem molozları altında halkımızın yardımınıza ihtiyacı var" ifadeleriyle paylaştı. Kolaj yöntemiyle yaptığı aylık gündem özetleriyle tanınan "ALPGENART" isimli sanatçı, gözü yaşlı bir insanın gözünde deprem fotoğrafını Instagram hesabından yayınladı. ### "La Boheme" operası, 127 yıl sonra AKM sahnesinde! Besteci Giacomo Puccini'nin başyapıtlarından "La Boheme" operası, 127 yıl sonra Atatürk Kültür Merkezi (AKM) sahnesinde gösterilecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin (İDOB) sahneye koyduğu "La Boheme" operası, bu akşam Atatürk Kültür Merkezi'nde İstanbul prömiyerini gerçekleştirecek. Besteci Giacomo Puccini'nin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen eser, aynı zamanda dünyada en çok sahnelenen ve sevilen operalar arasında yer alıyor. 19. YÜZYIL PARİS'İNDE BİR AŞK HİKAYESİ Librettosu Luigi Illica ve Giuseppe Giacosa tarafından yazılan dramatik ve romantik opera La Boheme'de 1830'lu yılların Paris'inde yaşanan bir aşk hikayesi anlatılıyor. Operayı sahneye koyan Evin Atik, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada Henri Murger'in "Scenes de la vie de Boheme" romanından uyarlan eserde gerçek ve bohem bir yaşamdan sahneler görülebileceğini söyledi. 127 YIL SONRA YENİDEN AKM'DE! Atik, eserin dekor ve kostüm araştırmalarının ardından müzikal çalışmalarının yapıldığını aktararak; "Yine eseri klasik olarak hazırladık. Sahnede derinliği kullandık. Sanatçılar oyuncu olarak değil, gerçek kişiler olarak görünüyor. Büyük bir keyifle oynandı. Seyircilerin de o keyifle izleyeceklerini düşünüyorum" dedi. Eserin ilk oynandığı günden bu yana sahnelerden hiç inmediğine işaret eden AEvin Atik; "İDOB, eserin ilk sahnelendiği günden 127 yıl 3 gün sonra, AKM'de La Boheme'i sahneleyecek. 3 sene önce İzmir'de de prömiyer yaptığımızda aynı kostüm ve dekorla çalışmıştık. O da tam olarak günü gününe 124. yıldı" ifadelerini kullandı. ### Türk akademisyenler ABD'deki Buzdan Heykel Yarışması'nda dünya üçüncüsü oldu Çin'den İtalya'ya, Fransa'dan Japonya'ya kadar "Buzdan Heykel" yarışmalarındaki başarılarına ABD'de kazandıkları dünya üçüncülüğünü de ekleyen Türk akademisyenler, tecrübeleriyle bu alanda ülkelerine hizmet etmek istiyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Çınar, Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceyhun Konak ve Öğretim Görevlisi Tayfun Konak'tan oluşan takım, Minnesota Stillwater'da 18-25 Ocak'ta düzenlenen "World Snow Sculpture Championships" organizasyonuna katıldı. "Organik Küpler" (Organic Cubes) isimli eserle yarışmada dünya üçüncülüğünü kazanan takım, 2015'ten bu yana 3 kıta 12 ülkede yarıştıkları etkinliklerde elde ettikleri tecrübeyle benzer organizasyonları Türkiye'de düzenlemeyi hedefliyor. Ceyhun Konak, konu ile ilgili yaptığı açıklamada buz ve kar alanındaki çalışmalara ilk olarak, Çin'in Harbin kentinde 2015'te düzenlenen dünyanın en büyük organizasyonlarından birinde başvurduğunu anlattı. Konak, heykeltıraş oldukları için her türlü malzemeyi dönüştürme pratiğine sahip olduklarına değinerek, Çin'de katıldıkları yarışmanın kendilerine çok büyük deneyim kattığını, buz ve karla yapılan sanatı tanıdıklarını aktardı. Çin'de satranç taşlarından yola çıkarak hazırladıkları eserde, bu sporda kazanma ve kaybetmeyi kardan yaptıkları "Şah Mat" heykeliyle anlattıklarından bahseden Ceyhun Konak, ilk ödüllerini Japonya'da aldıklarını kaydetti. Konak, takımlarında deneyimli akademisyenlerin yer aldığına işaret ederek; "Büyük ölçekli iş olduğu için ekip çalışması, fiziki güç gerektiriyor. Dolayısıyla 1 haftalık çalışma. O kütleden karı indirmek grup çalışması gerektiriyor" dedi. "Türk bayrağını dalgalandırmak gurur verici" "Organik Küpler" ismini verdikleri çalışmayla kazandıkları başarının kendilerini gururlandırdığını söyleyen Ceyhun Konak, şunları kaydetti: "Biz aynı zamanda kültür elçileri olduğumuzu düşünüyoruz. Çünkü gittiğimiz kültürler bizi tanıyorlar. Türkiye'yi çok bilmiyor Amerikalılar. Türkiye'de dağ var mı, Türkiye'de kar var mı? sorularıyla karşılaşıyoruz. Orada Türk bayrağı dalgalandırmak, Türk varlığını göstermek, özellikle bunu kültür ve sanatla göstermek bizim çok önemli, gurur verici" Konak, bugüne kadar 3 kıta ve 12 ülkede yarışmalara katıldıklarını; Japonya, Çin, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Amerika, Kanada gibi ülkelerde 300 başvuru arasından ilk 12 takım arasına girerek, finallere kadar yükseldiklerini sözlerine ekledi. Heykelleri sıfırın altında 5-15 derecelerde yaptıklarına dikkat çeken Ceyhun Konak; "Bu yarışmaları her ülkede bağımsız organizasyonlar kendileri yapabiliyor. Biz, Türkiye'de de yapmayı planlıyoruz. Bu elde ettiğimiz tecrübe, bilgi ve deneyimle Türkiye'de uygun bölgelerde başlatabiliriz" değerlendirmesinde bulundu. "3,5 metre boyundaki küpü yontarak nihai ürüne dönüştürüyoruz" KOÜ Öğretim Görevlisi Tayfun Konak ise daha önce Amerika'da katıldıkları yarışmalarda sıfırın altında 30 derecelerde çalıştıklarını anlattı. İddialı oldukları projede ödüllerini aldıklarını ifade eden Konak; "Bize 3,5 metre boyunda küp veriliyor. Neredeyse oda büyüklüğünde. Bu küpü yontarak nihai ürüne dönüştürüyoruz. Heykeli yaparken kullandığımız cihazlar özel, çünkü malzeme sert. Buza yakın aslında. Bunu dağıtmadan kesebilmek için çok keskin özel aletlerimiz var. Özel aletler ve kıyafetler olmadan işlemi yapamazsınız" ifadelerini kullandı. Tayfun Konak, bu alanda hem sanat üretmenin hem de doğayla mücadele etmenin zorluğuna dikkat çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Buna rağmen Türk takımı olarak gururla başarıyla ülkemizi temsil ettik. Türklerin gözlerindeki o gururu görmek bile oralara gitmeye değer. Ayrıca ülkemizi tanıtmak açısından da büyük bir fırsat. 2 hafta evvel bitirdik heykeli, 2 hafta daha heykel orada duracak ve Türk bayrağı orada dalgalanacak. Bu gurur hepimizin." ### IAAF, 2023 sanat fuarlarını açıkladı Demos Fuarcılık tarafından "IAAF" markası ile sanat dünyasına kazandırılan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nın (Istanbul Art and Antique Fair) yönetimi, 2023 yılı fuar programını açıkladı. 2 Şubat Perşembe günü Crowne Plaza Istanbul Harbiye Hotel'de düzenlenen bilgilendirme toplantısına; bazı sanat galerilerinin yöneticileri, küratörler ve sanatçılardan oluşan davetliler katıldı. Belirli aralıklarla ve dönüşümlü olarak gerçekleşen buluşma yaklaşık 3 saat sürdü. Toplantıda fuarlardan galerilerin, sanatçıların ve ziyaretçilerin beklentileriyle yapılması gerekenler konuşuldu. HAZİRAN VE TEMMUZDA BODRUM, KASIMDA İSTANBUL! Demos Fuarcılık tarafından yapılan açıklamada, yoğun ilgiyle karşılanan fuarların haziran ve temmuz aylarında iki edisyon halinde "Bodrum Art Fair" (BAF) adı altında üçüncü defa düzenleneceği aktarıldı. İstanbul'da gerçekleştirilecek olan 4. IAAF (İstanbul Sanat ve Antika Fuarı) için ise 15-19 Kasım 2023 tarihleri uygun görüldü. Ayrıca, İstanbul'daki fuara sanatçıların bireysel yerine galeriler bünyesinde katılması düşüncesi ağırlık kazandı. Bu husus, önümüzdeki günlerde diğer paydaşlar ile yapılacak birebir görüşmeler sonrasında kesinlik kazanacak. "IAAF 2023 Sanat Fuarları" toplantısına, "Sanata Evet" mottosu ile bu uğurda büyük çaba harcayan sanatçı Tamer Levent de katıldı. Sabahattin Arslan, Tamer Levent ve Hüseyin Arslan… ### Orhan Çelik, "Antik Figürler" sergisiyle Gama Galeri'de! Gama Gallery, çağdaş Türk resminin genç kuşak temsilcisi Orhan Çelik’in "Antik Figürler" isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.Orhan Çelik, Roma dönemine ait Amos Antik Kenti’nden etkilenerek resmettiği figürleriyle izleyiciyi çizginin sonsuzluğuna uzanan duygu, düşünce, hayal ve gerçeklerin ekseninde bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçının sergide geçen yıl üretmeye başladığı yeni serisi, izleyici ile buluşacak. "Antik Figürler" sergisi, 8 Şubat 2023 Çarşamba günü saat 18:00-21:00 arası kokteyl ile seyirciye açılıyor. Sergi, 1 Mart tarihine kadar paza-pazartesi hariç saat 13.00-19.00 arası sanatseverlere açık. ### Tülin Kaynak, "Derinlikler II" sergisiyle Tasarım Parkı'nda! Uzun yıllardır İstanbul’un Anadolu yakasında tasarım, sanat, yaşam stili üzerine başarılı sergi, söyleşi, atölye çalışması ve deneysel projelere ev sahipliği yapan Tasarım Parkı, yılın ilk kişisel sergisini Tülin Kaynak eserleriyle açıyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul’un Tarihi Yarımada'sındaki Binbirdirek Sarnıcı’nda "Derinlikler I" adlı kişisel sergisiyle sanatseverlere merhaba diyen Tülin Kaynak, bu yıl da İstanbul Kadıköy’de körler ülkesi Khalkedon'daki Tasarım Parkı'na konuk oluyor. Sanatçının yeni kişisel sergisi "Derinlikler II", 1 Şubat Çarşamba günü saat 17.00'de düzenlenecek kokteyl ile açılıyor. Sanatseverler, sergiyi 15 Şubat'a kadar Tasarım Parkı'nda gezebilecek. Bilinmezliğe yönelik sınırsız merakının zihninde şekillenen izlerini tuvale yansıtmaktan büyük heyecan duyan Tülin Kaynak, dinamik renklerle derinliklere odaklı resimler üretiyor. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında 26’dan fazla karma ve 14 kişisel sergide yer alan sanatçı, çalışmalarını İstanbul Fenerbahçe ve İzmir Çeşme’deki atölyelerinde sürdürüyor. Tülin Kaynak, çalışmalarını yaratırken içinde olduğu ruh halini şöyle özetledi: "Beynimdeki resmi tuvale dökmek için çalışıyorum" "Görsel sanatçı, eserleri ile kendini anlatır. Ben resimlerimi bugüne kadar olan bilgi birikimim ve duygularımla yapıyorum, umut ve sevgi ile... Resimlerimde bazen bir minik köşede de olsa umut vardır. Mutluluğun hayatımızda küçük anları olduğunu düşünüyorum. Hayatta hiçbir şey sürekli değil. Olumsuzluklar ise yaşantımızda ve çevremizde fazla miktarda. Fakat umut ve sevgi bizi ayakta tutuyor. Beynimdeki resmi tuvale dökmek için çalışıyorum. Adım adım duygularımı derinliklere yansıtıyorum. Birini bitirince, aradığım resmin bir sonraki tuvalde canlanmasını umut ederek çalışmalarıma heyecanla devam ediyorum." "sanatseverleri yepyeni bir yolculuğa çıkarıyoruz" Tasarım Parkı'nın kurucusu Y. İçmimar Nursema Öztürk ise; "İstanbul'un Anadolu yakasında pek çok kültür ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan bir merkez olarak gördüğümüz ilgiden çok mutluyuz. Duygularımızın derinliğini renk cümbüşü içinde görsel şölene dönüştüren Tülin Kaynak'ın 'Derinlikler II' sergisiyle, sanatseverleri yepyeni bir yolculuğa çıkarıyoruz. Tasarım Parkı, 2010 yılından bu yana ilgi çekici kültür ve sanat etkinlikleriyle hem genç sanatçıların hem de deneyimli ustaların yaratıcılığının buluşma merkezi olmaya devam ediyor" diye konuştu. ### "Yolda" sergisi Üsküdar'da sanatseverlerle buluştu Tezhip Sanatçısı Berna Karabulut ve 11 öğrencisinin 64 eserinden oluşan “Yolda” isimli tezhip sergisi, Üsküdar'da sanatseverlerle buluştu. Klasik ve modern sanat ilişkisiyle harmanlanan sergi, 19 Şubat tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Kültür-sanat çalışmalarına hız kesmeden devam eden Üsküdar Belediyesi, Berna Karabulut ve 11 öğrencisinin sanatın köklerinden başlayan bir yol hikayesini eserlerle anlattıkları “Yolda” isimli tezhip sergisinin açılışını, Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirdi. Klasik ve modern sanat ilişkisi ile harmanlanan 64 eser, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sanatçı Berna Karabulut, sergi açılışında Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Zekeriya Şanlıer’e "İstanbul’un Lalesi" isimli tezhip tablosunu hediye etti. Sanatseverler, 19 Şubat tarihine kadar “Yolda” tezhip sergisini ziyaret edebilecek. "Tezhipin bir yolculuk olduğunu düşünüyoruz" Tezhip Sanatçısı Berna Karabulut, sergi açılışında yaptığı konuşmada şunları ifade etti: "Sergimizi 11 öğrencim ile bir arada meydana getirdik. Eserlerimiz, 9 ila 4 yıl arasında sürülerde eğitimleri devam eden öğrencilerimin eserleri. Sergiye başlangıçtan bugüne bütün eserleri koymak üzere bir yola çıktık. Çünkü tezhipin bir yolculuk olduğunu düşünüyoruz, bunun bir sonu olmadığını düşünüyoruz. Bu anlamda da hem yeni başlayacaklara hem de sergiyi gezen herkese bunun bir yolculuk olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu nedenle ziyaretçiler, burada hem çok temel seviyede hem de gayet profesyonel seviyede eserler görecekler. Ben herkesi bu yola şahitlik etmek için çağırıyorum. Sergimizde 64 eser var, toplam 12 kişiye ait. 64 eserin yaklaşık 50 tanesi klasik seviyede diyebileceğimiz eserler, serbest tasarımlar da var içerisinde." "sanatta uluslarARası olmak istiyorsak, önce ulusal olmamız gerekiyor" "Yolda" sergisini ziyaret eden Sanatçı Hikmet Barutçugil ise şu açıklamalarda bulundu: "Cumhuriyet tarihinin yarısına kültür ve sanat alanında, özellikle geleneksel sanatlar alanında şahit olan birisiyim. Başladığım yıllarda, 70’lerde bu sanatlar kaybolmak üzereydi. Tezhiple ilgili bilinen iki kişi vardı, sadece iki kişi. O günlerden bugünlere gelebileceğimizi hayal bile edemezdik. Biz kültür ve sanatta uluslararası olmak istiyorsak, önce ulusal olmamız gerekiyor. Yüzyıllardır atalarımızdan bize gelen kültür mirasını güncelleyerek, daha da zenginleştirerek yaşatmak zorundayız. O zaman bizden sonraki nesiller için bir medeniyet kurabiliriz. Bu bakımdan bu sergi çok önemli. Tezhip, hat sanatının bugünlere gelmesini görmek, bizleri çok mutlu ediyor." Sergiyi gezmeye gelen Filiz Kuş da “Aslında ben böyle yerlere fazla gelmiyordum, arkadaşımın sergisi olduğu için katıldım. Çok beğendim, çok başarılı buldum. Bundan sonra bu tip sergileri daha çok gezmeye karar verdim. Çok başarılılar, ellerine sağlık. Başarılarının devamını diliyorum” diye konuştu. ### Fatih'in madalyonu İstanbul'da! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İtalyan sanatçı Costanza de Ferrara’nın 1481 yılında yaptığı Fatih Sultan Mehmet madalyonunu İngiltere'den İstanbul'a getirdi. Duyuruyu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat yaptı. Polat; "542 yıl önce Fatih Sultan Mehmet'in poz vererek yaptırdığı madalyon, artık İBB'nin, dolayısıyla tüm Türkiye'nin, hepimizin!" ifadelerini kullandı. MADALYON İNGİLTERE'DE VICTORIA AND ALBERT MUSEUM'DA SERGİLENİYORDU İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2020 yılında da İngiltere'den Fatih Sultan Mehmet tablosu satın almış, tablo belediyenin binasında sergilenmeye başlanmıştı. ### Darülaceze'den online müzayede İlk kez 1890 yılında düzenlenen "Darülaceze'ye Katkı Müzayedesi" geleneği yeniden canlandırılacak. Darülaceze Başkanlığı envanterinde bulunan 300'den fazla sanat eseri, yapılacak online müzayede ile satışa sunulacak. Bir asrı aşkın süredir din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın, devletten herhangi bir bütçe almadan öz varlıkları ve gönüllülerin katkıları ile ihtiyaç sahiplerine şefkat elini uzatan Darülaceze, müzayede geleneğini yeniden canlandırmaya karar verdi. İlki 133 yıl önce yapılan ve Darülaceze inşasına katkı sağlaması amaçlanan müzayedede, Sultan Abdülhamit'in ve hayırseverlerin bağışladığı kıymetli eşyalar Beyoğlu'nda açık arttırma ile satılmış, yapılan satışa hayırseverler yoğun ilgi göstermişlerdi. Kurulduğu günden bugüne kadar 100 binden fazla insana yuva olan Darülaceze, bu geleneğini yeniden hayata geçirerek yine kurum hizmetlerine katkı sağlamayı hedefliyor. 31 Ocak 2023 tarihinde saat 20.30'da günümüz teknolojilerinden faydalanılarak çevrimiçi olarak gerçekleşecek müzayede, Darülaceze Başkanlığı'nın dijital çözüm ortağı Bidsee uygulaması üzerinden Ömür Akkor'un sunumuyla gerçekleşecek ve ilk oturumda kurum envanterinde yer alan 300 farklı sanat eseri açık arttırmaya sunulacak. DÜZENLİ ARALIKLARLA TEKRARLANACAK Mobil uygulamayı ücretsiz olarak https://bidsee.app/tr/ adresinden ya da uygulama marketlerden cihazlara indirebilecek ve hesap oluşturabilecek olan sanatseverler, tüm satış sürecini online olarak takip edebilecek, eserlere uygulama üzerinden teklif vererek satın alabilecek. 31 Ocak'ta yapılacak ilk oturumun ardından online müzayede geleneği düzenli aralıklarla tekrarlanacak. Yapılacak yeni oturumların tarihleri ve şartları, Darülaceze kurumsal Instagram hesabı ile @darulacezesesanat sayfalarından duyurulacak. ### Sürrealist ressam Salvador Dali için Kadıköy'de lokma dağıtıldı 23 Ocak 1989’da hayatını kaybeden, zamanının sıradışı anlatıcısı, gerçeküstü tabloların yaratıcısı Salvador Dali, vefatının 34. yılında Kadıköy Bağdat Caddesi'nde lokma dağıtılarak anıldı. Kroppa Dijital Ajans ev sahipliğinde, Erenıköy Galip Paşa Camii önünde gerçekleştirilen etkinlik kapsamında cadde kenarındaki araçta pişirilen lokma tatlıları, yoldan geçen İstanbullulara ikram edildi. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenen Katalan ressamın isminin ve fotoğrafının lokma aracında yer aldığı "Sürreal Bir Kroppa Etkinliği"ni gören bazı vatandaşlar şaşırdı. Katılımcılardan bazıları, hayır lokmalarını yedikten sonra şövale üzerine konulan Dali'nin portresiyle fotoğraf çektirirken, lokmalardan alan kimileri ise Dali'nin kim olduğunu hatırlayamadı. "Öncüsü olduğu akım gibi sürreal bir anma için buradayız" Salvador Dali'yi tanıtmanın ve sevenleri tarafından anılmasının amaçlandığı programa ilişkin açıklama yapan Kroppa Dijital Ajans ortaklarından Barış Önal, etkinliğin dördüncü kez gerçekleştirildiğini söyledi. Ölüm yıl dönümünde ünlü ressamı anmak için toplandıklarını dile getiren Önal; "Sürreal bir anma için buradayız, Dali'nin öncüsü olduğu akım gibi. Biz de aslında kendisini sürreal bir şekilde anmak istiyoruz. O yüzden kendisi adına lokma döküyoruz" dedi. Ajansın ortaklarından Gökhan Türkeli ise insanların şaşkınlığını normal karşıladıklarını belirterek; "Dali'nin eserlerine de insanlar şaşırıyordu, sürreal eserlerine. Lokma dökme gibi geleneksel bir etkinliği Dali'nin ölüm yıl dönümüyle birleştirerek, böyle farklı bir etkinlik yapmak istedik" şeklinde konuştu. "Dali'nin sanata yaptığı katkılara dikkat çekmek istiyoruz" Ajansın bir diğer ortağı Burak Su da "Salvador Dali, ölümüyle hepimizi zamanında acıya boğmuştu. Şimdi bir grup sanatsever olarak bir araya gelip, onun arkasından lokma döktürüyoruz. Onun dünya üzerine bıraktığı izlere, sanata yaptığı katkılara dikkati çekmek için yaptığımız bir etkinlik. Dali'yi de kendisinin tarzında sürreal bir şekilde, aslında belki de olmaması gereken bir şekilde anmak gibi bir yol tercih ettik" değerlendirmesinde bulundu. Bu tarz etkinliklerin Dali ve sanatı hakkında daha fazla konuşulmasını sağladığına dikkat çeken Su; "Biz de insanlara Dali'yi tekrar hatırlatmaktan, belki de ülke gündeminde onlara sanatla ilgili eğlenceli bir içerik vermekten mutluyuz" ifadelerini kullandı. Daha sonra ajans çalışanları ve misafirler, lokma aracı önünde hatıra fotoğrafı çektirdi. ### "Yeniden Doğuş Minyatür" sergisine yoğun ilgi Üsküdar Belediyesi tarafından Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde organize edilen ve geçtiğimiz hafta açılışı gerçekleştirilen "Yeniden Doğuş Minyatür" sergisi yoğun ilgi görüyor. Açılışına çok sayıda sanatseverin katıldığı sergi, birbirinden farklı eserleri barındırıyor. Araştırmacı ve multidisipliner sanatçı Nihal Konçu Akhuy’un natüralist öğelerle işlediği eserlerinden oluşan "Yeniden Doğuş Minyatür" sergisi, 27 Şubat tarihine kadar sanatseverleri ağırlayacak. “Bu eşsiz güzelliğin içerisinde olup, etkilenmemek mümkün değil” Sergi açılışında konuşan Sanatçı Nihal Konçu Akhuy; “Şiirlere, şarkılara ve resimlere konu olan bu eşsiz güzelliğin ve tarihi dokunun içinde olup da etkilenmemek mümkün değil. Yaptığım tüm çalışmalar, Üsküdar aşkı ile ruhuma işleyen güzelliklerin dışavurumu oldu. 'Yeniden Doğuş' isimli sergimde bu aşkın etkisiyle ağırlık olarak geleneksel sanatların farklı disiplinlerini kullanarak ortaya koyduğum eserleri görmektesiniz” dedi. “Hayatımızda böyle şeylerin, eski değerlerin içimize katılması güzel” Sergiye katılan sanatsever Bilal Anıl ise; “Gayet güzel ve başarılı projeler var. Hocamızın eline koluna sağlık. Belediyemizin böyle etkinlikleri, insanları daha çok bilgilendiriyor. Hayatımızda böyle şeylerin, eski değerlerin içimize katılması güzel oluyor. İnsanlar eskiyi yad ediyor, yad ettikçe de eski zamanlar aklımıza geliyor. Bence başarılı bir sergi” şeklinde konuştu. ### “Hulusi Kentmen Otobüsü” seferlerine başladı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Türk sinemasının unutulmaz sanatçılarından Hulusi Kentmen 'i, doğumunun 111. yıldönümünde sürpriz bir etkinlikle andı. İETT’nin Rumeli Hisarı’nda bulunan duraktaki fotoğrafına atıf yapılarak, aynı duraktan geçen İstinye Dereiçi-Kabataş hattındaki 22 numaralı bir otobüsün dış cephesi, Kentmen'in resimleriyle kaplandı. 7’DEN 77’YE BÜYÜK HAYRAN KİTLESİNE SAHİP Sinema kariyeri boyunca 278 farklı sinema filminde oynayan, özellikle baba ve komiser rolleri ile 7’den 77’ye büyük hayran kitlesine sahip olan usta sanatçı Hulusi Kentmen, doğum günü olan 20 Ocak tarihinde İBB kurumu İETT’nin ismine özel olarak tasarladığı otobüs ile anıldı. Sanatçının Rumeli Hisarı’nda İETT durağındaki fotoğrafına atıf yapılarak, aynı duraktan geçen 22 numaralı İstinye Dereiçi-Kabataş hattındaki bir otobüsün dış cephesi, Kentmen için yeniden tasarlanarak hazırlandı ve doğum gününde sefere başladı. İstanbulluların da beğenisini kazanan etkinliğin bir hafta süreyle İstinye Dereiçi-Kabataş hattında devam edeceği belirtildi. GOOGLE DA DOODLE'LADI İETT, daha önce de benzer bir uygulamayı sanatçı Barış Manço için yapmıştı. Öte yandan, Google da Hulusi Kentmen’i doodle yaparak bu jeste katılanlar arasında yer aldı. Google’dan yapılan açıklamada; "Bugünün Doodle’ı, aktör Hulusi Kentmen’i saygıyla anıyor" denildi. SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ İstanbul Sanat Dergisi ailesi olarak, pala bıyıkları kadar tatlı-sert ve babacan yapısıyla gönüllerimizde yaşayan ve pek çok sanatçımıza ilham kaynağı olan Hulusi Kentmen’i, aramızdan ayrılışının 30. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz. https://www.youtube.com/watch?v=QG4TPbZalJ0 ### “19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası” sergisi açıldı Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümü vesilesiyle düzenlenen “Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu'nda 19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası” sergisi, 19 Ocak Perşembe günü Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışa; Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Günay Efendiyeva, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz ile birlikte çok sayıda davetli katıldı. 918 ALBÜM İÇERİSİNDE 36 BİN 585 FOTOĞRAF Dünyanın en zengin görsel arşivlerinden biri olan Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Fotoğraf Koleksiyonu, 918 albüm içerisinde 36 bin 585 fotoğraftan oluşuyor. Sultan II. Abdülhamid Han döneminde çekilen fotoğraflardan oluşan bu koleksiyon, araştırmacılara dönemin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi tarihini okuma, yorumlama ve tespit etme fırsatı sunuyor. 19. YÜZYIL TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR MİRASI “Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu'nda 19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası” sergisinde Semerkand’dan Edirne’ye kadar uzanan coğrafyadaki eserlerden oluşan bir seçki yer alıyor. Sergide aynı zamanda bazıları UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer alan Semerkand, Buhara, Hokand ve Hive’deki kültür mirası yapılar, Anadolu’da inşa edilen ilk cami olan Kars Ebu Manu Çehr Camii, Bakü’deki Şirvanşahlar Sarayı, Kazakistan’ın Türkistan eyaletinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Camii gibi yapıların koleksiyonda bulunan tarihi fotoğrafları bulunuyor. Sergide ayrıca, Türkoloji çalışmalarının beşiği konumunda olan ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın gözlemci üyesi olan Macaristan’dan ve Türk dünyasının farklı bölgelerinden insan portreleri ve yaşayışa dair tarihi fotoğraflar görülebilecek. Küratörlüğünü Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Proje Müdürü Nuri Aksu’nun, danışmanlığını ise Kamil Fırat’ın yaptığı sergi, 23 Ocak 2023 tarihine kadar Beşiktaş’ta yer alan Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde ziyarete açık olacak. ULUSLARARASI TÜRK KÜLTÜR VE MİRAS VAKFI HAKKINDA Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in girişimi ve Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının destekleriyle kurulan Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı’nın tüzüğü, 23 Ağustos 2012'de Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi'nin (şimdiki adıyla Türk Devletleri Teşkilatı) Bişkek Zirvesi'nde kabul edildi. Vakıf, 11 Eylül 2015 tarihinde düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Astana Zirvesi'nde, Büyükelçi Günay Efendiyeva'nın Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı'nın ilk başkanı olarak atanmasıyla faaliyetlerine başladı. Vakfın sekretaryası Bakü'de bulunmakta. Vakfın başkanlığını halen Büyükelçi Günay Efendiyeva yürütmekte. “Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonunda 19. Yüzyıl Türk Dünyası Kültür Mirası” sergisi ile Osmanlı Devleti’nin 34. Padişahı Sultan II. Abdülhamit’in bir yönetim aygıtı olarak kullandığı fotoğraf ve bu merakın sonunda ortaya çıkan Yıldız Fotoğraf Koleksiyonu'nun kültürel miras gözüyle incelenmesi amaçlanıyor. ### İBB Şehir Tiyatroları'nda bu hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, ocak ayının son haftasında 15 oyunla İstanbul seyircisiyle buluşuyor. İBB Şehir Tiyatroları, 2022-2023 tiyatro sezonunun ana temasını “İstanbul Klasiklerle Buluşuyor” olarak belirledi. Şehir Tiyatroları yerli ve yabancı klasikleri seyirciyle buluştururken, yeni yazarlar ve oyunlarına da sahnelerinde yer veriyor. Bu hafta "Veba", "Kuğunun Şarkısı", "Yaftalı Tabut", "Antigone", "Fosforlu Cevriye", "Hayat Der Gülümserim", "Gül’e Ağıt", "Cadı Kazanı", "Zehir", "Bir Gece Masalı", "Benim Küçük Yıldızım", "Bir Gün Ayakkabımın Teki", "Rüya", "Herkes Sihirbaz Olacak", "Bekçi ile Postacı" adlı oyunlar sahnelenecek. Nazım Hikmet: “Merhaba Çocuklar” İBB Şehir Tiyatroları, "İstanbul Şiirle Buluşuyor" başlığıyla usta şairlerin şiirini sahnesinde misafir etmeye devam ediyor. Nâzım Hikmet’in doğumunun 121. yılı anısına planlanan “Merhaba Çocuklar”, seyirciyi Nâzım’ın şiirleriyle bir yolculuğa çıkarıyor. Orhan Alkaya’nın yönettiği "Merhaba Çocuklar", Nâzım’ın "Otobiyografi", "Bahri Hazer", "Jokond ile Si-Ya-U", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Taranta-Babu’ya Mektuplar", "Kuvâyi Milliye", "Merhaba Çocuklar", "Hapiste Yatacak Olana Öğütler" ve "Vatan Haini" şiirlerinden bir kolaj oluşturulacak. Nâzım Hikmet: "Merhaba Çocuklar", Müze Gazhane Meydan Sahne’de 29 Ocak 2023 Pazar günü saat 18.00’de ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak. ### 16 sanatçıdan uzun süre yankılanacak bir sergi: "Yankı" Farklı kültürlerden yola çıkıp, farklı açılardan bakarak birleşen 16 sanatçı, farklı çalışmaları ile ilginç bir sergide buluşuyor. 4 Şubat 2023 tarihinde Novada Ataşehir AVM'nin Cemal Süreya Salonu'nda açılışı yapılacak olan “Yankı” adlı serginin, başta sanat çevrelerinde olmak üzere uzun süre yankılanacağını düşünüyoruz. ANA TEMA HATIRALAR... Küratörlüğünü Güliz Kayahan ve Şevval Remziye Erdinç’in yapmış olduğu bu sergide, zihinlerimizin geçmişi bastırarak, yadsıyarak veya çarpıtarak değiştirdiği anılarımız üzerine eserler görecek ve soracağız; "İnsan unutmak istediklerini seçebilir ve hatırlamak istediklerini saklayabilir mi?" Bu sorudan yola çıkarak hazırlanan serginin mesajı, “Unutmak ve hatırlamak istediklerimizin zihnimizde yankılanması" olarak açıklanıyor. UNUTULANLARIN, UNUTULAMAYANLARIN ZİHİNLERDEKİ YANKISI... Sergide eserleri bulunan sanatçıların ortak dili ise şu sözlerle betimleniyor: “Anılar, eğer bizi bugün olduğumuz kişi haline getiriyorsa ve sanatçılarımız da izleyicimiz de bugün bu anılardan oluşuyorlarsa; değişen mekanların, çekildikten yıllar sonra yüzleri unutulmuş insan fotoğraflarının, geçmiş gitmiş deneyimlerin, unutulanların ve asla unutulamayanların zihnimizdeki yankısı ne?” 46 PARÇALIK SEÇKİ İLE GEÇMİŞİMİZDEN GELECEĞE... Sergide enstalasyon ve heykellerle geçmişimizin kalıntılarını, soyut eserlerle geçmişimizin silik kopyalarını, figüratif resimler veya manzara resimleri ile bir yere veya bir kimseye ait olan anılarımızı, fotoğraf veya dijital manipülasyonlarla unutmamak için duvara astığımız onlarca hatırayı görecek ve 46 parçalık bu seçki ile geçmişimizden geleceğe uzanacağız. İŞTE O 16 İSİM... “Yankı” sergisinde çalışmaları bululan 16 sanatçı şu isimlerden oluşuyor: Abdullah Güler, Defne Alok, Defne Oruç, Derin Aykın, Güliz Kayahan, Gürkan Çay, HeX, İpek Aktaşlı, Mehmet Orhan Dal, Mine Anafarta, Nazlı Büberoğlu, Nur Deniz Gür’eş, Nurdan Aydınoğlu, Özge Akdeniz, Şant Alex Haviters ve Yeşim Ezgi Ulaş. Novada Ataşehir Cemal Süreya Salonu’nda açılışını yapacak olan sergi, 20 Şubat 2023’e kadar izleyicilerine “İnsan zihni unutmakla yaralanmıştır” sözünün anlamını soruyor olacak. Çünkü belki de unutmak, zihindeki yankıları susturduğundan insana verilmiş en büyük hediyedir. Sergide eseri bulunan isimlerden biri de Nurdan Aydınoğlu... Aynı zamanda serginin küratör asistanlığı görevini yürüten Aydınoğlu'nun bu çalışması, "Yankının Sergisi" başlığını gösteren bir çalışma olarak nitelendiriliyor. ### AKM'de Çaykovski esintileri Atatürk Kültür Merkezi, 25 Ocak Çarşamba akşamı AKM Tiyatro Salonu'nda Trio Stradivarius’u ağırlıyor. Klasik müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak olan Trio Stradivarius, efsanevi besteci Pyotr İliç Çaykovski’nin oda müziğine kazandırdığı en seçkin eserlerinden oluşan özel bir programla sahnede olacak. Geniş içerik seçkisi ve sanatın her dalında sunduğu etkinlikleriyle İstanbul’da kültür ve sanat etkinliklerinin kalbi olan Atatürk Kültür Merkezi, sanatseverleri yepyeni deneyimlerle buluşturmaya devam ediyor. Atatürk Kültür Merkezi'nin “Sadece Çaykovski” temasıyla ağırlayacağı Trio Stradivarius, her biri kendi enstrümanlarında solist virtüöz olan kemancı Kirill Troussov, çellist Benedict Kloeckner ve piyanist Alexandra Troussova’dan oluşuyor. Trio Stradivarius, çok nadir seslendirilen ve türünün tek örneği olarak nitelendirilen Çaykovski'nin "Piyano Üçlüsü Op.50" ile klasik müzikseverlere müzik ziyafeti yaşatacak. Trio’nun ünlü besteciye adadığı gece, Çaykovski’nin iç dünyasının derinliklerine doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkartacak. 25 Ocak Çarşamba akşamı saat 20.00’de AKM Tiyatro Salonu'nda gerçekleşecek konserin biletleri, biletinial.com adresinden temin edilebilir. Detaylı bilgi için https://akmistanbul.gov.tr/ adresi ziyaret edilebilir.  ### 18. Memorial Uluslararası Çocuk Resim Yarışması başlıyor Memorial Sağlık Grubu, 18 yıldır Türkiye’nin dört bir yanından çocuğa ulaştığı resim yarışmasını bu yıl uluslararası boyuta taşıdı. Tüm dünya çocuklarının katılımına açık olan Memorial Uluslararası Çocuk Resim Yarışması 'nın konusu ise “Hayalimdeki Doğa” olarak belirlendi. “Hayalimdeki Doğa” konulu resim yarışması, bu yıl küresel olarak tüm insanlığı etkileyen çevre sorunları konusunda farkındalık oluşturan ve gelecek nesillere bırakacağımız dünyanın çocukların gözünden nasıl hayal edildiğine dikkat çekilen bir organizasyon olarak öne çıkıyor. Yarışma, geleceğimiz olan çocukların yaşamayı hayal ettikleri doğayı resmetmelerini, bu sayede doğayı koruma ve sürdürülebilir bir gelecek konusunda farkındalığı artırarak, renklerin ve sanatın iyileştirici gücüyle hayallerini yansıtmalarını amaçlıyor. "RESİM, ÇOCUKLARIN ÖZGÜVENLERİNİ DESTEKLİYOR" Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Pedagoji Uzmanı Dr. Melda Alantar, resim yapmanın çocuk gelişimine önemli faydaları olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: "Resim, özellikle küçük yaşlarda sözcüklerden daha güçlü bir anlatım aracıdır. Çocukların kişilik özelliklerini, insanlar arası ilişkilerini ve değer yargılarını yansıtan güçlü bir araçtır. Bu nedenle, anne baba ve öğretmenlerin çocuklara çizme olanağı sağlamaları ve onu bu konuda cesaretlendirmeleri yeterli olurken, ilerleyen dönemlerde ise çocuğun çizme eğilimini hızlandıracak bir eğitim yaklaşımı izlenmelidir. Resim yarışmasında dereceye giren eser sahiplerinin ödüllendirilmeleri, çocukların özgüvenlerini desteklemekte ve yeteneklerinden haberdar olmalarını sağlaması sayesinde çocuk gelişimini desteklemektedir. Tüm okul öncesi, ilkokul ve ortaokul düzeyinde öğrencilerin katılabileceği yarışmanın son başvuru tarihi 1 Nisan…" ÖDÜLLER: Vestel V TAB Z1 Tablet, Bluetooth Kulaklık ve Belderia Bisiklet Vestel Akıllı Saat ve Belderia Bisiklet Belderia Bisiklet Vestel Akıllı Saat ve Bluetooth Kulaklık Vestel Akıllı Saat Mansiyon: Akademi Çocuk Eğitim Seti Memorial Uluslararası Çocuk Resim Yarışması KURALLARI: 1- Yarışma okul öncesi, ilkokul ve ortaokul olmak üzere üç kategoride yapılacaktır.2- Resimler, 35 cm x 50 cm ölçülerinde resim kağıdına pastel boya ile yapılacaktır.3- Resimlerin sağ arka köşesine yarışmacının adı soyadı, yaşı, okulu, velisinin adı-soyadı ve telefonu yazılmalıdır. Her yarışmacı, sadece bir kez yarışmaya katılma hakkına sahiptir.4- Yarışmaya katılan çalışmalar, eser sahiplerine iade edilmeyecektir. Yalnızca dereceye giren eserler, 1 yıl içinde talep edilmesi durumunda eser sahiplerine verilebilir.5- Yarışmacılar, resimlerini 1 Nisan 2023 Cumartesi gününe kadar Memorial Ataşehir, Bahçelievler, Şişli, Ankara, Antalya, Diyarbakır, Dicle, Kayseri Hastaneleri ile Memorial Hizmet Hastanesi’ne elden veya posta yoluyla ulaştırabilirler.6- Kazananlar, 17 Nisan Pazartesi günü www.memorial.com.tr ’den duyurulacaktır. ### 500 bin doğal taşla üç boyutlu zeytin ağacı mozaiği Hatay'da mozaik sanatçısı Menel Hüzmeli'nin yaklaşık 500 bin doğal taşı yontarak ve gerçek zeytin çekirdekleri de kullanarak 9 ayda oluşturduğu, üç boyutlu buğday tarlasındaki zeytin ağacı mozaiği, görenleri kendisine hayran bırakıyor. Çocukken başladığı mozaik sanatını 2018'de Hatay'ın Antakya ilçesinde açtığı atölyesinde sürdüren 43 yaşındaki Menel Hüzmeli, kentteki barış ortamını yansıtacak eser ortaya koymak için geçen yıl 500 bine yakın doğal taş topladı. Taşları tek tek yontarak birleştiren Hüzmeli, 9 aylık çalışmayla barışın simgesi olarak bilinen zeytin ağacının buğday tarlasında yansıtıldığı üç boyutlu mozaik tasarladı. Sanatçının "Cennetin Hediyesi" adını verdiği, 1 ton ağırlığında ve 1 metre 65 santim boyundaki eseri, Antakya ilçesindeki Cumhuriyet Kültür Merkezi'nde sergilenmeye başladı. HATAY'IN BARIŞ ATMOSFERİNİ YANSITIYOR Menel Hüzmeli, mozaik sanatına üç boyutlu dokunuşlarla özgünlük katmayı amaçladığını söyledi. Devasa zeytin ağacı tasviriyle Hatay'ın barış atmosferini yansıtmayı istediğini dile getiren Hüzmeli; "Zeytin ağacı bolluk, bereket, barış demektir, cennet meyvesidir. Hatay çok özel bir kent. Birçok din ve mezhebin arasında kardeşçe yaşıyoruz. Bu nedenle eserimi yaparken kardeşlik kentini anlatmak için barışın simgesi zeytin ağacını seçtim" diye konuştu. GERÇEK ZEYTİN ÇEKİRDEKLERİ KULLANILDI Hüzmeli, eserlerin tasarımında gerçek zeytin çekirdekleri de kullandığını ifade ederek, 1 metre 45 santim enindeki mozaiğin en özel çalışmalarından biri olduğunu anlattı. Mozaiğin sergilenmesinden mutluluk duyduğunu belirten mozaik sanatçısı Menel Hüzmeli, ziyaretçilerin yorumlarından memnun olduğunu kaydetti. Hatay'da mozaik sanatçısı Menel Hüzmeli'nin yaklaşık 500 bin doğal taşı yontarak ve gerçek zeytin çekirdekleri de kullanarak 9 ayda oluşturduğu, üç boyutlu buğday tarlasındaki zeytin ağacı mozaiği, görenleri kendisine hayran bırakıyor. ### Fatih bölgesi fotoğraf tutkunlarının yeni uğrak noktası Fatih Belediyesi tarafından ilçenin beş farklı noktasında yürütülen kentsel tasarım uygulamaları ve cephe rehabilitasyon çalışmaları ile Fatih, eşsiz bir görüntüye kavuşmaya devam ediyor. Rengârenk görüntüleriyle şehrin cazibe merkezi haline gelen bölgeler, yerli ve yabancı turistler ile fotoğraf tutkunlarının da uğrak lokasyonları oldu. Yapılan çalışmalarla bölgeye yeni bir hayat geldiğini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, ilçe sakinlerinin daha huzurlu ve mutlu olduklarını söyledi. HALİÇ’TE 350 CEPHE RENGÂRENK! Eşsiz tarihe sahip Balat semtinde kent estetiğinin sağlanması amacıyla sahil aksında bulunan 350 yapının cepheleri, görsel bir bütünlük oluşturacak şekilde KUDEB denetiminde yenileniyor. 250 tane cephede tamamlanan yenileme çalışmaları, kalan binalarda sürüyor. Yaklaşık 500 yıllık geçmişiyle eski İstanbul mahallelerinin en güzel örneklerinden biri olan Lonca'da sürdürülen cephe yenileme projesi kapsamında 230 binada çalışmalar tamamlandı. 170 binada devam eden proje ile Fatih, güzelleşmeye ve renklenmeye devam ediyor. KİREMİT CADDESİ’NDE 56 BİNADA ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI Fatih Belediyesi’nin ilçede yürüttüğü cephe rehabilitasyon çalışmalarına, eşsiz Balat semtindeki Kiremit Caddesi de dâhil edildi. Cadde üzerindeki 102 binada başlatılan ve 56 tanesinde çalışmaların tamamlandığı proje ile cepheler rengârenk bir görüntüye kavuşuyor. Küçükmustafapaşa bölgesinde 15 sokak ve 300 binayı kapsayacak şekilde gerçekleştirilecek Kentsel Tasarım Cephe Rehabilitasyon Projesi ile binaların cephelerindeki klima ünitelerinin seperatör ile gizlenmesi, kabloların kanallara alınması, çanak antenlerin taşınması ve cephelerin boyanıp temiz bir görüntü elde edilmesi amaçlanarak, 45 yapının basit bakım onarım çalışmaları tamamlandı. CEPHELER ASLINA UYGUN OLARAK YENİLENİYOR Zeyrek bölgesindeki sivil mimarlık örneği 11 yapıda, basit bakım ve onarım işlemleri büyük bir titizlikle sürdürülüyor. 5 yapıdaki çalışmaların tamamlandığı projede, kalan yapıların çalışmalarına devam ediliyor. Fatih’in ekonomik ve sosyal canlılığını da destekleyen kentsel tasarım ve cephe rehabilitasyon projeleri ile yapıların taşıyıcı karkasları, çatıları, cephe kaplamaları, kapı ve pencereleri aslına uygun olarak yenileniyor. Cepheler, niteliksiz eklerinden arındırılıyor ve cephede bulunan kablolar bir kanal içerisine alınarak, klima dış üniteleri belirli bir düzene getiriliyor. Çanak antenlerin bina çatılarına aktarılmasının ardından yapılar, geleneksel mimariye ve dokuya uygun renklere boyanıyor. TURAN: BÖLGEYE YENİ BİR HAYAT GELDİ Binaların cephe rehabilitasyon çalışmalarıyla bölgeye yeni bir hayat, yeni bir canlılık getirdiklerini belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan; “Başta Haliç kıyısı olmak üzere birçok noktada yoğun bir rehabilitasyon çalışması yürütüyoruz. Kent hafızasındaki tarihi dokuyu, yaşayanları ile korumayı hedefliyoruz ve kent kimliğinin korunmasına çalışıyoruz. Ekiplerimiz hummalı bir çalışma içerisinde ve bölge sakinlerimiz bu çalışmadan oldukça memnun. Çünkü bölge, her geçen gün daha da kıymetleniyor” dedi. ### Kılıçdaroğlu’ndan "Gâvur Mahallesi" ziyareti CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir’deki yoğun programının ardından Ressam Ahmet Güneştekin'in “Gâvur Mahallesi” sergisini gezdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin iki projesinin temel atma törenine ve Roman Buluşması’na katılan Kılıçdaroğlu’na, sergiyi gezerken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Ahmet Güneştekin eşlik etti. 550 BİN KİŞİ İZLEDİ Ahmet Güneştekin’in “Gâvur Mahallesi” adlı sergisini bugüne kadar izleyenlerin sayısının 550 bini aştığı bilgisini paylaşan Tunç Soyer; “Sanatseverler sergiyi Kültürpark Atlas Pavyonu’nda 5 Mart’a kadar ziyaret edebilecek” diye konuştu. ### Dijital hayvanlar alemi sergisi "DigiZoo", AKM'de açılıyor Hayvanlar dünyasının nesli tükenmişleri ve zamane türleri, holografik ve dijital hayvanlar alemi sergisi "DigiZoo" ile Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'ye geliyor. Ziyaretçilerini dinozorlardan pandaya ilginç hayvanların dünyasında dijital bir deneyime çıkaracak sergi, Atatürk Kültür Merkezi'nde 14 Ocak’ta açılıyor.  Her yaşa hitap eden geniş bir içerik yelpazesine sahip Atatürk Kültür Merkezi, başta çocuklar olmak üzere hayvanların dünyasını keşfetmek isteyenlere benzersiz bir deneyim yaşatacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla hayata geçirilen holografik ve dijital hayvanlar alemi sergisi "DigiZoo", dünyanın çeşitli coğrafyalarında yaşayan 30 hayvanı, doğal yaşam alanlarından koparmadan ziyaretçilerle buluşturacak. Sergi, aynı zamanda nesli tükenmiş hayvanları da daha yakından tanımaya imkân sağlayacak. İçinde hologram teknolojisi, interaktif ekranlar ve birbirinden eğlenceli birçok aktivitenin yer aldığı dijital hayvanlar alemi sergisi DigiZoo, teknolojinin gücüyle hayvanlarla bağ kurmanın en yenilikçi yolunu sunacak. Kutuplardan Afrika çöllerine, Avrupa ve Asya’da yaşayan birçok farklı ve nadir görülen türün yanı sıra yaklaşık 230 milyon yıl önce ortaya çıkmış hayranlık uyandırıcı dinazorlar ve filgiller familyasının buzul çağı kahramanı mamut gibi nesli tükenmiş hayvanlar da sergide dijital olarak canlandırılacak.  Dijital bir köpeği sevip, beslemek de mümkün DigiZoo sergisini gezenler, sadece holografik hayvanların dünyasını keşfetmekle kalmayacak, aynı zamanda dijital bir köpeği sevip besleyecek, özel bir tünelde denizaltı ambiyansı yaşayacak ve yağmur ormanlarına kısa bir tur yapacak. Atatürk Kültür Merkezi Çok Amaçlı Salon'da 14 Ocak’tan itibaren ücretsiz gezilebilecek sergi, pazartesi hariç haftanın her günü saat 10.00 – 19.00 arası ziyarete açık olacak. Detaylı bilgi için akmistanbul.gov.tr adresi ziyaret edilebilir.  ### İstanbul'un işgal yıllarını ele alan "Meşgul Şehir" sergisi açıldı Cumhuriyet öncesi İstanbul'un işgal yıllarını mercek altına alan "Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923" adlı sergi, Beyoğlu Tepebaşı'ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde 26 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiliz, Fransız ve İtalyan orduları tarafından işgale uğrayan İstanbul'un yazılı ve görsel arşivler ışığında izleyiciye aktarıldığı sergide, 1918-1923 arasındaki işgalin askeri, sosyal ve kültürel boyutları ele alınıyor. Cumhuriyet'in 100. yılında ziyarete açılan sergiyle İstanbul tarihinin sıra dışı ve çalkantılı dönemlerinden biri, zengin bir arşiv çalışmasıyla gözler önüne seriliyor. Sergiye ilişkin düzenlenen basın toplantısında bir konuşma yapan Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol, "meşgul" kelimesinin Arapça "işgal edilmiş" ve "müsait olmayan" anlamlarına geldiğini söyledi. Birol, sergide "kelimenin her anlamıyla meşgul" bir şehrin anlatıldığını belirterek; "Bu sergide göreceğiniz İstanbul, onların söylemiyle işgal edilmiş, sokakları mültecilerle, terhis edilmiş Osmanlı askerleri ve işgal kuvvetleriyle, onların sömürge birlikleriyle dolmuş, direniş mücadeleleri dolu dizgin devam eden, kültür, sanat, entelektüel ve gece hayatı son derece hareketli, devamlı bir dönüşüm, devinim halinde, her haliyle meşgul bir şehir" dedi. Ziyaretçilerin sergiyi beğeneceklerini umduğunu ifade eden M. Özalp Birol; "Sergimizi gezdiğinizde farklı dil ve topluluklara ait yazılı ve görsel kaynaklar üzerinden bu meşgul şehirde hayatta kalmaya çalışanların ve direniş mücadelesine katılanların hikayelerine, değerli çalışma arkadaşlarımın nasıl yer vermeye çalıştıklarını göreceksiniz" diye konuştu. "Mevcut bilgileri derleme ve yeni bilgilere ulaşma imkanı bulduk" İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yöneticisi Gülru Tanman ise serginin çıkış noktasının Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu'nda bulunan işgal İstanbul'u konulu bir grup fotoğraf ve belgeye dayandığını anlattı. İşgal konulu çok sayıda görsel ve yazılı belge olmasına karşın, bu malzemelerin üzerinde yeterince çalışılmadığını düşündüklerini dile getiren Tanman, şunları kaydetti: "Mevcut koleksiyonumuzu geliştirmeyi ve araştırmacılara bu konuda daha geniş kapsamlı bir kaynak sağlamayı hedeflemiştik. Yıllar içinde çok sayıda fotoğraf, belge, nadir matbu ve güncel yayını bir araya getirdik ve tüm bunları kütüphane kataloğumuz üzerinden araştırmacılara erişilebilir kıldık. Öte yandan, elimizdeki malzemeyi bir sergiye dönüştürerek, daha yönlü bir araştırma projesinin parçası haline getirmeyi de uzun zamandır istiyorduk. Bu vesileyle hem kendi malzememizi başka koleksiyonlardaki farklı eserlerle beraber değerlendirme, kendi bilgilerimizi güncelleme, eserlerin bilgilerini geliştirme, hatalarımızı ve eksikliklerimizi giderme, hem de konuyla ilgili mevcut bilgileri derleme ve yeni bilgilere ulaşma imkanı bulduk." "SERGİMİZİN İSMİ KASITLI OLARAK BU ŞEKİLDE BELİRLENDİ" Araştırma Projeleri Yöneticisi Mehmet Kentel de sergiyle ilgili en çok konuşulan meselenin isim olduğunu belirterek, "meşgul" kelimesinin modern Türkçede "yoğun, müsait olmayan" gibi anlamlarda kullanıldığını, işgal ile aynı Arapça kökten geldiğini ve aynı anlam dünyasına işaret ettiğini söyledi. İşgal kelimesinin bugün kullanılan askeri anlamını 19. yüzyılda kazandığını anlatan Kentel, şu açıklamalarda bulundu: "Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat Sergisi, sadece İstanbul'un askeri bir işgal altına alınması hikayesini değil, zengin bir siyasi, sosyal ve kültürel dünyayı, dolu sokakları, yetimhaneleri, barınak ve tavernaları anlatan, yeni entelektüel akımların doğduğu, yeni müzik türlerinin şekillendiği, meşgul insanların meşgul şehrini anlattığı için bu ismin uygun olduğunu düşündük." Serginin isminin kasıtlı olarak bu şekilde belirlendiğine işaret eden Kentel; "Bizim derdimiz şehrin aynı zamanda hangi uğraşlar içinde olduğunu, nasıl bir insan yoğunluğu, fikir yoğunluğu, görsel yoğunluk, belge yoğunluğu içinde olduğunu göstermek, bir yandan da her serginin başlığını oyunlu, ilgi çekici bir hale sokmaktı. O yüzden ismin arkasındayız" ifadelerini kullandı. "Sergi önemli olmasına rağmen az bilinen bir döneme odaklanıyor" Sergi küratörlerinden Gizem Tongo, serginin önemli olmasına rağmen çok az bilinen bir döneme, işgal İstanbul'una odaklandığını aktararak; "13 Kasım 1918-6 Ekim 1923 arasında yaklaşık 5 yıl boyunca İtilaf Devletleri, yani İtalya, Fransa ve Britanya tarafından işgal altında ve bizim de sergimizle vurguladığımız gibi bu dönemde İstanbul'un kimin tarafından yönetileceği, şehrin ve insanların geleceği büyük bir belirsizlik içinde. İşgal İstanbul'u, hem Türkiye'deki hem de Avrupa'daki akademik çalışmalarda göz ardı edilmiş bir konu. Türkiye'de özellikle Kurtuluş Savaşı ve Anadolu odaklı bir tarih yazımı söz konusu" dedi. Tarihi süreç ve işgalle ilgili yapılan akademik çalışmalara değinen Tongo, şunları dile getirdi: "İşgal İstanbul'u; Geç Osmanlı, Erken Cumhuriyet tarihini çalışanlar dışında daha genel olarak modern Orta Doğu ve Avrupa tarihi çalışanlar için de başlı başına önemli ve ilginç bir konu. İşgal İstanbul'unun, çok da abartmış olmazsak, dünya tarihi açısından yegane bir özelliği var. O da bildiğiniz üzere, 1914-1918 yılları arasında vuku bulan Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı müttefikleriyle birlikte yenilgiye uğruyor. Ve bu 4 yıllık savaş süreci, savaşa katılan her devleti politik, sosyal ve ekonomik olarak derinden sarsıyor. Fakat İstanbul, Birinci Dünya Savaşı sonunda işgal edilen ve uzun bir işgale maruz kalan dünyadaki tek başkent. Bu anlamda yegane bir tarihi var şehrin." SERGİ HAKKINDA..."Meşgul Şehir: İşgal İstanbul'unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923 (Occupied City: Politics and Daily Life in Istanbul, 1918-1923)" başlıklı sergi, Daniel-Joseph MacArthur-Seal ve Gizem Tongo'nun küratörlüğünde, uluslararası bir danışma kuruluyla birlikte hazırlandı. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü arşivinin yanı sıra Türkiye, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Ermenistan ve Rusya'daki çeşitli kütüphane, arşiv ve koleksiyonlardan seçilen belgeler arasında, resmi yazışmalardan resimlere, film ve fotoğraflara, bir dizi yazılı ve görsel malzeme yer alıyor. Sergide işgal yıllarında yaşanan protesto, eylem, grev, baskın, tutuklama, cinayet ve adam kaçırma olaylarının yanı sıra işçi hareketleri, ekonomik sıkıntılar, yangınlarla azalan konut sayısı, salgın hastalıklar, yeni sanat akımları, spor ve eğitim gibi toplumsal konulara da değiniliyor. Cumhuriyet öncesi İstanbul'un işgal yıllarını mercek altına alan sergi, Beyoğlu Tepebaşı'ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde 26 Aralık 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. ### Çınar Kültür ve Sanat Merkezi’nden “Çini Öğrenci Sergisi” Çınar Kültür ve Sanat Merkezi eğitmenlerinden Çini Sanatçısı Gül Camadan ve öğrencileri tarafından hazırlanan “Çini Öğrenci Sergisi", 22 Aralık 2022 - 6 Ocak 2023 tarihleri arasında sanatseverlerle buluştu. Geleneksel Türk çini sanatının farklı üsluplarından örneklerin yanı sıra serbest çalışmaların da sunulduğu sergide, 21 katılımcı öğrencinin ürettiği 90 eser yer aldı. 2021 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği, geleneksel Türk kültürünü yansıtan sanatların yanı sıra modern ve yenilikçi sanat anlayışlarına da bünyesinde yer veriyor. Derneğin faaliyetleri arasında Türk tezyini sanatları, geleneksel el sanatları, çağdaş ve geleneksel müzik, modern sanatlar, sanat ve edebiyat okumaları, seminer ve söyleşiler bulunuyor. Geçmişten gelen köklü sanat mirasını günümüz imkân ve yeniliklerini de göz önünde bulundurarak sunan Çınar Kültür ve Sanat Merkezi’nde 20'den fazla branşta, her biri alanında seçkin birer sanatçı olan eğitmenler tarafından eğitimler veriliyor. Sanatseverlerin oldukça yoğun bir ilgi gösterdiği bu sanat ve zanaatlar arasında, hem çocuklar hem de yetişkinler için hat, tezhip, minyatür, çini, resim, mefruşat, dikiş, el nakışı, porselen boyama, seramik, piyano, ud, ney eğitimleri yer alıyor. Uygulamalı olan bu sanatların yanı sıra alanında uzman sanat tarihçileri ve akademisyenlerin katılımıyla da zaman zaman teorik eğitim ve yerinde tarihi mekân gezilerine önem veren dernek, vizyonunu her geçen gün genişleterek sağlam temellerle yoluna devam ediyor. Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği, bünyesindeki sanatçıların ve öğrencilerin ürettiği eserleri, yıl içerisinde düzenlediği sergilerle sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Çınar Kültür ve Sanat Merkezi’nin eğitmenlerinden Çini Sanatçısı Gül Camadan ve öğrencileri tarafından hazırlanan çalışmaların görücüye çıktığı Çini Öğrenci Sergisi’nde, geleneksel çini sanatının farklı üslupları ve serbest çini çalışmalarından örnekler sergilendi. SANATSEVERLERİN YOĞUN İLGİSİYLE KARŞILANDI... Sergide 21 öğrencinin toplamda 88 eseri yer alırken, Çini Sanatçısı Gül Camadan da iki eseriyle bu özel sergiye son dokunuşu yaptı. 22 Aralık 2022 - 6 Ocak 2023 tarihleri arasında Koşuyolu’nda bulunan Çınar Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen sergide, geleneksel çini sanatının günümüz örneklerini sunan birbirinden kıymetli duvar pano ve tabakları ile dik formda çalışmalar çini severlerle buluştu. Çınar Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği Başkanı S. Zeliha Özkök Arda ve Çini Sanatçısı Gül Camadan’ın ev sahipliğinde şık bir davetle kapılarını açan sergi, çini ve sanatseverler tarafından ilgiyle karşılandı. GÜL CAMADAN HAKKINDA... 5 Ocak 1976 tarihinde, Samsun’un Bafra ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Bafra’da tamamladı. 1993 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi İİBF İşletme Bölümü'nde eğitim görmeye başladı. Mezun olduktan sonra finans sektöründe iş hayatına atıldı. İlerleyen yıllarda amatörce ilgilendiği çizim ve resim merakını profesyonel olarak devam ettirmeye karar verdi. Finansla başlayıp sanatla devam eden meslek hayatında edindiği en önemli farkındalık, kişinin sevdiği işi yapması oldu. Bartu isminde 16 yaşında bir erkek çocuk annesi. Gençlerin sevecekleri alanlarda eğitim almalarını tavsiye ederek, her fırsatta bunu dile getirmekte. Çini işlemeciliği konusunda İSMEK Bakırköy kurslarına devam etti. Bu alandaki ilk eğitmeni, Sayın Sevim Ersoy’dur. Ve yıllar sonra üniversite sınavına tekrar girerek İstanbul Üniversitesi TBMYO Çini, Seramik ve Cam Bölümü’nü bitirdi. Aynı zamanda üç buçuk yıl Hırka-i Şerif Vakfı’nda Sayın Levent Kum hocadan desen tasarımı eğitimi aldu. Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi İSMEK Çukurbostan Atölyesi’nde çini eğitmenliği ve tasarımcısı olarak görev yaptı. 2017 yılında Beşiktaş Belediyesi Sergi Salonu'nda “Son-Gül’ün İlkleri” isimli kişisel sergisini gerçekleştirdi. Halen Üsküdar ve Bakırköy’de çeşitli sanat atölyelerinde çini uygulama ve desen tasarımı dersleri vermekte. ### İranlı 24 sanatçının eserleri Art Parisa Galeri’de! İran asıllı Parisa Karamnezhad’ın sahibi olduğu Art Parisa Galeri, ülkesinden 24 sanatçının eserlerine ev sahipliği yapıyor. İran'ın çeşitli şehirlerinde sanat alanında çalışmalarını yürüten, aralarında akademisyenler ve öğrencilerin de bulunduğu 24 sanatçı, toplam 45 parçadan oluşan eserleriyle İstanbul'da Art Parisa Galeri'de buluştu.  "DOĞAYA SAYGI" TEMASIYLA Art Parisa Galeri’de 7 Ocak Cumartesi akşamı düzenlenen bir kokteyl ile açılışı yapılan serginin ana teması, “Doğaya Saygı” olarak açıklandı. Sergilenen eserlerin büyük bölümü, serbest teknikle çalışılmış değerli sanat eserlerinden oluşuyor. "FESTİVAL SERGİLER" SERİSİ Açılan bu serginin, “Festival Sergiler” konseptinin üçüncü sergisi olduğunu dile getiren Art Parisa Galeri Direktörü Parisa Karamnezhad, şu açıklamalarda bulundu: “Festival, üç sergi kapsamında İran'ın Hamedan şehrinden yolculuğuna başladı ve başkent Tahran'dan sonra İstanbul'da, Art Parisa Galeri'de yolculuğu son bulmakta. Bu 'Festival', çeşitli kurumların Art Parisa Galeri ile iş birliği sonucunda gerçekleştirilmekte.” SEÇİLEN EN İYİ ÜÇ ESERE ÖZEL ÖDÜL Her üç gruptan ayrı ayrı en iyi seçilen üç eserin özel ödül ile onurlandırılacağı Festival Sergiler’de jüri üyeliğini; Bist & Bist Sanat Derneği Başkanı Azade Moradi, Ressam-Sanat Tarihçisi ve İsfahan Sanat Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hojjat Amani, Art Parisa Galeri Direktörü Parisa Karamnezhad yapıyor. Serginin küratörlüğünü ise Azade Moradi ve Yousef Saadi üstleniyor. Sergi, 17 Ocak 2023 tarihine kadar Art Parisa Galeri'de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. ESERLERİ SERGİLENEN SANATÇILAR  Mehdi Parastar Shahri, Mehdi Mehri, Bashir Pur Vaqar, Yousef Saadi, Gholamreza Shamlu, Monireh Gholami, Sanaz Sali, Kobra Radpur, Zahra Mobyan, Jamshid Molla Pur, Mina Yadegari Fard, Fatemeh Jafari, Maryam Sajedi, Nafiseh Sheikholeslami, Yunes Zulfaqari, Kiarash Ghoncheh Pur, Karim Zarei, Marzieh Takarli, Mohadeseh Zangeneh, Behnam Hakimi, Mozhdeh Nazari, Roghayeh Razmi, Nafiseh Esnaashari, Mehrdad Khezrian. ### İZEV sanatı sosyal farkındalıkla buluşturuyor Türkiye’nin en geniş alanda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu olan İstanbul Zihinsel Engelliler için Eğitim ve Dayanışma Vakfı (İZEV), zihin farklı bireylerin eşit yaşam hakkıyla hayatın içinde aktif şekilde yer alabilmeleri için gerçekleştirdiği projelere bir yenisini daha ekledi. İZEV’in OVOO ART iş birliğiyle hayata geçirdiği "Mirrors / Yansımanın Labirenti" projesi, Türkiye’nin önde gelen 55 sanatçısını bir araya getirdi. Sanatçıların ayna ve labirent metaforlarını kullanarak hazırladığı eserler; Avusturya, Almanya, İtalya ve Macaristan’ın Türkiye’deki konsolosluklarının ardından, mayıs ayında ABD’de sergilenecek. Eserler, sergilerden sonra açık artırmayla satışa sunulacak ve satıştan elde edilecek gelir, İZEV’in faaliyetleri için kullanılacak. Projenin lansman sergisi, 13 Ocak Cuma akşamı İstanbul TİM Show Center’da gerçekleştirilecek. Etkinlik, bu yıl ilk kez özel gereksinimli sporculara yönelik olarak "Spora İlham Verenler" ödül törenine de ev sahipliği yapacak. T.C. Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Muharrem Kasapoğlu’nun katılımının da beklendiği törende, 11 özel gereksinimli sporcu ödül alacak. Törenin ardından ABD’li ünlü soul şarkıcısı Carlton Jumel Smith, Musa Göçmen Senfoni Orkestrası ve Bee Gees’in "Stayin Alive" şarkısını "Yanımda ol, Benimle ol" adıyla Türkçe yorumlayarak adından söz ettiren aktivist pop grubu Fark Band birlikte konser verecek. “BİNLERCE KİŞİYE UMUT OLACAĞIZ” İZEV Başkanı Merve Kılıç, konu ile ilgili yaptığı açıklamada her bölümünde katılımcılarda çok yönlü farkındalık yaratacaklarına inandıkları bir gece hazırladıklarını söyledi. Aynı zamanda avukat olan ressam Akın Ekici ve İZEV’in sanat danışmanı Hakan Körpi’nin öncülüğünde bir araya gelen 55 sanatçının proje kapsamında aylarca emek verdiğini vurgulayan Kılıç; “Bu projeyle ülkemizdeki binlerce kişiye umut ve ilham olacağımıza inanıyoruz” dedi. Projenin sanat danışmanlığını da yürüten Hakan Körpi, altı ay önce başladıkları projenin hayal ettiklerinin çok ötesinde bir noktaya ulaştığını belirtirken, projenin fikir babası ve marka danışmanı olan İZEV Onursal Başkanı Hakan Kural da "Mirrors" projesiyle uluslararası ödüllü projeleri arasına bir yenisini daha ekleyeceklerini dile getirdi. Etkinliğin ve sonrasında düzenlenmeye devam edecek "Senfosoul" konserlerinin biletleri, Passo ve Biletix üzerinden satışa sunuldu. PROJEYE DESTEK VEREN SANATÇILAR "Mirrors / Yansımanın Labirenti" projesine eserleriyle destek veren sanatçılar: Abidin Celal Binzet, Ahmet Oran, Ahmet Yeşil, Akın Ekici, Bahar Kocaman, Bubi, Burhan Yıldırım, Çerkes Karadağ, Çigdem Erbil, Demet Dayı, Deniz Gökduman, Devabil Kara, Devrim Erbil, Dilşad Atasoy, Durmuş Bahar, Ekrem Kahraman, Ercan Ayçiçek, Erhan Lampir, Erol Deran, Ertuğrul Ateş, Esra Meral, Figen Batı, Gökçe Kılıç Karip, Gülay Yüksel, Gültekin Serbest, Gülten İmamoğlu, Habip Aydoğdu, Halil Akdeniz, Halime Türkyılmaz, Hasan Pekmezci, Mehmet Mahir, Murat Kurt, Nezih Çavuşoğlu, Nurdan Karasu Gökçe, Özge Günaydın, Pelin Özgeçen, Raşit Altun, Remzi Karabulut, Renk Erbil, Reyhan Abacıoğlu, Sadık Altınok, Sema Barlas, Serap İskender, Serdar Leblebici, Serdar Ülseven, Sertap Yeğin, Setenay Özbek, Sevnur Tütüncü, Süleyman Saim Tekcan, Şahin Paksoy, Şükran Pekmezci, Tahsin Aydoğmuş, Tansel Türkdoğan, Turhan Büyükkahraman, Teymur Rızayev, Veysel Günay, Yiğit Yazıcı, Yücel Dönmez, Zafer Gençaydın, Zahit Büyükişleyen, Zeynep Yazıcı. ### Türkiye’de ilk kez düzenlenen “Passport 2” sergisi gerçekleştirildi Ülkemizdeki sanat ve kültür aktivitelerindeki hareketlilik sürüyor. Son olarak Bedri Baykam, Devrim Erbil, Gürbüz Doğan Ekşioğlu gibi 140 değerli sanatçının bir araya geldiği "Passport 2" sergisi, 7-22 Aralık 2022 tarihleri arasında Colorbox sponsorluğunda Do Art Galeri’de gerçekleştirildi. Sanatçılar, vesikalık fotoğraf boyutundaki 6x4 cm’lik üç boyutlu tuvallere resim yaptı. Pandemiyle birlikte sekteye uğrayan kültür-sanat sektörü, eski hareketliliğine kavuştu. Son olarak Bedri Baykam, Devrim Erbil, Gürbüz Doğan Ekşioğlu gibi 140 değerli sanatçının bir araya geldiği, ilkinin İran’da düzenlendiği "Passport 2" sergisinin ikincisi, 7-22 Aralık’ta Colorbox sponsorluğunda Do Art Galeri’de gerçekleştirildi. Sergide, Colorbox’un temin ettiği akrilik, yağlı boya ve fırçalarla sanatçıların 6x4 cm’lik üç boyutlu tuvallere yaptıkları resimler, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Serginin malzeme sponsorluğunu üstlenen Colorbox’ın Müdürü Vedat Saranga, etkinliğe dair düşüncelerini şu sözlerle paylaştı: “Türkiye’de ilk kez bir sergi için 6x4 cm vesikalık fotoğraf boyutlarında pamuklu tuvaller ürettik. Bizim için de farklı bir deneyim oldu. Bu kadar küçük boyutta tuvaller üzerine çalışma yapan sanatçılar bir yandan zorlanırken, bir yandan da keyifli zaman geçirdiler. Sanatçılar doğa manzaralarından şehir yaşantısına, insan portrelerinden tarihi eserlere kadar birçok konuyu resmetti. Biz de hem ürettiğimiz hem de temin ettiğimiz sanat malzemeleriyle bu serginin bir parçası olmaktan mutluluk duyuyoruz.” SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA CANLI YAYINLARLA SANAT EĞİTİMİ VERİYORLAR Sanatı destekleyen birçok çalışma gerçekleştirdiklerini belirten Vedat Saranga; “Her hafta yeni bir konu belirleyerek, sosyal medya platformları üzerinden canlı yayın yapıyoruz. Bu yayınlarda sanat malzemelerinin nasıl kullanılacağına dair eğitim veriyoruz ve bunları uygulamalı olarak gösteriyoruz. Sanatçılarımızın çalışmalarını konforlu ve sorunsuz bir şekilde sürdürmeleri için olası tüm problemleri ortadan kaldırıyoruz. 40 bini aşkın sanat ve hobi malzememizle onlar için geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz” dedi. SANATÇILARA AVRUPA STANDARTLARINDA ÜRÜN SUNUYORLAR Avrupa standartlarına uygun kalitede sanat malzemeleri ürettiklerini ve temin ettiklerini aktaran Colorbox Müdürü Vedat Saranga; “Ülkemizde sanatın gelişmesi için erişebildiğimiz tüm fırsatları avantaja çeviriyoruz. Örneğin, dünyada oldukça popülerleşen grafitti sanatının Türkiye’de de kolaylıkla icra edilebilmesi için Almanya’dan özel sprey boyalar getiriyoruz. 35 yılı aşkın tecrübemizle Fenerbahçe, Teşvikiye, Kozyatağı mağazalarımızda hizmet veriyoruz. Winsor & Newton, Liquitex, Montana Cans, Jacquard Products, Artline, Tombow, William Mitchell, Deka ürünlerinin yanı sıra üreticisi olduğumuz Artdeco, Fanart markalarının tüm ürünlerinin de stoklarını tutuyoruz. Ülkemizi globalde en iyi şekilde temsil etmek için hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz” ifadelerini kullandı. ### Bangladeş'te plastik atıklardan 13 metrelik heykel yapıldı Bangladeş’in sahil kenti Cox’s Bazar'da plastik atıklardan 13 metre uzunluğunda canavar heykeli oluşturuldu. Plastik kirliliğinin önlenmesi konusunda kamuoyu bilincini artırmak amacıyla Cox's Bazar, Teknaf ve St. Martin sahillerinden toplanan yaklaşık 8 ton plastik atığın kullanıldığı dev heykelin yapımı 7 gün sürdü. ### Napoli'de dijital Van Gogh sergisi Teknoloji ve sanat, dijital Van Gogh sergisinde buluştu, ortaya büyüleyici görüntüler çıktı. İtalya'nın Napoli kentinde dijital Van Gogh sergisi, ziyaretçilerine kapılarını açtı. Teknoloji ve sanatın birleştiği sergide ziyaretçiler, dünyaca ünlü ressam Vincent Van Gogh'un eserlerini, tuvalleri genişleten çoklu projektör sistemi ve son teknoloji videografi kaynakları sayesinde efektli ve hareketli olarak inceleme fırsatı buluyor. Sergi, 30 Nisan 2023 tarihine kadar açık olacak. ### Tuluyhan Uğurlu, Cumhuriyet'in 100. yılında 100 konser verecek Piyanist ve besteci Tuluyhan Uğurlu, Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla yurt içi ve yurt dışında 100 noktada müzikseverlerle buluşacak. Usta piyanist, ilk performansını 14 Ocak'ta İstanbul Trump Sahne'de gerçekleştirecek; ilerleyen tarihlerde Ankara, Hatay, İzmir ve Adana'da dinleyicileriyle bir araya gelecek. Program kapsamında Tuluyhan Uğurlu, yurt dışında da Kazakistan'ın başkenti Nur Sultan ve Almatı kentlerinde konser verecek. Konserlerinde Uğurlu, Cumhuriyet'in 100. yılı için hazırladığı "Güneş Ülke Anadolu", "Mustafa Kemal Atatürk ve Güneşin Askerleri", "Göklerle Ortak Tarihimiz" ve "Cumhuriyet'in Trenleri" isimli projelerini görsel sunum eşliğinde seslendirecek. "BU COŞKUYU HEP BİRLİKTE YAŞAYALIM" Tuluyhan Uğurlu, 100. yıl konser serisiyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada bu konserlerin sanat yaşamının en önemli projelerinden birini oluşturduğunu belirterek; "Tam bağımsız Türkiye bilincini yaygınlaştırmak, genç kuşakları Anadolu aydınlanmasından haberdar etmek ve geleceğe parlayan bir Cumhuriyet meşalesi bırakmak için 100. yıl konserlerime katılın. Bu coşkuyu hep birlikte yaşayalım" ifadelerini kullandı. ### Ressam Gamze Kırşavoğlu'ndan ilk solo sergi Soyut çalışmalarıyla tanınan ressam Gamze Kırşavoğlu, ilk solo sergisi “Suretler” ile 7-17 Ocak 2023 tarihleri arasında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’na konuk oluyor. Soyut çalışmalarıyla tanınan ve İstanbul’da katıldığı sergilerle adından sıkça söz ettiren Ressam Gamze Kırşavoğlu, "Suretler" adlı ilk solo sergisini 7-17 Ocak 2023 tarihleri arasında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda açıyor. Sanatseverler, sergiyi Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın 1. katında bulunan “um:ag Sanat Galerisi”nde ziyaret edilebilir. Bu aynı zamanda Kırşavoğlu’nun Ankara’daki ilk sergisi olacak. Sergi teması: "Benlik” kavramının da temelinde var olan beş olgu Sanatçının eserlerindeki çıkış noktası olan Budizme göre varoluşun temeli, beş tür olgunun (beş yığın) bileşiminden oluşur. “Benlik” kavramının da temelinde var olan bu beş olgu; form/madde/suret, duyum, algı, zihinsel oluşumlar ve BİLİNÇ/anlayıştır. Sanat, var olduğumuz andan itibaren suretten bilince varma yolculuğumuzun bir tezahürü olarak, sanatçının eserle kurduğu ilişkide de aynı yolu izler. Eserle fiziksel başlayan temas, bir nevi trans halinde bilincin ortaya dökülmesiyle son bulur. Aynı durum, eserin izleyicisi için de geçerlidir. İzleyicinin eserle ilk fiziksel karşılaşmasından sonra zihinsel teması başlar. Yorumlama yeteneği, estetik algısıyla birlikte bilinçten beslenerek bir beğeni veya yargı geliştirir. Eserin üretim ve tüketimine dair tüm süreç; madde/suretten, bilinç/anlayışa giden bu yoldan oluşur. Sanatseverlerin de eserlerinde suretten benliğe giden bu yolculuğu deneyimlemelerini hedefleyen Gamze Kırşavoğlu, sergisinde yer alan eserlerin çıkış noktası hakkında şunları söyledi: “Suretler Sergisi, sanatçının zihnindeki karmaşık duygu ve düşünceleri pentürde izleyicisi ile buluşturuyor ve eserlerin izleyicisi ile kurduğu zihinsel ilişkide bu duygu ve düşüncelerin izini aratıyor.” ### "Boğaziçi'nin Lezzetleri" kitabı Nevmekan'da tanıtıldı İstanbul Boğazı'ndaki yalı ve malikânelerin yemek kültürünü ilk kez gün yüzüne çıkaran, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği'nin desteğiyle ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı'nın hazırladığı “Boğaziçi’nin Lezzetleri” adlı kitap, Üsküdar Nevmekan Sahil’de tanıtıldı. İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’nin dönem başkanlığını yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, etkinlikte yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “Bu sadece bir yemek kitabı değil; tarih, sosyolojik yapı, yaşam biçimi ve Boğaz'ın zenginliğini sunan bir kaynaktır. Boğaziçi, bizlere Allah’ın lütfudur. İstanbul’un geçmişi ve geleceğini mercek altına alan kitabın yazarları Ömür Akkor ile Pınar Çakmakcı, birer kültür tarihçisi olarak Boğaziçi'nin sırlarını önümüze koydular." "Lüfer, Boğaz'ın en güzel ve kaliteli balığı" Şef Ömür Akkor ise Boğaziçi’nin kültürünün Türklere ait olduğunu belirterek; “Boğaziçi, Osmanlı’dan günümüze kadar naïf bir kültüre sahiptir. Lüfer, Boğaz'ın en güzel ve kaliteli balığı. Eskiden özel kayıklarla Boğaz'a açılırlar ve teknelerde mangal dahi bulurdu. Lüfer öyle tutulup, daha sonra evlere ve restoranlara pek taşımazdı. Tutulduktan hemen sonra temizlenir ve mangalda pişirilip, orada yenirdi. Limon sıkmak isteyen de kıyıdaki bir ağaçtan limonu koparır ve üzerine sıkardı. Yani lüfer balığı, Boğaz üzerinde sandalda ya da teknede hemen yenir ve en taze haliyle tüketilirdi” dedi. "KÜLTÜRÜMÜZÜN BİRER PARÇASI OLAN LEZZETLERİ YAZDIK" Kitabın diğer yazarı Şef Pınar Çakmakcı da “Kültürümüzün birer parçası olan lezzetleri yazdık ve lezzetlerini çıkış noktasını anlattık” şeklinde konuştu. Lansmanda harita üzerinde Boğaz'da avlanılan balıklar, yalılarda pişen yemekler, en çok tüketilenler ve tarifleri uygulamalı olarak gösterildi. Lansmana İstanbul Boğazı’ndaki Üsküdar, Beşiktaş, Sariyer, Beykoz, Beyoğlu ve Fatih Belediye Başkanları katıldı. BOĞAZİÇİ'NİN KÜLTÜR TARİHİNE ÖZGÜN BİR KATKI... İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği, çok özel bir projeye imza attı. Gastronomi dünyasının sayısız ödülüne sahip ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı tarafından kaleme alınan "Boğaziçi'nin Lezzetleri", yüzyıllardır süregelen Boğaziçi’nin kültürel birikimini, lezzet odaklı bir esere dönüştürdü. Boğaziçi hakkında geçmişten günümüze özel bilgiler ile başlayan kitapta, İstanbul’da yaşanan sosyal değişimin yemek kültürümüze yansımasını da takip etmek mümkün. Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan eserde, balıkların avlanma tarzlarından hangi ayda hangi balığın tüketileceğine kadar geniş bir bilgi sunuluyor. Boğaziçi balıklarının her birine özel tariflerin yer aldığı eser, yalılarda pişen yemeklerin tariflerine de yer vererek, İstanbul’un ve Boğaziçi’nin kültür tarihine özgün bir katkı ortaya koyuyor. "Boğaziçi'nin Lezzetleri" kitabının lansmanında, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’nin dönem başkanlığını yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ve Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan ile İBB’nin birlik temsilcisi yer aldı. İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği'nin desteğiyle ünlü şefler Ömür Akkor ve Zennup Pınar Çakmakcı'nın hazırladığı “Boğaziçi’nin Lezzetleri” adlı kitap, Üsküdar Nevmekan Sahil’de tanıtıldı. ### RED art İstanbul'dan geleneksel karma yılbaşı sergisi  Modern sanat galerisi RED art İstanbul, geleneksel karma yılbaşı sergisi “Tis’ the season Tis’ the ART” için geçtiğimiz hafta sonu kapılarını açtı. Sanat ve cemiyet dünyasından birçok ismin bir arada bulunduğu sergi, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. Soğuk bir kış akşamında sanat eserlerinin canlı renk ve dokularıyla ortamı ısıttığı, yılbaşı ruhunun hakim olduğu Red art İstanbul 'un galerisinde, Subway Jazz Station müzikleriyle katılımcılara eşlik etti.  Serginin açılış partisine katılanlar arasında; Ali Sunal & Nazlı Sunal, Nilperi Şahinkaya, Emre Yusufi, İbrahim Selim, Hande Uğur, Didem Yağcı, Cihan Ünalan, Gizem Girgin, Hamid Tolouei Fard, Sebla Devidas, Beni Devidas, Tolga Acarlı, Ahu Acarlı, Gülfam Aydın, Axel Devidas, Hayal Aydın gibi isimler yer aldı. Sergi, 7 Ocak’a Kadar Ziyaret Edilebilecek RED art İstanbul'da 24 Aralık’ta ziyaretçilerine kapılarını açan sergi, 7 Ocak 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Berk Arıkan, Cankat Kalyoncu, Cihan Ünalan, Çağatay Odabaş, Didem Yağcı, Eda Baysal, Ekin Anıl, Emel Ilgaz, Emre Yusufi, Ezo Sunal, Hamid Tolouei Fard, Hande Uğur, İlkem Güneri, Nesren Jake, P.J., Serdar Akkılıç, Tarkan Güveli, Taylan Türkmen, Uğur Orkide’nin eserleri, “Tis’ the season Tis’ the ART” sergisinde sanatseverlerle bulaşacak.  Ali Sunal, Emre Yusufi... Mert Aydın... Sebla Devidas, Beni Devidas, Axel Devidas, Tolga Acarlı, Ahu Acarlı, Gülfam Aydın, Hayal Aydın ve Yiğit Aydın... Nilperi Şahinkaya... Mert Aydın, Yiğit Aydın... RED art İstanbul ’un sergi açılış partisinde, Subway Jazz Station müzikleriyle katılımcılara eşlik etti.  ### Sanatın coşkusuyla 2023’e “Merhaba” “Sanata Evet” yaklaşımıyla DenizBank’ın 18 yıldır desteklediği İDSO Konserleri, 30 Aralık Cuma günü gerçekleşecek gelenekselleşen yeni yıl konseriyle 2022 yılına veda ediyor. Aynı zamanda yeni yılın da karşılandığı konserde müzikseverler; Ferit Tüzün, Rachmaninov ve Shostakovich’in eserlerinden oluşan seçkiyi dinleyerek, unutulmaz bir gece yaşayacak. DenizBank’ın“Sanata Evet” anlayışıyla 18 yıldır desteklediği İDSO (İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası), konserlerinde birbirinden değerli eserlere hayat verdiği 2022 yılını geride bırakırken, yine müziğin muhteşem büyüsüyle dinleyicileri 2023 yılına “Merhaba” demeye davet ediyor. Yılın son İDSO DenizBank Konserleri’ni, deneyimli İngiliz şef HowardGriffiths yönetecek. Değerli besteci Ferit Tüzün’ün Türk Kapriçyosu ile başlayacak olan konser, Shostakovich’in caz süitleriyle renklenecek. Keman dehası Paganini ile piyano virtüözü Rachmaninov’un buluştuğu eseri ise solist piyanist Melodie Zhao yorumlayacak. 2022’nin bu son konseri, saat 20.00’de AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda izlenebilir. Biletler, biletinial.com’da… 30 Aralık 2022 Konseri Yer: AKM Türk Telekom Opera SalonuSaat: 20:00Şef: HowardGriffithsSolistler: MelodieZhao (Piyano) ProgramF. Tüzün, Türk KapriçyosuS.Rachmaninov, Paganini Varyasyonları AraD.Shostakovich, Caz Süitleri ### "Sultan Mehmed'in Rüyası" ziyarete açıldı İBB Kültür AŞ ve TUCE Investment iş birliğinde gerçekleşen gösterim öncesi, basın mensuplarına açıklamada bulunan İBB Kültür AŞ. Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü İpek Marangoz, kültür sanatı herkes için erişilebilir kılmayı amaçladıklarını söyleyerek, "İnsanlara sosyalleşebilmeleri için sebepler yaratmak istiyoruz." dedi. Marangoz, müzenin 2009'da İBB tarafından halka açıldığını aktararak, tam panoramik olması sebebiyle dünyadaki örneklerinin arasında bir ilk olduğunu vurguladı. Müzeyi daha dinamik ve deneyimlenebilir bir hale getirmek için bazı yenilikler yaptıklarına dikkati çeken Marangoz, şu bilgileri verdi: "İstanbul'un fethi ışık, ses ve görsel olarak müzenin kapalı kubbesinde mapping (video yansıtma) gösterisiyle izlenebilecek. Yaklaşık 10 dakikalık 3 boyutlu gösteri, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetme tutkusunu adım adım nasıl gerçekleştirdiğini anlatıyor. İstanbul'un köklü tarihini, Fetih sonrası dönemini ve Fatih Sultan Mehmed'in çok yönlü lider kişiliğini günümüze taşıyor. Bunun yanı sıra ziyaretçiler gösterim öncesi Atatürk Kitaplığı'ndan getirilen 'Padişah Portreleri' sergisini, gösterim sonrası ise Nusret Çolpan'ın 'Minyatürlerde Fetih' seçkisini gezebilecekler." ​​​​​​​Antalya Bilim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Mesut Uyar'ın danışmanlığında hazırlanan gösteri, Hz. Muhammed'in "Konstantinopolis mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur." sözleriyle başlıyor ve Fatih Sultan Mehmed'in rüyasını gerçekleştirme sürecini gözler önüne seriyor. ### Toro Karaköy Art Gallery’de "Güneşin Yeniden Doğuşu’’ Sergisi İstanbul’un  sanat dünyasına  yeni katılan sanat merkezlerinden biri olan Toro Karaköy Art Gallery geride bırakmaya hazırlandığımız 2022 yılının son sergisini sanatseverlerin beğenisine açtı. Merkezin aynı zamanda  3. karma sergiside olan bu sergide 9 sanatçının eserleri sergilenmekte. Müge Yıldız, Öznür İleri Kepçe, Aysel Erken, Muzaffer Gençer CUMARTESİ DAHİL 5 OCAK GÜNÜNE KADAR GEZİLEBİLİR Murat Küçükkayalı’nın küratörlüğünü yaptığı sergide, Aysel Erken, Ayten Erken, Çağla Buket Karpınar, Ebru Sağlam, K. Muzaffer Gençer, Melek Uysal, Müge Yıldız, Öznur İleri Kepçe ve Sabahat Bayar’ın eserleri bulunuyor. Sergi 5 Ocak tarihine kadar Hafta içi ve cumartesi günleri dahil 10.00 ile 18.00 arasında ziyarete açık, pazar günleri ise kapalı olacak. Küratör Murat Küçükkayalı ve galeri işletmecileri Yeşim Tatar ve Oğulcan Tatar Adres: Karaköy, Hacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak Numara 7 Beyoğlu ### Kale Tasarım ve Sanat Merkezi'nden "In Transit Arada" bir sergi deneyimi Disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), “İyi Bak Dünyana” hareketi kapsamında öncülüğünü yaptığı Konuk Sanatçı Programı’nın bir ayağı olan "In Transit Arada" sergisini hayata geçiriyor. Disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), bir yandan sürdürülebilirliği odağına alan çalışmalara ev sahipliği yapmaya devam ederken, diğer yandan da sürdürülebilirliğe farklı bir açıdan yaklaşmaya çalışıyor. KTSM, ekim ayında ilk kez başlattığı Konuk Sanatçı Programı kapsamında hayata geçirdiği "In Transit Arada" sergisini 16 Aralık tarihi itibariyle sanatseverlerle buluşturdu. Fransız ve Hintli seramik sanatçıları Élodie Alexandre-Reyaz Badaruddin’in imza attığı ve kürasyonunu Sait Fehmi Ağduk'un yaptığı sergi, altmışa yakın eserden oluşuyor. Élodie Alexandre’ın sandalye, ateş ve kuş, Reyaz Badaruddin’in ise konteyner imgelerinden yola çıkarak hazırladığı eserler, "İyi Bak Dünyana" mottosuyla birebir örtüşüyor. Küratör ve sanatçılar, sergi ziyaretçilerini ‘dünyamıza nasıl daha iyi ve doğru bakabileceğimizi’ bir arada sorgulamaya davet ediyor. KTSM’nin "İyi Bak Dünyana" mottosunu merkeze alarak hazırlanan ve seramik eserlerden oluşan sergi, 16 Aralık 2022 - 15 Ocak 2023 tarihleri arasında Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM)'de ziyaret edilebilecek. Türkiye’de seramik alanında bir ilk olan Konuk Sanatçı Programı’nın bir meyvesi Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM)’nin İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA)'nın desteğini ikinci kez almaya hak kazanarak, “YENİŞİM: Yaratıcı Endüstrilerde İş Modeli Geliştirme Projesi” kapsamında hayata geçirdiği Konuk Sanatçı Programı’ndan dolayı gururlu olduklarını belirten Kale Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Zeynep Özler; "Kale Grubu’nun köklerinden aldığımız ilhamla, KTSM olarak özgün ve sıra dışı projelere ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Hayata geçirdiğimiz 'In Transit Arada' sergisi de Türkiye’de seramik alanında bir ilk olan Konuk Sanatçı Programı’nın bir meyvesi. Bu sergi bize sıra dışı bir deneyim yaşatırken, diğer yandan da dünyamıza ne kadar iyi ve doğru baktığımızı ve bakmamız gerektiğini bir kez daha sorgulatacak" diye konuştu. GERÇEKÇİ UMUT Serginin sanatçıları Élodie Alexandre-Reyaz Badaruddin ve küratörü Sait Fehmi Ağduk ise bu sergiyle gerçekçi bir umut beslediklerini dile getirerek; "In Transit Arada, hem durağanlık hem de ilerleme iradesi. Bu sergideki işlerle umut vermek istiyoruz. Karamsarlığa saplanıp kalma lüksümüz yok ama aynı zamanda gerçekçiyiz. Gezegenimizin tehlike altında olduğunu biliyoruz. Küresel sorunlarımızın ağırlığını omuzlarımızda hissediyor, bununla birlikte harekete geçmek istiyoruz. Bu durumu hep birlikte yeni bir ifade türeterek, şöyle ifade ediyoruz: 'In Transit Arada' Hâlâ hareket halindeyiz. Dünyamızı iyileştirmek için hâlâ fırsatımız var. Sorumluluklarımızı üstlenmemiz gerektiğini biliyoruz. Umudumuz var. In Transit Arada'nın anlamı da bu: Gerçekçi umut" diye konuştular. Disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), “İyi Bak Dünyana” hareketi kapsamında öncülüğünü yaptığı Konuk Sanatçı Programı’nın bir ayağı olan "In Transit Arada" sergisini hayata geçiriyor. ### İBB Şehir Tiyatroları, “Yatak Odası Komedisi” oyunu ile Bahçelievler’de! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları’nın beğeniyle izlenen oyunu “Yatak Odası Komedisi”, Bahçelievler seyircisinin karşısına çıkıyor. İstanbul’un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları, Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği “Yatak Odası Komedisi”ni Bahçelievler seyircisiyle buluşturuyor. Oyun, 27 Aralık 2022 Salı günü 20.30’da Yenibosna Dr. Enver Ören Kültür Merkezi’nde sahneleniyor. İBB Şehir Tiyatroları oyunları, sezon boyunca İstanbul’un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. OYUN HAKKINDA Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. ### "Angeliki ile Mehmet" serisinin lansmanı Kültür 365’te gerçekleşti Yazar Yasemin Özek’in Epsilon logosuyla okurlarla buluşan iki kitaplık serisi Angeliki ile Mehmet 'in lansman daveti, 22 Aralık Perşembe akşamı İstanbul’un yeni etkinlik merkezi Kültür 365’te Verdura İstanbul’un katkılarıyla gerçekleşti. Hülya Gülşen Irmak, Dr. Burkay Adalığ, Aybike Ertürk, Moshe Aelyon, Sabiha Apaydın, Vahit Uysal gibi isimlerin katıldığı gecede, Yasemin Özek’in kitaplarında kullandığı “Güneş düşsün ama batmasın” cümlesinden ilhamla Anason İşleri tarafından tasarlanan kadehler de ilk kez davetlilerle paylaşıldı. Kendisi de bir mübadil torunu olan Yasemin Özek’in sınır tanımayan bir aşkı kaleme aldığı "Angeliki ile Mehmet" serisinin ikinci romanı "Bu Böyle Yarım Kalmayacak" geçtiğimiz ay okurlarla buluşmuş, serinin ilk kitabı da Epsilon logolu yeni baskısıyla raflarda yerini almıştı. Yasemin Özek’in tarihsel gerçeklerden esinlenerek tutkulu bir aşk hikâyesini kaleme aldığı iki kitaplık seri 70’li yılların Beyoğlu’nda, bir meyhanecinin kızı olan Angeliki ile bir ciğercinin oğlu olan Mehmet’in arasındaki aşkı anlatıyor. Okurlar bir yandan Angeliki ile Mehmet’in çarpıcı aşk hikâyesine şahitlik ederken, diğer yandan bu sürükleyici aşka eşlik eden şarkıları kitapların sonundaki karekodlardan dinleyebiliyorlar. Anason İşleri’nin her iki kitapta da geçen “Güneş düşsün ama batmasın” cümlesinden ilhamla tasarladığı kadehlere ise anasonisleri.com adresinden ulaşılabiliyor. Angeliki ile Mehmet (1) İstanbul’da, Beyoğlu’nda, Balık Pazarı’nda bir ciğercinin oğlu ile bir meyhanecinin kızı idi onlar. Karşılıklı dükkânlarda çalışıyorlardı, babaları da yıllardır aynı sokağın esnafı… İki gencin birbirlerini görüp âşık olması, güzel bir hikâyenin başlangıcı olabilir her şey mutlu mesut ilerleyebilirdi. Biri Türk biri Rum olmasaydı… Sene, 1970 olmasaydı… Zamanın ruhunun kıydığı sevdalardan birine dönüşmek üzereydi Angeliki ile Mehmet’in aşkı. Önce gizlemeyi denediler, sonra şarkılarla beslediler hasretlerini. Ama bir gün… O büyük yangının kıvılcımı düştü aralarına, hayallerinin dekoru paramparça olana dek de bırakmadı peşlerini. Bazı aşkları bitirmeye çalışır herkes, neden olduğunu bile bilmeden, sırf öyle olması gerektiğini öğrendikleri için… Bir tek âşıklar savunur bunun karşı konulamaz bir his olduğunu. Sonra bir ağızdan söylerler o şarkıyı: “Bu böyle yarım kalmayacak…” Bu Böyle Yarım Kalmayacak – Angeliki ile Mehmet (2) Aşk bir mücadele işi; araya giren yılların, yolların, ellerin ve kuralların taraf olduğu bir savaşta… “Silemezler gönlümden ne aşkını ne seni…” diye diye savaşıyor sevdalılar. Uzaklık da hasret de bir yangın, kimin ne kadar yandığını da kimse bilmiyor üstelik; diğeri bile… Bu bilinmezlik içinde “Bir ihtimal daha var…” diyesi geliyor ayrılanın da; hemen araya giriyorlar etraftan, “Tek sen misin ayrılan, üzüldüğün şeye bak…” Gitmenin de kalmanın da zor olduğu yerde en zoru buluşmak… Tut ki inat ettin tut ki kavuştun, bakalım bulduğun kişi bıraktığın kişi mi? Angeliki ile Mehmet’in sevdası sınırlara inat sürüyor… Sürüyor da kendilerinin ve aşklarının önüne geçecek büyüklükte engeller karşısında ne kadar ayakta kalabilecek? O son şarkıyı, birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı söyleyecekler: “Seni ben unutmak istemedim ki, uzayan yollara neden inandın…” Yasemin Özek’in Angeliki ile Mehmet serisinin iki romanı birden, Epsilon logosuyla raflarda ve internet satış sitelerinde! YASEMİN ÖZEK HAKKINDA 1980 yılında İstanbul’da doğdu. Özel Moda Lisesi’ni bitirdikten sonra Akademi İstanbul, Radyo/Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldu. Beş yıl boyunca reklam ajanslarında metin yazarı olarak çalıştı. 2005 yılında televizyon kariyerine başladı ve çeşitli televizyon dizilerinin senaristliğini yaptı. 2011 yılında Van Depremi’nin ardından Erciş’te çekilen “Beklemek” adlı belgeselin yapım koordinatörlüğünü üstlendi. Belgesel, aynı yıl TRT Belgesel Ödülü’nü aldı. 2014 yılında ilk romanı İki Gözüm Despina’yı yazmaya karar verdiğinde senaristliğe ara verdi. Yunanca öğrenimini hızlandırdı ve kitabının büyük kısmını Yunanistan’da tamamladı. İki Gözüm Despina Şubat 2017 yılında, ikinci romanı Angeliki ile Mehmet 2020 yılında yayımlandı. İki Gözüm Despina, 2022 Mayıs ayında Ekdoseis Pataki tarafından Yunanistan’da yayımlandı ve Yunanca çevirisiyle okurlarıyla buluştu. Dr. Burkay Adalığ'ın 2020 yılında yayımlanan ve iki dalda “Gourmand Awards 2021” ödülünü alan İmbikten Kadehe/Distile İçkiler Rehberi kitabının ve Maltın Peşinde kitabının editörlüğünü yaptı. Angeliki ile Mehmet’in devamı olan Bu Böyle Yarım Kalmayacak – Angeliki ile Mehmet 2, 2022 yılında yayımlandı. ### Biletinial ocak ayı etkinlik takvimi dopdolu Teknoloji odaklı kültür, sanat, spor ve eğlence platformu Biletinial, ocak ayı boyunca sanatseverleri Türkiye genelindeki kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturmayı sürdürecek. Sanatseverler, binlerce etkinliğin biletlerine www.biletinial.com üzerinden zahmetsizce erişebilecek. Tüketicileri farklı etkinliklerle buluşturmak için özel çözümler sunan teknoloji odaklı kültür-sanat, spor ve eğlence platformu Biletinial, sanatseverleri Türkiye genelindeki kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturmaya yeni yılın ilk ayında da devam edecek. Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Türkiye Voleybol Federasyonu, Türkiye’nin önde gelen sinema grupları, özel tiyatrolar, Şehir Tiyatroları, spor kulüpleri ve festivallerin iş ortağı olan Biletinial, kullanıcı dostu arayüzü ve hızlı altyapısıyla katılımcıların etkinliklere kolayca bilet almalarını sağlarken, kültür sanat hayatının zenginleşmesine katkıda bulunuyor. 2023 yılında da İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere Türkiye’nin onlarca şehrindeki birbirinden güzel etkinlileri kullanıcılarıyla buluşturmaya devam edecek olan Biletinial’da ocak ayında öne çıkan bazı etkinlikler şöyle: Birbirinden etkileyici tiyatro oyunları Dünyanın en çok oynanan komedilerinden biri olarak tiyatro tarihine geçen “Ahududu”, Tiyatrokare’nin yeni yorumu ve Nedim Saban imzasıyla sahnede. Suna Keskin ve Melek Baykal’ın baş rollerini paylaştığı oyun, 2 Ocak’ta saat 20.30’da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 15 Ocak’ta ise Trump Sahne’de saat 18.30’da seyircisiyle buluşacak. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, Hira Tekindor’un yönettiği ve Zerrin Tekindor’un etkileyici performansıyla adından söz ettiren “Toz”; 24, 25 ve 26 Ocak’ta İstanbul’un yeni kültür sanat merkezi Fişekhane’de sahnelenecek. Ünlü oyuncu Fırat Tanış, Semih Çelenk’in yazdığı ve yönettiği “Gelin Tanış Olalım” oyunuyla 3 Ocak’ta saat 20.30’da Caddebostan Kültür Merkezi, 10 Ocak’ta saat 20.30’da Trump Sahne ve 19 Ocak’ta saat 20.30’da İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu’nda sahne alacak. Ankara MEB Şura Salonu, 17 Ocak’ta saat 20.00’de Emrah Eren'in yönettiği, Şevket Çoruh ile Günay Karacaoğlu’nun akılda kalan oyunculuğuyla dikkat çeken “Bir Baba Hamlet” oyununa ev sahipliği yapacak. Başrollerini Funda Eryiğit, Hazar Ergüçlü ve Kubilay Tunçer’in paylaştığı Timsah Ateşi, 18 Ocak’ta saat 20.00’de Ankara MEB Şura Salonu’nda, 28 Ocak’ta saat 20.30’da ise İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu’nda olacak. İstanbul’un seslerini, genç ve yaşlı kadınların içlerinden geçirdiklerini, oradan oraya savrulan gençlerin kırgın ve öfkeli hallerini sahneye taşıyan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun “Istırap Korosu” oyunu ,18 Ocak’ta saat 20.30’da İzmir Bostanlı Suat Taşer Salonu’nda, 27 Ocak’ta saat 20.30’da Bursa Podyum Sanat Mahal’de izlenebilecek. Müziğin büyüsü Ocak ayı boyunca İstanbul’da Dünya starlarının, müzikseverlere eşi benzeri olmayan bir gece yaşatacağı “İstanbul Night Flight” konser serisi, 2023’te de dinleyiciyle buluşmaya devam edecek. Events Across Turkey tarafından düzenlenen Avrupa’nın En iyi Event Ödüllü etkinliğin kombine biletleri, Biletinial üzerinden satışa sunuldu. Okan Bayülgen’in İstanbul’a kazandırdığı sıra dışı gösteri mekânı Dada Salon Kabarett, ocak ayında farklı konserlerle dinleyicilerini ağırlamaya hazırlanıyor. 11 Ocak’ta Ayta Sözeri’nin sahne alacağı mekânda 13 Ocak’ta Göksel, 21 Ocak’ta Emre Altuğ, 27 Ocak’ta ise Mirkelam dinleyicilerle buluşacak. Dada Salon Kabarett etkinliklerinin başlama saati ise 22:00. Moda Kayıkhane, Ocak’ta müziğin sevilen isimlerini sahnesinde ağırlayacak. Türk pop müziği denince ilk akla gelen isimler arasında yer alan Yaşar; ‘Sebepsiz Fırtınam’, ‘Kumralım’, ‘Kör Bıçak’ ve ‘On Bir Ay’ gibi şarkılarıyla 6 Ocak’ta Kayıkhane sahnesinde olacak. 7 Ocak’ta Soner Olgun, 13 Ocak’ta Kıraç, 14 Ocak’ta Selami Şahin ve 20 Ocak’ta Mehmet Erdem de aynı mekânda en güzel şarkılarını dinleyicileri için seslendirecek. Etkinliklerin başlama saati ise 22.00. Bostancı Gösteri Merkezi, 28 Ocak’ta kendine has yorumuyla dikkatleri üzerine çeken, Türk pop müziğinin genç seslerinden Tuğba Yurt konserine ev sahipliği yapacak. Konser saat 21.00’de başlayacak. Mizah tutkunları için stand-up gösterileri de programda Biletinial üzerinden satışa çıkan etkinlikler arasında, birbirinden komik stand up gösterileri de yar alıyor. İskenderun Belediyesi Kültür Sarayı, 5 Ocak’ta saat 20.30’da Mandıra Filozofu filmleriyle tanınan Müfit Can Saçıntı’nın “İtiraz Ediyorum” isimli canlı müzikli tek kişilik güldürüsünü ağırlayacak. “2 Sosyolog” Youtube kanalı ile sosyolojik mizahı geniş kitlelerle buluşturan Nedim Güzel, sosyolojik tespitleri ve yaşanmış komik öyküleri bir araya getirdiği interaktif gösterisiyle 17 Ocak’ta saat 20.30’da Barış Manço Kültür Merkezi’nde, 25 Ocak’ta saat 20.00’de ise Şişli Tiyatrosu’nda sahne alacak. ### Cam Atatürk portresi Rahmi Koç Müzesi'nde! Rahmi M. Koç Müzesi, Şişecam’ın Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü andığı 10 Kasım “Paramparça” filmindeki cam Atatürk portresini ziyaretçileriyle buluşturuyor. İsviçreli çağdaş görsel sanatçısı Simon Berger’in 4 bin 28 çekiç darbesiyle yarattığı Atatürk portresi, 31 Mart 2023’e kadar müzede sergilenecek. Türkiye'nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihindeki gelişmeleri yansıtan ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, yeni bir sergilemeye ev sahipliği yapıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle 1935 yılında temelleri atılan Şişecam’ın 10 Kasım’da Kurucusu Ulu Önder’i anmak için hazırladığı “Paramparça” filminde hayat bulan Atatürk portresi, müzede yerini aldı. İsviçreli çağdaş görsel sanatçısı Simon Berger tarafından 4 bin 28 çekiç darbesiyle yaratılan camdan Atatürk portresi, 31 Mart 2023’e kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde yakından görülebilecek. ### Orta Çağ'dan kalma küpeler ziyarete açılıyor Orta Çağ'dan kalma altın "vaşak küpeler", gelecek yıl Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde görücüye çıkıyor. Orta Çağ döneminde önemli bir ticaret merkezi olan Ani Ören Yeri'nden geçen İpek Yolu güzergahında bulunan "vaşak biçimli" altın küpeler, 2023'te Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenecek. UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki tarihi Ani Ören Yeri'ne yakın bir yerde bulunan küpeler, Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Üzerinde yıldız, damla ve hilal motifi bulunan 22 gram ağırlığındaki küpeler, gelecek yıl müzede sergilenecek. Kars Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Müdürü Yavuz Çetin, konu ile ilgili yaptığı açıklamada Kars'ın sınır şehri ve tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması dolayısıyla birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını söyledi. Kars'ta birçok medeniyetin kültür varlığını görmenin mümkün olduğunu anlatan Çetin, Ani Ören Yeri ve çevresinde Köşevenk ile Mağazberk gibi çok sayıda tarihi taşınmaz kültür varlığının bulunduğunu ifade etti. İnsanların tarih boyunca hayvanlardan yararlandıkları gibi onlara fiziksel ya da karakteristik anlamlar da yüklediğini dile getiren Yavuz Çetin; "Kedigiller familyasından vaşak da bu hayvanlardan birisidir. İnsanlar, bu hayvanın yırtıcılığından ve gücünden etkilenerek bunu sanatsal ögelerde kullanmışlardır" dedi. Çetin, bulunduğu bölge itibarıyla "vaşak biçimli" altın küpeleri Orta Çağ dönemine tarihlendirdiklerini belirtti. ### Atatürk Kültür Merkezi bir yılda 1 milyonun üzerinde sanatseveri ağırladı Türkiye'nin önde gelen sanat merkezilerinden Atatürk Kültür Merkezi (AKM), geçirdiği restorasyonun ardından kapılarını yeniden açtığı 29 Ekim 2021'den bu yana 1 milyon 300 bin ziyaretçiyi konuk etti. AKM'den yapılan açıklamaya göre, operadan baleye, tiyatrodan konserlere, sergilerden çocuk atölyelerine farklı buluşmalara sahne olan AKM'de yıl boyunca 1265 etkinlik gerçekleştirildi. Gelişmiş bir teknolojik donanımla tasarlanan AKM Türk Telekom Opera Salonu, Tiyatro Salonu, AKM Galeri, Çok Amaçlı Salon, Müzik Platformu, Kayıt Stüdyosu, Çocuk Sanat Merkezi, Kütüphane ve AKM Yeşilçam Sineması yıl boyu ziyaretçi akınına uğradı. AKM aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, İstanbul Devlet Opera ve Balesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, Devlet Halk Dansları Topluluğu ve İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu'na da ev sahipliği yaptı. Geniş içerik yelpazesiyle 7'den 70'e herkese hitap eden AKM'de yıl boyunca 275 konser, 150 tiyatro, 80 opera ve bale, 37 sergi ve 90 film gösterisinin yanı sıra söyleşiler, okur yazar buluşmaları ve çeşitli atölyeler düzenlendi. Çocuklar için 386 farklı atölye yapıldı ve 60 binden fazla çocuk sanatla buluştu. Akustik özelliklere sahip salonları ve yeni etkinlik alanlarıyla, yurt içi ve yurt dışından bu sahnenin bir parçası olmak isteyen sanatçı ve toplulukları ağırlayan AKM, Londra Filarmoni Orkestrası'ndan, yaşayan en büyük caz müzisyenlerinden Grammy ödüllü trompet sanatçısı Chris Botti'ye, İspanyol müziğinin usta ismi Buika'dan dünyaca ünlü caz şarkıcısı Stacey Kent'e pek çok ismi sanatseverlerle buluşturdu. "Carmen" operası 15 yıl sonra AKM'de sahnelenirken, "Saraydan Kız Kaçırma", "Falstaff", "La Traviata" operaları ve "Don Kişot", "Kuğu Gölü" baleleri de seyircilerin büyük ilgi gösterdiği etkinlikler arasında yerini aldı. AKM, ayrıca başta Beyoğlu Kültür Yolu Festivali olmak üzere, AKM bünyesinde 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen Çocuk Sanat Festivali, çeşitli kısa film festivalleri, Boğaziçi Film Festivali, TRT Uluslararası Belgesel Günleri, Uluslararası Distopya Film Festivali, Ödüllü Filmler Haftası, İKSV Müzik Festivali, Akbank Caz Festivali, İstanbul Uluslararası Halk Müziği Festivali gibi birçok organizasyonun da mekanı oldu. ### Lale Müzesi 2,5 yıllık aranın ardından tekrar ziyarete açıldı İstanbul Lale Vakfı (İLAV) tarafından lalenin kültürel varlığının gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan Lale Müzesi, 2,5 yıllık aranın ardından yeniden ziyaretçileriyle buluştu. Emirgan Korusu'ndaki müzede, lale dikmeye yarayan saban, lale ayıklama eleği, el yazması tezhibin üzerindeki lale motifi, lale broşu, özel kurutulmuş lale çiçeği, lale motifli padişah kaftanı, savaş aletleri, oya ve mendil gibi eşyalar yer alıyor. İçinde iki sergi salonu bulunan ve 1500 metrekarelik alandan oluşan müzeyle ilgili AA muhabirine açıklamada bulunan İLAV Yönetim Kurulu Üyesi Burhan Akdağ, niyetlerinin, dünyanın en büyük lale müzesini yapmak olduğunu söyledi. Yılda en az 5-6 milyon ziyaretçi sayısına ulaşmak istediklerini dile getiren Akdağ, Türk kültüründe lalenin önemli bir yer teşkil ettiğine vurgu yaparak, "Lalesiz bir dönemimiz olmamış, her çalışmamızda kullanmışız. O yüzden laleyle ilgili diğer müzelerde neler var bakacağız ve bunları tek çatı altında toplamak için bir çalışma yapacağız. Dolayısıyla müzemizdeki materyaller daha da fazla olacak. Bu konuyla ilgili yazışmalar başladı. İnşallah laleyle ilgili tüm dokümanları buraya toplayıp Lale Müzesi'ni adına yakışır bir hale getireceğiz." dedi. "LALE, SADECE BAHÇEDE YETİŞEN BİR ÇİÇEK DEĞİL" Burhan Akdağ, ziyaretçilerin lalenin geçmişini ve Türk kültüründeki yerini görebileceklerinin altını çizerek, şunları kaydetti: "Laleyi savaşlarda atların alınlarında ve bacaklarında kullanmışız. Padişah kıyafetlerinde, yemek kaşıklarında kullanılmış. Müzeyi gezenler, lalenin sadece bahçede yetişen bir çiçek olmadığını çok önemli bir figür olduğunu anlayacak. Bu yüzden okullarla çalışmalar yapıyor, okulları davet ediyoruz. Bundan önceki dönemde ilkokul ve ortaokul öğrencileri arasında lale resim yarışmaları yapılmıştı. Bunları tekrar yapacağız. Çocuklarımızın laleye bakış açısını değiştirmeyi ve herkesin laleyi tanımasını istiyoruz." Vakıf bünyesinde iki sergi alanı ve sanat galerisinin bulunduğunu kaydeden Akdağ, "Burada sergiler düzenleyeceğiz. Yılın 12 ayı, sanatçılar çalışmalarını sergileyebilecek." ifadelerini kullandı. "LALENİN TÜRKLERE AİT OLDUĞUNU TÜM DÜNYAYA ANLATMAK İSTİYORUZ" Akdağ, koleksiyonerlerle de görüştüklerine işaret ederek, müzeyi bütün sanatçıların buluşma noktası yapmayı hedeflediklerini vurguladı. Emirgan Korusu'na gelen ziyaretçilerin müzeyi gezerek, müzedeki imkanlardan yararlanabileceğini belirten Akdağ, sözlerini şöyle tamamladı: "Lale kasım ve aralık aylarında dikiliyor, nisan ve mayıs aylarında da açıyor. İstanbul'un bütün koruları, bahçeleri laleyle bezeniyor. Lalenin 2 aylık bir ömrü var fakat biz bunu en az 6 aya çıkarmaya çalışıyoruz. Altı ay boyunca isteyen gelsin bu lale soğanını alsın diksin. Biz bu süreyi altı aya nasıl çıkarırız bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Bu süreyi daha da uzatacağız inşallah. Konya, Yalova ve Silivri'de birçok çiftçi dostumuzla çalışma halindeyiz. Şu anda Türkiye'de 10 milyon lale soğanı yetiştiriliyor. Biz, bunu nasıl 100-200 milyona çıkartıp bütün ülkelere bu soğanları gönderebiliriz, bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Zaten yurt dışında on şehirde lale bahçemiz var. Bunlarla ilgili de çalışmalarımız var. Lalenin Türklere ait olduğunu tüm dünyaya anlatmak istiyoruz." ### Hindistan’ın mistik rotalarında unutulmaz bir seyahat Sosyalleşmeyi ve keşfetmeyi bir platformda buluşturmak amacıyla kurulan GitmekLazım.com, 2023 yılında düzenleyeceği Hindistan’ın alt sınırından başlayarak Sri Lanka’ya kadar uzan turları ile gezginlere bu özel coğrafyada yeni kültürler deneyimleme fırsatı sunuyor. Gezginlere yeni deneyimler sunmak ve aynı zamanda gezerken sosyalleşme imkânı sağlamak üzere çalışmalarını sürdüren GitmekLazım.com, kullanıcılarına Hindistan’ın alt sınırında yer alan Delhi, Katmandu Agra, Fatehpur Sikri, Varanasi, Jaipur şehirlerinden Sri Lanka'ya kadar uzanan özel bir rotayla büyüleyici tatil deneyimi sunuyor. Tarihte iz bırakan özel lokasyonlar bu turlarla ziyaret edilecek GitmekLazım.com, seyahatseverlere sunduğu “Hindistan Alt Kıtası ve Sri Lanka Turları” ile UNESCO tarafından “Dünya Mirası” ilan edilmiş birçok yapı ve tapınağı görme imkânı sağlayacak. Tarihte bir yolculuğa çıkarak 17. yüzyıl havasını deneyimleme olanağı sağlayan turda ziyaret edilecek olan saray, mahal ve birçok tarihi yapı, gezginlere Hint mistik kültürünü yakından tanıma fırsatı sunacak. Tur kapsamında Dünyanın Yedi Harikası’ndan birisi olan Tac Mahal’i ve tekrar hayata döneceğine inanılan ölülerin yıkandığı Ganj Nehri ziyaret edilecek ve bu kültürel açıdan özel lokasyonların keşfi ile gezginler unutulmaz bir deneyim yaşama imkanına sahip olacak. ### Toro Karaköy Art Gallery'de "Güneşin Yeniden Doğuşu" Toro Karaköy Art Gallery, 24 Aralık 2022 - 5 Ocak 2023 tarihleri arasında “Nardugan - Güneşin Yeniden Doğuşu” adlı karma sergiye ev sahipliği yapacak. “Güneşin Yeniden Doğuşu” adlı yeni karma serginin küratörlüğünü Murat Küçükkayalı yapıyor. Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Anadolu toprakları, farklı kültürleri bir arada yaşamış, bu kültürler nesilden nesile aktarılarak dünyanın birçok yerine yayılmıştır. İçinde bulundukları yerlerin kültürüne, yaşam tarzına, coğrafi yapısına göre bazı farklılıklar göstererek de olsa devam etmiştir. Nardugan, eski Türklerde yeni yıl bayramıdır ve “güneşin yeniden doğuşu” anlamına gelmektedir. Eski Türklerdeki mitolojik inanca göre, gece ile gündüz arasındaki savaşı gündüzün kazanması ile büyük bir güneş doğmuş. Türkler, bu güneşi yeni bir başlangıç, yeni umut, yeni hedefler olarak düşünürler. Bu bayram, kutsal sayılan akçam ağaçlarının altında kutlanırdı ve insanlar sevinçlerini birbiriyle paylaşırdı. Geleneğin zamanla Mezopotamya’ya göçen Sümerler’e geçtiği, oradan da Anadolu aracılığıyla Eski Roma’ya kadar uzandığı düşünülmektedir. İşte bu sergi de yeni yıla yeni umutlarla güzel bir başlangıç yapmak sloganıyla düzenleniyor. Sanatçılar Aysel Erken, Ayten Erken, Sabahat Bayar, K. Muzaffer Gençer, Çağla Buket Karpınar, Öznur İleri Kepçe, Ebru Sağlam, Melek Uysal ve Müge Yıldız'ın yer aldığı sergi, 24 Aralık Cumartesi günü saat 16.00’da açılacak. Sergi, pazar günü dışında hafta içi ve cumartesi günleri 10.00 ile 18.00 arasında Toro Karaköy Art Gallery'nin Hacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak No:7 Karaköy - İstanbul adresinde ziyarete açık olacak. ### Tasarım Parkı’nda ünlüler geçidi "Yine yeniden" diyerek Moda'da kapılarını sanata ve sanatseverlere açan Tasarım Parkı, uğurlamaya hazırlandığımız 2022 yılını muhteşem bir karma sergiyle tamamlıyor. Türkiye'nin yetiştirdiği ünlü sanatçıları ve eserlerini konuk eden mekandaki serginin mutlaka görülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU’NDAN ALEV ÖZAS’A... Tasarım Parkı ev sahipliğindeki karma sergide Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Alev Özas’a, Bayram Gümüş'ten Fevzi Karakoç’a kadar Türk resim sanatının önemli ustalarının eserleri sergileniyor. Önceleri 31 Aralık 2022 olarak belirlenen serginin bitiş tarihi, bazı sanatseverlerin yurt dışında bulunuyor olmaları nedeniyle ocak ayının ilk haftasına kadar uzatıldı. Buna göre, 7 Ocak 2023 tarihinde sona erecek olan karma sergide eserleri sergilenen sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Bayram Gümüş, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fevzi Karakoç, Aygün Tugay, İzzet Arda Onursan, Yusuf Tarım, Sema Peyman, Verda Dilek Gümüş, Orhan Kurmalı, Serdar Okan, Pelin Toğrul, Assim Resuloğlu, Fatih Urunç, Nurten Balaban, Selman Altun, Mümin Candaş, Selahattin Kara, Alev Özas, Ayça Yücedağ, Ezgi Kınalı ve Orhan Umut. Canan Toprakkaya, Mustafa Öztürk, Alara Öztürk, Nursema Öztürk, Ayşegül Şirin, Nilgün Kudek, Yıldız Şirvanlıoğlu ve Tuğba İlze… Ahmet Altunkaya, Bayram Gümüş, İzzet Arda Onursan, Nursema Öztürk ve Mustafa Öztürk… Mustafa Öztürk, Nursema Öztürk, Mustafa Günem ve Ruhsar Günem… Emel Mutlu, Bengü Toğay, Nursema Öztürk, Alara Öztürk ve Ömer Sönmez… İstanbul’un Anadolu yakasında tasarım, sanat, yaşam stili üzerine başarılı sergi, söyleşi, atölye çalışmaları ve deneysel projelere ev sahipliği yapan Tasarım Parkı, uğurlamaya hazırlandığımız 2022 yılını muhteşem bir karma sergiyle tamamlıyor. ### New York'ta reklam panolarında ilk kez bir Türk sanatçının eserleri sergileniyor Sanatçı Sanem Altaylı'nın yağlı boya tabloları, New York'ta 2 bine yakın reklam panosunda gösteriliyor. New York'ta yerel sanatçıları tanıtmak ve desteklemek için eserlerine reklam panolarında yer verilen sanatçılar arasında ilk kez bir Türk yer aldı. Yağlı boya tabloları yapan sanatçı Sanem Altaylı'nın eserleri New York'ta reklam panolarında sergileniyor. Altaylı'nın New York temalı 9 eseri, binlerce başvurunun içinde öne çıkarak kentteki reklam panolarında yer buldu. Sanem Altaylı, eserleri New York billboardlarında yerini alan ilk Türk sanatçı oldu. Başvurular arasından seçilen eserler, New York'un 5 bölgesinde 2 bine yakın reklam panosunda gösteriliyor. Daha önce kara kalem çizimleri ve farklı eserleri Washington ve Azerbaycan'da sergilenen Altaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eserlerinin 2018'den bu yana yaşadığı New York'ta reklam panolarında sergilenmesinden büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Altaylı, ''Sürekli billboardlarla birilerinin resimlerini görüp heyecanlanıyordum. Sonunda ilk Türk olarak resimlerimi oralarda görmüş olmak çok gurur verici. 4 yıldır resimlerimi biriktirdim ve başvurularım nihayet kabul edildi ve şu an sergileniyor. Yolda yürüdükçe kendi sanat eserlerimle karşılaşmak böyle bir şehirde, gerçekten çok güzel bir duygu.'' dedi. Eserlerine günlük hayatta herkesin gelip geçerken gördüğü ama çok dikkat etmediği yansımaları, kalabalıkları işlediğini anlatan Altaylı, ''Yansımaların bozduğu şekillerden çok etkileniyorum. Çok renkli bir şehir zaten burası. Her baktığım yerde bir şeyler görüyorum ve bunları insanlarla paylaşmak istiyorum. Gördüğüm şeylerin kalıcı olmasını istedim.'' diye konuştu. Altaylı'nın yağlı boya çalışmalarının yer aldığı ''Distractions'' adlı sergi Türkevi'nde de sanatseverle buluştu. Sergi, 30 Aralık'a kadar açık kalacak. ### AKM'de düzenlenecek destek konserinde biletler kitap olacak Atatürk Kültür Merkezi (AKM) kütüphanesi olmayan okullara destek olmak amacıyla "Bir Kitap Biletin Olsun" konserine ev sahipliği yapacak. AKM'den yapılan açıklamaya göre, konser, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu ile Fahri Dibekoğlu Türk Müziği Derneği tarafından 20 Aralık'ta gerçekleştirilecek. AKM Tiyatro Salonu'nda düzenlenecek konserin biletleri dinleyicilerin getireceği kitapla ödenecek. Müzikseverlerin biletleri yerine yanlarında getireceği tüm kitaplar ihtiyaç sahibi okullara bağışlanacak. Etkinlikte beraber ve solo olarak Beyati ve Kürdilihicazkar makamında eserler icra edilecek. ### Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödüllerinin sahipleri açıklandı Türkiye'de özgün eser, uygulama, yorum veya bilimsel araştırmalarla katkı sunanlara verilen Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödüllerinin sahipleri belli oldu. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin kültür mirasına ve sanat dünyasına gönül birliği içinde hizmet eden topluluk veya kuruluşları takdir ve teşvik etmek amacıyla verilen ödüller jüri değerlendirmesiyle belirlendi. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz'un başkanlığındaki jüride, Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Ömer Faruk Belviranlı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ve Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden yer aldı. Temelinde ahlak ve çalışmanın yani alın teriyle dürüst kazancın yer aldığı ahilik kültürünün yaşatılması, bu kültüre ilişkin yaptığı temsiller ve yayıncılık faaliyetleri sebebiyle Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı ödüle layık görüldü. Ödüle layık görülen bir diğer kurum ise bulunduğu kent olan Bayburt ile bölgenin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayan ve sosyal yaşam kalitesini artıran, deneyim turizminde özgün örnekler ortaya koyması nedeniyle uluslararası platformlarda önemli ödül de kazanan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi oldu. Gökyay Vakfı Satranç Müzesi de Guinness Dünya Rekorlarına girmeye hak kazanan sayı ve nitelikteki benzersiz koleksiyonu, analitik ve çok yönlü düşünmeyi sağlayan satranç sporunun özellikle gençler arasında yayılmasını ve benimsenmesini sağlayan çalışmaları, satrancın sanatsal, kültürel, tarihi yönlerini toplumla paylaşan, başkentin kültür ve sanat yaşamına katkı sunan keyifli bir buluşma noktası olması nedeniyle ödüle hak kazandı. ### Nicederm ile Fuat Paşa Yalısı'nda güzelliğe bir bakış Nicederm Medikal Estetik kurucularından Nihan Bozatlı’nın yeni ürünü "TB-500 Kleopatra Gençlik İksiri" ürün grubunun tanıtımı, basın mensupları ve doktorlardan oluşan kalabalık bir gruba Sarıyer’deki Fuat Paşa Yalısı’nda gerçekleştirildi. Kahvaltı ve sohbet ile başlayan etkinlik, Nihan Bozatlı ve Nicederm ’in 2022 faaliyetlerini özetleyen bir video ile devam etti. Sunuculuğunu Sevilay Öztürk’ün yaptığı organizasyonda, edebiyat tutkunlarının elinden düşüremediği romanların yazarı Ayşe Kulin’e “Yaşam Boyu Edebiyat Ödülü”, Kanal D'nin ilgiyle izlenen dizisi Camdaki Kız’ın efsane karakter oyuncusu Tamer Levent’e ise Sanata Evet Projesi ile “Sanat Ödülü” takdim edildi. Ünlü oyuncu ve sanatçı Selen Görgüzel, Kleopatra Gençlik İksiri hakkındaki kişisel deneyimlerini dinleyicilerle paylaşırken, Doç. Dr. Yavuz Dizdar ise konuyu tıbbi açıdan detaylı bir sunum ile değerlendirdi. Etkinlik, doktorlara yönelik ayrıntılı uygulama videoları ve teknik açıklamalarla devam etti. Konuklar Fuat Paşa Yalısı’ndan ayrılırken bir konuda hemfikirdiler. Antik dönemlerde Kleopatra ve onun gibiler, güzel görünmek ve genç kalabilmek için eşek sütü banyoları gibi birtakım bakım ürünleri ve yöntemlerden faydalanırken, günümüz kadınları ise modern medikal estetik ürünlere başvurmakta. Sonuç olarak hiç değişmeyen bir şey varsa, o da kadınların genç ve güzel kalma istek ve çabaları… ### Gitar eşliğinde şiirler, şarkılar konuşuldu Hibya Haber Ajansı stüdyolarında, Nilgün Serimoğlu moderatörlüğünde "Sanatsal Sohbetler" yayını gerçekleşti. Yönetim Danışmanı ve Müzisyen Altan Esen Sırali’nin ağırlandığı ve sohbet havasında geçen yayında; “Türkiye’de pop müziğin doğuşu”, “Aranjman adı altında Batı kökenli müziğin yaygınlaşması”, “Geçmiş yılların müziklerinde nostaljik bir gezinti” gibi konu başlıkları ele alındı. Müzikle tanışma hikayesinin ilkokul yıllarında öğretmeninin kendisine "Yemen" isimli şarkıyı söyletmesiyle başladığını anlatan Altan Esen Sırali; "Okul müsameresinde şarkı söyledikten sonra uzun yıllar şarkı söyleme ile ilgili bir tecrübem olmadı. Annemler, müzik kulağımın olduğunu düşündükleri için Gemlik Lisesi’nin müzik öğretmeni Mehmet Bey’in önerisiyle bana küçük bir org aldı. Lisede sınıf arkadaşlarım bir grup kurduklarını ve gitariste ihtiyaçlarının olduğundan bahsettiler. Gitar çalmadığımı ama çalabileceğimi söyledim. İnsan bir şeyi istediği zaman heves, cesareti de veriyor" ifadelerini kullandı. Sırali, müzik grubuna dahil olduğunda kendisine ait bir gitarının olmadığını belirterek; “Baterist arkadaşım Serhat ile aynı mahallede oturuyorduk. Serhat, klasik gitarını bana verdi. İstanbul’dan Bursa'ya gelen Sedat abi, bir prova stüdyosu kurmuştu. Sedat abi o kadar güzel bir iş yaptı ki, onun sayesinde müziğe gönül vermiş başka liselerden birçok grup prova stüdyosunda çalıştı” dedi. "Çevremde müziği meslek edinmiş kimse yoktu" Ailesine konservatuara gitmek istediğini söylediğini anlatan Altan Esen Sırali; “Bunu söylerken çok emin değildim. Çevremde müziği meslek edinmiş kimse yoktu. Annem kendi mesleğimi yapıp, müzikle ilgilenebileceğimi söyledi. Boğaziçi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nü bitirdim. Daha sonra yine aynı üniversitede, işletme bölümünde yüksek lisans yaptım. 3-4 yıldır da müziğe tekrar ilgi duymaya başladım” diye konuştu. "Şarkı söyleme merakı bana 45 yaşında geldi" Sırali, gitar çalmayı kendi çabalarıyla öğrendiğinin altını çizerek, şunları dile getirdi: "Bize dünyanın 7 notadan ibaret olduğu öğretildi. Piyano ile uşak makamı çalmak mümkün değil. Müziği gerçekten insanlara sunulabilecek düzeyde, hobi olarak değil de biraz daha ciddiye alarak yapmak istediğiniz zaman, müzisyenliğin sporculuktan hiçbir farkı yok. Şarkı söyleme merakı bana 45 yaşında geldi. Anne ve babamla yıllarca müzik üzerinden bir paylaşımım olmadı Son yıllarda Türk Sanat Müziği’ne ilgi duymaya başladım. Gitarı yeniden elime alıp, bu türde şarkıları çalmaya çalışırken bazı şarkılarda kulağıma bir şeylerin oturmadığını fark ettim. Anne ve babamla yıllarca müzik üzerinden bir paylaşımım olmadı. Onlar Türk Sanat Müziği, bense rock müzik dinliyordum. Şimdi aynı müzik türünden hoşlanıyoruz. Yüzlerce yıl başka bir sistemde müzik yapmışız Türkiye’deki müziğin gelişimine merak duyuyorum. Yüzlerce yıl başka bir sistemde müzik yapmışız. 1950’li yıllarda iletişim imkanlarının gelişip, Batı ile daha fazla entegre olmaya başladıkça bazı sanatçılarımız, dönemin popüler şarkılarını olduğu gibi Türkiye’de seslendirmeye başlamış." "Sanatsal Sohbetler" yayınının tamamına aşağıdaki linkten erişebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=QIxJcEVjliM ### Illustrators Platform Academy’den resimli kitap ve çizgi roman eğitimi Illustrators Platform'un birçok branşı olan illüstrasyon alanında çalışanlar için yönelim tercihlerini doğru yapmak ve düzenli, tatmin edici gelir kaynağı oluşturmak amacıyla gereken mesleki eğitim ve bağlantı ihtiyacını karşılamak üzere, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü'nün destekleriyle açtığı "Illustrators Platform Academy" çalışmalarına başlıyor. Illustrators Platform Academy; T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Gelecek Gençlerin” programı kapsamında ve Illustrators Platform bünyesinde, Yaşamı Bilim Kültür Sanat ve Eğitimle Destekleme Derneği katkılarıyla ve ZNN Network destekleriyle, Aydın Üniversitesi, Haliç Üniversitesi, Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi paydaşlığında, yurt içi ve yurt dışından alanında profesyonel yazar, çizer, yayıncı, editör, eğitmen kadrosuyla hayata geçiriliyor. GENİŞ KATILIMLI BİR PANEL DÜZENLENECEK... 16 Aralık Cuma günü, projenin kurumsal paydaşlarını temsilen Haliç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Zafer Utlu, T.C. Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Dr. Ziya Taşkent, İTO Yönetim Kurulu Üyesi ve YAYFED Başkanı Üyesi Münir Üstün, YBKSED Dernek Başkanı, Illustrators Platform ve iP Academy Kurucu Başkanı ve EIF Yönetim Kurulu Üyesi Nurgül Şenefe’nin konuşmalarıyla başlayacak lansman töreninin hemen ardından “Yaratıcı Kültür Endüstrilerinde İllüstrasyonun Yeri, Rolü ve Önemi” başlıklı, geniş katılımlı bir de panel düzenlenecek. SEKTÖRDE FARK YARATMAYI HEDEFLİYOR... Akademi, illüstrasyonun farklı alanlarıyla profesyonel olarak ilgilenen ve ilgilenmeyi hedefleyenlere özel, uluslararası paydaşlar, konunun uzmanları ve eğitmenlerle tasarlanan müfredatlar ve YÖK onaylı sertifika programları ile bu alanda bulunması zor olan uzman desteği ihtiyacını karşılamayı amaçlıyor. Genel ticari kaygılarla şekillenen ve halihazırda piyasada çoğunluğu oluşturan atölyeler ve kurslardan farklı olarak bu alanda yetkin, nitelikli eğitim almış ve uluslararası sertifikaya sahip profesyoneller ortaya çıkaran, mesleki edinim odaklı bir akademi olan Illustrators Platform Academy, bu sayede sektörde fark yaratmayı hedefliyor. illüstratörlerin güçlü birer girişimci olmaları destekleNecek... Katılımcılarının hem finansal açıdan kendilerine yeterliliğini hem de mesleki gelişimini destekleyen iP Academy, illüstratörlerin potansiyellerini en üst seviyede kullanmalarına ve dünya pazarına açılmalarına yardımcı olurken, bağımsız çalışanların yaratıcı kültür endüstrilerinde güçlü birer girişimci olmalarını destekleyecek. İşverenlerle yapılacak işlerde sözleşme süreçlerinde destek olurken, mesleki ve hukuki haklarının koruma altına almalarını sağlayacak. Her katılımcı ayrıca Illustrators Platform topluluğunun bir üyesi olacak ve üyelik avantajlarından yararlanacak. BİRBİRİNDEN TECRÜBELİ İSİMLERDEN OLUŞAN KURULLAR BELİRLENDİ... Illustrators Platform Academy’nin Danışman ve Seçici Kurulu'nu; Prof. Dr. Selahattin Yıldız, Prof. Dr. Fuat Akdenizli, Doç. Dr. Pelin Öztürk, Doç Dr. Setenay Sezer, Dr. Ayşe Öztürk, Nurgül Şenefe, Şair ve Yazar Adnan Özer, Telif Hakları Uzmanı Av. Haluk İnanıcı, çizgi roman sanatçıları Kenan Yarar ve Tayyar Özkan, TÜBİTAK Dergileri İllüstratörü Pınar Büyükgüral, yazar ve emekli Bilim Çocuk Dergi Alan Editörü Meltem Yenal, İtalyan sanatçılar Ivan Canu, Giacomo Benelli ve Paola Rui, NY Times’ın best seller yazar ve illüstratörü Pat Cumins, Fransa’dan yayıncı Natalie Vock Verley, İngiltere’den yayıncı Anna Wilkinson, Polonya’dan çok satan resimli çocuk kitapları illüstratörleri Bartek Brosz ve Grażyna Rigall ve ABD’den resimli çocuk kitapları sanat yönetmeni Stephanie Beard oluşturuyor. Program: Tarih: 16 Aralık 2022 CumaSaat: 14.00 -19.00Yer: Haliç Üniversitesi Küçük Konferans SalonuAdres: Haliç Üniversitesi, 5. Levent Mahallesi, 15 Temmuz Şehitler Caddesi, No: 14/12 Eyüpsultan / İstanbulUlaşım: https://halic.edu.tr/tr/halicte-yasam/ulasim-and-servislerhello@illustratorsplatform.net | Instagram: illustratorsplatform.net | www.illustratorsplatform.net ### Birgrupinsan'dan "2023'e Doğru" sergisi "Birgrupinsan" kültür sanat platformu, Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde bu yılın sonuna yaklaşırken "2023'e Doğru" temalı karma sergisiyle izleyicilerle buluşuyor. 15 Aralık 2022 tarihinde açılacak sergi, 7 Ocak 2023 tarihine kadar gezilebilecek. Cumhuriyet'in ülkemize getirdiği kazanımlar çerçevesinde bir bakış açısı içeren sergide yer alan sanatçılar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılına yaklaştığımız bu özel döneme ilişkin öznel yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Sanatçıların yeni ve özgün eser üretmesi amaç edinilen serginin referans metni, Eğitimci-Ressam Hülya Düzenli tarafından kaleme alındı. Sergiye İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi kentler ağırlıklı olmak üzere çeşitli merkezlerden 80 sanatçı, birer eserle katılıyor. Celalettin Tandoğdu Hülya Düzenli ve Rıfkı Demirelli tarafından hazırlanan sergi, bitiş tarihinin ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kızılay Zafer Çarşısı Sanat Galerisi’nde Ankaralı sanatseverlere açılacak. "Birgrupinsan" kültür sanat platformu, geçtiğimiz yıllarda da Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde yaklaşık tarihlerde sergiler düzenleyerek, mekan ve zamanda gelenekselleşme yoluna girdi. 2021 yılından 2022 yılına girerken İstanbul’da açılan, devamında Ankara ve Denizli’deki sanatseverlerle buluşan sergi üçlemesi, bu platformun kurucusu Celalettin Tandoğdu anısına adanmıştı. "2023'e Doğru" sergisine katılan sanatçılar şu şekilde: Akife Dekeli, Asuman Barka Sevdinli, Asuman Karaduman Başarır, Atila Aktürk, Atilla Ağırbaş, Aylin Cengiz, Ayşe Delier, Ayşe Mesude Kumbasar, Aysel Kul, Ayşen Dinç, Ayten Eryılmaz, Bahar Bilici Öztürk, Baksen Çeliker, Banu Durgunlu, Bersen Özkan, Betül Karataş Yaman, Birgül Hacıalioğlu, Ceylan Mutlu, Cüneyt Özyer, Dünya Dural, Elif Kocaman Akgül, Elvan İzli, Emine Kasap Karakoç, Esin Kenez, Fatma Savaş, Fatma Zeybek, Feyyaz Türkün, Filiz Sezgin, Fundan Camelmas Mepa, Gülay Bilge, Gülay Er, Gülen Paçacı Camgöz, Gülseren Budumlu İldeş, Hafize Elibollar Ortaç, Harika Menteş, Hatice Altın Selek, Hatice Kılıçaslan, Hayal Uzel, Hülya Dartar Barış, Hülya Düzenli, Hülya İz Bölükoğlu, İclal Erentürk Güçsav, Işıl Dural, İsrahan Demirelli, Korkut Tiryaki, M. Nurullah Tuncer, Mehtap Tanman Fenercioğlu, Melahat Özcan Şener, Meltem Orpak Tuncer, Menekşe Sümer, Müjde Kılıçkıran, Neşe Kalecik, Nihal Işıl Sari, Nilgün Temiz, Nilüfer Adam, Nur Ünlü, Özgül Altuntaş, Perihan Keki, Rana Sirkecioğlu, Rezzan Peynircioğlu, Rıfkı Demirelli, Ruşen Eşref Yılmaz, Ruta Günday, Seçil Yörükoğlu Fidan, Senem Çınarbaş, Serpil İşseven, Sevda Duran, Sibel Aktaş, Şaban Tuncer, Şebnem Altuntaş, Şebnem Soydan, Şenay Lüle, Tülay Bayraktar, Zehra Başeğmez, Zekiye Tellioğlu, Zeliha Seval Özpek. ### 48. Altın Kelebek Ödülleri sahiplerini buldu Sinema, televizyon ve müzik dünyasının nabzını tutan, Türkiye’nin en uzun soluklu ödül organizasyonu Altın Kelebek Ödülleri 'nin 48’incisi düzenlendi. Zorlu PSM’de gerçekleşen görkemli törenin kırmızı halı seremonisi, uzun yıllar unutulmayacak görüntülere sahne oldu. "BİZDE BİR KELEBEĞİN ÖMRÜ, BİR ÖMRE BEDELDİR" Çağla Şıkel ve Cem Davran’ın sunduğu 48. Altın Kelebek Ödül Töreni, Türkiye’nin yıldız isimlerini aynı çatı altında buluşturdu. Görkemli gecede ünlü isimler Altın Kelebek'lerine kavuştu. AZERBAYCAN’DAN ÜÇ SANATÇIYA ALTIN KELEBEK Gecede dost ve kardeş ülke Azerbaycan’a da ödül vardı. “Azerbaycan’ın Parlayan Yıldızı” kategorisinde Nazryn, Turana Huseynli ve Ayaz Babayev, ödül alan Azerbaycanlı sanatçılar oldu. ### Yeni yıl hediyeniz neden bir sanat eseri olmasın? Kadıköy Göztepe’deki görkemli bir konakta sanatsal faaliyetlerini sürdüren G&G Sanat Galerisi, karşılamaya hazırlandığımız yeni yıl öncesinde farklı bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. 17 Aralık’ta açılacak “Her Evde Sanat” başlıklı yılbaşı karma sergisi, 16 sanatçının eserlerinden oluşuyor. Küratörlüğünü Atalay Mansuroğlu’nun üstlendiği sergi, aynı zamanda “Yeni yıl hediyeniz neden bir sanat eseri olmasın?” mesajı da veriyor. Sergi hakkında açıklamalarda bulunan Mansuroğlu, şunları dile getirdi: "Sanatın birey ve topluma, toplumsal yaşama ve dolayısıyla çevreye etkisi yadsınamaz bir gerçekliktir. Bireyde ve toplumda estetik bilincin gelişmesi, bireyin yaşamı algılamanın farkındalığına varmasından renk anlayışına, doğaya ve yaşayan canlılara bir başka anlayışla, sevgiyle bakabilmesine etkisi çoktur. Ayrıca sanatın yaratıcı düşüncenin gelişimine ve insan psikolojisine katkısına da sanat sosyolojisi açısından bakıldığında, sanat bilincinin ne denli önemli olduğu görülebilir. Sanatın insan ruhuna iyileştirici etkisi ve toplum yaşamına ve dolayısıyla çevresine katkısı yadsınamaz bir gerçeklik olarak görülmektedir. Bu düşünceden hareketle Güher Elçiçek, Göztepe’de bulunan G&G Sanat Merkezi'nde sanatla sanatseverleri buluşturma hedefiyle bir sergi düzenlemektedir. Serginin serbest temalı küçük çalışmaları ile izleyiciyi sanatçıyla sanatını oluştururken ilk aşamada görme fırsatı vermesi ve sanatla bağını kurmada ve güçlendirmede önemli olacağı düşüncesi hakimdir. G&G Sanat Merkezi, yılın bu son günlerinde 'Hediyeniz Sanat Eseri Olsun' konseptiyle sanatı, sanatçıyı ve izleyiciyi buluşturmayı amaçlamıştır. Serginin 'Her Evde Sanat' adı altında gerçekleşmesinin temeli, sanatın sadece belli bir elitist farkındalığın değil herkesin ulaşabildiği, herkese hitap eden bir yerde durması gerekliliğindendir. 17 Aralık’ta açılacak sergi, yeni bir yıla yeni bir başlangıç parolasıyla 16 sanatçının çalışmalarını izleyiciyle buluşturarak, bir sanatsal deneyim yaratma hedefiyle yola çıkmıştır. Sergiye katılan sanatçılar Abdullah Güler, Atalay Mansuroglu, Başak Çakmak, Çiğdem Erbil, Çimen Bayburtlu, Esra Meral, Ezgi Kınalı, Güher Elçiçek, Irmak Akçadogan, Mine Zabcı, Naim Inceyol, Oya Abacı, Parya Ghaderi, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Setenay Sezer, Sonay Demirhan Demir olup, tüm sanatseverleri bu güzel buluşmaya gönülden davet ediyoruz." ### 42. İstanbul Film Festivali'ne başvurular başladı İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 7-18 Nisan 2023'te düzenlenecek 42. İstanbul Film Festivali'ne başvurular açıldı. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, festivalin "Türkiye Sineması" bölümüne başvurular festivalin resmi internet sitesi üzerinden alınacak. Festival programında yer alacak filmler için son başvuru tarihi 20 Ocak 2023 olarak belirlenirken başvurular için ayrıntılı bilgi festivalin resmi internet sayfası "film.iksv.org"da yer alıyor. Filmler Ulusal Yarışma, Ulusal Belgesel Yarışması ve Ulusal Kısa Film Yarışması başlıkları altında izleyiciyle buluşacak. Ulusal Yarışma'da büyük ödül olarak En İyi Filme Altın Lale ödülü verilecek. Ayrıca Jüri Özel Ödülü, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Özgün Müzik dallarında da ödül takdim edilecek. Seyfi Teoman adına verilecek En İyi İlk Film Ödülü'nün yanı sıra festivalde En İyi Belgesel ve En İyi Kısa Film, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Kurgu ödülleri de sahiplerini bulacak. Genç Ustalar bölümündeki filmler ise Genç Jüri tarafından değerlendirilecek. Festivalin kurucularından Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü, bu yıldan itibaren Kariyo & Ababay Vakfı Jüri Özel Ödülü olarak yoluna devam edecek. 150 bin lira değerindeki para ödülü filmin yapımcı ve yönetmeni arasında paylaşılacak. Türkiye Sineması bölümü danışma kurulu, sinema yazarları Engin Ertan, Kaan Karsan, Nil Kural ve Esin Küçüktepepınar'dan oluşuyor. ### Japon fotoğrafçı Şibusawa'nın "İstanbul'dan İnsan Manzaraları" sergisi açıldı Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Tokyo Türk Kültür Merkezi'nde "İstanbul'dan İnsan Manzaraları" fotoğraf sergisi açıldı. Japon fotoğrafçı Şibusawa'nın sergisine, Türk ve Japon sanatseverler ile davetliler ilgi gösterdi. YEE Tokyo Müdürü Hüseyin Tuna, sergideki fotoğraflarla ilgili sanatseverlere bilgi verdi. Türkiye'nin Tokyo Büyükelçisi Korkut Güngen, açılışta yaptığı konuşmada, sergide birbirinden güzel insan manzaralarının yer aldığını söyledi. Güngen, "canlı ve renkli" şeklinde nitelendirdiği serginin, Türkiye'yi anlamak bakımından heyecan oluşturduğunu belirtti. Şibusawa da yaklaşık 40 yıldır Türkiye'ye seyahat ettiğini ve bu sergi için "İstanbul insanını fotoğrafladığını" kaydetti. Sergi, 27 Aralık'a kadar gezilebilecek. ### 'Hayat Kısa Sanat Sonsuz' sulu boya resim sergisi açıldı Ressam Mustafa Vural'ın "Hayat Kısa Sanat Sonsuz" adlı sulu boya resim sergisi Kelimat Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluştu. Vural, sergiye ilişkin AA muhabirine, altıncı kişisel sergisini açtığını ve 36 sene tekstil tasarımı yaptıktan sonra resim sanatına yöneldiğini söyledi. Yaklaşık 4 senedir sulu boya tablolar yaptığını belirten Vural, "Önce yağlı boya yapayım dedim ama eşim izin vermedi. Suluboyayı çok severdim çünkü meslek hayatımda da suluboyayı çok kullandım. Eve, çocuklarıma ve aileme bağlı bir yapım var. Bu resimleri yapıyorum." dedi. Vural, İstanbul'daki sanat çevrelerini keşfederken Kelimat Sanat Galerisi'nde bir sergiyi ziyaret ettiğini ve burada galeri direktörü Adnan Bey'le tanıştığını ifade ederek, "Adnan Bey'in de çok farklı bir perspektiften baktığını fark ettim. Benim de bir şeyler yaptığımı söyleyince 'bir göreyim' dedi. Gördü. Sonra 'bunları bana bir getirir misin? Sana bir sergi açayım' dedi. Kabul ettim, hayırlı olur inşallah." ifadelerini kullandı. Sanat hayatını sulu boya tabloların yanı sıra farklı projelerle de sürdürdüğünü aktaran Mustafa Vural, yurt içinde ve yurt dışındaki otellere tablolar yaptığını hedefinin yeni arayışlarla sanatını devam ettirmek olduğunu dile getirdi. Toplam 25 eserin yer aldığı sergi, 15 Aralık'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Atina Birinci Mezarlığı ünlü heykeltıraşların eserlerine ev sahipliği yapıyor Yunanistan tarihinin önemli isimlerinin kabirlerinin bulunduğu Atina Birinci Mezarlığı, ilgi çekici mezar taşları ve heykelleriyle adeta açık hava müzesini andırıyor. Mezarlık, hem Yunan tarihi hem de heykel sanatında önemli bir yer tutuyor. Başkentin en eski mezarlığı olan Atina Birinci Mezarlığı, resmi olarak 1838'de dönemin belediyesi tarafından kuruldu. Atina Belediyesi'nin verilerine göre, bugüne ulaşmış mezarlığa ait ilk plan 1860 senesine ait. Bu planda küçük bir Türk mezarlığının varlığı da dikkati çekiyor. 1884'te Krallık kararı ile Türk mezarlığının yanındaki bir alan, şehirdeki Yahudi toplumuna tahsis edilirken; Yahudi mezarlığı, 1910'da artık boş olan Türk mezarlığını da kapsayacak şekilde genişletildi. 1914'te ise şehirdeki Protestan mezarlığı, Atina Birinci Mezarlığı içerisine taşındı. YUNAN TARİHİ VE HEYKEL SANATI İÇİN ÖNEMLİ Bugün yaklaşık 162 dönüm alan üzerine kurulu mezarlıkta, 12 bin 300'e yakın mezar bulunuyor. Mezarlık, hem tarihi hem de sanatsal açıdan Yunanistan'da önemli bir unsur olarak kabul ediliyor. Bu mezarlığa defnedilenler arasında Yunanistan'ın siyaset, sanat ve edebiyat dünyasından çok sayıda önemli isim bulunuyor. Eski Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu, dünyaca ünlü oyuncu ve eski Kültür Bakanı Melina Merkuri, Yunan ayaklanmasının öncülerinden Theodoros Kolokotronis, Yunan sinemasının yönetmenlerinden Theodoros Angelopulos, Yunan tarihinin önemli isimlerinden Trikupi ailesi üyelerinin mezarları göze çarpıyor. SANAT İLE TARİHİN BULUŞMA NOKTASI Mezarlıkta, ebedi uykudaki isimler kadar mezarların şekli de dikkati çekiyor. Neoklasik Dönem'in izlerini taşıyan mezar yapıları, 19'uncu yüzyıl Yunan heykel sanatında gelinen noktayı da yansıtıyor. Yunanistan'ın önde gelen ve çoğu Tinos Αdası'ndan heykeltıraşları Halepas, Viçaris, Fitalis, Vidalis, Filipotis'in eserleri bu mezarlıkta yer alıyor. Yunan heykeltıraş Yannulis Halepas'ın başyapıtlarından "Uyuyan Kadın" heykeli de burada bulunuyor. Ünlü kişilere ait mezarların üzerindeki yazılar da edebi bir hassasiyetle yazıldığı için mezarlık, sanat ile tarihin buluşma noktasına dönüşüyor. ### The Marmara Pera’da 47 sanatçıdan gençlere destek sergisi Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) tarafından 47 sanatçının katkılarıyla düzenlenen ve The Marmara Pera 'da açılan "Hâller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik" sergisinden elde edilen gelir, Boğaziçi Değerler Burs Fonu’na aktarılacak. "Hâller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik" sergisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlıyor. Sergi, yapıtları yer alan sanatçıların, Selen Uçer, Gülsün Bilgehan, Deniz Yüce Başarır, Banu Zeytinoğlu, Naci Başerdem gibi iş ve sanat dünyasından ünlü isimlerin ve Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının katılımıyla The Marmara Pera ’da 1 Aralık Perşembe akşamı açıldı. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) tarafından 47 sanatçının farklı mecralardaki yapıtlarının bir araya getirildiği sergideki eserlerin önemli bir bölümü açılış akşamı satıldı. 15 Aralık’a kadar ziyarete açık olan sergiden elde edilen gelir, Boğaziçi Değerler Burs Fonu'na aktarılıyor. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından, Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından Meral Kurdaş, Leyla Sürmeli ve Leyla Derya’nın öncülüğünde düzenlenen “Hâller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin düşlerine giden yolda gençlere destek olmayı amaçlıyor. Sergiye farklı mecralardaki yapıtlarıyla katılan sanatçılar, yapıtlarının satışından elde edilen gelirin önemli bir kısmını Boğaziçi Değerler Burs Fonu'na bağışlıyor. 2021 yılında 118 öğrenciye burs veren BÜMED, “Hâller | Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisiyle umudu ve dayanışmayı sanatla çoğaltarak, daha fazla öğrencinin hayatına dokunabilmeyi amaçlıyor. BÜMED’in bu sene açtığı burs başvurusuna ise 1000’in üzerinde öğrencinin başvuru yapması, öğrencilerin yaşadıklarıyla düşlediklerinin oluşturduğu tezatı ortaya koyuyor. paylaşarak düşleri çoğaltmaya davet ediyor Dünyayı ve insanlık hâllerini anlatan “Hâller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisi; ziyaretçilerini düşünmeye, yeni sorular sordurmaya, anlamaya, düş kurmaya ve paylaşmaya teşvik ediyor. Sergideki yapıtlar; ekolojiden sağlığa, eğitimden yaşam hakkına uzanan pek çok alanda baş gösteren küresel ve yerel sorunlara karşı insanın direngen doğasını ön plana çıkartıyor. Giderek artan burs başvurularına kaynak yaratmak için Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) tarafından hayata geçirilen sergi; daha fazla gence destek vermeye, yaşanan gerçeklere karşı düş kurmaya, paylaşarak düşleri çoğaltmaya davet ediyor. GELİRLER BURS FONUNA BAĞIŞLANACAK Boğaziçi Üniversitesi mezunlarından Meral Kurdaş, Leyla Sürmeli ve Leyla Derya’nın öncülüğünde düzenlenen sergide; Ali Yaycıoğlu, Artin Demirci, Atalay Mansuroğlu, Aydemir Ökmen, Ayşenur Köksal, Aytaç Armağan, Beyza Boynudelik, Can Göknil, Cemal Erez, Cumhur Özer, Çağla Saydağ Karter, Devrim Erbil, Dilek Demirci, Doğu Çankaya, Elvan Erdin, Emre Senan, Esra Carus, Fatih Alkan, Hanefi Yeter, Işıl Güleçyüz, Jennifer Sertel Schneller, Joel Menemşe, Leyla Hancı, Leyla Sakpınar, Maria Sezer, Mehmet Güleryüz, Meryem Eroğan, Mustafa Özay, Muzaffer Akyol, Nedret Sekban, Nilgün Tüzüntürk ve Nur Koçak, Nurcan Çağlar, Okan Dedeoğlu, Onur Hastürk, Pınar Tınç, Rasin Arsebük (Rasin), Ruhiye Onurel (Roş), Serap Başol, Serap Murathanoğlu Eyrenci, Shahnaz Aghayeva, Sonat Çavuşoğlu, Süleyman Çağlayan, Tuba İnal, Uğural Gafuroğlu, Yasemin Erdin Tavukçu ve Züleyha Altıntaş'ın yapıtlarının satışından elde edilecek gelirin önemli bir kısmı burs fonuna bağışlanacak. The Marmara Pera ev sahipliğinde düzenlenen “Hâller / Hayaller: Uyumsuz Zamanlarda Dirençlilik” sergisi, 1-15 Aralık 2022 süresince 10.30-19.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Gelirinin burs fonuna aktarıldığı sergideki eserler için canselkademli@bumed.org.tr adresi ile iletişime geçmek yeterli. ### Yılın son İKSV galası 'Sevmek Zamanı' filmine İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İKSV Galaları, yılın son gösterimini, Metin Erksan'ın başyapıtı 'Sevmek Zamanı' filminin restore edilen haliyle 22 Aralık'ta yapıyor. Metin Erksan'ın başyapıtı Sevmek Zamanı, usta yönetmenin ölümünün onuncu yılında, İKSV Galaları kapsamında 4K restore kopyasından yeniden beyazperdede gösterilecek. 35 mm kopyasından restore edilen 1965 yapımı film, hiçbir zaman dağıtım fırsatı bulamamış, döneminde geniş kitlelerle buluşamamıştı. Restore kopyasının dünya prömiyeri 20 Ekim 2022'de Fransa'daki Lumière Film Festivali’nde yapılan Sevmek Zamanı'nın İKSV Galası gösterimi, 22 Aralık Perşembe saat 21.30’da Kadıköy Sineması’nda yapılacak.Metin Erksan’ın öğrencisi, senarist Zeynep Özlem Havuzlu’nun yardımı ve Ahmet Hızarcı’nın danışmanlığıyla yürütülen restorasyon projesi, Metin Erksan’ın vasiyetine ve filmin çekildiği 1965 yılının geleneksel dokusuna sadık kalınarak tamamlandı. Restorasyon süreci beş ay süren filmin orijinal negatifinde olmayan giriş jeneriği Metin Erksan’ın öngördüğü şekilde özel olarak hazırlanarak filme eklendi. Senaryosunu Metin Erksan ile Kemal Demirel'in yazdığı Sevmek Zamanı'nın başrollerini Müşfik Kenter, Sema Özcan ve Süleyman Saim Tekcan paylaşıyor. Müziklerini Metin Bükey'in bestelediği filmin görüntü yönetmeni Mengü Yeğin. Film, bir kadının resmine aşık olan bir adamın hikayesini anlatıyor. Kadın adamın bu aşkına karşılık vermek ister, ancak adam kadının kendisine değil suretine aşıktır. Agâh Özgüç'ün "görsel açıdan bir görüntü hazinesi", "Erksan estetiğinin en kişisel filmi" sözleriyle nitelediği, Yeşilçam geleneğinden ayrı, batı sinemasına yakın duran Sevmek Zamanı, felsefeye alan açan içeriğiyle sinemamızın kült yapıtlarından biri haline gelmiştir. ### Mimar Sinan eseri hamam, Sahaflar Çarşısı olarak hizmet verecek İstanbul'un Üsküdar ilçesinde Mimar Sinan Meydanı'nda yer alan 440 yıllık Mimar Sinan Hamamı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Üsküdar Belediyesi tarafından yeniden restore edildi. Sahaflar Çarşısı'na dönüştürülen mekanda kitapçıların yanı sıra bir Sahaflar Kahvesi de oluşturuldu. Açılışta bir konuşma yapan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, "İstanbul'da sahaflık mesleği, sahaf dükkanları denince akla gelen semtler var. Üsküdar da bunlardan biri. Biz de bütün sahafları bir yere toplamak, kitap etrafında bir sinerji, bir topluluk doğsun istedik. Sahaflarımız kitapların da ruhuna, fiziksel yapısına uygun mekanlarda olsunlar, vatandaşlar da bu mekanlara kolay ulaşsınlar istedik. Hepimizin iradesi ortak ve bu yöndeydi." dedi. Sahaflığın bir meslekten çok daha ötesi olduğuna işaret eden Türkmen, şöyle devam etti: "Sahaflık sadece bir ticaret kolu değil. Aynı zamanda bir tutku, bir kültür. Yaşatmamız gereken bir kültür. İnsanları birbirine bağlıyor. Bir sosyal ağdır sahaflık. Üsküdar'ın tarihi kimliğine, kültürel dokusuna da çok yakışan bir iştir. Nerede kitap var, Üsküdar Belediyesi orada. Şehri kütüphanelerle donattık. Nevmekanlar muhteşem bir proje. Üç adet Nevmekan'a ikisini daha ekleyeceğiz. Haluk Dursun Kütüphanesi parmakla gösteriliyor. Yakın zamanda iki büyük kitap kafe açıldı. Bazı yayıncılar Cağaloğlu'ndan Üsküdar'a taşındılar. Burada kitap ve okuma kültürü merkezli yeni bir hayat doğuyor. Biz bu hayatı teşvik etmek, genişletmek, yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Kitaba dair projelerimiz sürecek." RESTORASYON 6 AYDA TAMAMLANDI Açılışa konuk olan AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal da Üsküdar'la üniversite yıllarında tanıştığını ve bir daha da ilişkisini kopmadığını belirterek, "Arkamızda bugün hala o tarihsel ve toplumsal kültürel derinliği temsil eden bir Mimar Sinan eserinin bugün torunları tarafından yeni bir biçime, yeni bir şekle dönüştürülmesiyle karşı karşıyayız. Bu topraklarda bizi var eden, bizim ruhumuzu var eden, Selçuklu'dan Osmanlı'ya bizi yaşatan en temel şey bu." değerlendirmesinde bulundu. Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy, Sahaflar Çarşısı'nın herkese hayırlı olmasını temenni ederek, "İlk defa rahat, huzur içerisinde imza attığımız Vakıf Katılım yönetiminden çıkarttığımız bir karar. İnşallah çok güzel kitaplar olacak burada. Sahaflık, çok ciddi bir iş." ifadelerini kullandı. Vakıf Katılım Yönetim Kurulu Başkanı Öztürk Oran da "Bu restorasyon süreciyle birlikte bu mekanı topluma kazandırarak, ömrüne ömür katmış olmak bizim durduğumuz yeri tüm yönleriyle tarifliyor. Kadim mimarımızın en büyük ismi Mimar Sinan'a ait bir eseri, üstelik son hamamını restore edip, yapılış amacına uygun ama başka bir fonksiyonla halkımızın istifadesine sunmak bizim için çok önemliydi. Bu yüzden müthiş bir aşkla projeye ve şevkle başladık. Restorasyon sürecinin tüm aşamaları büyük bir titizlikle yürütüldü. 6 ay gibi bir sürede burası tamamlandı." açıklamasını yaptı. Programda ayrıca AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz ve Üsküdar Sahaflar Derneği Başkanı Bahtiyar İstekli birer konuşma yaptı. Açılışa Üsküdar Kaymakamı Adem Yazıcı, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta, AK Parti Milletvekili Osman Boyraz, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, yazar Beşir Ayvazoğlu ve sanatçı Uğur Derman'ın yanı sıra kültür ve sanat dünyasından da birçok isim katıldı. MİMAR SİNAN HAMAMI HAKKINDA Sultan 2. Selim'in eşi ve 3. Murat'ın annesi olan Nurbanu Sultan tarafından 1574-1583 yılları arasında Mimar Sinan'a hamam olarak yaptırılan eser, 1917'de kapatıldı. İstanbul'daki meşhur yol ve meydan genişletmeleri döneminde de hamamın yarısı yıkılarak, yola katıldı. Yok olmaya yüz tutan hamam 1962'de Gümülcine asıllı bir tüccarın gayretleri ile yeniden ihya ve restore edilerek çarşı olarak kullanıma sunuldu. Mimar Sinan'ın bu eseri, yeni açılan Üsküdar Meydan projesinin ortasında kalıyor. Yerli ve yabancı turistlerin de ulaşımı açısından önemli bir noktada bulunan yapı, Sahaflar Çarşısı olarak İstanbullulara hizmet verecek. Yapının içerisinde ayrıca müzayede, sergiler ve söyleşilerin düzenlenmesi de planlanıyor. ### Üçüncü yılını kutlayan 'Plastik Aşklar' oyunu Kadıköy'de izleyiciyle buluşacak Oya Başar ve Ebru Kural'ın aynı sahneyi paylaştığı "Plastik Aşklar" oyunu Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde sahnelenecek. İki sanatçı, yolu kesişen iki kadının yaşadıkları eğlenceli ve düşündüren hikayelerini sahneye taşıyan oyuna ilişkin AA muhabirine açıklamada bulundu. Usta oyuncu Oya Başar, oyunu çok severek oynadığını belirterek, "Teksti ilk aldığımda da çok beğenmiştim. Benimle özdeşleşti. Kadına, yaşama dair bir oyun. Biz de çok keyifle oynuyoruz. Aslında ilk gün nasıl başladıysak öyle devam ediyor. Arada sırada bir iki ufak tefek değişiklik olabiliyor." dedi. Bir yıldır başrolü paylaştığı Ebru Kural ile 30 senedir çalıştıklarına dikkati çeken sanatçı, "Bizim tiyatromuzda da çalışırdı. Olacak O Kadar'ın kadrosunda da yıllarca, 20 sene bizimle çalıştı. Onun için birbirimizi çok iyi tanıyoruz zaten." ifadelerini kullandı. Başar, oyunu Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun kaleme aldığı bilgisini vererek, "Ben çok seviyorum onun kalemini. Bir sürü de oyunu var zaten. Bu da bana denk geldi. O kadar güzel anlıyor ki kadın ruhundan. Benim bile bazen, gün içinde evde konuşurken, buradan birtakım sözcükler geliyor aklıma. Hep var, hayatın içinde onlar, bizimle birlikte, iç içe yaşayan şeyler. Gerçekten çok hoş yazmış. Biz severek oynuyoruz. İnsanlar da genelde severek izliyor. 3 senedir oynuyor zaten." diye konuştu. "SALGIN DÖNEMİNDE OYUNU, 14-15 AY SAHNELEYEMEDİK" Oyunun çok güzel olduğunu dile getiren Başar, şunları aktardı: "Biz eskiden tiyatrolarda, haftada 7 gün oynardık. Sadece pazartesi günleri off, cumartesi-pazar matine-suare oynardık. Şimdi öyle bir hale geldi ki ayda bir-iki kere oynayabiliyor. O yüzden bu oyunun bu kadar oynayabilmesi, ki biz aşağı yukarı ayda 8-9 oyun oynuyoruz, çok önemli bizim için. Bu da seyircinin ilgisini ve sevgisini gösteriyor. Bizi de mutlu eden o zaten. Biz de oyuna çıkarken, öncelikle birbirimize 'İyi oyunlar', sonra 'İyi eğlenceler.' diyoruz. Eğlence başlıyor bizim için." Oya Başar, oyunu yurt dışında da turne programlarında sahnelediklerine işaret ederek, "Çok iyiydi. Gerçekten çok güzeldi. Bir kere biz oraya gittiğimiz için çok mutlu oluyorlar. Orada Türk birinden tiyatro izlemek, kendinden bir insanı, sevdiği bir insanı sahnede görmek onları çok mutlu ediyor. Hollanda'da, Almanya'da, İsviçre'de, ABD'de oynadık. En son 2 ay önce Kanada'daydık. Orada oynadık, geldik. Çok hoştu. Çok güzel geçti." dedi. Salgın dolayısıyla oyunu 14-15 ay kadar sahneleyemediklerini sözlerine ekleyen sanatçı, salgının ardından büyük bir hızla sahneye döndüklerini ifade etti. Sanatçı, oyun sonrası izleyicilerin tebriklerine de değinerek, "O kadar enteresan ki bazen gözlerim doluyor gerçekten. O kadar çok bekliyorlar ki kapıda. Geç çıkıyoruz. Çok terli oluyoruz, biraz dinleniyoruz. 45-50 dakika bekliyorlar kapıda, sadece görebilmek ve fotoğraf çektirebilmek için. 'Ay harikaydınız, şahaneydiniz...' Bu çok güzel bir şey tabii. Bunu hissetmek, şükür diyelim." değerlendirmesinde bulundu. "GERÇEKTEN ÇOK EĞLENİYOR, KEYİF ALIYORUZ" Sezen karakterini canlandıran Ebru Kural ise sahneye eğlenmek ve keyif almak için çıktıklarını aktararak, "Biz gerçekten çok eğleniyor, keyif alıyoruz. O eğlencenin de herhalde seyirciye yansıdığını düşünüyorum. Onlar da çok keyif alıyor. Bugüne kadar gözlemlediğim en önemli şey o." diye konuştu. Kural, kendisi henüz 17 yaşındayken Oya Başar ile çalışmaya başladığını kaydederek, "İnanılmaz yoğun duygusal bir mutluluk, enerji ve gurur kaynağı var. O duyguyu kelimelerle anlatamam. Kraliçemle aynı sahnede oynamak, dünyanın en güzel şeyi. Her oynadığımızda karşılıklı o bakışlar, oyunlar, sizi yönlendirmesi, o arada ortalığı çekip çevirmesi çok keyifli." açıklamasını yaptı. İzleyenlerin tepkilerinin de mutluluk ve keyif verdiğini sözlerine ekleyen Kural, "Bundan daha güzel ne olsun." ifadelerini kullandı. Yapımcılığını Latif Koru’nun üstlendiği, Anatolia Sahne’nin izleyiciyle buluşturduğu oyunu, Ali Cüneyd Kılcıoğlu kaleme aldı, Orçun Ucal yönetti. Oyun, bir tarafta eğitimli, kültürlü, hayatla eğlenebilen, avam ama bir o kadar da alaturka bir kadın olan Alev ile çekingen, kendini savunmaktan korkan, geleneklerden bihaber saf bir kadın olan Sezen'in eğlenceli ve düşündüren hikayesini sahneye taşıyor. ### Parisa Karamnezhad, PAYRIKAIST Sergisi'ni açtı Tebrizli ressam ve fotoğrafçı Parisa Karamnezhad, "PAYRIKAIST" temalı beşinci özel sergisini Akaretler'de bulunan Parisa Art Gallery'de sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Parisa Karamnezhad 1981 yılında Tebriz'de doğan Parisa Karamnezhad, sanat dünyasına ilk adımlarını küçük yaşlarda attı. Önce resimle ilgilendi ardından ise gençlik yıllarında resmin yanı sıra tiyatro, edebiyat, hokey, paten, şan dersleri ve ses eğitimi, fotoğrafçılık gibi çeşitli kültür ve sanat dallarına katıldı. Ancak hayatında resim ve fotoğraf daha belirgin bir yer tuttu. On dört yaşında Tebriz'de düzenlenen festivalde portre dalında birincilik ödülünü kazandı. Modern sanat üsluplarına da meraklı olan Parisa, modern üsluptaki resimlerini sanat arşivine eklemeye başladı. Başarılarından dolayı 1998 yılında “Tebriz'in En İyi Kadın Fotoğrafçısı” unvanını aldı ve Tebriz Kültür Bakanlığı tarafından Tebriz Fotoğraf Kurumu'nun ilk mütevelli heyetine kurucu üye olarak atandı. 2007 yılında Tebriz Üniversitesi'nin daveti üzerine fotoğrafçılık öğretmenliği yapmaya başladı. 2008 yılında Kandovan Projesi için Tebriz Kültür Sanat Kurumu'nda mimarlık ve fotoğrafçılık üzerine ulusal bir seminer düzenledi. "PAYRIKAIST" ADLI SANAT TARZINI YARATTI Parisa Karamnezhad, 2011 yılından itibaren sanat projelerini geliştirmek için İstanbul'da sanat hayatına devam ediyor. 2012 yılında kendi sanat atölyesinde resim ve fotoğrafın birleşiminden oluşan "PAYRIKAIST" adlı sanat tarzını yaratan Parisa, yıllardır üzerinde çalıştığı kendine özgü yöntemi ile eserlerinde farklı bir sanat tekniği geliştirdi. Sanatçı, bu teknikle ürettiği eserler için önceden yazılmış ve kurgulanmış senaryolar akabinde sahneler hazırlıyor. Hazırladığı sahnelerde senaryosuna uygun model kullanan ve giysiler tasarlayan Parisa, öncelikle bu sahneleri lazer ışıklar yardımıyla fotoğraflıyor ve söz konusu karelerin basım aşamasının ardından ise boyama sürecine geçiyor. Eserlerini akrilik, yağlı boya ve pastel gibi materyaller kullanarak resim ve fotoğrafın birleşimi olarak ortaya çıkarıyor. ESERLERİ, 1 ARALIK 2022 - 15 ARALIK 2022 TARİHLERİ ARASINDA BEĞENİYE SUNULUYOR Yapım aşaması bir ve üç ay arasında süren eserlerinde Parisa Karamnezhad çoğunlukla psikolojik ve ruhsal konuları kendisine tema ediniyor. İnsanları gözlemlemeyi ve ruhlarını okumayı seven Parisa, eserlerinde de model olarak insanları ve ruhsal süreçlerini kendisine ışık ediniyor.Sanatseverlerin oldukça ilgisini çeken "PAYRIKAIST" temalı eserleri, sanatçının beşinci özel sergisi olan PAYRIKAIST Sergisi'nde 1 Aralık 2022 - 15 Aralık 2022 tarihleri arasında Akaretler'de bulunan Art Parisa Gallery'de beğeniye sunuluyor. Art Parisa Gallery sahibi Parisa Karamnezhad gerçekleştirdiği kültür ve sanat faaliyetlerinin devamında kendi kişisel sergisini gerçekleştirdi. Parisa yaratmış olduğu eşsiz ve özgün tarzı ve kullandığı tekniğiyle dikkatleri üzerine topladı. Oluşturduğu bu yeni sanat tarzındaki eserler, resim ve fotoğrafın muazzam birleşmesinden meydana çıkmakta. derin renk armonisi ve renklerin birbirine özel geçişleriyle, ortaya olağanüstü eserler çıkmakta. Bu eserlerde sanatçı kendi hayal gücünden beslenerek, her eserde bir hikaye oluşturmaktadır ve Parisa’nın asıl vurgulamaya çalıştığı ana düşünce insan ve onun ruhsal alemi ve alt bilinci konularıdır. Parisa yaklaşık 1 ay ve 3 ay süren bir zaman sarfında eserlerini yaratmış oluyor. Ayrıca yaşadığı coğrafyanın da kültürel birikiminden beslenip, ilham alarak aynı zenginliği, düşüncelerine ve sanatına taşımaktadır. Gündelik hayatta olduğu gibi, sanat çalışmalarında da kendine has dili-üslubu ve yöntemini geliştirmiş olan Parisa, sanat eserlerini büyük bir aşkla yaptığı bariz bir şekilde görünmektedir. Gönül dünyasının güzelliğini, sanatın evrensel diliyle bizlere sunan değerli bir sanatçıdır. Sanatçı, Payrikaist adını verdiği çalışmalarını dünyada daha önce hiç denenmemiş bir yöntem uygulayarak karşımıza çıkarmaktadır. Kariyerine İran’da başlayan Parisa’nın özgün eserleri Türkiye'de sanat camiasında beğeni toplamaya devam ediyor ve ileri zamanlarda Uluslararası platformda daha da iyi bir yer edinilmesi beklenmektedir. Parisa Karamnezhad, Yousef Saadi Bu Serginin küratörlüğünü Yousef Saadi Zibahonare Tabriz Derneğinin sahibi yapmaktadır. Ve Serginin sponsorluğu Cemil Mehmet Görünmez, Cemil Baskı Çözümleri merkezi tarafından yapılmaktadır. 01 aralık tarihinde başlayan sergi 15 aralık tarihe kadar ziyaretçilerin beğenisine sunulmaya devam edecektir. ### Ressam Hatice Gülmez Nalbant’ın 16. kişisel sergisi açıldı Kırk yıldan uzun süredir resim çalışmalarına devam eden Ressam Hatice Gülmez Nalbant ’ın “Işık, varlığını karanlıklara borçludur” sergisi, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde açıldı. Eserlerinde hayatın iniş çıkışlarını yani yaşamın ta kendisini tuvale yansıtan Nalbant; karanlığı, umudun ışığını daha da parlatan bir unsur olarak tanımlıyor. Ressam Hatice Gülmez Nalbant’ın eserlerinde, hızla kalabalıklaşan ve ruhunu kaybetmeye yüz tutan sokakların, evlerin, tünellerin, meydanların yaşanan dönüşüm ile yozlaşmaya doğru ilerlediğine tanık oluyoruz. Mahalle kültürünün ve doğanın yok oluşu eserlerde zarif bir yas hissiyle vücut buluyor. Ressamın tuvalde kullandığı düzensiz formlar ve kolajlar kentin dokusunu oluştururken; sarı, turuncu, kırmızının canlı tonları, yıkımın içinde adeta yine o sıcaklığı, aidiyeti arıyor. Diğer yandan, köhneleşmiş binaların üstünde yükselen ferah, ışıklı alanlar bize umudun hiç bitmediğini, aksine insanların yolunu aydınlatmak için hep var olduğunu hatırlatıyor. Sanatçının eserlerinde, yıkımın sonunun ne olacağını bilmesek de renklerle bir açılıma gidiyor, yolun yine aydınlığa çıkacağını hissediyoruz. Nalbant, eserlerindeki kurguyu şöyle ifade ediyor: “Bildiğimiz sokakların, kent manzarasının ve kültürel dokunun yok olmasına tanık olmanın getirdiği bir hüzün var. Diğer yanda da yaşadığımız sürece hiç bitmeyen umut… Bu iki açıyı resimlerime bir arada yansıtmak istedim. Karanlıklar olmasa ışığın varlığından bahsedebilir miydik? Cevabı hepimiz biliyoruz. Serginin adı biraz da bu yıkımı yaşayan, sokakları belleklerinde canlı tutmaya çalışan biz kent sakinlerine bir hatırlatma aslında… Hep birlikte o umudumuzu yaşatacağız.” Resim çalışmalarına ve araştırmalarına kırk yıldan uzun zamandır yurt içi ve yurt dışında devam eden Hatice Gülmez Nalbant, şimdiye kadar on altı kişisel sergi açtı ve çok sayıda karma sergiye katıldı. İstanbul Öğretmen Okulu Resim Semineri ve Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nden mezun olan sanatçı, halen Kadıköy'deki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Bizi karanlığın kabulüne ve ışık kapılarını hep birlikte aralamaya çağıran sergi, 15 Aralık 2022’ye kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde ziyarete açık olacak. ### UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne 2 unsur daha eklendi "Nasreddin Hoca fıkralarını anlatma geleneği" ile "çay kültürü", Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatının (UNESCO) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne girdi. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamada, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Hükümetlerarası 17. Komite Toplantısı'nın Fas'ta devam ettiği belirtildi. Toplantıda, "Nasreddin Hoca fıkralarını anlatma geleneği" ile "çay kültürü"nün, somut olmayan kültürel miras olarak UNESCO listesine kaydedildiği aktarılan açıklamada, aynı toplantıda daha önce, "geleneksel Ahlat taş işçiliği" ve "ipek böcekçiliğinin" de listeye eklendiği hatırlatıldı. Böylece, Türkiye'nin bu toplantıda kabul edilen unsur sayısının 4'e, UNESCO listelerindeki varlık sayısının ise 25'e yükseldiği bildirildi. Bakanlığın açıklamasında, Türkiye'nin, Kültürel Miras Listelerine en çok unsur kaydettiren 3 ülkeden biri olduğu belirtildi. 'KÜLTÜR BAKANLIĞIMIZA TEŞEKKÜR EDİYORUZ' Türkiye'nin UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet de AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplantıya, Türkiye'nin 3'ü çok uluslu, toplam 4 dosyayla katıldığını söyledi. Aybet, Türkiye'nin "geleneksel Ahlat taş işçiliği"nin, 29 Kasım'da UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne alındığını hatırlattı. Büyükelçi Gülnur Aybet, yarın devam edecek oturumda, Türkiye ve Azerbaycan UNESCO heyetlerinin ortak çay standı açacaklarını söyledi. Listeye giren "ipek böcekçiliği"ne ilişkin dosyayı, Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, İran ve Afganistan'ın ortak sunduğunu ifade eden Büyükelçi Aybet, "Kültür Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz. Dosya hazırlanması aşamasında, çok titizlikle, çok faydalı işler yaptılar. O sayede hiçbir pürüz olmadan bizim dosyalarımız hep geçti." diye konuştu. ### BM Uluslararası Cam Yılı'nda Türkevi'nde "Sanatsal Cam Sergisi" açıldı Türkevi, bu yıl Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen Uluslararası Cam Yılı'nda Türk sanatçıların eserlerinin yer aldığı ''Sanatsal Cam Sergisi''ne ev sahipliği yaptı. Türkiye'nin BM Daimi Temsilciliği ile New York Başkonsolosluğunun ev sahipliğinde ve İnci Çetin'in koordinatörlüğünde düzenlenen sergide 35 eser yer aldı. Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğu, serginin açılışında yaptığı konuşmada, ilk cam örneklerinin ve cam yapımı bilgisinin Türkiye'den dünyaya yayıldığını belirterek, Türkiye'nin de BM tarafından ilan edilen 2022 Uluslararası Cam Yılı'nda camın toplumdaki önemli rolünü tüm dünya ile kutladığını söyledi. Cam yapımı geleneğinin ve yöntemlerinin Anadolu'da, Mezopotamya'da ve Akdeniz Havzası'nda yaşamış birçok uygarlığın yaratıcılığını bir araya getirerek Türkiye'nin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturduğunu anlatan Sinirlioğlu, cam ve cam yapımının çevresel sorunlarla mücadelede sürdürülebilir materyal olması nedeniyle gelecekte de önemini koruyacağına dikkati çekti. Sinirlioğlu, Türk cam sektörünün öncülerinden Şişecam ve Paşabahçe'nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tüm operasyonlarına entegre ettiğini dile getirdi. Serginin koordinatörlüğünü yapan İnci Çetin, AA muhabirine, 2022 Uluslararası Cam Yılı'nda Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde çeşitli etkinlikler düzenlendiğini söyledi. İstanbul, Ankara ve Eskişehir'de cam sergileri açtıklarını anlatan Çetin, Türk Hava Yolları ile Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle New York'ta da sergi açtıklarını ve Türkiye'nin çok değerli cam sanatçılarının eserlerini yurt dışında sergileyebilmekten büyük mutluluk duyduklarını belirtti. ### Azerbaycan'daki UNESCO Dünya Miraslarını keşfedin Azerbaycan, kültürel ve tarihi öneme sahip birçok değerli simge yapıya sahip eşsiz bir ülkedir. Bazıları, benzersizlikleri ve insanlığın ortak çıkarları için önemleri göz önünde bulundurularak korunmaları ve muhafaza edilmeleri gerekliliği nedeniyle UNESCO tarafından Dünya Mirası Alanları olarak kabul edilmiştir. Birincisi, 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınan Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kulesi'nin bulunduğu Suriçi Bakü Şehri. Yerel halk tarafından “Eski Şehir” veya “Şehir İçi” olarak bilinen şehrin bu kısmı, 12. yüzyıldan kalma surlar ve tarihle dolu oryantal mimari ile çevrili bir açık hava müzesi gibidir. Eski Şehir’deki Şirvanşahlar Sarayı, UNESCO tarafından "Azerbaycan mimarisinin incilerinden biri" olarak tanımlanmaktadır. Bu çarpıcı mimari kompleks, 15. yüzyılda Orta Çağ’a hükmeden Şirvanşahlar tarafından yaptırılmıştır. Sarayın yanı sıra cami, türbe, hamam, köşk, geçitler ve hazne içermektedir. Eski Şehir'in bir diğer önemli kısmı da gizemli Kız Kulesi’dir. İlk yapılış amacı tam olarak bilinmemekle birlikte mimari yapısı günümüze kadar ziyaretçilerini hayrete düşürmektedir. Sonuç olarak, Eski Şehir’in atmosferik duvarları içinde, birkaç bin kişiye ev sahipliği yapan dar sokaklardan oluşan bir labirentin yanı sıra müzeler, anıtlar, sanat galerileri, ruhu dinlendirici müzik eşliğinde lezzetli yemekler sunarak konuklarını ağırlayan geleneksel restoranlar bulacaksınız. Azerbaycan’daki UNESCO Dünya Mirası Alanları listesinde ikinci sırada Kobustan Kaya Sanatı Kültürel Peyzajı yer alıyor. Burada Azerbaycan halkının antik tarihi, tarih öncesi mağara resimleri ve müzik taşlarıyla muhteşem bir manzarada hayat buluyor. 7.000'den fazla eski petrogliften oluşan şaşırtıcı bir koleksiyonla, gezginler kendilerini 5.000 ila 20.000 yıl öncesine dayanan savaşçıları, hayvanları, tekneleri, avlanmayı, deve kervanlarını ve daha fazlasını tasvir eden resimlerin ortasında buluyorlar. Dahası, ülkenin doğal harikalarından biri olan çamur volkanlarını, ay benzeri bir manzarada Kobustan'ın çok yakınında bulabilirsiniz. Ve tabii ki Han Sarayı’nın bulunduğu Şeki Tarihi Merkezi, ülkedeki UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne en son eklenen alan olarak dikkatleri çekiyor. Şeki Han Sarayı, eşsiz dış ve iç tasarımıyla 500 yıllık bir çınar ağaçlarının gölgesinde bulunuyor. 18. yüzyılda inşa edilen bu yapı, Azerbaycan'ın en güzel mimari anıtlarından biri. Özellikle sarayın pencereleri, Şeki'nin özgün el sanatlarından biri olan şebekenin mükemmel örneklerini barındırıyor. Bu geleneksel sanatı, tutkal veya çivi olmadan birbirine yerleştirilmiş binlerce renkli cam parçasıyla ahşap kafesleri doldurma tekniği olarak biliniyor. Muhteşem Kafkas Dağları ile çevrili antik İpek Yolu üzerinde yer alan Şeki, Arnavut kaldırımlı sokakları ve kervansaraylarıyla tarihi korumanın mükemmel bir örneği ve aynı zamanda sanat ve zanaatkarların yanı sıra yemek tutkunlarının kendilerini cennette hissetmelerini de sağlıyor. Genel olarak, Azerbaycan'da yıllarca süregelen koruma kültürü sayesinde tarihi değerler hala hayattayken, modernitenin her geçen gün geliştiğini de görebilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası Alanları bunun gerçek kanıtıdır ve ziyaretçilerini pek çok şaşırtıcı ayrıntıyla şaşırtmaya hazırdır. ### Bakü'nün en iyi modern sanat alanları Azerbaycan'ın hareketli başkenti Bakü, sanat ve kültürle dolu… Bakü, bölgenin sanat merkezi olmasıyla ünlü ve ziyaretiniz sırasında keşfedilecek çok sayıda müze sunuyor. Modern sanatın özellikle hızlı bir şekilde ortaya çıkması, Bakü’de farklı modern sanat alanlarının açılmasına yol açmış. Bu yazıda, sizi sanatsal ve kültürel deneyime olan susuzluğunuzu giderecek Bakü'nün en iyi modern sanat alanarı ile tanıştırıyoruz. MODERN SANAT MÜZESİ Bakü Modern Sanat Müzesi, son 70 yılın en iyi Azerbaycanlı ressam ve heykeltıraşlarını bir araya getiren ve çoğunlukla avangart olmak üzere 800'den fazla parçadan oluşan bir koleksiyona sahip. Abşeron Yarımadası'nın manzaralarından ilham alan 1960'ların Azerbaycanlı sanatçılarının canlı vuruşlarına ve Picasso ve Dali gibi Avrupalı ​​ustaların eserlerine hayran kalacaksınız. Bu arada, iki katlı binanın şık tasarımı ve açık alanı, oldukça rahatlatıcı bir atmosfer yaratıyor. YARAT ÇAĞDAŞ SANAT MERKEZİ 2011'de kurulan ve kâr amacı gütmeyen bir sanat organizasyonu olan Yarat, gelişmekte olan Azerbaycan sanatının merkez üssü. Adını Azerice "yaratmak" anlamına gelen kelimeden alan organizasyon, düzenli olarak yeni yerel ve küresel trendleri vurgulayan sergilerin yanı sıra eğitim atölyeleri, gösterimler ve önde gelen yerel ve uluslararası sanatçı ve film yapımcılarının yer aldığı söyleşilere ev sahipliği yapıyor. Yarat'ın şehirde çeşitli mekânları var. Bunlardan en önemlisi, Hazar sahilindeki eski bir donanma gemisi atölyesinde yer alan Yarat Çağdaş Sanat Merkezi. GAZELLİ SANAT EVİ Merkezi Nizami Caddesi'nin hemen dışındaki muhteşem fin-de-siecle binaların arasında yer alan bu şık ve çağdaş galeri, resim ve fotoğraftan grafik ve enstalasyona kadar farklı formatlarda çalışan önde gelen uluslararası sanatçıları temsil ediyor ve Londra ve Bakü'de sergi alanları bulunuyor. Uluslararası görünümüne rağmen Gazelli Sanat Evi, Azerbaycan ve çevre bölgenin anlaşılmasını teşvik etmeye özel olarak odaklanıyor. HAYDAR ALİYEV MERKEZİ Dünyaca ünlü mimar Zaha Hadid'in hayalini kurduğu, modern mimarinin mutlak bir şaheseri olan ve 2014 Londra Tasarım Müzesi'nde “Yılın Tasarımı” ödülünü kazanan bu muhteşem akıcı bina, düzenli olarak büyük sergilere ev sahipliği yapan bir oditoryuma, müzelere ve sanat galerilerine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca bodrum katında inanılmaz bir klasik araba koleksiyonu da var. SELAM SİNEMA Bakü'nün Rus Molokan topluluğunun tarihi ibadethanesinde yer alan bu topluluk alanında belgesel film gösterimleri, sergiler, eğitim kursları ve atölye çalışmaları düzenleniyor. Eşitlik, kapsayıcılık ve çeşitlilik gibi temaları ele almak, yerel film yapımını desteklemenin yanı sıra Selam'ın misyonunun önemli bir parçası. Açık teras ise genç yaratıcılar için popüler bir buluşma yeri. ### Bakü yılbaşı kutlamalarına “Soğuk Eller, Sıcak Kalpler” Yeni Yıl Panayırı ile başlıyor Bakü, yeni yıl kutlamalarına hazırlanıyor ve herkesi rengarenk tatil süslemeleriyle dolu “Soğuk Eller, Sıcak Kalpler” adlı kış yardım panayırına davet ediyor. Bakü şehir merkezindeki Çeşme Meydanı, hediyelik eşya satan tezgahlarla tam bir kış harikalar diyarına dönüşüyor. Hediyelik alışverişinizi tamamladıktan sonra, birçok kafeden birinde ışıklar altında bir fincan sıcak çay ve geleneksel tatlılar ile keyif yapabilirsiniz. Yeni Yıl Panayırı, 15 Ocak 2023 tarihine kadar her gün 11.00-23.00 saatleri arasında faaliyet gösterecek. Fuara giriş ücretsiz. 1 Aralık'ta düzenlenen büyük açılışta misafirler uzun bacaklı yürüyüşçüler, hokkabazlar, sevilen masal ve çizgi film karakterleri, animatörler ve müzisyenler tarafından ağırlandı. Bu yıl konuklar çok sayıda etkinlik ve tema günleri ile şaşıracaklar. Yeni Yıl Panayırı; 64 büyük ve 20 küçük ev, 3 iki katlı restoran, çeşitli tasarım ve temalı alanlardan oluşuyor. Fuarda ziyaretçiler özel hediyelik eşyalar satın alabilir, Doğu ve Batı'nın eşsiz yemeklerini uygun fiyata tadabilir, temalı alanları ziyaret edebilir ve sıcak içeceklerle ısınabilirler. Her yaştan misafir, çeşitli oyunlar oynamanın keyfini çıkarabilir, eşsiz fotoğraflar çekebilir ve sevdikleriyle birlikte yeni yılın gerçek atmosferine dalabilirler. Panayırda ilk kez bir korku odası ve 4D sinema  da yer alıyor. BAKÜ KIŞ MASALI Bu özel panayır çok özel ve halk arasında "Bakü Kış Masalı" olarak da biliniyor. Bunun nedeni sadece benzersiz yeni yıl konsepti değil, aynı zamanda panayırın amacında da yatıyor. “Soğuk Eller, Sıcak Kalpler”, Azerbaycan'ın her yerinden onlarca aileye umut veriyor. Yeni Yıl Panayırı 'nda toplanan bağışlar sayesinde Azerbaycan'ın farklı yerlerinde çeşitli ciddi hastalıklardan muzdarip olan çocuklar, iyileşme şansı buluyor. Yeni Yıl Panayırı; 64 büyük ve 20 küçük ev, 3 iki katlı restoran, çeşitli tasarım ve temalı alanlardan oluşuyor. Fuarda ziyaretçiler özel hediyelik eşyalar satın alabilir, Doğu ve Batı'nın eşsiz yemeklerini uygun fiyata tadabilir, temalı alanları ziyaret edebilir ve sıcak içeceklerle ısınabilirler. ### "Büyüt Hayallerini" projesinden büyük buluşma Kız çocuklarının inandığı ideallere ulaşmasını desteklemek için İBB İstanbul Vakfı'nın çatısı altında "Büyüt Hayallerini" projesini hayata geçiren Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, ülke çapında sürdürdüğü buluşmalar kapsamında memleketi Trabzon’da ziyaretler gerçekleştirdi. 28-29 Kasım’daki iki günlük programında İmamoğlu’na, İBB İstanbul Vakfı Genel Müdürü Perihan Yücel ve beraberindeki heyet eşlik etti. İlk gününe Tonya ilçesinin Sayraç Mahallesi’nde bulunan Necmettin Karaduman İlkokulu ziyaretiyle başlayan İmamoğlu, okulda bulunan ilkokul 1, 2, 3 ve anaokulu öğrencileriyle buluştu. Öğrencilere "İlham Veren Adımlar" kitabının yanı sıra okul çantası, kışlık malzeme ve kırtasiye seti hediye eden Dr. İmamoğlu, mahallelilerin karalahana sarması, mısır ekmeği ve kuymak gibi yöresel lezzetlerden oluşan sofra davetini kırmadı. İkram sonrası mahallelilerle okul bahçesinde sohbete koyulan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, horon çağrısını da geri çevirmedi, horona durdu. MÜZİK ZİYAFETİYLE KARŞILANDI Günün ikinci ziyaretini Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesinde bulunan Yavuz İlköğretim Okulu’na gerçekleştiren İmamoğlu, eğitim dönemiyle ilgili okul müdüründen bilgi aldı. İlk günün son buluşma noktası ise Çarşıbaşı ilçesinde faaliyet gösteren İskofya Spor Kulübü oldu. Trabzon ve bölgesindeki genç kızları alt yapısına kazandırarak, ülke sporuna katkılar sunan kulüp ziyaretinde Dilek Kaya İmamoğlu, müzik ziyafetiyle karşılandı. Kemanda Ada ve gitarda Azra’nın resitalleri, dinleyenleri mest etti. İskofya Spor Kulübü’nün genç sporcularına da "İlham Veren Adımlar" kitabını armağan veren Dr. İmamoğlu, etrafına kümelenen minik, genç ve A Takım üyeleriyle sohbet etti. "BÖYLE MEKANLARIN SAYISINI ARTIRMALIYIZ" Dilek Kaya İmamoğlu, Trabzon’daki ikici gününde Beşikdüzü’ndeydi. Ağır yapısal problemi olan kültür varlığıyken restorasyon projesiyle yeniden Trabzon’a kazandırılan Hasan Ali Yücel Kütüphanesi ziyaretinde İmamoğlu’na, Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun eşlik etti. Restorasyon projesi ile çatısından iç mekan döşemelerine kadar yenilenen Hasan Ali Yücel Beşikdüzü Kütüphanesi’nde, ilçenin okullarında öğrenim gören çocuklarla buluşan ve öğrencilere seslenen Dr. İmamoğlu, kütüphanelerin şehirleri oluşturan unsurların başında geldiğini söyledi. Ülke çapında daha çok kütüphaneye ihtiyaç duyulduğunu belirten İmamoğlu; “Çocukların bilgiye ulaşabilme, sosyalleşme ihtiyacını kütüphaneler aracılığıyla sağlamak durumundayız. Kütüphaneler, okullar gibi birer eğitim kuruluşları. İsteriz ki mahallelerde, ilçelerde sayıları artsın” dedi. "NİTELİKLİ İNSAN YETİŞTİREMİYORSAK, BU BİNALARIN İÇİ BOMBOŞ KALIR" Eğitimin sonuç değil, sebep olduğunun altını çizen Dr. Dilek Kaya İmamoğlu; “Siz büyük binalar yapabilirsiniz, ancak orada nitelikli öğretmen ya da doktor yetiştiremezseniz, o binaların içi bomboş kalır. Ülkemizin geleceğine yönelik adım atmak istiyorsak, vizyonumuzu geliştirmek istiyorsak, bunun yolunun eğitimden geçtiğini bilmek zorundayız. Böyle güzel gençlerin, ışıl ışıl bakan çocukların gelip kitap okuyabileceği, tartışabileceği, ders çalışabileceği mekanları çokça üretmemiz gerekiyor. Bu mekanın yapılmasında, kurgulanmasında emeği geçen herkese buradan teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu. "BEŞİKDÜZÜ’NE DE BU YAKIŞIRDI" İlçesinde konuklarına ev sahipliği yapan Beşikdüzü Belediye Başkanı Ramis Uzun da belediye olarak kütüphane için gerekli olan izinleri koruma kurulundan aldıklarını ifade etti. Uzun; “Sayın Ekrem İmamoğlu ve kıymetli eşi Dilek Kaya İmamoğlu'nun ortak eseri burada. Beşikdüzü için eğitimin, kültürün beşiği olan bu şehre böyle bir eser yakışırdı” ifadelerini kullandı. ### Baku's best modern art spaces Azerbaijan’s bustling capital is brimming with arts and culture. Baku is famous to be the art hub of the region and offers plenty of museums to be explored during your visit. Modern art has been particularly fast-emerging which led to the opening of different Modern Art Spaces. In this Article, we introduce you to the top Modern Art Spaces of Baku which would satisfy your thirst for artistic and cultural experience. MUSEUM OF MODERN ART Baku’s Museum of Modern Art holds a collection of over 800 pieces, mainly avant-garde and gathering the finest Azerbaijani painters and sculptors of the last 70 plus years. You can admire the vibrant strokes of 1960s Azerbaijani artists inspired by the landscapes of the Absheron Peninsula as well as works by European masters such as Picasso and Dali. Meanwhile, the two-floor building’s sleek design and open space conjures a relaxing atmosphere. YARAT CONTEMPORARY ART CENTRE A not-for-profit art organisation founded in 2011, Yarat is an epicentre of emerging Azerbaijani artistic talent. Named after the Azerbaijani word for “create,” the organisation regularly hosts exhibitions highlighting new local and global trends, as well as educational workshops, screenings and talks featuring top local and international artists and filmmakers. Yarat has various venues around the city, the main one being the Yarat Contemporary Art Centre, housed in a former naval ship workshop on the Caspian waterfront. GAZELLI ART HOUSE Located amid gorgeous fin-de-siecle buildings just off the central Nizami Street, this stylish contemporary gallery represents leading international artists working in diverse formats, from painting and photography to graphics and installations, and has exhibition spaces in London and Baku. Despite its international outlook, the gallery has a special focus on promoting understanding of Azerbaijan and the surrounding region. HEYDAR ALIYEV CENTRE An absolute masterpiece of modern architecture dreamt up by world-renowned architect Zaha Hadid, this fabulously flowing building that won the 2014 London Design Museum’s Design of the Year award houses an auditorium, museums and art galleries that regularly host major exhibitions. There is also an amazing collection of classic cars in the basement. SALAAM CINEMA Housed in the historic former prayer house of Baku’s Russian Molokan community, this is a creative community space that puts on documentary film screenings, exhibitions and educational courses and workshops. Tackling themes like equality, inclusion and diversity is an important part of Salaam’s mission, along with supporting local filmmaking. The outdoor terrace is a popular meeting place for young creatives. ### Explore the UNESCO heritages in Azerbaijan Azerbaijan is a unique country with several valuable landmarks of cultural and historical importance. Some of them have been recognised by UNESCO as World Heritage Sites because of the need for their protection and preservation considering their uniqueness and importance to the collective interests of humanity.First one is the Walled City of Baku with the Shirvanshahs’ Palace and Maiden Tower, inscribed on the UNESCO World Heritage List in 2000. Known as Old City or ‘Inner City’ by locals, this part of the city is like an open-air museum surrounded by 12th-century walls and oriental architecture brimming with history. Shirvanshahs' Palace is described by UNESCO as "one of the pearls of the Azerbaijani architecture" in the Old City. This stunning architectural complex was built in the 15th century by Shirvanshahs who ruled the medieval period. It includes a mosque, mausoleum, hammam, divankhana, gates and reservoir besides the palace itself.  Another important part of the Old City is the mysterious Maiden Tower. Although the original purpose of construction is not entirely known, its architectural structure amazes its visitors to this day. All in all, within the atmospheric walls of the Old City, you'll find a maze of narrow alleys home to a few thousand residents as well as museums, monuments, art galleries, traditional restaurants serving delicious food accompanied by soul-soothing music and welcoming locals. Second on the list of UNESCO World Heritage Sites in Azerbaijan is the Gobustan Rock Art Cultural Landscape. Here, the ancient history of the Azerbaijani people comes to life in an amazing landscape with prehistoric cave paintings and musical stones. With an astonishing collection of over 7,000 ancient petroglyphs, travellers find themselves in the middle of paintings depicting warriors, animals, boats, hunting, camel caravans and more, dating back between 5,000 and 20,000 years. What is more, you can find mud volcanoes – one of the natural wonders of the country in close proximity of Gobustan in a moon-like landscape. And of course, Historic Centre of Sheki with the Khan’s Palace is the latest addition to the UNESCO World Heritage List in the country. Sheki Khan’s Palace rests in the shade of a 500-year old plane trees with its unique exterior and interior design. Built in the 18th century, this is one of the most beautiful architectural monuments in Azerbaijan. Especially the palace’s windows are perfect examples of one of Sheki’s original crafts – shebeke. This is a technique of filling wooden lattices with thousands of pieces of coloured glass fitted together without glue or nails. Located on the ancient Silk Road surrounded by the magnificent Caucasus Mountains, Sheki is a perfect embodiment of historic preservation with its cobblestone streets and caravanserais while making arts and crafts as well as food enthusiasts feel themselves in paradise. Overall, history is still alive in Azerbaijan thanks to years of preservation while you can see the modern vibe growing day by day as well. UNESCO World Heritage Sites are true testaments to this and ready to surprise their visitors with many surprising details. ### Baku begins holiday celebration with “Cold Hands, Warm Hearts” New Year Fair Baku is preparing for the new year celebration and invites everyone to visit the winter charity Fair “Cold Hands, Warm Hearts” full of colourful holiday decorations. Fountain Square in downtown Baku is transformed into a winter wonderland, complete with stalls selling gifts and souvenirs. Once you’ve completed your gift shopping, relax under the lights at one of the many cafés with a hot cup of tea and traditional sweets. The charity fair will operate from 11:00 to 23:00 daily until January 15, 2023. Entrance to the fair is free. At the grand opening on December 1st guests were entertained by stilt walkers, jugglers, characters from favorite fairy tales and cartoons, animators, and musicians. This year guests will be surprised with numerous events and theme days. The fair consists of 64 large and 20 small houses, 3 two-story restaurants, various designs and themed areas. At the New Year Fair, visitors can purchase exclusive souvenirs, gifts, taste unique dishes of East and West at an affordable price, visit themed areas and warm up with hot drinks. Guest of all ages can enjoy playing various games, take unique photos and immerse themselves in the real atmosphere of the new year with their loved ones. For the first time, a fear room and a 4D cinema functions at the fair. WINTER FAIRY TALE OF BAKU The fair is very unique and is also known among the population as the "Winter Fairy Tale of Baku". The reason lies not only in the unique New Year's concept, but also in its purpose. “Cold Hands, Warm Hearts" gives hope to dozens of families from all over Azerbaijan. Thanks to loans collected at the New Year Fair, children from different parts of Azerbaijan, suffering from various serious diseases, get a chance to heal and recover. Baku is preparing for the new year celebration and invites everyone to visit the winter charity Fair “Cold Hands, Warm Hearts” full of colourful holiday decorations. ### Basqal'da Kelağayı yapmanın sırları Azerbaycan, birçok geleneksel sanat ve zanaat ile kültür açısından zengin bir ülke. Bu dikkat çekici geleneklerin çoğu İpek Yolu'na kadar uzanıyor ve bunların uygulamaları günümüze kadar devam ediyor. İpek Yolu'nun mirası, özellikle Azerbaycan Kelağayı'nın evi olan pitoresk Basqal köyünde görülebilir. Arnavut kaldırımlı ve şirin sokakları ile bu güzel köyde sadece Kelağayı yaratmanın sırlarına tanık olmakla kalmaz, aynı zamanda Azerbaycan'ın geleneksel ve tarihi atmosferini de yaşayabilirsiniz. Geleneksel olarak Azerbaycan kadınları tarafından giyilen Kelağayıler, çağlar boyunca süregelen gelenekler kullanılarak yapılan zarif ipek başörtüleridir. Dokumacılar, önce dokuma tezgâhlarında dokumadan kumaşa dönüştürülen ince ipek iplikler ararlar. Tekstil hazır olduğunda, usta onu kaynatır ve kare şekline getirmek için kurutur. Son aşamada dokumacılar, doğal maddelerden yapılmış renkleri kullanır ve yeni oluşturulan kumaşı boyar. Kelağayı'nın renkleri konusunda büyük bir çeşitlilik vardır, çünkü her biri kendisine özel bir anlam taşır ve belirli sosyal durumlara uygundur. Daha sonra ustalar batik tekniği ile yaptıkları desenlerle başörtülerini süslüyorlar. Bu teknik, boyanın kumaşı renklendirmesini önlemek için sıcak mum üzerine damgalama yöntemini ifade ediyor. Tıpkı Azerbaycan zanaatının muhteşem huzurunun doğuşu gibi… Basqal köyünde ipek dokumacılığın yanı sıra Kelağayı üretimi de her evde yapılır. Ailelerin her biri, benzersiz tarzlarını temsil eden belirli semboller ve desenler kullanır. Böylelikle bu enfes geleneğin gelecek nesillere aktarılması sağlanır. Ancak bu zanaatlar, Sovyet döneminin sonlarına doğru kendilerini yok olmanın eşiğine getirdiler. Neyse ki 2000'li yılların başında Basqal'da Kelağayı fabrikasının kurulmasıyla canlanma başladı. Yeni nesil tasarımcılar, atalarının geleneğini sürdürmekten ilham alarak kelaghayileri modernize edip, yeniden moda haline getirmeye çalışıyorlar. Tasarımcılar bir yanfan Kelağayı modasına yenilik katarken, bir yandan da özgünlüğünü korumaya gayret gösteriyorlar. Bu da her kıyafete özgünlük katıyor. ### Art Parisa Gallery'de "Kadın, Sanat ve Yaşam" Art Parisa Gallery'nin ev sahipliği yaptığı "Kadın, Sanat ve Yaşam" temalı sergi sürüyor. İranlı sanatçı Parisa Karamnezhad'ın İranlı kadın sanatçılarla kültür köprüsü oluşturmak misyonu ile ev sahipliği yaptığı sergi, 21 Aralık 2022 tarihinde sona erecek. Art Parisa Gallery'de İranlı sanatçıların birbirinden özel tekniklerle tasarladıkları ve her eserin kendine ait özel bir hikayesinin bulunduğu "Kadın, Sanat ve Yaşam" temalı serginin yoğun ilgi gördüğünü dile getiren Parisa Karamnezhad, yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Sergimizde 22 tablo ve 6 heykel olmak üzere toplamda 28 eser bulunuyor. Birbirinden değerli 6 İranlı sanatçının çalışmalarının ortak noktası, kadının yaşam ve sanattaki önemini, değerini vurgulamak. İranlı sanatçılarımızın eserlerini 21 Aralık tarihine kadar Türkiye’deki sanatseverlerin beğenisine sunmuş olmaktan mutluluk duyuyor, ilgilenen sanatseverleri sergimize bekliyoruz." Art Parisa Gallery'nin ev sahipliği yaptığı "Kadın, Sanat ve Yaşam" temalı sergiye eserleriyle katılan İranlı kadın sanatçılar, şu isimlerden oluşuyor: Zahra Shadi, Davari Araghizade, Mahnoush Fouladi, Marzyeh Badri Hashemizad, Shabnam Mokabber, Niusha Niuzhpour ve Leila Zarrintoranj. Hindistan Konslosluğu Kültür Ataşesi Himanshu Rauna ve eşi Anupriya Rauna da "Kadın, Yaşam ve Sanat" temalı serginin açılışına katılanlar arasında yer aldılar. ### "Anadolu Sopranoları", Ekvador'da iki festivalde konser verdi Güney Amerika ülkesi Ekvador'da, Türkiye'nin Kito Büyükelçiliği'nin açılışının 10. yıldönümü vesilesiyle "Anadolu Sopranoları" grubu sanatçıları iki festivalde konser verdi. Ülkenin Loja kentindeki Bolivar Tiyatrosu ve başkent Kito'daki Sucre Ulusal Tiyatrosu'nda iki ayrı festivalde konser veren solistler Funda Saltaş Ateşoğlu ve Esin Talınlı, Ekvadorlu müzikseverlerden büyük ilgi gördü. Türk Sanat Müziği eserlerinden, türkülerden ve aryalardan oluşan performans sergileyen Anadolu Sopranoları, ayrıca Ekvador'dan da şarkılar seslendirerek, sanatseverlere keyifli anlar yaşattırdı. AA muhabirine konser sonrası açıklamalarda bulunan Ateşoğlu ve Talınlı, Ekvadorlu müzikseverlere Türk müziğini seslendirdikleri için mutlu olduklarını söyledi. Ankara Devlet Opera ve Balesi solist sanatçısı olarak 12 yıl önce Anadolu Sopranoları grubunu kurduklarını hatırlatan Funda Saltaş Ateşoğlu; "Hem opera hem operet müzikal dünya müziklerini, en çok arzu ettiğimiz şekilde, yani kendi öz müziğimizi bütün dünyaya tanıtabildik" ifadelerini kullandı. "ÇOK SICAK İNSANLAR MÜZİK VE SANAT ÜST DÜZEYDE" Ateşoğlu, yurt içinde ve yurt dışında birçok konser yaptıklarını belirterek; "Ekvador'da ilk kez böyle bir grubu festivallerine davet ettiler. Loja ve Kito festivallerine katılmaktan gurur duyuyoruz. Çok güzel bir ülke ve çok sıcak insanlar, müzik ve sanat üst düzeyde" dedi. Organizasyon nedeniyle Kültür Bakanlığı'na ve büyükelçiliğe teşekkür eden Funda Saltaş Ateşoğlu, Ekvador seyircisiyle buluştukları için büyük keyif aldıklarını bildirdi. "TÜRK MÜZİĞİ VE KÜLTÜRÜNE DUYULAN İLGİDEN MUTLU OLDUK" Devlet Opera ve Balesi solist sanatçılarından Esin Talınlı da Türkiye içinde ve dışında güzel işlere imza attıklarını anlatarak, Türkiye'nin Kito Büyükelçisi Başak Yalçın'a büyük emek ve destekleri için teşekkür etti. Talınlı, iki ayrı festivale katılmaktan ötürü kıvanç duyduklarını dile getirerek; "Seyirciden çok güzel dönüşler aldık. Türk müziği ve kültürüne duyulan ilgiden mutlu olduk. Türk, Ekvador ve dünya müziklerinden örnekler sahneye sunduk" diye konuştu. Türkiye'yi böyle bir platformda temsil ettikleri için gururlu olduklarını kaydeden Esin Talınlı; "Bu bağlamda Kütür Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'na bizlere böyle bir imkan sundukları için minnettarız" değerlendirmesinde bulundu. "SEYİRCİLER SANATÇILARIMIZI DAKİKALARCA AYAKTA ALKIŞLADI" Türkiye'nin yeni Kito Büyükelçisi Başak Yalçın ise sanatçıların Kültür Bakanlığı ve Yunus Emre Enstitüsü iş birliğiyle ülkeye geldiğini, Ekvador'un ciddi önem verdiği bu festivale Türkiye'den ilk kez katılım olduğunu söyledi. Ekvador Kültür Bakanı'nın, Türkiye'nin burada sanatsal olarak daha fazla görünür olmasını istediğini aktaran Yalçın; "İstek üzerine harekete geçerek, Kültür ve Turizm ile Dışişleri Bakanlıklarının yardımlarıyla sanatçıların gelmesi için çalışmaya başladım. Salonun coşkusunu gözlemleme imkanım oldu. Seyirciler, sanatçılarımızı dakikalarca ayakta alkışladı" ifadelerini kullandı. Başak Yalçın, uluslararası sanat dalıyla Anadolu ezgilerinin dünyaya tanıtılmasının önemine değinerek, şunları söyledi: "Sanatçılarımızın Ekvador halkını düşünerek burada çok sevilen 'Despedida' şarkısını repertuarlarına katmaları, salonda büyük sevgiyle karşılandı. 136 yıllık ve 650 kişilik Sucre Tiyatrosu tamamen doldu. Biletler günler öncesinden tükendi. Onlar da şaşkınlık içerisindeler ve yoğun ilgi nedeniyle konseri kaydetmeye karar verdiler. Sanatçılarımızın iki festivale birden katılarak, böylesine yoğun ilgi görmesi çok önemlidir." Türk sanatına ve kültürüne Ekvador'da yoğun ilgi olduğunu anlatan Yalçın, bunu buradaki halka tanıttırdıkları için gurur duyduklarını belirtti. ### Azerbaycan'da en çok ziyaret edilen kule ve kaleler Azerbaycan, ülke tarihinin çeşitli ve dramatik sayfalarının anıtları olarak duran sayısız kale ve kuleye ev sahipliği yapıyor. İpek Yolu gözetleme kulelerinden Karabağ Hanlığı'nın kalelerine kadar her birinin anlatacak büyüleyici bir hikâyesi var. ŞİRVANŞAHLAR SARAYI Bakü'nün büyüleyici Eski Şehir'inin en yüksek noktasını işgal eden, güçlü Şirvanşah Hanedanı'nın eski ikametgâhı… 15. yüzyılda inşa edilen kompleks; saray, Divanhan, cami, türbe, hamam, geçitler ve su deposu ile Orta Çağ Azerbaycan mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 1964'ten bu yana bir müze rezervi olan Şirvanşahlar Sarayı, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki İçeri Şehir'in de önemli bir parçası. MARDAKAN KALESİ Bu 12. yüzyıl kalesi, sahil köyü Mardakan'da yer alıyor. Şirvanşah Kralı I. Akşıtan'ın zaferini onurlandırmak için dikilmiş ve sığınak, savunma ve gözetleme noktası olarak hizmet vermiş. Ana kulenin yüksekliği 22 metre. Böylece tepeye çıkıp, harika manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Mardakan Kalesi, geçmişte Abşeron Yarımadası'nı kapsayan bir gözlem ve savunma kaleleri ağının bir parçasını oluşturan Mardakan'daki iki kaleden biri. ÇIRAQ KALE GÖZETLEME KULESİ Adı “Lamba Kulesi” anlamına gelen Çıraq Kale Gözetleme Kulesi, M.S. 4-5. yüzyıllardan kalma. Kule, Azerbaycan'dan geçen İpek Yolu'nun patikalarını koruma, savunma ve sinyalizasyon amaçlı kullanılmış. Bir düşman yaklaştığında kulenin tepesinde bir ateş yakılırmış ve kilometrelerce öteden görülürmüş. SUMUKKALE SAVUNMA KULESİ Kah bölgesindeki tarihi Ilısu köyünün simgesi olan bu üç katlı savunma kulesi, köyün yarı bağımsız bir hanlık olan Ilısu Sultanlığı'nın merkezi olduğu 17. veya 18. yüzyıllarda inşa edilmiş. Dikdörtgen iki tonlu kule, düşmanlara karşı savunmak için kullanılmış. Bugün sadece yaz aylarında açık olan Ilısu Sultanlığı'nda küçük bir müzeye ev sahipliği yapıyor. PERİ KALESİ Zaqatala kentine 15 km uzaklıkta bulunan bu olağanüstü kale, Çardaqlar köyü yakınlarında 300 metre yükseklikte bir uçurumun kenarına oyulmuş. Tarihçiler, Peri Kalesi'nin M.S. 3.-5. yüzyıllarda eski Kafkas Arnavutluk Devleti döneminde inşa edildiği sonucuna varmışlar. Kale kireçtaşı tuğladan yapılmış olup, üç oda ve bir pencereden oluşuyor. Kaleye ulaşmak için özel tırmanma ekipmanı ve profesyonel bir rehber gerekiyor, ancak Yukarı Çardaqlar köyünde uzaktan da hayranlıkla izleyebilirsiniz. ŞUŞA KALESİ Tepedeki Şuşa şehri, Karabağ'ın incisi ve Azerbaycan'ın kültür başkenti… Şuşa Kalesi ise Şehrin tarihi merkezini çevreleyen, Karabağ Hanlığı'nı (1748-1822) yönetmesine yardımcı olmak için Penah Ali Han tarafından yaptırılan, 18. yüzyıldan kalma bir kale. İnşaatına, türbesi Şuşa'nın bir başka simgesi olan ünlü şair ve vezir Mollah Penah Vagif nezaret etmiş. Kalenin deniz seviyesinden 1.300 ila 1.600 metre arasında bir platodaki konumu ve kayalık uçurumlarla çevrili olması, onu neredeyse zaptedilemez kılmış. ALİNYA KALESİ Bazıları tarafından “Azerbaycan'ın Maçu Piçu’su olarak adlandırılan Alinya Kalesi, Nahçıvan'ın Culfa bölgesinde 8. yüzyıldan kalma bir dağın tepesindeki kalenin yakın zamanda yeniden inşası. Aşağıda yer alan vadideki Alinja köyüne bakan kale, yenilmezliğiyle ünlü. Güçlü Moğol hükümdarı Timurlenk'in 1401'de kaleyi fethetmesi 14 yıl sürmüş. Yüzyıllar önce Atabaylar devletinin hazinesini barındırıyormuş. Yaklaşık 2.000 dik basamak ile çıkılan kaleye tırmanış yorucu ama bu çabaya veya muhteşem manzaralara değer! ### Azerbaycan'ın güney rotasının incisi; Lenkeran Eğer siz de doğa kaçamaklarının hayranıysanız, seyahat durağınızın bir sonraki seçimi Azerbaycan'ın güneyindeki büyüleyici Lenkeran, Lerik ve Astara olabilir. Burası kaplıcaları, doğa rezervleri ve görkemli Talış Dağları ile görenleri kendisine hayran bırakan bir bölge. Hazar Denizi ve yemyeşil Talış Dağları ile çevrili Lenkeran'ın flora ve faunası oldukça çeşitli ve göz alıcı. Bölge, böylesine küçük bir alan için şaşırtıcı derecede manzaralar sunan iki harika doğal beldeye, Gizil Aghaj Koruma Alanı ve Hirkan Ulusal Parkı'na ev sahipliği yapmakla kutsanmış. Lenkeran şehrinin hemen kuzeyinde yer alan Hazar kıyısındaki Gizil Aghaj rezervi, her kış Afrika'dan buraya göç eden muhteşem flamingolar da dahil olmak üzere çok sayıda su kuşunu ağırlıyor. Burada uçsuz bucaksız uzanan Hirkan Milli Parkı, Lenkeran ve Astara bölgelerine yayılmış durumda. Son Buzul Çağı'ndan sağ kalan eski demir ağaçları da dahil olmak üzere çok çeşitli ağaçları barındıran, hayli çeşitli bitki örtüsüne sahip bir botanikçi cenneti adeta. Alanda harika yürüyüş fırsatları sunan, bir düzineden fazla işaretli rota bulunuyor ve bazıları yol boyunca şirin yerel köylerde öğle yemeği ve çay molaları keyfi sunuyor. EŞSİZ MANZARALAR İLE BÜYÜLENECEKSİNİZ Bu bölgedeki dramatik dağların, sakin deniz kıyılarının, eski ormanların ve subtropiklerin eşsiz manzaraları sizleri büyüleyecek. Hazar Denizi kıyısında yürüyüş yapmak, Bakü'dekinden çok farklı bir deneyim yaşatacak, çünkü buradaki kum siyah renkte ve tedavi edici bir etkiye sahip. Lenkeran'da yapılacaklar listenizde olması gereken bir diğer yer ise doğal ve inanılmaz güzel manzaralara sahip olan Khanbulan Gölü. Göl, mevsimlere göre renk değiştiren demir ağaç ormanlarıyla çevrili. Hava izin verirse piknik yapmak için mola verebilir veya göl kenarındaki küçük çay evinde çayınızı keyifle içebilirsiniz. TERMAL SU KAYNAKLARIYLA DA ÜNLÜ Ülkenin güneyindeki Lenkeran bölgesindeki bazı köyler, yeraltından doğal olarak akan sıcak, mineral açısından zengin suyun rahatlatıcı ve tedavi edici banyolarını sunan birkaç sanatoryum ile termal su kaynaklarıyla da ünlü. Bu subtropikal bölge, aynı zamanda bölgedeki yağmurun bolluğuyla zenginleşen verimli topraklarda kolayca yetişen narenciye, siyah çay ve kahverengi pirincin ülkedeki üretim merkezi. Sonbaharda ziyaret ederseniz aromatik limon, mandalina, kivi, feijoa, yenidünya ve kumkuat içeren yerel meyve bahçelerini görebilirsiniz. BENZERSİZ BİR YEREL MUTFAK DENEYİMİ Lenkeran, 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da çayın ilk yetiştirildiği yer. Ayrıca, ülkenin ilk çay fabrikası 1937'de burada açılmış. O zamandan beri çay, sayısız tarlalarla güneydoğu bölgesinin yerel bir sembolüne dönüşmüş. Bunlardan biri, Istisu köyündeki Yaşıl Çay, çay yaprağı toplama ve çay yapma masterclass'ları ile turlar sunuyor. Lenkeran; leziz meyveler, çay ve birçok ulusal yemek çeşitleri bakımından oldukça zengin bir bölge. Benzersiz yerel mutfağı, damak zevkinizi tatmin edecek düzeyde. Balık lavangisi veya parcha-dosheme pilavı gibi lezzetleri denemeden şehirden ayrılmayın ve taze yetiştirilmiş Azerbaycan çayının sonsuz fincanlarının tadını çıkarın. ### Toro Karaköy Art Gallery açıldı Turizm, sanat, spor ve iş dünyasından 500’e yakın kişinin katıldığı Toro Karaköy Art Gallery’nin açılışı 26 Kasım Cumartesi günü gerçekleşti. Şirket ortakları; Volkan Aksoy, Sayıl Ülünçer, Oğulcan Tatar... Beyoğlu Kültür Yolu’nda şehre yeni katılan sanat galerisi, tarihi ve müstakil binada yer alıyor. Sanatçılar; Özge Atınç, Murat Küçükkayalı, Sevgi Ülünçer, Pelin Toğrul, Yeşim Tatar, Başak Yazıcı, Tuba Merve Öztürk... Sanat galerisini şehre kazandıran şirketin ortaklarından Oğulcan Tatar, açılışta verdiği röportajda şu cümlelere yer verdi: Oğulcan Tatar TÜRK SANATÇILARIN ESERLERİNİ İSPANYA VE LATİN AMERİKA ÜLKELERİNDE GÖRMEK VE BUNA VESİLE OLMAK İSTİYORUZ "Rena Travel (@gezininellitonu) şirketimle uzun yıllardır ayrıcalıklı turizm hizmetleri sunarak yabancı münferit gezginler ve kurumsal şirketlere hitap ediyordum. Bu hizmeti çeşitlendirmek, Türk sanatını ve Türk sanatçılarını dünyayla buluşturmak adına İstanbul’un yenilenen turizm merkezi Karaköy’de sanat girişimine imza attık. Binamızı henüz açmadan birçok kurumsal şirketle ve yabancı misafirlerle çalışmalar gerçekleştirdik. Katma değeri yüksek sanat faaliyetleriyle şehrimizde daha kaliteli bir turizm gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. 2023’te büyük üç hedefimiz var. Birincisi, harcama ortalaması yüksek sanat gruplarının rotasına Türkiye ve İstanbul’u ekleyerek organizasyonlar oluşturmak. İkincisi, kendi bünyemizdeki müstakil binamızda uluslararası bir sanat haftası düzenlemek. Üçüncüsü ise sanat ihracatı. İlk başta sıkı bağlarımızın olduğu ve aynı zamanda sanatımıza değer veren İspanya ve Latin Amerika pazarını düşünüyoruz. Türk sanatçıların eserlerini bu ülkelerdeki ofislerde, evlerde, otellerde, sanat merkezlerinde görmek ve buna vesile olmak istiyoruz. Zira bir sonraki sene hedefimiz ise İspanyolca 'Boğa' anlamına gelen 'Toro' Sanat Galerimizi, anadili İspanyolca olan bir şehirde açmak olacak. Bunun için Meksika veya İspanya’yı düşünüyoruz. https://www.youtube.com/watch?v=N0K4mccFI9Y Ayrıca bugünkü mutluluğum apayrı. Ben turizme 2012 yılında Sultanahmet’te bir halıcıda çalışarak başladım. İlk iş günümde müdürüm Şeref ağabeyimle sırtımıza halı dolu çantaları alıp, eski limana yanaşan turist gemisine getirmiştik. Şu an sanat galerimi açtığım binanın da yanından geçerek ilk günümü geçirmiştim. Belki burası halıcı olmasa da yine Türk sanatını ve sanatçılarının değerli eserlerini, eski izlerin bulunduğu anılarla yaşamak beni çok mutlu ediyor. Turizmde geçirdiğim 10 senenin ardından bu 10 yıl içerisinde tanıştığım, elimden tutan ve bana destek olan kişilerle beraber müşterisi veya tedarikçisi olduğum büyüklerim ve dostlarımla beraber bu açılışı yapmak büyük bir mutluluk.” Toro Karaköy Art Gallery’nin açılışında şirket ortaklarının aile dostu Tenor Berk Özbek de yer aldı. Özbek, söylediği şarkılarla herkesi mest etti. Oğulcan Tatar, Tenör Berk Özbek, Yeşim Tatar... Galerinin açılışında misafirlere kokteyl hazırlığı ise Kadıköylü bir şirketten geldi. Alef Ocakbaşı ve Yeldeğirmeni Ev Yemekleri’nin işletmecisi İrem Nair’in Date Catering Organizasyon şirketinin hazırlığı, tüm davetliler tarafından beğeni topladı. Oğulcan Tatar ve harap haldeki 80 yıllık müstakil binadaki restorasyonu yürüten Ufuk Tatar... TORO KARAKÖY ART GALLERY'DE NELER OLACAK? 5 katlı, hatta bodrum katıyla beraber 6 katlı olan binanın giriş katı, bir sanat mağazası olarak kullanılacak. Burada hobi ve profesyonel amaçla üretim yapan seramik, çini, porselen, minyatür, suluboya vb. pahalı olmayan ve kolay taşınabilir ürünlerin satışı gerçekleştirilecek. Hüseyin Özçelik Üst katları ise kişisel ve karma sergi salonlarıyla beraber sanat atölyelerine ayrılacak. Örneğin, açılıştan önce sergisini açan sanatçı Pelin Toğrul’un kişisel sergisi, 15 Ocak 2023’e kadar devam edecek. Şu an bir katta ise Hacettepe Üniversitesi’nden seramik sanatçısı Doçent Doktor Hüseyin Özçelik’in, farklı uygarlıkların izlerini taşıyan seramik eserleri bulunuyor. Aynı katta eserlerini sergileyen Murat Küçükkayalı ise “Yaradılış” sergisini aşağıdaki cümlelerle açıkladı: Yeşim Tatar ve Murat Küçükkayalı... Yaradılış Toprak doğada zaman içinde toplanarak bir araya gelir. Daha sora sıvı haldeyken bir kalıba dökülüp hafifçe sertleşir ve her biri sanatçının elinde farklı bir şekil alır. Yavaş yavaş kurur, pişer, derecesi artarak piştikçe ateş ona şekil verir. Var ettiğim her eser aynı malzemeden, aynı hamurdan olmasına rağmen hiç biri birbirine benzemez, toprağa şekil verirken belirli bir amacım yoktur, bir çocuk gibi oynarım toprakla ve o anın enerjisi şekil alır. Bir tasarımcı değilim, yalnızca anı ölümsüzleştiriyorum. Eserlerime düz yüzeylerde üç boyut kattığım aynalarla insanı, mekanı eserin içine dahil ediyorum. Farklı açılardan bakıldığında eser kadar mekan da değişiyor, her mekanda yeniden yaşıyor. Eserlerim evimde, atölyelerimde, sergi mekanlarında, bienallerde, müzelerde yer aldı. Kimi insanların gönüllerine, kimi insanların evlerine girdim. Eserlerimin bütününde, yaradılışın hikayesini anlatmaya çalıştım. Kimi toplum ve kitaplarda anlatıldığı gibi, insanoğlunun ilk insan Adem’in Tanrı tarafından yaratılması ve çamurla şekillendirilmesiyle başlayan yolculuğu tarih boyunca birçok aşamadan geçmiştir. Adem ilk kez var olduğunda sınırsız bir hakimiyete sahip tek varlık iken, aynı zamanda günümüze kadar insanoğlunun yaşadığı birçok deneyim ve gelişmeden mahrumdu. İşte ben; bu her tür yeniliğe ve dönüşüme hazır sınırsız gücün başlangıç noktasında, her bir yönden sonsuzluğa doğru yol alışı eserlerimde temsil ederken; eğilme, bükülme ve kapanmalar ile, gelecekteki deneyimlerin oluşturacağı dönüşümlerin ve sınırlandırmaların, yaradılışın kendi içindeki durumunu betimledim. Murat Küçükkayalı - "Yaradılış" Bugün burada bulunmam, yoktan var ettiklerimiz, şekil verdiğimiz yaşamlar sayesindedir. Hiç bir şey tesadüf değildir. Ben de eserlerim sayesinde şuan burada olmaktan onur ve mutluluk duyuyorum. Biz var olmasak da, eserlerimiz mekanlarda yaşayacaktır. İnsanların gönüllerine, evlerine girdikçe bu serüven katlanarak artacaktır. Uzun yıllardır İstanbul Boğazı'nda lüks organizasyonlar düzenleyen Altan Tuzluoğlu da açılışta olan isimlerdendi. Oğulcan Tatar, Emekli Emniyet Müdürü Atilla Çağlı, Ufuk Tatar, Onur Kuşatan... Germeyan ve Tatar Ailesi... Sayıl Ülünçer, Hilmi Çalış, Oğulcan Tatar, Coşkun Uzunkaya... Ramazan Erol Bezek, Oğulcan Tatar, Şeref Göger (Müdür).... Matbah Restoran ve Ottoman Imperial Hotel Genel Müdürü Serdar Balta, Doruk Sanbay ve Oğulcan Tatar... Yeşim Tatar, Sevgi Ülünçer, Aslı Özlen, Oğulcan Tatar... Tetik Turizm işletmecisi Ceyhun Tetik, Oğulcan Tatar, Sayıl Ülünçer.. Toro Karaköy Art Gallery'nin belkemiği Onur Kuşatan ve ailesi de açılıştaydı.. Toro Karaköy Art Gallery'nin açılışında, galeride kişisel sergisi bulunan sanatçı Pelin Toğrul da yer aldı. Oğulcan Tatar, Volkan Aksoy, Pelin Toğrul, Sayıl Ülünçer... ### 17. İstanbul Bienali yaklaşık 500 bin ziyaretçi ağırladı İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2007-2036 Bienal Sponsoru Koç Holding desteğiyle düzenlenen 17. İstanbul Bienali 'nin sergileri sona erdi. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, 17 Eylül'de kapılarını ücretsiz açan bienalin sergilerini, 9 haftada 500 bine yakın ziyaretçi gezdi. Bienal; Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'ndaki 12 sergi mekanının yanı sıra kent genelinde festivaller, gösteriler, etkinlikler, sahaflar, eczaneler, kafeler, restoranlar, üniversite kampüsleri ve bir radyo istasyonu aracılığıyla tüm şehre yayıldı. Bige Örer'in direktörlüğünü, Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh'in küratörlüğünü üstlendiği 17. İstanbul Bienali, farklı disiplinlerden 500'ün üzerinde katılımcının 55 projesini bir araya getirdi. Katılımcılar arasında sanatçı, düşünür, yazar, şair, araştırmacı, mimar, balıkçı, aktivist, etno müzikolog, denizbilimci, kukla ustası ve müzisyenler de yer aldı. BİENALİN UZUN SOLUKLU PROJELERİ Mariah Lookman'ın 700'ü aşkın tıbbi bitkiye ev sahipliği yapan Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi'ne özel tasarladığı su bahçesi, bienalin ardından ziyaretçilerle buluşmaya devam edecek. Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı iş birliğiyle başlatılan "Dünyadan Saklı Hikayeler" programı kapsamında, güncel sanat alanında hikaye anlatıcılığı, fotoğraf okuma, habercilik gibi başlıklarda bir dizi atölye düzenleniyor ve projelerle ilgili yeni metinlerin üretilmesi teşvik edilecek. Sanatçı ve aktivist ikili Cooking Sections'ın İstanbul'un mandaları ve yaşam alanlarını ele aldıkları "Çamuralem" projesi, ilki bienalin açılış haftasında düzenlenen Manda Festivali ile gelecek yıllar da sürecek. Sergiler; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı (PCSAA), Merkez Rum Kız Lisesi, SAHA Studio, Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli Taksim, Büyükdere35, Müze Gazhane, arthereistanbul, Barın Han, The Çinili Hamam, Küçük Mustafa Paşa Hamamı ve Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nde yer aldı. Kurtuluş'ta bulunan Nostalji Cafe ise bienalin Şiir Hattı'nın buluşma noktası oldu. 9 HAFTA BOYUNCA 250'YE YAKIN ETKİNLİK DÜZENLENDİ Bienal, sergilerin yanı sıra kamusal programında 250'ye yakın etkinlik sundu. Araştırmacı, sanatçı, düşünür, müzisyen, kukla ustası, komedyen, şair gibi çok farklı disiplinden katılımcı, etkinliklere konuk oldu. Doğa yürüyüşleri, şiir okumaları, manda ve mantı festivalleri, dergi lansmanları, film gösterimleri, panel, söyleşi ve atölye çalışmaları, kuş gözlemleri, açık hava yürüyüşleri ve baskı atölyeleri gibi ücretsiz pek çok etkinliğe binlerce kişi katıldı. 17. İstanbul Bienali 'nin kamusal programını, sanatçı Zeyno Pekünlü koordine etti. Bienalin hem katılımcısı hem de mekanlarından biri olarak konumlanan Açık Radyo, 2021 yılı boyunca 26 bölümlük bir bienal özel programına yer verdi. Zeyno Pekünlü'nün hazırlayıp sunduğu programa, 17. İstanbul Bienali'nin katılımcıları konuk oldu. Programın kayıtları Açık Radyo web sitesinden, İngilizce kayıtları ise İKSV'nin Spotify, Apple Podcasts ve Google Podcast hesaplarından dinlenebiliyor. BİENAL, FİLM PROGRAMI İLE FARKLI ŞEHİRLERE UZANDI Türk Ekonomi Bankası (TEB) sponsorluğunda ücretsiz gerçekleştirilen film programında 11'i kısa, 12'si uzun metrajlı olmak üzere toplam 23 film gösterildi. Başlığını bienalin küratoryal metninden alan “Tatlı, Olgun Meyvelerle Kaplı Ulu Bir Ağaç Olmak Yerine: 17. İstanbul Bienali” film seçkisi, nisanda 41. İstanbul Film Festivali’yle başlamıştı. Filmler, bienal boyunca İstanbul'da Pera Müzesi ve Hope Alkazar, Eskişehir'de Odunpazarı Modern Müze, Çanakkale'de Çanakkale Evi, Mardin'de Galatist Cafe ve Ankara'da Uğur Mumcu Vakfı'nda gösterildi. Ziyaretçilerin bienal eserlerini daha yakından tanımalarını sağlayan rehberli tur programına, yaşları 20 ile 25 arasında değişen 20'yi aşkın rehber katkı sundu. Rehberler, Pelin Kuş'un koordinasyonunda bir ay boyunca eserler hakkında eğitim aldı ve 17. İstanbul Bienali süresince yaklaşık 7 bin ziyaretçiye sergileri tanıttı. Bienalin Pera Müzesi'nin iş birliği ve Koç Holding'in desteğiyle gerçekleştirdiği çocuk ve gençlere özel eğitim programı kapsamında 9 hafta boyunca 4-17 yaş aralığındaki genç ziyaretçiler, yerküreyle kendileriyle ve diğer canlılarla kurdukları ilişki üzerine düşünme ve farkındalık kazanma imkanı buldu. Kamusal programda çocuklara yönelik gerçekleştirilen kuş gözlemlerinden sirk okullarına, sanatçı atölyelerinden kitap okumalarına uzanan çok farklı etkinliklerle bienal, 3 bin üzerinde çocuk ve gence ulaştı. Bienal süresince ayrıca, ebeveynler ve bakım verenlerin 0-36 aylık bebekleriyle katılabildikleri "Bebekli Sabahlar" etkinlikleri de düzenlendi. ÇOCUKLAR DA UNUTULMADI 17. İstanbul Bienali kapsamındaki "Kuşlar Ne Düşünüyor?" başlıklı proje, odağına 6-14 yaş arasındaki çocukları alırken; onlara eşlik eden yetişkinleri, öğretmenleri ve farklı alanlardan uzmanları, bulundukları yerdeki kuşları gözlemlemeye, onlar hakkında düşünmeye ve doğayla yeniden bağlantı kurmaya çağırdı. İstanbul Bienali ve İKSV Alt Kat tarafından hayata geçirilen proje; Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Hisar Okulları, Öğretmen Ağı, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi ve Today at Apple'ın iş birliğinde pek çok farklı disiplinden uzman, sanatçı, öğretmen, bilim insanı ve paydaşı bir araya getirdi. Türkiye'nin dört bir yanından projeye katılan çocukların hazırladığı metin, resim, fotoğraf, ses dosyaları ya da videolar, "kuslar.iksv.org" adresinden incelenebiliyor. Dileyen çocuklar yeni içerikler üretip, web sitesine yüklemeye devam edebilir. Proje kapsamında bienal süresince Roots & Shoots Türkiye ekibinin yürütücülüğünde "Kuş Gözlemleri" yapıldı, farklı katılımcılarla "Duyularla Kuşları Keşfediyoruz" etkinlikleri gerçekleştirildi. Atatürk Kent Ormanı'ndaki etkinlikler; İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı, Yeşil İstanbul ve Yaban İstanbul'un desteğiyle yapıldı. Today at Apple'ın desteğiyle Apple Bağdat Caddesi'nde gerçekleştirilen atölyelerde ise 7-14 yaş aralığındaki çocuklar, sanatçılar Volkan Aslan, İnci Furni, Gözde İlkin, Elif Öner ve Evrim Kavcar, Mk Yurttaş ve Performistanbul ile bir araya geldi. İKSV Alt Kat, İstanbul Bienali'nin iş birliği ve Vuslat Vakfının proje partnerliğiyle bienal boyunca Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda 7-9 yaş grubuna yönelik etkinlikler gerçekleştirdi. Ses sanatçısı ve besteci Tarek Atoui'nin yapıtından yola çıkarak hazırlanan atölyelerin tasarımını ve yürütücülüğü Atölye Pikolo üstlendi. BİENALİN YAYINLARI 17. İstanbul Bienali'ne, İKSV ve Yapı Kredi Yayınları tarafından Vehbi Koç Vakfı'nın katkılarıyla yayımlanan iki yayın eşlik etti. Bienalde ziyaretçilere eşlik etmesi için Erdem İlgi Akter tarafından yayıma hazırlanan rehber kitabı, bienal eserleriyle ilgili tanıtıcı metinlere, harita ve kat planlarına ve bienalin diğer programıyla ilgili pratik yönlendirmelere yer verdi. Sergi kataloğuna Carl Mika, Nabil Ahmed, Övül Durmuşoğlu, Michael Marder, Maria Puig de la Bellacasa, Nirwan Ahmed Arsuka, Rustom Bharucha, Çiğdem Buğdaycı Gürsoy, Greg Dvorak, Ruth McDougall, Zozan Pehlivan, John Bell, David Harvey, Amar Kanwar ve Elif Kamışlı metinleriyle katkı sundu. Rehber kitabı, "magaza.iksv.org"dan temin edilebiliyor. ### İskender Pala'nın 13 romanı, 13 resme esin kaynağı oldu Üsküdar Belediyesi, yazar İskender Pala 'nın 13 romanından esinlenilerek, 13 sanatçı tarafından hazırlanan "Kelimeler ve Renkler" resim sergisini açtı. Nevmekan Sahil Galeri'de açılışı yapılan serginin küratörlüğünü Murat Kurt üstleniyor. Sergi açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, İskender Pala'nın zor zamanlarda büyük fedakarlıklarla önemli eserler ortaya koyduğunu belirterek; "Ülkemizde her alanda atılımlar yapılırken, kültür ve sanat alanında da böyle değerli sanatçılarımıza çok ihtiyacımız var. Umarız İskender Pala, uzun yıllar güzel eserlerini bizlerle buluşturmaya devam eder" dedi. Serginin böyle bir mekanda açılmış olmasından dolayı ayrıca memnuniyetini dile getiren Alpaslan; "Bu tür eserleri inşallah önümüzdeki 'Türkiye Yüzyılı' içerisinde fazlasıyla oluşturacağız. Emeği geçenleri tebrik ediyorum" diye konuştu. "Acaba söz mü daha önemliydi yoksa nakış mı?" Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanı İskender Pala da kitaplarının ressamlar tarafından resmedilirse nasıl bir şey çıkacağını yıllardır merak ettiğini söyleyerek, şunları kaydetti: "Uzun yıllar minyatürlerle divanların birlikte olduğu eserleri düşünüp dururdum. Acaba söz mü daha önemliydi yoksa nakış mı? Çünkü bir mesnevinin içerisinde, şairin söylediği bir anlatımın aynı sayfada resim çizilerek nakşedilmesi zihnimde şöyle düşündürüyordu; şairin anlattıklarını anlamayan için bir de resme bakılsın. Bu düşünceler, beni böyle bir sergiye götürdü." "Benim hayallerimi bile aşan bir renk hayali gördüm" Kendi kitaplarının tasarımında kırmızı renginin ağırlıklı olduğunu fark ettiklerini aktaran Pala; "Küratörümüz Murat Kurt ile bu konuları konuşurken, kendisi çok değerli ressam dostları olduğunu ifade ederek, böyle bir sergiyi birlikte yapmayı teklif etti. Ressam dostlarımıza eserleri gönderdik ve hiçbir yönlendirme olmaması adına başka bir şey söylemedik. Benim hayallerimi bile aşan bir renk hayali gördüm. 'Kelimeler ve Renkler' böyle oluştu, hepsine çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Sergide yeniyi eskiyle söylemeye çalıştık" Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ise bu serginin hamurunda edebiyat, roman, kültür ve sanat olduğuna dikkat çekerek; İskender Pala 'nın son 20 yılda yazdığı romanlarla Türkiye'nin en çok okunan edebiyatçıları arasında bulunmasının önemine işaret etti. Pala'nın eserlerinde hayattan, aşktan, tarihten ve tasavvuftan beslendiğini ifade eden Türkmen; "Böyle özel bir yazarımızın özel bir sergiyle anılıyor olmasından ötürü gurur duyuyoruz" diye konuştu. Serginin küratörü Murat Kurt, sanatçının yeni bir şey söyleyen kişi olduğu yorumunu yaparak; "İskender Pala 'nın eserlerinden esinlenerek oluşturulan bu sergide yeniyi eskiyle söylemeye çalıştık" dedi. 2 OCAK 2023 TARİHİNE KADAR ZİYARET EDİLEBİLECEK Sergide, Pala'nın 13 romanını temsil eden eserlerden "Babilde Ölüm İstanbul'da Aşk"ı Murat Kurt, "Katre-i Matem"i Ceyda Hüseyinoğlu, "Şah ve Sultan"ı Ataman Oğuz, "Od"u Hürrem Özerden, "Efsane"yi Mustafa Sönmez, "Mihmandar"ı Gültekin Serbest, "Karun ve Anarşist"i Handan Korkmaz, "Abum Rabum"u Erhan Hökelek, "İtiraf"ı Erol Kılıç, "Akşam Yıldızı"nı Figan Batı, "Kervan"ı Evren Gül, "A-71"i Müfit İşler ve "Surname"yi Talip Keser resmetti. İskender Pala'nın 13 romanındaki kelimeleri renklerin diliyle anlatan eserlerden oluşan sergi, 2 Ocak 2023'e kadar ziyaret edilebilecek. ### Toro Karaköy Art Gallery ‘’Konçiyano’’ sergisiyle resmi olarak açılıyor Toro Karaköy Art Gallery 26 Kasım 2022 Cumartesi günü saat 15:30 da kokteyl ile açılıyor. Açılış sergisine katılan sanatçılar belli oldu. Galeri yönetiminden yapılan açıklamaya göre sergide Başak Yazıcı, Günseli Partanaz, Hüseyin Özçelik, Murat Küçükkayalı, Neşe Üremez, Orhan Kurmalı,Özge Atınç, Pelin Toğrul, Selman Altun, Sema Peyman, Serdar Okan, Sevgi Ülünçer, Tuba Merve Kaya Öztürk, Yavuz Bozkurt, Yeşim Tatar, Yusuf Tarım ve Züheyde Gökçek isimli sanatçıların eserleri sergilenecek. “Konçiyano” ismindeki serginin açılışı, 26 Kasım Cumartesi günü saat 15:30 dan 20:00 a kadar sürecek. Sergi, hafta içi ve cumartesi günleri 10:00 ile 18:30 arasında ziyarete açık, pazar günleri ise kapalı olacak. Tüm sanatseverler sergiye davetlidir… ### 'Eski Türklerde ve Osmanlı’da Halkla İlişkiler' kitabı yayınlandı. Emine Kazan tarafından kitaplaştırılan, Halkla ilişkilerin eski Türklerde ve Osmanlı Devleti’nde nasıl olduğu, yöneten-yönetilenler arasındaki ilişkilerin nasıl yürütüldüğünü anlatan kitap büyük ilgi görüyor. Tarihin, bir halkla ilişkiler uzmanının gözüyle yeniden yorumlandığı kitapta, günümüz halkla ilişkiler kurumları ile Eski Türk Devletleri ve Osmanlı Devleti’ndeki iletişim kurumlarının kıyaslanması da dikkat çekiyor. Emine Kazan, “Bu kitabın amacı iletişim tarihinde hak ettiği yeri bulamayan Eski Türkler, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde kullanılan halkla iletişim kanallarına dikkat çekmek” dedi. ESKİ TÜRKLER, SELÇUKLULAR VE OSMANLI Kitaba ilişkin konuşan Kazan, “Tarih boyu ‘göçebe’ yaşamı sürmüş Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi ve burada yüzyıllarca ‘devlet’ olarak kalması, her açıdan hem ilgi çekici hem de hayret vericidir. Pek çok tarihçi için ise bu tablo, bir ‘hazine’ görünümündedir. Türklerin tarihi araştırılırken, onların birbirleriyle kurdukları iletişimde, diğer milletlerden şaşırtıcı bir biçimde farklı davranışlar sergilediğini göz ardı etmek doğru olmaz. İşte, Eski Türkler, Selçuklular ve Osmanlı Devleti’nin yapısındaki hiyerarşinin, ‘yöneten-yönetilen’ arasındaki mükemmel uyumla birlikte nasıl şekillendiğini yüz yıllarca ayakta kalmayı başarmış olan Türklerde ‘halkla ilişkiler’ dişlilerinin nasıl çalıştığını ‘Eski Türklerde ve Osmanlı’da Halkla İlişkiler’ adlı kitapta bulacaksınız” diye konuştu. EMİNE KAZAN HAKKINDA Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden “Halkla İlişkiler Uzmanı” olarak mezun oldu. İş hayatına Hürriyet Gazetesi Ekonomi servisinde muhabir olarak başladı. Araştırmaya olan ilgisinden dolayı Dünya Grubuna ait “Popüler Tarih Dergisinde” araştırma yazıları yazmaya başladı. 2007 yılında Halkla İlişkiler Tarihini konu alan “Eski Türkler ve Osmanlı’da Halkla İlişkiler” kitabı ilk kitabıdır. Doğuş Üniversitesi Kurumsal İletişim biriminin kuruluş aşamasında görev aldı. 2012 yılında Doğuş Üniversitesinde İşletme yüksek lisansı yaptı. “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinin ve Tüketici Davranışları Üzerine Etkisi”ni araştıran bitirme tezi ile mezun oldu. Halen uluslararası ekonomi dergilerinde ve haber sitelerinde araştırma yazıları yazmakta ve iletişim danışmanlığı yapmaktadır. İlk kitabı dünyanın en iyi üniversitelerinin kütüphanesinde yer almaktadır. Yine ilk kitabı ile halkla ilişkiler alanında ödüller aldı. ### Miami The Bass Müzesi’nde Contemporary Istanbul Gecesi Contemporary Istanbul ve Amerikan Türk Cemiyeti'nin ortaklaşa Miami’de önemli uluslararası çağdaş sanat sergileri ve projeleri ile ön plana çıkan The Bass Çağdaş Sanat Müzesi’nde gerçekleştireceği özel gecede, Amerika ve Türkiye’deki çağdaş sanat arasında köprü kurmaya devam etmek amacıyla koleksiyonerler, sanatçılar, galeriler ve sanat profesyonellerinden oluşan uluslararası özel davetlileriyle Miami Sanat Haftası’nda buluşuyor. The Bass Çağdaş Sanat Müzesi’nde başlayacak gece Amerikan Türk Cemiyeti Eş Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ve Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek. Miami sanat haftası nedeniyle dünyanın her yerinden Miami’ye gelen uluslararası sanat profesyonellerinin davetli olduğu gecede, sanatçı ikilisi Hande Şekerciler ve Arda Yalkın’ın Mindflow eseri yer alacak... 2023 yılının çağdaş sanat gelişmelerinin konu edileceği bu gecede, 26 Eylül-1 Ekim 2023 tarihleri arasında Tersane Istanbul’da gerçekleşecek Contemporary Istanbul’un 18. edisyonu ile kültür ve sanat merkezi olan Istanbul’un önemi vurgulanacak. Şehrin tarihi atmosferine ve çağdaş sanat yeniliklere dikkat çekilecek bir davet gerçekleşecek. American Turkish Society & Contemporary Istanbul’un organizasyonunda gerçekleşen bu etkinlik Türk Hava Yolları, LG OLED evo ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) iş birliği ile gerçekleşiyor. Contemporary Istanbul, Türkiye’deki yeni medya sanatına dikkat çekerek bu yıl The Bass Çağdaş Sanat Müzesi’ne ha:ar’ın Mindflow adlı eserini taşıyor. Mimari, performans, yapay zeka ve CGI teknolojisini harmanlayarak 9 video, 9 ses kanalından oluşan, Mindflow, klasik müziğin kurallara bağlı, geleneksel yapısını doğaçlama ile dönüştürerek “Yeni Müzik” parçası üretmeyi ve üretim sürecinde yaşananları jeneratif yapılarla görselleştirmeyi hedefliyor. Yapay zeka bir kaynak olarak ele alınarak üretilen bu eser, performans sanatçısı Ekin Bernay’ın bedeninden gelen verileri, Lidar tarayıcılarla kaydedilerek bir CGI video üretildi. Bu videoda, hem performans sanatçısının hem de Anadoluya ait İznik çinileri, ortodoks ikonografisi ve tekstil desenlerinin görsel temsili, motion capture verileri ile jeneratif olarak manüple edildi. Borusan Filarmoni Orkestrası üyesi olan Berlin, Londra ve Prag’ın büyük orkestralarda solist olarak yer almış 8 klasik müzik sanatçısı, bu videoyu izleyerek bağımsız doğaçlama performanslar gerçekleştirdi. Bu videoya bakarak doğaçlama yapan her müzisyen ise 360 derece ses veren birer hoparlör ve birer ekran ile temsil ediliyor. The Bass Çağdaş Sanat Müzesi’nde, Contemporary Istanbul’un teknoloji partneri olan LG’nin OLED evo ekranları ve XBOOM 360 hoparlörleri ile bu çok katmanlı ve kompleks eseri davetliler deneyimleyecek. The Bass Müzesini ziyaret eden davetliler, müzenin güncel sergilerinden Adrián Villar Rojas with Mariana Telleria, El fin de la imaginación, Phraseology sergisi ve Chroma in Situ (Duvara Asılı Seri) sergisini VIP olarak gezebilecekler. ### Gülmeye doyamayacağınız 4 yabancı komedi dizisi Yabancı dizi konusunda; aksiyon, macera, dram vb. kategoriler size artık sıkıcı geliyor ve çok daha farklı bir kategoride diziye başlamak istiyorsanız, komedi kategorisinin de mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini öneriyoruz. Özellikle listemizde yer alan yabancı komedi dizileri, komedi dizilerine olan bakış açınızı değiştirecek. Gülmeye doyamayacağınız ve bahsegel tarafından da gelmiş geçmiş en iyi komedi dizileri olarak kabul edilen bu diziler, sizi sadece güldürmekle kalmayacak, aynı zamanda kahkahalarınızla birlikte ince mizahın getirdiği düşünce havuzunda kulaç atmanıza da yardımcı olacak. Peki, gülerken düşündüren ve kahkahaya doyamayacağınız bu diziler hangileri? Konuları neler? Gelin birlikte irdeleyelim... HOW I MET YOUR MOTHER Birbirlerine sıkı sıkıya bağlı 5 dostun 20’li yaşlarındaki çılgın günlerini anlatan bu dizide, her karakterin kendine has özellikleri mevcut ve her biri ayrı bir komedi unsuru… Her gün yeni bir macera, yeni bir dert ve en önemlisi de birbirinden komik durumun içinde bulunan bu beşli, ekran başında kahkahalara boğulabileceğiniz bir dizidir. Aynı zamanda dünyada en çok izlenen ve en çok global takipçisi bulunan komedi dizilerinden biridir. IMDb puanı ise 8.4 olarak belirlenmiştir. FRIENDS Dünyanın en çok sevilen sitcom’larından biri olarak bilinen Friends, 6 arkadaşın dostluğunu konu alıyor. Sadece dostluğunu değil, aynı zamanda birbirleri arasında ve dış dünyayla geçen diyaloglarından ötürü muhteşem bir komedi dizine bürünüyor. Toplamda 10 sezona yayılmış olan bu hikayede, karakterler sizinle birlikte büyüyüp olgunlaşıyor. IMDb puanı 9.0 olan bu dizi, başta Amerika olmak üzere dünyada büyük bir fan kitlesine sahip. 2 BROKE GIRLS Bir restoran ve iki farklı karakterdeki kadını konu alan 2 Broke Girls dizisi, Max ve Caroline’i konu alıyor. Bu iki karakter, ciddi anlamda büyük farklılıklar barındırıyor ve aynı zamanda iki karakter de birbirlerinden pek haz etmiyor; ancak işleri gereği aynı restoranda çalışmaları, aynı ortamda aynı nefesi solumaları gerekiyor. Gerek müşteriler gerekse bu iki karakter arasındaki diyaloglar ve akış, 2 Broke Girls dizisini gelmiş geçmiş en komik yabancı dizilerden biri olarak kılıyor. SHAMELESS Alkolik bir baba ve 6 çocuk, çocukların yaşları 2’den 20’ye kadar uzanıyor ve bu ailede herkesin mutlaka bir suça bulaşmışlığı var. Ailenin başında bir anne yok ve anne çoktan onları terk edip gitmiş. Bu detaylar her ne kadar size dram içeren detaylar olarak gelse de işte tam olarak bu noktada dizinin komedi dizisi olması, ciddi anlamda beklentilerin çok uzağında bir hikayeyle karşı karşıya olmanıza yol açıyor. Aile için her şey tersine gidiyor, ancak aile bireyleri buna rağmen hayattan keyif almayı biliyor. ### Hasan Cem Araptarlı'nın objektifinden “İstanbul Balıkçıları” Fotoğraf Sanatçısı Hasan Cem Araptarlı 'nın "İstanbul Balıkçıları" adlı fotoğraf sergisi, İstanbul Boğazı’nın olta balıkçılarının gündelik yaşamını gözler önüne seriyor. Uluslararası deniz trafiğinin bu hareketli sularında ayakta kalmaya çabalayan bir avuç insanın hikayesinden kesitler sunan sergi, aynı zamanda gerçek bir İstanbul masalı… Çekimleri beş yıl süren bu çalışmanın daha önce yapılmış bir örneği olmadığı biliniyor. Şehrin uğultusunun suya düşmesiyle başlayan çekimler, balıkçının koca dünyadaki tek başınalığı ile devam etmiş fotoğraf karelerinde. Giderek artan Boğaz trafiği, çevresel koşulların etkisi, Boğaz'da balık neslinin tükenmesine etki ediyor. Önümüzdeki yıllarda görmeye alıştığımız bu küçük balıkçı teknelerinin azalarak yok olma ihtimali, sanatçının yaptığı çalışmanın değerini artırıyor. İlerleyen yıllarda belki de sadece fotoğraflarla hafızalarımızda yer bulacak olan bu küçük ekmek tekneleri, sanatçıya göre İstanbul’un en önemli sembollerinden biri. Hasan Cem Araptarlı, bu çalışmayı bir avuç insanın suyun üzerinde verdiği hayat mücadelesinin görsel anlatımı olarak tanımlıyor. Her geçen gün şartları daha da zorlaşan dünya düzeninin çarkları arasında yaşamını sürdürmeye çalışan insanların sudan yansıyan hikayeleri… "HEP OLTANIN UCUNDA ATAR BALIKÇININ KALBİ" Her zaman uzun soluklu, sağlam bir sosyolojik zemine oturan hikayelerin peşine düşen Hasan Cem Araptarlı, "İstanbul Balıkçıları" sergisine hazırlandığı beş yıllık süre zarfında birçok insan hikayesi biriktirmiş. Araptarlı, çok severek ve emek harcayarak hazırladığı çalışma için duygularını şu sözlerle anlatıyor: "Bu bir avuç balıkçının suyun üzerindeki mücadelesinin fotoğrafları bir yanıyla; acımasız dünya düzeninin çarkları arasında hayatta kalma mücadelesi veren modern insanın hikayesinin sudan yansımaları… Diğer bir yanıyla da özgürlüğe, hayallere ve biricik İstanbul’un rengarenk güzelliklerine aralanan bir nefes alma penceresi…" ŞİMDİDEN ÖDÜLLERİ KAZANDI Kültür sanat dünyasında ilgiyle karşılanan sergi, şimdiden Muse Photography Awards'ta belgesel dalında "Silver Winner", European Photography Awards'ta "Gold Winner" ödüllerini kazandı. 15. International Color Awards'ta ise "Nominee" oldu. İstanbul Bomontiada'da 3 Aralık’ta açılışı gerçekleşecek olan serginin metinleri, yazar Figen Şakacı’nın kaleminden. Serginin küratörlüğü de fotoğraf sanatçısı Ali Kabaş tarafından yapıldı. "İstanbul Balıkçıları" projesi, 03-18 Aralık 2022 tarihlerinde İstanbul Bomontiada’da sergilenecek, 2023 yılı içerisinde ise Hasan Cem Araptarlı 'nın üçüncü kitabı olarak yayımlanacak. ### Decollage Art Space'te "Promesse" Karma Sergisi Decollage Art Space, sezonun ikinci sergisinde önemli bir karma seçkiye ev sahipliği yapıyor. Emine Şenses, Melike Kılıç, Ömer Koçağ, Pelin Bayçelebi, Sayat Uşaklıgil ve Yağmur Yılan’ın çalışmalarından oluşan eserler, 22 Kasım Salı günü düzenlenen bir açılış kokteyli ile sanatseverlerle buluştu. “Promesse” (Vadetmek) adlı serginin sergi danışmanlığı ve koordinatörlüğünü, Ressam Serap Atala gerçekleştiriyor. Sergideki sanatçılardan Emine Şenses’in uzaktan bakıldığında yağlı boya resim etkisi gösteren kolajları, Melike Kılıç’ın çok katmanlı geleneksel kat’ı sanatından yola çıkarak yaptığı görsel hikâyeler, Ömer Koçağ’ın Rembrandt ve Goya gibi büyük ustalara çağdaş bir saygı niteliğindeki resimleri, Sayat Uşaklıgil’in zamansız ve mekânsız zıtlıkları, o anda donmuş kalmış gibi görünen nostaljik figürleri, Pelin Bayçelebi’nin doğanın mükemmel dengesinden aldığı ilhamla yaptığı resimler ve Yağmur Yılan’ın kadına ait duyguları dramatik bir yaklaşımla yeni bir gerçeklik yaratarak tuvaline aktarması; bizi sanatçıları tanımaya, anlamaya ve araştırmaya davet ediyor. UMUT TEMASI ETRAFINDA ŞEKİLLENİYOR Günümüz Türk resminin ustalaşmış ve ustalaşma yolundaki genç kuşak sanatçılarını bir araya getiren sergi, umut teması etrafında şekilleniyor. Biçimsel ve kavramsal yaklaşımla ziyaretçileri düşündürmeyi ve sorgulamaya alan açmayı amaçlıyor. Çeşitli medyumları kullanan, sanat üretimine farklı açılardan bakan sanatçıların; çeşitli üslupların ve farklı eser boyutlarının beraberliği ile ritmi getiren gelenekten moderne, kâğıt malzemeden tuvale uzanan eserlerinden oluşuyor. “Promesse”, 9 Ocak tarihine dek Decollage Art Space'te ziyaret edilebilir. “Promesse” (Vadetmek) adlı serginin sergi danışmanlığı ve koordinatörlüğünü üstlenen Ressam Serap Atala... İstanbul Sanat Dergisi İmtiyaz Sahibi Canan Toprakkaya da serginin davetlileri arasındaydı. Toprakkaya, sergi sanatçılarından Sayat Uşaklıgil'e başarılı çalışmalarından dolayı tebriklerini iletti. ### Fatih Şimşek, "Uzak/Yakın" Seramik Heykel Sergisi ile FULART'ta! Seramik Sanatçısı Fatih Şimşek’in “Uzak/Yakın” isimli seramik heykel sergisi, FULART Sanat Evi’nde açıldı. Sanatçının bireysel içe dönüşe işaret ettiği, kadın ve kilitli gaz maskesi imgelerini kullandığı “Uzak/Yakın” sergisindeki 17 eseri, İstanbullu sanat izleyicisinden tam not aldı. Sanatçı Fatih Şimşek, 6 Aralık 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek “Uzak/Yakın” isimli sergisiyle ilgili düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Öncelikle eserlerimin İstanbullu sanat izleyicisiyle buluşmasından dolayı çok heyecanlı ve mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Eserlerimde kilitli gaz maskeli kadın formlarını tercih etmemin sebebi; kadınlar kimi zaman özgürlüğün, kimi zaman da erkekler dünyasının üstünde bir gücün sembolü olmasıdır. Eserlerimin ana fikri, göründüğünden daha da derindir. Özgürlük, toplumsal olarak birlik olmaktan bireyselleşmeye, empati, sisteme direnme vs. gibi birçok alt başlığı da kapsamaktadır. 'Umut varsa işkence uzar' der Nietzsche. Modern insan ise kendine has kişisel sorunlarını, tüm umudunun kökenine koyarak tüketir yaşam süresini. Kendi kişisel cennetinin arayışındaki birey, yarattığı cehennemde dışsal sorgulamalarının bir sonucu olarak aynadaki salt gerçeklikle yüzleşir. Hep dahasını isterken, kendi işkencecisini yaratmıştır. Peki, bunun ne kadarını bilerek, ne kadarını bilmeyerek gerçekleştirir? Günün birinde aradığı işkenceciyi bulacağı nihai yer sadece bir ayna mıdır? Yoksa çağlar boyu atalarının yaptığı gibi Lilithler, medusalar, cadılar üreterek, kötülüğü kadın arketiplere yüklemek kolayına mı gelmektedir?" Fatih Şimşek HAKKINDA 1986 yılında Şereflikoçhisar’da doğdu. İlk sanat eğitimini, her zaman en iyi destekçisi ve sanat konusunda en çok yardım eden kişi olan resim öğretmeni ablası Hülya Şimşek’ten ilk ve ortaokul yıllarında aldı. Aksaray Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi’nde Özgür Çağlar’dan anatomi, leke ve estetik eğitiminin temelini edindi. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Orhan Veli’ye ithafen Londra’da geçirdiği dört yılın ardından, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik ve Cam Bölümü’nde tezli yüksek lisans eğitimini tamamladı. Sahip olduğu 8 sanat ödülü, 10 kişisel sergi ve birçok uluslararası sergi deneyimi ile hem eğitmeye hem eğitilmeye, İzmir’de Broart Sanat Atölyesi’nde devam etmekte. FULART Sanat EviAdres: Kızıltoprak, Rüştiye Sokak No: 19/A Kadıköy - İstanbulWeb: www.fulartsanat.com "Uzak/Yakın" sergisinin açılışı nedeniyle düzenlenen kokteylde duygularını dile getiren FULART Sanat Evi Kurucusu Güzin Anbar; "Fatih Şimşek gibi son derece özgün eserlere imza atan bir sanatçınnı sergisine ev sahipliği yapıyor olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum" dedi. ### Pelin Toğrul'un kişisel sergisi 15 Ocak 2023'e kadar uzatıldı Toro Karaköy Art Gallery'de 1 Kasım 2022'de ziyarete açılan Pelin Toğrul Kişisel Sergisi, yoğun ilgi üzerine 15 Ocak 2023 tarihine kadar sergilenmeye devam edecek. Toro Karaköy Art Gallery’nin birinci katında bulunan sergi, pazartesiden cumartesiye 10.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Sergi hakkında bilgi ve duyurular için @torokarakoy Instagram hesabını takip edebilirsiniz. Hacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak 7 Numara – Beyoğlu’ndaki (https://goo.gl/maps/qZYt51G7arSRX5Nx9) sanat galerisinin birinci katındaki sergiye tüm sanatseverler davetli. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na 500'den fazla sanatçı katıldı İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda 16-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen 3. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'a, 500'den fazla sanatçının katıldığı bildirildi.  YUSAL JALİLOVA Azerbaycan'dan 16 sanatçının bireysel çalışmaları ile katıldığı fuarda dikkat çeken isimlerden biri de Yusal Jalilova oldu. Sanatçının İtalyan tekniği kullanarak yaptığı ve "Gizemli Kuşlar" adını verdiği çalışma, ziyaretçiler tarafından en fazla ilgi gören eserler arasında yer aldı. İstanbul Sanat Dergisi'nden Canan Toprakkaya'nın da ziyaret ederek tebrik ettiği Jalilova; "Farklı bir çalışma ile bu fuara katılmak istedim. Bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum" dedi. SELDA İNCİ 3. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'a özgün çalışmaları ile renk katan bir başka isim Selda İnci oldu. "Özgürce" adını verdiği toplam 14 parça çalışması ile resim sanatında özgürlüğün olmazsa olmaz olduğuna vurgu yapan İnci, hazırladığı tanıtım broşüründe şu sözlere yer verdi: "Özgürce… Özgürce yaşamalı hayatı; aynı kuşlar, kelebekler gibi... Doğadaki renkler, kırlardaki çiçekler, rastgele çizebildiğin çizgiler gibi… Kim ne der ki, derdi olmadan… Kafana göre özgür, içinden geldiğince özgür, çok mutlu olduğunca özgür, sen ne kadar istersen, o kadar özgür…" Resimlerinde ismini kullanmayan, parmak izini tercih eden Selda İnci; "Parmak izini de Allah’ın akıl almaz mucizelerinden biri olarak görüyorum ve onun asla taklit edilemeyeceği gerçeğiyle, bunun resimlerime daha da anlam katacağına aşkla inanıyorum. Benim imzam parmak izimdir" açıklamasında bulundu. SÜLEYMAN KIZILDAĞ Fuarın dikkat çeken bir başka özgün sanatçısı ise Süleyman Kızıldağ idi. Asıl mesleği doktorluk olan Kızıldağ, ait olduğu topraklar olan Mezopotamya’nın tarihi kültürel zenginliklerinden ilham alarak yaptığı soyut çalışmalarını sergilediği fuarda ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. Resimler üzerine konuşmayı çok anlamlı bulmadığını dile getiren Süleyman Kızıldağ; "Çünkü konuşarak ifade etseydim, yazmayı tercih ederdim. Konuştuğunuz her şey resmi kısıtlayıp, başka bir anlama çekiyor. Ancak resim kendi halinde tıpkı rüya gibidir. Resmi böyle görüyorum, büyüsel tarafı da bundandır. O yüzden genelde sözden önce resim vardı. İlk mağara resimleri vardır, sonra şiir oluşmuştur. O yüzden resmi söze döktüğümde anlamını yitirdiğini ve tılsımını da biraz kaybettiğini düşünürüm" ifadelerini kullandı. ### Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali yeniden salonlarda! Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF) 2022, 22-26 Kasım tarihlerinde Pera Müzesi Oditoryumu’nda, 27-30 Kasım tarihlerinde Hope Alkazar’da ve 1-6 Aralık tarihlerinde Surdurulebiliryasam.net’de çevrimiçi olarak izleyicilerle buluşacak. DEĞİŞİM HEMEN ŞİMDİ! Ekosistemin sağlığı ve dolayısıyla insan varlığının devamlılığı kitleler halinde ne düşündüğümüzle, ne hissettiğimizle ve ne yaptığımızla yakından alakalı… Yakın gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımızı şimdi attığımız adımların belirleyeceğini en iyi bilenler bilim insanları, en yoğun hissedenler ise gençler. Mevcut dünya algısı ve değer setleriyle şekillendirdiğimiz ekonomik, sosyal ve ekolojik sistemlerin çökmekte olduğunu söylemenin ötesine nasıl geçeceğiz? Herkes için adil bir geçiş süreci mümkün mü? DEĞİŞİMİN ÖNCÜSÜ OLMAK SYFF gezegenimiz için kritik olan sosyo-kültürel değişim sürecini desteklemeyi amaçlayan etki odaklı bir film festivali. Katılımcılarını değişimin öncüleri olarak görüyor ve onları güçlendirmeyi, ilham vermeyi ve empati uyandırarak harekete geçirmeyi hedefleyerek seçkilerini hazırlıyor. Festival 2008’den bugüne her sene ışık tuttuğu hikayelerle parçası olduğumuz ekolojik, sosyal ve ekonomik sistemlerin ve karşılıklı bağımlılık içerisinde olduğumuz tüm dinamiklerin idrak edilmesini sağlamaya çalışıyor. Bunun da ötesinde ivmelenerek artan küresel problemlere karşın kendinden büyük bir amaca sahip olanların, her yerde her koşulda fark yaratabildiklerini gösteriyor. SYFF2022 SEÇKİSİ Tüm canlılara karşı şefkat ve adalet duygusu taşıyanları buluşturan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF), 15. senesinde de değişimin öncüsü olmak isteyenler için hazırlanıyor. SYFF2022 seçkisi ile dünya turu atmak, duygusal olarak ışınlanmak, hayran kalmak, cesaretlenip bunu ben de yaparım, hatta yapacağım demek mümkün! SYFF bu sene seçkisinde yer alan uzun ve kısa metrajlı belgeseller ile izleyicileri geleceği yaratan gençlere, tüm canlılar için iyi ve adil olanı gözetenlere, her konuda yeşermekte olan onarıcı ve iyileştirici bir kültürün aktörlerine, gıda sisteminin dönüşümüne dair ipuçlarına ve daha fazlasına tanıklık etmeye davet ediyor. HEM SALON HEM DE ONLİNE GÖSTERİMLER… Pandemi döneminde festivalin online yapıldığını ifade eden Festival koordinatörlerinden Tuna Özçuhadar İstanbul Sanat Dergisi'ne şunları söyledi: “Festival küresel problemlerim belli motifleri olduğunu ve tüm dünyanın birçok bölgesinde aynı motiflerin tekrarlandığını ön plana çıkarmaya çalışma bir organizasyon. Dolayısıyla küreselleşme dediğimiz şeyin yarattığı problemler aynı motifleri gösteriyorsa çözümler de aynı motifleri gösterebilir belki düşüncesiyle çözümlere odaklı da bir festival… Pandemi sürecinin etkisinin azaldığı bu günlerde festivali Avrupa yakasının iki önemli mekanı olan Pera Müzesi Oditoryumu ve Hope Alkazar’da gerçekleştireceğiz. Ancak aynı zamanda online olarak da gösterimler tüm dünyadan takip edilebilecek. Bununla birlikte geçmiş festivallerde Kadıköy’de de gösterimler olmuştu. Ben bir Kadıköylü olarak yeniden ilerleyen yıllarda Kadıköy’de de olmayı temenni ediyorum. Zira Kadıköylülerde sürdürülebilirlik konularına çok sayıda duyarlı insan olduğunu da biliyorum. Tüm İstanbulluları festivalimize bekleriz.” Tuna Özçuhadar ### Azerbaycanlı ressam adayları ilk ödüllerini aldı Geçtiğimiz gün sona eren İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, son derece renkli görüntülere sahne oldu. Bunlardan biri de Azerbaycanlı ressam adaylarının aldıkları ilk ödülleri oldu. Fuara özel davetli olarak katılan Nermina Valiyeva, isimleri Leyli Musayeva, Zeyneb Memmedili, Ayla Aziz ve Jale Hüseyinzade olan dört öğrencisini de yanında getirdi. Her birinin yaptığı ikişer çalışmayı fuar süresince sergileyen Valiyeva, fuarın ilgi çeken konukları arasında yerini aldı. Fuarın son günü, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nı düzenleyen Demos Fuarcılık yönetimi tarafından kendilerine katılım ve teşekkür belgeleri verildi. Ayrıca, hocaları Nermina Valiyeva'ya da gösterdiği üstün başarı nedeniyle fuar yönetimi tarafından teşekkür edildi. NERMİNA VALİYEVA HAKKINDA Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de yaşayan ve çalışmalarını Bakü'deki atölyesinde sürdüren Nermina Valiyeva, Azerbaycan Devlet Resim Akademisi mezunu. Aynı zamanda 2017 yılından beri Avrupa Kadın Sanatçılar Federasyonu üyesi olan Valiyava, Uluslararası Çocuk Sanat Vakfı üzerinden çocuklara sanat eğitimi veriyor. ABD başta olmak üzere Fransa, Lüksemburg, Rusya, Avusturalya, Macaristan gibi ülkelerde sergiler açmış. Doğanın renklerini tuvallere yansıtığını düşünen Valiyava, "Renklerin duyguları olduğunu savunuyorum ve bunu anlatmaya çalışıyorum" diyor. ### "Doktordan Resim Sergisi" sanatseverlerle buluştu Kardiyolog Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Nişancı ’nın pandemi döneminde başladığı resim çalışmaları, “Doktordan Resim Sergisi” ile Art212 sergi mekanında 16-30 Kasım tarihleri arasında görülebilir.   Sosyal sorumluluk kapsamında başladığı resim çalışmalarının gelirlerini çeşitli dernek ve vakıflara bağışlayan Kardiyolog Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Nişancı, yeni sergisinin açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Hekimlik ve akademisyenlik, son derece detaylı çalışmalar sonucunda mükemmeli arayan, yoğun konsantrasyon ve özen gerektiren bir meslektir. Bazı tıbbi uygulama alanlarındaki başarı, gerektirdiği el becerisi ile de kuşkusuz yakından ilintilidir. Bu özelliklere yaratıcı düşünce de eklenebilirse, tıp ilmi aynı zamanda yaratıcı bir sanat haline de gelebilir. Bu sebeple tıp ve sanat, ilk görüşte kolaylıkla farkına varamadığımız birçok ortak paydada birbirine yakınlaşır. Birçoğumuzun aşina olduğu doktorların sanat dallarında da başarı göstermesinin, bu ortak paydalar ile mümkün olduğunu düşünüyorum.”  “Doktordan Resim Sergisi”, Art212’de 30 Kasım tarihine kadar pazar hariç her gün, 10.00-18.30 saatleri arasında kadar ziyaret edilebilir. (Adres: Kadırgalar Caddesi No:8 Harbiye - Şişli) ### "Saya'nın Sesi" dünyaya yayılmaya başladı Dünyanın en önemli küresel aktarma merkezi olan İGA İstanbul Havalimanı, İGART ile birlikte evrensel sanat için de bir merkez olma yolunda çok önemli bir eşiği daha geride bıraktı. Genç sanatçılara alan açan, gençleri sanatın ve üretimin merkezine koyan İGART Sanat Projeleri Yarışması’nın birincisi, Betül Kotil’e ait "Saya'nın Sesi" eseri, Türkiye’nin kültür ve sanatta vitrini olmaya hazırlanan İGA İstanbul Havalimanı’nda ziyaretçileriyle buluştu. Türkiye’de ilk defa böylesine büyük bir kamusal alan, genç sanatçıların yaratıcı dünyalarına kucak açmış oldu. Prof. Hüsamettin Koçan başkanlığında, her biri alanlarında ülkemizin önemli isimleri olan Yürütme Kurulu Üyeleri Prof. Gülveli Kaya, Prof. Marcus Graf, Nazlı Pektaş, Murat Tabanlıoğlu, Deniz Odabaş, Mehmet Ali Güveli, jüri üyesi olarak Heykeltıraş Seyhun Topuz ve Seçkin Pirim'in ve Türkiye Tasarım Vakfı’nın titiz çalışmaları sonucu, kendisi bir proje olarak tasarlanan İGART Sanat Projeleri'nin ilki uygulanarak sonuçlandırılmış oldu. CUMHURİYET’İN 100’ÜNCÜ YILINA İTHAFEN 1923 ZİL KULLANILDI İstanbul’un kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlayan "İGART Sanat Projeleri Yarışmaları" serisinin ilkine, 221 proje katılım sağladı. Türkiye’de bugüne kadar verilen en büyük meblağ olan 1 milyon TL ödüllü İGART Sanat Projeleri Yarışması, aynı zamanda ülkemizde kamusal alanda yapılacak diğer projelere de önemli bir referans olacak. Cumhuriyet’in 100’üncü yılına ithafen 1923 adet zili bünyesinde barındıran "Saya'nın Sesi", İGA İstanbul Havalimanı metro çıkış alanındaki viyadük altında ziyaretçilerini bekliyor. 16 FARKLI ALANDA DAHA YENİ ESERLER SERGİLENECEK Bölgenin en önemli küresel aktarma merkezi olarak ülkeler, toplumlar ve kültürlerarası köprü kurma misyonu doğrultusunda İGART’ı hayata geçirerek, kültür sanat faaliyetleri bakımından önemli bir adım attıklarını dile getiren İGA CEO’su Kadri Samsunlu, İGART’la birlikte bu yarışmanın ardından 16 farklı lokasyonda daha proje yarışması hayata geçirerek, bu yarışmaları sürdürülebilir kılacaklarını aktardı. Samsunlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Havalimanımızda her gün binlerce kişiyi ağırlıyoruz ve bu ziyaretlerin bir deneyime dönüşmesini önemsiyoruz. İGART ile bu deneyimi yazıyla, fotoğrafla, videoyla misafirlerimize birer hediye olarak sunabilmenin mutluluğu içerisindeyiz. İGA İstanbul Havalimanı’nın, Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olduğunu her zaman vurguluyoruz. Bugün şunu da diyebiliyoruz ki, İGA İstanbul Havalimanı artık Türkiye’nin kültür ve sanatta da dünyaya açılan kapısı... Saya’nın Sesi, bugünden itibaren İstanbul’dan tüm dünyaya ulaşacak." İGART, TÜRK ÇAĞDAŞ SANATI SAHNESİNDE YERİNİ ALDI İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın şartnamesi, değerlendirme kriterleri, uygulaması ve ödülünün miktarı ile gençlere bir alan açma projesi olduğunu söyleyen İGART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Hüsamettin Koçan da böylesi bir yarışmanın Türk çağdaş sanat tarihinde yer alacak, içeriği paralelinde yıllar içinde de bulunduğu çağa ışık tutacak bir etkinlik olduğuna dikkat çekti. “İGART Sanat Projeleri Yarışması’nın gençlere alan açan, katılımcı ve çeşitliliğe vurgu yapan bir yapısı var. Yarışmamıza gönderilen projeler arasından yapılan seçimler, herkese eşit mesafeli olan bir yapıda, sanat alanında deneyimli ve uzman kişiler tarafından oluşturulan kurulumuzca gerçekleşti. Yarışma modelinin, sanatçının önerme biçimlerini önemseyen yapıda olduğunun altını çizmek gerek. Bize iletilen ve çeşitliliğin baskın olduğu projeler içerisinde jürimiz, oy birliğiyle Saya’nın Sesi’ne kulak verdi. Saya’nın Sesi’nin kararlaştırılmasının nedenlerinden biri, projenin mekânın hacmi ile kurduğu estetik ilişki ve mimarinin bir parçası olarak ortaya koyduğu ilişkiydi” diyen Koçan, Anadolu’daki kültürel hafızayla kurduğu ilişkiyle beraber bu hafızanın genç bir arkadaş aracılığıyla kurulmuş olmasının da seçimlerindeki en önemli nedenlerinden biri olduğunu söyledi. "MEKANINI ARAYAN BİR PROJEYDİ" Eserin sahibi Betül Kotil ise heyecanını “Saya'nın Sesi, uzun zamandır aklımda olan ama mekânını arayan bir projeydi. İGA İstanbul Havalimanı ve İGART sayesinde aradığı mekânı buldu. Yarışmayı kazandığımı öğrendiğimde Saya’nın bizden bir ses olduğunu söylemiştim. Bugün bu alanda Saya’nın Sesi’ni ziyaretçilerimize duyurabildiğimiz için çok mutluyum” cümleleriyle özetledi. ### Trafalgar Meydanı'nda "The World Reimagined" sergisi İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Trafalgar Meydanı'nda düzenlenen "The World Reimagined" isimli açık hava sergisi, sanatseverler tarafından büyük ilgi görüyor. Sergi kapsamında 96 adet büyük küre heykel sergileniyor. Küratörlüğünü Sanat Yönetmeni Ashley Shaw Scott Adjaye'nin üstlendiği sergi, Afrikalıların köleleştirilmesinde Transatlantik köle ticaretinin tarihini ve etkisini konu alıyor. 'The World Reimagined' isimli açık hava sergisi, İngiltere'nin başkenti Londra'da bulunan Trafalgar Meydanı'nda sanatseverlerle buluşuyor. ### 17. İstanbul Bienali: "Çizgilerin Sesi ve Ritmi" 17 Eylül – 20 Kasım tarihleri arasında bu yıl 17’ncisi düzenlenen İstanbul Bienali, Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu ilçelerindeki 12 mekânda yer alıyor ve izleyicileri hem sergileri hem de bulundukları mahalleleri keşfetmeye davet ediyor. Bienal, Balat’taki tarihi mekanlardan Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda ses alanındaki yenilikçi ve deneysel çalışmalarıyla tanınan Tarek Atoui’nin “Fısıldayan Oyun Alanı” çalışmasına yer veriyor. L’Institut Français’nin desteğiyle üretilerek sergilenen yerleştirme, sanatçının pandemi döneminde çocuklarının devam ettiği kreşte, eğitim pratiklerine, ses algılarına ve ses oyunlarına başvurarak yürüttüğü çalışmalardan yola çıkıyor. İstanbul Kent Sanat'ın yaptığı etkinlik yoğun ilgi gördü... Engelsiz Eğitim Vakfı (ENEV) ve İstanbul Kent Üniversitesi bünyesinde kurulan İstanbul Kent Sanat, Atölye Pikolo iş birliği ile 5-9 Kasım tarihlerinde Atoui’nin çalışmasından ilham alarak “Çizgilerin Sesi ve Ritmi” isimli atölyesini gerçekleştirdi. Atölye kapsamında, İstanbul Kent Üniversitesi öğrencilerinin katılımıyla sesin oluşumu, algılanması ve görselleştirilmesinin yansımaları üzerine çalışmalar gerçekleştirildi. “Duyduğumuz sesleri çizebilir miyiz? Gözlerimizi kapattığımızda sesleri tam olarak nasıl hissediyoruz?” İşte, bu soruların cevapları bu etkinlikte saklıydı. Katılımcılar, 15. yüzyıldan kalma Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda “Fısıldayan Oyun Alanı”nın nesneleri ve kaplarını kullanarak duyuları aşan bu alanı bütün bedenleriyle dinlemeye davet edildi. Atölyenin üretim aşamasında ise katılımcılar, resmin ana öğelerinden biri olan çizgileri duyduklarını aktararak kendi soyut resimlerini yaratmak için kullandılar. Atölye sonucunda her bir katılımcı, duyusal algıları ile hissettiklerini somut hale getiren benzersiz eserler üretirken, kendi iç dünyalarını da kâğıda yansıtmış oldu. 17. İstanbul Bienali için son günler... 17. İstanbul Bienali 20 Kasım 2022 tarihine kadar devam ediyor, “Fısıldayan Oyun Alanı” ses yerleştirmesi bu tarihe kadar Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda bireysel olarak deneyimlenebilir. ### "Artık Atık Değil" adlı sergi sanatseverlerle buluştu Ressam Demet Atay'ın atık maddelerden yaptığı tablolardan oluşan "Artık Atık Değil" adlı resim sergisi, Kelimat Sanat Galerisi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Ressam Demet Atay'ın atık maddelerden yaptığı tablolardan oluşan "Artık Atık Değil" adlı resim sergisi, Kelimat Sanat Galerisi'nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. ( Fatih Türkyılmaz - Anadolu Ajansı ) Sergiye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan Atay, ikinci kişisel sergisini yaptığını belirterek, atık maddeleri sanat eserine dönüştürmeyi önemsediğini söyledi. Sanatçı Atay, karton, kumaş, gazete, mısır koçanı ve yumurta kabuğu gibi çeşitli materyalleri kullanarak eserleri ürettiğine dikkati çekerek, "Kartonları atmaya kıyamamıştım. Balkonda biriken kartonlara baktığımda ben bir ağaç görüyordum. 'Onları işe yarar hale getirebilir miyim?' düşüncesiyle yola çıktım." dedi. Tablolarını yaparken atık toplamayı öğrendiğinin altını çizen Atay, şunları kaydetti: "Atık maddelere zamanla 'Hangi eserimde nasıl kullanabilirim?' diyerek bakmaya başladım. Atılacak nesneleri böyle değerlendim. Kesip biçip kullandığım atık maddelerden çıkan atıkları da daha sonra yeni eserlerde kullandım. Bundan sonraki sanat hayatımda da karton kullanmakla ilgili projelerim var. Belki daha soyut eser olacak ama yine karton kullanacağım." SERGİ, 26 KASIM'A KADAR GÖRÜLEBİLECEK Kelimat Sanat Galerisi Sanat Direktörü Adnan Ahmedoğlu ise Demet Atay'ın çalışmalarını ilk gördüğünde etkilendiğini ifade ederek, kullandığı malzemeler değişse de sanatındaki özü koruduğunu dile getirdi. Ahmedoğlu, atık maddelerle çalışan çok sayıda uluslararası sanatçı olduğunun altını çizerek, "Demet Atay bir sanatçı olarak çok cesur birisi. Ben onun eserlerinde Picasso'yu, Caesar'ı gördüm. Renk kullanımı konusunda cesaretli birisi. Demet Hanım'ın ilk sergisi de bizim galerimizdeydi. İki Hikaye isimli bir sergiydi." ifadelerini kullandı. Toplam 14 eserin yer aldığı sergi, 26 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek. ### Komedi ve güldürünün ustası: Nejat Uygur Tiyatroda oynadığı karakterler, esprileri ve samimi tavırlarıyla izleyicinin kalbinde yer edinen oyuncu ve komedyen Nejat Uygur'un vefatının üzerinden 9 yıl geçti. Usta sanatçı, geleneksel Türk temaşa sanatında kendine özgü bir tavır geliştirerek, rol aldığı oyunlarda çocuksu tiplemeleriyle, söze dayanan oyunculuğuyla söz ettirmeyi başardı. ( Kemal Delikmen - Anadolu Ajansı ) Subay bir baba ile öğretmen bir annenin çocuğu olarak 10 Ağustos 1927'de Kilis'te dünyaya gelen Uygur'un, tiyatroya ilgisi ilkokul yıllarında başladı. Ailesinin tayinleri sebebiyle eğitimine farklı şehirlerde devam eden sanatçı, Çanakkale, İstanbul Sarıyer ve Manisa'da ortaöğretimi tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'ne girdi fakat mezun olmadı. Nejat Uygur, tiyatroya 1938'de adım attı. Sarıyer Halkevi'nin tiyatro bölümündeki Avni Dilligil Tiyatrosu'nda kısa bir süre amatör oyunculuk yapan Uygur, spora ilgisi dolayısıyla 1943'te yine Sarıyer Halkevi'nde boksla beraber atletizm, su topu ve at biniciliği alanlarına yöneldi. Usta oyuncu, askerlik görevinin ardından, 1949'da "Nejat Uygur Tiyatrosu"nu kurdu, 1952'de ise kendisi gibi tiyatrocu olan Necla Uygur ile evlendi. Uygur çiftinin, Ahmet, Kemal, Behzat, ikiz kardeşler Süheyl ve Süha olmak üzere 5 çocuğu oldu. Geleneksel Türk temaşa sanatında kendine özgü bir tavır geliştirerek, rol aldığı oyunlarda çocuksu tiplemeleri, söze dayanan oyunculuğu ve hafif komedileriyle izleyicilerin beğenisini kazanan Uygur, 60 yıldan uzun süre sahnede kaldı. "HAYAT GELİP GEÇİYOR, AĞLAMAKLA GÜLMEKLE" Türk tiyatrosuna gönül veren usta komedyen, sanatın toplum için olduğu düşüncesiyle yola çıkmış ve bir açıklamasında, "Hayat gelip geçiyor, ağlamakla gülmekle. Zaten komiklik yapıyorum ben, böylesine bir dünyaya gelmekle." demişti. Uygur, Altın Kelebek TV Yıldızları Yarışması'nda "Tiyatroya Destek Yılı Özel Ödülü", Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri'nde "En İyi Tiyatrocu" ödülü, 22. Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri'nde "Belkıs Dilligil Onur Ödülü"nün de arasında bulunduğu 50'den fazla ödüle değer görüldü. Tuluat tiyatrosunun son ustalarından sayılan ve tiyatro sahnelerinde birçok ilki de gerçekleştiren usta komedyen, "Hey Amigo Ver Salata" oyununda ilk barkovizyonu, "Ümit mi? Simit mi? " adlı oyununda ise daha sonraki yıllarda popüler olan stand up'ı uyguladı. "Devlet Sanatçısı" unvanını 1998'de alan tecrübeli oyuncu, sinemada da adından söz ettirdi ve "Cafer'in Nargilesi", "Cafer Bey İyi, Fakir ve Kibar", "Cafer Bey", "Beyaz Melek", "Vizontele Tuuba" filmlerinde rol aldı. Beyin damarlarında oluşan tıkanıklık sebebiyle 2007'de kısmi felç geçiren Uygur, 18 Kasım 2013'te 86 yaşında vefat etti. ### 'Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali' AKM'de başladı Devlet Tiyatroları tarafından bu yıl ilki düzenlenen "Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali" kapsamında "Periferi" seyircisiyle buluştu. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, Atatürk Kültür Merkezinde (AKM) gerçekleşen festivale ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, Devlet Tiyatrolarının Türkiye'nin en önemli kültür sanat kurumlarından biri olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Neredeyse Türkiye'nin her yerinde sahnelerimiz var. Oyunlarımız turne yapıyor. Yerleşik sahnelerimiz ve turne bölgelerimiz var. İstanbul da Devlet Tiyatrolarımızın gözbebeği bölgelerimizden biri, uzun yıllardır İstanbul'da sanatseverlere hizmet ediyor. Epey zamandır İstanbul'da bir festivalin eksikliğini ve ne yapabileceğimizi düşünüyorduk. Bir dünya şehri olan İstanbul'umuzda, AKM'nin açılmasıyla çok güzel bir kültür merkezine kavuştuk. Bu kültür merkezinde de uzun yıllardır planladığımız hayalini gerçekleştirmek istediğimiz festivali gün yüzüne çıkarmak istedik." Kurt, dünyada uluslararası alanda kadın yazarların okuma tiyatroları ve atölye çalışmalarının yapıldığını ancak daha önce kadın yazarların oyunlarının sahnelendiği bir festivalin olmadığını vurguladı. Festival daveti yapıldıktan sonra 84 ülkeden başvuru geldiğinin altını çizen Kurt, yerli ve yabancı kadın yazarlarının eserlerinin etkinliğe dahil edildiği belirterek, "Almanya, İtalya, Fas ve Brezilya gibi ülkeleri de katarak, yaklaşık 8 gün sürecek festivali hazırladık. Biz bugünden başlayarak, önümüzdeki yıllarda bu festivalin çapını genişletebiliriz." ifadelerini kullandı. Mustafa Kurt, Kültür ve Turizm Bakanlığının festivale verdiği desteğin önemine işaret ederek, şunları söyledi: "Bu bir başlangıç. Dünya çapındaki AKM'yi de dünyadaki tiyatroların ve sanatçıların görmesini arzu ettik. Hem içinde bir performans gerçekleştirsinler hem de İstanbul'da, Türkiye'de böylesine, dünya çapında bir kültür merkezi görsünler istedik. Seyircilerimiz de yoğun ilgi gösteriyor. Bundan sonra adım adım çok daha kapsamlı ve güzel bir festivale ev sahipliği yapacağız İstanbul'da." "PERİFERİ İSTANBUL'DA İLK KEZ SEYİRCİYLE BULUŞTU" Periferi oyununu yazan Pembe Akgün de uluslararası bir festivale katılmanın ve İstanbul'da oyununun sahnelenmesinin kendisi için heyecan verici olduğunu söyleyerek, "Burada olmaktan mutluyum." diye konuştu. Oyunun ödül aldığını ve Ankara'da kapalı gişe oynadığını dile getiren Akgün, ilk kez İstanbul'da sahnelendiğini kaydetti. Pembe Akgün, kaleme aldığı eserlerde dikkat ettiği konulara da değinerek, "Dünyanın bizlerin sorunlarını bir parça görünür kılıp, birbirimizi anlayabileceğimiz, benim sorduğum soruları o insanlara sordurabileceğim, kendilerince kendi içlerindeki kişiyle yüzleştirebileceğim bir şeyler olmasını tercih ediyorum. Benim geldiğim idealist kuşağın da galiba etkisi bu. Buna dikkat ediyorum. Ben bunu önemsiyorum." dedi. Ankara Devlet Tiyatrosunun sahnelediği "Periferi" oyununu Betül Feyizoğlu Gökçer yönetti. Karden Kasaplar'ın yazıp Laçin Ceylan'ın yönettiği "Bir Peri Masalı Radyum Kızları" oyunu 19 Kasım'da, Brezilya'dan Jessica Teixeira'nın yazdığı Diego Landin'in yönettiği "A.L.S.O" 18 Kasım’da, Fas'tan Rim Mejdi'nin yazıp yönettiği "Sonsuzluk" 20 Kasım'da, Almanya'dan Matin Soofipour Omam'ın yazıp Anke Retzlaff'ın yönettiği "Rüya Makinesi" 21 Kasım'da, İtalya'dan Elena Bucci ve Marco Sgrosso'nun yazıp yönettiği Koreja Tiyatrosu oyunu "Kadın Kahramanlar" ise 22-23 Kasım'da izleyiciyle buluşacak. Oyunların yazarlarıyla söyleşilerin de yapılacağı festival, 23 Kasım'da sona erecek. ### Penelope Cruz'un son filmi İKSV Galaları'nda gösterilecek Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali'nde yapan "Resmi Yarışma", İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İKSV Galalarında özel gösterimle izleyiciyle buluşacak. Vakıftan yapılan açıklama göre, başrollerinde Hollywood yıldızları Penelope Cruz ve Antonio Banderas ile Oscar Martinez'i buluşturan film, vizyon öncesi 29 Kasım'da City’s Nişantaşı-CineWAM'da gösterilecek. Cruz ve Banderas'ın üçüncü kez bir araya geldiği ve idari yapımcıları arasında yer aldıkları komedi filminde Penelope Cruz komplocu, heyheyli yönetmen Lola Cuevas'ı canlandırıyor. ​​​​​​​ ### Tuluyhan Uğurlu, 20 Kasım'da Meryem Ana Kilisesi'nde konser verecek Piyanist ve besteci Tuluyhan Uğurlu, İstanbul Kumkapı'da yer alan tarihi Meryem Ana Kilisesi Patrik Mesrob Mutafyan Kültür Merkezi'nde konser verecek. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, "Dünyanın Başkenti İstanbul" başlıklı konser 20 Kasım'da 15.00'te gerçekleştirilecek. Sanatçı, İstanbul'un ilk sahipleri Megralılar, Roma ve Bizans, ardından Osmanlı döneminde İstanbul fotoğrafları eşliğinde sunacağı eserlerle dün, bugün ve yarın arasında köprü kurmayı amaçlıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Konservatuvarı keman bölümü öğrencisi, 14 yaşındaki Ceylin Arslan da konserde klasik eserler ve kendi bestelerinden oluşan bir repertuvarla sahne alacak.​​​​​​​ ### Eminönü'ndeki Muhsinzade Han'ın turizme katkı sağlaması hedefleniyor İstanbul'un Fatih ilçesinde Hobyar Mahallesi'ndeki Muhsinzade Han'ın, restorasyonların ardından açılan işletmelerle daha fazla turist çekmesi bekleniyor. Muhsinoğlu Hanı olarak da bilinen, 1772 tarihli vakfiyesinde yer alan yapı, Abdullah Paşa oğlu Muhsinoğlu Mehmet Paşa tarafından inşa ettirildi. İki kattan oluşan hanın üst katında 22 oda, alt katında 12 oda ile 8 yeraltı mahzeni ve kapısı kamu yoluna açılan 2 mahzen, 10 dükkan ve temiz su içilmesi için inşa edilmiş bir adet su deposu bulunuyor. Muhsinzade Hanı'nın restorasyonu bir şirket ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun iş birliği ile tarihi dokular korunarak tamamlandı. İçerisinde otel de bulunan handa bugün itibarıyla faaliyete geçen işletmenin sahibi Alper Karavar, AA muhabirine, yapının restorasyonunun 14 yılda tamamlandığını söyledi. Karavar, 8 ay önce böylesi bir handa yerli ve yabancı misafirlere farklı bir hizmet sunmak istediklerini belirterek, "Burayı çok şık bir mekan yapmak istediğimizi söyledik. Tarihi dokuya zarar vermeden 'nasıl buraya muhteşem bir hava katarız' onu planladık." dedi. Mekan sayesinde Türk mutfağını da tanıtacaklarını ifade eden Karavar, şunları kaydetti: "Konseptimiz de mottomuz da buradaki tüm ürünlerin Türkiye'de yetişen ürünler olması. Buraya özgü meyve, sebze ya da hayvansal ürünleri bizzat organik olarak, yani sıradan bir toptancıdan değil de bizzat yerinden, memleketinden alacağız. Türk mutfağının burada aslında modern gastronomi ile birleşmiş halini göreceğiz. Füzyon bir mutfak yapacağız. Aslında bildiğimiz Türk lezzetlerini modern gastronomi ile birleştirerek burada misafirlerimize sunacağız." Alper Karavar, mekan içerisinde kültür sanat faaliyetleri düzenlemeyi de amaçladıklarını dile getirerek, "Burasının sadece belli bir zümreye hitap etmesini istemiyoruz. Burayı tasarlarken de öyle bir planlamaya yapmaya çalıştık. Burası gündüzleri ziyarete de açık. Birçok kültür, sanat organizasyonuna da ücretsiz olarak ev sahipliği yapmayı planlıyoruz." diye konuştu. ### TRT ortak yapımı "Pota" filmi, Belarus'tan ödülle döndü Senaryosunu ve yönetmenliğini Ahmet Toklu'nun üstlendiği, TRT ortak yapımı "Pota" filmi, Belarus'un en büyük film festivali olan "Minsk Uluslararası Film Festivali"nden ödül aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekliği film, festivalin yarışma bölümünde Gençlik Filmleri kategorisinde "Jüri Özel Ödülü"ne değer görüldü. Dünya prömiyerini 51. Giffoni Film Festivali'nde gerçekleştiren film, bugüne kadar yurt içi ve yurt dışı film festivallerinde de birçok ödülün sahibi oldu. Yaşadıkları semte basket potası kuran yoksul çocukların mücadelesini ele alan filmde, genç oyuncu Alp Akar'ın yanı sıra Bahar Hacıbektaşoğlu, Sibel Melek Arat, Egemen Almacı, Mert Erdoğdu, Mehmet Halil Çelik, Samet Sevtekin, Miraç Çelen, Özgür Dereli ve Burhan Yıldız rol alıyor. ### Kapalıçarşı yenilenen çehresiyle misafirlerini ağırlıyor Tarihinin en kapsamlı restorasyon çalışmasının yapıldığı Kapalıçarşı’da uygulamalar sona ermek üzere. Restorasyonun İstanbul Valiliği, Fatih Belediyesi ve Kapalıçarşı Yönetimi tarafından gerçekleştirildiği, uygulamaların Bilim Danışma Kurulu’nca alınan kararlar doğrultusunda yürütüldüğü dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşısı, her gün binlerce misafirini yeni çehresiyle ağırlıyor. Çalışmaların Fatih Belediyesi kontrolünde yürütüldüğü Kapalıçarşı Restorasyonu Projesi ile 562 yıllık germişe sahip dünyanın ilk alışveriş merkezi olan Kapalıçarşı, yepyeni bir çehreye kavuştu. Güçlendirme çalışmalarından kalem işi uygulamalarına, elektrik altyapı sistemi modernizesinden tarihinde ilk kez yapılan aydınlatma çalışmalarıyla Kapalıçarşı’nın yeni hali adeta tarihe meydan okuyor. DEPREME KARŞI GÜÇLENDİRME UYGULAMALARI Kapalıçarşı tarihi boyunca birçok deprem ve yangına maruz kaldığı için yapıda süreç içerisinde hasarlar, zemin oturmaları ve deprem etkilerinden ötürü yapıyı oluşturan beden duvarlarında, kubbe, tonoz ve kemerlerde yapısal çatlaklar oluşmuştu. Bu yapısal çatlakların olduğu bölgelerde öncelikle sıva raspası yapılarak, sorunun kaynağına inildi. Daha sonra sorunun giderilebilmesi için enjeksiyon imalatı, dikiş, karbon hasır takviyeli fileler ve paslanmaz çelik elemanlar ile güçlendirme gibi sorunu kaynağından çözecek çeşitli güçlendirme yöntemleri uygulandı. Ayrıca zamanla kesit kaybına uğramış, tahrip olmuş gergi elemanları orjinalliği korunarak yenilendi. Zemin oturmaları gözlemlenen beden duvarları ve sütun temel kaidelerinde de yapının özgünlüğüne zarar verilmeden zemine mini kazıklar çakıldı. Bu işlem sayesinde hem yapının zemininde oluşan oturmalar engellendi, hem de yapının taşıyıcı elemanları güçlendirildi. Tüm bu uygulamalarla çarşı güçlendirilerek, deprem riskine karşı gerekli tedbirler de alınmış oldu. KALEM İŞİ UYGULAMALARI 1800’lü yılların sonunda çarşı içinde çekilmiş olan tarihi fotoğraflar detaylı incelendiğinde özgün bezeme ile günümüzde mevcut olan kalem işi bezemeler arasında yerinde uygulama, tasarım ve desen formu açısından farklılıklar olduğunu tespit edildi. Desen analiz çalışmalarıyla geç dönem örneğine uygun şekilde, arşiv görsel verileri, desen, dönem ve üslupları göz önüne alınarak revize edildi. Kalem işi uygulamalarına, öncelikli olarak belge toplama, kalem işi bezeme analizi, renk analizi çalışmalarının projelendirilmesiyle başlandı. Şu an itibarıyla çarşının tamamında kalem işi uygulamaları tamamlanarak Kapalıçarşı eski ahengine kavuştu. ZEMİN İMALATLARI VE TRAVERTEN DÖŞEME KAPLAMA ÇALIŞMALARI Hem bir anıt eser hem de kültürel bir miras olan Kapalıçarşı’daki restorasyon çalışmalarının ticaretin olumsuz etkilenmemesi için çarşının kapalı olduğu akşam saatleri ile hafta sonları yapıldı. Zemin ve traverten döşemelerde son derece hassas davranılarak, kullanılan malzemelerin Kapalıçarşı’nın tarihi dokusunu korumak ve bütünlüğünü ortaya çıkarmak için dönemine uygun olarak seçildi. Her biri alanında uzman kişilerden oluşan Bilim Danışma Kurulu’nun seçtiği ve Anıtlar Kurulu tarafından onaylanan traverten döşeme kaplaması için farklı ocaklardan çeşitli numuneler alındı. Bu numuneler basınç dayanımı, aşınma direnci gibi çeşitli testlere tabi tutuldu. Bu testler neticesinde en iyi sonuçları veren yaklaşık olarak diğerlerine göre 1,5 kat daha iyi olan Mersin’in Mut ilçesindeki taş ocağının traverten taşı Kapalıçarşı’nın zeminindeki yerini aldı. ELEKTRİK ALT YAPISI BUSBAR SİTEMİYLE MODERNİZE EDİLDİ Kapalıçarşı’nın eski elektrik ve zayıf akım hatlarının birçoğu gelişi güzel ve düzensiz bir şekilde imal edildiği için büyük bir karmaşa içerisindeydi. Bu durum olası yangın felaketlerine davetiye çıkarır vaziyette olmakla birlikte; ticaretin kalbi olan çarşı içinde internet alt yapısının da modernize edilmesi gerekiyordu. Bu sebeple çarşının artan enerji ihtiyacının karşılanabilmesi için ileri teknoloji olan busbar sistemi ve akıllı sayaç sistemleri kullanılarak, elektrik altyapısının modernizasyonu sağlandı. Busbar sistemi ile çarşıda çirkin dağınık kablo görüntüsü ve daha da önemlisi hareketli bir kablo sistemi olmadığı için arıza ve kaza gibi ihtimaller ortadan kaldırıldı, internet alt yapısı da güçlendirildi. Yangına dayanıklı olan bu sistem sayesinde çarşı daha güvenli bir hale getirilmiş oldu. KAPALIÇARŞI TARİHİNDE İLK KEZ AYDINLATMA UYGULAMASI YAPILDI Tüm bunlarla birlikte Kapalıçarşı için gerekli olan sokak aydınlatma eksikliği giderilerek; ihtiyaca binaen Kapalıçarşı tarihinde ilk defa aydınlatma çalışması yapıldı. Uygulamaların Bilim Danışma Kurulu’nun gözetiminde hayata geçirilen aydınlatma faaliyetleri kapsamında; çeşitli bina aydınlatmalarının antolojisine bakılarak, meydan aydınlatma projeleri hazırlandı. Sokaklar için ise çarşının ihtiyaçlarını karşılayacak çerçevece çalışmaları gerçekleştirildi. Kapalıçarşı misafirlerini artık yeni çehresiyle ağırlıyor. KAPALIÇARŞI Toplam 40 bin metrekare alanda hizmet veren tarihi Kapalıçarşı; 3 bin 125 dükkânda, 97 farklı ürün, 25 bin çalışanı, normal zamanlarda günlük 300-500 bin arasında ziyaretçisi, 64 sokağı, 5 mescidi, 2 bedesteni, 7 çeşmesi ve 22 kapısı ile dünyanın en büyük kapalı alışveriş merkezi konumunda. Türkiye’nin ve dünyanın sembol yapıları arasında yer alan ve yaklaşık 600 yıl boyunca İstanbul’da ticaretin kalbi diye nitelendirebileceğimiz tarihi Kapalıçarşı’da bu güne kadarki en geniş kapsamlı restorasyon çalışmasında sona geliniyor. Kapalıçarşı Bilim Danışma Kurulu Prof. Dr. Sait Başaran (Arkeolog) Yük. Mim. İhsan Sarı (Mimar) Doç. Dr. Ahmet Vefa Çobanoğlu (Sanat Tarihçisi) Doç. Dr. Mehmet Selim Ökten (İnşaat Mühendisi) Yük. Mim. İbrahim Hakkı Yiğit (Mimar) Yük. Rest. Mim. Dr. E. Selcen Cesur (Mimar) Öğr. Gör. Hayri Fehmi Yılmaz (Sanat Tarihçisi) ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı başladı Sanat alanında her geçen gün biraz daha adından söz ettirmeye başlayan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'nın üçüncüsü, Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde 16 Kasım Çarşamba günü düzenlenen VIP açılış ve ön izleme ile start aldı. 20 Kasım tarihine kadar ziyaret edilebilecek fuarın açılış kurdelesini Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ve katılımcılar birlikte kestiler. "ÜLKEMİZİN TANITIMI VE SANAT VİZYONU AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ" Açılış töreninde bir konuşma yapan DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan; “İstanbul’da sanat ve antikayı aynı çatı altında üçüncü defa buluşturuyor olmanın mutluluğu içindeyiz. Yurt dışından gördüğümüz yoğun ilgiyi, ülkemizin tanıtımı ve sanat vizyonunun da öne çıkması açısından son derece değerli ve önemli buluyorum. Bu yolda bizze destek olan başta sponsorlarımız olmak üzere, tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi iletmek istiyorum” dedi. "ŞİŞLİ’DE SANAT YENİDEN YÜKSELİYOR" Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ise yaptığı konuşmada “İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na Şişli olarak ev sahipliği yapıyor olmaktan elbette çok memnunuz. Bir başka gösterge, bölgemizde bir aralar gerileyen sanatsal etkinliklerin yeniden ve de artarak gündemde olması, bizler için son derece memnuniyet vericidir. Her zaman sanatın, sanatçının yanında olmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. BODRUM’A BEKLENİYORSUNUZ Fuarın VIP açılış törenine katılanlar arasında, sanata yakınlığı ile bilinen Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras da vardı. Fuarın girişinde “Bodrum Project” adıyla bir stant açan Bodrum Belediyesi, sergilediği Türkiye’nin en ünlü sanatçılarına ait çalışmalar ile ilk günden büyük ilgi gördü. Başkan Ahmet Aras, açılışta yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Bizler de son iki yıldır bu fuarın kardeşine, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na (Bodrum Art Fair) ev sahipliği yapıyoruz. Bu tür buluşmaları, Türkiye’nin sanatsal vizyonunu öne çıkarmak adına son derece yararlı buluşmalar olarak görüyorum. Sizleri, burada bulunan herkesi, gelecek yaz Bodrum’da düzenlenecek olan Bodrum Art Fair’e de bekliyorum." DUBAİ’DEN SHAHI DAYEKH, 12 PARÇA ESERİYLE KATILDI İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na katılan solo sanatçılardan biri de Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh oldu. Çalışmalarını Dubai’deki atölyesinde sürdüren Dayekh, aralarında son koleksiyonunun adını taşıyan Bloom Collection’a ait üç eserini de fuara getirdi. Toplam 12 adet çalışmasını standında sergileyen Shahi Dayekh’in eserleri, VIP açılış sırasında en fazla ilgi gören çalışmalar arasında yer aldı. SİMAY & ÇAĞDAŞ KIŞLAOĞLU İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'na Türkiye’den ikili katılan sanatçılar arasında, Simay ve Çağdaş Kışlaoğlu çifti de vardı. Simay Kışlaoğlu, yakın plan pop art çalışmaları ile dikkatleri çekerken, eşi Çağdaş Kışlaoğlu da farklı tarzda iki heykel çalışması ile fuarın dikkatleri toplayan stantları arasında yer aldılar. Aynı zamanda ünlü bir diş hekimi de olan Çağdaş Kışlaoğlu’nun heykel sanatçısı tarafının, fuarı ziyaret eden meslektaşları tarafından az bilinir olması hayretle karşılandı. Fuarda en fazla ilgi gören sanatçılardan biri de Sudan’dan katılan Omar Kamal oldu. 48 yaşında olan sanatçının geleneksel kıyafeti ve resimlerinde geleneksel motiflere ağırlık vermesi, özgünlük yönüyle de takdir topladı. Fuarın medya sponsorları arasında yer alan İstanbul Sanat Dergisi standı da en çok ziyaretçi kabul eden stant oldu. Uzun zamandır bir araya gelemediğimiz İran asıllı iki sanatçı dostumuz Parisa Karamnezhad ve Ahad Saadi ile geçen yılların boşluğunu doldurmaya çalışırken, komşu stantlarımızı da sohbete dahil ettik. Yusuf Saadi, Pelin Dağdaş, Canan Toprakkaya, Kemal Babalık, Kadir Toprakkaya, Parisa Karamnezhad, Ahad Saadi, Feza Aycan ve Yüksel Aycan… ### Istanbul Photo Awards 2023 başvuruları başladı 2022 yılı içerisinde çekilen ve haber değeri taşıyan fotoğraflar ile başvurabilen yarışmada, toplam 58 bin dolar ödül dağıtılacak. Dünya gündemini belirleyen fotoğrafların yarıştığı "Istanbul Photo Awards"ın 2023 başvuruları başladı. Anadolu Ajansı tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen uluslararası haber fotoğrafı yarışması, geleneksel hale gelerek basın fotoğrafçılığını desteklemeyi amaçlıyor. Dünya genelindeki en önemli yarışmalar arasında gösterilen Istanbul Photo Awards'a her yıl 15 binden fazla fotoğraf gönderiliyor. Yalnızca profesyonel fotoğrafçıların katılımına açık olan yarışmaya başvuru için bir basın kuruluşuna bağlı olma şartı gözetilmiyor. Fotoğrafçılar 2022 yılının 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında çekilen ve haber değeri taşıyan fotoğraflar ile yarışmaya katılabiliyor. Yarışma kapsamında geçen yıl başvuru alınan "Tekil Haber", "Seri Haber", "Tekil Spor", "Seri Spor", "Tekil Doğa ve Çevre", "Seri Portre" ve "Seri Günlük Yaşam" başlıklarındaki yedi kategoriye, "Seri Doğa ve Çevre", "Tekil Portre" ve "Tekil Günlük Yaşam" kategorileri de eklendi. Her yarışmacının tüm kategorilerde başvuru yapma hakkı bulunuyor ve gönderilen fotoğraflarda yayınlanmış olma şartı aranmıyor. Başvuru şartlarına dair geniş bilgiye web sitesinden ulaşılabiliyor. "YILIN FOTOĞRAFI" 6 BİN DOLAR ÖDÜL KAZANACAK "Yılın Fotoğrafı" ödülü "Tekil Haber" kategorisinde birinci olan fotoğrafa verilecek ve fotoğrafı çeken foto muhabiri 6 bin dolar ödül kazanacak. Kategori birincilerine 3 bin, ikincilerine bin 500, üçüncülerine ise biner dolar ödül takdim edilecek. Yarışmanın kazananları her yıl olduğu gibi fotoğraf dünyasının prestijli isimlerinden oluşan uluslararası jüri tarafından mart ayında belirlenecek. Toplam ödülü 58 bin dolar olan yarışmada, jüri üyeleri gönderilen fotoğrafları teknik yeterlilik, perspektif, hareket, duygu gibi birçok farklı açıdan değerlendirecek. Yalnızca online başvuru alınan yarışmaya 15 Ocak'a kadar başvurulabiliyor. Geçmiş yıllarda ödül alan fotoğraflar ve jüri üyelerine dair bilgiye de "www.istanbulphotoawards.com" adresinden ulaşılabilir. ### 'Barış Akarsu Merhaba' filminin galası yapıldı Genç yaşta hayata veda eden Anadolu rock müzik sanatçısı Barış Akarsu'nun yaşamını anlatan "Barış Akarsu Merhaba" filmi, 18 Kasım'da sinemaseverlerle buluşacak. Filmin senaristi ve yönetmeni Mert Dikmen, Kanyon AVM'de gerçekleştirilen galada, Beyoğlu'ndaki terör saldırısında yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi. Yaşananlara rağmen galayı yapmaya karar verdiklerini belirten Dikmen, "Çünkü onların bu geceyi Barış'ın ailesinin elinden almasına izin vermedik. Burada olduk. Sizlere de bize destek olduğunuz için teşekkür ediyorum. Umarım filmimizden keyif alıp, severek izlersiniz." dedi. Filmin başrol oyuncusu İsmail Ege Şaşmaz ise "Çok güzel bir set geçirdik. Çok güzel bir yolculuk oldu. Şimdi bu yolculuğumuzun finalinde sizler neleri başardığımızı göreceksiniz. Umarım beğenirsiniz." diye konuştu. Barış Akarsu'nun nasıl bir insan olduğunu hemen hemen herkesin bildiğine işaret eden Şaşmaz, "Onun yolculuğunda bilinmeyenleri biz insanlarımıza filmde göstermek istedik. Gerçekçi olmaya çalıştık, olduğumuza da inanıyorum. Umarım Barış da bizi izliyordur ve o da bu durumdan mutludur." değerlendirmesini yaptı. Filmde Akarsu'nun aşık olduğu Zeynep karakterini canlandıran Almila Ada da "Hep birlikte Barış'ı tanımayanların onu tanıyacakları ve sevenlerinin onu daha da seveceği bir film çekmeye çalıştık." ifadesini kullandı. Barış Akarsu'nun ablası Nesrin Akarsu ise çok mutlu olduğunu belirterek, "Hem üzüntülüyüz hem gurur verici bir şey. Filmin başlaması annemin isteği üzerine oldu ama görmeye ömrü vefa etmedi. Her şey çok güzel oldu. Barış Akarsu'yu unutturmayacağız." diye konuştu. Galaya konuk olan Haluk Levent ise şunları kaydetti: "Barış'ın hayatına dokunuşlarım yok değil ama çok az. Fakat o hastaneye düştüğünden itibaren ben ailesiyle beraberdim. Hep yanlarında oldum, öyle düşünüyorum. Annesi hastanedeyken de yanlarındaydım. Elimden ne geliyorsa yapmaya çalıştım. Ama annemizi kaybettik. Barış Akarsu yaşarken de ben ona bir sürpriz yapmıştım, yıllardır da televizyonlarda o video yayınlanır. Yıllarca adına festivaller yaptım. Onun adına Amasra'ya gittim." Senaryosunu Mert Dikmen'in yanı sıra Can Anar'ın kaleme aldığı, yapımcılığını Fikri Harika Production ve Aytaç Medya'nın üstlendiği film, Türkiye ile aynı anda 23 ülkede daha vizyona girecek. Barış Akarsu'nun yarım kalan ve tamamlanarak İsmail Ege Şaşmaz tarafından bu filme özel seslendirilen "Merhaba" şarkısından elde edilen gelir de Akarsu'nu yaşarken destek verdiği LÖSEV'e bağışlanacak. Çocukluğunda müziğe ilgi duymaya başlayan Barış Akarsu, 2004 yılında katıldığı "Akademi Türkiye" adlı şarkı yarışmasıyla adını duyurdu. Yarışmada birinci olmasının ardından albüm çıkaran Akarsu, müzik çalışmalarının yanı sıra "Yalancı Yarim" adlı dizide rol aldı. 2007 yılında, 28. yaş gününde Bodrum'da trafik kazası geçiren genç şarkıcı, yoğun bakımda kaldığı beş günün ardından hayatını kaybetti. ### Jim Sheridan, sinemaya dair deneyimlerini paylaştı Jim Sheridan, "Bence en iyi oyuncular, performans sergilemekten uzak duranlardır. Çünkü yalan söylemek onlara zarar veriyor. İyi oyuncu olmak tam da bundan ötürü çelişkili bir durum." dedi. "Sol Ayağım" isimli filmiyle iki Oskar ödülü kazanan İrlandalı yönetmen Jim Sheridan, Esenler Film Günleri kapsamında ustalık sınıfı eğitimi verdi. Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi'ndeki etkinlikte, katılımcılarla sinemaya dair deneyimlerini paylaşan usta yönetmen, Türkiye'de sinemaya olan ilginin mutlu edici olduğunu söyledi. Türkiye'de film yapımcılarının nasıl teşvikler aldığını sorarak sözlerine başlayan Sheridan, film sektörüne 16 yaşında tiyatro yaparak girdiğini söyledi. Babasının kurduğu tiyatronun çeşitli oyunlarında rol aldığını aktaran usta yönetmen, "Ben bir metot oyuncusuydum. Oyunculuk yapmak bir otele giriş yapmak için başka bir isim vermek gibi bir şey. Işın özü daha sonra asıl olduğunuz kişiye dönemiyorsunuz." ifadelerini kullandı. Sheridan, bir yönetmen olarak oyunculardan "rol yapmayı bırakmalarını" beklediğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aslında hepimiz hayatta bir performansın içindeyiz. İnsanların yalan söylemelerine müsamaha ettiğimiz durumlar oluyor. Ben tiyatro yönetmenliği yaptığım süreçte insan davranışlarına çok dikkat etmeye başladım. Bu benim oyuncu seçme becerimi artırdı. Oyuncularla çalışmayla çok seviyorum. Bu seçimleri yaparak iyi oyuncuyu kötü oyuncudan ayırmak benim için çok zor olmuyor. Bence en iyi oyuncular, performans sergilemekten uzak duranlardır. Çünkü yalan söylemek onlara zarar veriyor. İyi oyuncu olmak tam da bundan ötürü çelişkili bir durum." Oyuncu seçiminde kendisi oynayacakmış gibi oyunculara yaklaştığını ifade eden Jim Sheridan, film çekme sürecinin de diğer sanat üretimleriyle aynı sancıları yaşattığını sözlerine ekledi. Usta yönetmen, İran sinemasının etkili ve güçlü bir dili olduğuna da işaret ederek, "Bir hikayeyi film yapmak kolay bir iş değil. Oyuncular için senaryo çekici geliyor. Ama seyirci için önemli olan ana karakterin ne istediğini anlamak veya bilmektir." değerlendirmesinde bulundu. Sheridan, yaklaşık 1 saat süren etkinliğin sonunda, katılımcıların sorularını cevapladı. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı başlıyor Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı başlıyor. 16 Kasım’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde ön izleme ve VIP açılış ile kapılarını açacak olan fuar, 17-20 Kasım 2022 tarihleri arasında ziyaretçileriyle buluşacak. Açılış öncesinde düzenlenen basın toplantısında fuar hakkında bilgi veren DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan; "Tüm paydaşlarımızla birlikte büyük özverilerde bulunarak hazırlandığımız fuarımızı sanatseverlerle buluşturuyoruz. Sanat dünyasının öncü isimlerinin seçilmiş eserlerini, antika objelerini, antik mücevher özel bölümünün tasarım ürünlerini tek bir çatı altında topladık" dedi. GEÇMİŞİN SANAT ANLAYIŞI İLE GELECEK BİR ARADA Bu defa yurt dışından da hayli yüksek bir taleple karşılaştıklarını dile getiren Hüseyin Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Amerika’dan, Almanya’dan, Fransa’dan tanınmış koleksiyonerler fuara geleceklerini bildirdiler. Berlin’den, İngiltere’den, Dubai’den bireysel ve galeri bazında katılımcılarımız var. Fuarda ziyaretçiler, geçmişin sanat anlayışı ile geleceğin sanat anlayışını bir arada bulacaklar.” “SANAT, BARIŞIN VİZYONU OLMALI!” Crowne Plaza Hotel Istanbul Harbiye’de gerçekleşen basın toplantısına katılanlar arasında, "Sanata Evet" sloganı ile farkındalık yaratan Tamer Levent de vardı. Levent, yaptığı konuşmada “Barışın bir vizyonnu olmalı! Bu da sanattır diye düşünüyorum. Da Vinci’nin bir resmi yapmaya çalışırken gösterdiği olağanüstü özen, bugün de aynı şekilde devam etmeli” ifadelerini kullandı. ### Yurt dışına kaçırılan 6 tarihi eser Türkiye'ye iade edildi Türkiye'den ABD'ye kaçırılan 9 parçadan oluşan 6 tarihi eser, Antalya Müzesi'nde düzenlenen törenle iade edildi. Manhattan Bölge Savcılığı, Amerikan İç Güvenlik ve İstihbarat Birimi (HSI) , Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Antalya ve Burdur Müze Müdürlükleri, New York Kültür ve Tanıtma Müşavirliği ve Tanıtma Genel Müdürlüğü'nün ortak çalışmalarıyla, Anadolu'daki antik kentlerden yağmalanarak ABD'ye kaçırılan Lucius Verus heykeli, Attis heykelciği, Apollon heykelciği, Kusura tipi idol, düver pişmiş toprak levhası ve 4 parçalı sütunlu lahit, yeniden Türkiye'ye kazandırıldı. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Jeffry Flake, ülkesi ile Türkiye arasında kültür mirasını koruma anlaşmasını imzaladıklarını belirterek; "Kaçakçıların ülkeden çıkardığı eserleri geri getirmeyi bir imzayla taçlandırdık. Bu iş burada bitmeyecek" dedi. Büyükelçi Flake, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Türkiye'deki antik kentlerden yağmalanarak ABD'ye kaçırılan Lucius Verus heykeli, Attis heykelciği, Apollon heykelciği, Kusura tipi idol, düver pişmiş toprak levhası ve 4 parçalı sütunlu lahdin Antalya Müzesi'nde düzenlenen iade törenine katıldı. Türkiye'nin çok etkileyici bir kültür mirasının olduğunu belirten Flake, gösterilen çabaların sonucunda eserlerin yurduna dönmesinden dolayı mutlu olduğunu söyledi. "ABD ve Türkiye, kültür mirasını koruma anlaşmasını imzaladı" Türkiye'ye çok büyük boyutta eserler getirdiklerini ve bu konuda Manhattan Savcılığı'nın müthiş bir çalışması olduğunu dile getiren Büyükelçi Jeffry Flake, sözlerine şöyle devam etti: "Bu ülkenin yurttaşları ve ABD'liler, burada yapılanları kutlamalı. Aslında kültür varlıklarından bahsederken, buradaki insanlara ait olanlardan bahsediyoruz. ABD ve Türkiye, kültür mirasını koruma anlaşmasını imzaladı. Kaçakçıların ülkeden çıkardığı eserleri geri getirmeyi bir imzayla taçlandırdık. Bu iş burada bitmeyecek. Kaçakçılar yağmaya devam edecekler, bizler de peşinde olacağız. Kültür mirası daha önce buradan götürülmüştü. Vizyonlarımız doğrultusunda geri döndürdük. İş birliğinden son derece memnunun. Umarım daha fazla örneklerde bir arada olacağız." "EŞSİZ ESERLERİ NEREYE AİTSE ORAYA DÖNDÜRMEK ZORUNDAYIZ" ABD'nin Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Albay Matthew Bogdanus ise çalınmış ve yağmalanmış kültür varlıklarının iadesinin ABD ve Türkiye'nin yan yanaya çalışmasının ürünü olduğunu anlattı. Bogdanus; "Yapılabileceğin en iyisini gösterdik, yaptık. Dostlukla, dürüstle bir işin nasıl yapılabileceğini gösterdik" diye konuştu. New York'taki Kültür Varlıklarını Koruma Ajansı ile 35 ülkeden yağmalanmış kültür varlıklarının peşinde olduklarını vurgulayan Matthew Bogdanus, bugün 6 önemli hazinenin ait olduğu ülkeye döndüğünü kaydetti. Bunun gururunu yaşadıklarını belirten Bogdanus; "Bu Türkiye'de, Yunanistan'da olabilir. Hepsinin kültür varlıkları, biz buradayken belki ülkelerinden götürülüyor. Bu işe baş koymaya devam edeceğiz. Kaçakçıların peşinde olacağız, masaya yumruğumuzu vuracağız. Bu yağmayı durdurmak durumundayız. Eşsiz ve kıymetli eserleri nereye aitse oraya döndürmek zorundayız. Bu olağanüstü eserler, ait oldukları ülkelerden koparılamaz. Birlikte olduğumuzu gösteriyoruz, yarın ve çocuklarımız için söz veriyoruz. Bu eserlerle yaşayacağız. Bunlar sonraki kuşaklara aktarılacak" şeklinde konuştu. Bakan Ersoy, Büyükelçi Flake, Bogdanus ve protokol üyeleri, teslim sözleşmesinin imzalanmasının ardından Antalya Müzesi'ni gezdi. Yabancı konuklara daha önce ABD'den Türkiye'ye iade edilen "Yorgun Herakles"in de aralarında bulunduğu tarihi eserler hakkında bilgi verildi. İADE EDİLEN ESERLER Antalya'daki Perge Antik Kenti kökenli Roma dönemi sütunlu lahit parçaları, M.S. 140-150 yıllarına tarihlendiriliyor. Lahit parçaları, üzerinde betimlenen sahnelerde Herakles, Thesus, ve Akhilleus gibi kahramanların bir arada gösterilmesi nedeniyle ünik olarak değerlendiriliyor. Burdur'un Bubon Antik Kenti'nden ülke dışına çıkarıldığı saptanan Roma İmparatoru Lucius Verus'un insan boyutundaki bronz heykelinin, antik kentteki Sebasteion yapısında gerçekleştirilen kaçak kazılarda ele geçirildiği ve yasa dışı yollardan yurt dışına çıkarıldığı biliniyor. Erken Tunç Çağı'na tarihlendirilen mermer "kusura tipi idol", Batı Anadolu'da M.Ö. 3 binde yaygın olarak görülen şematize edilmiş kadın figürlerinden. M.Ö. 3. yüzyıl Helenistik döneme ait, oturur şekilde tasvir edilmiş Attis heykelciğinin, Anadolu kökenli olduğu stil-kritik incelemelerle saptandı. Frig ve Yunan mitolojisine göre Attis, ana tanrıça Kybele'nin sevgilisi veya eşi ya da oğlu olarak görülüyor, bazı kaynaklarda ise rahip olarak görülüyor. Roma dönemine ait Apollon heykelciği, M.S. 1-2. yüzyıla tarihlendiriliyor. Isparta'nın Pisidia Antiokheia Antik Kenti'ne ait düver pişmiş toprak levha ise Frig dönemine ait. ### “Golden Apple” award from FIJET to Izmir The World Federation of Tourism Writers and Journalists (FIJET) awarded the “Golden Apple”, one of the most prestigious awards in the tourism world, to Izmir, Turkey. The award, which was deemed appropriate by the decision taken by the FIJET administration in 2020, could not be realized due to the pandemic process. Last month, some tourism writers from FIJET member countries came to İzmir, made their final examinations, and decided to present the award at a ceremony to be held on November 9, 2022. IN THE HISTORICAL GAS HOUSE BUILDING The “Golden Apple” award, which was decided to be given to İzmir, introduced to the İzmir Metropolitan Municipality Mayor Tunç Soyer with a ceremony held in the Historical Gas House building, which was restored and recruited to İzmir for use in cultural activities. FIJET representatives of countries such as France, Croatia, Belgium, Malta, Tunisia, Romania and Bulgaria attended to the award ceremony. TUNC SOYER: OUR RESPONSIBILITY INCREASED Izmir Metropolitan Mayor Tunc Soyer, who received the “Golden Apple” award from FIJET President Tijani Haddad, said the followings: “Every award has something to be proud of, but there are some awards that put great responsibility on the recipient. This award is one such award. With this award, our responsibility has increased even more.” TIJANI HADDAD: I ADMIRED IZMIR In his speech, FIJET President Tijani Haddad mentioned that tourism has gained more importance for the economies of countries, especially after the pandemic. Haddad told; “I came to Izmir years ago, now I have found a very different and much more beautiful Izmir. With its ancient cities and historical values, İzmir deserved the Golden Apple Award very much.” ### Sanat biz kez daha buluşturdu G&G Sanat Merkezi, yepyeni bir sergi ile sanatseverleri buluşturdu. “Sanat Buluşturur” sloganıyla kapılarını yeni sezona açan sergi, 12-25 Kasım 2022 tarihleri arasında gezilebilecek. Ayşe Özel, Güher Elçiçek, Nüzhet Kutluğ, Melik İskender, Neşegül Ekinci, Şehnaz Yalçın, Uğur Akbulut, Ümit Gezgin, Zeynep Öztürk ve Zeynep Abacı’dan oluşan on kişilik sanatçı grubunun, eserleriyle ‘buluşmaya’ davet ettiği serginin açılış kokteyli de son derece renkliydi. ÖNCE BULUŞMA, SONRA BİRLEŞTİRME Serginin küratörlüğünü üstlenen Eleştirmen-Ressam Ümit Gezgin; "Sanat Buluşturur" konsepti hakkında şu açıklamada bulundu: “Tarih boyunca sanat hep insanları ilk önce buluşturmuş, sonra da birleştirmiştir. Bizler de bu sergimizle insanları ilk önce buluşturmak istiyoruz. Biliyoruz ki insanlar sanat vasıtasıyla buluştukça güzelliği paylaşacak, güzellikler de sanatın gücüyle izleyicisiyle bütünleşecektir.” DÜNYACA ÜNLÜ RESSAM NÜZHET KUTLUĞ DA VAR "Sanat Buluşturur" sergisinde eserleri bulunan on ressamdan biri de şimdilerde 91. yaşını karşılamaya hazırlanan dünyaca ünlü ressam Nüzhet Kutluğ. Sanatçının öğrencileri ve dostları, sergide ona büyük ilgi gösterdiler. Serginin konuk sanatçıları arasında, "Sessiz Çığlıklar" sergilerine eserleriyle katılan Nihal Güres de vardı. Serginin açılışına, Marmara Üniversitesi öğrencilerinden bir grup da katıldı. ### Ara Güler arşivinden edebiyatçı portreleri sergisi: Bir Avuç Güzel İnsan Ara Güler arşivinden edebiyatçı portreleri sergisi 18 Kasım'da Ara Güler Müzesi’nde ziyarete açılıyor. 'Bir Avuç Güzel İnsan' sergisi Türkiye ve dünyanın önde gelen edebi figürlerine yer veriyor. Ara Güler, yaşamının çeşitli dönemlerinde “Onlar benim için yalnızca fotoğrafı çekilen kişiler değil, dünyamı kuran insanlardır” dediği edebiyatçılarla tanışmaya, portrelerini çekmeye, onlarla buluşup edebiyat sohbetleri yapmaya başlar. Zaman içinde bu insanların yalnız fotoğraflarını çekmekle kalmaz, aynı zamanda onlarla dost da olur. Sabahattin Eyüboğlu’nun Bronz Apartmanı’ndaki dairesinde, Fikret Adil’in evinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Narmanlı Han’daki atölyesinde, Yeditepe dergisinin Cağaloğlu’ndaki idarehanesinde, Samim Kocagöz’ün İzmir’deki evinde dostlarıyla bir araya gelerek bu buluşmaları ölümsüzleştirir. Yakaladığı bu özel anlarla Ara Güler, yıllar içinde edebiyatın ve edebiyatçıların kaydedicisi olur. Ara Güler, gittiği ülkelerde de edebiyatçıların kapısını çalar ve onların portrelerini çeker; James Baldwin, Arthur Miller, Antonio Tabucchi, John Updike, Philip Roth, Alberto Manguel ve daha nicelerini “kurdukları dünyanın içinde” izleyiciye gösterir. Tennessee Williams’la, William Saroyan’la buluşur, onların gezilerine eşlik eder ve çektiği portrelerle geriye unutulmaz anılar bırakır. Sergide Nâzım Hikmet’in bugüne dek sergilenmemiş portreleri, karanlık oda baskılar, Ara Güler’in edebiyatçı dostlarıyla yıllar içindeki mektuplaşmaları gibi pek çok belge ile onlardan gelen ve evinin duvarlarını süsleyen sanat eserleri de yer alıyor. Sergideki eserler Fazıl Say'ın müziğiyle de zenginleşiyor. Sanatçının Nâzım Hikmet Oratoryosu ve Yaşar Kemal eserlerinin yanı sıra; Can Yücel ve Cemal Süreya'nın şiirlerini bestelediği eserlerden oluşan müzik seçkisi QR kodlar üzerinden sergideki ziyaretçilerle buluşturuluyor. Türkiye’de kültür ve sanata önemli katkılar sağlayan Doğuş Grubu’nun, Ara Güler ile iş birliği sonucu hayata geçirdiği Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi 'Bir Avuç Güzel İnsan' pazartesi günleri hariç salı-cumartesi 10.00-18.00, pazar 12.00-18.00 saatlerinde Bomontiada’da ziyaret edilebilir. ### 39 Galeri’de “Stories” sergisi açıldı Art50.net sanatçılarından Baysan Yüksel, Funda Alkan, Gözde Başkent, Lütfiye Kösten ve Mihriban Mirap’ın eserleri, 9 Kasım-8 Aralık 2022 tarihleri arasında 39 Kalamış Marina Hotel’in galeri mekânı 39 Galeri’de düzenlenen “Stories” sergisinde bir araya geldi. Art50.net & 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle düzenlenen sergide Art50.net’in beş kadın sanatçısı, yazı ile ifade edilmesi zor olan, günlük hayatta fark edilmeyen, gerçekliğin baskısında kalan, kısacası keşfedilmeyi bekleyen hikâyelerini izleyicilerle paylaşıyor. “Stories” sergisi hakkında İstanbul Sanat Dergisi’ne açıklamalarda bulunan 39 Kalamış Marina Hotel & 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı, şunları ifade etti: “Üç yıl önce açtığımız bu otelin -1 katında sanatı ve sanatçıyı destekleme projesi kapsamında pandemide çıktığımız yolculuğumuzda, her ay farklı bir sanatçıyla ya da karma sergilerle sanatı ve sanatçıları sanatseverlerle buluşturuyoruz. Sanatı sevmeyenlerin olduğunu düşünmüyorum ama sanatın ulaşılabilir olması ve özellikle Anadolu yakasında, Kalamış Marina’da hem otel hem restaurant hem de sanat galerisinin olması, daha çok sanatla iç içe olma imkânını sağlıyor. SANAT BİRLEŞTİRİR VE İYİLEŞTİRİR Bu ay da internet ortamında sanat eserleri satışı yapan bir platformla ortak açtığımız, beş kadın sanatçıdan oluşan bir karma sergiyi sanatseverlerle buluşturuyoruz. Art50.net’i herkes bilir. Ben de yıllar önce Art50.net’teki farklı sanatçılardan sanat eserleri aldım. Bu defa da dijital ortamı bir galeri ortamına taşıdık, çünkü dijitalde görmekle burada sanatçılarla bir arada olmanın, onlarla sohbet etmenin, eserleri daha yakından görmenin farkını hepimiz biliyoruz. Çok mutluyum. Şu anda ilk gün olmasına rağmen satışlar çok iyi. Sanatı ve sanatçıyı herkesle buluşturmaya devam edeceğiz burada. Bir tane de sloganımız var; ‘Sanat birleştirir ve iyileştirir.’ Bence bütün toplumların sanata, renklere ve sanatçılarla bir arada olmaya ihtiyaçları var ve sanatçıların da bizlere ihtiyacı var.” Münteha Adalı ve Güliz Özbek Collini... “YAŞAM ALANLARINA SANATI SOKMAK GİBİ BİR VİZYONUMUZ VAR” Art50.net online galerinin kurucusu, aynı zamanda “Stories” sergisinin küratörü Güliz Özbek Collini ise sekiz yıldır bu platformun hayatta olduğunu belirterek; “Türkiye’de online sanat galerilerinin ilklerinden, hatta ilki olduğumuzu söyleyebiliriz. Bizim amacımız, genç ve yükselen bağımsız sanatçılara bir tanıtım ve satış platformu sağlamak, koleksiyoner olmak isteyen kişilere destek vermek, bilgilendirmek veya teşvik etmek. Genellikle faaliyetlerimizi online platform üstünden yürütüyoruz. Aynı zamanda bazı özel projelerde, otel ve yaşam alanlarında sanatçılarımızı sanatseverlerle bir araya getiriyoruz. Bu sergide özellikle beş kadın sanatçımızın çok özel hikâyelerini anlattıkları eserlerle buradayız. Beş kadın sanatçı, birbirinden farklı şekilde kadınların günlük hayatta göz ardı edilmiş, anlatamadıkları, yazamadıkları birtakım konuları resimleriyle yansıtmış hâldeler. Bizim de Art50.net olarak yaşam alanlarına sanatı sokmak gibi bir vizyonumuz var” dedi. Bayhan Yüksel, Mihriban Mirap ve Gözde Başkent... “KİTLE KÜLTÜRÜNÜN KADINLARI METALAŞTIRMASINI ANLATIYORUM” “Stories” sergisindeki beş kadın sanatçıdan biri olan Mihriban Mirap da dergimize şu açıklamalarda bulundu: “Stories sergisine portre eserlerimle katıldım. Bu portreler, daha çok yaş almış kadınların yer aldığı portreler. Bazıları sosyal medyada fenomen olmuş, bazıları mitolojiden, bazıları kendi çevremde tanıdığım veya fotoğrafını çekip, etkilendiğim kadınları yorum katarak resmediyorum. Buradaki anlatmak istediklerim, kitle kültürünün kadınları metalaştırmaya başlaması. Güzellik çok önemli olmaya başladı. Botokslar, estetik ameliyatlar, saç boyaları, kremler ve birtakım şeyler… Bunların reklamları çok dönüyor ve ben de bunun karşısında durarak, yaş almanın güzelliğini ve her şeye rağmen, yüzümüzde kırışıklık da olsa, saçımız beyazlasa da bunların yaşamımızın bir getirisi olduğunu; çağı yaşayarak, çağda kalarak, her şeyi kabullenmiş bir şekilde güzel olan kadını anlatıyorum. Art50.net küratörlüğünde bu sergiyi oluşturduk beş kadın sanatçı olarak. 39 Kalamış Marina’da bizi misafir ettiler, güzel bir açılışla başladık. Tüm sanatseverleri sergimize bekliyoruz.” ### "Hüzün Üçgeni" Avrupa Film Ödülleri'nde 4 dalda aday gösterildi Altın Palmiye ödüllü yönetmen Ruben Östlund'un TRT ortak yapımı filmi, "En İyi Film", "En İyi Yönetmen", "En İyi Erkek Oyuncu" ve "En İyi Senaryo" dallarında aday oldu. "Avrupa'nın Oscar'ları" olarak kabul edilen "Avrupa Film Ödülleri"nde ana dallarda yarışacak aday listesi açıklandı. TRT'den yapılan açıklamaya göre, İsveçli yönetmen Ruben Östlund'un Altın Palmiye ödüllü, TRT ortak yapımı filmi "Hüzün Üçgeni", "Avrupa Film Ödülleri"nde "En İyi Film", "En İyi Yönetmen", "En İyi Erkek Oyuncu" ve "En İyi Senaryo" dallarında aday gösterildi. "En İyi Film" dalında aday gösterilen beş filmden biri olan film, yönetmeni ve senaristi Ruben Östlund'a "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Senaryo" dallarında adaylık getirdi. Filmde Rus bir milyarderi canlandıran Hırvat-Danimarkalı oyuncu Zlatko Buric ise "En İyi Erkek Oyuncu" dalında aday oldu. ÖDÜLLER, 10 ARALIK'TA SAHİPLERİNİ BULACAK Mayıs ayında gerçekleşen "75. Cannes Film Festivali"nde "Altın Palmiye" ödülünü alan TRT ortak yapımı film, "En İyi Film" kategorisinde “Close”, “Holy Spider”, “Corsage” ve “Alcarras” filmleriyle yarışıyor. 23 Kasım’da diğer dallardaki adayların açıklanmasının ardından, 4 bin 400 Avrupa Film Akademisi üyesi, aday filmler ve isimler için oy kullanacak. Kazananlara ödülleri, 10 Aralık'ta İzlanda'nın başkenti Reykjavik'te gerçekleştirilecek "Avrupa Film Ödülleri Töreni"nde takdim edilecek. Türkiye, İsveç, Fransa, ABD, İngiltere, İsviçre, Yunanistan ortak yapımı "Hüzün Üçgeni", modellik yapan genç çift Carl ve Yaya'nın milyarder yolcuların bulunduğu süper lüks gemiyle çıktığı gezide başından geçenleri anlatıyor. Bir fırtına sonrasında Carl ve Yaya, bir grup milyarder ve geminin temizlikçilerinden biriyle ıssız bir adada mahsur kalır. Yapım, hiyerarşinin aniden alt üst olduğu, rollerin ve sınıfların tersine döndüğü bir hiciv filmi olarak dikkati çekiyor. ### İDSO, 11 Kasım'da AKM'de "Atatürk'ü Anma Konseri" verecek İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) DenizBank Konserleri kapsamında, Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 84. yılı dolayısıyla "Atatürk'ü Anma Konseri" gerçekleştirilecek. İDSO'dan yapılan açıklamaya göre konser, 11 Kasım'da Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleştirilecek. İtalyan Şef Antonio Pirolli yönetimindeki orkestraya, piyanist Gökhan Aybulus eşlik edecek. Konserde Samuel Barber ve Ludwig Van Beethoven'dan eserler seslendirecek. Etkinliğin biletleri, "www.biletinial.com" internet adresinden temin edilebilir. ### Kültür ve Turizm Bakanlığından 32 milyon liralık destek Kültür ve Turizm Bakanlığınca 441 özel tiyatroya bir sanat sezonu için toplam 32 milyon lira destek verilerek şu ana kadarki en yüksek miktarda ödeme yapıldı. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünce oluşturulan değerlendirme komisyonu, özel tiyatroların projelerine yapılan yardımlardan yararlanmak üzere 2022-2023 sanat sezonu için başvuruda bulunan 441 projeyi değerlendirdi. Komisyon, tüm başvuruları olumlu değerlendirerek bir sanat sezonu için bu zamana kadarki en yüksek miktarda ödeneğin, en yüksek sayıdaki projeye dağıtılmasına karar verdi. Bu kapsamda 86'sı çocuk oyunu tiyatrosu, 283'ü profesyonel ve 72'si geleneksel tiyatro olmak üzere 441 projeye toplam 32 milyon lira destek verildi. Böylece özel tiyatrolara ait salonların sanat hayatına katkısının artırılması ve devamlılığının sağlanması, tiyatro alanında kayıtlı istihdamın özendirilmesi ve son yıllarda olduğu gibi başvurularda daha çok Türk oyun yazarlarına ait eserlerin tercih edilerek Türk tiyatrosunun gelişmesine katkı sağlanması amaçlandı. Bakanlığın maddi destek sağladığı özel tiyatrolara "www.ktb.gov.tr" sitesinden ulaşılabiliyor. ### 6. İstanbul Karagöz Festivali, 12 Kasım'da başlayacak İSYAP Sanat Yapım Prodüksiyon ve Karagöz Derneği tarafından düzenlenen "6. İstanbul Karagöz Festivali", 12-30 Kasım'da sanatseverlerle buluşacak. Festival kapsamında atölyeler ve söyleşilerin yanı sıra Karagöz sanatçıları tarafından çeşitli gösteriler sunulacak. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Esenler Belediyesi, Bağcılar Belediyesi, Güngören Belediyesi, Çekmeköy Belediyesi, Tuzla Belediyesi, Beykoz Belediyesi, İstanbul Rumeli Üniversitesi ve Laf ajansın destek verdiği festival, UNESCO tarafından "Somut Olmayan Kültürel Mirasımız" olarak tescil edilen Karagöz sanatını daha görünür kılmayı hedefliyor. 6. İstanbul Karagöz Festivali, "Yaşayan İnsan Hazineleri Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcileri" ödülünün sahibi olan ve bu yıl vefat eden Karagöz sanatçısı Alpay Ekler'e ithaf ediliyor. Festivale katılan sanatçılar arasında Göher Ergün, Özgür Atkın, Alican Balakin, Alican Balakin, Serkan Balakin, Deniz Karalar ve Sibel Tomaç yer alıyor. Festival programına, Karagöz Festivali'nin sosyal medya hesaplarından ve "www.karagozfestivali.com" adresinden erişilebiliyor. ### “Nuh’un Gemisini Aramak” prömiyere hazırlanıyor ENKA Sanat’ın, Ortak Yapım projesi kapsamında yapımını üstlendiği “Nuh’un Gemisini Aramak”, prömiyerini 26. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 15 Kasım akşamı ENKA Oditoryumu’nda yapacak. Gökhan Erarslan’ın yazdığı, yönetmenliğini Ayşe Draz’ın, dramaturjisini Özlem Hemiş’in üstlendiği oyun, babadan kalma eski bir kamyonetle doğdukları kasabaya doğru bir seyahate çıkmak zorunda kalan iki erkek kardeşin geçmişte bıraktıkları anıları birer birer hatırlamalarının hikayesini anlatıyor. Seyirciyi “bellek”, “izleme”, “izlenme” ve “tanıklık” temaları üstünden yanılsama ve temsil üzerine düşünmeye davet eden oyun, 2017’de Hedwig ve Angry Inch’teki rolüyle ödüller kazanan başarılı oyuncu Yılmaz Sütçü’yü, Ayak İşleri, Tutunamayanlar gibi dizi ve filmlerden tanıdığımız Kutay Kunt ve genç yetenek Tutku Erten ile bir araya getiriyor. ### Devlet Çoksesli Korosu sesini dünyaya duyuruyor Türkiye'nin yetiştirdiği önemli müzisyenlerden Şef Hikmet Şimşek'in girişimleriyle 1988'de kurulan, ilk konserini 1989'da Türk Beşleri'nden besteci Ahmed Adnan Saygun'un yönetiminde veren Devlet Çoksesli Korosu'nun, Donizetti Klasik Müzik Ödülleri kapsamında "Yılın Korosu" ödülü bulunuyor. Yurt içinde ve dışında birçok konser veren koronun, 2017'den beri şefliğini Avrupa Korolar Federasyonu Başkan Yardımcılığı ile Uluslararası Koro Müziği Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini de yürüten Burak Onur Erdem yapıyor. Profesyonel oda koroları için Avrupa sosyal ağı olan Tenso'ya 2019'da üye olan Devlet Çoksesli Korosu, birliğin birçok projesinde de yer aldı. Koro, bu sezon kendisine tahsis edilen CSO Ada Ankara Yerleşkesi'ndeki Tarihi Salon'da, birçok yabancı şefi ağırlayacak. Koro, Alman Şef Georg Grün'ün yönetiminde bir masterclass etkinliği gerçekleştirecek ve Türkiye'de ilk defa düzenlenecek Dünya Koro Sempozyumu'na ev sahipliği yapacak. "BİR KORO EVİ" Yeni sanat sezonuna ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Çoksesli Korosu Şefi Burak Onur Erdem, yeni evleri CSO Tarihi Salon'da bulunmaktan duydukları mutluluğu dile getirdi. Bu salonu, bir koro evi olarak gördüklerini belirten Erdem, etkinliklerinde koro müziğini ön plana çıkardıklarını, Türkiye'nin diğer korolarını da ağırladıklarını anlattı. Erdem, yeni sanat sezonuna çok güçlü şekilde hazırlandıklarına işaret ederek, Türkiye'nin 7 şehrindeki devlet senfoni orkestralarıyla düzenledikleri senfonik serilere devam edeceklerini söyledi. "Koro müziğinin hası" olarak nitelenen sadece insan sesinin kullanıldığı acapella konser serileri vereceklerini belirten Erdem, ayrıca Estonya, Almanya ve Norveç'ten konuk şefleri ağırlayacaklarını kaydetti. Türkiye'de daha önce çok seslendirilmemiş eserleri müzikseverlerle buluşturmak istediklerini vurgulayan Erdem, "Aynı zamanda Türk bestecilerinin prömiyerini yapıyoruz. Bizim çok sesli koro eseri beste yarışmamız var. Bu yarışmada ödül kazanan eserlerin ilk seslendirilişini, kayıtlarını devlet çok sesli koromuz yapıyor. Bunları da bu sezonumuza aldık." diye konuştu. Avrupa Koro Federasyonu'nun tavsiye ettiği 4 masterclasstan biri Erdem, diğer etkinliklerinin de masterclasslar olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Walter Strauss Koro Şefliği Ustalık Sınıfı'na tüm Türkiye'den koro şefleri, müzik öğretmenleri, koroyla ilgilenen herkes geliyor. Çok ciddi bir ilgi var. Buraya gelen profesyonellerimize bir hafta boyunca çok değerli konuk şeflerimiz eğitimler veriyor. Çünkü iyi koroların yetişmesi ve Türkiye'nin koro müziği tarafında daha da güçlenmesi için iyi koro şeflerine, yetişmiş koro şeflerine ihtiyacımız var." Erdem ocak ayında düzenlenecek koro şefliği ustalık sınıfında hem Türkiye'den hem de yurt dışından katılımcılar bulunduğunu dile getirerek, "Avrupa Koro Federasyonu, bu eğitimi tavsiye ettiği 4 masterclass arasına aldı. Ankara, burada önemli bir merkez haline geliyor." dedi. Koro şefliği ustalık sınıfına katılmak isteyenlerin, internet sayfası üzerinden kendilerine başvurduklarını ve değerlendirme süreci sonunda seçilen 50 kişiyle çalışma yürüttüklerini anlatan Erdem, bu sene Şef Georg Grün'ü konuk edeceklerini ve Alman romantik repertuvarı çalışacaklarını söyledi. "BİRLİKTE ŞARKI SÖYLEMENİN BÜYÜSÜNÜ KÜÇÜKKEN KEŞFETMEK ÖNEMLİ" Erdem, eğitim çalışmalarına da değinerek, çocuklar ve gençlerle buluşmayı çok önemsediklerini vurguladı. Hem okulları ziyaret ettiklerini hem öğrencileri ağırladıklarını anlatan Erdem, şunları aktardı: "Çocuklarımıza burada bir konser deneyimi yaşatmak istiyoruz. O yüzden eğitim konser serimiz var. Burada hem ilköğretim yaş seviyesiyle hem de daha ileri seviyede, koro müziğinin detayına girecek şekilde güzel sanatlar liseleriyle çalışıyoruz. Ben de çocukken koroya girdim. Eğer sanat eğitimi küçükken başlarsa çok daha yüksek seviyeli bir koro algısı oluşuyor. Birlikte şarkı söylemenin ne kadar büyülü olduğunu küçükken keşfetmek çok önemli. O yüzden çocuklarımıza ve gençlerimize eğitim konserleri veriyoruz." Devlet Çoksesli Korosu olarak, Türkiye'de birçok festivalin açılışını yaptıklarını söyleyen Erdem, 1-23 Ekim'de düzenlenen Başkent Kültür Yolu Festivali'nin açılış konserini Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile verdiklerini hatırlattı. Erdem, bu sezon İstanbul Müzik Festivali'nin açılışında, Tekfen Filarmoni Orkestrası ile olacaklarını belirterek, "Bu konserde Hasan Uçarsu'nun yeni, senfonik korolu bir eserinin prömiyerini gerçekleştireceğiz." bilgisini verdi. "TÜM KITALARDAN KOROLARI İSTANBUL'DA AĞIRLAYACAĞIZ" Dünya Koro Sempozyumu'nun, Nisan 2023'te İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenleneceğini, Kültür ve Turizm Bakanlığının ev sahipliğindeki bu etkinliğin, kendileri için büyük önem taşıdığını vurgulayan Erdem, şunları kaydetti: "Bu dünyanın en büyük koro etkinliklerinden biri. 1987'den beri üç yılda bir gerçekleşir. Tüm kıtalara gider. Bu sene de tüm kıtalardan koroları İstanbul'da ağırlayacağız. 10 davetli koromuz var? Türkiye'den 40 koromuz var, 50 uluslararası konuşmacı var. 50 de Türkiye'den konuşmacı var. Aynı zamanda 1500 kişiyi ağırlamayı planlıyoruz. AKM'nin tüm dünyaya açılacağı ve koro müziğiyle buluşacağı büyük bir organizasyon. Devlet Çoksesli Koromuz da bu sempozyumun açılış konserini verecek. Açılış konserini de dünyanın en iyi korolarından olan Estonya Filarmonik Oda Korosu ile paylaşıyoruz." Erdem, Grammy Ödülü sahibi Estonya Filarmonik Oda Korosu'nun repertuvarının oldukça iyi olduğunu, besteci Arvo Part'in eserlerinin geniş şekilde yer aldığını ifade ederek, Devlet Çoksesli Korosu'nun da Türk bestecilerine ağırlık verdiğini söyledi. Açılış konserinde iki koronun birleşerek, Türkçe ve Estonya dilinde eserler seslendireceğini dile getiren Erdem, "Koro müziğinin güzelliği de burada. İki koro bir araya geldiğinde bir anda 2 dil, 2 kültür bir araya gelmiş oluyor." değerlendirmesinde bulundu. YENİ YIL DEVASA KADROYLA KARŞILANACAK Senfoni orkestralarının olduğu İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Adana başta olmak üzere, sezon boyunca yurt içinde turneleri olacağını anlatan Erdem, Ankara seyircisi için de yeni yıl sürprizi hazırladıklarını duyurdu. Erdem, "28 Aralık'ta CSO Ada Ankara Ana Salon'da vereceğimiz konserde, Devlet Çoksesli Çocuk Korosu da bizimle olacak. Sahnede çocuklarımız, biz, devasa bir kadroyla yeni yıl şarkıları ve dünyadan halk şarkılarıyla coşkulu bir konser yapmayı planlıyoruz." diye konuştu. ### “Anılarla Atatürk” yurt dışı turnesinde Milli Mücadele’nin en büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluğundan öldüğü güne kadar ipuçları veren “Anılarla Atatürk” isimli tiyatro oyunu, yurt dışı turnesine çıkıyor. 13 Kasım Pazar günü İsviçre’nin Zürih şehrinde 10 Kasım Atatürk’ü Anma Programı kapsamında sahnelenecek eser, Ulu Önder’in unutulmaya yüz tutan insani özelliklerini tekrar hatırlatırken, medeni milletler seviyesine ulaşmanın yollarına ışık tutuyor. Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek kişiliğinden ipuçları veren “Anılarla Atatürk” isimli tiyatro oyunu, yurt dışına çıkmaya hazırlanıyor. Geleneksel Türk tiyatrosunun meddah formuyla Atatürk’ün çocukluğundan gözlerini yumduğu güne kadar birçok anısına ışık tutan oyun, 13 Kasım’da İsviçre’nin Zürih şehrinde sahnelenecek. 10 Kasım Atatürk’ü Anma Programı kapsamında gurbetçi seyircilerle buluşacak eser, Ulu Önder’e dair 42 anının canlandırılmasıyla izleyenleri geçmişe götürüyor. Yönetmenliğini Senem Cevher’in üstlendiği tek kişilik eserde, oyunun aynı zamanda yazarı da olan Cüneyt İngiz, anıları bize aktaran meddah olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, Atatürk’ün kanlı canlı, yaşayan bir insan olduğunu, unutulmaya yüz tutan insani özelliklerini tekrar hatırlatmak ve medeni milletler seviyesine ulaşmanın yollarını aktarıyor. 23 Nisan 2018’de başlayarak İstanbul, İzmir, Çeşme, Eskişehir, Bursa, Sivas, Çorlu, Keşan, Antalya, Manisa ve daha birçok şehirde sahnelenen eserin müzikleri, tamamen batı sazlarından oluşuyor. İzleyicileri derin duygulara sürükleyen eserde anlatıcı rolündeki meddahın baston ve peşkirden oluşan kostümü ise aynı zamanda kefeni simgeliyor. ARAŞTIRMALARI 4 YIL SÜRDÜ 4 yıl süren araştırmaları ve çabası sonucu “Anılarla Atatürk” oyununu sahneye taşımayı başaran Cüneyt İngiz, 1976 yılında Almanya’da doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönen İngiz, 1993 yılında Müjdat Gezen Çocuk Tiyatrosu ile profesyonel oyunculuk hayatına adım attı. Çeşitli çocuk tiyatrolarında oyuncu olarak görev aldıktan sonra 1995 yılında Yeşilçam’ın ve tiyatronun dev oyuncularından Lale Oraloğlu ile tanıştı. 1998 yılında Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü kazanan İngiz, akademik eğitimimi tamamladıktan sonra Mehtap Ar Çocuk Tiyatrosu, Gelenbe Tiyatrosu, Levent Kırca&Oya Başar Tiyatrosu gibi birçok yerde oyunculuk yaptı, ardından 2018 yılında kendi tiyatrosunu kurdu. "Atatürk’e inandım; onun fikirlerine, önümüzde açtığı yola inandım" 2009’da evlilik hayatına adım atan ve iki çocuk babası olan İngiz, Atatürk sevgisiyle tanışmasının ve eserinin hikâyesini şu sözlerle anlatıyor: “Mustafa Kemal Atatürk’le yolum, Almanya’da Türk öğretmenim sayesinde kesişti. Sonrasında hep onu okudum, araştırdım. Tiyatro hayatım boyunca aklımın bir köşesinde hep onu anlatmak vardı. Kendi tiyatromu kurmaya karar vermeden önce “Anılarla Atatürk” oyunumu araştırıyor, notlar alıyor, sürekli okuyordum. Okudukça nasıl derin bir bilgi birikimi olduğunu gördüm. Türkiye’de farklı zamanlarda Atatürk’ü anlatan oyunlar izlemiştim ama farklı bir şeyler yapmak istiyordum. Bu yüzden uzun soluklu bir çalışmaya giriştim. Sonunda kendi tiyatromu kurduğumda oyunum da elimde hazırdı. Ben 'Anılarla Atatürk' oyunumu yazmaya başladığımda hep inandım. Atatürk’e inandım; onun fikirlerine, önümüzde açtığı yola inandım. Tıpkı onun yaptığı gibi köy köy, kasaba kasaba dolaşarak Cumhuriyet'i, demokrasiyi ve en önemlisi Atatürk’ün başardıklarını anlatıyorum.” YENİ SEZONA DAİR MÜJDELER Gelecek projelerine ilişkin de bilgi veren Cüneyt İngiz, iklim krizi ve su kıtlığını ele aldığı “Birazcık Su Lütfen” isimli çocuk oyunun 2023’te sahneleneceğini söyledi. İklim krizine dair farkındalık yaratacak oyunun profesyonel bir ekip tarafından sahneleneceğini kaydeden İngiz, Cumhuriyet'in 100. yılına özel olarak kaleme aldıkları “Çanakkale’den Kurtuluşa 100 Yıl” adlı eserin de önümüzdeki sezonda sahnede olacağının müjdesini verdi. ### Sessiz Çığlıklar'dan ikinci sergi Çoğunluğu Kadıköylü yaklaşık 40 kadın ressam, oluşturdukları grup ile farkındalık yaratma yolunda önemli adımlar atıyor. Küratörlüğünü Eda Aner’in yaptığı, "Şiddetin hiçbir bahanesi yoktur" sloganı ile ilki Hilton Kozyatağı'nda düzenlenen ve 9 Kasım'a kadar ziyarete açık olan "Sessiz Çığlıklar" sergisi, sanatseverlerden gördüğü yoğun ilginin ardından ikinci sergisini 11 Kasım'da Bof Hotel Ümraniye'de açıyor. 19 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek "Sessiz Çığlıklar 2" resim sergisi hakkında İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Küratör Eda Aner, şunları ifade etti: "Yaklaşık 40 ressam ile yola çıktığımız 'Sessiz Çığlıklar' resim sergimizin ilkini, 1 Kasım'da Prof. Dr. Mansur Beyazyürek'in şiddet ve sanat konulu konferansı ile gerçekleştirdik. Her sanatçının şiddeti tarif ettiği sergimizin gelirlerinin bir kısmının, sanatçılar tarafından şiddet mağdurlarına ve ihtiyaç sahiplerine bağışlanması kararı alındı." "HER TÜRLÜ PSİKOLOJİK VE FİZİKSEL ŞİDDETE KARŞIYIZ!" Amaçlarının kadına, erkeğe, hayvana, gence, yaşlıya, doktora, sağlık çalışanına, öğretmene, avukata, hakime, polise, kısaca tüm canlılara uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin önünde durmak olduğuna vurgu yapan Aner; “Şiddetin insan psikolojisi ve sağlığı üzerindeki zararlarına değinmek, önlemek için toplumsal ve bireysel farkındalığa bir nebze de olsa destek olmayı hedefliyoruz” dedi. "insanlığın barış içinde yaşaması en büyük gayemiz" İlk sergiyi Hilton Kozyatağı'nda hayata geçirdiklerini, ikinci sergiye ise Bof Hotel Ümraniye'nin ev sahipliği yapacağını aktaran Eda Aner; "Sergilerimizin açılışları, ülkemizin önde gelen psikiyatrist ve psikologları tarafından mini konferanslar ile yapılacak. Uygar toplumlarda yüksek sesle konuşmanın bile hoş karşılanmadığı bir yüzyılda, insanlığın barış içinde yaşaması en büyük gayemizdir. Sergilerimiz 81 ilde gerçekleşmek üzere planlanmış olup; tüm belediyeleri, ilgili kurumları ve yardım derneklerini, bu sosyal sorumluluk projemizde destekçimiz olarak görmeyi ümit ediyoruz. Gelecek nesillere huzur ve barış dolu bir dünya bırakmak umudu ile..." "Sessiz Çığlıklar" resim sergisine katılan sanatçılar arasında şu isimler yer alıyor: Ayla Akyol, Ayşe Kıran, Banu Devrim, Betül Vural, Beyza Bayraktaroğlu, Cahide Topaloğlu, Canan Arabacı Doğruer, Fevziye Özmen, Figen Kaylan, Günseli Yetkin, Nihal Güres, Nur Ulubil, Nuran Yapıcı, Nurcan Orman, Pervin Bülbül, Pınar Gürsel, Pınar Kanber, Safiye Mine, Sena Sengir, Sema Babadostu, Seran Tepeoğlu, Şehnaz Aykaç, Sevgi Ürüm, Sevin Akış, Tülay Güzeldere Aner, Yasemin Toydemir Balkan, Zehra Sengir, Zerrin Çiğdemli Aner... ### NBA’nın renkli ve eğlenceli dünyası, İstanbul’da kapılarını açtı! NBA’nın yaşam tarzı, kültürü ve tarihini gözler önüne seren “The NBA Exhibition”, Avrupa’nın önemli şehirlerini kapsayacak turuna başlamadan önce The Moose Bay Outdoor Store resmi sponsorluğunda İstanbul’a, Metropol İstanbul Alışveriş Merkezi - Hupalupa’ya geldi. LARRY O’BRIEN NBA ŞAMPİYONLUK KUPASI, BU ÖZEL SERGİ İÇİN TÜRKİYE’DE! Ataşehir Metropol İstanbul Alışveriş Merkezi’nde yer alan Hupalupa’nın ev sahipliği yaptığı ve NBA temalı aktivitelerin yanında interaktif deneyimler sunan sergi; ailenin her bireyine seslenecek eğlenceli ve dinamik etkileşimler içeriyor. ‘The NBA Exhibition’, ziyaretçilere 20 farklı bölümde artırılmış ve sanal gerçeklik tecrübelerinden, NBA temalı basketbol aktivitelerine, Şampiyonluk Kupası ile fotoğraf çekme fırsatından, NBA ‘in en yeni ve dinamik uygulamalarını tanımaya kadar birbirinden renkli içerikler sunuyor. 50 PARÇALIK ÖZEL KOLEKSİYON, THE NBA EXHIBITION’DA! “The NBA Exhibition”, aynı zamanda geçmişin ve günümüzün NBA oyuncularına ait, özel olarak seçilmiş 50 parçalık orijinal imzalı objeleri meraklısı ile buluşturuyor. Ziyaretçiler, içeri girdikleri andan itibaren her açıdan NBA’i tecrübe ettikleri bir ortama adım atarak, NBA normlarına uygun olarak yeteneklerini test etme imkanı bulurken, etkileşimli aktivitelerle NBA heyecanına ortak olacaklar. Ayrıca NBA tarihinin en büyük ayaklarına sahip oyuncusu Shaquille Q'Neal'in imzalı 57 numara ve 1992 tasarımı ayakkabısı da sergide meraklıları ile buluşuyor. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı başlıyor Bu yıl üçüncü defa kapılarını açacak olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 17 Kasım Perşembe günü başlıyor. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek olan fuarın büyük ilgi görmesi bekleniyor. Türkiye’nin ve Dünya'nın önde gelen sanat galerisi, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını sanatseverlerle bir araya getirmeyi hedefleyen fuara 40 galeri, 50 antikacı, yurt içi ve yurt dışından 500’den fazla sanatçı katılıyor. Koleksiyonerlerle birlikte sanat çevrelerinin önde gelen isimlerine ev sahipliği yapacak olan fuarda, farklı tarzlarda binlerce eser sergilenecek. SHAHI DAYEKH Fuara bireysel olarak katılan yabancı sanatçılar arasında, Shahi Dayekh de yer alıyor. Lübnan asıllı sanatçı, pastel tonlarda ürettiği büyük boy koleksiyon çalışmaları ile biliniyor. Sanatçının son çalışmaları olan "Bloom" koleksiyonundan örnek bir çalışmanın da fuarda sergilenmesi bekleniyor. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda 16 Kasım 2022 Çarşamba günü saat 18.00’de yapılacak olan resmi açılış töreninin ardından 3. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 17-21 Kasım tarihlerinde 11.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. ### Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde “Karantina Düşleri” Kızıltoprak Sanat Galerisi, sanat çevrelerinde Nadia Arditti'nin “İç dünyayı dışa vuran sergi” olarak ifade edilen “Karantina Düşleri” adlı heykel sergisine ev sahipliği yapıyor. 5 Kasım Cumartesi günü düzenlenen bir kokteyl ile açılan sergi, 30 Kasım tarihine kadar sürecek. KARANTİNA SÜRESİNİN DÜŞLERİ BRONZA DÖNÜŞTÜ Yeni sergisi için İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan sanatçı Nadia Arditti, şunları dile getirdi: “1994'ten bu yana her yarattığım yeni eser, yaşamımdaki duygular ve dönemlerle bağlantılıdır. Son yılların karantinası beni derinden yaraladı. Bu sürenin düşleri bronza dönüştü. Aile yakınlığını, dokunmayı, kucaklamayı, beklentileri, umudu, doğa sevgisini, kaçışı, uçmayı hayal ettim. İç dünyamı, yalnızlığımı dışa vurmak istedim bu sergide.” Kızıltoprak Sanat Galerisi, sanat çevrelerinde Nadia Arditti'nin “İç dünyayı dışa vuran sergi” olarak ifade edilen “Karantina Düşleri” adlı heykel sergisine ev sahipliği yapıyor. 5 Kasım Cumartesi günü düzenlenen bir kokteyl ile açılan sergi, 30 Kasım tarihine kadar sürecek. ### İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri'nden Şehir Tiyatroları'na iki ödül İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri, 4 Kasım Cuma günü Büyük Kulüp'te düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, kurum olarak tiyatroya katkılarından dolayı Özel Ödül'e layık görüldü. Şehir Tiyatroları Sanatçısı Levent Üzümcü ise "Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi" oyunundaki rolüyle "Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu" ödülünü aldı. 47 yıldır oyun yazarı İsmet Küntay adına aralıksız verilen İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri, iki yıldır pandemi nedeniyle düzenlenemiyordu. Büyük Kulüp'te 4 Kasım Cuma akşamı gerçekleştirilen törenle geçtiğimiz yıllarda duyurulan, ancak teslim edilemeyen ödüllerle birlikte 2021-2022 tiyatro sezonu ödülleri de sahiplerini buldu. İBB Şehir Tiyatroları, kurum olarak tiyatroya katkılarından dolayı Özel Ödül’e layık görülürken; Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü, "Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi" oyunundaki rolüyle Levent Üzümcü’ye; İsmet Küntay Onur Ödülü, 26. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un yazdığı Mucize’ye; Nadide Küntay Emek Ödülü, Suna Keskin’e; Hayati Yazıcı Özel Ödülü, Betül Arım’a; İsmet Küntay Özel Ödülü ise Metin Belgin’e; Yılın En Başarılı Oyun Yazarı Ödülü, Vural Bingöl’e; Yılın En Başarılı Yönetmeni Ödülü, Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Murat Atak’a; Yılın En Başarılı Yapımı Ödülü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi katkılarıyla gerçekleştirilen "Ben Nazım" müzikaline; Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu Ödülü, Ebru Unurtan Urağ’a; Yılın En Başarılı Çocuk Oyunu Ödülü, “Peter Pan ve Varolmayan Ülke” müzikaline verildi. Geçtiğimiz İki Yılın Ödülleri Sahiplerini Buldu... İki yıl boyunca pandemi koşullarında İsmet Küntay Ödülleri duyuruldu ancak tören düzenlenmediğinden sahiplerine ödülleri verilemedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da geçtiğimiz yıl “tiyatro sanatına katkıları”ndan dolayı ödüle değer görülmüştü. Pandemi döneminde ödülleri duyurulan İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Nedim Saban (Tiyatro Kare), Dilek Türker (Tiyatro Ayna), Tamer Levent (‘Sanata Evet’ Platformu), Füsun Demirel (Tiyatro 11), Reha Özcan, Remzi Buharalı, Okday Korunan, Serpil Göral, Ümit Baykurtalp Tiyatrosu ve “Begonviller Yaza Açar mı?” isimli yapıt da ödüllendirildi. Ayşegül İşsever: Seyircimizle kucaklaştık... İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever rahatsızlığı nedeniyle törene katılamadığı için kurum adına ödülü Hüseyin Sorgun aldı. Levent Üzümcü, "Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi" oyunuyla tören saatlerinde sahnede olduğu için onun yerine oyunun yazarı ve yönetmeni Cengiz Toraman ödül törenine katıldı. Ayşegül İşsever, ödül gecesinde okunmak üzere gönderdiği yazısında şunları ifade etti: "Tiyatronun ödüllendirildiği böylesine güzel bir gecede, bu güzel topluluğun arasında olamadığımdan ötürü son derece üzgünüm. Kurumumuza bu ödülü layık gören başta çok kıymetli ve bir dönem genel sanat yönetmenliğimizi de yapmış Kurucu Başkan Sayın Hayati Asılyazıcı’ya, ödül jürisine, 47 yıldır bu ödül törenlerinde emeği geçenlere, özellikle Küntay Ailesine ve ev sahiplikleri için Büyük Kulüp’e teşekkür ederim. Bizim mesleğimiz tiyatro. Geleneğiyle ve tarihiyle köklü bir sanat kurumunda mesleğimizi yapmaktan son derece mutluyuz. Ustalarımızdan miras aldığımız sorumlulukla kurumumuzu geleceğe taşımak, kaliteli çalışmalara imza atarken, sorumluluk duygusuyla başta meslektaşlarımız ve seyircimiz olmak üzere hayata da kayıtsız kalmadan, oyunlarımızı sahnelemeye devam ediyoruz. Salgınla birlikte hepimiz zor zamanlar geçirdik. Birçok sanat kolu ve sanatçılarımız yaşam mücadelesi verdi. Bu zor zamanlarda, biz Şehir Tiyatroları olarak sahnelerimizi özel tiyatrolara açarak bir dayanışma sergiledik. O günlerde birbirimize tutunarak zorlukların üstesinden gelmeye çalıştık. Şimdi o günleri geride bırakmış olmanın da heyecanıyla 'İstanbul Klasiklerle Buluşuyor' temasıyla bu sezonumuzu açtık. Seyircimizle, İstanbullularla kucaklaştık. Hepinizi oyunlarımıza bekliyoruz. Birlikte, dayanışma içerisinde, sanata, tiyatroya bireysel ve kurumsal katkı sunduğumuz, sağlıklı ve güzel günlerde buluşmak dileğiyle…” ### Toro Karaköy Art Gallery'de ilk karma sergi açıldı İstanbul'un sanat dünyasına yeni katılan Toro Karaköy Art Gallery, ilk karma sergisiyle sanat dünyasına merhaba dedi. Serginin 4 Kasım Cuma günü gerçekleşen açılış kokteylinden önce, karma sergide eseri bulunan sanatçı Serdar Okan önderliğinde müzikle meditasyon seansı yapıldı. Meditasyonun ardından sanatseverlerle buluşan sergiye katılım hayli yüksekti. 16 SANATÇININ ESERLERİ YER ALIYOR Ayşem Uğur, Burak Okan, Didem Baysal, Esra Bezci, Feza Madenli Aktan, Hatice Alper, Özge Atınç, Rahime Dizdaroğlu, Rozay Nemedowa, Serdar Okan, Ülkü Alpay, Yeşim Tatar, Züheyda Gökçek ve bir alt katta kişisel sergisi de bulunan Pelin Toğrul'un katıldığı, 11 Kasım'a kadar sürecek “First Step” başlıklı sergi, hafta içi ve cumartesi günleri 10.00 ile 17.30 arasında ziyarete açık, pazar günleri ise kapalı olacak. Tüm sanatseverler sergiye davetli… Toro Karaköy Art GalleryHacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak No:7 BeyoğluInstagram: @torokarakoy – Web: www.torokarakoy.com İstanbul Sanat Dergisi yönetimi olarak, sergi açılışı öncesinde biz de Toro Karaköy Art Gallery'nin Karaköy'deki binasını ziyaret ettik ve incelemelerde bulunduk. Galeri yöneticilerinden, galerinin 2023 vizyonu hakkında sanat adına önemli bilgiler aldık. Oğulcan Tatar, Volkan Aksoy, Kadir Toprakkaya, Canan Toprakkaya ve Sayıl Ülünçer... https://www.youtube.com/watch?v=_VVqdyVenYI https://www.youtube.com/watch?v=aP_f_feY9sQ ### Game of Thrones evreni NFT oluyor Tüm dünyada fenomen haline gelen Game of Thrones dizisi, metaverse dünyasına taşınıyor. Kit Harington, Emilia Clarke ve Lena Headey’in başrollerini paylaştığı ünlü Game of Thrones dizisinin NFT'leri çıkıyor. Dizinin dağıtımcısı olan Warner. Bros Discovery, dizi hayranlarının Game of Thrones evrenini keşfedebileceği “Game of Thrones: Build Your Realm” adlı bir NFT sunacaklarını duyurdu. NFT’nin ne zaman piyasaya sürüleceğini paylaşmayan ve ücret bilgisi vermeyen şirket, yalnızca yıl bitmeden metaverse evreninin deneyimlenebileceğini paylaştı. Game of Thrones ilhamıyla yaratılan avatarların yer alacağı Game of Thrones: Build Your Realm adlı NFT’de, kullanıcılar maceralara atılıp avatarlarını geliştirebilecek. FİNALİ BEĞENİLMEDİ Öte yandan dünyanın en iyi dizileri arasında gösterilen Game of Thrones, Variety’nin tüm zamanların en kötü finaline sahip dizileri listesine girdi. HBO’da yayınlanan Game of Thrones dizisi her bölümdeki şaşırtıcı olaylarla izleyiciyi ekrana kitlemeyi başarsa da yıllarca beklenen o epik finali malesef veremedi. FİNALİNİ YENİDEN YAZANA ÖDÜL USDish adlı bir televizyon kanalı, 8. sezonuyla ekranlara veda eden dizinin finalini yeniden yazmak isteyenlere ödül vereceğini açıklamıştı. CNN’in haberine göre, dizinin tüm bölümlerini ard arda izleyip finalini yeniden yazacak kişilere 2 bin dolar verecek. Şirket yalnızca Game of Thrones değil, The Witcher, House of Dragon ve The Rings of Power gibi dizileri de izleyecek şanslı kişileri aradığını duyurdu. ### 'Kitap okuyanların sayısı azaldı, yayınevleri kepenk kapatabilir' Kağıt fiyatlarının bu yıl neredeyse ikiye katlanmasının ardından yayıncılar, kitap etiketlerinde bir kez daha değişiklik vaktinin geldiğini dile getirmeye başladı. Kitap fiyatlarına en az yüzde 20 zam gelmesi beklentisi sonrası konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Koordinatörü Cemran Öder, "Eğer istenilen zam olmazsa yıl sonuna doğru bazı yayınevlerinin kapanabileceği tehlikesi var. Küçük, orta ölçekli yayıncıların hayatlarını devam etmesi ve aynı kalitede yazarlarını koruması çok zor görünüyor, kapanmalar olabilir" diyor. Kağıt, baskı, kırtasiye ve telif maliyetleri arttı. 400 sayfalık bir kitaptan 2 bin 200 adet basmanın maliyeti 11 ay önce 9 bin 500 lira civarındayken, bu rakam bugünlerde 26 bin liraya kadar yükseldi. Yayınevlerini sadece artan maliyetler değil düşen kitap satışları da olumsuz etkiliyor. Kitap fiyatlarına en az yüzde 20 zam gelmesi bekleniyor. NTV'ye konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Koordinatörü Cemran Öder, "Küresel kağıt krizi var tüm dünyada yaşanan. Türkiye'deki yayıncılar döviz kurları ile mücadele ediyorlar. Yüde 120 maliyet söz konusu" dedi. Öder, "Kitap satışları da düşmüş durumda, nisandan bu yana düşüş var. Kitap üretiminde de düşüş var" diye konuştu. Öder, "Eğer istenilen zam olmazsa yıl sonuna doğru bazı yayınevlerinin kapanabileceği tehlikesi var. Küçük, orta ölçekli yayıncıların hayatlarını devam etmesi ve aynı kalitede yazarlarını koruması çok zor görünüyor, kapanmalar olabilir" açıklamasında bulundu. Yayınevlerinin mevcut sorunların çözülmesi için bazı talepleri de var: "Uzun vadeli faizsiz kredi imkanlarının sağlanması, okul kütüphanelerinin arttırılması çok önemli. Yayıncıların KDV alacakları geri ödenmeli. Kağııta sübvansiyon olmalı ve bağımsız kitap evlerinin e-ticaret sitelerine karşı desteklenmesi gerekir." ### Kültür ve sanat etkinlikleri devam ediyor Sanatseverlerin buluşma noktalarından biri olan Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi (BAKSM), kasım ayında da pek çok tiyatro oyunu ve konsere ev sahipliği yapacak. Sanat dünyasının önde gelen isimlerini ağırlamaya hazırlanan merkezde, çocuklar da çeşitli tiyatro oyunları ve gösterilerle keyifli dakikalar geçirecek. Kültür ve sanat sezonunu dopdolu etkinliklerle açan Beylikdüzü Belediyesi, sanatseverleri kasım ayında da çeşitli etkinliklerde buluşturacak. Kasım ayı boyunca sanat dünyasının önde gelen isimlerini ağırlayacak olan BAKSM’de ilk olarak, 3 Kasım Perşembe günü “Size Anlatacaklarım Var” isimli tek kişilik gösterisi ile Armağan Çağlayan seyircilerin karşısında olacak. Kasım ayının devamında ise 5 Kasım’da yönetmenliğini Cengiz Toraman’ın üstlendiği “Ben Türkan Saylan”, 6 Kasım’da başrolünde Ayşegül Yalçıner’in yer aldığı “Celile”, 12 Kasım’da “Paraya Hayır”, 13 Kasım’da “İki Bekar”, 15 Kasım’da İBB Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen ve çevirisini duayen isim Haldun Dormen’in yaptığı “Komik Para”, 17 Kasım’da “Çılgın Zamanlar”, 20 Kasım’da Ali Poyrazoğlu’nun tek kişilik doğaçlama oyunu “Şıngır Şıngır Beyoğlu”, 25 Kasım’da “Fırat Tanış ile Gelin Tanış Olalım”, 27 Kasım’da “İkinin Biri”, 29 Kasım tarihinde ise “Memleketimden İnsan Manzaraları” isimli tiyatro oyunu sahnelenecek. Konserlerin de yer aldığı kasım ayı etkinlikleri kapsamında 18 Kasım’da Fatih Erkoç, 30 Kasım’da ise Ezginin Günlüğü dinleyicisiyle buluşacak. BEYLİKDÜZÜ BELEDİYE TİYATROSU PERDELERİNİ AÇIYOR Öte yandan Beylikdüzü Belediye Tiyatrosu, Moliere’in 400. yaşı sebebiyle perdelerini “Hastalık Hastası” oyunu ile açacak. Yönetmenliğini Erhan Korkmaz’ın üstlendiği oyun, 11 Kasım Cuma günü saat 20.30’da BAKSM Beylikdüzü Sahnesi’nde ücretsiz olarak sahnelenecek. Belediye tiyatro kursları ve Tiyatro Akademisi’nden yetişen öğrencilerin hazırladığı oyunun kadrosunda; Erhan Korkmaz, Ensar Gündüzay, Doğa Özkol, Begüm Uz, Damla Ündar, Ali İhsan Yıldırım, Alp Selay, Sonay Tezcan ve Fadi Hacıoğlu yer alıyor. MİNİKLER DE KASIM AYINDA SANATA DOYACAK Kültür ve sanat etkinliklerinde minik izleyicileri de unutmayan Beylikdüzü Belediyesi; Charlie’nin Çikolata Fabrikası, Peter Pan, Müzik Kutusu, Kırmızı Pabuçlar, 80 Günde Dünya Turu, Bremen Mızıkacıları Ali Baba’nın Çiftliğinde, Pırtlatan Bal, Dip Deniz Kasabası, En Sevdiğim Rafadan Müzikali ve Alis Harikalar Diyarında isimli tiyatro oyunlarını çocuklarla buluşturacak. Beylikdüzü Belediye Tiyatrosu ise 1- 13 Kasım tarihleri arasında “Dedektif Lole Kayıp Kırmızı Bisiklet”, 15-30 Kasım tarihleri arasında ise “Gizli Kitap Cesur Kedi” oyunlarını pazartesi hariç haftanın her günü 14.00 ve 16.30 seanslarında sahneleyecek. Ayrıca illüzyonist Sermet Erkin, “Çocuklar için İnteraktif İllüzyon Gösterisi” ile 16 Kasım’da BAKSM’de olacak. Etkinlikler ve biletler hakkında bilgi almak isteyen vatandaşlar, www.beylikduzu.istanbul adresindeki etkinlik takviminden tüm detaylara ulaşabilir. ### Su Kültürü ve Yapıları Sempozyumu'nun İkincisi Gerçekleşiyor İkincisi yapılacak olan Su Kültürü ve Yapıları Sempozyumu’na katılıp bildiri sunmak isteyenler için son bildiri özeti gönderim tarihi, 1 Ocak 2023 olarak belirlendi. Fatih Belediyesi, suyun; şehir, kültür, mimari, edebiyat, din ve toplum açısından değerini, tarihi su yapılarının; günümüzdeki kullanım durumları, işlevlendirmeleri, mevcut sorunları ve koruma önerilerini ikincisi düzenlenecek olan Tarihî Su Kültürü ve Yapıları Sempozyumu’nda, bir kez daha ele alıyor. Prof. Dr. Baha Tanman, Prof. Dr. İdris Bostan, Prof. Dr. Kemal Kutgün Eyüpgiller, Prof. Dr. Mehmet Hüsrev Subaşı, Prof. Dr. Selçuk Mülayim, Prof. Dr. Suphi Saatçi ve Prof. Dr. Uğur Derman’dan oluşan kurul danışmanlığında gerçekleşecek sempozyumda bildiri sunmak isteyenlerin, bildiri özetlerini 1 Ocak 2023 tarihine kadar belirlenen adrese göndermeleri gerekiyor. Kabullerin 15 Ocak günü açıklanacağı sempozyumun, iki oturumlu olarak 14 Mart 2023 tarihinde Fatih Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşeceği bildiriliyor. Bilgi ve başvuru için: kulturelmiras@fatih.bel.tr / 0212 453 1453 (D:3401) ### ‘Avatar: Suyun Yolu’ndan yeni fragman ve afiş ‘Avatar’ filminin devamı olan ve heyecanla beklenen ‘Avatar: Suyun Yolu’ndan yeni fragman yayınlandı. Afişi de görücüye çıkan film 16 Aralık'ta vizyona girecek. Sinema tarihinin ve popüler kültürün kült yapımlarından ‘Avatar’ filminin devamı olan heyecanla beklenen ‘Avatar: Suyun Yolu’ndan yeni fragman yayınlandı.16 Aralık’ta vizyona girecek ve afişi de yayınlanan filmin yönetmen koltuğunda, ilk filmde olduğu gibi Oscar ödüllü yönetmen James Cameron oturuyor. KONUSUÜç Oscar ödülüne sahip ‘Avatar’ın 10 yıl sonrasında geçen ‘Avatar: Suyun Yolu’, Sully Ailesi’nin (Jake, Neytiri ve çocukları) hikayesini, karşılaştıkları sorunları, birbirlerini korumak uğruna yapabileceklerini ve hayatta kalma savaşlarını anlatıyor. KADROSUCameron, tam 12 yılın ardından yeni Avatar filmi ile izleyicileri aksiyon dolu ve heyecan verici bir macera için Pandora’nın büyülü evrenine götürecek. Bu yolculukta hikayenin kahramanları olarak Sam Worthington, Zoe Saldaña, Sigourney Weaver, Stephen Lang ve Kate Winslet gibi yıldız isimler yer alıyor. James Cameron, Rick Jaffa, Amanda Silver, Josh Friedman ve Shane Salerno’nun senaryosunu kaleme aldığı ‘Avatar: Suyun Yolu’nun yapımcılığını Jon Landau üstlenirken, David Valdes ve Richard Baneham de executive yapımcıları arasında bulunuyor.Tüm dünyada nefeslerin tutulduğu ‘Avatar: Suyun Yolu’ filminin yayınlanan fragmanına özel, filmden öğelerin yer aldığı dev ölçekte nefes kesici bir ışık şovu Niagara Şelalesi’nde yansıtılacak. 16 Aralık’ta sinemalarda vizyona girecek ve 3D olarak izlenebilecek filmin öncesinde başka nasıl sürprizlerin yaşanacağı merakla bekleniyor. ### İklim aktivistlerine hapis cezası İklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla son zamanlarda ünlü sanat eserlerine karşı eylem gerçekleştiren 'Just Stop Oil' aktivistleri, en son 'İnci Küpeli Kız' tablosunu hedef alan eylemleri nedeniyle 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hollanda'da iklim değişikliğine dikkati çekmek amacıyla Hollandalı ressam Johannes Vermeer'in 'İnci Küpeli Kız' tablosunu hedef alan iklim aktivistlerine 2 ay hapis cezası verildi. Hollanda Savcılığından yapılan açıklamada, "Just Stop Oil" (Sadece Petrolü Durdurun) adlı çevreci grup üyesi üç aktivistten ikisine 2 aylık hapis cezası verildiği, üçüncü aktivistin yargılamasının devam ettiği bildirildi.Açıklamada, Savcılığın her bir aktivist için 4 aylık hapis cezası istediği ve bu yolla topluma "Tablolar, müzelerde eğlence için sergilenir, aktivist amaçlarla zarar vermek için değil" mesajının verilmek istendiği kaydedildi. Aktivistlerin tabloya zarar vererek gösteri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığına işaret edilen açıklamada, iki aktivistin rızasıyla hızlı yargılama usulünün uygulandığı dava neticesinde hakimlerin 2 ay hapis cezasına hükmettiği belirtildi. Savcılık açıklamasında, sanat eserlerinin iklim aktivistlerince hedef alınması yönündeki uluslararası eğilimin önüne geçmek için davanın 6 günde karara bağlanmasının önemli olduğu vurgulandı. KARARA TEPKİ GÖSTERDİLERLahey'deki Mauritshuis Müzesi'nde yer alan tabloda, herhangi bir hasar meydana gelmediği, olayın müzeye 2 bin avroya mal olduğu ifade edildi. Just Stop Oil Belçika, karara tepki göstererek, ”Şiddet içermeyen bir eylemle yerküredeki yaşamın toplu katliamına karşı çıkan iklim aktivistlerinin kınanması, cezalandırılması ironik değil mi?” açıklamasını yaptı.  Eyleme katılan üçüncü aktivist yarın hakim karşısına çıkacak. KENDİNİ TABLOYA YAPIŞTIRDI Son zamanlarda ünlü sanat eserlerine karşı eylem gerçekleştiren 'Just Stop Oil' aktivistlerinden biri, bu kez kendini dünyaca ünlü 'İnci Küpeli Kız' tablosuna yapıştırmaya çalışmıştı. Arkadaşı da üzerine domates konservesi dökmüştü.Lahey'deki Mauritshuis Müzesi'ndeki tabloya saldıran aktivistler, "Nasıl hissediyorsunuz? Paha biçilemeyecek kadar değerli böyle bir şeyin gözünüzün önünde tahrip edilmesini izlemek nasıl hissettiriyor?" ve "Gözlerinizin önünde dünyanın mahvolmasını izlemek nasıl hissettiriyor?" diye seslenmişti. İklim aktivistleri geçen daha önce Almanya’da, Fransız ressam Claude Monet'nin bir eserine patates püresi fırlatmış, Vincent Van Gogh'un Londra’da sergilenen 'Ayçiçekleri' tablosuna domates çorbası atmıştı. ### İstanbul'da "Osmanlı’dan günümüze Kızılay tarihi resim sergisi" açıldı Kızılay Haftası kapsamında, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü binasında "Osmanlı'dan günümüze Kızılay tarihi resim sergisi" açıldı. Türk Kızılay'ın savaşlardaki faaliyetleriyle günümüzdeki çalışmalarını da içeren karelerin yer aldığı serginin yanı sıra Kızılay faaliyetleri tanıtım eğitimi de gerçekleştirildi. İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, etkinlikte yaptığı konuşmada, çocukların başarıya ulaşmalarındaki engelleri ortadan kaldırmak ve onların daha sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için çalışmalarına katkı sağlayan Kızılay’ın en büyük iş birlikçilerinden olduğunu söyledi. Kızılay’ın faaliyetlerini tüm öğrencilere anlatarak onlarda sorumluluk bilincini güçlendirmeye çalıştıklarını dile getiren Yazıcı, Kızılay’ın afet örgütlenmesinden kan bağışına, uluslararası yardımlardan sosyal faaliyetlere kadar geniş bir yelpazede insanlığa hizmetleriyle dünyaya rol model olduğunu ifade etti. Kızılay İstanbul Şube Başkanı Kadem Ekşi de Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve bugüne kadar Türk Kızılay’ın depremler, afetler, seller, krizler, açlık ve yoksulluk kapsamında yurt içi ve yurt dışında 20’nin üzerinde destinasyonda çok önemli faaliyetleri sürdürdüğünü dile getirdi. Ekşi, Türk Kızılay ve Milli Eğitim Bakanlığının imzaladığı protokol kapsamında ihtiyaç sahibi 100 bin çocuğun her türlü kıyafet ihtiyacını karşılayacaklarını bildirdi. Kızılay Kadın Kolları İstanbul Başkanı Nilhan Kösen Ayan ise derneğin kadın çalışmaları hakkında bilgi vererek, Türk insanının özellikle yardımlaşma kültüründe dünyaya örnek bir millet olduğunu ifade etti. Kızılay Farkındalık Eğitimi verilen Kızılay müdür yardımcılarına katılım belgesi takdim edilmesiyle etkinlik sona erdi. Etkinliğe, Milli Eğitim Bakanlığı ve Kızılay personeli ile çok sayıda davetli katıldı. ### Seramik Sanatçısı Alev Ebüzziya'ya Ödül 26. Aydın Doğan Ödülü'nün sahibi, seramik sanatçısı Alev Ebüzziya oldu. Aydın Doğan Vakfı tarafından toplumun kültürünü ve yaşam kalitesini yükseltmeye katkı sağlamak amacıyla 1996'dan bu yana her yıl kültür, sanat, edebiyat, bilim gibi farklı alanlarda, ulusal ve uluslararası platformlarda övgü kazanan kişi ve kurumları ödüllendirmek amacıyla verilen Aydın Doğan Ödülü, bu yıl Alev Ebüzziya'ya takdim edildi. Ödül töreninde konuşan Aydın Doğan Vakfı Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, son yıllarda toprağın değerini daha iyi anladıklarını, iklim ve gıdanın birer kriz kaynağına dönüşmesinin toprağın değerini hatırlattığını söyledi. Yalçındağ, Alev Ebüzziya'nın, Anadolu'da neredeyse 10 bin yıldır olan geleneği ve Anadolu medeniyetlerinin izlerini eserlerine taşıyan bir sanatçı olduğunu ifade etti. Alev Ebüzziya'nın seramik üretimini 60 yılı aşkın süredir büyük bir sabır, sebat ve tutarlılıkla sürdürdüğünü aktaran Yalçındağ, "Alev Ebüzziya, köklerinden aldığı ilhamla kendine has güncel ve zamansız bir dil geliştiren, hem Türkiye'de hem dünyada meslektaşlarına esin kaynağı olan bir sanatçı. 26. Aydın Doğan Ödülü'nü Alev Ebüzziyya gibi duayen bir isme takdim edecek olmaktan büyük bir mutluluk duyuyor, kıymetli sanatçımıza 60 yıllık meslek yaşamı boyunca duyu dünyamıza katkıları için sonsuz teşekkür ediyoruz." diye konuştu. "ÇEYREK ASIRDAN FAZLA ZAMANDIR EĞİTİM, SANAT VE KÜLTÜRLE İÇ İÇEYİZ" Arzuhan Doğan Yalçındağ, toprağın Doğan Grubu ve ailesi için de çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Bu topraklara, ülkeye aşkımız, bağlılığımız 60 yılı aşkın süredir eksilmeden sürüyor. Annemiz ve babamız, 99'uncu yaşını kutladığımız Cumhuriyetimizin evlatları. Ülkemizi ileriye taşıyacak, sosyal ve ekonomik girişimin önemine olan inançları, istihdam, eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularındaki duyarlılıkları bize hep yol gösterdi. Onları hep örnek aldık, alıyoruz ve almaya devam edeceğiz. Çeyrek asırdan fazla zamandır eğitim, sanat ve kültürle iç içeyiz. Ülkemizin kalkınmasına katkı sunabilmek için bu alanlarda proje geliştiriyor ve yapılan çalışmalarla ülkemizin öncü, üretken insanlarına destek veriyoruz. Amacımız, çağdaş, yeniliğe açık, eleştirel düşünceye sahip gençler yetiştirebilmeye katkı sunabilmek. Aydın Doğan Vakfı, bu çabalarımızın en doğrudan ifadesi." "ÖNÜMÜZDEKİ 25 YILI DÜŞÜNÜYOR VE TASARLIYORUZ" Bugüne kadar "Baba Beni Okula Gönder" projesiyle 33 ilde binlerce kız öğrencinin yolunu açmanın heyecanını yaşadıklarını ifade ederek, "Aydın Doğan Karikatür Yarışması'yla kendi alanında bir dünya markası yaratmanın onurunu, Dünya Kız Çocukları Günü'nde Birleşmiş Milletler ile el ele toplumsal cinsiyet eşitliği ile sesimizi sadece ülkemize değil, dünyaya duyurmanın gururunu, Genç İletişimciler Yarışması ile yıllardır birçok gencimizi iletişim dünyasına kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz ve şimdi önümüzdeki 25 yılı düşünüyor ve tasarlıyoruz. Aynı yaratıcı hevesle, heyecanla önümüzdeki yıllarda karşınızda olacağız." şeklinde konuştu. Alev Ebüzziya da seramik sanatçısı olma yolculuğunu katılımcılara anlattı. ### Orta oyunu ve tuluatın ustası: İsmail Dümbüllü Başarısıyla sadece yaşadığı yüzyılı değil, sonraki yüzyılı da etkileyen geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Hakkı Dümbüllü, vefatının 49'uncu yılında anılıyor. Halk komiği adıyla da tanınan, orta oyunu ve tuluat sanatçısı Dümbüllü, II. Abdülhamid'in silahşörlerindan Zeynel Abidin Efendi ile Fatma Azize Hanım'ın oğlu olarak 1897'de Üsküdar Süleymanağa Mahallesi'nde doğdu. Sanatçı, Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebi'ni bitirdikten sonra askeri ortaokuluna başladı ancak tiyatro merakı yüzünden üçüncü sınıfta ayrıldı. Önceleri amatör olarak Karagöz Hüseyin'in sahnesinde oynayan Dümbüllü, profesyonel oyunculuğa ise Kel Hasan'ın tiyatrosunda sahneye çıkarak başladı. Özgün ses tonu, saf görünüşü ve sevimli mimikleriyle izleyicilerin gönlünde yer edinen sanatçı, 30 yaşına kadar Kel Hasan'ın yanında çalışarak tuluat geleneğini öğrendi. Başarılı oyuncu, Kavuklu Hamdi, Naşid, Abdi, Küçük İsmail ve Abdürrezak gibi dönemin ünlü orta oyuncularıyla çalıştı. "Dümbüllü" ismini Dümbüllü adlı kantodan alan sanatçı, yaptığı bir açıklamada şunları söylemişti: "Peruz Hanım vardı kantocu, Samran'dan evvel. Bu Peruz Hanım o zamanın en birinci kantocusuydu. Beste yapar, güftesini de kendisi yazardı. Dümbüllü diye bir kanto söylerdi. Buna bir gazel ilave ederek söylemeye başladım. 'Dümbüllü, Dümbüllü, Gabarala, mabarala Dümbüllü' diye oynardık. Böylece Dümbüllü adı üzerimde kaldı." OPERETLERDE DE ROL ALDI İsmail Hakkı Dümbüllü, Tevfik İnce ile kendi topluluğunu kurarak, 1928'de Direklerarası'ndaki Hilal Tiyatrosu'nda perdelerini açtı, 1933'ten sonra ise Anadolu turnelerine çıktı. "Ayşem", "Cebe Gitti", "Bülbül" adlı operetlerde de oynayan sanatçı, Naşid Özcan'ın ölümünün ardından geleneksel tiyatronun en ünlü adı oldu ve orta oyunu geleneğini tek başına sürdürdü. Usta sanatçı, 1967'de verdiği bir röportajda, orta oyununun zorluklarına ilişkin, "Bakmayın siz zamane züppelerinin orta oyununa dudak bükmelerine. Orta oyunu, insanı sahne oyunundan çok hem de pek çok yorar. Perdesi yoktur, kapanmaz, dinlenemezsin. Dekoru yoktur, arkasına saklanamazsın. Üstelik sahne oyununda sıra öyle habire dönüp dolaşıp sana gelmez. Zaman zaman sahnede hiçbir şey söylemeden uzun uzadıya oturduğun olur." ifadelerini kullanmıştı. Yaşadığı dönemde halk tiyatrosuna yönelik ciddi eleştirilerde de bulunan Dümbüllü, "Şimdi halk tiyatrosu dedikleri şeyi görmek için ihtiyarlık, hastalık demem, yollara düşerim. Aman efendim nerede bizim zamanın halk tiyatrosu, nerede bu. Şimdikilerin işi gücü hükumete taş atmak, o kadar. Bir evvelkiler için söylediklerini, isim değişikliği yapıp tekrarlıyorlar. Sonra da buna halk tiyatrosu diyorlar." değerlendirmesinde bulunmuştu. SİNEMAYA 1947'DE BAŞLADI İsmail Dümbüllü, 1947'de sinemaya adım attı. Sanatçı, 1947'de "Dümbüllü Memiş", 1948'de "Dümbüllü Macera Peşinde" ve "Keloğlan" filmlerinde başrol oynadı, 1950'de "Harman Sonu", 1952'de "İncili Çavuş", 1951'de "Ne Sihirdir Ne Keramet" ve "Sihirli Define" adlı filmlerde ününü pekiştirdi. Kel Hasan'dan orta oyunu konusunda öğrendiklerini kendi kişiliğiyle sentezleyerek oluşturduğu "Dümbüllü tarzı"nı hem sahnede hem de perdede sergilemeyi sürdüren İsmail Dümbüllü, 1953'te "Kırk Gün Kırk Gece", 1954'te "Mihrimah Sultan", 1956'da "Dümbüllü Tarzan" filmlerinde oynadı. Dümbüllü, filmlerinde, ustalarına saygı niteliğinde, "Kavuklu Hamdi'den Kel Hasan'a, Manakyan'dan Naşit'e, Peruz Hanım'dan Samran'a kadar, işte geldik gidiyoruz. Bundan sonra gülüp eğlenirken bizi de arada bir hatırlayın. Haydi Allah'a ısmarladık." repliğine yer verdi. Hocası Kel Hasan Efendi'nin orta oyununu temsil eden kavuğunu ve tuluat sanatının simgesi kabul edilen fes ve kavuğunu ustasından devralan Dümbüllü, 1968'de kavuğunu tiyatro ve sinemada canlandırdığı başarılı karakterlerle büyük beğeni kazanan Münir Özkul'a devretti. Jübilesini yaparak tiyatroyu bırakan sanatçı, sanattan kopmayarak zaman zaman sahneye çıkmayı ve radyo oyunlarında yer almayı sürdürdü. KAVUĞUN SON SAHİBİ ŞEVKET ÇORUH OLDU Tiyatro oyuncuları arasında geleneksel bir törenle devredilmeye devam eden kavuğu, 1989'da Ferhan Şensoy, 2016'da Rasim Öztekin, 2020'de ise Şevket Çoruh devraldı. Tuluata dayanan orta oyunun, son önemli temsilcisi sayılan Dümbüllü adına, Karagözcüler ve Ortaoyuncular Derneği'nin 1980'de koyduğu "En Başarılı Güldürü Sanatçısı" ödülünü ilk kez Münir Özkul, 1987'de ise Suna Pekuysal aldı. Geçirdiği trafik kazasından bir ay sonra 5 Kasım 1973'te hayatını kaybeden sanatçı, Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. İsmail Hakkı Dümbüllü'nün oynadığı filmler şöyle "Kızılırmak-Karakoyun", "Kılıbıklar", "Dümbüllü Macera Peşinde", "Keloğlan", "Sihirli Define", "Harman Sonu Dönüşü", "Ne Sihirdir Ne Keramet", "İncili Çavuş", "Dümbüllü Sporcu", "Vur Patlasın Çal Oynasın", "Yıldızlar Revüsü", "Kırk Gün Kırk Gece", "Canlı Karagöz", "Nasreddin Hoca ve Timurlenk", "Dümbüllü Tarzan", "Bayram Gecesi", "Fındıkçı Gelin", "Şeytan Mayası", "Gol Kralı Cafer", "Ekmek Parası", "Temem Bilakis", "Nasreddin Hoca", "Serseri Aşık", "İstanbul Kazan Ben Kepçe", "Kanlı Nigar", "Afacan Küçük Serseri", "Nasreddin Hoca" ### Şef Gürer Aykal 80. yaşını sahnede kutladı Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), "Gürer Aykal: 80. Yaş Günü" konserinde müzikseverlerle buluştu. İzleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği, orkestranın onursal şefi Gürer Aykal'ın 80. yaşını kutlama konseri, Zorlu PSM'de gerçekleştirildi. Aykal'ın yönetimindeki orkestra, konserin ilk bölümünde, Finlandiyalı piyanist Joonas Ahonen'e eşlik etti. Konserde, bir dönem Aykal’ın da öğretmeni olan eğitimci, besteci ve müzikolog Ahmet Adnan Saygun'un "Piyano Konçerto no.1, op.34" ve Prokofiev’in "Romeo ve Juliet, Süit no.1, op.64" eserinden "Minuet", "Maskeler", "Balkon Sahnesi" ve "Tybalt’ın Ölümü" bölümleri, "Romeo ve Juliet, Süit no.2, op.64" eserinden "Montagueler ve Capuletler", "Genç Juliet", "Hizmetçilerin Zambaklar ile Dansı" ve "Romeo, Juliet’in Mezarında" bölümleri yorumlandı. ### Emilia Clarke, Oscar Wilde’ın eşini canlandıracak Emilia Clarke, yeni filminde yazar Oscar Wilde’ın eşi Constance Lloyd’a hayat verecek. Game of Thrones yıldızı Emilia Clarke, yeni filmi An Ideal Wife’ta İrlandalı yazar Oscar Wilde’ın yazar eşi Constance Lloyd’u canlandıracak. 36 yaşındaki İngiliz oyuncunun yen filmini Sophie Hyde yönetecek. Filmin kadrosunda yer alacak diğer isimler henüz açıklanmadı.    Filmde Emilia Clarke’ın canlandırdığı Constance Lloyd’un, eşinin cinsel kimliğini öğrenmesi konu edilecek. Oscar Wilde, eşcinsel olduğu, hatta İngiliz aristokrasisinin en güçlü adamlarından birinin oğluyla ilişkiye girdiği için hapse mahkum edilmişti.   Öte yandan Emilia Clarke’ın 2023’te yayınlanacak Marvel mini dizisi Secret Invasion’da rol alacağı da öğrenildi. ### Usta eller saray piyanolarına hayat veriyor Milli Saraylar'ın Sedef Atölyesi'ndeki uzman restoratörler, Dolmabahçe Sarayı'ndaki piyanoların ardından Topkapı Sarayı'ndaki tarihi piyanoları da restore ediyor. Milli Saraylar bünyesinde yapılan çalışmalar, her biri kendi alanında uzman, işin mutfağında yetişmiş usta restoratörlere emanet. Yüzlerce yıllık tarihe tanıklık eden saraylardaki tarihi eserler, ustaların elinde adeta yeniden canlanıyor. Uzman ekip sayesinde aslına uygun restore edilen eserlerin başında piyanolar geliyor. Fransa'dan, Osmanlı saraylarına hediye edilen bu tarihi piyanolar, yüzlerce yıllık salonların odalarındaki müziğin ruhunu yansıtıyor. Milli Saraylar'daki atölyelerden biri olan sedef atölyesindeki 4 kişilik uzman ekip, 150-200 yıllık piyanoların restorasyonunu orijinaline uygun şekilde yapabilmek için önemli bir çalışma yürütüyor. Restoratörler, Dolmabahçe Sarayı'ndaki piyanoların ardından şimdi de Topkapı Sarayı'ndan gelen Boulle stilinde, bağa görünümünde, lake ve bronzdan olan siyah piyanoların üst panolarını restore ediyor. EL EMEĞİ, GÖZ NURU DÖKEREK ESERLERİMİZİ TAMAMLIYORUZ Milli Saraylar Sedef Atölyesi Sorumlusu Cemalettin Ünal, atölyede yürütülen çalışmalara ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, sedefin yanı sıra metal boulle sanatı ve fil dişi eserlerle ilgili de restorasyon çalışması yaptıklarını söyledi. Piyanoların üst tablasını çalıştıklarını aktaran Ünal, ardından alt bölümünün restorasyonuna geçeceklerini belirtti. Restorasyonda amaçlarının aslına uygun çalışmak olduğunu dile getiren, sözlerine şöyle devam etti: "Orijinal eserdeki malzemelere göre biz de aynı malzemeleri kullanmak zorundayız. Burada doğal malzeme, titiz ve sabırlı bir çalışma var. El emeği, göz nuru dökerek eserlerimizi tamamlıyoruz. Şu an Topkapı Sarayı'nın piyanolarının restorasyonu tamamlanmak üzere. Bu eserler yaklaşık iki buçuk aydır atölyemizde. Eser üzerinde her türlü risk olduğu için elimizden geldiği kadar titiz bir şekilde çalışmamızı sürdürüyoruz. Eser bize nasıl geldiyse, bizden sonraki dönemlere de aynı şekilde iletmek istiyoruz. Bu eserler döneminin de nadir eserlerinden olduğu için önem taşıyorlar. Sonuçta bir saray eseri ve yaklaşık 165-170 yıllık eser olması tabii ki önemli kılıyor." "RESTORATÖRÜ DOKTOR OLARAK DÜŞÜNÜN" Ünal, 30 yıllık çalışma hayatında restore ettiği en eski eserin Dolmabahçe Sarayı'ndaki 12 ayaklı bir masa, en çok zorlandığı eserin ise Küçüksu Kasrı'nın şamdanları olduğunu dile getirdi. Restoratör olmak isteyen gençlere tavsiyelerde bulunan Ünal, sözlerini şöyle tamamladı: "Restorasyon gençlere bence huzur verir. Çünkü bir işi tamamladığınızda mutlu oluyorsunuz. Bakış açınız değişiyor. Kendiniz değişiyorsunuz. 'Bunu ben yaptım' demek çok güzel bir duygu. Restoratörü doktor olarak düşünün. Yani bir hastayı nasıl tedavi ediyorsunuz? Mobilyayı da eseri de o şekilde tedavi etmek zorundasınız. Sonuçta tabii ki insan hayatı daha riskli ama eser de yüzyılın üzerinde olduğu için buna da aynı itinayı göstermek zorundasınız. Restoratörlük çok naif, çok hassas bir iş. Bu meslekte ilerlemek için mutlaka öncelikle sabır ve bir üst bilgiye sahip olan insanların bilgilerine ihtiyacınız oluyor." Milli Saraylar'ın sedef atölyesinin restoratörleri, Dolmabahçe Sarayı'ndaki eserlerin ardından Topkapı Sarayı'ndaki tarihi piyanoları da restore ederek Osmanlı'nın kültürel mirasını gelecek nesillere taşıyor. ( İsa Terli - Anadolu Ajansı ) ### TRT 2'de Kasım Ayı Boyunca Film Şöleni Edebiyattan tarihe, resimden tiyatroya, müzikten felsefeye birçok alanda yapımları izleyiciyle buluşturan TRT 2, ödüllü ve prestijli filmleri bu ay ekranlara getirecek. TRT'den yapılan açıklamaya göre, birçok alanda özel yapımları izleyiciyle buluşturan TRT 2, kasım ayında her akşam farklı bir filmi sinemaseverlerle buluşturacak. ### 11.Uluslararası Klarnet Festivali 13 Kasım'da başlıyor 11. Uluslararası Klarnet Festivali, 13-17 Kasım tarihleri arasında yapılacak. Festivalde Niyaz feat. Azam Ali, Vassilis Saleas Serkan Çağrı ve Kerem Görsev Trio Band feat. Elif Çağlar gibi usta isimlerin grupları sahne alacak. Ülkemizin önde gelen klarnet virtüözlerinden Serkan Çağrı’nın sanat direktörlüğünü üstlendiği, Toplum İçin Sanat Derneği tarafından düzenlenen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteklediği 11. Uluslararası Klarnet Festivali için heyecanlı bekleyiş başladı.  Türkiye’nin sayılı festivalleri arasına adını yazdıran ve her sene birbirinden değerli usta isimleri sanatseverler ile buluşturan etkinlik, bu sene de yerli ve yabancı birçok sanatçıyı müzik tutkunlarıyla buluşturacak. Gerçekleşecek konserlerle eşsiz bir festival deneyimi yaşatmaya hazırlanan 11. Uluslararası Klarnet Festivali, 13-17 Kasım tarihleri arasında İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ve Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu'nda binlerce kişiyi ağırlayacak.Niyaz feat. Azam Ali, Vassilis Saleas & Serkan Çağrı ve Kerem Görsev Trio Band feat. Elif Çağlar gibi usta isimlerin oluşturduğu gruplar, unutulmaz konserlere imza atacak. FESTİVAL AÇILIŞI ‘NİYAZ FEAT AZAM ALİ’ KONSERİ İLE GERÇEKLEŞECEK Festivalin bu yıl açılışı 13 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde İran asıllı sanatçı Azam Ali’nin Amerikalı ortağı Carmen Rizzo ile kurduğu Niyaz adlı grubun sahnesiyle başlayacak. Sesini bir enstrüman gibi kullanabilme yeteneğine sahip olan sanatçı, 11. Uluslararası Klarnet Festivali’nde müzikseverlere sıra dışı bir deneyim yaşatacak. Grubun festival kapsamındaki ikinci konseri ise 15 Kasım tarihinde Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu’nda gerçekleşecek.KEREM GÖRSEV TRİO FEAT. ELİF ÇAĞLAR FESTİVALDE Türkiye’de caz müzik denildiğinde akla gelen isimlerden başarılı piyanist ve besteci Kerem Görsev ile yine ülkemizin en iyi caz vokalistlerinden Elif Çağlar’ın birlikte oluşturduğu Kerem Görsev Trio feat. Elif Çağlar bu kez 11. Uluslararası Klarnet Festivali’nde sanatseverleri karşılayacak. İkili festivalin ilk ayağında sahne alacağı 14 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde buluşacak. Kerem Görsev ve Elif Çağlar, bir sonraki buluşmada ise 16 Kasım’da Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu’nda bir araya gelecek. SAHNEDE TÜRK VE YUNAN DOSTLUĞU Festivalin son gününde ise ülkemizin önde gelen klarnet virtüözlerinden Serkan Çağrı ile Yunanistan’ın dünyaca ünlü klarnet sanatçısı Vassilis Saleas yıllar sonda yeniden aynı sahnede buluşuyor. Türk ve Yunan kültürünün tarihsel süreçteki etkileşimini sergileyecek olan iki sanatçı 11. Uluslararası Klarnet Festivali'nin en özel konserlerinden birine imza atacak. Klarnetin sihirbazı olarak adlandırılan Yunan sanatçı, “Weeping Eyes” ve “Prelude” gibi sayısız eserleri ile efsaneler arasına adını yazdırdı. Serkan Çağrı ise Sting’den Giora Fiedman’a Goran Bregovic’den Joan Baez'e kadar birçok ünlü isimle aynı sahneyi paylaşmış olup, ülkemizin dünyadaki en büyük markalarından biri olarak müzikal yolculuğunu sürdürüyor. Yunan partneri ile bu kez dostluk adına klarnete nefes verecek olan Serkan Çağrı, 15 Kasım tarihinde İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde müzikseverler ile buluşacak. İkilinin bir sonraki buluşması 17 Kasım tarihinde Ankara CSO Ada Yerleşkesi Ana Salonu’nda olacak. ### Tarih ve estetik filozofu: Yahya Kemal Beyatlı Türk edebiyatına unutulmaz eserler kazandıran Yahya Kemal Beyatlı, ölümünün 64. yılında anılıyor. Asıl ismi Ahmed Agah olan Beyatlı, Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci Bey ile şair Leskofçalı Galib'in yeğeni Nakiye Hanım'ın oğlu olarak Makedonya'nın Başkenti Üsküp'te, 2 Aralık 1884'te hayata gözlerini açtı. Daha sonra şiirlerine de yansıyacak olan Üsküp'teki Rakofça çiftliğinde çocukluk yıllarını geçiren Beyatlı, özel Mekteb-i Edep'te eğitim gördü ve 1892'de Üsküp İdadisi'ne girdi. Yahya Kemal Beyatlı, İshak Bey Camii Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldı. Ailesiyle 1897'de Selanik'e taşınan usta şair, annesinin vefatının ardından babasının evlenmesi dolayısıyla Üsküp'e geri döndü, sonrasında yeniden Selanik'e gönderildi. Beyatlı, 1902'de İstanbul'da Vefa lisesine devam etti, 1903'te ise Jön Türk olma hevesiyle Paris'e giderek bir yıl kadar Fransa'daki Meaux okuluna devam etti. Siyasal bilgiler yüksek okuluna başladığı 1904'te Jön Türklerle bağlantı kuran Beyatlı, Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet ve Samipaşazade Sezai gibi dönemin ünlü isimleriyle tanıştı. - Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Unutulmaz edebiyatçı, 1912'de İstanbul'a döndü, 1913'te Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı, Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirleriyle tanışan, sonrasında da İrtika ve Malumat dergilerinde "Agah Kemal" takma ismiyle Servet-i Fünun'u destekleyen şiirler yazan şairin Paris'te Fransız şiiriyle kurduğu yakınlık, Türk şiirine faklı bir açıyla bakmasına olanak tanıdı. Türk şiiri ve Türkçe söz sanatlarını inceleyen ve şiirde dizenin bir iç uyumla, musiki cümlesi halinde kusursuzlaştırılması gerektiğini anlatan Beyatlı, şiirleriyle olduğu kadar şiirle ilgili görüşleriyle de ilgi gördü. Tanzimat şairlerinin divan şiirini birleştirme çabalarında yetersiz kaldığını düşünen şair, batıdan edindiği yüksek beğeniyle, batı şiirine öykünmeyen yerli bir şiire yöneldi, biçime ağırlık tanıdı ve esinlenmenin yerine dil işçiliğini getirdi. Dize çalışmasındaki titizliği "az ve güç yazıyor" izlenimi uyandıran şairin yaşadığı sürede hiç kitap yayınlamaması bu izlenimi pekiştirdi. - Yazılarıyla Milli Mücadeleyi destekledi "Ati", "İleri", "Tevhid-i Efkar", "Hakimiyet-i Milliye" dergilerinde yazılar yazan şair, daha sonra arkadaşlarıyla "Dergah" dergisini kurdu. "Esersiz şair" eleştirilerine maruz kalan şair, yazılarıyla Milli Mücadeleyi destekledi. Yahya Kemal Beyatlı, 1922'de barış anlaşması için Lozan'a giden kurulda danışman olarak yer aldı. Urfa milletvekili olarak 1923'te Meclis'e giren Beyatlı, Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Varşova ve Madrid'de orta elçisi olarak görevlendirildi. Yozgat ve Tekirdağ'ın ardından 1943-1946'da İstanbul milletvekilliği yapan şair, 1949'da Pakistan Büyükelçisiyken emekli oldu. Hayatının son yıllarını İstanbul'da Park Otel'de geçiren şair, bağırsak kanaması dolayısıyla 1957'de Paris'e gitti. Yahya Kemal Beyatlı, 1 Kasım 1958'de Cerrahpaşa Hastanesi'nde aynı hastalık nedeniyle vefat etti. ESERLERİ VEFATINDAN SONRA YAYIMLANDI Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından 2018'de düzenlenen Uluslararası Yahya Kemal Sempozyumu'nda, "Yahya Kemal ve Meselelerimiz" başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Ömer Özden, çoğu insanın Yahya Kemal'i sadece şair olarak bildiğini belirterek, "Yahya Kemal'in bir düşünür olduğu hatta bir tarih, estetik filozofu olduğunu hiçbirimiz düşünmeyiz, hatta yakınına bile yaklaştırmayız. Fakat bizim filozoflarımızdan, mütefekkirlerimizden bir tanesi Yahya Kemal'dir." ifadelerini kullanmıştı. Yahya Kemal Beyatlı'nın 1961'de "Kendi Gök Kubbemiz", 1962'de "Eski Şiirin Rüzgarıyla", 1963'te "Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş", 1976'da ise "Bitmemiş Şiirler" isimli şiir kitapları yayımlandı. Saf şiir anlayışının Türk edebiyatındaki iki önemli kurucu isminden biri olarak gösterilen yazar, 1966'da "Eğil Dağlar: İstiklal Harbi" ve 1968'de "Siyasi Hikayeler" isimli kitaplarında, Türk edebiyatında büyük merhale teşkil eden şiirlerinden başka, makale, deneme, hatıra, tarih ve tefekkür yazılarıyla edebi ve siyasi portrelerini ustaca ortaya koydu. Beyatlı, 1971'de çıkan "Edebiyata Dair" eserinde tarihi olayları hikaye tekniğiyle anlatırken, 1964'te basılan "Aziz İstanbul" kitabında ise İstanbul'un semtlerini, tarihini, kültürünü edebi bir üslupla ele aldı. Nihad Sami Banarlı ve İstanbul Fetih Cemiyeti'nin katkısıyla eserleri yayınlanan Beyatlı'nın, 1975'te "Tarih Musahabeleri", 1973'te "Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım" eserleri okuyucuyla buluştu. Usta şairin siyaset, felsefe ve sosyal hayata dair kaleme aldığı yazıları ise 1977'de "Mektuplar ve Makaleler" isimli kitabında toplanarak okuyuculara ulaştırıldı. "Akıncılar", "Süleymaniye'de Bayram Sabahı", "Mohaç Türküsü", "Sessiz Gemi" ve "Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!" mısrasıyla başlayan "Aziz İstanbul" eserleri Beyatlı'nın en çok bilinen, ezberlenen ve bestelenen şiirleri arasında yer aldı. ### Michael Jackson hayranlığı sergiye dönüştü Birçok sergiye ev sahipliği yaparak sanatçı ve sanatseverleri bir araya getiren Hilton Istanbul Maslak, kasım ayında Michael Jackson portrelerinden oluşan etkileyici bir sergi ile etkinliklerine devam ediyor. Ressam Deni Adler Topuzoğlu’nun Michael Jackson hayranlığı ile başlayan serüveninde yarattığı bu görülmeye değer eserler, 8-10 Kasım tarihleri arasında otelin Quartz salonunda sergilenecek. Sanata ve sanatçıya verdiği destekle birçok sanatçının eserlerine ev sahipliği yapan Hilton Istanbul Maslak, kasım ayında ressam Deni Adler Topuzoğlu’nun “Michael Jackson” temalı sergisine ev sahipliği yapıyor. Topuzoğlu’nun Michael Jackson hayranlığı ile başlayan yolculuğuna dair dikkat çeken eserleri, 8-9-10 Kasım tarihlerinde otelin Quartz salonunda sanatseverler tarafından ziyaret edilebilecek. Müzikten resme, tiyatrodan yazarlığa sanatın ve edebiyatın her dalında çalışmalar yapan ressam Deni Adler Topuzoğlu, Marmara Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği mezunu. Aynı zamanda Paris Pierre & Marie Curie Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi gören Topuzoğlu, Ecole Normale de Musique de Paris Konservatuarı’nda piyano solfej eğitimi aldı. Resim alanında Ziyad Sultanov, Şayan Yelda Vatansever gibi duayenlerle atölye çalışmalarında bulunan Topuzoğlu’nun 6 kitabı bulunmakta. Jackson hayranlarının ve onu daha yakından tanımak isteyenlerin ilgiyle beklediği sergi, 8-10 Kasım tarihleri arasında 14.00-18.00 saat aralığında ziyarete açık olacak. Birçok sergiye ev sahipliği yaparak sanatçı ve sanatseverleri bir araya getiren Hilton Istanbul Maslak, kasım ayında Michael Jackson portrelerinden oluşan etkileyici bir sergi ile etkinliklerine devam ediyor. Ressam Deni Adler Topuzoğlu’nun Michael Jackson hayranlığı ile başlayan serüveninde yarattığı bu görülmeye değer eserler, 8-10 Kasım tarihleri arasında otelin Quartz salonunda sergilenecek. ### Su Alara Acerol, Istanbul Concept Gallery'de! Arkeoloji ve sanat tarihi üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimlerinden sonra girdiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nü 2019 yılında bölüm, fakülte ve okul birincisi olarak bitiren Su Alara Acerol 'un ilk kişisel sergisini 2020 senesinde açan Istanbul Concept Gallery, şimdi sanatçının ikinci kişisel sergisine yeni serisiyle bir kez daha ev sahipliği yapıyor. İlk sergisi “Burada Ejderhalar Var!” ile izleyiciyi keşfedilmemiş diyarlarda maceralara davet eden Su Alara Acerol, ikinci kişisel sergisi "Remover of Obstacles" ile bizleri Hindu mitolojisindeki hikayelerden özellikle engelleri kaldırmasıyla bilinen tanrı Ganapati huzurunda, yepyeni cüretkâr serüvenlere çağırıyor. Fil kafasıyla ‘ruh’u ve insan vücuduyla ‘fiziksel’i temsil eden Ganapati; yazarların, gezginlerin, öğrencilerin, ticaretle uğraşanların koruyucusu ve tuhaf bir şekilde tatlıya da çok düşkün bir ilahi tanrı olarak biliniyor. İnce detaylarla resmedilmiş eserlerin her biri hayal dünyamızı renklendiriyor ve bizlere görkemli sahnelerle dolu mitolojik hikâyeler üzerinden bugünümüzü düşündürtüyor. Su Alara Acerol’un "Remover of Obstacles" sergisi, 12 Kasım’a kadar pazartesi günleri hariç her gün Tomtom Mah. Nur-u Ziya Sokak’ta yer alan Istanbul Concept Gallery’de izlenebilir. Galeri, pazar günleri de saat 12.00-17.00 arasında açık. Sanatçı Su Alara Acerol hakkında Arkeolog, sanat tarihçisi ve ressam Su Alara Acerol, Bilkent Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü lisans programını tam burslu okuduktan sonra yüksek lisansını Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi’nde (Anadolu Medeniyetleri ve Kültürel Miras Yönetimi) yine tam burslu bitirdi. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli arkeolojik kurtarma kazılarında çalıştı. 2015’te Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’ne giren Acerol, Ahmet Umur Deniz Atölyesi'nden 2019 yılında bölüm, fakülte ve okul birincisi olarak mezun oldu. Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’nde Resim Bölümü Birincilik Ödülü’nü aldı. Seven Sanat Galerisi, Anna Laudel, Bazaart, TÜYAP, Artcontact ve Art Ankara gibi galeri ve fuarlarda çeşitli karma sergilere katıldı, yarışmalardan başarı ödülü aldı. Kıbrıs Modern Sanatlar Müzesi Koleksiyonu’nda ve birçok özel koleksiyonda eserleri bulunmakta. Su Alara Acerol, ilk kişisel sergisini 2020 Ekim ayında Istanbul Concept Galeri’de açtı. Şimdi ikinci kişisel sergisi yine Istanbul Concept Galeri’de gerçekleşiyor. ### Toro Karaköy'de karma sergi açılıyor Toro Karaköy Art Gallery'de 4 Kasım 2022 Cuma günü açılacak karma sergiye katılacak sanatçılar belli oldu. Galeri yönetiminden yapılan açıklamaya göre; sergiye Ayşem Uğur, Burak Okan, Didem Baysal, Esra Bezci, Feza Madenli Aktan, Hatice Alper, Özge Atınç, Rahime Dizdaroğlu, Rozay Nemedowa, Serdar Okan, Ülkü Alpay, Yeşim Tatar, Züheyda Gökçek ve bir alt katta kişisel sergisi de bulunan Pelin Toğrul katılacak. "First Step" başlıklı karma serginin açılışı, 4 Kasım Cuma günü saat 18.00’da yapılacak. Sergi, hafta içi ve cumartesi günleri 10.00 ile 17.30 arasında ziyarete açık, pazar günleri ise kapalı olacak. Tüm sanatseverler sergiye davetli... Toro Karaköy Art GalleryHacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak No:7 BeyoğluInstagram: @torokarakoy - Web: www.torokarakoy.com ### Rock'n Roll'un efsanesi Jerry Lee Lewis öldü Rock'n Roll'un kurucuları arasında gösterilen, Amerikan efsanesi Jerry lee Lewis, 87 yaşında hayatını kaybetti. Lewis'in ölümünün ardından birçok efsane müzisyen, üzüntülerini dile getirdi. Amerikan Rock'n Roll efsanesi Jerry Lee Lewis, 87 yaşında hayatını kaybetti. Lewis'in ölüm haberini doğrulayan menajeri, efsaneyi "Rock'n Roll'un doğuşunun son gerçek simgesi" olarak niteledi. The Killer lakaplı sanatçının yayıncısı, Lewis'in Mississippi'deki evinde yaşamını yitirdiğini, o sırada karısı Judith'in de yanında olduğunu aktardı.Amerikalı şarkıcının son dönemde birçok hastalıkla mücadele ettiğini belirtti. İLK SAHNE PERFORMANSINI 14 YAŞINDA YAPTI 1935'te Louisiana'da doğan Rock'n Roll efsanesi, ilk sahne performansını, 14 yaşında yaptı. Lewis, 1957'de 22 yaşındayken, 13 yaşındaki kuzeni Myra Gale Brown'la evlendi.Bu evlilikten sonra başlayan tartışmalar sonucunda, kariyeri durma noktasına geldi. Rock efsanesinin çalkantılı hayatı bununla da bitmedi. 1976'da Rock'n Roll'un kralı olarak adlandırılan Elvis Presley'in evinin önünde, elinde silahla yakalandı, hapse girdi. Lewis, Great Balls of Fire şarkısıyla hafızalara kazındı. 1989'da aynı isimle yapılan filmde Amerikan efsanesini Dennis Quaid canlandırdı. 1986'da Rock'n Roll Hall of Fame listesine alındı. 2006 yılında Last Man Standing albümünde, Mick Jagger, Buddy Guy, B.B. King ve Bruce Springsteen gibi isimler, Jerry Lee Lewis şarkılarını seslendirdi. İngiliz rock grubu Rolling Stones'un üyesi Ronnie Wood, Huzur içinde uyu Jerry Lewis paylaşımını yaptı. Beatles grubunun bateristi Ringo Starr, sosyal medya hesabından, "Tanrı Jerry Lee Lewis'i korusun" dedi. İngiliz efsanesi Sir Elton John, twitter hesabından, piyano sevgisinin Lewis'ten geldiğini vurgulayarak, "Jerry lee Lewis olmasaydı, bugün olduğum kişi olamazdım" mesajını paylaştı. ### 'Rhythm of the Dance' Türkiye'de sanatseverlerle buluşacak İrlandalı dans topluluklarının en iyileri arasında gösterilen Rhythm of the Dance, kasımda Türkiye turnesine çıkacak. Rhythm Of The Dance ilk kez 1998'de sahnelendi ve 3 haftalık bir ABD turnesinden sonra ünü dünyaya yayıldı. Bugüne kadar 7 milyon seyirciyle buluşan ve 50 ülke gezen Rhythm of the Dance, tamamen canlı müzikle gösteri yapıyor. ### Merge into Baku’s art world with Tahir Salahov's paintings Azerbaijan is home to many talented artists who have been depicting and expressing their outlook on life and history through their creations that can be spotted all across Azerbaijan. Architecture, art galleries, melodies from the bars and music halls… Their atmosphere echoes through the cities inviting every visitor to explore this new poetic world. Among many big names, one that can stand out is the name of Azerbaijani painter and professor Tahir Salahov. His enormous talent, professionalism and kindness made him loved by everyone who knew him or got acquainted with his art works. Salahov’s legacy of course is being preserved and conveyed to the audience as an important part of global art heritage. In order to dwell in Tahir Salahov’s world, one should visit a house museum of this artistic genius. The three-store museum can be found right in the heart of Baku – Icheri Sheher (Old Town). The narrow and ancient streets of the Old Town will take you to the phenomenal museum full of beauty and creative expression. The walls of the building witnessed the magic happening behind the closed curtains since the third floor was used by the artist as a workshop. Salahov donated 735 exhibits to the museum which include his paintings, personal belongings, carpet collection, and photo archive. You can visit the museum throughout the week except for Monday from 10:00 to 18:00. The tickets can be purchased at the museum's entrance. Azerbaijan National Art Museum is another famous art space located in the centre of the city, where locals and tourists come to relish masterpieces of known artists. The museum’s exhibition cannot be complete without a piece by the holder of the People’s Artist honorary title – Tahir Salahov. At the moment, visitors can see Salahov’s famous and significant painting “To you, humanity!” (“Sənə, bəşəriyyət!”) at the museum. However, soon enough after the renovation of the section dedicated to the Azerbaijani artist, Salahov’s other paintings will be back on the display. The museum is open 6 days a week except for Monday from 09:30-18:30. The tickets can be purchased at the museum's entrance. As you walk down to the contemporary side of Baku, you will stumble upon the Museum of Modern Art, which is another art space that presents Tahir Salahov’s paintings. This museum has a big collection of up to 800 artworks that belong to different Azerbaijani artists and painters. It is almost felt as if the interior of the museum merges with the paintings, and sculptures, turning into one organism. This extraordinary museum sets only one rule for the artists – that there are no strictly defined frames for their artistic expression. The museum welcomes everyone daily throughout the week except Monday from 11:00 to 20:00. The tickets can be purchased at the museum's entrance. Gara Garayev Oilmen ### Experience culture of Azerbaijan through theatrical storytelling Baku is a great destination for everyone interested in arts and culture, and for those looking for some exquisite representation of eastern artistic legacy. Fall is the time when all the theatres in the city open their doors to guests, welcoming them to see phenomenal plays, operas and ballets in their majestic halls. Theatres are not just there for the entertainment, but for learning the stories of individuals, country and the whole society. As storytelling has always been a big part of humanity, helping us to communicate through centuries, theatre has played a huge role in teaching us about global history. Thus, everyone visiting Azerbaijan should add a cultural theatrical evening to the list of their Baku itinerary. Probably one of the best representations of the 20th century’s architecture is the building of Azerbaijan State Academic Opera and Ballet Theatre. Built in the 1910th by architect Nikolai Bayev, it has a mixture of baroque, rococo and Moorish styles. Here you can see classics of international and Azerbaijani opera and ballet, including the first opera in the Muslim world – “Leyli and Majnun” which was composed by of one of the greatest composers of all time Uzeyir Hajibeyli. Another theatre that stages adaptations of two Azerbaijani classics - “Leyli and Majnun” and “The Cloth Peddler '' is a Baku Marionette Theatre. Although it was established by director and artist Tarlan Gorchu in the 1980s, the opening of the theatre in the centre of Icher Sheher (Old Town) took place in 2016, providing the theatre with its new home. Back in time, this landmark, built in neoclassical style, used to be a property of the Salimkhanovs, a prominent trader family in Baku. After the restoration work, the theatre acquired authentic interiors which merge everyone in a special atmosphere, preparing you for the magical theatrical experience. The Azerbaijani professional theatre takes its origin in the opening of the Azerbaijan State Academic National Drama Theatre in 1919. That historical moment happened with the staging of the comedy "Vizier of Lankaran Khanate" by distinguished Azerbaijani dramaturg M.F.Akhundov’s. At this theatre, you can choose to see among many popular Azerbaijani plays resembling different time periods, their societies and culture. Throughout the years, the stage of this historical theatre witnessed different famous and talented Azerbaijani artists. For everyone looking for some quality time with their children, Azerbaijan State Youth Theatre of Young Spectators always has a special program to offer. Children of different ages can enjoy entertaining plays with bright and extraordinary stage decorations that will catch their attention, transporting them to the dream world. Every little spectator will leave the walls of the theatre thrilled and inspired for the next theatrical experiences. Tickets and schedules of plays at all theatres in Baku can be found at https://iticket.az/en  ### Tradition of carpet weaving Tradition of carpet weaving has been a big part of the social and cultural life of Azerbaijanis for ages. The earliest examples of Azerbaijani carpets go back in time to at least the Bronze Age. Earlier carpets tend to have a more simple form, by time evolving into masterpieces with unique symbols and sophisticated techniques. Traditionally, a more classical weaving developed into using lamb’s wool and silk. With the development in dyeing and spinning, carpet-makers gained a gift of freedom in the exploration of new techniques. Diving deeper in the process of production, carpet-makers were inspired to create symbols and patterns by history, folklore, spirituality and nature. And just like that, carpets reflect the formation of the history of the whole country. In Azerbaijan, carpets are classified based on their belonging to one of the “schools” of carpet-weaving: Baku-Absheron, Guba and Shirvan, Ganja and Gazakh, Karabakh. These schools differ from each other based on the materials, weaving methods, pattern and colors used. The uniqueness of each carpet can be noticed by a well-trained eye of the experts as even a small detail can tell them a story of the specific region, city or even a village. Among diverse Azerbaijani carpets, flat-woven and pile are the most popular. THE LARGEST COLLECTION OF AZERBAIJANI CARPETS The big collection of Azerbaijani carpets can be observed at the Carpet Museum in Baku. The museum in the shape of rolled-up carpet, designed by Austrian architect Franz Janz has the largest collection of Azerbaijani carpets - 6000. The carpets here date back to the 17th-20th centuries and tell us unique stories of those times. The museum is open from Tuesday to Fridays and tickets can be purchased at the museum’s ticket office. UNIQUE TOUCH TO THE TRADITIONAL AZERBAIJANI CARPETS An example of contemporary outlook on the carpets can be seen at the Heydar Aliyev Centre. Those are the creations of a Baku based contemporary artist who brings his unique touch to the traditional Azerbaijani carpets. Just like our ancestors, he continues their idea and legacy by adding accurate social and cultural themes into the creation of carpets. In his own way, the artist intertwines the contemporary conceptual imagery with the traditional hand-woven carpets. Faig Ahmed’s imagination and unique style brought him international recognition and he was short-listed for the Jameel Art Prize 3 at the Victoria & Albert Museum in London back in 2013. ### "Muhteşem İkili" prömiyer yaptı Yeşilçam'ın efsane isimlerinden Ediz Hun ve Selma Güneri, "Muhteşem İkili" oyunuyla ilk kez tiyatro sahnesinde bir araya geldi. Usta aktör Ediz Hun, oyunun kolay bir oyun olmadığını belirterek, şunları söyledi: "Başarılı olmak için disiplinle çalışan herkes başarıya ulaşır. Senelerce sahnelerde hitabet şansım olmuştu. Sahneye alışığım ama tiyatro için ezberlemek yetmiyor. Onu yönetmenin söylediği şekilde aktarmak gerekiyor. Tiyatro, şiir okumak gibi bir şey değil. Tiyatro seyircisi belirli bir kültüre sahip ve bilinçli." Hun, Selma Güneri ile 2009'da bir filmde başrolü paylaştıklarının altını çizerek, şunları kaydetti: "Selma Güneri, benim kadim dostumdur. İyi bir oyuncudur. Oyunun hakkını verir. Oyuncu kelimesini pek sevmiyorum. İyi bir artist diyeyim. Biz bir sanat icra ediyoruz. Şimdiki gençlerden de çok kabiliyetliler var. İşini ciddiyetle yapıyorsan mutlaka belirli bir başarıya ulaşırsın. Mesleğinizi iyi yapın, kapasitenizin üstüne çıkın." Tüm vatandaşların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı da kutlayan Ediz Hun, Mustafa Kemal Atatürk'ün sanata ve bilime verdiği değerin farkında olunması gerektiğini vurguladı. Atilla Şendil'in yönetmenliğini üstlendiği, Savaş Özdural, Ilgın Angın ve Fatih Özacun'un da rol aldığı "Muhteşem İkili" oyununun konusu şöyle: "Engin ve Meltem eski Yeşilçam oyuncularıdır. İş hayatlarındaki birlikteliklerini nikah masasına taşıyan çiftin evliliği bir süre sonra sona ermiştir. Artık birbirlerinin isimlerine bile tahammül edemez haldedirler. İkisiyle ayrı ayrı görüşmeyi sürdüren Engin’in yeğeni Savaş’a, çalıştığı TV kanalından eski meşhur oyuncuları buluşturacak bir program hazırlama görevi verilir. Savaş acaba Engin ve Meltem’i bir araya getirebilecek midir?" ### Şehir Tiyatroları'ndan yılın müzikali; "Fosforlu Cevriye" İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları; Suat Derviş’in yazdığı, Yelda Baskın’ın yönettiği "Fosforlu Cevriye" adlı müzikali seyirciyle buluşturuyor. 2022-2023 sezonunun yeni müzikali Fosforlu Cevriye, 2 Kasım 2022 Çarşamba günü saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde prömiyerini yapıyor. Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam, aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye, onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır. Oyunda 1930-40’lı yılların İstanbul’u zengin tasvirleriyle sunuluyor. Mahallelerin arka sokaklarında, hapishanelerinde, batakhanelerinde hayata tutunmaya çalışan kadınların, annelerin, çocukların ve afili delikanlıların otoriteyle olan ilişkisi çarpıcı öykülerle aktarılıyor. Oyunun Yönetmeni Yelda Baskın, Cevriye’yi Anlatıyor “Cevriye’nin sevdası bir var oluş meselesidir. Seçtiği erkekten de bağımsız kendi iradesidir. Sokakta var olmanın sertliğine rağmen, hiç kimsenin tahakkümü altına girmeyen Cevriye en dar zamanlarda bile başımızı kaldırıp bize yıldızları izletir. Başka dünyalara, olasılıklara, hayallere doğru…” Suat Derviş ve Gülriz Sururi’nin Büyük Hayali Gerçekleşiyor Suat Derviş, 60’lı yılların başında Türkiye’ye döndüğünde siyasi-mesleki ve maddi anlamda zorlu bir dönemden geçiyordu. “Fosforlu Cevriye” romanını yayınevlerine teklif ediyor fakat ne yazık her seferinde reddediliyordu. Suat Hanım’ın büyük arzusu, bu eserin yayınlanmasından öte, bir “müzikal” olarak oyunlaştırıldığını görmekti… Bunun için ilk görüştüğü kişi genç aktris Gülriz Sururi idi… Gülriz Hanım’ın da arzusu oyunu Şehir Tiyatroları’nda sahnelemekti… Dramaturgisini Gökhan Aktemur’un, müzik ve bestesini Oğuzhan Balcı’nın, dekor tasarımını Barış Dinçel’in, kostüm tasarımını Tomris Kuzu’nun, ışık tasarımını Kemal Yiğitcan’ın, efekt tasarımını Yunus Nalcı’nın, koreografisini Maral Ceranoğlu’nun yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş’ın çektiği oyunda Ayşe Günyüz Demirci, Berk Samur, Besim Demirkıran, Binnur Şerbetçioğlu, Ceysu Aygen, Çağatay Palabıyık, Elif Verit, Emre Yılmaz, Hakan Örge, Irmak Örnek, Nur Saçbüker Otan, Samet Silme, Tuğrul Arsever, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yunus Erman Çağlar, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun; 2-5 Kasım, 9-12 Kasım 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 30 Kasım-3 Aralık 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde! ### Aşık Veysel Türküleriyle Anıldı Âşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden Âşık Veysel Şatıroğlu, Sarıyer’de anıldı. Ender Balkır, Nurettin Rençber, Hüseyin Ay’ın yanı sıra Şef Zafer Gündoğdu yönetimindeki THM korosu türküleri ünlü halk ozanı için okudu. Eserleriyle efsaneleşen Halk Ozanı Âşık Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim’deki doğum günü dolayısıyla Sarıyer’de Cumhuriyet etkinlikleri kapsamında düzenlenen programda anıldı.7’den 70’e yüzlerce Sarıyerlinin katıldığı gecede; Ender Balkır, Nurettin Rençber, Hüseyin Ay ve Şef Zafer Gündoğdu yönetimindeki THM korosu sahne aldı. Anma programına Aşık Veysel’in torunu Çiğdem Özer ve Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç de katıldı. HEM KENDİ DÜNYASINI HEM DE BUGÜNÜ AYDINLATTI Türkü sevdalısı Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç Veysel’in unutulmaz eserlerinden “Uzun İnce Bir Yoldayım, Yürüyorum Gündüz Gece” sözleriyle başladığı konuşmasına şöyle devam etti; “Bu memleketin sazı, sözü, vicdanı, bu güne taşıdığı evrensel şiirleriyle her türü ayrıştırmaya ve ötekileştirmeye karşı karanlıkta bir ışık olmuştur. UNESCO, vefatının 50.yıl dönümünde 2023 yılını Âşık Veysel’i anma yılı olarak belirledi. Şiirlerine yansıttığı, vatanseverlik, hoşgörü, sevgi ve saygı ile hem kendi dünyasını hem de bugünü aydınlattı. Topluma bu konularda yol gösteren bu büyük ozanı dünyanın da görmesi zor değildi. Vefa borcumuzu hep en önde tutmalıyız. Cumhuriyet’in kurucularını başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ecdatlarımızı hiç unutmamalıyız.” İLK ŞİİRİNİ MUSTAFA KEMAL İÇİN YAZDI Ünlü ozanın torunu Çiğdem Özer ise dedesi şu sözlerle andı; “Sivas, Cumhuriyet demektir. Cumhuriyet’e ev sahipliği yapmış bir ilin evladı olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Bir çok Aşığı yetiştiren yerdir Sivas.  Tek bir satır bile okuyamayan, 7 yaşından beri dünyayı sadece gönül gözüyle gören dedem dünya olaylarını derin bir olgunlukla yorumlamış, çok güzel eserler kazandırmıştır. Halkının duygu ve düşüncelerini, toplumsal sorunlarını şiirlerine konu etmiştir. Cumhuriyet ozanı olan dedem, ilk şiirini 39 yaşındayken Mustafa Kemal Atatürk için yazmıştır. Dinlerin, mezheplerin, inançların birbirlerine olabildiğince hoşgörüden uzak ve acımasız davrandığı bu dönemde Âşık Veysel’imizin birlik ve beraberliğimiz için 50 yıl önce söyledikleri yolumuzu aydınlatmalı ve rehber olmalıdır.” ### Dünyanın en uzun kitabı basıldı Dünyanın en uzun kitabı 'One Piece' tek cilt halinde basıldı. 21 bin 450 sayfalık eseri okumak imkansız. Yayımcı, mangaya bir kitap değil de "heykel malzemesi" olarak yaklaştığını savundu. En ünlü manga serilerinden One Piece'in tek ciltli kitabı satışa çıktı. Dünyanın en uzun kitabı unvanını taşıyan eser, 21 bin 450 sayfa. 50 adet üretilen sınırlı sayıdaki kitaplar, 7 Eylül'de piyasaya sürülmesinin ardından günler içerisinde tükendi. Eiiçiro Oda'nın kaleminden çıkan One Piece, 1997'den beri her hafta yayımlanıyor. Manga, bugüne kadar basılan 416 milyondan fazla kopyayla, en fazla kopyaya sahip tek bir yazara ait çizgi roman serisi unvanını almış ve Guinness Rekorlar Ktiabı'na girmişti. Independent'in haberine göre, Eiiçiro da seri sayesinde tüm zamanların en zengin manga yaratıcısı koltuğunda oturuyor. 47 yaşındaki yazarın servetinin 200 milyon dolara ulaştığı düşünülüyor. "KİTAP DEĞİL HEYKEL" Ancak Fransa merkezli yayımcı JBE'den çıkan kitap, Ilan Manouach'ın eseri olarak gösteriliyor. Belçikalı multidisipliner sanatçı, One Piece'in Japonca dijital baskısını bir araya getirerek eseri tasarladı. JBE, mangaya bir kitap değil de "heykel malzemesi" olarak yaklaştığını savundu. JBE sözcüsü, kitabı okumanın fiziksel açıdan imkansız olduğunu savunarak ortada herhangi bir telif hakkı ihlali olamayacağını söyledi. Öte yandan manganın Japonya'daki yayımcısı Shueisha, kitabın resmi olmadığını belirtti: "Onlara izin vermiyoruz. Fransa'da One Piece'i yayımlayan lisans sahibi Glénat'tır." ### "Suğra ve Oğulları" 10. Boğaziçi Film Festivali'nde yarışıyor Azerbaycanlı yönetmen İlgar Najaf'in uzun metraf filmi "Suğra ve Oğulları" Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu "10. Boğaziçi Film Festivali"nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması'nda yarışıyor. Oyuncu kadrosunda Humbat Ahmadzade, İlgar Jahangir, Pasha Mammadli ve Gunash Mehdizade'nin yer aldığı film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Azerbaycan'da geçen dramatik bir hikayeyi anlatıyor. Filmin yönetmeni İlgar Najaf ile görüntü yönetmeni Ayhan Salar, AA muhabirine filmin hikayesini ve çekim sürecini anlattı. Ermenistan'da 1975'te dünyaya gelen Najaf, 1988'de ailesiyle birlikte zorunlu göçle Azerbaycan'a yerleştiklerini belirterek, Azerbaycan Medeniyet Üniversitesi ve Tiflis'te yönetmenlik eğitimi aldığını söyledi. Najaf, ilk uzun metrajı "Buta"yı 2010'da, ikinci filmi "Nar Bağı"nı 2017'de çektiğini aktararak, "Suğra ve Oğulları filmi, İkinci Dünya Savaşı'nda Azerbaycan'ın bir dağ köyünde iki oğluyla beraber yaşayan bir kadının dramını anlatıyor. Emperyalizm ve militarizmin bir aileyi nasıl dağıtabileceğini sade bir şekilde gösteriyor." dedi. "BU HİKAYELERDEN BİRÇOĞU AİLEMİN DE BAŞINA GELDİ" Yapımın gerçek hikayelere dayandığına dikkati çeken Najaf, şunları kaydetti: "Film, 'Sovyetler Birliği kurulduğunda hangi süreç yaşandı?', 'İnsanlar bu sisteme nasıl uymaya çalıştı?' ve 'Nasıl yaşamaya başladılar?' gibi soruları cevaplıyor. İzleyenler, bu sistemle mücadele edenlerin yıllarca çatıştıklarını çok net bir şekilde görebilir. Birçoğu öldürüldü ya da kaçmak zorunda kaldı. Suğra ve Oğulları kısa kısa hikayelerden oluşuyor ve bu hikayelerden birçoğu benim ailemin de başına gelmişti. O sebeple bu hikayeler o bölgenin hikayesiydi ve kendi yerinde filmi çektik." İlgar Nacaf, festivallerin filmin daha çok insana ulaşmasında etkili olduğuna işaret ederek, "Bir izleyicinin bile izlemesi bizim için keyif verici. Her yönetmen festivalden ödülle dönmek ister. Bildiğim kadarıyla festivalde iyi filmler var. Biz filmimizin dünya prömiyerini Güney Kore'de Busan Uluslararası Film Festivali'nde yaptık. Daha sonra Almanya ve Hong Kong'da festivallerde yarıştı. Festival sürecine devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. Filmin ortak yapımcısı ve görüntü yönetmeni Ayhan Salar ise filmin İlgar Najaf'le beraber ikinci projesi olduğunu vurgulayarak, "İlgar'la sinema anlayışı yakın insanlarız. İlgar, Sovyet sinemasındaki usta isimlerin öğrencilerinden biri. Sovyet sineması benim sevdiğim bir sinema dili." diye konuştu. "SOVYET EMPERYALİZMİ BATI'DA ÇOK BİLİNMİYOR" Salar, dönem filmi olduğu için siyah-beyaz olduğunu aktararak, şunları kaydetti: "Kendi imkanlarımızla çektiğimiz bir film. Herhangi bir fon almadık. Döneme yakın bir film oldu. Siyah-beyaz, ışık yapabilmek için en güzel teknik seçeneklerden bir tanesiydi. Görüntü yönetmeninin işini daha yaratıcı hale getiriyor. Daha basit yollarla daha güzel atmosferler yapabiliyorsunuz." Yapımın, Azerbaycan sinemasında Sovyet emperyalizmini anlatan ilk filmlerden olduğunun altını çizen Salar, "Sovyet emperyalizmi Batı'da çok bilinmiyor. Sovyetler Birliği'ndeki ülkelerin çoğunun gönüllü olarak bu sistem altına girdiği zannediliyor ama değil. Baskıcı bir rejim tarafından bilmedikleri, tanımadıkları bir düşmana karşı insanların savaşa nasıl zorlandığını anlatıyor. Kadın ve çocukların savaşta en çok kayba uğrayan insanlar olduğunu gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu. Senaristleri arasında İlgar Najaf'ın yanı sıra Roelof Jan Minneboo ve Asif Rustamo'nun yer aldığı filmin konusu kısaca şöyle: "Yıl 1945. Issız bir kasabada kadınlar bütün işleri üstlenmişken erkekler de Nazilere karşı savaşır. Suğra, iki oğluyla bir dağ köyünde yaşamaktadır. Kocası, İkinci Dünya Savaşı'ndayken ondan bir süre haber alamamıştır. Bu sırada en büyük oğlu da bir çağrı alır. Kocasından sonra oğlunu da kaybedeceğinden endişelenen Suğra tereddütte kalır ve sonunda oğlunu dağlarda saklanan kaçakların yanına gönderir." ### Sezonun En İddialı Komedisi 'Komik Para' İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği Komik Para adlı oyunu seyirciyle buluşturuyor. 2022-2023 sezonunun yeni oyunu Komik Para, 2 Kasım 2022 Çarşamba günü 20.30’da Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde prömiyerini yapıyor. Doğum gününde Henry, akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Dramaturgisini Dilek Tekintaş’ın, müziğini Sinan Arslan’ın, dekor-kostüm tasarımını Ahsen Nur Yaman’ın, ışık tasarımını Osman Aktan’ın, efekt tasarımını Erhan Aşar’ın yaptığı, fotoğraflarını Ahmet Çelikbaş’ın çektiği oyunda Ada Alize Ertem, Can Alibeyoğlu, Can Tarakçı, Emrah Derviş Soylu, Hasip Tuz, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın, Uğur Dilbaz rol alıyor. Oyun, 2-5 Kasım 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 15 Kasım 2022 tarihinde Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde. ### İstanbul’un Mirası İstanbul’da İBB, dünyada sadece 4 nüshası bulunan Fatih Madalyonunu Londra’da düzenlenen müzayedede satın aldı. Üzerinde "Osmanoğlu ve Bizans İmparatoru" yazan madalyon, İBB bünyesindeki Fatih Portresi ve Kanuni Tablosu ile buluştu. Madalyon ve İBB kataloğundaki pek çok seçkin parça, İstanbul Sanat Müzesi’nde ülkenin ve dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin ziyaretine açılacak. İngiltere'nin başkenti Londra'daki önemli sanat merkezlerinden Christie’s'de "İslam ve Hint Dünyaları Sanatı, Oryantal Kilimler ile Halılar" isimli müzayede düzenlendi. Müzayedenin en özel parçası olarak görülen Fatih Sultan Mehmed'in resmedildiği madalyon müzayedede açık artırmaya çıkarıldı. Constanza de Ferrara’nın 1464-1475 yılları arasında İstanbul'da Fatih’i bizzat görerek tasarlanan eser, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından satın alındı. 540 yıllık madalyon, Haliç’te açılacak İstanbul Sanat Müzesi’nde Türkiye’ye kazandırılan Fatih portresi ile birlikte sergilenecek. Restorasyon sonrası turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Yerebatan Sarnıcı, proje maliyetini 4 ayda karşıladı. Kültür miraslarını ülkeye kazandıran İBB, Yerebatan Sarnıcı örneğinde olduğu gibi projeleriyle turizme değer katmaya devam edecek. BİZZAT GÖREREK TASARLANDI Fatih'in 1481'deki ölümünden hemen sonra Napoli'de bronzdan dökülen madalyonun üzerinde, "Osmanoğlu ve Bizans İmparatoru" ibaresi yer alıyor. Fatih'in talebi üzerinde Napoli kralı tarafından İstanbul'a gönderilen Rönesans döneminin ünlü sanatçılarından Constanza de Ferrara, Fatih'in madolyonunu hazırlamak için 1464-1475 yılları arasında İstanbul'a gelerek Fatih'i bizzat görüp, madalyonun üzerinde kullanılacak çizimi yapmıştır.  Sanatçı  aynı zamanda Fatih'in ölümüne kadar da İstanbul'da kaldı. Madalyonun ön yüzünde Latince ; "Bizans İmparatoru Osmanoğlu Sultan Muhammed 1481", arka yüzünde de "Asya'nın Ve Yunanistan'ın Hükümdarı Muhammed'in At Üzerinde Seferde Portresi" yazılı. Madalyonun şimdiye kadar New York'taki Metropolitan ve Oxford'daki Ashmolean ile Londra'daki Victoria ve Albert müzelerinde olmak üzere sadece 3 örneğinin mevcut olduğu biliniyordu. 4. madalyonun mevcudiyeti ise Londra'daki mezatın katoloğunun yayınlanmasıyla öğrenildi. RÖNESANS ESERİ Henüz şehzadeliği döneminde madalyon yaptırmaya başlayan Fatih'in bu koleksiyonu içerisinde Ferrera madalyonu ince işçiliği ile diğer benzerlerinden ayrılır. Madalyonun bir tarafında Sultan Sultan Mehmed’in yaptırdığı diğer madalyonlarla karşılaştırıldığında çok daha ayrıntılı ve net bir portresi, diğer yüzünde ise Fatih bu sefer iki küçük yapraksız ağacın olduğu yumuşak kayalı zemin üzerinde at biner biçimde tasvir edilmiştir. Bir elinde atının yularını bir elinde kılıcını tutmaktadır. Aheste ilerleyen atın kuyruğunda bir düğüm vardır. Savaşa giderken atın kuyruğunu bağlamak Türk  kültüründe sıklıkla görülen bir adettir. ### Altın Palmiye Ödüllü "Hüzün Üçgeni" izleyici ile buluşacak Ruben Östlund'un Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülü alan filmi "Hüzün Üçgeni" bu hafta izleyici ile buluşacak. Altın Palmiye ödüllü yönetmen Ruben Östlund'un TRT ortak yapımı yeni filmi "Hüzün Üçgeni" (Triangle of Sadness), dünya prömiyerini 75. Cannes Film Festivali'nin ana yarışma bölümünde gerçekleştirdi. ( TRT - Anadolu Ajansı ) Sinema salonlarında bu hafta biri yerli, 7 film vizyona girecek. Ruben Östlund'un Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülü alan filmi "Hüzün Üçgeni" izleyiciyle buluşacak. Başrollerinde Charlbi Dean, Harris Dickinson ve Woody Harrelson'un yer aldığı film, İsveçli yönetmen Östlund'un ilk İngilizce filmi olarak beyaz perdede yer alacak. Komedi ve dram karışımı filmin konusu özetle şöyle: "Manken bir çift, bir grup milyarderin olduğu bir gemi tatiline dahil olur. Zenginlik ve şatafatın eksik olmadığı gemide yolcuların, büyük fırtına vurgunundan, korsan baskınına kadar başlarına gelmeyen kalmaz. Yolculuğun sonu ise hiyerarşinin ve sınıfsal rollerin tekrar yazıldığı bir hayatta kalma oyununa döner." "Katil Kim?" Amandla Stenberg, Maria Bakalova ve Rachel Sennott'un başrollerini paylaştığı "Katil Kim?", korku ve gerilim meraklılarının ilgisini çekmeye aday. Halina Reijn imzalı film, yaşadıkları bölgeyi vurmak üzere olan kasırga sırasında vakit geçirmek için parti düzenleyen bir grup zengin gencin, aralarında başlattıkları oyunun tahminlerinden farklı şekilde ilerlemesini anlatıyor. "Emily" Frances O'Connor tarafından yönetilen "Emily", İngiliz yazar Emily Bronte'nin hayatını altüst eden aşkını ve "Uğultulu Tepeler" adlı başyapıtını yazma sürecini işliyor. Emma Mackey'nin isyankar ve uyumsuz baş karakteri canlandırdığı filmde, genç oyuncuya Oliver Jackson-Cohen ve Fionn Whitehead eşlik ediyor. "Bebek Servisi" Hirokazu Koreeda'nın yönetmenliğini üstlendiği "Bebek Servisi" adlı filmde Kang-ho Song, Dong-Won Gang ve Bae Doona rol aldı. Dram türündeki Güney Kore yapımı filmin konusu özetle şöyle: "Sanghyeon borçlarla boğuşurken Dongsu insanların anonim bir şekilde çocuklarını terk ettikleri bir tesiste çalışmaktadır. Yağmurlu bir günde terk edilen Woosung adında bir bebeği iyi bir fiyata satmak için çalarlar. Tüm bunlar olurken, dedektifler onları iş üstünde yakalamak için izlemektedir." "Kafes: İki Savaş Arasında" Cenk İzgören'in yönetmenliğini üstlenip, başrolünü Açelya Elmas ve Murat Aslan ile paylaştığı "Kafes: İki Savaş Arasında", yetiştirme yurtlarında büyüyen ve askerliği sırasında gazi olan eski bir kafes dövüşçüsünün hikayesini anlatıyor. "Şeytan Kapanı" Daniel Stamm'ın yönettiği; Jacqueline Byers, Virginia Madsen ve Colin Salmon'un rol aldığı "Şeytan Kapanı", şeytan çıkarma uygulamasını gerçekleştirecek olan bir rahibenin kendi geçmişiyle bağlantılı şeytani bir güçle karşı karşıya gelmesini konu alıyor. "Aya Sihirli Yolculuk" Ali Samadi Ahadi tarafından sinema perdesine taşınan animasyon türündeki "Aya Sihirli Yolculuk", genç Peter'ın kaçırılan kız kardeşini kurtarmak için aya gerçekleştirdiği yolculuğu ve burada yaşadığı maceraları konu ediyor. ### Gönül Nuhoğlu’nun “Beetopia Chapter II” Adlı Sergisi Collect Gallery’de Açıldı Gönül Nuhoğlu’nun “Beetopia Chapter II” adlı projesi, 15 Ekim- 5 Kasım 2022 tarihleri arasında Collect Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. Nuhoğlu, sergide yer alan enstalasyon, heykel, fotoğraf ve video çalışmalarıyla baskıcı iktidar yapılarına yeni panzehirler bulmanın ve doğayı kendi simbiyozuyla iç içe kavrama ihtiyacının altını çiziyor. Sanatçı doğaya hâkim bakışı, ekolojik ve toplumsal bir eleştiriyle, bir kavram değil dinamik bir gerçeklik olduğu bilinciyle ele alıyor. Doğaya dair toplumsal tutumları yansıtıp şekillendirirken, değişen vizyonlarını ve gerçekliklerini vurguluyor. Eserler düş kuruyor ama dünyadan ayrılmıyor, birbirleriyle yaşayan ağların bir takımyıldızı içinde bağlı olduğunu hatırlatıyor. Son yüzyılda ekolojik krizler ve insan faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkisi konusunda artan kolektif farkındalık ve ekolojik kaygı ile vahşilik, güç ve estetik arasındaki sürtünmeye dikkat çekiyor. Beetopia, bireylerin tek ve kusursuz işleyen bir organizma hâline geldiği, barışçıl ve sürdürülebilir bir küresel medeniyet için çalışan, insan haklarının artık kağıt bildiriler değil bir yaşam biçimi olduğu, tüm mal ve hizmetlerin para, kredi, takas veya başka herhangi bir değişim aracına ihtiyaç duymadan tüm insanlar tarafından kullanılabilmesine olanak sağlayan, dünya kaynaklarını tüm insanların ve canlıların ortak mirası olarak kabul eden ve insanlığın gereksiz ıstırabı gibi asırlık yetersizliklerin yalnızca önlenebilir değil tamamen kabul edilemez olarak görüldüğü bir kültüre sahip, dişiler tarafından yönetilen egosuz bir dünya düşüdür. “Kapitalizm, gezegenin hayatta kalmasıyla bağdaşmaz.” - Jean -Jacques Regibier GÖNÜL NUHOĞLU HAKKINDA Gönül Nuhoğlu İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Tarih yazımı, siyaset ve sosyoloji alanlarıyla iş birliği yapan ve İstanbul’da yaşayan bir sanatçı olarak, son yirmi yılda ürettiği işler, mekânın çelişkilerinden beslenen diyaloglardır. Yolculuğu, mekânsallığımızın sınırsız boyutlarını araştırarak ve disiplinler aşırı, tarihsel, toplumsal ve mekansal bağlantıların izini sürmektedir. Sanatında kesinlikler yoktur, niyetler vardır buna karşın metodolojiler bulunmamaktadır. Her kişisel sergisi, belirli temalar ve kavramlar çevresinde gruplanmış, çok çeşitli medya yelpazesinden yararlanan eserlerden oluşmaktadır. Bu temalar sıklıkla enstelasyonlarda bütünleşirler. Farklı sergilerde birbirinden çok farklı malzeme ve dil kullanılabilir, ancak konuları itibariyle kişisel sergileri birbirleriyle anlam bağları oluşturur. Her işin konusu kullanılan malzemeyi ve formu belirlemektedir. Mekânlar, fikirler ve bunları temsil eden kimlikler arasındaki ilişkileri irdeleyen ve yapı-çözümünü yapan mekâna özel enstalasyonlar üzerinde çalışır. Mekânsal dinamikler ve işleri arasındaki ilişkiyi şu şekilde tanımlar: “Mekânın kendisinin dikkate alınması ve esere dahil edilmesi üretim sürecimim hayati bir ögesidir. Fiziksel, tarihsel ve sosyo-politik boyutlarıyla mekân üretimime yön verir.” Araştırma ve üretim sırasında yeni meseleler doğar ve sonraki eser bütününe giden yolu açar. ### Paris Louvre Müzesi’nde “Mucize” Ressam Aslıhan Çiftgül, 21-23 Ekim 2022 tarihlerinde Paris’teki Louvre Müzesi’nde (Carrousel Du Louvre) 30. Edisyon'u düzenlenen ve 40 farklı ülkeden toplamda 5 bin 500 uluslararası sanatçının yer aldığı Art Shopping Paris fuarında, “Mucize/Miracle” isimli tablosuyla sanat izleyicilerinin yoğun ilgisini kazandı. 2007 yılından bu yana yılda iki kez dünyanın en önemli müzelerinden olan Louvre Müzesi’nde düzenlenmekte olan sanat fuarı Art Shopping; çağdaş, özgün eserlere rahat ve kolay bir erişim sunmasından ötürü sanat dünyasının yakından takip ettiği bir platform. Ressam Çiftgül; “Eserimin manifestosu, yeryüzündeki en yaygın üç din, dört kutsal kitabın ortak noktasından yola çıkıyor: Hepimiz Tanrı’ya inanırız ve bütün mucizelerin yalnızca o eşsiz Yaradan'dan geldiğine… 'Mucize', benim çalışmalarımla aramdaki o duygusal ve ruhani bağı çok iyi yansıttığını düşündüğüm bir eser oldu. Dünyanın en önemli müzesinde düzenlenen bir fuara kabul edilmesi, sergi süresince ve sonrasında bu denli beğeni toplaması, beni çok duygulandırdı ve heyecanlandırdı. 'Mucize' ile artık inanılmaz bir motivasyona sahibim” sözleriyle eseri hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Paris basınında da yer alan Aslıhan Çiftgül; “ Ülkemi uluslararası sanat dünyasında temsil etmek için gururla ve heyecanla çalışmalarıma devam edeceğim” şeklinde konuştu. uzun değerlendirmeler sonucunda sergilenmek üzere seçildi Ressam Çiftgül’ün “Mucize/Miracle” isimli eseri, fuar eser seçim komisyonu tarafından uzun değerlendirmeler sonucunda sergilenmek üzere seçildi. Yüzyıllar boyu değişmediği kabul edilen dört kutsal kitabın temsil ettiği üç semavi dinin aynı kompozisyonda yorumlanması ve sergilenmesi nedeniyle henüz sergilenmeden ses getirmişti. Louvre Müzesi Eser Seçim Komisyonu tarafından yapılan titiz ve detaylı bir ön çalışmadan sonra, Fransa’nın laik bir ülke olduğu vurgusu ile fuara katılımı kabul edilmişti. SANAT İZLEYİCİLERİNDEN BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI Ressam Aslıhan Çiftgül 'ün “Mucize/Miracle” isimli eseri, sergilenmeden önce bu denli tartışılan eser olarak dikkat çekti. “Mucize”, sanat izleyicileri tarafından büyük beğeni topladı. Fuar açılışında Ressam Aslıhan Çiftgül’ü, Rum Ortodoks Patrikhanesi Paris Temsilcileri Peder Ambrosios Stampliakas ve Ioannis Christodoulakis ziyaretleriyle onurlandırdılar. ### Gözde Hatiboğlu'ndan üçüncü kitap; "Bir Düş'ün Peşindeyim" Gözde Hatiboğlu’nun üçüncü kitabı Bir Düş’ün Peşindeyim, Yazardan Direkt Yayınevi’nden yayımlandı. Aşkı Gözlerinde Bıraktım ve Sahibine Mektuplar isimli ilk iki kitabının genişletilmiş bir dosyası niteliğindeki Bir Düş’ün Peşindeyim; Hatiboğlu’nun samimiyetini okura yeniden hatırlatıyor. HATİBOĞLU, TÜM BU TAŞKIN HİSLERİ EN ÇIPLAK HÂLİYLE YANSITMAKTA DENEYİMLİ BİR KALEM İki kişi arasında oluşabilecek duyguları en derinden yakalayan Hatiboğlu, hiç yalana ve oyuna girmeden kullanıyor kelimelerini. Böylece kendi dilinin samimiyeti ile okurun iç dünyasına dokunmayı başarıyor. Kitapta yer alan şiirleri de düz yazıları da aslında her okurun deneyimlediği şeyler olmasına rağmen açık sözlülüğü ile yakalıyor okuru. Sevgiliye duyulan aşkın büyüklüğü, özlemin derinliği, yapılan hataların cesurca ortaya konulması, kimi zaman da yıllar süren bir arkadaşlık bağının gücü… Hatiboğlu, tüm bu taşkın hisleri en çıplak hâliyle yansıtmakta deneyimli bir kalem. Yazardan Direkt Yayınevi’nden yayımlanan Bir Düş’ün Peşindeyim, yazarın üçüncü kitabı. Hatiboğlu, 1979 yılında Tarsus’ta dünyaya geldi. 1985 yılında başladığı eğitim hayatı, 2004 yılında yüksek lisanla tamamlandı. Ortaokul yıllarının başında keşfettiği Freud, mesleki yolunu çizmiştir. Bugün de ruh sağlığı ve özellikle psikanaliz alanında çalışmaktadır. 2006 yılında ilk kitabı Aşkı Gözlerinde Bıraktım, bir hayalin gerçekleşmesi olarak yayımlandı. 2008 yılında, ikinci kitabı Sahibine Mektuplar ile hayallerine devam etti. Sevgili Burcu Güneş, 2009 yılında “Gözlerinde Bıraktım Aşkı” ve 2010 yılında “Tamamdır” şarkıları ile Hatiboğlu’nun şiirlerine bambaşka bir boyut kattı. Gözde Hatiboğlu aynı zamanda yaş gününe denk gelen imza günü ve lansman ile 30 Ekim Pazar günü Minoa Akaretler’de, 17.00 – 19.00 saatleri arasında okurlarıyla buluşacak. ### İGART Galerisi'nin ilk sergisi "Viyadük Altındaki Rüyalar" sanatseverlere kapılarını açtı İGA İstanbul Havalimanı, İGART Galerisi'nin ilk sergisi olan "Visions Under the Viaduct/Viyadük Altındaki Rüyalar"ı ziyaretçilere açtı. Dünyanın en büyük havalimanı ve küresel aktarma merkezi olmasının yanı sıra, evrensel sanat için de bir merkez olma vizyonuyla yola çıkan İGA İstanbul Havalimanı, kültür ve sanat alanında yaptığı tüm çalışmaları İGART çatısı altında topladı. İstanbul Havalimanı ulaşım merkezi olmasının yanında kültürlerin de karşılaştığı bir alan olarak, İGART Sanat Projeleri Yarışması'yla kentin kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlıyor. Bu amaçla havalimanın dokusuna uygun, kendine has bir yapı olarak mimar Murat Tabanlıoğlu tarafından tasarlanan bir galeri kuruldu. Galeride küratörlüğünü İGART Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Marcus Graf'ın yaptığı ve İGART galerinin ilk sergisi olan "Visions Under the Viaduct | Viyadük Altındaki Rüyalar"ı sanatseverlele buluştu. 13 ESER SERGİLENİYOR İlk sergide İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın birinci fazı kapsamında finale kalan 13 eser sergileniyor. Galerinin ve serginin açılışı dolayısıyla İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Gidiş Terminali'nde tören düzenlendi. Törende konuşan İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri Mehmet İlker Haktankaçmaz, serginin ötesinde burada önemli bir vizyon olduğunu belirterek, "Bu küçük çaplı etkinlik, bu vizyonun bir parçası ve temel taşlarından birisi. Burası sadece Türkiye'nin ekonomisine, ticaretine katkıda bulunmakla kalmayıp kültür ve sanat hayatına da katkıda bulunmayı amaçlıyor." dedi. "TÜRKİYE'NİN KÜLTÜR VE SANATTA DA DÜNYAYA AÇILAN KAPISI OLACAK" İGA Havalimanı İşletmesi İcra Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kadri Samsunlu, İGART galerisinin ilk sergisinde, İstanbul'un kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Samsunlu, sanatın sınırlarının kaldırılması için önemli bir amaç üstlendiklerini dile getirerek, şöyle konuştu: "İGA İstanbul Havalimanı'nı yalnızca varılacak bir merhale değil, ziyaretçilerin bir kez daha gelmek isteyecekleri, yaşayan bir merkez haline getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Kültür sanat çalışmaları da bu çalışmalarımızın en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. İGART Sanat Projeleri Yarışması ile birlikte, İstanbul'umuzun kültür ve sanatla harmanlanmış kimliğiyle Anadolu coğrafyasının kültürel hafızasını, farklı kültürlerle buluşturmayı amaçlamıştık. Şimdiyse bu amaç doğrultusunda 'Dreams Under the Viaduct | Viyadük Altındaki Rüyalar' ile ilk sergimizi sanatseverle buluşturmanın heyecanı içerisindeyiz. Şu ana kadar ülkemizin vizyon projesi olan İGA İstanbul Havalimanı'nı tanımlarken, 'Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı' vurgusunu sık sık dile getirdiğimize şahit olmuşsunuzdur. Bugün artık bunun yanında diyebiliyoruz ki evrensel sanat için de bir merkez olma vizyonuyla yola çıkan İGA İstanbul Havalimanı, Türkiye'nin kültür ve sanatta da dünyaya açılan kapısı olacak." İGART Yürütme Kurulu Başkanı ressam ve akademisyen Prof. Hüsamettin Koçan da tamamen sivil bir yapı olarak çalıştıklarını ve İGA yönetiminden her zaman destek aldıklarını söyledi. Türkiye'de yöneticilerin işlere fazlaca müdahil olduğuna dikkati çeken Koçan, "Burada sadece daha iyiyi ve daha yeniyi nasıl yapabiliriz şeklinde bir müdahale oldu. Bundan dolayı İGART projesi bizim yüz akı projelerimizden ve öncelikli sırada yer alan etkinliktir. Çok şeffaf, öncü, açık bir proje süreci yaşadık. 17 tane proje seçtik. Bunlar aşama aşama hayata geçecek ve burası bir kültürel buluşma mekanı olacak. Havaalanları ile sanat arasında doğrudan bir bağ var. Buralar herkese aittir, yolcuya, gidene, burayı paylaşana aittir. Sanat, 'sen gelme' demez kimseye. Onun için buraya böyle özerk yapıların yapılması bu buluşmaları sağlıyor. Burası Türkiye'nin havaalanı. Buraya gelenler Türkiye'ye gelirler. Biz de onlara burada kültürel birikimlerimizi sunmak isteriz." şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından konuklar, serginin küratörü Prof. Dr. Marcus Graf eşliğinde İGART Sanat Projeleri Yarışmaları'nın birinci fazı kapsamında finale kalan 13 eserin yer aldığı sergiyi gezdi. Sanatçılar, katılımcılara eserleri hakkında bilgi verdi. Sergi, 2023 yılı Ocak ayının sonuna kadar İGA İstanbul Havalimanı Dış Hatlar A-B Knuckle'da ziyaret edilebilecek. ### Pelin Toğrul'un kişisel sergisi Toro Karaköy Art Gallery'de açılıyor 1 Kasım 2022 Salı günü Galataport’a 300 metre mesafedeki Toro Karaköy Art Gallery’de yeni kişisel sergisini açacak olan Pelin Toğrul, saat 18.00’de sanatseverlerle buluşacak. Sergi, hafta içi 10.00 ile 17.30 saatleri arasında, hafta sonu ise sadece cumartesi günleri 10.00 ile 17.30 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Sergi hakkında bilgi ve duyurular için @torokarakoy Instagram hesabını takip edebilirsiniz. Hacımimi Mahallesi Kanaryalı Sokak 7 Numara - Beyoğlu’ndaki (https://goo.gl/maps/qZYt51G7arSRX5Nx9) sanat galerisinin birinci katındaki sergiye tüm sanatseverler davetli. Pelin Toğrul’un kişisel sergisi, 15 Kasım’a kadar devam edecek. Toğrul ile gerçekleştirdiğimiz röportajı aşağıda okuyabilirsiniz: Kısaca kendinizden bahseder misiniz? Ben Pelin Toğrul. 1982 yılında İstanbul’da doğdum. Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi’nde ortaokul, Robert Kolej’de lise ve Koç Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi aldım. 10 yıllık kurumsal hayat tecrübemden sonra yaratıcı işler yapmak istediğime karar verdim. Bunun üzerine LaSalle College İstanbul’da iç mimarlık eğitimine başladım. Orada aldığım eğitimden sonra ise duvar sanatı ve doku eğitimi alıp, bunları tablolaştırmaya karar verdim.  Kurumsal hayatı bırakmaya nasıl karar verdiniz? Aslında hep aklımda soru olan kurumsal yaşamımda varoluşumla hayata ne kattığım ve sonrasında benden geriye ne kalacağı, benim tekrar kariyer planımı gözden geçirmeme sebep oldu. Bunu kurumsal hayatta gerçekleştiremeyeceğimi fark ettiğim andan itibaren bu düşüncem yoğunlaştı ve hayata geçirmek istedim. Bu tarz çalışmalar yapmaya nasıl başladınız? Sosyal medya üzerinden Saliha Doğan ve Meral Can’ın sayfalarını takip etmeye başladıktan sonra duvar ve doku sanatı eğitimi aldım. Uzun bir süre üzerine çalıştıktan sonra münferit olarak da çalışmaya başladım. Çalışmalarınızda nereden ilham alıyorsunuz? Doğadan; renkleri, şekilleri ve paternlerinden; duygulardan; mutluluk, üzüntü, coşku, vb.. Kısacası aslında doğal olan her şeyden etkilenebiliyorum. Çalışmalarınızın sizin için bir anlamı var mı? Hepsinin aslında bir hikayesi var. Eserlerimde o dönemdeki duygularımı ve hislerimi yansıttığımı düşünüyorum. Günlüğümün resmedilmiş hali gibi... Yurt dışında gittiğiniz, sizi etkileyen yerler var mı? Fransa, Amerika, İtalya, İspanya, Güney Kore gibi daha birkaç farklı ülkeyi gezme fırsatım oldu. Hepsinde etkilendiğim yerler oldu ama en çok Barcelona’da bulunan, Antonio Gaudi’nin eseri Casa Batllo beni etkiledi. Art nouveau tarzında denizden ilham alan, farklı bir yaklaşımla doğayı fantastik bir şekilde gözler önüne seren bir eser. İçine girdiğimde beni hayali bir dünyadaymışım gibi hissettirmişti. Eylül ayında Rumsos Galeri’nin GalleryNext ile düzenlediği bir karma sergiye katıldınız. Bu serginin size hissettirdikleri neler? Rumsos Galeri’nin GalleryNext ile düzenlediği karma sergide bulunmak, benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü öncelikle benim ilk sergimdi ve çok değerli sanatçıların sergide bulunması, beni onurlandırmasının yanında yepyeni bir hayatın içine soktu. Yaptığım eserleri nasıl sergileyebilirim derken karşıma çıkan bir fırsattı. Çok heyecan ve gurur verici bir sergiydi. Eserlerime olan ilgi ise beni daha da onurlandırdı. Daha bir ay olmadan Bodrum’da ikinci bir sergiye katıldınız. Bununla ilgili duygu ve düşüncelerinizi de almak isteriz. Bodrum’daki sergi de ilk sergideki heyecanımı devam ettiren bir sergi oldu. Bir önceki sergiden 2 eserim ve yeni yaptığım 3-4 eserimle katıldım. Yine farklı bir tarz olarak ilgi gördü ve daha ilk gün, bir eserimi yeni sahibiyle buluşturmuş oldum. Her gün yeni bir heyecan ve mutluluktu benim için. Önümüzdeki günlerde başka sergi planlarınız var mı? Evet, öncelikle kasım ayının başında Toro Karaköy Art Gallery’de solo sergim olacak. Aynı zamanda Selanik’te de bir fuara katılmayı planlıyorum. Kendinize nasıl bir yol haritası çizdiniz? Farklı teknikler uygulayarak, duvar sanatını duygularımla tablolaştırmaya devam etmeyi planlıyorum. Doğanın güzelliklerini eserlerime yansıtarak, ben de kendi hayali dünyamı ölümsüzleştirmek istiyorum. ### 26. İstanbul Tiyatro Festivali Başladı İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 26. İstanbul Tiyatro Festivali, 25 Ekim Salı akşamı Maximum UNIQ Hall’da sahnelenen Kibarlık Budalası Remix oyunuyla başladı. Bu sene Işıl Kasapoğlu’nun küratörlüğünde ve “Tiyatro Yerli Yerinde” sloganıyla gerçekleştirilen 26. İstanbul Tiyatro Festivali, seyirciyle buluşmaya başladı. Bol ödüllü yönetmen ikilisi M.Caner Alper ve Mehmet Binay’ın ilk tiyatro oyunu olan Kibarlık Budalası Remix ile başlayan festivalin ilk haftasında, dünyaca ünlü koreograf Akram Khan imzalı Orman Kitabı, Zülfü Livaneli’nin yazıp Bilge Emin’in yönettiği Duvar ve koreograf Korhan Başaran imzalı Dido izleyiciyle buluşacak. FESTİVALDE İLK HAFTANIN OYUNLARI Akram Khan Topluluğu: Orman Kitabı Çağımızın tartışmasız en önemli koreograf ve dansçılarından Akram Khan’ın nisan ayında prömiyerini yapan ve Khan’ın benzersiz stilini tüm muhteşemliğiyle sergileyen en yeni koreografisi Orman Kitabı festival de izleyiciyle buluşuyor.  Gösterim, 28 Ekim Cuma saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek. Duvar Zülfü Livaneli’nin kaleme aldığı ilk tiyatro oyunu olma özelliği taşıyan Duvar’ın yönetmen koltuğunda ise Bilge Emin oturuyor. Festivalin “Bu İşte Bir Kadın Var” bölümünde yer alan Duvar, farklı coğrafyalardan dört insanın bir otel odasında kesişen yollarını, iç içe geçen trajik hikâyelerini konu alıyor. Dünyanın farklı yer ve zamanlarında benzer acıları, korkuları, yoksunlukları yaşamış dört karakterin kişisel tarihlerine odaklanan oyun, 31 Ekim Pazartesi ve 1 Kasım Salı günleri saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde olacak. Dido Dansçı ve koreograf Korhan Başaran, Romalı şair Virgil’in Aeneid ve İngiliz yazar Marlowe’un Kartaca Kraliçesi Dido eserlerinden ilham alarak kurguladığı tek kişilik performansı Dido’da, seyirciye disiplinlerarası bir deneyim sunuyor. Antik tarihin iki önemli figürü olan Kraliçe Dido ve Truvalı Aeneas’ın ilişkisinden yola çıkarak kırık bir kalbin insana fiziksel ve ruhsal olarak yaşattıklarını anlatan oyun, 2 Kasım Çarşamba saat 20.00’de Alan Kadıköy’de izleyiciyle buluşacak.26 Kasım’a kadar sürecek 26. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programına tiyatro.iksv.org/tr/program adresinden ulaşabilirsiniz. ### Can Sarıçoban: Her yeni sergimde yeni bir teknik deniyorum Kimya eğitiminin ardından Fransa'nın başkenti Paris'teki Conservatoire Libre du Cinéma Français'te sinema eğitimi alan yetenekli fotoğrafçı Can Sarıçoban, İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları için hem fotoğraflarının dünyasını hem de romanlarını anlattı. Keyifli okumalar... Paris’te sinema eğitimi aldınız. Peki, fotoğraf sanatına olan ilginizi ilk ne zaman keşfettiniz? Bize biraz bu yolculuğunuzdan bahseder misiniz? Fen lisesinin ardından ailem gibi kimya yolundan ilerlemek için 17 yaşında ilk üniversitemi okumak üzere Çukurova'ya gittim. Orada geçirdiğim yalnız günler boyunca henüz hayatın anlamını sorgulamaya ve kendimi kendimi keşfetmeye başlamıştım. Bir yandan zamanında okumadığım Rus edebiyatı ağırlıklı olarak dünya klasiklerini okuyarak, bir yandan modern sinemanın ustalarının filmlerini izleyerek, bir yandan da adeta terapi niteliğinde kendimce bir şeyler yazarak boş vakitlerimi geçiriyordum. Tüm bunlar iç sıkıntımı bir nebze olsun hafifletiyor, melankolik ruh halimden keyif almaya başlamama sebebiyet veriyordu. Her geçen gün biraz daha emin oluyordum; sanat alanında beslenmeye devam etmeli ve bir şeyler üretmeliydim. Kendimi bu şekilde gerçekleştirmeliydim. Kendi filmlerimi yazıp yönetmek, en büyük hayalimdi. Fakat bunun için tekniğimi geliştirmek adına öncelikle görsel alanda sağlam bir eğitim almam gerektiğine karar vermiştim. Ne Fransızcam vardı ne de Fransa'da tanıdığım kimse, ancak eğitimimi Paris'te yapmam gerekliliği adına bir tür emin olma hali, hatta takıntı oluşmaya başlamıştı. Vunun birçok farklı sebebi olabilir. Gerçekten de Almanya'daki kimya stajımı yaparken bir anda cesurca birkaç adım atarak Paris'e trenle gittim ve Sorbonne'un dil kursuna yazılıp, kendime Belleville yakınlarında bir stüdyo daire tuttum. Neyse ki başlarda bana karşı görünen ailem de o saatten sonra bana destek olmaya karar verdi. Her şey mucizevi bir şekilde o kadar hızla ilerledi ki, yaklaşık bir sene sonra Fransızca'yı öğrenmiş, yine kendi çabalarımla bulduğum fotoğraf okulunda yüksek lisansa başlamıştım. İlk olarak fotoğraf çekmeye, sağdan soldan edindiğim teknik fotoğraf kitaplarını çalışıp, Almanya'da staj yaparken satın aldığım fotoğraf makinasıyla Ludwigshafen, Heidelberg ve çevresindeki parklarda peyzaj fotoğrafları çekerek başlamıştım. Bu sayede iyi kötü bir portfolyom oluşmuş, Paris'teki okula da böyle başvurabilmiştim. Paris'te yaşadığım süre boyunca da çevre banliyölerdeki parklarda peyzaj fotoğrafları çekerek buna devam ettim. Bir yandan da aldığım teklif sonucu, Paris Moda Haftası backstagelerinde fotoğrafçılık yapıyordum. Fotoğraf okulunun ardından da fotoğraftan hiç uzaklaşmadım. Bir yandan da hayalimdeki gibi sinema okumak üzere eğitimime Paris'te devam ediyordum. Birçok kısa film deneyimim de oldu. Fotoğraf eğitimi almış olmanın avantajlarını burada çok gördüm. Yakın zamana kadar kısa film deneyimlerim oldu. Uzun metraj film çekme hayalim bugün bile var, ancak sinema sektörünün zorluklarını gördükçe sanırım biraz uzaklaştım. Fineart fotoğrafçılıkta ise işler yolunda gidiyordu. İlk kişisel serginiz "Le paysage de la solitude’’, Paris’te gerçekleşti. Bunun ardından süreç nasıl ilerledi? Yaptığınız çalışmaları genel hatlarıyla anlatır mısınız? Paris'te eğitimlerimi bitirdikten sonra önümde iki seçenek vardı; ya orada devam edecektim ya da İstanbul'a dönecektim. Paris'te yaklaşık beş sene geçmişti. Hep şikâyet ettiğim yalnızlık hissinden orada ya da herhangi bir yabancı ülkede kurtulamayacağını anlamıştım. İstanbul sevgim ağır bastı ve dönmeye karar verdim. Dönemden önce Paris'te muhakkak bir solo sergi yapmam gerekiyordu, eğitimin yanında bunun da bana yararı dokunabilirdi. Oradaki fotoğraf okulundan bir hocamın teklifiyle, onun galerisinde ilk sergimi gerçekleştirdim. Almanya'da ve Fransa'da yaşarken çektiğim peyzaj fotoğraflarından oluşturduğum seçkiyi içeren ilk sergim böylelikle hayata geçmiş oldu. Le paysage de la solitude no.1 Nü fotoğraf alanına yöneliminiz nasıl oldu? Bu seçiminizdeki etkenler nelerdir? İlk sergimden, geçen sene gerçekleşen sekizinci solo sergi projeme dek her yeni fikir için kendimi tekrar etmeden ve geliştirerek devam etmek istiyordum. Hem devam eden eğitim sürecim hem tecrübelerim hem de değişen zaman ve dolayısıyla değişen kendim, yeni projenin nasıl ilerleyeceğini büyük ölçüde belirledi. İlk zamanlar peyzajlar üzerine çalışmaları yaparken, sonraları Paris Moda Haftası'nda çalışmaya başladığım için portreler üzerine de epey tecrübe edindim. Paris Moda Haftası seçkilerini sergiledikten sonra "Bardaki Yabancı" serim ile bunu pekiştirdim. Ancak bir süre sonra modern fotoğraf çalışmaları olarak adlandırabileceğim bu işlerimi biraz daha aşmak ve yapıbozumuna uğramış, post-modern öğeler barındıran, bilinçaltına da göndermeler yapan çalışmalar ile ilerlemeye karar verdim. Açıkçası nü fotoğraf diye ayrı bir alandan ilerlediğimi düşünmüyorum. Fotoğraftaki öğelerin bir işlevi olmasından yanayım. Yani kadrajdaki bir moda fotoğrafıysa ayrı, doğa ile insan ilişkisini anlatan bir projeye ait bir işse ayrı değerlendirerek ilerlemek gerekiyor. Dolayısıyla bir projeyi hazırlarken modelin giyinik olmasının bir işlevi olmak durumunda, nü olmasının değil diye düşünüyorum. Biraz da tekniğinizden bahsetmenizi istesek? İlk dönemlerimde çektiğim siyah-beyaz ya da desatüre çektiğim modern fotoğraflardan bu yana yapıbozumuna ilk geçiş yapmaya başladığım "Deranged" sergimden itibaren birçok farklı teknik kullandım. Örneğin, Deranged’de uzun pozlama, renkli filtreler kullanarak ışıkla boyama; Let’s Dance serimde dijital ve 35 mm analog kullanarak kolaj yapma; New Wave’de dijital ortamda fotoğrafı ayna görüntüsü ile iç içe geçirme; Black Star’da üç ana renk filtre ile çektiğim fotoğrafı üst üste üste bindirerek, bozulmaya uğramış fotoğrafı elde etme... Her yeni sergimde yeni bir teknik denemenin bana yeni kapılar açtığını ve tecrübemi arttırdığını düşünüyorum. Her yeni serimde bu işleri destekleyecek ya da ona gönderme yapacak bir metin yazmayı da ihmal etmiyorum. Deranged Fotoğrafın yanı sıra film ve video çalışmalarınızın da olduğunu görüyoruz. Üzerinde çalıştığınız güncel bir projeniz var mı? Sinema eğitimi aldığımdan dolayı videoya da hâkimim. Çeşitli kısa metraj filmlerim ve videart çalışmalarım oldu. Henüz üzerinde çalıştığım bir proje olmasa bile bir gün mutlaka bu alanlara da yeniden yöneleceğimi hissediyorum. Geçmişten günümüze size ilham olmuş isimler var mı? Birçok önemli ismin eserlerini incelemenin göz eğitimi için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Paris’te yaşadığım yıllar boyunca gezdiğim müze ve galerilerdeki resim ve fotoğrafların, kitapçılarda incelediğim fotoğraf kitaplarının bana büyük artısı olduğunu düşünüyorum. Birçok isim olmakla birlikte ilk olarak aklıma gelen fotoğrafçılar Irving Penn, Andre Kertesz, Helmut Newton, Marc Riboud, Helmot Newton ve Paolo Roversi. Sinema alanında ise Tarkovski, Angelopulos ve Nuri Bilge Ceylan, ilk yıllarından beri beni en çok etkileyen yönetmenler olmuştur. New Wave Çalışmalarınıza isim verirken ve metinleri yazarken nasıl bir yol izliyorsunuz? Ne tür bir şey yapabileceğimi düşünmeye başladığımda, aklıma gelen fikirleri not alarak işe başlıyorum. Tabi bu fikirler bir anda gelmiyor. Karar verip de beyninize tohumu attığınız andan itibaren haftalar içinde yeşermeye başlıyor. Bu fikirler arasındaki en uygun olan üzerinden ilerlemeye karar verdiğim andan itibaren ise projenin olgunlaşması ve son hâlini alması, çekimlerin başlamasına yakın oluyor diyebilirim. Çekim süreci sürerken ve bitmesine yakın ise proje hem şekil hem de fikir olarak en sonra hâlini alıyor. Bu süreç yavaş ve adım adım ilerliyor. Arka planda zihnin bu konu üzerine düşünmesi için ona zaman tanıyorum. İşte metinler ve eserlerin isimleri de tam olarak bu sürecin bir parçası olarak ilerliyor. Yani başlangıcından son aşamasına dek olgunlaşıp, son hâlini buluyor. Genel olarak kendi kendine ilerleyen bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda yazar kimliğinizin olduğunu da görüyoruz. 2020'de ilk romanınız "Düşler ve Hiçlik", 2022'de ise "Diyalektik Rüyalar" adlı ikinci romanınız yayımlandı. Romanlarınızın çıkış öyküsü nasıl oldu? En başta bahsettiğim gibi 17 yaşında yalnız yaşamaya başladığım ve Çukurova’ya gittiğim serüvenden Almanya’ya, ardından Fransa’ya taşındığım her anıma kadar yazmak benim için bir terapi aracı oldu. Hem kendimi tanımak hem geleceğimi planlamak hem de iç sıkıntımı hafifletmek adına bazen her gün saatlerimi yazmaya ayırdım. İlerleyen dönemde bunun işime bu kadar yarayacağını tahmin etmezdim. Açıkçası, zaten senaryolarını yazdığım kısa filmlerimden dolayı hikâye yazma konusunda deneyimler edinmiştim. Ancak baştan sona bir kitap yazma deneyimine henüz yeni ulaşabildim. Pandemi kapanması buna vesile oldu diyebilirim. Yazmaktan başka üretim babında yapabileceğim başka bir seçeneğim yoktu. Dolayısıyla, içimdeki sıkışmışlık duygusunda sıyrılabilmek adına kendimi buna zorladım. Hem önceki yazdıklarımdan yola çıkarak hem yaşadıklarımdan yararlanarak hem de hayal gücümü zorlayarak bir şeyler çıkarmaya çalıştım. Yazmak zor olmadı, ancak bu konuda yeni olduğum için editleme süreci beni zorladı. İkinci kitabımda ise bu süreç biraz daha kolay oldu diyebilirim. ### 'Vefatının 75. Yılında Mehmet Ali Laga-Asker ve Ressam' sergisi sanatseverlerle buluştu Zeytinburnu Belediyesi tarafından, vatan sevgisini ve sanat tutkusunu savaş alanlarında pekiştiren, Çanakkale Savaşı'nda ressam olarak görev yapan Mehmet Ali Laga vefatının 75. yılında anıldı. Zeytinburnu Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, Laga'yı anmak için hazırlanan kapsamlı bir kitabın yanı sıra Kazlıçeşme Sanat Merkezi'nde "Vefatının 75. Yılında Mehmet Ali Laga-Asker ve Ressam" sergisi sanatseverlerle buluştu. Açıklamada görüşlerine yer verilen Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, "Mehmet Ali Laga, Osmanlı'nın son dönemiyle Cumhuriyet'in çeyrek yüzyılına tanıklık etmiş ve esir düşmüş asker ressam olarak Çanakkale Savaşı'nda görev almış kıymetli bir sanatçımız. Bu serginin bize nasip olmasından dolayı çok bahtiyarım." değerlendirmesinde bulundu. 'LAGA MAALESEF BU ZAMANA KADAR HAK ETTİĞİ DEĞERİ BULMUŞ BİR SANATÇI DEĞİL' Serginin küratörü Ömer Lütfi Şerifoğlu, "Türk resminin güzide isimlerinden birisi Mehmet Ali Laga, 75 yıl önce vefat etmiş. Bugün ise mezarı hala kayıptır. Laga maalesef bu zamana kadar hak ettiği değeri bulmuş bir sanatçı değil. Türk resminin en güzide 10 ismi arasında yer alması gereken bir isim. Sağlığında da eserlerinin büyük bir kısmını satmakla, göstermekle çok ilgili olmadığı için koleksiyonlara dağılmış durumda. Eserleri toparlayabildiğimiz kadarıyla bu sergi için buraya getirdik. Serginin onun eserlerini yansıtmakta yetersiz kalacağı düşüncesiyle de ulaşabildiğimiz eserlerine kitapta yer vermeye çalıştık. Dolayısıyla kitapta serginin 2 katından fazla eser var diyebilirim." şeklinde konuştu. Vefatının 75. Yılında Mehmet Ali Laga-Asker ve Ressam" sergisi, 31 Aralık'a kadar ziyarete açık olacak. ### Ümraniye'de Uluslararası Aşıklar Şöleni Ümraniye Belediyesi’nin katkıları ile 3. Uluslararası Aşıklar Şöleni, Ümraniye Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi’nde düzenlendi. Ümraniye Belediyesi’nin katkıları ile 3. Uluslararası Aşıklar Şöleni, Dünya Aşıklar Derneği İstanbul Şube Müdürü Erzade Kapan öncülüğünde Cemil Meriç Gençlik Kültür ve Eğitim Merkezi’nde düzenlendi. Şölene katılan aşıklar, çaldıkları bağlamalarıyla seyircileri mest etti.Aşık geleneğinin kaybolmaması, ilerleyen nesillere aktarılması amacıyla düzenlenen şölende 18 aşık hünerlerini sergiledi. Şölene vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. ‘AŞIKLIK GELENEĞİ ANADOLU’MUZDA UNESCO TARAFINDAN DA KORUNAN BİR GELENEK’ Erzurumlu Aşık Temel Turabi, “Belediyemizin üçüncü yapmış olduğu etkinlik. Her yıl daha da büyüyerek devam ediyor. Ümraniye Belediye Başkanımıza ve bu konuda yardımcı olan herkese teşekkür ediyoruz. Biz aşıklar Anadolu'nun dört bir yanından geldik. Ben Bursa’dan geldim, Erzurumluyum. Kars'tan gelen, Sivas'tan gelen, her yerden gelen var. Çok güzel bir etkinlik oluyor. Aşıklık geleneği Anadolu’muzda UNESCO tarafından da korunan bir gelenek. Yaşatılması gereken somut olmayan kültürel miras. Elimizden geldiği kadar öldürmemeye çalışıyoruz bu geleneği. Genç aşıklarımızı yetiştirerek geleceğe hazırlıyoruz. 5 bin yıllık ata geleneği bu. Ümraniye’de olmaktan çok mutluyuz” dedi.Aşık Bayram Denizoğlu, “2010 yılında UNESCO’ya seçilmiş hikaye dalında bir aşığım ben. Çok sayıda aşıklarımız bu işin içindeler. Hepsi birbirinden güzel ve saygıdeğerdir. Aşıklarımıza ve Ümraniye Belediye Başkanımıza teşekkür ediyoruz” dedi. ### Türkan Şoray hayranlarıyla 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmini izledi Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bünyesinde düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne katılan Türkan Şoray, hayranlarıyla 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmini izledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın beş şehirde kapsayıcı etkinliklerle yaygınlaştırdığı Türkiye Kültür Yolu Festivalleri bünyesinde düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne katılan Türkan Şoray, hayranlarıyla 'Selvi Boylum Al Yazmalım' filmini izledi.Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın takdim ettiği usta sanatçı, Atatürk Kültür Merkezi'nin dış alanında kurulan Türk Telekom Açık Hava Sahnesi'nde düzenlenen "Türk Telekom Prime Açık Hava Sineması" etkinliğinde izleyicilerle buluştu. Film gösterimi öncesinde hayranlarıyla bir araya gelen Türkan Şoray, "Bu festivalin binlerce kişiye ulaşması kültür ve sanat açısından çok değerli. O nedenle yıllarca sürmesini diliyorum" dedi.ASYA'YI BİR DE BENİMLE İZLEYİN'Kendisini büyük bir coşkuyla karşılayan izleyicilere, "Filmi muhtemelen izlemişsinizdir ama Asya'yı bir de benimle izleyin" diyen Türkan Şoray, daha sonra hayranlarıyla birlikte Selvi Boylum Al Yazmalım filmini izledi. ### Kübra Ünsaç, "40’a Bir Bakış" ile Deniz Müzesi'nde! Tezhip, hat ve minyatür sanatçısı Kübra Ünsaç, "40'a Bir Bakış" adını verdiği kişisel sergisiyle sanatseverler ile buluşmaya hazırlanıyor. Seyed Davoud’un küratörlüğünü üstlendiği “40’a Bir Bakış” sergisi, 30 Ekim-2 Kasım 2022 tarihleri arasında Deniz Müzesi’nde ziyaret edilebilecek. Sergisi ile ilgili bir açıklama yapan Kübra Ünsaç, tezhip sanatının "kendi içerisindeki dikey-yatay hareketlerle tek bir anlam ifade etse de herkesin kendinde olanı bulduğu bir dil” olduğuna vurgu yapıyor. Sanatçı, bu dili şöyle yorumluyor: ULAŞILMASI ZOR OLAN BİR MANA VE ŞİFA ARAYIŞI "Noktanın çizgiye aktığı, çizginin ruhumdan ruhunuza aktığı bir dil bu. Duygularımın çizgiler aracılığı ile dışa dönümü, benim kendimi buluşum belki de... Tezhip, minyatür ve hattın matematiğinin soyuta dayanan boyutu, işlerimi geleneksellikten öte kılan. Görünenin ardına bakış, görünmeyendeki gerçekliği fark ediş. Bir çiçeğin görüntüsünün değil kokusunun anlatımıdır, sanatım. 'Soyut ve dinler üstü' olanın ciddi bir aktarımı olan sanat. Ulaşılması zor olan bir mana ve şifa arayışı. Sonsuza uzanan salt duyguların bütünlüğü. Gelenekselin ve güncelin bir olduğu bu ahengin, gönlünüzde bir derya olması dileğiyle…" ### İki kişiyle çekilen filme Kanada, Macaristan ve Türkiye'den ödül İki kişilik kadroyla çekilen ve yardımcı başrol oyunculuğunu bir kedinin yaptığı "Hayatımın Son 5 Günü" adlı film, yurt dışında ve Türkiye'de aday olduğu 6 film festivalinden 3 ödül aldı. Yönetmenlik, kameramanlık, ışık, kurgu gibi tüm çekim aşamalarını Mahmut Baldemir ve Hüseyin Uc'un yaptığı 93 dakikalık "Hayatımın Son 5 Günü'" adlı filmde, başrol oyunculuğunu yine Baldemir üstleniyor. "Mamud" adlı kedinin de yardımcı başrol oynadığı filmde, hayatına son vermek isteyen bir kişinin son 5 günde yaşadıkları anlatılıyor. Beş farklı dile çevrilen ve ilk kez Rusya'da "En İyi Film" adayı olarak gösterime giren "Hayatımın Son 5 Günü" filmi, İngiltere ve Kanada'daki festivallerde çeşitli kategorilerde aday gösterildi. Macaristan'da "En İyi Deneysel Film" ve Kanada'da da "En İyi Erkek Oyuncu" ödüllerini alan film, Türkiye'de ilk kez 10. Antakya Uluslararası Film Festivali'nde gösterildi. Antakya'daki festivalde "En İyi Film" dalında aday gösterilen iki kişiyle çekilen film, "10. Yıl Özel Ödülü"nün sahibi oldu. 1300 LİRA BÜTÇEYLE ÇEKİLDİ Filmin yönetmenlerinden ve başrol oyuncusu Mahmut Baldemir, 2016 yılında sektörü bırakmak üzereyken bu filmi çekme kararı aldıklarını anlattı. Baldemir, "Hayatımın Son 5 Günü" filmini yakınlarının maddi desteğiyle çektiklerini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Filmimiz, iki kişilik ekiple çekilen ilk film olma özelliği ve 1300 liralık bütçesiyle öne çıkıyor. O dönem bizim de paramız yoktu. Eşimizden, dostumuzdan malzeme isteyerek bu filmi çektik. Filmi çekerken güvendiğim tek kişi, diğer yönetmen arkadaşım Hüseyin Uc idi. O da bana güvenerek bu işe girdi. İki kişiyle film çekilir mi? Tabii ki de çekilir ve çekildi. Hatta dünya festivallerinde ödül aldı." "imkansız diye bir şey olmadığını GÖSTERDİK" Mahmut Baldemir, bu filmle "imkansız" diye bir şey olmadığını da gösterdiklerini anlattı. Sektörleri açısından yaptıklarının önemli olduğunu vurgulayan Baldemir; "İnsanlar size deneyiminiz yok ise iş vermiyor. 'Deneyim kazan, ondan sonra gel' diyorlar. Bu film aslında onlara karşı yapılmış. Tabii ki deneyime ihtiyaç var ama siz üniversiteden mezun olan birisine iş vermezseniz, o deneyim kazanamaz. Deneyimsiz birine 'Milyonları akıtın, deneyim kazansın' demiyoruz. İmkan tanıyın, ekipman ve çekim yapılacak alan, oyuncu desteği sağlayın, öğrenciler en azından kısa film çekebilsin" diye konuştu. "KURGU SÜRECİNDE SIKINTILAR ÇEKTİK" Mahmut Baldemir, "Hayatımın Son 5 Günü" filminin Türkiye'de ilk ve tek gösterimini Hatay'da yaptıklarını söyledi. Filmin diğer yönetmeni Hüseyin Uc da Türkiye'de katıldıkları ilk film festivalinde finalist olduklarını belirtti. Filmin tüm aşamalarında 2 kişi olduklarını anlatan Uc, şunları kaydetti: "Yönetmen Mahmut, aynı zamanda filmin oyunculuğunu üstlendi. 2017 yılında çekimlere başladık. Kurgu sürecinde sıkıntılar çektik. Geçen yıl filmi tamamlayarak festivallere başvurduk. Yurt dışında ödül aldık. Filmimizi bir de Türkiye'de denemek istemiştik. Burada da 'En İyi Film' finalisti olduk." ### San Francisco'da "40. Geleneksel Kumdan Heykel Yarışması" gerçekleştirildi ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki San Francisco kentinde bulunan Ocean Plajı'nda "40. Geleneksel Kumdan Heykel Yarışması" gerçekleştirildi. Binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen yarışmada, çeşit çeşit kumdan heykeller yapıldı. Yarışma sonucunda toplanan bağış, bölgedeki 8 bin 500'den fazla öğrencinin eğitimine yardım olarak dağıtılacak. ### İDSO'dan "Senfoni ile Neşet Ertaş Türküleri" İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), 25 Ekim’de Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında çok özel bir konserle seyirciyle buluşuyor. “Senfoni ile Neşet Ertaş Türküleri” başlıklı konserde İDSO; Şef Eray İnal yönetiminde, solistler Nilgün Kızılcı ve İsmail Altunsaray eşliğinde Ertaş’ın türkülerini senfonik olarak sevenleriyle buluşturuyor. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), 25 Ekim’de AKM Tiyatro Salonu’nunda unutulmayacak bir konsere imza atacak. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleşen konserde İDSO, Şef Eray İnal yönetiminde “Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş’ın türkülerini müzikseverlerle buluşturuyor. Ülkemizin en önemli ozanlarından Neşet Ertaş’ın türkülerinin senfonik olarak yorumlanacağı “Senfoni ile Neşet Ertaş Türküleri” konserinin solistleri ise Nilgün Kızılcı ve İsmail Altunsaray. Neşet Ertaş’ın türkülerinden seçmelerin sunulacağı konser, bu kez ozanın türkülerini çok sesli dinleyecek her yaşta izleyiciye farklı bir deneyim yaşatacak. Biletler biletinial.com’dan temin edilebilir. ### "10. Boğaziçi Film Festivali" başladı Boğaziçi Kültür Sanat Vakfınca gerçekleştirilen 10. Boğaziçi Film Festivali, Atlas 1948 Sineması'nda yapılan törenle başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğünün katkılarıyla düzenlenen, Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festival, takipçilerini 27 Ekim'e kadar sinema salonlarında ağırlayacak. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, sinemanın sanattaki önemine değinerek, "Sinema içerisinde dili, edebiyatı, tiyatroyu, güzel sanatların çoğu disiplinini kucaklayan bir sanat türüdür. Dolayısıyla Bakanlık olarak film festivallerine gönülden destek oluyoruz. Bu açıdan hem sanatçıları hem de buraya gönül vermiş sinemaseverleri destekliyoruz." dedi. Demircan, festivalin bu yıl da pek çok değerli misafiri ağırlayacağına dikkati çekerek, "Türkiye sinema ve dizi konusunda bildiğiz gibi dünyaya en önemli ihracatı yapan ülkelerden birisi konumunda. Bu anlamda festivalde emeği geçenleri tebrik ediyorum." ifadelerini kullandı. Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız da ilçenin kültür ve sanatın var olduğu, yaşadığı ve yaşandığı bir yer olduğunu söyleyerek, "Beyoğlu ile anılan sinema ve tiyatro, bugün film festivalleriyle de anılmaya devam ediyor. Geride bıraktığımız 9 festival oldukça başarılıydı, inanıyorum ki onuncusu hepsinden daha da başarılı olacak." diye konuştu. "SİNEMA COŞKUSUYLA BİR ARAYA GELDİK" Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer de festival için bu yıl da harika bir program hazırlandığının altını çizerek, "Önümüzdeki hafta cumaya kadar Atlas 1948 Sineması'nda, AKM Yeşilçam Sineması ve Kadıköy Sineması'nda gösterimlerimiz izleyiciyle buluşacak." dedi. Bu yılki festivale özel yeni iki ödül vereceklerini belirten Şanlıer, "Pandeminin geride kalmasıyla birlikte artık sinema salonlarında sinemaseverleri heyecanla bekliyoruz. Bugün de sinema coşkusuyla bir araya geldik." dedi. TRT Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ziyad Varol, festivalde TRT ortak yapımı ve TRT destekli 11 filmin yarışacağını aktararak şunları kaydetti: "TRT olarak gerek klasik yayıncılıkta gerek sinemada gerekse dijital mecralarda memleketimizin azimle istendiğinde neler yapabileceğini göstermek istiyoruz. Bu anlamda Türkiye'de gelişen sinema sektörüne katkı sunarken uluslararası ortak yapımlarımızla da festivallerde temsil ediliyor ve ödüller alıyoruz. Sektörün gelişimi, sinemamızın ilerlemesi için desteklerimizi sürdüreceğiz." Festivalin bu yılki onur ödüllerinden birini alan Filipinli yönetmen Lav Diaz, değişim gücüne vurgu yaptığı sinemanın her şeye rağmen devam ettiğini kaydetti. Festivali değerlendiren yönetmen Reis Çelik de Boğaziçi Film Festivali'nin çok önemli bir noktaya geldiğine işaret ederek, "İvmesini sürekli yükselterek ilerleyen bir festival haline geldi. Çünkü davet ettiği konuklarla, filmlerle çıtasını yükselten bir festival. Sinema sektörü olarak bizim için çok değerli bir çalışma, emeği geçenleri tebrik ediyorum." şeklinde konuştu. Törende ayrıca Türk Hava Yollarının yanı sıra Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer tarafından, Anadolu Ajansı Proje Yönetim Koordinatörü Oğuz Karakaş ile TRT Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Ziyad Varol'a plaket takdim edildi. TRT'nin Kurumsal İş Ortaklığı'nda ve Beyoğlu Belediyesinin kurumsal ev sahipliğinde düzenlenen festivalde açılış konuşmalarının ardından, yönetmen Michal Blasko'nun yabancı bir ülkede yeni bir hayat kurmaya çalışan Irinia'nın ailesini korumakla gerçekleri bulmak arasında kalmasını işleyen ve prömiyerini 79. Venedik Film Festivali'nde gerçekleştiren "Victim" filmi gösterildi. Festival programına ve detaylı bilgiye "www.bogazicifilmfestivali.com" adresinden ulaşılabilecek. ### Selçuk Artut'un 'Geomart-ut7' sergisi, 23 Ekim'e kadar AKM'de görülebilecek Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında açılan Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi (SSBF) Öğretim Üyesi Selçuk Artut'un "Geomart-ut7" adlı dijital sergisi, 23 Ekim'e kadar Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) ziyaret edilebilecek. İSTANBUL Sanatsal çalışmalarında insan ve teknoloji ilişkisinin teorik ve pratik boyutlarına odaklanan Artut, sergideki eserinde görsel ve işitsel malzemelerin tamamını kod yazarak oluşturdu. Geometri sanatının temel çalışmalarından ilham alınarak hazırlanan çalışmasına ilişkin açıklamada bulunan Artut, "Geometrik desenler kimi zaman doğada gözlemlediğimiz bir düzenin yansıması, kimi zaman ise uygulanan farklı tekniklerle ortaya çıkan sezgisel bir sürecin soyut sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Basit bir pergel ve cetvel yardımıyla elde edilen geometrik desenler, bize sundukları görsel içerikte farklı düzeylerde ortaya çıkan karmaşık yapıları ve aynı zamanda kusursuz düzenleri ile müreffeh bir dünyayı gözler önüne sermektedir." dedi. Selçuk Artut, geometri sanatında, algılanan ile tasarlanan arasında kurulmaya çalışılan bazı gizemli köprülerle karşılaşıldığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: ”GEÇMİŞİN GEOMETRİ SANATI İLE BUGÜNÜN KENDİNDEN ÜREYEN (JENERATİF) SANATI ARASINDAKİ SİSLER ALTINDA KALMIŞ OLAN BAĞLANTILARI GÖRÜNÜR HALE GETİRMEYİ ARZULUYORUM.” "Bu köprüler ustaca inşa edildiğinde mutlaklığa, tekrara, sonsuzluğa, sadeliğe, karmaşıklığa, düzene ve kaosa uzanan bir pencereden bakmamızı sağlayan yalın bir yapıya sahip olurlar. Geomart-ut7 başlıklı bu çalışma dizisinde, anlamın ifadeden nefesini kestiği bir algı dünyasında, basit geometrik formların hareket kazanabileceği ve karmaşık yapılara dönüşebileceği bir dönüşümü sunmaya çalışıyorum. Geçmişin geometri sanatı ile bugünün kendinden üreyen (jeneratif) sanatı arasındaki sisler altında kalmış olan bağlantıları görünür hale getirmeyi arzuluyorum." ### "Sıfır Noktasında" Resim Sergisi Açıldı Kadırga Sanat Galerileri’nin ev sahipliği yaptığı ve ilk günden yoğun ilgi gören Doğuyorum Sanat Grubu’nun "Sıfır Noktasında" resim sergisinin açılışını Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan gerçekleştirdi. İsmail Tetikçi, Kadir Ablak, Mustafa Albayrak, Musa Güney, Tolga Boztoprak ve Engin Beyaz'dan oluşan "Doğuyorum Sanat Grubu" sanatçılarının daha önce sergilenmemiş eserlerinden oluşan ve 50'den fazla eserin yer aldığı "Sıfır Noktasında" resim sergisi ilgilileriyle buluştu. Türk resmini sıfır noktasına taşımayı amaçlayan serginin açılışını Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, İstanbul İl Kültür Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz ile birlikte gerçekleştirdi. Başkan Mehmet Ergün Turan ve İl Kültür Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz sergiyi sanatçılarla birlikte gezerek, eserler hakkında bilgi aldı. BAŞKAN TURAN: “SANAT SEVERLER İÇİN ÖNEMLİ BİR HALKA” Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, açılışta yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Bugün açılışını yaptığımız "Sıfır Noktasında" sergisiyle sanat zincirimize, İstanbullu sanat severler için önemli bir halka daha eklemiş olacağız. Bu serginin oluşması için olmazsa olmaz olan bu değerli eserlerdi ve bu eserleri oluşturan çok kıymetli sanatçılarımıza, şahsım ve İstanbullular adına canı gönülden şükranlarımı sunuyorum.” ### Galeri ARK'ta Kerem Topuz ile "Dopaminerjik Metalar" Galeri ARK, 20 Ekim-14 Kasım tarihleri arasında resim, foto manipülasyon, video ve dijital sanat eserleri üreten Kerem Topuz 'un ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 20 Ekim Perşembe akşamı düzenlenen kokteyl ile sanatseverlerin karşısına çıkan Topuz'un eserleri büyük ilgi gördü. SANATIN DOPAMİNERJİSİ Küratörlüğünü Feride Çelik’in yaptığı “Dopaminerjik Metalar” sergisini, Çelik şu cümlelerle özetliyor: "Pandeminin yarattığı ruhsal ve sosyal izolasyonun depresif etkilerinden ancak sanatın dopaminerjisi ile sıyrılmamız mümkündür. Renklerin psikolojideki etkisi, bilindiği üzere halen tıp dünyasında tedavilerde kullanılmaktadır. Topuz’un çalışmalarında görülen canlı sarılar, elma ve zümrüt yeşili, turuncular, iddialı kırmızılar, fuşya ve elektrik mavisi gibi zengin renkler, adeta dopamin seviyemizi yükseltmek için tasarlanmıştır. Sergide, Andy Warhol’u Coca-Cola ile referans alırken, günümüz toplumunda halen görülen marka düşkünlüğünü de eserlerine yansıtan Kerem Topuz, mekân vitrininde yer alan NFT çalışması eşliğinde dopaminerjik bir enerjiyle bizleri sergiyi gezmeye davet etmektedir. Dopamin seviyemizin her daim yüksek olması dileğiyle..." ### Shahi Dayekh attends Istanbul Art and Antique Fair Famous Lebanese-born painter Shahi Dayekh attends the Istanbul Art and Antique Fair (IAAF). The fair, which will be held for the third time this year and is considered an important meeting point for art circles, will open its doors on November 17. Various events will also be held at the fair, where many artists and galleries from Turkey and abroad will take part. The works of Lebanese painter Shahi Dayekh will also be exhibited at the Istanbul Art and Antique Fair, which can be visited until 20 November. Famous painter Shahi Dayekh, who has 7 collections called Seasons of Change, House of Illusions, Sirens, Escapes, A Vision, Reflections, Private, will present a few of these collections at Istanbul Art and Antique Fair. Dayekh's recent works will also be exhibited at her stand at the Istanbul Art and Antique Fair. “My story started with discovering my passion for painting,” said Shahi Dayekh; “Since then, I have started to express myself through my paintings. So, in a sense, painting developed as my way of expressing myself.” Shahi Dayekh, who will attend the Istanbul Art and Antique Fair, which will start on November 17 at the Istanbul Lütfi Kırdar International Convention and Exhibition Center, made the following statements about Istanbul, which she sees as her second home: ''Istanbul is my second home. I love Istanbul and have been going there for as long as I can remember and have watched the way it has evolved. From the historical sights, to the night lights I am inspired by Istanbul's energy. Istanbul has everlasting richness, beauty and culture that you would never find anywhere else.'' https://www.youtube.com/watch?v=1ajFrkRVx74 Continuing her works in her studio in Dubai, Shahi Dayekh plans to exhibit the works she has been working on, which she calls the "Bloom Collection", at the Istanbul Art and Antique Fair if she grows up. ### Yapay zekâ sanat üretebilir mi? İstanbul sanatının nabzını tutan İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı, "Yapay zekâ sanat üretebilir mi?" araştırma dosyasını kapağına taşıyarak yayınlandı. Günümüz dünyasının tartışmalı konularından olan "yapay zeka ve sanat" temaları, alanında uzman isimlerle değerlendirildi. Emel Altay tarafından hazırlanan haber çalışmasında ilk söz; sanatçı, eğitmen ve tasarımcı Bager Akbay’a verildi. Yapay zekâ ve sanat ilişkisine dair projeleri bulunan Akbay; "Sanat eseri kendi duygularımızın aktarımı olduğu için bu yapay zekâ için mümkün değil, ancak çıkan nesnenin sanat eseri olması mümkün" dedi. Konuya dair fikirlerine başvurulan diğer isimler ise akademisyen Burak Dervişoğlu ve sanatçılar Elçin Arpaçay, Ozan Türkkan, Gizem Renklidağ oldu. Avukatlar Mutlu Yıldırım Köse ve Havva Yıldız da yapay zekâ ve sanat ilişkisini hukuki açıdan ele aldı. Köse ve Yıldız, yapay zekayla üretilmiş sanat eserlerine yönelik henüz yasal bir düzenleme olmadığına vurgu yaptı. SANATSAL ETKİNLİKLER, YENİ ÇIKANLAR Sanatın kalbinin attığı şehir İstanbul’da sonbaharın gelmesiyle birlikte sanat etkinlikleri de hızla artmaya başladı. İstanbul Sanat Dergisi, sanatseverler için 2022 yılının son çeyreğine dair sanatsal etkinlik ve festivallere detaylıca yer verirken; Sanat Günlüğü ile izlenecek filmler, dinlenecek müzikler ve okunacak en yeni kitapları derledi. ULUSLARARASI RÖPORTAJLAR DA YER ALDI Derginin yeni sayısında sadece Türkiye’den değil, global düzeyde çok sayıda sanatçı ağırlandı. Anadolu yakasının  gözde otellerinden 39 Kalamış'ın dış cephesini otel işletmecisi Münteha Adalı'nın talebiyle renklendiren David Arranhado, sanatını ve İstanbul gözlemlerini dergi okuyucuları ile paylaştı. Portekizli sanatçı Sara Gsilva, Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh de derginin yabancı konukları arasında yerini aldı. İSTANBUL’DA KÜLTÜR SANAT İBB’YE EMANET Son yıllarda İstanbul’da artan kültür sanat projelerinin mimarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)'nin yeni dönem çalışmalarını Pınar Baltacı’ya anlatan İBB Kültür Dairesi Başkanlığı Koordinatörü Figen Ayhan Karakelle, İBB ile sanatın artık herkes için erişilebilir olduğunu vurguladı ve ekledi: "Hepsi, İstanbul’da sevilmeye değer şeylerin yanına konulabilecek etkinlikler…" ÖZEL RÖPORTAJLAR İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında, özel isimlerle birbirinden renkli röportajlara yer verildi. Mimar Alper Aytaç, duayen sanatçı Devrim Erbil’in Bodrum’da yapılması planlanan müzesine dair detayları paylaştı. Bodrum’dan bir haber de ilçeye kazandırdığı müze ve sanat merkezi Museum ARThill ile ülkemizin sanat dünyasına yeni bir kapı aralayan sanatçı Ender Güzey’den geldi. Atık malzemeleri dönüştüren sanatçı Deniz Sağdıç ise dönüşümün gelecek nesiller ve gezegenimiz için ne denli önemli olduğunu vurguladı. Yapı Kredi Sanat ve Kültür Müdür Yardımcısı Elif Erdoğan ile Hristoff Aile Arşivi Sergisi gölgesinde, arşiv ve koleksiyonculuk üzerine anlamlı bir söyleşi gerçekleştiren dergi, nakışı çağdaş sanata kazandıran Pelda Aytaş'ı da sayfalarına taşıdı. SANAT TARİHİNE DAİR KÖŞE YAZILARI Milli Saraylar Resim Müzesi Yöneticisi Gülsen Sevinç Kaya, kaleme aldığı "Ünlü Fransız ressam Jean-Léon Gérôme ve sarayın tablo koleksiyonunun oluşumuna katkısı" başlıklı köşe yazısıyla sanat tarihine bir not düşerken, Ressam Gülseren Südor da ‘Öncü Türk kadın ressamlar’ı İstanbul Sanat Dergisi okuyucuları için derledi. FARKLI DİSİPLİNLERDEN SÖYLEŞİLER Dergide farklı disiplinlerde sanatçılarla söyleşiler de yer aldı. Fotoğrafçı Can Sarıçoban, "Her yeni sergimde yeni bir teknik deniyorum" diyerek fotoğraf sanatının inceliklerine değinirken; toplumsal konulara duyarlılığıyla tanınan Piyanist Dengin Ceyhan ise bir sanatçı gözüyle İstanbul’u şu sözlerle anlattı: “İstanbul, dünyaya açılan bir kapı…” İstanbul Sanat Dergisi’ni ücretsiz kargo ile adresinize sipariş vermek için aşağıdaki linki tıklamanız yeterli: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-9-sayi/ ### İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde "Antik Gelecekler" sergisi açıldı Meta ve xtopia tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğiyle hazırlanan "Ancient Futures (Antik Gelecekler)" sergisi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sanatseverlerle buluştu. Açılışta xtopia'nın "Her Şey Zamana Ait" şiir enstalasyonu, İstanbul Arkeoloji Müzeleri içerisindeki Arkeoloji Müzesi binasının cephesinde izlenime sunuldu. Açılışta ayrıca arkeoloji ve mitolojiden esinlenerek, müzenin cephesinde mapping gösterisi gerçekleştirildi. Müzenin farklı salonlarında düzenlenen sergide, müzenin eserleriyle aynı ortamda dijital ekranlar ve fiziksel heykellerin yanı sıra artırılmış gerçeklik çalışmalarıyla birçok perspektif bir araya geliyor. Sergi; sanatçı Liam Young, Theo Triantafyllidis, David OReilly, Behnaz Farahi ve Jonathan Monaghan'ın yanı sıra aynı zamanda Türk sanatçılardan Ecem Dilan Köse, Beryl Bilici, Kerim Safa, Kerim Dündar, Enes Güç, İdil Dursun, Memo Akten, Sarper Baran ve Pınar Yoldaş'ın işlerine ev sahipliği yapıyor. 30 EKİM'E KADAR ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ Meltem Şahin, Enes Güç, Mesut Öztürk, Alper Derinboğaz ve Gaye Su Akyol da fiziksel heykelleriyle sergide yer alıyor. Ayrıca dijital sergi için kurulan VR (sanal gerçeklik) köşesinde, tüm ziyaretçiler sanal sergiyi gezme fırsatı bulabiliyor. Sergi için özel olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri 'nin en değerli eserlerinden İskender Lahti'nin AR çalışması, Instagram filtresi olarak tasarlandı. Geçmiş zaman ve kültürel mirastan ilhamla hazırlanan, 27 eserin yer aldığı sergi, müze içerisinde konumlandırılan dijital ekranlar ve VR deneyim alanlarıyla 30 Ekim'e kadar ziyarete açık olacak. ### Shahi Dayekh, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'na katılıyor Lübnan asıllı ünlü ressam Shahi Dayekh, İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'a katılıyor. Bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan ve sanat çevreleri için önemli bir buluşma noktası olarak kabul edilen fuar, 17 Kasım'da kapılarını açacak. Yurt içi ve yurt dışından çok sayıda sanatçı ve galerinin yer alacağı fuarda, çeşitli etkinlikler de yapılacak. 20 Kasım tarihine kadar ziyaret edilebilecek İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda, Lübnan asıllı ressam Shahi Dayekh'in eserleri de sergilenecek. "İçimdeki resim tutkumu keşfetmekle başladı benim hikayem" diyen Shahi Dayekh; “O zamandan bu yana kendimi resimlerimle ifade etmeye başladım. Yani bir anlamda resim, benim kendimi ifade etmek şeklim olarak gelişti” şeklinde konuştu. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'ndaki standında, Dayekh'in son dönem yaptığı çalışmalar da sergilenecek. ### Paha biçilemez Van Gogh tablosuna çorba fırlattılar İngiltere'de Just Stop Oil (Sadece Petrolü Durdurun) adlı çevreci grubun iki üyesi, başkent Londra'daki National Gallery'de sergilenen Vincent Van Gogh'un "Ayçiçekleri" tablosuna, iklim değişikliğine dikkati çekmek amacıyla domates çorbası attı. İklim aktivisti iki kadın, Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un Londra'daki National Gallery'de yer alan ve yaklaşık 72,5 milyon sterlin değerindeki ünlü tablosunun üzerine iki konserve kutusundaki domates çorbasını fırlattı. "Just Stop Oil" yazılı tişörtler giyen protestocular, Van Gogh'un 1888 tarihli "Ayçiçekleri" adlı tablosuna domates çorbası attıktan sonra yapıştırıcıyla ellerini tablonun altındaki duvara yapıştırdı. "DAHA DEĞERLİ OLAN SANAT MI YOKSA HAYAT MI?" Daha sonra aktivistlerden 21 yaşındaki Phoebe Plummer; "Daha değerli olan nedir? Sanat mı yoksa hayat mı?" diye bağırdı. Polis, tabloya zarar verme girişiminde bulunan iki protestocuyu gözaltına aldı. CAMLA KAPLI OLAN TABLO ZARAR GÖRMEDİ Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde olaya tanıklık eden ziyaretçilerin, "Aman Tanrım!" diye bağırarak şaşkınlıklarını dile getirdiği görüldü. Camla kaplı tablonun zarar görmediği, ancak çerçevesinde ufak bir hasarın olduğu açıklandı. Grubun aktivistleri, son birkaç gündür İngiliz Parlamentosu'nun çevresinde ve Londra'nın bazı noktalarındaki yolları trafiğe kapatıyor. Haber ve görseller: NTV (www.ntv.com.tr) ### "Cadı Kazanı" seyirciyi büyüledi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları; Arthur Miller’ın yazdığı, Yiğit Sertdemir’in yönettiği "Cadı Kazanı" oyununu seyirciyle buluşturdu. İBB Şehir Tiyatroları’nda ilk kez sahnelenen Cadı Kazanı, seyircisini oyunun atmosferi ve oyuncuların performansıyla büyüledi. 2022-2023 sezonunun yeni oyunu “Cadı Kazanı”, 12 Ekim 2022 Çarşamba günü Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde prömiyerini yaptı. 17. yüzyılda geçen bir olay üzerinden yazılan “Cadı Kazanı”, Amerika’da Salem Kasabası’nda kötülük ve iyilik kavramlarını birey-toplum denkleminde irdeliyor. Oyunun prömiyerine; İBB Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, İBB Meclis Üyeleri Murat Cirav, Alaettin Aktay, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Oytun Askeroğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Can Başak ve Emrah Özertem’in de aralarında olduğu İBB Şehir Tiyatroları sanatçıları katıldı. Sabahattin Eyüboğlu-Vedat Günyol’un çevirdiği, müziğini Emrah Can Yaylı’nın, dekor tasarımını Metin Deniz’in, kostüm tasarımını Nihal Kaplangı’nın, ışık tasarımını Kemal Yiğitcan’ın, efekt tasarımını Hanefi Topraktepe’nin, hareket düzenini Senem Oluz’un yaptığı, fotoğraflarını Nesrin Kadıoğlu’nun çektiği oyunda; Berfu Aydoğan, Berna Adıgüzel, Burak Davutoğlu, Canan Kübra Birinci, Ceren Kaçar, Emre Çağrı Akbaba, Eraslan Sağlam, Ersin Sanver, Ezgim Kılınç, Fatma İnan, İbrahim Can, Mehmet Bulduk, Nilay Yazıcıoğlu, Onur Demircan, Ozan Gözel, Rozet Hubeş, Selçuk Yüksel, Selen Nur Sarıyar, Zeki Yıldırım rol alıyor. Oyun; 13-15 Ekim, 19-22 Ekim 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde izlenebilir. "cadı kazanı" oyunu hakkında Yıl 1692… ABD’de Salem kasabası… Cadılıkla suçlanan insanlar… Büyük tartışmalara, ardından işkencelere, nihayetinde de idamlara varan mahkemeler… Çıkarları için ‘liste’lerce insanları ölüme sürükleyen ‘insan’lar… İnancı kullanarak önce toplumsal yaşamı, sonra hukuku, nihayetinde onuru yok etmeye çalışan ‘baştakiler’ ve buna sebep olmayı yahut seyirci kalmayı seçen halk… Tiyatro yazınının en önemli isimlerinden Arthur Miller’ın, 1952’de gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı bu ölümsüz eser, ilk kez İBB Şehir Tiyatroları'ndan seyircilerini selamlıyor. ### Bodrum Cup'ta "Deli Deryalı Bir Dahi" sergisi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek okul gemisini yapan Yücel Köyağasıoğlu'nu mercek altına alan “Deli Deryalı Bir Dahi” sergisi, American Hospital The Bodrum Cup'ta sanatseverlerle buluşuyor. Bu yıl 34'üncüsü gerçekleştirilecek olan uluslararası deniz festivali American Hospital The Bodrum Cup, heyecan dolu yarışların yanı sıra denizcilik ve yelken tutkunlarına özel birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak. Küratörlüğünü Zerrin Ulusman ve görsel direktörlüğünü Mehmet Uyargil'in üstlendiği, Yücel Köyağasıoğlu'nu odağına alan “Deli Deryalı Bir Dahi” sergisi, 11-31 Ekim tarihleri arasında Bodrum'da yer alan 5 farklı sergi salonu ve 1 belgesel gösterimiyle ziyaretçilerle buluşacak. 11 Ekim'de Bodrum Belediyesi Mausolos Sergi Salonu'nda gerçekleşen ve küratör Zerrin Ulusman'ın konuşmasıyla başlayan sergi açılışına; Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, The Bodrum Cup Onursal Başkanı Erman Aras, The Bodrum Cup Organizasyon Komitesi Başkanı Süleyman Uysal katıldı. 31 Ekim'e kadar devam edecek olan sergide farklı yönleriyle tanıma fırsatı bulacağımız Yücel Köyağasıoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ve tek okul gemisini yapan, Türk denizcilik tarihinde yadsınamaz bir öneme sahip bir yelken duayeni. YELKENLE GEÇEN BİR HAYATIN İÇİNDE DENİZDEN BESLENEN ÜRETKENLİK Köyağasıoğlu'nun dört yaşında başlayan ve yelkenle geçen bir hayatın içinde denizden beslenen üretkenliği, ahşap tekneler ve mekanik üzerine mucit titizliğiyle yaptığı çalışmalar, hatta elleriyle yaptığı makine ve aparatlar, plastik sanatlara yoğun ilgisiyle yaptığı resimler, çizimler, çektiği fotoğraflar, uzmanlığını sunduğu tekne tasarımları, tekne modelleri ve daha birçok yaratıcılığı bu sergide yer alacak. Bu yıl 34'üncü American Hospital The Bodrum Cup ile eş zamanlı gerçekleştirilecek olan, küratörlüğünü Zerrin Ulusman'ın üstlendiği ve merkezine Yücel Köyağasıoğlu'nu alan “Deli Deryalı Bir Dahi” sergisi, 11-31 Ekim tarihleri arasında 5 farklı sergi alanında ziyaret edilebilecek. Proje kapsamında Mehmet Uyarlıgil'in yapımcılığını üstlendiği bir belgesel de yelken tutkunları ve sanatseverlerle buluşacak. Projenin sergi ve belgesel gösteriminin festival ile eş zamanlı olması sayesinde festival kapsamında Bodrum'u ziyarete gelen katılımcılar ve ziyaretçiler, Yücel Köyağasıoğlu'nu yakından tanıma fırsatı bulacak. Ayrıca, Bodrum Belediye Meydanı'nda kurulacak olan The Bodrum Cup Yarış Köyü'nde, 20 Ekim'de Yücel Köyağasıoğlu'nun belgesel gösterimi gerçekleşecek. Deli Deryalı Bir Dahi'yi 6 farklı konumda tanımak mümkün olacak T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Belediyesi, BOSAV ve The Bodrum Cup'ın destekleri ile Küratör Zerrin Ulusman tarafından bütünsel bir sergi olarak tasarlanan “Derli Deryalı Bir Dahi”, 11-31 Ekim tarihleri arasında sırasıyla Artemisia Sanat Galerisi, Mausolos Sanat Galerisi, The Bodrum Cup Yarış Köyü, STS Bodrum Okul Gemisi ve Bodrum Kalesi – Haluk Elbe Sanat Galerisi'nde görülebilecek. Mehmet Uyargil imzalı Yücel Köyağasıoğlu belgesel filminin ilk gösterimi ise 13 Ekim 2022 Perşembe günü, 20:30'da Aya Nikola Kilisesi'nde gerçekleştirilecek. ### MSG'den yeni dönem öncesi motivasyon yemeği Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği (MSG) Yönetim Kurulu, üst kurullar ve MSG profesyonelleri ile yeni dönem öncesi motivasyon yemeğini Bizim Tepe Kuruçeşme’de gerçekleştirdi. MSG Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Göçer ve Başkan Yardımcısı Zeynep Talu’nun ev sahipliğinde düzenlenen yemekte, geçtiğimiz altı aylık faaliyetleri dönemi değerlendirdirildi ve önümüzdeki dönemin heyecan veren projeleri görüşüldü. Av. İrem Toprakkaya, MSG Genel Sekreter Yardımcısı Ata Taner Büyükkaymakçı, MSG Üye İlişkileri Müdürü Evrim Dömekeli, MSG Genel Sekreteri Barış Şensoy, MSG Genel Sekreter Yardımcısı Burcu Bere, MSG Teknik Bilim Kurul Üyesi Orkun Tunç... MSG Üst Kurul Üyeleri Adnan Fırat, Ayşe Gamze Öztemel, Harun Sürek, İlkay Yakan Serdaroğlu, Serdar Erken, Süleyman Billor... MSG Yönetim Kurulu Başkanı Ferhat Göçer, MSG Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Talu, MSG Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Yüksel Baltacı, MSG Yönetinm Kurulu Üyesi Cansu Kurtçu... ### "Şehrin Festivali" 212 Photography Istanbul 5 yaşında! Ortak dili fotoğraf olan 212 Photography Istanbul, beşinci yıl programında Magnum Photos’un 75. yılına özel sergisinden hayvanlarla yaşam, antroposen, sokak kültürü, gastronomi, müzik fotoğrafçılığı ve daha birçok başlığa farklı disiplinlerin de dahil olduğu içerikleri ve dünyanın dört bir yanından sanatçıların katılımıyla 6-16 Ekim tarihleri arasında şehrin iki yakasına yayılan zengin programıyla izleyicisini kucaklıyor. Fotoğraf sanatı üzerinden disiplinlerarası bir diyalog ortamı sunan “Şehrin Festivali” 212 Photography Istanbul, 15’e yakın mekânda 60’ın üzerinde sanatçının 500’ün üzerinde eserini sanatseverlerle buluşturuyor. Festivalde, fotoğrafın yanı sıra geçen sene olduğu gibi yeni medya, video sanatı, heykel ve daha pek çok farklı yaklaşım görülebiliyor. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere yola çıkan 212 Photography Istanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür A.Ş iş birliği ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla festival takipçilerini ağırlıyor. 212 Photography Istanbul; beşinci senesinde, sergiler, atölyeler, söyleşiler, konserler, film gösterimleri ve portfolyo değerlendirmelerin yanı sıra yayıncılık, mimarlık, müzik, gastronomi gibi farklı başlıklara da programında yer veriyor. Festivalin bu seneki ana destekçileri arasında Yapı Kredi, PARİBU, lifebox, Jotun, HP, Converse, We Are The Walkers, TanqYOURSELF’in yanı sıra kültür kurumlarından Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Cervantes/İspanya Başkonsolosluğu, Macar Kültür Merkezi, Institut Français ve Amerikan Büyükelçiliği yer alırken, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu da festivale verdiği ödünç yapıtla festivalin iş birlikçileri arasında bulunuyor. 212 Photography Istanbul 5. yıl rotası 212 Photography Istanbul, 5. yılında İstanbul’un iki yakasına yayılan etkinlikleri ile şehrin farklı noktalarını festivale dahil ediyor. Ana mekânları Akaretler Sıraevler ve Yapı Kredi bomontiada olan festival, bu yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoît Kilisesi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, Taksim Sanat, Institut Français, Yeldeğirmeni Sanat, paralel mekanlar arasında Evin Sanat Galerisi, FOTOGRAFEVİ, Kalyon Kültür, Art On İstanbul ve Zilberman Galeri, Zorlu PSM gibi pek çok lokasyonda katılımcılarla buluşuyor. 212 Photography Istanbul sergilerine bir bakış 212 Photography Istanbul’un 5. yılında Erik Kessels, Kata Geibl, Christto & Andrew, Felix R. Cid, Tina Signesdottir Hult, Aimée Hoving, Lorenzo Vitturi ve Joseph-Philippe Bevillard isimlerin sergilerinin yanı sıra fotoğraf dünyasının en önemli kurumlarından "Magnum Photos 75. Yıl" sergisiyle izleyiciyle buluşuyor. Bu özel serginin devamı olarak, Magnum Photos’un iki önemli fotoğrafçısı Jonas Bendiksen ve Enri Canaj’ın da kişisel sergileri de festival programında. Türkiye’den ve uluslararası sanatçıların eserlerini bir araya getiren tematik sergilerde "Dostlarımız, Hayvanlar" (Our Dearest Friends, Animals), Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı tarafından desteklenen "Kayıp Manzaralar" (Lost Landscapes)’in yanı sıra kapılarını ilk kez 212 Photography Istanbul ile ziyaretçilere açan St. Benoît Kilisesi’nde "Floral Düşler" (Floral Dreams) gerçekleşiyor. FESTİVAL KAMUSAL ALANA DA YAYILIYOR İstanbul Büyükşehir Belediyesi arşivinde yer alan Faik Şenol fotoğraflarından bir seçki "Bir Zamanlar İstanbul" (Once Upon a Time in Istanbul), Murat Abbas, Kanat Atkaya, Burak Sülünbaz’ın plak koleksiyonlarından ve Bant Mag'in "Kayıp Zamandan Bağımsız Müzikler" sergisinden yola çıkarak müziğin görsel tarihinden kareleri ve hikâyelerini anlatan "Kayıttayız" (On Record)’un yanı sıra festival ayrıca, Beşiktaş Meydanı’nda Converse sponsorluğunda düzenlenecek "Create Next" kaykay sergisi ile kamusal alana da yayılıyor. Solo ve tematik sergilerin yanı sıra film gösterimleri, söyleşiler, atölyeler ve buluşmalar da 212 Photography Istanbul’da! Bu yıl geçtiğimiz yıl olduğu gibi MUBI ile işbirliği ile gerçekleşecek çevrimiçi film gösterimleri, festivale özel 16 adet film seçkisi ile festival takipçileri ile buluşuyor. Ayrıca sinema salonlarından vazgeçemeyenler için Institut Français iş birliğiyle seçilen filmler, festival özelinde gösterimde. FESTİVAL PROGRAMI: 6 Ekim Perşembe 17.00 – 18.00 Sanatçı Söyleşisi: Kata Geibl x Özgün Yiğit Tuna @Akaretler Sıraevler 17 18:00 – 19:00 Editör Söyleşisi: Izabela Radwanska Zhang x Merve Arkunlar @Akaretler Sıraevler 17 7 Ekim Cuma 14:00 – 17:00 Atölye: Burcu Böcekler ile Fotogram Atölyesi @Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü 15:00 – 17:00 Atölye: Mine Kasapoğlu ve Adem Ustaoğlu ile Hareketi Yakala @Beşiktaş Meydan 17:15 – 17:55 Konser: Holistic Tsunami @Beşiktaş Meydan 18:30 – 19:30 Sanatçı Söyleşisi: Fred Mortagne x Sinan Logie @Akaretler Sıraevler 17 8 Ekim Cumartesi 11:00 – 12:00 İmza Günü: Enri Canaj @Akaretler Sıraevler 37-39 15:00 – 17:00 Gezici Atölye: Metin Çavuş ile Materyaller Gösterisi: Karaköy Perşembe Pazarı’nın Maddi Dokusunu Fotoğraflamak Buluşma Yeri @Kale Tasarım ve Sanat Merkezi 18:30 – 19:30 Konser: Kuzey Aktuğ & Berkan Yılmaz @Akaretler Sıraevler 17 9 Ekim Pazar 10:30 – 13:00 Keşif Atölyesi: Burcu Böcekler ile Beyoğlu Sokaklarında Mimari Keşif Atölyesi Buluşma Yeri @Taksim Meydanı Cumhuriyet Anıtı önü 17:00 – 18:00 Sanatçı Söyleşisi: Can Görkem Halıcıoğlu x Gümrah Şengün @Akaretler Sıraevler 17 10 Ekim Pazartesi 14:30 – 17:30 Atölye: Derya Turgut ile Yemek Fotoğrafçılığı Atölyesi – Doğal Işığın Gücü @Sanayi 313 17:00 – 18:00 Söyleşi: Hürü Özlük – “Bozkırda” @İstanbul Kitapçısı- Kadıköy İskelesi 17:00 – 18:00 Söyleşi: Metin Çavuş ile “Sinemada Fotoğraf: Fotoğraf ile İlgili Kavramların Filmlerde Tartışılması” @Akaretler Sıraevler 17 18:00 – 19:00 Söyleşi: Burak Sülünbaz, Merih Akoğul ve Cem Gültepe ile Kayıttayız @Zorlu PSM Galeri Alanı 19:00 Film Gösterimi: Alice Guy: 13 Courts Métrages – Alice Guy @Institut Français 11 Ekim Salı 15:00 – 16:00 Söyleşi: Esra Özkan – “Dijital Sanat” @Akaretler Sıraevler 37 17:00 – 18:00 Söyleşi: Merih Akoğul – “Dergilerde Yazmanın Dayanılmaz Ağırlığı” @İstanbul Kitapçısı - Kadıköy İskelesi 17:00 – 18:00 Söyleşi: Yekta Kopan x Yasin Oral – “Sanat ve Teknoloji” @Akaretler Sıraevler 37 17:00 – 18:00 Konser: Furkan Akatay & Oğuz Can Köseoğlu @Akaretler Sıraevler 17 19:00 Film Gösterimi: Cléo de 5 à 7 – Agnès Varda @Institut Français 12 Ekim Çarşamba 14:30 – 17:30 Atölye: Derya Turgut ile Mobil Yemek Fotoğrafçılığı Atölyesi – Farklı Bir Bakış @Sanayi 313 18:00 – 19:00 Konser: Barış Ergün @Saint Benoît Kilisesi 18:00 – 19:00 Söyleşi: Dilan Bozyel – “Paris-Beyrut:Mutluluk Hattı” @İstanbul Kitapçısı - Kadıköy İskelesi 19:00 Film Gösterimi: Les Diaboliques - Henri-Georges Clouzot @Institut Français 13 Ekim Perşembe 18:30 – 19:30 Söyleşi: Benek Çinçik – Amerikalı Sanatçı Robert Smithson’ın Bir İşi Üzerine Söyleşi: Havadan Görünümün Tarih Öncesi Üzerine: Antroposen’de Spiral Jetty’i Okumak (1970) @Akaretler Sıraevler 17 19:00 – 20:00 Söyleşi: Volkan Kızıltunç – Zamana Tutunmak @Kalyon Kültür 19:00 Film Gösterimi: Ascenseur Pour L'échafaud - Louis Malle @Institut Français 14 Ekim Cuma 11:00 – 12:00 Söyleşi: Prof. Dr. Axel Buether – Renklerin Dili: Renkler Deneyim ve Davranışlarımızı Nasıl Etkiler? @Akaretler Sıraevler 17 17:00 – 18:00 Konser: Dila Yıldız & Yüsra Derviş @Yeldeğirmeni Sanat 19:00 Film Gösterimi: Pierrot Le Fou – Jean-Luc Godard @Institut Français 15 Ekim Cumartesi 13:00 – 14:00 Sergi Turu: Osman Nuri İyem @Kale Tasarım ve Sanat Merkezi 14:00 – 15:00 Sanatçı Söyleşisi: Joseph-Philippe Bevillard x Mehmet Ekinci @Akaretler Sıraevler 17 15:00 – 16:00 Söyleşi: Nevzat Sayın x Ahmet Ertuğ – “Yapıdan Mekâna, Mekândan Atmosfere” @Soho House 16 Ekim Pazar 18:00 – 19:00 Söyleşi: Office Istanbul Architects – “Beden ve Tonsürton” @Akaretler Sıraevler 17 19:00 Film Gösterimi: Histoire d'un regard - Mariana Otero @Institut Français ### "Bir Dilek Tut" filmi Amerika'dan üç ödülle döndü "Bir Dilek Tut", Los Angeles Film Awards'tan "En İyi Genç Oyuncu" - Mehmet Turan Doğan, "En İyi Görüntü Yönetmeni" - Joan Bordera ve "En İyi Film Müzikleri" - Mustafa Yazıcıoğlu ödülleriyle geri döndü. Meta Akkuş’un yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği "Bir Dilek Tut" (Make a Wish) isimli filmde Kaan rolü ile Los Angeles Film Awards töreninde "En İyi Genç Oyuncu" ödülünü alan 8 yaşındaki Mehmet Turan Doğan, Amerika’da oyuncu ödülü alan ilk Türk çocuk oyuncu oldu. "Bir Dilek Tut", Los Angeles Film Awards’tan aynı zamanda "En İyi Görüntü Yönetmeni" - Joan Bordera ve "En İyi Film Müzikleri" - Mustafa Yazıcıoğlu ödülleriyle geri döndü. Dünyanın dört bir yanından filmi ile her dalda ödüller alan Meta Akkuş, yaptığı açıklamada "Bir Dilek Tut filmimiz sınırlarını aşmış, Türk filmi olmayı bırakıp her dile, her dine, her ırka, her insana dokunan, hitap eden evrensel bir eser olduğunu bize kanıtlıyor ve bu onun yolculuğunun daha başlangıcı. Bundan daha iyi nasıl olur çok ama çok merak ediyorum. Bir Dilek Tut filmimizin yolu açık, misyonu ise kendi gibi çok büyük. Filmimin mesajından, her karesinden ve kadromdan gurur duyuyorum" diye devam etti. Senaryosunu Meta Akkuş ve Avni Tuna Dilligil’in yazdığı, Enver Sülük’ün senaryo danışmanlığını üstlendiği "Bir Dilek Tut" filminde Altan Erkekli, Mehmet Turan Doğan, Vildan Atasever, Almira Tuana, Alper İlker, Gün Akıncı, Yusuf Kemal Kılkış, Seda Alpat, Ender İlker, İhsan Berk, Aydın Özer Tuncer ve Meta Akkuş rol alıyor. FİLMİN ÖZETİ Yaşadıkları yerde çok güzel ve mutlu bir hayatı olan Kaan, bir gün ailesinin İstanbul'a taşınacağını öğrenir. Bu haber onu üzer. Arkadaşlarını ve çok sevdiği kürek takımını bırakmak istemez. Bir şey yapıp, bu yolculuğu durdurmalıdır. Sonunda çareyi teyzesinin hediye ettiği kitabın sihirli sayfalarında bulur. "Bir Dilek Tut" isimli kitap sayesinde nasıl dilek tutacağını, saflığın ve iyi kalpliliğin tılsımını keşfeder. Kitap, ona bambaşka ufuklar açar. Hiç hayal etmediği bir dünyanın kapısını aralar. Kaan, "Bir Dilek Tut" kitabı sayesinde okulda uğradığı akran zorbalığına karşı hayal gücünü geliştirmeyi, kötülüğe sevgi ile karşılık vermeyi öğrenir. Kitabın baş karakteri Berke’nin annesini Vildan Atasever, dedesini ise Altan Erkekli canlandırıyor. Filmin hikayesi, 2009 yılında yazar yönetmen Meta Akkuş'a Paris sokaklarında yürürken fikir olarak geldi. 2009'dan beri bu proje üzerinde çalışan Meta Akkuş'a, Mustafa Yazıcıoğlu müzikleriyle eşlik etti. Müziklerin büyük bir bölümü İstanbul’da, bir bölümü ise Los Angeles’ta canlı enstrümanlarla çalınarak kaydedildi. ### Başkent Kültür Yolu Festivali, Azerbaycanlı piyanist Şahin Növresli’yi ağırladı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Başkent Kültür Yolu Festivali, önceki gün dünyaca ünlü Azerbaycanlı caz ve klasik piyanist Şahin Növresli’yi (Shahin Novraslı) ağırladı. CSO Ada Ankara Ana Salon’da Ankaralılarla buluşan Şahin Növresli ve Trio ekibi, başkentlilere doyumsuz bir müzik ziyafeti sundu. Konser sırasında Növresli’ye basta James Cammack, davulda ise Josselin Hazard eşlik etti. Konsere ayrıca tarda Arslan Növresli, kamança da ise Toğrul Esadullayev, konuk sanatçı olarak katıldı. Klasik bilgisi ile Azerbaycan Halk Müziği mugam ve caz etkilerini zarif bir şekilde harmanlayan Şahin Növresli, doğu ve batı kültürlerini bir araya getirdiği kendine özgü ve başarılı bir müzik evreninden örnekleriyle Ankararalılara eşsiz bir müzik dinletisi sundu. ### İDSO Denizbank Konserleri, 2022-2023 sezonunu açıyor Denizbank’ın 19 yıldır desteklediği İDSO Konserleri, 2022-2023 sezonunu 7 Ekim’de açıyor. Atatürk Kültür Merkezi (AKM)'de gerçekleştirilecek konserde, İranlı şef Alexander Rahbari ve keman sanatçısı Kirill Troussov sahne alacak. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), Denizbank Konserleri ile şehrin sanat yaşamına damga vurmaya devam ediyor. İDSO Denizbank Konserleri 'nin 2022-2023 sezonu, 7 Ekim Cuma günü Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda açılıyor. Konser, İranlı şef Alexander Rahbari yönetiminde ve Yehudi Menuhin, Gidon Kremer gibi efsanevi kemancılarla çalışma şerefini yaşamış Kirill Troussov’un solistliğinde gerçekleşecek. Açılış konserinin repertuvarı ise Türk, Rus ve Çek bestecilerin değerli eserlerinden oluşacak. Perdelerini 77’nci kez açmanın heyecanını renkli bir repertuvar ile taçlandıran İDSO, bu ilk konserin coşkusunu paylaşmaya çağırıyor. Biletler, biletinial.com’dan temin edilebilir. Tarih: 7 Ekim 2022Yer: AKM Türk Telekom Opera SalonuSaat: 20:00Şef: Alexander RahbariSolist: Kirill Troussov (Keman) Program:· Cemal Reşit Rey,“Türkiye 10. Bölüm”· P.I.Tchaikovsky,“Keman Konçertosu”· A.Dvorak,“Senfoni No:9” ### İstanbul Devlet Tiyatrosu, yeni sezonu 1 Ekim'de açıyor İstanbul Devlet Tiyatrosu, yeni sezonu 1 Ekim Cumartesi günü açıyor. Yerli yabancı klasiklerden müzikli oyunlara, dünya prömiyeri yapacak yeni metinlerden çağdaş oyunlara uzanan geniş bir skalada, on beş yeni oyun sanatseverlerle buluşacak. Tarık Ali’nin yazdığı, Nurullah Tuncer'in yönettiği “Don Kişot'un Yeni Maceraları”, 4 Ekim'de Mecidiyeköy Büyük Sahne'de prömiyer yaparken; yine aynı tarihte Barbara Schottenfeld’in yazdığı, Ebru Aytürk Şayan’ın yönettiği "Yedi Kadın" adlı müzikli oyun, Kadıköy Süreyya Operası'nda izleyicilerle buluşacak. Kasım ayında Ingmar Bergman'ın yazdığı, Serap Eyüboğlu'nun yönettiği “Bir Ruhun Hikâyesi”; Kurtcebe Turgul'un yazdığı, Gökhan Kocaoğlu’nun yönettiği “Bence Katil öldürdü” ise dünya prömiyeriyle izleyici karşısına çıkacak. İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Kubilay Karslıoğlu'nun yönettiği, Bertolt Brecht’in yazdığı klasik eserlerden biri olan “Kafkas Tebeşir Dairesi” de kasım ayı içerisinde izleyiciyle buluşacak. Yerli klasik eserlerimizden Oktay Arayıcı’nın yazdığı “Rumuz Goncagül” ise Zafer Algöz rejisiyle ocak ayında prömiyer yapacak. Geçen sezonlardan sahnelenen “Tek Başıma”, “Bir Peri Masalı Radyum Kızları”, “Tamamen Doluyuz”, “Kontrabas”, “Profesyonel”, “Radyum Kızları”, “Karmakarışık”, “Maçın Adamı” gibi oyunlar, sezon içerisinde yerleşik ve turne sahnelerinde temsil vermeye devam edecek. CİHAN CANOVA VE RAGIP ERTUĞRUL'UN OYUNLARI DA YENİ SEZONDA SAHNELENECEK İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ortaklaşa gerçekleştireceği sürpriz projeyle birlikte Türk tiyatrosunun yakın zamanda yitirdiği iki önemli tiyatrocu Civan Canova ve Ragıp Ertuğrul’un oyunları da yeni sezonda sanatseverlerle buluşacak. Oyunların sergilendiği mekanlar ise AKM Tiyatro Salonu, Mecidiyeköy Sahneleri, Üsküdar Tekel Sahneleri, Garibaldi Sahnesi, Kozyatağı, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Sancaktepe Sahneleri ve Kadıköy Süreyya Operası olarak açıklandı. ### Tülin Onat'tan "51 Yılın Hikayesi" Beşiktaş Belediyesi ve Beltaş iş birliğiyle Ressam Tülin Onat, 3 Ekim 2022 tarihinde Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde "Boşluğu Biçimlendirmek / 51 Yılın Hikayesi" adlı kapsamlı bir sergi ile izleyicilerle buluşuyor. Sanatçının başlangıcından bugüne 51 yıllık sanat hayatına ve sanatsal üretimlerine retrospektif bir açıdan yaklaşılan sergide; resim, desen, video ve rölyef-heykel gibi farklı ifade araçlarıyla ortaya koyduğu 100'den fazla eser yer alıyor. Sergiyle eş zamanlı olarak sanatçının tüm dönemlerini içeren kapsamlı bir sanatçı kitabı hazırlandı. Sergiyle aynı adı taşıyan kitap, 3 yıllık özverili bir çalışmayla oluşturuldu. Beşiktaş Belediyesi’nin desteğiyle yayımlanan kitap, sanatçının estetik üretimleri üzerinden sanat hayatına odaklanıyor ve görsel ve dizinsel bir arşiv niteliği taşıyor. TÜLİN ONAT HAKKINDA 1971 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nü bitirmiş olan Tülin Onat, 1973'te Avusturya hükümet bursuyla Salzburg Yaz Akademisi'ne gitti. Öğretim görevlisi olduğu Marmara Üniversitesi’nden 1983 yılında “Sanatta Yeterlik” aldı. 1990’da doçent, 2000’de profesör oldu. Öte yandan, 1987’de Hasan Yelmen’le birlikte Derimod Kültür Merkezi’ni kurdu ve birçok serginin tasarımını üstlenerek, Türkiye’de plastik sanatlar adına önemli katkılar verdi. Tülin Onat, Türk resim sanatına önemli katkıları bulunan çağdaş sanatçılar arasında yaratıcı ve özgün sanatçı kimliğiyle öne çıkan bir sanatçıdır. Onat’ın 51 yıllık sanat hayatındaki dönüşüm ve gelişimin ikonik örneklerini bir araya getiren retrospektif sergisi, iki ay boyunca izleyicilerine açık olacak. Sergi, Beşiktaş Akatlar’da bulunan MKM - Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi’nde 20 Kasım 2022 tarihine dek görülebilir. Sergi açılışı: 3 Ekim 2022 - Saat 19.30Sergi süresi: 3 Ekim - 20 Kasım 2022 (Pazartesi hariç haftanın her günü 09.00-18.00 saatleri arası)Sergi Mekânı: MKM - Beşiktaş Çağdaş Sanat GalerisiAdres: Uğur Mumcu Cad. No:8 Beşiktaş / İstanbulTelefon: +90 212 351 66 24 ### Usta sanatçı Saygun Dura, Pera Palace Hotel'de! Istanbul Concept Gallery ve Pera Palace Hotel iş birliğiyle yepyeni bir sanat galerisine dönüştürülen Pera Palace Hotel - Galata Fuaye'nin 2022 sanat sezonu açılışı, su altı fotoğrafçılığında özgün çalışmalarıyla tanınan usta sanatçı Saygun Dura 'nın "ARADA” sergisi ile gerçekleşiyor. Istanbul Concept organizasyonu ile 22 Eylül-5 Kasım tarihleri arasında Pera Palace Hotel’in yeni sanat alanı Galata Fuaye’de, bu kez tanıtım ve reklam fotoğrafçılığındaki kariyerini kendi atölyesinde su altı fotoğrafçılığına taşıyan Saygun Dura’nın “ARADA” adlı sergisi sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının Van Gölü’nde çektiği ve beş yıl boyunca üzerinde titizlikle çalıştığı, inci kefalinin göçü ve Van Gölü’nün mercanları diye bilinen, gerçeküstü heykelleri andıran mikrobiyalitleri kapsayan sergi, izleyiciyi adeta büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor. Göç ve terk edilmişlik kavramları, Saygun Dura’nın sürreel fotoğraflarında… Van Gölü’nün eşsiz florasında yaptığı su altı çekimlerinde, göç kavramını inci kefalinin yeni yuvalar arayışıyla ve terk edilmişlik kavramını ise doğal su altı oluşumları mikrobiyalitlerle sembolleştiren Saygun Dura, sanatseverlere büyülü dünyalar sunuyor. İnci kefalinin hayatta kalmak ve türünü devam ettirmek için çıktığı göç yolculuğunu içeren sergi, aynı zamanda bazı yerlerde 40 metreden başlayan dünyanın en büyük mikrobiyalitlerine sahip Van Gölü’nün eşsiz florasına da odaklanıyor. Su üzerindeki ‘yaşam’ ve ‘canlılık’ ile suyun altındaki terk edilmiş bir antik kenti andıran ‘kimsesizlik’ olguları, Dura’nın fotoğraflarında izleyiciyi sürreel tablolar hissi ile sarmalıyor. Saygun Dura’nın göçe ve terk edilmişliğe metaforik olarak odaklandığı "ARADA" sergisi, 5 Kasım’a kadar pazartesi hariç her gün saat 12.30-19.00 arası Pera Palace Hotel - Galata Fuaye'de izlenebilir. Sanatçı Saygun Dura hakkında Adana doğumlu olan 58 yaşındaki sanatçı, 1989-1996 yılları arasında bir reklam ajansında fotoğrafçı ve fotoğraf direktörü olarak çalıştıktan sonra, 1996’dan günümüze İstanbul’daki atölyesinde tanıtım fotoğrafçısı olarak meslek yaşamına devam etmekte. Dura, birçok üniversitede tanıtım fotoğrafçılığı ve yaratıcı fotoğrafçılık üzerine seminerlerin yanı sıra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümü, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Fotoğraf Bölümü ve İstanbul Fotoğraf Merkezi’nde Tanıtım Fotoğrafçılığı, Stüdyo ve Işık Teknikleri dersleri de vermekte. Ulusal ve uluslararası ödülleri olan sanatçı, İstanbul ve New York’da kişisel sergiler gerçekleştirmiş ve birçok karma sergiye katıldı. Sürrealizm izleği üzerinden yapıtını oluşturan Saygun Dura, bir yandan bireyin günümüz dünyasındaki konumunu irdelerken; bir yandan da Max Ernst, René Magritte ve Salvador Dali gibi sanatçılara göndermeler yaparak, fotoğraflarına nostaljik bir boyut kazandırmakta. ### "Carmen" operası, 15 yıl sonra yeniden AKM'de sahnelenecek Dünya genelinde en çok sahnelenen operaların başında gelen "Carmen", Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında 1 Ekim'de Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) sanatseverlerle buluşacak. Fransız besteci Georges Bizet'nin imzasını taşıyan eser, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. Prosper Merimee'nin aynı isimli romanından yola çıkılarak hazırlanan oyunu librettosunu, Ludovic Halevy ve Henri Meilhac kaleme aldı. İlk kez 1875'te Paris'te sahnelendiğinde sert eleştirilere maruz kalan "Carmen" operası, Georges Bizet'nin vefatından sonra dünya çapında ün kazandı. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini'nin sahneye koyduğu operada, orkestrayı Zdravko Lazarov yönetecek. Oyunun dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Ayşegül Alev ve Gizem Betil, koreografisini Ayşem Sunal Savaşkurt, ışık tasarımını Giovanni Pirandello ve dramaturjisini Ravivaddhana Monipong Sisowath hazırlarken; eserin koro şefliğini Paolo Villa, çocuk korosu şefliğini ise Sercan Gazeroğlu üstleniyor. Nesrin Gönüldağ'ın "Carmen" rolü ile sahnede olacağı programda "Don Jose" rolüne Ali Murat Erengül, "Escamillo" rolüne ise Caner Akgün hayat verecek. Ayrıca; "Micaela" rolünde Ayten Telek, "Zuniga" rolünde Mithat Karakelle, "Morales" rolünde Şahin Dedemen, "Frasquita" rolünde Sevim Ateş, "Mercedes" rolünde Ceren Şahin, "Le Dancaire" rolünde Alp Köksal, "Le Remendado" rolünde Çağrı Köktekin sahnede olacak. İspanya'nın Sevilla şehrinde 1830'lu yıllarda geçen operanın hikayesi ise şöyle: "Eserin baş kahramanı güzel, ateşli ve herkesin aklını kolayca başından alan ve bir tütün fabrikasında işçi olarak çalışan çingene genç kız Carmen'dir. Carmen, asker Don Jose'den çok etkilenir ve onu cezbederek ait olduğu saygın hayattan koparıp, kendisiyle beraber dağlarda yaşamaya ikna eder. Ancak bir süre sonra Carmen'in aşkı bitmiştir ve hayatına yeni biri girmiştir. Don Jose'nin ise onun için bunca sıkıntıyı göze aldığı kadını kolayca bırakmaya hiç niyeti yoktur." ### İBB Şehir Tiyatroları, "Komik Para" oyunu ile turnelerine başladı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Bahçelievler’de sahnelediği yepyeni oyunu "Komik Para" ile İstanbul içi turnelerine başladı. İstanbul’un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları; Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği Komik Para'yı Bahçelievler seyircisiyle buluşturdu. Yenibosna Enver Ören Kültür Merkezi’nde 24 Eylül Cumartesi günü sahnelenen oyun, Bahçelievler seyircisine eğlenceli bir akşam yaşattı. İBB Şehir Tiyatroları oyunları, sezon boyunca İstanbul’un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Komik Para (Yeni Oyun) Doğum gününde Henry, akşam işten dönerken metroda kendi çantası yerine yanlışlıkla bir başkasının çantasını alır. O çantanın içinde tam 1 milyon 735 bin pound para vardır. Evde onu bekleyen karısı Jean, Henry için bir doğum günü sürprizi hazırlamaktadır. Bu doğum günü kutlaması için aile dostları Betty ve Vic de davetlidirler. Henry, para dolu çanta ile eve gelir. Hemen uçak biletleri alınır ama eve bir dedektif gelir ve işler karışır, soluksuz macera başlar. Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen’in çevirdiği, Özgür Atkın’ın yönettiği oyunda; Nurdan Kalınağa, Can Tarakçı, Ada Alize Ertem, Emrah Derviş Soylu, Uğur Dilbaz, Can Alibeyoğlu, Hasip Tuz, Özgür Atkın rol alıyor. ### 17. Bakü Caz Festivali büyüleyici müzik yolculuğuna davet ediyor Caz müziğinin çeşitli temsilleriyle tanınan ve her yıl geleneksel olarak düzenlenen Bakü Caz Festivali, tüm müzikseverleri 23-30 Eylül tarihleri ​​arasında bu yılın en iyi gösterilerinden birine katılmaya davet ediyor. Uluslararası Bakü Caz Festivali'nin 17.'si, Bakü'nün hareketli mekanlarında canlı performanslarla en iyi caz müzisyenlerine ev sahipliği yapacak. dünyanın her yerinden müzisyenler bir araDA Bakü, 80'li yılların başından itibaren bölgedeki caz merkezlerinden biri haline geldi ve o zamandan beri dünyanın her yerinden müzisyenleri bir araya getiriyor. Bu yıl da yine aralarında Azerbaycan, Türkiye, İtalya, Fransa, Lüksemburg, Macaristan, İsviçre, Norveç, İsrail, Belçika, Hollanda, Almanya, Brezilya ve Arjantin'in de bulunduğu 14 ülkeden müzisyenler, Bakü'deki görkemli festival için bir araya geldiler. Caz müziğinin çok yönlülüğü, Bakü'de düzenlenen festivalde mükemmel bir şekilde sembolize ediliyor. Konukların bir hafta boyunca büyüleyici müzik yolculuğunda çağdaş caz, geleneksel klasikler, bebop, caz-rock, elektro caz, bossa nova, cool caz, etno caz ve daha fazlasıyla caz müziğinin çeşitliliğinin keyfini çıkarmaları sağlanıyor. Caz gösterilerinin yanı sıra katılımcılar QGallery'de "Dancing Jazz Art" sergisine, Yarat Contemporary Art Space'de "Jazz Movie Day" etkinliğine ve Jakonda'da "Vinyls & New Series of Jazz Brandy" sunumuna katılabilecekler. BAKÜ'YÜ YENİDEN KEŞFETME FIRSATI 17. Bakü Caz Festivali katılımcıları ayrıca, canlı müzik eşliğinde Şehir Caz Tur Otobüsü'ne binerek, Bakü'yü yeniden keşfetme fırsatı yakalayacaklar. Midnight Jam Sessions, izleyicileri eşsiz atmosferle birleştirerek bedenlerini ve ruhlarını canlandırırken, günün mükemmel bir sonu olacak. Burada katılımcılar arkadaşlarıyla kaliteli zaman geçirebilecek, müziğin keyfini çıkarabilecek ve Bakü gecelerinde doyasıya dans edebilecekler. Festivale katılan konuklar, Uluslararası Mugham Merkezi, Haydar Aliyev Kültür Merkezi, ADA Üniversitesi, Yarat Çağdaş Sanat Merkezi, QGallery, Enerji Kulübü, Port Wine & Grill, Jakonda ve Madrid Restobar gibi Bakü'nün en iyi ve gözde mekanlarından bazılarını keşfetme fırsatı bulacak. Planlanan etkinliklerin tam listesi https://www.bakujazzfestival.com/ adresinde bulunabilir. Gösterilerin biletleri ise https://iticket.az/events/baku-jazz-festiv adresinden satın alınabilir. HER ZİYARETÇİNİN KALBİNİ FETHEDİYOR Azerbaycan, zengin tarihi ve kültürü, doğal manzaraları ve lezzetli mutfağı ile her ziyaretçinin kalbini fethediyor. Caz atmosferiyle büyülenmiş Bakü ise daha da muhteşem. Old Town'un antik duvarları ve modern mimarinin eklediği çağdaş ambiyans, her turisti suskun bırakıyor. Gelişmekte olan bir şarapçılık endüstrisine sahip bir ülke olarak Azerbaycan, herkese enfes yerel şaraplarını denemeyi ve doğal üzüm bağlarında şarap yapımını öğrenmeyi teklif ediyor. Azerbaycan'ın yemyeşil ve pitoresk doğası olan bölgeleri, yürüyüş veya sadece doğa kaçamakları için mükemmel bir seçenek. Azerbaycan ve yerel turlar hakkında daha fazla bilgi için Azerbaycan.travel web sitesini ziyaret edebilirsiniz. ### AKM sergisine hazırlanan Devrim Erbil'i Bodrum'daki evinde ziyaret ettik Türkiye’de turizm denince ilk akla gelen yerlerden biri olan Bodrum, son yıllarda sanat alanında da pek çok oluşum ve organizasyona ev sahipliği yapıyor. Bodrum’un sanatın merkezi olma çabalarında şüphesiz en büyük katkıyı sağlayanlardan biri de sevilen ressam Devrim Erbil. Editörümüz Serap Gürses, ünlü ressamı Ortakent’te 5.5 dönümlük bir arazi içerisinde yer alan evinde, yeni sergisinin hazırlıkları içerisindeyken ziyaret etti. Pandemi ile birlikte daimi olarak bahçe içindeki bu yeni evinde yaşamaya başlayan Erbil, artık tüm atölye ve sergi hazırlık çalışmalarını Bodrum’da sürdürüyor. Öte yandan bu ev, kültür ve sanat camiasından önemli isimlerin ve sanatseverlerin sık sık yolunun düştüğü, zaman zaman sergi ve etkinliklerin de gerçekleştirildiği, kente değer katan bir “sanat yuvası” olmuş durumda. "World Archıtecture Communıty" ÖDÜLLÜ PROJE Devrim Erbil’den edindiğimiz bilgilere göre, mevcut arazi içerisinde projesi Mimar Alper Aytaç tarafından hazırlanan “Devrim Erbil Bodrum Müzesi” hayata geçirilecek. Söz konusu proje, Mart 2022'de "World Architecture Community" ödülünü kazanmış. "renkler ve teknikler" Sanat hayatında 50 yılı deviren, fakat enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen değerli ressamımızı, yine tuvali başında üretirken bulduk. 1 Ekim 2022 tarihinde başlayacak Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında AKM Galeri’de yer alacak “Renkler ve Teknikler” sergisi için hazırlıklarını sürdüren Devrim Erbil, dergimiz İstanbul Sanat aracılığıyla tüm sanatseverleri sergiye davet etti. ### Hazal Özkan Art Gallery'de “Ebediyen Dönüş” sergisi 17. İstanbul Bienali’nin “Kompostlaşma” başlığından esinlenerek ve bienalin altı ekseniyle iletişim halinde tasarlanan "Ebediyen Dönüş" sergisi, 20 Eylül’deki açılış etkinliğiyle başladı. Sekiz genç sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, 26 Ekim’e kadar Hazal Özkan Art Gallery'de ziyaretçilerini bekliyor. Hazal Özkan Art Gallery Kurucusu ve Sanat Tarihçisi Hazal Özkan’ın küratörlüğünü üstlendiği "Ebediyen Dönüş" sergisi, kompostlaşma sürecini döngü ve dönüşüm kavramları üzerinden ele alıyor. Bunu yaparken ise bienalin de altını çizdiği kaynak ve kaynak kullanımı konularını sanatın kaynağı bağlamında odağında tutuyor, bienalin altı ekseninden en çok arşivlemeye dikkat çekiyor. Sergide sekiz genç sanatçının; Hazal Özgür, Rajab Eryiğit, Büşra Çeğil, Şevval Konyalı, Ece Kibaroğlu, Mehmet Ali Yıldız ve Ecem Ümitvar’ın eserleri yer alıyor. Sanatçılar, temaya iki farklı yoldan birini seçerek yaklaşıyor. İlki biçimsel, yani kaynakların ön planda olduğu, ikincisi ise felsefi. Burada sanatçılar, Nietzsche'nin “Bengi Dönüş” merceğinden yola çıkıyor. “Sergideki çalışmalarda geçmişten gelen objeler yeni fikirlerle birleşiyor” Sergiyle ilgili açıklamalar yapan Hazal Özkan Art Gallery Kurucusu ve Sanat Tarihçisi Hazal Özkan; “Çok yetenekli ve üretken sekiz genç sanatçının eserler, bu sergide bir araya geldi. Eserler hem tek başlarına hem de birbirleriyle iletişimlerinde çok güçlüler. İzleyicide olduğu gibi mekanda da etki bırakıyorlar. Sanatçıların kullandıkları malzemeler, yeni formlar ve yaşamlar buluyor. Bu sergide ziyaretçilerimizi boyanın katmanlaştığı ve başlı başına nesneleştiği, geçmişten gelen objelerin yeni fikirlerle birleştiği çalışmalar bekliyor” dedi. Hazal Özkan Art GalleryVişnezade Mah. Hüsrev Gerede Cad. Şehit Mehmet Sok. No:11Maçka Business Center 1. Kat Beşiktaş / İstanbul ### "İstanbul Kavuştayı" geri dönüyor Şehrin meydanlarını müzikle dolduran "İstanbul Kavuştayı" geri dönüyor. Göksel’den Kaan Tangöze’ye, Simge’den Bedük’e toplam ücretsiz 10 konser, İstanbulluları müziğin ritminde buluşturuyor. Farklı tarzdan değerli sanatçıları İstanbullularla bir araya getiren ücretsiz konser serisi, yeni sezonunu açıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından düzenlenen "İstanbul Kavuştayı" konser serisi, 23 Eylül'de Bağcılar Meydanı’ndaki LVBEL C5 konseriyle başlıyor. İstanbul'un 10 farklı ilçesinde düzenlenecek konserlerin serisi kapsamında Simge, Güneş, Göksel, Ersay Üner, Kaan Tangöze, Perdenin Ardındakiler, Adamlar, Ozbi ve Bedük de hayranlarıyla buluşuyor. Kartal'dan Esenyurt'a, Bağcılar'dan Sultanbeyli'ye kadar meydanları açık hava sahnesine dönüştürecek konserler saat 20.30'da başlayacak. İstanbullular, birbirinden değerli isimleri dinlemenin keyfini çıkaracak. İSTANBUL KAVUŞTAYI KONSER TAKVİMİ: 23 Eylül Cuma, Saat: 20.30 – LVBEL C5 | Bağcılar Meydanı24 Eylül Cumartesi, Saat: 20.30 – Güneş | Esenler Meydanı25 Eylül Pazar, Saat: 20.30 – Göksel | Silivri Müjdat Gürsu Stadı Otoparkı29 Eylül Perşembe, Saat: 20.30 – Ersay Üner | Kartal Meydanı30 Eylül Cuma, Saat: 20.30 – Kaan Tangöze | Küçükçekmece - Fevzi Çakmak Meydanı2 Ekim Pazar, Saat: 20.30 – Perdenin Ardındakiler | Çekmeköy Meydanı7 Ekim Cuma, Saat: 20.30 – Adamlar | Ümraniye Meydanı8 Ekim Cumartesi, Saat: 20.30 – Ozbi | Sultanbeyli Meydanı13 Ekim Perşembe, Saat: 20.30 – Simge | Zeytinburnu Çırpıcı Çayırı Parkı15 Ekim Cumartesi, Saat: 20.30 – Bedük | Esenyurt Meydanı ### Eylül ayında şehrin odağı, Contemporary İstanbul’un 17. Edisyonu! Contemporary İstanbul, Akbank ana partnerliğinde gerçekleştirdiği 17. edisyonu, yüksek ziyaretçi ve koleksiyoner ilgisiyle 22 Eylül Perşembe günü sona erdi. Tersane Istanbul ortak partnerliğinde 22 ülkeden 65 çağdaş sanat galerisi ile sanat inisiyatifinin katıldığı fuar bu yıl 48.700 ziyaretçiyi ağırladı. Bu yıl Contemporary İstanbul ve Tersane İstanbul ortak çalışmasıyla 17-22 Eylül tarihlerinde günün çeşitli saatlerinde hareket eden deniz yolu ulaşım planlaması yapıldı. Kadıköy-Tersane İstanbul ve Kabataş/Karaköy-Tersane İstanbul olmak üzere iki ayrı hattan ücretsiz tekne ulaşımıyla 11.400 sanatsever Contemporary İstanbul’a gelme imkânı buldu. Galerilerin uluslararası koleksiyonerlerle bir araya geldiği fuarda ilgi gören ve koleksiyonlara dahil olan eserler dikkat çekti. Contemporary Istanbul’un 17. Edisyonuna, 2011 yılından bugüne kadar uzun zamandır İstanbul’a gelmeyen koleksiyoner ve müze gruplarının ziyaretleri gerçekleşti. İsviçre, Brezilya, Kanada, ABD, Fransa, Almanya,  Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelen koleksiyonerler 17. edisyonun başarılı ağırlamalarından oldu. Bir hafta boyunca müze ve bienal gruplarından İstanbul’a ziyarete gelmiş koleksiyonerlerle tanışma fırsatı bulan galerilerde dikkat çeken eser el değiştirmeleri gerçekleşti. Contemporary İstanbul katılımcı galerilerin dikkat çeken seçkileri koleksiyonerlerle buluştu. Dirimart’ın ilk defa İstanbul’da sergilediği Tomokazu Matsuyama çok ilgi gördü. Galerinin temsiliyetinde olan Fahrelnissa Zeid, Sarkis, Franz Ackermann'ın eserleri koleksiyonerlerle buluşurken, Zilberman Galeri’nin; Azade Köker, Carlos Aires, Sandra del Pilar ve Başak Bugay'ın eserleri yeni koleksiyonlara dahil oldu. Fuarın ilk saatlerinde Dirimart, temsiliyetinde olan sanatçı Sarkis, Günyol Özlem, İnci Eviner, Peter Zimmerman, Summer Wheat gibi sanatçıların eserlerinin el değiştirdiğini belirtti. Contemporary Istanbul’a dördüncü kez katılan Leila Heller Galeri; sanatçısı Melis Buyruk ve Naeemeh Kazemi'nin el değiştirdiğini bildirdi. İlk kez Contemporary Istanbul’a Belgrad’dan katılan Hestia galerisi ise; sanatçısı Milak Radenko’yu önemli bir koleksiyona dahil ettiğini paylaştı. Pi Artworks’den sanatçı Kemal Seyhan, Osman Dinç ve Sarah Dwyer'ın çalışmaları ilgi gördü. Pilot Galeri’nin sanatçıları İrem Tok, Emir Erkaya ve Ece Ağırtmış'ın eserleri uluslararası koleksiyoncuların koleksiyonlarına dahil edildi. Öktem Aykut Galeri temsiliyetindeki sanatçılarından Renee Levi, Aret Gicir ve Murat Yıldız ve Ambidexter galerinin sanatçısı Gaspar Martinez yeni koleksiyonlara dahil edilen isimler arasındaydı. Art On galerinin bu sene ilk kez sergilediği Yunanlı sanatçılardan Evgenia Vereli ve Malvina Panagiotidi de dahil olmak üzere sanatçılarının eserleri başarıyla koleksiyonlara girdi. The Art of Diplomacy: Contemporary Istanbul’da, Istanbul’un kültür sanat gelişmelerinin anlatıldığı diplomat buluşması ve sunumu gerçekleşti. 16 ülke başkonsolosu ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu(TÜRKONFED) Yönetim Kurulu “The Art of Diplomacy” buluşmasında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ile bir araya geldi. Buluşmada, Contemporary Istanbul’un Tersane Istanbul’da gerçekleşmesiyle başlayan ve İstanbul’da kültür sanat dünyasındaki gelişmeler ile Haliç’in gelecekteki İstanbul’un merkezi olarak nasıl konumlanacağına değinildi. KOMET 81 yaşında olan sanatçı Komet’in 1995 yılında Esma Sultan Yalısı’nın restorasyonu öncesinde sergilenen 4.50 x 3.30 m ölçülerindeki Türk halısına yaptığı eseri Contemporary Istanbul’da sergilendi. 1 hafta boyunca uluslararası konuşma programlarına ev sahipliği yapan alanda sanatseverler Komet’in eseriyle bir araya geldi. Bu alanda Jeff Koons ve Ali Güreli sanatçı konuşması gerçekleşti. ÜNLÜ İNGİLİZ SANATÇI MARTİN CREED’İN HALİÇ İLE BULUŞAN ESERİ Martin Creed'in Contemporary Istanbul’da suda yüzen enstalasyonu 3667/WATER bir hafta boyunca sanatseverler tarafından ilgi gördü. Dünyadaki su sorununa dikkat çeken eser Haliç’te Tersane Istanbul kenarında hareket etti. Contemporary Istanbul’un ikonik bölümü The Yard sergisi, Tersane’nin dış avlusuna yayıldı. Anke Eilergerhard, Ardan Özmenoğlu, Ayla Turan, Bedri Baykam, Bilal Hakan Karakaya, Can Yıldırım, Canan Tolon, Erdil Yaşaroğlu, Ergin Çavuşoğlu, Günnur Özsoy, Güvenç Özel, Halil Altındere, Isaac Chong Wai, Ingravi Desa, Irfan Önürmen, Itamar Gov, Kemal Tufan, Luis Cera, Martin Creed, Martian Tabakov, Mehmet Ali Uysal, :mentalklinik, Osman Dinç, Renée Levi, Sergen Şehitoğlu, Stefano Bombardieri, Uğur Cinel ve Vuslat gibi sanatçıların eserlerinin bulunduğu sergide mekana özel farklı enstalasyon ve heykeller yer aldı.                                                  THE YARD’IN DİKKAT ÇEKEN ESERLERİ: Dirimart’ın temsiliyetindeki sanatçı Canan Tolon’un “Evet! AÇIĞIZ”eseri ilgi gören yerleştirmelerden biri oldu. “Evet! AÇIĞIZ.” Sanatçının temelde aldatıcı mesajlar vermeye dayanan pek çok yapıtında olduğu gibi—fotoğraf gibi görünen ama fotoğraf olmayan resimler; gözü yanıltan acil çıkışlar; aynalarla kaplanmış dar mekânlarda sonsuz araziler vb.—bu bilgilendirmeler de çoğunlukla samimi olmayan davetlerdir. Sanatseverleri davet eden, ardına kadar açık kapılardan oluşan bu yerleştirmede de kapılar birbirinin görünüşüne engel olan labirent benzeri bir yapıya sahip. Arasında dolaşmanın kolay olmadığı bu açık kapılar, bazı sebeplerle yanlış yönlendirildiği hissine kapılabildiğinin bir temsiliyetidir. Yapıtın adını oluşturan bilgilendirme, varsayımlarınızın doğru olmadığı konusunda izleyiciyi temin eder. Öktem Aykut Galeri’nin, temsiliyetindeki İstanbul doğumlu sanatçı Renée Levi’nin, İstanbul'da geçen çocukluğunun önemli bir ilham kaynağı olduğunu hatırlatan eseri The Yard’ın dikkat çekici eserlerinden biri oldu. Renée Levi, Tersane İstanbul için özgün bir yerleştirmeyle, 2019 yılında Baden Langmatt Müzesi'nde sergilenen ve birbirini tamamlayacak şekilde düzenlenmiş geniş, renkli bloklardan oluşan eseriyle yer aldı. CONTEMPORARY ISTANBUL’A JEFF KOONS ZİYARETİ Contemporary Istanbul’un 17. Edisyonunda dikkat çeken ziyaretlerden biri de uluslararası üne sahip Jeff Koons’un ziyareti oldu. Contemporary İstanbul ortağı BMW, Jeff Koons tarafından yaratılan BMW 8 Serisi Gran Coupe'nin özel bir projesini sundu. Bu işbirliği kapsamında Jeff Koons ile Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli arasında bir sanatçı söyleşisi gerçekleşti. 8 X JEFF KOONS’un, her bir arabaya uygulanması 285 saat süren çok katmanlı bir boya ile hassasiyet, incelik ve işçiliğin somutlaşmış hali olan  etkileyici ve çarpıcı tasarım, maviden gümüşe ve sarıdan siyaha kadar on bir farklı dış rengi bir araya getirdi. Contemporary Istanbul’un ana partneri Akbank, fuar kapsamında Clement Valla’nın “Başka Sesler, Başka Odalar” sergisini Hasan Bülent Kahraman küratörlüğünde Akbank Sanat alanında sundu. Valla, dijital sanatın potansiyelinden yararlanarak her gün baktığımız, gördüğümüzü sandığımız, yerinde ve istikrarlı olduğuna inandığımız, ancak yine de her zaman belirsiz ve gizemli kalan bir yönü olan doğaya yeni boyutlar kattı. Doğayı gerçeklik algımızın sınırlarına sürükledi. CONTEMPORARY ISTANBUL’UN 17. EDİSYONUNDAN ÖNE ÇIKAN PROJELER Contemporary Istanbul, Türkiye’nin farklı illerindeki sanat inisiyatiflerini desteklemek için, Hepsiburada’nın sanatburada platformu ile iş birliği yaptı.Antalya’dan Are Projects, Diyarbakır’dan Loading Art Space, İstanbul’dan Noks Art Space, İstanbul’dan Viable, Düzce’den Videoist’in iş birliğinde 15 sanatçı Contemporary Istanbul’un 17. Edisyonunda yer aldı. CIF Dialogues by TAV Passport konuşma programı 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleşti. Contemporary Istanbul’un önemli bir parçası olan CIF Dialogues by TAV Passport’un öne çıkan programlarından biri 2015-2016 yıllarında CI Sanat Direktörü olan Marc Oliver Wahler moderatörlüğünde gerçekleşti. Bugünün ve yarının sanat alanlarını tartışılacağı panelde  Hauser&Wirth Monaco direktörü Federica Beretta, MAXXI Sanat Direktörü Hou Hanru, Development the Read Sea Development Company and AMAALA’dan Mehmet Even, Architect & Development Executive Director, 3 world class Museums, Louvre Abu Dhabi, Zayed National Museum and Guggenheim Abu Dhabi’den Melisa Pezuk ve Mimar Murat Tabanlıoğlu konuşma programında yer aldı. GÜNEY KORE’NİN EN PAHALI ESERİ NFT OLARAK SERGİLENDİ 17.Contemporary Istanbul’da LG OLED ART deneyim alanında sergilenecek video eser, Kore’de soyut resmin öncülerinden biri olarak kabul edilen Kim Whanki’nin 1970'lerde New York'ta tamamladığı “5-IV-71#200 Universe” adlı eserinin temel alınarak üretildiği ilk NFT çalışma olma özelliğini taşıyor. Kasım 2019'da Hong Kong'daki Christie's Evening Sale etkinliğinde yaklaşık 11 milyon dolara satılmış olan orijinal eser Kore sanat tarihinde 10 milyon doları aşan ilk eser olarak kayıtlara geçmişti. Pernod Ricard Türkiye partnerliğinde House of Brothers Lounge’da, bu yıl Hande Şekerciler ve Arda Yalkın’dan oluşan ha:ar sanatçı ikilisi Contemporary Istanbul’un 17. edisyonunda ağırlandı. İkili, "Disruption" adını verdiği robotik heykel performansı ile  sanat, makine ve yapay zeka ilişkisini tartışmaya açarak, modern teknolojinin sanat kavramını kökünden değiştirme potansiyelini masaya yatırdı. ha:ar, eserlerini üretirken sıklıkla kullandığı yazılım ve bilgisayarlar dışında bu projede yapay zeka ile beraber hayli imkanlı bir heykel tasarladı. Fuar boyunca House of Brothers Lounge’da yapay zekanın ve teknolojinin sanat alanında aldığı yerin, bu ilişkinin doğasının ve bu doğrultuda sanatın geleceğinin tartışılacağı konuşmalar gerçekleştirildi. ### David Arranhado, “Golden Oasis” ile 39 Galeri'de! Sosyal sorumluluk projeleriyle de adından söz ettiren 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri, önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Portekizli sanatçı David Arranhado 'nun "Golden Oasis" adlı kişisel resim sergisi, 22 Eylül itibariyle sanatseverlerin ziyaretine açıldı. Sanatçının çeşitli dönemlerde yaptığı çalışmalarından oluşan 24 parça eseri, 39 Galeri'de sergileniyor. 7 Ekim 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek "Golden Oasis" adlı sergi hakkında Kadıköy Life Dergisi'ne açıklamada bulunan 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı, şunları ifade etti: "Urban Oasis konseptli sanat otelimize eserleriyle renk katan David Arranhado'ya ev sahipliği yapıyor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Kendisiyle 2019 yılındaki Lizbon ziyaretimiz sırasında tanışmış ve ülkemize davet etmiştik. O zamandan beri eserlerini büyük bir beğeni ile takip ediyorum. Arranhado ayrıca, kendi koleksiyonumuz içerisinde de yer alıyor." "altın yapraklar ve ahşap gibi materyalleri kullanmaktan keyif alıyorum" Portekizli sanatçı David Arranhado ise sanatı ve çalışmaları hakkında şu sözleri dile getirdi: "Çalışmalarım genelde çevremle olan etkileşimime odaklanır. Çevremdeki farklı olasılıkları keşfetmeyi seviyorum. Geçmişte birçok farklı yerde yaşadığım için, kısa sürede bu yolculuğu elimdeki eskiz defterine belgeleme ihtiyacı hissettim. Bu, anıları ve çizimleri yeni bir bakış açısıyla yeniden görmemi sağlıyor. Geleneksel bir koruma ve restorasyon geçmişinden geldiğimden dolayı, çalışmalarımda altın yapraklar ve ahşap gibi diğer materyalleri kullanmaktan keyif alıyorum. Son zamanlarda bazı iç tasarım projeleri ve duvar resimleri üzerinde de çalışma şansım oldu. Bunlar harika fırsatlardı ve daha da büyük duvarlarda devam etmeyi umuyorum!" Münteha Adalı, David Arranhado ve Ahu Serter... ### Eylem Tok, Venedik Film Festivali'nde! Senarist, yönetmen ve çok satan “Mihr” ve “Allah'ın Piyonları” kitaplarının yazarı Eylem Tok, bu yıl 79’uncu kez düzenlenen Venedik Film Festivali'ne damgasını vurdu. “Sintiyagenda” isimli son kitabının tanıtımı için çektiği kısa filmi bitirir bitirmez festivale katılan başarılı yazar, dünyaca ünlü isimlerin boy gösterdiği final gecesinde kırmızı halının da ilgi odağı oldu. Dünyanın en köklü film festivallerinden 79. Venedik Film Festivali, yine pek çok ünlü yıldıza ev sahipliği yaptı. Senarist, yönetmen ve yazar Eylem Tok, 31 Ağustos-10 Eylül tarihleri arasında düzenlenen festivalin dikkat çeken konukları arasındaydı. Londra merkezli yayınevi Sintiyapera'nın bu sene çıkaracağı bir "women's diary" niteliğindeki Sintiyagenda'nın lansman filmiyle festivallere katılmaya hazırlanan Tok, yazıp yönettiği ve çekimleri Arnavutköy'ün Karaburun beldesinde gerçekleştirilen, aforizmalardan ilhamla sanatsal ve stilize bir vizyonla gerçekleştirilen çalışması büyük ses getirdi. Kısa filmde Eylem Tok’a eşlik eden model ve oyuncu Ornella Karabumba da etkili performansıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Festivalde ilgi odağı olan Tok, çalışmaları ile ilgili medya mensuplarına yaptığı açıklamada “Film kadının hikâyesini, herkesin hikâyesini anlatıyor. Hayal kırıklıkları, anıların bıraktıkları ve yeniden doğuş, değerleri var etme, inşa etme kavramlarına değiniyor” dedi. Eylem Tok, öykünün kendi yaşamından izler taşıdığını da vurgularken; “Benim için kişisel bir tarafı da var. Öykü, var etme sürecim ve tüm insanların hayatına dokunuş serüvenimle de ilgili. Filmde iki kadının dünyası birleşiyor. Doğuşu ve yaşamdan beslenip, yaratım mücadelesinde var ettikleriyle ilham kaynağı olan yazar Eylem'in dünyası, Ornella'nın canlandırdığı tüm kadınları ve insanları temsil eden karakterin dünyasına ışık tutuyor” ifadelerini kullandı. KADINLARA EŞLİK EDECEK BİR SIRDAŞ Başarılı yazar, tüm kadınların kendisinden bir şey bulabileceğini vurguladığı açıklamasında; "Sintiyagenda'nın yayınlanması benim için özel bir tecrübe. Herkese, özellikle de kadınlara her gün eşlik edecek bir sırdaş, hayatın iniş çıkışlarına şahit ve ortak olacak bir arkadaş. Filmde de bu duyguların peşinden gittik ve özel bir çekim gerçekleştirdik. Festivalin ardından filmimiz İstanbul ve Londra’da özel bir gala ile seyirciyle buluşacak” diye konuştu. Eylem Tok, açıklamasında son olarak şunları belirtti: “Bu yıl festivali izlemek ve bu havayı teneffüs etmek için buradayım. Gelecek yıl Venedik Film Festivali’ne yarışmacı olarak katılmayı hedefliyorum. Uluslararası festivallere, çekeceğim kısa ve uzun metrajlı filmlerle katılmak en büyük arzum. Önümüzdeki aylarda 'Sintiyagenda' ile Londra ve Berlin Film Festivallerine de davet edildim." DÜNYA BASINININ İLGİ ODAĞI OLDU Festivalde gösterilen filmleri ve etkinlikleri yakından takip eden, sinema dünyasının ünlü isimleriyle sohbet etme fırsatı bulan başarılı senarist, yönetmen ve yazar Eylem Tok, final gecesinde Versace imzalı kıyafetiyle dünya basınının ilgi odağı oldu. Kısa filmindeki başarısının yanı sıra güzelliğiyle de dikkatleri üzerine çeken Tok, kırmızı halının yıldızlaşan isimleri arasındaydı. Bu yıl 79. kez düzenlenen Venedik Film Festivali'nde büyük ödül olan Altın Aslan'ı, “All the Beauty and the Bloodshed” isimli belgeseliyle Oscar ödüllü Amerikalı yönetmen ve belgesel yapımcısı Laura Poitras aldı. ### "Barış Ruhu" Dijital NFT Sergisi ilgiyle karşılandı Root Karaköy, "Sanat-Kültür-Toplum" mottosuyla çıktığı kültür sanat yolculuğuna, İstanbulspor sponsorluğunda gerçekleştirilen "Barış Ruhu Volume II" isimli dijital NFT sergisiyle devam ediyor. Root Hotels ve Root Karaköy Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbulspor Yönetim Kurulu Üyesi Barış Erdoğdu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen sergi davetine, projenin sanatçılarından Eda Zamanpur ve Anıl Taşezen’in yanı sıra Gül Gölge, Ferhat Zamanpur, Nilgün Gümüş, Tamer Nakışçı, Derya Çavuşoğlu, Tuna Yılmaz, Selen Akyüz, Gülşan Gürsel gibi sosyeteden ve sektörün önde gelen isimlerinden katılım oldu. Dünya çapında mural sanatçısı Pesimo’nun kadınlara ve kadınların gücünün kutlandığı bir gerçekliğe armağan ettiği “Barış Ruhu” hareketinin devamı olan serginin küratörlüğünü Pınar Goodstone yapıyor. Tüm disiplinlerden ve farklı ülkelerden sekiz sanatçının NFT tescilli eserlerinin bulunduğu serginin gelirinin bir kısmı Umut Vakfı’na bağışlanacak. Serginin sponsoru ise dünyanın kültür sanat başkentlerinden İstanbul’un adını taşıyan tek kulüp olan İstanbulspor. İSTANBUL'DAN SONRAKİ DURAKLAR BALİ, NEW YORK VE LOS ANGELES Sporun ve sanatın toplumları dönüştürücü ve geliştirici gücü nedeniyle İstanbulspor, tarihi misyonu ve kültürü gereği sadece bir spor kulübü olarak değil, toplumsal hayatın içinde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Serginin İstanbul’dan sonraki durakları ise Bali, New York ve Los Angeles olacak. "Barış Ruhu Volume II" isimli dijital NFT sergisinde yer alan sanatçılar şu şekilde: Nancy Jo Ward (California), Eda Zamanpur (İstanbul), “Ayna” Anıl Taşezen (İstanbul), Nelten Wolde (Melbourne), Elen Deliss (Moskova), Bradford Graves (New York), H. Spencer Young (New York), Tinuade Oyelowo (New York). Root Karaköy hakkında Müzik, kültür ve sanatın buluştuğu Root Bodrum’la görkemli bir çıkış yapan Root Hotels, İstanbul Karaköy’de açılan yeni oteliyle misafirlerini karşılıyor. Circle Group Global bünyesinde yer alan Root Karaköy, Necati Bey Caddesi’nde, İstanbul'da konaklamak isteyenlere kapılarını açıyor. Büyüleyici bir İstanbul şehir ve Boğaz manzarasına hâkim konumuyla Root Karaköy, sıcak bir karşılama sağlayan lobisi, devasa cam pencereden ışığı içeri alan yüksek tavanıyla konuklarını otele giriş anında büyülüyor. Şöminesi ve ahşap tavanıyla dikkat çeken karşılıklı iki oda, lobideki taze çiçeklerin sağında ve solunda konforlu alanlar sunuyor. İstanbul Modern Sanat Galerisi, Galataport, Tarihi Galata Kulesi'ne yürüme mesafesinde yer alan otel, “Sanat, kültür, komünite” mottosunu sahipleniyor. Ödüllü mimar ve sanatçı Sami Savatlı tarafından tasarlanan otelin sofistike lobisi, Türk ve Avrupalı ziyaretçilerini ağırlıyor. ### KTSM'de “Kaçış Noktası” sergisi ziyarete açıldı Kale Grubu’nun başlattığı “İyi Bak Dünyana” hareketi kapsamında disiplinlerarası üretim ve buluşma platformu olarak hayata geçirilen Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağına inanıyor ve bu anlayışla sosyal fayda yaratan fikirlerin savunuculuğunu yapmaya devam ediyor. Sürdürülebilirliği odağına alan KTSM, Kalebodur desteğiyle 14 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında İç Mimar-Sanatçı Oğuz Yalım’ın seramik atıklarıyla ortaya koyduğu eserlerden oluşan “Kaçış Noktası” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının Kalebodur’un inovatif ürünü Kalesinterflex’in üretiminde ortaya çıkan atık malzemeleri kullanarak hazırladığı eserler, sürdürülebilir sanatın özgün birer örneği olarak sanatçının dokuzuncu solo sergisi Kaçış Noktası'nda sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. En büyük porselen seramik olmasının yanı sıra çevreye duyarlı bir teknoloji ürünü olan Kalesinterflex malzemesini sanat ile buluşturarak yeniden yorumlayan İç Mimar-Sanatçı Oğuz Yalım’ın sürdürülebilir sanat eserlerinden 13’ü KTSM’de sergilenecek. Sanatçının “Saat Sabahın 25'i” adlı eseri ise Salt Galata’da bulunan Neolokal Restoran'ın terasında yer alacak. Yarı uyanık, yarı uykulu, yarı gerçek ve gerçeküstü ile zamansız bir yolculukta olmayı anlatan eser, 16 Eylül’den itibaren binanın farklı katlarından izlenebilecek. "YEPYENİ 'KAÇIŞ NOKTALARI' ARAYARAK YENİ BİR YOLA ÇIKTIK" Sergide, Kalesinterflex’ten üretilmiş 60 x 60 cm boyutlarında 12 adet eser ve yine aynı malzemeden üretilerek oluşturulmuş 120 x 185 cm ebadında 1 eser sergilenecek. 13 eserin isimleri ise şöyle: Günün Rotası, Rüyanda Görürsün, Anlık Bir Buluşma, Tersim Döndü, Damsız Girilmez, Kaybolmadan Önce, Yukarı Mahalle, Keyifli Bir Yalnızlık, Ergen Cepheler, Havalı Sokaklar, Sen Bir de İçimi Gör, Bir ile Çok, Saklambaç... Kalesinterflex’i yepyeni bir formata sokarak eserlerine yansıtan Oğuz Yalım, sergisiyle ilgili şunları ifade etti: “Kompozisyonlarım kaçış noktaları ile doludur. Ancak bu noktalar, resimlerimin içinde bulunabilecekleri gibi, çoğu zaman resimlerimin dışındadırlar ve bunların nerede oldukları bilinmez. Tuval üzerine yapmış olduğum çalışmalarımdan bazılarını Kalesinterflex’in renk, doku ve yapısal özelliklerine göre yeniden yorumladık. Kaleseramik ile birlikte artmış olan parçalardan yepyeni 'Kaçış Noktaları' arayarak yeni bir yola çıktık." Etkileşim masasında kendi eserlerini oluşturma imkânı Sergi alanında yer alacak “Kaçış Noktası” etkileşim masasında, ziyaretçilerin kendi panolarını oluşturmaları için eserlerde kullanılan özel kesim seramik parçaları bırakılacak. Bir nevi ziyaretçiler, sergi salonuna yerleştirilen masa üzerindeki geometrik parçaları kullanarak, kendi kaçış noktalarını arayabilecek. Kale Tasarım ve Sanat Merkezi hakkında Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), disiplinlerarası paylaşımlara alan açan bir üretim ve buluşma platformu. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları önceliklerinden sorumlu üretim ve tüketimi odağına alan ve sürdürülebilirliği merkeze koyan KTSM, "İyi Bak Dünyana" hareketinin de öncüsü. Sosyal fayda üreten fikirlerin savunuculuğunu yapan KTSM’nin her katı, farklı bir üretim ve öğrenme alanını içerecek şekilde tasarlandı. Tasarım ve sanat çalıştaylarının yanı sıra konuşma ve sunumların da düzenlendiği merkezde, seramik fırınının da bulunduğu seramik üretim alanı; giriş katında özgün, özgür ve öze değen üretimlerin paylaşılacağı bir sergi alanı; tasarım, sanat ve mimari ağırlıklı özel bir koleksiyona sahip kütüphane ile üretim malzemelerinin bulunduğu bir atölye yer alıyor. Sadece sanat ve tasarımda değil, yaşamın her alanında sürdürülebilirliğe inanan Kale Grubu, KTSM içerisinde özel bir mekâna da yer ayırdı: Roots Studio Cafe. Yerli üreticiyi destekleyen, ‘sıfır atık’ felsefesiyle yola çıkılan kafede, dünyasına iyi bakanlar zihin açıcı sohbetlerde buluşuyor. Sanatçı OĞUZ YALIM Hakkında 1993 Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarım mezunu olan Oğuz Yalım, 1996 yılından bu yana eşi ve ortağı Ece Yalım ile birlikte ARTFUL İç Mimarlık ve Ürün Tasarımı firmasını yönetmekte. Yalım ayrıca Başkent Üniversitesi İç Mimarlık ve TED Üniversitesi İç Mimarlık Bölümlerinde yarı zamanlı eğitmenlik yapmakta. 2017 yılının başından itibaren mesleki ve eğitmenlik hayatı ile paralel olarak devam ettiği resim çalışmaları üzerine yoğunlaşan Oğuz Yalım, 25 yıldır biriktirmiş olduğu tüm merak, tecrübe, gözlem ve hobileri doğrultusunda farklı temalar üzerine çalışmalarına devam etmekte. ### Fatih Belediyesi’ne ‘Süreklilik’ ödülü Fatih Belediyesi’nin Tarihi Kentler Birliğinin düzenlediği “Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması”na katıldığı iki proje ‘Süreklilik Ödülü’ne layık görüldü. Tarihi Kentler Birliği’nin “Sivil Mimarı Kültür Mirasımızın Korunması” başlığı altında bu yıl 21.sini düzenlediği yarışmada Fatih Belediyesi’nin UNESCO Dünya Mirası alanında yer alan Zeyrek’teki sivil mimarlık yapılar ile yine ilçedeki tarihi çeşmelerin proje, uygulama ve restorasyon çalışmaları ‘Süreklilik’ ödülüne layık görüldü. Ülkemizin tarihi ve kültürel mirasının korunması, kullanılması ve gelecek nesillere taşınılması amacıyla yürütülen sivil mimari yapıların restorasyonu, bakımına büyük önem verdiklerini ve göreve gelir gelmez Kültürel Mirası Koruma Müdürlüğünü kurduklarını belirten Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan konu hakkında şunları söyledi: “ Bugüne kadar 6700 adet sivil mimari yapının güncel durum tespitlerini yaptık, hepsini fotoğrafla belgeledik. İstanbul’un barındırdığı 34.715 adet kültür varlığının % 30’u (10.250 Fatih’te, sur içinde bulunmakta. UNESCO tarafından Dünya Miras Alanı olarak ilan edilen 4 bölge de Fatih’te. Geleneksel Ahşap Yapı Atölyesi’nin profesyonel ekibi başta Zeyrek Balat, Fener, Cibali, Küçükmustafapaşa, Yedikule olmak üzere Fatih’in her bölgesinde sivil mimari yapılarımızın bakım ve onarım işlerini titizlikle yürütüyorlar. Şu ana kadar Zeyrek ve Cibali bölgesinde 20 ahşap binanın bakım onarım çalışmaları tamamlandı, 2.etapta belirlenen 55 ahşap yapının çalışmaları devam ediyor. Yine ecdat yadigarı tarihi çeşmelerimizin de bakım onarımlarını yapıyoruz. Şu ana kadar 133 tarihi çeşmemizin bakım onarımını tamamladık ve birçoğunu 50 yıl sonra suya kavuşturduk. Bu çalışmalarımızın Tarihi Kentler Birliği tarafından ödüle layık görülmesini de önemli buluyorum. Birlik yönetimine ve jüri heyetine teşekkür ederim.” Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan Ödüller, 1 Ekim Cumartesi günü Fatih Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Tarihi Kentler Birliği’nin 2022 Yılı Birlik Meclisi Olağan II. Toplantısında sahiplerine takdim edilecek. Toplantıda ayrıca yarışmaya katılan projelerin sergisi de yer alacak. ### İstanbul'da Nilüfer özlemi bitti Üç yıl aradan sonra tekrar sahnelere dönen Nilüfer; İstanbul’un en büyük sahnesinde, YBY Yeni Bir Yaşam Kültür, Sanat ve Etkinlik Alanı’nda sevenleriyle buluştu. Yaklaşık 6000 kişinin katıldığı konserde; efsane sanatçı “Dünya Dönüyor”, “Kim Arar Seni”, “Geceler”, “Kavak Yelleri” ve birçok şarkısını dinleyicileri ile tek bir ağızdan söyledi. İngiltere kraliçesinin çok uzun yaşadığını söyleyen Nilüfer; 50 yıldır sahnede olduğunu, bir yirmi yıl daha sahnede olmak istediğini söyledi. Nilüfer şarkı aralarında hayranları ile sık sık sohbet etmeye çalıştı. “Biz eski jenerasyonuz” diyerek yaşadığı bir hikayeyi dinleyicileri ile paylaştı. Nilüfer, “Siz böyle açıyorsunuz ya telefonlarınızın ışıklarını konserde, ben tabi eskilere gittim jenerasyon farkı, biliyorum bunları, bilmiyorum sanmayın. TikTok hesabım bile var ama takipçim az. Öyle bir sıkıntı var. TikTok hesabı olan var mı” diye dinleyicilerine sordu. Bir dinleyicisinin ‘evet’ demesi üzerine kaç takipçisinin olduğunu sordu. "Peki beni takip ediyor musunuz? Dokuz bin takipçin mi var? Benden çok takipçin var, benden daha mı ünlüsün? 'Ta Uzak Yollarda’ şarkısını istemesini biliyorsun, insan bir takip eder" diyerek esprili bir yaklaşımda bulundu. KAYAHAN VE ONNO TUNÇ’U UNUTMADI "Esmer Günler", "Gözlerinin Hapsindeyim" ve "Yemin Ettim" gibi Türk Pop Müziği’ne damga vuran Kayahan şarkılarını da seslendiren Nilüfer "Kayahan, eşi bulunamaz, tekrarlanamaz, benzeri yapılamaz şarkılara imza attı. Buradan onu alkışlarla anmak istiyorum" diyerek Kayahan’ı andı. Hemen arkasından müzik adamı Onno Tunç’a da alkış göndermeyi unutmadı.Nilüferi izleyenler arasında Amerika’ya yerleşen, ayağının tozu ile Nilüfer Konserine gelen Alev Baymur’da izledi. Nilüferin tüm şarkılarına eşlek eden Baymur zaman zaman çimlerin üzerinde oynayarak sanatçıya eşlik etti. Konserinin son bölümünde biraz üşüdüğünü belirten Nilüfer şalını üstüne alarak şarkılarına devam etti. Repertuarının son şarkısı ve yeni albümünün sevilen şarkısı Boşver’i seslendirirken; konfeti gösterisi ile herkes görsel bir şölen yaşadı… ### Üzeyir Hacıbeyli Uluslararası Müzik Festivali başladı Azerbaycan'da her yıl geleneksel olarak düzenlenen Üzeyir Hacıbeyli Uluslararası Müzik Festivali, bu yıl 18-26 Eylül tarihleri ​​arasında Bakü'de gerçekleşecek. Azerbaycan ulusal müziğinin ve sanatının dehalarından Üzeyir Hacıbeyli anısına hayata geçirilen festival, sanatçının dehasının bir kutlaması niteliğinde. İnanılmaz yeteneği ile tanınan Üzeyir Hacıbeyli, dünya müzik mirasına katkıda bulunan bir besteci. İslam dünyasının ilk operası Leyla ile Mecnun'un yazarı olan Hacıbeyli, Azerbaycan Milli Marşı'nı besteleyerek, binlerce insan tarafından hala sevilen bir dizi şaheser yarattı. Onun onuruna her yıl 18 Eylül'de düzenlenen festivalde, sanatçının müziği görkemli bir şölen ile kutlanıyor. ÜLKEDEKİ EN İYİ SAHNELERİ MÜZİSYENLER DEVRALACAK Bu yıl 14.'sü düzenlenen festivale ABD, Norveç, Fransa, Avusturya, Almanya, Türkiye, Yunanistan, Kazakistan, Bulgaristan, Macaristan, Rusya, Japonya, Güney Kore ve Gürcistan dahil dünyanın dört bir yanından müzisyenler davet edildi. Azerbaycan Ulusal Konservatuarı, Bakü Müzik Akademisi, Azerbaycan Devlet Akademik Filarmoni Salonu, Uluslararası Muğam Merkezi gibi ülkedeki en iyi sahneleri müzisyenler devralacak. Ayrıca festival kapsamında Şuşa, Gence, Berde ve Ağcabadi şehirlerinde de bir dizi etkinlik yapılacak. Festivalin konukları ayrıca çevrimiçi ve çevrimdışı sergilerin, film gösterimlerinin, masterclass'ların, oyunların ve operaların keyfini çıkarabilecek. Ayrıntılı programa buradan ulaşabilirsiniz. Biletler ise https://iticket.az/en/events/uzeyir-hajibeyli-festival adresinden satın alınabilir. HER bölgesinde çok daha fazlasını sunuyor Böyle eşsiz bir festivali ziyaret etmek, Azerbaycan'ın ve tüm Doğu dünyasının kültürel mirasına tanıklık etmenin en iyi yollarından biri. Azerbaycan, her bölgesinde çok daha fazlasını sunuyor. Bakü, zengin tarihi ve kültürü, lezzetli ulusal mutfağı ile renkli ve rahat restoranları ile olağanüstü bir şehir. İkinci en büyük şehri Gence, herkesi tarih hakkında daha fazla bilgi edinmeye ve yakınlarda bulunan Göygöl Gölü'ne seyahat etmeye davet ediyor. Ulusal Göygöl Parkı'nda gezginler, eşsiz flora ve faunanın yanı sıra yürüyüşe de çıkabiliyor. Azerbaycan ve yerel turlar hakkında daha fazla bilgi için Azerbaycan.travel web sitesini ziyaret edebilirsiniz. ### İBB Şehir Tiyatroları, tiyatronun klasiklerini İstanbullularla buluşturuyor 108 yıllık bir tarihi geride bırakan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, yeni sezon repertuvarını Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlediği bir toplantıyla basın mensupları ve kültür-sanat camiasıyla paylaştı. 5 Ekim’de açılacak yeni tiyatro sezonunda tiyatroseverleri Shakespeare’den Arthur Miller’a, İbsen’den Haldun Taner’e klasik yazarların eserlerinin ağırlıkta olduğu zengin bir repertuvar bekliyor. İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, yeni sezon oyunlarını Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen bir basın toplantısında açıkladı. Basın toplantısına İBB Kültür Daire Başkanlığı Koordinatörü Figen Ayhan Karakelle, Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Müdür Yardımcıları Oytun Askeroğlu, Mehmet Karaosmanoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Can Başak, Emrah Özertem, CRR Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan’ın yanı sıra birçok sanatçı ve gazeteci katıldı. İşsever, sözlerine İBB Şehir Tiyatroları'nın kurumsal misyonunu açıklayarak başladı: "İstanbul Şehir Tiyatroları, kuruluşundan bu yana, 108 yıldır sanatı ve sanatçıyı destekleyen, İstanbul’un kültür sanat ve tiyatro sahnesinde öncü rolünü benimseyen bir anlayışla hareket etmektedir. İstanbul’un her bölgesinde seyirciyi tiyatronun seçkin örnekleriyle buluşturmayı hedeflemektedir. Tiyatronun klasikleri, büyük prodüksiyonlar ve müzikallerin yanı sıra yeni ve çağdaş metinleri de seyirciyle buluşturmaktadır. Bu yıl repertuvarımızı yine bu doğrultuda hazırladık ve yeni oyunlarımızı seyircimizle buluşturacağımız için büyük bir mutluluk ve heyecan içindeyiz. İstanbul Klasiklerle Buluşuyor Önümüzdeki sezonun ana temasını 'İstanbul Klasiklerle Buluşuyor' olarak belirledik. Yerli ve yabancı klasikleri seyircimizle buluştururken, yeni yazarlar ve oyunları da repertuvarımıza dahil ediyoruz. İstanbul Şehir Tiyatroları’nın bugüne kadarki repertuvarına baktığımızda, bugün klasikleşmiş birçok yazarın ilk oyunlarının Şehir Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştuğunu görürüz. Bugün de bu misyonumuzu titizlikle sürdürüyoruz. Bir anlamda geleceğin klasikleşecek eserlerine yer vermek istiyoruz. Türk ve Dünya edebiyatının klasikleri, yeni sezonda İstanbul Şehir Tiyatroları sahnelerinde seyircimizle buluşacak. Gençleri Sahnelerimize Bekliyoruz İstanbul büyük bir metropol. Nüfusunun önemli bir bölümünü de gençler oluşturuyor. Aynı zamanda bir üniversite şehri olan İstanbul, 70’in üzerinde özel ve kamu üniversitesiyle Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen gençleri de tiyatroyla buluşturuyor. Bu buluşmanın ilk akla gelen adresi de İstanbul Şehir Tiyatroları oyunları. Bu yıl, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirdiğimiz Yaz Oyunları’nın 75. yılını kutlarken, 35.000’e yaklaşan seyirci sayımızın çoğunluğunu gençler oluşturuyordu. İstanbullu gençlerin oyunlarımıza ilgisi bizi fazlasıyla memnun etti. İstanbul’un genç nüfusunun yoğunluğu ve tiyatroya ilgisi, bu sezon repertuvarımızı belirlerken hep aklımızdaydı. Klasikleri seçerken, gençleri de düşündük. Yeni sezonda ve sonrasında da gençlerimizin birbirinden değerli klasik eserleri seyretmesini istiyoruz. Bu eserlerle tanışmanın onlara farklı bakış açıları kazandıracağını biliyoruz ve sanatın ışığının onlara sağlayacağı faydanın çok önemli olduğunu düşünüyoruz. 2022-2024 Repertuvarını Açıklıyoruz İlke olarak planlı çalışmayı benimsemiş bir ekip olarak, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın orta ve uzun vadeli programını açıklamak istedik. Şehrin tiyatrosu olarak belirlediğimiz misyonumuzu, ulusal ve uluslararası alanda yapacağımız iş birlikleri, festivaller ve sanatsal çalışmalarla geleceğe taşıyacağız. 16 milyonluk bir şehrin tiyatrosu olarak, gelecekte kurumsal yapılanmamızın ana unsurlarını belirleyerek, stratejik planlar yaparak, kurumsal ve kişisel düzlemde paydaşlarımızla çok sayıda görüşmeler yaparak, sağlıklı bir yapılanma için de çalışıyoruz. İstanbul İçi Turnelere Devam Şehir Tiyatrosu olarak, geçtiğimiz sezon kendi sahnelerimizdeki gösterimlerin yanı sıra İstanbul’un birçok farklı bölgesine şehir içi turneler gerçekleştirdik. 'Şehrin Tiyatrosu İstanbul’un Her Noktasında' temasıyla başlattığımız, 14 ilçede gerçekleştirdiğimiz bu turnelerde 15 bin İstanbullu tiyatrosever ile buluştuk. İstanbul içi turnelerimize yeni sezonda da devam edeceğiz. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun tiyatroyu şehrin her noktasına götürme misyonunun bir devamı olarak, bu geleneği şehir içi turnelerle, şehrin merkeze uzak noktalarına götürdüğümüz oyunlarımızla yaşatacağız. Özellikle bir turne repertuvarı belirlerken yetişkin, genç ve çocuk seyircilerimizi hesaba katarak hareket ediyoruz. İstanbul ve İstanbullu ile yıllardır kucaklaşan ve buluşan İstanbul Şehir Tiyatroları; oyuncu kadrosu, birikimi ve nitelikli işleriyle İstanbul’un her yerinde olmayı sürdürecek. İç turnelerin yanı sıra yurt dışındaki tiyatrolarla da ilişkilerimizi arttırıyoruz. Uluslararası iş birlikleri ve çok dilli tiyatro oyunları için gerekli görüşmelere başladık. Gelen teklifleri de değerlendiriyoruz ve uluslararası alanda uzun vadeli iş birlikleri yapmak için çalışıyoruz. Şu anda Belgrad Drama Tiyatrosu, Yugoslav Drama Tiyatrosu, Yunanistan’dan Pire Şehir Tiyatrosu ve Bosna’yla görüşmelerimiz devam ediyor. Yurt dışına da açılan çalışmalar ve faaliyetlerde bulunmak için çabalarımız var. Bu görüşmeler ilerledikçe ve kesinleştikçe sizlerle paylaşacağız. YÜZÜMÜZDE TEBESSÜMLE GELECEĞİ BİRLİKTE İNŞA ETME ZAMANI Ayrıca geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi, bu sezon da Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Eskişehir Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediye Tiyatrosu ve Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’yla da dönüşümlü olarak oyun alışverişlerinde bulunup, seyircimizin farklı oyunlarla da karşılaşmalarını sağlamak istiyoruz. Özellikle son iki yıldır, pandemi koşulları içinde tüm sanat kurumları gibi biz de zor bir dönemin içinden geçtik. Sanatçılarla birlikte seyircimiz de pandemi döneminde zor bir sınav verdi. Artık kötü günleri geride bırakmanın, umudumuzu eksiltmeden, yüzümüzde tebessümle geleceği birlikte inşa etmenin zamanı. Yeni sezon hepimize güzellikler getirsin. 2022-2023 tiyatro sezonunun tüm Şehir Tiyatrosu ailesi için ve tiyatroya gönül vermiş tüm meslektaşlarım için bol alkışlı, sağlıklı, huzurla geçireceğimiz keyifli bir sezon olmasını dilerim.” "Şehir Tiyatrosu’nun Marka Değerini Yükseltmek İçin Çaba Sarf Ediyoruz" Ayşegül İşsever’in ardından söz alan Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü ise şunları ifade etti: "Kıymetli sanat yönetmenimiz, sezonun sanat kısmına dair güzel açıklamalar yaptı. Bizler de Şehir Tiyatrosu’nun marka değerini sosyal sorumluluk projeleri ve teknolojik yeniliklerle yükseltmek için çaba sarf ediyoruz. Uygulamamız, 'İstanbul Senin' aplikasyonunun içinde çok kısa zaman içinde yer alacak. Şehrin farklı yerlerine yerleştireceğimiz kiosklarımızla seyircilerimizin daha kolay bilet alabilmesini sağlayacağız. Seyircilerimiz kredi kartıyla daha rahat bilet alabilecek, internetten aldıkları biletlerini basabilecekler. Sıfır atığa yönelik adımlarımız var. İBB Atık Yönetim Müdürlüğü’nün İleri Dönüşüm Atölyesi var. Birkaç çocuk oyunumuzun bütün her şeyini, geri dönüşüm atölyesinden dönüştürülen malzemelerle üreteceğiz. Yenilenebilir enerji kaynaklarının verimli kullanımına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Fizibilite çalışmaları yapılan sahnelerimizde, çatısı uygun olanlara güneş panelleri koyacağız. Burada üretilen elektriği kullanarak, Şehir Tiyatrosu’nun karbon salınımını azaltmaya katkıda bulunacağız." ### "Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet" sergisi açıldı Yapı Kredi Kültür Sanat; “Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet” isimli güncel sanat sergisine ev sahipliği yapıyor. Farklı coğrafyalarda yaşanan adaletsizliklere aşk, umut ve direnişle bakmayı öneren sergi, 15 Eylül 2022 – 2 Ocak 2023 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat Galeri'de ziyaret edilebilir. Dünyanın her yerinde farklı biçimlerde yaşanan sosyal, siyasi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ya da ekolojik sebeplerden kaynaklanan adaletsizlikler, son yıllarda yaşadığımız küresel salgın ile daha da belirgin hale geldi. Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan güncel sanatçılar, içinde bulunduğumuz bu durumu kimi zaman aşkı ve hayatı kutlayan umut dolu bir yaklaşımla, kimi zaman ise düşündürücü ve alternatifler üretmeye teşvik eden bir zeminde ele alıyor. “Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet”, sergi için üretilen yeni eserlerin yanı sıra güncel sanatçıların yakın dönemde üretilmiş fotoğraf, yerleştirme, video ve duvar resimlerine yer veriyor. İsmini sanatçı Hale Tenger’in aynı adlı ses yerleştirmesinden alan sergi, hak ve adalet arayışına saygı ve dayanışmayla, kimsenin yaşam tercihleri nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir zemin umuyor. Sanatçı Cansu Yıldıran’ın doğayı, bedeni ve bağımsızlığı kutladığı fotoğraf, kuir bedenlerin varoluşunu ön plana çıkararak alışılagelmişin dışında bir tür Onur Anıtı oluşturmayı hedefliyor. Berlin’de yaşayan sanatçı Jasper Kettner’in aktivist İbrahim Arslan ile birlikte ürettiği “Die Angehörigen / Akrabalar” (2019) adlı fotoğraf serisi, insanları rakamlara indirgeyerek anonimleştirip kurbanlaştıran bir yaklaşım yerine, her birinin bireysel öyküsünü vurgulayan bir bakış açısı öneriyor. İstanbullu sanatçı Mustafa Emin Büyükcoşkun’un Galatasaray Meydanı ile konuşan “Tekerrür” (2015 - devam eden proje) isimli fotoğraf yerleştirmesi, kendi içinde mütevazı bir anma alanı yaratıyor. Sanatçı Aslı Uludağ, Ege Bölgesi’nde yer alan Büyük Menderes, Denizli ve Gediz Grabenleri’ndeki jeotermal enerji yapılaşmasının yol açtığı yavaş şiddetin tezahürlerini, bölge halkının direnişine de tanıklık ederek büyük bir titizlikle çalışıyor. aşk ve umut dolu bir an Viron Erol Vert’in otobiyografik ve performatif olan video çalışması, sergiye hem kaybedilenleri bulma umudu hem de ev ve iç dünyaya ait bir boyut ekliyor. Paris’te yaşayan Azerbaycan doğumlu sanatçı Babi Badalov, duvara uyguladığı mekâna özgü görsel şiirlerinin yanı sıra kumaş çalışmalarında de farklı alfabeler ile dilin sınırlarını araştırıyor. Macar fotoğrafçı István Zsiros’un Suriye’deki savaştan kaçan ve Budapeşte tren istasyonunda sabahlayan insanları fotoğrafladığı çalışması, aşk ve umut dolu bir anı yakalıyor. İNSAN YIKIMI NASIL BELGELER? Sanatçı Larissa Araz’ın aslen ses çalışması olarak üretilen “Umut Arşivi: Mektuplar”ı (2015, 2022), sergi için yeniden soyutlanıp görselleşerek duvarda bir form buluyor. Sergi, Viyana’da yaşayan sanatçı Rojda Tuğrul’un nesli tükenmekte olan Fırat kaplumbağalarının bozulan ekosistemlerini ve doğanın silah olarak kullanılmasını tartıştığı yerleştirmesiyle devam ediyor. Savaş Boyraz’ın sakin ve büyüleyici doğa manzarasının önünde duran kırık üç objenin kumaşa basılan fotoğrafları, "İnsan yıkımı nasıl belgeler?" sorusunu soruyor. "TRIPLE CHASER" VİDEOSU İLK DEFA İSTANBUL'DA SERGİLENİYOR Dünya çapında insan hakları ihlallerini araştıran çok disiplinli araştırma ve sanatçı grubu Forensic Architecture’ın “Triple Chaser” videosu ise ilk defa İstanbul’da sergileniyor. Serginin üst katında, sanatçı Dana Kavelina’nın Ukrayna’daki çatışmayı incelemek ve alternatif bir bakış açısı geliştirmek amacıyla yaptığı gerçeküstü bir film-şiir çalışması yer alıyor. Şafak Şule Kemancı’nın sergi için mekâna özgü yeni ürettiği eser de suyun akışkanlığından yola çıkarak, aşkın ve tutkunun durdurulamaz oluşuna atıfta bulunuyor. SERGİYE EŞLİK EDECEK AYNI İSİMDE BİR KİTAP YAYIMLANACAK Fransız Kültür Merkezi, Goethe-Institut Istanbul ve Tarabya Kültür Akademisi’nin desteğiyle hazırlanan sergi, 15 Eylül 2022 – 2 Ocak 2023 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat’ta ziyaret edilebilecek. Forensic Architecture, Larissa Araz, Adalet Atlası, Sevgi Aka, Babi Badalov, Savaş Boyraz, Mustafa Emin Büyükcoşkun, Ayşe Draz, Marianne Fahmy, Dana Kavelina, Jasper Kettner & İbrahim Arslan, Şafak Şule Kemancı, Rojda Tuğrul, Hale Tenger, Aslı Uludağ, Viron Erol Vert, Cansu Yıldıran ve István Zsíros’ın çalışmalarıyla katkıda bulunduğu serginin küratörlüğünü Didem Yazıcı ve Peter Sit üstleniyor. Serginin asistan küratörü ise Burcu Çimen. Sergiye eşlik edecek aynı isimde bir yayın ise ekim ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanacak. Türkçe ve İngilizce olarak basılacak kitapta Banu Karaca ve Didem Yazıcı’nın metinleri, sergide yer alan sanatçıların eserlerine dair detaylı bilgiler olacak. ### Binlerce müziksever ‘Şişli Plak Festivali’nde buluştu Şişli Belediyesi'nin bu yıl 2’ncisini düzenlediği 'Şişli Plak Festivali’, İstanbul’un önemli plak koleksiyoncularını, plak müdavimlerini ve binlerce müzikseveri bir araya getirdi. Festival, müzik kültürüne önemli katkı sağlarken, aynı zamanda geliştirilen içeriğiyle plak severler için de keyifli bir buluşma adresi oldu. Şişli Belediyesi tarafından hayata geçirilen Şişli Plak Festivali’nde binlerce müziksever söyleşiler, konserler, plak mezatları, imza günleri ve birbirinden keyifli konserlerle müzik dolu iki gün geçirdiler. 17-18 Eylül tarihleri arasında Feriköy Organik Pazarı alanında gerçekleştirilen etkinlik; İstanbul kültür-sanat ajandasında önemli bir yer edinirken, bir araya gelen müzik dünyasının paydaşları da müzik tarihinden müziğin gelecek kuşaklara bırakacağı ize kadar geniş bir etki alanı yarattılar. FESTİVAL, RENKLİ ETKİNLİKLERE SAHNE OLDU Festival kapsamında ilk gün; efsane grup Bulutsuzluk Özlemi ve Balkan müzikleriyle herkesin beğenisini kazanan Kolektif İstanbul, ikinci gün yine bir efsane grup olan Yeni Türkü konser verdi. Tuna Kiremitçi ise Eda Baba ve Özge Fışkın gibi güçlü vokallerle sahne aldı. Vigor Kültür Sanat'ın sanat danışmanlığını yaptığı festivalde; Murat Beşer moderatörlüğünde Taner Öngür ve Tarkan Gözübüyük, Murat Meriç moderatörlüğünde Murat Ertel, Kanat Atkaya moderatörlüğünde ise Yekta Kopan, Görgün Taner ve Murat Abbas'ın konuk olduğu özel söyleşiler gerçekleştirildi. İki gün üst üste yapılan plak mezatında ise birbirinden kıymetli 45’likler ve diğer plaklar müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. "BOMONTİ KÜLTÜR VE SANATIN MERKEZİ OLACAK" “Bu yolculuğa çıkarken bir hayalimiz vardı, plak seviyorduk, müziğe tutkunduk. Ben de bir plak koleksiyoneri olarak çok heyecanlıydım. Geçen yıl ilkini yaptığımız Şişli Plak Festivali muhteşem bir ilgi gördü ve çok güzel anılar biriktirdik. Bu da bize ikincisini gerçekleştirmek için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Kültür- sanat alanında çok büyük bir eksiklik vardı. Deyim yerindeyse ülkemizde pek çok alanda olduğu gibi bu alanda da yoksulluk çekiyorduk. Ülkemizin yetiştirdiği çok kıymetli sanatçılarla, müzik insanlarıyla ve siz müzikseverlerin katkısıyla bu alanı taçlandırdık” diyen Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, iki gün boyunca festival alanında müzikseverlerle buluştu, keyifli sohbetler gerçekleştirdi. Keskin ayrıca, “Bomonti’yi kültürün, sanatın merkezi yapmak istiyoruz. Bomonti bir açık hava müzesi olacak, önümüzdeki günlerde sizlere çok güzel haberlerimiz olacak” müjdesini de verdi. ### "Çocuk Gözünden İklim Eylemi" sergisi açıldı Her yıl Birleşmiş Milletler'in 17 Kalkınma Hedefi'nden birini sahiplenen ve Kalben Derneği, Güvensan Tesis Hizmetleri, Sosyal Fabrika, 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle gerçekleştirilen "Temizlik Doğamızda Var" Resim Yarışması, bu sene “Çocuk Gözünden İklim Eylemi” teması ile yapıldı. Toplam 41 çocuğun katıldığı yarışmada jüri tarafından belirlenen 16 eser, 39 Kalamış Marina Hotel’de yer alan 39 Galeri’de sergilenmek için seçildi. Güvensan Tesis Hizmetleri - 39 Kalamış Marina Hotel Kurucusu Münteha Adalı küratörlüğünde yapılan resim yarışması, özellikle koruyucu aile kavramı hakkında farkındalığı artırmak ve çocukların dikkatini toplumsal sorunlara çekmek adına büyük önem taşıyor. Çocukların küresel olaylara dair farkındalıklarını geliştirmek ve çevresinde gözlemlediklerini resim sanatı ile ifade etmelerini sağlamak amacıyla Kalben Derneği, Güvensan Tesis Hizmetleri, Sosyal Fabrika ve 39 Kalamış Marina Hotel iş birliğiyle gerçekleştirilen; Arzum Küçük Ev Aletleri, Boyner, Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı, Dünya Eko, Karya Grup ve Stabilo sponsorluğunda hayata geçen “Temizlik Doğamızda Var” Resim Yarışması’nın bu seneki teması “Çocuk Gözünden İklim Eylemi” olarak belirlendi. Geleneksel hale gelen “Temizlik Doğamızda Var” Resim Yarışması ile çocukların toplumsal sorunlara yönelik farkındalıklarını artırmayı hedeflediklerini dile getiren Güvensan Tesis Hizmetleri ve 39 Kalamış Marina Hotel Kurucusu Münteha Adalı, sergi açılışında yaptığı konuşmada "Geleceğimize yatırım, bugünden çocuklarımıza yapılan yatırım olacaktır" dedi. Koruyucu aile deneyimine sahip olan bireyler öncülüğünde kurulan Kalben Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Pelin Çalışkanoğlu Ekşi ise; “Bir çocuk yetişir, tüm dünya değişir ilkesiyle çıktığımız bu yolda, sanatın çocuklarımız üzerindeki etkisini bu güzel projemizle birlikte bir kez daha vurguluyoruz" şeklinde konuştu. BİR ÇOCUĞA BİR SENELİK EĞİTİM DESTEK BURSU HEDİYE EDİLDİ... Kalben Derneği, Güvensan ve 39 Kalamış Marina Hotel çocuklarının katıldığı resim yarışmasında, 41 eser jüri tarafından değerlendirildi. Münteha Adalı, Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, Selin Bozkurt, Berna Acar, Burcu Kösem, Seydi Murat Koç, Maryam Salahi, Yasemin Öztürk, Eda Taşlı ve Zuhal Gezer Demirci’den oluşan jürinin seçtiği 16 eser, 39 Kalamış Marina Hotel’de gerçekleştirilen sergi açılışında açıklandı. Arzum Küçük Ev Aletleri, Boyner, Demirkent Eğitim ve Araştırma Vakfı, Dünya Eko, Karya Grup ve Stabilo’nun sponsor olduğu yarışmada, eserleri seçilen çocuklara sponsorlar tarafından çeşitli hediyeler ve hediye çeki verilirken, Demirkent Vakfı ise bir çocuğa bir senelik eğitim destek bursu hediye etti. Kalben Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Pelin Çalışkanoğlu Ekşi ve Güvensan Tesis Hizmetleri - 39 Kalamış Marina Hotel Kurucusu Münteha Adalı... ### Salt’ın yeni sergisi “Sahnede 90’lar” başladı Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni sergisi Sahnede 90’lar, sahne ve performans kavramları odağında Türkiye’nin 1990’lı yıllarından sanat üretimlerini bir araya getiriyor. Performansın toplum, ekonomi, sokak ve siyasetle ilişkisini irdeleyen sergi, sanatçı ve tasarımcıların oluşturduğu bireysel ve kolektif girişimleri ele alırken kültür tarihinden de bir potpuri sunmuş oluyor. Sahnede 90’lar, çeşitli kaynaklardan toplanmış arşivlere dayanıyor ve canlı performanslardan video kliplere uzanan bir çeşitlilikte çarpıcı üretimleri de içeriyor. Türkiye’de hızlı toplumsal değişimlerin yaşandığı 1990’lar, siyasi ve ekonomik açıdan çalkantılı ve istikrarsız geçen bir dönemdir. Özellikle İstanbul’un yeni bir uluslararası dolaşım hattına yerleştiği bu yıllarda popüler kültür, sanat ve eğlence sahnesinde dönemin karanlık havasına tezat oluşturacak bir dinamizm yaşanır. Arka arkaya açılan özel radyo ve televizyon kanallarının da etkisiyle pop kültürü emsalsiz bir yükselişe geçer. 1990’lar aynı zamanda, Türkiye’nin sanat sahnesinde “disiplinlerarası” kavramının da gündeme geldiği bir dönemdir. Farklı disiplinlerden beslenen performans, bu yıllarda pek çok sanatçı için yenilikçi ve deneysel bir ifade alanı açar. Sahnede 90’lar, dönemin performans üretimlerine yoğunlaşarak kültür, sanat ve eğlence tarihine çok yönlü bir bakış getirmeyi amaçlıyor. Bu dönemde parklarda, eğlence mekânlarında, tarihî alanlarda ve terk edilmiş yapılarda görünürlüğü artan performans sanatı örnekleriyle popüler kültür arasında beklenmedik bağlantılar kuruyor ve “sahne” kavramının ne kadar geniş bir yelpazede ele alınabileceğine işaret ediyor. Salt Beyoğlu’nda, aralarında Aydın Teker, CANAN, Esra Ersen, Halil Altındere, Hüseyin Katırcıoğlu, Köken Ergun, Moni Salim Özgilik, Özlem Günyol & Mustafa Kunt ve Taner Ceylan’ın da bulunduğu sanatçıların işleri sunuluyor. Ayrıca sanat ve sokak ilişkisine dair açılımlar barındıran çalışmalar, Seretonin ve Genç Etkinlik sergileri ile Assos Gösteri Sanatları Festivali gibi kolektif oluşumların disiplinlerarası üretimlerinden geriye kalan fotoğraf, afiş, yazışma gibi arşivsel malzemelerle bir araya getiriliyor. Salt Galata’da ise Burak Delier ve Mehmet Sander’in işlerinden bir seçkiyle Ceylan Öztrük’ün performansı yer alıyor. Serginin ön gösterimi ve basın toplantısı sırasında bilgi, kültür ve sanat üretimine erişilebilirliğin, toplumsal kalkınmanın önemli unsurları arasında olduğunu belirten Salt Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Işıl Akdemir Evlioğlu, “Garanti BBVA çok uzun süredir bu doğrultuda çalışmalarını yürütüyor. Salt tam da bu yaklaşımı yansıtan çok değerli bir kurum. Salt’ın kurucusu ve daimî destekçisi olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Salt Genel Müdürü Deniz Ova ise sergiye katkıda bulunan Salt ekibine, sanatçı ve kurumlara teşekkür ederek sözlerine şöyle devam etti: “Salt’ın yolculuğunda yalnız olmadığımız, Türkiye’nin kültür ve sanat ortamına, topluma ve bilgi üretimine katkıda bulunmak üzere sağlanan imkânlar için kurucumuz Garanti BBVA’ya teşekkür ediyoruz.” 12 Şubat 2023’e dek Salt’ın Beyoğlu ve Galata yapılarında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek sergi paralelinde, Zorlu Holding ve Zorlu PSM’nin hayata geçirdiği Digilogue desteğiyle, söz konusu dönemde gerçekleştirilmiş performanslara ilişkin kapsamlı arşiv çalışmasını içeren bir web sitesi de erişime açılıyor. Sergi kapsamındaki müzik etkinlikleri Türk Tuborg A.Ş., sanatçı Leman Sevda Darıcıoğlu’nun performansı monoco.io katkılarıyla gerçekleştirilecek. Salt’tan Amira Akbıyıkoğlu tarafından, Emirhan Altuner (Tasarım ve Prodüksiyon) ve Gül İçel (Proje Asistanı) ile araştırmacı Mine Söyler iş birliğinde programlanan sergi ve paralelinde düzenlenecek tüm etkinlikler saltonline.org ve Salt’ın sosyal medya kanallarından duyurulacak. KATILIMCILAR Adnan Tönel, aeigis, Ali Emir Tapan, Arhan Kayar, Asiye Cengiz, Atilla Özdemiroğlu, Aydın Teker, Ayşe Draz, Bedri Baykam, Burak Delier, Cana Dölay, CANAN, Ceylan Öztrük, Çağatay Karaçizmeli, Ekim Acun, Esra Ersen, Genco Gülan, Geyvan McMillen, Gürel Yontan, Ha Za Vu Zu, Halil Altındere, Hazal Halavut, Hüseyin Katırcıoğlu, İbrahim Akyürek, Komet, Köken Ergun, Kumpanya, Lamia Karaali, Leman Sevda Darıcıoğlu, Levent Öget, Mehmet Güleryüz, Mehmet Sander, Mete Özgencil, Moni Saim Özgilik, Nadi Güler, Nur Akalın, Nurgül Polat, Orhan Atasoy, Orhan Cem Çetin, Ömer Ahunbay, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Pilvi Takala, Raife Polat, Selçuk Gürışık, Selva Daşdemir, Sevi Algan, Simge Burhanoğlu, Şule Ateş, Taldans, Taner Ceylan, Tuğçe Tuna, Umur Turagay, Vahit Tuna, Yeşil Üzümler, Zişan Uğurlu ### 17. İstanbul Bienali 17 Eylül'de başlıyor İstanbul Bienali, bir kez daha İstanbul’u güncel sanatın buluşma noktası haline getirmeye hazırlanıyor. Bu yıl 17'ncisi gerçekleştirilecek olan İstanbul Bienali, 17 Eylül-20 Kasım 2022 tarihleri arasında ücretsiz gezilebilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 1987 yılından bu yana düzenlenen İstanbul Bienali, bir kez daha İstanbul'u güncel sanatın buluşma noktası haline getirmeye hazırlanıyor. 17. İstanbul Bienali, 17 Eylül-20 Kasım tarihleri arasında ücretsiz gezilebilecek. 500'DEN FAZLA KATILIMCI Küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh’in üstlendiği 17. İstanbul Bienali’nde, 500’ün üzerinde katılımcının 50’yi aşkın projesi yer alacak. Bienal katılımcıları arasında sanatçı, düşünür, yazar, şair, araştırmacı, mimar, radyo programcısı, balıkçı, aktivist, stand-up komedyeni, şef, etnomüzikolog, ornitolog, deniz bilimci, kukla ustası ve müzisyenler de bulunuyor. KLASİK BİENAL ALANLARININ DIŞINA TAŞIYOR Bienal; Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Zeytinburnu’nda yer alan 12 sergi mekânının yanı sıra şehrin dört bir yanında sayıları 50’yi aşan sahaf, kitapçı, lokanta, sinema ve hastanelere ek olarak bir radyo istasyonunda izleyiciyle buluşuyor. 17. İstanbul Bienali, bienalin sergi mekânlarından Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’nde organize edilen basın buluşmasıyla tanıtıldı. ### Art Parisa Gallery’de "Art Expo Tebriz" sergisi İranlı sanatçıların eserlerinden oluşan "Art Expo Tebriz" sergisi, İranlı sanatçı Parisa Karamnezhad'ın sahibi olduğu Parisa Art Galleriy'de açıldı. Serginin açılışına çok sayıda davetlinin yanı sıra Türkiye ve İran'dan sanatseverler katıldı. Art Expo Tebriz Temsilcisi Amir Mortezavi, İran ve Türkiye arasındaki kültürel bağlara değinerek, İranlı değerli sanatçıların eserlerini Türkiye'deki sanatseverlerin beğenisine sunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Mortezavi, Art Parisa Gallery'nin kendilerini davet etmesinden ve burada sergi açmaktan mutluluk duyduğunu ifade ederek, Türk sanatseverlerin sergiyi ziyaretlerinden dolayı memnun kalacaklarını dile getirdi. Art Parisa Gallery Yöneticileri Parisa Karamnezhad ve eşi Ahad Saadi çifti, özellikle İran ve Türkiye sanatı arasında köprü kurmak adına sergi programlarını sürdürüyor. Sergilerin içeriğinde Art Parisa Gallery, Türkiye'den ve yurt dışından gelen seçkin sanatçıların çalışmalarına yer vererek, sanatseverlere ziyaret etme imkanı sunuyor. Art Parisa Gallery ayrıca, kamuya açık seminerler ve ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenlemek için bir platform olmayı hedefliyor. Galeride temel amaç, sergi programında deneyimli ve isim sahibi sanatçılara ev sahipliği yapmanın yanı sıra yeni ortaya çıkan genç veya yetişkin yetenekli sanatçıların sanat eserlerini sergilemelerini sağlamak ve sanat dünyasına kazandırmak. 22 TABLO, 6 HEYKEL "Art Expo Tebriz" sergisinde 22 tablo, 6 heykel olmak üzere 28 eser bulunduğunu belirten Ahad Saadi, sergide bulunan İran'ın sanat alanında önemli üniversite hocalarının eserlerinden ve aynı zamanda değerli sanatçıların eserlerinden oluşan Art Expo sergisine ev sahipliği yaptıkları için ve ayrıca yoğun ilgi ve ziyaretçilerin memnuniyeti dolayısıyla mutluluğunu dile getirdi. "Art Expo Tebriz" sergisini, 21 Eylül’e kadar Art Parisa Gallery mekanında ziyaret edebilirsiniz. ### Odunpazarı Modern Müze'den yeni sergi: Yas ve Haz Odunpazarı Modern Müze (OMM) açılışının 3’üncü yıl dönümünü, yerli ve yabancı 38 sanatçıyı bir araya getirdiği “Yas ve Haz” başlıklı grup sergisi ile kutluyor. Odunpazarı Modern Müze (OMM) açılışının 3. yıldönümünü, yerli ve yabancı 38 sanatçıyı bir araya getirdiği “Yas ve Haz” başlıklı grup sergisiyle kutluyor. 7 Eylül’de kapılarını açan sergi, 30 Temmuz 2023 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. İnsanın yaşadığı yas ve haz gibi çelişkili halleri odağına alan sergi,​​ resimden fotoğrafa, heykelden video ve yerleştirmeye kadar uzanan çeşitli disiplinlerde üretilmiş eserlere yer veriyor. “Yas ve Haz” sergisinde Ali İbrahim Öcal, Alpin Arda Bağcık, Annemarie Busschers, Asger Carlsen, Ayça Telgeren, Begüm Yamanlar, Bill Viola, Bruce Nauman, CANAN, Catherine Opie, Cindy Sherman, Elif Uras, Erdoğan Zümrütoğlu, Erwin Wurm, filip custic, Francesco Albano, Hicham Benohoud, Iiu Susiraja, İ. Ata Doğruel, İnci Eviner, John Coplans, Julian Opie, Lea Colombo, Mamali Shafahi, Mustafa Ata, Onur Mansız, Ömer Uluç, Pınar Yolaçan, Robert Mapplethorpe, Saelia Aparicio, Shadi Ghadirian, Sibel Horada, Theo Triantafyllidis, Universal Everything, Vito Acconci, Willi Dorner, Yüksel Arslan ve Zhang Huan’ın eserleri görülebilecek. Ayrıca İ. Ata Doğruel’in “Işık Kaynağı” adlı performansı 17 Kasım-7 Aralık tarihleri arasında, Bill Viola’nın “Sal” adlı eseri ise 22 Aralık’tan itibaren OMM’da ziyaret edilebilecek. ### Nice yıllara Bilge Zobu! İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları sanatçı ve çalışanları, Türk tiyatrosu ve sinemasının usta oyuncularından Bilge Zobu 'yu 90. doğumgününde ziyaret etti. Doğum günü kutlamasına sanatçılar Zihni Göktay, Uğurtan Atakan, Orhan Alkaya, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Can Başak, İSTİŞAN (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği) Başkanı Selçuk Yüksel’in de aralarında olduğu Şehir Tiyatroları sanatçı ve çalışanları katıldı. Sanatçılar Bilge Zobu, Zihni Göktay, Uğurtan Atakan ve Orhan Alkaya’nın sohbet ederek hatıralarını paylaştığı doğum günü kutlaması, çiçek takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. SANATÇI DOSTLARININ DİLİNDEN BİLGE ZOBU Şehir Tiyatroları sanatçıları, Bilge Zobu’nun 90. yaş gününde sanatçıyı anlattılar: Zihni Göktay: Bilge Zobu Ağabey yarım asrı aşkın dostluğu, arkadaşlığıyla bu “Güzellikler Evi”nde, dünya görüşü olarak, genel kültürünü örnek aldığım bir İstanbul beyefendisidir. Sağlıklı nice güzel günlerde görüşmek dileğiyle.Funda Postacı: Uzun yıllar Bilge abi ile aynı sahneyi paylaştık. Her zaman sevgi ve saygı duymuş, onu tanımaktan mutlu olmuşumdur. Pamuk gibi kalbi vardır. Her zaman gülümsemeyle hatırlayacağım saygın bir sanatçıdır.Orhan Alkaya: Bilge Zobu ile çalışmak, mesleğimize bağlılığımızı tazeledi hep. Dikkat, ciddiyet, mizah, hoşgörü ve ustalıkla gizlenmiş bilgi ve bilgelik… Güzel hatırlamalara Usta.Uğurtan Atakan: Bilge Zobu ustamız, övüncümüz, değerlimiz, sevecenliğimizdir. Sanat dünyamızda bir kişinin yüreğini kırmayan bir kişiliktir. Her sanatçının da Bilge abimizle ilgili güzel bir anısı vardır. Esenlikler içinde olmasını diliyor, alkış çiçekleri sunuyorum. BİLGE ZOBU HAKKINDA 7 Eylül 1932 tarihinde İstanbul’da doğdu. Tam ismi Mehmet Nuri Bilge Zobu'dur. Bilge Zobu'nun amcası, tiyatrocu Vasfi Rıza Zobu'dur. Ayrıca sinema oyuncusu Ayşe Melike Zobu'nun amcasıdır. Tiyatro oyunculuğuna 1956 yılında Cep Tiyatrosu'nda “Bir Evlenme” oyunuyla başladı. Adana Şehir Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra 1958 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'na girdi. 2006 yılında kurumdan emekli olmasına rağmen konuk oyuncu olarak rol almayı sürdürdü. 1984-1985 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde oynamaya başlayan ve 25 yıldır aralıksız sahnelenen Lüküs Hayat'ta değişmeyen isimlerinden birisi oldu. Tiyatro çalışmalarının yanı sıra birçok sinema ve televizyon filminde de oynamış ve seslendirme yapmıştır. Kapıcılar Kralı, Baba Bizi Eversene, Ah Güzel İstanbul, Tosun Paşa ve Hababam Sınıfı en bilinen filmleri arasındadır. ### Mithat Şen, “Nefes” ile Galeri Bosfor’da Galeri Bosfor, 9 Eylül-28 Ekim tarihleri arasında temsil ettiği usta sanatçı Mithat Şen’in “Nefes” isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Nefes ve ritim üzerine odaklanan tek bir işin gösterildiği sergi, sanatçının ilk kişisel sergisinden 40 yıl sonra gerçekleşiyor. Yapılan bütün işlerin vardığı bir sonuç olarak çokluk, birlikle sunuluyor. Mithat Şen’in mekân içinde mekân kuran “Nefes” isimli eseri, formu ve malzemesi bağlamında sanatçının sistematiğini açık biçimde ortaya koyar. 2 metre yüksekliğinde ve 20 metre uzunluğunda kesintisiz biçimde yerleştirilmiş eser, ahşap şasilere gerilmiş natürel parşömen malzemeden oluşur. 40x40 cm ölçeğindeki karelerin birbirine eklenerek ve dört yönde ilişkilenmeyi sürdürerek çoğalmasıyla bir araya gelen çok katmanlı rölyef, sanatçının beden şemasının parçalı bir sistemle çeşitlenmesi ve tekrarı üzerine inşa edilmiş. “Nefes” ile Mithat Şen alfabesinin parçaları, beden şemasını kimi zaman bütün kimi zaman kesintilerle oluşturur; kare formlar içinde doluluk ve boşluklar ritim yaratarak kesintisiz biçimde ilerler. Sanatçının kurduğu sistemin sınırsız olanağı içinde bir araya gelen, tekrar ve çeşitleme ile bir senfoni kuran 360 karenin her birinde ve toplamında bazen eksilerek bazen katman katman yükselerek devam eden istif, hem beden şemasını bir bütün olarak gösterir hem de eksiltme ve kaydırmalarla gösterme biçimini çeşitlendirir. Sanatçı, 40 yıllık üretim süreci boyunca “kadim geçmiş sınırlar” ifadesiyle ısrarla işaret ettiği coğrafyaya dair bilginin imkân ve ihtimallerini araştırmayı sürdürür. Sanatçının üretme ilkesi, sınırları belirli bir yeryüzü parçasının kendine has ikliminde görselliğin kavranışı ve ortaya çıkışındaki neden-sonuç ilişkisi üzerine kuruludur. “Nefes”, doğanın tekrar ve çeşitleme ilkesi çerçevesinde, zamanı ve mekânı, süreklilik ve eşzamanlılık üzerinden sunar. Mithat Şen, “Nefes”te binlerce parçaya böldüğü beden birimlerini yoğun bir istifle ve devamlılıkla yerleştirir. Resmin iddiası, ilk işin sona, sonun ise başlangıç noktasına eklenebilir olmasıdır. Sanatçının, form ve malzeme dönüştürme yönteminin bütünlüklü bir derlemesi sayılabilecek “Nefes”, “Beden” serisinin “Âlem” ve “İstif” serileriyle kavuştuğu bir duraktır. MİTHAT ŞEN HAKKINDA 1957 İstanbul doğumlu sanatçı, 1981`de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Resim Bölümünü bitirdi. İlk kişisel sergisini 1982`de İstanbul`da Galata Sanat Galerisi’nde düzenledi. 1990`da 44. Venedik Bienali`ne katıldı. 20’yi aşkın solo sergi yaptı ve çok sayıda ulusal ve uluslararası karma sergiye katıldı. İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Mithat Şen resmi, bir resim nesnesi olarak kendi başına imlediklerinin yanı sıra ait olduğu coğrafyaya dair bir anlam matrisinin de anahtarını taşır. Sanatçının 80’li yıllarda yaptığı desenlerde ve akrilik resimlerde görülen beden etütleri, zamanla insan bedenini aşıp yalnızca kendini imleyen ve biçim ilişkileriyle tekrar tekrar yeniden yaratılan 13 parçalık bir “Mithat Şen şeması” oluşturur. Sanatçının 40 yıla yakın bir zamandır tekrar ettiği bu beden, coğrafyanın parça-bütün ilişkisine dair olanakları araştırdığı bir disiplin alanıdır. Her resim, coğrafyanın kâinat algısını oluşturan bütünün bir parçası olarak o bütüne dair bilgiyi içerir ve bu bilgi, sanatçı tarafından tekrarla yeniden ve başka biçimlerde gerçekleştirilir. Ziyaret saatleri: Salı-Cumartesi | 11.00-19.00 ### Bread and Puppet Theater, 17. İstanbul Bienali'ne konuk olacak Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'nda yer alan 12 sergi mekanında ücretsiz olarak gezilebilecek olan bienal, şehrin dört bir yanındaki kamusal etkinliklerle de İstanbullularla buluşacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2007–2026 Bienal Sponsoru Koç Holding'in desteğiyle düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 17 Eylül'de kapılarını açmaya hazırlanıyor. İKSV'den yapılan açıklamaya göre, bienal katılımcılarından dünyaca ünlü kukla tiyatrosu Bread and Puppet Theater, açılış günlerinde İstanbul'un farklı semtlerinde bir dizi performans ve açık hava gösterisi sergileyecek. Dört gün boyunca İstanbullularla buluşacak olan Bread and Puppet Theater, bienal kapsamında "Toplumumuzun Kötülükleri" (The Demons of Our Society) temalı geçit töreni ve açık hava performansı hazırlıkları için İstanbul'a gelerek atölye çalışmalarına başladı. Proje aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen Karagöz ustalarından Cengiz Özek'in bugünün çevre sorununa işaret eden oyunu "Çöp Canavarı"ndan bir bölümü de izleyiciyle bir araya getirecek. Peter Schumann tarafından 1963'te New York'ta kurulan Bread and Puppet Theater, kağıt hamurundan ve mukavvadan yapılmış heybetli kuklaları ve gösterişli performansları ile biliniyor. ABD'nin en eski kar amacı gütmeyen politik tiyatrolarından biri olan topluluk, 1960'lardan bu yana savaş karşıtı protestolara katılımlarıyla da dikkat çekiyor. Gönüllülerin tasarladığı dev kuklalar şehrin farklı noktalarında görülebilecek İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi Programı iş birliğiyle gerçekleştirilen atölye çalışmalarına, yapılan açık çağrı sonucu belirlenen 50'nin üzerinde gönüllü katılıyor. Katılımcılar, santralistanbul Kampüsü'nde 3 hafta süren atölyelerde hem kampüsten temin edilen atık malzemeleri ileri dönüştürerek kuklaları hazırlıyor hem de koreografi ve sahnelerin tasarımı üzerinde çalışıyor. Bread and Puppet Theater, bienalde 14 Eylül'de İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü'nde, 15 Eylül'de Küçükçekmece Gölbaşı'nda, 16 Eylül ve 17 Eylül'de Müze Gazhane'de, 18.00–20.00 saatleri arasında izlenebilecek. Topluluğun açık hava performanslarına ek olarak, 1970'lerde gruba katılarak uzun yıllar çalışan tiyatro tarihçisi ve kuklacı Dr. John Bell'in kuklacılık, sokak performansları ve eylemcilik üzerine Barın Han'da özel bir sunumu da bienalde yer alacak. 17.İSTANBUL BİENALİ Küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh'in üstlendiği 17. İstanbul Bienali, dünyanın farklı bölgelerinden 500'ün üzerinde katılımcının projelerine ev sahipliği yapacak. Beyoğlu, Kadıköy, Fatih ve Zeytinburnu'nda yer alan 12 sergi mekanında ücretsiz olarak gezilebilecek olan bienal, şehrin dört bir yanındaki kamusal etkinliklerle de İstanbullularla buluşacak. ### Christina Dimitriadis, "Island Hoping" fotoğraf sergisi ile Akaretler'de! İstanbul’da sanatın nabzının attığı Akaretler, eylül ayı boyunca birbirinden farklı, özgün ve özel sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Çağdaş fotoğraf sanatının en önemli temsilcilerinden Christina Dimitriadis 'in gerçekleştirdiği fotoğraf sergisi, Begüm Güney’in küratörlüğünde 9 Eylül-16 Ekim 2022 tarihleri arasında Akaretler No: 55 binasında sanat severleri bekliyor. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul’un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler; sanatçıların, galerilerin ve sanat severlerin buluşma noktası olarak eylül ayında da sanat dolu bir program sunuyor. Christina Dimitriadis, Türkiye’de ilk kez sergilenecek "Island Hoping" projesi ile yaşam ortamlarını kendi merceğinden inceliyor. Hem mekânsal hem de zamansal geçişlere odaklanan serisi; hareketli-değişken odak noktalarını insanın sınırları, kimliği ve hafızası üzerinden ele alıyor. Türkiye-Yunanistan sınırları arasında insan varlığından yoksun 30 adacığın yer aldığı sergide, tarihsel ve politik geçmişi karmaşık coğrafi varlıklar olarak adaları, Akdeniz'in sessiz imgelerine ve heykellerine dönüştürüyor. ADALARIN CANLI OLMALARINA DAİR BİR GÖNDERME YAPIYOR Serginin küratörü Begüm Güney, sergiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: "Dimitriadis’in 2015-2018 yılları arasında ürettiği bu fotoğraf serisi, Ege ve Akdeniz'de tarihi boyunca politik olmaktan sıyrılamamış bu bölgede varolan adaların canlı olmalarına dair bir gönderme yapıyor. Bu dünyaya ait kaya anıtları, çok kimlikli salt bir bağımsızlık anıtı. Sanatçının estetik yaklaşımında detaycı, fakat fotografik süslemelerden uzak yapıda kurguladığı dili, renk dengesi ile incelikli bir pentür algısı yaratırken, aslında fiziksel bir varlık olarak kayanın sahip olduğu biçimden uzaklaşarak soyutlaşıyor. İnsandan ve insanın yarattığı tüm kaotik duygulardan arındırılmış bu adalar, küratöryel kurgusuyla da sınırsız bir ufuk çizgisinde buluşturularak adeta mitleşiyor.” CHRISTINA DIMITRIADIS HAKKINDA Christina Dimitriadis, 1967’de Selanik'te doğup, kökenleri dünyanın farklı yerlerine uzanan çok kültürlü bir ailede büyüdükten ve eğitim hayatını Parsons School of Design ve New School for Social Research'te film ve video üzerine tamamladıktan sonra deneyim ve hafıza kavramları üzerine çalışmaya başladı. Sanatçı, fotoğrafı kimlik kavramı üzerinden insan ilişkilerine dayalı otobiyografik bir duruşu ifade etmek için kullanıyor. Yirmi beş yılı aşkın çalışmalarında merceğini insan ve sınırları üzerinde yönelten sanatçı; insan kimliği, zaman ve mekandaki yabancılaşma temalarını işliyor. AKARETLER HAKKINDA Sultan Abdülaziz’in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı’nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55 bin metrekare kapalı ve 5 bin metrekare açık olmak üzere toplam 60 bin metrekare kullanım alanı sunan Akaretler’in restorasyonu, Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel'e ev sahipliği yapıyor. İstanbul’a yeniden kazandırılan, Avrupa’nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler, Londra’da Urban Land Institute’un (ULI) ödülünü kazanmıştır. Şehri ve sanatı bir araya getiren Akaretler’de, bir Bilgili Sanat projesi olarak Difo Art baskı ve prodüksiyon, Doku Medical sponsorluğunda, Christina Dimitriadis’in 2022 bahar ayında konuk sanatçı programına davet edildiği Gate 27 desteğiyle sergilenecek Christina Dimitriadis "Island Hoping" Fotoğraf Sergisi, 9 Eylül-16 Ekim 2022 tarihleri arasında Akaretler No: 55 binasında ziyarete açılıyor. ### Funda Arar şarkılarını binlerce kişiyle söyledi Funda Arar, bu kez İstanbul’un Hyde Park’ı olarak bilinen Kent Orman YBY Etkinlik Alanı’nda hayranlarıyla buluştu. "Al Sevgilim" ve "Virane Gönlüm" şarkılarıyla sezona damga vuran Arar’ın konserine yaklaşık 7 bin 500 kişi katıldı. Songül Sarpbaş imzalı beyaz elbisesiyle sahne alan Funda Arar, giydiği iki kıyafet ile ve güzelliğiyle de göz kamaştırdı. SÜRPRİZ KONUK Kendisini dinlemeye gelen misafirleriyle şarkılarını iki buçuk saat boyunca hep bir ağızdan seslendiren Arar'ı izlemeye gelenler arasında, yakın arkadaşı Kubat da vardı. Kubat, arkadaşını izlerken tüm şarkılarına eşlik etti. Daha sonra sahneye çıkarak birlikte şarkı söylediler. Özellikle birlikte söyledikleri "Erik Dalı" türküsünde Kent Orman adeta ayağa kalktı. Funda Ararı'n performansını çok beğendiğini belirten Kubat; "Pop söylüyor, Türk Sanat Müziği söylüyor, arabesk söylüyor. Hep birlikte dinledik, türkülerimizi çok güzel yorumluyor. Yok böyle bir sanatçı" diyerek, kendisini bir kez daha kutladı. EĞLENCENİN TADINI DOYASIYA ÇIKARDILAR Arar, kendisini izlemeye gelenleri müziğe doyurdu. Alışılmışın dışında konser izleme olanaklarına sahip Kent Orman YBY Etkinlik Alanı’na izleyiciler kendi sandalyeleri, köpekleri ve içecekleriyle gelip, çimlerin üzerinde eğlencenin tadını doyasıya çıkardılar. ### İzmir Fuarı'nda sahne alacaktı İzmir Fuarı’nda 3 Eylül’de sahneye çıkması planlanan sanatçı Gülşen’in ev hapsinde bulunması nedeniyle söz konusu konseri şarkıcının orkestra ve vokal grubu gerçekleştirecek. İzmir Enternasyonal Fuarı 91. Kez kapılarını açarken bugün (3 Eylül) Çim Konserleri'nde sahne alcaklar sanatçı Gülşen ev hapsinde olması nedeniyle İzmirlilerle buluşamayacak. İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri(İZFAŞ) tarafından yapılan açıklamada, imam hatip lisesinde öğrenim görmüş arkadaşına yaptığı şaka nedeniyle tutuklanan daha sonra ev hapsi şartıyla tahliyesine karar verilen Gülşen Çolakoğlu’nun adli nedenle sahneye çıkamayacağını ve sanatçının orkestra ve vokal grubunun sahneye çıkacağı belirtildi. İZFAŞ’tan yapılan açıklama şöyle; İzmir Enternasyonal Fuarı, Çim Konserleri kapsamında bugün programda yer alan Gülşen konserini, zorunlu nedenlerle, farklı bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Sanatçımız, kamuoyunca da bilinen adli kısıtlılığı nedeniyle sahneye çıkamayacaktır. Ancak Gülşen’in orkestra ve vokal grubu saat 21.30’da Çim Sahne’de performans sergileyecektir. Gülşen şarkılarının seslendirileceği, kliplerinin gösterileceği konsere tüm Fuar ziyaretçilerimiz ücretsiz davetlidir. ### Seçil Erel sıradışı yaratıcılığıyla Londra’da sanatseverleri büyülüyor İngiltere’de yaşayan sanatçı Seçil Erel, geniş yüzeyler üzerinde evrenin bütünselliğini kucaklayan güçlü eserleriyle gurur veren projelere imza atıyor. Fiziksel olarak görünenin ötesine odaklanmayı, bilince dokunmayı ve ruhsal farkındalığı vurgulayan sanatçı, tablolarında insan hakları, çeşitlilik, sürdürülebilirlik ve sınırlar gibi kavramlara dair hikayelerin yanı sıra farklı yaşam anlayışlarını ve tezahürlerini aktarıyor. Yaşamını ve sanatını her zaman bir bütün ve özgürleşme alanı olarak yaşayan çağdaş sanatçı Seçil Erel, hikayesini 2017’den bu yana Londra’dan anlatmaya devam ediyor. Evrenin bütünselliğini kucaklamaya odaklanan Erel; özgürlüğe, değişime, sonsuz olasılıklara ve potansiyele, esnekliğin, renklerin, katmanların ve geniş yüzeylerin gücü üzerinden ulaşan bir sanatçı. Londra’nın en gözde enstitüsü olan Royal Academy of Arts Summer Exhibition’da eserleri sergilenen sanatçı, şimdi de New York New Art Dealers Allienace (NADA)'nın çatısı altında, Fatoş Ustek’in küratörlüğünde modülerlik konusunu ele alan eserlerini izleyicilerin beğenisine sunacak. İngiltere merkezli olmayı tercih etmesinin bir sebebinin de dünyanın her tarafına daha kolay erişebilmek olduğunu belirten sanatçı, bu sene Contemporary Istanbul’a Lizbon merkezli galeri Mariana Custodio ile katılacak. Seçil Erel, kendi köklerine yeniden bağlanmasını temsil eden ‘New Bond’ isimli büyük boy tuval üzerine yağlı boya resmini, renklerin enerjisi ve katmanları kullanarak, etrafına iyileşme saçmak niyetiyle üretti. Bu eser ile kadın enerjisinin zarif, bereketli, güçlü, dinamik enerjisini izleyici ile buluşturuyor. Sergi, 17-22 Eylül tarihleri arasında izleyici ile buluşacak. Peşi sıra 29 Ekim’de Ankara Çağdaş Sanatlarda açılacak ve Prof. Dr. Kıymet Giray tarafından düzenlenen “Sanat Hayatın Atardamarıdır” başlıklı sergide, son 10 yıl içerisinde ürettiği eserlerindeki yolculuğunu gösteren bir sunum ile izleyici karşısında olacak. Sanatçı Seçil Erel; “Yıllar içinde beni büyüten, bana farkındalık, esneklik veren renkleri ve yaratıcılığımı, daha iyi bir gelecek yaratmak için paylaşmaya ve derin bağlar kurmaya devam edeceğim” diyor ve şöyle devam ediyor: “Kendimi, geleceğin bilinmezliğinden bile heyecan duyan bir hayalperest olarak düşünüyorum. Benim için gelecek fikri, yeni bir soluk aldığım, yeni bir atmosfer kokladığım ve yeni bir mevcudiyet duygusu yaşadığım fikirleri ve iletişim biçimlerini temsil ediyor. Kendi yaratıcılığımızın ve potansiyelimizin farkında olmamızın hem bireysel hem tüm dünyayla bir bütün olarak daha iyi ve daha mutlu bir gelecek için bize yol göstereceğine inanıyorum. Bu yaklaşımın ışığında, sanatımın ilerlemesi için çaba gösteriyor, yeni çıkış noktaları bulup büyürken çevremdekilerin de gelişmesine yardımcı olmak istiyorum. Her eserim fiziksel, zihinsel ve enerjik yansımaları olan bir dizi duyguyu, bir dizi fikri temsil ediyor. Ürettiğim resimlerle dünyaya başka bir açıdan, farklı bir tarzda bakmanın mümkün olduğunu göstermek istiyorum. Tablolarımda farklı yaşam anlayışlarını ve tezahürlerini aktaran ve benim ilgi alanlarım olan insan hakları, çeşitlilik, sürdürülebilirlik ve sınırlar gibi kavramlara dair hikayeler var.” Seçil Erel kimdir? Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun olan Seçil Erel, lisans ve yüksek lisans derecelerine sahip. Türkiye'de başlayan sanat yolculuğuna Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve son olarak da İngiltere’de devam eden sanatçı, kişisel ve karma sergilerde yer alıyor. Kariyeri boyunca üniversitelerde ders veren Erel, uzmanlık konferanslarına, sempozyumlarına ve sanatçı rezidanslarına katılıyor. Sanatçı ayrıca, her ikisi de İstanbul’da gerçekleşen Galeri Zilberman ve Milli Reasürans Sanat Galerisi’ndeki kişisel sergileri vesilesiyle İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi Yayınevi tarafından yayımlanan bir sanat kitabına da imzasını attı. 2017 yılında kızıyla birlikte tek ebeveyn olarak Londra'ya yerleşen Seçil Erel, bir dizi dernek ile işbirlikleri kurmaya başlarken ülkesiyle de bağlarını koparmadı. Creative Network bursu ile çalışmalarını daha da ileri bir seviyeye taşıdı ve 2012 yılında 253. Royal Academy Yaz Sergisi’nde kısa listeye kalarak gurur verici bir başarıyı yaşamöyküsüne ekledi. Sanatın sadece üretilen eserlerle değil, bir bilgi birikimi olarak da yayılmasıyla ilgilenen Seçil Erel, bir dizi ressamla bir araya gelerek bir Sanat Kulübü kurdu. Sanatçı, bu kulüp aracılığıyla katılımcıları, içsel yaratıcılıklarına uyum sağlama konusunda desteklerken; çocuklar, engelliler ve yardıma ihtiyaç duyan kadınlarla ilgili sosyal sorumluluk projelerinde de gönüllü olarak çalışıyor. Sanatçının Londra’da bulunan atölyeleri, gelecek sergileri, proje ve sanat kulübü etkinliklerine https://secilerelart.com/ ve Seçil Erel Studio London (@secilerelstudio) Instagram hesabından ulaşabiliyor. Yolu Londra’ya düşecekler için bir küçük hatırlatma ise kasım ayındaki Open Sudio etkinliği. ### Füsun Saka'nın ilk kişisel resim sergisi "Saudade" Radyo Gedik'te! Radyo Gedik, gazeteci Füsun Saka'nın ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Gerçeklikle aramızda sosyal medyanın olduğu, gerçeklerle yüzleşmemek için görmek yerine bakmayı tercih ettiğimiz günümüzde Füsun Saka, insanın önüne konulan yapay hedeflere, sosyal ve ekonomik hırslara "Saudade" sergisiyle karşı çıkıyor. Portekizce 'özlenen bir zamana veya kişiye kavuşulamayacağı hissi' anlamına gelen "Saudade" ile Saka, yakın geçmişin uzakta kalmış duygularını fırçasıyla selamlıyor. Radyo Gedik Programcısı ve Gazeteci Füsun Saka'nın ilk kişisel sergisi "Saudade", 2 Eylül-30 Eylül tarihleri arasında Radyo Gedik'te görülebilir. FÜSUN SAKA’NIN ANLATIMIYLA "SAUDADE" “Bakıyoruz, izliyoruz, başımızı çeviriyoruz, çünkü görmüyoruz. Görmek çok acı verici bir süreç olduğundan beri, çoğumuzun hayatı sadece kendi içine bakmakla geçiyor ama bu bakış kimseyle bağlantı kuramıyor. Bireyselleşme ile bencilliği karıştırdığımız bu gerçekliği, kuşaklar arası farklılıkla açıklamak sadece işin kolayına kaçmak olabilir. Asıl olan şu ki dünyayı ele geçirmiş ekonomik ve sosyal sistemin girdabında çıkış yolu arayan bizler, hayatın devamını sağlayan motivasyonu çoktan kaybettik. Herkes kendisinin en iyisine ulaşmayı amaçlarken bunu sağlamanın yolunun; en iyi okulu bitirmek, en lüks arabayı, tekneyi, evi alabilmek, en yüksek maaşlarla yönetici olmak, en ünlüler listesine girebilmek için kendi hayatının yarış atı olmayı gönüllü olarak kabul etmekten geçtiğini sanıyor. Bunlar bir yanda olurken, diğer tarafta milyonların hayatını bloke eden, hala neye uğradığımızı tam anlamadığımız pandemi, ölümle ve açlıkla savaşan Afrika kıtası, nasıl öldüklerini bile aklımıza getirmek istemediğimiz, (hatta televizyonlarda bu haberlerle karşılaşınca kumandayı başka kanallara çevirdiğimiz) savaş çocukları… Artık dünya, bizi üzerinde barındıracak gücünü kaybediyor, çünkü onu da hızla tükettik ve tükettiklerimizi yerine koyacak gücümüz, isteğimiz, hareketimiz yok. "ATLARI DA VURURLAR" FİLMİNİN TAM DA ORTASINDA MI KALDIK ACABA? Karşımızda duran gerçeklikle aramıza sosyal medyayı koyduğumuzdan bu yana, o gerçekliği eğip bükerek katlanılabilir kılıyoruz. Artık kimse kendi sesiyle şarkı söylemiyor, çünkü teknoloji, gerçekliğin getirdiği tiz sesleri düzeltip katlanılabilir kılıyor. Zaten görüntümüzü değiştiren programlar sayesinde kendi gözleri ya da dudağı ile gülümseyenler çağdışı kaldı. BU KADAR UZAKLAŞTIĞIMIZ EVRENİMİZDE AŞK, TUTKU, BEKLENTİ BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDE Bir daha yakalayamayacağımız, asla aynı tutkuyu hissedemeyeceğimiz duygularımız, yaşantılarımız, aşklarımız, çocukluğumuz, o anın içinde kalmanın, onu hissederken aldığımız nefesin kayboluşu… Belki çocukluğumuzda sabahları okula giderken yüzümüzü yalayan o ılık bahar esintisinin verdiği mutluluktu bizi geleceğe taşıyan… Tüm bu girdabı anlatmak zor ama fırçanın ucundaki boyalar, hatıralarla birleşince Saudade böyle çıktı ortaya.” FÜSUN SAKA KİMDİR? İstanbul Üniversitesi’nde felsefe ve psikoloji eğitimi alan Füsun Saka’nın kitapları arasında "İstanbul Depremi Beklerken", "Yeter ki Sen İste", "99 Sayfada Fobiler", "99 Sayfada Kadında Duyguların Bedenselleşmesi", "99 Sayfada Depresyon", "Zamansız" ve Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Otokar’ın 50. kuruluş yılı için hazırlanan "50 Yıllık Bir Yol Hikayesi" isimli şirket profili kitabı bulunuyor. İnternet üzerinde yayınlanan www.binevigazete.com kurucu ortağı olan Saka, aynı zamanda Radyo Gedik’te "Füsun Saka ile İyilik Sağlık" isimli bir program hazırlıyor. Hürriyet Gazetesi, Bloomberg TV, Vatan Gazetesi, Tempo Dergisi ve Habertürk Gazetesi, Füsun Saka’nın çalıştığı diğer yayın kuruluşları. ### Hapimag Sea Garden Resort Bodrum’dan yerel kalkınmaya destek “Doğadan İlham Alıyoruz” felsefesiyle Bodrum Yalıçiftlik’te hizmet veren Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yerel kalkınmayı destekleyen çalışmalarına devam ediyor. Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, bu kapsamda unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarımızdan dokumacılığı misafirleriyle buluşturarak bu sanatın yaşamasını sağlarken yerel üreticilere de destek oluyor. Ekonomik, çevresel ve toplumsal alanlarda sürdürülebilirlik konusunda yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Hapimag Sea Garden Resort Bodrum, yerel üreticiyi ve bölgesel kalkınmayı destekleyecek, geleneksel el sanatlarımızın nesilden nesile miras kalmasını sağlayacak yeni bir projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında resort içinde bulunan Pavillon alanında kurulan dokuma tezgahlarında Bodrum Mumcular Sazköy bölgesinden işinin ehli yerel üreticiler, kök boya kullanarak dokudukları halıları sergileme imkânı buluyorlar. Halı dokumayı deneyimleme fırsatı da bulan turistler el dokuması halılara yoğun ilgi göstererek ülkelerine dönerken hediye olarak sevdiklerine de götürüyorlar. Böylece yerel üreticiler de desteklenmiş oluyor. HER BİR MOTİF GELECEK NESİLLERE MİRAS “Doğadan ilham alıyoruz” felsefesiyle hizmet verdiklerini belirten Hapimag Resort Operasyonları Türkiye, İspanya, Hollanda, Portekiz Ülke Direktörü Kerem Demirkol “Kuruluşumuzdan bu yana yerel, doğal ve sürdürülebilir yaşamı destekleyen çalışmalarımızı hayata geçiriyoruz. Tesisimizde, sürdürülebilir yaşamı ve doğal tarımı desteklemek için su arıtma ve atık suların değerlendirilmesi çalışmalarının yanı sıra kendi kompost gübre üretimimizi yapıyoruz. Anadolu kültürel anlamda adeta bir hazine. Sürdürülebilirlik hedeflerimizle yalnızca doğaya değil, bulunduğumuz coğrafyanın yerel halkını ve kültürel yapısını da destekleyecek çalışmalara katkı sunmayı görev edindik. Bodrum da geleneksel el sanatları anlamında müthiş bir zenginlik sunuyor. Yerel üreticiye, bölgesel kalkınmaya, toplumsal gelişime destek hedeflerimizle bölgemizdeki unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının daha fazla gün ışığına çıkmasını ve üreticisini mutlu etmesini istedik” dedi. El sanatlarıyla ilgili hayata geçirdikleri projenin detaylarını paylaşan Demirkol “Bu kapsamda son olarak Bodrum Mumcular Sazköy bölgesinden üreticilerimizi dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimizle buluşturarak sanatlarını icra etmelerini ve dokudukları halıları sergilemelerini sağladık. Özellikle yabancı turistlerin ülkelerine dönerken bu kıymetli dokuma halılarımızı satın alarak ilgi göstermeleri bizleri çok memnun etti. Bu manevi mirası gelecek nesillere aktarmak en önemli hedefimiz. Burada dokunan her bir motifi çocuklarımızın manevi hazinesine atılmış bir değer olarak görüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. Bölgenin yerel motiflerini yakından gören yabancı turistler bir yandan sergiyi gezerken bir yandan da alışveriş imkânı buluyor. Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği sergi Ekim ayına kadar ziyarete açık olacak. ### Bisiklet Sergisi, Adalar Müzesi'nde açıldı Adalar Müzesi “Bisiklet Sergisi”, “Bisiklet üzerinde 137 Yıl” temasıyla, Adalar Müzesi'nin Büyükada Aya Nikola ana binasında açıldı. “Bisiklet Sergisi”, Adalar'ın yıllar içinde alamet-i farikasına dönüşmüş bisikletin tarihine, İstanbul'a ve özellikle de Adalarımız'a gelerek yaygınlaşmasına ışık tutuyor. Ünlü yazarlardan sporculara, tarihi kişiliklerden, yerel halka bisikletle büyüyen, ada yollarını bisikletle arşınlayan pek çok Adalı'nın, yolu Adalar'dan geçmişlerin bisikletleri, aksesuarları, sözlü tarih anlatıları ve hatıraları serginin belkemiğini oluşturuyor. Sergide yer alan yaklaşık kırk bisiklet arasında İnönü ailesinin, Mehmet Ali Aybar'ın, şair Zahrad'ın, ünlü bisiklet yarışçısı Garbis Bora'nın bisikletleri de var. Dünyayı ilk kez bisikletle dolaşan İngiliz seyyah Thomas Stevens'ın 1885'da uğradığı Büyükada'ya dair yazdıkları ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan Nâzım Hikmet'e, yolu Adalar'a düşen sanatçıların bisikletli hikâyeleri de serginin bir parçası. Adalılar'ın anılarındaki bisiklet hikâyelerinin geçmişten bugüne nasıl geldiğini mercek altına alan sergi aynı zamanda bisikletin işlevselliğin ötesinde günümüze damgasını vuran ‘sürdürülebilirlik' özelliğine de gönderme yapıyor, karbon ayak izi olmaksızın araçtan amaca dönüşümünün altını çiziyor. Türkiye'nin belki de ilk kapsamlı bisiklet sergisini gezecek ziyaretçiler, bisikletin tarihini kendi bisiklet anılarıyla harmanlarken, dünyamızı sarsan iklim krizini aşmak için pedallara nasıl asılabileceğimizi de bir kez daha hatırlayacaklar. Altı ay açık kalacak serginin ana sponsoru Axa Sigorta. Accell Bisiklet-Carraro, Shimano gibi bisikletin önemli markalarının sponsorlukları yanı sıra, Müze Sergi İşleri, Jotun Boya, Decathlon da serginin destekçileri arasında. ### Zaferin 100. yılında İDSO'dan İstanbul Özel Konseri İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), Kurtuluş Savaşı’nın zaferle taçlanışının 100. yılında, 30 Ağustos Salı günü Zafer Bayramı’nda, Taksim AKM giriş açık sahnede önünde İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu ile MFÖ’nün katılacağı çok özel bir program hazırladı. Saat 21.15’ten itibaren ücretsiz olarak gerçekleşecek konsere tüm İstanbullular davetli. Bu yıl, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle taçlanışının 100 yılı. Dumlupınar'da Atatürk'ün başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz'unun 100. yılı, bu sene 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda her yıl olduğundan daha bir coşkuyla kutlanıyor. Yüzüncü yıl şerefine İDSO da çok özel bir program ve repertuvar hazırladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda AKM (Atatürk Kültür Merkezi) giriş açık sahnede gerçekleşecek özel konserin anlatıcılığını Volkan Severcan yapıyor. Konserin ilk bölümünde, saat 21.15’te İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu, Şef Hasan Niyazi Tura yönetiminde eserler seslendirecek. Konserin ikinci bölümünde, saat 22.00’den itibaren MFÖ sahne alacak. 30 Ağustos Salı günü AKM giriş açık sahnede ücretsiz olarak gerçekleşecek konsere tüm İstanbullular davetli. ### Büyükdere35'ten bir ilk: "SELECTION w/ Deha Çun" Büyükdere35 tarafından ilk edisyonu gerçekleştirilen “SELECTION” isimli serginin ilk konuğu, Sanat Danışmanı Deha Çun oldu. Galeri bünyesinde bulunan farklı disiplinlerde çalışmalar üreten birçok sanatçının eserlerinden oluşturduğu seçkisi ile Deha Çun, 20-22 Ağustos tarihleri arasında yenilikçi bir sergiye imza attı. Kurgusu ve kürasyonu kendisine ait olan bu sergi, galerinin bir duvarında izleyiciyle buluştu. Katılımcıların arasında koleksiyonerlerin yanı sıra genç sanatseverlerin de yer alması dikkat çekiciydi. Sanata bütçe ayıran geleceğin koleksiyoner adayları, “SELECTION” kapsamında satış gelirinin yarısı ile Yeniköy Rotaract Kulübü’nün yıl boyunca gerçekleştireceği hizmet projelerine fon sağlayacak bu anlamlı sergiden eserler satın aldılar. Cumartesi günü öğlen saatlerinde kokteyl formatında gerçekleşen özel açılışta katılımcılar, Büyükdere35 Galeri Kurucusu Ferahnaz Apdiç ve genç sanatçı Ege Subaşı ile tanışma ve sohbet etme şansı yakaladılar. Dünden bugüne ülkemiz sanat sektörü ve genç sanatçıların görünürlükleri üzerine sorular soruldu. Sanat Danışmanı Deha Çun, sergiye dair şu açıklamalarda bulundu: "Yaz olması sebebiyle sergiyi kaçıran birçok dostumuz olsa da sanat çevresinden iyi bir ilgi gördüğünü söyleyebilirim. Sergi kapsamındaki satışlar da bunu kanıtlar nitelikte oldu. Ana amacım, genç koleksiyoner ve genç sanatçı konularına dikkat çekmekti. Bu vesileyle de kulübümüzün ve Rotaract’ın adını sanat sektörüne duyurmuş olduk. Yanımızda olan herkese teşekkür ediyoruz. Büyükdere35 ’in bu çalışmasında yer almaktan ve bir ilkin yaratım aşamasında bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu ifade etmek isterim." ### Bisiklet Sergisi, Adalar Müzesi’nde açılıyor Adalar Müzesi “Bisiklet Sergisi”, “Bisiklet üzerinde 137 Yıl” temasıyla, 1 Eylül Perşembe günü Saat 16.00'da, Adalar Müzesi'nin Büyükada Aya Nikola ana binasında açılıyor. “Bisiklet Sergisi”, Adalar'ın yıllar içinde alamet-i farikasına dönüşmüş bisikletin tarihine, İstanbul'a ve özellikle de Adalarımız'a gelerek yaygınlaşmasına ışık tutuyor. Ünlü yazarlardan sporculara, tarihi kişiliklerden, yerel halka bisikletle büyüyen, ada yollarını bisikletle arşınlayan pek çok Adalı'nın, yolu Adalar'dan geçmişlerin bisikletleri, aksesuarları, sözlü tarih anlatıları ve hatıraları serginin belkemiğini oluşturuyor. Sergide yer alan yaklaşık 40 bisiklet arasında İnönü ailesinin, Mehmet Ali Aybar'ın, şair Zahrad'ın, ünlü bisiklet yarışçısı Garbis Bora'nın bisikletleri de var. Adalılar'ın anılarındaki bisiklet hikâyelerinin geçmişten bugüne nasıl geldiğini mercek altına alan sergi aynı zamanda bisikletin işlevselliğin ötesinde günümüze damgasını vuran ‘sürdürülebilirlik' özelliğine de vurgu yapıyor, karbon ayak izi olmaksızın nasıl araçtan amaca dönüştüğünün altını çiziyor. Türkiye'nin belki de ilk kapsamlı bisiklet sergisini gezecek ziyaretçiler, bisikletin tarihini kendi bisiklet anılarıyla harmanlarken, dünyamızı sarsan iklim krizini aşmak için pedallara nasıl asılabileceğimizi de bir kez daha hatırlatmayı amaçlıyor. Altı ay açık kalacak serginin ana sponsoru Axa Sigorta. Accel Bisiklet-Carraro, Shimano gibi bisikletin önemli markalarının sponsorlukları yanı sıra, Müze Sergi İşleri, Jotun Boya, Decathlon da serginin destekçileri arasında. ### Altın Koza Film Festivali'nde yarışacak filmler belirlendi Adana Büyükşehir Belediyesince 12-18 Eylül'de yapılacak 29. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamındaki Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda 8 film yarışacak. Festival komitesinden yapılan açıklamaya göre, festivalin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'na katılmak üzere 50 film için başvuruda bulunuldu. Başvurular arasında yapılan değerlendirme sonucunda, 8 filmin, Altın Koza Ödülü için jüri karşısına çıkması kararlaştırıldı. Festivalde, yönetmenler Gizem Kızıl'ın "Bana Karanlığını Anlat", Serpil Altın'ın "Bir Zamanlar Gelecek: 2121", Ali Kemal Güven'in "Çilingir Sofrası", Ziya Demirel'in "Ela ile Hilmi ve Ali", Ümran Safter'in "Kabahat", Cem Demirer'in "Mendirek", Çiğdem Sezgin'in "Suna" ve Tareq Daoud'un "Yaban" adlı filmleri yarışacak. Filmler, yönetmen ve senarist Özcan Alper başkanlığındaki yapımcı ve festival programcısı Julia Sinkevych, oyuncu Nazan Kesal, oyuncu Levent Özdilek, görüntü yönetmeni Gökhan Atılmış, müzisyen Fahir Atakoğlu, yazar ve akademisyen Prof. Dr. Umut Tümay Arslan'ın üyesi olduğu jüri tarafından değerlendirilecek. Dereceye giren filmler için 17 Eylül'de ödül töreni düzenlenecek. ### İstanbul Rooftop Festival 10 Eylül'de gerçekleşecek! Eylül ayının klasiği haline gelen ve bu sene 6.sı düzenlenecek olan İstanbul Rooftop Festival, 10 Eylül Cumartesi günü kapılarını aralıyor. İstanbul'un eşsiz teraslarında güneşi dans ederek batıracağımız İstanbul Rooftop Festival, birbirinden farklı workshop deneyimleri, mekanların lezzetli mutfakları, yerli ve yabancı müzisyenlerin performansları ile bu sene de dopdolu geçecek. 9 terasta eş zamanlı olarak başlayacak olan etkinlikte, 50'ye yakın sanatçı performans sergileyerek şehrin eşsiz manzaralarında festivalcilere unutulmaz ve sıradışı bir deneyim yaşatacak. İstanbulluların Eylül ayında klasikleşen festivali İstanbul Rooftop Festival ile katılımcılar, tek biletle birden çok terasta dilediği sanatçıları dinleyerek yaza veda edebilecek. ### Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na yoğun ilgi Önceki gün kapılarını açan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı (Bodrum Art Fair) yoğun ilgi görüyor. Bu yıl ilk defa iki edisyon halinde organize edilen fuarın ilk edisyonu, 27 Haziran-1 Temmuz 2022 tarihinde düzenlenmişti. 23 Ağustos tarihinde Bodrum Herodot Kültür Merkezi'nde ikinci edisyonuyla kapılarını açan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'na, 60 galerinin çatısı altında yurt içi ve yurt dışından 600 sanatçının katılım gösterdiği bildirildi. BODRUM'DA YAŞAYAN SANATÇILARA ÖNCELİK Fuarda Bodrum'da yaşayan sanatçılara öncelik verildiği ve sergiledikleri eserleriyle fuara büyük renk kattıkları, yine fuar yönetiminin ilettiği notlar arasında. İşte bunlardan biri, "Bodrum - Boho" adıyla fuarda yer aldı ve onları sayfalarımıza konuk ettik. Bodrum'da yaşayan bir grup sanatçı olarak "Bodrum - Boho" çatısı altında birleştiklerini dile getiren grup; "Evrensel ve bütünsel sanat anlayışımızla tüm sanatçılara ve sanatseverlere kapımızı açtık" mesajı verdiler. İşte, Bodrum - Boho'yu yaratan ve aralarında bir de heykel sanatçısının bulunduğu beş isim: Gülden Macit, Saime Ataman, Deniz Gül, Filiz Taylor ve Füsun Gönder… "BODRUM'UN BOHEM YAPISI İLHAM KAYNAĞIMIZ OLDU" "Boho" adının ve konseptinin belirlenmesinde Bodrum'un bohem yapısının ve sanatın özgürlüğünün kendileri için ilham kaynağı olduğunu vurgulayan sanatçılar; "Boho'yu Bodrum'un yerleşik sanatçıları ile birlikte kolektif bir oluşuma dönüştürmek, Bodrum'da sanatı yaygınlaştırmak gibi bir misyonumuz var" dediler. LÜBNANLI SANATÇI ADHAM, FUARIN YILDIZI Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın ikinci edisyonuna yurt dışından yaklaşık 100 sanatçı katıldı. Bu sanatçılardan biri de Lübnanlı görsel sanatçı Adham Dimashki oldu. Aynı zamanda şair de olan Adham, fuara özel olarak ürettiği yaklaşık 5 metrekarelik çalışmasını duvara asarak parça parça satması ile katılımcıların dikkatlerini üzerinde topladı. "RESMİMİ DUVARA ASTIM, ÖNÜNE BİR MAKAS KOYDUM" "Resim, kimliğini kaybettiği zaman kırılganlaşan ve herkesin bir parça koparabildiği bir ülke haritası gibidir" diyen Adham, sözlerini şöyle sürdürdü: "Resimlerimi bir bavula doldurdum ve Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nda dünyanın her yerinden gelen sanatçılara ve ziyaretçilere gösteriyorum. Duvarda asılı duran resimlerimin önünde bir de makas var. Arzu edenlerin buradan bir parça keserek satın alıp, ülkelerine getirmelerini düşündüm. Boşalan yere de gideceği ülkeyi yazıyorum. Böylece tablomdaki kocaman kuş, bütün dünyayı dolaşmış olacak." Adham Dimashki'nin ilginç öyküsünü, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı sayfalarında paylaşacağız. DUBAİ'DEN SHAHI DAYEKH Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'na yurt dışından katılan bir başka sanatçı ise Shahi Dayekh olarak objektiflerimize yansıdı. Batı Afrika'nın "Aslanlar Ülkesi" olarak da bilinen Sierra Leone doğumlu Dayekh, bütün dünyayı gezmiş bir sanatçı. ABD'de aldığı uluslararası ilişkiler eğitimi sonrasında sanata yönelen Shahi Dayekh, bugüne kadar 100'e yakın eser üretmiş. Çalışmalarını Dubai'deki atölyesinde sürdüren Dayekh, her biri 3-5 metrelik büyük ve hayli iddialı çalışmalarında canlı renkleri spatül çalışması ile kuvvetlendirerek, kendisine özgün bir tarz yaratmayı başarmış bir sanatçı. DUBAİ DÜNYA SANAT FUARI'NA KATILIYOR Eserlerinin bir bölümü Amerika merkezli Saatchi Art Gallery'de sergilenen Shahi Dayekh, kasım ayında İstanbul'da düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı ile birlikte gelecek yıl mart ayında Dubai'de gerçekleştirilecek olan World Art Dubai'ye de katılacak. SEKİZ ARTI BİR GALERİ DE FUARDA! Fuarda Kadıköy merkezli Sekiz Artı Bir Galeri de yer alıyor. Özgün, bir o kadar da iddialı çalışmalar sergileyen Sekiz Artı Bir Galeri'de eserleri sergilenen sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Cansu Dinç, Barış Köksal, Emre Yetkin, Sarp Suerdaş, Burçin Belentepe, Ali Ergin, Ilgın Tanay, Bucu Batmaz. ATÖLYE 76 Bodrum'un yerel sanat galerileri arasında yer alan ve sanatçı yetiştirmek gibi bir misyonu da olan Atölye 76, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın katılımcıları arasında gözümüze çarpan bir diğer galeri oldu. Duvarlarında eserlerini gördüğümüz sanatçıları ise Aygun Tuğay, Güliz Pilge, Ayşe Vatansever, Melike Betil, Bağdagül Demirtürk, Emine Türk ve İris Pala şeklindeydi. ### Azerbaycan Devlet Sanatçısı Azerin, Ahlat'ta konser verdi Azerbaycan Devlet Sanatçısı Azerin, Bitlis'in Ahlat ilçesinde gerçekleştirilen Malazgirt Zaferi'nin 951. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında konser verdi. Selçuklu Çarşısı'nda düzenlenen konser öncesinde konuşan Belediye Başkanı Abdulalim Mümtaz Çoban, etkinliğe yoğun ilgi gösteren vatandaşlara teşekkür etti.Ortaya konulan kardeşlik ve birlik ruhu karşısında duygulandığını belirten Çoban, "Şu ihtişamlı görseliniz, kardeşliğiniz bizi çok mutlu ediyor. Kadınıyla çocuğuyla genci, yaşlısıyla biz büyük bir medeniyetiz diyor, hepinizi alkışlıyorum." ifadesini kullandı. Daha sonra sahne alan Azerin, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine değindi, Azerbaycan'ın Karabağ zaferinde Türkiye'nin verdiği desteğin çok önemli olduğunu vurguladı. Seslendirdiği şarkılarla vatandaşlara güzel anlar yaşatan Azerin, kendisini dinlemeye gelen engellilerle de şarkı söyledi. Konsere ilçe sakinleri ile ziyaretçiler ilgi gösterdi. ### İBB'den bir kütüphane daha İBB’nin kente kazandırdığı yeni nesil kütüphanelerin 20’ncisi İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından Eyüpsultan’da hizmete açıldı. Açılış töreninde konuşan İmamoğlu, “150 Günde 150 Proje” maratonunu, eşitlikçi anlayışı gözler önüne seren bir kampanya olarak tanımladı. Sadece kötüleme ve karalamayı dönük bakışı olanlara “Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var” diyen İmamoğlu, “Projelerimizi, bugünün İstanbul muhalefeti, yarının Türkiye'deki muhalefeti olacak olan iktidarın anlayışına karşı hizmetlerimizi, yaptıklarımızı, vatandaşa bakışımızı anlatalım. Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var. Gururla anlatabilirsiniz. Paranızın en ahlaklı şekil de nasıl kullanıldığını anlatabilirsiniz” ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “150 Günde 150 Proje” kapsamında şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in adını taşıyan kütüphanenin açılışına katıldı. Eyüpsultan ilçesi Akşemsettin Mahallesi’nde yapılan açılış, mahalle halkının büyük ilgisiyle gerçekleşti. Törende konuşan Başkan İmamoğlu, hizmeti ortaya koyarken eşitlikçi bir kavramla meseleleri ele aldıklarını kaydetti. İstanbulluların erişemediği ne varsa erişimini sağlayan projeleri hayata geçirdiklerini söyleyen İmamoğlu, “Hangi noktada, hangi eksik var ise onu tamamlama noktasında çok özgün bir yolculuk ortaya koyuyoruz. Belki de uzun yıllardır yerel yönetim noktasında var olan bir kısım eksiklikleri, İstanbul odağında ortaya koyduğumuz yenilikçi anlayışla değiştirmenin ve dönüştürmenin gururunu yaşıyoruz. Bu bütün Türkiye'ye yansıyacak. İçinde kapsayıcılık, şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirlik var. Çünkü vatandaşımızın isteklerine, onların bütçesiyle en doğru biçimde israfı engelleyerek; fayda, verimlilik, sürdürülebilirlik gibi kavramlar üzerinden cevap verebiliriz. Bir aklı değil, ortak aklı ortaya koyarak en doğru kararı alabiliriz. Bunlara çözüm bulduğumuz, cevap bulduğumuz bir anlayışla yerel yönetim ortaya koyuyoruz” dedi. ELİMİZDE SAPASAĞLAM İSTANBUL SÜRECİ VAR “150 Günde 150 Proje” maratonunu, “Eşitlikçi anlayışı daha çok göz önüne sermek ve insanlarımıza bunu daha iyi bir şekilde anlatabilmenin kampanyasıdır” sözleriyle tanımlayan İmamoğlu, “Birileri çıkıp bizi kötüleyebilir. Sürece dönük anlayışı sadece kötüleme, karalama, leke atma, kirletme üzerine bir bakışı olan, bugünün İstanbul'daki muhalefeti, yarının Türkiye'deki muhalefeti olacak olan iktidarın anlayışına karşı biz projelerimizi, hizmetlerimizi, yaptıklarımızı, vatandaşa bakışımızı anlatalım. Elimizde sapasağlam bir İstanbul süreci var. Gururla anlatabilirsiniz. Paranızın en ahlaklı şekil de nasıl kullanıldığını anlatabilirsiniz. Projelerinizi anlatabilirsiniz. Kentsel dönüşümden yeşil alana, kültür alanlarından, sosyal yardımına varıncaya kadar İstanbul örneğini gururla anlatabilirsiniz” diye konuştu. ALLAH BENİ BU ŞEHRİN ÇOCUKLARINA MAHCUP ETMESİN Önümüzdeki 1,5 yıl boyunca daha nice “150 Proje” kesitlerini İstanbullularla paylaşacaklarını söyleyen İmamoğlu, kütüphanenin yeni Hasan Hüseyin Korkmazgil’lerin yetişmesine katkıda bulunacağını belirtti. Hurafeden beslenen değil kendi aklıyla üreten ve geleceğe cesaretle bakan bir nesli, öz güveni yüksek bir nesli var etmek için tüm olanakları kullanacaklarının altını çizen İBB Başkanı, “Türkiye dünyanın belki de en genç nüfuslarından birisine sahip. Fakat o genç nüfus verimli bir biçimde yetiştirilirse anlamlı. Aksi takdirde anlamlı bir sonuca erişmesi mümkün değil. Hayat boyu çok beslendiğim bilgiden, kitaptan, kütüphanelerden, bu şehirdeki bütün çocukların aynı oranda, hatta beni geçen oranda faydalanacağı imkanları bu şehirde var etmek içi yola çıktık. Bu şehrin çocuklarını eşitleyeceğiz demiştim. Bağcılar'dan Bakırköy'e, Tuzla'dan Beylikdüzü'ne, Silivri’den Şile'ye, Bakırköy ve Kadıköy'e kadar her çocuğumuzu eşitleyeceğiz… Çocuklar hızlı büyüyorlar. Bizim onların hızına yetişmemiz lazım. Allah beni bu şehrin çocuklarına mahcup etmesin” dedi. KOLEKSİYONUN TAMAMI ÇAĞDAŞ LİTERATÜRE UYGUN YENİ ESERLER Kütüphanede ismi yaşatılan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in yaşamı boyunca yaşamı boyunca ötekileştirilmişlerin, garibanların, hikayesini anlatmaya çalıştığını söyleyen İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, kütüphaneyle ilgili “Bin metrekarelik bir alandayız. Toplam dört katta hizmet verecek. 150 kişilik kapasitemiz var. 12 bin kitaplık koleksiyona sahibiz. Dermenin tamamı yeni oluşturulmuş, çağdaş literatüre uygun eserler” bilgisini verdi. ### Bakü’nün modern simgesi Haydar Aliyev Kültür Merkezi Bakü'nün ikonik yapılarından biri haline gelen Haydar Aliyev Kültür Merkezi, başkentin modern atmosferinin yanı sıra ülkenin dinamik gelişimini ve geleceğe yönelik adımlarını simgeliyor.Dünyaca ünlü Irak asıllı İngiliz mimar, Pritzker Mimarlık Ödülü kazanmış Zaha Hadid tarafından tasarlanan merkezin yapımı, 2007-2012 yılları arasında gerçekleştirildi. Binanın beyaz renkte tasarlanmış olması da parlak geleceğe mesaj verirken, oldukça sıra dışı bir doğal ışık yansımasıyla binanın göz alıcı şeklini ortaya çıkarıyor. Tasarımında bir tane bile düz çizginin kullanılmadığı bu olağanüstü yapı, dış görünümü ile ziyaretçileri kendine hayran bırakıyor. Dışarısı gibi içerisi de bembeyaz tasarlanmış bina, üç bölümden oluşuyor. Bunlardan birincisi, binanın adını taşıdığı, Azerbaycan’ın ulusal lideri Haydar Aliyev'in hayatına ithaf edilmiş müze. İkinci bölüm ise dokuz kata yayılmış sergi salonlarından ibaret. Bu salonlarda hem kalıcı hem de süreli sergileri bulabilirsiniz. Kalıcı sergiler arasında Bakü’nün en önemli mimari yapılarının minyatürleri, geleneksel müzik aletleri, aynı zamanda klasik araba koleksiyonu yer alırken, dünyanın farklı yerlerinden ünlü sanatçıların eserleri de düzenli olarak ziyaretçilere sunuluyor. Bunlardan en sonuncusu, Azerbaycan ve Fransa arasında diplomatik ilişkilerin 30. yıldönümüne ithafen ünlü fotoğrafçı Reza Deghati’nin fotoğraf sergisi olmuştu. Merkezin üçüncü bölümü ise dört seviyeli oditoryum, iki çok fonksiyonlu konferans salonu, toplantı salonları ve medya merkezini kapsıyor. Oditoryum,  dünya çapında konferanslara, birbirinden ünlü kişilerin konserlerine ve konuşmalarına ev sahipliği yapıyor. Özetleyecek olursak; Haydar Aliyev Kültür Merkezi, ister Azerbaycan’ın dünden bugüne değişimini simgeleyen sergileri isterse de modern dünya sanatçılarının eserlerini inceleyebilmeniz ve sanatsal bir keşfe çıkmanız için ideal yerlerden biri. ### Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı, “Gün Batımında Sanat” ile başladı Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 2. Edisyonu, Swissotel Resort Bodrum Beach'te düzenlenen açılış kokteyli ile başladı. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle bir araya getirmeyi hedefleyen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı, 22 Ağustos Pazartesi günü Swissotel Resort Bodrum Beach'te düzenlenen açılış kokteyli ile başladı. Fuara katılan sanatçılar, Ege ve Akdeniz’i birleştiren eşsiz doğası ile Bodrum’un en güzel gün batımı manzarasına sahip Turgutreis'te güneşi uğurlarken, sanatseverlerle buluşma fırsatı elde ettiler. Çağdaş Holding ana sponsorluğunda; Bodrum Belediyesi, Bodrum Belediyesi Gıda AŞ, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Bodrum Ticaret Odası (BODTO), Milas Ticaret ve Sanayi Odası (MİTSO), Bodrum Otelciler Derneği (BODER) destekleriyle DEMOS Fuarcılık tarafından organize edilen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın 2. Edisyonu, 23-28 Ağustos 2022 tarihlerinde yaklaşık 60 galeri, yurt içi ve yurt dışından 600 sanatçı, koleksiyonerler ve sanatseverleri Herodot Kültür Merkezi’nde ağırlayacak. Dünyadaki çağdaş sanat fuarları arasındaki rekabette yerini güçlendiren Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları da kapsayacak. Hüseyin Aslan, Canan Toprakkaya, Zeynep Özyağcılar, Ali Çakır, Yonca Şahinbaş, Zeynep Göztepe, Hafize Ortaç… Melahat Sipahi, Zeynep Göztepe, Fulya Börekçi… DEMOS Fuarcılık Yöönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan… Hülya Özbaşoğlu, Zeynep Göztepe, Vivet Namer, Neslihan Çoroğlu... Serdar Dizlek, Gülay Atalay Işık, Mehmet Işık... Zekiye Tellioğlu, Ayşegül Öngel, Sabhat Yıldırım, Süreyya Gümüşay, Mürüvvet Mol, Ayşegül Abay… Derya Okuş, Sibel Ateş, Tülay Atasoy... Prof. Dr. Kıymet Giray, Nevin Tali Ölçer, Mehmet Bekar, Hüseyin Aslan... ### "Hayat Ağacı" eserinin dünya prömiyeri 16 Eylül'de yapılacak Fazıl Say, "Hayat Ağacı" eserinin dünya prömiyerini 16 Eylül'de yapacak. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Fazıl Say'ın Zorlu PSM'nin siparişi üzerine viyolonsel ve piyano için bestelediği eser, aynı zamanda bestecinin yüzüncü eseri olma özelliğini de taşıyor. Konserde sanatçıya genç çellist Jamal Aliyev eşlik edecek. Medya sanatçısı Refik Anadol'un Say’ın yeni eserinden aldığı ilhamla, yapay zeka teknolojisini kullanarak tasarladığı dijital veri heykeli de Lalin Akalan küratörlüğünde izleyiciyle buluşacak. Konserde ayrıca "Dört Şehir" sonatı ile Cesar Franck'ın viyolonsel piyano sonatı seslendirilecek. ### Mia Art Collection at the Bodrum Art Fair Interview with its founder Alejandra Castro Rioseco by Andrea García Casal. "My dear friend, it seems to me I have now more than adequately executed my office in the City of Ladies. I have built it up with beautiful palaces and many fair inns and mansions. I have populated it for your sake with noble ladies and with such great numbers of women from all classes that it is already completely filled. Now let my sister Justice come to complete the rest, and this should satisfy you."The book of the "City of Ladies". Christine de Pizan, 1405. The non-profit organization MIA Art Collection is presenting for the first time at the Bodrum Art Fair, which will be held on August 23-28 at the Bodrum Herodot Culture and Fair Center (Turkey). A new place for the institution in which Alejandra Castro Rioseco will present her artist Christel Vega Miranda. Both women are of Chilean origin and yet authentic cosmopolitans, living in the United Arab Emirates and Turkey, respectively. Castro Rioseco has worked in the world of engineering, which is the branch of knowledge in which she has been trained. She also in the real estate business, among other things, until she could dedicate herself fully to art. However, the philanthropic path was something that she has always traveled. MIA Art Collection has been created by Alejandra Castro Rioseco to provide financial support to women artists, since its founder only collects female art to fight for gender equality. The protection of artists through financing gives rise to different enriching situations, such as the sale of art, the creation of scholarships and artistic residences, support to participate in exhibitions and fairs, giving lectures, creating galas, etc. All MIA projects are aimed at protecting and making artists visible. It is a path for your professional development. Castro Rioseco has participated as a member of the acquisitions committee of different institutions: El Museo del Barrio, Solomon R. Guggenheim Museum in New York and the future Guggenheim Abu Dhabi. Besides she is guiding other cultural centers, apart from being a member of the José Limón Dance Foundation team, for example. Today, the founder tells us more about the MIA Art Collection project in Bodrum, which is closely related to the excerpt by Christine de Pizan that heads this interview. Portrait of the artist Christel Vega Miranda working in her art studio. Let's start with a couple of general questions. You have belonged and you belong to numerous relevant cultural institutions. What is your vision of this? Being in different organizations gives you great learning. It's like going through a university specializing in how the art world works in relation to philanthropy. I have more than eight years of experience in this aspect, which allows me to know better and better how to manage the MIA Art Collection. And of course, in addition to being able to help, there is the tremendous learning that is applied to real life, day to day. I highly recommend my collector friends to always access cultural institutions. MIA Art Collection buys art as long as the creator is female or does it have other criteria? For MIA Art Collection, visibility is key in the development of an artist. Without this visibility, neither her name nor her art exists. It is a strong topic, but it is reality and fairs are a business. They always focus on their business, which is the art market, and they don't always support all artists, let alone women. For this reason, we focus on creating projects from a feminist perspective to reverse this situation so that women are no longer underrepresented at fairs and their art is duly valued; fully equal to men. From MIA Art Collection, you have launched the MIA Opportunities project. Tell us more about the project. The call was private and an idea of the artist Christel Vega. In many cases, it is the artists who come to us with these proposals and we implement them in exclusive MIA Art Collection programs. It is his idea because Vega needs to do his professional career in Turkey, since his whole family is there. In fact, we have specifically set our sights on the second edition of the Bodrum Art Fair due to the artist's request. It should be added that Turkey seems to us an incredible country, full of history and with an immense culture. We were amazed at the painter's goal, so it was easy to start and we began to work together for the fair project. So, MIA Art Collection put a tremendous effort into creating this funded project for artists who want to sell their works. The advice is very deep, from the theme to how to hang the works of art. In this case, the whole process has been very easy because Vega is a very conscientious and talented artist, whom I have known for years and she has a lot of experience. How will Christel Vega Miranda's participation in the Bodrum Art Fair be? Türban. Christel Vega Miranda. 2022. 30 cm x 30 cm. Before we begin, I would like to request that his appearance be well received, as he is an artist of great value. Vega married a Turkish man and integrated into a Turkish family, as is evident. Thanks to this family she has learned a lot and has also been inspired a lot for her artistic work. Above all, in her series La herencia en la mirada, she speaks to us about the warmth and power of the gaze of Muslim women. She often bases her work on the face painting of women who have recently married. The materials that she uses for her painting are closely linked to the subject matter, because Vega recovered the wooden boxes used to deliver goods to the bride in the context of her future marriage. These boxes are present in houses in Turkey that practice Islam. The artist has decided to collect them, cleaning and treating the surfaces with the aim of using them to capture the faces, hands and feet of these women. The small portraits that focus only on the women's faces have a marked hyperrealism. Certainly, all her art is highly realistic. In this way, Vega pays homage to Islamic culture and the value of what has been passed down from generation to generation. Her work is very beautiful, intense and allows us to learn more about Islamic culture. Likewise, she reminds us of the importance of recycled materials. The cultural load of Vega's works has made it much easier for us to have her for the Bodrum Art Fair. We hope that people who visit the fair can appreciate her space, where her artistic work can be seen, with all the importance she gives to the materials, techniques and themes represented. In the end, it's a good opportunity to talk to her about life and art. MIA Art Collection can reveal surprises for the rest of the year? In October we are going to participate in the Noche Blanca 2022 organized by the Oviedo City Council (Asturias, Spain). It is a conference in which three women who are experts in art and a fourth who is also a performer participate. We will address the issue of art collecting made by female art patrons throughout history to the present day. At the moment I can't tell you more, but it is a way for MIA Art Collection to reach new audiences through various events. We still have to work to do this year. ### Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı, 23 Ağustos’ta başlıyor Türkiye'nin turizm yüzü olarak kabul edilen Bodrum’un sanat yüzüyle de anılması adına başlatılan çalışmalar, meyvelerini vermeye başladı. Geçtiğimiz yıl ilk kez organize edilen Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın gördüğü büyük ilgi üzerine bu yıl tekrar, üstelik iki edisyon halinde düzenlenmesi kararı alındı. İlki “Sanata Evet” mottosuyla 29 Haziran-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen fuarın ikinci edisyonu, 23 Ağustos günü kapılarını açıyor. Herodot Kültür Merkezi’nde 28 Ağustos tarihine kadar 6 gün boyunca sanatseverleri karşılayacak olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın basın toplantısı, 20 Ağustos günü LVZZ Hotel'de yapıldı. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın da katıldığı toplantıya sanatçılarımızdan Tamer Levent, Kıymet Giray ve Meral Öztürk gibi isimler destek verdiler. "DÖNÜŞÜM VE DEĞİŞİM SANATLA GERÇEKLEŞECEK" Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, sanatla daha geniş halk kitlelerinin buluşması gerektiğini söylerken, dönüşüm ve değişimin bu yolla gerçekleşeceğini şu sözlerle ifade etti: "Toplumları dönüştüren insanların zihinlerini açan sanattır. Sanatı insanlara benimsettiğinizde, özgür bireyler yetiştirirsiniz. Bu nedenle sanatın daha geniş halk kitlelerine ulaşması gerekir. Sanat kapsayıcıdır; asırları, yüzyılları kapsar. Bu nedenle sanat, göz ardı edilemez." "BODRUM, SANATLA HEP İÇ İÇE OLMUŞTUR" Bodrum’un sanatla her zaman iç içe olduğunun altını çizen Başkan Ahmet Aras, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bodrum, sanatla hep iç içe olmuştur. Bodrum’da antik çağlardan bu yana çok önemli sanatçılar ve eserler yer aldı. Biz de bütün bu çalışmaları yerel yönetim olarak duyurmak zorundayız. Bunları topluma benimsetmek veya onları bütüncül bir şekilde arz etmek bizlerin görevi." "GELECEK YILLARDA DAHA ETKİLİ OLARAK DEVAM EDECEK" Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın daha geniş kitlelere ulaşması için Bodrum Belediyesi olarak ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını söyleyen Aras, bu fuarın gelecek yıllarda daha etkili olarak devam edeceğini umduğunu aktararak, şu açıklamalarda bulundu: "Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı, çalışmaların aslında kümülatif şekilde değerlendirildiği bir yer. Bodrum’un birçok köşesinde de sanat fuarının yansımalarını görebiliyorsunuz. Daha geniş halk kitlelerine Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nı buluşturmamız lazım. Fuarın gelecek yıllarda çok daha etkili olarak yapılacağını düşünüyorum Bodrum’da. Çünkü bu konuda büyük bir destek var. Bunun da artarak devam etmesi dileklerimle hepinize çok teşekkür ediyorum." "TURİZM VE BASIN DESTEĞİ ÖNEMLİ" Fuarı düzenleyen DEMOS Fuarcılık'ın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan ise yaptığı konuşmada DEMOS Ailesi olarak Bodrum’da üçüncü kez sanat fuarı açmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirerek; "Yurt içi ve yurt dışından önemli bir katılım sağladık. Türkiye’nin sanat yüzünün anlatılması yönünden son derece önemli görüyoruz. Bu nedenle, turizmcilerin ve basının daha fazla destek vermesini bekliyoruz" dedi. "SANATI İNSANLIK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ GÖRÜYORUM" Bodrum’un bu bölgede önemli bir sanat destinasyonu olması gerektiğini söyleyerek sözlerine başlayan Sanatçı Tamer Levent; “Bir sanat eseri ortaya çıkarmak, yaşamın her alanında özenle yaşamak demektir” diyerek, hayatın her alanında işi özenle yapmak ve sürdürmek için sanatın insanlık için çok önemli olduğunu vurguladı. Bodrum’da etkinliklerin, sanatsal fuarların sanat festivali olarak yapılabileceğini belirten Levent, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'nın bu anlamda önemli bir başlangıç olduğunun altını çizdi. Bodrum’daki sanatsal etkinliklerin önemini anlatarak konuşmasına devam eden Tamer Levent, Bodrum’un dünyaya sanatla birlikte çok iyimser ve evrensel mesajlar vereceğini de kaydetti. "SANATSIZ BİR BODRUM GELİŞEMEZ" Prof. Dr. Kıymet Giray ise Bodrum’un yüzyıllardır sanatla var olan ve kültürle gelişen bir kent olduğunu, bu coğrafyanın bu anlamda büyük önemli taşıdığını ifade etti. Sanatsız bir Bodrum’un gelişemeyeceğini aktaran Giray; “Yeni bir döneme giriyoruz. Bodrum artık sanatsız ve kültürsüz bir kent olamaz. Çağdaş Sanat Fuarı’nın Bodrum'daki kitleye söyleyeceği çok şey var” diye konuştu. BODRUM ÇAĞDAŞ SANAT FUARI İKİNCİ EDİSYONU Konsept danışmanlığını Zeynep Göztepe'nin yaptığı, Bodrum Belediyesi’nin katkılarıyla üçünce kez sanatseverlerle buluşacak olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı’nın ikinci edisyonu, 23 Ağustos Salı günü saat 18.00’de Herodot Kültür Merkezi’nde düzenlenecek olan prömiyer ve kokteyl ile sanatseverlerle buluşacak. Fuar; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim, heykel ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra plastik ve görsel sanatlara ilişkin üretim ve canlı performansları kapsıyor. 40 GALERİ VE 600 SANATÇI KATILIYOR Yaklaşık 40 galeri, yurt içinden 500, yurt dışından 100 sanatçı ile koleksiyonerler ve sanatseverleri ağırlayacak olan fuar, 28 Ağustos Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek. Fuar boyunca ziyaretçiler, ana fuar alanı olan Herodot Kültür Merkezi’nde daha iyi bir gelecek için HELPZONE / WEGLOBAL (Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı) tarafından düzenlenen "Çocuk, İklim ve Sanat" seminerinin yanı sıra canlı müzik ve modern dans performansları, sanat temalı etkinlikler, çocuklar ile birlikte gerçekleşecek olan iklim dostu aktivitelere katılabilecekler. Ayrıca; doğal mandalin lokumu, gazoz ve kolonyası ile ünlü ‘Bodrum Yadigarı’, coğrafi işaretli ve uluslararası ödüllü ‘Milas Zeytinyağları’nı tadabileceğiniz “Anatolie Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperati”nin özel standı, lokal üreticilerden özel yapım katkısız dondurma, lokal el sanatları gibi Bodrum’a ve yöreye özgü markaların tanıtımı ve satış noktaları ile dört gün boyunca Herodot Kültür Merkezi’nde renkli bir sanat deneyimi yaşayacaklar. İSTANBUL SANAT DERGİSİ DE FUARDA! Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı 'nın medya sponsorları arasında yer alan İstanbul Sanat Dergisi, önceki fuarlarda olduğu gibi bu fuarda da sanatçılarımız ve sanatseverlerle buluşmak üzere stand açacak. ### Zeugma Mozaik Müzesi akşam saatlerinde de gezilebilecek Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre Kültür ve Turizm Bakanlığı, ziyaretçi ve tur rehberlerinden gelen talepler doğrultusunda müzenin ziyaretçi saatlerini bir aylığına güncelledi. Bu kapsamda ziyaretçiler, Zeugma Mozaik Müzesi'ni 15 Ağustos-15 Eylül tarihlerinde saat 08.30-22.00 saatleri arasında gezebilecek. Yaklaşık 25 bini kapalı olmak üzere 30 bin metrekarelik alanda kurulan müzede "Çingene Kızı" mozaiği, "Mars Heykeli", Roma dönemine ait çeşmeler ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda bulunan mozaikler gibi yüzlerce eser sergileniyor. ### Buket Atabek, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı’na katılıyor Katar'da yaşayan ressam Buket Atabek, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na katlıyor. Küçük yaşlarda başladığı resim yapma tutkusunu yurt dışında aldığı eğitimlerle geliştiren Atabek, aynı zamanda Katar’da kurduğu bir stüdyo ile geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkı veriyor. DÜNYA İLE İLETİŞİME GEÇME ŞEKLİ Resim yapmayı dünya ile iletişime geçme şekli, bir çeşit varoluş, kendini ifade etme yöntemi olarak kabul ettiğini dile getiren sanatçı; “Yaptığım resimlerin arkasında kendi hayatımdan baz alarak anlattığım mesajlar ve hikâyeler var. Portre çizimlerini çok sevsem de geniş bir perspektiften baktığımızda çok farklı alanlarda çalışmalarım olduğunu görebilirsiniz. Resimlerimde en dikkat çeken nokta ise kullandığım canlı renkler” diyor. EYLÜLDE KATAR, EKİMDE FRANSA Buket Atabek, son derece canlı renklerle yarattığı eserlerini uluslararası düzeyde tüm dünya ile paylaşmak adına aldığı sergi davetlerine de katılmayı ihmal etmiyor. Sanatçı, bu doğrultuda eylül ayında Katar’daki International Art Festival’in yanı sıra ekim ayında Paris’te Le Carrousel du Louvre’e katılmaya hazırlanıyor. BODRUM ÇAĞDAŞ SANAT FUARI’NA ÖZEL 7 ESER Bodrum’da Herodot Kültür Merkezi’nde 23-28 Ağustos 2022 tarihleri arasında gerçekleşecek Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na 7 adet eseriyle katılacak olan Buket Atabek, sergilenen tablolardan ikisinin özel sipariş olduğunu ve fuar sonunda sahiplerine teslim edileceği bilgisini aktardı. Katar'da yaşayan ressam Buket Atabek, Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı'na katlıyor. Küçük yaşlarda başladığı resim yapma tutkusunu yurt dışında aldığı eğitimlerle geliştiren Atabek, aynı zamanda Katar’da kurduğu bir stüdyo ile geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkı veriyor. ### İstanbul’da sanatın sesi yeniden yükseliyor İstanbul Sanat Dergisi, sekizinci sayısı ile raflarda yerini aldı. İstanbul’da sanatın yeniden yükselen sesini tarihsel mekânlar ışığında ele alan dergi, dönüştürülen sanat mekânlarını detaylı şekilde inceledi. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) öncülüğünde son yıllarda kültür sanat mekânına dönüşen endüstriyel yapıların dönüşüm hikâyesi ve günümüzdeki işlevine değinilen dergide, konunun uzmanlarıyla söyleşiler de yer aldı. İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı Oktay Özel, dönüşümü “İstanbul’un hafızasına dokunuyoruz” sözleriyle özetlerken; yeniden işlevlendirilen mekânlar üzerine çok sayıda makalesi bulunan Öğretim Görevlisi Dr. İlayda Cansın Çetin ise “Endüstriyel miras, sosyal çevreleriyle birlikte dikkate alınmalı” dedi. Haber kapsamında Beyoğlu’nun tarihi binalarından Botter Apartmanı, Metro Han, St. Pierre Han, Fişekhane, Beykoz Kundura ve Galata Postane binası başta olmak üzere çok sayıda yapı detaylıca incelendi. EN YENİ SANAT HABERLERİ VE SERGİLER İstanbul Sanat Dergisi’nin sayfalarında en yeni sanat haberlerine de bol bol yer verildi. Yeni açılan sergiler ve sanat galerileri, sanatseverler için rehber oluştururken; ulusal ve uluslararası düzeydeki pek çok etkinlik, ülkemizde zengin sanat kültürünü bir kez daha gözler önüne serdi. SANAT YAZ AYLARINDA DA HIZ KESMİYOR Her sayıda müze, sanat topluluğu kurucu ve yöneticileri ile özel röportajların bulunduğu derginin yeni sayısında, Arthill Müzecilik’in sahibi Hüseyin Kocabaş’ın yanı sıra Salt Araştırma ve Programlar Direktörü Fatma Çolakoğlu, Akbank Sanat Genel Müdürü Derya Bigalı ve İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten gibi isimler de yer aldı. Hüseyin Kocabaş, "Türkiye’nin ilk özel sanal müzesini kuracağız” sözleriyle sanatseverlere müjde verirken, genel müdürler sanatın yaz aylarında da hız kesmeden sürdüğünün altını çizdiler. SANATA DAİR AKADEMİK YAZILAR Milli Saraylar Resim Müzesi Yöneticisi Gülsen Sevinç Kaya, ünlü Fransız ressam Jean-Léon Gérôme ve sarayın tablo koleksiyonunun oluşumuna katkısını kaleme alırken; yazar Erol Makzume, "Fausto Zonaro ve Bayramda Halay” başlıklı yazısıyla bu özel tabloya ilişkin incelemelerde bulundu. ÖZEL SANATÇI RÖPORTAJLARI Sanatın kalbinin attığı İstanbul’un sanatçıları da unutulmadı. Çağdaş sanatçı Candaş Şişman, çağımızın popüler konularından NFT’ye dair bilgi verirken, sanatçı Gözde İlkin; dokuma, dantel, el örgüleri, perde gibi ev eşyalarını ve buluntu kumaşları fotoğraf, resim gibi farklı tekniklerle bir araya getirerek ürettiği eserlerini anlattı. Yakın zamanda eserlerini Paris’te sergilemeye hazırlanan Ressam Buket Atabek, eserlerini teknik ve içerik anlamında detaylandırdı. Derginin bir diğer konuğu ise geçtiğimiz aylarda NFT üretimlerini Bodrum Sanat Fuarı’nda sergileyen Ukraynalı dijital sanatçı Kat Mozgin oldu. YENİ ÇIKAN SANAT KİTAPLARI VE SANATSAL ETKİNLİKLER Farklı disiplinlerde üretimleri bulunan sanatçıların da yer aldığı bu özel sayıda; mikro resim tekniğiyle dünya liderlerine özel saat ve mücevher tasarlayan Murat Uçar, Cihangir Akademi’nin kurucusu, tiyatro yönetmeni Şule Ateş, “Zerre” ve “Gölgeler İçinde” filmleriyle pek çok ödül kazanan yönetmen Erdem Tepegöz ve portre fotoğrafçısı Suzan Pektaş, sadece İstanbul Sanat Dergisi’ne özel söylemleriyle dikkat çektiler. En yeni çıkan sanat kitapları ve sanatsal etkinliklere de derginin son sayfalarında ulaşabilirsiniz. Sanat dolu günlerde yanınızdan İstanbul Sanat Dergisi'ni eksik etmeyin. İstanbul Sanat Dergisi’ni ücretsiz kargo ile adresinize sipariş vermek için aşağıdaki linki tıklamanız yeterli: https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/istanbul-sanat-8-sayi/ ### AKM Heykel Yarışması’nın kazananları belli oldu Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) eşsiz mimarisini kalıcı sanat eserleri ile zenginleştirmek amacıyla düzenlediği Heykel Yarışması’nı kazanan sanatçılar belli oldu. İç mimar ve tasarımcı Semih Eskicioğlu’nun tasarladığı eser birinciliğe layık görülürken; “Zamanın İzinde” isimli eserle Sinan Günay, Nurhayat Öz ve Ayceren Karabıyık ikinci; “Uvertür” isimlieserle Ramazan Avcı ve Özlem Satı Kurtcu üçüncü oldu. Sanatseverleri yenilenen yüzüyle karşılayan Atatürk Kültür Merkezi, geçtiğimiz nisan ayında ikonik silüetini tamamlayacak heykeli seçmek üzere bir yarışma düzenlemiş ve başvuru sürecini başlatmıştı. Hüsamettin Koçan’ın başkanlığında; Celaleddin Çelik, Günseli Kato, Murat Tabanlıoğlu, Osman Dinç, Seçkin Pirim ve Şakir Gökçebağ gibi alanında duayen isimlerden oluşan jürinin değerlendirmeleri sonucunda, ödüle değer bulunan isimler ve eserler belirlendi. İç mimar ve tasarımcı Semih Eskicioğlu’nun tasarladığı eser, yarışma şartnamesinde de belirtilen çevre ile uyum, yenilikçi yaklaşım, mimari ile kesin diyaloga girmesi gibi kriterleri karşıladığından ve AKM ile kurduğu diyalogun hem karşıt hem de pozitif ve üretken olması açısından birinciliğe layık görüldü. Eskicioğlu, 150.000 TL ödülün de sahibi oldu. Sinan Günay, Nurhayat Öz ve Ayceren Karabıyık’ın birlikte tasarladığı “Zamanın İzinde” isimli eser de önerilen malzemenin çevreci ve sürdürülebilir olması ve enerji telkin etmesi bakımından ikinci seçildi ve eser sahipleri 100.000 TL ile ödüllendirildi. Ramazan Avcı ve Özlem Satı Kurtcu’nun “Uvertür” isimli eseri ise ses ögesini ve oradaki hava sirkülasyonunu tasarıma katması, binadaki dikey ritme ve ağacın yükselişine uyum göstermesi, yapıt ve insan arasındaki ilişki açısından üçüncülüğe değer bulundu ve 50.000 TL ile ödüllendirildi. Yaşar Tahmaz, Cihan Sevindik & Sıddık Güvendi, Kenan Pençe & Deniz Çalışır Pençe ise tasarladıklarıeserlerle mansiyon ödülüne değer görüldü ve sanatçılar 20.000 TL ile ödüllendirildiler. Atatürk Kültür Merkezi'nin mimarî ruhunu ve sanatsal kimliğini yansıtan ve birinci seçilen eser, Atatürk Kültür Merkezi’nin Taksim Meydanı’na bakan cephesinde, AKM yerleşkesi ile Mete Caddesi’nin kesişim noktasında sanatseverleri selamlayacak. KÜLTÜREL DEVAMLILIK SAĞLANACAK İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nda şehrin kültür-sanatla buluşma noktası olan Atatürk Kültür Merkezi, tarihi boyunca mimari mekân ile sanat eserleri arasında yoğun ve verimli ilişkiler kuran bir kurum olma özelliği taşıyor. Günümüzde dünyanın sayılı kültür-sanat merkezleri arasında yer alan AKM, eski binasının yapımından sonra da çeşitli sanat kategorilerinde ulusal bir yarışma düzenlemişti. Heykel, seramik, resim, seramik ve fresk dallarında 1968 yılında düzenlenen yarışmanın resim dalı birincileri olan Oya Katoğlu ve Mustafa Pilevneli’nin eserleri, bugün hâlâ AKM opera fuayesinde sergileniyor. Heykel dalının birincisi Cevdet Bilgin’in bronz heykeli ise AKM’nin girişindeki havuzun kenarında sanatseverlerle buluşuyor. Yine bu yarışmada ödül alan ve eski AKM binasının iç mekânını süsleyen Sadi Diren imzalı seramik panolar, ülkemizin önemli kültür mirasları arasında yer alıyor. Atatürk Kültür Merkezi Heykel Yarışması, kazanımları günümüze dek ulaşan 1968 tarihli yarışma ile devamlılık arz etmesi ve AKM’nin kültürel devamlılık misyonunu hayata geçirmesi itibarıyla da önem taşıyor. AKM HEYKEL YARIŞMASI TASARIMCILARININ ÖZGEÇMİŞLERİ: Semih Eskicioğlu Yüksek İç Mimar (MSc) –İnterdisipliner tasarımcı 1994 Bursa doğumlu olan Eskicioğlu,2012-2016 yılları arasındaMimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü'nde lisans eğitimi aldı.Ardından aynı bölüm ve okulda yüksek lisansını tamamladı. İç mekân konsept tasarımı, ürün tasarımı, grafik tasarım alanlarında disiplinler arası bir anlayış ile bireysel olarak çalışmalarda bulunan Eskicioğlu, 2017 yılından bu yana Studio Lugo tasarım ofisinde; iç mimari proje yürütücüsü ve tasarımcı olarak çalışmaktadır. Sinan Günay Sinan Günay, 2010 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli ofislerde çalıştıktan sonra pratiğini kurucu ortağı olduğu SUPERSPACE Mimarlık üzerinden sürdürmektedir. Son yıllarda çalışmalarını mimari, kentsel tasarım, mekân plastiği ve sanat arakesitinde, kullanıcı etkileşimini destekleyen mekanları hikayeleştirerek yeniden anlamlandıran işlere odaklanmaktadır. Çeşitli ulusal ve uluslararası yarışmalardan ödülleri bulunmaktadır. Projeleri Concept, Architektur, Designboom, Archdaily, Popular Science gibi çeşitli platformlarda yayınlanmıştır. Nurhayat Öz Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde lisans, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve BTU Cottbus’ta yüksek lisans çalışmalarını tamamladı. Çeşitli ofislerde farklı alanlarda pratiğini geliştirdikten sonra SUPERSPACE ile yeni bir geleneğin temellerinde deneyimlenen, daha büyük değişimleri tetikleyecek soruların peşinde, merakla şekillenen hikayeler üretmektedir. Ayceren Karabıyık Marmara Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık bölümünde devam eden eğitimi süresince farklı ölçek ve konularda deneyim kazandıran mimari yarışmalarda çeşitli ödüller kazanmıştır. İllüstrasyon, grafik tasarım, tipografi ve fotoğrafçılık gibi ilgi alanlarının sağladığı bakış açısı ile çalışmalarını tutkuyla ilerletmektedir. Ramazan Avcı Ramazan Avcı 1982 yılında Safranbolu’da doğdu.Lisans eğitimini 2000-2004 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde tamamladı. Mezuniyeti ardından beş sene boyunca Ankara ve İzmir’de mimarlık bürolarında görev aldı.Proje süreçlerinde kolektif çalışmaya önem veren Avcı, çeşitli ekiplerle ürettiği kolektif işler ve mimari proje yarışmalarıyla başlayan çalışmalarını 2009 yılında Seden Cinasal ile kurdukları SCRA Mimarlık Ofisi ile kurumsal bir yapıya kavuşturdu. 2019 yılında GEMSS – Genç Mimar Seçkisinde yer alan mimarlardan biri oldu.2006-2022 yılları arasında 4’ü birincilik olmak üzere ulusal mimarlık yarışmalarında kazanılmış 30 ödülün sahibi olan Avcı, Ankara’da yer alan ve kurucusu olduğu SCRA Mimarlık’ta çalışmalarını sürdürmekte ve aynı zamanda TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde Mimari Tasarım stüdyosunda yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak görev yapmaktadır. Cihan Sevindik 1986 yılında İstanbul‘da doğdu. 2004 yılında Gebze Anadolu Lisesi’ni bitirdi. 2010 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Katıldığı birçok ulusal ve uluslararası mimari proje yarışmasında çeşitli ödüller kazandı. 2012 yılında OfficePAN Mimarlık’ı kurdu. 2013 yılından beri farklı üniversitelerin mimarlık bölümlerinde stüdyo yürütücülüğü ve jüri üyeliği yapmaktadır. Çalışmalarını kurucusu olduğu Nous Mimarlık bünyesinde sürdürmektedir. Sıddık Güvendi 1984 yılında Sivas’ta doğdu. 2003 yılında girdiği Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden 2007 yılında mezun oldu. Usta Mimarlar Tasarım Atölyesi bünyesinde ulusal ve uluslararası mimari proje yarışmalarında yardımcı mimar olarak görev yaptı ve çeşitli ödüller kazandı. 2007-2010 yılları arasında Ankara ve İstanbul’da çeşitli ekiplerde yer aldı. 2011 yılında Kolektif Mimarlar Ltd.’i kurdu. Ulusal, uluslararası ve davetli proje yarışmalarında çeşitli ödüller kazandı. 2017 yılında Arkitera Genç Mimar Ödülü’ne layık görüldü. Çeşitli yarışma, yarıyıl ve bitirme projelerinde jüri üyesi olarak görev aldı. Çalışmalarını kurucusu olduğu Nous Mimarlık bünyesinde sürdürmektedir. Yaşar Tahmaz 1966 İstanbul doğumlu olan Tahmaz, çocukluğunu İstanbul’da geçirdi. Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Akademisi Seramik ve Cam Ana Sanat Dalı, Artistik Seramik Bölümünde okurken, prodüksiyon, illüstrasyon çalışmaları, Kapadokya’da iki yıl süre ile heykel çalışmaları, ayrı mekanlara özgü tasarım çalışmaları gerçekleştirdi. 1994 – 1995 dönemi Urart Karma Sergisine katıldı. Tahmaz halen büyük bir ilgi ve merak ile sanat ve tasarım çalışmalarını, araştırmalarını sürdürmektedir. Kenan Pençe 1968 doğumlu olan Kenan Pençe, Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’nde lisans eğitimi aldı. 1999 yılında İTÜ “Görsel ve Çevresel Sanatlar” programında yüksek lisansını tamamladı. Ofis, konut, konsept mağaza ve mimari konularında çalışan Kenan Pençe, Design Office isimli şirketinde iç mimari tasarım ve uygulamaları yapmaktadır. Pençe, mimarlık mesleğini mimarlık kavramının, doğanın kuruluşu ve mimarisindeki modeli referans aldığı inancına dayanarak icra etmektedir. Pençe, zamanın dayattığı suni, zorlama eğilimler yerine, insanın temel ihtiyaç ve duygularına hitap eden çağdaş ve yalın bir tasarım anlayışı benimsemiştir. ### ARTHILL'den "Müzelik ve Koleksiyonluk Eserler Müzayedesi" Sultan Abdülhamid Han’ın murassa cep saati, Şeker Ahmet Paşa’nın başyapıtı, Sultan Abdülhamid Han’ın halifeliğine ait Kabe kuşağı, saray işi tombak leğen-ibrik, Şeyh Hamdullah Murakka, Hoca Ali Rıza, Ali Cemal Ben'im, Fausto Zonaro ve daha fazlası… Osmanlı sultanları ile sarayın yüksek erkanına ait 200 eser açık artırmaya çıkarıldı. ARTHILL Müzecilik tarafından açık artırmaya çıkan eşyalar arasında, Abdülhamid Han'ın altın murassa cep saati de var. AÇIK ARTIRMA 14 AĞUSTOS’TA ARTHILL Müzecilik’ten yapılan açıklamaya göre müzayede, 14 Ağustos Pazar günü saat 15.00’de çevrimiçi olarak canlı açık artırma ile gerçekleştirilecek. Müzayede koleksiyonunda Osmanlı sultanları ile sarayın yüksek erkanına ait 200 eser yer alıyor. Koleksiyon teklif usulü, 1 dolar başlangıç fiyatı ile satışa çıkarılıyor. ### Bodrum Atölye 76'da üç sanatçıdan ortak sergi İlki geçtiğimiz haziran ayında gerçekleşen, ikincisi 23-28 Ağustos'ta düzenlenecek olan Bodrum Çağdaş Sanat Fuarı başta olmak üzere sanatın adeta Bodrum'da kamp kurduğunun bir başka kanıtının, sayıları hızla artan sanat galerileri olduğunu söylemek mümkün. İşte bu galerilerden biri de Ayşe Vatansever yönetimindeki Atölye 76 oldu. Farklı disiplinleri aynı çatı altında birleştirme gibi bir misyonları da olduğunu dile getiren Vatansever, "Atölyemizi Bodrum'da sanatın tadını almak isteyen sanatseverlere bir soluk olarak tasarladık" dedi. PİLGE, VATANSEVER, DEMİRTÜRK Ayşe Vatansever, aynı zamanda yakın dostları arasında yer alan Güliz Pilge ve Badegül Demirtürk'ün eserlerinden oluşan sergiye ısrarlar karşısında kendi eserlerini de dahil edince, ortaya harika bir "Üçleme" çıktığını ifade etti. Sergi, 10 Ağustos akşamı açıldı. Oldukça yoğun bir ziyaretçi trafiğiyle karşılaşan sanatçılar, katılım sağlayan dostları ile yeteri kadar ilgilenememiş olmanın üzüntüsü içinde olduklarını dile getirdiler. Sergi, 18 Ağustos'a kadar açık kalacak. Ziyaret eden sanatçı dostlarımızdan aldığımız izlenimler ise "Mutlaka görülmeli" şeklinde. (Atölye 76 - Bodrum Caddesi No: 9/6-2 Ortakent - Bodrum) https://www.youtube.com/watch?v=w4j_wIC5sn0 ### "Kalplerin Kraliçesi Diana" müzikalinin ön gösterimi nefes kesti "Queen of the People's Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana" müzikali basın buluşması, tüm oyuncuların katılımıyla 10 Ağustos Çarşamba günü Divan Otel İstanbul'da gerçekleştirildi. Basın toplantısına müzikalden sahnelenen kısa kesit damga vurdu. Washington National Opera sanatçılarının hayat verdiği müzikalde, Lady Di'yi Türk yıldız Lori Şen canlandırıyor. İtalyanlar tarafından "La Diva Turca" olarak anılan, sesiyle sınırları aşan opera sanatçısı Lori Şen, yurt dışında alanında isminden en çok söz ettirmeye aday mezzo sopranolardan biri. Türkiye turnesinin ardından Almanya ve İngiltere'de de sahnelenmesi planlanan Lady Diana müzikali "Queen of the People’s Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana" basın buluşması, ünlü yıldız Lori Şen'in katılımıyla gerçekleştirildi. İstanbul’da iki günde 4 bin 400 kişinin izlemesi beklenen müzikalin detaylarını, müzikali Türkiye’ye getiren Gürkan Us anlattı. Us, “Türkiye’ye böyle bir müzikal getirmenin heyecanı ve mutluluğunu yaşıyoruz” dedi. Prenses Diana'nın Prens Charles ile olan evliliğinden anneliğine, çalkantılı kraliyet yaşantısından geçirdiği trafik kazasına kadar olan süreci müzikalde anlatılıyor. "CamIlla ile Karşılaştığım Sahne Beni Çok Etkiledi" Türk yıldız Lori Şen, basın buluşmasında "En çok hangi sahnede etkilendiniz?" sorusuna şu yanıtı verdi: "En çok Camilla'yla karşılaştığım sahnede etkilendim. Kocamın beni aldattığı kişiyle tanışmak inanılmaz bir deneyimdi. Müzikale gelenler, Diana’nın hayatından her kesite eşlik edecekler" dedi. ABD'de prömiyeri yapılan ve Lady Diana'nın hayatı üzerine yazılan "Queen of the People's Hearts / Kalplerin Kraliçesi Diana", ilk kez Türkiye’de 13-14 Ağustos’ta Zorlu PSM'de sahne alacak. Mezzo Soprano Lori Şen... ### “İkiliklerin Sanatçısı Mustafa Değer” sergisi Galerie Clandestine'de! Galerie Clandestine, Doruk Durlanık ve Defne Ada Yapıcıer’in ortak kürasyonu ile Türk- Hollandalı sanatçı Mustafa Değer’in işlerini Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşturdu. 2019’da yaşamına son veren sanatçının 167 çalışması arasından seçilen 13 eser galerinin Nişantaşı’ndaki geçici adresinde görülebiliyor. “İkiliklerin Sanatçısı Mustafa Değer” sergisi eş küratörü ve GALERIE CLANDESTINE kurucularında Defne Ada Yapıcıer; Değer’in ilk dönem eserlerinden Doruk Durlanık’la birlikte yaptıkları seçkinin Mustafa Değer’in Türkiye’den göç ederek gittiği Hollanda’ya yerleşip hayatını düzene soktuğu, evlendiği, ikinci okulunu bitirdiği yaşam dönemine denk düştüğünü, bu işler arasında yer alan özellikle yağlı boya tablolarında kendinden emin, olduğu yerde köklenmeye başlamış bir Mustafa Değer görüldüğünü belirtiyor. Mustafa Değer’in daha iyi bir yaşam umuduyla Hollanda’ya göçü, akla bugün emeğinin karşılığınıalabilmek, en temel insan özgürlüklerine sahip olabilmek için Türkiye’yi terk edenleri getiriyor. Başka bir ülkenin yerlisi olmaya çalışmak, ayrımcılığa uğramak, kimlik araştırmaları Mustafa Değer’in kırk yıl önceki göçünden bu yana güncelliğini koruyor; Yapıcıer’e göre tam da bu yüzden Mustafa Değer’in Adana’da başlayıp Dordrecht’te sona eren yolculuğu şimdinin ve geleceğin Türkiye’sinden ne beklediğimizi düşünmek için bir davet, bir vesile. SERGİ FİKRİ SANATÇININ CENAZESİNDE ORTAYA ÇIKTI Küratörlüğünü Galerie Clandestine’in kurucularından Doruk Durlanık ve Defne Ada Yapıcıer’in üstlendiği “İkiliklerin Sanatçısı Mustafa Değer” sergisinin hikayesi 2019’da Mustafa Değer’in kendi atölyesinde trajik bir şekilde yaşamına son vermesiyle başlıyor. Aynı yıl güzel sanatlar eğitimi almak için Hollanda’ya taşınan Doruk Durlanık Dordrecht’te yaşayan Değer ailesine taziye ziyaretinde bulunuyor ve ailenin ona teklif ettiği resim malzemelerini almak üzere sanatçının ölümünden sonra atölyesine giren ilk kişi oluyor. Sanatçının atölyesinde keşfettiği 167 iş Durlanık’ı derinden etkiliyor, ailenin de izniyle Defne Ada Yapıcıer ile ortak yürüttükleri retrospektif bir araştırma, belgeleme ve arşiv projesi başlatıyorlar. Sanatçının atölyesinde bulunan eserlerin tümü belgelendikten sonra Defne Ada Yapıcıer ve Doruk Durlanık Mustafa Değer’in kendi iç dünyasına dair ürettiği ve Değer ailesi dışında hiç kimsenin varlıklarından haberdar olmadığı erken dönem işlerinden on üç eserlik bir seçki yapıyor, sanatçının Türkiye’deki ilk sergisini açıyorlar. ### 212 Photography İstanbul beşinci yıl programıyla şehre yayılıyor 5. yıl programını 6 Ekim - 16 Ekim tarihlerinde gerçekleştirecek olan 212 Photography Istanbul, festival takipçilerini fotoğraf odağında kurgulanan farklı disiplinlerin de dahil olduğu içerikler ve İstanbul’u kapsayan programıyla ağırlamaya hazırlanıyor. Fotoğraf sanatı üzerinden disiplinlerarası bir diyalog ortamı sunan “Şehrin Festivali” 212 Photography Istanbul, 6 - 16 Ekim 2022 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla festival takipçilerini ağırlamaya hazırlanıyor. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere yola çıkan 212 Photography Istanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirak şirketlerinden Kültür AŞ iş birliği ile şehri de paydaşı haline getirerek festivale dahil ediyor. 212 Photography Istanbul beşinci senesinde, sergiler, atölyeler, söyleşiler, paneller, film gösterimleri ve portfolyo incelemelerinin yanı sıra yayıncılık, dans, müzik, gastronomi gibi farklı başlıklara da programında yer veriyor. 6 – 16 Ekim tarihleri boyunca 15’e yakın mekânda 60’ın üzerinde sanatçının 500’ün üzerinde eserini sanatseverlerle buluşturacak olan festivalde, fotoğrafın yanı sıra geçen sene olduğu gibi yeni medya, video sanatı, heykel ve daha pek çok farklı yaklaşım görülebilecek. Festivalin bu seneki destekçileri arasında HP, Jotun, Yapı Kredi’nin yanı sıra kültür kurumlarından Hollanda Başkonsolosluğu, Norveç Büyükelçiliği, Cervantes / İspanya Başkonsolosluğu, Macar Kültür Merkezi, Institut Français ve Amerikan Büyükelçiliği yer alırken Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu da festivale verdiği ödünç yapıtla festivalin iş birlikçileri arasında bulunuyor. 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL KAMUSAL ALANLARI DA FESTİVALE DAHİL EDİYOR!  212 Photography Istanbul, 5.yılında İstanbul’un iki yakasına yayılan etkinlikleri ile şehrin farklı noktalarını festivale dahil etmeye devam ediyor. Ana mekanların Akaretler Sıraevleri ve Yapı Kredi bomontiada olan festivalde bu yıl, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, St. Benoît Kilisesi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi, Taksim Sanat, Institut Français, Yeldeğirmeni Sanat, ALAN Kadıköy, paralel mekanlar arasında Evin Sanat Galerisi, Kalyon Kültür, ArtON, Koli Art Space ve Galeri Zilberman gibi pek çok lokasyonda katılımcılarla buluşacak. Bu yıl festival programı meydanlarda düzenlenecek sergiler ile kamusal alana da yayılacak. Bu noktalardan birinde düzenlenecek sergide Fred Mortagne, Can Görkem ve Lanna Apisukh’un sokak kültürünün dünyanın dört bir yanında önemli bir parçası olan “kaykay” temalı fotoğrafları sergilenirken kaykaycıların buluşma noktası olan alanda spor fotoğrafçılığının önemli isimlerinden biri olan Mine Kasapoğlu ve kaykaycı Adem Ustaoğlu ile atölye çalışması gerçekleştirilecek. Sanatçı, mimar ve emekli kaykaycı Sinan Logie tarafından bu sergiye özel hazırlanan platform üzerinde hem kaykaycılar zaman geçirebilecek hem de sergide bulunan eserler görülebilecek. 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL SERGİLERİ ŞEKİLLENİYOR! 212 Photography Istanbul’un 5. yılında; fotoğraf disiplininden yola çıkarak bu ifadeye çağdaş bir yaklaşım getiren Hollandalı küratör ve tasarımcı Erik Kessels; görsel dünyasını geleneksel belgesel yöntemlerinin dışına çıkıp farklı teknikleri harmanlayarak sunan Macar fotoğrafçı Kata Geibl; Körfez’deki yaşamı ve etrafını saran duyguları kendilerine özgü hiperrealistik bakışları ile çarpıcı serilere dönüştüren ikili Christto & Andrew; fikirler, duygular ve malzemeler arasında bir ifade tekniği kullanan İspanyol kavramsal fotoğrafçı Felix R. Cid; kariyeri boyunca Sony World Photography Award ve Hasselblad’ın Master unvanı gibi birçok ödül ve onura layık görülen, uluslararası alanda tanınan Tina Signesdottir Hult; doğada yer alan güzellikleri fotoğraflayarak hikâyelerini farklı bir görsel dille anlatan Aimee Hoving; eski bir sinema seti ressamı olan ve bu deneyimini fotoğraf, heykel, performansın kesiştiği mekâna özgü müdahalelerle fotoğraf pratiğine taşıyan Lorenzo Vitturi ve İrlandalı gezginleri fotoğraflayan, onların yaşamının parçası hâline geldiği çekimlerle samimiyet ve dostluk hissini veren çalışmaları ile Amerikalı fotoğrafçı Joseph-Philippe Bevillard yer alacak. Yarışmanın kazananı 5.000 euro ile ödüllendiriliyor. Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, uluslararası katılıma açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin ve sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız sürüyor.  212 Photography Istanbul ile ilgili tüm detaylara www.212photographyistanbul.com adresinden ve festival sosyal medya hesaplarından ulaşılabiliyor. ### Gül teyzenin Karabağ’dan Üsküdar’a uzanan fotoğrafçılık hikayesi Karabağ Savaşı'nda ailesinden koparak Üsküdar'a gelen Azerbaycanlı Tazegül Eğilmez'in vizörü 25 yıldır hiç durmuyor. Üsküdar'da "Foto Gül" isimli fotoğrafçı dükkanının sahibi 60 yaşındaki Tazegül Eğilmez, 28 Şubat döneminde başı açık fotoğraf istenen öğrencilere yardım etmek için fotoğrafçılık yapmaya başladı. Üniversitelerde başörtülü öğrencilerin kampüs içinde dolaşmaları yasaklanırken, post-modern darbe sürecinde okullara kayıt yaptırmak isteyen öğrenciler, başları açık veya peruk takarak fotoğraf çektirmek zorunda kaldı. O yıllarda Üsküdar'daki Foto Burak'ta eşine yardımcı olan "Gül teyze" de kız öğrencilere yardımcı olmak için fotoğrafçı olmaya karar verdi. Halen Üsküdar'da "Foto Gül" isimli dükkanında fotoğrafçılık yapan Eğilmez, ülke değiştirme serüvenini ve yaşadığı zorlukları AA muhabirine anlattı. Tazegül Eğilmez, Azerbaycan'ın Gence şehrinde 1962'de doğduğunu belirterek; "Çocukluğum Rusya'nın yönetimde geçti, orada 12 yıl okudum. Daha sonra evlendim, çocuklarım oldu. 1990'lı yıllardaki Karabağ Savaşı'na kadar orada normal bir hayat yaşıyorduk. Savaşta çok zorluklar yaşadık. Geçim durumu zorluydu, iş güç yoktu. Çocuklarım çok küçüktü. Ben de geçimimi sağlamak için 1994 yılında 33 yaşındayken çocuklarımı Gence'de bırakıp, Türkiye'ye gelmeye karar verdim. Çocukları memlekette bıraktım. O zamanlar nasıl getirecektim, çok küçüklerdi" diye konuştu. "Kuru ekmekleri ıslattım yedim, kimseden para istemedim" Eğilmez, İstanbul'a ilk geldiği zamanlarda zorluklar çektiğine değinerek; "Bir hafta sokaklarda yattım. Kimi kimsem yoktu, sürekli olarak iş aradım. Kuru ekmekleri ıslattım yedim, kimseden para istemedim, dilenmedim" dedi. Daha sonra Ataşehir'de bir lokantaya iş başvurusunda bulunduğunu aktaran Tazegül Eğilmez, fotoğrafçılıkla yollarının kesişme hikayesini şöyle anlattı: "Kayışdağı taraflarında gece gündüz, 24 saat açık bir lokanta gördüm. Sahibine 'İşçi lazım mı?' diye sordum. Sağ olsun, beni bulaşıkçı olarak aldı dükkana. Kalacak yerim olmadığı için orada geceleri bulaşık yıkarken, başımı yaslayarak uyuklardım. Mutfakta çalışırken tavuğun iç yağlarını çöpe attıklarını gördüm. Onları toplayıp eriterek yağ yapıp, memlekete, çocuklara gönderirdim. Sonra bir müşteri hanım sağ olsun, benim o halimi gördü ve 'Kızım niye burada çalışıyorsun? Hasta bakım işleri var, yatılı kalabilirsin. Ben sana birisini bulayım' dedi. Ben de hastanelerde hemşire olarak çalışmıştım, daha önce tecrübem vardı. Allah razı olsun, o hanımefendi bir iş buldu bana. Yaşlı bir kadına baktım bir süre, öylece arkam yatak gördü. O hanım vefat edince, Üsküdar'da bir yüzbaşının eşi vardı, onun yanına geçtim. Orada çalışırken de ek iş olarak bankada temizlik işleri yapmak istedim. İş başvurusu için benden bir fotoğraf istediler. Ben de oraya en yakın fotoğrafçı 'Foto Burak' vardı, oraya gittim. Üsküdar'ın 60 yıllık fotoğrafçısıymış. Sonra dükkanın sahibi Abidin Bey ve kız kardeşiyle tanıştım. Azerbaycanlı olduğumu öğrenince beni çok sevdiler, çünkü onların ailesi de Azeriymiş. Böyle olunca ara ara ablasıyla muhabbet etmeye, oraya gitmeye başladım. Sağ olsunlar bana sahip çıktılar. Böylece orada yemek yapmaya, hizmet etmeye başladım ve Abidin Bey'le evlendik." "O kızlarım için fotoğrafçı oldum" Eğilmez, Foto Burak'ta fotoğraf çekmeye ise 28 Şubat dönemi tesettürlü kızların ricası üzerine başladığını vurgulayarak; "O zamanlar üniversiteye giden kızları başı açık istiyorlardı. Beyninin içerisine bakmıyorlar, başörtüsüyle uğraşırlar. Rusya bile bize öyle bir şey anlatmadı. Hıristiyan olmalarına rağmen öyle bir baskıları olmamıştı. Burası nasıl Müslüman ülkedir, öyle başörtüsüyle uğraşılır mı? Zoruma gitti, içimden bu kızlara hizmet edeceğim diye geçirdim. Ondan sonra kızlardan birisi de 'Teyze ne olur sen çek bizim fotoğrafımızı, burada oturuyorsun' dedi. Ben de 'Kızım baş üstüne, ben de böyle bir karar almıştım. Senin sözün de bana iğne gibi battı, bunu yapacağım' dedim. O kızlarım için fotoğrafçı oldum. Yoksa bu işi yapmazdım, çok da sevmem yani" ifadelerini kullandı. "İMKANIM OLSA HERKESE YARDIM ETMEK İSTERİM" Hala tesettürlü kızların dükkanına gelip, fotoğraf çektirdiğini anlatan Tazegül Eğilmez; "Daha sonra Foto Burak kapandı, ben Foto Gül adında bir mekana geçtim. Yalnız başıma çalışmaya devam ediyorum ama ticari olarak bakmam ben buraya. İmkanım olsa herkese yardım etmek isterim. Çocuklarım Azerbaycan'da kaldı, evlendiler. İşleri güçleri var, başka memleketlere gittiler ama ben 30 yıldır görüşemedim onlarla. Sadece uzaktan konuşabiliyoruz. Sanki benim çocuklarım gibi değiller artık. Ben zihnen 1994'te kaldım aslında, orada o küçük çocukları ardımda bırakmak zorunda olmanın derdini hala yaşıyorum. Ama burada belki yüzlerce, binlerce kız çocuğuna yardımcı olmaya çalıştım. Bu durum biraz olsun içimi ferahlatıyor" dedi. "Fotoğrafta önemli olan doğal olmasıdır" Tazegül Eğilmez, mesleğe ilk başladığında analog makinalarla çekim yapıp, karanlık odada düzenleme yaptığından da bahsederek; "Daha sonra teknoloji gelişti dijitaller geldi. İlk zamanlar ona ayak uydurmakta çok zorlanırdım ama sonra öğrendim çok şükür. Eski karanlık odalarda rötuş bildiğim için Photoshop programını da kolay öğrendim. Çok fazla müdahale etmek doğru değildir, zaten fotoğrafta önemli olan doğal olmasıdır" açıklamasında bulundu. Üst katında bulunan noterden çok fazla insanın fotoğraf çekmeye geldiğine değinen Eğilmez, insanların oradan genellikle tartışmalı ve gergin olarak geldiğini, fakat ayrılırken mutlu ayrıldıklarını söyledi. Çevredeki esnafla ilişkilerinin çok iyi olduğunu aktaran fotoğrafçı Gül teyze; "Komşularım bana 'Sen buranın muhtarısın' diyerek şakalaşırlar. Sağ olsunlar, hepsiyle aramız iyidir ve birbirimizi sever kollarız" diye konuştu. ### Çocukluğundan bu yana biriktirdiği atıkları tablolara dönüştürüyor Ressam Deniz Say, aralarında 12 yaşından bu yana biriktirdiği giysiler ve malzemelerin de olduğu atıklardan soyut tablolar yaparak, çevresel sorunlara dikkat çekiyor. Asıl uzmanlık alanı dış ticaret olan 42 yaşındaki ressam, Beykoz'da eşi ve 2 çocuğuyla yaşadığı evinde 10 yıl önce bir resim atölyesi kurdu. Çevre bilincine ve sürdürülebilirliğe dikkat çekmek isteyen Say, eserlerinde bazılarını 12 yaşından bu yana sakladığı giysileri, evinden çıkan atıkları, eski ayakkabıları, karton, kum, dergi, tül ve çeşitli plastik atıkları kullanıyor. Yaptığı soyut tablolarla bugüne kadar 6 kişisel sergi açan Deniz Say, çok sayıda karma sergiye de katıldı. Atölyesinde AA muhabirine çalışmalarını anlatan Say, resme figüratif olarak başladığını daha sonra soyut çalışmalara yöneldiğini söyleyerek; "Soyut sanat tabii ki çok geniş bir alan. Çocukluğumdan bu yana biriktirdiğim atık malzemelerim vardı atölyemde. Geleneksel sanat malzemelerini kullanmak yerine 'Neden bu atıklardan bir şekilde sanat eseri üretmeyeyim?' diye düşündüm. Benim aslında atık olarak malzemelerim zaten hazırdı, sadece onları sanat eserlerinin içine yerleştirdim. 12 yaşımdan beri sakladıklarım vardı. Hatta annemin 'Denizciğim artık bunları çöpe at, evimiz çöp oldu' sözlerini hatırlıyorum. Ancak onlar bana göre çöp değildi, bir şekilde onlarda bir şey gördüğüm için sakladım" diye konuştu. "KİMİNİN ÇÖPÜ, KİMİNİN HAZİNESİ" Tablolarında hediye paketlerinin ambalajlarını, kartonlarını, çiçeklerin tüllerini, sahaflardan topladığı eski gazeteleri, dergileri, şişelerin dışına geçirilen fileleri, eski kıyafet ve ayakkabıları kullandığını aktaran Say, sözlerine şöyle devam etti: "Atık diye gördüğünüz her şey, benim malzemem haline gelebiliyor. 'Kiminin çöpü, kiminin hazinesi' diyorum. Boğaziçi Üniversitesi'nde uluslararası ticaret okudum. Profesyonel iş hayatı deneyimlerim oldu. Sonrasında sanat tarihi okumaya başladım. Çocukluğumdan bu yana resim yapardım ama bunun eğitimini almamıştım. Daha sonra çeşitli hocalardan bunun eğitimini aldım, tabii figüratif resim eğitimiydi. Benim yaptığım tarz, eğitimini alabileceğiniz bir şey değil. Kimse size 'Gel bu kağıt, buraya yapıştır, işte bu ayakkabı eskimiş, bunun bağcıklarını çıkart, yırt, onu da resmin içine ekle' gibi bir eğitim veremeyeceği için o benim soyut sanata kendi yorumum oldu." "Kendi Atığıma Sahip Çıkarak Bunu Yapıyorum" Tablolarının sayısının 500'e yaklaştığını, kişisel sergiler dışında karma sergilere de katıldığını bildiren Deniz Say, kullandığı malzemelerin insanların ilgisini çektiğini dile getirerek; "Hangi malzeme olduğunu söylediğimde yüzlerindeki tebessümü görüyorum. Bu, bir şekilde algı bozmaktır. Ayakkabı, deri ceket… Onların işlevi bellidir. Onları sanat eserinin içinde gördüklerinde hem bir şaşırma hem bir tebessüm oluyor" dedi. Sürdürülebilirliğin günümüzde çok önemli bir kavram haline geldiğini kaydeden Say; "Çevresel sorunlara bir şekilde dikkat çekmek için resimlerimde atık malzemeleri kullanıyorum. Çünkü sanatçıların insanları bilinçlendirmek, farkındalık yaratmak gibi bir görevi olduğunu düşünüyorum. Aslında insanlara ne diyorum burada; 'Bunu aslında atmalı mıydınız?' Ya da 'Siz bunu farklı bir şekilde kullanabilir miydiniz? Ben sonuçta ressamım, bunları resimlerimde kullanıyorum. Siz acaba farklı bir yerde kullanabilir miydiniz?' Bu şekilde dünyamız bir şekilde çöp yığını olmaktan kurtulabilsin" değerlendirmesini yaptı. Çevreye kendi çapında küçük bir katkı sağlamaya çalıştığını aktaran Deniz Say, sözlerini "Bütün bireylere düşen bir görev var. Ben kendi çapımda kendi atığıma sahip çıkarak bunu yapıyorum. İnsanlara da 'Kendi atıklarınıza sahip çıkıp, belki resim için değil ama farklı yerlerde kullanabilirsiniz' mesajı vermeye çalışıyorum" diye tamamladı. ### Mitolojinin zafer tanrıçası Nike'ye adanan eserler İzmir'de! Mitolojide zafer tanrıçası olarak adlandırılan Nike kültüne adanan ve ilk kez sergilenen eserler, İzmir Arkeoloji Müzesi'nde ziyaretçilerini bekliyor. İzmir Arkeoloji Müzesi'nin her ay depolarındaki eşsiz eserleri sergilediği "Göremediklerinizi Göreceksiniz" adlı projenin ağustos ayı programı, Yunan mitolojisinde zafer tanrıçası olarak anılan Nike'ye ayrıldı. Müzenin hazine odasında Nike'yi tasvir eden üç ayrı eser yer aldı. Helenistik Dönem'e tarihlenen 49 santim boyundaki mermer sütun, serginin en önemli parçası olarak gösterildi. İzmir'in Bergama ilçesindeki Pergamon Antik Kenti'nden 1925 yılında çıkarılan eserde, defne yaprağı motifleriyle süslü ve kanatlı Nike figürü elleriyle eteklerini tutuyor. Yaklaşık 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermer Nike sütunu, İzmir Arkeoloji Müzesi'ne ilk getirilen eserler arasında bulunuyor ve yaklaşık 1 asır sonra ziyaretçisiyle buluşturuluyor. Serginin ikinci parçası olan Muğla'nın Milas ilçesindeki İasos Antik Kenti'nden çıkarılan pişmiş topraktan kandilde de Nike kabartması bulunuyor. İzmir'in Menemen ilçesindeki Neonteikhos Antik Kenti'nden çıkarılan ve mezar hediyesi olarak kullanıldığı belirlenen yaklaşık 2 bin 500 yıllık Nike figürü de sergi kapsamında ziyaretçilerin dikkatine sunuluyor. KANATLI TANRIÇA İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürü Cengiz Topal, konu ile ilgili yaptığı açıklamada Yunan mitolojisinde koşan, uçabilen ve zaferin kişiselleştirilmiş biçimi olarak görülen Nike'nin Roma kültüründe ise "Victoria" olarak anıldığını söyledi. Kanatları, uçuşan elbisesi ve elinde defne yapraklarından bir çelenk ile betimlenen Nike 'nin hem kamusal alanda hem de Athena ve Zeus gibi diğer mitolojik tanrıların tapınaklarında bulunabildiğinin bilgisini veren Topal, zafer tanrıçasının genelde savaş ve yarışmalardaki zaferleri anmak, kutsamak için kullanıldığını dile getirdi. GÖREMEDİKLERİNİZİ GÖRECEKSİNİZ Cengiz Topal, müzede "Göremediklerinizi Göreceksiniz" başlığı altında aylık olarak özel bir konuya odaklanarak yaptıkları sergilemelerin ilgi gördüğünü belirterek, kaydetti: "Müzemizin aylık sergilerinde yer alan buluntuların çoğunu ilk kez ziyaretçiye açıyoruz, çünkü genel sergimizin dışında bu sergilerle depolarımızda olan bazı örnekleri, bir konu üzerinde ziyaretçilerle buluşturuyoruz. Bu farklı bir sergileme mantığı. Sergi için bir ay, kısa bir süredir aslında. Her ay yenilenen bir konsept bu. Bilimsel dünyada da ziyaretçi açısından da çok ilgi çekiyor. 'Göremediklerinizi Göreceksiniz' de çok başarılı bir slogan oldu." ### AKM Yeşilçam Sineması’nda 5- 11 Ağustos Filmleri Atatürk Kültür Merkezi Yeşilçam Sineması, 5-11 Ağustos tarihleri arasındaki programında sinema tarihinin kült yapımlarından Emir Kusturica’nın “Arizona Rüyası”, Jean-Pierre Jeunet & Marc Caro’nun “Şarküteri” ve Zeki Demirkubuz’un “Kader” filmlerine yer veriyor. Arizona Rüyası – Emir Kusturica AKM Yeşilçam Sineması, 5-11 Ağustos / 14.00 Sırp yönetmen Emir Kusturica’nın çektiği ve senaryosunu David Atkins ile kaleme aldığı Arizona Rüyası, 5- 11 Ağustos haftası boyunca AKM Yeşilçam Sineması’nın 14.00 seansında gösterimde olacak. 1993 Fransız – Amerikan yapımı filmin başrollerinde Johnny Deep, Jerry Lewis ve Faye Dunaway yer alıyor. Avrupa’daki başarılı kariyerinin ardından Amerika’da yıldız oyuncularla çektiği bu film, Kusturica’ya 1993 Berlin Film Festivali’nde hem Altın Ayı hem de Jüri Özel Ödülü getirdi. New York’ta yaşayan genç Axel, oradaki hayatından memnundur. Bir gün Arizona’daki amcasının düğününe davet edilince kendini orada bulur. Ailesinin Arizona’daki işini devam ettirmesi pek mümkün gibi görünmese de orada tanışacağı iki kadın Axel’in hayatını değiştirecek, Axel de özgürlüğün ve aşkın tadına varacaktır. Şarküteri – Jean-Pierre Jeunet, Marc Caro AKM Yeşilçam Sineması, 5- 11 Ağustos / 16.30 Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro’nun dünya sinemasında "Amelie" öncesinde tanınmasında büyük pay sahibi olan ilk uzun metraj filmi “Şarküteri” (Delicatessen), 5-11 Ağustos haftası boyunca 16.30 seansında AKM Yeşilçam Sineması’nda izlenebilecek. Sinemaya armağan edilmiş ayrıksı bir kült olan 1992 yapımı filmde Dominique Pinon, Karin Viard ve Ticky Holgado başrolleri paylaşıyor. Kıyamet sonrası bir insan toplumunda, insani besin maddelerine ulaşmak imkânsız gibidir. Bu nedenle oldukça tuhaf gıda alışkanlıkları türemeye başlar. Palyaçoluğu bırakmış bir adam bir şarküteriye başvurur. Dükkânda tanıştığı ve dükkân sahibinin kızı olan çekici bir kadına aşık olur. Ancak kızın babası olan dükkân sahibinin, bu adamla ilgili oldukça garip planları vardır ve bu planlar kısa sürede su yüzüne çıkacaktır. Kader – Zeki Demirkubuz AKM Yeşilçam Sineması, 5- 11 Ağustos / 18.30 Türk sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz, bu kez “Kader” filmi ile AKM Yeşilçam Sineması’na konuk oluyor. 5- 11 Ağustos haftası boyunca 18.30 seansında gösterimde olacak filmde Demirkubuz, bu defa aşkın masumiyetinin peşine düşüyor. Bekir, Uğur ve Zagor'un kördüğüm olmuş aşk üçgeninde işler karışıktır. Bekir Uğur’a, Uğur Zagor’a, Zagor da serseriliğe aşıktır. Karşılığını bulamayan kalplere tutkun bu üç insanın yolu, tutkunun beslediği bir kaderle birbirine bağlanır. Uğur, Zagor’un hapisten çıktığı gece mahallede işlenen bir cinayetin ardından ortadan kaybolur. Bu kayboluş, ilk başta Bekir’in umutsuz aşkından kurtulması için bir umut olsa da aylar sonra Zagor’un İzmir’de işlediği bir cinayet sonrası hapse girmesinin ardından Uğur’un mahalleye dönmesi ile Bekir için yıllar sürecek amansız bir kovalamaca başlayacaktır. 2006 yapımı olan ve 103 dakika süren filmin başrollerini Vildan Atasever, Ufuk Bayraktar ve Ozan Bilen paylaşıyor. ### “Darülmülk Konya Selçuklu Sarayları” sergisi 25 Ağustos’ta bitiyor Temmuz ayı itibariyle İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde ziyaretçileriyle buluşan "Darülmülk Konya Selçuklu Sarayları" sergisi, 25 Ağustos’ta sona eriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Konya Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla hazırlanan sergi, ilk 30 gün içinde büyük ilgi gördü. Uzmanlar, küratörlüğünü Doç. Dr. Muharrem Çeken ve Prof. Dr. Alptekin Yavaş'ın yaptığı, Kubadabad Sarayı’nın eşsiz çinilerini yakından görmek isteyenlere bu sergiyi kaçırmamaları tavsiyesinde bulunuyor. SELÇUKLU RESİM SANATININ DÜZEYİNİ GÖSTERİYOR Kubadabad Sarayı kazılarını esas alan serginin sadece bir saray mimarisi üzerinden anlatım değil, sarayın iç mekan duvarlarında kullanılan çini dekorasyonu ile saray hayatının toplumun gelişmişlik seviyesini de gösterdiğine dikkat çeken Muharrem Çeken; “Bu açıdan bu sergi, sadece bir arkeolojik çalışmanın sonuçlarının sergilenmesi değildir. Geometrik, bitkisel ve figürlü bu çiniler, Selçuklu resim sanatının ne kadar ileri olduğunu göstergesidir. Türk resim sanatında figür tartışması yapmadan önce Selçuklu sanatını görmezlikten gelmememiz gerektiği hakkında bir sergi niteliğindedir” diyor. SELÇUKLULARDAN GÜNÜMÜZE KALAN TEK SARAY Kubadabad Sarayı'nın Selçuklulardan günümüze kalan tek saray olduğunu ve Asya göçebeliğinden Osmanlı saray hayatına geçişe tanıklık etmemizi sağladığına değinen Çeken; "I. Alaeddin Keykubad tarafından Vezir Sadeddin’e yaptırılan Kubadabad Sarayı, günümüzde Konya’nın Beyşehir ilçesindedir" diyerek, Kubadabad Sarayı çinileri ve mimari özellikleri hakkındaki bilgileri şöyle aktardı: "Kazı çalışmalarının günümüzde de devam ettiği Kubadabad Sarayı’ndan Selçuklu döneminin yüksek sanat anlayışına ayna tutan çiniler çıkarılmış ve dönemin mimari anlayışına ait önemli izlere rastlanmıştır. Kültürel miras niteliği taşıyan bu çiniler günümüzde Karatay Müzesi’nde sergilenmektedir. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi’nin Selçukname’sinde sözü geçen, I. Alaeddin Keykubad tarafından (1220-1236) Sadeddin Köpek’e yaptırılan Kubadabad Sarayı, Konya Beyşehir-Isparta Yenişarbademli arasındaki yolun 5 km içerisinde Gölyaka Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Günümüze ulaşabilen tek Anadolu Selçuklu sarayı olan Kubadabad Sarayı'nda arkeolojik kazılar halen devam etmekte, bulunan çini ve diğer eserler Karatay Müzesi’nde sergilenmektedir. Ünlü Selçuklu tarihçisi İbn Bibi, Selçukname’sinde Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın Antalya’ya yaptığı bir yolculuk esnasında Beyşehir Gölü çevresinin güzelliğinden etkilendiğini ve buraya bir saray yapılmasını emrettiğini belirtir. Hatta rivayet odur ki Alâeddin Keykubat, Beyşehir Gölü’nü gördüğünde 'Cennet ya burasıdır ya da buranın altındadır' demiştir. Kubadabad Sarayı, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın av emiri ve mimarbaşı Vezir Sadeddin Köpek tarafından 1226-1237 yılları arasında yılında yapılmıştır. Aynı zamanda sarayın krokisini de çizen Sultan Alâeddin Keykubat, bu sarayı yaptırırken çevresine de bir şehir kurulmasını emretmiştir. 1960 yılından beri yapılan kazı çalışmaları sayesinde Kubadabad Sarayı hakkında bilgi edinme şansımız her geçen gün artmaktadır. Beyşehir Gölü’nün hemen yanında ve Anamas Dağları’nın eteklerinde bulunan bu saraydan günümüze müzeleri süsleyen nadide çinilerle, göz kamaştırıcı saray kalıntıları kalmıştır. Önceleri Bizanslardan kalma harabeler sanılan saray bölgesinin, 1949 yılında İbn Bibi’nin yazılarında geçen gizemli Kubadabad Sarayı olduğu tespit edilmiştir. İlk kez 1960'lı yıllarında Alman arkeolog Katharina Otto-Dorn tarafından kazılan bölge, 1980’den bugüne kazılmakta ve sarayın ana bölümleri ortaya çıkarılmaktadır. Günümüzde halen devam etmekte olan kazı çalışmaları sonucunda Küçük Saray’ın çevresindeki mimari kalıntılar ile Kız Kalesi’ndeki ana yapı ve hamam bölgesindeki çiniler açığa çıkarılmış, Malanda Köşkü’nün mevcut kısmının planı netleşmiştir. Küçük Saray’ın etrafında ise Eski Çağ’a ait buluntu ve kalıntılar tespit edilmiştir. Tüm bu kalıntıların arasında en dikkat çekici eserlerden olan Kubadabad Sarayı çinileri, Selçuklu sanat anlayışını yansıtan zengin bir mirastır. Alışılmışın dışında süslü ve figürlü bu çinilerde Selçuklu dönemindeki av eğlenceleri, büyülü inançlar, sultanlar, ileri gelenler ve hizmetkârlar canlandırılmıştır. Bu çiniler, yüksek düzeyde kültür ve sanat birikimi bulunan Selçuklular hakkında önemli birçok ipucu vermektedir. Kazı çalışmalarında çıkarılmış göz alıcı eserler, başta Karatay Müzesi olmak üzere Konya’da değişik müzelerde sergilenmektedir." ### İBB Şehir Tiyatroları "Açık Hava Yaz Oyunları" başlıyor İBB Şehir Tiyatroları’nın her yaştan seyircisini Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde buluşturacağı Açık Hava Yaz Oyunları 'nın ağustos biletleri satışa sunuldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, ağustos ayında tiyatro tutkunlarının karşısına dört dikkat çekici oyunla çıkıyor. Açık Hava Yaz Oyunları 'nda "12. Gece", "İki Efendinin Uşağı", "Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi" ve "Hastalık Hastası" olmak üzere dört oyun sahneleniyor. William Shakespeare’in yazdığı, Serdar Biliş’in yönettiği "12. Gece", 23-24 Ağustos tarihlerinde saat 21.00’de; Carlo Goldoni’nin yazdığı, Aslı Öngören’in yönettiği "İki Efendinin Uşağı", 26-27 Ağustos tarihlerinde saat 21.00’de; Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği "Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi", 28 Ağustos tarihinde saat 21.00’de; Moliere’in yazdığı, Tolga Yeter’in yönettiği "Hastalık Hastası", 30 Ağustos tarihinde saat 21.00’de sahneleniyor. "Açık Hava Yaz Oyunları" biletleri, 2 Ağustos 2022 Salı günü saat 11.00’de gişelerden, saat 12.00’de https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/ adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından satışa sunuluyor. İyi seyirler… 12. GECE Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkâr Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikâyesini iyice kızıştırır. William Shakespeare’in yazdığı, Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter, İsmet Şahin rol alıyor. İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın, Muzaffer Berişa, Buğra Özgün, Murat Güreç, Doğa Başak, Yalçın Gören rol alıyor. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. ### "Geleneğin ve Geleceğin Şifreleri" sergisinde yarın son gün! Baksı Kültür Sanat Vakfı ve Müzesi kurucusu, ressam ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın "Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri" başlıklı sergisi, Zeytinburnu Belediyesi Kazlıçeşme Sanat'ta 30 Temmuz'a kadar ziyarete açık olacak. Kapanış öncesi basın mensuplarıyla bir araya gelen Koçan, sergideki eserlerinin hikayelerini aktardı. Bütün çalışmalarının ve söylemlerinin temelinde Anadolu'nun bulunduğunu dile getiren Koçan, çalışmalarını her zaman oluştururken gelenekten yola çıktığını anlattı. Hüsamettin Koçan, sergi anısına ayrıca Zeytinburnu Belediyesine "Antipas: Tılsımlı Eller Serisi"nden bir eser hediye etti. Sergi, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin kültüre bakışına semboller ve figürler üzerinden odaklanıyor. Anadolu'nun görsel tarihinin aktarıldığı 3 ayrı fasikülün yanı sıra sanatçının gelenek ve gelecek kavramlarına odaklandığı sergide, "Baksı Müzesi Belgeseli", "Geleneğin Şifreleri Video Kolaj", "Kılıç Enstalasyonu", "Yeni Bir Başlangıç", "Şaman'ın Gizemi", "Antipas: Tılsımlı Eller" ve "Tılsımlı Heykeller" bölümleri de yer alıyor. ### Azerbaycan’da dahi müzisyenlerin ev müzeleri Azerbaycan’da ev müzeleri büyük öneme sahip. Bu makalede, ülkenin müzik dünyasının yapılanmasında büyük rolü olmuş dahi müzisyenlerin ev müzelerinden bahsedeceğiz. VAGİF MUSTAFAZADE Konumuza yalnız Azerbaycan’da değil, müzik dünyasında oldukça meşhur olan Vagif Mustafazade ile başlayalım. 1940 yılında Bakü’de doğmuş Azerbaycanlı besteci ve piyanist Mustafazede, caz-muğam türünün kurucusu olarak tanınıyor. Müziği ve muhteşem performansları dünya çapında tanınan bu dahi şahsiyetin ev müzesini ziyaret etmek, adeta büyülü caz dünyasına seyahat etmeye benziyor. Bakü’nün İçerişehir diye bilinen tarihi kısmında yer alan müzede Vagif Mustafazade'ye ait fotoğraflar, afişler, çeşitli belgeler, öğrenci kartı, gramofon kayıtları ve ev eşyaları sergileniyor. Mustafazade’nin doğduğu bu ev, aynı zamanda en az kendisi kadar ünlü müzisyen olan kızı Aziza Mustafazade’nin de anılarını gözler önüne seriyor. Müzenin en değerli öğeleri arasında ise Aziza Mustafazade'nin ilk piyanosu olan Vagif Mustafazade'nin piyanosu ve bestecinin Sovyetler döneminde yasak olmasına rağmen en sevdiği caz müzisyenlerini dinlediği radyo yer alıyor. Ziyaret sırasında, arka planda Vagif Mustafazade'nin müzikleri ses kayıt cihazında çalınıyor. ÜZEYİR HACIBEYLİ Her yıl 18 Eylül tarihi, Azerbaycan’da Ulusal Müzik Günü olarak kutlanıyor. Çünkü 1885 yılında tam da bu gün, ülkenin dahi müzisyenlerinden biri olan Üzeyir Hacıbeyli dünyaya göz açmış. 1959 yılında aslı Şuşa'da kurulan ev müzesi, şehrin işgalinden sonra Bakü’ye taşınmış. Şimdi ise Şuşa’daki yapıda restorasyon işleri yapılmakta. Dahi besteci, orkestra şefi, yayıncı, oyun yazarı ve sosyal figür olan Hacıbeyli, ülkede klasik müzik ve operanın kurucusudur. Aynı zamanda Azerbaycan’ın milli marşının müziği ve Doğu-Müslüman dünyasının ilk opera eseri olan "Leyla ve Mecnun" operası da kendisine ait. Bu dahi şahsiyet hakkında tüm diğer bilgiler için şimdilik Bakü’de yer alan ev müzesini ziyaret edebilirsiniz. NİYAZİ Rotamıza yine başkent Bakü’nün merkezi sokaklarından birinde yer alan, Üzeyir Hacıbeyli’nin yeğeni Niyazi’ye ait bir diğer ev müzesi ile devam ediyoruz. Kendisi Prag, Berlin, Budapeşte, Bükreş, New York, Paris, İstanbul, Londra vs. gibi birçok büyük şehirde senfoni orkestrasını yönetmiş ve Azerbaycan klasik müziğinin tanıtılmasında önemli rol oynamış. Orkestra şefliğiinin yanı sıra Niyazi, aynı zamanda yetenekli bir besteciydi. Onun bestelediği senfonik "Rast" muğamı, dünya çapında popülerlik kazanarak, birçok senfoni orkestrasının repertuvarına dahil edildi. KARA KARAYEV Günümüzde eserleri dünyanın birçok yerinde ifa edilmiş, 20. yüzyıl Azerbaycan müziğinin en önemli temsilcilerinden Kara Karayev'in ev müzesini unutamayız. "Yedi Güzel", "Yıldırımlı Yollarla", "Leyli ve Mecnun" balelerinin yazarı Kara Karayev'in ev müzesi, bestecinin hem yaratıcılığı hem de farklı yaşam dönemlerini tanımak için mükemmel bir fırsat. Müzenin farklı odalarını gezerken Karayev’in kişisel kütüphanesinden kitapları, farklı şehirlerdeki gösterilerin afişlerini, kişisel eşyalarını, el yazması kopyalarını, ses kayıtlarını, bale skeçlerini inceleyebilirsiniz. Sergi öğeleri arasında en çok ilgiyi görerek, ziyaretçileri dahi bestecinin müzik dünyasına çeken en önemli parçalardan biri ise kuyruklu piyanosu. Daha birçok ev müzesi ve bu müzelerin ait olduğu dahiler hakkında daha fazla bilgi için "Azerbaijan.travel" sitesinin ‘Müze ve Galeriler’ bölümünü ziyaret edebilirsiniz. ### İstanbul Valisi Yerlikaya'dan Ayasofya belgeseli paylaşımı İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, "Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya" belgeselinin ön gösterimini sosyal medya hesabından paylaştı. Yerlikaya'nın Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul Valiliği tarafından Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden ibadete açılmasının 2. yılı dolayısıyla hazırlanan "Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya" belgeselinden yaklaşık 1,5 dakikalık bir bölüm yer aldı. AYASOFYA'NIN YENİDEN İBADETE AÇILMASI SÜRECİ KONUŞULDU Paylaşılan bölümünde Ayasofya'nın yeniden ibadete açılma süreci ve sonrasında yaşananların anlatıldığı görüntüler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasından bir bölüm ile Tarihçi-Yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Mimarlık Tarihçisi Prof. Dr. Suphi Saatçi'nin röportajlarına yer verildi. Yerlikaya, "24 Temmuz, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin yeniden doğduğu kutlu bir gün. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın tarihi imzasıyla yeniden ibadete açılan Ayasofya Camii'nin 2. yılına özel hazırladığımız 'Geçmişten Geleceğe Miras: Ayasofya' belgeselimiz." ifadelerini kullandı. https://www.youtube.com/watch?v=iDsjdjNUkjs ### Gençler, Müzekart GNS ile İstanbul'u keşfediyor Gençlik ve Spor Bakanlığının Müzekart GNS projesine başvuran 18-25 yaş arası gençler, sunulan dijital kart ile Türkiye'deki 300'den fazla müze ve ören yerini ücretsiz ziyaret edebiliyor. "Genç Ne Sever?" (GNS) projesi ile Müzekart GNS, İstanbul'da üniversite eğitimi gören gençlerin ilgisini çekti. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından hayata geçirilen "Genç Ne Sever" platformu, kültür, sanat, spor ve seyahat imkanlarının yanı sıra gençlerin sosyalleşmelerine destek olmayı amaçlıyor. GNS projesini sosyal medyadan duyarak, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne cep telefonuna yüklediği uygulamadaki dijital kart ile giren Ahmet Emin Zorlu, projeyle ilgili düşüncelerini AA muhabirine aktardı. "GENÇ KİTAP SEVER, İYİLİK SEVER..." Müzelere gitmeyi çok sevdiğini söyleyen Zorlu, projeyi duyar duymaz başvuru yaptığını belirterek şunları kaydetti: "Çok güzel bir proje. Türkiye'nin her yerinde 300'den fazla müzeyi ücretsiz bir şekilde gezebiliyorsun. Çok güzel imkanlar sağlanmış. Aynı şekilde GNS platformuna girdiğinizde çeşitli etkinlikler var. 'Genç ne sever?' diye sorular sorulmuş. 'Genç kitap sever, iyilik sever, sanat sever, kültür sever, spor sever gibi cevaplar veriliyor. Müthiş platform kurmuşlar. Ücretsiz bir şekilde etkinliklere ve çekilişlere katılabiliyorsunuz. Tek şartları genç olmak." Proje kapsamında çekilişlere başvurarak çeşitli etkinliklere de katılma şansı elde edildiğini aktaran Zorlu, "Müzekart GNS'nin çok basit bir aplikasyon uygulaması var. Zaten site sizi aplikasyona yönlendiriyor. Sonra ilgili adımları takip ediyorsunuz. Konumunuzu ve bluetooth'u açmanızı istiyor. Ardından hangi müzenin yakınındaysanız ona göre size bir karekod çıkartıyor ve müzeye giriş sağlayabiliyorsunuz." diye konuştu. "KENDİLERİNİ GELİŞTİREBİLECEKLERİ BİR PLATFORM" İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'ni Müzekart GNS ile ziyaret eden Eslem Altaylar ise Müzekart GNS'yi, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Akademi Beyoğlu'nda duyduğunu dile getirdi. Hemen üye olduğunu dile getiren Altaylar, şunları söyledi: "Üye olup karta sahip oldum. Bu kartı 18-25 yaş arası herkes kullanabiliyor, 300'den fazla müzeye erişimi var, ücretsiz bir şekilde gezebiliyoruz. Bölümüm dolayısıyla ilgim zaten çok fazla. İstanbul'da çeşitli müzeleri gezdim. Aynı zamanda Şanlıurfa, Diyarbakır ve Güneydoğu'yu kapsayan çeşitli müzeleri de gezmiştim. Buradaki (İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi) eserler ve buranın havası beni büyüledi. 18-25 yaş arasındaki arkadaşlarıma bu dijital karta sahip olmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü sosyal, kültürel, müzik ve çeşitli alanlarda kendilerini geliştirebilecekleri bir platform. Bu müze kartın onların gelişimine çok katkı sağlayacağını düşünüyorum. Gezerek, eğlenerek, bir şeyler öğrenebilirler." Esat Furkan Çamurdaş da Müzekart GNS'yi gönüllü olarak yer aldığı Akademi Beyoğlu'nda duyduğunu anlatarak, "Çok beğendiğim bir proje oldu bu. Gençlere fırsat eşitliği sağlıyor. Bunun dışında hem sanat hem spor hem de kültürel anlamda çokça etkinlik mevcut şu anda platformda. Biz de yararlanıyoruz." ifadelerini kullandı. Müzekart GNS ile İstanbul'da iki yer gezdiğini ve çekilişlere başvurduğunu anlatan Çamurdaş, "Ben seyahati seviyorum. O yüzden hızlı trene başvurdum. Güneydoğu turu yapmak isterim. GNS'nin açılımı 'Genç Ne Sever?' Ben seyahat sevdiğim için daha çok seyahatle alakalı çekilişlere katılım sağladım. Bunlar dışında konser biletleri, spor müsabakaları, otobüs biletleri de veriliyor." dedi. Çamurdaş, müzeyi çok beğendiğini de söyleyerek, "Buraya daha önce gelmemiştim. Hakikaten muazzam bir müze. Özellikle pusulalar benim çok dikkatimi çekti. Denizcilikle de ayrıca uğraştığım için yani hobim olduğu için buradaki pusulalar çok hoşuma gitti." değerlendirmesinde bulundu. ### Kadın Eserleri Kütüphanesi 25. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde tema ödülünün sahibi oldu Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, 25. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde tema ödülünün sahibi oldu. Kadınların “Hafıza Mekânı” Kadın Eserleri Kütüphanesi kuruluşunun 32. Yılında İstanbul İsveç Başkonsolosluğu’nun desteğiyle gerçekleştirdiği proje ile süreli yayın koleksiyonunda yer alan 7 derginin 310 sayısını online erişime açtı. SÜRELİ YAYIN KOLEKSİYONUNDA YER ALAN 7 DERGİNİN 310 SAYISINI ONLINE ERİŞİME AÇTI Bu yıl “kadınların mirası” teması ile 25’incisi düzenlenen Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde tema ödülü alan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, süreli yayın koleksiyonunda yer alan 7 derginin 310 sayısını erişime açtı. İstanbul İsveç Başkonsolosluğu’nun desteğiyle gerçekleştirilen “Arşiv ve Koleksiyonların Dijitalleştirilmesi, Kataloglaştırılması ve Online Erişime Açılması Projesi (Şubat-Aralık 2021)” kapsamında Aile Dostu, Ev-İş, Ana, Türk Kadını, Ev Kadın, Aile ve Kadın Dünyası dergilerini dijitalleştirerek veri tabanı üzerinden ulaşılabilinecek. ERİŞİME AÇILAN 7 DERGİNİN 310 SAYISINA, VAKFIN İNTERNET SİTESİNDEKİ KÜTÜPHANE KATALOĞU ÜZERİNDEN ULAŞILABİLİR Aile Dostu (1931-1932): Cumhuriyet’in kuruluşundan 8 yıl sonra, gazeteci Kemal Salih tarafından çıkarıldı. Sunuş yazısında anne, baba ve çocuklara ve gençlere, bir rehber olma amacını taşıdıkları belirtilse de dergide yayımlanan birçok yazı, esas okuyucu kitlesinin kadınlar olduğunu işaret eder. Ev-İş (1937-1952): İstanbul’da yayıncı ve siyasetçi Tahsin Demiray ve Hulki Ekler tarafından aylık çıkarılan dergi toplam 180 sayı olarak yayımlandı. Dönemin koşulları göz önüne alındığında gördüğü ilgi dikkate değerdir. Kemalettin Tuğcu kapanış yazısında, derginin her ay 40 binin üzerinde satış yaptığını, hatta İkinci Dünya Savaşı sırasında, kâğıt kıtlığı yaşandığı dönemde bile aylık satışının 60 bini bulduğunu belirtir. Ana (1938-1942): Ankara’da, Kırklareli Saylavı Dr. Fuat Umay ve Neşriyat Müdürü Gayur Bleda tarafından Çocuk Esirgeme Kurumu adına, toplamda 50 sayı olarak yayımlandı. Çocuğu korumak için Çocuk Esirgeme Kurumu’nun “aile ocaklarına kadar nüfuz etmesi” amacıyla çıkarıldı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında çıkmış diğer dergiler gibi aileyi, evi ve bu kurum içindeki kadını yönlendirme, bilgilendirme ve eğitme görevi üstlendi. Türk Kadını (1944-1948): Çocuk Esirgeme Kurumu adına Ankara’da yayımlanan bir diğer dergi, kurumun Genel Merkez Başkanı ve Kırklareli saylavı Dr. Fuat Umay ve Neşriyat Müdürü Kemal Kaya tarafından, aylık olarak çıkarılan Türk Kadını dergisidir. Toplam 48 sayı yayımlanan dergi, çıkış yazısında ifade edildiği gibi Türk kadınları, Türk yavruları, Türk anneleri için ve “ileride anneliğin kutsal bahtiyarlığına kavuşacak olan” genç kızlara rehber olma ve hizmet etme amacıyla çıkarıldı. Ev Kadın (1945-1950): “Ev iş, kadın-moda, elişleri, yün ve örgü işleri dergisi” alt başlığıyla, toplamda 64 sayı olarak İstanbul’da yayımlandı. Çeşitli özel sayılar ve paftalar yayımlayan, resimli ve siyah beyaz olarak basılan dergi, 28 sayfa olarak çıkarıldı. Derginin sahibi M. Faruk Gürtunca, yazı sekreteri ise H. Hulki Ekler’dir. Aile (1947-1952): İkinci Dünya Savaşı’ndan iki yıl sonra yayın hayatına başlayan ve Aile adını taşıyan dergi, özellikle savaş sonrası ekonomik sıkıntıların ortaya çıktığı bir dönemde, ailelere yol göstermek, moral vermek ve geleceğe umutla bakmalarını sağlamak amacıyla yayımlandı. Dönemin gazetecilerinden Vedat Nedim Tör ve Şevket Rado yönetiminde Yapı ve Kredi Bankası tarafından çıkarıldı. Kadın Dünyası (1952-1953): Resimli, siyah-beyaz olarak toplamda 10 sayı yayımlandı. Pek çok derginin yayıncısı olan Türkiye Yayın Evi tarafından çıkarılan dergi “aile mecmuası; aylık aile ve kadın mecmuası” alt başlıklarıyla yayımlandı. Sahibi, Ev-İş dergisini de yayımlayan, yayıncı ve siyasetçi Tahsin Demiray, yazı işleri müdürü ise yazar Kemalettin Tuğcu’dur. Her ikisi de o yıllarda dergicilik alanında önde gelen iki isimdir. ### Merve Yılmazer, İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı oldu TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin 15. Dönem Olağanüstü Genel Kurulu yapıldı. "İz", "Denge" ve "Net." adlı üç listenin yarıştığı, Divan Başkanlığı'nı Nursema Öztürk'ün üstlendiği seçimde "Net." listesi seçimi kazandı. Toplam 420 oyun kullanıldığı seçimde Merve Yılmazer başkanlığındaki Net. Grubu 180 oy alırken; İz Grubu 135, Denge Grubu da 105 oy aldı. Daha önceki yıllarda da TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin başkanlığını yürüten Merve Yılmazer, 14. dönemde de seçimlere katılmış ve çok az bir farkla kaybetmişti. Yılmazer başkanlığındaki yönetim listesi şu isimlerden oluştu: Neslihan Koç Çapar, Emre Alioğlu, Leyla Özge Şirin, İlknur Yücel, Fatma Miray Arısoy, Fırat Uslu. "SEVGİ, BARIŞ VE BİRLİK KAZANDI" Seçim sonrasında bir açıklamada bulunan Divan Başkanı Nursema Öztürk; "Yapılan bu olağanüstü seçimde tek bir arzum vardı, o da sevginin, barışın ve birliğin ön planda olacağı bir sürecin başlamasına vesile olmasıydı. Üç listenin yarışacağını duyduğumda bir an endişeye kapıldım, ancak seçim sonuçlandığında benim arzum gerçekleşti. Herkes birbiriyle kucaklaştı, yani sevgi, barış ve birlik kazanmış oldu. Bu durumun odanın faaliyetlerine de yansıyacağını ve önemli başarılara imza atılacağını düşünüyorum, umuyorum" ifadelerini kullandı. Toplam 420 oyun kullanıldığı TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Olağanüstü Genel Kurulu'nda Merve Yılmazer başkanlığındaki Net. Grubu 180 oy alırken; İz Grubu 135, Denge Grubu da 105 oy aldı. ### Fotoğrafçı Kayıhan Bölükbaşı'ndan 'Üsküdar şarkısı' İstanbul Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Uluslararası Fotoğraf Sergileri Projesi ve İstanbul Dünya Kadınları Günü Projesi Müeellifi Kayıhan Bölükbaşı müzik piyasasına da giriş yaptı. Söz ve müziği kendisine ait olan ‘Üsküdar'da Salacak'ta’ isimli parçayı müzisyen Eda Önder ve Barış Bölükbaşı seslendirdi. Uzun yıllar reklam sektöründe serbest çalışan Kayıhan Bölükbaşı,aynı zamanda da bir Renk Bilimci... Uzun yıllardır Üsküdar’da yaşayan ve profesyonel olarak fotoğrafçılıkla ilgilenen Kayıhan Bölükbaşı, çektiği Üsküdar fotoğrafları sonucunda edindiği izlenimleri şarkı sözlerine döktü. Sözleri aynı zamanda besteleyen Bölükbaşı, müzisyen yeğeni Barış Bölükbaşı’yla birlikte çalıştığını dile getirerek prodüksiyonu oğlu Hakan Bölükbaşı’nın üstlendiğini söyledi. ÜSKÜDAR'A ÖZEL... Müzikle ilişkisinin eskilere dayandığını da ifade eden Bölükbaşı,” Yıllar önce Trabzonspor’a marş yapmıştık. O parça da hala dinleniyor. Fotoğrafçılık hayatımda profesyonel olarak yer kaplıyor, Üsküdar parçası ise bu fotoğraf izlenimlerinin yansımaları olarak ortaya çıktı. Şimdilerde parçayı dinleyiciler ile buluşturmaya başladık ancak henüz klip çekilmedi. Üsküdar’ı tanıtıcı kısa film şeklinde bir klip çekmeyi hedefliyoruz ancak bu konuda sponsor gerekiyor. Bu bağlamda, Üsküdar Belediyesi'nin de bu parçayı sahiplenmesini çok isterim. Hem belki Üsküdar'ın tanıtım müziği olarak dahi kullanılabilir. Ayrıca Kültür Bakanlığı'nın da parçayı sahiplenmesi gerektiğini düşünüyoruz.." dedi. https://www.youtube.com/watch?v=1L85Au-lrjE ### TIME dergisi “Dünyanın en muhteşem 50 yeri”ni seçti ABD merkezli TIME dergisi, “Dünyanın en muhteşem 50 yeri” listesinde "Yeniden doğan bir klasik" başlığıyla İstanbul’a da yer verdi. İstanbul’un Türkiye’nin en büyülü şehri olarak nitelendirildiği yazıda, İstanbul Modern’in bu yıl açılması planlanan, ünlü mimar Renzo Piano imzalı Karaköy’deki yeni müze binasından da söz edildi. TIME dergisinin web sitesinde yer alan habere aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: https://time.com/collection/worlds-greatest-places-2022/6194519/istanbul ### Bodrum Dibeklihan'da "Exlibris" sergisi İstanbul Exlibris Akademisi Derneği'nin sanatçı üyelerinin "Exlibris" sergisi, Bodrum Dibeklihan'da açıldı. 11 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilecek sergiye; Ayşe Anıl, Ayşen Erte, Betul Uras, Birgül Hacıalioğlu, Canan Bilge, Dilara Oktar Gürses, Erol Ünal, Mine Arasan, Nazan Sönmez, Nesligül Hasdemir, Neşe Meral, Oya Gönen, Suğgur Kars Şahin, Tülay Öktem, Vildan Yıldız ve Yeşim Önde katılıyor. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Genel Sekreteri Erol Ünal, sergi açılışı öncesinde yaptığı konuşmada şunları ifade etti: "İstanbul Exlibris Akademisi Derneği, 1998 yılında kuruldu. Exlibris, kitap kapağının iç tarafına veya ilk sayfalardan birinin üstünde yapıştırılan ve o kitabın kimin kitaplığında olduğunu gösteren etikettir. Üzerinde kütüphane sahibinin ismi ve resim bulunan, uzun kenarı en fazla 13 cm olan, o kitabın sahipsiz olmadığını, kimin kitaplığında olduğunu belirten ve ödünç verildiğinde geri gelmesini sağlayan bu etikete Latince 'Exlibris' deniliyor. İlk Exlibris, 1450 yılında 'Kirpi' takma adı bulunan Papaz Johannes için yapılan ve üzerinde çayırda çiçeği ısıran resim bulunan Exlibris'tir. Exlibris'in Türkiye'de fark edilişi 90'lı yıllara rastlar. 1991'de Latife Baştuğ'un çabalarıyla Türkiye'den altı sanatçının İtalya'da 'Uluslararası Exlibris Kristof Kolomb' sergisine katılmaları ile başlayan ve sergilerinin Türkiye'de açılmaları ile süren çalışmalar sonucunda, İstanbul Exlibris Akademisi Derneği 1998'de kurulmuştur. Dernek, Türk sanatçılarının yurt dışındaki Exlibris yarışmalarına ve sergilere katılmasına, yurt içinde ve yurt dışında Exlibris sergilerinin açılmasına öncülük etmektedir. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği, Türkiye'de yapılan ilk Exlibris yarışması "Exlibris İstanbul 2000" ve daha sonra "Exlibris Nazım Hikmet 1902-2002" yarışmalarını gerçekleştirmiştir. Dernek, o günden beri yurt dışında ve yurt içinde birçok sergiyi hayata geçirmiştir. Tüm sanatseverleri Yıldız Kenter Galerisi'nde açılan sergimize bekliyoruz." ### “Harmony” sergisi Bodrum'da açıldı Almanya merkezli KÖNİG Galerie’nin Bodrum Loft iş birliğiyle hayata geçirdiği "Harmony" sergisi kapılarını açtı. Küratörlüğünü Selcan Atılgan’ın üstlendiği ve 4 Eylül 2022 Pazar gününe kadar sürecek “Harmony” sergisinin Bodrum Loft’ta düzenlenen açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. Bodrum’da açılmasının üzerinden kısa zaman geçmesine rağmen doğaya saygılı modern köy yaşamının oluşturulduğu tatil köyünün yanı sıra çatısı altındaki marka restoranlarıyla da adından söz ettiren Bodrum Loft’un sanata desteği sürüyor. Bodrum’da düzenlenen sanat etkinliklerinin çıtasını zirveye taşıyacak birliktelik ile tüm dünyada ses getiren sergilere ev sahipliği yapan Almanya merkezli KÖNİG Galerie ve Bodrum Loft iş birliğiyle düzenlenen “Harmony” sergisi, 10 Temmuz Pazar günü kapılarını açtı. 4 Eylül 2022 Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek serginin Bodrum Loft’da düzenlenen açılış davetine iş, sanat ve cemiyet hayatının önde gelen isimleri katıldı. SINIRLARI AŞAN 4 SANATÇININ 7 ESERİ "HARMONY" SERGİSİNDE Küratörlüğünü Artsa Danışmanlık’ın kurucusu Selcan Atılgan’ın üstlendiği “Harmony” sergisinde; Alicja Kwade, Claudia Comte, Jose Dávila, Jeppe Hein gibi uluslararası sanatçıların 7 eseri yer alıyor. Bodrum Loft’un yerleşim alanına dağıtılmış eserleri görmek isteyen sanatseverler, isterlerse QR kodları ile rotaya bağlanıp eğlenceli bir deneyim yaşıyorlar, dilerlerse de rehber eşliğinde doğa ve sanatın muazzam birlikteliğini keşfe çıkabiliyorlar. MİNİMALİST VE MODERN BİR YAKLAŞIM Minimalist ve modernist bir yaklaşımın hâkim olduğu “Harmony” sergisinde, yeşil ve mavinin birleştiği Bodrum Loft’u birbirlerinden farklı perspektiflere sahip sanat eserleriyle eşsiz bir şekilde deneyimleme fırsatına sahip olunuyor. Her biri değişik yerlerde dünyaya gelmiş ve farklı kültürlere sahip sanatçıların hikâyeleri, Berlin KÖNIG Galerie aracılığıyla Bodrum Loft’ta birleşiyor. Alicja Kwade, Polonyalı-Alman çağdaş bir enstalasyon ve heykel sanatçısıdır. Eserlerinde zaman ve mekânın öznelliğine odaklanır ve fiziksel dünyanın geçiciliğini araştırmak için malzemeleri kimyasal süreçlerle manipüle eder. İzleyicilerinin dünyayı nasıl gördüklerini yeniden gözden geçirmesini ve bilim ile güvensizliğin birleştiği çizginin onların ilgisini çekmesini istiyor.Jeppe Hein, 1970’lerden gelen kavramsal sanat ve minimalist heykel gelenekleriyle tutkulu bir ilişki içinde çalışan Danimarka’lı sanatçı. Eserlerini ayırt eden unsur sadelikleri ve mizahı sıkça kullanması oluyor. Sanat, mimari ve teknolojik icatların kesiştiği bir noktada yer alışlarıyla özgün bir perspektif sunuyor. Sanatseverleri eylemin merkezine koyan ve çevreyi nasıl deneyimleyip algıladıklarına vurgu yapan, ilgi çekici ve beklenmedik bir özellikle karşılamayı seven Hein aynı zamanda elementleri birbirleriyle kombinlemeyi önemsiyor.Jose Dávila ise çalışmalarında sanatta modernist miras da dahil olmak üzere çeşitli tema ve fikirleri kullanan Meksika’lı bir multidisipliner sanatçı. Sıkça ‘denge’ kavramını heykellerin yaratılması ve görsel kültürlerde tanınmasıyla ilişkilendiren Dávila'nın çalışmalarının amacı heykelin doğasını keşfetmek. Buna ek olarak eserlerinde taşın kültürel tarihini ve insan dünyasıyla ilişkisini vurguluyor.Claudia Comte, en çok mekâna özgü enstalasyonlarıyla tanınan ve malzemelerin hafızasıyla ilgilenen İsviçre’li minimalist sanatçının çalışmaları, kendi bulduğu benzersiz bir kurallar ve ölçümler sistemi tarafından yönetiliyor. Her sanat eserinin diğerleriyle kendine özgü, eğlenceli bir ilişki kurmasını sağlayan Comte, mermerin okyanusları temsil ettiğini ve kalbinde sıvı olduğunu ileri sürüyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Selcan Atılgan, güzelliği ile eserler kadar konuklardan övgü dolu sözler aldı. Selim Akın, Dilara Akın, Hamdi Akın, Pelin Akın Özalp ve Cem Baver Özalp... ### Melis Buyruk'un "Habitat: Bloom" Sergisi Leila Heller Gallery ile New York'ta Sanatçı Melis Buyruk’un iki buçuk senedir üzerinde çalıştığı “Habitat” serisinden 17 yeni eseri, 20 Temmuz-30 Ağustos tarihleri arasında New York’ta yer alan Leila Heller Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor. "Habitat: Bloom" başlığında sergilenen çalışmalarda insan, hayvan ve bitkilere ait doku ve parçalar bir araya gelerek yeni hibrit yaşam formları oluşturuyor. Altıncı solo sergisini gerçekleştiren Buyruk, Dubai’den sonra yurt dışında düzenlenen ikinci sergisiyle izleyici karşısına çıkıyor. "Habitat: Bloom”da yer alan çalışmalar, alternatif bir doğa tasvirine işaret ediyor. Doğanın kendi içindeki dinamik ve dengeye mercek tutan eserlerde yer alan her bir doku ve parça fiziki hayatta yaşayan türleri ve dolayısıyla da yaşamı temsil ediyor. Doğadaki her parçanın biricikliğinden ilham alan sanatçı, birbirini tekrar eder gibi gözüken her dokuyu ve formu tek tek elde üretiyor. İlk bakışta tanıdık gelen ancak detaya indikçe tanımlanamayan biçimlerle karşılaşılan çalışmalarda sanatçı alışılmadık bir kurgu oluşturuyor. Üretimlerde karşımıza çıkan altın, platin, bakır ve sedef gibi metaller evrenin ışığını ve gücünü, yaşamın devamlılığını simgelerken, işlerin bütünü teknik olarak çok detaylı ve titiz bir süreçte ortaya çıkıyor. Buyruk’un "Habitat: Bloom” sergisinin merkezinde, geçmiş çalışmalarından ayrışır bir boyutta dikkat çeken 2x2 metre ölçülerindeki eseri yer alıyor. Farklı türlerin birleşmesinden doğan hibrit canlı formların da yer aldığı fantastik dünya, rutin bir döngüde süre gelen tekrarların içindeki farklılıkları yakalıyor. Sanatçı üretimlerini gerçekleştirdiği süreci “çiçek açtığı, mutlu ve umutlu bir dönem” olarak tanımlıyor. ### Rodin'in 22 eseri Antalya'da sergileniyor Fransız heykeltıraş Auguste Rodin'in 22 eserinin yer aldığı "Tutkunun Heykeltıraşı Rodin: Erbil Arkın Özel Koleksiyonu’ndan Bir Seçki" sergisi, Antalya Kültür Sanat'ta sergileniyor. "Doğu Akdeniz'in en büyük Rodin koleksiyonu" olarak anılan seçkide, sanatçının 1880'den itibaren hazırladığı unutulmaz eserlerden "The Kiss" (Öpücük), "Eternal Spring" (Sonsuz Bahar), "The Falling Man" (Düşen Adam), "Havva" ve "Düşünen Adam" görülebilecek. Antalya Ticaret Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Davut Çetin, sergiye ilişkin yaptığı açıklamada ATSO'nun 140. kuruluş yıldönümü dolayısıyla özel bir sergi yapmak istediklerini belirterek; "Bundan önceki küratör arkadaşımız, 'Rodin sergisi yapabiliriz' önerisinde bulundu. Nasıl yapabileceğimizi araştırdığımızda, üyemiz Erbir Arkın Bey'in KKTC'de Rodin koleksiyonu olduğunu tespit ettik ve irtibata geçtik" dedi. 20'YE YAKIN ULUSLARARASI SERGİ Daha önce İspanyol ressam Picasso ile ABD'li ressam Andy Warhol'un da aralarında bulunduğu 20'ye yakın uluslararası sergiye imza attıklarını kaydeden Çetin, binanın yapısının da önemli sergileri ağırlamaya çok uygun olduğunu aktardı. "BUGÜNE KADAR YAPTIĞIMIZ EN İYİ SERGİLERDEN BİRİ" Davut Çetin, KKTC'den eserleri getirirken yaşanan sorunlara da değinerek; "Zahmetli bir gelişi var. Hem 140. yılımızı kutluyoruz hem de kültür sanat alanında çok önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz. Bugüne kadar yaptığımız en iyi sergilerden biri Rodin'in sergisi" diye konuştu. "RODİN'İN BU KADAR ESERİ DAHA ÖNCE HİÇ BİR ARADA GÖRÜLMEDİ” Binanın üç katına yayılan eserlerin gerçekliğine ilişkin zaman zaman ziyaretçilerin sorularıyla karşılaştığını dile getiren Çetin; "Rodin'in bu kadar eseri daha önce bir arada hiç görülmemişti. Eserlerin her biri katalogda yer alıyor ve sertifikaları bulunuyor" ifadelerini kullandı. "BİRÇOK KİŞİ SERGİNİN FARKINDA DEĞİL" Antalya halkının sergiye ilgisinden memnun olduklarını söyleyen ATSO Başkanı Davut Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kültür turizmine büyük katkısı var. Rodin sergisinin Antalya'da olmasını birçok insan yadırgıyor. Antalya'da böyle bir merkez olduğunun birçok kişi farkında değil. Picasso sergisi yaptığımızda da Andy Warhol'da da 'Bunlar gerçek mi acaba?' diye aynı şeyleri yaşadık. Antalya'da bu kültür yavaş yavaş oturdu ve daha da gelişecek." "DÜNYACA ÜNLÜ BİR SANATÇIYI GETİRDİĞİMİZ İÇİN GURURLUYUZ" Antalya Kültür Sanat Sergiler ve Etkinlikler Koordinatörü Seray Kantarcıoğlu da serginin Antalya'da açılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek; "Dünyaca ünlü bir sanatçıyı Antalya'ya getirdiğimiz ve 22 eserini Antalyalılarla buluşturduğumuz için çok mutlu ve gururluyuz" değerlendirmesinde bulundu. "AUGUSTE RODİN ŞÖLENİNİ KAÇIRMAYIN" Eserleri Antalyalılarla buluşturmak istediklerinin altını çizen Kantarcıoğlu, tüm sanatseverlere kapılarının açık olduğunu vurgulayarak, şunları ifade ett: "Sadece Antalya'dakiler için değil, Türkiye'nin her yerinden hatta yurt dışından ziyaretçilerin gelip burada bu eserleri görmesini, Auguste Rodin (eserleri) hazır Antalya'dayken bu güzel şöleni kaçırmamalarını, herkesten bu güzel eserlerin keyfini sürmesini istiyoruz." ### "Fırçam ve Ben" sergisi Hünkâr Kasrı'nda açıldı  Ressam Halil Kahraman'ın "Fırçam ve Ben" sergisi sanatseverlerle buluştu.  İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yeni Cami Hünkar Kasrı'ndaki serginin açılışına İTO Başkan Yardımcısı İsrafil Kuralay ile çeşitli alanlardan sanatçılar katıldı.  Açılışta konuşma yapan İsrafil Kuralay, sanata katkıda bulunmak adına çeşitli sergilere ev sahipliği yaptıklarını, Yeni Cami Hünkâr Kasrı'nda açtıkları sergilerin 100'ü geçtiğini söyledi.  "Fırçam ve Ben" sergisinin çağdaş sanat alanında olduğunu belirten Kuralay,"Burada genellikle geleneksel sanatlara yer veriyoruz ama bütün sanatlar birbirinden kıymetli. Bugünkü sergi de çok anlamlı. Sanatseverlerin beğeneceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.  GENÇLERİN RESİM SANATINI SEVMELERİNİ İSTİYORUM  Ressam Halil Kahraman ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, beşinci kişisel sergisini açtığını dile getirerek, eserlerinin yurt içinde ve yurt dışında sanatseverlerce ilgi gördüğünü anlattı. Kahraman, sergide toplam 33 eserinin bulunduğu bilgisini paylaşarak, "Genellikle İstanbul konulu resimler yapmaktaydım. 2013'ten beri resim yapıyorum. Sanatımı iş hayatımın yanı sıra sürdürdüm. Amacım sanatta kendimi geliştirmekti. Ben gençlere de tavsiye ediyorum. Özellikle gençlerin resim sanatını sevmelerini istiyorum." dedi.  Soyut resimler çalıştığını dile getiren Kahraman, özellikle bayram tatilinde Eminönü'ne geleceklerin 11 Temmuz'dan itibaren sergiyi ziyaret edebileceklerini ifade etti. Sergi, 7 Ağustos'a kadar 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak.  ### Alaz Sağlam desen çalışmaları ile göz doldurdu Geride bıraktığımız hafta sonunda ilk edisyonu tamamlanan Bodrum Sanat Fuarı'nın en genç katılımcı ressamlarından Alaz Sağlam'ın desenleri büyük ilgi gördü. Aynı zamanda moda tasarımcısı da olan Alaz Sağlam'ın birbirinden güzel desen çalışmalarını tuvale yansıtmış olmasını son derece başarılı bulan ziyaretçiler çalışmalarından etkilendiklerini dile getirdiler. Tablolarına yer alan desenleri ipek şal ve mendillere de taşıyan Alaz Sağlam bu konuda daha kapsamlı bir yatırım planı bulunduğunu ve sonbaharda şekilleneceği bilgisini aktardı. ABD'DE EĞİTİM ALDI Amerika'da Newyork Art School'da eğitim alan Alaz Sağlam Türkiye'de Olgun Müftüoğlu, Doğan Paksoy, Ahmet Merey gibi resim sanatına gönül vermiş uzman isimlerden destek aldığını dile getiriyor. Bodrum Sanat Fuarı'na  desen çalışmalarından oluşan 9 parça eseri ile katılan Alaz Sağlam İstanbul'da da yeni çalışmalarınında yer alacağı bir sergi açacağı bilgisini paylaştı. ### İstanbul'da Gün Doğumu "Güzelliğindeki tazelik büyüsü henüz besbelli, sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor" demiş Tevfik Fikret... İstanbul bizim tutkumuz, bizi barındırdığı bedeni içerisindeki mevcut kıvrımlar arasında buluruz yolumuzu, aşımızı, aşkımızı. Yüzyıllar boyunca ona dökülen dizelerin varlığında bizler de 37 yıldır işleriz onun sakladığı kültürü, tarihi, öyküler ve efsaneleri gezimize. İnce ince tasarlarız gezilerimizi onun himayesinde. Adım adım arşınlarız bizi barındıran bu bedeni. Çekeriz içimize kendine özgü parfümünü. Bir şehir merkeze alınıp, onun adına iki yüzün üzerinde gezi tasarlamak haz veren, ödülsüz bir başarı. Bu güzergahların hepsinin de zaman içerisinde sektöre hediye edilmesi ise cabası, emeğin karşılığı. Ancak bu bir tasarımcıyı durdurmamalı, an itibariyle kamçılamalı! Bizler de bunu hep yaptık. Daha farklı ne olabilir; farklı bir eser, tema, hikaye, kurgu… Böylesi eserler kapitalist bir iş modelinde, muhtemel kazanç kurgusunda maddi haneleri doldurmayacaktır, ancak sorumluluk hanelerini fazlasıyla dolacaktır. Kendi şehrin için yapılan seyahat tasarımları... Bu bir tasarımcıyı farklı açılımlara girmesi için de tetikler ve aynı zamanda da çalışma sahasına (dünyaya) bir başka açı ile bakmasını sağlar. Bu tasarımcılığımıza yeni bir ürün ekledik dün. İstanbul'u gece adımladığımız gezilerden ilham alarak, yaşadığımız şehirde güneşin nasıl doğduğunu deneyimlemek... "İstanbul'da Gün Doğumu" olarak adlandırdığımız bu yeni bebeğimizi Boğaz ve Haliç eksenine konumlandırdık. Şehrimizin tarihini anlatarak, kültürel ve tarihsel süreçlerini saat 04.00-07.00 arasında çay, simit ve poğaça ile zenginleştirilen tadımlık kahvaltımızla teknede anlatmaya karar verdik. Zifiri karanlıkta, tenha İstanbul sokaklarından geçerek Haliç’te teknemize bindik ve üç saat boyunca Haliç-Boğaz-Haliç rotasında süzüldük. Üstad Faruk Pekin’in eşsiz anlatımlarıyla ölümsüzleşen en değerli anımız ise, her gün İstanbul’a günaydın diyen güneşin doğuşuna şahit olmak. Boğaz'a yansıyan güneş ışığının tane tane dokunmasını, damla damla süzülmesini deneyimlemek… Beş dakikalık bir sessizlik içerisinde, Boğaz sularında süzülerek, kuş sürülerinin heyecanla bir yere yetişmek adına uçuştuğu o çıt çıkmayan anda şehrimizde güneşi karşılamak… Bu her şeye bedel oldu. İşte bu deneyim kalıcı olur, benliğinizde bir çentik bırakır. Bir tasarımcının amacı da budur, benliğe iz bırakmak... Bunu sayısız defa başarmış bir tasarım takımı olarak bu defa o tat farklıydı. Yahya Kemal’ın şiirinden feyz alarak şu cümle ile bitireyim: "Sana dün, güneşe nasıl kucak açtığına şahit olarak Boğaz'dan baktım aziz İstanbul!" ### Bodrum Sanat Fuarı'nın ilk edisyonu sona erdi Bu yıl ikinci defa düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı (Bodrum Art Fair)'in ilk edisyonu sona erdi. Demos Fuarcılık tarafından Herodot Kültür Merkezi'nde "Sanata Evet" mottosuyla 28 Haziran-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen fuar, sanat çevreleri tarafından büyük ilgi gördü. Yabancı ülkelerden de pek çok sanatçının katıldığı Bodrum Sanat Fuarı 'nda 40'dan fazla ünlü galeri, sanatçıların eserlerini sergiledi. Yaklaşık 500 sanatçının eserleri sergilenen fuar, 6 gün boyunca ziyaretçilerini ağırladı. Bodrum'un esasında bir tatil beldesi olması nedeniyle ziyaretçiler, sergilenen eserleri takip eden günlerde de tekrar gelerek detaylı izleme fırsatı bulabildiler. İKİNCİ EDİSYON 24-28 AĞUSTOS'TA Bodrum Sanat Fuarı'nın ikinci edisyonu, 24-28 Ağustos 2022 tarihleri arasında düzenlenecek. İkinci edisyon için 23 Ağustos akşamı bir VIP açılış programı organize edileceğini aktaran fuar yönetimi; "Katılımcılara ve ziyaretçilerimize pek çok sürpriz hazırlıyoruz. Bu edisyonda ilk defa yer alacak sanat galerileri ve önemli sanatçılar bizimle olacak" açıklamasında bulundu. Bodrum Sanat Fuarı (Bodrum Art Fair)'e katılan markalar arasında, sanat malzemelerinin önde gelen markalarından ART Sanatsal da vardı. Marka, fuar süresince tüm sanatçılara yüzde 20 oranında indirimli malzeme satışı yaptı. Bodrum Sanat Fuarı 'na bu defa yabancı ülkelerden de yoğun ilgi vardı. NFT alanında hayli iddialı sanatçılar arasında gösterilen Ukraynalı sanatçı Kat Mozgin, "Welfaro" adını verdiği projesiyle fuara katıldı. Fuarın bir başka renkli sanatçısı, Rus Olga Belka idi. Aynı zamanda bir dalış hocası da olan Belka, fuar süresinde su altında yaptığı eserleri sergilerken, ekran görüntüleriyle de bu eserleri nasıl yaptığını gösterdi. Sanata yakınlığı ile bilinen ünlü TV yorumcusu İsmail Küçükkaya, Bodrum Sanat Fuarı boyunca her gün ziyaret ederek eserlerin neredeyse tamamını inceledi. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'a fuarın gerçekleşmesi için verdiği destek için teşekkürlerini de ileten Küçükkaya; "Bu fuarın gelecek yıllarda da sürmesini ve destek verilmesini arzu ediyorum" dedi. Fuarda Bodrum'da yaşayan, tatil için Bodrum'da olan ve sadece bu fuar için Bodrum'a özel olarak gelen pek çok isim vardı. Ünlü modacı Neslihan Yargıcı, Bodrum'da yaşayan bir sanatçı olarak fuarın Bodrum'da düzenlenmiş olmasına en çok sevinen isimler arasındaydı. İstanbul Sanat Dergsi olarak Bodrum Sanat Fuarı'nın medya sponsorları arasındaydık. Açtığımız standımızda hem misafirlerimizi konuk ettik hem de İstanbul Sanat Dergisi ile ziyaretçileri tanıştırdık. Bodrum Sanat Fuarı'nda İstanbul Sanat Dergisi İmtiyaz Sahibi Canan Toprakkaya ile Bodrum Temsilcisi Ressam Hafize Elibollar Ortaç, fuar süresince tek tek konuklarla ilgilendiler. ### Ekrem İmamoğlu, Ayağımdaki Diken Sergisi’nde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın, “Ayağımdaki Diken” adını verdiği sergisini ziyaret etti. Bu konuda bir açıklama yapan Koçan, “Sanat ve Sanatçı dostu Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu AKM'deki "Ayağımdaki Diken" sergimi ziyaret etmiş olmasından büyük memnuniyet duydum.   Dostum Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Bedri Baykan ile birlikte çalıştığım Baksı Kültür Sanat Vakfı gönüllüleri akademisyen sanatçı dostlarım da oradaydı. Bu keyifli gün için hepsine teşekkür ediyorum” dedi. "AYAĞIMDAKİ DİKEN" AKM GALERİ'DE Hüsamettin Koçan’ın 2017’de 70. yaşı vesilesiyle gerçekleştirdiği otobiyografik sergisi “Ayağımdaki Diken” 2 Haziran itibarıyla Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi Galeri’de izleyicilerle buluşuyor. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın ilk defa 2017’de, 70. yaşı vesilesiyle Baksı Müzesi’nde açtığı ve hayat hikayesinin izini sürdüğü “Ayağımdaki Diken” başlıklı sergi, altı yıl sonra İstanbul’da yeniden AKM Galeri’de sanatseverlerle buluştu. Doğduğu ve yıllar sonra bir müzeyle onurlandırdığı köyü Baksı’ya bir dönüş anlatısı niteliği taşıyan bu otobiyografik sergide Koçan, belleğinden çekip çıkardığı çocukluk imgeleri, yaşamsal kırılmaları, masum ve kendine özgü deneyimleri bir araya getiriyor. 28 Temmuz’a kadar devam edecek serginin temalarını, göç olgusu, masal dünyası, değişim, tükenmeyen umutlar ve geleceğe başlama noktaları oluştururken Prof. Hüsamettin Koçan’ın yerel kültüre duyduğu ilgi ve zanaat ustalarıyla selamlaşması serginin üç boyutlu dünyasına farklı bir dinamik kazandırıyor. Heykel, resim ve yerleştirmelerin yer aldığı, AKM Galeri’ye yayılan “Ayağıdaki Diken” sergisinde, Koçan’ın sanatının ‘toprak’, ‘bellek’, ‘gurbet’, ‘göç’, ‘yalnızlık’, ‘kayboluş’ ve ‘kavuşma’ gibi temel motifleri, yalın formlar üzerinden ifade buluyor. Sanatçı, kendi çocukluğu ve Baksı’ya doğru yol aldığı bu sergiyi, geri dönmenin imkânsızlığıyla yüzleşmenin yeniden inşası olarak tanımlıyor. Koçan, “İnsan yaşamındaki büyük kırılmaların yansımaları da gösterişli olur. Büyük savrulmalar, konum değiştirmeler, sınıfsal sıçramalar, kariyer; tüm bunlar elbette bir yaşamı derinden etkiler. Ancak benim hayatımda, geri dönüp baktığımda, bu saydıklarımın değil, masum ve bana ait olanların izi her zaman daha derin oldu. Belki de bu sergi, başka hayatları anlamak ve anlatmak için üretmiş bir sanatçının, kendi yaşamına bakışı ve onunla yeniden tanışma yolunda, seçtiği bir arınmadır” diye anlatıyor. Sergi heykel, tuval resmi, yerleştirmeler, doğal malzemeler, karışık malzeme, metal ve ahşap gibi teknikler aracılığıyla şekilleniyor. ### Sanatın İyileştirici Gücü: Sanatla Terapi Türkiye’de ve dünyada uzun yıllardır uygulanan Sanatla Terapi, bilinç dışındaki olumsuz duyguları ve takıntıları açığa çıkararak kişiyi rahatlatıyor ve bu duygulardan arınmasını sağlıyor. Sanatla Terapi uygulayıcılarından Gülpembe Yakın, ilginin her geçen gün arttığı yöntemle ilgili önemli bilgiler verdi. Sanatla Terapi; psikologlar, hemşireler, tiyatro sanatçıları, resim ve müzik öğretmenleri gibi farklı meslek gruplarından uzmanların, bu alanda özel bir eğitim aldıktan sonra uyguladıkları bir yöntem. Sanatla terapi uygulamaları hakkında bilgi veren Yakın Sanat’ın kurucusu ve resim öğretmeni Gülpembe Yakın, sanatla terapinin danışanların, iç dünyalarını ve bilinç dışını daha rahat ifade etmelerini ve olumsuz duygusal yüklerinden kurtulmalarını sağladığını söyledi. Sanatla Terapi uygulamalarında; resim, müzik, heykel, tiyatro, drama ve hikaye gibi sanat unsurlarının kullanıldığını kaydeden Yakın, katılımcıların o sanat dalı ile ilgili bir yeteneğinin olması gerekmediğini dile getirdi. Resim eğitimleri verirken sanatın iyileştirici gücünün farkına vardığını belirten Gülpembe Yakın, 400 saatlik “Sanatla Terapi ve Yaratıcılık” eğitimini tez yaparak bitirmesinin ardından 2016 yılında sanatla terapi uygulamalarına başladığını ifade etti. Sanatla Terapi eğitimlerinin, bu alanda kendini geliştirmiş psikologlar tarafından kurulan merkezlerde verildiğini kaydeden Yakın, eğitimlere psikolog ve akademisyenlerin yanı sıra farklı sanat dallarından uzmanların da katıldığını kaydetti. Gülpembe Yakın Sanatla Terapi uygulamalarıyla ilgili şu bilgileri verdi: İÇİMİZDE BİRİKTİRDİĞİMİZ OLUMSUZ DUYGULAR BİZE YÜK OLUYOR “Birçok duyguyu içimizde bastırıyoruz. Babamıza, eşimize, öğretmenimize kızabiliyoruz. Ve sesimizi çıkaramayıp hep bunu içimize atıyoruz. İçimize attığımız şeyler zamanla birikiyor. Bunları hem duygu olarak hem de eylem olarak ifade etmedikçe, bize rahatsızlık vermeye başlıyor. Biz bunun neden rahatsızlık verdiğinin de farkına varmıyoruz. Sanatla terapi; bu bastırdığımız duyguları sanatın herhangi bir alanıyla; dışa vurmamızı, ifade etmemizi sağlıyor. KİŞİ KENDİNİ SANATLA DAHA RAHAT İFADE EDİYOR Sanat dallarının sanatla terapide kullanılmasına yönelik teknikler var. Sinemada filmlerini yorumlama, yaptığı resimleri yorumlama, ritim tutma, enstrüman seçme, müzik parçası dinleyip yorumlama gibi. Kişinin resim üzerinden konuşması, müzik üzerinden konuşması, hikaye üzerinden konuşması ve kendini ifade etmesi daha rahat oluyor. Kişi kendi içinden geleni sanat aracılığıyla ortaya çıkarıyor. Duygularını bazen bir sesle, bir ritimle, bazen çizdiği ya da yorumladığı bir resimle, hikayeyle, filmle ortaya koyuyor. İç dünyasında neler olup bittiğini görüyoruz. Sanat aracılığıyla aramızda bir köprü oluşuyor. Hem kişinin kendi içindekileri sanatla ifade etme şekli hem de etrafındakilerin onu hissediş biçimi üzerinden kendisine sorular soruyoruz. Etkinlik süresince sorduğumuz sorular ve onun verdiği cevaplar kendindekini fark etmesini, içindekini dışa vurmasını; rahatlamasını ve yüklerinden kurtulmasını sağlıyor. İLETİŞİM BECERİLERİNİ ARTIRIYOR Sanat terapisi ile ‘Hayır diyememek’ gibi, ‘Başkasının kendi sınırlarına girdiğinde kötü hissetmesi’ gibi kendisini rahatsız eden durumları fark ediyor. Tekrar bu tür durumlarla karşılaştığında kendini ifade edebiliyor. Söyleyebilme becerisi kazanıyor. Korumalı bir ortamda hayatın provasını yapıyor, böylece iletişim becerileri artıyor, duygularını daha iyi ifade edebiliyor. Sanat terapisi bireysel olarak da grup terapisi olarak da uygulanabiliyor. Grup çalışmasında kimse kimseye karışmıyor. Söz kesme, araya girme yok. Sözü kesilmediği, öğüt verilmediği için kişi kendinin yargılanmadığını düşünüyor, duygularını daha rahat ortaya koyuyor. Sanatın ve yaratıcılığın kendiliğinden iyileştirici bir gücü var. Sanatla terapi sırasında verilen yönergeler kişinin kendi içindeki yaratıcılığı da ortaya çıkarıyor. RAHATSIZ OLDUĞUNUZ DUYGULARI ORTAYA ÇIKARIYOR Sanatla terapi her yaştan insana uygulanabiliyor. Ruhunda bir rahatsızlık hissedenler sanatla terapiden yararlanabiliyorlar. Diğer yandan hiçbir rahatsızlık hissetmeyen kişiler de bu uygulamalara katılıyor. Bazen sanatla terapi; kendinde hiçbir rahatsızlık hissetmeyen kişilerin, kendilerini nelerin rahatsız ettiğini fark etmelerini sağlayarak bunları düzeltmelerine yardımcı oluyor. Kişinin kendi içindeki bir şeyi fark etmesi, dönüşümün olabilmesi açısından sanatla terapi uygulamaları genellikle haftada bir olmak üzere 10-12 oturum şeklinde uygulanıyor. ### Denize doğru yaz konserlerine devam  Açık hava etkinliklerinin gözdesi olan Festival Park Kadıköy’de yaz etkinliklerine hız kesmeden devam ediyor. Yeni etkinlik serisi olarak Denize Doğru adı altında Kadıköylüler konserlere doyuyor. 7-8 Temmuz arası sürecek konserlerle müzik severlere güzel bir akşam yaşatmaya hazırlanıyorlar.  Etkinliğe ücretsiz giriş için Radar İstanbul mobil uygulamasından kayıt yaptırmanız gerekiyor. Siz de bu güzel etkinlikleri kaçırmak istemezseniz hemen uygulamayı indirip kayıt olun.  Program  7 Temmuz Perşembe  19.30- Sedef Sebüktekin  21.00- Bülent Ortaçgil  8 Temmuz Cuma   19.30- Sufle  21.00- İkilem  ### Root Karaköy, “Barış Ruhu”nu NFT dünyasına taşıyor “Sanat-kültür-komünite” mottosunu benimseyen, tarihi Karaköy semtinin sofistike oteli Root Karaköy, tüm disiplinlerden sanatçıları NFT tescilli çalışmalarını sunmaya davet ediyor. Root’un arka cephesinde yer alan “Barış Ruhu” isimli duvar sanatının devamı niteliğinde açılacak serginin amacı, kadınların öncülüğünde barış ve adaletin sağlanabileceğinin vurgulanması… SERGİ 22 TEMMUZ'DAN İTİBAREN ZİYARET EDİLEBİLECEK Dünyaca ünlü mural sanatçısı Pesimo’nun kadınlara ve kadınların gücünün kutlandığı bir gerçekliğe armağan ettiği “Barış Ruhu” adlı eseri, Root Karaköy’ün arka cephesinden Karaköy’ü selamlıyor. Root Karaköy, bu eserin devamı niteliğinde hayata geçirilecek “Barış Ruhu 2” adlı NFT sergisi için başvuruları toplamaya başladı. Root Rooftop'ta misafirlerini ağırlayacak sergi, 22 Temmuz'dan itibaren ziyaret edilebilecek. Sergide yer almak isteyen sanatçılar, özgeçmişlerini, web sitelerini, diğer tanıtım materyallerini içeren medya bağlantılarını ve NFT çalışmalarını anlatan kısa bir yazıyı (250 kelime) art@rootkarakoy.com adresine ileterek başvurabilir. Son başvuru tarihi 18 Temmuz, öğlen 12:00. “DÜNYANIN BARIŞA İHTİYACI VAR VE KADINLAR BU DEĞİŞİMİN KATALİZÖRÜ OLABİLİR” Sergi hakkında konuşan Root Karaköy’ün sahibi Barış Erdoğdu şunları söyledi, “Çok çalkantılı bir çağda yaşıyoruz. Ekonomi ve Barış Enstitüsü, Küresel Barış Endeksi (dünyanın önde gelen küresel barış ölçümü raporu) tarafından hazırlanan rapora göre, ortalama küresel barış seviyesi, son on üç yılın dokuzunda geriledi. Türkiye 163 ülke arasında 149. sırada yer alıyor. Dünyanın barışa ihtiyacı var ve kadınlar bu değişimin katalizörü olabilir. Sanatı, kültürü destekleyen bir grup olarak kadınların daha aktif rol aldıkları yönetimlerin barışı destekleyeceğine inanıyoruz. Sanatçılar, gelecekte neyin mümkün olabileceğine dair bir fikir veriyor ve henüz gerçekleşmemiş bir dünyayı somut hale getiriyorlar. Umudumuz, eşit, barışçıl, adaletli ve sınırlarla sınırlandırılmamış bir dünyada yaşamak. Root Topluluğu olarak bu uğurda farkındalık yaratacak sanatsal ve kültürel etkinlikler düzenlemeye devam edeceğiz.” ### PoliPop’un ilk single parçası: Fırtına  Türkiye’nin Mutluluk ve Rehabilitasyon Korosu PoliPop, söz ve müziği Çağrı Pamukçu’ya ait ‘Fırtına’ ile müzik piyasasına fırtına gibi bir giriş yapıyor. POLİPOP Ülkemizde yıllardan beri var olan “koro kültürü” artık yerini konservatif anlayışlardan sıyrılıp çağdaş ve daha popüler repertuar sunmak amacıyla kurulan PoliPop, Avrupa ve Amerika'da yıllardır var olan bir kavramı ülkemiz koro kültürü ile tanıştırdı: “Popüler Koro” Bugüne kadar yurtiçinde ve dışında (Sırbistan, Makedonya, Yunanistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) birçok başarılı konserler vererek ülkemizi, müziğimizi tanıtan PoliPop artık daha yüksek hedeflere odaklandı. PoliPop’un şefi ve aynı zamanda Solopella ve Vokaliz gibi başarılı müzik yapımları ile adını sıklıkla söz ettiren Tolga Gülen ‘Artık yeni şarkılar üretmenin ve bu şarkılarla toplumsal iyileşmenin parçası olmamızın vakti geldi’ açıklamalarında bulundu. ### Otobüs atıklarından sanat eseri TEMSA VE ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ’NDEN ANLAMLI İŞ BİRLİĞİ  TEMSA ve Çukurova Üniversitesi tarafından hayata geçirilen TEMSA Art projesi kapsamında, öğrenciler otobüs üretim süreçlerinde ortaya çıkan ve toplam ağırlığı 1,5 tonu bulan atık ve hurda malzemeleri kullanarak 20’nin üzerinde sanat eserine hayat verdi.  TEMSA Art projesi kapsamında, Çukurova Üniversitesi Resim-İş Eğitimi Anabilim dalı öğrencileri TEMSA’nın üretim süreçlerinde ortaya çıkan atık ve hurda malzemeleri birer sanat eserine dönüştürdü. Ortaya çıkan yaklaşık 20 eser, TEMSA’nın İstanbul Altunizade kampüsünde düzenlenen özel bir etkinlikle sergilendi. TEMSA CEO’su Tolga Kaan Doğancıoğlu ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe, Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, Sabancı Topluluğu ve TEMSA yöneticileri ile iş dünyası temsilcileri de katıldı.   SATIŞ GELİRİYLE KÖY OKULLARI RENOVE EDİLECEK  Kâğıt ve karton ambalajlar, metaller, strafor, plastikler, tahta sandık ve hurda ahşap parçalar, kablolar, elektronik atıklar, metaller, plastik ambalaj ve bakır malzemelerden oluşan toplam 1,5 tonluk atık ve hurdanın kullanıldığı sanat eserleri, günümüz sürdürülebilirlik yaklaşımının en önemli unsurlarından biri olarak gösterilen döngüsel ekonomi konusunda da bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor.  Öte yandan organizasyon kapsamında bir kısmı bağışlanan eserlerden sağlanan gelir, TEMSA çalışanları tarafından kurulan Hayal Ortakları Derneği’ne bağışlanacak ve Dernek aracılığıyla köy okullarının renovasyonu için kullanılacak.   Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TEMSA CEO’su Tolga Kaan Doğancıoğlu, söz konusu projenin TEMSA’nın sürdürülebilirlik vizyonunu çok net şekilde yansıttığını ifade ederken, “Sabancı’nın Topluluk Vaadi ve sürdürülebilirlik yol haritasında da çok net şekilde çizildiği üzere; biz sürdürülebilirliğe sadece tek bir perspektiften bakmıyoruz. TEMSA olarak, özellikle elektrikli araçlarımızla sürdürülebilir iş modellerini teşvik ederken, aynı zamanda döngüsel ekonomi konusunda yarattığımız farkındalıkla iklim acil durumunun çözümü için adım atıyor; sanatın iyileştirici gücüyle topluma ve insanlığa pozitif etkimizi artırıyoruz. Öğrencilerimizin yaratıcılığını yansıtan bu eserler, aynı zamanda her birimiz için bir ‘uyanış sembolü’. Biz kendi sektörümüzde, bu uyanışa öncülük etmeye devam edeceğiz. Bunu hem dünyamız hem de ülkemiz için en büyük sorumluluğumuz olarak görüyoruz” dedi.  Sabancı Holding ve PPF Grup iştiraki olarak faaliyetlerini sürdüren TEMSA, sürdürülebilirlik yaklaşımı doğrultusunda özellikle elektrikli otobüslerin Türkiye’de ve dünyada yaygınlaşması için öncü bir rol üstleniyor. Bugün itibarıyla, 4 farklı elektrikli otobüs modelini seri üretime hazır hale getiren TEMSA, ABD’den Çek Cumhuriyeti’ne, İspanya’dan İsveç’e kadar dünyanın farklı coğrafyalarında elektrikli otobüslerini yollara çıkarmış durumda. TEMSA, önümüzdeki dönemde de bir yandan sürdürülebilir iş modellerini desteklerken bir yandan da topluma ve insanlığa pozitif etkisini artıracak proje ve uygulamaları hayata geçirmeye devam edecek.    ### Bodrum Sanat Fuarı, “Sanata Evet" mottosu ile açıldı Muğla’nın Bodrum ilçesinde bu yıl ikinci defa düzenlenen Bodrum Sanat Fuarı, "Sanata Evet" mottosu ile kapılarını açtı. Bodrum Belediyesi’nin katkılarıyla DEMOS Fuarcılık tarafından gerçekleştirilen fuar, ilk günden büyük ilgi gördü. Fuara ev sahipliği yapan Herodot Kültür Merkezi, bu yıl fuar için bazı altyapı düzenlemeleriyle birlikte yenilenerek ziyaretçilerini kabul ediyor. Kültür merkezinin alt katında bulunan alana, DEMOS Fuarcılık tarafından modern bir iklimlendirme sistemi kuruldu. Böylece ziyaretçiler, daha rahat bir ortamda eserleri izleme imkanı buluyor. 40 GALERİ, 500 SANATÇI KATILDI Bodrum Sanat Fuarı'nın bu yılki bir başka özelliği, yabancı ülkelerden de yoğun bir katılıma ev sahipliği yapıyor olması. Sanat alanında önde gelen 40 sanat galerisinin yer aldığı fuara, yurt içi ve yurt dışından olmak üzere 500'den fazla sanatçının katıldığı da verilen bilgiler arasında. Katılımcı ülkeler arasında İngiltere, Belçika, Almanya, Ukrayna, Rusya, Azerbaycan, Polonya, Romanya, Sırbistan, İran, Fas gibi ülkeler bulunuyor. “SANAT, İNSANIN RUHUNU İNCELTİR” Fuarın açılışı öncesinde bir konuşma yapan Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras; "Sanatçılar toplumun şekillendirilmesinde çok önemli bir yer tutar. Sanat ise insanın ruhunu inceltir. Onunla uğraşan kimsenin adı kötü bir şeyle anılamaz. Sanatın olduğu kentlerde çok güzel ortamlar oluşur. Bodrum’u sanatla bezerken bu prensiple hareket ediyoruz. Bodrum’un her köşesinden sanat fışkırmalıdır. O zaman bu söylediklerimiz anlam kazanacaktır" dedi. “SANAT İLE SEZONU DAHA DA UZATMAYI AMAÇLIYORUZ” Fuarı hayata geçiren DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan ise yaptığı konuşmada şunları ifade etti: "Bodrum, dünyanın çok önemli bir turizm destinasyonu. Bunu sanatla renklendirip, sezonu daha da uzatmayı amaçlıyoruz. Başta Bodrum Belediyemiz olmak üzere fuarımıza katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkürlerimi iletiyorum. Bodrumlu sanatseverler 6 gün boyunca çok renkli, büyüleyici bir fuar yaşayacaklar. Herodot’un yanı sıra diğer mekanlarda da heykel sergilerimiz olacak. Bu alanlarda 300’e yakın heykel sergilenecek. Sanatın birleştirici gücünü Bodrum’da hissedeceğiz. Tüm sanatseverlere hayırlı olsun." ETKİNLİKLERE DE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK Bodrum Sanat Fuarı’nın bu yılki özelliklerinden biri de farklı kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor olması. Bu kapsamda, 28 Haziran akşamı gerçekleşen VIP açılış töreni sırasında ünlü piyanist Kerem Görsev'in caz performansı ilgiyle karşılandı. Kerem Görsev dinletileri, 29-30 Haziran tarihlerinde de sürecek. Yine 29 Haziran akşamı "Metaverse ve Sanat" konulu bir konferans düzenlenecek. 30 Haziran'da Arkhep tarafından gerçekleştirilecek "NFT ve Sanat" başlıklı konferans, NFT hakkında merak edilen pek çok soruya cevap verecek. Rus sanatçı Olga Belke de "Deniz Altında Resim Yapma Tekniği" başlıklı konferansı ile 30 Haziran akşamı sanatseverlerin karşısına çıkacak. Bodrum Sanat Fuarı ile yaz tatilinin bir bölümünü birleştiren İsmail Küçükkaya, fuarın daimi konukları arasındaydı. Bodrum Sanat Fuarı'nın gerçekleşmesi, hayli uzun bir yol olarak yansıdı. Arka planda pek çok kurum ve kuruluşun büyük katkıları vardı. İşte bunları göz ardı etmeyen fuar yönetimi, tüm paydaşlara konferans salonunda düzenlenen bir törenle teşekkür etti. Teşekkürlerin en büyüğü ise fuarın danışmanlığı yanında her şeyiyle birebir ilgilenen Zeynep Göztepe’ye yapıldı. Duayen sanatçımız Prof. Dr. Devrim Erbil, hem Bodrum Belediyesi’nin sanat danışmanlığı hem de fuarda eserleri sergilenen sanatçı şapkasıyla fuarın en çok ilgi çeken isimleri arasındaydı. Sanatsal etkinliklerin olmazsa olmaz isimlerinden Güneri Cıvaoğlu da Bodrum Sanat Fuarı 'nın konuklarından biriydi. Fuarı ziyaret edebilmek için İstanbul ziyaretini erteleyen Cıvaoğlu; “İyi ki ertelemişim, yoksa çok şey kaçırmış olurdum” dedi. Mustafa Güneri, Güneri Cıvaoğlu ve Sinan Özer… Sanatçılarımızın eserlerini yaratmasındaki önemli bir eksikliğe cevap veren sanatsal malzemelerin satıcısı ART Sanatsal da bu yıl ilk kez fuara katılan ulusal markalar arasında yer aldı. Pek çok yabancı markanın Türkiye temsilciğiliğni yapmakta olan ART Sanatsal, aynı zamanda fuarın en çok ilgi gören stanları arasındaydı. Bu yıl fuara damgasına vuran “NFT” ve “Metaverse-Sanat” ilişkisi, dikkat çeken unsurların başında geliyor. Özellikle genç sanatçıların ilgi gösterdiği alanda Ukraynalı Dijital Sanatçı Kat Mozgin, “Welfaro” adını verdiği NFT projesiyle dikkatleri üzerinde topladı. Mozgin; “Eserlerimde insanlığı, yaşadığımız dünyayı kurtarmaya çağırıyorum. Çalışmalarımda gerçeküstücü öğelerden ilham alıyorum" dedi. ### Kalamış Atatürk Park’ında Yaz Festivali  Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Kalamış Yaz Festivali başlıyor. 1 Temmuz – 30 Ağustos arası sürecek olan festivalde yaz boyunca 34 konser ve 17 film gösterisiyle sanatseverlere eğlence dolu saatler yaşatacak. Etkinliğin şimdilik 1-10 Temmuz arası etkinliklerin bilet satışı başladı.  Festival açılışını 1 Temmuz 21.00’da Nazan Öncel sevenleriyle buluşacak. Etkinliğin diğer günlerinde hem konserler hem de film gösterileri ile devam edecek. Festival Kalamış Atatürk Park’ında olacak.  Biletleri Kadıköy Belediyesi’nin sitesinden bulabilirsiniz.  NAZAN ÖNCEL Etkinlik takvimi aşağıda belirtildiği gibidir.  1 Temmuz Cuma   Saat 21.00- Nazan Öncel (Konser)  3 Temmuz Pazar  Saat 22.00- Sirk (The Circus) (Film Gösterisi)  4 Temmuz Pazartesi   Saat 21.00- Michał Jan x Immortal Onion (Konser)  Open String Session - İz Bırakan Film Müzikleri 5 Temmuz Salı  Saat 21.00- Open String Session - İz Bırakan Film Müzikleri  6 Temmuz Çarşamba  Saat 21.00- Bazıları Sıcak Sever (Some Like It Hot) (Film Gösterisi)  7 Temmuz Perşembe   Saat 21.00- Nat King Cole Tribute Aydın Kâhya Band (Konser)  8 Temmuz Cuma  Peyk Saat 21.00- Peyk (Konser)  9 Temmuz Cumartesi   Saat 21.00- Islandman (Konser)  10 Temmuz Pazar  Saat 21.00- Arabesk (Film Gösterisi)  Arabesk Film ### Ediz Hun imza gününde sevenleriyle buluştu Türk sineması ve Yeşilçamın jönlerinden Ediz Hun yeni çıkardığı kitabı “Film Gibi Geçti”yle Suadiye D&R’da düzenlenen imza gününde sevenleriyle bir araya geldi. Büyük bir ilgiyle karşılanan söyleşi 17.30’da başladı ve geç saatlere kadar sürdü. Ediz Hun’un yeni çıkardığı kitabı “Film Gibi Geçti” okurseverler tarafından oldukça beğenildi. Uzun bir sıranın oluştuğu imza gününe katılım gösteren insanlar, kitaplarını imzalatmanın yanı sıra kendilerini Yeşilçam'ın nostaljisi içinde hissetmenin keyfini çıkardılar. EDİZ HUN BU KEZ KURGU DEĞİL, GERÇEK BİR HİKAYE ANLATTI Ediz Hun: “Siyah beyaz bir fotoğraf karesi gibi Yeşilçam; bir kenara atılmış, tozlu raflarda duran ama her bakıldığında insanın ruhuna elemle karışık bir saadet yayan, ucu yanmış bir fotoğraf karesi. Fakir ama gururlu erkekleri, amansız hastalıklara yakalanan kadınları, imkânsız aşklarıyla o 24 fotoğraf karesinde her şey biraz daha masum sanki.” dedi. Türk sinema tarihinin jönlerinden Ediz Hun o dönemin başkahramanlarından biri olarak yer alıyor. Beyoğlu Emek’te, yaz günlerinde açık hava sinemalarında, zaman zaman da televizyon ekranlarında yıllarca hayatlara konuk oldu. Hun’u canlandırdığı karakterlerle beyaz perdeden izledik ama işin bir de perde arkası vardı. Ediz Hun bu kez kurgu değil, gerçek bir hikaye anlattı. Cihangir’de başlayıp Norveç’e kadar uzanan, içinde birbirinden güzel anıları, üstün başarıları ve bir halkın hayranlığını saklayan bu hikayede başrol yine kendisi… ### İyilik İçin Sanat Derneği, Ressam ve Heykeltraş Jackie Arditty’i Ziyaret Etti İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenledikleri “Sanat Buluşmaları”nın 358’inci durağı, ressam ve heykeltraş Jackie Arditty oldu. İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, dernek üyeleri ve sanatçıların katılımı ile gerçekleştirilen sanat buluşmasında, Jackie Arditty’den hikâyesi ve eserleri hakkında bilgi aldı. Türkiye’de sanat ortamının gelişimine katkıda bulunmak, genç sanatçıların eğitimini desteklemek, uluslararası platformlarda Türkiye’nin sanatçılarıyla yer almasını sağlamak amacıyla hiçbir maddi menfaat beklentisi olmadan sanata gönül vermiş kadınların öncülüğünde kurulan İyilik İçin Sanat Derneği, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği sanat buluşmalarında 358 haftayı geride bıraktı. JACKIE ARDITTY, HİKAYESİ VE ESERLERİ HAKKINDA BİLGİ VERDİ Dünyanın ünlü sanat eleştirmenlerinden biri olan Roma Üniversitesi Profesörlerinden ve Picasso eksperi Achille Bonito Olive tarafından çağımızın en yetenekli ilk 3 ressamı arasında gösterilen Jackie Arditty, İyilik İçin Sanat Derneği üyelerine hikâyesi ve eserleri hakkında bilgi verdi. İlk sergisini 11 yaşında Beyoğlu Sanat Galerisi’nde açan Arditty, yurt içi ve yurt dışında UNICEF gibi kurumların da bulunduğu pek çok yarışmada ödül aldı. Türkiye’de özel markaların pek çok tasarımında da imzasını taşıyan Jackie Arditty, Paris Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim aldı. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil etmiş 300’ü aşkın sanatçıyı her Çarşamba gerçekleştirdiği sanat buluşmaları ile ziyaret eden İyilik için Sanat Derneği, son olarak Jackie Arditty ile bir araya geldi. İyilik İçin Sanat Derneği’nin “Sanat Buluşmaları” ve güncel sanat haberlerini www.iyilikicinsanat.org/ web sitesinden takip edebilirsiniz. ### “Artopol X 39 Galeri” sergisinden anlamlı tema: Sanat Birleştirir Kalamış’ın yeni galerilerinden 39 Galeri’nin, Artopol ile ortaklaşa hayata geçirdiği “Artopol X 39 Galeri” Sergisi 22 Haziran tarihinde açıldı. 39 Kalamış Marina Hotel & Restaurant‘ta düzenlenen gala ile açılan sergi; iki kadın girişimci, Münteha Adalı ve Pınar Türker Uygun’un , “Sanat birleştirir!” temasıyla oluşturdukları projenin de ilk ayağı oldu.  Anate Vicente, Aslışah Erdem, Ayşe Ataman, Ceylan Dökmen, Çağla Saydağ Karter, Ece Gauer, Edi Yakar, Esra Yıldırım, Ferruh Karakaşlı, Güzel Bakır, Hülya Sözer, Maryam Salahi, Murat Cimi, Quasimotto, Salim Başyiğit, Sayat Uşaklıgil, Serap Gümüşoğlu, Umur Çamaş, Ümit Çamaş, Veysel Daşçı, Yücel Dönmez ve Zeynep Akgün’ün eserlerinin yer aldığı serginin küratörlüğünü ise Dilara Orhan üstleniyor. “Çeşitlilikten gelen zenginlik!” mottosu ile birlikte yola çıkılan bu buluşma sergisi 22 Haziran – 5 Ağustos 2022 Tarihleri arasında her gün 39 Kalamış Marina Hotel & Restaurant içinde bulunan, 39 Galeri adlı mekanda ziyarete açık olacak. “YAZ SAKİNLİĞİNİ SANATLA HAREKETLENDİRECEĞİZ” İstanbul Sanat  dergisine, sergiye dair açıklamalarda bulunan Münteha Adalı;” Sergimiz karma bir sergi. Bu serginin en büyük özelliği iki galerinin bir araya gelerek ilk defa birlikte hareket ettikleri bir sergi olması. Artopol ve Pınar Hanım çok uzun yıllardır bu işlerin içerisinde ben ise henüz 1.5 senedir sanatın galeri boyutuyla ilgileniyorum. O sebeple Artopol ile bir araya gelmek benim için ayrıca çok anlamlı ve özel. Birlikte olmaktan büyük gurur duyuyorum. Sergimiz 5 Ağustos’a kadar açık kalacağı için İstanbul’un yaz ayları sakinliğinde sanatla hareketlendirmeyi amaçlayacağız. Tabii bunu Anadolu yakası için de söyleyebiliriz. Bununla birlikte, sizin aracılığınızla Anadolu yakamızın sakinlerine “sanatla buluşmak için köprüyü geçerek  trafik eziyetini çekmeyin. Sanat artık her yerde” de demek istiyorum. Çünkü Anadolu yakasında sanatı daha da görünür kılmayı amaçlıyoruz. Bizim diğer galerilerden en temel farkımız ise, 7/ 24 açık olmamız… Çünkü üst kat otel, giriş restaurant. Bu sebeple sürekli olarak açığız ve çok sayıda sanatsevere ulaşma imkanına sahibiz.” dedi. “SANAT BİRLEŞTİRİR” Pınar Türker Uygun ise; “ Biz burada gerçekten “Sanat birleştirir” dedik ve sanatı seven, destekleyen iki girişimci kadın olarak projeler üretmek istedik. Projemizin ilk ayağı da bu sergi oldu. Artopol’un yıllardır birlikte yol aldığı başarılı, üretken sanatçılarımızın eserlerini bir araya getirdiğimiz sergimize tüm sanatseverleri bekliyoruz.”şeklinde konuştu. Alpaslan Adalı, Müntehe Adalı, Pınar Türker Uygun, Vedat Türker ### İstanbullular eğlenceye doyuyor  Açık hava etkinliklerinin yeni adresi Festival Park Kadıköy’ün ikinci gününde eğlenceler hız kesmeden devam ediyor. Açılışı Mesut Sürenin tek kişilik Stand-up gösterisi ‘Siz Hepiniz Ben Tek’’ ile başladı, ardından Şener Çetin ile 2000’le Partisi ile son buldu.  STAND-UP GÖSTERİSİ VE KONSEPT PARTİ  Mesut Süre Stand-up gösterisinde binlerce İstanbulluyu kahkahalarla eğlendirip, keyifli bir akşam yaşattı. Oyun seyircilerle sürekli diyalog halinde olan Süre hem kendi hayatından kesitler paylaşarak hem de bir oyun oynatarak herkesi eğlendirdi.  Stand-up gösterisinin ardından Şener Çetin unutulmaz şarkıları 2000’ler konsepti ile izleyenlere nostaljik ve eğlence dolu saatler yaşattı. İstanbullular, hep bir ağızdan şarkılara eşlik edip dans eşliğinde keyifli vakitler geçirdi. Gelenler adeta o dönemlere yeniden gitti. Kadıköy’de eğlencesi bol keyifli bir akşam yaşandı  KONSERLER, ETKİNLİKLER YAZ BOYU DEVAM  Konserler 24 Haziran’da Gülinler ve Kaan Tangöze ile devam edecek. 25 Haziran’ın konukları ise Roller Skate Türkiye ile Paten Partisi ve Çelik olacak. 26 Haziran Pazar günü etkinliği son gününde de DansFabrika ile Hip-Hop ve Anıl Piyancı sahne alacak.  PROGRAM…  21 Haziran 2022  Saat: 21.00 – İBB Kent Orkestrası (Dünya Müzik Günü Özel Konseri)  22 Haziran 2022  Saat: 20.00 – Mesut Süre  Saat: 21.00 – Şener Çetin ile 2000’ler Parti  24 Haziran 2022  Saat: 19.00 – Gülinler  Saat: 20.30 – Kaan Tangöze  25 Haziran 2022  Saat: 17.30 – Roller Skate Türkiye ile Paten Partisi  Saat: 20.30 – Çelik  26 Haziran 2022  Saat: 17.30 – DansFabrika ile Hip-Hop  Saat: 20.30 – Anıl Piyancı  ### İbrahim Maalouf, 29 Haziran’da Volkswagen Arena'da! Dünya ve Fransız müzik sahnesinde trompetin önde gelen isimleri arasında yer alan Lübnan kökenli Fransız müzisyen İbrahim Maalouf, 29 Haziran’da Pozitif ve Pasión Turca iş birliğiyle Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak. Müzik kariyerine klasik müzik eğitimiyle başlayan ve henüz 20 yaşındayken birçok uluslararası klasik müzik yarışmasını kazanan İbrahim Maalouf, 2000’lerin başında pop, caz ve dünya müzik sahnelerinin önemli isimleri arasına adını yazdırmayı başardı. Yayımladığı birçok tekli ve albümle müzik listelerinde başı çeken Maalouf; Sting, Salif Keita, Amadou & Mariam, Lhasa de Sela gibi pek çok isimle de aynı sahneyi paylaştı. 2007’den bugüne kadar yayımladığı 16 albümde prodüktör, besteci ve aranjör rollerini de üstlenen başarılı virtüözün birçok film müziği bestesinde de imzası bulunuyor. 16.ALBÜMÜ "CAPACITY TO LOVE" TURNESİ KAPSAMINDA YENİ PARÇALARINI DA SUNACAK Gerçekleştirdiği her konserinde dinleyicilerine yenilikler sunan trompet virtüözü; caz, rap, dünya ve Orta Doğu müzik türleri arasında gezinen sound’uyla ve kariyeri boyunca oluşturduğu kendine has stiliyle 29 Haziran akşamı Volkswagen Arena’da sevenleriyle buluşacak. 16. albümü “Capacity to Love” turnesi kapsamında yeni parçalarını da dinleyicilerinin beğenisine sunacak. Bilet almak için: https://www.biletix.com/etkinlik/1PO67/TURKIYE/tr ### Silverline sektörün ilk NFT’sini çıkardı Teknoloji ve tasarımı odağına alarak ankastre sektöründe güçlü bir büyüme gerçekleştiren ve sektörde birçok yeniliğe öncülük eden Silverline, ilk davlumbaz NFT’sini hazırlayarak bir ilke daha imza attı. Teknolojik ve yenilikçi ürünleriyle geleceğin trendlerine yön veren Silverline, ankastre sektörünün ilk davlumbaz NFT’sini hazırlayarak çok yönlü bir dijital tüketici bağlantısının da temelini attı. Blatform iş birliğiyle prototip olarak tasarlanan Lightline Cube ürününü NFT olarak Digifinex platformunda açık artırma ile satışa sunan marka; 500 USD fiyat ile çıktı. Silverline 60’dan fazla ürününü 1 yıl içinde meta veri tabanına taşımak için çalışmalara başladı.  Ürünlerinde tasarımı odağına alan ve yenilikçi ürün yaklaşımı ile fark yaratan Silverline, sektöründe bir ilke daha imza atıyor. Marka, tüm koleksiyonun hazırlanması için şirketleri blockchain teknolojileri ve kripto para ekonomisi ile güçlendirmeyi ve onlara yeni iş alanları açabilmeyi amaçlayan Blatform ile anlaştı. Blatform’un blokzincir ile hazırladığı NFT’lerin, sadece dijital görselden öte, gelecek için atılan önemli bir adım olduğunu düşünen Silverline, 1 yıl içerisinde 60’dan fazla ürününü meta veri tabanına taşımak için çalışmalara başladı.  SİLVERLİNE CEO’SU MUSTAFA LAÇİN, “GELECEK İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM ATTIK”  Son zamanlarda popülerleşen NFT dünyasına girerek, gelecekteki dönüşüme hazır olmayı hedeflediklerini belirten Silverline Ankastre CEO’su Mustafa Laçin, “Teknolojiyi odağımıza alarak tasarladığımız ürünlerimizle 150'den fazla uluslararası ödül aldık. Aynı başarıları dijital dünyaya da taşımak için yola çıktık. İlk NFT'mizi küresel olarak oluşturmak ve yönetmek için son teknoloji ve kullanıcı dostu NFT platformunu geliştiren Blatform ile proje ortaklığına imza attık. Önümüzdeki süreçlerde NFT’lerin tüketicilere yönelik dijital temas ve deneyim aracına dönüşeceğine inanıyoruz. NFT’lerin, ürün tanıtımı, pazarlanması ve satışı konularında pek çok kanalda kullanılabilecek bir yapısı var, tabii ki bunu da değerlendireceğiz. Orta vadede müşterileri tüm temas noktalarında heyecanlandıracak, onlara fayda sağlayacak teklifler sunmayı planlıyoruz. NFT koleksiyonumuzu markamıza ve temel ürüne bağlayacağımız projeler kurgulayacağız. Ama en önemlisi değerlerimizdeki inovasyon tutkusuyla her zaman gelecekte kalmayı hedefliyoruz. Yenilikler konusunda lider markalardan biri olmak, gelecekteki dönüşüme hazır olmak için bu ilk adımları atıyoruz. NFT'lerin gerçek potansiyelinin önümüzdeki birkaç yıl içinde aşamalı olarak gerçekleşeceğini düşünüyoruz. Bugünden geleceğe uyum sağlamak, tüketici alışkanlıklarına gelişen teknoloji ile birlikte pozisyon almak adına bu dünyada da varlık göstermek bizim için önemli adım oldu. NFT konusunda nihai hedef kitlelerinin bugünün kripto topluluğu olmadığının farkındayız. Mevcut ve gelecekteki müşterilere bir yatırım olarak bir vizyon ortaya koyuyoruz. Amacımız marka kimliğini güçlendiren ve dijital ile fiziksel dünyaları yaklaştıran projelere odaklanmak olacak.” dedi. SİLVERLİNE 2022 YILINDA 2 MİLYAR TL CİROYA ULAŞMAYI HEDEFLİYOR Üretim gücü, markalaşma yatırımları ve ihracat yapılanmasıyla 2021’de bir önceki seneye göre yüzde 56 büyüme gerçekleştiren Silverline, yılı 1 milyar 173 milyon TL ciro ile kapattı. Avrupa’nın ilk 5, dünyanın ilk 10 üreticisi arasında yer alan  veglobal pazarda güçlü bir yer edinen  marka, ihracatta yaklaşık yüzde 50 büyüme ile 57 milyon $ ciroya ulaştı. Silverline Ev Gereçleri, 2022 yılında yüzde %60’ın üzerinde bir büyüme ile 2 milyar TL ciroya ulaşmayı hedefliyor. SİLVERLİNE TÜRKİYE’NİN İLK 1000 İHRACATÇISI ARASINDA YERİNİ ALDI Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’nin İlk 1000 İhracatçısı 2021” araştırmasında Silverline, Türkiye’nin ilk 500 ihracatçısı arasında yerini aldı. 2021 yılında faaliyet gösterdiği pazarlarda güçlü pozisyonunu korumayı başaran ve 70’in üzerinde ülkede ürünlerini kullanıcılarla buluşturan marka, üretiminin yüzde 40’ını ihraç ediyor. Silverline Ankastre Ceo’su Mustafa Laçin, “2021 yılında ihracatta elde ettiğimiz yüzde 50 büyüme ile belirlediğimiz hedefler doğrultusunda büyük bir başarı elde ettik. Türkiye’nin ilk 500 ihracatçısı arasında yerimizi alarak bu başarımızı tescillemiş olduk. Kendi markamızla faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda kalitemizin yanına teknoloji ve tasarımımızı da koyarak global pazarın güçlü bir oyuncusu olmaya devam ediyoruz.” diyor. YILIN İLK 4 AYINDA ANKASTRE SEKTÖRÜ İHRACATTA YÜZDE 4, PİŞİRİCİ GRUBU PAZARI İSE YÜZDE 12 BÜYÜDÜ 2022 yılında hammadde ve navlun fiyatlarındaki artış, kurdaki hareketlilik gibi sektörü zorlayan ekonomik krizler karşısında yılın ilk 4 ayında beyaz eşya sektörü ihracatta yüzde 4, pişirici grubu pazarı ise yüzde 12 büyüdü. “Tüm bu küresel zorluk ve belirsizliklere rağmen sektör ihracat açısından fırsatlar sunmaya devam ediyor” diyen Mustafa Laçin, “Yılın ilk yarısında Ukrayna-Rusya arasındaki savaşın negatif etkileriyle, özellikle Ukrayna tarafında 2-3 ay kadar satışlarda ciddi düşüşler görüldü. Bunun aksine yaklaşık 1 aylık ciddi bir duraklamadan sonra birçok Avrupalı üreticinin Rusya’yla ticari ilişkilerini durdurmasıyla birlikte Rusya’ya sevkiyatlarda hızlanmalar başladı. Böylelikle bizim için potansiyeli yüksek olan Rusya pazarı bir kat daha önem kazandı. Rusya yakın gelecekte büyük bir pazar potansiyeli olarak Türkiye  ve sektör için ciddi fırsatları barındırıyor. Bugün Rusya ile kurulan olumlu ilişkiler uzun vadede ihracata önemli bir katkı sağlayacaktır.” dedi. LAÇİN, “İHRACATTA YENİ PAZARLARA ODAKLANIYORUZ” Yaklaşık 70’den fazla  ülkeye ihracat gerçekleştiren Silverline markalı ihracatta atak yapmak istiyor. Avrupa pazarında marka ve satış gücünü artırmaya yönelik atılımlar gerçekleştirirken farklı pazarlara yönelerek ihracatı güçlendirmeyi hedefliyor. Laçin, “Türkiye özellikle pandemi sonrası önemli bir üretim üssü oldu. Bu fırsatı güçlü teknolojiler, kaliteli üretim ve tasarımla buluşturan şirketler çok kısa zamanda özellikle Avrupa’da önemli bir büyüme gerçekleştirecek. Avrupa pazarlarında edindiğimiz pazar payımızı artırırken yeni pazarlara da odaklanarak özellikle ihracatı güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2022 yılında ilk 6 ayda özellikle İngiltere pazarında önemli mesafeler kat ettik. Irak pazarında ise markalı satışlarımıza başladık. Bizim için önemli hedef pazarlarımızdan biri olan İspanya’ya ilk sevkiyatlarımızı gerçekleştirdik. Avrupa pazarında Danimarka, Almanya, İtalya ve Fransa’dan sonra İspanya pazarında da kendi markamızla faaliyet göstermeye başladık. Bu iki pazar başta olmak üzere Uzak Doğu, Avustralya ve Hindistan’ın potansiyel açıdan önemi devam ediyor. Coğrafi çeşitlilik yaratarak, kriz ve maliyetleri doğru yöneterek büyümek ve yıl sonuna kadar ihracatta 55 milyon USD ciroya ulaşmayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu. SİLVERLİNE ENDÜSTRİ ISO 500 LİSTESİNE GİREREK SEKTÖRDEKİ BAŞARISINI TESCİLLEDİ Güçlü üretimi, teknolojik ve tasarım odaklı ürünleriyle dikkat çeken Silverline Endüstri, 2021 verilerine göre “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500)” listesine de adını yazdırdı. Ocak, fırın, davlumbaz, buzdolabı, çamaşır makinesi ve bulaşık makinesinden oluşan tasarım ve inovasyon odaklı geniş ürün gamıyla sektörde güçlü bir yer edinen Silverline, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında sırada yer alarak ankastre sektöründeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor.  Silverline Ankastre Ceo’su Mustafa Laçin, “Bugüne kadar üretim gücümüz, marka yatırımlarımız ve operasyonel yapılanmamız ile ciddi bir büyüme gerçekleştirdik. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde yer almak bunun en güzel göstergesidir. 1.350 kişilik iş gücü ile yılda ortalama 1,9 milyon adet üretim gerçekleştirerek ülke ekonomisine önemli katma değer sağlıyoruz. Teknoloji ve tasarım olarak güçlü bir üretim altyapısına sahibiz. Kendi markamızla faaliyet gösterdiğimiz tüm pazarlarda kalitemizin yanına teknoloji ve tasarımımızı da koyarak global pazarın güçlü bir oyuncusu olmaya devam ediyoruz. Farklı coğrafya ve pazarlarda marka konumlaması ile coğrafi çeşitlilik yaratmaya, istihdamımızı artırmaya ve verimliliğimizi yükseltmeye yönelik yatırımlarımıza devam edeceğiz.” dedi. SİLVERLİNE ÜRETİMDEN SATIŞA TÜM SÜREÇLERDE DİJİTALLEŞMEYE ÖNCÜLÜK EDİYOR Pandemiyle birlikte hız kazanan dijitalleşme tüketici alışkanlıklarından kültürel etkileşimlere kadar her alanda yeni deneyimsel yaklaşımlar ortaya koyuyor. Ankastre sektöründe ise ürünlere anlık erişim, uzaktan kontrolün sağlanması ve kişiselleştirilmiş ürünler gibi trendler öne çıkıyor. Hayata değer katan sürdürülebilir üretim yöntemleri, kullanıcı dostu ve fonksiyonel ürünleriyle mutfak dekorasyonunu bambaşka bir boyuta taşıyan Silverline, fark yaratan teknolojileri ve özellikle IoT (nesnelerin interneti) alanında geliştirdiği modelleriyle sektöre yön veriyor. Dijital dönüşümü üretim süreçleri, ürün grupları ve müşteriler olmak üzere 3 ayrı alanda ele aldıklarını belirten Mustafa Laçin, “Üretim süreçlerimizde robotik, yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) ve veri analitiği gibi teknolojileri kullanarak gelecek odaklı ürünler üretiyoruz. Yeni teknolojilerle hataları ve kayıpları minimize etmek ve verimliliği artırmak öncelikli hedefimiz arasında yer alıyor.  Otomasyon ekibimiz öncülüğünde robot teknolojileri üzerinde çalışıyoruz. 2018 yılından beri nesnelerin interneti (IoT) konusunda ciddi yatırımlar yapıyoruz. IoT’li ürünlerimizin 2023 yılında toplam üretimin %10’unu aşmasını hedefliyoruz. Aynı zamanda dijital dönüşüm ile müşteri deneyimlerimizi de zenginleştiriyoruz. SAP CRM modülü ile satış ve satış sonrası süreçlerimizi dijitalleştirerek, iş akışının daha hızlı ve verimli olmasını imkan tanıyoruz. Son birkaç yılda hızla önem kazanmaya başlayan dijital platformlara yönelik aksiyonları alarak sektörde öncü olma hedefi ile yatırımlarımıza devam ediyoruz.” dedi. ### Murat Çalık : “Sanatı seven ve destekleyen eşsiz bir Beylikdüzü evladına sahibiz” İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim Kültür Sanat Vakfı tarafından şehre kazandırılan Galeri Beylikdüzü, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık tarafından düzenlenen törenle ziyarete açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 1990’lı yıllardan bu yana oluşturduğu özel koleksiyonu, şehrin yeni kültür sanat noktası Galeri Beylikdüzü’nde bir araya getirildi. İMAMOĞLU AİLESİNE BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ Galerinin açılışında davetlilere konuşma yapan Çalık, İmamoğlu ailesine, Dilek İmamoğlu’nun amcasının vefatı nedeniyle taziyelerini ileterek sözlerine başladı. Başkan İmamoğlu’nun galeri açılışının ertelenmemesi isteği üzerine açılış görevini kendisinin üstlendiğini ifade etti. Başkan İmamoğlu ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün "Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu anlatım sözle olursa şiir, ezgi ile olursa müzik, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur” sözünü ilke edinerek çalıştıklarını kaydeden Çalık, “Bizler bu anlayışla İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'yla 2014’te yola çıktığımızdan bugüne kadar Beylikdüzü'nde artık geleneksel hale gelen müzik günlerinden, resim ve edebiyat çalıştaylarına, heykelden tiyatroya kadar bu anlatımın en güzel halini bu kentte inşa etmeye gayret ettik. Bundan sonra da inşa edeceğimizden şüphe duymayabilirsiniz” ifadelerini kullandı. ÇALIK: “HER KENTİN BÖYLE BİR KOMŞUYA SAHİP OLMASINI DİLİYORUM” İlçede kültür sanatı geliştiren birçok hizmeti hayata geçirdiklerini paylaşan Beylikdüzü Belediye Başkanı Çalık, İBB Başkanı İmamoğlu’na şu ifadelerle teşekkürlerini iletti: “Beylikdüzü ailesi olarak oldukça şanslıyız. Çünkü sanatı seven, sanatçılara değer veren, onları destekleyen ve de sanatı koruma altına alan eşsiz bir komşuya, eşsiz bir Beylikdüzü evladına sahibiz. Sayın Ekrem İmamoğlu bu kentin evladı olarak şu an burada bulunan galerinin bu kente kazandırılmasında çok önemli bir görevi üstlendi. Bu sanat eserlerinin bir mimari mekan içerisinde koruma altına alınması ve toplumla buluşmasını sağladı. 39 ilçe içerisinde 16 milyon İstanbulluya hizmet ederken bu kente kendini adamış bir insan olarak her kentin, her ilçenin böyle bir komşuya sahip olmasını da yürekten diliyorum.” GENÇLERİ VE KADINLARI ÖNCELEYECEK Galeri Beylikdüzü’nün gençleri ve kadınları önceleyen bir sanat mekanı olarak hizmet vereceğini söyleyen Çalık, “Galeri Beylikdüzü zengin koleksiyonu, uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, çeşitli konserler, konferanslar ve seminerleriyle çok yönlü bir müzecilik ortamını bu kente sunacak. İstanbul'un alışılmışın dışında kültürel ve sanatsal zenginliğinin merkez dışındaki ilçelerde olmasına çok önemli katkı verecek” dedi. ‘EKREM İMAMOĞLU ÖZEL KOLEKSİYONU’ HAKKINDA Galeri Beylikdüzü’nün ilk sergisi ‘Ekrem İmamoğlu Özel Koleksiyonu’nun küratörlüğüni İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat üstleniyor. 103 sanatçının imzasını taşıyan değerli eserler; illüstrasyondan desene, gravürden heykele, baskı sanatından dijital sanata yaklaşık 100 yıl boyunca devam eden bir ifade arayışının döngüsüne ışık tutuyor. Koleksiyonda toplamda 400’ün üzerinde eser yer alıyor. Koleksiyonda, Türk resim sanat tarihinin doğum yılları olan 1899-1925 aralığındaki sanatçılarının yer aldığı bölüm bulunuyor. Bu bölümde; Şeref Akdik, Sabri Berkel, Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrahim Balaban, Cihat Burak, Adnan Turani gibi sanatçılara ait serler yer alıyor. Koleksiyonun diğer önemli paydasında ise 1940-1960’lı yıllarda doğan ve Türkiye’nin sanat tarihinde özellikle eğitmen sanatçı/tasarımcı rolleri ile öne çıkan sanatçılardan oluşuyor. Bu bölümde, Süleyman Saim Tekcan, Zahit Büyükişleyen, Hayati Misman, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Gülsün Karamustafa, Hüsamettin Koçan, Aydın Ayan, Nevzat Sayın, Mahir Güven gibi sanatçıların resimleri bulunuyor. Ekrem İmamoğlu Sanat Koleksiyonu’nun üçüncü önemli paydası ise 1980-1990’lı yıllarda doğan; resim, fotoğraf, grafik, yeni medya, video çalışmaları ile dikkat çeken güncel isimlerden oluşuyor. Bu bölümde, Osman Nuri İyem, Seçil Büyükkan, Nursun Hafızoğlu, Kaan Saatçi, Özge Kahraman, Alper Aydın ve Refik Anadol gibi sanatçıların eserleri dikkat çekiyor. ### 65 Yaş sonrası sevgi ve gönüllülük   Gönüllü Hizmet Vakfı Kurucusu, Yazar İnal Aydınoğlu’nun 16. kitabı “65 Yaş Sonrası Sevgi ve Gönüllülük” yayımlandı. Kitabında, “Yaşamınıza gönüllülüğü katmadan; sevgi, şefkat, merhamet dolu hizmetler yapmadan mutluluğa ulaşamazsınız” mesajı veren Aydınoğlu, şunları dile getiriyor:  HUZUR, SEVİNÇ, MUTLULUK  “1978 yılından bu yana işkolikliğimin yarıya yakınını gönüllülüğe yönelttim. Huzuru, sevinci, mutluluğu doludizgin sürdürdüğüm gönüllülükte buldum. Eğitim verdiğim binlerce gönüllüye yenilerini eklemeye, toplumumuzda gönüllülük duygusunu yaymaya, cömertçe veren, seven, paylaşan bir gönüllü olmaya çaba sarf ediyorum. Bilgi, birikim ve deneyimlerimi paylaşabilmek için yetişkin kursları açıyor ve üniversitelerde sosyal girişimcilik, toplumsal sorumluluk, sevgi ve gönüllülük üzerine dersler veriyorum. Konferanslara ve seminerlere katılıyorum.”  VİCDAN HER İNSANDA MEVCUTTUR  Kitabında hiçbir karşılık beklemeden iyilik yapmanın, başkalarına ilgi, sevgi ve saygı gösterip iyilik yolunda iş birliği yapmanın vicdanı rahatlattığına da değinen İnal Aydınoğlu, “Bir insan hesaplarını ve kıyaslamalarını aklıyla, insanlık yolunu ise vicdanıyla belirler. Aklın görmediği durumlarda vicdan devreye girer. Vicdan her insanda mevcuttur. Eğitimle geliştirilebilir veya yok sayılarak sönümlendirilebilir…” diyor.   K-İletişim Yayınları tarafından yayınlanan, “65 Yaş Sonrası Sevgi ve Gönüllülük” adını taşıyan kitabı aşağıdaki linki tıklayarak ücretsiz kargo ile adresinize gelmesini isteyebilir, seçkin kitabevlerinden satın alabilirsiniz...  https://www.kiletisimyayinlari.com/urun/65-yas-sonrasi-sevgi-ve-gonulluluk/  ### “İçerik değerinizle yer alıyorsanız kalıcı olursunuz” Serhat Oypan’la Creator Talks programına konuk olan Brandistanbul PR Kurucu Ajans Başkanı ve Marka ve İletişim Uzmanı Hatice Kumalar, markaların iletişim çalışmalarında dikkat etmesi gerektiği noktalara, başarıya ulaşmada çalışanlarla iletişimin önemine ve kişisel yaşamına dair birçok konuya değindi. Markaların oluşturdukları içeriklerle kalıcı olabileceklerini belirten Hatice Kumalar, "Reklamda bir mecrayı satın alırsınız ve para verdiğiniz sürece orada yer alırsınız. Ama içerik değerinizle orada yer alıyorsanız orada hep kalıcı olursunu.” değerlendirmesinde bulundu. Günümüzdeki en büyük sorunların başında veri dezenformasyonu geliyor. Serhat Oypan’la Creator Talks programında dikkat çeken açıklamalarda bulunan Brandistanbul PR Kurucu Ajans Başkanı ve Marka ve İletişim Uzmanı Hatice Kumalar, bu dezenformasyonun fazlalığına karşı en büyük silahın herkesin kendi PR çalışmasını yapması olduğunu ve bunun gerekliliğini vurguladı. Markaların para-reklam döngüsüyle sürekli kalıcı olamayacağına dikkat çeken Kumalar, markaların oluşturdukları içeriklerle kalıcı olabileceğini belirtti. “İÇERİK DEĞERİNİZLE KALICI OLURSUNUZ” Markaların para-reklam döngüsüyle sürekli kalıcı olamayacağına dikkat çeken ve markaların oluşturdukları içeriklerle kalıcı olabileceğini vurgulayan Kumalar, “Halkla ilişkilerde imaja, itibara ve ortaya konulan konunun derinlik kazandırılmasına önem veriyoruz. Reklamda bir mecrayı satın alırsınız ve para verdiğiniz sürece orada yer alırsınız. Ama içerik değerinizle orada yer alıyorsanız orada hep kalıcı olursunuz.” şeklinde konuştu. “HEPİMİZ KENDİ PR’IMIZI YAPMAK ZORUNDAYIZ” “Bugün hepimiz kendi PR’ımızı yapmak zorundayız.” diyen Hatice Kumalar, “Bu kadar veriye, bu kadar dezenformasyona maruz kaldığımız bu dönemde kendimizi doğru ifade etmek, anlaşılır olmak, kitlemize dokunmak, bağ kurmak ve bunu güçlü tutmak çok önemli.” sözleriyle bunun bir zorunluluk olduğunu belirtti. “HAYATTA BİR İZİNİZ OLMASI GEREKİYOR” Şu anda ihtiyacımız olan en önemli şeyin umutlu olabilmek için motivasyon ve yaşam amacımızı sorgulamak olduğunu belirten Kumalar, “Niye insan daha iyisi olabilecekken sıradan olmayı seçer? Bunu kabullenemiyorum. Niye kendimi keşfetmekten yolsun kalmayı kabulleneyim? Sağlıklıysak hayatta her şey mümkün. Hayatta bir iziniz olması gerekiyor. Herkesin kendini keşfetmesi, kendi yeteneğini keşfetmesi gerekiyor.” açıklamasında bulundu. “ÇALIŞANLARINIZ VARSA SİZ VARSINIZ” “Yaptığınız işte imzanız olması gerekiyor.” diyerek başarıya ulaşmada doğru ekibin önemini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Her zaman ulaşabileceğim, proaktif bir şekilde içerik üretebilen, yüksek enerjili bir ekiple çalışmak isterim. Dolayısıyla bu amaç doğrultusunda bir ekibe sahip olarak bu yönde bir hizmet ortaya koyduğumu düşünüyorum. Ekip arkadaşlarım gerçekten benim arkadaşlarım. Onların hem ekip lideriyken aynı zamanda onların ailelerinden biriyim. Birbirimize saygılı olmak zorundayız. Ben bir çalışanıma kendini kötü hissettiremem. Şu anki ekibimi gerçekten çok seviyorum. Bu dönemde kurumların hedef kitlesiyle daha çok iletişime girmesi gerekiyor. Çalışanlarınız sizin aslında birinci hedef kitlenizdir. Artık şunu görüyorum. İyi niyetliyseniz ve ortada bir kriz varsa onu da bu sayede çözebiliyorsunuz. Çünkü günün sonunda çalışanlarınız varsa siz varsınız. “TÜRKİYE’DE KURUMSALLAŞMADA İSTEDİĞİMİZ NOKTADA DEĞİLİZ” Türkiye’de kurumsallaşmada istediğimiz noktada değiliz. Kurum kültürü noktasına çok odaklanmıyor. Uzun vadede çalışan sadakati, aidiyet gibi konulara önem veriyormuş gibi gözükürken günün sonunda sonuç istiyoruz. “BİR KURUM NE KADAR İTİBARLIYSA O KADAR DEĞERLİDİR” Bir kurum ne kadar itibarlıysa o kadar değerlidir ve bu durum tüm çalışanlara da sirayet eder. Bu dönemde iletişimcilerin hatırlatır olması gerekiyor. Herkes çok pesimist. Bizim artık kurumların ürün ve hizmetlerini anlatmaktan ziyade hizmet verdiğimiz kurumlara bulunduğunuz topluma karşı da sorumluluklarını bir iletişimci olarak anlatmamız gerekiyor. Bir alanı sahiplenin. Çocukları, kadınları, hayvanları, çevreyi… Duyarlı olduğunuz bir alan olmalı. Burada sürdürülebilir projeler yapın. Kendi ekosisteminizi kurarak orayı nasıl daha iyi hale getirebiliriz bunlara odaklanmamız gerekiyor.” ### Çağdaş sanatçı “Hiromita” karakteriyle New York’ta  Yenilikçi sanatçı Melek Anqi’nin sevilen “Hiromita” karakterinin NFT’si, 22-24 Haziran’da NFT NYC etkinliğine paralel olarak New York'ta Nowhere Gallery’de sergilenecek. Melek Anqi'nin Asya köklerinden esinlenerek yarattığı "Hiromita", Studio As We Are'nın kürasyonunu yaptığı ve dünyanın çeşitli ülkelerinden kadın sanatçıların yer aldığı özel seçkide yer alacak. 22-24 Haziran 2022'de Infinite Objects tarafından düzenlenecek olan sergi, NFT dünyasında çeşitliliği ve kadın sanatçıların görünürlüğünü artırmayı hedefliyor. ÇİZGİ ROMAN SEVGİSİ “HİROMİTA’YA İLHAM VERDİ “Hiromita” karakterinin kökeni sanatçının çocukluğuna dayanıyor. Tayvan kökenli Türk çağdaş sanatçı Melek Anqi Kocasinan, çocukken ailesiyle yaşadığı Tayvan’daki manga ve animelerden Çince öğrendi. Türkiye’ye döndüklerinde ise babasının aldığı Tom Miks, Zagor, Çelik Bilek gibi çizgi romanlarla Türkçe okumayı söktü. Çocukken kendini farklı hissettiği zamanlarda çizgi roman karakterleriyle yalnızlık hissini gideren sanatçı “Hiromita” serisiyle çocukluğu ile bağ kuruyor.Melek Anqi, Hiromita karakterini yaratırken, Asya'da çatılara konulan kaplan ruhlu kedi heykellerinden de esinlendi. Sanatçı, “Çatıdaki Kaplan” adı verilen, korkunç dişleriyle hayaletleri yediği ve bereket getirdiği söylenen bu geleneksel heykelleri yeniden yorumladı. Vahşi bir yüz ifadesi olmakla beraber izleyiciyle yakın ilişki kurabilen çocuksu bir çağrışımı olan "Hiromita", sevgi dolu olan ama kabul edilmek için kendini değiştirmeyen bir karakteri temsil ediyor. Türkiye, Tayvan ve Amerika'da yaşamış olan Melek Anqi, Hiromita’nın aynı zamanda kendi kimliğini bulma çabasının bir ürünü olduğunu paylaştı. Sevimli ve vahşi Hiromita'nın bir modern Pinokyo hikayesi gibi görülebileceğini belirten sanatçı: "Hiromita, gerçek bir varlık olmayı; çatıda yağmurda karda tek başına durmak yerine, insanlarla ilişki içinde olmak, bunu yaparken ise kendi özgün varlığını, farklılıklarını korumayı istiyor." diyerek yarattığı karakteri özetliyor. Melek Anqi'nin "Hiromita" temalı eserleri yıl sonunda Türkiye'de ilk kez sanatseverlerle buluşacak. Hiromita, dijital ekran yerine, çeşitli malzemelerin dokusuyla boyut kazanarak fiziksel eser olarak sergilenecek. MELEK ANQİ KİMDİR? Tayvan kökenli Türk çağdaş sanatçı Melek Anqi Kocasinan, Asya kültürü, arketipsel psikoloji, popüler kültür öğeleri ve kişisel mitolojisinden kaynağını alan karışık teknik ve dijital resim ve kolajlar üretmektedir. Tayvan’da ilkokula başlayan, Amerika’da UCLA ve Yale Üniversitesi’nde (MA) eğitimini tamamlayan sanatçı resme ilgisini çocukken Çince bilmeden gittiği Tayvan’da, Çince yazı karakterlerini resim gibi çizerken keşfetti. Resimlerinde kaligrafik çizgiler ve Asya anime/manga kültüründen izler taşıyan Melek Anqi, Türkiye’de Contemporary Istanbul ve ArtweeksAkaretler gibi önemli fuar ve etkinliklerde yer aldı. New York’ta resim eğitimi, ESMOD Uluslararası Moda Akademisi’nde moda tasarım /illüstrasyon eğitimleri de alan Melek Anqi'nin çalışmalarında, yaşamış olduğu Asya ve Kuzey Amerika kültürlerinin etkisiyle Asya sanatının iki boyutlu figüratif soyutlamacı tarzı, canlı renkler, Japon çağdaş sanat akımı superflat etkileri görülmektedir. Sanatçı, fiziksel ve dijital araçları birlikte kullanarak "fizi-dijital sanat" diye adlandırılabilecek, fiziksel ve sanal gerçekliklerin arasındaki sınırı aşmaya çalışan işler üretmektedir. Boya, kağıt, kumaş gibi malzemelerin dokusunu ve insana dairliğini, dijital sanatın parlak renkleri ve farklı dünyaları bir araya getiren olanaklarını sentezleyerek çekici görsel hikayeler anlatmaktadır. Sanatçı, çalışmalarını Türkiye’de sürdürmektedir. ### Hilton İstanbul Maslak’tan piyanonun genç yeteneklerine destek Dünyaca ünlü yıldızların İstanbul’da gerçekleştirdiği konser ve etkinliklerin resmi konaklama sponsoru olan Hilton İstanbul Maslak, sanatı ve sanatçıyı desteklemeye devam ediyor. Sanatseverlerin vazgeçilmez adresi olan otel, piyano alanında yeni yetenekleri keşfetmek amacıyla bu yıl 4’üncü kez düzenlenen Uluslararası Piyano Yarışması’nın (4. International Piano Competition) jüri üyelerini ağırladı. İki kıta arasındaki eşsiz konumu ve şehrin önemli kültür sanat merkezlerine yakınlığı ile sanatseverlerin vazgeçilmez adresi olan Hilton İstanbul Maslak, 18-19 Haziran tarihleri arasında Bakırköy Cangöz Performans Sahnesi’nde gerçekleşen 4. Uluslararası Piyano Yarışması’nın (4. International Piano Competition) jüri üyelerini ağırlayarak, genç piyanistlere destek oldu. EN SON 2 YIL ÖNCE YAPILMIŞTI Çocukların sanatsal bağlantılarını kuvvetlendirmek, ulusal ve uluslararası müzik okulları ve öğretmenleri ile buluşarak paylaşım alanı oluşturabilmek, piyano müziği alanında yeni yetenekleri keşfetmek, genç neslin kültürel eğitiminin önemli bir parçası olarak klasik piyano müziğini teşvik etmek ve kariyerinin başlangıcında olan yetenekli piyanistleri desteklemek amacıyla düzenlenen yarışma, sanat ve müzik severleri bir araya getirdi. Pandemi sebebi ile 2 yıldır yapılamayan yarışmaya ilgi büyük olurken, Prof. Gülden Gökşen, Orçun Orçunsel, Elena Çekiç, Tuluğ Tıpan ve yarışma direktörü Ahmet Levent Atlıer’den oluşan jüri, beş ayrı yaş kategorisinde değerlendirme yaptı. 109 yarışmacının yarıştığı finalde, G.Kore, Çin, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’nin 7 bölgesinden finalistler yer aldı. A kategorisinde Kumsal Pak, B Kategorisinde Hamit Erdem Özpolat, C Kategorisinde Ela Yazıcı, E kategorisinde Tibet Atakan Absolut birincilik elde ederken, 9 yaşındaki Hamit Erdem Özpolat oy birliği ile yarışmanın büyük ödülü olan piyanonun sahibi oldu. Hilton İstanbul Maslak adına verilen ‘Teşekkür Plaketini’ Otel Müdürü Ayla Türedi Özkılıç teslim aldı. ### Vişegrad Grubunun Doğal Hazineleri Sergisi Macar Kültür Merkezi'nde Vişegrad Grubu (V4) ülkeleri Macaristan, Slovakya, Çekya ve Polonya'nın doğal zenginliklerini ve çeşitliliğini fotoğraflar üzerinden anlatan önemli bir sergi var. Aynı zamanda 4 ülkenin kültürünü de yansıtan serginin açılışı 23 Haziran 2022 Perşembe 19:00 da yapılacak. İlgi duyanların izlemeleri için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyor ve tavsiye ediyoruz… Liszt Enstitüsü İstanbul Macar Kültür Merkezi Gürsel Mah. İmrahor Cad. No:23 B Blok Kağıthane / İstanbul ### Galeri Beylikdüzü 'Ekrem İmamoğlu Özel Koleksiyonu' ile açıldı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 1990’lı yıllardan bu yana oluşturduğu özel koleksiyonunda yer alan eserlerden oluşan sergi, Galeri Beylikdüzü’nde açıldı. İmamoğlu’nun kurucusu ve onursal başkanı olduğu Batı İstanbul Eğitim Kültür Sanat Vakfı tarafından kente kazandırılan yeni sanat mekanının açılışına, Adana Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli ile özel koleksiyona eserleriyle katkı sunan sanatçılar, sanat galerilerinden temsilciler ve kültür sanat dünyasından davetliler katıldı. 25 yılı aşkın süredir edindiği eserlerden oluşan serginin açılışına eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve çocukları Semih İmamoğlu, Mehmet Selim İmamoğlu ve Beren İmamoğlu ile katılan Ekrem İmamoğlu, koleksiyonunu görmek için açılışa gelen davetlilerle tek tek sohbet etti. İmamoğlu, açılışta yaptığı konuşmada, İstanbul’un binlerce yıllık medeniyet birikimiyle büyük bir koleksiyoncu olduğunu söyledi. İmamoğlu, şöyle konuştu: 'İSTANBUL HAK ETTİĞİ DEĞERİ BULMALI' İstanbul, fırsatlarla dolu bir şehir. Tarihler boyu bu kadar değeri içinde barındırmış ve hala çok iddialı bir şehir. Hak ettiği değeri, hak ettiği pozisyonu İstanbul'a kazandırabildik mi? Ne yazık ki değil. Mutlaka hak ettiği değeri bulmalı. Keza İstanbul, sadece bu kentin değerli olması anlamına gelmiyor. Bütün bu coğrafyanın odak noktası, sorumluluğumuz, sadece bu kentin insanlarına değil; bana göre İstanbul adına bu geniş coğrafyaya dönük bir sorumluluk. Ekrem İmamoğlu'nun koleksiyonu içinde yer alan Burçin Belentepe'ye ait iki tablo da vardı. Bunu tesadüfen öğrenen Belentepe sergiyi izlemeye gittiğinde İmamoğlu ile tanışma fırsatı buldu ve çalışmalarını beğenip koleksiyonun katkıları için teşekkürleri iletti. 'ESERLERİ MUHAFAZA ETMENİN MÜCADELESİNİ VERECEĞİM' Farklı kuşaklardan, farklı tekniklerden eserlerin bir araya geldiğini gördük. Bazen ‘Ne kadar güzel bir şey birikmiş’ diyorum yan yana görünce, onun şevki bende çok daha farklı bir yere erişti. Eserlerin sahiplerinin bir kısmı bugün aramızda. Katılamayanlar da var. Bir de hayatını kaybedenler var. Her birine yürekten teşekkür ediyorum. Eserlerini inşallah ebediyete kadar muhafaza etmek ve daha da geliştirmek adına bu mücadeleyi vereceğim. KİŞİSEL SERGİLERE EV SAHİPLİĞİ YAPSIN İSTİYORUZ İstanbul’un sadece merkezi konumdaki semtleri değil, bütün ilçeleri bu tarz ortamlarla, etkinliklerle kabiliyetlerini artırsın istiyoruz. Çünkü bu şehirde herkes o şansa sahip olmalı. Öyle olduğunda toplumsal huzuru beraberce tesis edebiliriz. Aynı zamanda burada bu sanat mekânı farklı özellikleriyle -ki bir e-baskı atölyesi de burada hayat bulacak- buluşacak. Bir de Eşim Dilek Kaya İmamoğlu’yla beraber buranın sanatçıları destekleyen bir merkez olmasını diledik. Bu konuda da özellikle yeni mezun ya da kariyerinin başındaki sanatçıları, kadın sanatçıları önceleyen bir anlayışla hareket edeceğiz. Kişisel sergisini açan sanatçılara burası ev sahipliği yapsın istiyoruz. Bunun yanı sıra zaman içerisinde genç sanatçılarla birlikte sadece Türkiye'nin değil küresel bazda da bazı etkinliklerle, buluşmalarla bağını artıran bir yapıyı buraya kazandırmak arzusundayız. 'GALERİ BEYLİKDÜZÜ İSTANBUL'A EMANET' Koleksiyonumu geliştirmeye devam edeceğim. Hafta içi burayı vatandaşlarımızla paylaşacağız. Onların da gezmelerini sağlayacağız. Bir nevi artık vatandaşlarımıza, hemşerilerimize süreci emanet edeceğiz” Konuşmasının ardından davetlileri 400’ün üzerinde eseri gezmek için sergi salonuna davet eden İmamoğlu, konuklarıyla eserlerle ilgili sohbet etti. EKREM İMAMOĞLU'NUN ÖZEL KOLEKSİYONU Galeri Beylikdüzü’nün ilk sergisi ‘Ekrem İmamoğlu Özel Koleksiyonu’nun küratörlüğünü İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat üstlendi. 103 sanatçının imzasını taşıyan eserler, illüstrasyondan desene, gravürden heykele, baskı sanatından dijital sanata yaklaşık 100 yıl boyunca devam eden bir ifade arayışının döngüsüne ışık tutuyor. Koleksiyonda 400’ün üzerinde eser yer alıyor. ### ArteExpo Granada Artshow İçin Geri Sayım Başladı İspanya’nın festivalleriyle tanınan kültür şehri Granada da gerçekleşecek olan ArteExpo Contemporary Granada Artshow, ilk edisyonuyla Teatro Municipal Maracena Granada Gösteri ve Sergi Merkezi’nde 1-4 Temmuz 2022 tarihlerinde izleyicilerine kapılarını açmaya hazırlanıyor. Dünyanın birçok ülkesinden önemli sanatçıları, galerileri, sanat eleştirmenlerini ve koleksiyonerlerini bir araya getirecek olan ArteExpo Granada Artshow’da Türk Sanatçılarımız da ülkemizi temsil edecekler. 18 FARKLI ÜLKEDEN 100’Ü AŞKIN SANATÇI KATILIYOR “Sanat bir sudur ve dünyanın kirliliğini temizleyen bu suya ihtiyacı vardır” diyen ArteExpo Contemporary Sanat Platformu’nun kurucusu ve küratörü Türkiye’de yaşayan Alman Sanatçı Chaled Res (Aram) gerçekleştirilecek festival ile ilgili düşüncelerini şu sözleriyle aktardı: “Amacımız; farklı medeniyetlerden gelen sanat galerilerini, sanat koleksiyonerlerini, sanatçıları bir araya getirmek, tüm dünyadan sanatsal örnekleri, değerli koleksiyonları sunmak ve çağdaş Türk Sanatını dünyaya tanıtmaya katkıda bulunabilmek. Nitelikli ve özgün bir kültür platformu olma misyonumuzla estetik kurallarımızın ve eser sergileme perspektiflerimizin olacağı projelerimizde katılımcı galeriler için uluslararası arenada da önemli bir satış platformu sağlamayı, aynı zamanda bu galerilere sanatçılarının iddialı enstalâsyonlarını ve mekâna özel eserlerini binlerce izleyiciye sergileme fırsatı sunmayı hedefliyoruz. Sanat akımlarını sınırlar olmadan sergileyebilmek, yetenekleri keşfetmek, büyük sanatçı olma potansiyeline sahip, ancak henüz ana fuarlarda sergileme fırsatı bulamayan genç-yaşlı fark etmeden sanatçıları keşfetmek ve aynı zamanda bu sanatçılar ve galeriler için de vitrin olabilmek istiyoruz. Keşfedilmemiş sanatçıları da galerilerle, koleksiyonerlerle buluşturarak bir zenginleşme ve keşif merkezi olabilmek hedefimizdir. Sanatçının yanında olan ve onun gözlerinden bakabilen bir organizasyon olmak misyonumuzun en önemli kriteridir. Dünya sanat pazarının zenginleşmesine katkıda bulunmak hedefimizdedir.” Sanat festivali  tarihleri, bu yıl 71. kez düzenlenmekte olan Uluslararası Granada Müzik Festivali’nin tarihleriyle eş zamanlı denk geliyor. Tüm şehir festival süresince uluslararası düzeyde sanatın çekim merkezi haline dönüşecek. Dolayısıyla ArteExpo Contemporary Granada Artshow’da yer alan eserler daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşma fırsatını da yakalayacak. Teatro Municipal Maracena Granada Gösteri ve Sergi Merkezi ArteExpo Granada Artshow Galeri ve Solo Sanatçı Listesi:                             Imoga Gallery: Süleyman Saim Tekcan (Turkey); Gallery Diani: Teoman Südor (Turkey), Gülseren Südor (Turkey); Corvo Art Gallery/Turkey: Bersen Özkan E.Janset Kılıçtaş, Feride Binicioğlu, Nilgün Sipahioğlu Dalay; Maraka Art Group/Turkey: Aysun Kurti, Dönay Öniş, Hasan Basri İnan, Nihal Göl Şahin, Nini Özen, Onur Çetin, Reyhan Ayter, Seda Şahbaz, Sema Çetin, Serap Doğan Sevim, Sevda Mengi, Taner Tunga, Tansel Alp, Tuğba Küçükbahar, Zübeyde Depeli; Ricaco Gallery/Turkey: Caner Kemahlıoğlu, Betül Erkırklar, Gizem Tokay, Gülşah Tontu Özdemir, Kübra Kılıç, Melih Can, Rabia Yıldırım, Tolga Sağtaş; Yeni Nesil Art/Turkey: Mehmet Babat, Ağıt Uğur Uludağ, Bahar Ata, Banu Taşkent, Beşir Bayar, Büşra Aktekinoğlu, Deniz Karakurt Şekerci, Muhammet Bakır, Nursun Hafızoğlu, Sinan Dağ; Artify Gallery: Aref Rayess (Lebanon), Chaled Res-Aram (Germany); Galerie Point Art Space: Amin Khelghat (Germany), Shevan Khalil (Germany), Yaser Algharbi (France), Mira Warde Alhaj (Germany/Syria) Solo Sanatçılar: Devrim Erbil (Turkey), Gürbüz Doğan Ekşioğlu (Turkey), Çerkes Karadağ (Turkey), Gülten İmamoğlu (Turkey), Yalçın Gökçebağ (Turkey), Devabil Kara (Turkey), Erkin Keskin (Turkey), Melihat Tüzün (Turkey), Jale İris Gökçe (Turkey), Celal Bence (Turkey), Kadir Öztoprak (Turkey), Talat Ayhan (Turkey), Baran Kamiloğlu (Turkey), Mümin Candaş (Turkey), Orhan Zafer (Turkey), Orçun İlter (Turkey), Günsu Saraçoğlu (Turkey), Aslıhan Çiftgül (Turkey), Emre Tan (Turkey), Pınar Göksu Res (Turkey), Dora Özyurt (Turkey), İnci Bayraktar (Turkey), Nihal Sandıkçı (Turkey), Özgen Zübeyde Öztürk (Turkey), Ali Omar (Syria/Turkey), Andre Perez (Spain), Jorge Molina (Spain), İbrahim Alhassoun (Syria/Turkey), Jassim Aldhamin (Saudi Arabia), Etab Hrieb (USA /Syria), Kareem Sadoon (Iraq), Nawal Alsadon (Iraq / Spain), Asaad Ferzat (Syria-Switzerland), Karl Kempton (USA), Abbas Yusuf (Bahrain), Pedro J.Rivas (Spain), Jesus Carlos Cardenete Lopez (Spain), Kadhim Nwir (Iraq), Giuseppe Strano Spitu (Italy), Pancho Cardenas (Mexico), Mukhtar Kazi (India), Maribel Martos (Spain), Yamal Din (Spain), Jacınto Garcia (Spain), Diego Canca (Spain), Omar Ibrahim (France), Mai Abdulmalek Alnouri (Kuwait), Refaayi Ahmad (Avusturia), Xaverio Munoz (Spain), Jose Ignacio Gili Guillen (Spain) ### Harbiye Açıkhava Yaz Oyunları seyircinin yoğun ilgisiyle başladı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, her yaştan tiyatro seyircisini İki Efendinin Uşağı oyunuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi'nde buluşturdu. Tiyatro sezonunun en çok beğenilen oyunları arasında yer alan İki Efendinin Uşağı, 15 Haziran Çarşamba günü Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde binlerce sanatseveri ağırladı. Oyuncuların yaratıcılık ve yeteneğini, İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell’ Arte’nin kostüm, maske ve makyajlarıyla birleştiren oyun, seyircisini 18. yüzyılın eğlenceli bir Akdeniz kasabasında yolculuğa çıkardı. Harbiye Açık Hava Yaz Oyunları’nın ilk oyunu olan Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği İki Efendinin Uşağı, pandeminin neden olduğu uzun bir aradan sonra Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nin kendine özgü heyecanıyla seyircisine keyifli bir yaz gecesi yaşattı. AÇIK HAVA YAZ OYUNLARI DEVAM EDİYOR Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği İki Efendinin Uşağı; 16 Haziran tarihinde 21.00’de, William Shakespeare’in yazdığı, Serdar Biliş’in yönettiği12. Gece; 18, 19 Haziran tarihlerinde 21.00’de, Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği Hastalık Hastası; 21, 22 Haziran tarihlerinde 21.00’de sahneleniyor. 3 yıldır kapalı gişe oynayan Hastalık Hastası, Açık Hava Yaz Oyunları’nda son 2 oyununu oynuyor. Henüz izleyemeyen seyircilerimiziHarbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ne bekliyoruz. Oyunların biletleri,İBB Şehir Tiyatroları gişeleri, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/adresi ve İBB Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. “Açık Hava Yaz Oyunları” Ağustos ayında yeni oyunlarla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde sahnelenmeye devam edecek. İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydınrol alıyor. 12. GECE Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'yaaşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkâr Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikâyesini iyice kızıştırır. William Shakespeare’in yazdığı,  Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. ### Kat Mozgin: Eserlerimde insanlığı yaşadığımız dünyayı kurtarmaya çağırıyorum Ukraynalı dijital sanatçı Kat Mozgin, Welfaro adını verdiği NFT projesiyle Bodrum Sanat Fuarı’na geliyor. Mozgin ile insanlığın küresel ısınma karşısındaki savaşını ele aldığı Welfaro projesini ve dijital sanata yaklaşımını konuştuk. Sanatçı çalışmalarında insan psikolojisinin derinlerine dalmayı, rüyalar ve bilinçaltına yolculukları ve ekoloji-insan ilişkisini işlemeyi sevdiğini söylüyor. Digital Artist Kat Mozgin İlk olarak bize kendinizden ve sanat çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz? Sanat üretimimi Kat Mozgin adıyla gerçekleştiriyorum. Çalışmalarımda çevre, insan psikolojisi ve insanın tranformasyonu konularını inceliyorum. Sanat üretimimde kullandığım araçlar konuya göre çeşitleniyor. Ele aldığım konuya göre tekniği de 3D animasyon, artistik fotoğrafçılık, kolaj sanatı, hareket tasarımı, video sanatı vb. şekillerde olabiliyor. Çalışmalarımda gerçeküstücü öğelerden ilham alıyorum. Rüyalara ve bilinçaltına odaklanan konular üzerine çalışıyorum. Bu konuları ele aldığım video art çalışmam “The Door to Your Soul” 2020 yılında New York Film festivalinde en iyi kurgu dalında aday gösterildi ancak covid pandemisi yüzünden festival gerçekleşemedi. Bu çalışmayı korkuların, acıların üstesinden gelme konusuna adamıştım; toplumun, ebeveynlerin, her türlü otoritenin dayattığı sınırlar sorunu üzerine yoğunlaştım. Şimdilerde ise rüya temasıyla ilgili yeni bir NFT projesi üzerinde çalışıyorum. Proje “Wandering Soul” adını taşıyor. Bu projemde daha basit formlar ve animasyon kullanmayı tercih ettim. Dünya hızla dijital boyuta geçerken ben de bu ivmeye dahil olma ihtiyacı hissediyorum. Tabii NFT de sanat dünyasında artık önemli bir rol oynuyor, Hem sanatımı uygulama alanı açtığı için hem de küresel izleyici ile iletişimde benzersiz fırsatlar sunduğundan NFT’yi önemsiyorum. Gelecek içinse en büyük hedefim kendi dijital sanat stüdyomu yaratmak. Dijital sanat alanında eserler vermeye ilk ne zaman karar verdiniz? Dijital sanatı seçme sebepleriniz nelerdi? Aslında ben 2012 yılında dijital sanat eğitimi almaya başladığımda çok da bilinmeyen ve popüler olmayan bir alandı. 2019 yılında New York’a taşındığımda ise dijital sanat artık oldukça rağbet görmeye başlamıştı, ben de eğitimi güçlendirmeye, AR/VR teknolojileri üzerine daha çok şey öğrenmeye karar verdim. Çünkü bana göre artık dünyanın gidişatı bu yönde, giderek daha fazla robotlardan, bilgisayar teknolojilerinden, sanal dünyadan söz etmeye başlayacağız. Sanat da hayattı takip edecek doğal olarak. Kişisel olarak dijital sanatın sanatçıya çok daha fazla özgürlük ve yaratıcılık imkanı sunduğuna da inanıyorum. Digital Artist Kat Mozgin "NEFES ALDIĞIMIZ HER ŞEY BİZİZ.." Bir röportajınızda “Kişisel deneyimlerim sanat çalışmalarımın doğasını şekillendiriyor” diyorsunuz. Eserlerinizin arkasında yatan fikirler neler? Özellikle çevre sorunlarıyla çok ilgilendiğinizi biliyoruz... Benim görüşüme göre başta iklim krizi olmak üzere tüm çevre sorunları insanlığın başındaki en büyük dertlerden biri. Ormanları yok etmek, hava kirliliği, gelecekte beklenen su savaşları ve gıda krizleri... Bunların dünyamız için çok ciddi tehlikeler olduğunu farkında olmalıyız. Nefes aldığımız her şey biziz, sağlığımız ve ne kadar yaşayacağımız doğrudan ekolojimize bağlı. Ekolojik meselelerin yanında çalışmalarımda insan psikolojinin derinlerine dalmayı, bilinçaltını ve rüyaları incelemeyi amaçlıyorum. Welfaro adındaki NFT projenizi OpenSea hesabınızdan paylaştınız. Bu projenin içeriği hakkında bizleri bilgilendirir misiniz? Welfaro ne anlama geliyor? Welfaro, İngilizce Welfare (Refah) kelimesinden esinlenilerek konmuş bir isim. Welfaro’da küresel ısınmanın bu şekilde devam etmesi durumunda insan ırkının dönüşeceği şeyi yorumluyorum. Bu dönüşüm üzerien düşünürken insan-yunus karışımı bir canlı tasarladım. Yunuslar eşsiz canlılardır. Zekidirler, güzeldirler ama aynı zamanda insanlar gibi günahkar ve tehlikelidirler. Bu çalışma ile insanlığın çevreyi değil, kendini düşünmeye devam ettiği sürece günahlarında ne kadar ileri gidebileceğini göstermek istiyorum. Doğaya karşı tutumumuzu değiştirmezsek, yakında dünyamız karanlığa gömülecek. Küresel ısınma tüm kıtaların yok olmasına yol açacak. Yunus-insan, bize verilen bu güzel dünyayı kurtarmak için tüm insanları düşünmeye, durmaya ve doğaya yardım etmeye çağırıyor. Doğayı kurtarın - kendinizi kurtarın! "SANATIN GELECEĞİNİ NFT VE AR/VR TEKNOLOJİLERİNDE GÖRÜYORUM" Sizce sanatın geleceği NFT mi? Ve NFT’nin dijital sanatçılar için geleneksel sanatçılara göre çok daha uygun olduğu fikrine katılıyor musunuz? Geçen yıl Dubai Expo’daki Ukrayna pavyonunda 15 metrekarelik bir alana kurulmuş 4 metre yüksekliğinde bir ekranda Welfaro projemi gösterme fırsatı buldum. Mayıs 2022’de ise Europian Digital Art Festival’da AR teknolojisini deneyimleme imkanı buldum. NFT’nin sanatta yeni bir atılım olduğunu düşünüyorum. Bu tür teknolojilerin yardımıyla en sevdiğiniz sanat eseri, inanılmaz paralar harcamadan da her zaman yanınızda olabilir. Söylediğim gibi sanatın geleceğini tıpkı dünyamız gibi AR/VR teknolojilerinde, metaverse ve NFT’de görüyorum. Ama yine de bana göre geleneksel sanat varlığını her zaman sürdürecektir. Geleneksel sanat eserleri de NFT’ye dönüştürülüp satılabilir ayrıca. Bu nedenle dijital sanatın yeni teknolojilerle daha fazla iç içe olacağına inansam da geleneksel sanat her zaman var olacaktır. "BODRUM SANAT FUARI'NA WELFARO ADLI PROJEMLE KATILACAĞIM" 29 Haziran’da başlayacak Bodrum Sanat Fuarı’nın karılımcıları arasındasınız. Fuarda Türk sanatseverlerle hangi eserlerinizi buluşturacaksınız? NFT projem Welfaro ile katılacağım fuara. Bahsettiğim gibi Welfaro ekolojik yıkımı durdurmak için gereken adımları atmadığı takdirde insan ırkının dönüşeceği insan-yunus karışımı canlıyı konu alan bir video art çalışması. Türk dijital sanatçılar arasında sevdiğiniz isimler var mı? Elbettte. Pek çok isim var, bunların başında hayranı olduğum Refik Anadol geliyor. Anadol’un benim idollerimden biri olduğunu söylemek isterim. Çalışmaları benim için büyük ilham kaynağı. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, Refik Anadol şu an dünyanın en iyi dijital sanatçılarından biri. Son olarak, hepimiz Ukrayna’da süren acımasız savaş yüzünden üzgün ve endişeliyiz. Kalbimiz Ukrayna halkının yanında. Dubai Fuarı’nda sergilediğiniz NFT projelerinizin satışından elde edilen geliri Ukrayna halkına bağışlayacağınızı duyurdunuz. Bu girişiminizin detaylarını sizden dinlemek isteriz. Desteğiniz ve empatiniz için çok teşekkür ederim öncelikle. Tüm destek mesajları bizim için çok değerli. Söylediğiniz gibi Dubai’de satılan eserlerimden gelen gelirin yüzde 50’sini Ukrayna’da hizmet veren sağlık kuruluşlarına bağışladım. Şu anda da https://welfa.ro/3 sitesinden yapılacak satışların gelirlerini Ukrayna’da yardıma ihtiyaç duyan çocuklara bağışlayacağım. ### Borusan Sanat, yaza coşkulu bir giriş yaptı! Borusan Sanat, dijital platformlar üzerinden yayınladığı konser kayıtlarıyla yazın coşkusunu paylaştı. Borusan Sanat’ın borusansanat.tv’de yayınladığı ve yaza merhaba dediği beş yeni konserinde Borusan Müzik Evi, dünyaca ünlü isimlerin disiplinlerarası projelerini müzikseverlerle buluşturdu. BORUSAN MÜZİK EVİ, BORUSANSANAT.TV ÜZERİNDEN YAYINLADIĞI BEŞ FARKLI KONSER İLE YAZI SELAMLADI Borusan Sanat, yazı selamladığı birbirinden özel beş konserlik serisini bu hafta da izleyicisi ile buluşturdu. Nova Muzak’ın 33.’sünde SchnellerTollerMeier’i, Töz Trio & Hezarfen Ensemle ve Jonah Parzen-Johnson & Berke Can Özcan’ı ağırladığı konserleri ile, İkiz Cabin Crew, ayrıca Mercan Dede’nin “Secret Tribe” başlıklı projesine iki hafta boyunca borusansanat.tv üzerinden erişilebilecek. Konser öncesinde ‘Back on Stage’ ekibinin gerçekleştirdiği söyleşiler de aynı platformda yayındaydı. BORUSAN QUARTET’TEN “ÜÇ İMZA BAŞYAPIT” BORUSANSANAT.TV’DE YAYINLANDI Borusan Quartet’in borusansanat.tv üzerinden yayınlanan Üç İmza Başyapıt isimli konserine 2021’de ICMA’nın (Uluslararası Klasik Müzik Birliği) yılın en iyi genç sanatçısı ilan ettiği piyanist Can Çakmur konuk oldu. Borusan Quartet ve Can Çakmur’un aynı sahnede olduğu bu konserde, Schubert’in Rosamunde’si, Schönberg’in Üç Piyano Parçası ve Brahms’ın Fa minör Piyanolu Beşlisi seslendirildi. Sungu Okan ve Aydın Büke ise konser öncesi keyifli sohbetleriyle borusansanat.tv’de yer aldı. ### 'Ceviz Ağacı' filmi ABD'den iki ödülle döndü Ülkemizdeki filmlerin rüzgarı esmeye devam ediyor. Biz izleyenler de gururlanmaya devam ediyoruz. Yönetmen Faysal Soysal'ın "Ceviz Ağacı" filmi, Kaliforniya'da düzenlenen "9. Modern Sanatlar Film Festivali"nde, "En İyi Film" ve "En İyi Yönetmen" ödüllerine layık görüldü. Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Serdar Orçin ve Sezin Akbaşoğulları'nın başrollerini paylaştığı film, festivalde seyirciyle hem fiziksel hem de çevrim içi olarak buluştu. Mart ayında Türkiye'de vizyona giren yapımın, ulusal ve uluslararası festivallerden aldığı ödül sayısı 15'e yükseldi. Festival yolculuğuna Kırgızistan, Rusya Federasyonu ve Birleşik Krallık'taki çeşitli etkinliklerle yıl boyunca devam edecek filmin konusu ise şöyle: "Birçok açıdan silik ve pasif bir karakteri olan edebiyat öğretmeni Hayati, karısı tarafından hor görülüp terkedilir. Bir süre sonra ataerkil özellikteki kasabada kimliği belirlenemeyen bir kadın cesedi bulunur. Hayati cesedin karısına ait olduğunu iddia edip başkasının işlediği cinayeti üstlenir. Peki ama işlemediği bir cinayeti neden üstlenir insan? Film bu sorunun peşinde insanın en saklı, en gölgede kalmış, derin taraflarını aydınlatmaya çalışırken tutunamayış, kadın cinayetleri, şiddetin bin bir yüzü, edebiyat, tutkular ve pişmanlıklar gibi uğraklarıyla dünya yüzünde şerefli bir insan olmanın imkanını sorguluyor." ### Özbekistan’ın Ulusal Balesi “Lazgi – Ruhun ve Aşkın Dansı” İlk Kez Türkiye’de Sahneleniyor Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı' balesi Türkiye'de üç gösteri ile seyirciyle buluşacak: İlk gösteri 21 Haziran'da İstanbul Atatürk Kültür Merkezi sahnesinde gerçekleşecek. Ardından 60. Uluslararası Bursa Festivali programı kapsamında 28-29 Haziran tarihlerinde Bursa, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde iki gösteri yapılacak. Koreograf Raimondo Rebeck'in yönettiği "Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı", UNESCO himayesindeki Alisher Navoi Devlet Akademik Bolşoy Tiyatrosu'nun bale topluluğu tarafından icra ediliyor. Gösteri Özbekistan Halk Sanatçısı Gavkhar Matyakubova liderliğindeki dans akademisyenleri ve tarihçilerle, Özbekistan Halk Sanatçıları Topluluğu ile ve koreograf Gulnora Musaeva ile işbirliği içinde hazırlandı. Prodüksiyon ve turne organizasyonu ise Sanat ve Kültür Geliştirme Vakfı tarafından yapılıyor ve destekleniyor. Lazgi dansının tarihi üç bin yıl öncesine dayanır ve gizemlerle, mitlerle çevrilidir. Dans, kadim halk bilgeliğini temsil eder ve "Lazgi", "Ruh ve Sevgi" anlamına gelir. Harezm ülkesinde doğan Lazgi dansı, insanın yaratıcılığını doğa olaylarıyla, hareket ve sesler aracılığıyla, sevgi ve mutluluk duygularını yansıtarak hayata geçirir. Berlin Ulusal Opera Bale Okulu mezunu olan koreograf Raimondo Rebeck tasarladığı gösteride, bu geleneksel dansın doğasında bulunan tüm özellikleri korumaya çalıştı. Bugün Lazgi, Harezm dışında Özbekistan'da da popüler. Harezm Lazgi’si, halkın kendini ifade etme biçimlerinden biridir ve dansın yeni versiyonları yaratılarak nesilden nesile aktarılır. "Lazgi, Ruhun ve Aşkın Dansı" prömiyerini 5 Eylül 2021'de Taşkent'te yaptı. Büyük bir izleyici topluluğu ve sanat çevreleri tarafından övgüyle karşılandı. 27 Kasım 2021 tarihinde Dubai Operası'nda gösterinin uluslararası galası gerçekleşti. İzleyiciler, Harezm dansının yeni yorumunu görme ve Özbek halkının geleneklerini deneyimleme şansı buldu. 12 Aralık 2019'da UNESCO Hükümetlerarası Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Komitesi, ‘Lazgi'yi ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi’ne dahil etti. Gösteri biletleri için: https://biletinial.com/muzik/lazgi-dance-of-soul-and-love AKM / Atatürk Kültür Merkezi Adres: Gümüşsuyu Mahallesi Mete Caddesi No: 2 Beyoğlu/İstanbulOtopark Adres: Gümüşsuyu Mahallesi Miralay Şefik Bey Sokak No:19 Beyoğlu/İstanbul ### “OCULUS, CoBAC Workspace’te Açıldı Sanatın rüzgarına kapılacağınız, gözlerinizi renklerin ahenginden alamayacağınız bir sergi: “OCULUS" Kadir Has Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı bölümü, “OCULUS” sergisiyle yaza merhaba diyor. Öğrencilerin son iki yıl içinde ürettiği fotoğraf, video yerleştirme, animasyon ve etkileşim tasarımı gibi farklı tekniklerdeki çalışmalarından oluşan serginin küratörlüğünü Dr. İpek Yeğinsü, akademik danışmanlığını ise bölüm başkanı Dr. Balca Arda üstleniyor. Latince’de “göz” anlamına gelen OCULUS, aynı zamanda bir kubbenin üzerindeki dairesel açıklığı ifade eder. Buradan içeri girip mekânı aydınlatan gün ışığı, gözbebeğinden geçip retinaya değen ışıkla büyük bir benzerlik gösterir. Göz, uzamı ve anlamı aynı anda içeriye ve dışarıya açılan bir pencere gibi inşa eder. Zamanın ruhunu ve iletişim olanaklarını tartışmaya açan bir deney(im) alanı olarak OCULUS, izleyicilere bugün ve burada olana dair özgün ve bir o kadar evrensel bir “bakış” sunar. OCULUS sergisi, 30 Haziran’a dek 09.00-18.00 saatleri arasında CoBAC Workspace’te görülebilir. ### "Çizginin Ahengi" sergisi AKM'de sanatseverlerle buluştu Kalemin kağıtla buluştuğu noktada ortaya çıkan her çizgi muazzam bir doruk noktasıdır aslında. O çizgilerin zihinde bir hikayesi vardır. Hikayeler bütünüyle kalemde dökülür; bizi farklı bir dünyaya sürükler. Çizgilerin dünyasında kapılmak için bir fırsat: Çizginin Ahengi sergisi... Bilal Akkaya'nın eserlerinin yer aldığı "Çizginin Ahengi" modern hat sergisi, Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) izlenime sunuldu. Hattat Bilal Akkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, serginin MÜSİAD Kadın tarafından bu yıl ilk kez gerçekleştirilen Uluslararası Farkındalık Zirvesi (IAS) kapsamında sanatseverlerin beğenisine sunulduğunu söyledi. Akkaya, "Esmaü'l Hüsna", "İstanbul", "Damla" ve "Özel" koleksiyonlarında 800'e yakın mürekkepli ve renkli eserin yer aldığını, "Çizginin Ahengi" sergisinin de bu koleksiyonlardan seçilen 16 eserden oluştuğunu dile getirdi. Hüsnühat sanatına adını veren "hat" kelimesinin Arapçada çizgi anlamına geldiğini ve serginin adının da buradan ilhamla belirlendiğini belirten Akkaya, "Önemli olan burada oluşturduğumuz çizgiyle karşı tarafa mesaj vermek. Biz buna dikkat etmeye çalışıyoruz." dedi. Çalışmalarında klasik hat eğitimden yola çıkarak yeni mimariye uygun tasarımlar yapmaya gayret ettiklerini dile getiren sanatçı, modern yorumların arka planında da bu düşüncenin yer aldığını ifade etti. Eserlerinin geri planında mutlaka bir hikayenin bulunduğunu vurgulayan sanatçı, "Burada eserlerimden en önemlisi olan Ayasofya da var. Ayasofya Camii malumunuz yıllar sonra tekrar ibadethane olarak açıldı. Ben de bir sanatçı olarak bu mabede bir şeyler yapmam lazım diye düşündüm." dedi.Ayasofya'ya yer verdiği eserinin tasarımında Kur'an-ı Kerim'in "Cin" suresinde yer alan ve "Mescitler yalnız Allah'ındır." anlamına gelen 18'inci ayetin metnine yer verdiğini aktaran Akkaya, şöyle devam etti: "Diğer bir eser olarak da İstanbul Havalimanı'nın kulesi var. O kulenin de ayrı bir hikayesi vardır. Peygamber Efendimiz yokuş yukarı bir yere çıkarsa tesbihatı 'Allahu Ekber' olurmuş. Biz de o tasarımımızın içine 'Allahuekber' tesbihatını yerleştirdik. Keza yine mahpus olan yüreğimizin kanayan yarasını, ümmetin mescidini, 'Mescid-i Aksa' ismiyle özgün bir şekilde yorumladık." Bilal Akkaya, farklı çalışmalara yer verdikleri eserlerin yanı sıra marka sanat projelerini de hayata geçirdiklerini, Türkiye'nin seçkin kurumlarının misyon ve vizyonuna uygun özgün tasarımları, markalar aracılığıyla sanatseverlerle buluşturduklarını kaydetti. Zirvenin "Dönüşüm Bizimle Başlar" sloganıyla düzenlendiğini anımsatan Akkaya, 40 yıldır gerçekleştirdiği çalışmalarda sanatta dönüşümü kendisinde amaç edindiğini söyledi. Akkaya, mekanla bütünleşen modern bir çizgide hazırlanan 21'inci kişisel sergisi "Çizginin Ahengi"nin, zirve kapsamında AKM fuaye alanında gerçekleştirildiğini sözlerine ekledi. ### Haldun Dormen'in yaşamını anlatan belgesel izleyiciyle buluştu Tiyatromuzun yaşayan en önemli ustalarından Haldun Dormen’in hayatını anlatana “Yaparsın Şekerim” adlı belgesel Uniq Açıkhava’da izleyiciyle buluştu. Yönetmenliğini Selçuk Metin'in yaptığı, senaryosunu Zeynep Miraç'ın kaleme aldığı belgeselin görüntü yönetmenliğini Uğur İçbak üstlendi. Seslendirmesini ünlü oyuncu Demet Evgar'ın yaptığı belgeselin müziklerini ise Serpil Günseli hazırladı. Gösterimin ardından belgeselde anılarını anlatan tüm isimlerle sahneye çıkan sanatçı, emeği geçenlere teşekkür ederek, "Hepinize sesleniyorum; Yaparsınız şekerim". dedi. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri desteğiyle gerçekleştirilen belgeselin ilk gösterimine belgeselde de yer alan isimlerden Selçuk Yöntem, Halit Ergenç, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl, Gürkan Uygun, Yosi Mizrahi, Göksel Kortay ve Gülben Ergen ile eski eşi Betül Mardin, oğlu Ömer Dormen ve gelini Ayşe Arman da katıldı. ### “Doğa Nerede?” sergisinin süresi kadar uzatıldı Doğuş Grubu’nun kültür-sanat alanındaki önemli sosyal yatırımları arasında yer alan Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde, ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde kapılarını açan ‘Doğa Nerede?’ sergisi, yoğun ilgiden dolayı 30 Eylül tarihine kadar uzatıldı. Sergi kapsamında, öğrencilerin “Doğa Nerede?” arayışını merkeze alan 55 çalışması eş zamanlı olarak HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde görülebilir. Genç sanatçıları keşfetmeyi ve desteklemeyi hedefleyen sanatseverler için eser satışları devam ediyor. Doğuş Grubu’nun “Doğuş’tan İyi Bir Gelecek” sosyal sorumluluk vizyonuyla 2015 yılından bu yana sanatla uğraşan öğrencilere destek olmak üzere yürüttüğü “Sanata Bi Yer” platformu “Çünkü Sanat Alan İster” mottosuyla genç sanatçıları desteklemeye devam ediyor.  “Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde ve ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen ‘Doğa Nerede?’ odağındaki sergide, platform üyesi 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor. Yoğun ilgi gören ve 30 Eylül Cuma gününe kadar uzatılan sergi, HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde ziyaret edilebilir.  Son yıllarda küresel ısınmayla birlikte dünyanın birçok noktasında gerçekleşen orman yangınları ve insanlığın doğayla olan ilişkisine odaklanan ‘Doğa Nerede?’ sergisinde yer alan çalışmalar, doğayla kurulan ilişkinin bir yansıması olarak ele alınıyor. Sergide, İnsanın ilk mekânı, ilişki kurduğu/oyun oynadığı yer olan doğa ile günümüze kadar değişmeyen ve insan olmanın yapı taşını oluşturan öğeleri gözler önüne seriyor. Genç sanatçıların çalışmalarındaki çeşitli metot kullanımının yanı sıra doğayla ilişkimiz ve onu arayışımızdaki noktalara da dikkat çeken sergi, ‘Doğa Nerede?’ sorusunun yanıtlarını sanatseverlerle birlikte aramayı hedefliyor. 30 EYLÜL'E KADAR GÖRÜLEBİLECEK ‘Doğa Nerede?’ sergisi karbon salınımı, doğa tahribatı ve şehrin trafik yükünün azaltılmasını da amaçlayarak İstanbul’un Avrupa ve Anadolu Yakası’nda iki ayrı noktada bulunan HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde 30 Eylül’e kadar eş zamanlı görülebilir.  Sergide; Abdulgani İlhan, Aylin Erdem, Ayşenaz Çubukçu, Berrak Zeynep Yılmaz,  Ece Maria Aslanbey, Eyhan Çelik, Hilal Özdemir, İbrahim Deniz Tavlıbıyık, İlayda Çorlu, İrem Terzi, Safiye Otman, Semiha Adsız, Şeyma Lakot, Tuğçe Çakal, Tuğçe Şen, Yağmur Demir ve Yağmur Kevser Barutçu olmak üzere 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor. ### Nilüfer Belediyesi'nin "Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları" Adlı Sergisi Ziyaretçileri Ağırlamaya Devam Ediyor Nilüfer Belediyesi, 14 Mayıs-31 Temmuz tarihleri arasında, Nilüfer ilçesinde yer alan 6 farklı mekânda, 27 sanatçının çalışmalarına yer veren "Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları” adlı sergiyi ağırlıyor. Yekhan Pınarlıgil küratörlüğünde gerçekleşen sergi, politik konulara pozitif bir perspektiften yaklaşıyor. "YUKARI BAK, SINIRLI COĞRAFYANIN YILDIZLI UFUKLARI” Sergi; şehrin kültürel kimliği, tarihi, dönüşümü ve geleceği ile diyaloğa geçen mekân ve sanat arasında güçlü ilişkiler kuruyor. Kahkaha atarak, renkleri, dansı ve ritmi kullanarak kalıpları kıran, iktidarları sorgulayan ve bizlere özgürlük alanları açan yaşamsal stratejileri deneyimleyen sanat eserlerini bir araya getiriyor. Ne Zaman Boyun Eğmeyi Bırakır, Neden, Nasıl Yukarı Bakarız?” düşüncesinden yola çıkan seçki, söylemin getirdiği çağrışım noktalarına odaklanıyor. Sahilde ışıltılı gökyüzüne bakarken, gündüz düşlerinde, kahkaha atarken, sahnede, belki dans ederken… Tüm bu eylemler; yıldızlara bakarken etkilenmek, yaşanan baş dönmesi, kahkaha atarken toplumsal normların üzerimizdeki etkilerini bir kenara bırakmak ve anı yaşamak sanatın da temel meselelerinden olan yeni yaşam alanları, etkilenme ve trans hâlini anımsatıyor. Hayat ve sanatın birleşiminde yer alan, hiciv, kahkaha, dans, ritim, unutmak, ironi ve renkler bu seçkideki çalışmaların da omurgasını oluşturuyor. Diğer bir taraftan bedeni merkeze alan sergi “Bedenin Özgür Olmadığı Yerde Zihin De Özgür Olamaz” fikrinden hareket ediyor. İnsan bedeninin yanı sıra hayvan bedenine de odaklanarak, atfettiğimiz klişe sembollerden kurtarıp bambaşka formlara dönüştürüyor. Punk’tan ilham alan ve renkli temasıyla dikkat çeken Pancar Deposu; Anne-Charlotte Finel, Ateş Alpar, Berat Işık, Berk Kır, Eda Soylu, Erinç Seymen, Ghazel, Gözde İlkin, Güneş Terkol, Merve Morkoç, Şafak Şule Kemancı, Vahit Tuna ve Bihter Yasemin Adalı’nın çalışmalarına “Haz, Işıltı ve Kahkaha” başlığı altında ev sahipliği yapıyor. Gölyazı Kültürevi’nde yer alan “İnce Elemek Sık Dokumak” adlı sergi; Fatoş İrwen, Gözde İlkin, Güneş Terkol ve Şafak Şule Kemancı’nın çalışmalarına yer veriyor. Sanatçıların hafiflikle eleştirmek üzerine üretimleri, kültürler arası etkileşim ve iletişim için önemli bir sembol olan, restore edilerek kültürevine dönüşen kilisede hayat buluyor. Özgürlüğün ancak içeriden dışarıya doğru olabileceği ve bilinçaltının açığa çıkmasıyla ilgilenen çalışmaların yer aldığı Balat Kültürevi’nde; “Özgürlük Köşenin Hemen Arkasında” başlığı altında CANAN, Dan Perjovschi, Emilia Kabakov & İlya Kabakov, Fatoş İrwen, Henning Christiansen, İnci Eviner, Merve Morkoç, Rebecca Horn ve Vahit Tuna’nın üretimleri konumlanıyor. Misi’deki Fotoğraf Müzesi’nde yer alan “Siyah Yandığında” adlı sergi, Marguerite Bornhauser’in fotoğraflarından kapsamlı bir seçkiyi karşımıza çıkarıyor. Yine Misi’de bulunan Edebiyat Müzesi’ndeki “Türkiye'nin Yeraltı Suları: Fanzin Edebiyatı” adlı sergi, Onur Sakarya küratörlüğünde, 1960’lardan bu yana Türkiye’de fanzine odaklanıyor. Nâzım Hikmet Kültürevi; “Doğa Tarihi Müzesi” serisiyle Tayfun Serttaş, “Efsunlu Dünya Hayal Değil, Üstündeyiz” sergisiyle CANAN ve Extramücadele’nin kapsamlı seçkilerine yer veriyor. İnsan ve hayvan arasındaki ilişki, masallar ve eleştirel yaklaşım üç sanatçının üretimi üzerinden mekâna yayılıyor. Nilüfer’e yayılan "Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları” sergisini, 31 Temmuz’a dek ziyaret edebilirsiniz. ### Demos Fuarcılık dünya sanatını Bodrum'a taşıyor Yenilenmenin, canlanmanın, deniz ve doğa ile baş başa kalmanın eşsiz destinasyonlarından biri olan Bodrum, bu sene ikincisi gerçekleşecek olan Bodrum Sanat Fuarı ile adını sanat şehirleri arasına yazdırıyor. Demos Fuarcılık tarafından düzenlenen Bodrum Art Fair (BAF), 28 Haziran’da VIP Opening ile sanatseverlere kapılarını açacak. Bodrum Art Fair (BAF); yaklaşık 40 galeri, yurt içi ve yurt dışından 300 sanatçı, koleksiyonerler ve sanatseverleri Herodot Kültür Merkezi’nde ağırlayacak. Dünyanın önde gelen galeri, sanatçı, kurum ve kuruluşlarını Bodrum'da sanatseverlerle iki edisyonda bir araya getirmeyi hedefleyen BAF’ın ilk edisyonu 29 Haziran-3 Temmuz 2022, ikinci edisyonu 23 Ağustos-28 Ağustos 2022 tarihlerinde sanatseverler ile buluşacak. KEREM GÖREV KONSERLERİ YER ALACAK Dünyadaki çağdaş sanat fuarları arasındaki rekabette yerini güçlendiren BAF; klasik, modern ve çağdaş sanatçıların resim ve enstalasyon çalışmalarının yanı sıra eş zamanlı olarak dört mekânda heykel sergilerini sanatseverlerin beğenisine sunacak. Atlas Space’ın “Metaverse ve Sanat”, Arkhe Project’in “NFT ve Sanat” adlı seminerler düzenleyeceği fuarın ilk üç gününde, ülkemizin önde gelen caz piyanistlerinden Kerem Görsev konserleri de yer alacak. TÜRKİYE'NİN ÖNDE GELEN GALERİLERİ KATILIYOR Gülten İmamoğlu, Alaz Sağlam, Adnan Doğan, Adviye Bal, Meryem Selçuk, Serena Tiana Conway, Tamer Şahinoğlu, Safranda, Roye Dagher eserleriyle Bodrum Sanat Fuarı'na iştirak ederken; katılımcı galeriler arasında Balaban Sanat Galerisi, Binyilart, Doruk Sanat Galerisi, Nidra Art, Tunca Sanat, Balaban Sanat Galerisi, Galeri Binyıl Doruk Art Project, Guga Contemporary ve Türkiye’nin önde gelen galerileri bulunuyor. ### Devlet Tiyatrolarının yaz projeleri perdelerini açıyor Farklı hikayelere, farklı karaktere şahit olacağınız günlere hazır mısınız? Duygularınıza esir olacağınız; birkaç saatliğine bambaşka diyarlara yolculuğa çıkmaya var mısınız? Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün yaz ayları için hayata geçirdiği, "Açık Hava Yaz Oyunları", Nöbetçi Tiyatro ile Ankara'da, Kamyon Tiyatro projesi ile de Karadeniz'de perdelerini açmaya hazırlanıyor. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, birbirinden farklı oyunlar ile tiyatroseverleri ağırlayacak Devlet Tiyatroları Açık Hava Yaz Tiyatrosu, İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı "Müzikhaller" adlı oyunla, 14 Haziran Salı günü Ankara Devlet Tiyatrosu Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde başlayacak. Süpervizörlüğünü Mine Tüfekçioğlu ve Elif Erdal'ın, yönetmenliğini Can Şıkyıldız'ın yaptığı oyun, 14-15 Haziran'da seyircisiyle bir araya gelecek. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Periferi", Nöbetçi Tiyatro projesiyle 17 ve 18 Haziranda Küçük Tiyatro'da, Açık Hava Yaz Etkinlikleri projesiyle 23, 24 ve 25 Haziranda Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluşacak. Pembe Akgün'ün yazdığı ve Betül Feyizoğlu Gökçer'in yönettiği oyunda, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da göçebe olarak yaşayan bir çingene obasının hikayesi anlatılıyor. Ahmet Metin Önel'in yazdığı, Ali Meriç'in yönetmenliğini yaptığı, Koray Karaca'nın rol aldığı, Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Eyvah Nadir" adlı oyun ise 24 ve 25 Haziran'da Küçük Tiyatro'da sahnelenecek. Dünden bugüne insanoğlunun mücadele öyküsünün ele alındığı tek perdelik oyunda, yaşamda değişmeden, bükülmeden, dik durarak ayakta kalanların trajikomik öyküsü aktarılıyor. Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Binbir Gece Masalları" adlı oyun 30 Haziran ve 1, 2 Temmuz'da Macunköy Açık Hava Yaz Sahnesi'nde seyirciyle buluşacak. Christian Grau-Stef'in uyarladığı, Doğan Ertener ve Fatoş Urgancı'nın çevirdiği ve Funda Mete'nin yönettiği tek perdelik oyun, Hükümdar Şehriyar'ın gözünden Şehrazat'ın anlattığı masalları konu alıyor. PERDELER KARADENİZ'DE "KAMYON TİYATROSU" İLE AÇILACAK "Açık Hava Yaz Oyunları", Kamyon Tiyatro projesi ile de Karadeniz'de perdelerini açacak. Bu doğrultuda, Erzurum Devlet Tiyatrosunun "Dünyanın Eski Zamanlarında", Antalya Devlet Tiyatrosunun "Herkes İçin Keloğlan", Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun "Meg ve Mog" adlı çocuk oyunları ile gençlik oyunu "Zafer Adımları", 16 Haziran-17 Ağustos arasında sanatseverlerle buluşacak. Yazarlığını ve yönetmenliğini Işıl Kasapoğlu'nun yaptığı, "Dünyanın Eski Zamanlarında" oyununda, meddah rolünde Sezai Yılmaz yer alıyor. Özlem Lale'nin kaleme aldığı "Herkes İçin Keloğlan" adlı oyun ise Sabri Özmener tarafından yönetiliyor. Gökhan Erarslan'ın yazdığı, Mümtaz Aydoğan Mengi'nin yönettiği "Zafer Adımları"nda, 1915 Çanakkale Zaferi'nde her siperde ayrı bir destan başlatan, kahraman Türk askerlerinin unutulmaz mücadelesi ele alınıyor. David Wood'un yazıp, Deniz Erbaş'ın çevirdiği, Mümtaz Aydoğan Mengi'nin yönettiği "Meg ve Mog" isimli oyunda ise dostluk, iyilik ve yardımlaşma, küçük sakar cadı Meg, Mog ve Baykuş'un maceralarıyla anlatıyor. Programlarla ilgili detaylı bilgiye "www.devtiyatro.gov.tr" adresinden ulaşılabiliyor. ### 'Karınca' filmi AKM Yeşilçam Sineması'nda izleyiciyle buluştu Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında "Karınca" filminin gösterimi yapıldı. "Karınca" filminin ekibi, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Yeşilçam Sineması'nda gerçekleştirilen gösterimin ardından seyircilerle bir araya geldi. Sinema yazarı Rıza Oylum'un yönettiği söyleşide konuşan yönetmen Nazif Tunç, "Film yaparken arkamızı dağ gibi yaslayacağımız birtakım öyküler var. Kimisi bireysel olarak karakterleri alır, ben isterim ki yaptığımız filmlerde insanların bir iyiliği, bir faydası olsun, bir hakikate ayna tutsun. Bu yüzden de Doğu edebiyatının, İslam edebiyatının belli başlı eserlerini filmlerime dayanak olarak, kaldıraç olarak, zemberek olarak alırım." dedi. Karınca filminin hikayesinin Şeyh Sadi Şirazi'nin "Bostan" adlı eserindeki cümlelerden esinlenerek kaleme alındığını aktaran Tunç, şunları kaydetti: "Neredeyse üç cümleden oluşuyor. Filmde de var zaten, Halit Karaata (Şems) o hikayeyi okuyor. 2015 yılında memleketin her tarafı yangın yerine çevrilmeye çalışıldı. Garlarda, havaalanında, Dolmabahçe stadında ve Sultanahmet'te çok üzüntü duyduğumuz ardı ardına gelen olaylar oldu. Yönetmen olarak ne yapabilirim, bu olaylara nasıl ayna tutabilirim diye bir sancı içindeydim. Bu hikaye aslında filmimizin kökü." Peygamber kıssalarının evrenselliğinin her zaman ve döneme ilham verdiğini, sanatçılar için de bir kaynak olduğunu dile getiren Tunç, "85 tane televizyon filmi yönettim. Bu filmlerden neredeyse 80'i buralarda dolaşarak bulduğum birtakım izlerin ve iyiliklerin beni yönelttiği filmlerdi. Televizyon imkanlarının da en altını, en azını bularak bu meseleleri ele alan televizyon filmleri yaptım. İmkanlar ne kadar az da olsa değerli buluyorum. Çünkü oralarda bir duygu, bir söz, bir mesaj, bir iyilik, bir karakter ortaya koyma fırsatım oldu." şeklinde konuştu. Nazif Tunç, Yeşilçam'da toplumun farklı meselelerine ayna tutan sinema filmlerinin yapılabildiğini, Lütfi Akad ve Metin Erksan gibi usta sinemacıların Anadolu'nun sözlü ve yazılı geleneklerinden faydalanarak çeşitli filmlere imza attıklarını dile getirerek, şunları söyledi: "Fakat şu günlerde sinemanın bir kısır döngü içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolunun da Anadolu'ya, Anadolu irfanının beslendiği temel kaynaklara yönelmek olduğunu düşünüyorum. Karınca kendi hayalhaneme göre yaptığım bir film. Burada kendi çerçevelerim, karakterlerim ve kendi film evrenim meselesiyle ilgili bir imkan doğdu. Tencerede pişirip kapağında yemeye alışmış bir yönetmenin, neredeyse 35 yıllık sinema serüveninde hep böyle kısa zamanda, dar bütçelerle çalıştım. Karınca estetik olarak nasıl bulunur bilemem ama arı duru, sadece bir şeyi kullandım. Televizyon işlerinde bir pratiğe kavuşmuştum, sade lisan, basit üslup. Kafam karışık değildi, basit ve kolay ama güçlü biçimde bir anlatımla oralardan geldim. Çünkü benim seyircim televizyon karşısında yediden yetmişe herkesti." "BEN İLK CÜMLEYİ YAZIP YÜRÜYENLERDENİM" Karınca filmin senaryosunu yönetmen ile birlikte kaleme alan başrol oyuncusu Halit Karaata ise "Benim yazım tarzım biraz öyle. Elimi durdurarak yazamıyorum. Bazı insanların tarzı vardır, düşüne düşüne, kura kura yazar. Ben ilk cümleyi yazıp yürüyenlerdenim. Finalden bir önceki sahneyi yazarken finalin nasıl bağlanacağını bilmem, düşünmem de." dedi. Birçok tiyatro metni de yazdığını, tiyatro oyunlarının metinlerini de bu şekilde kaleme aldığını belirten Karaata, "Yürürken düşünen tipler vardır ya, ben de öyle yaparım mesela. Yola çıkar yürürüm. Yürürken düşünmeyi seviyorum. Ana hikaye genelde ilk yazımda ortaya çıkan bir şeydir." değerlendirmesini yaptı. Filmle oynadığı kamyon şoförü karakterine de değinen tecrübeli oyuncu, "60 senedir çalışıyoruz. Ben gençliğinde emek yoğun çalışmış bir adamım. Ambarcılık yapmışlığım da vardır, kamyoncuları, şoförleri tanırım. Halkın arasında dolaşırım, hala akbil ile geziyorum, bunu tercih ediyorum. Halktan her türlü insanla, her meslek türüyle ilgili genel gözlemim var. Bir de kafa yoran bir adamım bu işlere. Bendeki şoförü oynadım biraz. Karakterin başka özellikleri de var aslında. Adam kamyon şoförü değil, geçmişte birtakım mücadelelere girmiş, okumuş yazmış, mürekkep yalamış, bir şekilde inzivaya çekilmiş, meslek olarak da kamyon şoförlüğü yapmayı tercih etmiş biri" ifadesini kullandı. Oyuncu Turgay Atalay da "Nazif hocanın bir senaryosu vardı 'Yusufiye' isminde. Ekonomik şartlardan dolayı 2009'da çekilemedi ama o babacan tavrı, kollayışı, sevgisi, saygısı, samimiyetinden dolayı ondan asla kopmamaya çalıştım." dedi. Filmin kurgusunu üstlenen Necdet Tok ise "Üç saatlik kaba kurguya baktık. 'Nazifim gel bakalım ne yapıyoruz? İnce iş sanat filmi mi yapalım yoksa herkesin güzel seyredebileceği bir sanat filmi mi?' dedim." şeklinde konuştu. Kurgusunu en zor yaptığı filmlerden birinin "Karınca" olduğunu dile getiren Tok, "Dünyayı Kurtaran Adam'ı yaptım, Süpermen Dönüyor'u yaptım, onlar avantür filmlerdi. Karınca ise montaj olarak basit gibi gözüken fakat çok zor bir filmdi. Biraz kaçtın mı art house bir film olur, evde seyredersin. Ama bu herkesin seyredeceği bir film oldu, ince mesele burada." değerlendirmesinde bulundu. Ömer Miraç Tunç'un da filmin yapım sürecine ilişkin bilgiler verdiği etkinlik, katılımcıların ve filmin ekibinin hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. ### Edebiyatın kaptanı Şişli’de anılacak Türk edebiyatının ‘kaptan’ lakaplı ustası Attilâ İlhan, doğumunun 97. yıldönümünde Attilâ İlhan Vakfı ve Şişli Belediyesi iş birliğiyle düzenlenecek olan “Attilâ İlhan Edebiyat Buluşmaları”nda anılacak. Şairliği kadar romancılığı, deneme yazarlığı ve senaristliğiyle de Türkiye’deki edebiyat ve düşünce dünyasına damgasını vuran ve Cumhuriyet döneminin en önemli edebiyatçılarından biri olan Attilâ İlhan, doğumunun 97. yıldönümünde anılacak. Şairin; toplumcu gerçekçi şiir anlayışının etkili olduğu evre, bireyin kendi varlığını ve evrendeki yerini sorguladığı evre ve neoklasik dönem olarak 3 farklı dönemde şekillenen yazım serüveni, edebiyat dünyasının önemli isimlerinin katılımıyla konuşulacak. Şişli Belediyesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde 15 Haziran Çarşamba günü gerçekleştirilecek olan Attilâ İlhan Edebiyat Buluşmaları’nın teması ise; “Bir Kere Doğmuşum / Ölmek Yasak”. ÜNLÜ EDEBİYATÇILAR BÜYÜK ŞAİRİ ANLATACAK İki bölümde halinde gerçekleştirilecek olan Attilâ İlhan Edebiyat Buluşmaları’nın ilk oturumunda Doğan Hızlan’ın moderatörlüğünde Gülten Dayıoğlu, Nedret Çatay, Dr. Çilem Tercüman, Metin Celal’in katılımıyla “Attila İlhan ve Sanat” konusu tartışılacak. “Dijital Dünyadaki Gelişmeleri Edebiyata Etkisi” başlığıyla gerçekleştirilecek olan ikinci oturumun moderatörlüğünü ise, aynı zamanda projenin koordinatörlüğünü de yürüten, Prof. Dr. Yakup Çelik yapacak. Bu oturumun konuşmacıları ise; Prof. Dr. Seval Şahin, Haydar Ergülen, Nilay Özer ve Doç. Dr. Didem Ardalı Büyükarman. ### Uçan Ressamlar Başkentliler’i Büyüledi Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında 35 metre yükseklikte şovlarını sergileyen Uçan Ressamlar, merak ve heyecanla izlendi. Dünyaca ünlü Fransız grup Les Passagers, Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında Ulus Meydanı’nda 35 metre yükseklikteki binada renkler, dans ve müzikle heyecan dolu bir performans sergiledi. Dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde binlerce kişinin izlediği performanslar sergileyen Les Passagers, yüksek binaları dev bir tuvale dönüştürüyor.  Binaları dikey bir sahne gibi kullanan grup; teatral, korografik ve resimsel bir evren oluşturuyor. 35 METRE YÜKSEKLİKTEKİ BİR BİNADA PERFORMANS SERGİLEYEN LES PASSAGERS,  ŞAŞKINLIK YARATTI Sanat direktörlüğünü Philip Riou’nun üstlendiği grup, 4 kişilik ekibiyle onlarca metre yükseklikte asılı kalarak dev boyutlardaki Başkent Kültür Yolu Festivali logosunda yer alan başkentin sembol mekanlarını boyadı. Uçan Ressamlar, logonun boyanmasının ardından binadan sarkıtılan halatlarla eşsiz bir dans performansı sergiledi. "ANKARA'DA OLMAKTAN MEMNUNUZ" Başkentliler’in büyük ilgi gösterdiği şovda, izleyenler video ve fotoğraf çekerek gösteriyi heyecanla ve merakla takip ettiklerini belirttiler. Gösterinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan grup üyesi Magali Brito, festival kapsamında Ankara'da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Havada akrobasi olarak da bilinen "Aerial Dans" yaptıklarını belirten Brito; kaleler, dağlar, köprüler ya da şehir merkezlerindeki devasa binalar gibi yüksek yerlerde performanslar sergilediklerini söyledi. ### Mahkeme Neşet Ertaş Filmi İçin Karar Verdi Dijital Sanatlar Yapımevi, büyük usta Neşet Ertaş’ın hayatını konu alan, yazar Prof. Dr. Erol Parlak’ın aynı isimli kitabından uyarlanan “Garip Bülbül Neşet Ertaş” filmi için çalışmalara başlamış ve filmin fragmanı da geçtiğimiz aylarda izleyiciyle buluşmuştu. Bu süreçte sanatçının ailesi tarafından açılan dava ile çekimlere sete çıkılamadan ara verilmişti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinde görülen dava Dijital Sanatlar lehine sonuçlandı ve kararda; sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklama yapılamaz bilgisi yer aldı. CNN Türk kanalının arşivinden çıkarılan söyleşiye dayanarak verilen kararla yönetmenliğini Ömer Faruk Sorak’ın üstlendiği film sinemaseverlerle buluşmak için gün sayıyor. Merhum Neşet Ertaş’ın ailesi Yazar Prof. Dr. Erol Parlak’ın “Garip Bülbül Neşet Ertaş” kitabının babalarının isteği dışında yazıldığını iddia etmiş, kitapla aynı ismi taşıyan filmin çekimlerinin durdurulması yönünde mahkemeye başvurmuştu. İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/322 değişik iş sayılı kararı ile “ Muris Neşet Ertaş’ın hayatını konu alan "Garip Bülbül Neşet Ertaş"  ya da başka bir isimle sinema filmine konu edilmesine ve sinema filminde Neşet Ertaş ve Muharrem Ertaş’a ait talep edenlerin hak sahibi olduğu eser, icra ve bunları içeren yapımlar yönünden Dijital Sanatlar Yapımevi tarafından sinema filminde kullanılmak suretiyle gerçekleşebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesine, bu kapsamda filmin çekiminin kısmen çekilmiş ise tamamlanmasının kamuya sunulmasının, çoğaltılmasının ve yayılmasının temsil ve gösteriminin, yayın ve dijital yollar ile umuma iletiminin tedbiren önlenmesine“ şeklinde karar verilmişti. İşbu ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan müracaat neticesinde TC. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 16. Hukuk Dairesi’nin 2022/624E., 2022/952K. sayılı kararı ile bir filmin sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklanamayacağı gerekçesi ile İstanbul 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/322 değişik iş sayılı ihtiyati tedbir kararı kesin olarak ortadan kaldırılmıştır. Çıkan bu kararla birlikte filmin çekimi için çalışmalara yeniden başlandı. T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nde görülen davada “bir filmin sansür sonucu doğuracak şekilde yasaklanamayacağı…” gerekçesiyle çıkan kararla birlikte çalışmalara yeniden başlandı. Sanatçının, CNN Türk'e verdiği röportaj da gün yüzüne çıktı. Neşet Ertaş’ söyleşide, daha önce hakkında yazılmış kitaplar olsa da noterden muvafakat verdiği ve bilgilerini aktardığı tek yazar olan Prof. Dr. Erol Parlak’la şiirlerini, türkülerini yazılan kitapta gelecek nesillere aktarmak istediğini belirtiyor. DİJİTAL SANATLAR YAPIMEVİ:  “HAKLIYDIK KAZANDIK” Dijital Sanatlar Yapımevi’nden mahkeme kararıyla ilgili yapılan açıklamada; “Prof. Dr. Erol Parlak’ın büyük usta, son abdal Neşet Ertaş’ın hayatını anlattığı kitabının tüm haklarını aldık ve kendisinin danışmalığında filmimizin çekimlerine başladık. Çekimler sırasında yaşananlar, söylenenler ve sansür uygulama girişimleri bizleri çok üzdü. Ancak mahkeme kararı haklılığımızı ortaya çıkarttı ve bizler büyük sanatçının anısına sonsuz saygımızla, abdal kültürüne yakışır şekilde, şarkılarıyla türküleriyle filmimizi izleyicilerle buluşturmak üzere gün sayıyoruz. Çünkü kendisinin de televizyon röportajında kitabıyla ilgili olarak belirttiği gibi bizler de gelecek nesillere kendisini filmimiz aracılığıyla anlatmak istiyoruz” dedi. ### İmamoğlu: Sesimiz, savaş isteyenlerin sesini bastırsın Usta sanatçı Fuat Saka’nın bestelediği, müzisyen Vangelis Zografos’un düzenlemesini yaptığı ‘Göç Senfonisi – Karanlık Sular’ adlı eserin dünya prömiyeri İstanbul’da yapıldı. Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda gerçekleşen buluşmayı yaklaşık 5 bin kişi izledi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi Başkanlığınca düzenlenen konserde, göçle birlikte yaşanan savaşlar, yerinden edilme, açlık, yoksulluk, susuzluk gibi travmalar notalara döküldü. Usta müzisyen Fuat Saka'nın Yunan sanatçı Lonna Forti ile barış ve kardeşlik şarkıları söylediği konserde, şef Anastasios Symeonidis yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası da sahne aldı. İstanbul Büyükşehir Belediye  Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun göç ve göçmenlik üzerine konuşma yaptığı konseri, Köln Büyükşehir Belediye Başkanı Henriette Reker de izledi. DÜNYA HEPİMİZE YETECEK KADAR BÜYÜK Prömiyer öncesinde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Dünya, hepimize yetecek kadar büyük. Biz yeter ki barışı, kardeşliği, eşitliği savunalım. Bugün burada olacağı gibi, hep bir ağızdan barış ve kardeşlik türküleri söyleyelim. Sesimiz, savaş isteyenlerin seslerini bastırsın” dedi. ### 750 kişilik Gençlik Orkestrası ilk konserini verdi İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gönüllü Hizmet Vakfı'nın başlattığı, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılında ilkokul, ortaokul ve liselerde okuyan 1150 öğrenciyi enstrümanla tanıştıran “Bin Enstrüman Bin Umut” projesi hedefine ulaştı. 750 kişilik Gençlik Orkestrası, 10 Haziran Cuma günü Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksi'nde ilk konserini gerçekleştirdi. Öğrencilerin sadece eğitim hayatlarında değil, sosyal hayatlarında da başarıyı sağlayabilmeleri için Gönüllü Hizmet Vakfı, 2019 yılında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzalanan protokol gereği çocukları gitar, keman ve diğer müzik aletleriyle buluşturan önemli bir projeye imza attı. Hayatlarında ilk kez bir enstrüman kullanacak ya da maddi yetersizlikler nedeniyle enstrüman alamayan öğrencilerle temas eden "Bin Enstrüman Bin Umut" projesi amacına ulaştı. Pandemi nedeniyle ertelenen ilk konser, 10 Haziran Cuma günü saat 14.00’de Bahçelievler Şehit Mustafa Özel Spor Kompleksi’nde 750 kişilik "Gençlik Orkestrası" adıyla gerçekleşti. YÜKSEK ORANDA KATILIM SAĞLANDI İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı ve Gönüllü Hizmet Vakfı Başkanı İnal Aydınoğlu’nun hazır bulunduğu konsere yüksek oranda katılım sağlandı. Proje kapsamında bakanlığın İstanbul’da tespit ettiği 30’u aşkın ilkokul, ortaokul ve lisede okuyan 1150 öğrenciye, 2019-2020 eğitim ve öğretim yılı sonunda 700 keman, 300 gitar ve 150 farklı müzik aleti teslim edildi. https://www.youtube.com/watch?v=48kCfTT_h2Y "ÖĞRENCİ SAYIMIZI 3 BİNE ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ" Projenin öncüsü Gönüllü Hizmet Vakfı Başkanı İnal Aydınoğlu; “Çok heyecan duyduğumuz bu projeye, 2019-2020 eğitim ve öğretim döneminde bin enstrümanla başladık. Projemiz başarılı yürüyünce sayıyı 1150’ye çıkardık. Amacımız, 2020 yılında öğrencilerimizle ilk konserimizi vermekti. Ancak tüm dünyanın beklemediği pandemi nedeniyle ilk konserimizi 10 Haziran Cuma günü Milli Eğitim Bakanlığı’ndan protokolün katılımıyla gerçekleştirdik. Bu müzik aletlerinin öğrencilerle buluşması için Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul’da 30’u aşkın okul belirledi. Biz bu okullarda okuyan öğrencilere keman, gitar ve az miktarda da farklı müzik aletleri hediye ettik. Şimdi onlar ilk konserlerinde, ulusal ve uluslararası olmak üzere 12 şarkıyı icra edecekler. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur’ sözünden yola çıkarak çocuklarımızı müzik aletleriyle tanıştırmak ve onların bugün bu müzik aletlerini çalan sanatçılara dönüşmeleri muazzam bir mutluluk. Önümüzdeki eğitim ve döneminde öğrenci sayımızı 3 bine çıkarmayı hedefliyoruz” açıklamalarında bulundu. İNAL AYDINOĞLU HAKKINDA İnal Aydınoğlu, Gaziantep doğumlu bir ekonomist ve iş insanıdır. 1978 yılında başladığı gönüllülük yolculuğunda bulduğu coşku, sevinç ve mutluluğu başka insanlarla paylaşma çabası içindedir. Bu amaçla gazete ve dergilerde yazılar yazmakta, televizyon programları yapmakta, kurslar, seminerler, konferanslar vermektedir. Marmara Üniversitesi ve bazı özel üniversitelerde lisans ve yüksek lisans programlarında öğretim görevlisidir. Sevgi Üzerine, Mutluluk Üzerine, Daha İyi Bir Yaşam Üzerine, Yaşama Sevinci Üzerine, Yaşamın Anlamı Üzerine, Kadın Erkek Üzerine, Bilinçli Yaşam Üzerine, Özgür Yaşam Üzerine, Karşılıksız: “Bir Gönüllü Yolculuğu”, İçsel Yaşam Üzerine, Gönüllülük, Sevgi Liderliği-Gönüllülükte Başarı Yolu, Cömertlik, Çocukta ve Gençte Sevgi ve Gönüllülük olmak üzere, İnal Aydınoğlu’nun yayımlanmış 15 kitabı bulunmaktadır. ### Decollage Art Space Haziran Ayında Birçok Etkinlikle Sanatseverlerle Buluşuyor  Decollage Art Space, Haziran ayında farklı disiplinlerden pek çok etkinliği ağırlıyor. “Le Voyage” (Yolculuk) adlı sergisiyle izleyicilerle buluşmaya devam eden Decollage Art Space, bir yandan da seramikten heykele, resimden müziğe uzanan birçok workshop, konuşma, performans ve atölye ile dopdolu bir etkinlik takvimi sunuyor.  PROGRAM: 9 HAZİRAN PERŞEMBE Saat: 14:00  Mekan: Seminer Salonu, 2. Kat  Şampiyonluk Anıtı – Tarihe Yazılan Zaferin Eseri  Y. Mimar ve Heykeltraş Pınar Doğan Öktem  Üst üste üçüncü kez, Avrupa’nın en üst düzey basketbol organizasyonu EuroLeague’de Final Four’a katılma başarısı gösteren Anadolu Efes’in, 2020-2021 sezonunda elde ettiği EuroLeague Şampiyonluğu bir anıtla ölümsüzleşti. Anadolu Efes Spor Kulübü için dünyaca ünlü heykel ustası Tankut Öktem'in atölyesinde, kızı Heykeltraş ve Y. Mimar Pınar Öktem Doğan tarafından yapılan anıt, desteklerini bir an olsun esirgemeyen Anadolu Efes taraftarlarına ithaf edildi.   Eserin varlığı ile Anadolu Efes’in başarı yolculuğu yeni efsanelere dönüşmek üzere geleceğe bırakılıyor. Bahçelievler Belediyesi sınırları içinde bulunan Şampiyonluk Anıtı’nın tasarım ve yapım süreci ile heykel sanatı içinde değerlendirmesini görsel bir sunum eşliğinde Y. Mimar ve Heykeltraş Pınar Doğan Öktem’den dinleyeceğimiz etkinliğe davetlisiniz.  11 HAZİRAN CUMARTESİ Saat: 14:00  Mekan: Performans Salonu, -1. Kat  İlyun Bürkev  Piyano Resitali ve Söyleşi  13 yaşındaki İlyun Bürkev’in başarılı kariyeri, piyano resitali eşliğinde Decollage Art Space ev sahipliğinde sanatseverlerle buluşuyor. İlyun Bürkev, 4 yaşında başladığı piyano eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuarı’nda Prof. Burcu Aktaş Urgun, Devlet Sanatçısı Sayın Gülsin Onay ve Salzburg Mozarteum Üniversitesi’nde Prof. Pavel Gililov ile devam etmektedir.  Katıldığı birçok uluslararası piyano yarışmasında 1’incilik dereceleri olan İlyun Bürkev, Nisan 2021’de katıldığı Chopin Uluslararası piyano yarışmasında aldığı 1’incilik ödülünün yanı sıra, en iyi Chopin Yorum Ödülü, En İyi Ulusal Besteci Performans Ödülü, CAKA Müzik Yarışması’nda 1’incilik ve CAKA Yıldızı Ödülü’nü aldı.  14 HAZİRAN SALI Saat: 21:00  Mekan: Decollage Art Space 2. Kat  Neden Caz? “Caz Özgürlüktür”  Dr. Hakan Rauf Tüfekçi  NTV Radyo Cazın Büyüsü programı yapımcısı, Tıp Doktoru ve Romatizmal Hastalıklar Uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi eşliğinde gerçekleşecek Neden Caz? “Caz Özgürlüktür” adlı seminer, özel caz müzikleri eşliğinde Decollage Art Space’de sanatseverlerle buluşuyor. Cazı çalanlar, söyleyenler, dinleyenler ve yazarları mercek altına alıyor.  “Caz benim için bir dünya görüşü, duruş biçimi" diyen Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, NTV Radyo'daki programı "Cazın Büyüsü"nde yeni çıkan albümlerden, özellikle İtalya, Fransa, İspanya'dan topladıklarından seçtikleriyle çıkıyor yayına. Bazen unutulan caz müzisyenleri ya da unutulmuş şarkıları çalıyor, anlatıyor.  17 HAZİRAN CUMA Saat: 21:00  Mekan: Decollage Art Space, Performans Salonu, -1. Kat  Murat Evgin - Oldies Konser Show  Şarkıları ve dizi müzikleriyle 40’tan fazla ülkede sevilen Murat Evgin, “Murat Evgin - Oldies Konser Show” ile Decollage Art Space’de müzikseverlerle buluşuyor. Sanatçı, Beatles’dan Elvis’e, Barış Manço’dan Sezen Aksu’ya müzik tarihinde iz bırakan birçok ismin şarkılarını esprili anılar ve hikâyelerle buluşturup “Murat Evgin - Oldies Show” konserinde sahneye taşıyor.  Murat Evgin’e, piyanoda uzun yıllar Barış Manço ve Cem Karaca ile çalışmış, ülkemizin önemli müzisyenlerinden Eser Taşkıran ve kemanda Ece Naz Özonar eşlik ediyor.  Ayrıca; Rana ve Seher, bu cumartesi ve her cumartesi Vkoffee’de sizlerle buluşuyor!  Vkoffee’de dilediğiniz içecek eşliğinde Rana ve Seher’in caz standartları ve İngilizce/Türkçe pop canlı performanslarını keyifle dinleyebilirsiniz.  Decollage Art Space birbirinden yaratıcı, etkileşime ve deneyime açık etkinliklerle ziyaretçileriyle buluşmaya devam edecek. Sosyal medya hesaplarını takipte kalın.   Detaylı bilgi almak ve atölyelere katılmak için: +90 (532) 363 09 89  Detaylı bilgi ve söyleşi talepleri için lütfen iletişime geçiniz:  Burcu Dimili  burcudimili@gmail.com +90 (554) 458 33 13  Ziyaret Saatleri:  Her gün: 12:00 – 19:00  Adres:  Suadiye Mahallesi, Müzeyyen Sokak, No:4/1, 34740, Kadıköy/İstanbul  İletişim:  +90 (532) 363 09 89  info@decollageartspace.com   www.decollageartspace.com https://www.instagram.com/decollageartspace/ Ulaşım:  Marmaray ulaşımı için Suadiye İstasyonu’nu, İETT ulaşımı için ise Tan Sokak Otobüs Durağı’nı  kullanabilirsiniz. Araçla gelenler için Decollage Art Space önünde İSPARK park imkânı bulunmaktadır. ### ‘’İFADE BİÇİMLERİ’’ sergisi sanatseverlerle buluşuyor! Renklerin dünyasına dalmaya hazır mıyız? Düşüncelerin kavramlarla birleştiği sergi sizlerle… Little Art Cihangir "İfade Biçimleri’’ isimli karma sergi 4 Haziran – 29 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Orhan Çelik’in küratörlüğünde gerçekleşen sergide farklı disiplinlerden beş sanatçı yer alıyor. Sergide yer alan sanatçılar aynı disiplin üzerinden farklı yöntemlerle, tavırlarla ve malzemelerle ifadeleri biçime dönüştürerek izleyiciye sunuyor. Düşünceler kavramlarla beraber ifadesel biçimlere dönüşerek seyircinin farklı bakış açıları geliştirmesine ve yeni kavramların doğmasına bu sergi ile var oluyor… Beyza Boynudelik günümüz kent bireyini eserlerine yansıtırken, Orhan Çelik Şapka Devrimi ismini verdiği resimleriyle tarihsel bir olguyu yüzeye figür/biçim olarak indirgiyor. Oyuncu Eva Dedova soyut resimlerini ilk kez İfade Biçimleri sergisinde seyirciye sunarken, Sefa Çatuk tuval üzerine yağlıboya tekniği ile yaptığı işleriyle sergide yer alıyor. Dedova oyunculuğunun verdiği duygu ile zihnini boyalarla tuvallere işliyor. Çatuk’un ise sanatının çıkış noktası; zorunlulukların boyunduruğundaki birey ve onun çevresinde gelişen toplumsal ritüellerin ürettiği anlamlar olarak izleyici karşısına çıkıyor. Serginin diğer bir sanatçısı ise Can Sarıçoban. Sarıçoban ‘Deranged’, ‘Newwave’ ve ‘Black Star’ isimli serileriyle sergide yer alıyor. Sanatçı Black Star serisinde: üç ana renk filtre ile art arda çektiği fotoğrafları bir araya getirerek; kendi içlerinde net olan, ancak üst üste bindiklerinde flu bir yapıyı ortaya çıkaran eserleriyle, birlikte var olabilen ya da birlikte yok olacak olan doğa ve insanın sorunlu ve zaruri ilişkisini incelerken; Deranged serisinde : kelime anlamı olarak karmaşayı, karışmışlığı, dengesizliği, stabil olmamayı, bozukluğu ve hatta deliliği; Newwave serisinde ise: post-modern imgeler kullanarak mahrem hayat karelerini işlerken, yeni normal ve sansür üzerine de çeşitli sorular soruyor. Sergi 29 Haziran’a kadar Pazar günleri saat 14:00 – 20:00 arası izleyiciye açıkken diğer günler randevu alınarak ziyaret edilecek. ### Türkiye’nin Dünyaya Hediyesi GLOBAL WELLNESS DAY Türkiye’de doğup tüm dünyayı etkisi altına alan Global Wellness Day, bu yıl #MagentaDüşün teması ile dünyada on binlerce farklı noktada milyonlarca insan tarafından eş zamanlı olarak, sadece ücretsiz etkinliklerle kutlanacak. İstanbul, Türkiye – 11 Haziran 2022, Cumartesi günü on birincisi düzenlenecek olan Global Wellness Day (GWD), 2020'de dünyada bir ilki gerçekleştirerek, çok başarılı bir akış ile 24 Saatlik Ücretsiz Canlı Yayın Kutlama ve 2021'de 12 Saatlik Ücretsiz Canlı Yayın Kutlamasının ardından, bu yıl dünya genelinde #MagentaDüşün (#ThinkMagenta) teması ile yüz yüze etkinliklerle kutlanacak. GÜNDELİK HAYAT RENK KATMAK İÇİN Bu yıl 130 Global Wellness Day elçisi, ana destekçisi, danışmanı ve gönüllüleri olarak, insanların düşüncelerini olumlu yönde değiştirmek ve gündelik hayatlarına renk katmak için çalışacaklar. TÜM YAŞAMIMIZI DEĞİŞTİREBİLİR On bir yıl önce Türkiye'de tek bir destinasyon spa’da yapılan bir kutlamadan, uluslararası otel/spa zincirleri, fitness merkezleri, yoga stüdyoları, dernekler, vakıflar, hastaneler, okullar, yaşlı evleri gibi dünya çapında on binlerce lokasyondaki etkinliklere kadar büyüyen Global Wellness Day, toplumları “Bir gün, tüm yaşamınızı değiştirebilir!” sloganı ile kucaklıyor. Global Wellness Day Kurucusu Belgin Aksoy, basit ve küçük iyiliklerle topluma geri vermenin yanı sıra, ruh sağlığının önemini de içeren sağlıklı yaşamın değeri hakkında insanları eğitmenin önemine odaklanmaktan da asla vazgeçmiyor. 3 SAATLİK CANLI YAYIN KUTLAMASI Bu yıl dünyadaki yüz yüze kutlamaların yanı sıra, Sahibinden.com ve Zurich Sigorta’nın destekleri ile düzenlenecek olan, 3 saatlik canlı yayın kutlamasında dünyanın dört bir yanından ünlü sağlık uzmanları, sanatçılar ve sporcular yer alacak. Vegan Şef - Matthew Kenney, Ödüllü Görüntü Yönetmeni ve Moving Art’ın Kurucusu – Louie Schwartzberg, Hayırsever, Rancho la Puerta'nın Kurucusu ve "İyi Yaşamın Babanesi" olarak tanınan, 100 yaşındaki – Deborah Szekely, New York Times'ın en çok satan yazarı, Solluna’nın Kurucusu ve bütünsel İyi Yaşam Uzmanı – Kimberly Snyder, Uluslararası İyi Yaşam ve Yoga Danışmanı - Andrew Sealy, Yeni Zelanda’dan Te Kapahaka o Te Wharekura o Hoani Waititi Marae dans grubu, Global Wellness Institute ve Global Wellness Summit’in Başkanı ve CEO'su – Susie Ellis, İyi Yaşam Öncüsü Six Senses & Raison d’Etre - Anna Bjurstam, Mandarin Oriental Hotel Group’un Spa & Wellness Grup Direktörü - Jeremy McCarthy, gibi isimlerin yanı sıra Dünya Rekortmeni ve Wingsuit Flier, B.A.S.E Jumper – Cengiz Koçak ve Profesyonel Yamaç Paraşütü Pilotu ve Wingsuit Flier, B.A.S.E Jumper - Ferdi Toy nefes kesen bir “Gökyüzünde Paraşüt Değiştirme” performansı gerçekleştirecek. Alanında uzman daha birçok konuşmacının yer alacağı kutlama Global Wellness Day'in YouTube kanalında ve Facebook Sayfasından takip edilebilecek. İYİ YAŞAM HEPİMİZİN TEMEL HAKKI Bu yıl GWD’yi kutlayan yeni ülkeler arasında Senegal, Çek Cumhuriyeti, Cezayir, Ürdün, Gine-Bissau ve Zambiya bulunuyor. Bu yıl düzenlenen tüm yüz yüze ve dijital etkinlikler üç ana niteliğe sahip olmaya devam ediyor: eğitici, ticari olmayan ve ücretsiz – çünkü Aksoy’un en motive edici inancı, “iyi yaşamın bir lüks değil, bir gereklilik ve hepimizin temel hakkı olduğu” mesajını yaymak. 350 MİLYONDAN FAZLA İNSANA ULAŞTI Şimdiye dek tüm dünyada 350 milyondan fazla kişiye ulaşan GWD, hem bedensel hem de ruhsal olarak daha iyi olmayı hedefliyor. Bireyleri ve toplumu, “iyi yaşam” konusunda bilinçlendirmek için herkesi tüm dünyayla aynı günde, 11 Haziran’da “daha iyi bir yaşam için evet” demeye davet ediyor ### Versus Art Project Photo Basel’de! Versus Art Project, 14-19 Haziran tarihleri arasında İsviçre'nin fotoğraf temelli sanata adanmış ilk ve tek uluslararası sanat fuarı Photo Basel’de uluslararası sanat dünyasıyla buluşuyor. Şimdiye dek Türkiye’den bir galerinin yer almadığı fuarda bu sene de Türkiye’den katılan tek galeri olarak Versus Art Project bulunuyor. Versus Art Project, temsil ettiği sanatçılardan Ege Kanar, Metehan Özcan, Selim Süme, Yusuf Murat Şen ve Serkan Taycan’ın eserlerinden oluşan bir seçki ile fuara katılıyor. Yaklaşık 40 uluslararası galerinin yer aldığı yedinci edisyonuyla sanatseverlerin karşısına çıkacak Photo Basel’de, toplam 130 sanatçının 550 fotoğrafı sergilenecek. Art Basel ile eş zamanlı gerçekleşecek fuarın sanat yönetmenliğini yazar ve küratör Sonia Voss üstleniyor. 12 - 15 MAYIS TARİHLERİ ARASINDA... Versus Art Project’in programında bu yaz da yoğun bir fuar gündemi yer alıyor. 12-15 Mayıs tarihleri arasında Londra’nın fotoğraf odaklı tek sanat fuarı olan Photo London’daEge Kanar, Yusuf Murat Şen, Larissa Araz’ı temsil eden galeri, Ağustos ayında ise Kopenhag’ta gerçekleşen Enter Art Fair’ealtıncı kez katılarak uluslararası sanat dünyası ile buluşmaya devam edecek. ### Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde muhteşem Rufat İsmayil defilesi Beyonce, Ashanti, Lil Kim gibi dünyaca ünlü yıldızların tasarımcısı olan dünyaca ünlü Azeri Türk modacı Rufat İsmayil, New York ve Paris Fashion Week'te yaptığı başarılı defilelerin ardından, Azerbaycan Devlet Müzesi'nde korunan ve sergilenen kültür mirası tarihi halılardan ilham aldığı “Sumakh” haute couture ve günlük giyim koleksiyonunu, "Modanın En Büyük Günü” olarak işaret edilen defilesiyle Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde tanıttı. HAYDAR ALİYEV KÜLTÜR MERKEZİ'NDE BİR İLKE İMZA ATILDI Ünlü mimar Zaha Hadid'in konsept tasarımını yaptığı ve 205 milyon Euro’ya mal olan Haydar Aliyev Kültür Merkezi, Rufat İsmayil defilesi için açılarak bir ilke imza atıldı. Ünlü Azerbaycan tarihi halılarının zengin motif ve renkleriyle, her bir deseninin eşsizliğinin yansıması olan “Sumakh” koleksiyonunun tanıtımında, 20 model ile birlikte ünlü top model Günay Musayeva da Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nde podyuma çıktı. 1 TONLUK BRONZ HEYKELİN ÖNÜNDE PODYUMA ÇIKTILAR Katılımın büyük olduğu ve ayakta alkışlanan defilede modeller, dünyaca ünlü heykeltıraş Jorge Marín imzalı milyonluk, 1 ton ağırlığındaki bronzdan yapılmış heykelin önünde podyuma çıktılar. Ağırlıklı kahverengi, siyah, kırmızı, krem, mavi renklerinden oluşan, Azerbaycan Devlet Müzesi'nde korunan ve sergilenen kültür mirası halılarından ilham alınan, “Sumakh” adının verildiği koleksiyon; 17 haute couture, 28 parça affordable luxury olmak üzere 45 parçadan oluşuyor. GEÇMİŞİN MOTİFLERİ YENİDEN DOKUMA TEZGAHLARINDA "Sumakh" koleksiyonundan seçilen 5 özel haute couture elbisenin motiflerinden ilham alınarak yeniden dokunan 5 halı, “Azerkhalca by Rufat İsmayil” adının verildiği halı koleksiyonu olarak günümüze uyarlandı. Özel kurulan halı atölyesinde 20 kadın tarafından halı dokuma tezgahında el işçiliğiyle dokunan halılar ve onlara hayat veren 5 elbise, Haydar Aliyev Kültür Merkezi'nin müze bölümünde sergilenerek bir ilke imza atıldı. Bu özel sergiye, Azerbaycan halkı büyük ilgi gösterdi. ### Deniz ve Ötesi sergisi Rahmi M. Koç Müzesi'nde Açıldı! 'Deniz' kelimesi kulağa değdiği an huzur dolar insanın içi. Bir de bu hissin sanatla birleştiğini düşünün. Sizi ne denli özgür kılacak; hissettiniz mi? İtalyan ressam Lorenzo Mariotti’nin “Deniz ve Ötesi” isimli kişisel sergisi, Rahmi M. Koç Müzesi’nde açıldı. Denizcilik konusundaki uzmanlığını tablolara yansıtan Mariotti’nin 33 yağlı boya eserinden oluşan Tofaş ana sponsorluğundaki sergi, denize ait her şeyi günlük yaşamdan enstantaneler ile sunarak, sanatseverleri farklı bir bakış açısı yakalamaya davet ediyor Türkiye’nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, İtalyan ressam Lorenzo Mariotti’nin “Deniz ve Ötesi” sergisine ev sahipliği yapıyor. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş yelpazede üretim yapan sanatçı, 33 yağlı boya eserden oluşan sergi ile deniz tutkunlarını farklı deneyimlere ortak ediyor. Denizcilik konusundaki uzmanlığını İtalyan Deniz Kuvvetleri’ne ait efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci’de bölüm başkanı olarak görev yaptığı yıllarda edinen Mariotti’nin eserlerinde tarihi fırkateynler, gemilerin yanı sıra bir tayfanın ellerine doladığı halattan açıktaki savaş gemisine bir kayıktan meraklı gözlerle bakan çocuklara kadar denize dair her şey yer buluyor. Mariotti’nin incelikle işlediği tablolara, İtalya’nın tarihi bölgelerindeki heykel ve yapılara denizi simgeleyen objelerin kattığı güzellik de günlük hayattan enstantaneler ile yansıyor. Tofaş’ın ana sponsorluğundaki sergi, Organik Holding ve Sacmi tarafından da destekleniyor. Sergi 7 Haziran’da Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen davetle açıldı. "DENİZ, İNSAN VE HAYAT BİRBİRLERİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ" Rahmi M. Koç Müzesi Genel Müdürü Mine Sofuoğlu, sergiyle ilişkin “Rahmi M. Koç Müzeleri olarak çok geniş bir denizcilik koleksiyonuna sahibiz. Müzemizin ana bölümlerinden Hasköy Tersanesi’nde sergilenen gerçek boyutta tekne ve yatlar, sandallar, gemi donatım objeleri, gemi makinelerinden oluşan değerli bir koleksiyon yer alıyor. Dünyayı dolaşmış iki yelkenliye, Fenerbahçe Vapuru’ndan Uluçalireis Denizaltısı’na, Gonca ve Ysolt gibi birbirinden kıymetli buharlı teknelere, sayın Lorenzo Mariotti’nin de tabloya yansıttığı ve HMS Hood’un Amiral Teknesi ‘Maid of Honour’a kadar uzanan çok mühim bir mirasa ev sahipliği yapıyoruz. Mustafa V. Koç Binamızda sergilenen seçkin gemi modelleri ise denizcilik koleksiyonumuzun bir diğer önemli parçasını oluşturuyor. Bir deniz tutkunu olan kurucumuz sayın Rahmi M. Koç’un kişisel koleksiyonunun yanı sıra çok değerli bağışçılarımızın katkıları ile denizcilik tarihine ışık tutuyor, denizcilik kültürünün gelecek nesillere aktarılması için çabalıyoruz. Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde denizciliğin gelişmesi için, bir müze olarak, üzerimize düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu çerçevede sayın Lorenzo Mariotti’nin denizin ötesine taşan, günlük yaşamdan enstantaneleri de ustalıkla yansıttığı eserlerin, ziyaretçilerimiz tarafından büyük ilgiyle karşılanacağına inanıyorum” dedi. Davette konuşan Lorenzo Mariotti de eserlerini Türkiye’de ilk kez sanatseverler ile buluşturan Rahmi M. Koç Müzesi’ne teşekkür etti. Mariotti, sergide yer alan eserlerinin kendisinin tutkularını yansıtan üç ana konuda toplandığını ve bunların “denizcilik, mimari ve botanik” olduğunu belirtti. Mariotti, “Bugün burada olmaktan çok mutluluk verici. İstanbul benim için olağanüstü ve eşsiz bir şehir. 1998 yılında İtalyan Donanması’na ait Amerigo Vespucci gemisinde görev yaparken geldiğim İstanbul’da ikinci kez bulunduğum için çok şanslıyım. HMS Hood’un Amiral Teknesi ‘Maid of Honour’ sayesinde de sayın Rahmi M. Koç ve bu eşsiz müzeyle tanıştım. Müzede sergilenen Maid of Honour’ın bir tablosunu yapmış ve sayın Koç’a armağan etmiştim. Sayın Koç’un burada bir sergi açmam konusundaki daveti beni çok heyecanlandırmıştı. Pandemi nedeniyle iki ertelemek zorunda kaldık ama nihayet bir aradayız. Denizcilik konusunda bu denli zengin bir koleksiyonu barındıran Rahmi M. Koç Müzesi’nde denize ve resme tutkun bir olarak eserlerimin sergilenmesinden büyük mutluluk duyuyorum” dedi. “Deniz ve Ötesi” sergisi, 11 Eylül 2022’ye kadar ziyaret edilebilecek. LORENZO MARİOTTİ KİMDİR? Roma’da doğan Lorenzo Mariotti, Klasik Antik Çağ eğitiminin ardından inşaat mühendisliği alanında doktora yaptı. İtalyan Deniz Kuvvetleri’ne ait efsanevi eğitim gemisi Amerigo Vespucci’de bölüm başkanı olarak görev yapan Mariotti’nin her daim büyük merak duyduğu resimle yolu ise Maria Luisa Iannetti ile tesadüf eseri tanışmasıyla kesişti. Birçok karma sergide yer alan sanatçı, ilk kişisel sergisini 2009 yılında açtı. Mimariden manzaraya, natürmorttan portreye kadar geniş bir yelpazede üretim yapan sanatçı, ahşap veya tuval üzerinde yağlı boya ve sulu boya çalışıyor. ### Seyahat dergisi Global Traveler'dan İstanbul Havalimanı'na iki ödül! İstanbul Havalimanı, ABD merkezli seyahat dergisi Global Traveler tarafından "En İyi Aktarma Havalimanı" ve "En İyi Aile Dostu Uluslararası Havalimanı" ödüllerine layık görüldü. İstanbul Havalimanı İşletmecisi İGA'dan yapılan açıklamaya göre, Global Traveler, bu yıl 10'uncu kez gerçekleştirdiği "2022 Leisure Lifestyle Awards"ta İstanbul Havalimanı'nı "En İyi Aktarma Havalimanı", bu sene 5'inci kez düzenlediği "2022 Wherever Awards"ta ise "En İyi Aile Dostu Uluslararası Havalimanı" ödüllerine layık gördü. Global Traveler'ın her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği anket kapsamında okuyucular deneyimleri çerçevesinde seyahatle ilgili hizmetleri, destinasyonları, otelleri, havayollarını ve gemi seyahatlerini oylarken, sonuçlar da dünyanın en iyilerini belirledi. İstanbul Havalimanı'nı "En İyi Aktarma Havalimanı" alanında dünyanın en işlek havalimanlarından biri olan Miami Uluslararası Havalimanı ve dünyanın en iyi havalimanları arasında gösterilen Singapur Changi Havalimanı takip etti. New York'ta düzenlenen törende her iki ödülü de İGA Kurumsal İletişim Direktörü Gökhan Şengül teslim aldı. Açıklamada törendeki konuşmasına yer verilen Şengül, İGA İstanbul Havalimanı olarak yolculara "sihirli bir yolculuk" vaadiyle yola çıktıklarını anlatarak, şunları kaydetti: "İnşaat aşamasından itibaren tüm planlarımız İGA İstanbul Havalimanı'nı herkes için erişilebilir, çocuk ve aile dostu, yaş dostu, teknolojiyle donanmış, sürdürülebilirliğe katkı sunacak hale getirmek içindi. Ve bugün geldiğimiz noktada dünyada saygın bir dergi tarafından 'Aile Dostu Havalimanı' olarak takdir kazanıyor olmak bizlere gurur veriyor ve bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. 'En İyi Aktarma Havalimanı' ödülü ise bölgenin en önemli küresel aktarma merkezi olan konumumuzu daha da güçlendiriyor. Bu iki değerli ödül için Global Traveler okuyucularına teşekkür ediyorum. 2019’da henüz ilk yıllarımızda Global Traveler okuyucuları Leisure Lifestyle ödüllerinin 'Üstün Yenilik' kategorisinde bizi 'Özel Başarı Ödülü'ne layık görmüştü. O günkü beğeni ve güvenlerinin bugün artarak karşılık buluyor olmasından mutluluk duyuyoruz." ### 7. Kısa'dan Hisse Kısa Film Festivali'ne başvurular başladı! Genç Öncüler Gençlik ve Spor Derneği tarafından 6 yıldır "Kısa'dan Hisse Kısa Film Günleri" adıyla düzenlenen sinema etkinliği, bu yıl 7-12 Kasım tarihlerinde festival olarak sinemaseverlerle buluşacak. Beyoğlu Akademi'de düzenlenen basın toplantısında, özgün ve özgür kısa filmleri sinemaseverlerle buluşturarak, genç yeteneklerin sinema sektörüne kazandırılmasının amaçlandığı etkinliğe ilişkin bilgi verildi. Festival direktörü Aşkın Özcan, buradaki konuşmasında, düzenledikleri kültür sanat etkinlikleriyle toplumun, özellikle de gençliğin ruhsal ve sanatsal gelişimine katkı sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Özcan, "Sinema kültürünü toplumun geneline yaymak, gençlerin çağımızın dili olan görselliğin sanat formu olan sinema aracılığıyla kendilerini ifade etmelerini teşvik etmek ve gençlerimizin sinema konusundaki yeteneklerini keşfetmelerini sağlamak gibi birçok hedef doğrultusunda çalışmalar gerçekleştiriyoruz." dedi. Etkinliği her yıl yeniliklerle zenginleştirerek yola devam etmek istediklerini dile getiren Özcan, şunları ifade etti: "Danışma kurulunda bu sene Abdülhamit Güler, Cevat Özkaya, Samet Karagöz ve Gülcan Tezcan yer alıyor. Sağ olsunlar özellikle festivalimizin çatısını inşa etme anlamında çok ciddi katkıları ve emekleri oldu. Festivalde dolu dolu bir etkinlik takviminin inşa edilmesinde bizlere yardımcı olacaklar." "FESTİVAL OLMA NİYETİ GAYRETİ VE CESARETİ ÖNEMLİ” Yönetmen Abdülhamit Güler, "6 sene sonra festival olma niyeti, gayreti ve cesareti önemli. Tabii tam bu zaman zarfında danışma kurulunda yer almak da ayrı bir mesuliyet. Önemli bir aşamada, önemsediğimiz bir organizasyonda olmak mutluluk verici." diye konuştu. Güler, programda film gösterimleri ve yarışmanın yanı sıra farklı etkinliklerin de yer alacağını dile getirdi. Yarışma ödülleri ve verilen desteklerin artırıldığına işaret eden Güler, "Bir festivali bir yarışmadan ya da film günlerinden ayıran önemli nokta yapım desteğidir." ifadesini kullandı. Festivalin ön değerlendirme jürisinde yer alan sinema yazarı Döndü Toker de sinemanın hem teorik hem de yapım ve çekim gibi pratik kısmıyla ilgilendiğini belirterek, "Sadece teoride kalmış bir sinema ya da sadece teorik olarak tartışılan bir sinemanın sinemacıları anlamakta ya da onlar için bir şey yapmakta yeterli olacağını düşünmüyorum. Sahada bir şekilde gözlenmesi ya da pratik edilmesi gerekiyor." dedi. Toker, sinemacıların emek verdikleri filmlerini jüriye emanet ettiklerini, bu nedenle ön jüride yer almanın sorumluluğunu hissettiğini ve bütün ekibin bu heyecanı taşıdığını ifade etti. BAŞVURULAR FİLM FREEWAY’DEN YAPILACAK 7. Kısa'dan Hisse Kısa Film Festivali'ne başvurular, bugünden başlayarak 30 Eylül'e kadar "www.filmfreeway.com" adresinden yapılabilecek. Festivalin İstanbullular için daha ulaşılabilir olması amacıyla gösterimler bu yıl hem Avrupa hem de Anadolu yakasında eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Engelli bireyler için erişilebilir özel gösterimlerin de yapılacağı festival kapsamında filmler, ayrıntılı alt yazı ve sesli betimlemeyle sinemaseverlerin beğenisine sunulacak. Festivalde, sinemada dijital dönüşüm, sinema tarihi ve sinema eleştirmenliği konulu panellerin yanı sıra sinemaya dair çeşitli workshop, masterclass ve usta-çırak buluşmaları düzenlenecek. Festivalin ön değerlendirme jürisinde sinema yazarı Döndü Toker, yönetmen Ömer Dişbudak, gazeteci ve yönetmen Ali Demirtaş ile yönetmen Muhammed Furkan Daşbilek yer alıyor. FİLMLER 5 KATEGORİDE YARIŞACAK Bu yıl yarışmaya katılacak filmler, "Kurmaca", "Belgesel", "Animasyon", "Deneysel" ve "Lise" olmak üzere 5 kategoride değerlendirilecek. "Kurmaca", "Belgesel" ve "Animasyon" kategorilerindeki en iyi filmler için 10 bin lira, "Deneysel" kategorisindeki en iyi film için ise 5 bin lira ödül verilecek. "Lise" kategorisinin en iyi filmine 5 bin lira ve ilk 3 filme Online Sinema Eğitimi (OSE) Ödülü verilecek. Bir usta sinemacı anısına verilen Genç Öncüler Özel Ödülü'nün sahibine ise 5 bin lira ödül takdim edilecek. Kısa Film Yapım Desteği Ödülü olarak başvuran projeler arasından jürinin seçeceği senaryoya da OSE tarafından 20 bin lira yapım desteği sağlanacak. Ödüller, 12 Kasım'da düzenlenecek törende sahiplerini bulacak. ### Şair ve yazar Cahit Zarifoğlu kabri başında anıldı! Kaleminden dökülen dizelerin kanatlanıp ruhlara uçtuğu şair Zarifoğlu’nun vefatının 35. yıl dönümü bugün. Şair ve yazar Cahit Zarifoğlu, vefatının 35. yıl dönümünde kabri başında Kur'an-ı Kerim tilaveti ve dualarla yad edildi. Üsküdar Belediyesi ve Üsküdar Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Küplüce Mezarlığı'nda düzenlenen programda konuşan yazar Osman Koca, Cahit Zarifoğlu'nun çok yönlü bir kişilik olduğunu söyledi. Zarifoğlu'nu sadece bir şair olarak düşünmenin büyük bir yanılsama olacağını ifade eden Koca, "Cahit Zarifoğlu güçlü şiirinin yanı sıra özellikle düz yazı ve çocuk edebiyatı alanında ürettiği eserlerle de örneğine az rastlanır bir düşünce insanıdır." dedi. Yazar Furkan Çalışkan da Zarifoğlu'nun hayatında önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, "Şiirle, babamın dolabında bulduğum 'Mavera' dergisi aracılığıyla tanıştım. Cahit Zarifoğlu, hayatımın seyrini değiştiren insandır. Bunca zaman geçtikten sonra anladım ki ülkemizin derin imgesi Cahit Zarifoğlu, eserlerinde kendisini gösteriyor. Çünkü onun tüketilebilir bir imgesi yok, her okumanızda farklı anlamlar kazanan bir değere sahip. Eserleri her çağda, her zaman ve her nesilde karşılık buluyor." diye konuştu. Anma programında Küplüce Cahit Zarifoğlu İlkokulu öğrencileri tarafından Zarifoğlu'nun şiirleri seslendirildi, usta şairin torunu Melike Hüma Koç da dedesi için yazdığı şiiri okudu. Programa Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Sinan Aydın, edebiyatçılar Müstakim Haksal, Nurettin Durman, Şakir Kurtulmuş, Ali Kemal Temizer ile Asım Gültekin Gençlik Merkezi öğrencilerinin yanı sıra Cahit Zarifoğlu'nun ailesi, dostları ve sevenleri katıldı. ### '50. İstanbul Müzik Festivali' başladı! Notaların gönüllere işleneceği günler geldi. Sizlerin ruhunu alıp başka diyarlara götürecek bir festival kapılarınızı çalıyor. Festival kapsamında, 24 Haziran'a kadar Türkiye ve yurt dışından 65’in üzerinde solist, topluluk ve orkestra sahne alacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen "50. İstanbul Müzik Festivali", "İstanbul" temasıyla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla, Borusan Holding sponsorluğunda gerçekleşen festivalin açılış töreni ve konseri, çok sayıda sanatseverin katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde yapıldı. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, İKSV tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı adına sunulan plaketi aldıktan sonra yaptığı konuşmada, "Aslında buraya kendi plaketimizle gelmeliydik. İKSV'ye ödülü biz vermeliydik. Belki alkışlarınızla desteklersiniz. Sanatın farklı disiplinlerinde, 50 yıldır Kültür Bakanlığının asli işine destek veriyorsunuz. Sağ olun, var olun." dedi. Beyoğlu Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde bir festival yapmak istediğinde, kapısını ilk çaldığı kişinin merhum Şakir Eczacıbaşı olduğunu kaydeden Demircan, Bülent Eczacıbaşı ve Görgün Taner'in sanata her zaman destek verdiğini vurguladı. İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı da devam eden Beyoğlu Kültür Yolu festivaline işaret ederek, "Atatürk Kültür Merkezi'nde yapacağımız konserlerle bir parçası olduğumuz Beyoğlu Kültür Yolu etkinliğine başarılar diliyorum. Nejat Eczacıbaşı, İstanbul Festivali için hazırlıklara başladığında, aralarında festival sponsorumuz Borusan Holding'in kurucusu Asım Kocabıyık'ın da bulunduğu iş insanları ve sanat dünyasından isimlerle yola çıkmıştı." diye konuştu. Vakfın ilk kez 1973'te İstanbul Festivali'ni düzenlediğini kaydeden Eczacıbaşı, şunları aktardı: "1973'teki ilk İstanbul Festivali, sanatseverler için dünyaya açılan bir pencereydi. Festivalde uluslararası arenadan birçok önemli sanatçı ve topluluk konser vermiş, gösteriler yapmıştı. O zamanların en büyük yıldızları, Türkiye’nin gururu olan genç müzisyenlerle aynı sahnede buluşmuştu. Festival henüz ilk yılında dünya prömiyerlerine, özel projelere ev sahipliği yapmıştı. İlk festivalde oluşturduğu bu çizgiyi güçlendirerek sürdüren İKSV, geçtiğimiz 50 yıl boyunca dünyanın dört bir yanından klasik müziğin önde gelen isimlerini İstanbul Müzik Festivali’nde bir araya getirdi. Genç yeteneklere alan açtı, kariyer gelişimleri için olanaklar yarattı." Bülent Eczacıbaşı , festivalin 50 yıldır kesintisiz ve her koşulda izleyiciyle buluştuğunun altını çizerek, "(Festival) Eser siparişleriyle dünya kültür birikimine katkıda bulundu. Sanatçılar için deneyim paylaşımı imkanı yarattı. 50 yıl boyunca saygın konumunu korurken aynı zamanda sürekli olarak kendini yeniledi, yenilikçi, yaratıcı programlar sundu. İzleyicilerine yeni keşifler yapmanın zevkini yaşattı. Duygu ve düşünce dünyamızı derinleştirdi. Festivalimiz başarılarıyla ve topladığı övgülerle bize gurur verirken, biz de bu gururu izleyicimizle, sanatçılarla ve katkılarıyla festivalimizin sürekliliğini sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarla paylaştık." Festivale 50 yıldır destek veren Kültür ve Turizm Bakanlığı ile festival sponsorlarına teşekkür eden Eczacıbaşı, "İstanbul müzik festivalinin bugünlere gelmesinde büyük emeği olan tüm festival direktörlerine ve İKSV ekip üyelerine teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. “FESTİVAL, GELİŞİMİNE KATKI SAĞLADIĞI BİR MÜZİSYENİ ÖDÜLLENDİRDİ” Törende festivalin bu yılki "Onur Ödülü"nü alan besteci ve eğitimci Özkan Manav ise ödülün salgın döneminin sürprizlerinden biri olduğunu belirterek, "Ödüller için çalışmıyoruz hiçbirimiz. Ödüller aklımızın bir köşesinden bile geçmiyor. Ses tarlalarımızı ekip, biçiyoruz. Öğrencilerimizle geçirdiğimiz zamanlar bizler için de çok özel ve değerli bir yaşantı. Ödüller için çalışmıyoruz ama takdir edilmek güzel bir duygu." değerlendirmesinde bulundu. Manav, çalışmalarını ödüle değer bulan İKSV'ye teşekkür ederek, şöyle devam etti: "İstanbul Müzik Festivali 50 yaşında. Ben 55 yaşındayım. 45 yıllık bir müzik festivali dinleyicisi ve izleyicisiyim. Müzik Festivali, gelişimine katkı sağladığı bir müzisyeni ödüllendiriyor böylece. Bilgi özgürlüktür. İstanbul Müzik Festivali ufuk çizgimizi ileriye taşımış, hayalimizi kışkırtmış, bizleri özgürleştirmiştir." Törende İstanbul Müzik Festivali’ne desteklerinden dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Kadıköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Oltulu’ya plaket takdim edildi. Borusan Holding, İş Sanat, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Borusan Sanat, Türkiye İş Bankası, Mercedes-Benz Otomotiv, Tekfen Vakfı ve Tekfen Filarmoni Orkestrası da plaket takdim edilen kurumlar arasında yer aldı. Törenin ardından piyanist Kirill Gerstein ve şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası konser verdi. Konserde Ferit Tüzün’ün "Nasreddin Hoca" adlı eseriyle Çaykovski'nin "1. Piyano Konçertosu", Leonard Bernstein’ın ise Batı Yakasının Hikayesi’nden "Senfonik Danslar" eserleri yorumlandı. 50 YILDA 3,5 MİLYON İZLEYİCİYE ULAŞTI İKSV’nin ilk festivali olan İstanbul Müzik Festivali, 50 yıllık geçmişinde, Türkiye’den ve dünyanın pek çok farklı ülkesinden 45 bine yakın sanatçı ve topluluğu 3,5 milyonu aşkın izleyiciyle buluşturdu. Festival, verdiği eser siparişleriyle 20 yeni klasik müzik eserinin bestelenmesine aracı oldu, teşvik ödülleri ve fonlarla onlarca genç sanatçıyı destekledi. Türkiye ve yurt dışından 65’in üzerinde solist, topluluk ve orkestrayı 24 Haziran’a kadar konuk edecek festival, 16 farklı mekanda sanatseverlerle buluşacak. Festivalde, şef ve besteci Tan Dun ile şef piyanist Thomas Ades'e verilen eser siparişlerinin Türkiye prömiyerlerinin yanı sıra 7 ve üzeri yaş grubuna yönelik "İstanbul Efsaneleri" başlıklı eserin dünya prömiyeri de gerçekleşecek. İKSV'nin kültür-sanat üretimini desteklemek amacıyla yürüttüğü çalışmalar kapsamında gelecek vadeden genç müzisyenlere verdiği 20 bin lira değerindeki Aydın Gün Teşvik Ödülü bu yıl obua sanatçısı Gülin Ataklı'ya verilecek. Ataklı ödülü, 19 Haziran’da gerçekleşecek Müzik Rotası konseri öncesinde alacak. Festival kapsamında yarın "İstanbul Senfonisi Bilkent Senfoni Orkestrası & Fazıl Say" konseri, 8 Haziran’da ise "Festival Buluşması: Borusan Quartet & Xavier de Maistre" konserleri gerçekleşecek. ### İBB Şehir Tiyatroları, Harbiye'de bu yaz 6 oyunla seyirci karşısına çıkacak! Her sene olduğu gibi bu sene de tiyatronun sihirli tozu üzerimize serpilmeye devam edecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, "8. Frankfurt Türk Tiyatro Festivali"nde "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" ve "Zehir" oyunlarıyla sanatseverlerin karşısına çıktı. Festivale ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Frankfurt'un çok güzel bir enerjisi olduğunu, festivalin ise 8 yılda çok güzel aşama kaydettiğini ifade etti. Usta oyuncu İşsever, Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni ve Festival Başkanı Kamil Kellecioğlu ile ekibine teşekkür ederek, "Ülkemden bu kadar uzakta bir yerde, Türkçe tiyatro yapmak için herkes seferber olmuş. Bizim de bu çorbada tuzumuz olduğu için çok teşekkür ediyoruz onlara. Böyle bir fırsat vermişler. Daha çok çabada bulunmak için gayret edeceğiz." dedi. Festivalde takdim edilen "Tiyatroya Bir Ömür Onur Ödülü"nün de sahibi olan İşsever, bu tür organizasyonları başlangıcından sonra devam ettirmenin zorluğuna işaret ederek, "Kendi ülkenizin dışında birçok lobiyle karşılaşırsınız. Fakat bu sefer geldiğimde çok şanslı bir enerji gördüm. Frankfurt Belediye Meclis Başkanı bir Türk ve bir hanım. Başkonsolosumuz da bu festivale çok büyük destek veriyor. Bu enerji bence çok olumlu yansıyacak festivale." değerlendirmesini yaptı. "BURADA BİR OYUNCULUK OKULU AÇMAMIZ LAZIM” Ayşegül İşsever, Avrupa'da yaşayan Türk asıllı birçok gencin oyunculuk yapmak istediğini festival sırasında gördüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Oyunculuk konusunda çok istekliler ama anladığım kadarıyla doğru yerlere çok ulaşamamışlar. Onların burada ne kadar zamandır kaldıklarını bilmiyoruz. Burada doğan bir çocuk, dili çok iyi bildiği için buradaki oyunculuk okullarında çok başarılı olabilir ama buraya sonradan gelip yerleşen bir gençse dil konusunda başarılı olma şansı yok. O yüzden bizim de bence burada bir oyunculuk okulu açmamız ve yetkin insanların bu işe el atması lazım. Burada çok yetenekli oyuncularla karşılaştım, tanıştım. Onların yaptığı bazı şeyleri izledim, gerçekten çok etkilendim, yetenekli gençler var. Ama tabii ki doğru ellerde bunun doğru yere evrilmesi lazım. O konuda da destek verebiliriz. 'Türkçe tiyatro yapacağım.' diye bu kadar çaba sarf eden insan olduğunu görmek de ayrıca beni memnun etti. Biz Türkiye'de büyük bir tiyatroyuz. Böyle bir oluşuma katkıda bulunur, gereken neyse yaparız." "YELPAZESİ ÇOK GENİŞ BİR REPERTUVARLA BU SENE SEYİRCİ KARŞISINA ÇIKACAĞIZ” Şehir Tiyatrolarındaki 36. yılını kutladığını kaydeden İşsever, genel sanat yönetmenliği görevine ilişkin, "Evimizin anahtarını bize geri teslim ettiler. Ben öyle bakıyorum meseleye." ifadesini kullandı. İşsever, Şehir Tiyatrolarının bir asrı aşan geçmişine vurgu yaparak, "Şehir Tiyatrosunun kendisine ait bazı sabitleri var. Bu sabitleri, evin içindeki insanın değerlendirmesiyle, dışındakinin değerlendirmesi arasında siz de takdir edersiniz ki çok büyük bir nüans olur. Seyircimizi çok iyi tanıdığımız için yelpazenin çok geniş olması gerektiğini, ana akım tiyatrolardan biri ve ödenekli bir tiyatro olduğumuzun farkına varıp buna göre davrandığımızda zaten yapacağımız işlerin profili anında değişir. O yüzden biz her kesime hitap edecek, yelpazesi çok geniş bir repertuvarla bu sene seyirci karşısına çıkacağız." diye konuştu. Şehir Tiyatrolarının arşiv çalışmalarındaki eksikliği Kovid-19 salgını döneminde fark ettiklerini aktaran İşsever, şu bilgileri verdi: "Çok güzel oyunlar var. Fakat çekimleri o kadar kötü ki hiç kimseye izletemezsiniz. O yüzden biz bu eksiğimizi fark ettik, şimdi özellikle bir çekim günü tayin ediyoruz. Oyun çıktıktan, prömiyerini yaptıktan sonra ilk oyunda dört, beş kamerayla düzgün bir çekim yapıp onu arşive kaldırıyoruz. Sonrasında da şöyle bir karar aldık, oyun kaldırıldıktan sonra arşivden onu seyirciye açabiliriz diye. Avrupa'dakiler de böylelikle seyreder, herkes seyredebilir. Müdürümüz Ceyhun Ünlü bey de çok destekledi. Bunun için bir planlama yapıyoruz şu anda, 'nasıl yapabiliriz' diye. Çünkü biliyorsunuz bu oyunların aynı zamanda telifleri var, bazılarıyla sözleşmeler bitmiş. Telif konusuna çok özen gösteriyoruz. Hiç kimsenin hakkı kimseye geçmemeli. Zamanında çok büyük hatalar yapılmış telif konusunda. Biz aynı hataya düşmemek için çok titiz davranıyoruz." “ÇOCUKLARIMIZI TİYATROYLA KUCAKLAŞTIRMAK İSTİYORUZ” Ayşegül İşsever, yaz aylarında İBB Şehir Tiyatroları tarafından düzenlenecek festival kapsamında 3 oyunun ikişer kez Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda sahneleneceğini sözlerine ekledi. "İki Efendi'nin Uşağı", "12. Gece" ve "Hastalık Hastası" adlı oyunların izleyiciyle buluşacağını kaydeden İşsever, "Moliere'in 400. doğum yılı bütün dünyada büyük etkinliklerle kutlanıyor. "Bizde 'Hastalık Hastası' oyunu vardı. Bir de 'Tartuffe'u ekledik bu sene. Güzel bir sezon olacak. Seyircinin pandemiden sonra iyi bir repertuvarla karşılaşacağını, bunu çok beğeneceğini düşünüyorum. Bize çok yakışan bir repertuvar oldu. Garajlarda bile prova yapılıyor." diye konuştu. İşsever, İBB Şehir Tiyatrolarında gelecek sezon çocuk izleyiciye özel program hazırlanacağının altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyüklerden daha çok çocuklarla ilgileneceğiz. Özellikle şehrin dışında kalan merkezlerde, şehrin merkezine ulaşmakta zorluk çeken çocuklarımızı tiyatroyla kucaklaştırmak için gayret sarf edeceğiz. Onlar için hızlı hareket edebilen, içeriği dolu, zengin bir görselle güzel oyunlar planladık. Her hafta hatta bir de atölye çalışması yaparak, çocuklarımızın tiyatroyla kucaklaşmasını istiyoruz. Çünkü biliyorsunuz, sanatla karşılaşan çocuklar, her zaman daha yaratıcıdır, daha farklı pencerelerden bakmayı, daha yetkin bir bakış açısına sahip olmayı ve özgüveni kazanır. Ödenekli bir tiyatro olarak üstümüze düşeni yapmak durumundayız. Biz hep şehrin tiyatrosu olduğumuzu iddia ediyoruz. Dolayısıyla da üzerimize düşen neyse hepsini yapacağız." ### “Davet Sofraları” tanıtıldı Pet Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, KEV (Köksal Eğitim Vakfı ) Başkanı ve yazar Zeynep Köksal Yaykıran’ın onlarca üniversite öğrencisine burs yaratacak  ikinci kitabı “Davet Sofraları”nın tanıtımının ilk ayağı İstanbul’da yapıldı Beze Group ve Doğan Solibri tarafından düzenlenen ve İstanbul’un önde gelen iş insanlarının, yeme ve içme sektörünün temsilcilerinin, eğitimcilerin,  gazetecilerin katıldığı toplantıda Zeynep Köksal Yaykıran, ayı zamanda bir sosyal girişimcilik projesi olan kitabın tüm gelirinin KEV’e bağışlandığını söyledi. Zeynep Köksal Yaykıran’ın çocuk beslenmesine yönelik ilk kitabı “Eline Sağlık Anneciğim”in2018’de tanıtımının ardından, özellikle yeni evlenmiş çiftlerin ve evinde misafir ağırlamaya alışık olmayanların yardımına yetişecek olan “Davet Sofraları” isimli ikinci kitabının tanıtımı da İstanbul’da Köksal Yalısı’nın bahçesinde düzenlenen bir kokteyl ile yapıldı.  KİTABIN TÜM GELİRİ KEV'E BAĞIŞLANIYOR Boğaz manzarası eşliğinde konuklara bir konuşma yapan Pet Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, KEV (Köksal Eğitim Vakfı ) Başkanı ve yazar Zeynep Köksal Yaykıran  Davet Sofraları kitabını yazmaya 2019 Ekim’de tamamladığını belirterek şöyle devam etti:  “Kitabın tamamladıktan sonra elinizde tuttuğunuz bu eser hâline gelmesi çok zaman ve emek aldı. Öncelikle annemin vefatı ve sonrasında da pandemi  biraz ara vermeme neden oldu ve sonrasında da biz pandemi ile yaşamaya alıştık. ‘Davet Sofraları’ sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda Köksal Eğitim Vakfı’nın başarılı, çalışkan öğrencilerine burs fonu oluşturan bir sosyal girişimcilik projesi.” Bu bağlamda,  Yaykıran Davet Sofraları’ kitabının tüm telif hakkını ve ayrıca sponsorların da sundukları tüm destekleri  Yönetim Kurulu Başkanı olduğu, Köksal Eğitim Vakfı’nın (KEV) burs fonuna bağışladıklarını söyledi. Kitap onlarca öğrenciye üniversite eğitimleri süresince burs yaratacak. KİTAPTA YER ALAN TARİFLER İKRAM EDİLDİ Beze Group ve Doğan Solibri tarafından düzenlenen davete iş insanları, eğitimciler, yeme- içme sektörünün önde gelen temsilcileri  ve gazetecilerden oluşan  pek çok konuk katıldı. 1835 yılında Abdülmecit’in oğlu için yaptırdığı ve daha sonra Pet Holding Yönetim Kururlu Başkanı Güntekin Köksal tarafından restore ettirilen yalıda  konukları “Davet Sofraları” kitabında yer alan ve  kitabın sponsorlarından Zwilling, Staub, Ballarini, Laleli Zeytin Yağları ve Güral Porselen ürünleriyle hazırlanan bir sofra örneği karşıladı. Davette konuklara,  Zeynep Köksal Yaykıran’ın “Davet Sofraları” kitabında yer alan tahinli sosla servis edilen falafel topları, siyah fasulye salatası, çilekli chia puding servis edildi. ### Üsküdar'ın simge yapıları, NFT esere dönüştü! Son dönemlerde dillerden düşmeyen NFT, sanatseverlere “merhaba” demeye devam ediyor . Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen NFT sergisi, Nevmekan Sahil'de sanatseverlerle buluştu. Sergi ile tarihi asırlar öncesine dayanan simge yapılar, 360 derece panoramik bir Üsküdar portresi ile izleyicilerin beğenisine sunuldu. Sergi açılışına katılan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, NFT çalışmalarını inceleyerek eserler hakkında bilgi aldı. Açılışta konuşan Hilmi Türkmen, şunları kaydetti: "İşin içerisine dijital gelişmeler girince bizler de bu konuya adapte olmaya çalışıyoruz. Bu NFT sergisinde dijital dünyada tarihi mekanların ne kadar güzel ve ilgi çekici bir hale geldiğini görüyoruz. Dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Hızla entegre oluyoruz. Bunun en güzel örneklerinden birisi de bugün açtığımız NFT sergisi. Bu tarz yeni gelişmeler hayatımızı öyle bir noktaya taşıdı ki tarihi güzellikleri bunlarla birleştirdiğimizde ayrı bir güzellik ortaya çıkıyor. Özellikle başta gençlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızı bu sergiye davet ediyorum." Sergi, 10 Haziran'a kadar görülebilecek. ### 'Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın' projesi tanıtıldı! Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atlas 1948 Sineması'nda gerçekleşen, "Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın" projesi tanıtım toplantısında çocuklarla buluştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen proje, temel eğitim çağında ve daha önce sinemaya gitmeyen bir milyon öğrenciyi sinemayla buluşturacak. Basın mensuplarına açıklamada bulunan Bakan Ersoy, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kovid-19 salgını öncesinde başlayan projeye salgın sürecinde ara verildiğini belirterek, projenin hedefinin küçük yaştaki çocuklara sinema kültürünü kazandırmak olduğunu söyledi. Her yıl 1 milyon çocuğu sinemayla buluşturmayı amaçladıklarını ifade eden Ersoy, "Bu sene Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisi düzenleniyor biliyorsunuz. Bu da iyi bir vesile oldu projeyi tekrar başlatmak için. Atlas 1948 Sineması'nda bu başlangıcı yapmak istedik. Etkinliğimiz, yıl boyunca ağırlıklı olarak Anadolu'da devam edecek." dedi. Mehmet Nuri Ersoy, Beyoğlu ve Başkent Kültür Yolu Festivallerinin dolu dizgin programlarla devam ettiğine dikkati çekerek, programlara mutlu edecek düzeyde katılım olduğuna dikkati çekti. Kültür Yolu festivallerindeki etkinliklerin her gün sayıca arttığının da altını çizen Ersoy, şunları kaydetti: "(Festivale ilişkin) Gelen tepkiler de geri dönüşler de çok olumlu. O açıdan da bu etkinlikleri ülke genelinde yaygınlaştırarak devam etmek istiyoruz. Biz bir başlangıç yaptık ve bu başlangıcı farklı şehirlerimize yaymak istiyoruz. Zaten özel kültür kuruluşlarımız ve kurumlarımız da devamını getiriyor. Her sene daha fazla katılım oluyor ve katılım arttıkça da Bakanlığın payı azalıyor. Bizim esas istediğimiz bu. Kültür sanat kurumları tarafından bu etkinlik sahiplenilsin ve bu rota sadece festivalle sınırlı kalmasın, yıl boyu devam etsin. Şimdilik biz yılda iki kere festivallerle destekliyoruz. Ben bu sene güzergahı uzun süre gezdim Beyoğlu ve Başkent'te. Beyoğlu'nda dikkatimi çeken bu rota üzerinde bir kültür ekonomisi oluşmaya başlamış ve buraya taşınmaya başlamışlar. Halk tarafından da kültür ve sanat üreten sanatçılarımız tarafından da benimsenmiş. Hedeflediğimiz doğrultu gelişerek devam ediyor." “KATILANLAR MUTLU, KATILMAYANLAR MUTLU” Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin çok iyi başladığını ve büyük bir ilgiyle devam ettiğini aktararak, "Katılanlar da katılmayanlar da mutlu. Çünkü herkesin bir şekilde bu pozitif enerjiye ihtiyacı var. Yazın gelmesiyle birlikte şehri yaşamak ve hissetmek herkesin hakkı. Bu çerçevede baktığımızda insanların ilgisinin çok olumlu ve pozitif olduğunu görüyoruz." ifadelerini kullandı. Demircan, festival kapsamında AKM, Şişhane, Galata Kulesi ve Galataport'ta açık sahneler kurulduğuna dikkati çekerek, toplumun her kesiminden insanları kuşatan bu etkinliklerin büyük ilgi gördüğünü belirtti. YENİ EĞİTİM DÖNEMİYLE GÖSTERİMLER HIZLANACAK "Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın" projesinin açılışına katılan minik sanatseverler, Atlas 1948 Sineması'nda "Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası" filmini izledi. Çocukların kültürel, sanatsal, duygusal ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmak, onlara küçük yaşta sinema kültürü kazandırmak, öğrencilerin hayal gücünün gelişmesine yardımcı olmak, milli ve kültürel değerler yönünden farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen proje 2017'de başladı. Proje, öğrencilere bulundukları illerdeki sinema salonlarında ücretsiz film seyretme imkanı sunuyor. ### Mavi Gözlü Dev Nazım Hikmet vefatının 59. yılında yad ediliyor! "835 Satır", "Sesini Kaybeden Şehir", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Kuvayimilliye" ve "Memleketimden İnsan Manzaraları"nın da aralarında bulunduğu unutulmaz eserlere imza atan, şair ve yazar Nazım Hikmet Ran'ın vefatının üzerinden 59 yıl geçti. Kaleme aldığı dizeleri şarkı olan ve Cem Karaca, İlhan İrem, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ile Yunan besteci Manos Loizos tarafından yorumlanan usta şair, ressam Ayşe Celile Hanım ile Hikmet Bey'in oğlu olarak kimi kaynaklara göre Ocak 1902'de, kimi kaynaklara göre ise Kasım 1901'de Selanik'te doğdu. Asıl adı Mehmet Nazım olan, edebiyat dünyasında ise Nazım Hikmet adıyla tanınan şair, yaptığı bir açıklamada, yaşamının ilk dönemini, şu sözlerle aktarmıştı: "Ben 1902 yılında, 20 Ocak'ta Selanik'te doğdum. Dedem valiydi, şiirle ilgilenirdi. Annem ressamdı, birkaç yabancı dil bilirdi. Babam önce elçilik, daha sonra üst düzey memurluk yaptı. İlk şiirimi 13 yaşındayken yazdım. Bir yangını anlatıyordu. Ailem benim harika bir çocuk olduğuma karar vermiş ve şiir yazmamı telkin etmeye başlamıştı. 15 yaşında bahriye okuluna verdiler. Deniz subayı yapmak istiyorlardı beni. Okuduğum sınıf ikiye ayrılmıştı. Bir kısmı sporla, diğeri şiirle uğraşıyordu. Ben şairler tarafına düştüm. Okulda bize tarih ve edebiyat derslerini ünlü Türk şairi Yahya Kemal veriyordu. Kedimi anlatan bir şiir yazmıştım. Yahya Kemal, şiirimi okuduktan sonra kedimi getirmemi söyledi. Tüyleri dökülmüş, çelimsiz bir kediydi. Yahya Kemal o zaman bana, 'Bu kadar allayıp pullayabildiğine göre, senden kesin şair olur.' demişti. 16 yaşındayken Yeni Mecmua'da 'Servilikler' adlı şiirim yayınlandı. Bu şiir herkes tarafından beğenilmişti. 17 yaşında artık yazdıklarım ciddi ciddi basılıyordu." Nazım Hikmet, ilkokulu Göztepe Taş Mektep'te okudu, ardından Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesinin yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle bir yıl sonra okuldan alınan Ran, Nişantaşı Sultanisi'ne kaydedildi. ŞİİRLERİNİ YAHYA KEMAL’E OKUTUYORDU Nazım Hikmet, ilk şiiri "Feryad-ı Vatan"ı 11 yaşında kaleme aldı. Denizciler için yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" şiirinden etkilenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın desteğiyle 1917'de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nden 1919'da mezun oldu. Usta şair, Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı ancak 1920'de geçirdiği bir hastalık sebebiyle 1921'de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkarıldı. Bu süreçte edebiyata ilgisini sürdüren Ran, yazdığı şiirleri büyük hayranlık duyduğu Yahya Kemal'e gösterip, eleştirilerini aldı. "Bir inilti duydum serviliklerde/ Dedim: Burada da ağlayan var mı? /Yoksa tek başına bu kuytu yerde, /Eski bir sevgiyi anan rüzgar mı? / Gözlere inerken siyah örtüler / Umardım ki artık ölenler güler / Yoksa hayatında sevmiş ölüler / Hala servilerde ağlıyorlar mı?" dizelerinden oluşan ve Yahya Kemal tarafından düzenlenen, "Hala Servilerde Ağlıyorlar mı?" şiiri, 1918'de Yeni Mecmua'da yayımlandı. Nazım Hikmet Ran, 1920'de Alemdar gazetesinin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. İlk dönemlerinde adı "hececi" şairlerle anılan Ran, İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde, vatan sevgisini yansıtan coşkulu direniş şiirleri kaleme aldı. MİLLİ MÜCADELE’YE KATILMAK ÜZERE İNEBOLU’YA GİTTİ Usta şair, Milli Mücadele'ye katılmak üzere 1921'de Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Vala Nurettin ile Sirkeci'den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice binerek İnebolu'ya geçti. Bolu'da bir süre öğretmenlik yapan şair, daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde (KUTV) okudu. Usta şair, Batum'da duyduğu ancak sözlerini anlamadığı Rusça bir şiirin şeklinden etkilenerek serbest şiire ilgi duymaya başladı. Moskova yolculuğu sırasında yazmaya başladığı "Açların Gözbebekleri" şiirinde serbest ölçüyü deneyen Ran'ın bazı şiirleri, 1923'te "Yeni Hayat" ve "Aydınlık" dergilerinde yayımlandı. Nazım Hikmet Ran, serbest ölçüde Türk şiirinin ilk örneklerini verirken, bir makalesinde şunları kaleme almıştı: "Kafiyeli, vezinli şiir yazılmaz diyenler de kafiyesiz, vezinsiz şiir yazılmaz diyenler de dar kafalıdır. Şiir öyle de yazılır, böyle de. Ben şimdi bütün şekillerden yararlanıyorum. Halk edebiyatı vezninde de yazıyorum, kafiyeli de yazıyorum. Tersini de yapıyorum. En sade konuşma diliyle kafiyesiz, vezinsiz şiir de yazıyorum. Sevdadan da barıştan da inkılaptan da hayattan da ölümden de sevinçten de kederden de umuttan da umutsuzluktan da söz ediyorum. İnsana has her şeyin şiirime de has olmasını istiyorum. İstiyorum ki okuyucum bende bütün duygularının ifadesini bulabilsin." Moskova'dan 1924'te Türkiye'ye dönen Nazım Hikmet, Aydınlık dergisinde yayımlanan şiir ve yazılarından dolayı 15 yıl hapsi istenince yeniden Moskova'ya gitti. “GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ” 1927 de BAKÜ’DE YAYIMLANDI! Nazım Hikmet Ran'ın ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü", 1927'de Bakü'de okuyucuyla buluştu. Cumhuriyet'in 5. yıl dönümü münasebetiyle çıkarılan aftan yararlanmak üzere Temmuz 1928'de Türkiye'ye girerken yakalanan Nazım Hikmet, bir süre tutuklu kaldı. Usta şair, yazı kadrosuna katıldığı "Resimli Ay" dergisinde bir yandan şiirlerini yayımladı, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yaptı. Kendisini "sosyalist şair" olarak tanımlayan Ran, sanatın amacı konusundaki tartışmada "Sanat, sanat için değildir." diyerek toplumcu bir anlayışı benimsediğini ifade etti. İstanbul'da 1929'da basılan "835 Satır" şiiri, edebiyat çevrelerinde geniş yankı uyandıran Ran, tam anlamıyla klasik denilemeyecek ama biçimsel bakımdan daha az deneysel bir şiir dili geliştirdi. Şiirleriyle ilgili açılan pek çok davada beraat eden Ran, 1933'e kadar "gizli örgüt kurmak" suçundan daha sonra ise "orduyu ve donanmayı isyana teşvik" suçundan tutuklandı ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edildi. Nazım Hikmet Ran 1939'da 17 bin mısradan oluşan "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı eserini yazmaya başladı. Genel Af Yasası'ndan yararlanarak, 1950'de serbest kalan şaire, Dünya Barış Konseyi tarafından Picasso, Paui Rubeson, Wanda Jakubuurska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü" verildi. Neruda'nın "Nazım'a sahip çıkın. Biz onun yanında şair bile sayılmayız" dediği şair Ran, serbest kaldıktan sonra askerlik görevine alınacağını öğrenince, öldürüleceği düşüncesiyle Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne gitti. Ran, 25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Aynı yıl şairin oğlu Mehmet dünyaya geldi. Uluslararası barış kongrelerine katılması ve bu doğrultuda mücadele etmesi nedeniyle de eserleri birçok dile çevrilen Ran, dünyada çapında büyük bir üne ulaştı. Pek çok ülkeye seyahat ederek konferanslara katılan ve şiirlerini okuyan Nazım Hikmet, 3 Haziran 1963'te kalp yetmezliği sonucu Moskova'da hayatını kaybetti. “ÖLÜM NAZIM’IN İLK VE SON UYKUSU OLDU” Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre, Nazım Hikmet'in vefatının ardından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı: "Vefalı dost, yiğit savaşçı, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde insana hizmet etmek ama hiçbir şeye kayıtsız kalmak istemiyordu. Bilirdi ki insan yaratılmış bir mahluktur ve asla dünyaya hazır gelmiyor. İnsanın durmadan düşmanla savaşarak kendi kendini yaratması gerekmektedir. Sözün kısası, Nazım Hikmet'in dediği gibi asla uyumamak lazımdır. O asla uyumadı. Önemli olan odur ki, ölüm onun ilk ve son uykusu oldu." Yazar Yaşar Kemal ise kaleme aldığı "En Büyük Şairimiz" adlı makalesinde "büyük halk ozanlarının son büyük halkası" dediği Nazım Hikmet için "Türk dili var oldukça Nazım Hikmet de var olacaktır." ifadelerini kullanmış, ayrıca "Eğer Nazım Hikmet gibi büyük bir yol gösterici gelmeseydi, edebiyatımız bu seviyeye çıkamazdı." değerlendirmesinde bulunmuştu. Nazım Hikmet Ran'ın doğumunun 100. yılı dolayısıyla 2002 yılı UNESCO tarafından "Nazım Yılı" ilan edilmişti. Novodeviçi Mezarlığı'nda toprağa verilen şair, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi. Ran'ın "Dağların Havası" (Osmanlıca), "Güneşi İçenlerin Türküsü", "835 Satır", "Sesini Kaybeden Şehir", "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?", "Taranta Babu'ya Mektuplar" isimli eserleri yaşamı sırasında, "Kurtuluş Savaşı Destanı", "Rubailer", "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar", "Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar", "Kuvayi Milliye", "Sevdalı Bulut", "Nazım ile Piraye", "Hikayeler", "Piraye'ye Mektuplar", "Henüz Vakit Varken Gülüm"ün de aralarında bulunduğu çok sayıda eseri ise vefatından sonra yayımlandı. Eserleri 50'den fazla dile çevrilen şair, cezaevindeyken, İbrahim Sabri ve Mazhar Lütfi takma adlarının yanında imzasız olarak da bazı şiirlerini okuyucuyla buluşturdu, 1949'da ise Ahmet Oğuz Saruhan adıyla "La Fontaine'den Masallar" isimli kitabını çıkarttı. Akşam, Son Posta ve Tan gazetelerinde "Orhan Selim" takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Ran'ın yine Orhan Selim imzalı "İt Ürür Kervan Yürür" adlı bir kitabı da bulunuyor. Oyun yazarı da olan Nazım Hikmet'in, "Kafatası", "Bir Ölü Evi", "Unutulan Adam" ve "Ferhat İle Şirin"in de aralarında bulunduğu 22 tiyatro eseri, Türkiye'nin yanı sıra Rusya, Almanya, Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya'da sahnelendi. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı olan Nazım Hikmet'in şiirleri, Ahmet Kaya, Ruhi Su, Edip Akbayram, Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Zülfü Livaneli ve Yunan besteci Manos Loizos tarafından seslendirildi. ### '5. DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması' ödülleri verildi! DenizBank ile Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) iş birliğinde düzenlenen "5. DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması"nın ödülleri Pera Palace Hotel'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Törene konuk olan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk dizilerinin dünyada gördüğü ilgiye dikkati çekerek, bunun nedeninin etkileyici hikayelere sahip olmasından kaynaklandığını dile getirdi. Demircan, Türk dizilerindeki hikayelerin derin köklere sahip olduğuna işaret ederek, kültürün ana noktasının sinema olduğunun altını çizdi. Açılış konuşması yapan TÜRSAK Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Okan, yarışmaya destek veren kişi ve kurumlara teşekkür etti. DenizBank CEO'su Hakan Ateş ise TÜRSAK Vakfı ile 5 yıllık süreçte, Türk sinemasına nitelikli senaryo ve filmlerin kazandırılmasına aracılık eden bir platform oluşturmaktan duydukları gurura değinerek, şunları söyledi: "DenizBank olarak kültür ve sanat üretimi yapmayan toplumların, ekonomik ilerleme kaydetmekte yarım kalacağını biliyoruz. Biz de bu topraklar için çalışan, ardından iz bırakma gayreti içinde bir kurum olarak, gelişimin tüm alanlarını, özellikle de ileri toplumların seviyesine erişmeye kapı açan, merdiven olan sanatı gönülden sahipleniyoruz. DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması ile hikaye anlatımı, senaryo yazımı ve dolayısıyla sinema endüstrisinin geleceğini desteklemekten büyük memnuniyet duyuyoruz. Ülkemiz bugün, örneğini dizi sektöründe de netlikle gördüğümüz üzere, dünyaya hikaye satar konuma ulaşmış durumda. Yarışmamızda da hikayelerini anlatma cesareti göstererek ödüllerini alan tüm senarist ve yönetmen arkadaşlarımı gönülden tebrik ediyorum." ÖDÜLLER Sinemanın en temel öğesi olan "senaryo geliştirme" konusunda ilk uzun metraj senaryolarını yazan senaristleri desteklemek ve yapım öncesinde Türk sinemasının yazınsal sorunlarına katkı sağlamak amacıyla DenizBank ile TÜRSAK Vakfı iş birliğinde gerçekleşen yarışmada bu yıl ilk kez düzenlenen "Yapım Destek Platformu" sayesinde, proje geliştirme konusunda belirli bir aşamaya ulaşmış kaliteli yapımlara ihtiyaç duydukları maddi desteğin sağlanması ve projelerin daha geniş kitlelere ulaşmalarının sağlanması hedefleniyor. Başkanlığını Abdullah Oğuz'un yaptığı, DenizBank Kültür Sanat Yöneticisi Burcu Hancı, oyuncu Kaan Yıldırım, oyuncu Özge Gürel ve senarist Zafer Külünk’ten oluşan jüri, İlk Senaryo Yarışması'nda "Sudan Sebepler" senaryosunun sahibi Muhammed Ozan Talay'a birincilik ödülünü verdi. TÜRSAK Vakfı Başkanı, yapımcı Cemal Okan'ın başkanlığını üstlendiği Yapım Destek Platformu jürisinde, Show Tv Genel Yayın Yönetmeni Aynur Demirtaş İşmen, TIMS&B Production kurucu ortağı ve CEO'su Yapımcı Burak Sağyaşar, Kanal D ve Teve2 içerik alımları direktörü Burcu Hanağasıoğlu, NTC Medya Başkanı ve yapımcısı Mehmet Yiğit Alp, Bein Medya Group Digiturk Türk Filmleri Müdürü Nurdan Sever yer aldı. On projenin yarıştığı platformda, 50 bin lira değerindeki büyük ödüle "Toprağın Biraz Altı" projesi değer görüldü. Show TV katkılarıyla verilen 30 bin liralık özel ödül "Üç Metre" projesine, TIMS&B Production katkılarıyla verilen 20 bin liralık özel ödül ise "Veha" projesine takdim edildi. Cemal Okan'ın katkılarıyla iki projeye sunulan post-prodüksiyon ödüllerinden "Ses Tasarımı" ödülünü "Ölü Mevsim" projesi, alırken, "Renk Düzenleme" ödülünü de "Perde" projesinin oldu. Kültür, sanat ve sinema dünyasından birçok ünlü ismin katıldığı ödül töreninin sonunda DenizBank Kültür Sanat Yöneticisi Burcu Hancı, Tevfik Todos ve piyanist Dilan Dereli, mini konser verdi. ### "Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri" yarışması yarın başlayacak! Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle TRT tarafından düzenlenen "13. Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri" yarışması, ulusal ve uluslararası belgesel gösterimleri ve alanında uzman konukların katılımıyla 2-6 Haziran tarihleri arasında yapılacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, 180 ülkeden, 2 bin 618 projenin başvurduğu etkinlikte, 79 finalist ödül için yarışacak. Yarışma, amatör ve profesyonel belgesel filmcileri desteklemek, belgesel türünün gelişmesi ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Kovid-19 salgını nedeniyle iptal edilen 12. Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri’nin finalistleri de bu yıl belirlenecek. Atlas Sineması, Grand Pera Sinema Salonu ve AKM Yeşilçam Sineması'nda halka açık film gösterimlerinin düzenleneceği yarışmada, sektörün önemli isimleriyle söyleşi, panel ve masterclass eğitimleri de düzenlenecek. Etkinliklere katılacak isimler arasında Ensar Altay, Reis Çelik, Maryna Gorbach Er, Mehmet Bahadır Er, Serdar Akar, Mahmut Fazıl Coşkun, Waad el Kateab, Hilal Baydarov, Feras Fayyad, Gökhan Tiryaki ve Zeynep Keçeciler yer alacak. TRT 2'de etkinliğe özel hazırlanan yayınlar her akşam izleyiciyle buluşacak. Ödül töreni, 6 Haziran'da 20.00’de TRT Belgesel ekranında canlı yayınlanacak. Etkinlik programı ile yarışma hakkında detaylı bilgiye "www.trtbelgesel.com" adresinden ulaşılabilecek. ### İçmimarlar, Dünya İç Mekanlar Günü'nü kutladı Her yıl mayıs ayının son cumartesi gününde kutlanan Dünya İç Mekanlar Günü, bu yıl 28 Mayıs’ta kutlandı. Kuzguncuk'taki Seranit binasında ve Seranit sponsorluğunda gerçekleşen etkinlik, son derece renkli geçti. Buluşmaya, İstanbul dışı ve yurt dışından olmak üzere içmimarlar ve öğrencilerden oluşan yaklaşık 200 davetli katıldı. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı'nın yaptığı açılış konuşmasıyla başlayan kutlama, çeşitli etkinliklerle sürdü. Bu etkinlikler içinde, "Mikro Ressam" olarak bilinen dünyaca ünlü ressamlarımızdan Murat Uçar'ın 5x5 seramik karolar üzerine işlediği ve İstanbul manzaralarından oluşan çalışmalar, katılımcılar arasından yapılan çekiliş ile 7 katılımcıya hediye edildi. Etkinliğin bir başka performansı, yine Seranit tarafından üretilen 90x90 seramik paneller üzerine 7 katılımcının 45 dakikalık zaman diliminde yaptığı boyama çalışması oldu. Nadir Erze, Tolga Kızıltuğ ve Fatih Kanat... "İÇMİMARLIĞIN AYRILMAZ PARÇASIYIZ" Dünya İç Mekanlar Günü kutlamasına ev sahipliği yapan Seranit firmasının yöneticileri de etkinlikte hazır bulundu. Markanın genel müdürlük görevini yürüten Nadir Erze, yaptığı konuşmada şunları ifade etti: "Seranit olarak iç mekanların ayrılmaz bir parçası olduğumuzu düşünüyoruz. Binbir titizlikle tasarlayarak ürettiğimiz ürünlerin içmimarlarımız tarafından mekanlara hayat vermesi, mesleğin ve sektörün ayrılmaz bir parçası olduğumuzu gösteriyor. Onların bilgilerini ve tasarım gücünü üstün teknolojimizle birleştirerek, benzersiz ürünlerin ortaya çıkmasını sağlıyoruz." Markanın Kurumsal İletişim Müdürü Tolga Kızlıtuğ ise şu açıklamalarda bulundu: "Dünya İç Mekanlar Günü kutlamasına ev sahipliği yapmış olmaktan büyük mutluluk duyduk. Aynı kulvarda yol kat ediyor olmanın sorumluğu içinde her zaman desteğimiz sürecektir." MESLEKTE 20-25 YILINI GERİDE BIRAKANLARA PLAKET Etkinliğin "vefa" tarafında, içmimarlık mesleğinde 20 ve 25 yılını dolduran içmimarlara birer plaket verildi. Bu isimler arasında, aynı zamanda İstanbul Sanat Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Nursema Öztürk de yer aldı. GÜL MERVE YILMAZER’E TEŞEKKÜR PLAKETİ Dünya İç Mekanlar Günü kutlamasında bir teşekkür plaketi de Gül Merve Yılmazer'e verildi. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin 14. Dönem Başkanlığı'nı yapan Yılmazer’e plaketi, İçmimarlar Odası Genel Başkanı ve Uluslararası İçmimarlar Federasyonu (IFI) Başkanı Emrah Kaymak tarafından verildi. Dünya İç Mekanlar Günü kutlamasının katılımcıları arasında, Kocaeli Üniversitesi İçmimarlık Bölümü’nden mezun olmuş içmimarlar da vardı. İçmimar Erhan Hoşver ile İstanbul Sanat Dergisi Sahibi Canan Toprakkaya, onlara ev sahipliği yapma görevini üstlendiler. TMMOB İçmimarlar Odası Kocaeli Şubesi Başkanı Hazel Pala Özcan, Canan Toprakkaya, Erhan Hoşver, Başkan Yardımcısı Özden Özyurt, Şube Genel Sekreteri Beyza Hanedar ve Yönetim Kurulu Üyesi Özge Nur Altınbay… Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü'nden mezun olduktan sonra mikro sanata başlayan ve halen aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak sanatçı yetiştiren Murat Uçar, etkinliğe “Mikro Resim Sanatı Performansı” ile katıldı. ### Havada, karada, denizde Edebiyat Her yıl sanatseverleri buluşturan Sarıyer Edebiyat Günleri’nin 9.su başladı. Boğazın eşsiz güzelliğine edebiyat hazzının eşlik ettiği Haydar Aliyev Parkı’na gelen edebiyatseverler müzikle sözün, şiirle öykünün, romanla oyunun buluşmasına tanıklık ederek, usta yazarlarla bir araya gelmenin keyfini yaşadı. Sadece Sarıyerliler’in değil, tüm İstanbullular’ın da yakından takip ettiği Sarıyer Edebiyat Günleri’nin 9’uncusu başladı. Edebiyatseverler etkinliğin yapıldığı Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’na akın etti. Sanatın her dalından öne çıkan usta isimlerin edebiyatseverlerle buluştuğu etkinliğin ilk gününde; Dr. Canan Dağdeviren, Hüseyin Avni Danyal, Bülent Emrah Parlak, Kerem Fırtına, Başak Daşman, Sinan Tuzcu, Caner Cindoruk ve birçok ünlü isim sevenleriyle bir araya geldi.  Boğaz kıyısında 9 gün boyunca sürecek etkinliğin açılış konuşmasını Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç yaptı. BOĞAZDA EDEBİYAT Edebiyat ve medya dünyasının ünlü isimleri ve usta kalemlerinin Sarıyer halkıyla buluşacağı 9 günlük program, boğazda “Şiir Teknesi” ile başladı. “Şiir Teknesi” nin ilk konukları ünlü oyuncular Hüseyin Avni Danyal, Başak Daşman ve müzisyen Suat Erdem oldu. Edebiyatseverlere şiir ziyafeti yaşatan bir diğer isim ise oyuncu Kerem Fırtına idi. Usta isimler, boğaz sularında seyir halindeyken edebiyatseverlere müzik eşliğinde keyifli anlar yaşattı. Şiir Teknesi’ne binerek boğaza açılan yüzlerce vatandaş, şiir dinletisi sonrası Haydar Aliyev Parkı’nda bando ekibi tarafından karşılanarak 9. Sarıyer Edebiyat Günleri’ni resmen başlattı.  ‘ŞİİR HATLARI’ BEŞİKTAŞ ve KADIKÖY’Ü KİREÇBURNU’NA TAŞIDI İstanbul’un farklı ilçelerinden 9. Sarıyer Edebiyat Günleri’ne katılmak isteyen vatandaşlar da unutulmadı. Etkinliğin ilk gününde Beykoz’dan kalkan “Şiir Hatları” teknesi Burhan Karacan’ın şiirleri ve Grup Yol’a Düş’ün müzikleri eşliğinde vatandaşları, etkinliklerin yapılacağı Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’na taşıdı. SAHNEDEN EDEBİYATA 18 söyleşiden ilkini gerçekleştiren isimler Özge Özberk, Sinan Tuzcu, Caner Cindoruk ve Bülent Emrah Parlak oldu. ‘Sahneden Edebiyata’ söyleşisi ile alanı dolduran vatandaşlarla buluşan ünlü konuklar sahneden edebiyata olan yolculuklarını paylaştı. Sarıyer’de olmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden, oyuncu kimliklerinin dışında yazdıkları kitaplarla edebiyat dünyasında da var olan sanatçılar, sahne ve edebiyatın içiçe bir olgu olduğuna vurgu yaptı. Sahnede ya da setlerde yaratılan öyküleri kendilerinden de birşeyler katarak canlandırmaya çalıştıklarını ifade eden oyuncular, “Üretim alanı olarak biri içe, diğeri dışa dönük bir eylem. Yazmak daha çok içindekini dışarı dönük paylaşmak, oynamak ise kalabalığın içinde birşeyleri anlatmaktır” şeklinde konuştu. COŞKULU AÇILIŞ Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, Sarıyer Edebiyat Günleri’nin açılış konuşmasında, “Edebiyat özü sergileme sanatıdır. Biz de edebiyat günlerini çok değerli edebiyatçıların desteğiyle başlattık. Yaşar Kemal ve Vedat Türkali. Bugün onları mezarı başında andık. Sarıyer Edebiyat Günleri edebiyatımızın ustalarına göstermek istediğimiz vefanın yansımasıdır. Boğaziçinin kıyısı 9 gün boyunca edebiyata doyacak” dedi. USTA İSİMLER BİR ARADA Etkinliklerin birinci gününde edebiyatseverler Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’na gelerek birbirinden değerli yazarlara kitaplarını imzalattı. İnci Aral, Pelin Batu, Akın Birdal, Aydın Ilgaz, Nazım Alpman, Nilgün Ilgaz, Erdal Güney, Gönül Simpson, Yetkin Aröz, Nilgün Bakkaloğlu, Jilber Barutçiyan, Kubilay Çelenk, Başar Başarır, Yavuz Ekinci, Özgür Özgülgün ve Sarıyerli yazarlar imza günleri kapsamında okurlarıyla buluştu. ### Beyoğlu Kültür Yolu Festivali çeşitli etkinliklerle devam ediyor  Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ikinci kez düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, açılış gününde çeşitli etkinliklerle devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Tomtom Desinghood binasında festival kapsamında gerçekleştirilen Çiçek Festivali'nin açılışını yaptı Festivalde Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) açılan "Gençler Yolda" sergisini ziyaret eden Ersoy, sanatçılardan bilgi aldı. Bakan Ersoy, oğlu Aslancan Ersoy ve eşi Pervin Ersoy'la AKM Çocuk Sanat Merkezi'ndeki "Legoland" etkinliğine de katıldı. Festival kapsamında Ersoy'un bir sonraki durağı ise İstanbul Sinema Müzesi oldu. Ersoy, yönetmen Reis Çelik'in küratörlüğünü üstlendiği Türk sinemasının set fotoğraflarının sergilendiği "Kamera Arkası" sergisini ziyaret etti. Tarihçi yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı da İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz yönetimindeki etkinlikte "İstanbul'un Fethi" başlıklı konuşma yaptı. FESTİVAL HAKKINDA Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, 12 Haziran'a kadar 4 bin 953 sanatçıyı 1500'ü aşkın etkinlikte İstanbullularla buluşturacak. Festival kapsamında kurulan 3 açık hava sahnesi, 15 sokak sahnesi ve 4 cadde etkinliği festival coşkusunu kentin dört bir yanına taşıyacak. Festivalde konserlerden sergilere, çocuk atölyelerinden söyleşilere, tiyatro ve opera temsillerinden film gösterimlerine ve açık hava konserlerine kadar çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Festivalin açılış konserini, Rebetiko müziğinin dünyadaki en önemli temsilcileri arasında gösterilen Yunan sanatçı Glykeria, bu akşam AKM'de verecek. ### Türkiye'nin ilk müzesi günde 3 bine yakın ziyaretçi ağırlıyor  Osmanlı Dönemi'nde kurulan Türkiye'nin ilk müzesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri, yeni teşhir ve tanzim çalışmalarından sonra kapalı olan bölümlerin de açılmasıyla çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Bir yanı Gülhane Parkı'na, diğer bir yanı da Topkapı Sarayı'na bakan, Tarihi Yarımada'nın en güzide noktalarından birinde bulunan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, içinde değişik coğrafyalara ait barındırdığı çok sayıda eserle binlerce yıl öncesine ışık tutuyor. Bahçesindeki büyük ağaçların arasında tarihi eserlerin yerleştirildiği alanda bulunan müze, tarihin sessiz anılarını ziyaretçilerin hafızalarında canlandırıyor. Paleolitik dönemden başlayarak bugüne kadar birçok nadide eseri barındıran müzede çeşitli kültürlere ait tarihi eserler dünyanın bir çok noktasından gelen ziyaretçilerle buluşuyor. Müzede özellikle İskender Lahdi başta olmak üzere, dünyanın en büyük lahdi olarak bilinen ve milattan sonra 3. yüzyıl ortası döneme ait Sidamara Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Lykia Lahdi gibi nadide eserlerin yanında, Büyük İskender Heykeli, Nehir Tanrısı heykeli, Aslan Heykelleri ve Medusa Başlı Madalyon ziyaretçilerin dikkatini çekiyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Rahmi Asal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, müzenin Afganistan'dan Romanya'ya, Filistin'den Anadolu'nun herhangi bir coğrafyasına ait eserlerle çok büyük bir koleksiyondan oluştuğunu söyledi. Etütlük eserlerin de sayılması halinde milyonlarca tarihi eserden oluşan bir müze koleksiyonu ortaya çıktığını belirten Asal, şöyle devam etti: "İstanbul Arkeoloji Müzeleri aslında dünyada gerçekten ilk 5 müze içinde. Mesela İngiltere için British Museum ne ifade ediyorsa, Fransa için Louvre Müzesi neyi ifade ediyorsa Türkiye için de İstanbul Arkeoloji Müzeleri aynı şeyi ifade ediyor. Enlerin ve ilkleri müzesi burası. Yani ilk aşk şiiri burada, ilk yazılı barış antlaşması Kadeş Antlaşması burada. Dünyanın en büyük lahdi Sidamara Lahdi burada. Dünyanın yine ilk kadastro tableti diyebileceğimiz çivi yazılı bir belge, o da burada ama en önemlisi de İskender Lahdi. Dünyanın bence en önemli arkeolojik ve sanatsal değer taşıyan eseri de İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde." İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Müze-i Hümayun adıyla kurulan Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk müzesi olduğuna işaret eden Asal, müzeciliğin tarihiyle eş değer olan binada 1 milyona yakın envanterlik eser bulunduğunu anlattı. İstanbul Arkeoloji Müzelerinin aslında tek bir birim olduğunu, ancak "Arkeoloji Müzesi", "Eski Şark Eserleri Müzesi" ve "Çinili Köşk Müzesi" olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu hatırlatan Asal, 300'e yakın eserin sergilendiği İstanbul Havalimanı dış hatlar terminalindeki Anadolu Uygarlıkları Müzesi'nin de görülmeye değer olduğunu kaydetti. MÜZELER HAFTASI KAPSAMINDA YOĞUN İLGİ GÖRÜYOR Asal, müzeciliğin son yıllarda çok büyük bir aşama kaydettiğini belirterek, Anadolu'nun birçok yerinde çok önemli, büyük ve modern müzelerin ziyarete açıldığını söyledi. Müzelerin hem dijital ve teknik imkanlarla korunduğunu hem de restorasyon, konservasyon işlemlerinin bölge laboratuvarlarında yapıldığını dile getiren Asal, şöyle konuştu: "Eserlerimizin her türlü bakım, onarım ve koruma hizmeti dünya ölçeklerinde, dünyanın çağdaş müzelerinde nasıl olduysa bizde de aynı şekilde devam ettiriliyor. Müzemizin yeni teşhir, tanzim çalışmaları bitti. Yeni teşhir tanzim çalışmalarından sonra uzun zamandır kapalı olan belli bölümlerin açılmasıyla müzeye yoğun bir ilgi oldu, ziyaretçi sayımız da artmaya başladı. Müzeler Haftası'nda da İstanbul Arkeoloji Müzelerine yoğun ilgi gösteriliyor. Müzeye günlük ortalama 1500 civarında ziyaretçi geliyor, ancak bu sayı bazı günlerde 2 bini geçip 3 bine dayanıyor. Umarım günlük 4-5 binleri bulur. Bütün beklentimiz bu. Bütün halkımızı da müzemizi ziyaret bekliyoruz." ### Beyoğlu'nda İstiklal Millet Kütüphanesi açıldı  Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, bu yılın sonuna kadar okullardaki kitap sayısını 100 milyona çıkartacaklarını belirterek, "Bilimle, kimlikle, sanatla kitapla gençlerimizi buluşturdukça kesinlikle 21. yüzyıl, Türkiye'nin yüzyılı olacaktır." dedi. Bakan Özer, Beyoğlu Belediyesi İstiklal Millet Kütüphanesi'nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçen ve toplumun vicdanında büyük yaralara yol açan 27 Mayıs darbesinin üzerinden 62 yıl geçtiğini anımsattı. Kütüphanelerin mümkün olduğu kadar yaygınlaştırılması, gençlerin ve çocukların erişiminin kolaylaştırılması ve içeriğinin de çok iyi doldurulması gerektiğini vurgulayan Özer, İstanbul'da AK Parti'li belediyelerin kütüphaneyle ilgili açılımlarını görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Milli Eğitim Bakanlığı olarak 26 Ekim 2021'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde "Kütüphanesiz Okul Kalmayacak" sloganıyla iki aylık bir proje gerçekleştirdiklerini belirten Özer, şöyle devam etti: "O tarihte 16 bin 361 okulumuzun kütüphanesi yoktu. 2 ay gibi kısa sürede 16 bin 361 kütüphaneyi yaptık ve 2021 yılının sonunda tüm Türkiye'ye şunu söyledik, 'Eğitim sistemimizde kütüphanesi olmayan okul yok'. Gerçekten bunu söylemekten büyük mutluluk duyuyorum. O projeye başladığımız zaman kütüphanelerimizde 28 milyon kitap vardı. Şu anda 60 milyon kitap var. Öğrenci başına düşen kitap sayısı 1,7'den, 3,3'e çıktı. İnşallah 2022'nin sonuna kadar da okullarımızdaki kitap sayısını 100 milyona çıkartacağız. Bilimle, kimlikle, sanatla kitapla gençlerimizi buluşturdukça kesinlikle 21. yüzyıl Türkiye'nin yüzyılı olacaktır." “GENÇLER DERS ÇALIŞMAK İÇİN BÖYLE MEKANLAR ARIYOR” İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan da bu çalışmaya gençlerin büyük teveccüh gösterdiğini söyledi. Erdoğan, gençlerin ders çalışmak için böyle rahat mekanlar aradığını ve birçoğunun da bu mekanlarda kitapla tanıştığını anlattı. Gençlerin ders çalışmak için geldiği kütüphanelerde daha sonra kitaplara dalarak yeni bir dünya bulabildiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu: "Bu, çok güzel bir yol bu yönüyle. Onun için bütün mahallelerde böyle bir fırsatın olması tabii ki çok güzel. Beyoğlu yer bulmanın da zor olduğu bir ilçemiz. Gerçekten böyle yeni yapılar oluşturmanın zor olduğu bir ilçemiz. Onun için Başkan'ımız uygun yerlere bunları konumlandırmaya çalışıyor. Hem bütün vatandaşın hem de bütün gençlerimizin ayağına ulaşmış oluyor. Biz de inşallah Fatih'te İlim Yayma Vakfının Genel Merkezi'nin yanında benzer bir projeyi yapmayı planlıyoruz. Onun çalışmasını yapıyoruz. Gençlerimiz için hayırlı uğurlu olsun." Konuşmaların ardından Bakan Özer, Bilal Erdoğan, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı, açılışını yaptıkları kütüphaneyi gezdi. ### Galataport İstanbul’un Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ndeki imzaları Galataport İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ikincisi düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapacak alanlar arasında yer alacak. Yarın başlayacak festival, konserler, sergiler ve farklı kültürleri bir araya getiren gastronomi etkinliklerini sanatseverlerle buluşturacak. Galataport İstanbul'da 12 Haziran'a kadar Paket Postanesi, Saat Kulesi Meydanı, G Blok ve O2 Blok'ta etkinlikler düzenlenecek. ARA GÜLER’İN RENKLİ FOTOĞRAFLARI SERGİLENECEK Galataport İstanbul'un, tarihi 1911'e uzanan en eski binası Paket Postanesi, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında gerçekleşecek iki etkinlikte misafirlerini ağırlayacak. Ara Güler'in "Kıyının Hafızası Sergisi", sanatçının arşivinden ilk kez bir araya getirilen 28 renkli fotoğraftan oluşuyor. Eser seçkisi, ilhamını İstanbul ile özdeşleşen Boğaz ve kıyılarından alarak gündelik hayatın içinden farklı anlara ışık tutuyor. Paket Postanesi'nin rıhtımında, Anadolu'nun kadim mutfaklarının bir araya geleceği multikültürel gastronomi etkinliği "United Cuisines" gerçekleştirilecek. Ermeni, Rum, Musevi, Süryani gibi farklı toplumların yeme içme kültürlerinin, mutfaklarının geleneksel lezzetlerinin sunulacağı etkinlikte, Levon Bağış, Umut Karakuş, Müge Akgün, Takuhi Tovmasyan gibi alanında uzman isimler bir araya gelecek. Birçok stant ve yemek pişirme noktalarının yer alacağı United Cuisines'de, mezelerden ana yemeklere, minik tadımlıklardan tatlılara, misafirler birçok lezzetin hikayesini öğrenme fırsatı yakalayacak. Girişin ücretsiz olacağı etkinlikte, şefler ve gastronomi uzmanları kurulacak sahnede söyleşiler yapacak. FÜREYA KODAL SERGİSİ AÇILACAK Türkiye'de çağdaş seramik sanatının öncülerinden, ilk Türk profesyonel kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın TBMM'den getirilen eserleri, G Blok'ta ücretsiz olarak gezilebilecek. Yerleşik hayata geçişin ilk izlerini taşıyan ve 2011'de UNESCO "Dünya Miras Geçici Listesi"ne alınan Göbeklitepe'yi anlatan "Gerçekliğe Dönüş, Göbeklitepe Sergisi" de festivalde tarih meraklılarıyla buluşacak. Sergi, Göbeklitepe'den yola çıkarak insanlığın ve medeniyetin kökenine bir yolculuğa çıkaran modern sanat sergisi olma özelliğini taşıyor. Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası, 29 Mayıs'ta saat 17.00'de, Saat Kulesi Meydanı'nda müzikseverlerle buluşacak. Ünlü keman virtüözü Cihat Aşkın'ın eşlik edeceği orkestra, klasik eserlerin yanı sıra Türk valslerini dinleyicilerin beğenisine sunacak. Tarihi 1848’e ulaşan Tophane Saat Kulesi’nin merkezinde yer aldığı Saat Kulesi Meydanı'nda yarın İrem Derici, 3 Haziran'da Oğuzhan Koç, 4 Haziran'da Gökhan Türkmen, 5 Haziran'da Murat Dalkılıç, 10 Haziran'da Rafet El Roman, 11 Haziran'da Simge Sağın, 12 Haziran'da ise Murat Boz sahne alacak. Konser serisinin yanı sıra sahne performansları da hayata geçirilecek. Rafadan Tayfa etkinliği 5 Haziran'da çocuklarla buluşurken, 7 Haziran'da İstanbul Devlet Tiyatrosu "Müzikaller" eserini sahneleyecek. Devlet Modern Folk Topluluğu da 8 Haziran'da konser verecek. ### Boğaz'ın kıyısındaki kitap lansmanı cemiyeti buluşturdu Tarihçi-Yazar Saffet Emre Tonguç’un 28. kitabı "İstanbul'un 100 Mücevheri", Seyahat ve Tarih Yazarı Serda Büyükkoyuncu’nun ilk kitabı "Tanrıların Aşk Hayatı" ve iki ortağın 9-13 yaş çocuklarına İstanbul’u anlatmak, sevdirmek için yazdıkları "Saffet ile Serda Gizem Peşinde / 7 Tepe 7 Sır" kitaplarının lansmanı, çok özel bir davet ile Four Seasons Hotel Bosphorus’ta gerçekleşti. Dört mevsimin en güzeli baharı dört yeni kitap ile karşılayan Saffet Emre Tonguç ve Serda Büyükkoyuncu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen davete Gamze Cizreli, Revna Demirören, Pınar Eczacıbaşı, Funda Arkas, Berrak Barut, Hande Sezer Pekcan, Hande Gamgam, Taylan Kümeli, İsmail Acar, Ebru Sanver, Neşe Boysanoğlu, Akile Gürsoy, Berrin Yoleri, Figen Kral, Neşe Gönül, Dilara Koçak, Özlem Güsar, Şebnem & Celal Çapa, Yeşim Hattat, Ahu Orakçıoğlu, Duygu Çarmıklı, Ayşegül Hotiç, Sadettin Saran, Ece Şirin, Batya Kebudi, Siren Ertan, Ethel Baler, Sinem Güven, Monik İpekel, İdil Fırat, Deniz Edin, Hande Gamgam, Deniz Edin, Dilek Aslanoba, Mine Kalpakçıoğlu, Şeli Elvaşvili, Merih Uman, Sinan Öncel, Murat Yeter gibi isimler büyük ilgi gösterdi. Saffet Emre Tonguç imzası taşıyan "Kanatlarımda İstanbul" isimli kitabın da genişletilmiş halinin ilk kez davetlilerle buluştuğu lansmanda kitapların satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar için çalışmalar yapan Sosyal Ben Derneği'ne bağışlandı. Saffet Emre Tonguç, İsmail Acar ve Serda Büyükkoyuncu… Saffet Emre Tonguç, Nurhayat Coşkun ve Serda Büyükkoyuncu… Serda Büyükkoyuncu, Nursema Öztürk, Kadir Toprakkaya ve Canan Toprakkaya… Nursema Öztürk, Jeyhan Karaoğuz, Alara Öztürk, Kadir Toprakkaya ve Canan Toprakkaya… ### 'PSM Loves Summer'da dünyaca ünlü isimler konser verecek! Zorlu Performans Sanatları Merkezinin düzenlediği "PSM Loves Summer" adlı konser serisi, 31 Mayıs'ta başlayacak. Zorlu PSM'den yapılan açıklamaya göre, program kapsamında dünya rock müzik sahnesinin beğenilen gruplarından Arctic Monkeys ve Placebo'nun yanı sıra Shame ve Black Midi, Warpaint, Roosevelt, ALT-J, DIIV, Vendredi Sur Mer, Chet Faker, Half Moon Run ve Agnes Obel müzikseverlerle buluşacak. PSM Loves Summer'ın açılış konserini 31 Mayıs'ta İngiliz post-punk grubu Shame ile müziklerinde deneysel rock, math rock, noise rock ve post-punk ögelerinden ilham alan Black Midi verecek. Dört kadın müzisyenin yer aldığı Los Angeleslı indie rock grubu Warpaint 1 Haziran, indie rock ile elektronik müzik ve synth-popu harmanlayan Roosevelt 9 Haziran, indie rock, indie pop, art rock ve folktronica türlerinin dünya çapında sevilen grubu ALT-J 15 Haziran, temelleri 2011'de Brooklyn'de atılan ve Zachary Cole Smith'in solo kayıt projesi olarak başlayan ABD'li rock müzik grubu DIIV 16 Haziran'da dinleyicilerle bir araya gelecek. Ayrıca elektro pop türünde üretimlerini sürdüren şarkıcı, söz yazarı ve fotoğrafçı Vendredi Sur Mer 17 Haziran, şarkıcı ve söz yazarı Chet Faker 21 Haziran, Quebec merkezli Kanadalı indie rock grubu Half Moon Run 22 Haziran, çağdaş müziğin özgün sanatçılarından olarak görülen Danimarkalı şarkı yazarı ve piyanist Agnes Obel sevilen şarkılarıyla 1 Temmuz'da sahne alacak. İngiliz müziğinin önemli isimlerinden Placebo, yeni albümünün turnesi kapsamında 18 Temmuz, Alex Turner, Jamie Cook, Matt Helders ve Nick O'Mally dörtlüsünden oluşan Arctic Monkeys ise 9 ve 10 Ağustos'ta Zorlu PSM'de dinleyicilerle buluşacak. ### Gençler ve sosyal girişimciler Müze Gazhane'de buluşuyor Kale Grubu; Kurucusu ve Onursal Başkanı Dr. (h.c.) İbrahim Bodur 'u, vefatının altıncı yılında gençler ve sosyal girişimcilerle birlikte anacak. 30 Mayıs Pazartesi günü Müze Gazhane 'de düzenlenecek "Hayata Değer" buluşmasında; ilham verici konuşmalar, atölye çalışmaları, deneyim alanları ve sosyal girişimcilerin bir araya geleceği pazar yeri yer alacak. Kale Grubu'nun Kurucusu ve Onursal Başkanı Dr. (h.c.) İbrahim Bodur, vefatının altıncı yıl dönümünde gençler ve sosyal girişimcilerle birlikte anılacak. "Topluma değer katma, topraklarına iyi bakma" ilkesiyle Kale Grubu'nun yolunu çizen İbrahim Bodur'un anısını yaşatmak üzere, 30 Mayıs Pazartesi günü Müze Gazhane'de "Hayata Değer" buluşması gerçekleştirilecek. Sosyal girişimciler ve sosyal girişimcilik alanıyla tanışmak isteyen gençleri bir araya getirecek "Hayata Değer" buluşması, "Birlikte, Bir İlkte" sloganıyla 10.30-18.30 saatleri arasında gerçekleşecek. Halka açık olarak gerçekleşecek buluşma, Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay’ın açılış konuşmasıyla başlayacak. Impact Hub Küresel Gelişim Direktörü Alberto Masetti Zanini ise "Sosyal Etki İçin Küresel Hareket" başlıklı bir konuşma yapacak. SOSYAL GİRİŞİMCİLİĞİN ÖNEMLİ İSİMLERİ SAHNEDE OLACAK... Sosyal girişimciliğin nabzının atacağı buluşmada; Onaranlar Kulübü Kurucu Ortakları Doğukan Güngör ve Ufuk Emin Akengin, Erişilebilir Her Şey Kurucu Ortakları Seben Ayşe Dayı ve Serim Berke Yarar, Sen De Gel Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Betil, Adım Adım ve Açık Açık Derneği’nin Kurucularından Prof. Dr. Itır Erhart, Hayata Sarıl Derneği’nin Kurucusu Ayşe Tükrükçü, Bego Jeans Kurucusu Bego Demir, Bilim Virüsü Kurucusu Şule Yücebıyık, TABİT Kurucu Ortağı Tülin Akın, Anlatan Eller Kurucusu Pelin Baykan, Tospaa Girişiminin Kurucusu Alp Ar, Kadınların Elinden Kurucusu Mustafa Alp Dumrul gibi sosyal girişimcilik ve sivil toplum dünyasının önde gelen isimleri, ilham verici konuşmalarıyla deneyimlerini paylaşacak. Ana sahnede ise "Eşitsizliklerin Azaltılması için Adımların Çoğalması", "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ekseninde Sosyal İnovasyon", "Sorumlu Tüketim ve Üretim Kimin Sorumluluğu ve Hedefler için Ortaklık", "Hayaller İçin İş Birliği" gibi toplumu ve dünyayı yakından ilgilendiren konu başlıkları masaya yatırılacak. KATILIMCILARI ATÖLYELER VE PAZAR YERİ İLE ZENGİN BİR DENEYİM BEKLİYOR... Ana sahnenin yanı sıra eş zamanlı olarak atölye çalışmalarının olacağı buluşma alanında; Impact Hub, S360, Inogar, This is Mana, Pulsec, Arbor Impact, Anlatan Eller, Toyi, Kızlar Sahada, Arkerobox gibi birçok sosyal girişimin katkıları ile sosyal inovasyondan elektronik atığa, işaret dilinden etki tasarımına kadar çeşitli atölyeler ile katılımcılara sosyal girişimcilik yaklaşımlarının ve pratiklerinin aktarılacağı yeni deneyim fırsatları sunulacak. Ayrıca, Türkiye Sosyal Girişimcilik Ağı iş birliğiyle her biri farklı alanda etkin çalışmalar yürüten sosyal girişimlerin 30 tezgâh alanının yer alacağı Sosyal Girişimcilik Pazar Yeri de buluşmada yerini alacak. Etkinliğe katılırken ihtiyaç duymadığı eski elektronik eşyalarını getirenlerin yapacağı bağışlar ise Elektronik Atıkları Geri Dönüştürme Derneği’nin iş birliğiyle bir bilgisayar sınıfı açılmasına katkı sağlayacak. Ücretsiz kayıt adresine ve detaylı programa buradan ulaşabilirsiniz: https://kalegrubu.com.tr/haberler/hayata-deger-Ibrahim-bodur-anma-gunu-etkinligi-30-mayista-muze-gazhanede DR. (H.C.) İBRAHİM BODUR KİMDİR? Çanakkale’nin Nevruz köyünden çıkarak memleketin sanayileşme yoluyla kalkınmasına vesile olan, “Önce insan” diyerek 88 yıllık ömrünü doğduğu topraklara vakfeden İbrahim Bodur, henüz 21yaşındayken çalışma hayatına atıldı. Doğduğu toprakların insanıyla birlikte doymak, kalkınmanın Anadolu’dan başlamasına öncülük etmek temel arzusuydu. 1957 yılında nüfusu 1.000 kişiyi geçmeyen Çan’da seramik karo fabrikasının temellerini atarken, yerel kalkınmanın da ilk kıvılcımlarını ateşledi. Hayallerine yöre halkını da ortak etti. Bir olmanın, birlikte başarmanın temelleri orada atıldı. Yalnızca Çan değil, tüm Çanakkale halkı ‘halka açık şirket’ kavramıyla tanıştı. Çanakkale Seramik Fabrikası’nın başarısına ortak oldu ve birlikte büyüdü. Pek çok genç, eğitim olanağına kavuştu ve edindiği nitelikle yerel kalkınmaya destek oldu. İbrahim Bodur’un inanç, azim ve gayreti, yalnızca Çanakkale’de değil, Anadolu’nun her bir köşesinde vücut buldu. Mardin’den İzmir’e, Erzurum’dan Yozgat’a, Isparta’dan İstanbul’a sanayiyi götürdüğü her şehirde bölge halkıyla omuz omuza mücadele etmeye ve gayretle yerel kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti. Yalnızca seramik sektörünün geleceğine yön vermekle kalmadı, Türkiye’nin her alanda öncü olması için birbirinden farklı sektörlerde yatırım yaptı. Topraktan başladı, gökyüzüne uzandı. Yapılan sayısız yatırımı, eğitime verilen sürekli desteği sürdürülebilir kılmak adına Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı’nı kurdu. Millî Eğitim Bakanlığı desteğiyle geliştirilen projeler, mesleki eğitim kursları ve yenilenen yüzlerce köy okulunun yanı sıra üniversite öğrencilerine verilen burslar sayesinde pek çok parlak genç başarıyla mezun oldu. İbrahim Bodur, yarım yüzyıldan fazla süren sanayi yolculuğunda, attığı her adımda sosyal fayda sağlamayı ve ürettiği değerleri toplumla paylaşmayı önemsedi. Vefatının ardından hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödül Programı da bu inanç doğrultusunda toplumsal sorunları çözmek için harekete geçen sosyal girişimcilere destek olmayı amaçlıyor. İbrahim Bodur’un sanata duyduğu tutku, sanayiciliğinin de öncesine dayanıyordu. Robert Kolej kütüphanesinde geçirdiği saatlerde yalnızca ders çalışmamış, edebiyatla da haşır neşir olmuştu. Şiire ve Türk Sanat Müziği’ne duyduğu hayranlık, daha o yaşta denemeler yazmasına ve Robert Kolej bünyesinde bir Türk Sanat Musikisi Cemiyeti kurarak konser verilmesini sağlamasına vesile olmuştu. İbrahim Bodur, büyük sanayi atılımı için harekete geçtiği ilk yıllardan itibaren sanat ile kurduğu gönül bağını korudu. Kale Grubu, 2019 yılında Karaköy Perşembe Pazarı’ndaki ilk genel merkez binasını dönüştürürerek Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM)’yi açarak sanat, tasarım ve sosyal girişimcilik dünyası için yeni bir çekim merkezi oluşturdu. KTSM binasının altıncı katında yer alan Kale Hafıza Karaköy, İbrahim Bodur’un anılarına ve kişisel eşyalarına ev sahipliği yapıyor. Hem ailenin değerlerine hem de grubun tasarım felsefesine ışık tutan özel bir deneyim alanı olan Kale Hafıza Karaköy’ü, salı-cumartesi 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. ### Ünlü sanatçı Pesimo, Root Karaköy’ün duvarını barış ruhuyla boyadı Tarihi Karaköy semtinin sofistike oteli Root Karaköy, dünyaca ünlü Perulu sanatçı Pesimo’yu İstanbul’a getirerek kentin duvarlarında kültürleri buluşturdu. Tarihi Karaköy semtinin sofistike oteli Root Karaköy, dış cephesine uygulattığı duvar sanatı projesi için ünlü sanatçı Pesimo’yu İstanbul’da ağırladı. Büyüleyici İstanbul şehir ve Boğaz manzarasına hâkim konumuyla dikkat çeken Root Karaköy, tramvay yoluna bakan duvarını Pesimo’nun yaratıcı sanatıyla buluşturdu. 1998’den beri şehrinin duvarları üzerinde çalışan, Peru şehir sanatının en önemli sanatçılarından bir olan Pesimo, Root Karaköy işbirliği için ilk kez İstanbul’a geldi. Pesimo’yu İstanbul’a getiren Root Karaköy’ün sahibi Barış Erdoğdu, “Duvar resimlerinin tüm dünyada insanlığa ait ortak bir dil oluşturduğuna inanıyoruz. Otelimiz de sanat ve kültürü odağına alarak, İstanbul’u ziyarete gelen misafirlere hizmet veriyor.İlk projemiz, ünlü Güney Amerikalı sanatçı Pesimo’yu İstanbul’a getirerek şehirde kalıcı bir eser bırakmak oldu. Root’un duvarında çalışılan eserin ismi “Barış Ruhu”ve ana kahramanı bir kadın. Bu konuyu uzun uzun Pesimo ile konuştuk; kadınlar bizim için barışı temsil ediyor. Resimdeki kadının elindeki küre, evren, etrafındaki erkekler ise savaşçı… Kadının gücü erkekleri nötrleştiriyor.” diyerek projeyi anlattı. Bu özel proje için Lima’dan İstanbul’a gelen 1983 doğumlu sanatçı Pesimo, daha önce dünyanın pek çok şehrinde yaratıcı işler yaptığını, ancak ilk kez kültürlerin buluştuğu İstanbul’da bir eser yarattığını söyledi. Pesimo, sanatında ilhamını, barıştan ve hepimizin birbirine bağlı olduğu anlayışından alıyor. PESİMO HAKKINDA PÉSIMO adıyla tanınan Edwin Higuchi Fernánde, 1983 doğumlu.1998’den beri şehrinin duvarları üzerinde çalışan ve Peru şehir sanatının en önemli sanatçılarından biri olan Pesimo, 2001 yılında National School of FineArts’ta eğitimaldı. Aynı zamanda Perulu galeri camiasına girmeyi başaran ilk şehir sanatçılarından biri oldu. Galerideki konumu ve çalışma azmiyle kendini Latin Amerika şehir sanatının önemli bir referansı olarak konumlandırarak; Fransa, İspanya, Almanya, Hollanda, Avusturya, Japonya, Arjantin, Brezilya, Şili, Ekvador, Kolombiya, Meksika ve ABD gibi ülkelerdeki çeşitli festival ve etkinliklerde yer aldı. Peru-Japon kökenleri ve sokakla olan daimi ilişkisi; işine ve gündelik hayatın düşsel olanla uzlaştığı bir dünyadan karakterler gördüğümüz figüratif nitelikteki duvar çalışmalarına güçlü bir ilham oldu.Çalışmaları bugün, uluslararası ve ulusal düzeyde tanınıyor. ROOT KARAKÖY HAKKINDA Müzik, kültür ve sanatın buluştuğu Root Bodrum’la görkemli bir çıkış yapan RootHotels, İstanbul Karaköy’de açılan yeni oteliyle misafirlerini karşılıyor. CircleGroup Global bünyesinde yer alan Root Karaköy, Necati Bey Caddesi’nde, İstanbul'da konaklamak isteyenlere kapılarını açıyor. Büyüleyici bir İstanbul şehir ve Boğaz manzarasına hâkim konumuyla Root Karaköy, sıcak bir karşılama sağlayan lobisi, devasa cam pencereden ışığı içeri alan yüksek tavanıyla konuklarını otele giriş anında büyülüyor. Şöminesi ve ahşap tavanıyla dikkat çeken karşılıklı iki oda, lobideki taze çiçeklerin sağında ve solunda konforlu alanlar sunuyor. İstanbul Modern Sanat Galerisi, Galataport, Tarihi Galata Kulesi'ne yürüme mesafesinde yer alan otel, “sanat, kültür, komünite” mottosunu sahipleniyor. Ödüllü mimar ve sanatçı Sami Savatlı tarafından tasarlanan otelin sofistike lobisi, Türk ve Avrupalı ziyaretçilerini ağırlıyor. ### "8. Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali" başvuruları başladı  Fidan Sanat Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle gerçekleştirilen "Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Festivali" bu yıl sekizinci kez sinemaseverlerle buluşacak. Anadolu Ajansının Global İletişim Ortağı olduğu festivalin tanıtım toplantısı, Beyoğlu Belediyesi ev sahipliğinde Aynalıkavak Kasrı'nda gerçekleştirildi. Programın açılış konuşmasını yapan Fidan Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbaki Başer, festivalin amacına değinerek, "Festivalimiz alemlere rahmet, insanlığa da örnek ve model olarak gönderilen Peygamber Efendimizin adını sanat ve sinema gibi önemli bir vesile ile tüm dünyaya duyurmayı amaç edinmiş ülkemizde ve dünyada alanında ilk olan tematik bir festivaldir." dedi. Programa konuk olan Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, festivalin hayırlara vesile olmasını dileyerek, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür etti. Festivalin uluslararası olarak Hz. Muhammed'in tanıtılması bakımından önemli olduğunu, herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini belirten Yıldız, Peygamber'i anlatan bu tarz festivallerin daha çok düzenlenmesi temennisinde bulundu. TOPLAM 300 BİN LİRA ÖDÜL VERİLECEK Festivalin direktörü Cemil Nazlı, Fidan Sanat Vakfı olarak doğruluğun ve iyiliğin peşinde olduklarını, bu anlamda Hz. Muhammed'in hayatını ve güzelliklerini sanatsal bir dille dünyaya taşımaya çalıştıklarını söyledi. Nazlı, ulusal ve uluslararası iki ayrı bölümde "kurmaca", "animasyon" ve "belgesel" olmak üzere 3 ayrı kategoride 6 en iyi eserin ödüllendireceğini, "Son Taslak" bölümünde ise 3 projeye 150 bin lira "Kısa Film Yapım Desteği" verileceğini, toplamda da ödül ve desteklerle dağıtılacak rakamın 300 bin lirayı bulacağını aktardı. Bu yıl yine söyleşiler, atölyeler düzenleyeceklerini söyleyen Nazlı, özel seçkilerin yanı sıra da izleyicileri ülke gösterimleriyle buluşturacaklarını ifade etti. Nazlı, ülke gösterimleri için bu yıl Filistin'i seçtiklerini ifade ederek, "Filistinli yönetmenlerin en güzel kısa filmlerinden bir seçki yapmayı düşünüyoruz." dedi. "Bir filmin üretiminde ve festivallerde karbon ayak izimizi nasıl küçültebiliriz bunun üzerine çalışıyoruz" Festivalin Son Taslak Platform Direktörü Belkıs Bayrak da geçen yıl Son Taslak bölümüne olan ilgiden dolayı çok memnun kaldıklarını dile getirdi. Bayrak, "Türkiye'den ve yurt dışından profesyonellerle birlikte katılımcılar projelerini geliştirdiler. İçlerinden filmlerine destek kazananlar oldu. Hatta geçtiğimiz haftalarda bu arkadaşlarımızdan bazıları filmlerinin çekimlerini tamamladılar. Artık festival yolculuğuna hazır Son Taslak Platformu'nun filmleri var." diye konuştu. Bayrak, ayrıca şu bilgileri verdi: "Son Taslak'ta kısa film desteğinde bu sene sinemaya çıkmaya hazırlanan arkadaşlarımızın uluslararası bir deneyim yaşamasını hedefliyoruz. Bu yüzden yapıyı revize ettik. Sunumlar uluslararası bir jüride olacak. Daha derinlikli ulusal yapım desteğine kaydırıldığı bir yapı tasarladık. Başvurular açıldığında, katılımcı arkadaşlara bu senenin şartnamesini tekrar kontrol etmelerini rica ediyoruz. İsraf da hem inanç sistemimizde hem de kültürümüzde aşina olduğumuz bir durum. Fakat bazen işlerimizi yaparken israf konusunu unutabiliyoruz. Bu ikisini de bu yıl ele almak istedik. Danışma kurulumuzdaki isimlerin de desteğiyle hem bir filmin üretiminde hem de bir festivali yaparken karbon ayak izimizi nasıl küçültebiliriz, bu konuda neler yapabiliriz, böyle 5 yıla yayılan bir proje üzerine çalışıyoruz." Yapımcı Halil Kardaş ise film çekimleri sırasında en büyük israfın zaman olduğu yorumunu yaparak, "Mesela bir film için bazen 3, bazen 5 sene ciddi bir enerji harcanıyor. Bunun yanında akçeli işlerde ise çok tüketime açık ve hızlı para akışının olduğu bir şey yaşıyoruz film yapım sürecinde. Tabii bu film ekiplerini oluştururken bu şuurda, bu akılda, bu ahlakta olan arkadaşları biz tercih ediyoruz. Ne kadar çok bu arkadaşlarla birlikte hareket edersek, o derece israfın, boşa geçen zamanın önüne geçmiş oluruz." değerlendirmesinde bulundu. TRT, Albayrak Medya, Yunus Emre Enstitüsü ve Türk Hava Yollarının da katkı verdiği programda ayrıca yönetmen Nazif Tunç, AK Parti İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç, festivalin çerçevesini belirleyen danışma kurulu üyelerinden Nuray Kayacan ve yönetmen Koray Sevindi de birer konuşma yaptı. ÖDÜLLER Yarışmada bu yıl, ulusal kategoride "En İyi Kısa Kurmaca Film" 35 bin, "En İyi Kısa Belgesel" 25 bin, "En İyi Kısa Animasyon" 15 bin liralık ödülün sahibi olacak, uluslararası kategoride ise "En İyi Kısa Film"e 35 bin, "En İyi Kısa Belgesel"e 25 bin, "En İyi Kısa Animasyon"a ise 15 lira ödül takdim edilecek. Son Taslak bölümünde de 3 proje için "Kısa Film Yapım Desteği" bu yıl 150 bin olarak belirlendi. Festivaldeki yarışmalara başvurular, 23 Eylül'e kadar "www.alemlererahmetfilm.com" adresinden kabul edilecek. Festivalde, 21-27 Kasım tarihleri arasında gösterimler, söyleşiler, atölyeler, ustalık sınıfı ve bir panel gerçekleştirilecek. Festivalin gala ve ödül töreni ise 27 Kasım'da yapılacak. ### AKM, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak  Kültür ve Turizm Bakanlığınca "Beyoğlu Kültür Yolu Festivali" kapsamında düzenlenen konserlerden sergilere, söyleşilerden film gösterimlerine, çocuk atölyelerinden açık hava konserlerine geniş yelpazede çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 28 Mayıs-12 Haziran tarihlerinde ikincisi düzenlenen "Beyoğlu Kültür Yolu Festivali" kapsamında Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) konserlerden sergilere, söyleşilerden film gösterimlerine, çocuk atölyelerinden açık hava konserlerine geniş yelpazede çok sayıda etkinlik sanatseverlerle buluşacak. AKM Türk Telekom Opera Salonu, festival boyunca dünya müziğinin önde gelen isimlerini ağırlayacak. Yunanistan'ın rebetiko türünün önemli ismi Glykeria, Türk müzikseverlerin de aşina olduğu ezgilere getirdiği yorum ve sahne performansıyla 28 Mayıs'ta seyirci karşısına çıkacak. Tunuslu udi ve şarkıcı Dhafer Youssef, sufi geleneğini, caz unsurlarını ve Arap lirizmini harmanladığı müziğiyle 10 Haziran'da dinleyicilerle bir araya gelecek. Festival kapsamında Macaristan'ın önde gelen ve birçok ödüle sahip piyanisti Janos Balazs, dünyaca ünlü Macar besteci Ferenc Liszt'in İstanbul'u ziyaretinin 175. yılında bir konserle Türkiye'de ilk kez 8 Haziran'da müzikseverlerle buluşacak. Doğu Avrupa'nın geleneksel Çingene şarkılarını dünya müzik sahnesinde evrenselleştiren Barcelona Gipsy Balkan Orchestra, Suzan Kardeş ile 2 Haziran'da sahneyi paylaşırken, Vasilis Saleas ve Ahmet Koç, 31 Mayıs'ta saz ve klarnet performanslarından oluşan özel bir programa imza atacak. DANSRAN OPERAYA, BALEDEN TİYATROYA Geçen yıl Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nde dünya prömiyeri yapan, Mimar Sinan'ın yaşamından ve eserlerinin inşa sürecinden kesitleri konu edinen "Sinan Operası", yeniden 29 Mayıs'ta AKM Türk Telekom Opera Salonu sahnesine taşınacak. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin Miguel de Cervantes'in aynı ismi taşıyan romanından seçilmiş bazı bölümlerden esinlenilerek sahneye taşıdığı ve klasik balenin önemli eserleri arasında yer alan "Don Kişot" balesi de 30 Mayıs ve 1 Haziran'da izleyicilerin beğenisine sunulacak. Anadolu'nun binlerce yıllık mitolojik ve kültürel tarihinden ilham alan Anadolu Ateşi de "Troya" gösterisi ile 4 Haziran'da sahne alacak. Sahnelenmeye başladığı günden beri kapalı gişe oynayan, Peter Shaffer tarafından kaleme alınan ve dünya müzik tarihinin unutulmaz bestecileri Wolfgang Amadeus Mozart ile Antonio Salieri'nin hikayesini anlatan "Amadeus" da 5 Haziran'da AKM'de oynanacak. ÜCRETSİZ KONSERLER Atatürk Kültür Merkezi, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali için özel olarak kurulan Türk Telekom Açıkhava Sahnesi'nde de gün boyu sürecek ücretsiz konserlere ev sahipliği yapacak. Festival boyunca her gün 17.00 ve 20.00'de başlayan iki program şeklinde düzenlenen konserlerde Yedinci Ev, Mazhar Alanson, Selin Geçit, Emir Ersoy, Samida, Koliva, Köfn, Can Bonomo, Elif Buse Doğan, İkilem, Kolpa, Motive, Baneva, Dedüblüman, Resul Aydemir, İkiye On Kala, Fatma Turgut, Ahiyan, Tuğçe Kandemir, Bilal Sonses, Gökcan Sanlıman, Feride Hilal Akın, Retrobüs, Ekin Uzunlar, Ceren Gündoğdu ve Nahide Babaşlı sahne alacak. - REFİK ANADOL VE HÜSAMETTİN KOÇAN SERGİLERİ Eserleriyle ve sıra dışı çalışmalarıyla yurt içinde ve yurt dışında ses getiren Refik Anadol ile Hüsamettin Koçan, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında sergileriyle AKM'de sanatseverlerle bir araya gelecek. Yapay zeka sanatının ortaya çıkışına ve gelişimine önemli katkılar sunan Anadol'un "Rumi Dreams" enstalasyonu, Hz. Mevlana'dan ilham aldığı çalışmalardan oluşuyor. Anadol'un en yeni eserini kapsayanı "Rumi Dreams", festival süresince AKM Tiyatro Fuaye'de ücretsiz gezilebilecek. Ressam ve akademisyen Hüsamettin Koçan'ın "Ayağımdaki Diken" başlıklı sergisi ise sanatçının yaşamının izlerini heykel, resim ve yerleştirme eserlerle bugüne taşıyor. Bellek, göç ve varoluş kavramlarını irdeleyen sergi, festival boyunca AKM Galeri'de sanatseverlerle buluşacak. 35 yaşın altındaki sanatçıları odağına alan çok katılımlı "Gençler Yolda" sergisi de festival boyunca AKM Kültür Sokağı'nda gezilebilecek. AKM'de çocuklara özel olarak hazırlanan atölyeler de Beyoğlu Kültür Yolu Festivali boyunca AKM Çocuk Sanat Merkezi'nde minikleri ağırlayacak. AKM Yeşilçam Sineması, film gösterimleri ve sinemacıların katılımıyla düzenlenen özel söyleşilerle sinemaseverlere kapsamlı bir program sunacak. Festival çerçevesinde Türk Sinema Vakfı ile iş birliğinde "Yeni Kuşak Sinemacılar" buluşmalarında farklı yönetmenler ağırlanacak. Etkinliğin detaylarına Beyoğlu Kültür Yolu Festivali, AKM web sitelerinden ve uygulamalardan ulaşılabilir. ### İstanbul'un asırlık sigorta haritaları sergilendi  Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından düzenlenen 11. Sigorta Haftası etkinlikleri, İstanbul'un asırlık sigorta haritalarının yer aldığı sergiyle başladı Türkiye Sigorta Birliği (TSB), İstanbul'un 100 yıllık tarihi sigorta haritalarını Galataport İstanbul'da düzenlenen Sigorta Haritaları Sergisi'nde katılımcılarla buluşturdu. Kartograf Jacques Pervititch tarafından hazırlanan ve İstanbul'un çeşitli semtlerini gösteren haritalar, 11. Sigorta Haftası etkinlikleri kapsamında tekrar gün yüzüne çıktı. Doç. Dr. Sedat Bornovalı'nın küratörlüğünde hazırlanan sergide, 1920'li yıllardan 1950'ye uzanan süreçte hazırlanan 200 haritadan 18'i yer aldı. Halihazırda eser niteliği kazanan, görkemli tarihi eserleri, kamu binaları ve dönemin yaygın mimari unsuru olan ahşap yapıları kayıt altına alan haritalar, çeşitli koleksiyonerler tarafından korunarak bugüne kadar ulaştı. Serginin zirve boyunca farklı mekanlarda meraklıları ile buluşacağı bildirildi. “KIYMETLERİMİZİ ULUSLARARASI KATILIMCILARLA PAYLAŞMAK BİZİM İÇİN GURUR VESİLESİ” Serginin açılışında konuşan TSB Başkanı Atilla Benli, birlik arşivlerinde korunmaya devam eden bu kıymetli eserlerin, uzmanların kullanımına sunulduğunu söyledi. Benli, "Sigorta Haftası vesileyle bu arşivin bir bölümünü gün ışığına çıkarmak, kıymetlerimizi uluslararası katılımcılarla paylaşmak bizim için gurur vesilesi." dedi. Sigorta Haftası etkinliklerinin bugün başlayacağını ve Uluslararası Sigorta Zirvesi ile devam edeceğini bildiren Benli, tüm dünyadan sigorta sektörünün önde gelen isimlerinin katılımıyla ve "Sigortacılığın Geleceğini Yeniden Tanımlamak: Yeni Fırsatlar" temasıyla düzenlenen zirvenin önemli bir iş birliğine ev sahipliği yapacağını söyledi. Benli, "Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'daki sigorta sektörünün geliştirilmesine destek olmak, teknik uygulamalara ve altyapıya ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımına zemin sağlamak üzere bir platform kurulması için ilk adımı atacağız. Üye ülkelerin sektör temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek törende imzalanacak mutabakat zaptı, Türk dünyasındaki iş birliği için ilk resmi adım olacak." ifadelerini kullandı. ### Karabağ’ın mirası sergisi büyük ilgi gördü Atatürk Kültür Merkezi Nigar Helmi Abbasbayli'nin “Karabağ Mirası” adını verdiği  kişisel sergisine ev sahipliği yaptı. Abbasbavli’nin “Miras” markasının eserlerinden ve başyapıtlarından oluşan seçkisi ile sanatseverler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Nigar Helmi Abbasbayli'nin çeşitli resim türlerinde denemeler yaptığı ve son dönemde Karabağ'a ithaf ettiği eserler arasında “Govhar Ağa Camii”, “Bülbül Evi Harabeleri”, “Panakh Ali Han Sarayı Harabeleri” ve “Varazgun Tapınağı” dikkatleri üzerine çeken eserler bulunuyor. AMERİKA VE AVRUPA’DA SERGİLENDİ AKM Sanat Galerisinde 12- 22 Mayıs tarihlerinde sergilenen eserler Association des Artistes Contemporains de Turquie à Paris tarafından düzenlenen ‘’Carousel De Louvre, Art3f Monaco Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı” ve “ART EXPO NEW YORK” gibi çok sayıda sanat fuarı ve sergisinde de yer almıştı. Sergiyi izleyenler arasında Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da vardı. AZERBAYCAN GELENEKLERİ VE KÜLTÜRÜNÜN PRİZMASI Sergi ile ilgili  yorumda bulunan AKM sanat danışmanları, Karabağ'ın uçsuz bucaksız semalarının yürek parçalayan yıkıntılarını ve Nigar'ın gözünden kendinden emin, geniş fırça darbeleriyle değişen ışığı cesurca ve canlı bir şekilde betimleyen tablolara ışık tutması olarak dile getirdiler. SANAT VE SANAT İDDİASINA DÜZ ÇİZGİ Nigar Helmi’nin Karabağ Mirası sergisinde sanat ve sanat iddiası arasına düz bir çizgi çektiğini de yorumlarına ekleyen sanat danışmanları: Yeni bir “incelik” kategorisi ve “zaman vakanüvisi” yaratıyor, duyuların duyarlılığına meydan okuyor ve izleyicinin zihninde heyecan verici düşünceler bırakıyor. "Miras" Azerbaycan gelenekleri ve kültürünün prizması aracılığıyla geleneksel mücevher zanaatlarının ve modern trendlerin kaynaşmasının somutlaşmış halini yansıtıyor. "Miras" takılarının her bir parçası belirli bir anlam, kendine özgü felsefesi ve sahibinin kişiliğini ve iç dünyasını yansıtan özgün tasarımı taşıyor… ### Karikatür Evi yaz atölyeleri başlıyor  Karikatür, çizgi roman ve manga meraklılarının katılabileceği atölyelere kayıtlar başlıyor. Her yaştan mizah severi buluşturan Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, yaz dönemi atölye eğitimleri için katılımcıları bekliyor. Ücretsiz gerçekleşecek eğitimler için başvuru tarihi 23 Mayıs Pazartesi. Kadıköy Belediyesi Karikatür Evi, 2022 yaz sezonu karikatür, çizgi roman ve manga atölyeleri için kayıtlara başlıyor.  Farklı yaş gruplarından katılımcıların yararlanabileceği ücretsiz atölyelere internetten başvuru yapmak yeterli. Atölyelere dileyen çevrimiçi dileyen yüz yüze katılabiliyor. Yüz yüze gerçekleştirilecek atölyelerde sınıflar 7, çevrimiçi atölyelerde ise 10 kişilik kontenjanla sınırlı. Devam zorunluluğu bulunan atölyelere katılım için Kadıköy’de ikamet etme zorunluluğu bulunmuyor. Atölye çalışmaları çizgi romanda Gökçe Akgül ve Mehmet Naci Dedeal; mangada Ali Toğlukdemir;  karikatürde Akdağ Saydut, Anıl Gürak, Ayşe Işın, Behiç Pek, Cihan Kılıç, Eda Oral, Erhan Candan, İlker Altungkök, Nuhsal Işın ve Sibel Bozkurt’un eğitmenliğinde gerçekleştirilecek. Karikatür Evi’nde ilk dönem atölyeler 27 Haziran’da, ikinci dönem atölyeler 18 Temmuz’da, üçüncü dönem atölyeler ise 8 Ağustos’ta başlıyor. ### Leman Belentepe, "Geçmişin İzleri" sergisiyle Büyük Kulüp'te! Büyük Kulüp, Leman Belentepe 'nin "Geçmişin İzleri" adlı sergisine ev sahipliği yapıyor. Çoğunluğu Osman Hamdi Bey eserlerinden oluşan rölyef sergisi, 21-27 Mayıs 2022 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Serginin bir başka önemli özelliği, elde edilecek olan gelirin tamamının “amasız, fakatsız” bir şekilde burs fonuna aktarılacak olması. Şimdilerde 92 yaşında olan Leman Belentepe'nin içinde bir türlü sönmek bilmeyen sanat aşkı, hala üretme arzusuyla sürüyor. Belentepe'nin bu serginin açılmasını istemesindeki nedenlerden biri, yıllar içinde biriken eserlerin depolarda veya evlerin bir köşesinde durması yerine daha fazla kişi tarafından görülmesini sağlamak, bir diğer nedeni de eğitime destek olmak. LEMAN BELENTEPE HAKKINDA... Subay olan ailesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Selanik’ten göç ederek sırasıyla İzmir, Eskişehir, Çorum ve İstanbul'a gelip, o dönemin sahil kasabası Kartal'a 1923 yılında yerleştiler. Dedesi Mehmet Tenzil Efendi, Belentepe'yi Yunanlılardan alarak paşa oldu ve Atatürk, Soyadı Kanunu ile Belentepe soyadını verdi. Leman Belentepe (Özdiner), 1931 yılında Kartal'da doğdu, deniz ile iç içe bir çocukluk geçirdi. Yaratıcılığı ile doğal malzemelerden oyuncaklar ve yapılar kurgulaması, resme olan yeteneği ile güzel sanatlarda okuması gerekiyordu. Anadolu’dan Balkanlar'a kadar göçebelik yaşayan asker bir aile içinde büyümüş olması, yaratıcılığını hep beslemesine sebep oldu. Akademi mezunu amcası Ressam Mustafa Belentepe'den etkilenmişti ve resim alanında başarılıydı. Ayrıca şiir, düz yazı ve müzik konusunda hep bir şeyler yapıyordu. 1949 yılında Moda Özel Selçuk Kız Enstitüsü'ne gitmeye karar verdiğinde, Kartal-Moda onun için uzun bir yolculuktu. 1952 yılında mezun olduğunda hocaları akademiye teşvik ettiler, ancak o dönemin ulaşım koşulları ile Fındıklı’ya gitmesi mümkün olamadı. TERAPİ GİBİ OLAN ÇALIŞMALARINI AMATÖR OLARAK DEVAM ETTİRDİ... 1954 yılında evlendi ve eşinin vazifesi ile Kars, Doğubayazıt, Urfa gibi şark bölgelerinde bulundu. 1980’lerde İstanbul’a kesin döndüklerinde, iki kızı da güzel sanatlara girdi. İçindeki sanata olan yoğun hevesini biraz olsun giderdi. 1999 yılında resim ve rölyef çalışmaları yapmaya başladı. 2000'li yılların başında rölyef atölyesinde hocası Hayriye Gürel’den 4 yıl eğitim aldı. Osman Hamdi Bey tablolarından 3 boyutlu çalışmaları 3 boyutlu bir görsele dönüştürmek için atık malzemeleri kullanarak, kendi bakış açısıyla Osmanlı dönemine ait resimleri canlandırmaya başladı. O dönemi belki yeniden canlandırıyor ve içinde yaşıyordu. Terapi gibi olan çalışmalarını amatör olarak devam ettirdi. 2010 yılında 80 yaşında, Tasarım Parkı’nda Anneler Günü'nde "Annem" sergisinde annesine yazdığı bir şiirin vitrine basılması ile ilk karma sergisi gerçekleşti. 2018 yılında 88 yaşında ikinci sergisi gerçekleşti. Büyük Kulüp'te düzenlenen serginin açılışında, Leman Belentepe'nin kendisi gibi sanatçı olan iki kızı ve ailesi de hazır bulundu. Aynı zamanda Tasarım Parkı Kurucusu Yüksek İçmimar Nursema Öztürk'ün annesi de olan Leman Belentepe'nin sergisinin küratörlüğünü, Nursema Öztürk ve torunu Alara Öztürk birlikte yaptılar. ### Ekrem Nalçacıoğlu Retrospektif Sergisi: "Dedem Diye Söylemiyorum" Bu haberi sadece kahramanları "dostumuz" diye yazmıyoruz. Son derece yerinde, haber değeri olan bir haber olduğu için yazıyoruz. Zaten okuduğunuzda buna siz de hak vereceksiniz. Burada sözü Deha Çun'e bırakıyoruz: "Ressam, kıymetli dedem Ekrem Nalçacıoğlu için 14-15 Mayıs 2022 tarihlerinde Fenerbahçe’de bulunan Kaş Sanat’ta bir sergi düzenledik. Küratörlüğünü gururla üstlendiğim bu sergide, 1960’lı yılların sonundan günümüze uzanan sanat yolculuğundan değerli bir seçkiyi 'Dedem Diye Söylemiyorum' başlığıyla izleme fırsatı bulduk. Nalçacıoğlu, yoğun çalışma hayatı içerisinde sanat ve tasarımla hep iç içe olmuştur. Dekoratörlük mesleği kaynaklı teknik çizim bilgisi ve titiz çalışma tarzı, adeta iş hayatından tuvallerine yansımış değerleridir. Detaycı ve mükemmeli arayan eserlerinde bunu rahatlıkla görmek mümkündür. Hobi olarak başladığı resim kariyerinin ilk adımını sulu boya eserler oluşturmaktadır. Erken döneminde böylesi hassas bir tekniği uygulayıp, resim tutkusunun ilerlemesiyle de yağlı boya ile tanışmıştır. 'Gördüklerim o kadar güzeldi ki, neden ben de yapmayayım dedim ve koyuldum çalışmaya! Sanata dair kırılma anımdır. Bu benim kendi kendime öğrenme yolculuğum' demişti bize bir sohbette. Sanat üretim tekniğini çalışarak kendisi geliştirmiştir. Bu ilerlemenin bir sonucu olarak kağıt üzerine çalıştığı kara kalem ile renkli kuru boya ağırlıklı karışık tekniği, Ekrem Nalçacıoğlu'nun sanat pratiğinde özel bir konuma sahiptir. Bu resimlerinin ana esin kaynağı ise İstanbul kadrajları içeren 19. yüzyıl gravürleridir. Bir atölye ortamında çalışmadığı için, yağlı boya çalışmaları 2005 yılı sonrası yerini -koku ve geç kuruma nedenleriyle- akrilik boya kullanımına bırakmıştır. Eserlerindeki güçlü akrilik boya uygulama tekniği, kimi zaman izleyiciye yağlı boya olduğunu düşündürür. Osman Hamdi Bey başta olmak üzere; Gustav Bauernfeind, Thomas Allom, William Henry Bartlett ve Ludwig Deutsch külliyatları, Ressam Nalçaçıoğlu’nun eserlerinin kimliğini oluşturmaktadır. İki bölüm olarak düzenlenmiş serginin odağı, Oryantalizm akımına ait eserler çerçevesinde yapılandırıldı. Galeri alanının ilk kısmının ana duvarında bulunan Ekrem Nalçacıoğlu yapıtlarında, tanınmış eserlerin güçlü ve büyük boyutlu reprodüksiyon çalışmaları izlendi. Sanat üretiminde, 18. yüzyıl dönemi ayrı yere sahiptir. Zanaatkar bir tavırla, kısa fırçasını kalem gibi kullandığı Oryantalist eserlerinde izleyicilerde saatlerce seyretme hissiyatı yaratmaktadır. Galerinin ikinci kısmı ise sanatçıya ait ilklerin yer aldığı ve 50 yılı aşan sanat hayatından resimlerin sunulmasıyla önemli bir bölümdü. 'Dedem Diye Söylemiyorum', hem fırçasındaki gelişim hem de artizan sanat üslubunu daha büyük ölçülü tuvallere taşımış olmasıyla 2010 yılı ve sonrasına ait eserleri dikkat çekicidir. Bu sunum aracılığıyla, Çun Ailesi olarak koleksiyonumuzda yer alan ve manevi değeri yüksek olan Ekrem Nalçacıoğlu’nun eserlerini sanatsever çevremiz ve ailemizle paylaşma, beğenilerine sunma fırsatı yakalamış olduk. Ressam tarafından, sergi esnasındaki katılımcı ilgi ve taleplerine dayanarak bazı eserler satışa sunuldu. Müsait işlerini içeren güncel dosyaya erişmek için dehacun@gmail.com mail adresim veya @ekremnalcacioglu.art Instagram sayfası üzerinden iletişime geçebilirsiniz." ### 5 ülkeden sanatçılar Maltepe'den İstanbul'u resmetti Maltepe Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen İstanbul Uluslararası Suluboya Festivali’nin kapanışı, Seyirtepe Sosyal Tesisleri’nde çok özel bir etkinlikle yapıldı. Çalışmaları dünya çapında ses getiren, sanatseverlerin yakından takip ettiği sanatçılar, etkinliğin son gününde birlikte bir eser ortaya çıkardı. Festivale Almanya’dan katılan Rabi Alieva, Irina Lupyania, Rusya’dan Igor Dugovay, Hindistan’dan Bijay Biswaal, Amit Kapoor, İtalya’dan Massimiliano Locco, Türkiye’den Tatiana Kaporan, Sinan Balta ve Can Ersal, üç imparatorluğa başkentlik yapan İstanbul’un silüetinin resmedildiği muhteşem eseri yaklaşık 3 saat süren bir çalışmanın ardından tamamladı. Seyirtepe Sosyal Tesisleri’nde halka açık olarak ücretsiz yapılan çalışmayı, İstanbul Anadolu Lisesi öğrencileri, sanatçıların sosyal medya takipçileri, Maltepeli sanatseverler de yerinde takip etti. Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın misafir ettiği Batman Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri de İstanbul gezilerinin ardından Seyirtepe’deki etkinliğe katıldı. Başkan Ali Kılıç, Batman’dan konuk gelen öğrencilerle sohbet etti. Kılıç, gençlerle çocukluk yıllarından anılarını, doğup büyüdüğü Tunceli’de yaşadıklarını paylaştı. Etkinlik öğrencilere verilen yemeğin ardından Ali Kılıç’ın hediyeler dağılmasıyla son buldu. BATMANLI ÖĞRENCİLER SANATÇILARLA BULUŞTU Uluslararası İstanbul Suluboya Festivali’nin ikinci gününde dünyaca ünlü sanatçılar Çamlıca Tepesi’nde suluboya resim çalışmaları yaptı. Ünlü ressamların çalışmalarına Maltepe Belediyesi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelen Batman TOBB Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri ve öğretmenleri de katıldı. Usta sanatçılar öğrencilere farklı yöntem ve tekniklerle suluboya çizimleri, kısa zamanda nasıl etkileyici suluboya çizimler yapılabileceğine dair bilgi ve tecrübelerini paylaştı. Batman TOBB Güzel Sanatlar Lisesi resim öğretmenleri Aydın Soyvuran ve Yunus Önder, Maltepe Belediyesi’nin daveti üzerine Maltepe’ye geldiklerini ifade ederek “Çok güzel bir etkinliğe iştirak ediyoruz. 21 öğrenci, beş öğretmen olarak geldik. Usta öğretmenlerle, suluboya festivaline katılmamız bizim için çok büyük fırsat oldu. Bu konuda şanslı olduğumuzu hissediyoruz. Aynı zamanda ilk kez öğrencilerimiz İstanbul’u gördüler. İlk kez denizi gördüler. İlk kez uçağa binen öğrencilerimiz oldu. Burada olmaktan gururu duyuyoruz. Heyecanlıyız. Mutluyuz. Hepsi ayrı heyecan, serüven.” dediler. 'İSTANBUL’DA ŞİİR GİBİ RESİMLER' Sanatçı Sinan Balta Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliği yaptığı bu festivalde bulunmaktan mutlu olduğunu ifade ederek “Keşke bütün belediyeler bu kadar aktif olsa. Umarım bu festivalleri bütün belediyeler yapar ve devam eder. Suluboya resim zor bir tekniktir. Bu nedenle çok fazla suluboya resim sanatçısı Türkiye’de de, dünyada da yok. Bu nedenle dünyanın her yerinden suluboya sanatçıları birbirimizi tanıyoruz. Dünyaca ünlü sanatçıların buraya gelmeleri bizim için çok güzel bir fırsat oldu. Aynı zamanda onlar içinde çok güzel bir fırsat oldu çünkü İstanbul müthiş bir model. İstanbul çok güzel resmediliyor. Dünyanın diğer şehirlerinde böyle değil ama İstanbul’da böyle. Özellikle suluboyada şiir gibi resimler ortaya çıkıyor. Konuştuğumuz sanatçılar her seferinde İstanbul’a gelip canlı resim yapma fırsatı aradıklarını söylüyorlardı. Bu nedenle çok mutluyuz. Batman’dan gelen genç arkadaşlarımıza bu sanatı genç yaşlarında tanıtabildiğimizi için çok mutluyuz. 15 yıl önce suluboya tekniğiyle ilgili kitap ve kaynak bulamıyorduk.” dedi. CAN ERSAL: SANAT HALKLA BÜTÜNLEŞTİĞİ ZAMAN ANLAMLI Sanatçı ve mimar Can Ersal, İstanbul’un her köşesinin ayrı bir tarih ve sanatçıların eserleri için ayrı bir kompozisyon oluşturduğuna dikkat çekerek “Festivalde güzel bir birliktelikle çalışma gerçekleştirdik. Bu festival Maltepeli, İstanbullu bir sanatçı olarak hem bana çok şey kattı ve hem de çok mutlu etti. Festivalde ülkemizin doğusundan geleceğin sanatçılarını getirdik. Batman’dan gelip İstanbul’da onlarla resim yapmaları, bir arada olabilmeleri muazzam bir şey. Sanat halktan kopuk olmaz. Sanat halkla bütünleştiği zaman anlam kazanıyor. Dünyaca ünlü Hintli sanatçının yanında Batman’dan bir güzel sanatlar lisesi öğrencisi tablo yapıyor ve sanatseverler bunu izliyor. Muhteşem bir manzara. Çok mutluyum. Bize bu çalışma olanağını sunan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’a çok teşekkür ediyorum. Bunu İstanbul’un bir ilçesi Maltepe yapıyor.” diye konuştu... ### Bülent Ortaçgil, müzikteki 53 yıllık yolculuğunu, ikili albümde yansıttı! "Olmalı mı, Olmamalı mı", "Benimle Oynar mısın?", "Çiçekler Su İster", "Sensiz Olmaz" ve "Bu Şarkılar Adam Olmaz" adlı unutulmayan klasikleşmiş eserlere imza atan söz yazarı, besteci ve yorumcu Bülent Ortaçgil, müzik hayatındaki 53. yılını kutluyor. Usta sanatçı, 12 yıl aradan sonra çıkardığı, yeni ve ilk eserlerinin yer aldığı "Elli Buçuk" isimli albümünü müzikseverlerle buluşturdu. İkili albüme ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan sanatçı, ilk kez 2021'de yorumladığı 50 isimli eserinin de albüme girdiğini söyleyerek, "O zamandan bu zamana, konserlerde çaldım 50'yi meraklı insanlara ama yayınlandığı zaman daha başka bir anlam ifade ediyor. Çünkü ikili bir albüm bu. Hem son ürünler var, ki 50 bunun başında geliyor. Bir de 1969'da kaydettiğim, yani TRT'de Ümit Tunçağ'ın kaydettiği ilk şarkı örneklerim var. Bu 50. yıl kutlaması kapsamında ikili albümü yayınladım, en başını ve en sonunu görsün insanlar ve değerlendirme yapsınlar diye." dedi. Albümün 53 yıllık sanat hayatının bir eseri olduğunun altını çizen sanatçı, "Bir özet değil, bir başlangıç ve son. Arasını zaten yayınladım, takip edenler biliyor." ifadelerini kullandı. “ORİJİNALİNİ YAPMAK GİDEREK ZORLAŞIYOR” Ortaçgil, 1969'da bu tarz müzik yapılmaya yeni yeni başlanmış olduğunu belirterek, "O nedenle başka bir heyecan vardı. Çok geniş ve yeni başlamış bir müzik endüstrisi vardı. Ondan sonraki yıllarda doygunluğa doğru gitti her şey. Bir sürü şey yayınlandı. Birçok değişik şarkılar, şarkıcılar... O nedenle daha orijinali yapmak giderek zorlaşıyor. Çünkü ürün fazla ama ilk 1969'da sıfır kilometreydi. Hiçbir şey yoktu ortada." diye konuştu. Bülent Ortaçgil, eserlerinin ortaya çıkış sürecine ilişkin de şunları aktardı: "Ben olayı şöyle görüyorum. Sadece şarkı yazarı değil, ressam da öyle. Yazarın süreci başka türlü olabilir. Siz dünyadan bir sürü şey alıyorsunuz. Bunları ayıklıyorsunuz. Kimisinden çok, kimisinden az etkileniyorsunuz ama hepsinde bir etki katsayısı var. Onlar birikiyor. Eğer yolunu biliyor ve sanat yapmayı tercih ediyorsanız, o zaman bardağınız dolduğunda dökülüyor ve bir ürün ortaya çıkıyor. O ürün hangi koşullarda, ne zaman dolar, işte o şartlara, insana bağlı. Bir sürü şeye bağlı. Ben de bardak ne zaman dolduysa o şarkıları yaptım. O şarkılar beni ifade eden, benim samimi, kendimi açtığım, kendimi, duygularımı ifade edebildiğim şarkılar. O nedenle benim gibi düşünen ya da o işten hoşlanan insanlar, bunları paylaştı ve uzun ömürlü oldu her şey. Yoksa bunun başka bir açıklaması yok. Ne zaman yazdım? Ne zaman dolduysa o zaman yazdım." Eserlerindeki kalıcılığın nasıl oluştuğuna da değinen sanatçı,"Hem insandan söz ediliyordu hem çabuk tüketilmeye yönelik şarkılar değildi hem de uzun ömürlü olmasının nedeni, o samimiyeti insanlar anladı ve paylaştı. Artık bu şarkıları o zaman dinleyenlerin çocukları olmaya başladı ve o çocuklar bunları dinliyor. Mesela amcası ona, 'Onu dinle. Bunu dinle.' diyor. O kadar kolay ve rahat bulunur bir adam olmadım. Dolayısıyla çabuk tüketilmedi bu iş. Her televizyonu açtığınızda beni görseydiniz, beni bitirirdiniz zaten. Ama göremediniz tabii." dedi. “ŞARKI AYNI ŞARKI, BEN AYNI BEN” Bülent Ortaçgil, zaman zaman biraz fazla popülerleştiği dönemler olduğuna değinerek, şunları söyledi: "Onun da nedeni, çok popüler insanlar bu şarkıları söyledi. Yoksa örneğin Sensiz Olmaz'ı çok yıllar önce ben yaptım. Sensiz Olmaz'ı kendi izleyicim izledi, beğendi. Öbürü beğendi, beğenmedi ama belli bir seviyede kabul gördü. Müslüm Gürses bir filmde söylediği zaman onun periferisi çok daha geniş. Dolayısıyla bu şarkı o zaman popülerleşti ve benim ismim biraz daha fazla tanındı aslında. Halbuki şarkı aynı şarkı, ben aynı ben." Albümlerin kaset, plak ve CD yerine, son dönemde sadece dijital ortamda yer almasından duyduğu rahatsızlığı da dile getiren sanatçı, "Ben rahatsız oluyorum bundan. Ben eski bir adamım. Bir şekilde, müziği dinlerken, o müziği yapanlar hangi koşulda yapmış, kim, ne zaman yapmış, hangi stüdyoda kaydetmiş, kimler çalmış? Bunları hep merak ediyorum ama şimdi telefonlardan 00.01 formatında gidiyor. Sadece dinliyorsunuz. Ardında ne olduğu belli değil. Ben bundan rahatsızlık duyuyorum tabii ki çünkü öbür formatları tanıyorum, onları tercih ederim ama genç insanlar ne düşünüyor bilemiyorum. Onlar bilgisayar çocuğu, başka türlü düşünüyor." diye konuştu. Ortaçgil, ikili albümünün plak ve CD'sinin yapıldığını, fırsat bulunursa kaset formatında da yayınlanabileceğini sözlerine ekleyerek, "Çünkü bu 50 yıllık serüven içinde bunların hepsi geçti. Plak da kaset de CD de hepsi vardı. Tabii dijital ortam da var sonunda. Orada da yayınlanıyor." değerlendirmesinde bulundu. Genç müzisyenlere önerilerde de bulunan sanatçı, tavsiyeden hoşlanmadığının altını çizerek, "Herkese, kendisi gibi olmayı öneririm. Neden hoşlanıyorlarsa, hangisi kendisini temsil ediyorsa, onu yapmasını öneririm sadece. Tavsiye edemem çünkü başarının tarifi zaten insandan insana değişiyor. Kimisi için başarı çok para kazanmak, onun izleyeceği yol daha başka türlü olmalı. Kimisi için daha fazla tanınmak, o başka bir yol. Kimisi için 50 yıl dinlenmek. O bambaşka bir yol. Benim için 50 yıl dinlenmek, başarının tarifi." açıklamasını yaptı. Bülent Ortaçgil'in Elli Buçuk adlı ikili albümünde, "Elli", "Hangisi Hayat", "Göründüğü Gibi", "Olmuyor Blues" ve "Ak Kuşlar Kara Kuşlar" isimli eserlerinin yanı sıra TRT'de Ümit Tunçağ tarafından 1969'da kaydedilen şarkıları da bulunuyor. ### "The Leaders" geleneksel buluşması CVK Park Bosphorus'ta yapıldı "The Leaders" grubu tarafından düzenlenmekte olan geleneksel buluşmalardan biri daha gerçekleşti. İş, sanat ve bilim dünyasında gündem olan isimlerin bir araya geldiği etkinliğe, CVK Park Bopshorus Hotel ev sahipliği yaptı. Türkiye'nin önde gelen kurumlarının temsilcilerinin birbirleriyle olan ticari ilişkilerinin arttırılması yönünde önderlik eden The Leaders CXO Kurucu Başkanı Cenk Dağcı, İstanbul Sanat Dergisi'ne yaptığı açıklamada şunları ifade etti: "Her ay geleneksel olarak düzenlemekte olduğumuz davete Tamer Levent, Ali Saçlı, Ertan Özyiğit, Cenk Dağcı, Gaye Donay, Uğur Batı, Sinan Canan, Zuhal Mansfield, Engin Şenkan, Cengiz Genç, Akın Ekici, Engin Şenkan, Sıdıka Şenkan, Emine Töredi, Berat Kargı ve Beyza Aksoy katıldılar. Kendilerine teşekkür ediyor, bir sonraki buluşmada yeni konuklarla birlikte olacağımızı bildiriyorum." ### Kalamış 39 Galeri'de "Şişman ve Güzel" Sosyal sorumluluk projeleriyle de adından söz ettiren 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri, son derece ilginç ve sıra dışı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. İranlı ressam Safa Kasaei'nin "Şişman ve Güzel" adını verdiği kişisel resim sergisi, 16 Mayıs Pazartesi akşamı sanatseverlerin beğenisine sunuldu. ZAYIF GÜZEL MİDİR, DİYETE BASKI MIDIR? İsminin, mottosunun ve sergilenmekte olan eserlerin izleyenleri tam bir hayret alemine götürdüğü yeni sergisi hakkında dergimize açıklamalarda bulunan Safa Kasaei; "Vogue, Elle ve Fashion gibi dergiler, kadınlar için yeni güzellik standartlarını 'Zayıf güzeldir' sloganıyla belirleyerek, bir anlamda aşırı diyet yapmaya zorluyorlar" dedi. "DOLGUNLUK ARZU EDİLİRDİ" Uzun zaman önce bu standartların tamamen farklı olduğuna vurgu yapan Kasaei, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dolgunluk arzu edilirdi; sağlık, güç ve doğurganlığı temsil ederdi. Benim eserlerimdeki kadınlar ise bedenlerine güvenir; sadece bedenleriyle barışık değillerdir, aynı zamanda tombulluklarını bikinilerle ortaya koyarak, sanki 'Biz de güneş altındaki yerimizi hak ediyoruz' mesajı verirler." SAFA KASAEİ HAKKINDA... Azeri kökenli ve Tebriz doğumlu olan 30 yaşındaki Safa Kasaei, Tahran Güzel Sanatlar Akademisi Grafik Bölümü mezunu. Tebriz Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde ise yüksek lisansını yapan ve resimlerinde pastel renkleri kullanmayı tercih eden sanatçı, yumuşak çizgilerle şişmanlığı sevimli göstermeye çalışıyor. Resim yanında heykel çalışmaları da bulunan Kasaei'nin bugüne kadar ürettiği 100'den fazla eseri bulunuyor. İstanbul Sanat Dergisi olarak, Safa Kasaei'den kendisini anlatmasını istedik. İşte, O'nun söyledikleri: "Her zaman duygu ve düşüncelerimi bir şekilde izleyicilerimle paylaşabilmek istedim ve bunun için sanatı ve imgeler dünyasını seçtim. Güzel Sanatlar Konservatuarı'na grafik alanında girdim. Konservatuardaki ilk eğitim dönemim denemelerle geçti. Fotoğraf, resim, heykel, grafik ile deneyler yapmak ve izleyicilerimle en iyi konuşabileceğim birini seçmek istedim. Resimde hareket özgürlüğü, benim en büyük önceliğimdi. Bu nedenle, istediğim gibi daha fazla hareket özgürlüğü ile resim yapabilmek için akademik yolu grafiksel olarak okudum ve kararımın sonucunu yavaş yavaş görmeye başladım. Hocalarım çoğu resimlerimi beğendiler ve izleyicilerim tarafından giderek daha fazla teşvik edildim. Bu bana yoluma devam etmem için büyük bir neşe ve enerji verdi. Tahran'da stüdyomu açtım, Tahran'da hayatıma ve profesyonel faaliyetime başladım. Çalışmalarım siber alanda da görüldü ve dünyanın farklı yerlerinden çalışmalarımı satın alma, sergileme ve destekleme teklifleri almaya başladım. Konu benim için çok önemli, her zaman farklı hayallere daldım ve bunlar işimde doğal olarak görülüyor. Çalıştığım ilk set çocuklarla ilgiliydi. Çocuklarla ve onların özgür büyük dünyalarıyla ilgileniyordum. Sonra aklım kadınlarla ve çeşitli kaygılarla meşgul oldu. İnsan gibi davranmak isteyen koyunlarla ilgili bir diziye başladım ve odak noktam daha çok dişi cinsiyetti. Obez kadınlarla ilgili bir sonraki serime başladım. Obez kadınlar; özgür, mutlu, sarhoş ve olduklarından memnunlar. Bir süre kulübe gittim ve egzersiz süremin ardından kilo vermek için çok sert ve yorucu hareketler yapan kadınlardan çok etkilendim. Saatlerce oturup onlara bakar, her zaman yanımda taşıdığım deftere bunları çizerdim. O anlarda ve o kulüpte, bu insanların en iyi olduğunu düşündükleri şeyi elde etmek için yaşadıkları üzüntüyü, sevinci, korkuyu, kaygıyı ve ızdırabı gördüm. Bu koleksiyona başladım, resimlerimde oldukları gibi mutlu ve dans eden obez kadınları çizdim. Onları fotoğrafladım, cilt haline getirdim ve onlarla adeta stüdyomda yaşadım. Bu seriye başlayalı neredeyse yedi yıl oldu ve devam edecek." 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı ve İranlı Ressam Safa Kasaei... ### Klasik ve zamansız Pera Palace'ta Nihan Peker Koleksiyonu Pandemi süresince ertelenen düğünlerin bu yaz gerçekleştirilecek olması nedeniyle, ünlü tasarımcılar da gelinliklerini ardı ardına düzenledikleri defilelerle evlilik adaylarına ve moda severlere sunmaya devam ediyorlar. Bu kez, ünlü ve ödüllü tasarımcı Nihan Peker 'in 2022 koleksiyonunu görmek için Pera Palace’tayız. Nihan Peker, Milano Istituto Marangoni’yi onur derecesiyle tamamlamış, Swarovski’nin düzenlediği tasarım yarışmasında finale kalmış ve “Hammal” isimli koleksiyonu Londra, Paris ve Milano podyumlarında yer almış başarılı bir modacımız. Çizgisini “sade ve minimal” olarak tanımlayan Peker, bu yıl özellikle balon kolların, takılıp çıkarılabilir veya dönüştürülebilir parçaların yer aldığı modellerin talep gördüğünü aktarıyor. Ünlü tasarımcı, yaklaşık 20 parçadan oluşan koleksiyonunun özel daveti için, modası hiç geçmeyen ve adeta bir klasik olan Pera Palace Oteli’ni seçmiş. KEYİFLİ MELODİLER EŞLİĞİNDE GÖRSEL BİR ŞÖLEN Mankenlerin podyumda yürüdüğü klasik defile formatı yerine bu kez koleksiyondaki parçalar; antika avizeler, mobilyalar ve tavan süslemelerinin yer aldığı, mumlar ve çiçeklerle dekore edilmiş görkemli bir atmosferde, adeta bir sanat ya da resim sergisi gibi dizayn edilerek sunulmuştu. Bu elit görsel şölene, Pera Palace’ın yıllardır süren geleneği olan Kubbeli Salon’da Çay Saati ve keyifli piyano melodileri eşlik etti. Davete cemiyet, moda ve sanat dünyasından katılım sağlayan hanımlar, hem en trend modelleri izlemenin hem de bu şairane ortamda zengin çay ikramlarıyla sosyalleşip sohbet ederek, keyifli bir öğleden sonra geçirmenin tadına vardılar. ### Galata Fuaye'de "Gölgenin İzinde" Solo Sergisi Sanatçı Mahmut Celayir'in Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow" solo sergisi, 18 Mayıs-25 Haziran tarihleri arasında, Pera Palace'ın eksi ikinci katında yer alan Galata Fuaye'de her gün saat 11:00-19:00 aralığında izlenebilecek. Celayir'in bu sene başında sanatseverlere sunduğu "Peykerun" Retrospektif Sergisi'nden seçili eserlerin yanı sıra, en son üretimlerinin de izleyici ile buluştuğu "Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow" solo sergisi sanatçının 1977 yılından bu yana yurt içi ve yurt dışında açmış olduğu kişisel sergilerden sonuncusu; bir nevi mini retrospektif sergi olma özelliği taşıyor. "Gölgenin İzinde / Tracing the Shadow" sergisi; tuval üzeri yağlı boya ve akrilik, ipek baskı, kolaj gibi farklı tekniklerden oluşan geniş spektrumuyla Celayir'in tüm üretimlerinden örnekler teşkil ediyor. Serginin dijital ve NFT bacağını ise merkezi İsviçre’de bulunan uluslararası teknoloji şirketi 4ARTechnologies üstleniyor. Mahmut Celayir, sergisi hakkında şöyle diyor: "Geldiğim coğrafyanın topografyası malzeme olarak, sanat serüvenimde çok önemli bir yer tutuyor. Bu coğrafya ile birlikte, maalesef kimliğimizi kaybetmeye doğru gidiyoruz. Politik ve teknolojik hırslar, insan ve doğa arasındaki o duyarlı kültürel dengeyi bozuyor. Bize güven duygusu veren, bizi sarmalayan doğa, parça parça, tarihi ile birlikte elimizden alınıyor. Birçok sanatçı gibi ben de içinde hüzün barındıran bir özlem arayışı içindeyim. Kayıp bir cennetin peşindeyiz hepimiz… Arkaik izlerle yüklü, bir zamanlar ihtişamlı kralların yürüdüğü, sürgün ve göçlerle dolu bir belleğin izlerini sürdüğüm bu yerler yaratma eyleminde, değeri tartışılmaz bir yol gösteriyor. Burada vurgulamak istediğim kendi hikayelerimize sahip çıkmak, deneyimlerimizi taçlandırmaktır. Bu lokal malzemeyi elbette çağdaş bir bakış ile yoğurmak, onu öznel bir alandan evrensele taşımak işin başka bir yanıdır. Bunu sanata ve hayata nasıl baktığımız belirler ancak."  Istanbul Concept Gallery ve Pera Palace Hotel iş birliğiyle gerçekleşen sergi 18 Mayıs-25 Haziran tarihleri arasında, Pera Palace'ın eksi ikinci katında yer alan Galata Fuaye'de her gün saat 11:00-19:00 aralığında izlenebilir. Sanatçı hakkında: 1951 yılında Bingöl'de doğan Mahmut Celayir, 1972 – 1976 yılları arasında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nda okuduktan sonra 1976 – 1978 döneminde Eskişehir TV Enstitüsü'nde grafik ve sahne tasarımı eğitimi aldı. 1982 – 1984 döneminde ise İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda sahne tasarımı alanında çalışmalar yürüttü. 1977 yılından bu yana; Türkiye’de ve yurt dışında gerçekleşen 55 adet kişisel sergisi, 30’dan fazla grup sergisi bulunan usta sanatçı sanat çalışmalarına İstanbul ve Berlin’de devam etmektedir. ### Notre Dame'ın Kamburu’nun çirkin yüzü için 3 saat çalışıyorlar Victor Hugo'nun Notre Dame'ın Kamburu romanından uyarlanan aynı adlı balede ‘dünyanın en çirkin karakterini’ canlandıran İzmir Devlet Opera ve Bale Sanatçısı Serhat Yetkinoğlu, her temsil öncesi üç saatlik zorlu makyaj sürecinin sonunda farklı bir görünüme bürünüyor. Notre Dame'ın Kamburu, İzmir Devlet Opera ve Balesi'nce sahneye taşınıyor. ‘Güzeller güzeli’ Esmeralda ile kambur, sağır Quasimodo'nun sevgi ve acı dolu hikayesinin etkileyici anlatımında, saatler süren plastik makyajın da çok özel bir yeri bulunuyor. Çirkin görüntüsünün altında yumuşak bir kalp taşıyan ve Çingene kızı Esmeralda'ya büyük bir hayranlık besleyen Quasimodo karakterini canlandıran balet Serhat Yetkinoğlu, her temsil öncesi makyaj sanatçısı Nurhan Akay'ın sandalyesinde saatlerini geçiriyor. Sanatçının yüz kalıbını çıkaran, modelajını ve tasarımını tamamlayan, ardından da farklı plastik makyaj malzemelerinden dökümler gerçekleştirerek aylar süren bir çaba sonucu ‘prosthetic silicone mask’ hazırlayan Akay, gösteriden önce yaklaşık üç saatlik bir çalışmayla bu tasarımı baletin yüzüne yerleştiriyor. Akay, tasarımı balete uyarladıktan sonra yeniden boyama işlemi gerçekleştiriyor ve makyajını tamamlıyor. Ayna başında geçen saatler boyunca her fırça darbesiyle Quasimodo rolüne daha çok yaklaşan balet Serhat Yetkinoğlu, sahneye çıkıyor. Yetkinoğlu, , İzmir Devlet Opera ve Balesinde 22 yıllık profesyonel sanat yaşamı boyunca önemli karakterlere hayat verdiğini, Quasimodo'nun da o karakterler arasında çok özel bir yeri olduğunu söyledi. Notre Dame'ın Kamburu için iki ay boyunca çalıştıklarını ifade eden Yetkinoğlu, eserin görsel şölene dönüşebilmesi için teknik ekip, kreatör, koreograf ve sahne amirinin de çok büyük emek sarf ettiğini belirtti. Yetkinoğlu, Quasimodo makyajının uzun bir süreç sonunda ortaya çıktığını belirterek, "Makyaj için makyözümüz Nurhan Akay önce bir çalışma hazırladı. 10 günlük bir çalışmayla önce yüz kalıbı alındı. Sonra plastik makyajı yaparak bir haftalık çalışma sonunda bu benim için özel makyaj yaptı. Her temsilden önce 2,5-3 saat önce gelip makyajı yüzüme yerleştiriyor. Çok detaylı, ince düşünülmüş ve çok zor ama sonunda mutluluk var. Her şey o alkışı alabilmek için" dedi. Latincede 'eksik-tamamlanmamış adam' anlamına gelen Quasimodo ismi verilen karakteri bale sahnesinde canlandırmanın önemine dikkati çeken Yetkinoğlu, "Benim için balenin en önemli özeliklerinden biri karakteri canlandırabilmek. Canlandırabilmek için vücudunuzu o karaktere uydurmanız gerekiyor" diye konuştu. Yetkinoğlu, toplumun 'çok çirkin' bulduğu Quasimodo'nun sevgisini çok güzel yaşattığını söyleyerek, "Bu zaten yaşanabilecek ve olmasını istediğimiz bir şey, sevgimizi gösterebilmek. Bu kadar toplumdan dışlanmış bir karakterin bu kadar sevgiyle kendini anlatabilmesi gerçekten çok güzel" şeklinde konuştu. Filmler için hazırladığı makyaj tasarımlarıyla birçok ödül kazanan sanatçı Nurhan Akay, insan bedeni üzerinde 'üç boyutlu illüzyon yaratmayı' ve Özel Efekt makyajını çok sevdiğini söyledi. Akay, her tasarım öncesi makyajı yapılacak karakter üzerinde uzun süreli çalıştığını ve bilgi topladığını da belirtti. "ÇİRKİN OLDUYSA HEDEFİNE ULAŞMIŞTIR" Hazırlık aşamasının uzun sürdüğüne dikkat çeken Akay, sürece ilişkin şunları söyledi: "Birçok malzeme var kullandığımız. Farklı malzemelerle önce baletin yüz kalıbını aldım, alçı dökümünü yaptımi sonra üstüne modelaj gerçekleştirdim. Maskenin hamur gibi malzemeyle modelaj çalışmasını tamamladım. Sonra ters dökümü, iç dökümü, başka bir malzemeyle döküm, böyle uzun bir süreç. Makyaj kişinin role girmesinde katkısı olan unsurlardan. Çirkin olduysa hedefine ulaşmıştır." "HATAYA YER YOK" Eserin koreografisi ve librettosunu Armağan Davran ile birlikte üstlenen Volkan Ersoy da öyküye Quasimodo'nun gözünden baktıklarını belirterek, "Çok zor süren bir plastik makyaj serüveninden sonra bir bale sanatçısını Quasimodo'ya dönüştürüyoruz. Bale gibi çok estetik bir sanat dalında kambur bir insanı canlandırmak zaten çok zor bir işti" dedi. Oldukça zahmetli bir işi başardıklarını anlatan Ersoy, baletin sahnede sadece yürümediğini, ciddi bir bale tekniğiyle çalıştığını ve aylar boyu role hazırlandığını dile getirerek, "Bale mükemmelleştirme sanatı, hataya yer yok. En ufak bir denge kaybı düşmenize neden olur. Bale sanatının, plastik sanat ve diğer güzel sanatlarla birleşerek böyle bir esere dönüşmesi heyecan verici" diye konuştu. ### Yazar Nursen Alıç'tan yeni kitap; "İnsanın Sevgi Yolu" Nursen Alıç'ın merakla beklenen yeni kitabı yayımlandı. "İnsanın Sevgi Yolu" adını taşıyan kitap, bir anlamda yaşam kılavuzu kabul edilebilecek nitelikte. Yazar, daha önce yayımlanan "Merdüm" adlı eserinin devamı niteliğinde olan "İnsanın Sevgi Yolu" kitabında hayatın şifrelerinin, kim olduğumuz sorusunda gizli olduğuna vurgu yapıyor. Kent hafızası ve kişisel gelişim yayınlarıyla bilinen K-İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabın genel yayın yönetmenliğini Kadir Toprakkaya, editörlüğünü ise Zehra Emre yaptı. YARI ÖLÜ BİR YAŞAM SÜRMEYE DEVAM MI EDECEKSİNİZ? Kitabın önsözünde "Benim çabam; özgür, bilinçli, sorumlu, kendi iç dünyasında huzurlu ve bu değerlere göre yaşayan, başkalarının amaçları ile değil, kendi hayat felsefesi ile bütünleşmiş insanı ortaya çıkarmaktır" diyen Nursen Alıç; "Hayatın en büyük esrarı gerçekte 'kim' olduğumuzdur. Hayat size düşündüğünüzden de iyisini sunmaya hazır iken, yarı ölü bir yaşam sürmeye devam mı edeceksiniz? Gerçek yaşamı seçebilirsiniz" mesajı veriyor. Alıç, "İnsanın Sevgi Yolu" kitabının arka kapağında ise şu ifadelere yer veriyor: DENEYEREK ÖĞRENİLİR HAYAT, SEVGİ VE CESARETLE YAŞANIR... "Hayat bize, nerede ve ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir yol gibi görünebilir. Bilmediğimiz bir yolda olmamız, kaybolduğumuz anlamına gelmez. Belki de olmamız gereken yerdeyiz ve huzurlu, mutlu, eğlenceli bir yolculuk bizi bekliyordur. Deneyerek öğrenilir hayat, sevgi ve cesaretle yaşanır. Hayata ve hayatın bize sunduklarına sonsuz sevgi, güven ve inançla sarılırsak, yolumuz açık ve aydınlık olacaktır. Bu kitap, 'insan' ve 'insan olmak' arasındaki farkı anlatırken, okuruna yolunun ve yolculuğunun neresinde olduğunu anlamasına yardımcı olacaktır." Mayıs ayı sonuna kadar tüm kitapçılarda olması beklenen "İnsanın Sevgi Yolu" kitabını, aynı gün kargo ile satın almak için www.kiletisimyayinlari.com adresinden sipariş verebilirsiniz. ### Decollage Art Space'de "Le Voyage" sergisi Mimar Viktoria Şahin kuruculuğunda hayata geçen Decollage Art Space, yeni sergisi "Le Voyage" (Yolculuk) ile baharı karşılıyor. 19. yüzyılın önemli Fransız şairlerinden, modernist estetiğin habercisi Charles Baudelaire'in aynı isimli şiirinden ilham alan "Le Voyage" başlıklı sergi, modern Türk resminin usta sanatçılarını bir araya getiriyor. 11 Mayıs 2022 tarihinde açılan sergi, 30 Haziran 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Mahmut Karatoprak (Portre) Genç ve yeni nesle sanatı sevdirmek, sürdürülebilir bir sanat ortamı yaratmak ve multidisipliner üretim alanını desteklemek amacıyla hayata geçen Decollage Art Space'in Fransızcada “yükseliş” anlamına gelen ismiyle de diyaloğa geçen sergi, Türk sanat tarihine iz bırakmış pek çok sanatçının resim ve heykellerini izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. SANATSEVERLERİ BİR YOLCULUĞA DAVET EDİYOR... Yolculuk teması pek çok yazarın, sanatçının üretimlerinde önemli bir esin noktası olarak karşımıza çıkar. Bu serginin de odağını oluşturan tema, sanatçıların yolculuk kavramına kendi perspektiflerinden bakışlarını bir araya getiriyor. Doğa tasvirleri, natürmortlar, at figürleri, peyzajlar, günlük yaşamdan sahneler ve portrelerin konu olduğu resimlerin yanı sıra heykellerin de yer aldığı sergi, sanatseverleri bir yolculuğa davet ediyor. SERAP ATALA'NIN DANIŞMANLIĞINDA... Serap Atala’nın danışmanlığındaki sergide yer alan sanatçılar şu isimlerden oluşuyor: Selim Turan, Adnan Varınca, Avni Arbaş, Nejad Melih Devrim, Mübin Orhon, Burhan Uygur, Süleyman Saim Tekcan, Mustafa Pilevneli, İbrahim Örs, Fevzi Karakoç, Haşim Nur Gürel, Dilek Işıksel, Resul Aytemür, Mahmut Karatoprak, Kemal Önsoy, Mahir Güven, Bubi, Gülten İmamoğlu, Mehmet Güler, Atilla Atala ve Meliha Sözeri. Adnan Varınca (Natürmort) Resul Aytemür (Beşiktaş Balık Pazarı) HER KATINDA FARKLI DİSİPLİNLERLE KARŞILAŞABİLECEĞİNİZ BİR DENEYİM ALANI... Sanat Yöneticiliği ve Danışmanlığını Mine Çağlar’ın yürüttüğü Decollage Art Space, her katında farklı disiplinlerle karşılaşabileceğiniz, etkileşime geçip atölyelere katılabileceğiniz, performansları izleyip yaratıcı insanlarla buluşabileceğiniz bir deneyim alanı. Bünyesinde resim, heykel, seramik, cam atölye çalışmaları yapılabilen yaratıcı alanda müzik, dans, tiyatro gibi sanatsal performanslar için donanıma sahip Performans Alanı katı, içerisinde Art Shop bölümünün de yer aldığı VKoffee, sanat galerisi, sanat kitaplığı, ofis ve etkinlik alanını barındırıyor. DECOLLAGE ART SPACEZiyaret Saatleri: Her gün 12.00-19.00Adres: Suadiye Mahallesi Müzeyyen Sokak No: 4/1 Kadıköy - İstanbulMail: info@decollageartspace.com - Web: www.decollageartspace.com - Instagram: @decollageartspace ### 'Ulak' yeni bölümüyle TRT Belgesel'de seyirciyle buluşuyor Tabiattaki yaşamın izini sürmek için her bölüm ayrı coğrafyalarda çekilen TRT Belgesel yapımı "Ulak", yeni bölümünde Güney Amerika’dan ekranlara gelecek. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Doğa Bilimci Serdar Kılıç'ın sunduğu programda, Güney Amerika'da Patagonya'nın meşhur zirvesi Fitz Roy Dağı’nda, bugüne kadar 25 dağcının zirveye ulaşmak uğruna hayatını kaybettiği rota izlenecek. Sadun Saran'ın da zorlu tırmanışa eşlik edeceği Ulak'ın yeni bölümü yarın akşam saat 20.30'da TRT Belgesel'de seyirciyle buluşacak. TRT MÜZİK YENİ PROGRAMLARINI İZLEYİCİSİYLE BULUŞTURACAK Öte yandan TRT Müzik’te, müzikseverlerin her hafta heyecanla bekleyeceği yepyeni programlar başlıyor. TRT'den yapılan açıklamaya göre, TRT Müzik ekranlarında, "Murat Kekilli ile Rock Eli" ve "Yedi İklim" programları ekranlardan evlere müzik ziyafeti sunacak. Anadolu'nun kadim türkülerini rock müzikle buluşturacak program, TRT Müzik izleyicilerini görkemli bir müzik yolculuğuna davet ediyor. Programın yarın akşam ekranlara gelecek ilk bölümüne, Della Miles konuk olacak. Dünyaca ünlü pek çok ismin vokalistliğini yapan Miles, özel sesi ve özgün yorumu ile izleyenlerine unutulmaz bir müzik ziyafeti sunacak. Her hafta ünlü bir ismin ağılanacağı "Murat Kekilli ile Rock Eli", yarın akşam saat 22.45’te TRT Müzik’te ekranlara gelecek. "TEDİ İKLİM" DE TOKAT TÜRKÜLERİ SÖYLENECEK Türkü dostlarını türkülerin dilinde buluşturan "Yedi İklim", Türk halk müziğine yeni bir soluk katan sanatçıları TRT Müzik ekranlarında izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Sevilen sanatçılar İsmail Çakır ve Fındık Buse Katılmış’ın konuk olacağı programda, Tokat türküleri seslendirilecek. "Yedi İklim" programı ise 15 Mayıs Pazar saat 20.45'te TRT Müzik'te müzikseverlerle buluşacak. ### İDOB, 'Gençlik Konseri' ile AKM'de sahneye çıkacak  İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı "Gençlik Konseri" ile kutlamaya hazırlanıyor. İDOB'dan yapılan açıklamaya göre, geleneksel konser, 19 Mayıs saat 20.00'de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu'nda gerçekleştirilecek. Genç yeteneklerin İDOB orkestrası eşliğinde sunacağı konserde, Wolfgang Amadeus Mozart'ın "Figaro'nun Düğünü", "Don Giovanni", "Così Fan Tutte", Gaetano Donizetti'nin "Don Pasquale", Giuseppe Verdi'nin "La Traviata", Charles Gounod'un "Romeo ve Jülyet", Jacques Offenbach'ın "Hoffmann'ın Masalları" ve Giacomo Puccini'nin "La Bohème" operalarından aryalar seslendirilecek. Pia Düzgit'in yöneteceği İDOB orkestrasında Seda Subaşı Yalçın başkemancı olarak yer alırken Enes Pektaş, Vedat Sezer, Ekin Tuna Tatar, Yasemin Ek, Doğa Yürümez, Berfin Ayna, Ecem Arıcasoy, Nazlıcan Karakaş, Nergis Boran, Samet Yon Boydağ, Eda Aslan ve Ece Ata solist olarak sanatseverlerin karşısına çıkacak. ### Büyük COS-POWER buluşması bu sene Gazhane'de 2017'den beri düzenlenen COS-POWER 15 Mayıs Pazar günü Müze Gazhane’de yeniden sahne alıyor. 36. Gençlik Günleri kapsamında Japon Sanat Merkezi ve İBB Şehir Tiyatroları işbirliği ile Büyük Cospower Buluşması başlıyor. 15 Mayıs Pazar günü 13.00’te Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde başlayacak etkinliklerin içinde çeşitli workshoplar, ödüllü anime bilgi yarışmaları, defile ve sergiler yer alıyor. Etkinlikler 17.00’de CosWalk ve 19.00’da Cos-Power Anime DJ Parti’yle devam edecek. WORKSHOPLAR Japon geleneğine göre kâğıttan Origami ile “Bin Turna” kuşu yapan kişinin dileğinin gerçek olduğuna inanılıyor. JSM Manga Academy Workshoplarında katılımcılar dileklerini yazdıkları kâğıtları katlamayı öğrenecekler. Ayrıca katılımcılar manga boyama, mangada yüz ve ifade çiziminin nasıl yapıldığını öğrenecekler. SERGİLER Manga Academy Öğrencileri Karakter Tasarımı Sergisi Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi Fuayesi’nde, Tiyatro Kostümleri Sergisi Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nin önündeki meydanda yapılacak. COS-POWER'DA NE NEDİR? Manga: Japonya’ya özgü çizgi roman tarzına verilen ad. 19. yüzyılın sonundan itibaren gelişen bu akım son yıllarda fantastik hikâyeleri ve sevimli karakterleriyle bütün dünyada Z- kuşağındaki gençler arasında büyük popülerlik kazanmıştır. Cos-Power: 2017'den beri yılda bir düzenlenen Comikon - İstanbul Festivali’nde yapılan Cos-Play etkinliği. Cos-Play: Manga ve Anime (Japon çizgi filmlerine verilen ad) kahramanlarının kostümlerini giyerek karakterine bürünme oyunu. İngilizce Costume ve Play kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Kostümleri çizgilerden kurgulanarak yapıldığı için el becerisi, kıyafetini giydiği karakterin rolüne büründüğü için de teatral yeteneklerini geliştirmek başarılı bir cosplay sanatçısı olmak için önemlidir. Cat-Walk: Cos-Playerların kostümlerini giyerek sahnede yaptıkları defile. PROGRAM AKIŞI Tüm cosplayer’ların ve manga-anime meraklılarının davetli olduğu ücretsiz etkinliklerin programı şöyle:           13:00 Açılış Konuşması: “YOKAİ- Japon Kültüründe Fantastik Canavarlar” – Dr. Erdal Küçükyalçın  (COMiKON) 13:20 “Japonya’da Bir Anime Yolculuğu” – Merve Çay – Güneş Sargüney  (JSM Manga Academy) 13:40 “Cosplay Hayatımı Değiştirdi” – Oğuz Karaman (HMD Cosplay) 14:00 Anime Bilgi Yarışması ve Ödül Dağıtımı 16:00 “Tiyatroda Kostüm ” – Onur Uğurlu (İBB Şehir Tiyatroları) 16:20 “Tiyatroda Şapka Yapımı” – Elif Erdal (İBB Şehir Tiyatroları) 16:40 “JSM Manga Academy ve Karakter Tasarımı” – Aynur Küçükyalçın (Japon Sanat Merkezi) 17:00 Anime Bilgi Yarışması ve Ödül Dağıtımı 17:30 CosWalk  (CosPower Catwalk) Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi Tiyatro Meydanı’nda. 18:00 Toplu Hatıra Fotoğrafı 19:00 CosPower Anime DJ Party Otopark alanında. ### Tarihin önünde duran Katie İstanbul Fringe Festival’de Tarihin önünde duran bir kadın. Karşısında kendi ışıkları ve kendi gölgeleri, geçmişle geleceğin kavşağında. Katie’s Tales, Agnieszka Kazimierska’nın eşsiz performansıyla İstanbul Fringe Festival’de. Istanbul Fringe Festival’in Mayıs ayındaki konuğu “Katie’s Tales” performansıyla Agnieszka Kazimierska olacak. Mario Biagini’nin yönettiği ve 2008 yılında prömiyeri yapılan “Katie’s Tales”, 19 Mayıs Perşembe Bahçe Galata’da, 20 Mayıs Cuma BAU Pera Sahne’de ve 21 Mayıs Cumartesi Kadıköy Belediyesi Alan Kadıköy’ün katkılarıyla sahnelenecek. Bu 3 gösterimle bir kez daha kentin farklı noktalarına yayılacak olan İstanbul Fringe Festival, 17-24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivale kadar etkinliklerine ara verecek.  Etkinliklerin biletlerine tiyatrolar.com.tr üzerinden ulaşılabiliyor.  Bilet Fiyatları: Öğrenci 20 TL / Tam 80 TL GERİ DÖNME SÖZÜYLE TERK ETTİ Katie's Tales, bir kadın ve korkunç bir olaydan sonra onu bir gün geri dönme sözüyle terk eden sevgilisinin hikayesidir. İçinde kiraz ağaçları olan bir bahçenin hikayesi. Katie'nin hayatı bekleyiş ve oluş vaktinde gelişir - yeni ve vahşi zamanlarda. Katie, birkaç yabancı hizmetçiyle birlikte korunaklı bahçesinde, hayatının ve tarihin sessiz tanıkları kiraz ağaçlarının gölgesinde yaşar. Katie her gün ziyaretçi kabul eder: Her an, gidenin geri dönüşünü getirebilir ve Katie kendini hazır tutmakta zorlanır. TARİHİN ÖNÜNDE DURAN BİR KADIN Katie bize hikayeleriyle arzuyu ve bekleyişi, sessizliğiyle ise dile getirilmeyenleri anlatır. Bekleyen kendisi bir yolculukta, canlı çerçevelerle yontulmuş yaşam yolunda dilsiz durur, bahçesinin merkezinde, hatıralarla dolu kiraz ağaçlarının gölgesinde- Tarihin önünde duran bir kadın. Karşısında kendi ışıkları ve kendi gölgeleri, geçmişle geleceğin kavşağında. Katie'nin somutlaştırdığı dile getirilmemiş arzu, bizi ait olduğumuz yer üzerinde düşünmeye;  kendimizi, olayların sağır edici akışında ve arzuların karmaşık kasırgasında bilincimizin  rolü hakkında sözsüz bir soruya açmaya davet ediyor. Yönetmen: Mario Biagini Performansçı: Agnieszka Kazimierska  GENÇ SANATÇILARA İMKAN SUNUYOR “Alternatif”, “keşfedilmemiş”, “sınır” anlamına gelen Fringe'in hikayesi, 1947 yılında Uluslararası Edinburg Festivali'ne misafir olarak katılan ve gösterilerini “bir kenarda” sergileyen 8 ekip ile başladı. Bu oluşum, çağdaş gösteri sanatları alanındaki en prestijli festivallerden biri olarak görülen Edinburg Fringe'e dönüştü. Bugün Fringe Festivalleri, her yıl dünyanın farklı şehirlerinde 170 bin sanatçıyı, 250 farklı mekanda ve 60 bin etkinlikte, yaklaşık 19 milyon kişiyle buluşturuyor. Her şehirde farklı ölçek ve formlarda düzenlenen Fringe Festivalleri alternatif ve yenilikçi işler üreten genç sanatçılara işlerini uluslararası platformda sergileme imkanı sunuyor.  4 BİN SEYİRCİYİ BİR ARAYA GETİRDİ İstanbul Fringe Festival, tüm dünyada olduğu gibi çeşitliliği ve özgünlüğü İstanbul'un kent dinamiği ve çok kültürlü doğasıyla buluşturuyor. 18 – 22 Eylül 2019 tarihleri arasında ilki gerçekleştirilen festival, 22 performans, 6 workshop ve 3 partiyle, 18 farklı destekçi mekanda, yaklaşık 4 bin seyirciyi bir araya getirdi. İkinci yılında pandemi koşullarında online ortama taşınan Istanbul Fringe Festival, Türkiye’nin tamamen dijital ilk performans sanatları festivali oldu. İstanbul Fringe Festival 2020 Online, Türkiye’den ve yurtdışından toplam 15 ekibin işleri, söyleşi ve atölyeleri YouTube, Instagram ve Zoom’da 30 binin üzerinde görüntülenme aldı. Üçüncü yılında hibrit bir programla büyüyen festival, tüm tiyatro sezonuna yayılarak katılımcılarıyla buluşmaya devam ediyor. Çoğulcu ve disiplinlerarası bir temele dayanan Istanbul Fringe Festival, yeni ve dinamik olanı kültür ve sanat yoluyla arayan katılımcılarını, çoğulcu ve yenilikçi bir atmosfere davet ediyor. ### "Baharın Gelişi, Normandiya, 2020" sergisi 11 Mayıs'ta açılacak David Hockney'nin "Baharın Gelişi, Normandiya, 2020" sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM) 11 Mayıs'ta sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sanatçının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ilk döneminde Normandiya'daki evinde iPad ile yaptığı ve baharın gelişini müjdeleyen 116 resmi sergide görülebilecek. Serginin tanıtım toplantısına katılan Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, 2 yılda bir, çağdaş sanatın önemli temsilci ve akımlarını İstanbul'da SSM'de ağırlamaktan mutluluk duyduğunu belirterek, "Bu yıl, modern zamanların en önemli sanatçılarından David Hockney'nin doğadaki bahar coşkusunu ön plana çıkardığı 'Baharın Gelişi, Normandiya, 2020' adlı müthiş sergisine ev sahipliği yapıyoruz. Tüm dünyada ses getirecek bu dev proje, David Hockney'nin Türkiye'deki ilk büyük ölçekli sergisi. Bu sergi sayesinde, İstanbul'un ve ülkemizin yurt dışında doğru ve iyi tanıtımını yapmaktan özellikle gurur duyuyoruz." dedi. Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer de AA muhabirine yaptığı açıklamada, David Hockney'nin eserlerinin ilk defa Türkiye'ye taşındığı sergiyi SSM'de ağırlamanın heyecanını ve gururunu yaşadıklarını dile getirdi. Sanatçının salgına Fransa'da bir kır evinde yakalandığına ve kısıtlamalardan ötürü hareket edemediğine işaret eden Ölçer, şu bilgileri verdi: "Bu durumda eve hapsolmuş bir sanatçının tabiatı gözlemek gibi bir şansı oldu. Sergi bir anlamda mevsimin baştan sona hikayesi, adeta kutsaması niteliğinde. Tüm dünya için fazlasıyla zor geçen, hepimizin evlerimize kapandığı, gerçek dünya ile bağımızın koptuğu iki seneden sonra, doğanın ve baharın yeniden doğuşunu kutlayan bu serginin hepimiz için umut ve neşe kaynağı olmasını diliyorum. Bilgece, unuttuğumuz tabiatın sürecinin dersini veriyor." "HOCKEY SANAT DÜNYASINDA ADETA BİR FENOMEN" Sergi küratörü Edith Devaney ise Hockney'in eleştirmenler ve tarihçiler tarafından 20 ve 21. yüzyılın çok önemli bir sanatçısı olarak görüldüğünü aktararak, "Kitlelerin kendisine duyduğu hayranlıkla birlikte, Hockney sanat dünyasında adeta bir fenomen. David Hockney her zaman kendi sanatsal ilgi alanlarının peşinden gitti. Bunları yaparken trendlere önem vermedi. Geçmişe ve eserlerinde sıklıkla ifade bulan sanat tarihine olan derin bilgisine ve ilgilerine yöneldi. Teknolojiyi kullanması, teknolojiye olan ilgisi kimi zaman yanlış yorumlansa da bunun, resim yapmanın yeni yollarını keşfetmekle ilgili olduğuna inandı. Bu yüzden bu sergideki bütün eserler iPad üzerindeki bir uygulama üzerinden yapıldı." diye konuştu. David Hockney'in, "baharın gelişi"ni daha önce de iPad ile çalıştığının altını çizen Devaney, şunları söyledi: "Daha önce 2011'de Yorkshire'da ilk defa iPad kullanarak eserler üretti ve bunlar Royal Academy of Arts'ta açılan A Bigger Picture (Daha Büyük Bir Resim) sergisinde sergilendi. Bu, Hockney'nin söz konusu yeni aracı kullanarak ürettiği ilk çalışmasıydı. 2013'te tekrar aynı konuyu ele aldı ve 2020'de ise baharı Normandiya'da yakalamaya karar verdi ancak bu sırada salgın başladı. Renkleri daha özgürce çizme, katmanlar halinde çalışma fikriyle bir kez daha iPad'i seçti. Çünkü iPad için herhangi bir tuval hazırlığı veya boya karıştırma ve ardından boyanın kurumasını bekleme gibi bir süreç yoktu. Dört aylık bir zamanda 116 görüntü üretti. Tüm sanatseverlerin bu sergiden olağanüstü güzel duygularla ayrılacağına inanıyorum." Akbank’ın desteğiyle 29 Temmuz'a kadar ziyarete açık kalacak sergi kapsamında çeşitli etkinlikler de düzenlenecek. ### Andy Warhol'un Marilyn Monroe portresi 195 milyon dolara satıldı Pop art sanat akımının öncüsü Amerikalı ressam Andy Warhol'un Marilyn Monroe portresi, 195 milyon dolara satıldı. "Shot Sage Blue Marilyn'' adlı portre New York'ta Christie's müzayede evinde açık artırmaya sunuldu. Warhol'un sanatçı Marilyn Monroe'nun 1960'larda yaptığı portrelerinden biri olan eser, 195 milyon dolardan alıcı buldu ve 20. yüzyılının en pahalı sanat eseri oldu. Warhol'un Marilyn Monroe portresi, Rönesans döneminin ünlü İtalyan ressamı Leonardo da Vinci'nin Hazreti İsa'yı resmettiği 450 milyon dolara satılan "Salvator Mundi" adlı tablonun ardından dünyanın en pahalı ikinci sanat eseri oldu. ### Demet Tekin’den yeni albüm Söz ve müziği Demet Tekin imzası taşıyan Türk Müziği makamlarından oluşan on şarkının yer aldığı “Demet’in Tangoları” adlı albümü, Yenikapı Müzik yapım etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı. Şevket Aşıkuzun’un aranjörlüğünü yaptığı albümünün ilk klibi“Gözlerimin Önünden Geçerken Hatıralar” adlı şarkıya çekildi. İstanbul’da tarihi bir mekanda, yönetmen Murat Küçük tarafından çekilen klip youtube kanalında müzik severlerin beğenisine sunuldu. "MÜZİĞİN ÜRETİM AŞAMASI BENİ HEYECANLANDIRIYOR" Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başlayan müzik yolcuğunu, İTÜ Türk Musiki Devlet Konservatuarıve  ardından Türk müziği yüksek lisansı ile tamamlayan Demet Tekin, müziğin üretim aşamasında olmayı sahne önünde olmaktan daha çok tercih ediyor. Bugüne kadar bir çok müzik dalında sözlerini yazdığı, bestesini yaptığı toplam 116 eseri bulunuyor. Bu eserleri albüm haline getirerek dijital platformda yayınlayan Demet Tekin, “müziğin üretim aşaması beni her zaman çok heyecanlandırıyor” dedi. Çocukluğundan beri Türk müziği aşığı olduğunu, bu albümde amacının Türk müziği sesleriyle yeni tango çeşitlemeleri sunmak olduğunu sözlerine ekledi. Demet’in Tangoları” adlı albümü, dijital müzik servislerinden dinleyebilirsiniz: ### 36. Genç Günler, Müze Gazhane’de başlıyor! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın geleneksel olarak düzenlediği 36. Genç Günler, 9 Mayıs 2022 Pazartesigünü 19.00’da Müze Gazhane’de başlıyor. 36. Genç Günler; 9-19 Mayıs tarihleri arasında söyleşiden atölyeye, üniversite tiyatro gösterimlerinden sergilere birçok farklı etkinlikten oluşuyor. Daima Genç üst başlığıyla düzenlenen Genç Günler, bu yıl “Vazgeçmiyoruz” temasını benimsedi. 36. Genç Günler Festivali kapsamında, İBB Şehir Tiyatroları Genç Tiyatro’nun Çingene Boksör oyununun yanı sıra üniversitelerin konservatuvar ve oyunculuk bölümlerinden 23 oyun (12 okuldan) ve üniversitelerin tiyatro kulüplerinden 12 oyun (7 okul) olmak üzere, toplam 36 tiyatro grubunun oyunları sahnelenecek. MÜZE GAZHANE PROF. DR. SEVDA ŞENER SAHNESİ İBB Şehir Tiyatroları’na ait Müze Gazhane’deki Büyük Salon artık, 2014 yılında aramızdan ayrılan Prof. Dr. Sevda Şener’in ismiyle anılacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sahneye ismi verilen Sevda Şener,  hayatını gençlere adamış, tiyatro sanatına birçok öğrenci yetiştirmiş, “hocaların hocası” unvanını hak etmiş bir isim. Sahnenin isim açılışı, 36. Genç Günler açılış programının içerisinde Prof. Dr. Sevda Şener’in ailesi, öğrencileri, tiyatro dünyasından isimlerin de olacağı, 9 Mayıs Pazartesi günü saat 19.00’da gerçekleştirilecek. DOĞUMUNUN 400. YILI ANISINA MOLİERE'İN HASTALIK HASTASI İBB Şehir Tiyatroları, Moliere’in doğumunun 400. yılı anısına, Fransız Kültür Merkezi ile birlikte ortak bir etkinlik düzenliyor. 11 Mayıs Çarşamba günü 15.00’te Comédie-Française’in sahnelediği Moliere’in Hastalık Hastası oyununun dijital gösterimi yapılacak. Fransız Kültür Merkezi’nde saat 17.30’da Cem Başak’ın (Filme Gitmeden Önce) moderatörlüğünde, İBB Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Hastalık Hastası oyununun başrol oyuncusu Şükrü Türen ve oyunun yönetmeni Tolga Yeter’in katılacağı bir söyleşi gerçekleştirilecek. 26. BEDİA MUVAHHİD ÖDÜL TÖRENİ İBB Şehir Tiyatroları ve Türk Kadınlar Birliği İstanbul Şubesi’nin 36. Genç Günler kapsamında ortaklaşa düzenlediği 26. Bedia Muvahhid Ödülü Uğurtan Atakan yönetiminde 13 Mayıs 2022 Cuma günü saat 20.30’da Müze Gazhane Sevda Şener Sahnesi’nde gerçekleştirilecek. COS-POWER BULUŞMASI  36. Gençlik Günleri kapsamında Japon Sanat Merkezi - İBB Şehir Tiyatroları işbirliği ile 15 Mayıs Pazar günü 13.00’te büyük CosPower buluşması yapılacak. Etkinliklerin içinde çeşitli workshoplar ve ödüllü anime bilgi yarışması da yer alacak. Ardından 17.00’de CosWalk ve 19.00’da Cos-Power Anime DJ Parti yapılacak. 36. GENÇ GÜNLER SERGİSİ Tiyatro Kostümleri Sergisi 15 Mayıs günü Müze Gazhane Meydan Sahnesi fuayesinde, Manga Academy Öğrencileri Karakter Tasarımı Sergisi, 10-19 Mayıs 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü “Tiyatro Her Zaman Olacak” Öğrenci Sergisi 10-19 Mayıs 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi fuayesinde ziyaretçileriyle buluşacak. USTA İSİMLERDEN ATÖLYELER GENÇLERİ BEKLİYOR Genç Günler boyunca usta sanatçı, yazar ve yönetmenlerinin katılacağı atölye çalışmalarında gençlere uygulamaya yönelik eğitimler verilecek. Atölye çalışmalarının programı şöyle: -Nilgün Onat’ın Nefes ve Ses Atölyesi 10 Mayıs Salı Günü 14.00’te Müze Gazhane Meydan Sahne’de. -Reha Özcan’ın “Oyundan Anlatıya Oyuncunun Dünyasına Giriş” Atölyesi 11 Mayıs Çarşamba Günü 12.00’de Müze Gazhane Büyük Sahne’de. -Beyti Engin’in “Oyuncunun Psikolojisi ve Karakter Psikolojisi” Atölyesi 12 Mayıs Perşembe günü 12.00’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. -Emre Yıldızlar’ın “Hareket ve Oyun” Atölyesi 16 Mayıs Pazartesi günü 12.00’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. -Emrah Eren’in “Yönetmenin Dünyası” Atölyesi 17  Mayıs Salı günü 13.00’te Müze Gazhane Meydan Sahne’de. -Ege Maltepe’nin “Spolin Doğaçlama” Atölyesi 18 Mayıs Çarşamba günü 12.00-18.00 arası Müze Gazhane Meydan Sahne’de. Not: Atölye çalışmalarımız ücretsizdir. Atölyelerimizde kayıt zorunluluğu yoktur. Yalnızca Ege Maltepe’nin düzenlediği “Spolin Doğaçlama Atölyesi” 2 grup olarak planlanmıştır. 1. Grup 12.00’de, 2.grup 15.30’da başlayacaktır. Her bir grup 20 kişiyle sınırlıdır. Sadece bu atölyeye gencgunleratolye@ibb.gov.tr adresinden kayıt yaptırabilirsiniz. GENÇ GÜNLER SÖYLEŞİLERİ GÜNLER KONULARA IŞIK TUTUYOR 36. Genç Günler söyleşileri, gençlerin kariyer tercihlerine de yardımcı olacak şekilde dijital sanat, oyunculuk, yönetmenlik gibi güncel konulara ışık tutacak. Söyleşi programı şöyle: -Bager Akbay’ın “Dijital Sanat” Söyleşisi 11 Mayıs Çarşamba günü 13.00’te Müze Gazhane  Meydan Sahnesi’nde. -Celal Kadri Kınoğlu’nun “Oyuncunun Sırları” Söyleşisi 13 Mayıs Cuma günü 13.00’te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. -Onur Saylak’ın “Oyuncu ve Yönetmen Olarak Anlatıcı” Söyleşisi 17 Mayıs Salı günü 14.00’te Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. ### Uluslararası 212 Photography İstanbul fotoğraf yarışması başvuruları başlıyor! Bir fotoğraf karesi, geçmişe sürükler insanının ruhunu. Bir çift göz, yağmurlar yağdırır insan yüreğine. Gökyüzü, bulutlar, ağaçlar, çiçekler... Fotoğraf kadrajına yansıyan her şeyin bir hikayesi vardır. Hikayelerin ruhuna kapılacağımız bir yarışma: 212 Photography İstanbul... 6 – 16 Ekim 2022 tarihleri arasında beşinci kez festival takipçileri ile buluşacak olan 212 Photography Istanbul’un geleneksel hale gelen uluslararası fotoğraf yarışması için başvurular 23 Mayıs’ta başlıyor… Fotoğraf etrafındaki diyalogu çeşitlendirmeyi hedefleyen yarışma her yaştan amatör ve profesyonel fotoğrafçının katılımına açık. 212 Photography Istanbul Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nın bu yıl ki jürisinde Unseen Amsterdam Direktörü Roderick van der Lee, fotoğrafçı Ahmet Sel, sanatçı, tasarımcı ve küratör Erik Kessels, British Journal of Photography (1854 Media) Yayın Direktörü Izabela Radwanska Zhang gibi uluslararası isimler yer alıyor. Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, uluslararası katılıma açık yarışması ile ulaştığı farklı seslerin ve sosyal, kültürel ve sanatsal olguların izini coğrafyadan ve önyargılardan bağımsız sürüyor. Yarışmanın kazanan kişi 5000 Euro ile ödüllendirilecek. 16 Eylül’e kadar devam edecek olan başvurular ve Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması hakkında detaylara www.212photographyistanbul.com adresinden ulaşılabilir.  ### İstanbul'un üç ayda en fazla turist çektiği ülke:Rusya Dünyanın gözde şehirlerinden biri olan İstanbul, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın dört bir yanından gelen turistlerini ağırlamaya devam ediyor. İstanbul’a yılın ilk üç aylık döneminde gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 135 artışla 1.2 milyondan 2,9 milyona ulaştı. Bu dönemde gelen yabancıların ülkelere göre dağılımında 257 bin kişi ile Rusya ilk sırada. Rusya’dan girişler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36.8 arttı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerine göre gelenlerin ülkelere göre dağılımında ilk sıradaki Rusya’yı yüzde 113 yükselişle İran, yüzde 164 artışla Almanya, ardından Fransa ve İngiltere geliyor. İstanbul’a gelen turist sayısı 2021 yılında % 80 artışla 9 milyon bandını geçmişti. 2021’de ilk sıraları; Almanya, İran, Rusya, Fransa ve Irak almıştı. ### Devrim Erbil, "Primavera" sergisiyle baharı Alaçatı'da karşılıyor  DNA'sının önemli bir parçasını sanatın oluşturduğu The Stay Warehouse, Renko London organizasyonu ile gerçekleşen Devrim Erbil - "Primavera" sergisine ev sahipliği yapıyor. Sahne sanatlarından plastik sanatlara, resimden heykele kadar sanatın tüm disiplinlerine ev sahipliği yapan The Stay Warehouse, baharı özel bir sergiyle kutluyor. Resmin şairi Devrim Erbil'in "Primavera" adını taşıyan sergisi, 15 Haziran tarihine dek Alaçatı The Stay Warehose’da sergilenecek. Devrim Erbil’in kısa bir retrospektifini yaşatan sergide; otelin dış alanındaki heykeller, benzersiz dev yağlı boya tablolar ve mix media çalışmala,r mekânın mimarisi ile bütünleşip, benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Küratörlüğünü Renk Erbil’in yaptığı Primavera kapsamında, sanatçının dünyanın en önemli müzelerinde sergilenen İstanbul ve Galata koleksiyonlarından yağlı boya eserleri, plexi heykelleri, halılar ve diğer eserleri bulunuyor. Devrim Erbil, eserleriyle yaşam sevinci vermek, şiirin sözcükleri gibi bir anlık mutlulukları birbirine eklemek istiyor. Sergi, otel misafirlerinin yanı sıra tüm sanatseverlere açık bir şekilde sergileniyor. Türkiye’deki uluslararası sertifikalı ilk karbon nötr otel grubu The Stay bünyesinde yer alan The Stay Warehouse; lokal tatlarla harmanlanan lezzetli menüsü, ısıtmalı açık havuzu, geniş bahçesiyle yıl boyu devam eden sanat etkinlikleri, konserler, festivallerle de huzur ve eğlencenin buluştuğu bir atmosfere ev sahipliği yapıyor. Bulunduğu bölgeyi hissetmek isteyen misafirler ise ister klasik, ister elektrikli bisikletler ile ya da doğa yürüyüşü yaparak keşfe çıkabiliyor. The Stay Warehouse misafirleri için şömine başında, geniş bir kütüphanede farklı dünyalara yolculuk yaparak dinlenmek de mümkün. DEVRİM ERBİL HAKKINDA... 1937’de Uşak’ta doğan sanatçı, 1955’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Galeride, Halil Dikmen’in atölyesinde, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi oldu. 1959 yılında “Soyutçu 7’ler” grubunu kurdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümünü bitirdi. 1962’de Akademi’ye asistan oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli atölyelerinde görev aldı. 1963’te Tülay Tura, Altan Gürman, Adnan Çoker ve Sarkis’le “Mavi Grup”u kurdu. 1965 yılında İspanya Hükümeti’nin verdiği sanat bursunu kazanarak gittiği Madrid ve Barcelona’da başladığı meslek araştırma ve incelemelerine Paris ve Londra’da devam etti. 1969’da yılın genç ressamı seçildi. Türkiye Çağdaş Ressamlar Derneği Başkanlığı, Görsel Sanatçılar Derneği Başkanlığı, İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1981 yılında İ.D.G.S Akademisinde Profesörlüğe yükseldi ve 1991’de Devlet Sanatçısı unvanı aldı. 2000’de Balıkesir Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi açıldı. 2004 yılında ise Mimar Sinan Üniversitesi’nden emekli olarak, 2005’te Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görev yaptı. 2015 yılında Devrim Erbil Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı’nı kurdu. 2017’de Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği “Yılın Sanatçı Onur Ödülü” nü aldı ve Beyoğlu Belediyesi üstün hizmet nişanına layık görüldü. 2018’de İstanbul Art Show Sanat Fuarı Onur Sanatçısı oldu. 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü takdim edildi. Devrim Erbil yurtiçinde ve yurtdışında yüzlerce sergi açtı, ödüller kazandı ve sanat konferansları verdi. Sanatçının eserleri dünyanın ve Türkiye’nin birçok müzesinde ve koleksiyonlarında yer alıyor. Devrim Erbil resmin şairidir. Doğanın ritmini ve gizemini yakalamaya çalışır. İstanbul tutkularının başında gelir. Titreşimlerin büyüsü ile kenti sarmalar. ### Galeri Sekiz Artı Bir'de "Onlardan İzler" Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'nun yetiştirdiği önemli sanatçılarımızdan Reha Yalnızcık, farklı bir sergiyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. "Onlardan İzler" adını verdiği yeni sergisini annesi ve geçtiğimiz yıl kaybettiği sevgili eşi Safiye Yalnızcık anısına düzenlediği bilgisini paylaşan Yalnızcık; "Annem, Safiye'm ve Perincan'ım ile birlikte tüm annelerin Anneler Günü'nü her gün kabul ediyor, kutluyorum" mesajı gönderdi. KALAMIŞ RÜŞTİYE SOKAK'TA... Reha Yalnızcık, kendisi için son derece anlamlı ve önemli olarak gördüğü sergisini, ailesiyle birlikte çok sevdiği Kalamış’ta açacak olmasından ayrı bir mutluluk duyduğunu dile getirdi. Önümüzdeki yıllarda Kadıköy’ün sanat alanında hayli iddialı bir “Sanat Sokağı” olması beklenen Kalamış Rüştiye Sokak üzerindeki Galeri Sekiz Artı Bir'deki sergi, 8-23 Mayıs 2022 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. ### "Vitelli Design Studio" şık mağazasıyla Galataport'ta! Renkli, göz okşayan tasarımları ve elit çizgisini yansıtan koleksiyonlarıyla ev ve sofra dekorasyonu alanında giderek özel bir yer edinen Vitelli Design Studio, Galataport Paket Postanesi'ndeki mağazasını bir davetle tanıttı. Vildan Tellioğlu ve oğlu Yiğit Tellioğlu tarafından kurulan firmanın yeni mağazası, gerek manzarası ve iç tasarımı gerekse içinde sergilenen güncel koleksiyon ve ürünlerle davetlilerden tam not aldı. Ata Marin Band ise bu sıcak ve güzel ortama Latin canlı müzik performansı ile renk kattı. Cuban, Leopard, Maroc, Zebra gibi farklı konseptlerdeki Teddy Bear sofra koleksiyonlar, sarı limonlar, yeşil palmiye yaprakları ve tropik desenlerle yazı sofralara taşıyan porselen takımlar, sofra örtüleri, peçeteler ve yastıklar… Evlerine zarafet ve sanatsal bir dokunuş katmak isteyen davetliler, alışveriş yapmadan Vitelli Design Studio'dan ayrılamadılar. https://youtu.be/NRsjWA4Ky8k TASARIMIN İSTANBUL'DAKİ MERKEZİ OLMAYA ADAY Ünlü modacıların yanı sıra giyim, dekorasyon ve mücevher mağazalarının birbiri ardına açılış yaptığı Galataport Paket Postanesi, ilerleyen günlerde tasarımın İstanbul'daki merkezi olmaya aday görünüyor. Açılışın yapıldığı gün ülkemiz limanlarına giriş yapan en büyük cruise gemisi olan Costa Venezia'nın Galataport'a yanaşmış olması da mağazayı gezenler için ayrı bir hoş sürpriz oldu. ### Kadın sanatçıların Türkiye’de sanat ekosistemine bakışı İyilik İçin Sanat Derneği’nin İsveç İstanbul Başkonsolosluğu’dan hibe desteği alarak geliştirdiği “Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi” projesi kapsamında "Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırması" raporu açıklandı. Rapora göre katılımcılar, kamu kurum ve kuruluşlarının en büyük iki eksiğinin atölye yokluğu ve malzeme yetersizliği olduğunu düşünüyor. Sanatın birleştirici gücüne inanan ve genç sanatçıların üretimini destekleme motivasyonu ile hareket eden İyilik İçin Sanat Derneği’nin “Sanat Elçileri” adını verdiği projesi kapsamında İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları Türkiye Raporu Direktörü Can Selçuki’nin anlatımıyla, 27 Nisan Çarşamba günü Atölye Cer’de düzenlenen panel ile sanatseverelere aktarıldı. İyilik İçin Sanat Derneği’nin İsveç İstanbul Başkonsolosluğu’nun desteğiyle hayata geçirdiği, “Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi” projesi kapsamında Erzurum, Van, Mardin, Diyarbakır, Mersin, Nevşehir, Sivas olmak üzere 7 ilden kadın sanatçıların kültür politikalarına ilişkin bilgi düzeyi ve görüşlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen dijital anketler toplamda 280 kadın sanatçının katılımıyla gerçekleştirildi.  “ARAŞTIRMA SONUÇLARINA GÖRE BİR DEĞERLENDİRME YAPACAĞIZ” “Sanat Elçileri” projesi kapsamında “Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırması” hakkında değerlendirmede bulunan İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı Selin Bozkurt, “Kadınların sanat dünyasındaki yerinin ve öneminin çok büyük olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla kadın sanatçıları ön plana çıkaracak şekilde geliştirdiğimiz “Genç Kadın Sanatçıların Yerel Kültür Politikalarının Gelişimine Katılımının Teşvik Edilmesi” projesi ile genç kadın sanatçıların yerel kültür politikalarının oluşturulmasına katılımlarının teşvik edilmesi, bu konuda düzenlenecek araştırma ve eğitimler ile altyapılarının güçlendirilmesini amaçladık. Kısa sürede hayata geçirdiğimiz bu proje ile imkânı kısıtlı birçok genç kadın sanatçıyı kapsama alanımıza alarak, gelişimlerine nasıl daha fazla katkı sunabiliriz diye düşünmeye başladık. Erzurum, Van, Mardin, Diyarbakır, Mersin, Nevşehir ve Sivas gibi sanat piyasasına uzak kalmış illerde bulunan kadın sanatçıların, sanat ekosistemine bakışını öğrenmek üzere İstanbul Ekonomi Araştırma’nın destekleriyle bir araştırma raporu hazırladık. Bu araştırma, yerinde bir projeye imza attığımızı bize bir kere daha gösterdi. Araştırmaya katılan sanatçıların yaşadıkları şehirde yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatifleri hakkında bilgilerinin sınırlı olduğunu ve sanat platformlarına demokratik katılım hakları ile ilgili çok fazla bilgi sahibi olmadıklarını gördük. Bu araştırma neticesinde çıkan sonuçlara göre bir değerlendirme yapacağız ve genç kadın sanatçıların güçlendirilmesi konularında daha fazla neler yapabileceğimizi gündemimize alacağız. Projemizi daha da geliştirmek için adımlar atacağız. Bu vesile ile böylesine etkili bir projede bize destek olan ve her daim yanımızda olduklarını hissettiren İsveç İstanbul Başkonsolosluğu’na katkılarından dolayı bir kez daha teşekkür ederiz.” dedi. ARAŞTIRMA SONUÇLARINA GÖRE ÖNEMLI BULGULAR ORTAYA ÇIKTI “Kadın Sanatçıların Türkiye'de Sanat Ekosistemine Bakışı Araştırması”nda ortaya çıkan en önemli verilerden biri, katılımcıların çoğunluğu ya hiç yabancı dil bilmiyor ya da başlangıç seviyesinde yabancı dil bildiklerini ifade ediyorlar. Genel itibariyle ilgilendikleri sanat dalında eğitim gördüklerini söyleyen katılımcıların çoğunluğu sanat çalışmalarını plastik ve geleneksel sanatlarda yürüttüğünü belirtiyor. Katılımcıların yüzde 70’nin ailesinde sanatçı bulunmasa da ailelerin sanata yaklaşımları genel anlamda olumlu olarak öne çıkıyor. Araştırmaya katılan kadın sanatçıların yüzde 54’ü plastik sanatlar alanında çalıştığını söylerken, yüzde 19’u ise geleneksel sanatlar cevabını veriyor. Müzik alanında çalışmalarını yürütenlerin oranı yüzde 5 iken tiyatro ve yazarlık cevabını verenlerin oranının yüzde 4, sinema cevabını verenlerin oranının yüzde 2, performans sanatları cevabını verenlerin oranının ise yüzde 1 olduğu tespit ediliyor. Katılımcıların yüzde 53’ü sanat ile ilk olarak ilköğretim yıllarında tanıştığını söylerken, yüzde 24’ü bu soruya “lise yılları” yanıtını veriyor. “Üniversite yılları” seçeneğini işaretleyenrin oranı yüzde 7 olarak görülürken, yüzde 15’lik kısım ise sanat ile ilk kez ilkokul öncesi dönemde, küçük yaşlarda ilgilendiğini belirtiyor. Ankete katılım sağlayanların önemli çoğunluğu aylık gelirinin ise asgari ücretin altında olduğunu belirtirken, ayda 10.000 TL’nin üzerinde kazanç sağlayanlar yüzde 3 seviyesinde. Katılımcıların yüzde 23’ü tüm geçimini icra ettiği sanattan sağladığını beyan ederken, neredeyse yarısı ise ailelerinin geçimini sağladığını söylüyor. Sanat ile ilgilenmesine rağmen geçimini farklı bir işle sağlayanların oranı ise yüzde 23 olarak tespit edildi. Geçimlerini, icra ettikleri sanat dışında farklı bir meslek yaparak sağladığını beyan eden katılımcılara meslekleri sorulduğunda, yüzde 53 oranındaki çoğunluk eğitmenlik/öğretmenlik yaptığını söylüyor. Yüzde 6 oranında katılımcı ise geçimini editörlük veya çevirmenlik yaparak sağladığını bildiriyor. Çoğunluğun daha önce hibe desteği olan bir projede yer almadığını söylediği araştırma raporunda, katılımcıların yaşadıkları şehirde yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatifleri hakkında bilgisi ise sınırlı. Ayrıca çoğunluk daha önce benzer bir insiyatifte bulunmadığını belirtiyor. Daha önce yerel kültür politikaları hakkında çalışan sivil toplum insiyatiflerinde bulunan katılımcıların en sık dile getirdiği dernek ise İyilik İçin Sanat Derneği olarak dikkat çekiyor. Ankete katılım sağlayanların yüzde 65’i sanatçı kişiliğiyle üye olduğu herhangi bir sivil toplum kuruluşu olmadığını söylerken, yüzde 35 oranında katılımcı ise üye olduğu bir sivil toplum kuruluşu olduğunu söylüyor. En sık zikredilen dernek İyilik İçin Sanat Derneği olurken ikinci sırada Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı bulunuyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının kültür alanında sunduğu imkanlar hakkında bilgi sahibi olma oranı yüksekken katılımcıların yarısından fazlası bu imkanlardan faydalanmadığını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 55’i ulusal çapta bir sanat etkinliğinde, bienalde, sanat festivalinde eserinin/performansının yer almadığını söylerken, yüzde 45 oranında katılımcı ise böyle bir etkinlikte yer aldığını bildiriyor. Kamu kurum ve kuruluşlarının en büyük iki eksiğinin atölye yokluğu ve malzeme yetersizliği olduğunu belirten katılımcılar, kendilerini en yetersiz gördüğü iki alanı ise animasyon oluşturmak ve üç boyutlu üretim yapmak olarak görüyor. ### Maria Krushevskaya, AKM'de konser verecek Andrey Tarkovski, "Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır" der. Böylesi bir dünyada, ruhumuzu sanatla harmanlandırıyoruz. Yine şahane bir konser, yine sanat ile geçecek saatler... Rus arp sanatçısı Maria Krushevskaya, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) DenizBank Konserleri'nde sahne alacak.İtalyan şef Carlo Rizzari'nin yöneteceği konser, 29 Nisan'da 20.30'da Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek. Üslü besteciler François-Adrien Boieldieu ve Georges Bizet'nin eserlerinden oluşan bir seçkinin müzikseverlere sunulacağı konserin biletlerine "www.biletinial.com"dan ulaşılabilir. ### Azerbaycan'a sanat ve kültür keşfi Azerbaycan 'ın çok eski tarihlere dayanan sanat ve medeniyetini, geçmişten gelen izlerin günümüze yansımasını, mimari görkemleriyle de hayranlık uyandıran müze ve sanat merkezlerinde keşfetmek mümkün. AZERBAYCAN ULUSAL TARİH MÜZESİ Bunlardan ilki, Azerbaycan tarihinin farklı dönemlerine ait maddi ve kültürel örneklerin korunması ve tanıtılması açısından oldukça önemli olan, Azerbaycan'ın eski çağlardan günümüze kadar tarihini yansıtan yaklaşık 300.000 koleksiyonun korunduğu Azerbaycan Ulusal Tarih Müzesi... 102 yaşı olan müzenin bulunduğu bina, iş adamı ve hayırsever Hacı Zeynalabidin Tağıyev'e ait olduğu için özellikle dikkat çeken yapılardan biri. Ünlü milyoner ve ailesi, 18 yıl boyunca bu üç katlı binada burda yaşamış. AZERBAYCAN ULUSAL GÜZEL SANATLAR MÜZESİ Mimari yapısıyla ve eşsiz koleksiyonları ile dikkat çeken bir diğer müze ise Azerbaycan Ulusal Güzel Sanatlar Müzesi... 19'uncu yüzyıl petrol bumu dönemine ait iki ihtişamlı binadan oluşan bu müze yalnız Azerbaycan'dan değil; aynı zamanda Türkiye, İran, Japonya, Çin, Rusya ve Batı Avrupa’dan boyalı seramik, bakır ve bronz oymalı eşyalardan antik halı, mücevher ve 15-16. yüzyıl Azerbaycan minyatür ressamlarının eserlerine kadar 17.000'den fazla sanat eserini bünyesinde barındırarak, iç tasarımı ile de dikkat çekiyor. HALI MÜZESİ Azerbaycan denince akla gelen ilk şeylerden biri de halı sanatı olsa gerek ve yerel ustaların eşsiz eserlerinin bulunduğu ilk yer Halı Müzesi... Bakü Bulvarı'nda yer alan ve sarılmış bir halı şeklinde tasarlanmış müze, aynı zamanda başkentin modern mimari cevheri. Ziyaretçiler, Azerbaycan'ın en büyük halı koleksiyonuna sahip müzede canlı gösteriler yoluyla halı dokuma sanatının şahidi olup, bu sanatın yüzyıllar boyunca nasıl geliştiğini keşfedip, aynı zamanda Azerbaycan'ın yedi farklı bölgesinin halı dokuma okullarının özellikleri hakkında bilgi edinebilirler. ULUSLARARASI MUĞAM MERKEZİ Halı Müzesi'nden birkaç dakika yürüme mesafesinde ise Uluslarası Muğam Merkezi yer alıyor. UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne dahil edilmiş muğam sanatının tanıtılması, korunması ve yaygınlaştırılması amacıyla inşa edilmiş bu sanat ve müzik merkezinde sürekli olarak konserler düzenleniyor. HAYDAR ALİYEV KÜLTÜR MERKEZİ Seçkin mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan ve olağanüstü dış görünümüyle dikkat çeken Haydar Aliyev Kültür Merkezi de şehrin en önemli kültürel yapılarından biri. Burada kalıcı sergi ve koleksiyonların yanı sıra dünyaca meşhur birçok sanatçının dönemsel sergilerine denk gelirken, eski model arabaların etkileyici koleksiyonunu da bulacaksınız. Sanat koleksiyonlarına ilaveten, büyük bir oditoryuma sahip olan merkezde konserler de organize ediliyor. MİNYATÜR KİTAPLAR MÜZESİ İlginç koleksiyonu ile dikkat çeken bir diğer müze, Bakü'nün İçerişehir diye bilinen ve UNESCO tarafından korunan kısmındaki Şirvanşahlar Sarayı'nın yakınlarında zarif bir binada yer alan Minyatür Kitaplar Müzesi... Müze, 76 farklı ülkeden yaklaşık 8.000 minik basılı yayına ev sahipliği yapıyor. Burada bir kibrit kutusu veya posta pulu kadar küçük, en farklı tür ve temalardan oluşan ve tasarımları ile dikkat çeken kitaplar göreceksiniz. Ayrıca; koleksiyon, metni ve çizimleri yalnızca bir büyüteç yardımıyla görülebilen dünyanın en küçük kitabı da burada. MODERN SANAT MÜZESİ İlginç koleksiyonlardan konuşmuşken, modern ve çağdaş sanatı da unutmayalım. Şehir merkezinde bulunan Modern Sanat Müzesi'nde sergilenen başlıca eserler, 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Azerbaycan'ın avangart sanatının en iyi resim ve heykellerinden oluşuyor. Müze, hem sergilenen eserler hem de görünüm açısından; mimari, tasarım, resim ve heykeli birleştiren tek bir organizma olarak tasarlanmış. Özgürlük ilkesi üzerinde kurulmuş müzede kesin olarak tanımlanmış çerçevelerin olmaması, ilgi çeken detaylardan biri. YARAT Diğer taraftan YARAT, Azerbaycan'da çağdaş sanatı geliştirmek ve tanıtmanın yanı sıra Azerbaycan sanatını ülke dışında tanıtmak için çalışan çağdaş bir sanat platformu olarak dikkatleri çekiyor. Bakü Bulvarı'nda yer alan bu merkez, kuruluşundan bu yana birbirinden ilginç atölye çalışmaları ve sergilere ev sahipliği yapmanın dışında yerel sanatçıları bir araya getirip, onların çalışmalarını desteklemek ve tanıtmak için çeşitli sanat programları yürütüyor. VİLLA PETROLEA Bakü'de yer alan müzeler arasında ev müzelerinin öneminden de bahsetmek gerek. 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında petrol bumu ile meşhur olan Azerbaycan tarihinde Nobel kardeşlerin rolü birçoklarına malum. Bir zamanlar Bakü'de yaşayan ve burada petrol fabrikası kuran Nobel kardeşlerin “Villa Petrolea” adı verilen ev müzesi, kardeşlerin İsveç dışındaki tek müzesi. Bu muhteşem bina, Bizans tarzında inşa edilmiş ve İsveçli bir mimar Lindval tarafından tasarlanmış. Şu anda müzede Nobel ailesinin kullandığı çeşitli ev eşyalarının yanı sıra o dönemi yansıtan sergiler de yer alıyor. Evin kendi eşyalarının dışında Nobel'lerin St. Petersburg ve İsveç'teki evlerinden getirilen eşyalar da burada bulunuyor. ### AKM kapılarını heykeltıraşlara açıyor Heykel tasarımına ilgi duyanlar sihirli ellerini harekete geçirmeye başlasın. Birbirinden güzel ve farklı eserlerin yer alacağı bir yarışma sizleri bekliyor. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nin tarihi, kültürel ve mimari dokusunu öne çıkarmaya yönelik heykel tasarım yarışması düzenlendi. Resmi Gazete'de yayımlanan ilanda katılım şartları açıklandı. Resmi Gazete'de yer alan ilana göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünce düzenlenen heykel yarışması, görsel ve algısal, kavramsal sanat değerleri, yapının iç veya dış mekanları ile kentsel mekanların mimari ve peyzaj değerleriyle bütünleşebilen, her türlü teknik ve teknolojik uygulamalarıyla resim, heykel, seramik, özgün baskı, vitray, mozaik ve su, ışık, ses efektleri ve benzeri yöntemlerle elde edilen eserleri konu alacak. Yarışma sonucunda kazanan tasarım, idarece uygun görülmesi halinde uygulanarak, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ile Mete Caddesi'nin kesişiminde bulunan alana konumlandırılacak. Yarışmaya katılan tasarımlar, İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin tarihi, kültürel ve mimari dokusunu öne çıkarmaya yönelik, belirtilen alana uygun olarak ve çevresel faktörler göz önünde bulundurularak tasarlanacak. Eser, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi cephesinin kalıcı bir parçası haline geleceğinden mekansal bütünlüğe, merkezin meydanla iletişimine katkıda bulunacak şekilde kimliğine ve yerleştirileceği alanın koordinatlarına uygun olacak. Ayrıca eser arkasında yer alan ağaca zarar vermeyecek ve ağaçla uyum içinde olacak şekilde, yakın çevre ile uyum içinde ve Taksim Meydanı'ndan algılanacak şekilde tasarlanacak. YARIŞMAYA KATIŞIM KOŞULLARI Yarışmaya, son başvuru günü itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes katılabilecek. Yarışmaya, bireysel veya ekip olarak katılımlar kabul edilecek. Ekip olarak katılımlarda ortakların her biri idareye karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacak. Yarışma şartnamesi "www.akmistanbul.gov.tr" internet sitesinde yer alacak. Ancak yarışmaya katılacakların yarışma şartnameleri ve eklerini satın almaları zorunlu olacak. Yarışmanın birincilik ödülü 150 bin lira, ikincilik ödülü 100 bin lira, üçüncülük ödülü 50 bin lira olarak belirlendi. Ayrıca belirlenecek 3 eş değer esere de 20'şer bin lira mansiyon ödülü verilecek. Satın almalar için jüri emrine 120 bin lira da tahsis edildi. Jüri satın almaları eşit olarak, dilediği sayıda yapıta dağıtmakta veya satın alma bedelini kullanmamakta serbest olacak. Bugünden itibaren kabul edilmeye başlanacak tasarımların son teslim tarihi ise 25 Temmuz 2022 olarak tespit edildi. ### Çocuklara özel resim müzayedesi Ulusça büyük bir coşkuyla kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda Akasya AVM, farklı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen "Çocuklara Özel Müzayede" büyük ilgi gördü, çocukların hayatına renk kattı. Sessiz Müzayede'nin kurucuları, ünlü küratörler Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene ikilisinin sunumuyla gerçekleşen müzayede, son derece renkliydi. 23 Nisan Cumartesi ve 24 Nisan Pazar günü olmak üzere iki gün arka arkaya düzenlenen resim müzayedesinde, Türkiye ve yurt dışından sanatçıların ürettiği eserler önce minik sanatseverlere tanıtıldı, ardından açık arttırma ile satışa sunuldu. SANAT KOLEKSİYONERLİKLERİNE İLK ADIMLARINI ATTILAR... Katılımcı minik sanatseverlere dağıtılan bayrakları havaya kaldırarak pey süren çocuklar, eserlerin tamamını çekişmeli geçen bir müzayede sonunda satın aldılar. Çocuklarının arkalarında onları dikkatle izleyen anne ve babalar, Kadıköy Life Dergisi'ne yaptıkları açıklamalarda etkinliğin son derece yerinde bir uygulama olduğunu belirterek; sık sık farklı yerlerde, farklı mekanlarda tekrarlanmasında büyük fayda olacağı konusunda görüş bildirdiler. Akasya AVM’nin etkinlik alanında gerçekleşen "Çocuklara Özel Müzayede", iki gün sürdü ve büyük ilgi gördü. Müzayedeyi yöneten Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene ikilisini ikinci günün sonunda, İstanbul Sanat Dergisi Sahibi Canan Toprakkaya ve Genel Yayın Yönetmeni Kadir Toprakkaya tebrik etti. Katılımcı minik sanatseverlere dağıtılan bayrakları havaya kaldırarak pey süren çocuklar, eserlerin tamamını çekişmeli geçen bir müzayede sonunda satın aldılar. ### Kuşların hikayesi ‘Kuşların Evi’sergisinde! Küçükçekmece Sefaköy Kültür Sanat Merkezi yepyeni bir sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 22 Nisan tarihinde saat 14:00 açılacak Kuşların Evi isimli karma sergi, 15 Mayıs tarihine kadar izlenebilecek. Küçükçekmece’deki kuşları konu alan sergide Şema Perk, Aysel Kılagöz, Özlem Yeşilçam ve Yavuz Balkan gibi çok sayıda ismin eserleri bulunuyor. ### Türk piyanist Renan Koen, Carnegie Hall'da dünya prömiyeri yaptı Piyanist, besteci ve soprano Renan Koen, dünyaca ünlü konser salonu Carnegie Hall'da "Auschwitz'ten İlahiler" adlı konserle dünya prömiyeri yaptı. Koen'e New York'ta Carnegie Hall'da ünlü orkestra şefi ve Devlet Sanatçısı Gürer Aykal, ABD'de kurduğu orkestrası "New Manhattan Sinfonietta" ile eşlik etti. Farkındalık yaratmak için dünyanın birçok yerinde Holokost temalı verdiği konserlerle öne çıkan ve kendisi de Türk Yahudi toplumundan olan Koen, bu kez sanatseverlerin karşısına ilk kez kendisinin çalacağı eserlerle çıktı. Konserin ilk bölümünde Elçil Gürel Göçtü tarafından bestelenen ve konsere adını veren "Auschwitz'ten İlahiler" ile Mozart'tan eserler çalan Koen, ikinci bölümünde ise Nazi soykırımından kurtulan ünlü besteci Michel Assael'in bestelediği bir eseri de ilk kez bu konserde kendisi çalarak dünya prömiyerini yaptı. ### Arter Yayınları, sanatın belleğini tutuyor ve pratiğini belgeliyor Türkiye’nin önemli sanat kurumlarından Arter, sanat kitapları yayıncılığında da nitelikli işlere imza atıyor. Arter Yayınlar ve İçerik Koordinatörü Süreyyya Evren ile yayın politikalarını ve yakın dönem projelerini konuştuk. Süreyyya Evren; “Arter’in bugüne dek süren pratiğinde, doğrudan yeni sanat eserlerinin üretilmesine verilen sürekli desteğe sanata dair düşünce üretimini yeni metinlerin doğmasını teşvik ederek desteklemek eşlik ediyor. Sanata dair bilginin nasıl yapıldığını önemseyerek bellek tutmak, bu süreçte ortaya konan çalışmaların titizlikle belgelenmesi ve nesne olarak kitabı önemseyen özgün grafik tasarımlarla cisimleşmesi esas” dedi. Süreyyya Evren (Copyright: Flufoto) Sanatın hangi alanlarına yönelik kitaplar basıyorsunuz daha çok? Arter, öncelikle bünyesinde gerçekleşen sergilere eşlik eden, Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde yayınlar üretiyor. Gerek kişisel sergiler için gerekse grup sergileri için kitaplar hazırlamanın yanı sıra Arter Yayınları 'nın bir misyonu da 1.400 eseri bulan Arter Koleksiyonu'nu işlemenin özel formlarını önererek, okurun hem tüm koleksiyonla ve sergilerle hem de tek tek eserlerle olabildiğince çok yönlü, ucu açık ilişkiler kurabilmesine zemin hazırlayan, bakış açısını genişletici katkılar sunan kitaplar ortaya koymak. Bu çerçevede başlattığımız dizilerden Arter Koleksiyonu’na dayanan sergilerdeki küratoryal düşünüşün izlerini, bir serginin hazırlanmasının metinsel serüvenini veren "Arter Arka Plan" adlı yayın dizisi dördüncü cildine ulaşmak üzere. Emre Baykal ile Eda Berkmen küratörlüğünde hazırlanan "Saat Kaç?", Selen Ansen küratörlüğünde hazırlanan "Kelimeler Pek Gereksiz" ve Kevser Güler küratörlüğünde hazırlanan "Gökcisimleri Üzerine" sergileri için biraraya getirilen ilk üç cilt yayımlandı. Selen Ansen küratörlüğünde gerçekleşen "Locus Solus" sergisi için hazırlanan yayın, serinin dördüncü kitabı olacak. Kitabı kendi başına bir mecra olarak alan, özgün birer metinler ve görseller düzenlemesi sunan yeni üretimleri kaynaklarla birleştiren, tasarımlarını Emre Çıkınoğlu’nun üstlendiği seçkiler bunlar. Arter Yayınları ayrıca, Arter Araştırma Programı çerçevesinde çağdaş sanat alanında çalışan kültür üreticileriyle birlikte yürüttüğü çalışmaları İz Öztat ile Merve Ünsal’ın hazırladığı iki kitapla belgeledi. Okay Karadayılar ve Ali Taptık (Onagöre) tarafından tasarlanan "Re: [aap_2019]" başlıklı ve Umut Altıntaş tarafından tasarlanan "Re: [aap_2020]" başlıklı yayınlar, Arter Araştırma Programı'nın süreç odaklı ve kendiliğinden örgütlenmeyi önemseyen yaklaşımını yansıtıyor. Arter 10. yılını kutlarken tüm dönemlerini ve faaliyetlerini kapsayan, İlkay Baliç ve Melih Fereli tarafından hazırlanan ve tasarımını Bülent Erkmen’in üstlendiği "Arter: Sanat İçin AlanYaratmak" başlıklı kitapla da kurumun yola çıkışına ve hikâyesine yakından bir bakış sundu. Basılı kitapların yanında e-kitap ve e-metinler de sunuyorsunuz okurlara. Elektronik ortamda yakında yeni bir eser gelecek mi? Evet, Arter Yayınları 'nın 67. kitabı ise ilk kez bir elektronik kitap oldu: Claudia Mesch’in "Joseph Beuys" adlı kitabı; Beuys’un (1921–1986) hayatı, sanatı ve performanslarına odaklanıyor. Çağdaş sanat tarihinden kritik isimleri biyografileri ve kendi yazdıkları metinlerle Türkçe okura ücretsiz indirilebilir e-kitaplar formunda daha yakından tanıtmayı hedefleyen bu dizi, Hans Haacke’nin yazılarını biraraya getiren bir ciltle sürecek. Sanat üzerine kitaplar yayımlamak, kitabı da bir sanat nesnesi olarak düşünmeye imkan sunar mı? Tipografi, kapak çizimi, yazı fontları, kullanılan tüm görsellerin seçimi, diğer kitap türlerine göre daha fazla önem taşıyor mu? Özetle, sanat kitaplarında kitap tasarımının önemi nedir? Sanat kitapları dediğimizde elbette geniş bir kategori tanımlamış oluyoruz. Kültür yayıncılarının sanat dizilerinden çıkardıkları kitaplarda yayınevinin genel tasarım ilkelerinden çok farklılaşılmaz; belki kâğıt kullanımı ve boyutta bir dikkat göze çarpar ama bunun ötesinde bir ayrışmaya gerekli gözüyle bakılmaz sıklıkla. Sanatçıların kitabı bir mecra olarak kullandıkları sanatçı kitaplarının da son yılda ülkemizde çok arttığı söylenebilir. Sanatçı kitaplarında kitap sanat nesnesi olmaktan öte sanatın kendisi, dolayısıyla andığınız tipografi, kapak çizimi, yazı fontları, kullanılan tüm görsellerin seçimi gibi öğeler, kitabın nesneliğine dair her şey, kitabın neliğine dair de belirleyici konumda. Son olarak, bizim gibi kültür kurumlarının, müzelerin, sanat merkezlerinin, galerilerin ve diğerlerinin yaptığı sanat yayıncılığına bakabiliriz. Burada da farklı yaklaşımlar, kurumun yayınlar aracılığıyla sanat dair bilgi hakkında nasıl bir söz üretmeyi yeğlediğini açığa çıkaracak şekilde çeşitlenir. Kitabın nesneliğine dair öğeler, sanatçı kitabından farklı olarak sanatçı kadar kurumun, tasarımcının ve matbaanın da elinden çıktığını belli etmektedir artık. Uzun lafın kısası, evet kütüphanenizi düzenlemeye kalktığınızda en çok sanat kitaplarını raflara sığdırmakta ve yan yana getirmekte zorlanacağınız söylenebilir. (Copyright: Sena Nur Taştekne) "Arter Yakın Plan" dizisi, her kitapta Arter Koleksiyonu’nda yer alan tek bir esere odaklanıyor. Canan Tolon’un "Hasar" adlı eserine yakından bakan kitap, bu ay çıktı. Biraz bu diziden ve kitaptan bahsedebilir misiniz? Evet, her kitapta Arter Koleksiyonu’ndan tek bir esere odaklanmaya dayanan "Arter Yakın Plan" dizisi de dördüncü kitaba varmak üzere. Sarkis’in "Çaylak Sokak" işi üzerine Arter’in başküratörü Emre Baykal’ın kaleme aldığı kitapla başlayan dizi, Melih Fereli’nin imzasını taşıyan David Tudor ve Composers Inside Electronics, Inc. (John Driscoll ve Phil Edelstein): Yağmur Ormanı V (varyasyon 3)’ün ardından Erdem Ceylan tarafından yazılan ve Canan Tolon’un "Hasar" (1988–2010) isimli yapıtına derinlemesine bir bakış sunan üçüncü cilde ulaştı. Bill Fontana’nın "İo’nun Yeni Sesi" adlı işini masaya yatıran dördüncü cilt, Melih Fereli tarafından hazırlanıyor. Tasarımlarını Esen Karol’un üstlendiği bu dizideki yayınların sayısı arttıkça, tek bir esere yoğunlaşmanın ne çok farklı yolu olabileceğini keşfetmek için daha fazla imkânımız olacak. (Copyright: Flufoto) Türkiye’de sanat kitapları yayıncılığına dair izlenimleriniz nelerdir? Neleri beğeniyor, hangi noktaları geliştirmeye açık buluyorsunuz? Türkiye’de kitap okunmuyor serzenişi yaygındır. Öte yandan, kitap üretiminde sürekli bir gelişme ve çoğalma görülür. Sanat alanında bu gelişme bir nebze daha güçlü. Yukarıda andığımız üç kategoride de üretim artışı var. Son on yılda kültür yayıncılarının sanat dizileri eskisine nazaran çok gelişti, sanatçı kitapları üretmeye ilgi gösteren sanatçılar çoğaldı ve kültür kurumları çok daha fazla ve özenle oluşturulmuş yayınlar sundular. Okurun sanatçı kitaplarıyla ve sanat kurumlarının yayınlarıyla daha fazla buluşabilmesini sağlamaya ve kültür yayıncılarıyla sanat kurumlarının daha fazla iş birliğine gereksinim duyduğumuz söylenebilir. (Copyright: Sena Nur Taştekne) ### Bahar sayımız rengarenk, enerjik ve ilham verici! İstanbul Sanat Dergisi, bahar aylarında beyninizde NFT fırtınaları estirecek; kulaklarınızın pası klasik müzikle silinirken, sanatçıların iç dünyalarında yolculuklara çıkacaksınız. Şehrin en özel müzeleri ruhunuzu okşayacak, birbirinden değerli sergilerle gözleriniz bayram edecek. Hazırsanız, başlayalım... “NFT VE SANAT” İLİŞKİSİNE DAİR CEVAPLANMAYAN SORU BIRAKMADIK Dergimizin yedinci sayısı; nisan, mayıs ve haziran aylarına yakışır biçimde canlı ve güzel sürprizlerle dolu. Kapak sayfalarımızı son yılların en flaş konusu olan NFT’ye ayırdık. NFT nedir, sanatla ilişkisi nasıl okunmalı, sanatçıya neler katıyor, sanat izleyicisi için ne anlam ifade ediyor? Bu soruları ve daha fazlasını, konunun uzmanlarıyla konuştuk. Hem de tek bir açıdan değil; sanatçı, küratör, koleksiyoner, hukukçu, platform açısından ele aldık. Peki, isimler? Fotoğraf Sanatçısı Murat Germen, Akademisyen ve Sanatçı Selçuk Artut, Ressam Eda Zamanpur, Koleksiyoner Feride İkiz, Sanat Hukuku Danışmanı - Avukat Pınar Sönmez, Manza.io ekibinden Murat Canbaz ve Ahmet Hakan Özgür... NFT hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız, İstanbul Sanat Dergisi ihtiyacınız olacak tek kılavuz! BAHARIN ENERJİSİNİ SAYFALARIMIZDA BULACAKSINIZ Özelllikle plastik sanatlarda siz okurlarımıza rehberlik etmeyi, güncel olanı sizlerle paylaşmayı önemsiyoruz. Dergimizin ilk sayfalarını da bu nedenle sergilere ve aktüel konulara ayırıyoruz. İstanbul’un canlı kültür ve sanat ortamında sizlere yol gösterici olabiliyorsak, ne mutlu bize... Bu sayımızda bahara çok yakışacak, renkli ve özgün isimleri ağırlamaya gayret ettik. Sanat yolculuğunda masallara, mitolojiye, fallara yer veren Ressam CANAN; bir fotoğraf üstadı, aynı zamanda şair, yazar ve müzik sevdalısı Merih Akoğul; belleğe vurgu yapan işleriyle tanınan genç yerleştirme sanatçısı Eda Soylu, ilham verici dünyalarını bizlere açtılar. RC Müzayede Yöneticisi Rahmi Çöğendez ve Elgiz Müzesi Kurucusu, Sanat Koleksiyoneri Can Elgiz, sanat eseri sahibi olmanın ve eser sergilemenin inceliklerini bizlerle paylaştı. Kültür ve sanat dünyasının atar damarlarından Akbank Sanat üzerine Sayın Derya Bigalı ile yaptığımız özel söyleşiyi de keyifle okuyacağınıza eminiz. Dergimizi hazırlarken bahar enerjisiyle yerimizde duramadık; şehrin yeni kültür mekanlarından Galata Postane’nin konuğu olduk ve bu özel mekanı, kurucusu Yaşar Adnan Adanalı’dan dinledik. Şehrin bir diğer yenisi, aslında çok eski bir dost; nihayet yeniden açılan İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin açılış sergisi Serginin Sergisi II’yi küratörü, Akademisyen ve Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Burcu Pelvanoğlu ile konuştuk. Bir diğer durağımız ise Türkiye’nin ilk cam müzesi Beykoz Cam ve Billur Müzesi oldu. Milli Saraylar Restorasyon Dairesi Başkanı Gökşen Canıyılmaz’la gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi kaçırmayın. KLASİK MÜZİK HEM ŞEHRE HEM DE İSTANBUL SANAT'A ÇOK YAKIŞIYOR Herhalde katılırsınız; klasik müzik İstanbul’a çok yakışıyor. CRR Genel Sanat Yönetmeni Murat Cem Orhan’ın müzikseverler için hazırladıkları sürprizleri okudukça, siz de bizler gibi heyecanlanacaksınız. Bir diğer heyecan verici röportaj ise gencecik yaşında ABD’nin tanınan orkestra şefleri arasında yer bulup, bizleri gururlandıran Nisan Ak... Kendisi okurlarımıza taa Güney Karolina’dan sevgilerini gönderiyor. SİNEMA, TİYATRO VE YAYIN DÜNYASININ FARK YARATANLARI İSTANBUL SANAT'TA! En son "Maddenin Halleri" belgeseliyle dikkatleri ve ödülleri toplayan Deniz Tortum yeni projelerini, tiyatro topluluğu Kara Kabare de fark yaratan "armağan gişesi" uygulamasını dergimize anlattı. Arter Yayınlar ve İçerik Koordinatörü Süreyyya Evren ile de sanat kitapları yayıncılığı dünyasına giriş yaptık. Yedinci sayımız, bahar sayımız... Rengarenk, ışıl ışıl, canlı, umutlu ve ilham verici! Güneşli, güzel günlerde okumanız dileğiyle... İstanbul Sanat Dergisi'ni www.kiletisimyayinlari.com adresinden ücretsiz kargo seçeneğiyle adresinize sipariş verebilirsiniz. ### İstMarina Sanat’ta Hasan Koca Resim Sergisi Açılıyor! Sanatseverlerin şahane bir resim sergisine "merhaba" diyeceği an geldi! Renklerin içinde yüzecekleri, hayallere kapılacakları eserler onları bekliyor. Ünlü modacı Hasan Koca’nın yeni resim sergisi 'Çizgi' ve tasarım ürünleri, Nisan ayında İstMarina Sanat'ta... Sosyal ve kültürel aktiviteleriyle göz dolduran İstMarina Alışveriş Merkezi Kasaba alanında açılan İstMarina Sanat, Hasan Koca sergisine ev sahipliği yapıyor. Kadın ve erkek giyimini aynı koleksiyonda buluşturarak Türk modasında unisex tasarıma öncülük eden genç moda tasarımcısı Hasan Koca'nın 'Çizgi’ isimli sergisinde, sanatçının ürettiği resim ve moda tasarımlarının yanı sıra tamımı el yapımından oluşan HK Leather Works markalı özel çanta koleksiyonu yer alacaktır. Hasan Koca'nın resim çalışmalarında yer alan figürler, birbirini kesen doğrular içerisinden belli belirsiz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bir parçalama ve birbirinden ayrılmanın sonunda, yeni bir kavuşum ve yeni formların ortaya çıktığı eserler sanat severler ile buluşacaktır. 'Çizgi' sergisindeki resimlerdeki ve moda tasarımlarındaki geometrik formlar birbirinin devamı niteliğinde olup, sanat ve tasarım arasındaki çizgiyi ortadan kaldırmaktadır. Birkan Sokullu, Burcu Biricik, Can Yaman, Demet Evgar, Enis Arıkan, Keremcem, Murat Boz, Murat Dalkılıç veŞevval Sam gibi pek çok ünlüye kıyafet tasarlayan Hasan Koca'nın moda ve çanta tasarımları sergi boyunca satışa açık olacaktır. Sanat ve tasarımı izleyiciye aynı alanda sunmayı amaçlayan İstMarina Sanat’taki Hakan Koca ‘Çizgi’ sergisine, yalnızca %100 doğal elyaflarlardan üretilen geleneksel kumaşlarla el işçiliği ile zenginleştirilmiş yenilikçi tasarımlarıyla LUWI DESIGN STUDIO ve birbirinden doğal ürünlerin tasarımla buluşmuş hali olan Morganiks İstMarina Pop-Up Store'da eşlik edecektir. Moda, eğlence ve lezzeti denize nazır konumunda sunan İstMarina Alışveriş Merkezi Kasaba alanında yer alan İstMarina Sanat’ta gerçekleşecek bu eşsiz sergi ve Pop-Up Store sanat ve tasarım tutkunlarına eşsiz bir deneyim sunacak. ### Çiğdem Canbakış’tan ‘altın’ tablolar Altın, kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element ve bu sebepten havadan ve sudan etkilenmiyor, Hiçbir zaman kararmıyor, donuklaşan bir görünüme girmiyor. Tarih boyunca bu özelliklerinden ötürü birçok yerde kullanıldı ve değerini hiç bir zaman kaybetmeden en kıymetli metallerden sayıldı. Bu güzelliği kendi resimlerinde uygulayan sanatçı Çiğdem Canbakış; “Altın metaline uyum sağlayabilecek, doğru boya kullanarak yaptığınız resimler kat ve kat daha değer görüyor ve bu bir sanatçı için muhteşem bir duygu...” diyor. Çiğdem Canbakış kimdir? Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? 1979 yılında Mardin’de doğdum. Sonrası babamın memuriyetinden dolayı İzmir’e gittim. Tüm eğitimimi  bu güzel şehirde tamamladım. İzmir kendimi geliştirmemde  çok büyük etkiler bıraktı. “Bir şehir düşünün, her zaman güvenilir, eğlenceli, bakımlı, güzel bir arkadaş gibi... İzmir’den sonra Ankara  ve İstanbul izledi. Bu süre zarfında Yazılı ve görsel medyada çalıştım. 2011 senesinde ABD New York’a yerleştim. Burada tam bir aşk evliliği yaptım. Bu evlilikten doğan 3 harika kızın annesi oldum. Ülke'de kaldığım ilk 5 sene Amerika’yı  tanımak ve dili öğrenmek ile geçti. İlk seneler Evimin bir katini tamamen atölye olarak kullandım. Sonrası ayrı bir atölyeye geçtim. Başlarda çok yavaş ilerleyen tablo siparişleri beni dönem dönem umutsuzlaştırsa da resme olan tutkum ve sanatıma olan inancımla belli bir yere geldim… Resim yapmaya ilk ne zaman başladınız? Bize biraz bu yolculuğunuzdan bahseder misiniz? İlkokul 1. Sınıf itibari ile resim ile tanıştım. Sınıfımızda Matematik dehası, yakışıklı, o dönem için popüler diyebileceğimiz ve de yaşına göre güzel resim yapan bir erkek sınıf arkadaşımız vardı. Öğretmenin her seferinde onun başını okşaması beni çileden çıkarmış adeta kıskançlık krizine sokmuştu. Kendimi ona kanıtlamak adına bir gece çöp adam bile çizemeyen ben gerçekten uğraştım ve öğretmenime bir resim yaptım. Resmimi teslim ettim bu kez de annene mi yaptırdın dedi, bana inandı mı inanmadı mı bilmiyorum ama yine de kafamı okşamamıştı onu net hatırlıyorum. O gün bugündür resim çiziyorum. Bu arada yıllar sonra öğrendim erkek arkadaşımız doktor mühendis olarak çıkar demiştim. Şimdi kendisi iyi bir sinema ve tiyatro sanatçısıdır. Eserlerinizde klasik renkli boya yerine altın tozu kullanıyorsunuz. Çalışmalarınızda  bu materyali kullanma fikri ilk ne zaman ortaya çıktı ve nasıl gelişti? Çizimlerimi gören Bir iş Adamı (Pırlanta ve altın uzmanlığı) dostumuz, resimlerimin çok değerli olduğunu, var olan değerin üstüne daha da değer katabileceğimi söyledi. İlk etapta anlayamamıştım. Sonrasında bana tek tek anlattı. Onun ve benim çabamla şu an dünyada tek olarak yaptığım altın tozu ile resim yapma sanatım ortaya çıktı. İlk denemelerim çok başarılı (kendimce) olmasa da şu an Amerika ve Türkiye başta olmak üzere Arap Ülkelerinde çok tutuldu. Kendimi devamlı geliştirdim. Geliştirmemde çok gezmenin büyük faydası oldu.. Bunlardan birisi de Amerika’daki Des Moines Capital binasıdır. Altın Kubbe’nin haricinde içerideki dekorasyonun birçok detayında altını görmek mümkün. Bu binaya her gittiğimde yeni bir şeyler bulabiliyorum. Bugüne kadar kaç adet resim yaptınız? Bugüne kadar yaptığım resimlerin inanın adedini ben de bilmiyorum. Amerika, Türkiye başta olmak üzere Arap ülkelerinde birçok çalışmam mevcut ve sadece talep doğrultusunda çalışma yapıyorum. Mimarlar ile çalışmaya başladığım günden beri çok özel projeler geliyor. Bazen bir yalının büyük duvarlarını süslüyoruz bazen de şık bir otelin misafir odalarını yani sanatın girebildiği her yer benim için bir çalışma alanı. Ebat olarak büyük çalışmalar yapıyorum ve aslında en zevk aldığım çalışmalar da bunlar oluyor. Yağlıboya akrilik gibi diğer boya türlerini kullandığım çalışmalarım olmuyor değil ama altın tozu gerçekten en fazla tutulan çalışmalarım… ### “Geçmişin İzinde” Sergisi 30 Nisan’a kadar gezilebilecek Dünyanın önde gelen heykeltıraş ve ressamları arasında bulunan Vedud Müezzin’in “GEÇMİŞİN İZİNDE” adlı Solo Resim Sergisi sanatseverlerle buluştu. 30 Nisan’a kadar sürecek serginin küratörlüğünü yapan Seyed Davoud sanatçıyla ilgili görüşlerini okuyucularla paylaştı. Sanatçı Vedud Müezzin’in “GEÇMİŞİN İZİNDE” Solo Resim Sergisi, 17 Nisan 2022 tarihinde İstanbul Deniz Müzesi’nde sanatseverlerle buluştu. İZLEYİCİDEN BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI 17 Nisan 2022 Pazar günü saat: 15:00’te açılışı gerçekleştirilen serginin küratörlüğü Seyed Davoud tarafından yürütülmektedir. Sergi açılışına İstanbullu sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.  İstanbul’un yarım asırlık fotoğraflarından oluşturulmuş eserler izleyiciden büyük beğeni topladı. 17 SOLO SERGİSİ BULUNUYOR Küratör Seyed Davoud sanatçı ve eserleri ile ilgili görüşlerini şu sözleriyle aktardı: “ Uluslararası sanat platformunda eserleriyle büyük beğeni toplayan Sanatçı Vedud Müezzin’i Deniz Müzesi’nde ağırlamak ve bu sergisinin küratörlüğünü yapmaktan onur duyuyorum. Sanatçı Vedud Müezzin; İran, Türkiye, Azerbeycan ve Avrupa’nın birçok ülkesinde eğitim almış bir heykeltıraş, ressam aynı zamanda kıymetli bir müzisyendir. Birkaç yıldır Azerbeycan/Bakü’de yaşayan Müezzin’in eserleri, birçok ülkede solo ve karma sergilerde yer almıştır. Hollanda, Amerika, Almanya, Kanada, İran, Fransa’da karma sergilerde eserleri yer alan sanatçının 17 solo sergisi bulunmaktadır. 40 ÇALIŞMASINDAN OLUŞUYOR Sanatçının “Geçmişin İzinde” sergisindeki eserleri; İstanbul’un yarım yüzyıl evvelki görsellerinden oluşan tuval üzerine yağlıboya yaklaşık 40 çalışmasından oluşuyor. Eski İstanbul’un yansımalarının yanı sıra Atatürk çalışmaları da izleyicinin beğenisine sunuldu. Sanat izleyicileri, bu sergiyle İstanbul’un geçmişine nostaljik ve büyülü bir yolculuğa çıktılar. Tüm sanatseverleri 30 Nisan 2022 tarihine kadar Deniz Müzesi’ne davet ediyoruz.” 30 Nisan 2022 tarihine kadar sürecek sergi Beşiktaş Deniz Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Adres: Deniz Müzesi Sinanpaşa, Beşiktaş Caddesi No: 6 Beşiktaş/İstanbul ### İBB Şehir Tiyatroları Tuzla seyircisiyle buluşuyor Tiyatro aşığı olanlar, sizleri şahane bir oyun bekliyor. Sanatın ruhuna kapılıp, farklı karakterlerle sizi içine katan bir hikayeye şahit olacaksınız. İstanbul’un her ilçesine oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin oyunuyla Tuzla seyircisiyle buluşacak. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin,  19 Nisan 2022 Salı günü 21:00’de Tuzla İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde sahnelenecek. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul'un farklı ilçelerinde sahnelenmeye devam edecek. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekânda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… Yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… Yerdeki asfalta bakmışım… Yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, ‘boğaz havasının içine ettiniz’ diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcılı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. ### Ödüllü fotoğraf sanatçısı Meltem Akgün’den “Ressam - Doğa”  sergisi Anka Kuşu misali her şeye rağmen küllerinden yeniden doğan Fotoğraf Sanatçısı Meltem  Akgün,    “RESSAM – DOĞA” adlı ilk kişisel sergisindeki eserlerini  Bağdat Caddesi’nin  modern tarzda mimari yapısıyla ünlenen A11HOTELS’de  14 Mayıs’ta  sanatseverlerle buluşturacak.  Akgün eserlerindeki  doğanın   yaşam kaynağı olan  doğallığın, ışığın ve rengin,  tüm bunların, hislere yansımasıyla birlikte ahenge dönüşmesini ve ardından  kendisine yansıttıklarını izleyiciyle paylaşma arzusunda.       Türkiye ve yurt dışında Finans sektöründe çok önemli şirketlerde CEO, YK başkanı ve kurucu ortak görevlerinde bulunan Akgün,  geri kalan zamanını babasının armağan ettiği cep fotoğraf makinası ve desen çizdiği eskiz defteri ile  doğanın ve rengin peşinden hayallerini de yanında taşıyarak geçirmiş. Meltem Akgün , bu zamanın kendisine yaşam ve gerçeklikle ilgili çok şey kattığını  ve sanatını çok daha naif bir şekilde biçimlendirmesine yol açtığını da özellikle vurguluyor. Fotoğraf Sanatçısı Meltem Akgün’ün, 2020 yılında Gurushots’ın açtığı “MEMORABLE PORTRAITS” yarışmasında ödül alan fotoğrafı 2020 VENEDİK BİENALİNDE Piazza Ca' Zanardi (Itsliquid) de sergilenenmiş. “Gizlenemeyen (inconcealable)” adını verdiği eseri ise, Viewbug tarafından 2018'de düzenlenen  ‘I SEE YOU IN B&W' yarışmasında finalist olmuş ve  2021 yılında 'TOP SHOT' ödülü almış.  Bu ödüller Akgün’ün hayatında sanata bakışını ve sadece hayatında var etmek istediği fotoğrafçılık yolundaki  profesyonel serüvenine başlamasına  önayak olmuş. Meltem  Akgün yurt dışında ve Türkiye’ de katıldığı fotoğraf sergilerinden de ilham alarak artık eserlerinin sanatseverlerle buluşması gerektiğini düşünerek ilk kişisel sergisini açmaya karar verdi. Peşinden sürüklendiği hayatın içerisinde hissettiği görsel zenginlikleri fotoğraf sanatı ile resmetmeyi  bütünleştirerek yol, yön ve zaman harcamış. Meltem Akgün’ün  “Ressam - Doğa” adlı sergisi 14 Mayıs  – 24 Mayıs   tarihleri arasında  A11hotels’ de izlenilebilir. Meltem Akgün kimdir? 1965 yılında doğan Fotoğraf Sanatçısı Meltem Akgün,  Boğaziçi Üniversitesi iktisat bölümünü bitirdikten sonra  İstanbul Üniversitesi’nde ekonomi mastırı yapmış. Finans sektöründe Banka, Factoring, Leasing, Sigorta, Menkul Kıymetler şirketlerinde CEO, YK başkanı ve kurucu ortak görevlerinde bulunmuş.  Avrupa’da  ve Asya’da değisik ülkelerde  şirketler kuran ve bunları ekonomik karlılık seviyesinde  satan sanatçı,  kendini çocukluğundan beri gönlünde yatan   resim ve fotoğrafçılığa adamış. Hollanda, Portekiz  gibi  ülkelerde çeşitli karma sergilere katılan sanatçı 2020 yılında Venedik Bianelinde sergilenen eseri ile   Gurushots'ın açtıgı 'MEMORABLE PORTRAİTS' yarışmasında   ödül kazanmış.  ### Güven Kıraç, "Söyleyeceklerim Var" sergisiyle 39 Galeri'de! Oyuncu Güven Kıraç, 2012 yılından bu yana yaptığı resimleri sanatseverlerle buluşturmaya başladı. Eserlerini geçtiğimiz aylarda açtığı sergilerle sanatseverlerin beğenisine sunan usta oyuncu, yeni sergisi "Söyleyeceklerim Var" ile Kadıköylülerle bir araya geldi. 39 Kalamış Marina Hotel'de yer alan 39 Galeri'de açılan sergi, 15 Nisan-8 Mayıs 2022 tarihleri arasında izlenebilecek. Uzun yıllardır koleksiyonerlik yapan Güven Kıraç, çocukluğundan bu yana içinde taşıdığı resim ve heykel aşkını üretimlerine yansıtmaya başladı. İstanbul Avrupa yakası ve Bodrum'da çeşitli sergileri hayata geçiren sanatçı, bu yılın son sergisi olarak nitelendirdiği "Söyleyeceklerim Var" ile Kadıköylü sanatseverlerle buluştu. “SÖYLEYECEKLERİM VAR” Eserlerinde genellikle portre çalışmaların öne çıktığını vurgulayan sanatçı, İstanbul Sanat Dergisi'ne şunları söyledi: “Pandemide üretmeyi arttırarak sürdürdüm. Oyunculuğun yanında resim yapmak, bana bambaşka bir özgürlük alanı yaratıyor. Çalışmalarımda portrenin yanı sıra soyut ve figüratif işlerim de var. Sergimin ismi ‘Söyleyeceklerim Var’ oldu, çünkü birçok resimde bir dert ve söylemek istediğim sözler var. RESİM, BENİM KAÇIŞ RAMPAM DA AYNI ZAMANDA... Resim hep bir şeyleri anlatmama yardımcı olan bir araç oldu. Resim, benim kaçış rampam da aynı zamanda. 'Hayatım boyunca çocukça resim yapmaya çalıştım' der Picasso. Bu mottoyu çok kıymetli buluyor ve ben de bu doğrultuda üretiyorum." Sergi açılışına Güven Kıraç'ın oyuncu arkadaşı Erkan Can ve 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı da katıldı. Erkan Can, Münteha Adalı ve Güven Kıraç... Güven Kıraç ile yeni sergisi "Söyleyeceklerim Var" ve önümüzdeki dönem projelerine dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Ayrıntılar, İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı sayfalarında yayınlanacak. Pınar Baltacı & Güven Kıraç... ### İFF'de #benkadınım söyleşisi gerçekleşti 41. İstanbul Film Festivali kapsamında Birleşmiş Milletler Kadın Birimi İyi Niyet Elçisi Oyuncu Demet Evgar’ın katılımıyla gerçekleşen Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi film endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliği gündeme alındı. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve İKSV ortaklığında 41. İstanbul Film Festivali kapsamında 13 Nisan Çarşamba günü gerçekleşen Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi film endüstrisinde kadın temsili ve toplumsal cinsiyet eşitliğini masaya yatırdı. Yapı Kredi Kültür Sanat Vakfında düzenlenen, UN Women İyi Niyet Elçisi Oyuncu Demet Evgar, Film Yapımcısı Aslı Filiz ve Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik’i bir araya getiren söyleşiye üniversite öğrencileri katıldı. Prof. Dr. Nezih Orhon moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşi kadın hikayelerinin beyaz perdede ne kadar yer bulduğu, filmlerde kadınların nasıl konumlandırıldığı ve toplumun dönüşmesi için beyaz perdede atılması gereken adımlar hakkında nesiller arası bir tartışma ortamı sağladı. Canlı yayınla 25 bini aşkın izleyiciye ulaşan söyleşi İsveç Uluslararası Kalkınma İş Birliği Ajansı aracığılıyla İsveç mali desteği ile düzenlendi. Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi UN Women’ın Demet Evgarla ortak yürüttüğü #BenKadınım Kampanyasının ilk etkinliği. Demet Evgar’ın İstanbul, Şişli’de bir meydanda açtığı pankartla başlayan kampanyanın temel hedefi gerçek kadın hikayelerini görünür kılmak ve bu vesileyle kadınların güçlenmesine destek olmak. Film endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, film, dizi ve reklamlarda kadın hikayelerinin, kadın başrollerinin artırılması ve kamera arkası görevlerde kadın temsilinin gözetilmesi için yapılacak çalışmaların ilk adımı olan Beyaz Perdede #BenKadınım söyleşisi üniversite öğrencilerinin hazırladığı pankartlara ev sahipliği yaptı. Söyleşide konuşan Demet Evgar, film ve dizilerle yeniden üretilen toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine dikkat çekerken senaryolarda kadınların erkek perspektifinden ele alındığından bahsetti, “Film ve dizilerde kadınların medeni durumunu hep biliriz ama erkeğin ki ortada yoktur. Kadın ya kutsal ya cinsel obje olur. Anne rolünde çok sarı saç istenmez. Anneler seksi de olamaz. Genç ve alımlı kadınlarsa nedense hep erkek bir kahramana ihtiyaç duyarlar. Biz kadın kahramanlar görmek istiyoruz. Bu topraklarda bir çok kadın kahraman var ve her yerdeler. Kadın kahramanlar ortaya çıkmalı. Bu kahramanlar sarışın bir anne de olabilir, kilolu bir genç kadın da, mühendis de olur pilot da... Kalıp yargılardan arınmış, erkek gözünden değil kadın gözünden kadın hikayesini bizlerle buluşturan projelere ihtiyacımız var. #BenKadınım bunun için var.” Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik film endüstrisinde kadınların maruz bırakıldığı ön yargı ve şiddete değindi ve konuyu örneklerle anlattı, “Eğer erkek yönetmen seti birkaç dakikalığına durdurursa “düşünüyor” derler, fakat yönetmen kadınsa nedense tüm seti “Eyvah tökezleyecek” endişesi sarar. Bunlara ve daha kötülerine sürekli maruz bırakılıyoruz. Şiddet sadece fiziksel değil, görünmez şiddet maalesef her yerde mevcut. Ben de buna maruz bırakıldım fakat filmlerimle konuşuyorum. Filmlerin bizim hikayelerimizi anlatması lazım. Erkeğin kanatları altında onu mutlu eden kadın, çiçek kadın, çile çeken kadın görmekten bıktık. Gerçek kadınları günyüzüne çıkarmamız gerekiyor.” Söyleşide film endüstrisinde kadınların yaşadığı zorluklardan bahseden Yapımcı Aslı Filiz eşitsizliklerin kadın yapımcı ve yönetmenlerin üzerinde etkisi hakkında konuştu, “Ön yargılar ve eşitsizlikler endüstride kadınların varlığının artırmasına en büyük engel. Kadınların yönettiği, kadınların başrolde olduğu işler her zaman daha zor finansal destek bulur. Türkiye’de bağımsız kadın yapımcı ve yönetmen çok fazla çünkü barındırılmıyorlar. Sektörde erkeklerden üç kat daha fazla çalışıp, üç kat daha fazla kendinizi göstermek zorunda kalıyorsunuz. Bunun sebebi sadece kadın olmanız. Bu sistemin değişmesi, film endüstrisinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması lazım. Seyrettiklerimiz bizleri dönüştürme gücüne sahip.” ### Balkan Naci İslimyeli hayatını kaybetti Sanatçı Balkan Naci İslimyeli, yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek 75 yaşında vefat etti. Sanatçının kardeşi Oya İslimyeli Ulutin, acı haberi sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla duyurdu. "ACIM, ÜZÜNTÜM TARİFSİZ" Oya İslimyeli Ulutin, sosyal medya paylaşımında şunları ifade etti: "Canım ağabeyim Balkan Naci İslimyeli'yi kaybettik. Acım, üzüntüm tarifsiz. Ayakta duracak gücüm yok. Sevenlerinin ve sanat camiasının başı sağ olsun. Mekanı cennet olsun..." "TÜRK SANAT ORTAMININ BAŞI SAĞ OLSUN" Öte yandan, Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu'ndan mezun olanların kurduğu sosyal medya grubu ise şu paylaşımda bulundu: "Bugün sanat dünyamızın en değerli sanatçı, akademisyen ve hocalarından biri, eşsiz dost, unutulmaz güzel insan Balkan Naci İslimyeli maalesef aramızdan ayrılmıştır. Acımız büyüktür. Yarattığı büyük boşluğu doldurmak imkansız olsa da onu güçlü yapıtları, eşsiz kişiliği ve anekdotlar ile hatırlayarak, sonsuza dek yaşatacağız. Mekanı cennet olsun, Türk sanat ortamının başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Bütün ailesine, sevenlerine, dostlarına ezcümle tüm sanat camiamıza başsağlığı diliyoruz." Balkan Naci İslimyeli’nin cenazesinin, 16 Nisan Cumartesi günü öğle namazının ardından Burgazada Camii'nden kaldırılacağı bildirildi. İstanbul Sanat Dergisi olarak değerli sanatçımızı kaybetmiş olmanın üzüntüsü içinde olduğumuzu bildiriyor, ailesine ve sanat camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz… ### Eminönü Yeni Cami’nin 425 yıllık tarihi kitap haline geldi İstanbul’un siluetini 16. yüzyıldan bu yana süsleyen, Osmanlı klasik döneminin son ihtişamlı örneği olan Eminönü Yeni Cami’nin hikayesi İstanbul Ticaret Odası tarafından yayınlandı. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Yeni Cami Külliyesinin Hünkâr Kasrı dahil tüm parçaları, İstanbul’un yüzlerce tarihsel zenginliklerinden biri değildir, büyük medeniyetimizin bir özetidir” dedi. İstanbul Ticaret Odası (İTO), Mimar Sinan geleneğinden gelen son klasik Osmanlı eseri olmasıyla mimarlık ve sanat tarihinin başyapıtlarından Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkar Kasrı’nı 425 yıllık tarihini bir kitap haline getirerek yayınladı. ‘İstanbul Eminönü Yeni Cami Külliyesi ve Hünkar Kasrı’ adlı eserin tanıtımı, Hünkar Kasrı’nda düzenlenen bir fotoğraf sergisi ile yapıldı. İTO yayınları arasında yer alan kitapta, ilk temeli 1597 yılında Safiye Sultan tarafından atılan ve 1665’te Hatice Turhan Sultan’ın döneminde tamamlanan külliyenin belgesel hikayesine yer veriliyor. Kültür-Sanat Tarihçisi Abdullah Kılıç’ın kaleme aldığı kitapta Josephus Grelot’un İstanbul Seyahatnamesi kitabında yer alan ve Yeni Cami Külliyesi’yle ilgili bilinen en eski görüntü olan gravür de yer alıyor. 1680 yılına doğru yapılan resimde, külliye bitiminden yaklaşık 17 yıl sonraki haliyle görünüyor. İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Oda’nın merkez binasının da yer aldığı Eminönü sahilindeki Yeni Camii’nin yüzlerce yıl daha yaşaması ve İstanbul’a ruhunu veren niteliğinin devam etmesi için üzerimize düşeni yaptıklarını söyledi. HÜNKAR KASRI İTO TARAFINDAN RESTORE ETTİRİLMİŞTİ Avdagiç, Yeni Cami Külliyesi’nin önemli bir parçası olan Hünkar Kasrı’nı İTO olarak 5 yıl süren titiz restorasyon ile 2009 yılında kültür hayatına yeniden kazandırdıklarını kaydetti. Avdagiç, “Restorasyon çalışması ile sadece emsalsiz değerdeki süsleme ve çinilerle bezeli bir tarihi eserimizi kurtarmadık, aynı zamanda İstanbul’a karşı tarihi ve sosyal sorumluluklarımızdan birini daha yerine getirdik” dedi. BÜYÜK MEDENİYETİMİZİN BİR ÖZETİDİR Avdagiç, hem Yeni Cami hem de Hünkar Kasrı’nın nadir çini örnekleri, paha biçilmez hat yazıları, birbirinden değerli kalem işleri ve sedef işlemeleriyle yaşayan bir müze olduğunu ifade etti. Avdagiç, “Bize göre Yeni Camii Külliyesinin Hünkâr Kasrı dahil tüm parçaları, İstanbul’un yüzlerce tarihsel zenginliklerinden biri değildir; İstanbul’da neşet eden Osmanlı medeniyetinin emsalsiz bir numunesi, deyim yerindeyse, büyük medeniyetimizin bir özetidir. Bu yüzden kaybolup gitmesine müsaade etmeyerek, İstanbullu tüccarların ülkemizin ezeli ve ebedi tapu kayıtlarına sahip çıktığını gösterdik” diye konuştu. ### 212 PHOTOGRAPHY ISTANBUL tarihleri açıklandı Fotoğraf festivallerini büyük bir zevkle inceleyen sizlere şahane bir haberimiz var. Türkiye'de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivaline sayılı günler kaldı. Festivalde geçen her dakikanız fotoğrafların renkleriyle keyiflenecek, farklı hikayelere sürükleneceksiniz. 212 Photography Istanbul, 6 – 16 Ekim 2022 tarihleri arasında beşinci kez festival takipçileri ile buluşuyor. Yıllar içinde genişlettiği kapsamı ile uluslararası kültür-sanat ajandasında İstanbul’u işaretleyerek kendine yer edinen festival, bu yıl da Türkiye’den ve diğer ülkelerden birçok sanatçıya ev sahipliği yapacak. Sürdürülebilir bir sanat ve kültür geleneği oluşturmak üzere 2018 yılında yola çıkan 212 Photography Istanbul, beşinci yılında 6 - 16 Ekim 2022 tarihleri arasında uluslararası  sanatçıları ağırlamaya hazırlanıyor. Sergiler, atölyeler, söyleşiler, paneller, film gösterimleri ve portfolyo incelemelerinin yanı sıra; edebiyat, dans, sinema, müzik, gastronomi gibi farklı disiplinlere de programında yer veren 212 Photography Istanbul, kapsamlı programıyla Anadolu ve Avrupa yakasında 15’e yakın mekânla ziyaretçilerine bir keşif rotası sunmaya devam ediyor. Geleneksel hale gelen Uluslararası212 Photography Istanbul Fotoğraf Yarışması için başvurular da Mayıs ayında başlayacak. Türkiye’de gerçekleştirilen en kapsamlı uluslararası fotoğraf festivali olan 212 Photography Istanbul, bu yıl pek çok yenilikle sanatseverlerle buluşacak. 212 Photography Istanbul, yurtiçinden ve dünyanın farklı ülkelerinden kültür-sanat meraklıları için bir destinasyon festivali olarak kurgulanıyor. Beşinci yıla özel olarak programda, ayrıcalıklı deneyimlerin de yer aldığı seyahat paketleri de sunulacak. ### AKM Çocuk Sanat Festivali 18 Nisan'da başlayacak Çocukların gözlerinden mutluluk gözyaşlarının döküleceği günler geldi. Keyifli dakikalar onları bekliyor. Dolu dolu geçirecekleri sanat günlerine çok az kaldı. Atatürk Kültür Merkezi (AKM), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında, 18-23 Nisan'da "Çocuk Sanat Festivali"ne ev sahipliği yapacak. Çocukların öğrenirken eğleneceği birbirinden farklı atölyeler, sergiler, çocuk filmleri, çocuk tiyatroları, konserler, TRT Çocuk'un sevilen çizgi dizilerinin karakterleri hafta boyunca çocuklarla buluşacak. Festivalde, İstanbul Devlet Opera Balesi Müdürlüğünün Türkiye genelindeki çocuklara yaptığı çağrıyla gerçekleştirdiği 9. Ulusal Resim Yarışması'nın resimleri bir sergi olarak minik sanatseverlerin ve ailelerinin beğenisine sunulacak. Festival kapsamında ayrıca fotoğraf eğitimi alacak çocukların AKM'nin farklı bölümlerinden çektiği fotoğraflar "Çocukların Gözünden AKM" sergisi olarak açılacak. Her gün 11.00-17.00 saatlerinde çeşitli etkinliklerle devam edecek festival süresince minik katılımcılar, "Boyama Evi"nde de tavanları ve eşyaları bile boyayabilecekler. Usta sanatçı Fatih Erkoç, 22 Nisan saat 17.00'da festival özelinde çocuk şarkılarından oluşan bir repertuvar ile AKM'de sahne alacak. 23 Nisan'da ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, 23 Nisan Özel Konseri'yle çocuklarla bir araya gelecek. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda aynı zamanda AKM Açıkhava Sahnesi'nde tiyatro oyunları ile illüzyon gösterisi sunulacak, Bremen Mızıkacıları Perküsyon Grubu sahne alacak. ### 12 Punto 2022'nin finalistleri açıklandı Yarattıkları hikayelerin dünyasında kaybolan kalemlerin finalistleri açıklandı. TRT tarafından bu yıl 4. kez düzenlenecek Türkiye'nin en büyük senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu "12 Punto 2022"de finale kalanlar belli oldu. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Türk sinemasının önemli temsilcilerinden oluşan ön jüri, uzun metrajlı film kategorisinde finale kalan 12 proje ile "TRT Kısa Film Yapım Ödülü" kazanan projeleri belirledi. Ön jüri tarafından belirlenen 12 finalist proje arasında kariyerinin başındaki genç yönetmenlerle deneyimli sinemacılar yer alıyor. Bu yıl düzenlenen etkinlikte yarışacak projelerden 6'sı yönetmenlerin ilk film projesinden oluşuyor, ayrıca 4 projenin yönetmenliğini kadın sinemacılar üstleniyor. Finale kalan 12 proje arasında Ali Özel'in "Beklenti", Erdem Tepegöz'ün "Çığ", Mehmet Atan'ın "Esma'dan Sonra", Mert Berdilek'in "Geride Kalanlar", Büşra Bülbül'ün "Güve", Ozan Yoleri'nin "Güzel Bir Gece", Pınar Yorgancıoğlu'nun "Karanlıkta Islık Çalanlar", Ali Aydın'ın "Kompleks", Reis Çelik'in "Kör Gece", Pelin Esmer'in "O da Bir Şey Mi", Elif Eda Karagöz'ün "Süt Çiftliği" ile Aydın Sayman'ın "Yönetmen Kurgusu" bulunuyor. 134 UZUN METRAJLI FİLM PROJESİ ARASINDAN 12 FİNALİST SEÇİLDİ 134 uzun metrajlı film proje başvurusu yapılan 12 Punto 2022'de teknik kontroller neticesinde 108 senaryo ön jüri tarafından değerlendirildi. Ön jüride senarist Gülin Tokat, yapımcı Zeynep Koray, yönetmen ve yapımcı Atalay Taşdiken, yapımcı Halil Kardaş ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Sim yer aldı. Uzun metrajlı film kategorisinde uluslararası jüri tarafından seçilen 12 finalist arasından 3 projeye "TRT Ortak Yapım Ödülü", 3 projeye "TRT Ön Alım Ödülü" ve 6 projeye de "TRT Proje Geliştirme Ödülü" verilecek. 12 finalist projenin sahipleri bu yıl haziran ayında gerçekleştirilecek "12 Punto 2022" kapsamında dünyanın en önemli senaryo danışmanları ile toplantılar yapacak, senaryolarını geliştirecek. Ayrıca, pazarlama ve sunum danışmanları ile filmlerini potansiyel yatırımcılar, ortaklar, fon yöneticileri ve sinema endüstrisinin karar vericileri ile paylaşmanın püf noktalarına dair görüşmeler yapacak. Finalist projeler etkinlikte uluslararası danışmanlarla toplantı yaparken, bir yandan da film profesyonellerine ve sinemaseverlere yönelik Türkiye ve dünya sinemasının önemli isimleri ile masterclasslar, paneller ve söyleşiler düzenlenecek. TRT KISA FİLM YAPIM ÖDÜLÜ'NÜ KAZANAN 12 PROJE BELİRLENDİ 312 kısa metrajlı film projesinin başvuru yaptığı 12 Punto 2022'de "TRT Kısa Film Yapım Ödülü"nü kazanan 12 proje de alanında uzman jüri üyeleri tarafından belirlendi. Kazanan projeler, jüri üyeleri film eleştirmeni Alin Taşçıyan, senarist-yönetmen Banu Sıvacı ve TRT 2 Sinema İçerikleri Editörü Mehmet Ali Karga tarafından belirlendi. "TRT Kısa Film Yapım Ödülü" kazanan projelerin sahipleri haziran ayında gerçekleşecek 12 Punto 2022'de senaryo danışmanlarıyla projelerini geliştirecek. Kısa filmler, prodüksiyonlarının tamamlanmasının ardından TRT 2'de yayınlanacak. Kısa Film Yapım Ödülü kazanan projeler arasında ise Ayşenur Karasu'nun "Anılar Çadırı", Muhammed Fatih Andı'nın "Bir Güzel Manzara", Enes Yıldız'ın "Face ID", Korhan Topçu'nun "Gözlerin", Muaz Güneş'in "Hayırlı Olsun Ziyareti", Ruken Doğu Erdede'nin "Henüz Yazmayı Bitirmedim", Sema Güler'in "Kabuk", Yağmur Kartal'ın "Kayıp Notalar", Hasan Ali Kılıçgün'ün "Otuz Dakikadan Sonra", İlayda İşeri'nin "Oyunbozan", Esra Genç'in "Portakal Kokusu" ile Dilan Ekin'in "Zahir" yapımı yer alıyor. ### “Sağlıklı Adımlar”ın İlk Online Resim Yarışması Sonuçlandı Sanat ruhuyla kaplanmış küçük bedenlerin çizdiği resimler, değerlendirmeler sonucu neticeye ulaştı. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ve Nestlé Türkiye iş birliğinde 2012 yılından bu yana yürütülen Sağlıklı Adımlar Projesi’nin, bu yıl ilk kez çevrimiçi olarak düzenlenen resim yarışmasında kazananlar belli oldu. Projenin yürütüldüğü 406 okuldan 2 bin 179 üçüncü sınıf öğrencisinin katıldığı yarışmada İstanbul ve Samsun’dan üç öğrenci ödüllerini büyük bir sevinçle kucakladı. Çocukların dengeli beslenme ve fiziksel aktivite konularında edindikleri bilgi ve becerileri, resim yoluyla ifade etmelerini sağlamak amacıyla düzenlenen Sağlıklı Adımlar Resim Yarışması’nın en iyileri belirlendi. Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen yarışmaya, 2021-2022 eğitim öğretim döneminin birinci yarıyılında projenin yürütüldüğü 406 okuldan 2 bin 179 öğrenci katıldı. İlkokul üçüncü sınıf öğrencilerinin yeteneklerini sergilediği yarışmada öğrencilerin performansları, proje paydaşlarından oluşan jüri heyeti tarafından değerlendirildi. İstanbul Çengelköy İlkokulu’ndan Nehir Yamaner yarışmada birincilik kazanırken, Samsun Kocatepe İlkokulu’ndan Melisa Sare Çelik ikinci, İstanbul Tuna İlkokulu’ndan Süleyman Ali Zambak ise üçüncü oldu. Samsun Mimar Sinan İlkokulu’ndan Mete Samancıoğlu ve İstanbul Ahmet Hamdi Tanpınar İlkokulu’ndan Ayşe Mina Tekin mansiyon ödülüne layık bulundu. ÖĞRENCİLER DİJİTALDE YARIŞTI Pandemi ile birlikte dijitalleşen projenin çevrimiçi olarak düzenlenen yarışmasına katılım için öğrenciler, çizdikleri resimleri Sağlıklı Adımlar’ın resmi internet sitesine yükledi. Geleceğin minik ressamları, resim yeteneklerini sağlıklı beslenme konusundaki bilgileriyle birleştirerek birbirinden güzel ödüllerin sahipleri oldu. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı ve Nestlé Türkiye iş birliğinde yürütülen Sağlıklı Adımlar Projesi, çocukların beslenme, sağlık ve fiziksel aktivite konularında bilinç düzeylerini artırmayı ve dengeli beslenme alışkanlıklarına sahip olmalarını desteklemeyi amaçlıyor. Sağlıklı Adımlar Resim Yarışması’nın 9 yıldır dereceye giren tüm eserleri projenin resmi internet sitesinde sergileniyor. BİRİNCİ RESİM - ÜSKÜRDAR ÇENGELKÖY İLOKULU NEHİR YAMANER İKİNCİ RESİM - SAMSUN KOCATEPE İLOKULU MELİSA SARE ÇELİK ÜÇÜNCÜ RESİM - iSTANBUL BAYRAMPAŞA TUNA İLOKULU SÜLEYMAN ALİ MANSİYON - SAMSUN ATAKUM MİMAR SİNAN İLOKULU / METE MANSİYON - İSTANBUL BAKIRKÖY AHMET HAMDİ TANPINAR İLKOKULUAYŞE ### Sanata Bi Yer Platformu üyesi sanatçılardan “Doğa Nerede?” sergisi Doğuş Grubu’nun kültür-sanat alanındaki başlıca sosyal yatırımı olan Sanata Bi Yer ve HAN Spaces iş birliği ile açılan “Doğa Nerede?” sergisi ilgiyle karşılandı. ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen serginin açılış daveti, Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Karadere ve Alkaş & HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş’ın katılımıyla HAN Levent ofisinde gerçekleşti. Sergide, öğrencilerin “Doğa Nerede?” arayışını merkeze alan 55 çalışması 31 Mayıs tarihine kadar eş zamanlı olarak HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde görülebilir. Doğuş Grubu’nun “Doğuş’tan İyi Bir Gelecek” sosyal sorumluluk vizyonuyla 2015 yılından bu yana sanatla uğraşan öğrencilere destek olmak üzere yürüttüğü “Sanata Bi Yer” platformu “Çünkü Sanat Alan İster” mottosuyla genç sanatçıları desteklemeye devam ediyor.  “Sanata Bi Yer ile HAN Spaces iş birliğinde ve ArtPick organizasyonu ve küratörlüğünde düzenlenen ‘Doğa Nerede?’ odağındaki sergi ile platform üyesi 17 genç sanatçının çalışması HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde sergileniyor. Yoğun ilgi ile karşılanan serginin açılış davetine Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Karadere ve Alkaş & HAN Spaces Yönetim Kurulu Başkanı Avi Alkaş katıldı. Sanata Bi Yer platformu üyesi genç sanatçıların çalışmalarının yer aldığı sergi, son yıllarda küresel ısınmayla birlikte dünyanın birçok noktasında gerçekleşen orman yangınları ve insanlığın doğayla olan ilişkisine odaklanıyor. Sergide yer alan çalışmalar, doğayla kurulan ilişkinin bir yansıması olarak ele alınırken, insanın ilk mekanı, ilişki kurduğu/oyun oynadığı yer olan doğa ile günümüze kadar değişmeyen ve insan olmanın yapı taşını oluşturan öğeleri gözler önüne seriyor. Sergide yer alan genç sanatçıların çalışmalarındaki çeşitli metot kullanımı, doğayla ilişkimiz ve onu arayışımızdaki noktaları da gözler önüne sererek, ‘Doğa Nerede?’ sorusunun yanıtlarını sanatseverlerle birlikte aramayı hedefliyor. ‘Doğa Nerede?’ sergisi karbon salınımı, doğa tahribatı ve şehrin trafik yükünün azaltılmasını da amaçlayarak İstanbul’un Avrupa ve Anadolu Yakası’nda iki ayrı noktada bulunan HAN Levent ve HAN Ataşehir ofislerinde 31 Mayıs’a kadar eş zamanlı ziyaret edilebilir. Sergide; Abdulgani İlhan, Aylin Erdem, Ayşenaz Çubukçu, Berrak Zeynep Yılmaz,  Ece Maria Aslanbey, Eyhan Çelik, Hilal Özdemir, İbrahim Deniz Tavlıbıyık, İlayda Çorlu, İrem Terzi, Safiye Otman, Semiha Adsız, Şeyma Lakot, Tuğçe Çakal, Tuğçe Şen, Yağmur Demir ve Yağmur Kevser Barutçu olmak üzere 17 genç sanatçının çalışması yer alıyor. ### İyilik İçin Sanat Derneği, sanatseverleri bir araya getirdi İyilik İçin Sanat Derneği üyelerinin her hafta düzenledikleri “Sanat Buluşmaları”nın 347’ncisi derneğin Artweeks@Akaretler’deki karma sergisi kapsamında koleksiyoner Mustafa Taviloğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi.Sanat buluşmasında İyilik İçin Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Selin Bozkurt, dernek üyeleri ve sanatçılar Mustafa Taviloğlu’ndan koleksiyonerlik tecrübelerini dinledi. Hayata geçirdiği projelerde yer alan sanatçıların birbirinden değerli eserlerini, pek çok sanatseveri, sanatçıyı ve koleksiyoneri bir araya getiren Artweeks@Akaretler’de sergileyen İyilik İçin Sanat Derneği, düzenlediği sanat buluşmalarının 347’ncisini Mustafa Taviloğlu’nun katılımı ile gerçekleştirdi. GENÇ SANATÇILARIN ESERLERİNİ KOLEKSİYONUNA KATTI Mudo'nun kurucusu ve Onursal Başkanı olmasının yanı sıra, yaklaşık 50 yıllık koleksiyonerlik geçmişi bulunanMustafa Taviloğlu, Necdet Kalay ile çıkmış olduğu koleksiyonerlik yolculuğunda zaman içerisindeedindiği tecrübeleri, sanata bakış açısını ve koleksiyon tutkusunu misafirler ile paylaştı. Koleksiyonuna Osman Hamdi, Cihat Burak, Halil Paşa, Nazmi Ziya, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Zeki Faik İzer ve Cihat Burak gibi değerli isimleri katmış olan Taviloğlu, İyilik İçin Sanat Derneği’nin projelerinde yer alan genç sanatçıların eserleri ile de yakından ilgilendi.Mustafa Taviloğlu, İyilik İçin Sanat Derneği’nin Pasajda Bir Yıl projesinin 4. dönem sanatçılarından Emir Furkan Tekkalmaz’ın bir eserini, Loya Kader Öztürkmen’in ise iki eserini kıymetli koleksiyonuna dâhil etti. "SANATTA DÖRT TEMEL ÖNEMLİ UNSUR VAR" Koleksiyonerlik yolculuğuna ilk önce bilinen isimlerle başlayan ancak özellikle son 20 yılını genç sanatçılara adayan Mustafa Taviloğlu, sanatçı, galeri, koleksiyoner ve sanat eleştirmeni olmak üzere sanatta dört temel önemli unsur olduğunu dile getirdi. Sohbet sırasında esinlenmekle ilgili düşüncelerini güzel bir örnekle açıklayan Taviloğlu, “Balığa çıkan bir balıkçı havaya, suya, tekneye bakabilir ama olay tam olarak öyle değil. Balıkçı, balık tutmaya gittiğinde diğer balıkçılara bakar. Eğer o tutuyorsa ben de tutabilirim diye düşünür. Bu nedenle sanatçı da sanatçıya bakabilir. Bir sanatçı diğer bir sanatçıdan çalışırken esinlenmeli, üretirken değil.” dedi. Her Çarşamba düzenli şekilde gerçekleştirilen “Sanat Buluşmaları”nda 347. ziyarete,Mustafa Taviloğlu ve dernek başkanı Selin Bozkurt ile dernek üyelerinden Çiğdem Hitay, Nermin Aşçıoğlu, Ece Mizrahi, Handan Aral, Merve Ata Arslan, Arzu Ünlü Badıllı, Asuman Özer, Tuçe Peksayar, Cahide Erel, Leyla Aktaş ve Gizem Tatlıcı’nın yanı sıra sergisi devam eden sanatçılardan birbirinden değerli isimler katıldı. Bu sene 6. edisyonu gerçekleştirilen Artweeks@Akaretler’de, İyilik İçin Sanat Derneği’nin Pasajda Bir Yıl, Anadolu’dan İzlenimler, Atölye Cer ve Alenen Sanat projelerinde yer alan sanatçılardan 35 kişinin 65 adet çalışması, Dr. Feride Çelik küratörlüğünde 37-39 numarada 10 Nisan’a kadar sanatseverlerin beğenisine sunuluyor.İyilik İçin Sanat Derneği’nin “Sanat Buluşmaları” ve güncel sanat haberleri derneğin www.iyilikicinsanat.org/ web sitesinden takip edilebiliyor. ### İBB Şehir Tiyatroları Maltepe’de seyirciyle buluştu İstanbul’un her ilçesine oyunlarını götürmeyi hedefleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Tuncer Cücenoğlu Tiyatro Günleri’ndeMaltepeseyircisine konuk oldu. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı Bora Seçkin’in yönettiğiCem Karakaya ve Derya Yıldırım’ın rol aldığıMatruşka, 5Nisan 2022 Salı günü Maltepe Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde sahnelendi. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul’un farklı ilçelerindesahnelenmeye devam edecek. MATRUŞKA Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar...  Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor.  Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. ### Kadir Aydemir’in yeni Haiku kitabı yayımlandı    Kadir Aydemir’in yeni kitabı Otların Kalbi, şairin 50 yeni haikusunu bir araya getiriyor. Haiku, dünya edebiyatında bilinen en kısa metin biçimlerinin başında geliyor. Şairin daha önce yayımlanan ve Japonca, Rusça, İngilizce, Fransızca, Bulgarca, Ermenice gibi dünya dillerine çevrilen Sessizliğin Bekçisi ve Soğuk Yazgı adlı eserlerindeki şiirler de bu türe katkı sunan çalışmalardı. Kadir Aydemir’in haikularından biri, AB-Japonya Ne wSpace2060 Uluslararası Resimli Haiku Yarışması’nı kazandı ve şiir bir uzay mekiği ile uzaya gönderildi.Şiir kitaplarının yanında öykü türünde de eserler veren Aydemir, 2006’da Kadıköy’de yayın hayatına başlayan ve Otların Kalbi’yle 400. kitaba ulaşan Yitik Ülke Yayınları’nın da kurucusu ve editörü. Kitap, naif yapısıyla doğanın ve insanın ruhuna seslenen güçlü bir esinti… Şiirlere, usta tasarımcı Savaş Çekiç’in desenleri eşlik ediyor. Haikuyu, bu şiir türünü merak eden, ilgi duyan herkese; bir solukta okunacak, uzun uzun düşündürecek yeni bir okuma önerisi Otların Kalbi. ### Alev Ebüzziya, “Benim Sanatım” belgeseliyle NTV’de! Kale Grubu’nun başlattığı “İyi Bak Dünyana” hareketi kapsamında, Dünyanın sanat ve tasarımla daha iyi bir yer olacağına inanan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle yaşam bulan, Zuhal Demirarslan’ın yapımcılığını üstlendiği ve hazırlayıp sunduğu Seramik Sanatçısı Alev Ebüzziya’nın belgeseli, usta sanatçının köklü ve ilham veren sanat yolculuğuna ışık tutuyor. Seramikten aldığı güç ve ilhamla bu sene 65. Yılını kutlayan Kale grubu, “  Benim Sanatım “  Füreya belgeselinden sonra   öğrencisi  Alev Ebüzziya’nın 60 yıllık sanat yolculuğuna odaklanıyor. Türk basın tarihine ışık tutan köklü bir ailenin üyesi olan sanatçı,  binlerce yıldan beri var olan çanak formuna kendi üslubu ile yeni bir soluk kattı. Yaptığı ikonik çanaklarla dünyanın çok sayıda prestijli müzesinin yanı sıra, eserleriyle Danimarka ve İngiltere’deki kraliyet koleksiyonları ile Japonya İmparatorluk Sarayı‘nda da yer alan sanatçı, 1987’den bu yana çalışmalarını Paris’te yürütüyor.  Uluslararası kariyerinde dünyanın dört bir yanında sergiler açan, Danimarka ve Fransa’dan şövalyelik nişanı ile ödüllendirilen sanatçı, 2021 yılında Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük ödülüne de layık görüldü.  Eserlerinde mükemmelin değil, titreşimin peşinde olduğunu söyleyen sanatçı, çekimleri Paris’te gerçekleştirilen belgeselde,  atölyesini merkeze alarak  üretim sürecini ve sanat yolculuğunun hikayesini anlattı.  Alev Ebüzziya belgeseli,  9 Nisan Cumartesi 18:15’de ve tekrarıyla Pazar 11:15’de Ntv’de izlenebilir. ### AA'nın Ukrayna savaşındaki sembol fotoğrafını resmeden Gershman, çalışmasını anlattı AA Foto Muhabiri Wolfgang Schwan'ın çektiği, Ukrayna'daki savaşın "simge" fotoğrafını resmeden ABD'li Zhenya Gershman, tablonun 100 bin dolara satılması ve gelirin Ukrayna'ya gönderilmesi sürecinin hem şaşkınlık hem mutluluk verici olduğunu söyledi. Los Angeles'ta yaşayan kadın ressam Zhenya Gershman, Anadolu Ajansı (AA) Foto Muhabiri Wolfgang Schwan'ın Ukrayna'nın Harkiv kentinde çektiği, uluslararası medyada geniş yer bulan, başı sargılı ve yüzü kana bulanmış öğretmen Olena Kurilo'nun fotoğrafını internette görüp tabloya aktarmasının bu kadar ses getireceğini hayal dahi edemediğini belirtti. Ukrayna'daki savaşın sembolü haline gelen fotoğrafa ulaşma hikayesini ve sonrasını AA muhabirine anlatan ABD'li ressam, Google arama motoruna "Ukrayna", "savaş" ve "kurban" kelimelerini yazıp görsellerde aradığını ifade etti. Karşısına doğrudan Schwan'ın çektiği bu fotoğrafın çıktığını söyleyen Gershman, şunları söyledi: "Daha birçok fotoğraf vardı ama beni yolumda durduran bu oldu. Daha fazla aramama gerek yoktu. Gözlerinizi kaçırmadan ona bakmak zordu. Kim böyle bir korkuyla samimi bir portre yapmak ister diye sormak isteyebilirsiniz. Gözleri konuşuyordu, ben onlara 'konuşan gözler' diyorum. Kelimenin tam anlamıyla benimle konuştular ve 'Lütfen beni boyayın' dediler. Tereddüt etmeden aletlerimi, fırçamı aldım ve gece boyunca boyayarak tek seferde, hiç ara vermeden onu tamamladım." Bitirdiği tabloyu AA foto muhabiri Schwan ile paylaştığını belirten ressam, duygularını "Bu herhangi birimizin başına gelebilirdi ve ben olsaydım, öfke ve intikam duygusu yaşıyor olurdum. Bunu onun gözlerinde görmedim, beni büyüleyen de buydu. Gözlerinde gördüğüm basit bir soruydu: Bana yardım et" sözleriyle ifade etti. Gershman; "Fırçalarımın savaşmak için kullanılabilecek bir alet olduğunu hissettim. Bu, benim bir şekilde şiddet içermeyen savaşma yöntemim ve bir şeyler yaparak Ukrayna'ya bağlılığımı göstermem gerektiğini biliyordum. Bir master planım yoktu. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama duygularımı ifade etmenin tek yolu da buydu" diye konuştu. "1 DOLARLIK İLK TEKLİFE 5 SIFIR DAHA EKLENECEĞİNİ ASLA BEKLEMİYORDUM" İlk kişisel sergisini 14 yaşındayken Rusya'nın St. Petersburg kentinde açan ve ABD'nin California eyaletinde resim sanatı üzerine yüksek lisans yapan Zhenya Gershman, müzayedede ilk teklifin 1 dolar olduğunu görünce bir süreliğine hayal kırıklığı yaşadığını dile getirerek; "Ancak teklif hızla yükselmeye başladı. Müzayedeyi kaç kişinin desteklediğini ve teklif verdiğini görmek bir zevkti. 1 doların yanına beş sıfır daha ekleneceğini ve toplam 100 bin dolara satılmasını asla beklemiyordum" dedi. ABD'li ressam, tablosunun açık artırmada satılıp, gelirin Ukrayna'ya gönderilebileceği fikrini fotoğrafçı ve aktivist arkadaşı Adrian Roup'un verdiğini, onun reklamcı kuzeni Julian Roup'un da bu iş için Heritage Auction müzayede evini ayarladığını aktardı. Gershman, kendilerine düşen primi de almayıp, tüm gelirin Ukrayna Kızılhaç Derneği'ne ulaşmasını sağlayan müzayede evinin direktörü Nancy Valentina'nın da fotoğrafı çeken AA Foto Muhabiri Wolfgang, Adrian Roup ve Julian Roup kadar teşekkürü hak ettiğini vurguladı. "SANAT PAYLAŞILMALI, ÖĞRETİLMELİ VE TEŞVİK EDİLMELİ" "Ben bir sanatçıyım ve aynı zamanda bir eğitimciyim. Sanatın kendinize saklayabileceğiniz bir şey olmadığına, ancak paylaşılması, öğretilmesi ve teşvik edilmesi gerektiğine gerçekten inanıyorum" diyen Zhenya Gershman, bir sanatçının kendini ifade edebilmesi için özgür bir ülkede yaşaması gerektiğine inanan bir ailede yetiştiğini, Rusya'nın başkenti Moskova'da doğduğunu ve ailesiyle ABD'ye göç ettiklerini anlattı. Köklerinin Ukrayna'ya dayandığını belirten ABD'li sanatçı, Ukrayna'nın Luhansk bölgesinde doğan büyükbabası Mihail Matusovsky'nin tanınmış bir şair olduğunu, birçok şiirinin bestelendiğini söyledi. Luhansk'ta büyükbabası Matusovsky adına açılan bir müzenin varlığından da söz eden Gershman; "Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaşta haksız olduğunu ve net olarak Ukrayna halkının yanında durduğunu" kaydetti. "BENİM GÖREVİM FIRÇAMLA, GİTMEYİ SEÇTİĞİM İYİLİĞİ GERÇEKLEŞTİRMEK" Sanatın bir amaç uğruna yapıldığına, onun başkalarıyla paylaşılarak bir ilham aracına dönüştürülmesi gerektiğine inandığını dile getiren Zhenya Gershman; "Başkalarına ilham vermek, yaptığım işin özü. Benim görevim fırçamla, gitmeyi seçtiğim iyiliği gerçekleştirmek. Rusya'nın Ukrayna tarihiyle ilgili yorumlarına katılmıyorum. Rus sömürgeciliğinin ezici bir geçmişi var. Ermenistan, Gürcistan, Letonya, Estonya üzerinde hak iddia ediyor. Ukrayna gibi bunların çoğu, Rusya tarihinden önceye uzanan zengin geçmişe sahip ülkeler. Rusya için bu bir utanç vesilesidir. Rusya'da artık yaşamasam da hala kendimi sorumlu hissediyor ve bu adaletsizliğe karşı mücadele etmem gerektiğini düşünüyorum" değerlendirmesini yaptı. Herhangi bir ırktan veya dinden birine yapılacak her türlü şiddete karşı olduğunu belirten Gershman, Ukrayna'da yaşananların korkunç olduğunu; "kime, nasıl yardım edilmesi gerektiğine dair hiçbir soruya yer bırakmadığını" savundu. TÜRKİYE'NİN BARIŞ ÇABALARINA VE AA'YA TEŞEKKÜR "Zorbalığa karşı durmaktan ve yardım etmekten korkmayan her ülkeyi alkışlıyorum. Bunu her ülkede yaptığı için Türkiye'yi alkışlıyorum. Bu yüzden yardım etmeye çalışan herkesi ve her ülkeyi alkışlıyorum." diyen ressam Gershman, Moskova'ya karşı en güçlü mücadele yönteminin "daha güçlü ekonomik yaptırımlardan" geçtiğini, Rusya'nın milyarlarca dolarlık silahla Ukrayna'daki savaşı finanse etmesinin, sattığı petrolle mümkün olduğunu iddia etti. Gershman, yağlı boya tabloya çevirerek Ukrayna halkına 100 bin dolarlık bir desteğe dönüşen çalışmasının, AA foto muhabiri Schwan'ın çektiği fotoğraf sayesinde mümkün olduğunu belirtirken kurumsal izinler konusunda kendilerine yardımcı olan AA yönetimine de şöyle teşekkür etti: "Anadolu Ajansına daha ilk günden cömert davrandıkları için teşekkür etmeliyim ki bu, bir başka mucizeydi. Tüm tanıtımlarda kullanmak için görselin telif hakkına sahip olmamıza izin verdiler. 'Hayır' deselerdi, bu kadar tanıtım yapamazdık. Bu, bir savaş devam ederken herkesin görmesi gereken bir görselin sahiplenilmemesi, ücretsiz olması gerektiğine inanan bir ruh yapısıyla mümkündür. Anadolu Ajansına kalbimin derinliklerinden teşekkür ederim." ABD'li sanatçı ayrıca, Ukraynalı öğretmen Olena Kurilo'nun, yüzü kana bulanmış ve başındaki sargılarla, insanların savaşlardan nasıl etkilendiğinin ispatı gibi duran fotoğrafının ve ona bakarak çizdiği tablonun büyük bir harekete dönüştüğünü ve bunu, "Mermilerin Üzerindeki Fırçalar" diye isimlendirdiklerini kaydetti. AA'NIN FOTOĞRAFI, RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ UNUTULMAZ KARESİ OLDU AA foto muhabiri Wolfgang Schwan'ın, Ukrayna'nın Harkiv kentinde 25 Şubat'ta çektiği ve savaşın simgesi haline gelen Olena Kurilo'nun fotoğrafı, dünya çapında sayısız medya kuruluşunun ilgisini çekmişti. The Guardian, The Times, The Sun, Independent ve Bild başta olmak üzere birçok uluslararası gazetede birinci sayfadan kullanılan AA'nın fotoğrafı, CNN, BBC gibi uluslararası televizyon kanallarına ait haber sayfalarında da geniş yer bulmuştu. ABD’deki Heritage Auctions’ta açık artırmaya çıkan "First Face of War: Intimate Portrait of Ukrainian Teacher, 2022" (Savaşın İlk Yüzü: Ukraynalı Öğretmenin Samimi Portresi) isimli tablodan elde edilen 100 bin dolarlık gelirin tamamının Ukrayna Kızılhaç Derneğine bağışlanmıştı. ### "Birlikte: İstanbul Sanat Müzesi'ne Doğru" sergisi açıldı Küratörlüğünü Marcus Graf'ın üstlendiği "Birlikte: İstanbul Sanat Müzesi'ne Doğru" sergisi, Müze Gazhane 'de açıldı. Serginin geçtiğimiz gün gerçekleşen ön açılışına, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı. TÜRKİYE'DEKİ MODERN VE ÇAĞDAŞ BASKI SANATINA IŞIK TUTUYOR... Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Adnan Çoker, Mustafa Pilevneli, Mehmet Güleryüz, Burhan Doğançay, Zühtü Müridoğlu, Zekai Ormancı gibi ressamların eserlerinin yer aldığı sergide, 85 sanatçımız sanatseverler ile buluşturuluyor. Sergi aynı zamanda farklı kuşaklardan 85 sanatçının çeşitli stil ve tekniklerde ürettikleri 91 eseri bir araya getirerek, Türkiye'deki modern ve çağdaş baskı sanatına ışık tutuyor. GEÇMİŞLE GELECEK, GELENEKSELLE MODERN, KİŞİSELLE KAMUSAL... İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koleksiyonu’nda yer alan ve geleneksel sanata çağdaş bir yorum sunan “66 Kare” projesini de içeren sergi, Haliç Tersanesi'nde açılacak İBB İstanbul Sanat Müzesi Koleksiyonu'nun geçmişle geleceğin, gelenekselle modernin, kişiselle kamusalın birlikteliği misyonunu da görünür kılacak. “Birlikte” sergisi, 3 Nisan-3 Temmuz 2022 tarihleri arasında hafta içi 09.00-18.00, hafta sonu ise 10.00-18.00 saatleri arasında Müze Gazhane 'de ziyaret edilebilir. ### Tasarımcı Müesser Kurt'tan film gibi Rumeli-i Şahane defilesi Rumeli Yönetici Ve İş İnsanları Derneği (RUYİAD)  ve Rumeli Eğitim Vakfı(REV) işbirliğiyle düzenlenen Rumeli_i Şahane defilesi 30 Mart’tta Kültür Üniversitesi’nde düzenlendi. Başarılı Moda tasarımcısı ve Balkan Modacısı Müesser Kurt’un yaklaşık 50 parça koleksiyonu film tadında muhteşem bir show ile sergilendi.Ünlü koreograf Asil Çağıl koreografisi ve Devlet Sanatçısı Özlem Abacı’nın sanatsal kurgusuyla birleşen gösteri ayakta alkışlandı. Balkan Kültürünü ve Balkan kadınının zaman yolculuğuna tanıklık eden konuklar kostümlerin hikayelerinde hem modelleri, hem oyuncuları hem de ışık ve görsel sunumlarla desteklenmiş bir zaman yolculuğunda geçmişten bugüne  seyahat ettiler. Müesser Kurt defilesinde  Zeliha Çal, Simge Ünal, Yağmur Ayaz, Açelya Kartal, Seviye İkbal Tulgar, Melike Yalnız,Melissa Aslan, Jenya Krivenko,Türkan Geyik,  Duygu Çakmak , Derya Ekşioğlu ve Nazlıcan Erden gibi taçlı güzeller podyuma çıktı.Fashion art/Mesut Büyüksofuoğlunu n prodüksiyonuyla gerçekleşen defilenin saçları Sabit Akkaya ve ekibi, makyajlar ise Banu Saadet ve ekibi tarafından yapıldı. RUYİAD ve REV yönetim kurulları basına konuşan Başkan Ayla Erdim, ‘Bu defile zamansız bir balkan kadını hikayesi. Nice savaş görmüş, göç yaşamış, birliğin gücüyle günümüze kadar gelmiş Balkan kadınlarını hikayesi podyuma taşındı.Tarihin günümüze seslenişine bu kez kumaşlar ve ilmekler aracı oldu’ dedi. “HER BİR KIYAFETİN FARKLI HİKAYESİ VAR” Tasarımcı Kurt, defiledeki tasarımlarla ilgili, “Eski Yugoslavya’da yaşanmışlıkları olan, göçle ilgili kıyafetleri sergiledik. Kıyafetlerin her birinin farklı hikayeleri var. Kıyafetlerin temaları da farklı. Kimi göç esnasında giyilmiş, kiminin aşkı barındıran bir hikayesi var, kimi aile yadigarı. Eskiden giyilmiş ve günümüze kadar korunabilmiş bu kıyafetlere ufak dokunuşlar yaparak farklı bir yorum kattım” dedi. Bir göç müzesi kurmayı hedeflediğini söyleyen Kurt, “Ben son 10 yıldır Türkiye’de ciddi sayıda Rumeli insanının varlığını gördüğüm için ve elimdeki bu tarihi kıyafetlerin bir yerde toplanıp göç müzesi kurulması için bunun gibi birçok defilede yer alıyorum” diye konuştu. ### İBB Şehir Tiyatroları'nda bu ay 25 oyun var İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Nisan ayında 25 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Aralarında, Sofokles, Carlo Goldoni, Alan Ayckbourn gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri de seyirciyle buluşacak. Bu ay; İki Efendi’nin Uşağı, Antigone, Öldün, Duydun mu?, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Hastalık Hastası, Yatak Odası Komedisi, Kutlama, Yaftalı Tabut, Gül’e Ağıt, Çın Sabahta, Tatlı Kaçık, Veba, Zehir, İfigenya, Geç Kalanlar, Hayat Der Gülümserim, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi, Ay, Carmela; Herkes Sihirbaz Olacak, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Benim Güzel Pabuçlarım, Rüya, Bekçi ile Postacı, Elma Kurdu Kırtık adlı oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Nisan 2022 Programı İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Mert Tanık, Murat Bavli, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. ANTİGONE Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de; aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ÖLDÜN, DUYDUN MU? İntihar eden bir adamın geride bıraktığı hayatı, hatalarıyla yüzleşmesi ve sonrasında kendini tanıma süreci anlatılıyor. Oyunda ayrıca sabır, mücadele, belleksizlik gibi insanı şekillendiren pek çok kavram irdeleniyor. Yiğit Sertdemir’in yazdığı Burçak Çöllü’nün yönettiği oyunda Emrah Can Yaylı, Pelin Budak, Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikâyesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikâyesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Caner Bilginer, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. YATAK ODASI KOMEDİSİ Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 6-9 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 27-30 Nisan 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. KUTLAMA Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde “kutlama” yapılan bir akşam yemeği… Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter’ın son oyunu. Harold Pinter’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği oyunda Erkan Sever, Şehnaz Bölen Taftalı, Can Ertuğrul, Selin İşcan, Selim Can Yalçın, Çağlar Polat, Pınar Demiral, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 21-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. GÜL’E AĞIT Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya’nın hikâyesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Deniz Altun’un yazdığı Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ÇIN SABAHTA Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi’nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu ‘damı akmayan eve’ taşınmayı nihayet başaran Feriha’nın umudu ve mutluluğu, Güneşi’nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç’in yazdığı Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor. Oyun, 13-16 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. TATLI KAÇIK Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal’in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal’in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick’in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu’nun çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. VEBA Nobel Ödüllü yazar Camus’nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett’in uyarladığı Mehmet Ergen’in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. İFİGENYA Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. GEÇ KALANLAR Zamanın geri alınamayışı ile belki ilk kez o gece bu kadar acı biçimde yüzleşen bir çiftin hikâyesini, pişmanlıkları, yaşayamadıkları, söyleyemedikleri üzerinden anlatan oyun, izleyiciyi geç kalmış bir yüzleşmeyle karşı karşıya getiriyor. Pervin Ünalp’ın yazıp Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda; Defne Gürmen, Elçin Atamgüç, Vildan Türkbaş, Zafer Kırşan rol alıyor. Oyun, 20-23 Nisan 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. HAYAT DER GÜLÜMSERİM Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 27-30 Nisan 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 26 Nisan 2022 tarihinde İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde. AY, CARMELA! İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda, iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?“ sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 12 Nisan 2022 tarihinde Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde. Çocuk Oyunları HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda Elif Verit, Hakan Örge, İrem Erkaya rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 10, 17 Nisan 2022 tarihlerinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. ### Sanatın yolu Sekiz Artı Bir'de kesişti Galeri Sekiz Artı Bir, ilginç bir sergiye daha ev sahipliği yapıyor. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi ve Archmim organizasyonu ile gerçekleşen sergi, "Sanat Yolu" adını taşıyor. 31 Mart günü açılan karma sergide, aralarında içmimarların da bulunduğu 17 sanatçının eserleri yer alıyor. Kızıltoprak Rüştiye Sokak üzerindeki Galeri Sekiz Artı Bir'de 9 Nisan tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergide, son derece ilginç bulacağınız eserler sergileniyor. İÇMİMARLAR ODASI YÖNETİMİ KATILDI Karma sergi nedeniyle 31 Mart akşamı düzenlenen açılış kokteyline, TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı ve Yönetim Kurulu Üyeleri de katıldı. Bir süre Galeri Sekiz Artı Bir'in kurucusu Koray Arman ile sohbet eden Osman Arayıcı; "Sanatçılarımıza her anlamda destek olmak, odamızın misyonları arasında ilk sıralarda yer alıyor. İmkanlarımızın elverdiği ölçüde bu misyonumuzu yerine getirmeye çalışacağız" dedi. Sergide eserleri yer alan sanatçılar ise şu isimlerden oluşuyor: Gazi Şensoy, Reha Yalnızcık, Burçin Belentepe, Burcu Batmaz, İlgin Tanay, Furkan Payas, Şafak Yükseler, Damla Özdemir, Ali Ergin, Gözde Kanal ve Koray Arman. TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı ve Galeri Sekiz Artı Bir'in kurucusu Koray Arman... ### SALT Araştırma'da “Posta, Telgraf ve Telefon Şirketleri Arşivi” Türkiye’de telefon kullanımının yaygınlaşmasının verilerini oluşturan 453 belge ve fotoğraf archives.saltresearch.org'da erişime açıldı. SALT Araştırma'nın “Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi” 19. yüzyıldan bugüne Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nden birey hikâyeleriyle toplum yaşamı ve yapılı çevreye ilişkin bilgileri içeriyor. Bu coğrafyanın çok kültürlü yapısını ve son iki yüzyıldaki dönüşümleri ayrıntılı inceleyen koleksiyona yeni eklenen ve çevrimiçi erişime açılan Posta, Telgraf ve Telefon Şirketleri Arşivi, Dersaadet Telefon Anonim Şirketi ile İzmir ve Civarı Telefon Şirketi’ne dair kayıtlardan oluşur. Osmanlı İmparatorluğu’nda telefon satan şirketleri, kullanıcıları, çalışanları ve telefonun günlük hayattaki yerini ayrıntılandıran bu belgeler, SALT Araştırma'da 1914-1982 yıllarını kapsayan telefon rehberleri ve diğer basılı yayınlarla tamamlanarak Türkiye’de telefon kullanımının yaygınlaşmasının verilerini oluşturuyor. Bir ihtisas kütüphanesi ve arşivden oluşan SALT Araştırma, kurulduğu 2011 yılından bu yana bilgiyi kamuyla paylaşıyor ve koleksiyonlarının gelişimini aralıksız sürdürüyor. 100.000’den fazla basılı kaynağı bir araya getiren yayın koleksiyonu SALT Galata’daki SALT Araştırma mekânında; 1.900.000’in üzerinde belgeyi içeren "Sanat", "Mimarlık ve Tasarım" ile "Kent, Toplum ve Ekonomi" dijital koleksiyonları ise archives.saltresearch.org adresinde ücretsiz incelemeye sunuluyor. YENİ KOLEKSİYON: “POSTA, TELGRAF VE TELEFON ŞİRKETLERİ” HAKKINDA Osmanlı İmparatorluğu’nda telefon kullanımı ilk kez 1881’de Soğukçeşme’deki Posta ve Telgraf Nezaret Dairesi ile Yeni Cami Postanesi arasına tek telli bir telefon hattı çekilerek sağlanır. Aynı yıl içinde Galata Millet Han’daki postane ile Yeni Cami Postanesi arasına, Galata’daki Osmanlı Bankası Genel Müdürlük Binası ile Bahçekapı şubesi arasına birer telefon hattı kurulur. 1886’da padişahın fermanıyla Galata Liman Dairesi ile Kilyos Tahliye İdaresi arasındaki hat haricindekiler güvenlik gerekçesiyle toplatılır. Bu yasaklama II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908’e kadar sürer. Meşrutiyet ile birlikte yasak kaldırılıp telefona talep artınca Fransa’dan 50 hatlık bir santral, inşası henüz tamamlanmış olan Sirkeci’deki Büyük Postahane’ye kurulur. Posta ve Telgraf Nezareti adına yine bu yıl Telefon da eklenerek günümüzde kısaltılmış adıyla PTT kurumuna dönüşür. 1911’e kadar sadece devlet erkanının kullanabildiği telefonun halka ulaşması bu tarihte çıkarılan kanunla gerçekleşir. İngiliz iş adamı Herbert Lows Webbe tarafından telefon dağıtım imtiyazı alınarak İngiliz, Fransız ve Amerikalı iş adamlarının sermayesiyle Dersaadet Telefon Anonim Şirketi Osmaniyesi adlı şirket kurulur. Yeşilköy’den Rumeli Kavağı’na, Pendik’ten Anadolu Kavağı’na kadar telefon santral ve şebekelerini kullanma ve işletme hakkına sahip olan şirket 9600 hatlık Tahtakale, 6400 hatlık Beyoğlu ve 2000 hatlık Kadıköy santrallerini 1914’te faaliyete geçirir. 1935’te Nafia Vekaleti, İstanbul Telefon Şirketi’nin imtiyazını satın aldığında şirketin yaklaşık 11.000 abonesi bulunmaktadır. İzmir Belediyesi - Ericsson Şirketi ortaklığıyla 1928 yılında kurulan İzmir ve Civarı Telefon Şirketi’nin de 1938’de devlet tarafından satın alınmasıyla birlikte bu alandaki faaliyetlerin tümü PTT tarafından yürütülür. 19.yüzyılda entegre olduğu piyasa ekonomisinin talebiyle şekillenen altyapı çalışmalarını gerçekleştiren Osmanlı Devleti, telefon santral ve şebekelerini de II. Meşrutiyet sonrasında oluşturur. Telefon satan şirketleri, kullanıcıları, çalışanları ve telefonun günlük hayattaki yerini ayrıntılandıran arşiv, çoğunlukla imtiyaz verilen Dersaadet Telefon Anonim Şirketi ile İzmir ve Civarı Telefon Şirketi’ne dair kayıtları içerir. ### Raşit Bağzıbağlı, Couture Summer'22 defilesiyle göz kamaştırdı Dört yıl aradan sonra seyircili defile yapmanın mutluluğunu yaşayan ünlü modacı Raşit Bağzıbağlı, Ritz Carlton'da iş, sanat ve cemiyet hayatından pek çok tanınmış ismi bir araya getirdi. Yazlık gece elbiseleri ve gelinliklerden oluşan zengin koleksiyonda son derece özel kumaşlar, görkemli tasarımlarla modaseverlerin beğenisine sunuldu. Kusursuz organizasyonda kıyafetler kadar mankenler, aksesuarlar, dönen platform sahne ve salonun ambiyansı da konuşuldu. Zarafet ve görkemin iç içe geçtiği yılın defilesinde, davetliler de şıklıkta podyumdaki modeller ve birbirleriyle yarıştılar. Defne Samyeli, Deren Talu, Selin Ciğerci, Astrolog Şenay Devi, Özge Özder, Rachel Araz, Yasmin Erbil ve Soner Sarıkabadayı, defileye ilgi gösteren ünlü simalardan sadece birkaçıydı. Davetliler, gösteri bitiminde Raşit Bağzıbağlı'yı yoğun bir şekilde alkışlayarak tebrik yağmuruna tuttular. Pandemi sonrası normalleşme ile birlikte özlenen böyle yüz yüze eventlerin devam etmesi ise tüm katılımcıların ortak görüşüydü. https://youtu.be/ij9rtGyDMtQ ### KTSM'den küresel iklim değişikliğine dikkat çeken sergi “İyi Bak Dünyana” diyerek sürdürülebilirliği yaşamın merkezine koyan Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM), entelektüel derinliğe ve birikime sahip fikirleri buluşturmaya devam ediyor. Disiplinler arası paylaşımlara imkân veren üretim ve buluşma platformu olma yolunda hızla ilerleyen Karaköy merkezli KTSM, küresel iklim değişikliğine dikkat çekmek için yepyeni bir sergiye imza atıyor. Kale Grubu’nun başlattığı "İyi Bak Dünyana" hareketi kapsamında daha sürdürülebilir bir dünya için sosyal fayda yaratan fikirlerin savunuculuğunu üstlenen KTSM, küresel sorunların başında gelen iklim krizi konusunda farkındalık oluşturmak ve harekete çağırmak amacıyla yeni bir sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. "KÜRESEL İKAZ" Sanatçı Murat Germen’in iklim değişikliği, küresel ısınma, su hakları gibi konulara dair birbirine eklemli sergilerinin en son safhası olan "Küresel İkaz" fotoğraf sergisi, 29 Mart-30 Nisan tarihleri arasında KTSM'de ziyaret edilebilecek. Çalışmalarında aşırı kentleşmenin etkileri, insanın doğada yarattığı tahribat, küresel ısınma, iklim değişikliği ve su hakları konularına öncelik veren Murat Germen, buzlarla kaplı kuzey coğrafyalarında belgesel fotoğraf çalışmalarına imza atarak, küresel ısınma sorununun ciddiyetini gözler önüne sermeyi amaçlıyor. Norveç, Svalbard Adası ve Grönland’da çekilen toplam 17 fotoğrafın yer aldığı ve ilk defa sergilenecek olan "Küresel İkaz" (Global Warning); belgeleme, arşivleme ve delil toplama üzerinden bellek oluşturuyor. Küresel ısınmanın etkilerini deneyimlemek üzere kuzey coğrafyalarına 2010’ların başından beri seyahat ettiğini belirten Germen, şunları ifade etti: "DEMEK Kİ MÜMKÜN!" "Svalbard Adası-Norveç, Grönland-Danimarka, Tromsö-Norveç, Laponya-Finlandiya ve İzlanda’da uzun süredir küresel ısınmanın etkilerini gözlemliyorum. Buralarda deneyimlediklerim, yerellerden duyduklarım, fotoğrafladıklarım sonrasında yaşamımda zaten merkeze oturan 'yettiği kadar' kavramını iyice benimsedim. Mimari, giyim, beslenme, nüfus, günlük yaşam, vb. boyutlarda her şeyin gereken asgari miktarda üretildiğini ve tüketildiğini görmek 'Demek ki mümkün!' dedirtti. Dünyanın en gelişmiş bazı ülkeleri tarafından yönetilen bu coğrafyalarda iklimin üstünlüğünden dolayı tevazu, yetinme, sadelik, tasarruf, iş birliğinin benimsenmesi ve israf, ifrat, gösteriş, fuzulî büyüme, hırs, egodan uzak durulması, örnek alınması gereken tavırlar." DÜNYASINA İYİ BAKAN SANATÇILARIN "DERDİ OLAN" SERGİLERİ Kalebodur desteğiyle 29 Mart-30 Nisan tarihleri arasında ziyaretçileriyle buluşacak olan sergi, insan türünün sonunu getirecek gibi görünen beşeri gaflet, ihmalkarlık, lakaytlık ve kayıtsızlığa dikkat çekiyor. Diğer taraftan, küresel iklimle başa çıkmanın yolunun tevazu, sadelik ve tasarruftan geçtiğini vurguluyor. Kale Grubu Kurumsal İletişim Müdürü Zeynep Özler, KTSM tarafından dünyasına iyi bakan sanatçıların “derdi olan” sergilerine ev sahipliği yaptıklarını vurgulayarak, şu açıklamalarda bulundu: "SANAT, YÜZLEŞME İÇİN BİR ARAÇ" "Her zaman öze değen, özgün ve özgür projelere öncelik veriyoruz. Dünyanın sanatla daha iyi bir yer olacağına inanıyoruz. Sürdürülebilir kalkınmanın önceliklerinden olan sorumlu üretim ve tüketime davet eden sanatçılara alan açmaya devam ediyoruz. Murat Germen de bu sanatçılardan biri. Kendisine sergi fikrini götürdüğümüzde hepimiz çok heyecanlandık. Bu fotoğraflar, üç yıldır KTSM’de sergilenmeyi bekliyordu. Doğru zamanda bu sergiyi hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Sanat, yüzleşme için bir araç ve biz de ziyaretçilerimizi iklim krizi ile yüzleşirken, aynı zamanda atalete kapılmadan bugünden harekete geçmeye davet ediyoruz." ### Arter’de doğa fikrine odaklanan grup sergisi:
Locus Solus Arter’in Locus Solus başlıklı yeni grup sergisi, merkezine aldığı doğa fikrini olgular, kurgular ve duygular perspektifinden irdelemeyi amaçlıyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği Locus Solus, Arter Koleksiyonu’ndan seçilen yapıtlarla, bu sergi için üretilmiş işlerin de aralarında yer aldığı mekâna özgü büyük ölçekli üretimleri bir araya getiriyor. 31 Mart'ta ziyarete açılacak sergi, 31 Aralık 2022'ye kadar gezilebilir. Doğa ile kültürün birbirlerine nüfuz etme ve birbirlerini etkileme biçimleriyle ilgilenen Locus Solus başlıklı grup sergisi, aynı zamanda organik süreçler ve doğal ortamlarla insan eylemliliği ve insan elinden çıkma yapılar arasındaki kesişim alanlarını inceliyor. Sergide ilişkisel bir kavram olarak ele alınan “doğa”, yerler ile insan ve insan-olmayan varlıklar arasındaki geniş bağlantılar ağı üzerine yeniden düşünme imkânı tanıyor. Ortak anlatıların, ritüellerin, kolektif bilinçdışının ve bireysel deneyimlerin şekillendirdiği çok katmanlı bir inşa olan bu doğa fikri, aynı zamanda insani korkuları ve arzuları da yansıtıyor. Arter’in 3. ve 4. kat galerilerine yayılan sergideki her bir yapıt, doğal olanla yapay olanın bir arada varlıklarını sürdürmekle yetinmeyip aynı zamanda iç içe geçip çarpıştıkları başlı başına bir dünya sunuyor. Sergide yer alan yapıtlar, genel olarak “doğa” adı altında işaret ettiğimiz yerler, varlıklar ve süreçlerle kurduğumuz çelişkili ilişkiyi açığa çıkarıyor. SERGİ DOĞANIN DOĞALLIĞININ ARTIK VERİLİ SAYILAMAYACAĞINI SÖYLÜYOR Locus Solus maden, bitki, hayvan ve insan varoluşları arasındaki karşılıklı ilişkileri, bu varoluşların birbirlerine aidiyetlerini ve nüfuz etme biçimlerini tekrar düşünmeyi amaçlıyor. Her biri kendi başına bir dünya oluşturan yapıtlar bir araya gelerek, doğayı mitolojilerin, kolektif inanç ve ritüellerin, bireysel hikâye ve deneyimlerin, toplumsal korkuların ve arzuların beslediği ve biçimlendirdiği, kültürel ve tarihsel bir yapı olarak düşünmeyi öneren bir deneyim sunuyor. Doğa ile kültürün birbirini içeren ayrılmazlıklarını vurgulayan yapıtlar, tarih boyunca oluşturulmuş yerleşik kategorilerden kopmayı arzularken bir yandan da kökleri derinlere uzanan bu ikiliklere ışık tutuyor. Locus Solus her şeyden önce, doğanın bizim dışımızda var olan, gelişen ve yok olan şeylerin ve varlıkların bir kataloğundan ibaret olmadığının farkındalığı ve doğanın doğallığının artık verili sayılamayacağı kanaati üzerine temelleniyor. Hem bir yer hem de bir yolculuk olarak kurgulanan Locus Solus, Latincede “yalnız yer” veya “biricik yer” anlamlarına gelen başlığını Raymond Roussel’in aynı adlı romanından ödünç alıyor. Locus Solus başlığı, Roussel’in romanındaki teatral evrene atıfta bulunarak serginin mekânsal vurgusunu açığa çıkarırken, bir yandan da imgelerin ve sembollerin fiziki sınırların ötesine yolculuk edebildiği bir yere açılıyor. SERGİDE YER ALAN SANATÇILAR: Murat Akagündüz, Jananne Al-Ani, Halil Altındere, Maddalena Ambrosio, Yüksel Arslan, Claus Böhmler, Xuefeng Chen, Tacita Dean, Osman Dinç, İnci Eviner, Thomas Geiger, Jytte Høy, Ahmet Doğu İpek, Eva Jospin, Ella Littwitz, Miklós Onucsán, Panamarenko, Sarkis, Yehudit Sasportas, Erinç Seymen, Bülent Şangar, Yaşam Şaşmazer, Cengiz Tekin, Endre Tót, Thu Van Tran, Mariana Vassileva, Werner Zellien. ARTER'E ULAŞIM VE ZİYARET: Arter’in güncel programlarına ilişkin daha detaylı bilgiye www.arter.org.tr adresinden erişilebilir. Arter Pazartesi hariç her gün açık. Kurumsal Sponsor Tüpraş’ın değerli desteğiyle, tüm sergilere giriş 24 yaş altı izleyiciler için her gün; Perşembe günleri ise her yaştan izleyici için ücretsiz. Arter Beraber üyeleri ise sergileri yıl boyunca ücretsiz ziyaret etmenin yanı sıra farklı ayrıcalıklardan faydalanıyor. Arter binasının Kütüphane, Kitabevi, Bistro by Divan, arka bahçe alanlarına ve Galeri 0’da yer alan sergiye giriş için bilet gerekmiyor. Ulaşım Sponsorları Ford Otosan ve Otokar’ın desteği sayesinde Taksim’den ve Tepebaşı’ndan ücretsiz servis araçlarıyla Arter’e ulaşılabiliyor. ### Karma seramik sergisi sanatseverlerle buluşuyor Kadının sanat tarihi boyunca süregelen bir imge olması, “Ben Bir Kadınım” sergisinde yeniden yorumlanıyor. Küratörlüğünü Dr. Feride Çelik’in üstlendiği ve farklı mesleklerden gelen Ayla İbar, Berfin Kıyıcı, Şela Yener ve Servil Değirmenci’yi bir araya getiren “Ben Bir Kadınım” sergisinde, seramik ve mix medya ile çalışılmış yaklaşık 80 eser yer alıyor. “Ben Bir Kadınım” sergisi 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Nişantaşı Art 212’de sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Erkek hegemonyasının altında sıkışmış olan coğrafyamızdaki kadınların sorunlarına mercek tutmayı ve toplumda bir farkındalık yaratmayı amaçlayan “Ben bir Kadınım” sergisi 31 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Art 212’de sanatseverlerle buluşuyor. Sanata gönül veren ve farklı mesleklerden gelen dört kadını aynı projede buluşturan “Ben Bir Kadınım” sergisinin küratörlüğünü Dr. Feride Çelik üstleniyor. Seramik ile farklı malzemelerin de kullanıldığı karma sergide yer alan sanat tutkunları Ayla İbar, Berfin Kıyıcı, Şela Yener ve Servil Değirmenci, çalışmalarıyla “Ben Bir Kadınım” demeye hazırlanıyor. Küratör Dr. Feride Çelik “Şarkı sözlerinde, sanat tarihindeki ünlü tablolarda, filmlerde, romanlarda, sanatçıların eserlerinde herhalde en çok rastlanan figür ve konu kadındır. Sanatta ve hayatta bu kadar sıklıkla yeri olan kadının gerçek hayatta acaba neden önemi yoktur? Çünkü erkek doğumundan itibaren toplum tarafından ilahlaştırılır, kadın ise metalaştırılarak cinsel bir objeye dönüştürülür. Kısaca kültür kodlamalarımızdan gelen ayrımcılık hissinden kurtulamayız. Bu çerçeveden bakıldığında sergide yer alan her eserin bizlere “Ben Bir Kadınım” diye seslendiğini duyabiliriz” dedi. ESER SAHİPLERİ HAKKINDA: Ayla İbar: İstanbul doğumlu, işletme ve sinema eğitiminin ardından bankacılık sektöründe yönetici olarak çalıştı. Bu dönemlerden başlayan eğitmenliğini sinema ile birleştirerek sinema eleştirmenliği, sinema tarihi eleştirmenliğine devam ediyor. Sanata olan ilgisini sanatın her dalındaki eğitim ve projelerle pekiştiriyor. Berfin Kıyıcı: İstanbul doğumlu, siyaset bilimi eğitimini yurtiçinde ve yurt dışında tamamladı. Okul yıllarında başladığı Fransızca öğretmenliği kariyerine kurucusu olduğu yurt dışı eğitim ve danışmanlık şirketinde devam ediyor. Uzun yıllardır sanata olan ilgisini ise şimdilerde seramik ile devam ettiriyor. Servil Değirmenci: Fizik mühendisliği ve işletme yüksek lisans eğitiminin ardından çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çalıştı ve proje yöneticiliği yaptı. Sanat tarihi ile başlayan sanat yolculuğuna heykel ardından seramik ile devam ediyor.   Şela Yener: Halka İlişkiler eğitiminin ardından profesyonel yaşamında kadın ve çocuklara yönelik finansal okur yazarlık eğitimi veren sosyal sorumluluk projelerinde yer aldı. Sanat ve kadının toplumdaki yeri üzerine projeler geliştirmeye ve uzun yıllardır ilgilendiği sanat yolculuğuna seramik ile devam ediyor. Küratör Feride Çelik: Sanat yönetimi ve sanat kuramı alanlarında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Şu anda da serbest olarak sanat küratörü danışmanı ve eğitmeni olarak çalışmalarına devam ediyor. ### 'Ramazan Penceremde' etkinliğiyle süsledikleri camları sosyal medyadan paylaşıyorlar Ramazan, yine ışıklarıyla birlikte geliyor. Ülkenin dört bir yanında sokaklar, caddeler her yıl olduğu gibi bu yıl da aynı görünümüne, birbirinden güzel renklerine kavuşmaya başladı. Pencerelerin kandil, cami maketleri, hilal ve ay gibi renkli figürlerle süslenmesini teşvik eden bir grup gönüllü, "Ramazan Penceremde" etkinliğiyle sosyal medyada yüzlerce kişiye ulaştı. Kudüs sokaklarının ramazan ayına hazırlanma görüntülerinden esinlenerek benzerini Türkiye'de yapmak için kolları sıvayan bir grup, gönüllü etkinliği başlattı. Gönüllüler, sosyal medya hesaplarından pencerelerin ramazana özel süslendiği fotoğraflarını paylaştı. Ardından "Ramazan Penceremde" etkinliğine katılmak isteyenlerin, pencere fotoğrafının çıktısını alıp boyadıktan sonra kandil, hilal, yıldız ile cami maketleri gibi figürleri ışıklarla süsleyebilecekleri duyuruldu. Ramazana özel süslenen pencerelerin fotoğrafını çeken katılımcıların, bunları sosyal medya üzerinden paylaşması istendi. Böylelikle çocukların dünyasında ramazan için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. "ÇOCUKLARIMIZ BU TATLI HAZIRLIK TELAŞLARININ İÇERSİNDE YER ALSIN" Projede yer alan Aysel Yılmaz, geçen sene başlattıkları etkinlikten yüzlerce geri dönüş aldıklarını, etkinliğe katılanların süsledikleri pencerelerin fotoğrafını çekip kendileriyle paylaştıklarını dile getirdi. Yılmaz, ramazana günler kala bu çağrıyı yenilediklerini belirterek, "Bizler ramazan coşkusu evlerde kalmasın, pencerelerimizden sokaklara taşsın istedik. Yüzlerce eve, binlerce kişiye ulaştık. Fenerler asıyor, kandiller yakıyoruz. Çocuklarımız bu tatlı hazırlık telaşlarının içerisinde yer alsın. Çünkü bu şekilde çocukların zihninde daha kalıcı izler bırakabiliyorsunuz. Evin içindeki o manevi coşku dışarı yansıyınca yani toplum olarak paylaşılınca güzel" diye konuştu. ### G&G Sanat Merkezi'nden yepyeni bir “Karma” sergi Sadece Kadıköy değil, tüm Anadolu Yakası'nın sanat dünyasına yepyeni bir vizyon kazandırmaya başlayan G&G Sanat Merkezi'nin yeni sergisi "Karma" ziyarete açıldı. 23 Nisan tarihine kadar izlenebilecek sergide Cengiz Yatağan, Güher Elçiçek, Esra Meral ve Nilay Özenbay gibi sanatçıların resim, heykel ve NFT eserleri yer alıyor. Geçtiğimiz aylarda Kadıköy Göztepe'deki görkemli bir konakta sanatsal faaliyetlerine başlayan G&G Sanat Merkezi, yepyeni bir bahar sergisiyle sanatseverlerle buluştu. "Enerji dolu yeni bir karma sergiyle bahara merhaba diyoruz" diyen G&G Sanat Merkezi Kurucusu Ressam Güher Elçiçek, sanatseverleri sergiye şu sözlerle davet etti: "Çağımızın gerekliliği olan teknolojinin sanata da sıçramasıyla daha geniş kitlelere ve daha hızlı ulaşım imkânıyla tüm dünyada yayılmasıyla NFT’ler oluşuyor. Gün geçtikçe sanatın dijitalleşmesi de popülerliğini arttırıyor. Bunun yanı sıra her zaman yerini koruyan, mekanlarımızı süsleyen, dokunarak hissedilebilecek sanat eserleriyle 'Karma' sergisini oluşturduk. Karma’yı anlamak, aydınlanmaya giden en önemli adımdır. Bu sergi, dört ayrı sanatçının farklı teknikler taşıyan eserleriyle anlam kazanmayı bekliyor." Güher Elçiçek "VAR OLUŞUMUZDAKİ TÜM SIRLAR DOĞADA GİZLİ" Ressam Güher Elçiçek, sergide yer alan eserine dair ise Kadıköy Life Dergisi'ne şunları aktardı: "Doğadaki yaşam kaynakları, kusursuz bir döngü içerisinde. Bu döngüdeki dengeye hayran kalmamak elimde değil. Bence var oluşumuzdaki tüm sırlar doğada gizli. İşte doğayı ve yaşamı cazip kılan da bu kusursuz döngü. Toprakta yetişen çiçeğin güzelliğini; bir tırtılın kozaya, kozanın kelebeğe evrilmesini mucize olarak görüyorum. Bütün bunları mümkün kılan, dengede tutan güç nedir? Bu kusursuzluk, insanda farklı ufuklar açıyor. Bence bizlere düşen de bu gücü yorumlamaktır. Benim sanatım ise bu döngüyü kendi yorumumla harmanlayarak, yeni bir algı yaratmayı amaçlıyor. Bu mucizeye renk ve form vermek, çalışmalarımın esasını oluşturuyor." “DÜNYAYI KURTARACAK TEK ŞEY SANATTIR” Sanatçı Cengiz Yatağan ise üretimine dair şu bilgileri paylaştı: "Resim ve heykellerimde kendi geliştirdiğim epoksi inşaat malzemesini kullanarak, karışık teknik uygulaması ile farklı medyumlarla çalışmalar yapıyorum. Sanat benim için hayat demek, yaşamın içinde olan bir şey. Sadece ortaya çıkarılması gerekiyor. Aşk ile sarıldığınız her şey sanat olabilir. Önemli olan, ruhunuzun dışavurumunu gerçekleştirmek. Zaman ile tecrübe edinirsiniz ve bu vurumu gerçekleştirirken her seferinde daha da fazla netlik kazanır. Dünyayı kurtaracak tek şey sanattır. Çünkü sanat, samimiyet ve güzellik gerektirir." “ÇOCUK İMGESİ, ANLATIM ZENGİNLİĞİNİN ŞEKİLLENDİĞİ ÇALIŞMALARA OLANAK VERMİŞTİR” Sergide yer alan "Çocuklar" eserine dair açıklamalarda bulunan Sanatçı Nilay Özenbay da şunları ifade etti: "Çocuk, yetişkinin ideallerini gerçekleştirmekte kullandığı en önemli figürlerdendir. Yetişkin dünyasında geçirdiği değişim süreci içinde, ikonlardaki tanrısal kutsallığından kendi başına bir imge olduğu dönemlere kadar çocuk ve çocuk imgesi, hem gerçek anlamıyla hem de sembolize ettiği tüm alt anlamlarıyla birlikte toplumsal değişimlerden etkilenmiştir. Bir taraftan masumiyetin atfedildiği en önemli kavram, diğer taraftan yüzleşme, huzursuzluk benzeri duygularla yetişkinin yaşamının eleştirisinin yapıldığı anlamlarla karşılık bulmuştur. Michelangelo'nun Bruggeli Madonna heykelinde yer alan çocuk İsa, sevimli ifadesiyle kaderinin habercisi olabilecek bir gevşeklik içinde Meryem'in kolları arasından öne doğru eğilmiştir. Yetişkinin zaman içinde çeşitli faktörlerle kaybettiği hayal gücü, yaratıcılık, çocuk imgesi aracılığıyla yeniden sorgulanır. Sanatçı bu noktada çocuk imgesini kendi ruhsal evrenini yaratmak için kullanır. Sorgulama, eleştiri, çocuk portreleri başta olmak üzere çocuk bedeninde devam eder. Picasso'nun 'Paulo Soytarı Kılığında' tuvali yanında, Marc Quinn'in saray bahçesinde uyumakta olan beyaz çocuk bedeni, sembolik anlamları içinde sorular sorar. Çağdaş anlatım tekniklerinin çeşitlenmesi, heykelin en saf duyguları vermek için formu en üst çizgide kullanmasıyla, çocuk imgesi de anlatım zenginliğinin şekillendiği çalışmalara olanak vermiştir. Benim çalışmalarım, çocuk kavramının çağrıştırdığı özellikle yetişkin dünyasının yitirdiklerini hatırlatabilecek duyguların eğlenceli, coşkulu anlatım dili içinden, formun yalın kullanımının kıvrımlara dönüşlerde şekil aldığı heykellerdir. Benzerlikler, farklılıklar üzerinden bir kavrayışın ötesinde çocuk imgesinin imlediği çoklu anlamların, yalın ifade biçimleriyle nasıl formun içinden yayıldığının sorusallaştırılması yapılan çalışmalara da hakkını vermek olacaktır." "CARPE DIEM - ANI YAŞA" Sözü son olarak "Carpe Diem" isimli çalışmanın yaratıcısı Esra Meral'e verdik: "Anı Yaşa, hayatımızda saniyeler akıp giderken, içinde bulunduğumuz tam da o an işte yakalanması gereken! Nasıl olduğunun önemi yok; haz veren her şeyle anı yaşamak, zaman durmuş gibi hissedebilmek, o ana kilitlenebilmektir. Zevk alabilmek, aldığı her nefese şükrederek gülümseyebilmek, kısaca anda olabilmek... Bizi ileriye taşıyabilecek en önemli şeydir anı hakettiği gibi yaşayabilmek. Bu belki bir çikolatayı yerken aldığın haz, şekerlemeyi yalarken yaşadığın his, bir koltukta uzanıp keyfine baktığın an, içinde kıpırtılar uyandıran hislere büründüğün ve o dürtüleri gerçekmiş gibi yaşadığın her an, dans ettiğin, kahkaha attığın, yeni bir şeye adım attığın an... Madem hayatımız anlardan oluşuyor, o zaman neden olmasın mottomuz Carpe Diem?" G&G Sanat Merkezi, pazar ve pazartesi günleri hariç her gün 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Adres: Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi, Oramiral Kemal Kayacan Sokak No:2 Beyaz Köşk Göztepe - Kadıköy Instagram: @ggsanatmerkezi  - Web: www.ggsanatmerkezi.com Sanatın Anadolu Yakası'ndaki ayağı G&G Sanat Merkezi, sanat çevresinin dikkatini çekmeye devam ediyor. Ressam Güher Elçiçek tarafından sanat merkezi olarak düzenlenip, sanatçıların ve sanatseverlerin hizmetine sunulan tarihi köşk, yeni bir sergiye daha ‘merhaba’ dedi. Yepyeni bir heyecanla sanata öncülük ederek, Anadolu Yakası'nın iddialı sanat merkezlerinden biri olan G&G’de sanatın farklı dallarında etkinlikler düzenleniyor. Merkezde yıl boyunca sergiler, seminerler, workshoplar, söyleşiler hayata geçiriliyor. ### Akın Yıldırım "Olmak veya Olmamak" heykel sergisiyle Nişantaşı Galeri Selvin'de Oldukça uzak, farklı ve çetin bir coğrafyada, sakin bir köyde; hatırı sayılır bir yalnızlık içinde biçimlenen bir sergi Akın Yıldırım’ın “Olmak veya Olmamak” sergisi. Sergide öncesinde tasarlanmış ve sonuna kadar  da sadık kalınmış heykeller olduğu gibi; kendi kendini yaratmış heykeller de yerini almış. 13 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında gezilebilecek olan sergi, heykel sanatına bambaşka bir boyut kazandırıyor. Heykellerinin büyük bir kısmında gerçeğe, soyuta, mistik ve gerçeküstüne ulaşan insan ve hayvan dünyasını, onların başkalaşımlarını görselleştiren heykel sanatçısı Akın Yıldırım’ın “Olmak veya Olmamak” isimli heykel sergisi 13 Nisan’da Nişantaşı Galeri Selvin’de açılıyor. 7 Mayıs’a kadar izlenebilecek sergi kapsamında sanatçı Akın Yıldırım ile heykel sanatının derinliklerini konuştuk. “DÜNYA DERTLERİNDEN UZAKLAŞIP ATÖLYEMDE KAYBOLMAK” Bin yıl yaşasa dahi yetişemeyeceği, sonu gelmeyen fikirlerin bazılarının bu sergiyle vücut bulduğunu ifade eden Akın Yıldırım özetle şunları söyledi: Bin yıl yaşasam dahi yetişemeyeceğim, sonu gelmeyen fikirlerin bazıları vücut buldu. Bu kadar kaotik gündemler akışında, kendi kanalında kalabilmek ve heykel yapmak; uzun bir iç döngüsel yaşamın sunduğu maceralar, oldukça sağaltıcı oldu. Daha duygusal bir anlatımla; atölyemde dünya dertlerinden uzaklaşıp. ateş ve çekiçle önüme dökülen maceralar silsilesinde kaybolmak olarak tanımlayabilirim. "BRONZDAN SERT METERYAL İLE YAPTIĞIM HEYKELLER VAR SERGİDE" Bu sergide otomotiv sanayiinde kullanılan, özel bir alaşımı olan ve bronzdan daha sert ve nitelikli bir materyal ile yaptığım heykeller var çoğunlukla. Yetkin bir endüstriyel makine aksamı; genellikle estetik algıya hitab ediyor (bir tasarım sürecinden geçtiği ve doğru bir matematiksel altyapıyı barındırdığı için) "HAFIZAYA KAYBOLMUŞ YÜZLERCE PARÇANIN BİR ARAYA GELMESİ" Elinizde böyle bir kaynak,hele de varyasyonlarıyla varsa; iş kestiremeyeceğiniz yerlere kadar gidebilir. Zaman ve mekan algısından sıyrılıp; motivasyonun transa dönüştüğü anlarda, hafızaya kaydolmuş yüzlerce parçanın bir araya gelip, birleşmeye başladığı heykeller… "DOĞAÇLAMA SONSUZ OLASILIĞA YÖN VERİLEBİLMEKTİR" Doğaçlama; akışa ve onunla ilgilendirilen sonsuz olasılığa yön verebilmektir. Dinamikleri bıçak sırtındadır. Gidebileceği  yön anlık kararlarla belirir ve böyle sürer gider. Bu süreçte zaman zaman çatışmalar yaşanabilir ama bu, savaşa dönüşürse doğaçlama eylemi biter. "TIPKI OLMAK VEYA OLMAMAK GİBİ" Oranlarını ve formlarını tamamen değiştirerek, bir materyali yeniden vücuda getirmek; haz veren sürprizlerle dolu eşsiz bir deneyimdir. Kor halindeki, direnen bir metalde ortaya çıkan yeni formların yarattığı algıyı destekleyen yönde devam etmek veya etmemek… Tıpkı ‘’olmak veya olmamak’’ gibi... SANATÇI HAKKINDA KISA BİLGİ SNBA tarafından Louvre Müzesi’nde her yıl düzenlenen ve uluslararası delegasyonların katılımı ile gerçekleşen, "Salon Sergileri"nde ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında ise “Jüri Özel ödülünü” almıştır. ### "Benim Çağım Benim Dergim Dijital Dergi" projesine başvurular başladı Dergiciliğe ilgisi olanlara güzel bir haber... Alanınızda kapsamlı dersler alabilecek, güzel imkanlardan faydalanabileceksiniz. Dijital Jenerasyon Derneği tarafından düzenlenen, "Benim Çağım Benim Dergim Dijital Dergi" projesi, genç yazarları ve editör adaylarını bekliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Gelecek Gençlerin Kültür Endüstrileri Destek Programı" kapsamında desteklenen projeye başvurular, 30 Mart'a kadar devam edecek. Proje, düşünen, araştırma yapan, araştırma bulgularını harmanlayarak yeni değerler üreten bir neslin yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyor. Etkinlik ayrıca dijitalleşen çağda, gençlerin çağdaş geleneksel dergicilikten, dijital enstrümanları aktif kullanarak kendilerini ifade edebildikleri bir okul gibi yararlanmalarının yolunu açmayı amaçlıyor. Dijital ortamda yapılacak eğitimlerle yeni editörler ve genel yayın yönetmenlerini kültür camiasına kazandırmak isteyen projeye, "dergicilikokulu.com" adresinden ücretsiz başvuru yapılabilecek. Eğitimlere katılmaya hak kazananlar, 6 ay boyunca, çevrim içi düzenlenecek 192 saatlik eğitimden geçerek, kendi dergilerini yayımlayabilecek. Proje içerisinde katılımcılar editörlük, yazı yazma, toplama ve derleme, tasarım, röportaj, araştırma yapma, tema, dosya hazırlama, içerik tasnifi ve grup çalışmaları gerçekleştirecek. Atölyelerin yanı sıra genç yazar ekibiyle 7 gün 24 saat mentör desteği de sağlanacak. Etkinlikte bugüne kadar verilen eğitimlerde 212 genç, editör unvanı kazanırken, 380'den fazla dijital dergi okurun beğenisine sunuldu. ### 94. Oscar ödül töreni TRT 2'de canlı yayınlanacak Her yıl merakla beklenen "Acaba bu yıl kimler hangi ödülü aldı" diye söylemlerin havada uçuştuğu 94. Oscar ödül töreni kapımızı çaldı. Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından verilen Oscar ödülleri, bu yıl 94. kez sahiplerini bulacak. TRT'den yapılan açıklamaya göre, Los Angeles'taki Dolby Theatre'da düzenlenecek ödül töreni, canlı yayınla TRT 2 ekranlarında sinemaseverlerle buluşacak. Sinema dünyasının prestijli organizasyonlarından biri olarak bilinen Oscar ödülleri, 23 dalda verilecek. "The Power of the Dog" adlı yapımın 12 adaylıkla dikkati çektiği ödüllere, "Dune" filmi 10, "Belfast" ve "West Side Story" filmleri de 7 dalda aday oldu. Regina Hall, Amy Schumer ve Wanda Sykes tarafından sunulacak tören öncesi, TRT 2 stüdyosunda sinema eleştirmenleri Alin Taşçıyan, Mehmet Açar ve Abdülhamit Güler ödüle aday filmleri yorumlayacak. "Oscar'a Doğru" özel yayını ile 27 Mart'ta 23.55'te başlayacak yayın, ödül töreniyle devam edecek. Tören, Türkiye saatiyle 3.00'te canlı yayınla izleyiciye aktarılacak. ### “Renklerin Dili” Adlı Resim Sergisi Kartal Belediyesi’nde Açıldı Sanat dünyası yeni bir sergi daha kazandı. Renklerle dans eden ressamlarımız, dünyaya boyalarını savurmaya devam ediyor. Ressam Adalet Karabayır’ın kişisel resim sergisi “Renklerin Dili”, Kartal Belediyesi Hizmet Binası Fuaye Salonu’nda sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kartal Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün Mart ayı kültür sanat programı kapsamında “Renklerin Dili” adlı resim sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan’ın açılışını yaptığı sergiye, pek çok sanatsever katıldı. 30’dan fazla eserin yer aldığı sergiyi sanatçı Adalet Karabayır ile birlikte gezen Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Hüseyin Tozkoparan ise sanatçıya eserler ile ilgili sorular sorarak tabloları inceledi. “Renklerin Dili” adlı resim sergisinin baharın uyanışının başladığı 21 Mart tarihine denk geldiğini belirten ressam Karabayır “Baharın müjdecisi 21 Mart gibi güzel bir günde sanatseverler ile buluşmak benim için büyük bir sevinç kaynağı. Doğa ile beraber canlanan renkleri eserlerime yansıtmaya çalışıyorum. Renklerin Dili, yeri geldiğinde sokağımızda, yeri geldiğinde hayalimizde gördüğümüz, görmek istediğimiz, içimizde gizlenen duyguların dışa vurumu oldu. Katkılarından dolayı Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’e ve Kartal Belediyesi ailesine teşekkür ediyorum.” dedi. ### “Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri” sergisi açılıyor Hüsamettin Koçan’ın “Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri” başlıklı sergisi, 22 Mart’ta İstanbul’un yeni sanat alanı Kazlıçeşme Sanat’ta açılıyor. Sergi, Koçan’ın 30 yıl boyunca ürettiği yapıtlarından oluşan önemli bir seçkiyi bir araya getiriyor. Sanatçı gelenek ve gelecek kavramlarına odaklandığı 90’lı yıllardan bugüne Anadolu topraklarındaki birikimlerin derin anlamlarla birbirine bağlandığı gerçeğini farklı boyutlarda somutlaştırıyor. Geleneğin günümüzde giderek sıradanlaşan algısını, kalıp ön yargılar ya da tekrarlar biçiminde yaşamı yönsüzleştirdiğini tartışmaya açan sanatçı, kültürler arası bağların birbirini desteklediği ve gelecekçi bir kültürel DNA oluşturduğu doğrultusunda ipuçları sunuyor.Eski çağlardan günümüze, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’in rüyasını ve kültüre bakışını dönem dönem semboller ve figürler üstünden bir araya getiren sergide; yeni malzeme önerileri geleneksel estetik sınırların ötesine uzanan bir dil zenginliği ile ortaya konuyor. Resimler, heykeller, baskılar, çamur ve kitch malzeme bu dil örgüsünün ana sözcüklerini oluşturuyor. Sergi aynı zamanda sanatçının Anadolu’da var olma projesi olarak 20 yıldır üretimini sürdürdüğü ve “En büyük ve en son eserim” dediği Baksı Müzesi’nin katılımcı, hatırlayan ve hayal eden yenilikçi dünyasını izleyici ile paylaşıyor. Bu sergi aynı zamanda coğrafyalar arasında bir bağ kurma projesi. Sergiden elde edilecek gelirin bir bölümü Bayburt’ta yapılacak Yetenek Geliştirme Merkezi için kaynak yaratacak.Sergi kapsamında Mayıs ve Haziran aylarında akademisyen Nusret Polat moderatörlüğünde Hüsamettin Koçan’ın sanatı ve felsefesi üzerine sanat profesyonelleri ile söyleşiler gerçekleştirilecek. Hüsamettin Koçan, Can Aytekin, Ayşe Köksal ve Emre Zeytinoğlu’nun konuşmacı olarak yer alacağı söyleşiler, Kazlıçeşme Sanat’ta fiziki ve çevrimiçi olarak takip edilebilecek.Küratörlüğünü Mehmet Lütfi Şen’in yaptığı “Geleneğin Şifreleri-Geleceğin Şifreleri” sergisi, 30 Haziran’a dek (pazartesi ve bayram tatili günleri hariç) her gün 10.00-18.00 saatlerinde Zeytinburnu Belediyesi Kazlıçeşme Sanat’ta ücretsiz olarak sanatseverlerle buluşacak. ### İBB Şehir Tiyatroları’ndan ücretsiz 9 oyun Tiyatro aşığı olanlara müjde! Dünya Tiyatro Günü'nde sizi şahane bir program bekliyor. Birbirinden güzel ve özel oyunları ücretsiz izleyebileceksiniz. İBB Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne özel sahnelenecek 9 oyunu İstanbullularla, siz tiyatroseverlere ücretsiz buluşturacak. 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde sahnelenecek oyunların davetiyeleri; 21 Mart 2022 Pazartesi günü 11.00’den itibaren İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, 11.15’te sehirtiyatrolari.ibb.istanbul adresinden ve Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilir. Davetiyeler iki kişiyle sınırlıdır. 27 Mart’ta sahnelenecek oyunlar; Gül’e Ağıt, Antigone, Yatak Odası Komedisi, Kutlama, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, Bekçi İle Postacı (2 Seans), Benim Güzel Pabuçlarım, Herkes Sihirbaz Olacak. 27 MART 2022 PROGRAMI GÜL’E AĞIT Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya’nın hikâyesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Deniz Altun’un yazdığı Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor. Oyun,27 Mart 2022 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde. ANTİGONE Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de;  aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. YATAK ODASI KOMEDİSİ Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. KUTLAMA Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde “kutlama” yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter’ın son oyunu. Harold Pinter’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği oyunda Erkan Sever, Şehnaz Bölen Taftalı, Can Ertuğrul, Selin İşcan, Selim Can Yalçın, Çağlar Polat, Pınar Demiral, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. ÇOCUK OYUNLARI BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 27 Mart tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde; 27 Mart tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda   Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 27 Mart 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. ### 29. İstanbul Caz Festivali 25 Haziran'da başlayacak Müzikseverlere güzel bir haber geldi. Özellikle de caz severlere... İstanbulluların ruhu müzikle dolacak. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 29'uncu kez düzenlenen "İstanbul Caz Festivali" müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Salon İKSV'de basın toplantısı yapılan festival, 25 Haziran-7 Temmuz'da 200'ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı ağırlayacak. Toplantıda konuşan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, İKSV'nin müzikal çeşitliliği ve kentle ilişkisi açısından festivalin öne çıkan etkinliklerinden biri olduğunu söyledi. Taner, bugüne dek festival aracılığıyla Türkiye ve yurt dışından çok sayıda önemli ismi konuk ettiklerini belirterek, "Genç Caz gibi programlarla genç müzisyenlere de festivalde alan açtık. Vitrin Türkiye Güncel Müzik Buluşması'yla ülkemizdeki müzisyenlerin uluslararası bağlar kurmalarına aracılık ettik. Festival tüm bu özellikleriyle dünya çapında caz festivalleri arasında saygın bir yer edindi. 29. İstanbul Caz Festivali'nin de her zamanki gibi yaratıcılığı tetikleyen, merakı cezbeden, düşünce ufkumuzu genişleten bir festival olacağını ümit ediyorum." dedi. Festivale 25 yıldır sponsor olan Garanti BBVA'nın Genel Müdürü Recep Baştuğ, "Kültür sanat alanında özellikle de caz müziği gibi özel bir kategoride 25 yıllık bir işbirliği ülkemizde örneğine çok sık rastlanan bir durum değil. Bu sebepledir ki festivale çeyrek asırdır destek verebilen bir kurum olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Büyük bir özveri ve emekle İstanbul'u bir caz kentine dönüştüren, bizlere festival coşkusu yaşatan İKSV'ye teşekkür ediyor, müzikseverlere şimdiden keyifli bir festival diliyorum." ifadelerini kullandı. İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer ise bu yıl festival için hazırlanırken odaklarında kültür ve sanat etkinliklerinin birleştirici yönünü olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: "Festivaller ve kültürel etkinlikler aslında bizleri bir araya getirdiği için de hayatımızda önemli bir yere sahip. Bunu özellikle geçtiğimiz iki yılda çok daha iyi anladık ve bunu düşünerek bir program oluşturduk. Bu yaz da ağırlıklı olarak açık hava mekanlarında gerçekleştirilecek festivalde, içimizi ısıtacak tanıdık isimlerin yanı sıra birbirinden özel, farklı projeler ve yeni müzisyenler yer alıyor. Bir arada olmak, festivalde buluşmak eminim hepimize iyi gelecek, bütün müzikseverleri festivalimize bekliyoruz." Festival kapsamında konser verecek isimler arasında beş Grammy ödüllü Dianne Reeves, Melody Gardot, John McLaughlin, Enrico Pieranunzi, Teoman, Kalben, Yom, Boom Pam ve Kutiman yer alıyor. "Parklarda Caz" konserleri her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul'un çeşitli ilçelerindeki parklara yayılacak. Ücretsiz olarak gerçekleştirilecek konserlere her yaştan festival izleyicisi davetli olacak. Festivalin en özel etkinliklerinden "+1'li Gece Gezmesi" ise bu yıl yeniden Kadıköy'ün sevilen mekanlarında tek gecelik bir müzik maratonu olarak düzenleniyor. Festivalde 20 yıldır devam eden "Genç Caz" projesi 20. yılında "Genç Caz+" adını alarak genç müzisyenleri daha geniş bir çerçevede desteklemeyi amaçlıyor. İlk defa geçen sene Mehmet Uluğ Fonu'nun desteği, Sony Music Türkiye ve Babajim İstanbul Stüdyoları'nın iş birliğiyle hayat geçirilen "Genç Caz+" albümü, bu yıl da Genç Caz+ finalistlerine takdim edilecek. Genç Caz+'ya seçilecek müzisyen ve topluluklar ayrıca Parklarda Caz etkinliklerinde uluslararası sanatçılarla aynı sahneyi paylaşma imkanını bulacak. 29. İstanbul Caz Festivali'nin "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" ise caz sanatçısı Hayati Kafe'ye verilecek. Festivalin afişi de bu yıl çizgi roman sanatçısı, karikatürist ve illüstratör M.K. Perker tarafından hazırlandı. ### İtalyan sanatçı Rovero, kedili İstanbul'u resmetti Dünyanın eşsiz şehirlerinden biri olan İstanbul, birçok ülkenin ruhuna üflüyor. Şimdi ise İtalyan Çizer Pierpaolo Rovero'nun kalbinde. Üstelik; kedileri ile... Pierpaolo Rovero, "Kedilerin güzel şeyler için harika sezgileri vardır. Bu yüzden İstanbul'u evleri olarak seçmişler." dedi. talyan çizer Pierpaolo Rovero, adını John Lennon'ın "Imagine" şarkısından aldığı sanat projesinde, dünyanın farklı şehirlerinden günlük hayat manzaralarına yer veriyor. Dünyadaki çeşitli şehirleri illüstrasyon tekniğiyle çizen sanatçının koleksiyonunda, İstanbul, Şikago, Sana, Moskova, Milan, New York, Tokyo, Kabil, Roma, Tel Aviv, Los Angeles, Beyrut gibi şehirler yer alıyor. Henüz 18 yaşında Disney'de çizer olarak göreve başlayan Rovero, seyahatlerin kısıtlandığı salgın döneminde geliştirdiği projesini, İstanbul'u ve İstanbul kedilerinden ilham aldığı "İstanbul Kedileri Sever" başlıklı eserini anlattı. Pierpaolo Rovero, karantinanın yoğunlaştığı dönemde projesine başladığını belirterek, çizimlerini, resmettiği şehrin sakinlerinden aldığı yönlendirmelerle oluşturduğunu aktardı. 'Imagine' projesinin insanların ilgisi sayesinde büyüdüğüne dikkati çeken Rovero, "Hala seyahat etmenin zor olduğu, zor zamanlar yaşıyoruz. Ben de hayal gücümle seyahat etmeye, dünyanın belli başlı şehirlerini gezmeye karar verdim. Bu zor dönemde herkesin benzer durumlar yaşadığını, umutları, korkuları ve arzuları paylaştığını söylemek isterim." dedi. "İSTANBUL BİZİM İÇİN ÖZEL BİR ŞEHİR" Rovero, İstanbul'un projede yer alan özel şehirlerden biri olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: "Birçok insan bana fotoğraf, referanslar ve yaşadıkları şehirler hakkında öneriler gönderdi. İstanbul'dan da pek çok kişi Instagram üzerinden seyahatime katıldı ve şehirlerini çizmemi istedi. On yıl kadar önce, kız arkadaşım Isabelle ile İstanbul'a romantik bir gezi düzenlemiştik ve şimdi evliyiz. Bu yüzden İstanbul bizim için özel bir şehir. İstanbul'u çizmeye karar verdiğimde, aklıma beni aşık eden ışıklar ve renkler geldi. İstanbul'u dolaşıp bir deftere eskizler yapmıştım. Bu arada Isabelle de fotoğraf çekiyordu. Ben pencereler, çatılar ve martılara odaklanmıştım, Isabelle ise kedileri fotoğraflıyordu. İkimizin yaklaşımını birleştirerek böyle bir çizim yaptım." Kedilerin İstanbul'un gerçek ruhunu yansıttığını anlatan Rovero, "Kediler, kucaklaşmayı ve aynı zamanda özgürlüğü seven zarif hayvanlardır. Şehrin sakinlerinin onlarla ilgilendiğini görmek güzel." diye konuştu. İtalyan sanatçı, İstanbul'un festival havasına sahip bir şehir olduğuna dikkati çekerek, "Tepelere yaslanmış sayısız evden, açık pencereleri ve ışıklı odaları görebilirsiniz. İstanbul'da, diğer şehirlerin aksine, içerisi ile dışarısı arasında katı engellerin olmadığı hissi var. Akşam arabaların uğultusu dindiğinde bu büyülü duyguyu yakalıyorsunuz. Kedilerin güzel şeyler için harika sezgileri vardır. Bu yüzden İstanbul'u evleri olarak seçmişler." ifadelerini kullandı. 'Imagine' adlı sanat projesiyle dünyanın farklı şehirlerinden günlük hayat manzaralarını çizmeye devam eden Pierpaolo Rovero'nun çizimlerine instagram.com/pierpaolorovero ve pierpaolorovero.com adresinden ulaşabilir. https://youtu.be/VYtwHCi7yaw -AA ### Erhan Us, "Ataerkilled" sergisiyle yeniden izleyiciyle buluştu Kavramsal/protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on birinci kişisel sergisi "Ataerkilled", 10-13 Mart 2022 tarihleri arasında ArtAnkara 8. Çağdaş Sanat Fuarı'nda izleyiciyle buluştu. Toplumsal cinsiyet rollerinin öldürücü alışkanlıklara dönüşmesini 20'ye yakın yerleştirme ve resim ile eleştiren Us'un mini sergisi, ATO Congresium Ankara'da bir kez daha ziyarete açıldı. "Ataerkilled", Erhan Us 'un Şubat 2022'de on ikinci sergisi olarak hazırladığı "Tanrı Simülasyonu" NFT koleksiyonundan önce, 25 Kasım-31 Aralık 2021 tarihlerinde Uniq Expo Istanbul'da sanatseverlerin beğenisine sunulmuştu. Toplumsal cinsiyet eşitliği, muhafazakar yapının bedene tahakkümü, fırsat eşitsizliği, ayrımcılık, dayatılan güzellik kavramı, cinsel suçlar, metalaşma, moda-istismar gibi konuları merkezine alan sergi, Us'un geçen yıllarda Tokyo Metropolitan Müzesi, Londra, Miami, Roma, Sydney, Rahmi M. Koç Müzesi, SaatchiArt gibi 5 kıta, 26 ülke ve birçok şehirde sergilenmiş yapıtlarından oluşuyor. MANİFESTO Toplum denilen o tanımsız şeyin travmalara çektiği yara bantlarını ve körlüklerini birer göz bandı yapıp taktığı bizlerin, tarihte yalnız ve ancak şekil değiştiren 'tatlı hatıralar'a birer şeker daha atıp içerken, şiddetin tekrar üretildiği aklımızdan bile geçmeyen bu iğrenç şekilciğilin dağınıklığı arasında kadın, erkek, meta, dualite sonunda yersiz bir kimliksizleşme. 'Süs'leştirilip yaşamı eve sıkıştırılan, işinde üzerine cam tavanlar atılan, muhafazakârlaşmanın kutsallarla paketlediği, anahtar kimliği anneleştirilen, moda istismarıyla hızlı tüketim öğesi yapılan kadın modelleri ve yanında bazı anlamsız beden mecburiyetleri. Ataerkil içerikten vazgeçmeyen ve hiçbir zaman da 'hakimiyetini' teslim etmemek planlarıyla vazgeçmeyecek inanç sistemleri, bin yıllardır bireyin vücut bütünlüğüne tahakküm arzusunda. Türümüz aydınlanma davalarının sonunda yine dogmaya, geleneklere, inançlara sığındı. Sistemin zihne işlediği 'normalleştirme' suça zemin yaratırken; haksız tahrik, iyi hâl, ceza indirimleri, duygusal bahanelere sarılmış cinayetler, kapatılmış soruşturmalar, sağlanmayan koruma, sınırlarını bilmeyen birey hazırladı olay mahallini. Gelenekler ve dedikodu ile kişiyi sınırlarken toplum, düzeni ifşa edenler erkek 'otoriteler' ya da ataerkil kadınlar tarafından susturuldu. Toplumun refleks göstermediği kız isteme, kırmızı kuşak, tanımlanmış oyuncak ritüelleri, naz yapan, prensesleştirilen, evlilik amacı yüklenen, erkeğe itaatkâr cici kız kodları ve sayısız benzeri, kadın mücadelesi ve kazanımlarını görmezden yine gelme eğiliminde. Belirlenmiş rollerden-dayatmalardan kurtulmanın, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, feminizmin-güçlü kadın duruşunun önünde bugün en büyük engel; medyanın reytingler, tiraj ve onaylanmak, erkek ile ataerkil kadının da 'uyum veya emir' uğruna devam ettirdiği geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri. ERHAN US HAKKINDA Kavramsal sanatçı ve yazar [1987, Ankara]. Bilkent Üniversitesi THM’den sonra, marketing çalışmaları ve on bir STK başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve en iyi dijital ajans ödüllerine layık görüldü. Eserleri 30'a yakın ülkede sanatseverlerle buluştu. "Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine" kitabı 2018'de yayımlanan, "Status Quo" ve "Polisopolis" adlı yeni kitapları Nisan 2022'de raflarda ve dijitalde yayında olması beklenen, yaşamı hakkında bir de belgesel çekilmiş olan Erhan Us; a+A Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve AFSAD üyesi olup, İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Sosyoloji/Felsefe çalışmalarına devam etmekte ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde dersler vermekte. ### Dünya Tiyatro Günü yurt genelinde festival havasında kutlanacak Tiyatro, toplum kültürün aynasıdır. Her yıl 27 Mart'ta kullanan Dünya Tiyatro Günü yaklaşıyor... Sanatın perdelerinin hiç kapanmayacağı bu özel gün hakkında Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, "İlk defa devlet tiyatroları ile özel tiyatrolar 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü birlikte kutlayacak." dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığının organizasyonuyla, devlet ve bazı özel tiyatroların iş birliğiyle 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde 81 ilde oyunlar sahnelenecek. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, AA muhabirine, bu yıl devlet tiyatroları ile özel tiyatroların sezonu erken açtığını söyledi. Bakanlığın, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü için özel bir organizasyon yaptığını anlatan Kurt, yurttaki tüm illerde oyunlar sahneleneceğini dile getirdi. Kurt, devlet tiyatroları ve bazı özel tiyatroların da katılımıyla kapsayıcı ve etkili şekilde kutlama yapılacağını belirterek, şöyle konuştu: "İlk defa devlet tiyatroları ile özel tiyatrolar 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü birlikte kutlayacak. Katılan özel tiyatrolar 26 ve 27 Mart'ta Türkiye genelinde iki temsil gerçekleştirecek. 27 Mart'ta tüm özel tiyatrolar ve devlet tiyatroları aynı anda pek çok oyunu seyirciyle buluşturacak. İstanbul'daki bir tiyatro Hakkari'de, İzmir'deki bir tiyatro Muş'ta, Denizli'deki bir tiyatro Afyonkarahisar'da perde açacak. Bu olağanüstü güzel ve ilk defa yapılan bir şey. Hem özel tiyatroların hem de devlet tiyatrolarının 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü birlikte kutluyor olmaları muhteşem bir şey. 81 ilimizdeki tüm tiyatroseverler farklı farklı illerde farklı farklı oyunlar izleyecek." Organizasyonun tüm giderlerinin Bakanlık tarafından karşılanacağını belirten Kurt, "Ümit ediyorum hem tiyatroseverler hem tiyatro oyuncuları, böylesine anlamlı bir günde bu projeden son derece memnun kalacak." ifadesini kullandı. Kurt, tüm sanatseverleri 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla sahnelenecek oyunlara beklediklerini sözlerine ekledi. ### İBB Şehir Tiyatroları Bakırköy’de seyirciyle buluştu Tiyatronun huzuru, seyirciye yansımaya devam ediyor. İBB Şehir Tiyatroları, her hafta İstanbul'un farklı ilçesine oyunlarını götürüyor. Bu kez de seyirci, Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyununa Bakırköy'de kucak açtı... Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin,  15 Mart 2022 Salı günü Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde sahnelendi. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekânda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcılı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. ### Aytül Gürsu Hariri'den "Önce Zarar Verme" sergisi Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, hem kendi kadın kimliği hem de bir psikiyatrist olarak izlenimleri ve geçmiş sorgulamalarıyla oluşturduğu, özellikle de Dünya Kadınlar Günü'ne ithaf ettiği, seramik ve bronz heykellerden hazırladığı sergisinde ne olursa olsun "Önce Zarar Verme" diyerek, herkesi özellikle kadına davranım konusunda düşünmeye davet ediyor. Nişantaşı İşlik Sanat Atölyesi'nde 25 Mart tarihine kadar ziyaret edilebilecek serginin küratörlüğünü ise Simin Hariri Özbey üstleniyor. Sanatçının sergide yer alan seramik ve bronzdan oluşturduğu heykellerindeki temalar ve bunları şekillendirme biçimlerinin her biri, hem ruh hekimi ve akademik kimliği hem de meraklı, gözlemci, araştırmacı ve yaratıcı kişiliğinden birer parça olarak karşımıza çıkmaktadır. Sergi ismi olan “Önce Zarar Verme/Primum Non Nocere”, hekimlik eğitiminde kendisine öğretilen ilk Hipokrat deyişi olup, her zaman her konuda bu deyişi kendisine ilke edinmiştir. Yapıtlarındaki kadınlar da kimisi güncel hayatında yoluna çıkan, kimisi dinlediği yaşam öykülerinden esinlendiği, kimisi de dünyanın çeşitli yerlerine yaptığı gezilerde rastladığı, izlediği ya da gözgöze geldiği, kısacası bir şekilde temas ettiği kadın ve öykülerinden oluşmaktadır. Sanatçı, bu sergisinde vermek istediği “Önce Zarar Verme” mesajını hem kadının bizzat kendisine hem de kadınlarla yaşayan herkese ve tabii ki geçmişten günümüze her kültürde ve toplumda yer alan kadına bakış ve davranış biçimine yöneltmek için yapıtlarını birbirini tamamlayan 5 ayrı seri içinde oluşturmuştur: Yükleme serisinde özellikle hayatındaki ve seyahatlerindeki gözlemlerine dayanarak maddi ve manevi kadına yüklenen algı, sorumluluk ve beklentilere vurgu yapmaktadır.Engelleme serisinde kadın gücünün, yetilerinin nasıl engellendiğine vurgu yaparak, kadına ve çevresine, engellenmeyip imkan tanındığında dünyada çok daha iyi bir yaşamın mümkün olacağını göstermeye çalışmaktadır.Dokunma serisinde hem kadına “kendi sınırlarını korumasının önemini” hem de çevresindeki insanlara “kadın izin vermedikçe sınırlarına girmenin yanlış olduğunu” vurgulamaktadır.İncitme serisinde dünya varolduğundan beri kadının, kadın kimliğinin, kadın haklarının uğradığı fiziksel, sözel ve ruhsal saldırılara dikkat çekmeye çalışmaktadır.Önemse serisindeki eserleriyle de sanatçı, kadını bir nesne olarak değil, fizik ve ruh bütünlüğü ile değer verilmesi gereken bir yapıt olarak gözönüne getirmeye ve izleyenleri kadını önemsemeye davet etmektedir. İşte, Aytül Gürsu Hariri, bu temalar ile oluşturduğu sergi sürecini ve duygularını kendi sözcükleri ile şöyle ifade etmekte: "Bu serginin serüveni yarım asır öncesine dayanır, ta ki 'Neden erkek doğmadım? Oysa ailem beni erkek beklemiş' diye sorguladığım çocukluk masumiyetime… Oysa gördüm ki, evin erkeği olarak başta babam beni 'kendi gücüme inanmaya' yönlendirdi, annem de 'diğer insanlara kendimi adamaya'. Ben kadın kimliğimle kendimi var etmeye, hep daha ileriye, doğruya, iyiye yönlendirmeye çalışırken şanslı olandım, ya bu şansa sahip olamayan diğerleri... Dünya oluştuğundan beri kadın bir yandan doğuran, doyuran, bakıp büyüten, koruyup kollayan, koşulsuz seven, taşıyan, yüklenen, üstlenen bir varlık olarak; diğer yandan günahkar, suçlu, akılsız diye nitelenen, koşulsuz itaat etmesi beklenen, susmaya, durmaya, edebiyle yaşamaya zorlanan, hem dişiliği ile beğenilip hem de dişiliği nedeniyle cezalandırılan olmuş. Üstelik de şaşırtıcı ve üzücü olan, bu anlayışın her iki cinsiyet tarafından da kabul görmüş olması değil mi? Yıllar sonra beni tetikleyenin, bir kız çocuğunun 'Ne olur baba, annemi öldürme" yakarışının medyadaki görüntüleri miydi bilemiyorum ama o zamana kadar belki de içime gömülü suskun çığlıklarım dile geldi ve özellikle bir kadın olarak hemcinsime şunları demek istedim: 'Korkma kendi gücünden, yaşamın sana sunduklarından. Önüne çıkanlardan korkma. Sadece kendine inan ve dene, neden olmasın?' Bronz Heykel Döküm Ustası Erhan Köz, Op. Dr. Samet Hariri, Küratör Simin Hariri Özbey, Şevki Mert Özbey... Bir insan olarak her iki cinse de şunları demek istedim: 'Kızmadan, eleştirmeden, suçlamadan, dışlamadan, ayıplamadan, utanmadan, utandırmadan önce sevmeyi, duygunu yaşamayı, sevdiğine değer vermeyi, sevildiğinde yüceltmeyi öğren. Bu şansı tanı kendine ve çevrene, neden olmasın?' Bir birey olarak topluma şunları demek istedim: 'Bilgiye, bilgeliğe güven, yargılamadan dinlemeye çalış. Anladıkça yaşar yaşatırsın, neden olmasın?' Tüm varlığımla da herkese şunu demek istedim: 'İster sev, ister sevme; ister değer bil, ister bilme; ister güven, ister güvenme ama ne olursa olsun ÖNCE ZARAR VERME! Neden olmasın?" AYTÜL GÜRSU HARİRİ HAKKINDA Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, 1963 yılında İstanbul'da doğdu. 1981'de İstanbul Erkek Lisesi'nden, 1987'de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 1996'da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Psikiyatri uzmanlığını, 2012'de Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Doçentlik ve 2017'de ise Profesörlük ünvanlarını aldı. Ekim 2019 tarihine kadar Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Profesör olarak öğretim görevlisi ve Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yaptı. Halen özel muayenehanesinde Psikiyatrist-Psikoterapistlik görevini sürdürmektedir. Hadi Kesim, Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, Lale Kesim, Dr. Nilüfer Hallaç... Çocukluğunda öyküler ve şiirler yazan, karikatür çizen, karakalem, pastel, sulu ve yağlı boya ile resim yapan, fotoğraf çekip küçük tebeşirleri oyarak insan figürleri oluşturan, deniz kıyısında ıslak kumdan büst ve heykeller yapan, doğadan topladığı materyaller ile çeşitli objeler ve resimlerine çerçeveler yapan sanatçı, elinde büyüdüğü komşusu Yümnü Doğu dedenin yaptığı resimleri hayranlıkla izleyerek kendine örnek aldı. Her sorulduğunda büyüyünce heykeltraş ya da ressam olacağını söyleyen, gençliğinde kısa bir süre komşusu olan ünlü ressam Ali Avni Çelebi'den çizim dersleri alan Aytül Gürsu Hariri, tıp eğitimi ve sonrasındaki hekimlik hayatında da sanattan hiç vazgeçmedi ve yıllarca pastel, yağlı ve sulu boya resim çalışmalarını sürdürdü. Yıllar içinde çocukluğundan beri elle şekillendireceği üç boyutlu yapıtlar oluşturabilme merakı onu çamurla çalışmaya yönlendirdi ve nihayet 2000’li yılların başında seramik ile tanışan sanatçı, 2002-2009 yılları arasında seramik çalışmalarını, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, ünlü seramik sanatçısı Kadriye Ezel Ağaoğlu’nun atölyesinde aralıklı olarak devam ettirdi. 2009-2012 yılları arası akademik çalışmalarına ağırlık vermesi gerektiğinden çok sevdiği sanat çalışmalarına bir süre ara veren sanatçı, 2013 yılında Fatma Sağ Tunçalp'in atölyesinde seramiğe tekrar geri döndü ve 2015'te de kendi atölyesini kurdu. O tarihten bu yana hem kendi atölyesinde resim ve seramik heykel çalışmalarını hem de son 5 aydır sanatçı Berna Duman'ın atölyesinde torna eğitimini sürdürmektedir. Sanatçı şimdiye kadar 8 karma sergiye katılmış olup, bu ilk kişisel sergisidir. Ayrıca bu sergide ilk defa seramik ile beraber kaybolan mum tekniğini kullanarak hazırladığı heykellerinin bronz heykellere dönüşmesi konusunda bronz heykel döküm ustası Erhan Köz’den destek almıştır. Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, Av. İrem Toprakkaya... Bronz Heykel Döküm Ustası Erhan Köz, Op. Dr. Samet Hariri, Küratör Simin Hariri Özbey, Binay Gürsu, Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, Betül Gürsu Özbek... Ayşe Cönbez, Mine Küçüker, Deniz Grill, Sanatçı Aytül Gürsu Hariri, Betül Gürsu Özbek, Güler Erenay... ### 2. Yeditepe Bienali Sona Erdi Sanatseverleri eşsiz eserlerle bir araya getiren 2. Yeditepe Bienali'ni sona erdi. Bienal kapsamında 230 sanatçının 282 eseri sergilenirken dört farklı mekanda gerçekleşme bienali 42.072 sanatsever ziyaret etti. Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, Yeditepe Bienali Yönetim Kurulu ve Yeditepe Bienali Küratörü Berkan Karpat’ın katılımıyla yapılan basın toplantısının ardından 07 Ocak 2022 günü, restorasyonu devam eden Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle açılan 2. Yeditepe Bienali 13 Mart 2022’de sona erdi. “Çerçeve İçi Çerçeve Dışı” temasıyla sanatseverleri ağırlayan 2. Yeditepe Bienali’ndeki eserler, Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Fatih Cam Küp Galeri ve Yedikule Hisarı olmak üzere dört ayrı mekanda sergilendi. Münich Haus der Kunst Sanatçılar Kurumu’nda başkan olarak görev yapmakta olan, disiplinler arası yapıya sahip eserleri ve bilimsel sanat çalışmaları bulunan Berkan Karpat’ın küratörlüğünü üstlendiği 2. Yeditepe Bienali, alanında uzman akademisyenler ve sanatçıların da danışmanlığı ve katkılarıyla hayata geçirildi. Geleneksel sanatların modern dönemde kendi mekânlarından olan kitap ve mimariden uzaklaştıktan sonra sergi mekânlarında kendilerini bir çerçeve içinde göze ve muhataba sunmalarına dair yanıtların arandığı, dört farklı mekanda misafirlerini çerçevede değilse de eşikte karşılayan ve onları “içeri” davet eden 2. Yeditepe Bienali, eserlerin dijital dünyadaki varlığı hakkında da düşünmeyi mümkün kıldı. Türk İslam Sanatları’nın disiplinlere ayrıldığı günden bugüne kendine has bir sergileme tarzının varlığını ve bu konudaki bilincini sorgulayan 2. Yeditepe Bienali’nde 230 sanatçının 282 eseri sergilendi ve bu eserler dört mekanda 42.072 sanatsever tarafından ziyaret edildi. ### İstanbullu içmimarlar buluştu Geride bıraktığımız ocak ayında yapılan TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi seçimlerinde "Değişimin Mavisi Grubu" ile yarışan ve seçimleri kazanan grup, bu zaferi kutlamak adına bir buluşma düzenledi. Etiler'deki "Hill & Chill" adlı mekanda gerçekleşen buluşmaya yaklaşık 100 içmimar katıldı. Gecede bir konuşma yapan TMMOB İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanı Doç. Dr. Osman Arayıcı; "Şu anda bizlerle olmayı tercih ettiğiniz için hepinize teşekkürlerimi iletiyorum. Bizlere güvendiniz. Vaatlerimizi biliyorsunuz, hepsini tek tek yerine getireceğiz. Bundan sonra da sık sık bir araya geleceğiz" dedi. "MESLEĞİMİZ, ZARAFET VE ASALET MESLEĞİ" Sözlerini mesleklerinin bir zarafet ve asalet mesleği olduğunu hatırlatarak sürdüren Arayıcı; "Ortak gayemiz, içmimarlık mesleğinin bir aristokrasisini oluşturmak. Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de kabul edebileceğimiz ve kabul edemeyeceğimiz bazı çizgiler var. Arkadaşlarımızın bizden önce yaptıkları hizmetleri daha ilerilere taşımak hedefimiz olacak" ifadelerini kullandı. "UZUN SOLUKLU, SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÇALIŞMAYI HEDEFLİYORUZ" Geçen yıl kapılarını açan ve dekorasyonunda Doç. Dr. Osman Arayıcı'nın imzası bulunan "Hill & Chill" adlı mekandaki buluşmanın sponsorları arasında Bien Seramik de vardı. Bien Marka ve İletişim Müdürü Ali Naci Ülkü, gecede yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Büyük bir zevkle çalıştığımız, önerilerinden yararlandığımız içmimarlarımızla birlikte olmaktan ve birlikte yol alıyor olmaktan dolayı son derece heyecanlıyız. Uzun soluklu ve sürdürülebilir bir çalışma içinde olmak, öncelikle hedeflerimiz arasındadır." Sezer Örek, Ayşen Örek, Nazım Kılıçarslan, Didem Kılıçarslan, Müge Saraç, Merve Kartal, Beste İnan, Selin Parlak, Cihan Parlak… Bora Tümer, Nurşah Zengin, Cem Sabuncuoğlu, Dilek Sabuncuoğlu ve Seda Kut… Ahen Kurtuluş, Kaan Çağırman, Onurcan Albayrak, Nurcan Albayrak, Didem Çağırman ve Şükran Kurtuluş… ### ÖZKA Lastik, “Bir Dünya Sanat” enstalasyon yarışması ile yaratıcı fikirleri bekliyor Zirai ve endüstriyel lastik sektörüne güçlü üretim altyapısı ve geniş ürün gamı ile öncülük eden yerli ve milli marka ÖZKA Lastik'in “Bir Dünya Sanat” mottosu kapsamında düzenlediği enstalasyon yarışmasına başvurular başlıyor. Kocaeli Üniversitesi ile organize edilen yarışmada ÖZKA Lastik, KOÜ’lü genç tasarımcıları enstalasyon sanatı alanında yaratıcı fikirlerini ve yeteneklerini sunmaya davet ediyor. Sektöre yenilikçi bakış açısının getirilmesi amacıyla düzenlenen yarışma, sanatı ve genç sanatçıyı destekliyor. Sanatın her alanda yaratıcı ve iyileştirici gücüne inanan bir marka olan ÖZKA Lastik, “Bir Dünya Sanat” mottosuyla başlattığı yarışmada geleneksel eserlerden farklı olarak enstalasyon sanatının lastik ile buluşmasına ışık tutacak. Gençlerin özgün ve yaratıcı bakış açısına güvenen marka, tasarım fikirlerinin desteklenmesi, sanatsal kavramın her alanda öne çıkarılması ve sektöre yenilikçi bakış açısının getirilmesi amacıyla sektöre öncü olacak. “Bir Dünya Sanat” Enstalasyon Yarışması’na Kocaeli Üniversitesi’nde öğrenim gören Heykelcilik, Fotoğrafçılık, Seramik, İç Mimarlık, Grafik Tasarımı, Resim Öğretmenliği, Radyo, Sinema ve Televizyon, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Reklamcılık, Görsel İletişim Tasarım bölümü öğrencileri 15-16-22 Mart tarihlerinde üniversitede yer alacak olan stantta form doldurarak katılım sağlayabilecek. Yarışmaya başvurular 14 Mart’ta başlarken adaylar birdunyasanat@ozkalastik.com adresine başvuru formu talebinde bulunarak da 29 Nisan’a kadar kayıt yapabilecek. Yaratıcı eserin fikir ve görsel uyarlama sunumu olarak dijital kopyasının 15 Mayıs tarihine kadar birdunyasanat@ozkalastik.com adresine iletilmesi ile öğrenciler yarışmaya katılacak. BİRBİRİNDEN ÖZEL HEDİYELER SAHİPLERİNİ BEKLİYOR Jüri değerlendirmesiyle ilk üçe girenlerin ödül kazanacağı “Bir Dünya Sanat” yarışmasında birbirinden ayrıcalıklı ödüller sahiplerini bulacak. Yarışmanın birincisine 2 gece 3 gün Fransa tatili ya da Iphone 13 Pro, ikincisine GoPro Hero 9 Black 5K Aksiyon Kamerası veya Apple Watch 7 Gps ya da 8 bin TL değerinde Amazon çeki hediye edilecek. SANATA DEĞER VEREN MARKA! Yarışmayla ilgili detayları aktaran ÖZKA Lastik Pazarlama Direktörü Hamide Eravcı Pulat, ‘ÖZKA Lastik olarak hem gençlerin dinamik, özgün, yaratıcı bakış açısına güveniyor, hem de hayatın her alanında sanatın gücüne inanıyoruz. Yakın geçmişte markamızın iletişim çalışmalarından temamıza kadar birçok kez sanattan esinlendik. İletişim temalarımızda Van Gogh, Andy Warhol gibi sanatçıların yaklaşımlarını yeniden yorumladık. Doğaya ve tarım alanlarına değindiğimiz iletişimlerde Van Gogh eserleri kullandık ve kendi sektörümüzde bir ilk olarak onun profesyonelliğine ve tutkusuna atıfta bulunduk. Andy Warhol’un pop art yaklaşımını benimsedik ve farklı nesneleri ve olimpiyat sporlarını pop art yaklaşımı ile kullanarak bu spor dallarını ve nesnelerin performans özelliklerini lastiklerimizin performans mesajları ile eşleştirdik. Dolayısıyla zirai ve iş makinesi lastiklerine yönelik bir sektörde sanatın aykırı gücünü kullandık. Bu kez enstalasyon yarışması ile gençlerin de bakış açılarını görmek, desteklemek istiyoruz. Bu yarışma bizim önümüzdeki süreçteki iletişim faaliyetlerimize yön vermesi açısından da önemli olacak.‘ dedi. SANATI VE SANATÇILARI DESTEKLİYOR Zirai ve iş makinesi lastikleri sektörüne güçlü üretim altyapısı ve geniş ürün gamı ile öncülük eden yerli ve milli marka ÖZKA Lastik, her geçen yıl artan üretim kapasitesi ve genişleyen dağıtım ağıyla sektöründe dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. ÖZKA Lastik, 1500’e yakın istihdamı ile çalışanlarını sürdürülebilir büyümenin temeli olarak görüyor ve hem yurt içinde hem yurt dışında fuar, seminer ve eğitim gibi faaliyetlere katılımlarını planlayıp hayata geçiriyor. Genç ve dinamik kadrosunu tecrübeli yöneticilerle buluşturan ÖZKA Lastik, dünyada 80’den fazla ülkede hızlı büyümesine planlı olarak devam ediyor. ### Artweeks@Akaretler şehri sanatla buluşturuyor Bilgili Holding ev sahipliğinde Akaretler Sıraevler’in benzersiz atmosferinde gerçekleşecek Artweeks@Akaretler için geri sayım başladı. Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS ana sponsorluğunda gerçekleşecek Artweeks@Akaretler’in 6. Edisyonu, 30 Mart’ta izleyiciler ile buluşmaya hazırlanıyor.  Çağdaş sanatın merakla beklenen etkinliği Artweeks@Akaretler; Bilgili Sanat ve Sabiha Kurtulmuş’un organizasyonunu üstlendiği bu edisyonunda da sanatseverlere farklı disiplinlerden pek çok eser sunacak. ŞEHRİ SANATLA BULUŞTURUYOR Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul’un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler, bu karma yapıyı irdelerken şehri sanatla buluşturmaya devam ediyor. Çağdaş sanatın eşsiz çeşitliliğini, galeriler, bağımsız sanatçılar ve koleksiyoner sergileri ile kutlayan Artweeks@Akaretler’in 6. Edisyonu, 30 Mart-10 Nisan tarihleri arasında Akaretler Sıraevler 11,15,17,19,37-39, 55 ve B 2/2-3-4 numaralı binalarında ücretsiz olarak ziyarete açılıyor.  PROJELER ARASINDA NFT DE YER ALIYOR İstanbul’un bu öncü ve keyifli sanat etkinliği, yine çağdaş sanat galerileri, koleksiyonerler ve solo sergilere ev sahipliği yapmasının yanı sıra, etkinlik süresince her gün farklı sunum ve davetlerle benzersiz atmosferinde sanatseverleri ağırlayacak. Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; etkinliğin ana aksını oluşturan galeri ve koleksiyonerlerin dışında aynı anlayışta olan farklı yapılarla beraber yeni içerikler üretip projeler yapacak. NFT de bu projelerden birisi olacak. KOLEKSİYONLAR ÖZEL BİR DENEYİM SUNACAK Artweeks@Akaretler’in 6. Edisyonuna katılan Katılımcı Galerileri arasında; .artSumer, Martch Art Project, Sanatorium, The Empire Project, Galeri Nev İstanbul, Anna Laudel, PİLEVNELİ, Versus Art Project, ArtOn İstanbul, Pi Artworks, MERKUR Galeri, Ferda Art Platform, Mixer Art Gallery, Mine Sanat Galerisi ve Öktem Aykut yer alıyor. Difo Art’ın özel bir fotoğraf sergisi düzenleyeceği ve Carny.io’nun NFT sergisi ile renklendireceği etkinlik kapsamında, ayrıca Selman Bilal ve Şeli Elvaşvili’nin değerli koleksiyonları da sergilenerek ziyaretçilere özel bir deneyim sunacak.  55 BİN ZİYARETÇİ İLE BULUŞTURDU Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; Eylül 2021’de 5.Edisyonu başarı ile tamamlayarak, sanat dolu 12 günde 100’den fazla sanatçıyı, 15 çağdaş sanat galerisini, 2 solo sergiyi ve 1 koleksiyoner seçkisini 55.000 ziyaretçi ile buluşturdu. ### Fashion Week Istanbul başlıyor Fashion Week Istanbul, İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) ev sahipliğinde yarın kapılarını açıyor. Fashion Week Istanbul; İHKİB organizasyonuyla, Ticaret Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) destekleriyle, Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) ile İstanbul Moda Akademisi (İMA) iş birliğinde 15-18 Mart'ta gerçekleştirilecek. 2009 yılından beri aralıksız devam eden Fashion Week Istanbul, Türk modasını ve tasarımcılarını tüm dünyada destekleme ve geliştirme misyonuyla sektöre artı değer yaratmayı sürdürerek; özellikle salgın sonrası dönemde önemli bir değişime uğrayan uluslararası hazır giyim sektörünün güçlü oyuncularından Türkiye’nin yerel ve global hedeflerine ulaşmasında kaldıraç rolü üstleniyor. İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe, Fashion Week Istanbul kapsamında yaptığı yazılı açıklamada, Türk markaları ile tasarımcıları küresel vitrine taşıyan Fashion Week Istanbul'un Türkiye'nin 2030 yılına kadar global ölçekte ilk 100 marka arasına 5 Türk markayı konumlandırma hedefi için kritik bir rol oynadığını belirtti. Özgün, nitelikli tasarımları ve katma değeri yüksek ürün üretme yetkinliklerini artırmayı, böylelikle de tasarım markalarıyla bilinen ilk 5 ülke arasına girmeyi amaçladıklarını aktaran Gültepe, şu değerlendirmelerde bulundu: "Moda haftası da moda tasarımını ve tasarımcıları destekleme, onlara koleksiyonlarını sergileyebilecekleri global bir platform sunma anlamında bize eşsiz bir fırsat sunuyor. Özellikle dijitalleşme ile birlikte Türk tasarımını ve modasını Fashion Week Istanbul aracılığıyla eşzamanlı olarak global moda endüstrisine taşıyabiliyoruz. Hedefimiz global Türk markaları çıkarmak. Halihazırda net ihracat getirisinde öncü sektörüz, ülkemize her yıl net 18,5 milyar dolar döviz kazandırıp cari açığın kapatılmasına büyük katkı sunuyoruz, 2030 yılında bu rakamı 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye dünyanın 5'inci, Avrupa'nın ise 3'üncü en büyük hazır giyim tedarikçisi konumunda. Bir hazır giyim ürünün ortalama 16,2 dolar/kg olan birim fiyatı marka etkisiyle 3 katına, özel tasarım olması durumunda 5 katına çıkabiliyor, bu da tasarım, moda ve markanın çarpan etkisiyle ihracatın geometrik artışını sağlıyor. Amacımız orta vadede bu birim fiyatı 40 dolar/kg'ye çıkarmak. Yüksek katma değerli tasarımcı ürünlerinin ihracattaki payını artırmayı öngören eylem planımız doğrultusunda markalı ihracatımızı yüzde 25'e, yüksek tasarımlı ihracatımızı ise yüzde 5'e çıkararak katma değeri artırmak, böylece dünya hazır giyim ihracatında sektöre yön veren 3 ülkeden birisi olmak öncelikli hedefimiz." Mustafa Gültepe, 2009 yılından beri devam eden Fashion Week Istanbul'un, Türk tasarımcılarının global ölçekte tanıtımı, yeni pazarlara ulaşması, satın alma sorumlularıyla buluşması için eşsiz bir platform görevi gördüğünü ve görmeye devam ettiğini aktardı. ### Arp ve flütle 'Rüyaların Dansı'nın dünya prömiyeri CSO'da yapılacak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) arp sanatçısı Çağatay Akyol ile Amerika'nın önde gelen flüt sanatçılarından Nicole Esposito, "Rüyaların Dansı" isimli çalışmalarının dünya prömiyerini 17 Mart'ta CSO'da yapacak. CSO sanatçısı ve arp grup şefi Akyol, uluslararası arenada birçok derece ve ödüle layık görülmüş lowa Üniversitesi flüt profesörü Nicole Esposito ile geçen yıl aralıkta Amerika'da yayımladıkları albümlerinin ilk konseriyle seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yıllar geçtikçe iki enstrümanın evrilerek bugünkü halini aldığını, ses ve repertuvar açısından da zengin olduklarını belirten Akyol, "Bugün, arp ve flüt için pek çok modern eser de yazılmakta. Özellikle Fransız empresyonizminde Debussy, Ravel, Gabriel Faure flüt ve arp için çok güzel eserler yazmış. Konçertoda Mozart'ın flüt-arp konçertosu çok meşhurdur. Amerikalı besteci Liberman'ın besteleri de bu iki enstrüman için son derece kalitelidir. Ama yine pek çok eseri bu iki enstrümanla çalabiliyoruz." diye konuştu. CSO'da konser verecekleri Nicole Esposito ile iletişimlerinin 2 yıl öncesine dayandığını dile getiren Akyol, tanışmalarını ve projenin detaylarını şöyle anlattı: "Ocak 2020'de İsveç'te uluslararası oda müziği festivaline davet edildim. Orada Fransız flütçü Helene Boulegue ile konser verdim. Boulegue, sosyal medyaya meraklı olduğundan konser videolarımızı kendi hesabından paylaştı. Bu videoları ve benim çalış tarzımı Nicole Esposito görmüş. 'Ne yapıp edip, bu arpçıyla çalmam lazım.' diyerek benimle irtibata geçti. Beni, öğretim üyesi olduğu Iowa Üniversitesine davet etti. Ağustos 2021'de 3 hafta ABD'de kaldım. 12 gün prova yaptık ve 6 gün de kayıt süreci yaşadık. ABD'deki çalışmaların ürünü bu konser. Günde 6 saat çok disiplinli çalıştık, 7-8 saat kayda girdik. Amerika'da albümümüz çıktı. 'Dancing in Dreams' albümümüz dijital marketlerde dinlenebiliyor. Konserimizin dünya prömiyerini 17 Mart'ta Tarihi CSO Salonu'nda, dinlendirici melodiler ve güzel tınılarla yapacağız." KONSERDE KLASİKLER VE İSTANBUL ŞARKILARI BİR ARADA Esposito'nun 30'lu yaşlarda profesörlük unvanı aldığını, Iowa Üniversitesinin üflemeli çalgılar bölüm başkanlığını yürüttüğünü, bunun yanında dünyanın pek çok yerinde konserler verdiğini ifade eden Akyol, ayrıca birçok eserin ilk icrasını yapan flütçü olduğunu söyledi. Akyol, Esposito'nun Türkiye'de ilk kez sahneye çıkacağı konserde, arp ve flüt repertuvarının önemli eserlerini ve eski İstanbul şarkılarının potpurilerini seslendireceklerini belirtti. Yakın zamanda ikinci projelerini yapmak ve Türkiye'de daha çok konser vermek istediklerini anlatan Akyol, İstanbul, İzmir ve müzik festivallerinde konser vermeyi planladıklarını kaydetti. ### Sanatçı kadınların izinde adım adım Beyoğlu Meşher, Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı sergisi kapsamında Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) tarafından 2014 yılından bu yana düzenlenen Cins Adımlar programına ev sahipliği yapacak. İlki 16 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek “Cins Adımlar: Sanatçı Kadınların İzinde Beyoğlu” yürüyüşünde yolu Beyoğlu’ndan geçmiş sanatçı kadınların hikâyeleri anlatılacak.  İstiklal Caddesi sanat durakları arasında yer alan Meşher, Cins Adımlar programı kapsamında, sanat ve Beyoğlu’nu bir araya getiren özel bir etkinlik serisini hayata geçiriyor. Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) tarafından 2014 yılında hayata geçirilen Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri Programı, Çiğdem Simavi hâmiliğinde ve ÜNLÜ & Co sponsorluğunda Meşher’de devam etmekte olan ve küratörlüğünü Deniz Artun’un üstlendiği Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı sergisinde eserleriyle yer almış sanatçı kadınların hikâyelerini on durak boyunca takip edecek. İlki 16 Mart Çarşamba günü düzenlenecek “Cins Adımlar: Sanatçı Kadınların İzinde Beyoğlu Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşü”, Beyoğlu’nun az bilinen sanatçı kadınlarının hikâyelerini sanatçıların penceresinden dinlemek ve adımlamak isteyen herkese açık! Kimi az, kimi ise çok tanınan bu sanatçı kadınların yollarının geçtiği, ürettiği ve türlü karşılaşmalar ve deneyimleri sonucu ortaya çıkan biricik hayatlarından izler, Meşher ve SU Gender ekiplerinden oluşan hikâye anlatıcıları tarafından on duraklı bir rota ile takip edilecek. Aliye Berger, Adalet Cimcoz, Füreya - Hakkiye Koral ve Nasip İyem, Yıldız Moran, Iraida Barry, Maryam Şahinyan, Frumet Tektaş, İvi Stangali, Sabiha Bengütaş, Ruzin Gerçin ve Lerzan Bengisu’nun eser ve hikâyeleri Gezi Parkı, Kallavi Sokak, Narmanlı Han, Taksim Cumhuriyet Anıtı gibi duraklar üzerinden katılımcılarla buluşturulacak.  Mart, Nisan ve Mayıs ayında birer fiziksel birer de dijital yürüyüş olarak planlanan etkinliklerden ilki fiziksel olarak 16 Mart Çarşamba günü düzenlenecek. İlk dijital yürüyüşün tarihi ise 22 Mart Salı.  ### Bedri Baykam ilk NFT eseri için Manza.io'yu tercih etti Çağdaş sanat denildiğinde ilk akla gelen isimlerden ressam Bedri Baykam... Çok yönlü kişiliği ve düşündüren çıkışlarıyla dikkat çeken Baykam yine bir ilke imza atarak dikkatleri üzerine çekiyor. İlk NFT eserini yayınlamaya hazırlanan Baykam platform olarak ise MANZA.io’yu tercih etti. İlerici ve çok yönlü sanatçı kimliğinin yanı sıra, farklı ve düşündüren çıkışları, Dünya Sanat Günü’nü bize kazandırmış olması, UNESCO’ya bağlı International Association of Art Dünya Başkanlığı ve sanat disiplinlerine yön veren yaklaşımlarıyla her zaman pozitif bir enerjiyle gündemde olan Bedri Baykam, ilk NFT çalışmasını sizlerle buluşturuyor. Son dönemlerde dünyayı kasıp kavuran NFT dünyasına, yine hayata kendisi gibi bakan cesur girişimcilerin kurduğu Manza.io ile ilk adımını atan Baykam, sanatın her mecradan takipçileri ile buluşabilmesi gerektiğine olan inancı doğrultusunda özgün eserini kitleler ile buluşturmaya hazırlanıyor. Bedri Baykam’ın Multiverse/Çokluevren dünyasına adımını attığı ilk NFT eseri, 20 Mart 2022, Pazar günü, saat 16.00’da MANZA.io resmi web sitesinde satışa sunuluyor. Sınırlı sayıda çıkacak olan eserlere ulaşmak isteyenler, MANZA.io sitesindeki listeye isimlerini yazdırarak Bedri Baykam’ın ilk NFT eserine çok özel koşullarla sahip olabilecek. Manza.io ile ilk NFT eserini koleksiyoner, sanatsever ve metaverse dünyası meraklılarına sunan Bedri Baykam, “Bana oldukça heyecan veren ve geçmişte de defalarca örneklerini sergilediğim multidisipliner sanat yaklaşımıma da çok uyan NFT dünyasına girdiğim süreçte, özellikle Türkiye çıkışlı taze bir platform olan Manza.io’nun güvenilirliği ön plana çıkarması benim için ayrıca önemliydi” diyerek bu yeni mecraya neden Manza.io üzerinden girmeyi seçtiğini açıkladı. Bedri Baykam ile başladığımız bu yolculukta, geleceğin çok evrenli düzeninde şimdiden güvenli ve güçlü bir şekilde yer almak isteyen NFT yaratıcısı olan tüm sanatçı ve tasarımcılar ile koleksiyoner, marka, ajans ve meraklıları buluşturan Manza.io olarak, geleceğin bir parçası olabilmeniz için sizleri bekliyoruz. ### Türk pop müziğinin öncü ismi: Erol Büyükburç Türk pop müziğinin öncü isimlerinden Erol Büyükburç 'un vefatının üzerinden 7 yıl geçti. Yaşamı boyunca 33 filmde oynayan, bin 800 beste yapan sanatçı, 20 fotoroman, 6 taş plak, 5 long play, 75 adet 45'lik ile 9 kaseti müzikseverlerle buluşturdu. Tarzı, sahne şovları ve giysileriyle Türk pop müziğinin öncü isimlerinden Erol Büyükburç'un vefatının üzerinden 7 yıl geçti. "Sevemem" şarkısıyla müzikseverlerin hayranlığını kazanan ve Türk pop müziğinde yaptığı yeniliklerle adından söz ettiren sanatçı, 22 Mart 1936'da Adana'da dünyaya geldi. Babası Sufi Bey'in görevi dolayısıyla Halep'te bir dönem yaşayan Büyükburç, eğitimine Freres Maristes'te başladı, Adana Kemal Paşa İlkokulunda devam etti. Usta sanatçı, gazeteci Seral Cumalı'ya verdiği bir röportajda, dünyaya geliş hikayesini şu sözlerle anlatmıştı: "Anneme eltisi, 'Sen artık doğuramazsın' deyince, o da kendini kanıtlamak istemiş ve beni ablamdan 10 sene sonra dünyaya getirmiş. Allah razı olsun o eltiden. 8 Ağustos 1936’da Adana’da doğdum. Babam Kafkasyalı Türkmen. Anne tarafından Giray Han’ın soyundan geliyorum. Babam Suphi Bey, Devlet Demiryolları güney hattında veznedardı. Halep’teki Freres Maristes adlı Fransız mektebine gidiyor, tatillerde Adana’ya geliyordum. Annem keman ve ud çalar keyfince, ablam piyano çalarak Fransızca şarkılar söylerdi. Babamın tarafında herkes bir enstrüman çalar, güzel şarkı söylerdi. Evde fasıl kurulur, hepsi birer radyo icracısı gibi öyle güzel icra ederlerdi ki şarkıları. Ben de onları dinler, feyz alırdım. Doğduğumda dedem anneme bir gramofon vermiş. Dedem ve babamın getirdiği taş plaklardan Tino Rossi, Caruso, Mozart, Hafız Burhan, Münir Nurettin plaklarını dinlerdik. Dinlediğim şarkıları çok güzel söylüyordum. İstanbul'a yerleşince, ortaokulda teneffüslerde arkadaşlarımın ısrarı üzerine bahçe duvarına çıkar, şarkı söylerdim." KURDUĞU MÜZİK GRUBUYLA FLORYA PLAJINDA MÜZİK YAPTI İstanbul'da Fatih Gelenbevi Ortaokuluna giden sanatçı, 1951'de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul’da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı. Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarına devam ederken diğer yandan Alis Rosental'dan şan dersleri aldı. İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi'nin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okulu bıraktı. Usta sanatçı, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye’deki öncü uygulayıcısı oldu. "Little Lucy" adlı bestesini 1961'de plak yapan sanatçı, ardından "Kiss Me", "Lover's Wish" ve "Memories" adlı bestelere imza attı. "LAS VEGAS VE HOLLYWOOD'UN PIRILTISINI ŞOVLARINA UYGULADIM" Büyükburç, Belgrat'ta 1964'te yapılan Balkan Melodileri Festivali’nde Milli Orkestra ile sahne aldıktan sonra folk düzenlemeler yaptı. İngilizce sözlü yabancı besteleri 1950'li yıllarda yorumlamaya başlayan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, "Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. 'O kadar ciddiyete gerek yok.' dedim. Las Vegas ve Hollywood'un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım." ifadelerini kullanmıştı. Sanatçı, 1992'ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için hazırladığı şarkılara imza attı, 1990'dan 2007'ye, TRT için tango emisyonları yaptı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp seslendirdi. İlk albümü "Sevgi Çiçekleri"ni 1975'te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981'de "Sevemem" adlı şarkısının da aralarında olduğu "Sen Varsın"ı yayımladı. Bu albümündeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı.  200'E YAKIN ÖDÜLÜN SAHİBİ OLDU Usta sanatçı Erol Büyükburç, yaşamı boyunca 33 film, 20 fotoroman, 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45'lik, 9 kasete imza attı, 200'e yakın ödül aldı, 1800 beste yaptı ve çok sayıda turne yaptı. Sinemaya da adım atan Büyükburç'un rol aldığı filmlerden bazıları ise şunlar: "Neşeli Aşıklar" (1964), "Kızılcıklar Oldu mu?" (1967), "Gençlik Türküsü" (1967), "Sus Sus Kimseler Duymasın" (1968), "Menekşe Gözler" (1968), "Turist Ömer Arabistan'da" (1969), "Kavanoz Dipli Dünya" (1971), "Kader Rüzgarı" (1976), "Kurban Olayım" (1976), "Nerdesin Firuze" (2003), "Hababam Sınıfı" Merhaba (2004), "Hırçın Kız Kadife" (2009) ### ‘Caramel Macchiato’ bireyin yalnızlığını sorguluyor C.A.M. Galeri Nisan ayında, Serpil Mavi Üstün’ün kişisel sergisi ‘Caramel Macchiato’ yu izleyici ile buluşturuyor. Gündelik hayatta gerçekleşme ihtimali olan, pitoresk senaryoları kafanızda canlandırın; şehirde yürümek, telefon ekranına bakmak, kahveni yudumlamak, bir doğum günü pastasının mumlarını üflemek, gelen çiçekleri kabul etmek gibi olağan durumlar Mavi Üstün’ün resimlerine konu oluyor. Screen Time, 2022, oil on canvas, 76x61 cm SERPİL MAVİ ÜSTÜN TEDİRGİN, SIKINTILI İNSANLIK HALLERİNİ RESMEDİYOR Günümüz bireyinin yalnızlığını ele alan sanatçı; kırılgan, tedirgin, sıkıntılı kahramanlarının tek başınalığa referans veren kişisel hikayeleri ile karşı karşıya getiriyor bizi bu sergide. Serpil’in resimlerinde üzerinde durduğu bu anların kimisinde pasif-agresif bir biçimde kendini gösteren kişisel tedirginlikler var. Hatta bazen resimlerdeki figürler ‘drama yaratmaktan haz aldıklarını’ düşündürür. Keyif alması gereken bir atmosfer ya da duruma kayıtsız görünebilir ya da ilk bakışta ideal, güzel veya mutlu görünen bir anı sabote edebilirler. Kendi pastel dünyalarını tahrip eden kahramanlar, günlük rutinlerimizde içimizde yaşadığımız çatışmalara ayna tutuyor. I feel you watching, 2022, oil on canvas, 45x55 cm SERGİ 30 NİSAN'A DEK ZİYARETE AÇIK Sanatçının resmiyle odağına aldığı tutum hikaye anlatmak değil; bireye odaklanarak yaşamın içinden bir kesitte onun gailesini yansıtmaktır. Mavi Üstün bunun kaynağında, toplumsal sistemin araçlarıyla kuşatılmış ve varoluş kapanına kıstırılıp kalmış bireyin sancılı durumunun yer aldığını düşünürken, resmindeki karakterler de, bu duruma karşı koymaya çalışan ve tepki veren kişileri yansıtıyor. Screen Time II, 2022, oil on canvas, 76x61 cm Anlık izlenimleri, görüntüleri, düşleri, çağrışımları, imgeleri; kısacık zaman kesitini dolduran bir sahneye dönüştürürken, bu sahnenin öncesinde olmuş olanı ve sonrasında olabilecekleri izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. 2 Nisan'da başlayacak olan Caramel Macchiato sergisi, C.A.M Galeri'de 30 Nisan'a dek ziyaret edilebilecek. ### Eda Zamanpur'un bireysel sanatçı NFT sergisi Animal Babes başladı Türkiye'nin ilk bireysel sanatçı NFT sergisi Animal Babes Kalao.io üzerinden satışa çıktı. Özgürlükçü ve başkaldırı ruhundan ilham alan, kadının vahşiliğini ve anaçlığını doğadaki ruhla birleştiren, tasarımcı, ressam, iç mimar Eda Zamanpur'un resim sergisi Animal Babes 8 Mart'ta sanatseverle buluştu. Sky Meta Solutions ortaklığında ve Silk and Cashmere'in katkılarıyla gerçekleşen sergide LG OLED teknoloji sponsorluğunu üstlendi. Animal Babes koleksiyonunun gelirinin yüzde 20'si TEV'in Üstün Başarı Sanat Burslarında kız öğrencilere bağışlandı. AÇILIŞTA ESERLERİN YÜZDE 50'DEN FAZLASI SATILDI 8 Mart akşamı açılışı gerçekleşen sergiye Bensu Soral Baş, Duygu Özaslan, Mahmut Orhan, Caner Erdeniz ve Batuhan Begimgil gibi tanınmış isimler katıldı. Ayrıca sergiye katılan sanatseverler sergideki koleksiyondan satın alarak bu anlamlı projeye destek verdiler. Yoğun ilgi gören açılışta, sergideki eserlerin yüzde 50'den fazlasının satışı gerçekleşti. Sergide satışı gerçekleşen ürünlerin gelirinin yüzde 20'sinin TEV'in Üstün Başarı Sanat Bursuna bağışlanması sayesinde, genç kız öğrencilere destek sağlanarak sanata teşvik edilmesi hedefleniyor. 8 Mart akşamı satın alınan eserlerden bazıları yeniden değerlenerek tekrar satışa çıktı. Proje kapsamında Animal Babes koleksiyonu satışlarından elde edilen gelirle TEV'e bağış devam edecek. TÜRKİYE'NİN İLK BİREYSEL NFT SERGİSİ Eda Zamanpur'un ve Türkiye'nin ilk bireysel sanatçı NFT sergisi olan Animal Babes, 16 Mart'a kadar Hazal Özkan Art sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. 8-16 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek sergi ile ilgili açıklamalarda bulunan Eda Zamanpur, “Türkiye'de sanat ve sosyal faydayı bir araya getiren NFT çalışmalarıyla özelleşen ilk ekip olarak ikinci projemizi 2022'nin ikinci yarısında gerçekleştirmeyi planlanıyoruz. Animal Babes eserlerini satın alanların hem ikinci projede öncelik hakkı olacak hem de sürprizlere sahip bir grup olacak” dedi. ### İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası ödülleri sahiplerini buldu İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası kapsamında verilen "Korsan Kitap Alma Resim Yarışması", "Fikir Maratonu", "Türk Kültürüne Katkı" ve "İstanbul Telif Ödülleri" düzenlenen törende sahiplerine takdim edildi. Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) gerçekleştirilen törene katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, okuyucu henüz ne aradığını bilmeden çok önce, yazar ve yayımcıların bu arayışa cevap verdiklerini aktardı. Ersoy, geçmişten bugüne her konu başlığında yazılmış eserler olduğuna işaret ederek, "Biliyoruz ki bizden çok daha önce ve çok daha ayrıntılı bir şekilde o konuya eğilen seçkin bir zihin, kitabı zaten yazmış; onun değerini anlayan bir yayıncı ise eseri yayımlamıştır." dedi. Bakan Ersoy, yayıncılık haftasında düzenlenen etkinliklerin önemine değinerek, "İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası, sektörün emekçilerine hem bir teşekkür mahiyetinde hem de yayımcılığın bugünü ve yarını için tecrübelerin paylaşılacağı, fikir alışverişinin yapılacağı, iletişim ve ilişkilerin kurulacağı bir ortam oluşturma düşüncesiyle sizlerle birlikte hayat buldu." ifadelerini kullandı. "ÇOCUKLARIMIZIN ELLERİNE TELEFON DEĞİL KİTAP VERMEYE BAŞLAMALIYIZ" Yayıncılığın dünyadaki değişime ayak uydurarak hem ihtiyaçlara etkin cevaplar vermesi hem de doğru projeler, eksiksiz hizmet ve ürünlerle kendi değerini kalıcı kılmasını istediklerini kaydeden Ersoy, şunları söyledi: "Uzun zaman ve emek harcanarak hazırlanan ve yayımlanan eserlere, başta telif hakları olmak üzere, hak ettiği saygıyı ve değeri göstermek, hepimizin omuzlaması gereken bir sorumluluktur. Çok değil belki iki belki üç nesil önce, bir kitabı okumakla onun bir baskısına sahip olmanın çok farklı şeyler olduğunun farkındaydık. Sahaflar bir hazine sandığı gibi heyecan uyandırırdı ve sayfalarına yılların sindiği eski kitaplar sahibini özel hissettirirdi. Yayıncılık, bu duyguların kaynağını keşfetmede ve onu insanlarla buluşturmada adeta soluksuz bir yarıştı. Biz yazara, esere ve yayımcıya atfedilen bu değerleri çocuklarımıza öğretmekle yükümlüyüz. Bu, telefon yahut bilgisayar ekranından öğrenilecek bir şey değildir. Daha geç olmadan, uslu durmaları için çocuklarımızın ellerine telefon değil kitap vermeye ve onlara yol göstermeye başlamalıyız." Ersoy, Türkiye'deki yayımcılık sektörünün son dönemde ciddi bir atılım yaparak önemli mesafeler kat ettiğini aktararak, "2021 yılı sonu itibarıyla baktığımızda, yayımcılık sektörümüz tarafından üretilen kitap başlık sayısı 87 bin 231'e, kitap adedi ise yaklaşık 438 milyona yükseldi. Diğer tüm sektörlerde olduğu gibi kültür endüstrisinde de son iki yılda yaşadığımız durgunluğa rağmen, 2020 ve 2021 aralık ayı rakamlarını kıyasladığımızda kitap üretiminde yüzde 5'lik bir artış yakaladığımızı memnuniyetle görmekteyiz. Uluslararası Yayıncılar Birliği ve Dünya Fikri Mülkiyet Örgütünün açıkladığı güncel uluslararası istatistiklere göre ülkemiz ISBN tahsis edilen başlık sayısı bakımından dünyada altıncı, perakende pazar büyüklüğü bakımından ise onuncu sıradadır. Bakanlığımızın sağladığı desteklerin ve sürdürdüğü projelerin sektörün bu atılımına ivme kazandırmış olması bizi ayrıca sevindirmekte ve daha güçlü adımlar atmak için şevk vermektedir." dedi. Kültür ve Turizm Bakanlığının yayımcılık alanında verdiği desteklerden ve yaptığı çalışmalardan da söz eden Bakan Ersoy, "İstanbul Uluslararası Yayıncılık Haftası'nın düzenlenmesinde, meslek birliklerinden büyükelçiliklere birçok kurum, kuruluş ve kişilerin katkıları, destekleri var. Hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bu etkinlik ve faaliyetlerin amaçlarına layık hizmet etmesini, yayımcılık sektörümüze değerli katkılar sunmasını diliyorum." değerlendirmesinde bulundu. Kuzey Makedonya'dan Prof. Dr. Adnan İsmaili ve Macaristan'dan Türkolog Edit Tasnadi'ye ödülünü Bakan Ersoy takdim etti. Törende ayrıca, gençlerden oluşan bir grup, Fikir Maratonu ödülünü aldı. YAYINCILIK DÜNYASININ ÖNEMLİ İSİMLERİ TÖRENDE YER ALDI Törene, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili ve yazar Prof. Dr. İskender Pala, tarihçi yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED) Başkanı Münir Üstün, Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) Başkanı Mehmet Burhan Genç, şair-yazar Beşir Ayvazoğlu, Büyük Doğu Yayınları Genel Koordinatörü ve Basın Yayın Birliği Derneği Yönetim Kurulu üyesi Emrah Kısakürek ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkan Yardımcısı İsrafil Kuralay'ın yanı sıra yayıncılık dünyasından, yerli ve yabancı çok sayıda önemli isim katıldı. "Sözün Edebi Yolculuğu: Kitap Sözün Kabuğudur" adlı tiyatro gösterisinin de sahnelendiği gecede, tanıtıcı filmler gösterildi ve tüm katılımcılarla hatıra fotoğrafı çekildi. Etkinlikte, İstanbul Telif Ödülü'ne layık görülen yayınevleri şöyle: Birincilik ödülü Makedonya'dan Logos-A, ikincilik ödülü Lübnan'dan Arab Scientific, üçüncülük ödülü ise Ukrayna'dan Alemak'ın oldu. İTO Özel Ödülü Gürcistan'dan Academic Press'e, YAYFED Özel Ödülü ise Almanya'dan Christina Tremmel'e takdim edildi. Korsan Kitaba Hayır başlıklı resim yarışmasında, 8. sınıf öğrencisi İrem Selvi birinci, 8. sınıf öğrencisi Elif Göksu ikinci, 7. sınıf öğrencisi Ilgaz Aminat Çakır üçüncülük ödülüne layık görüldü. Gecede, 7. sınıf öğrencisi Helena Sahkaee Nejad mansiyon ödülünü, Resim öğretmeni Seval Pehlevan ise birinci öğretmen, ödülünü aldı. ### 'Sonsuz Enerji, Mitokondriyal Havva' sergisi sanatseverlerle buluştu Bağımsız Sanat Vakfı tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Beyoğlu Belediyesinin destekleriyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne özel düzenlenen "Sonsuz Enerji, Mitokondriyal Havva" sergisi, Atatürk Kültür Merkezi'nde açıldı. Serginin açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Bağımsız Sanat Vakfı ile sergi sürecini heyecanla yürüttüklerini dile getirerek, son derece başarılı bir sergi organize ettiklerini söyledi. Yavuz, tüm kadınların gününü kutlayarak, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü, dünyada kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi alandaki mücadelelerinin, başarılarının anıldığı ve sorunları anlamında da daha fazla fırsat eşitliği, daha adaletli bir rol dağılımı için taleplerini daha yüksek sesle getirdikleri bir gün. Senede bir güne sıkıştırılmış gibi görünüyor, aslında 365 gün yaşadığımız sorunlar. Bugün de bu sorunları dile getirmenin tam zamanı." dedi. Kadın meselelerinin toplumdan da öte bir insan hakkı meselesi olduğuna dikkati çeken Yavuz, şöyle devam etti: "Karar verme mekanizmalarında daha fazla kadın olması gerekiyor. Haklarımızda, fırsatlarda eşitlik, rol dağılımında da adalet talep ediyoruz. Tabii ki moralimizi bozmaya gerek yok. Bu anlamda çok büyük yol kat ettik. Ama eşit ve adaletli bir dağılım olana kadar da bu mücadeleye devam edeceğiz. Kadın hakları meselesi, insan hakları meselesidir. Kadının mutsuz, huzursuz ve güvensiz olduğu bir dünyada o toplumu oluşturan erkeklerin de çocukların da yaşlıların da hatta sokak hayvanlarının da mutlu, huzurlu, sağlıklı olmuş olması mümkün değil. Dolayısıyla bu sadece bizim meselemiz değil. Bunu en güzel anlatma yollarından birisi de sanat." "İnsan olarak eksiklerimizi tamamlamayı hedef alırsak en doğru yolu bulmuş olacağız" Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız da "Sadece bu günlerde değil, elbette her gün kadınların günüdür. Her gün kadın doğaya, dünyaya bir şeyler katıyor. Bir değer katıyor. Hepimiz farkındayız. Kadının en büyük eseri insanı dünyaya getirmiş olmasıdır. Böyle büyük bir eserin sahibidir kadın. Bu bakımdan ne kadar teşekkür edersek ne kadar minnet duygularımızı ifade etsek az." ifadelerini kullandı. Serginin küratörü Hülya Yazıcı ise geçen yıl kadınlar gününe özel düzenledikleri sergide kadına şiddeti ele aldıklarını, bu yıl ise daha pozitif bir tema üzerine çalışma yapmak istediklerini anlattı. Yazıcı, erkeklerin ve kadının fıtratının farklı olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti: "Aslında kadına pozitif olarak bakmaktan ziyade insan olarak eksiklerimizi tamamlamayı hedef alırsak en doğru yolu bulmuş olacağız. Doğaya baktığımızda ben doğadan çok fazla şey öğrendim. Varlık alemi bir kitap gibi onu okumalıyız. Dişi hayvanlara da baktığınızda hamilelik sırasında ve doğumdan sonra verilen bir koruma iç güdüsü var. Bu çok özel bir şey. İnsan iyi bir gözlem yaparsa dişinin ve erkeğin görevlerini ayrı ayrı fark edebilir. İnsani olarak birbirimize destek vermemiz gerekir. Zorlukları beraber aşmalıyız. Yaratılışımızdan edindiğimiz bir takım özellikler de var. Bunları yok sayamayız." Serginin başlığından yola çıkarak konusuna da değinen Yazıcı, "Sonsuz enerji dediğimiz şey kadının hücrelerinde bulunan mitokondrilerdeki DNA'larla taşınan enerjidir. Bu anneden erkek ve kız çocuklarına geçen bir özellik. Babada olmayan bir şey. Dolayısıyla sergide biz bu durumu vurgulayarak kadının önemini anlatmaya çalıştık. Farklı disiplinlerden 19 sanatçımız var. Resim, seramik, heykel, enstalasyon ve bir video art eserimiz var. Hepimiz bu konuyu bu eserlerle kendi tekniğimiz ve anlayışımızla işlemeye çalıştık." diye konuştu. Sergide, Adalet Binnur, Burcu Erkal Salman, Ceylan Dökmen, Ecem Dilan Köse, Erhan Lanpir, Fatma Lootah, Feride Binicioğlu, Feyyaz İnanç, Gonca Kopuz, Günseli Kato, Hülya Yazıcı, Khayyam Zidane, Malik Bulut, Mehtap Özdemir, Mutlu Başkaya, Seydi Murat Koç, Şerafettin Dedeoğlu, Yusuf Aygeç ve Zehra Başaran'ın eserleri yer alıyor. ### Ressam Sofraları bu kez Tamara de Lempicka'yı ağırladı Moda Deniz Kulübü'nün gastro-kültürel etkinlikleri kapsamında bir sanat markası haline gelen "Hülya Botasun ile Ressam Sofraları", bu defa Polonyalı ünlü ressam Tamara de Lempicka 'yı ağırladı. Hülya Botasun, 16 Mayıs 1898 tarihinde Maria Górska adıyla Varşova'da zengin bir Polonyalı anne ve Rus tüccar bir babanın kızı olarak doğan Tamara de Lempicka'nın fırtınalı hayatını, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle tercih ettiğini açıkladı. Bir yandan sanatçının yaşamı boyunca ürettiği eserlerin ekrana yansıtıldığı, bir yandan da hayatındaki kırılma noktalarından yola çıkarak hikayesinin anlatıldığı sunum, konuklar tarafından büyük beğeniyle karşılandı. 7 Mart Pazartesi akşamı Şef Feyyaz Doğan’ın karşılama kokteyli ve tadım menüsü ile başlayan gece, sanatçının sevdiği yemeklerden oluşan menü ile devam etti. Karşılama kokteyli ve yemeğe, Doluca markasının şarapları eşlik etti. "MUCİZELER YOKTUR, SADECE YAPTIKLARIN VARDIR" Sunumu boyunca sanatçının ürettiği eserlerin büyük bölümü hakkında ayrıntılı bilgi veren Hülya Botasun, gecenin sonunda Tamara de Lempicka'nın anlatılmamış hikayesi ve hayatta kalma sanatını anlatan "Mucizeler Yoktur, Sadece Yaptıkların Vardır" adlı kısa filmin gösterimine yer verdi. Fotoğraflar: Volkan Taşkın ### Sinema sektörüne 1 milyon 814 bin lira destek sağlanacak Kültür ve Turizm Bakanlığı, sinema sektöründe 65 projeye 1 milyon 814 bin lira destek sağlanacağını bildirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, yeni ve nitelikli eserlerin üretimiyle Türk sinemasının gelişimine ve gençlerin sektöre adım atmalarına imkan sağlayacak destekler için, sinema sektörü ve Bakanlık temsilcisinden oluşan 8 kişilik kurul tarafından değerlendirme yapıldığı belirtildi. Değerlendirme sonucunda, 30 senaryo ve diyalog yazım projesine 624 bin lira, 31 kısa film yapım projesine 975 bin lira ve 4 animasyon film yapım projesine 215 bin lira olmak üzere toplamda 65 projeye 1 milyon 814 bin lira destek kararının alındığı bildirildi. Senaryo türünde destek alan kadın oranının yüzde 50, kısa film yapım türünde ise yüzde 30 olduğu aktarılan açıklamada, animasyon film yapım türünde destek alanların tamamının kadın yönetmenlerden oluştuğu vurgulandı. Gelecek aylarda devam edecek sinema destekleri kapsamında ilk uzun metrajlı kurgu film yapım, uzun metrajlı sinema film yapım, dağıtım ve tanıtım, ortak yapım ve çekim sonrası destek başvurularının mart ayında, belgesel film destek başvurularının ise mayıs ayında değerlendirileceği duyuruldu. ### Yakından bakınca: Şerife SALT'ın, Ten, Beden, Ben sergisinden seçili işleri inceleyen çevrimiçi “Yakından Bakınca” video serisi kapsamında İpek Duben’in Şerife işi mercek altına alınıyor. Yakından Bakınca video serilerinde, İpek Duben'in sergisinde yer alan işlerin bir izdüşümü olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, göç, tüketim alışkanlıkları gibi temalar merkeze alınıyor. "YAKINDAN BAKINCA"NIN İLK VİDEOSU 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ'NE ÖZEL SALT Beyoğlu’nun üç katına yayılan Ten, Beden, Ben, erkek şiddetinden toplumsal cinsiyete, yerinden edilme ve göçten tüketim alışkanlıklarına uzanan konuları irdeleyen İpek Duben’in üretimine yeni bir bakış sunuyor. Sergi süresince saltonline.org ve SALT Online sosyal medya kanallarında yayınlanacak “Yakından Bakınca” videoları, Duben’in pratiği boyunca zihnini meşgul eden temalar etrafında bir araya getirilen resim ve enstalasyonlarını inceliyor. "ÖTEKİ"NE BİR BAKIŞ 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında yayınlanan ilk video, SALT Beyoğlu’nun giriş katında sergilenen Şerife (1980-1982) serisine odaklanıyor. Bir desen ve on bir resimden oluşan Şerife, Duben’in yerel bir bağlamda göç, “öteki”ne bakış ve toplumsal cinsiyet konularını ele aldığı ilk işidir. Toplumsal varlığı ve emeği görünmez kılınan kadınları gündeme getirerek feminist bir tavrı yansıtan resimler, kültürel gelenek ve âdetlerle kırsal ve kent yaşamı arasındaki geçişlere de işaret eder. “Yakından Bakınca” videoları, eleştirel düşünce ve bilgi paylaşımına dayalı programlardan oluşan SALT Yorumlama kapsamında hazırlandı. ### Dünyaca ünlü yazardan yeni kitap: Yol Nedir ve Nasıl Yürünür? Kitapları 73 dile çevrilen, 81 eşsiz eserin dünyaca ünlü yazarı Akif Manaf’ın, yeni kitabı “Yol Nedir ve Nasıl Yürünür?” raflardaki yerini aldı. Dünyaca ünlü yazarın Covid-19 günlerinde merakla beklenen yeni kitabı okurlarla buluştu. Tüm dünyada büyük bir okur kitlesi tarafından gün geçtikçe daha da yakından takip edilen yazar, bu kitapta yol konusunu tüm detaylarıyla, kapsamlı bir biçimde ele alıyor. A.Z. Yayıncılıktan çıkan kitap, hem derin teorik bilgilere hem de çok boyutlu pratik deneyimlere dayanıyor.  Dünyaca ünlü yazar Akif Manaf, eserde yol üzerine önemli tespitler yapıyor ve şunları söylüyor: Zekâsı uyanmış insan evladı: “Yol nedir?” sorusunu hep sormuştur. Herkesin yola ihtiyacı var çünkü yolsuz hiçbir yere varılamaz. Herhangi bir yere varmak için yola ihtiyaç var. İnsan sosyal bir varlıktır. Bu nedenle insan toplumla birlikte hareket etmek zorundadır. Toplum bireye bir yaşam tarzı veya yaşam yolu dayatır ve dayatılan yaşam yolu bireye uymayabilir. O zaman birey başkaldırır ve kendi yolunu bulmaya çalışır. Şayet birey varlık amacını biliyorsa doğru yolu bulabilir. Peki, varlık amacı nedir? Doğru yol nedir? Doğru yol tekâmül yoludur. Varlık amacı ise bireyin kim olduğunu, neden burada olduğunu, nereden buraya geldiğini ve nereye gideceğini bilmesidir. İşte, insan doğru yolu bulunca bu dört hayati soruya doyurucu yanıtlar bulabilir. Ama yol doğru olmayınca bu sorulara uydurma, geçiştirme, gerçek dışı cevaplar alır ve kişi doğru yoldan daha da uzaklaşır. Varlık amacını saptayamayan kişi ise iyice bocalar ve hayatı altüst olur. O, doğru yolu bilmeden uzun bir yolculuğa çıkar ve yorgun düşer. Bu tür yolculuğun sonu olmaz çünkü kişi gaip ve meçhul olan bir yola düşer. Bu tür yolculuk yorucu olur çünkü kişi kafasına göre kararlar verir ve takati bitinceye kadar yürür. Sonuç olarak kendisini ölüm döşeğinde bulur ve acılar içinde ölür çünkü ölmenin de doğru yolunu bilmez. Gerçekten insan olmak için birey; zaman zaman durup hayatını gözden geçirmeli, sorgulamalı ve şu sorulara yanıt bulmalıdır: Hangi yolun yolcusu olmak? Nereye doğru yol almak? Nasıl yoldaki anlamı bulmak? İşte, insan olmanın birinci gereği tekâmül etmektir. Varoluşsal bir seyir olan yolda ilerlemek tekâmül etmek demektir.Tekâmül etmek, mükemmele giden yolda olmak demektir. Tekâmül yolunda olmak bilgelik sevgisiyle gerçeğe doğru yürüyüş yapmak demektir. Tekâmülcü yolda, bilimin ışığında bilgece yürür ve sorgulamaksızın, gözü kapalı hareket etmez. Birey toplumun ona sunduğu yaşam yolunu kendi müktesebatıyla gözden geçirip doğru yolda olmaya çalışır. İşte bu, tekâmül yolunun ta kendisidir. Yolda olmak mutlaka sorgulamak, irdelemek, deneyimler yaşamak ve bunları yaşama yansıtarak benimsemek demektir. Dünya döndükçe devam edecek olan, ilk insandan beri mevcut ve kesintiye uğramayan bir yoldur tekâmül. Kitaptan Başlıklar: Bu kitabı okuyan insan, yol konusundaki bütün sorularına cevap bulacaktır! Yol nedir? Yol felsefesi nedir? Yol zirvesi nedir? Yol zenginliği nedir? Yol gizemi nedir? Yol devrimi nedir? Yol paradoksu nedir? Yol hedefi nedir? Yol saadeti nedir? Yol anahtarı nedir? Yol mucizesi nedir? Bu ve bunun gibi sorular artık cevapsız kalmayacak! Günümüzün en sıra dışı yazarlarından olan ve kişisel gelişim okurlarının yakından takip ettiği Manaf, kitaplarında farkındalığı artıran keskin analizler ile öne çıkıyor. Yaratıcılık, Aşk, Zekâ, Başarı, Mutluluk, Değişim, İnsan, Devrim, Hırs, Şöhret, Siyaset, Ahlak, Merhamet, Aydınlanma, Bilinç, Anlayış, Zihin, Bilgelik gibi insana dair hemen her konuda 81 eseri bulunan yazar, şaşırtıcı bir sadelik ve akıcı bir anlatımla her kesime hitap ediyor. ### Deniz Karakurt Şekerci'nin 'Deniz Hikayesi' sergisi sanatseverlerle buluştu Sanatçının tuval üzerine akrilik boya çalışmalarından oluşan 30'a yakın eserinin yer aldığı sergi, 1 ay boyunca Kelimat Sanat Evi'nde görülebilecek. Ressam Deniz Karakurt Şekerci'nin "Deniz Hikayesi" adlı sergisi, Kelimat Sanat Evi'nde açıldı. Tuval üzerine akrilik boya çalışmalarından oluşan sergiye ilişkin AA muhabirine açıklama yapan sanatçı, Antalya'da yaşadığını, İstanbul'da ilk kez bir kişisel sergi açtığını söyledi. Sergide yer alan karakterlerin imgesel olarak ortaya çıktığını ifade eden Şekerci, "Kadınların sorunları üzerine kişisel olarak dert edindiğim konuları daha çok işliyorum. Mesaj verme kaygısıyla değil de daha çok kadınların duygu durumlarını anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum." dedi. Bir tekstil malzemesi olarak kumaşları resimlerine dahil ettiğine değinen sanatçı, seriyi "Dikiş İzi" olarak adlandırdığını kaydetti. "DENİZE VE ÖYKÜLERİNE AŞIK BİR SANATÇI" Kelimat Sanat Evi Sanat Direktörü Adnan Al Ahmad ise "Deniz" isminin özgürlüğün diğer adı olduğunu belirterek, "Şekerci, denize ve onun öykülerine aşık bir sanatçı. Bu aşkı tüm sancılarıyla ve huzuruyla doğurduğu tablolarında görebilirsiniz." dedi. Ahmad, sergide 30'a yakında eser olduğunu belirterek, "Bu sergi aynı zamanda Kelimat Sanat Evi'nin Koşuyolu'ndaki son sergisi olacak. Galerimiz nisan ayıyla birlikte Üsküdar'daki yeni mekanına taşınacak. Tüm sanatseverleri yeni mekanımıza davet ediyoruz." diye konuştu. Kelimat Sanat Evi'nin 2 katında yer alan sergide Deniz Karakurt Şekerci'nin eserleri 1 ay boyunca ziyaret edilebilecek. ### Zeynep Torun, "Her Kedi Başka Bir Âlem" sergisiyle Galeri Selvin'de! Cevat Dereli, Adnan Çoker, Neşet Günal gibi ustarın atölyelerinde yetişen Zeynep Torun, "Her Kedi Başka Bir Âlem" adını verdiği yeni sergisiyle Galeri Selvin Arnavutköy'de sanatseverlerle buluşuyor. 22 Mart tarihinde açılacak olan sergi, 16 Nisan tarihine kadar gezilebilecek. Sergi kapsamında ayrıca, ilginç öyküleri ve birbirinden güzel resimleriyle kediler alemini daha iyi anlayacağınız bir kitap da sizleri bekliyor olacak. YAZILI, ŞİİRLİ, RESİMLİ, HEYKELLİ BİR SERGİ Zeynep Torun, sergiye adını verdiği "Her Kedi Başka Bir Âlem" ile ilgili şöyle diyor: "Hayatımıza giren kedileri yazıyordum. Daha önceden yaptığım kedi resimleriyle yazılar birleşince bir bütün oldu. Günlerden pazar, sevgili dostlarımız Sema ve Nezih Başgelen bizde. Konuşma sırasında bu yazı ve resimler konu olunca Nezih'in 'Hemen bunu basalım' demesiyle kitabı elimde hissettim. Uzun bir süre yeni resimler ve yazılarla, düzeltmelerle çalışmalar devam etti. Sonunda 2022’den birkaç gün evvel kitap elimizde oldu. Selvin'e bahsettiğimde 'Sergisini yaparız' deyince, çok hoş oldu benim için. Kitapta değişik zamanlarda yapmış olduğum resimler var. Bir kısmı realist, bir kısmı soyutlanmış... Hayal mahsulü olanlar da var. Tabii Selvin olunca heykelsiz olmaz. Ben de kısa sürede heykeller yaptım. Yazılı, şiirli, resimli, heykelli bir sergi. Kediler her yerde!" ZEYNEP TORUN HAKKINDA Adana doğumlu olan Zeynep Torun, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Yüksek Resim Bölümü’nden mezun oldu. Cevat Dereli, Adnan Çoker ve Neşet Günal atölyelerinde çalıştı. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü’nü bitirdi. Değişik çocuk dergilerine resimler yaptı. Cevdet Altuğ’un atölyesinde seramik çalıştı. Sanat çalışmalarını seramik üzerine yoğunlaştırıp, kendi seramik atölyesini açtı. Değişik kuruluşlara panolar yaptı. 1993 yılından itibaren resim ve heykeli birlikte yürüten sanatçı, yurt içi ve yurt dışında pek çok karma sergiye ve fuarlara katıldı, kişisel sergiler açtı. ### 39 Galeri'de "Emek, Sanat ve Kadın" 39 Kalamış Marina Hotel bünyesinde yer alan 39 Galeri, yine son derece anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenmesine karar verilen serginin adı "Emek, Sanat ve Kadın" olarak belirlendi. 10 KADIN RESSAM İkisi İran kökenli olmak üzere 10 kadın ressamın ürettiği eserleriyle katıldığı karma sergide, heykel çalışmalarından örnekler de bulunuyor. 4 Mart Cuma günü itibariyle sanatseverlerin ziyaretine açılan sergi, 28 Mart 2022 tarihine kadar gezilebilecek. BAKAN YARDIMCISI KATILDI Serginin açılışına, Kadıköy Kaymakamı Dr. Mustafa Özarslan ile birlikte Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da katıldı. Kadıköylü olan, hatta geride bıraktığımız yerel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Kadıköy Belediye Başkan Adayı gösterilen Özgül Özkan Yavuz, sergi açılışında yaptığı konuşmada "Bir Kadıköylü olarak böylesine değerli bir serginin açılışında aranızda bulunuyor olmaktan son derece memnunum" dedi. KADININ GÜCÜ YÜKSELİYOR İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine; ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmış olan Dünya Kadınlar Günü haftasında kadınların gücünün yükselmekte olduğuna dair veriler de paylaşan Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz; "Kadının iş gücündeki konumu, bir önceki yıla göre yüzde 27'den yüzde 34'ler seviyesine çıkmıştır. Yine kadın akademisyenlerin oranı da yüzde 50'nin üzerine çıkmıştır. Bunlar çok iyi gelişmeler" ifadelerini kullandı. SANATIN İYİLEŞTİRİCİ VE BİRLEŞTİRİCİ ROLÜ 39 Galeri Kurucusu Münteha Adalı ise serginin açılış konuşmasında "Böylesine anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yapmış olmaktan dolayı son derece mutlu ve huzurluyum. Sanatın ulaşılabilir olması çok önemli. Toplumların değişim ve dönüşüm sürecinde sanatın iyileştirici ve birleştirici etkisinin ne denli mühim ve ne denli gerekli olduğunu, yaşadığımız pandemi sürecinde anladık. Bu nedenle elimizden geldiğince sanata ve sanatçıya sahip çıkalım" mesajı verdi. SERGİYE KATILAN 10 KADIN RESSAM 39 Galeri bünyesinde düzenlenen sergiye katılan 10 kadın ressam şu isimlerden oluştu: Ayşegül Karakaş, Devran Tan, Eda Taşlı, Feza Güvenal, Havva Marta, Maryam Salahi, Safa Kasaie, Sema Bicik, Serap Gümüşoğlu ve Yasemin Keltek. Sergi açılış töreni sonrasında GZT.com haber portalına bir röportaj veren Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Dünya Kadınlar Günü'nde kadının siyaset dünyasındaki yerinin de belirgin biçimde yükseldiğine dikkat çekerek; "Özellikle belediye meclis üyeliklerinde kadınların önemli hizmetlere vesile olması dikkat çekmektedir. Ayrıca, kadınların bu mevkilere çok da yakıştığını görüyoruz. Yine kadın muhtarların sayısında da belirgin bir yükseliş gözleniyor" diye konuştu. ### Semih Kaplanoğlu'nun tiyatro izleyicisiyle buluşturduğu 'Limon'un prömiyeri yapıldı İstanbul Devlet Tiyatrosunun yeni oyunu "Limon"un prömiyeri Mecidiyeköy Büyük Sahne'de gerçekleştirildi. İki perdelik oyunun yönetmenliğini üstlenen Semih Kaplanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgın dolayısıyla eve kapanılan günlerde yerli ve yabancı tiyatro okumaları yaptığını, bu dönemde sinema yazılarından tanıdığı Mehmet Baydur'un dikkatini çektiğini söyledi. Kaplanoğlu, Baydur'un iyi bir edebiyatçı olduğuna işaret ederek, "Baydur'un eserlerini okumaya başlayınca 'Limon' oyunu hem metin hem de içerik olarak beni çok etkiledi. İçimden, 'Bunu sahneye koymak lazım.' dedim. Baktığımda da ilk kez 1984 yılında Müşfik Kenter yönetiminde oynanmış. O dönemden beridir de bildiğim kadarıyla ne Devlet Tiyatrolarında ne özel tiyatrolarda sahnelenmemiş. Bu çok uzun bir süre. Bir de farkına vardım ki Mehmet Baydur, bizim edebiyatımızın Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Orhan Pamuk zincirinden bir halka." dedi. Oğuz Atay'ı da çok sevdiğinin altını çizen Kaplanoğlu, şunları aktardı: "Oğuz Atay'ın ironi olarak edebiyatta yaptığı şeyi aslında Mehmet Baydur da bütün oyunlarında uygulamış. Baydur, bizim tiyatromuza kazandırılmış çok önemli bir yazar. İlginçtir ki son yıllarda Baydur'un oyunları oynanmıyor. Bunun bir sürü sebebi olabilir, bilmiyorum. Yani bu şekilde 'Limon'u sahneye koyma hikayesi ortaya çıktı. Hayatımda ilk defa tiyatroyla uğraştım. Aslında bugüne kadar hep senaryolarımı kendim ya da eşim Leyla İpekçi'yle yazdım. İlk defa kendimin olmayan, çok sevdiğim bir yazarın senaryosunu sahneye koyma durumu oldu." OYUNLA MEHMET BAYDUR'U VE HOCALARIMI ANMAK İSTERDİM Usta yönetmen, oyunun konusuyla ilgili kişisel bağları olduğuna da değinerek, "Ben 1980 darbesinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi birinci sınıftaydım ve o dönem benim okuduğum sinema bölümü, aynı zamanda tiyatro bölümü de okulun içindeydi. Biz iç içe bir eğitim aldık. O dönem Türk edebiyatından birçok ismi, akademisyeni tanımış oldum. Onların bir kısmının darbe günlerinde yaşadıkları moral bozukluğu, çöküş, hayallerinin gerçekleşmemesi, kendilerini gerçekleştirme konusunda darbenin onlara getirdiği bir sürü yasaklar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması gibi konulara şahit oldum." ifadelerini kullandı. Darbe döneminde yaşananlara da değinen Kaplanoğlu, "Öte yandan belli bir kuşağın Türkiye'ye dair kurdukları hayallerin gerçekleşmemesi, hapse gönderilenler, tutuklananlar, Türkiye'yi terk edenler... Bütün bunlar benden bir ya da iki önceki kuşağın darbe döneminde yaşadıkları. Evlerdeki tecridi, dışarda pek görünmemelerini ve bunun getirdiği erozyonu bu oyun çok net bir şekilde anlatıyor." diye konuştu. Kaplanoğlu, Türk aydınının yaşadığı birçok sıkıntıyı 'Limon' oyununun net bir şekilde anlattığına dikkati çekerek, "Bu oyunu okuduğum zaman, hep arkadaşlarım, hocalarım geldi aklıma ve tek tek oyundaki karakterlerde aslında onları gördüm. O yüzden de çok aşinalık var, oyunla ve yaşantım arasında. Bu anlamda da oyunla bir şekilde hem Baydur'u hem de hocalarımı anmak istedim." değerlendirmesinde bulundu. HEM GEÇMİŞİN RUHUNU HEM DE BUGÜNÜN RUHUNU OYUNA KATMAYA ÇALIŞTIK İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Kubilay Karslıoğlu'na oyunu sahneleme fikrini ilk söylediğinde memnuniyetle kendisine bu olanağı sağladıklarını aktaran Kaplanoğlu, "Çok iyi oyuncular ve sahne arkası teknik ekiple çalıştım. Benim 'Buğday' filminin müziğini yapan Mustafa Biber, bu oyunun müziklerini yaptı. Onun için de ilk tiyatro deneyimi oldu. Heyecanlıyız. Bizim aldığımız keyfi seyirci de alır. Çok kolay bir metin değil. Biraz sabırla izlemeleri lazım. Ama olabildiği kadar hem geçmişin ruhunu hem de bugünün ruhunu oyuna katmaya çalıştık." dedi. Semih Kaplanoğlu, oyunu yönetirken yaşadığı zorluklara da değinerek ise şu bilgileri verdi: "Limon'da oyuncularımız gençler. 1980 darbesini ve o yılları yaşamamış insanlar. O dönemin dünyasına da bu anlamda uzaklar. Metni de bu anlamda çözümlemek, bir takım anekdotlara girmek, bazı karakterleri incelemek, araştırmak, onlar hakkında konuşmak aslında zorlandığımız değil ama en fazla zevk aldığımız süreçti. Çünkü çok katmanlı bir metin bu. Tiyatro, sinemadan farklı. Biz sinemada kese kese gidiyoruz. İstediğimiz bir sahneyi başka açılardan çekebiliyoruz. Ama tiyatro tek bir zamana ait, başlayan ve biten bir şey. O yüzden burada oyunun bütün yükü oyuncuların üzerinde. Metinle yönetmenin ilişkisini ve bu ilişkinin karşılıklarını hem görsel hem mizansen olarak kurduk. Sinemanın burada bana en büyük faydası da biraz ışık, biraz mizansen, biraz dekorun detayları konusunda oldu. Sinemada sahip olduğum deneyimi burada devreye soktum." ÇOK GÜZEL BİR EKİP OLDUK Oyunda "Necip" karakterini canlandıran Murat Sarı da "Limon"un oyun içinde oyun tekniğiyle sahnelenen bir yapım olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: "Aziz ve Muhsin iki arkadaş. Bu iki arkadaş kendi aralarında yaşadıkları dönemin içerisindeki sıkışmışlıkla kendilerine bir kanal açar. Açtıkları kanal aslında oyun içinde oyundur. O kanalın içerisinde biraz mutlu oluyor, avunuyorlardır. Daha sonra o açtıkları kanalda, kendi kişiliklerinden başka yarattıkları kişiliklerle oynadıkları oyundan zevk almaya başlarlar ve o zevk daha da ilerlemeye başlar. Fakat bu durum da onları kurtaramaz ve palyatif çatı da çöker. Yani mutsuzluk dediğimiz şey, dönemle de birlikte bir şeydir. Çünkü o aydınların yaşadığı dönemdeki sıkıntılarını anlatmışlardır." Kendi karakterinin oyunda daha sonra devreye girdiğini ve oyun içinde oyuna zorlandığını ifade eden Sarı, Necip'in çerçeve anlatıcısı olarak, oyunun içindeki diğer figürlerden farklı olduğunu dile getirdi. Murat Sarı, Kaplanoğlu'nun deneyimli bir film yönetmeni olduğuna vurgu yaparak, şöyle devam etti: "Onun bakış açısıyla, bizim tiyatro bakış açımız ortak bir yerde buluştu. Kendisinin deneyimlerine, biz de oyunculuk deneyimimizi kattık. Tiyatro tekniğine, sinemadan da bir takım ögeler ekledik. Oyunun içerisinde görsel çok önemli bağlantılar var. Bunları birleştirdik. Semih hocayla ilk çalışmamızdı. Gayet keyifliydi. Yeri geldiğinde konu üzerinde tartışmalarımızı yaparak, bir yerde uzlaşarak oyunu güzel bir noktaya getirdiğimizi düşünüyorum." Eserde "Aziz" rolünü üstlenen Lebip Gökhan, çok güzel bir ekip olduklarını belirterek, "Prova sürecimiz biraz uzun geçti. Çünkü metin biraz ağırdı. Fakat hepimiz çok keyif aldık. İnşallah güzel bir iş olacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı. "Aslı" karakterini oynayan Melike Durak Aras, "Çok uzun ve keyifli bir prova sürecinin ardından seyircilerimizle buluşuyoruz. Limon'da Aslı umudu biraz anlatan bir karakter. Bütün acılara, yaşadıklarına, iletişimsizliklere her şeye rağmen umudu temsil ediyor. Biz ekip olarak çok severek oynuyoruz oyunu. Umarız seyircilerde oyunu severek izler, bizi yalnız bırakmazlar." diye konuştu. "Muhsin" rolünü canlandıran Fatih Topçuoğlu ise iç içe geçmiş duyguların sahnedeki yansımasının görüleceğini aktararak, "Değişik tarzda bir oyun. Bir sinema yönetmeninin gözünden de bakacağız oyuna. Bu noktada farklı bir şey. Bütün seyircilerimizi bekliyoruz." dedi. Yaklaşık 2 saat süren oyunda ayrıca Nihal Dinçel, Çağıl Tekten ve Emre Çoldur rol alıyor. Oyunun dekor tasarımını Aytuğ Dereli, kostüm tasarımını Dilek Kaplan, ışık tasarımını Yakup Çartık, müziklerini Mustafa Biber hazırladı. Eser, tiyatronun farklı geleneklerinden beslenen örgüsüyle modern bireye ironik bir pencereden bakıyor. Oyun, yarın ve 6 Mart'ta, ayrıca 25-27 ve 31 Mart'ta yeniden izleyiciyle buluşacak. ### Akaretler Sıraevler, birbirinden farklı sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor Türkiye’nin en değerli semtlerinden Akaretler Sıraevler’in Mart ayı boyunca birbirinden özel yapılarında gerçekleşecek farklı disiplinlerdeki sergileri, ayrı dünyaların kapılarını açacak. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul’un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler’in Mart ayı programlarından sanat akıyor. Londra’da Urban Land Institute (ULI) ödülüne de layık görülen ve Avrupa’nın 2. Büyük restorasyon projesi de olan Akaretler Sıraevler, Mart ayında Haluk Akakçe’nin uzun bir aradan sonra düzenleyeceği yeni sergisi “Made in Love”, Odeabank’ın sanat platformu O’Art’ın “Lorem Ipsum” başlıklı karma sergisi  ve yeni nesil sanat ve tasarım platformu Mercado'nun hayata geçirdiği “Original by Nature” adlı sergilere ev sahipliği yapacak. Dünya ölçeğinde projeler üretenHaluk Akakçe beş yıl aradan sonra İstanbul’da üç önemli video işi ve beş yıllık üretimlerinin özeti niteliğinde kapsamlı bir sergiyle izleyenlerle buluşuyor. ‘Made in Love’ isimli sergi 3-22 Mart günleri arasında Akaretler Sıraevler ve Sevil Dolmacı Art Gallery iş birliği ile Akaretler Sıraevler No:37-39’da gerçekleşiyor. Multidisipliner bir sanatçı olan Haluk Akakçe’nin, 2006 yılında Las Vegas sokaklarında 4-6 bloğu kaplayan ‘They Called it Love, I Call it Madness’ isimli ses ve video yerleştirmesi ve hiç görülmemiş devasa resimleri bu sergiyi önemli kılan unsurlar arasında bulunuyor. O'ART'TAN TİPOGRAFİ SERGİSİ "LOREM IPSUM" Odeabank’ın sanat platformu O’Art, dokuz sanatçının yazı ve formun bir araya geldiği eserlerinin yer aldığı “Lorem Ipsum” başlıklı karma sergisini 17 Mart tarihine kadar Akaretler Sıraevler No:11’deki adresinde sanatseverlerle buluşmaya devam edecek. O’Art’ın düzenlediği sezonun ikinci sergisi olan “Lorem Ipsum” Berkay Tuncay, Gülen Eren, Leyla Emadi, Emin Çelik, Merve Ünsal, Merve Ertufan, Nancy Ata-kan, Huo Rf ve Eylül Ersöz’ün eserlerinden oluşuyor. Küratörlüğünü Begüm Güney’in yaptığı “Lorem Ipsum” başlıklı karma fiziksel serginin sona ermesinin ardından, sergi Odeabank internet sitesi üzerinden çevrim içi olarak görülebilecek. Yeni nesil sanat ve tasarım platformu Mercado'nun hayata geçirdiği, iklim krizi karşısında kentsel tarım önerisini odağına alan “Original by Nature” adlı sergi, 1-22 Mart tarihleri arasında Akaretler Sıraevler’in No:19 binasında gerçekleşiyor. Akaretler Sıraevler’in sponsorluğunda gerçekleşecek sergide; kurgusu bağımsız genç tasarımcı ve sanatçıları destekleyen Mercado’ya ait olan ve dönüşümün yarattığı döngüsellikten ilham alan deneyim merkezli sergide, cam sanatçısı Egemen Kemal Vuruşan ve dijital sanatçı Ecem Dilan Köse yer alıyor. Egemen Kemal Vuruşan’ın kullanılmış viski şişelerini ileri dönüştürerek tasarladığı enstalasyona, Ecem Dilan Köse’nin dijital sanat eserleri eşlik ediyor. Dijital sanat eserine yerleştirilen ve bitkileri besleyen mor ışık sayesinde enstalasyon yaşayan bir organizmaya dönüşüyor. Ecem Dilan Köse’nin sergi kapsamındaki dijital sanat eserlerinin daha sonra NFT olarak satışa çıkarılması ve buradan elde edilen gelirin kentsel tarımda kullanılması planlanıyor. Kentsel tarım uygulamalarıyla tanıdığımız Ek Biç Ye İç ekibi de projede iş birliğiyle yer alıyor ve sistemin çalışması konusundaki teknik desteği sağlıyor.  T.C. Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 önlem ve tedbirleri kapsamındaki 20.08.2021 tarihli genelgesine göre; Akaretler Sıraevler’de yapılacak tüm kültür&sanat ve diğer etkinliklerin girişlerindeki tüm kapılarda HES kodu üzerinden ziyaretçilerin aşılı / geçirilmiş hastalık veya azami 48 saat önce yapılmış PCR testi sorgulaması yapılacaktır. Sergi/Etkinlik, alan girişinde ve içerisinde maske takılması zorunludur. ### Şehir Tiyatoroları’ndan Kadınlar Günü’ne özel üç gün İBB Şehir Tiyatroları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde üç özel oyunu İstanbullularla buluşturacak. Kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunlar, ücretsiz olarak izlenebilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine dikkat çekmek için kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunları İstanbullularla buluşturacak. Kadın hikayelerinin anlatıldığı oyunlar, şehrin üç farklı sahnesinde ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak. 8 Mart Kadınlar Günü’nde sahnelenecek oyunların davetiyeleri 3 Mart 2022 Perşembe günü 11.00’den itibaren İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, 11.15’te sehirtiyatrolari.ibb.istanbul adresinden ve Şehir Tiyatroları mobil uygulamasından temin edilebilecek. İki kişiyle sınırlı olan davetiyeler salonların dolmasıyla birlikte kapatılacak. Usta oyuncuların performanslarına tanıklık edilecek oyunlar, 20.30’da başlayacak. Özen Yula’nın yazıp yönettiği Hayat Der Gülümserim, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde; Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Jale Karabekir’in yönettiği Melek, Müze Gazhane Büyük Sahne’de; Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği Yaftalı Tabut, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde sahnelenecek. HAYAT DER GÜLÜMSERİM Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. MELEK Aktris Melek Kobra’nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930’ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Jale Karabekir’in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. ### Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kütüphanesi açıldı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü'nde yer alan kütüphane açıldı.  Sedad Hakkı Eldem'in tasarımı doğrultusunda iyileştirme, yenileme ve genişletme çalışmaları tamamlanan Merkez Kütüphanesi için mini açılış töreni yapıldı. Kütüphanenin yenileme sürecindeki katkıları için emeği geçenlere teşekkür edilirken buradan faydalanacak olanlar için son derece önemli kaynak eserlerin mevcudiyetine dikkat çekildi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yöneticileri yaptıkları açıklamada, "Değerli şairimiz Edip CANSEVER'in kütüphanesini, bazı özel eşyalarıyla birlikte Üniversitemize bağışlayan Cansever ailesine teşekkür ederiz." denildi. Buluşmada bir de hatıra fotoğrafı çektiren Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yöneticileri: Fındıklı Merkez Kütüphanemizi yenileme sürecimizdeki katkıları için İHKİB Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gültepe ve Ahşap Ürünler Sanayi  Yönetim Kurulu Başkanı Ömer CANSEVER'e ve tüm personelimize teşekkür ederiz dediler... ### İstanbul’un meydanları müzikle buluşuyor İBB, ‘İstanbul Kavuştayı’ ile şehrin meydanlarını müziğin ritmiyle dolduracak. Sevilen sanatçılar, 11 meydanda ücretsiz konserlerle İstanbullularla buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki KÜLTÜR AŞ, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda başlattığı ‘İstanbul Kavuştayı’nı, kentin meydanlarına taşıyor.  Sevilen etkinlik serisi, Mart ayı boyunca şehrin 11 farklı meydanını müzikle buluşturacak. Popüler isimlerin sahne alacağı ücretsiz konserler ile İstanbul’un meydanları festival alanına dönüşecek. MÜZİK DOLU BAHAR BAŞLIYOR ‘İstanbul Kavuştayı’ konser serisinde ilk buluşma 4 Mart Cuma günü başlayacak. Türkiye’nin en çok dinlenen gruplarından Madrigal, Esenler Dörtyol Meydanı’nda İstanbullularla buluşacak. Konserler kapsamında  Küçükçekmece Sahil Parkı’ndan Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’na, Beykoz Çayırı’ndan Bağcılar Meydanı’na kadar birbirinden farklı meydanlarda müziğin sevilen isimleri dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak. Kültür sanatı herkes için erişilebilir hale getirmeyi amaçlayan İstanbul Kavuştayı serisi,  yaz ve sonbahar döneminde yeni konserlerine devam edecek. İstanbul Kavuştayı Konser Takvimi: 4 Mart Cuma, Saat: 20.00 - Madrigal / Esenler Dörtyol Meydanı 5 Mart Cumartesi, Saat: 20.00 - Şakalı Akustik / Küçükçekmece Sahil Parkı 6 Mart Pazar, Saat: 19.00 - Can Bonomo / Beykoz Çayırı 11 Mart Cuma, Saat: 20.00 – Ceza / Bağcılar Meydanı 12 Mart Cumartesi, Saat: 20.00 - Melike Şahin / Pendik Sahil Meydanı 18 Mart Cuma, Saat: 20.00 – Gaye Su Akyol / Avcılar Sahili 19 Mart Cumartesi, Saat: 20.00 - Hey! Douglas / Tuzla Sahil Meydanı 20 Mart Pazar, Saat: 19.00 - Kaan Tangöze / Çekmeköy Meydanı 25 Mart Cuma, Saat: 20.00 - Büyük Ev Ablukada / Arnavutköy Cumhuriyet Meydanı 26 Mart Cumartesi, Saat: 20.00 - Shantel / Çatalca Cumhuriyet Meydanı 27 Mart Pazar, Saat: 19.00 - Pinhani / Esenyurt Cumhuriyet Meydanı ### Rahmi Koç Müzesi'nde yüz yüze ve çevrimiçi atölyeler devam ediyor Rahmi M. Koç Müzesi’nin mart ayı eğitim atölyeleri, Bilim ve Teknoloji Haftası’na özel hazırlandı. Çocukları hedef ve davranışlarına uygun yeni deneyimlere davet eden atölyelere yüz yüze ya da çevrim içi katılmak mümkün. Mars’ta yaşam olur mu? Leonardo da Vinci, Haliç için nasıl bir köprü tasarlamıştı? ELEKTRİK ATÖLYESİ (9-12 YAŞ) ‘Kağıttan Devreler’ atölyesinde çocuklar basit elektrik sistemleriyle tanışıyor ve ister kendilerine ister sevdiklerine fener hazırlıyor.* Etkinlik: 5 Mart Cumartesi / Saat 14.00 MATEMATİK ATÖLYESİ (7-9 YAŞ) Renkli Matematik Dünyası atölyesinde matematik ‘yaparak-yaşayarak’ öğreniliyor. Atölyede, Leonardo da Vinci’nin Haliç için tasarladığı köprüyü yapan çocuklar, tasarımın sınırının olmadığını deneyimliyor.* Etkinlik: 12 Mart Cumartesi / Saat 14.00 ASTRONOMİ ATÖLYESİ (5-7 YAŞ) ‘Kızıl Gezegen: Mars’ atölyesinde “Mars üzerinde bir yaşam olabilir mi?” sorusu soruluyor. Çocuklar, içinde yaşadığımız dünya ve Güneş Sistemi’ndeki farklı özelliklere sahip diğer gezegenlerin özelliklerini öğreniyor.* Etkinlik: 19 Mart Cumartesi / Saat 14.00 BİYOLOJİ ATÖLYESİ (12-14 YAŞ) “Peki Sen Neyin Şekerisin?” diye soran biyoloji atölyesinde, çocuklar besinlerdeki farklı şeker türlerini öğreniyor, atölye sonunda hazırladıkları içecekleri içiyor.* Etkinlik: 26 Mart Cumartesi / Saat 14.00 ### Nadide eserler Miniatürk’te ruha dokunuyor İstanbul Beyoğlu’nda sergilenen Miniatürk, dünyanın dört bir yanından misafirlerini ağırlamaya devam ediyor… İçerisinde İstanbul’dan, Anadolu’dan ve yurtdışından nadide eserlerin bulunduğu Miniatürk, toplamda 60.000 metrekarelik bir alana yayılıyor. Bu alanın 15.000 metrekarelik bir alanını maketler oluşturuyor. Kalan kısmı ise restoran, kafeterya, hediyelik eşya, açık hava gösteri alanı, çocuk oyun parkı, kumandalı tekne, gezi treni, satranç ve labirent alanı yer alarak misafirlerin gezerek öğrenebilecekleri bir atmosfer yaratılıyor. MİNİATÜRK'TE YER ALAN ESERLERDEN BAZILARI KIZ KULESİ HAYDARPAŞA GARI YEREBATAN SARNICI 15 TEMMUZ ŞEHİTLERİ KÖPRÜSÜ ATATÜRK'ÜN EVİ TAKSİM CUMHURİYET ANITI EYÜP SULTAN CAMİİ MİMAR SİNAN TÜRBESİ ### Geleneksel Japon sahne sanatı Kagura’ya yoğun ilgi Türkiye'deki Japonya Büyükelçiliği tarafından, Japonya Tanıtma Vakfı’nın bir projesi olarak, 23 Şubat - 23 Mart tarihleri arasında, Japonya’nın geleneksel sahne sanatlarından "Kagura"yı Türkiye'ye tanıtmak üzere, bir ay süreyle özel bir internet sitesi açıldı. Proje ilk günden itibaren yoğun ilgi görmeye başladı. Japonya Tanıtma Vakfı, Ertuğrul Firkateyni kazasının 130. yılına isabet eden 2020'de, Türkiye'de "Hiroshima Kagura" gösterisi düzenlemeyi planlamıştı. Ancak, yeni koronavirüs salgını nedeniyle topluluğun seyahati kaçınılmaz olarak iptal edildi. Şimdiki bu özel internet sitesinde, Japonya’nın geleneksel sahne sanatları ve Japon kültürü hakkında daha derin bilgiler vermek ve Japonya ile Türkiye arasındaki dostluk bağlarını güçlendirmek amacıyla “Hiroshima Kagura”dan "Yamata-no-Orochi" ve "Momiji-gari" adlı 2 eser ile birlikte Kagura belgeseli Türkçe anlatımlı ve altyazılı olarak sunulacaktır. Bu 3 video da Türkiye için özel olarak hazırlanmıştır. HİROSHİMA KAGURA NEDİR? Kagura, doğanın nimetlerine duyulan minnettarlıktan ortaya çıkan bir tarım ritüelidir ve kökeninin 1000 yıldan daha eski olduğu söylenir. Sonbaharda hasat edilen mahsullerin tanrılara sunulması, festival şeklinde bir ritüelle tanrılara duyulan minnetin ifadesine "Kagura" denilmeye başlanmış. "Kagura" Japonya'nın her köşesinde geleneksel bir gösteri sanatı olarak geleceğe miras bırakılmış. Bu özel internet sitesinde tanıtılan "Hiroshima Kagura", Japonya'nın Hiroshima vilayetine özgü bir kagura’dır. Dramanın eklenmesiyle sahnede icra edilmek üzere özgün bir şekilde gelişmiştir ve hem kutsal hem de eğlenceli bir sahne sanatı olarak Japonya dışından da ilgi görmektedir. ### Umudun hikayesi Santa Farma’ya bir ödül daha getirdi Santa Farma İlaç’ın farklılaşmış ürün tanıtımı için hazırladığı Umudun Hikayesi projesi Doğrudan Pazarlama Ödülleri Dijital Craft kategorisinde Kullanıcı Deneyimi ve Arayüz dalında 3.lük ödülü kazandı. Umudun hikayesi projesi daha önce de Felis Sağlık Kategorisi Detailing Çalışması dalında başarı ödülü kazanmıştı. Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği (DPİD) tarafından en başarılı ve dikkat çeken projeleri ödüllendirmek amacıyla bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Doğrudan Pazarlama Ödülleri’nde Santa Farma’ya bir ödül daha getiren projede, standart detailing yöntemlerinden ayrışarak hekimler etkileşime davet edildi. İllüstrator, tasarımcı yazar ve yazılımcılardan oluşan ekiple beraber hazırlanan çalışmada farklı bir teknoloji kullanılarak derinlikli bir deneyim yaşatıldı. 3 boyutlu hissi veren 2 boyutlu çizgi roman tadında çizimler ile hazırlanan çalışmada cihazın ya da mouse’un oynatılması ile hareket ve derinlik kazanan altyapı teknolojisi ve gerçekçiliği artıran ses efektleri kullanıldı. UMUDUNU KAYBETME MESAJI Projede “Umudunu Kaybetme” mesajı Sadako’nun mücadele dolu hikayesi ile aktarıldı.Atom bombası atıldığında Hiroşima’da yaşamakta olan Sadako, lösemiye yakalandığı için hastanede tedavi görmüştü ve hastanede kaldığı süre boyunca kağıttan 1000 turna kuşu yapmaya çalışmıştı. Bunu yapmasının sebebi eski bir Japon inancına göre 1000 turna kuşu yapan kişinin bir dilek dileme hakkı olmasıydı ve Sadako da kanserden kurtulmak için dilek dilemek istemişti. ### Kültür sanat ve eğlence dünyasının ilkleri yine Metropol İstanbul'da Dünyaca ünlü kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparak klasik AVM algısını farklı bir boyuta taşıyan Ataşehir’in gözde noktası Metropol İstanbul, Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan projelerle adını duyurmaya devam ediyor. Metropol İstanbul’da yer alan ve Türkiye’nin ödüllü en büyük kapalı aile eğlence merkezi HUPALUPA, her yaştan ziyaretçiye kesintisiz eğlence sunuyor. Global ölçekteki etkinliklere ev sahipliği yapan Metropol İstanbul Türkiye’de bir ilk olan ve yılın en ses getiren projesi Nasa Uzay Sergisi’nden sonra kapılarını X Media Art Museum projesine açıyor. Alışveriş ve eğlencenin Ataşehir’deki gözde noktası Metropol İstanbul ziyaretçilerini kültür sanat etkinlikleriyle buluşturmaya devam ediyor. Metropol İstanbul, alışveriş ve eğlencenin cazibe merkezi olmasının yanı sıra Türkiye’de ilk kez gerçekleşen önemli organizasyonlara kapılarını açarak bu alanda öncü olmaya devam ediyor. Yılın en ses getiren ve her yaştan ziyaretçinin yoğun ilgisiyle karşılaşan Nasa Uzay Sergisi’nden sonra son olarak yine ülkemizde bir ilke imza atan dijital sanat müzesi X Media Art Museum’u ziyaretçileriyle buluşturdu. Sanatın teknolojiyle buluşmasını anlatan seçkin eserlerin yer aldığı X Media Art Museum ile birlikte Metropol İstanbul, kültür sanat alanında ilklere imza atmaya yeni projelerle devam ediyor.   Türkiye’nin ödüllü en büyük kapalı aile eğlence merkezi HUPALUPA Metropol İstanbul’da Metropol İstanbul’da yer alan yüksek adrenalin ve sınırsız eğlence performanslarının sergilendiği HUPALUPA Metropol İstanbul ziyaretçilerine dünyada trend olan eğlence ve etkinliklerle “birlikte eğlenerek vakit geçirme” deneyimi sunuyor.  Farklı konseptlerdeki parkur çeşitliliğinin, çocukların fiziksel ve mental kondisyonlarını geliştirdikleri zengin oyun alanlarının, ebeveynlere özel dinlenme noktalarının ve lezzetli seçeneklerin yer aldığı iki restoran Break ve Coffee Zone’la HUPALUPA, Metropol İstanbul’da eğlence anlayışını en üst seviyeye taşıyarak yediden yetmişe her yaş grubuna gün boyu eğlence deneyimi yaşatıyor.  HUPALUPA EXPO ve Metropol İstanbul işbirliğinde yılın projesi NASA Uzay Sergisi  HUPALUPA EXPO tarafından 2300 m2 büyüklüğünde alana kurulan NASA Uzay Sergisi 4 yıl içinde 12 ülkede 4 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret edildikten sonra Türkiye’de ilk kez Metropol İstanbul’da ziyaretçilerle buluştu. Ziyaretçilerin dokunabileceği gerçek ay taşının da bulunduğu sergide, uzay roketlerinin kopyaları ve tam boyutlu uzay aracı modelleri, Saturn V roketinin 10 metre uzunluğundaki modeli, uzaya giden astronotlar tarafından bizzat giyilen kıyafetler ve görevlerde kullanılan ekipmanlar ziyaretçilerde büyük beğeni topladı. HUPALUPAEXPO tarafından Metropol İstanbul içinde kurulan ve şubat sonuna kadar ziyaretçilere açık olan NASA Uzay Sergisi, kısa süre önce Avrupa tarihinin en uzun uzay uçuşunu gerçekleştiren ünlü astronot André Kuipers’ı ağırladı.  Türkiye’nin ilk dijital sanat ve yeni medya müzesi X Media Art Museum Metropol İstanbul’da açıldı Dünya ölçeğinde ziyaretçi akınına uğrayan birçok önemli kültür sanat projesine kapılarını açan Metropol İstanbul, son olarak Türkiye’de bir ilk olan X Media Art Museum’a da ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de alanında öncü olan XMAM; kapsayıcı, interaktif, disiplinler arası sanat üretimleriyle, seyircisini sanatının bir parçası yapan deneyimleri sergilerken aynı zamanda eğitim, atölye ve üretim çalışmalarına da ev sahipliği yapacak. Kültür sanat alanındaki girişimleriyle tanınan DasDas işbirliği ve Paribu’nun desteğiyle hayata geçen projede geçen projede, Ouchhh Studio’nun Leonardo Da Vinci: Yapay Zekâ Işığın Bilgeliği / Cern’den Nasa’ya İnsanlık ve Metaverse sergisi hafta içi 11:00-20:00, hafta sonu 11:00-21:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Cinematica perdesi vizyonun en iddialı yapımları için açılıyor Seçkin mağazaları, dünya mutfaklarına yer veren Food Court alanları ve her yaştan ziyaretçinin keyifli vakit geçirmesini hedefleyen Metropol İstanbul, kültür sanat etkinlikleriyle de ilklere imza atmaya devam ediyor. Dünyaca ünlü projelerin Türkiye’deki temsilcisi Metropol İstanbul, yedinci sanat olan sinemada da ziyaretçilerine keyifli bir sinema keyfi sunuyor. Metropol İstanbul içerisinde yer alan Cinematica son teknolojinin kullanıldığı konforlu salonları ve tüm dünyada gişe rekoru kıran yapımların yer aldığı seans ve matineleriyle sinemaseverlere gerçek sinema keyfi sunuyor.   ### ‘Kaligrafist Yılmaz Özbek’ sergisi sanatseverlerle buluştu Türk Latin kaligrafisinin gizli kalmış ismi, Yılmaz Özbek’in eserlerinden oluşan ‘Kaligrafist Yılmaz Özbek’ sergisi 26 Şubat’ta Fatih Belediyesi Kadırga Sanat Galerileri’nde sanatseverlerle buluştu. Sergi, kaligrafi, grafik ve tasarım sanatçısı olan Yılmaz Özbek’i çağdaşlarından ayıran özelliği Kûfi yazıyı Latin harflerine uyarladığı eserlerinden oluşuyor. Serginin danışmanlığını yapan Kaligrafi Sanatçısı Erhan Olcay, Yılmaz Özbek’in bugüne kadar 5-6 tane işini görebildiklerini, bu eserlere hayran kalarak hocayı araştırdıklarını belirtti. Olcay, sonunda toplanan büyük arşivin Latin kaligrafisi adına Türkiye’de önemli bir dönüm noktası olacağını kaydetti. PUL KOLEKSİYONUNA DA YER VERİLDİ Sergide, aynı zamanda Yılmaz Özbek’in, koleksiyonunda bulunan 60 ülkeden toplanan 601 pulla oluşturduğu pul koleksiyonu da ilk defa sanatseverler ile buluştu.  Sanatçının tamamlamaya ömrünün vefa etmediği pul koleksiyonu kitabının tasarımı kendi el yazısına ait. KATALOG YILMAZ ÖZBEK ADINA İLK BELGELEME Serginin küratörlüğünü yapan Fatih Ömeroğlu “Yılmaz Özbek” kaligrafi sergisinin, 1987 yılında sırlanmış bir hazinenin bugün gün ışığıyla buluşması niteliğinde olduğunu belirtti.  Sergi kataloğu sanatçı adına yapılmış ilk belgeleme özelliği taşıyor. ‘Kaligrafist Yılmaz Özbek’ sergi kataloğu, sanatçının eserlerinden oluşan ilk belgeleme özelliğini taşıyor.  Daha önce bilinmeyen birçok yönü, eserlerini yaparken kullandığı eskizleri, sanatıyla ilgili düşüncelerini aktardığı ses kayıtları gibi birçok veriden derlenen sergi kataloğu Fatih Belediyesi tarafından sanatçı adına yayımlanmış ilk belge niteliğinde olacak. YÜRÜNMÜŞ BİR YOLDA İLERLEYEBİLMİŞ BİR SANATÇI Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, açılışta yaptığı konuşmada “Şu an burada hatırasını yad ettiğimiz Yılmaz Özbek de önemli bir yazı ustası. Ancak Özbek yeni bir kulvarda boy göstermiş, deyim yerindeyse yürünmemiş bir yolda ilerleyebilmiş bir sanatçı. Yine de kendisini geleneksel yazı sanatımızın ilginç ve sıra dışı bir temsilcisi olarak tanımlamakta bir mahsur yok. Zira o, Cumhuriyet döneminde Latin harflerine geçilmesiyle birlikte, iki alfabeyi de bir arada ustalıkla kullanan hattat kuşağının en önemli ismi kabul edilen Emin Barın’ın öğrencisidir. Türk kaligrafi sanatının saklı değeri Yılmaz Özbek’i, İstanbullu sanatseverlerle buluşturmaktan mutluluk duyduğumu ifade eder, serginin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarıma şükranlarını sunarım.  Hepinize sanat ve esenlik dolu günler dilerim” İfadelerine yer verdi. ### Dünya Tiyatro Günü, festival olarak 81 şehirde kutlanacak Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü özel tiyatrolarla birlikte 81 vilayete yayılmış bir şekilde kutlayacaklarını bildirdi. Tiyatro sanatçılarıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) bir araya gelen Ersoy, toplantı sonrası 27 Mart Dünya Tiyatro Günü kapsamında hazırlayacakları festivale ilişkin basın mensuplarına bilgi verdi. Ersoy, Bakanlık olarak düzenli bir şekilde özel tiyatrolarla toplanarak tiyatronun geleceğiyle ilgili stratejiler konusunda ortak kararlar almaya çalıştıklarını belirterek, "27 Mart hepinizin bildiği gibi Dünya Tiyatro Günü ve bu yıla özel bir çalışma yaptık. Türkiye'nin 81 vilayetinde hem Devlet Tiyatroları hem özel tiyatrolarla dolu dolu iki gün geçirmeye karar verdik. Sadece 27 Mart'ta değil 26 Mart'ı da dahil ederek günün dolu dolu geçmesini istiyoruz." diye konuştu. Bu bağlamda özel tiyatrolardan bir talepte bulunduklarına işaret eden Ersoy, "Devlet Tiyatrolarıyla birlikte kendi oyunlarını da sergilemek isteyen özel tiyatrolar bize başvursunlar, biz de destek vereceğiz." dediklerini ve 385 başvuru olduğunu anlattı. Bakan Ersoy, "Bunların içinden 17'si çocuk, 69'u normal olmak üzere 86 oyun tiyatro jürimiz tarafından oynamaya değer bulundu. Bu oyunlar, 81 vilayette 26-27 Mart'ta Devlet Tiyatroları ile birlikte sahnelenecek. Devlet Tiyatrolarıyla birlikte 198 performans gerçekleştirilecek. Bundan sonra da artık her yıl 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nü özel tiyatrolarımızla birlikte 81 vilayete yayılmış bir şekilde performansımızı artırarak kutlamaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. HEM İSTANBUL HEM DE ANKARA'DA ÖZEL TİYATROALRIN YER ALMASINI SAĞLAYACAĞIZ Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisinin 8 Mayıs'ta başlayacağını ve eş zamanlı Başkent Kültür Yolu Festivali'ni de düzenleyeceklerini bildirdi. Bu festivallerde tiyatroların geniş bir şekilde yer almalarını istediklerini vurgulayan Ersoy, "Bu bağlamda orada da yine oyun taleplerinde bulunacağız. Oynamak isteyen oyunların bize başvurmasını isteyeceğiz. Yine performanslara göre değerlendirip festival etkinlikleri sırasında hem İstanbul hem de Ankara'da özel tiyatroların da yer almasını sağlayacağız." dedi. BU GEÇİCİ BİR UYGULAMA Gelen talepler doğrultusunda gelecek aydan itibaren özel tiyatrolara enerji desteği sunacaklarına işaret eden Mehmet Nuri Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:​​​​​​​ "Sosyal medyada da çok konuşuluyor, '65 yaş üzeriyle ilgili Devlet Tiyatroları bir yaş sınırlaması getirdi mi?' diye. Bu tamamen Kovid-19 salgınıyla ilgili bir çalışma. Salgının şu sıralar yoğun seyretmesi, vaka sayılarının çok artması sebebiyle, Sağlık Bakanlığımızdan gelen istatistiklerde ağırlıklı olarak can kaybının 65 yaş ve üzeri yaş grubunda olduğu için ve maalesef tiyatro da yapısı gereği sosyal mesafenin olmadığı ve maske takılmadan yapılan bir sanat olduğu için bu kararı Devlet Tiyatrolarımız aldı. Bu geçici bir uygulama. Şu anda zaten vaka sayıları da aşağı gidiyor. 1 Mayıs'a kadar herhalde bu uygulamaya son verilecek diye düşünüyorum. Zaten şu anda bizde kadrolu olan 60 yaş ve üzeri oyuncularımızı idari izinli olarak kabul ediyoruz. Çok gerekmedikçe onlara da rol vermiyoruz. 1 Mayıs'a kadar bu uygulama devam edecek ve 1 Mayıs'tan sonra zaten vaka sayılarında aşağı düşmesiyle tekrar eski uygulamaya geri dönülecek." Toplantıya Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Kubilay Karslıoğlu, Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Üyesi ve oyuncu Mert Fırat, Volkan Severcan, Ahmet Yenilmez ve Süha Uygur da katıldı. ### Şehir Tiyatroları ‘Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi’yle Beylikdüzü’nde İstanbul’un her ilçesine oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları,Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesioyunuyla Beylikdüzü seyircisiyle buluşuyor. Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi, 1 Mart 2022 Salı günü 20:30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul’un farklı ilçelerinde sahnelenmeye devam edecek. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. ### Adalar Mimoza Festivali “Mimofest” başlıyor Adalar'ın doğa mirası mimozasını korumak, bilinçle geleceğe taşımak ve acımasızca yapılan uygulamalara son vermek için farkındalık yaratma amacı ile düzenlenen Adalar Mimoza Festivali “Mimofest” 5-6 Mart tarihlerinde Büyükada'da gerçekleştirilecek. Adalar Müzesi tarafından düzenlenecek etkinlikte mimoza yetiştirme, doğru kesim ve budama teknikleri, Adalar'ın çiçekçilik geçmişi ve mimozanın Adalar tarihindeki önemi gibi konularda uzmanların katılımı ile oturumlar gerçekleşecek. Programda ayrıca Bahçe Tarihçisi Gürsan Ergil'in rehberliğinde yapılacak Büyükada Mimoza Turu kapsamında Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ve korusunu ziyaret, Müzede Mimoza ve Çiçekçilik üzerine oturumlar, Mimoza Kapı Çelengi ile Mimoza Baskı atölyeleri ve Cansu Aslan konseri ve Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesinde ayrılan alanda mimoza dikimi gibi etkinlikler de mevcut. ADALAR'IN GÖZBEBEĞİ MİMOZA Baharın gelişini müjdeleyen, sapsarı çiçekleri ile hayranlık uyandıran ve Adalar'ın simgesi olan mimozalar botanikte nezaket, saygı, zarafet, bolluk, sevgi ve dostluğa işaret ediyor. Latince adı Acacia Dealbata, anavatanı ise Güney Doğu Avustralya ve Tazmanya olan bu mis kokulu çiçek, bir rivayete göre 1800'lerde İngiliz bir lord tarafından Adalar'a taşınmış, iki yüz yıldan fazla bir sürede de yörenin verimli toprağı ile ılıman iklimine uyum sağlayarak endemikleşmiş. 90'lı yıllardan itibaren İstanbul'un farklı semtlerinde artan taleple birlikte satılan kucak dolusu mimozalar, gerçekte bir katliamın kurbanı. El-ayak çekildiği saatlerde baltalar ve elektrikli testerelerle gerek ormandan, gerekse özel bahçelerden, ağaçları yok etmek pahasına kesilen ve çöp torbaları içinde şehre kaçırılan mimozaların azalması ve adaya özgü bu nadide türün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalması Adalar'da yaşayan sivil inisiyatifi harekete geçirdi. Mimozanın değerinin anlaşılması ve yanlış uygulamalara son verilmesi için büyük bir özveri ile çalışan yerel yönetim ve Mimozada gibi inisiyatiflerin de içinde olduğu sivil toplum kuruluşları, Mimofest ile daha geniş bir kitleye ulaşmayı ve konu hakkında farkındalığın artmasını hedefliyor. Son derece özel bir geçmişin ve iş birliğinin ürünü olan festival, mimozaya ve Adalar'a gönül vermiş kişi ve kurumların ortak imecesi olarak da farklı bir anlam taşıyor. Festivalin sembolünden de anlaşıldığı üzere, daldaki her mimoza tomurcuğu Prens Adaları'ndan birini temsil ediyor. Adalar'ın çiçekçilik geçmişine bir saygı duruşu niteliğinde olan ve bundan sonra her yıl tekrarlanması planlanan Adalar Mimoza Festivali “Mimofest”e katılanlar, taptaze mimoza kokuları eşliğinde önemli uzmanlardan bilgiler alırken, mimoza ürünleri standındaki ürünleri inceleme, eşsiz hikayeler dinleme, atölyelere katılma ve baharın gelişini Büyükada'nın benzersiz güzelliğiyle yaşama imkânı bulacak. Kişi sayısı kapasitelerinin sınırlı olduğu etkinliklerle ilgili daha fazla bilgiye Adalar Müzesi'nden ulaşabilir. Mimofest Adalar Mimoza Festivali Programı 5 Mart Cumartesi STAND10.30 - 17.00 Mimoza ürünleri standları. 11.00 - Büyükada Mimoza Turu Gürsan Ergil (Bahçe Tarihçisi)Büyükada Luna Park meydanında buluşma.Büyükada Büyük tur yolu üzerinden Fethi Okyar Korusu.Mimoza ağaçlarıyla çevrili yolda mimoza hakkında bilgi: Mimoza nasıl yetişir, ne kadar yaşar.Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ziyaret.13.30 - Adalar Müzesi'ne dönüş. Müze Cafe'de çay-kahve ikramı. ATÖLYE11.00-15.00 Gül Bolulu ile Mimoza Baskı AtölyesiKatılım ücretlidir. / Kayıt: 0532 498 3338 OTURUM VE KONFERANSLAR (Oturumlar müzenin kapalı alanında yapılacağı için sayı sınırlaması vardır.)13.00 - 13.30 Mimoza Nasıl Yetişir, Ne Zaman Çiçek Açar? Arzu Özkuş (Ziraat Mühendisi)13.45 - 14.15 Adalar'da Bahçeleri ve Bayramlarıyla Çiçekçilik - Halim Bulutoğlu14.45- 15.15 Hayalden Gerçeğe, Tohumdan Arboretuma: Çiçek Kokulu bir Ada Hikayesi- Eva Kent – Işıl Sayın Bilallar15.30 – 16.00 Kendine Yetebilen Kolektif bir Alan: Ada- Park- Sanat Yaman İrepoğlu (Yüksek Mimar) 6 Mart Pazar STAND10.30 - 17.00 Mimoza ürünleri standları – Adalar Müzesi 11.00 - Büyükada Mimoza Turu Halim Bulutoğlu & Işıl Sayın BilallarBüyükada Luna Park Meydanı'nda buluşma.Büyükada Büyük tur yolu üzerinden Fethi Okyar Korusu.Mimoza ağaçlarıyla çevrili yolda mimoza hakkında bilgi: Mimoza nasıl yetişir, ne kadar yaşar.Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci başbakanı Fethi Okyar Evi'ni ziyaret.13.30 - Adalar Müzesi'ne dönüş.Müze Cafe'de çay-kahve ikramı. ATÖLYE12.00 - 13.30, 14.00-15.30 Eva Kent ile Mimoza Kapı Çelengi AtölyesiKatılım ücretlidir. Kayıt: 0532 234 34 35 MİMOZA FİDE DİKİMİ14.00 – Büyükada Rum Yetimhanesi bahçesine mimoza fidanları dikimi. KONSER15.00 – Müze Bahçede Konser: Cansu Aslan ### Yılın kültür sanat programı: “İstanbul Hesabı” GAİN’in sevilen programı Ahmet Mümtaz Taylan ile İstanbul Hesabı, Türkiye Kristal Şehir ve Başarı Ödülleri’nde, “Yılın Kültür Sanat Programı” seçildi. İş, sanat, cemiyet ve medya dünyasının en başarılı isimlerinin seçildiği törende Ahmet Mümtaz Taylan, İstanbul Hesabı programıyla ödüle layık görüldü. Ahmet Mümtaz Taylan’la İstanbul Hesabı, kültür sanat alanında ödülleri topluyor. Son olarak Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından ödüle layık görülen program, şimdi de Türkiye Kristal Şehir ve Başarı Ödülleri’nde, “Yılın Kültür Sanat Programı” seçildi. TARLABAŞI'NDAN SELAMSIZ'A, FİKİRTEPE'DEN BAĞCILAR'A! Sevilen oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan ve yapım ekibi, Ece Üner ve Ceyhun Yılmaz’ın sunduğu ve siyaset, cemiyet, sanat ve medya dünyasının en başarılı isimlerinin seçildiği ödül töreninde “İstanbul Hesabı” ile ödüle layık görüldü. BBO Yapım tarafından GAİN için hazırlanan ‘İstanbul Hesabı’nda ünlü oyuncu ve yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan cebinde sadece 50 lirayla kentin farklı semtlerine doğru yola çıkıyor. O bölgenin lezzetlerini tadıp semt sakinleriyle bölgenin kültürü ve tarihi üzerinde eğlenceli sohbetlere imza atıyor. Programın ‘İstanbul Gece Hesabı’ isimli ikinci sezonunda kent sokaklarında gece keşiflerine çıkan Taylan, şu sıra yayınlanmakta olan ‘İstanbul Hesabı-Arka Bahçe’ isimli yeni sezonda ise Tarlabaşı’ndan Selamsız’a, Fikirtepe’den Bağcılar’a farklı mahallelere uzanıyor. Yeni bölümler her perşembe GAİN’de yayınlanıyor. ### Geçmiş ve şimdi bu sergide! 2012 yılından bu yana 22 farklı sergiye imza atan Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), “Geçmiş ve Şimdinin Buluşması: Fotoğrafik Bir Keşif” sergisini açtı. Sergide, Bruno Vandermeulen ve Danny Veys’in geniş format analog fotoğraf makinesiyle siyah-beyaz film üzerine oluşturduğu fotoğrafların yanı sıra Ömer M. Koç Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıl fotoğraf ve albümleri de yer alıyor. Sagalassos Arkeolojik Araştırmaları Projesi Direktörü Jeroen Poblome metinleriyle tarihi çerçeveyi kurarken, Meşher Direktörü Bahattin Öztuncay da sanatçıların kullandığı deneysel çekim ve baskı teknikleriyle ilgili açıklamalarıyla sergideki fotoğrafların bağlamına yerleşmesine yardımcı oluyor. 17 EKİM'E KADAR İZLENEBİLECEK! Vehbi Koç Vakfı, Yapı Kredi Yayınları, KU Leuven, LUCA School of Arts ve Sagalassos Arkeolojik Araştırmaları Projesi katkılarıyla gerçekleştirilen, “Geçmiş ve Şimdinin Buluşması: Fotoğrafik Bir Keşif” sergisinde, sanatçılar Bruno Vandermeulen ve Danny Veys, günümüzde Isparta, Burdur ve Antalya'nın bir kısmını kapsayan tarihi Pisidya bölgesi ve çevresindeki “tarihi değiştirilmiş manzara” kavramına odaklanıyorlar. Sergi ile eşzamanlı yayımlanan, “Kaplumbağa Geldi Bir Gün Tek Başına” (Yapı Kredi Yayınları, 2022) isimli fotoğraf kitabından yola çıkarak hazırlanan sergide, eserler ANAMED’in 2013 yılında gerçekleştirilen “Tarihi Hayallemek: Sagalassos Kazı Fotoğrafçılığının Arkeolojisi” sergisindeki çalışmalar üzerine kuruldu. ANAMED Sergilerinin 10. yıl dönümü kapsamında gerçekleştirilen yeni sergi ise 24 Şubat ila 17 Ekim 2022 tarihleri arasında İstiklal Caddesi üzerindeki ANAMED Galerisi’nde ziyarete açık olacak. Bir manzara uzak bir geçmişe tanıklık edebilir mi? Peki, bunun şimdiki zamanla ilişkisi nedir? Çağdaş fotoğrafçılığın ana temalarından biri, peyzajın kentsel genişleme yoluyla dönüşümünün belgelendiği “insan tarafından değiştirilmiş manzara”dır. Bu nedenle, “tarihi değiştirilmiş manzaralar” kavramıyla çalışmak, Vandermeulen ve Veys’in bir peyzajın tarihsel katmanlarını ve zamansal sürekliliğin mekânsal dağılım üzerindeki etkisini incelemesine olanak tanıyor. 2008 yılından beri devam eden çalışmalarında hem bin yıllık jeolojik süreçlerle hem de yüzyıllarca süregelen insan müdahalesiyle şekillenen manzarayı şimdi ve geçmiş arasında bir değiş tokuş ortamı olarak işlerken, fotoğrafları yokluk ile varlık arasındaki çizgiyi araştırıyor. İnsanlar çevre ile etkileşime girip yollar yapıyor, yerleşim yerleri ve kentler kuruyor, yapıları peyzajın içine katıştırıyor ve topoğrafyayı kendi yararına kullanıyor. Yerleşimler kentlere dönüşebiliyor, kentler ise yıkılıp tabakalar altında kaybolabiliyor. FOTOĞRAFLAR FARKLI TEKNİKLERDE HAZIRLANDI! Sanatçılar Vandermeulen ve Veys, geçmişe gönderme yapıp ilk fotoğrafçılara saygılarını sunabilmek için eserlerini siyah-beyaz film üzerinde geniş formatlı analog alan kamerası kullanarak yaratıyor. Görüntü alma sürecini kasıtlı olarak yavaşlatarak görüntü oluşturmaya dönüştürüyorlar. Bu yaklaşım ise fotoğrafçıların, “toprağı keşfeden kaplumbağalar” gibi doğru bakış açısını yavaşça arayarak belirli mekânlara gitmesine, konularıyla çalışıp onlarla iletişim kurmasına olanak tanıyor. Kullanılan teknikler arasında albümin, tuz baskıları ve jelatin gümüş baskı gibi geleneksel metotların yanı sıra serigrafi, morötesi ve foto polimer baskıları bulunuyor. Özgün ve el yapımı eserlerden oluşan bu seçki, Ömer M. Koç Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıl fotoğrafları ve albümleriyle bir arada sunuluyor. Bahattin Öztuncay’ın baskı tekniklerine dair açıklamalarından başlayarak Jeroen Poblome’un kitapta da yer alan metinleri üzerinden tarihsel bir bağlam oluşturuluyor. Sanatçıların eserleri yaratış sürecinden esinlenen Judith Desmyttere’nin şiirinden alıntılar da ek bir katman olarak eserlere eşlik ediyor. Serginin açılışı, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan ve Judith Desmyttere’nin şiiri ile aynı ismi taşıyan Kaplumbağa Geldi Bir Gün Tek Başına (Yapı Kredi Yayınları, 2022) adlı fotoğraf kitabının lansmanı ile eşzamanlı olarak gerçekleşiyor. ### Güldünya’nın hikayesi seyirciyi ağlattı Deniz Altun’un yazdığı, töre cinayetlerinin sembol ismi Güldünya Tören’in hikâyesinin anlatıldığı Gül’e Ağıt seyircinin gönüllerine dokundu. Özgür Kaymak’ın yönettiği oyun, 23 Şubat 2022 Çarşamba günü Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ilk gösterimini yaptı. Oyunun prömiyerine; Şehir Tiyatroları Müdürü Ceyhun Ünlü, Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Müdür Yardımcısı Mehmet Karaosmanoğlu’nun yanı sıra birçok sanatçı katıldı. Oyun, 2004 yılında kendi ailesi tarafından öldürülerek Türkiye'de işlenen töre cinayetlerinin simgesi haline gelen Güldünya’nın hikâyesi ekseninde namus, töre ve ahlak kavramlarını sorguluyor. Selamlama konuşması için sahneye çıkan Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever; “Bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyorum. 21. yüzyılda, yaşadığımız coğrafyada, kadını yok sayan bir zihniyetle maalesef mücadele etmeyi başaramadık. Her televizyonu, gazeteyi açtığımızda bunu tekrar tekrar yaşıyoruz. Ama mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.  Biz Şehir Tiyatrosu ailesi olarak küçük bir dokunuş yapmak istedik. Bunu hiç unutturmak istemiyoruz. Arkadaşlarımı can-ı yürekten kutluyorum” dedi. Gül’e Ağıt, 24-26 Şubat, 2-5 Mart 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 23-26 Mart 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. Müziğini Okan Kaya’nın,  dekor-kostüm tasarımını Zuhal Soy’un, ışık tasarımını Murat Selçuk’un, efekt tasarımını Hamza Değirmenci’nin yaptığı, fotoğraflarını Sadi Ayan’ın çektiği oyunda Aslı Nimet Altaylar, Ayşem Yağmur Ulusoy, Can Tarakçı, Cüneyt Arda Pamuk, Çağrı Büyüksayar, Fahri Kıncır, Gülsün Odabaş, Hikmet Körmükçü, İskender Bağcılar, Murat Üzen, Tarık Köksal, Tarık Şerbetçioğlu, Uğur Dilbaz, Uğurtan Atakan, Yasemin Güvenç rol alıyor. GÜLDÜNYA'NIN DÜŞLERİ... Özgür Kaymak’ın yönettiği Gül’e Ağıt, ülkemizin kanayan yarası “Kadına şiddet” konusuna, törenin penceresinden bir bakış sunuyor. Oyun, “sessizliğin” gölgesinde kalan bütün kadınların ortak yazgısına da bir çığlık atıyor. Yakın akrabası tarafından tecavüze uğrayan ve çocuğunu doğurduktan sonra ailesi tarafından öldürülen Güldünya, bir genç kızın düşleriyle, sevecenliği ve hayat doluluğuyla sahnede yeniden hayat buluyor. Beyaz bir gelinlik hayal ederken, beyaz bir kefenle hayattan koparılan Güldünya, çeyizini ve ağabeyine yazdığı mektubu emanet bırakıyor geriye… ### "TiyatrOda Şenliği" 11. kez perde dedi Sarıyer Belediye Tiyatrosu tarafından bu yıl on birincisi düzenlenen “TiyatrOda Şenliği” kapılarını tiyatro severlere açtı. Boğaziçi Kültür Sanat Merkezi’nde sahnelenen şenliğin ilk gösterimi olan Kürklü Venüs oyununa Sarıyerliler yoğun ilgi gösterdi. Her yıl onlarca tiyatro oyununu seyircisiyle buluşturan, birbirinden değerli sanatçıların ağırlandığı, pandemi koşulları nedeniyle onuncusu çevrimiçi yayınlanan TiyatrOda Şenliği ile Sarıyer Belediye Tiyatrosu yeniden perde dedi. Şenliğin ilk gününde, Yolcu Tiyatrosu’nun Sacher Masoch'un Kürklü Venüs adlı romanını sahneye uyarlayan yazar-yönetmen Thomas Novachek ve oyundaki Vanda Dunayev rolü için seçmelere katılan Vanda Jordan adında esrarengiz bir oyuncu arasında geçen diyalogdan oluşan tek perdelik oyunu sahnelendi. TOPLUMSAL CİNSİYETÇİLİK İRDELENDİ Binlerce yıllık kadın erkek ilişkilerine değinen, toplumsal cinsiyetçiliğe vurgu yapan, kadına bakış açısını irdeleyen, ilişkilerin tersine döndüğü tek perdelik oyun sonrasında sanatçılar ayakta alkışlandı. Sarıyer Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Coşkun, büyük beğeni kazanan Kürklü Venüs’ün oyuncuları Pervin Bağdat ve Ersin Umut Güler’e teşekkür ederek çiçeklerini takdim etti. BİRBİRİNDEN DEĞERLİ OYUNLAR SAHNELENECEK 23 Şubat’ta başlayan serüven “Dünya Tiyatrolar Günü” olan 27 Mart’ta sona erecek TiyatrOda Şenliği boyunca sahnelenecek; Timsah Ateşi, Külrengi Sabahlar, Yeni Bir Şarkı, Bana Amy De, Gabriel’in Düşü, Can Yeleği, Baba Kız, On Saniye, Gerçek Olmasın Sakın Bu, Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü, Hoş Geldin Boyacı, Kusurlu Fırtına, İki Kişilik Hırgür, Türkland ve Cambazın Cenazesi oyunlarını Sarıyerli tiyatro severler ücretsiz olarak izleyebilecek. Bilet rezervasyonları ise cuma günleri www.sariyer.bel.tr adresinden yapılıyor. ### Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi’nden konser Dünyada türünün en iyi topluluğu kabul edilen Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi (Berlin Philharmonic Wind Quintet), 26 Şubat Cumartesi akşamı, saat 20.00’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda konser verecek. Topluluk üyeleri, konser öncesi, genç müzisyenlerin eğitimine katkı için bir de ustalık atölyesi gerçekleştirecek. Berlin Filarmoni Orkestrası’nın kalıcı oda müziği topluluğu olarak 1988’de kurulan Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi, uluslararası saygın festivallerin aranan popüler toplulukları arasında yer alıyor. Beşli, geniş repertuvarı, mükemmel uyumu,   icralarındaki ifade ve ton zenginliği ile dikkat çekiyor.  CRR’de, 26 Şubat’ta gerçekleşecek konserde; obuada Andreas Wittmann, klarnette Wenzel Fuchs, fagotta Bence Bogányi, kornoda Stefan Dohr ve piyanoda Özgür Aydın İstanbullulara unutulmaz bir müzik şöleni sunacak. Topluluğun konserde icra edeceği eserler ise şöyle: W. A. Mozart’ın “Piyano, Obua, Klarnet, Korno ve Fagot için Kenteti, KV 452”, F. Poulenc’in Klarnet ve Piyano için Sonatı ve L.v. Beethoven’ın Piyano, Obua, Klarnet, Korno ve Fagot için Kenteti, Op.16. GENÇ MÜZİSYENLERİN EĞİTİMİNE KATKI İÇİN USTALIK ATÖLYESİ Cemal Reşit Rey Konser Salonu 2022 konser sezonunda, konser programı dışında gerçekleştirdiği etkinliklerle “bilgilendirme” misyonu üstleniyor. Bu misyon ile “Girişte Solda” başlıklı müzik söyleşileri gerçekleştirmeye başlayan CRR Genel Sanat Yönetmenliği, şimdi de genç müzisyenlerin eğitimine katkı sağlamak amacıyla ustalık atölyelerine başlıyor. Bu kapsamda ilk ustalık atölyesi, 26 Şubat’ta, saat 13.00 ve 14.00 arası, Berlin Filarmoni Nefesli Beşlisi üyeleri ile gerçekleşecek. Atölyeye, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan beş öğrenci katılacak. Bire bir gerçekleşecek ustalık atölyesine katılacak genç müzisyenlerin isimleri şöyle: Obuada Ayşe Melis Demir, kornoda Kağan Berişa, klarnette Deniz Gülbeyaz, fagotta Zeynep Bilgesu Özkaplan, piyanoda ise Alp Çelik. Konser biletleri 80-50-30 ve 20 TL olarak CRR’de Konser Salonu Gişesi ve Biletix’ten temin edilebilir.  ### Üsküdar Kitap Fuarı usta yazarları ağırlamaya devam ediyor Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen fuar, ikinci gününde imza günü ve söyleşilere ev sahipliği yaptı. Gazeteci ve yazar Ayşe Böhürler'in yönettiği söyleşiye çevrim içi bağlantıyla konuk olan Kapadokya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı yazar Alev Alatlı, Türkiye'nin yanlış giden şeylere dur diyebilecek bir ülke konumunda olduğunu söyledi. Bugüne kadarki hayat tecrübesini kitaplarından verdiği örneklerle anlatan Alatlı, "Roman yazmak istedim çünkü romanın hinterlandı geniştir. Roman yazmaya başladığınızda bir uçta müzik, diğer uçta şiir, tarih, coğrafya olur. Fakat herhangi bir makale yazarken çok daha düz olmanız gerekir." dedi. Alatlı, eğitimin okumayla çok yakın ilişkisi olduğunu vurgulayarak, romanlarının çok satanlar listelerinde yer almadığını fakat geniş bir okuyucu kitlesine ulaşarak devamlı ve etkili olduğunu kaydetti. Son kitabı "Suç Ortağı Hollywood"a değinen yazar, "Amerika'nın çıkarına uygun bir masal yazdılar. Mesela Kızılderilileri mahveden birtakım adamları övdüler. Kovboyların zamanında yazılmış, onları anlatan kitaplar vardır, milletin yaka silktiği, kaçtığı, kokuşuk, vahşi, rezil insanlardır. Bu ekibi öyle güzel pazarladılar ki bizm çocuklarımız da kovboy kıyafetleri giymeye başladı. Bu gözle baktığınızda Hollywood'un nasıl bir Amerika ortaya koyduğunu görürsünüz." değerlendirmesini yaptı. Medeniyet tarihi ve dinler tarihi okumanın önemine dikkati çeken Alatlı, "Allah'ın sonsuzluğunu anlamakta çok sıkıntı çekiyoruz. Sonsuzluğu anlayamadığımız için kendimize benzetmeye kalkıyoruz. Yaptığımız en büyük hata bu, kendimize benzettiğimiz zaman neredeyse şirk koşuyoruz. Kendi değerlendirmelerimizi onun hükümleriymiş gibi yormayabiliyoruz." dedi. Okurlarına tavsiyelerde bulunan usta yazar, "Bana güvenin, sizi yaya bırakmam, yalan söylemem ve abartmam. İlk başta zor geliyor gibi görünse de onu muhakkak yolda hikayeyi anlatırken çözerim." diye konuştu. EN PARLAK KUŞAĞI MTO TALEBELERİ OLUŞTURACAK Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO) kurucusu, gazeteci ve yazar Dr. Yusuf Kaplan da "Öncü Kuşak ve Medeniyet Tasavvuru Yolculuğu" başlıklı söyleşide okuyucuyla buluştu. MTO ile bütün sığ düşüncelere meydan okumaya çalıştıklarını ve ülkenin çocuklarının önünü açmak için çaba sarf ettiklerini vurgulayan Kaplan, "Türkiye'nin en parlak, en inanmış, en donanımlı ve entelektüel kuşağını inşallah Medeniyet Tasavvuru Okulu talebeleri oluşturacak." dedi. Kaplan, ülke, dünya ve insanlık olarak zor ve zorlu bir süreçten geçildiğini, bu sürecin topyekun bir yok oluşu getirebileceğini, Batının tanrı ve hakikat fikrini yitirmiş, tabiatı delik deşik etmiş, ozon tabakasını delmiş, korona hapishanesine insanlığı hapsetmiş bir medeniyet olduğunu dile getirdi. Nietche'nin insana yitirdiklerini hatırlatan bir düşünür olduğunu ve 120-130 sene önce Batının insanlığı bir felaketin içine sürükleyebileceğini söylediğini aktaran Kaplan, şunları kaydetti: "Nietche 'Avrupa ölüler evini andırıyor. Virüs bütün vücudu kaplamak üzere. Çöl büyüyor. Eğer böyle giderse önümüzdeki 200 yıllık zaman dilimi içinde insanlığı çok büyük bir yok oluş felaketi bekliyor' dedi. Öngörüsü bu, yani o dönemde sömürgecilik, emperyalizm aşamasına geçmiş. Bütün kıtaların sömürgeleştirildiği bütün denizlerin sömürgeleştirildiği bütün kültürlerin tarumar edildiği, bütün medeniyetlerin kökünün kazılmaya çalışıldığı bir zaman dilimi oldu. Halbuki insanlığın İslam'ın sarıp sarmalayıcı, kucaklayıcı, bütün mahlukata rahmet nazarıyla bakan hakikatine, ekmek kadar, su kadar ihtiyaç hissettiği bir zaman diliminden geçiyoruz." Bugün insanın mutlak sahtenin kölesine dönüştürüldüğüne işaret eden Kaplan, "İnsanların gönüllü köleleşmeyi, tüketmeyi, hızı, hazzı, hayatın kölesine dönüşmeyi özgürlük olarak algıladığı bir zaman dilimi bu. Böylesi bir zaman dilimi tam da İslam'ın şafağına ihtiyaç hisseden bir zamandır. onun için bu kuşak önemli bir kuşak bu nedenle gecemizi gündüzümüzü veriyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Türk hikayeciliğinin usta yazarı Mustafa Kutlu'nun onur konuğu olduğu 7. Üsküdar Kitap Fuarı, kitapların yanı sıra söyleşi ile imza etkinlikleriyle 27 Şubat'a kadar kitapseverleri ağırlamaya devam edecek. ### Dr. Şükrü Bozluolçay: "Sanattan ilham alıyoruz ve bunu herkesle paylaşıyoruz" 2010 yılında, Avrupa Konseyi tarafından “Avrupa Kültür Başkenti “ ilan edilen İstanbul’un yurtdışı reklam kampanyasında kullanılan sloganı  “inspirationsIstanbul”du. ”Dünyanın en ilham veren şehri”… İstanbul için kültür-sanat deyince hepimizin ne hayalleri var. Keşke gündemimizde bunlar olsa da, eteğimizdekileri döksek… Sanat için… Siz yaşadığınız şehrin değerini bilirseniz, dünya da bilir. Bu yazının konusu İstanbul değil ama girişi o kaptı ilhamıyla... Konuğumuz değerli koleksiyoner Dr. Şükrü Bozluolçay… Kendisiyle ona ilham olan koleksiyonerliği, biraz İstanbul’u, biraz hayallerini ve müzeciliği konuştuk. Zira o ve muhteşem ekibi de bizlere ilham oluyor. Sohbetimize Bozlu Art Project’in direktörü Sayın Oğuz Erten de eşlik etti. Son zamanlarda basında koleksiyonunuz hakkında pek çok haber çıktı. Dilerseniz biz güncel başlıklara değinelim. Siz Türk sanatına dair 19. yüzyıldan günümüze evre evre nadide bir seçkiye sahipsiniz. Ve bir kısmını da şu an “Hayal Fanusu” isimli sergiyle izleyiciye sunuyorsunuz. Öyle değil mi? OE: Koleksiyonda var olan eserler, sanat tarihsel bir perspektifte bakmaya oldukça müsait bir özelliğe sahipti. Bu bakış açısından değerlendirip 120 parçalık bir seçki ile150 yıllık sanat tarihimize nasıl bakarız diye düşündük ve bu ilham verici sergi ortaya çıktı. Mekânımız elverse dışarıda kalan daha pek çok iş bu sergide yer alabilirdi. ŞB: Eminim ki, kapalı kapılar ardında bizim bir kısmını sunduğumuz koleksiyondan çok daha değerli ve güzel koleksiyonlar vardır. Bence önemli ve kalıcı olan; bu eserleri sanatseverler ile paylaşmak ve bu koleksiyonları yayınlamak. İnsanların 40-50 sene sonra bile böyle bir koleksiyonun varlığından haberdar olmasını, her açıdan bu konuyu çok önemsiyorum. Gün gelir koleksiyonunuzun bir kısmını satabilirsiniz veya çocuklarınız bu koleksiyonu devam ettirmek istemeyebilir. Tüm bunları hayatın akışına bağlı olarak son derece doğal görüyorum. Koleksiyonunuzdan yayın-yayınlar çıkarabiliyor iseniz, her açıdan büyük fedakârlıklarla vücuda getirdiğiniz bu değeri ölümsüzleştiriyorsunuz. En azından benim gayretim bu yönde. Paylaşmak demişken, Hüsamettin Koçan’ın bir sözü var; “Müzecilik insana doğru gitmektir” diyor. Bu da paylaşmanın en kalıcı ve yaygın hali değil mi? Müzeciliği konuşalım mı biraz? Bu konuda çabalarınız oldu mu? ŞB: İstanbul son derece önemli bir şehir, dört tane büyük imparatorluğa başkentlik yapmış ve inanılmaz bir coğrafi konumu olan olağanüstü güzel bir şehir. Üstelikte günlük yaşamı tarih ile iç içe geçen, her an tarihi bir yapıt ile karşılaşabileceğiniz bir mekân. Bu özelliklere sahip, Dünya’da kaç şehir var acaba. İstanbul, mevcut müze sayısının onlarca mislini kaldırabilecek bir şehir. Resim sanatının, batıya göre bu topraklara çok daha geç gelmiş olması ve müze sayısı kısıtı halen klasik resme ulaşma şansımızı bizi batıdan daha avantajlı kılıyor. Zaman içerisinde sürdürülebilirlik sorunu aşıldıkça, özel müze sayısında da anlamlı bir artış olacağına inanıyorum. Tabii ki fabrika açmak, istihdam yaratmak çok önemli şeyler. Ancak, sanat-müze gibi olguların da Türkiye markasını çok daha hızlı yukarılara taşıyacağını unutmamamız gerekiyor. Dünyadaki  “Türkiye’de koleksiyonerlik ailelerin tekelinde”, algısını değiştirmek mümkün mü? Elinde çok birikimi olan kıymetli insanlar var. Bu insanlar geleceğe nasıl aktaracaklar birikimlerini? Devlet nasıl teşvik edebilir? ŞB: Devletin elinde ikonik güçlü yapılar var, devlet bu yapılarda koleksiyonerlere elindeki eserleri uzun vadeli müzeye ödünç verme veya bağışlama (sergilenecek salona koleksiyonerin adını verme, v.s.) şeklinde destek verebilir. Ayrıca kurumların (ticari yapıların, vakıfların, v.s.) koleksiyonlarını da özendirecek bir takım uygulamalar yapabilir. Dünyada bunun örnekleri çok, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İnanıyorum ki yapılan her fedakârlığın karşılığını ülke olarak katları halinde faydasını görürüz ve Türkiye algısını yukarılara taşırız. Bir de hepimizin büyük hayali var:  İstanbul bir kültür-sanat başkenti olsa, ”ilham veren şehir” hak ettiği yeri alsa… ŞB: Biraz önce de bahsettiğim gibi, İstanbul dünya sanatının da adından bahsettirecek özelliklere sahip. Dediğiniz gibi burası ilham veren şehir… Bu şehir sanattan ne kadar değer alırsa, onu fazlası ile dünyaya yansıtacak bir şehir. Peki güzel haberi verelim mi artık? Şişli Atölyesi projeniz hakkında ne söylersiniz… Bildiğiniz gibi Türk resim sanatında “Şişli Atölyesi” olarak adlandırılan bir dönem var. O zamanki önemli sanatçılar burada eserler vermiş ve bu eserler Türkiye’nin ilk yurtdışı sergisine, Viyana’ya götürülmüş. Biz biraz da o ruhu canlandırmak adına Şişli Belediyesi’yle bir proje geliştiriyoruz. Bu atölyenin günümüzdeki yerini tespit etme çalışmalarıyla yola çıktık. Arşivleri karıştırıyoruz. O atölyede yapılmış birkaç eser koleksiyonumuzda mevcut. Bunu yapabilirsek ve kitaplaştırabilirsek hem İstanbul’un hem Şişli’nin kültür dünyasına büyük bir hizmet sunmuş oluruz. Yıllardır herkes Şişli Atölyesi’nden bahseder ama birkaç yayın haricinde çok fazla bir bilgi mevcut değil. Yeni bilgilerle ortaya çıkmış detaylı bir çalışma yapmak istiyoruz. Öte yandan sanat belleği oluşturmak çok mühim. Mongeri Binası’ndaki anaokulu çocuklarını görünce çok mutlu oluyorum. Ben iyimserim, hepsi olacak. Hayat felsefem “Bugün dünden daha iyidir.” Yaşam alanlarımızda görsel zevki yükseltme ideal ve çabası çok kıymetli. Sizin koleksiyonunuzun hacimce en büyüğü de içinde olduğumuz bu ilham veren bina sanırım. Monet’nin evi için bir sanatçı dostu “ev ve bahçe zaten sanat eseri” demiş. Burası da çok güzel gerçekten, mutlu ediyor insanı. OE: Evet, bize ilham olan ana kaynaklardan bir tanesi de bu. Bilinen bir söz vardır; insanlar mekânları, mekânlar da insanları yaratır. O anlamda bu mekân da bizi ve işlerimizi yaratıyor. ŞB: Koleksiyon sergimizde 1850’lerden günümüze ulaşan bir bütünlük söz konusu, bina da bu bütünlüğe uyum gösteriyor. Erken Cumhuriyet döneminden günümüze gelmiş bir yapı, burada da bir bütünlük var. Bu bütünlükte bizi daha geniş açı ile sergiye bakışımızı kolaylaştırıyor. OE: Mimarı da çok değerli, Giulio Mongeri’nin Türkiye’ye kattıkları çok önemli. Akademi’nin mimarlık bölümünü neredeyse 30 yıl yönetmesinin ve yetiştirdiği değerli mimarların yanında Maçka Palas, Karaköy Palas, St. Antuan Kilisesi, Taksim Cumhuriyet Anıtının kaidesi, Bursa Palas, Ankara Ziraat Bankası binası vs. da ona ait. Dolayısıyla ona yakışacak şeyler yapmak gerekiyor. Bu da bize bir sorumluluk veriyor. Son sözünüz? OE: Bugün varolan her şey geçmişte bir hayaldi, demiş William Blake. Biz çalışmaya devam ediyoruz, hayallerimiz için. ### Artweeks Akaretler 30 Mart'ta kapılarını açıyor Bilgili Holding ev sahipliğinde Akaretler Sıraevler’in benzersiz atmosferinde gerçekleşecek Artweeks@Akaretler; 30 Mart’ta kapılarını yeniden açmaya hazırlanıyor! Dünyanın en büyük varlık yöneticisi UBS ana sponsorluğunda gerçekleşecek Artweeks@Akaretler’in 6. Edisyonu, 10 Nisan’a kadar izleyiciler ile buluşacak. Çağdaş sanatın merakla beklenen etkinliği Artweeks@Akaretler; Bilgili Holding ve Sabiha Kurtulmuş’un organizasyonunu üstlendiği bu edisyonunda da sanatseverlere farklı disiplinlerden pek çok eser sunacak. Tarihi dokusunun yanında dinamik yapısıyla da İstanbul’un en önemli kültür sanat destinasyonlarından olan Akaretler Sıraevler, bu karma yapıyı irdelerken şehiri sanatla buluşturmaya devam ediyor. Çağdaş sanatın eşsiz çeşitliliğini, galeriler, bağımsız sanatçılar ve koleksiyoner sergileri ile kutlayan Artweeks@Akaretler, 6. edisyonunda Akaretler Sıraevler 11,15,17,19,37-39, 55 ve B 2/2-3-4 numaralı binalarında ziyarete açılacak.  Şehri ve sanatı yeniden bir araya getirmenin heyecanını yaşayan Bilgili Holding CEO’su Sinan Temo: “ARTWEEKS@akaretler’i ilk kez hayata geçirmek istediğimizde amacımız, kurum olarak da çok değerli bulduğumuz ve tüm projelerimizde mutlaka yer verdiğimiz çağdaş sanat yapıtlarını herkes için ulaşılabilir kılmaktı. İstanbul’da, özellikle genç sanatçılar için çekim merkezlerinden biri haline gelmiş Akaretler gibi merkezi bir lokasyonda, birbirinden kıymetli sanatçıları ve sanatın en güzel örneklerini izleyicisiyle, 6.kez, ücretsiz bir şekilde buluşturacak olmak bizim için çok büyük bir gurur kaynağı.” dedi.  Artweeks@Akaretler’in organizatörü Sabiha Kurtulmuş, sanatın geçtiğimiz süreçteki devinim ve gelişimine değinirken, 6. Edisyonda izleyiciyi nelerin beklediğini “Mart sonunda 6. Edisyonumuzu yapmayı planladığımız Artweeks@Akaretler’de Covid-19 önlemlerinden dolayı ara verdiğimiz içeriklerimizi genişletmeyi planlıyoruz. Omurgamızı oluşturan galeri ve koleksiyonerlerin dışında bizlerle aynı anlayışta olan farklı yapılarla beraber yeni içerikler üretmeyi ve projeler yapmayı hedefliyoruz, NFT de bunlardan birisi. 10 günlük süre içerisinde her gün farklı sunumlar, etkinlikler ve davetlerle sanat izleyicilerini karşılayacağız.” ifadeleriyle anlattı. Sanat alanında fuar dışı bir yaklaşım ile organize edilen Artweeks@Akaretler; Eylül 2021’de 5.Edisyonu başarı ile tamamlayarak, sanat dolu 12 günde 100’den fazla sanatçıyı, 15 çağdaş sanat galerisini, 2 solo sergiyi ve 1 koleksiyoner seçkisini 55.000 ziyaretçi ile buluşturdu. İstanbul’un bu keyifli sanat etkinliği 6.Edisyonu ile yine uluslararası çağdaş sanat galerilerine, koleksiyoner sergilerine ve solo show’lara ev sahipliği yaparak benzersiz atmosferinde sanatseverleri ağırlayacak.  T.C. Sağlık Bakanlığı’nın COVID-19 önlem ve tedbirleri kapsamındaki 20.08.2021 tarihli genelgesine göre; sanat etkinlikleri dahil olmak üzere etkinlik girişlerindeki tüm kapılarda HES kodu üzerinden ziyaretçilerin aşılı / geçirilmiş hastalık veya azami 48 saat önce yapılmış PCR testi sorgulaması yapılacaktır. Etkinlikte, alan girişinde ve içerisinde maske takılması zorunludur.  AKARETLER SIRAEVLER HAKKINDA Sultan Abdülaziz’in talimatıyla Sarkis Balyan tarafından 1875 yılında inşa edilen Akaretler Sıraevler, o dönemde Dolmabahçe Sarayı’nın önemli görevlileri tarafından kullanılıyordu. 55.000 m² kapalı ve 5.000 m² açık olmak üzere toplam 60.000 m² kullanım alanı sunan Akaretler Sıraevler’ in restorasyonu Bilgili Holding tarafından gerçekleştirildi. Akaretler Sıraevler; ofislere, lüks konutlara, mağazalara, kafe & restoranlara ve W Istanbul Hotel' e ev sahipliği yapıyor. İstanbul’a yeniden kazandırılan, Avrupa’nın 2. büyük restorasyon projesi olan Akaretler Sıraevler, Londra’da Urban Land Institute’ un (ULI) ödülünü kazanmıştır.  BİLGİLİ HOLDİNG HAKKINDA Ağırlıklı olarak gayrimenkul ve turizm sektörlerinde faaliyet gösteren ve Türkiye genelinde otel, ofis, ticari ve konut projelerine yatırım yapan Bilgili Holding, yeni ve özgün projeleri hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. Bünyesinde bulunan Türkiye’nin tek uluslararası gayrimenkul yatırım fonu ile birlikte; W İstanbul, Akaretler Sıraevler, Bodrum Bodrum Kıyı Evleri, BH Conference & Airport Hotel İstanbul, One Ortaköy, West Blocks, Republika Academic Aparts, Soho House İstanbul, Galataport, The Peninsula İstanbul, The Ritz Carlton Residences İstanbul’un yanı sıra Uluslararası birçok projeye imza atmıştır. USB VE ÇAĞDAŞ SANAT HAKKINDA UBS, uzun yıllardır çağdaş sanatı ve sanatçıları destekliyor. Dünyanın en büyük ve en önemli kurumsal sanat koleksiyonlarından birine sahip olan UBS, Art Basel ile küresel ortaklığı aracılığıyla, ayrıca Art Basel ve UBS Küresel Sanat Piyasası Raporu'nun (“Art Basel and UBS Global Art Market Report”) eş yayıncısı olarak sanat piyasasıyla ilgili uluslararası diyalogu ilerletmeyi hedefliyor. UBS ayrıca Fondation Beyeler (İsviçre), Garage Museum of Contemporary Art (Rusya), Nouveau Musée National de Monaco, Louisiana Museum of  Modern Art (Danimarka), Deichtorhallen (Almanya), Museo del Palacio de Bellas Artes (Meksika) ve Art Gallery of New South Wales (Avustralya) gibi önde gelen sanat kuruluşlarıyla işbirliği yapıyor. UBS, müşterilerine Sanat Koleksiyonerleri Grubu ve UBS Sanat Danışmanlığı aracılığıyla sanat piyasası, koleksiyonerlik ve miras planlaması gibi konularda iç görüler sunuyor. UBS Sanat Forumu ise sanat dünyasının sıra dışı isimlerini bir araya getirerek çığır açan çağdaş sanatta kanaat önderliğini teşvik ediyor. UBS’in çağdaş sanata bağlılığı ve katkılarıhakkında daha detaylı bilgi için ubs.com/art adresini ziyaret edebilirsiniz. ### Dilek Uzunoğlu Örs’ün yeni eserleri “Divine” karma sergisinde! Dilek Uzunoğlu Örs 21-25 Şubat tarihlerinde Galeri La Vision Art ev sahipliğinde Sent Antuan Kilisesi’nde düzenlenen Divine isimli karma sergiye son çalışmalarıyla katılıyor. Sanatçının eserleri, Şubat-Temmuz 2022‘de Galeri Binyıl ile İntermed Tıp Merkezlerin’de ve 10-13 Mart’ta da ArtAnkara’da Galeri Binyıl standında sanatseverleri bekliyor olacak. Kovid-19 salgını sırasında kendini sanat yoluyla iyileştirmeyi seçen Dilek Uzunoğlu Örs bu dönemde yaptığı eserleri yeni yıla girerken ilk kişisel sergisi sergisi olan “Pandeminin Güzellikleri”nde sanatseverler ile buluşturmuştu. Sanatçı yeni eserlerini, Galeri La Vision Art’ın Sent Antuan Kilisesi’nde düzenlediği Divine isimli karga sergide sanat severler ile buluşturuyor. PEKİ SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN? İzolasyon zamanlarında malzeme tedarik problemi ile karşılaşan sanatçı, alternatif alet bulma arayışı içinde pasta spatulasından, hamur keseceği gibi evindeki avadanlıkları değerlendirmiş, bazı malzemeleri de kum, toprak ve kömür gibi kolay bulanabilecek doğal ürünlerden kendi üretmeye başlamış. Dilek Uzunoğlu Örs’ün resimlerine kısa yazıları da eşlik ediyor. Sanatseverlere ‘Peki sen ne düşünüyorsun?" sorusunu naif, yalın ve esprili notlarla sormayı seçen Uzunoğlu Örs; "Bütün bu süreçten herkesin kendi için ne anlam çıkardığının çok önemli olduğunu düşünüyorum" diyor. DİLEK UZUNOĞLU ÖRS 1974’de mimar bir anne-babanın çocuğu olarak İzmir‘de doğan sanatçının resme olan merakı küçük yaşlarda başladı. Ortaokul senelerinde öğretmeni Ressam Güven Zeyrek sayesinde resim yapmaya başladı. Ekonomi lisansı ve işletme yüksek lisansı sonrası çeşitli uluslararası firmalarda yönetici olarak çalıştı. Pandemi ile birlikte ara verdiği resim tutkusuna devam etme fırsatı buldu. ### Antik Cisterna'da uluslararası karma sergi Antik Hotel İstanbul, "2. Sanat ve Tarih Buluşması" kapsamında uluslararası karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, 19 Şubat-2 Mart 2022 tarihleri arasında ziyaret edilebilir. Antik Hotel İstanbul bünyesinde yer alan -2 ve -3. katlarındaki 1500 yıllık Geç Roma – Erken Bizans Dönemi'ne ait tarihi sarnıcın dokusu korunarak günümüze ulaştırılan Antik Cisterna Sergi Salonu, 20. yılını kutlarken çok farklı sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Mekan, 19 Şubat-2 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek "2. Sanat ve Tarih Buluşması" adlı sergi ile sanatın ışığında geleceğe bir köprü kuruyor. "Bize emanet olan tarihle birlikte farklı sanat akımları ve disiplinlerden özgün eserleri, dünyanın her yerinden Tarihi Yarımada'ya gelen misafirlerimizle buluşturmaya devam ediyoruz" diyen Antik Hotel Sanat Danışmanı Murat Küçükkayalı, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından sergiye katılan sanatçıları şöyle sıraladı: İlke Alkan, Sabahat Bayar, Ayşen Bayer, Aysel Erken, Ayten Erken, Nurlana Haciyeva, Fatma Helen Kızıloluk, Tetiana Müsevitoğlu, Rozay Nemedowa, Burak Özkan, Seçil Kartopu ve Ayla Yeşilmen. ### Erhan Us'tan yeni sergi: "The God Simulation" Kavramsal-protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on ikinci kişisel sergisi "The God Simulation" [Tanrı Simülasyonu], NFT koleksiyonu olarak 10 Şubat itibariyle izleyici ile buluştu. The Truman Show filminden elli karenin bozulmuş formları ile gerçeklik, simülasyon argümanı ve bilinç üzerinde duran sanatçı, toplumun inanmayı tercih ettiği sabitler ve güncel önermeler arasındaki önyargı-tutum farkına, değiştirilmiş görme biçimleri kullanarak dikkat çekiyor. Dev NFT ‘marketplace’leri OpenSea.io ve Rarible.com’da "erhanus" kullanıcı adı ile görüntülenebilecek Us, sanatın sansasyonelliğin etkisinde kalmamasının önemini vurgulamak adına sınırlı NFT’nin satışa sunulacağını belirtti. Serinin devam projeleri, Matrix ve 13. Kat'ın incelendiği iki yeni koleksiyon da mart ve nisanda sanatçının NFT hesaplarında izlenebilecek. MANİFESTO On binlerce yıl sonra yaşayacak bir insanın, evrimin aşamalarını veya tarihini çözümlemek için tasarladığı bir bilinç olmak ya da olmamak. Belki kanlı canlı insan, belki kavanozdaki beyin ya da birkaç silikon etkileşimi olarak Platon, Descartes, Hume, Kant, Berkeley, Baudrillard, Bostrom. Soğuk bir gün doğumu gibi yüze çarpan dogmaların arasında o ‘kutsal’ kitabın karakterleri değiştirildiğinde; cezalandırıcı tanrının sınadığı kuklalarla, bir simülasyonda zalim çocukların Sims karakterleri arasında hiçbir fark yok. ERHAN US HAKKINDA Kavramsal sanatçı ve yazar [1987, Ankara]. Bilkent Üniversitesi THM’den sonra, marketing çalışmaları ve on bir STK başkanlığına istinaden uluslararası onur nişanlarına ve en iyi dijital ajans ödüllerine layık görüldü. Eserleri 30'a yakın ülkede sanatseverlerle buluştu. "Dijital Prestij: Teknoloji, Sosyal Medya ve Marketing Üzerine" kitabı 2018'de yayımlanan, ikinci kitabı Status Quo'nun Mart 2022'de raflarda olması beklenen ve yaşamı hakkında bir de belgesel çekilmiş olan Us; Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve AFSAD üyesi olup, İstanbul ve Anadolu Üniversiteleri'nde sosyoloji-felsefe çalışmalarına devam etmekte ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde dersler vermekte. ### Osman Yılmazer'den "Zamansız Zamanlar Sergisi" Ressam Osman Yılmazer'in medeniyet sembollerini kendine özel bir estetikle işlediği eserlerinden oluşan ve sanatseverleri tarih yolculuğuna çıkaran "Zamansız Zamanlar Sergisi", Nevmekan Sahil Galeri'de sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Sergi, İstanbulluları tarihin derinliklerine uzanan bir yolculuğa davet ediyor. Sanatçının Üsküdar'dan ilham alarak hayata geçirdiği eserleri de sergide yer alıyor. "ÜSKÜDAR'DAN İLHAM ALARAK HAYATA GEÇİRDİĞİ ESERLER DE YER ALIYOR" Üsküdar Belediyesi, kültür-sanat çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Ressam Osman Yılmazer'in resimlerinden oluşan "Zamansız Zamanlar Sergisi", Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen'in katılımıyla açıldı. Çok sayıda sanatseverin eşlik ettiği ve Yılmazer’in 64 parçadan oluşan sergisi, Nevmekan Sahil Galeri'de 18 Şubat'tan 20 Mart 2022 tarihine kadar sanatseverlerle buluşacak. Ressam Osman Yılmazer'in eserleri içerisinde, Üsküdar'dan ilham alarak hayata geçirdiği eserler de yer alıyor. "ÇOK ÖZEL BİR ANLAYIŞ, ÇOK ÖZEL BİR HİZMET" Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, sergi açılışında yaptığı konuşmada şunları ifade etti: "Nevmekan Sahil Galerimizde yine muhteşem bir sergi açmış olduk. Hayırlı olsun. Osman Yılmazer Bey sanatçımız, hem ressam hem hattattır. Çok başarılı bir ressamdır ve farklı bir tarzı vardır. Eserlerini mekanın ötesinde bir anlayışla resmetmiştir. Çok özel bir anlayış, çok özel bir hizmet. Hem tarih var burada, hem kültür var, hem estetik var, hem bir emek var, hem bir zarafet var. Muhteşem tek kelimeyle. Osman Yılmazer Bey'i tebrik ediyorum. Sergiye bütün vatandaşlarımızı bekliyoruz." "ZAMANIN İÇİNDEKİ YOKLUĞU TASVİR EDİYOR" Eserleri sergilenen Ressam Osman Yılmazer ise şu açıklamalarda bulundu: "Zamansız Zamanlar Sergisi, zamanın içindeki yokluğu tasvir ediyor. Biz de ona bağlı varlıklarız. Zaman yaratılan ilk varlık, biz de onun içinde kaimiz. Biz eserlerimizde bu sırrı aradık. Sergimiz 64 parçadan oluşuyor ve Üsküdar Belediyesi Nevmekan Sahil Galeri'de sergilenecek. 18 Şubat-20 Mart tarihleri arasında eserlerimiz görülebilir, sergiyi dolaşabilirler. Sanatseverleri sergimize davet ediyoruz." ### Flamenkonun parlayan yıldızı Patricia Guerrero, ilk kez İstanbul’da!   Kendi jenerasyonunun en yetenekli ve yaratıcı dansçısı olarak uluslararası sahnede kendine yer açan Patricia Guerrero, dansıyla sosyal konulara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Yaşadığı hayatı sorgulayan ve bundan dolayı yargılanan insanı anlatan ışık dolu gösteri Distopya 23-24 Şubat’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda seyirciyle buluşacak. Distopya’nın sanat yönetmeni ve koreografı olan Patricia, sanatçıların pek çok kişiye rahatça ulaşabildiği için sosyal meselelere dikkat çekmeleri gerektiğine inanıyor. “Sayısız adaletsizlik karşısında toplumsal bir vicdan yaratmamız gerek” diyen Patricia gösterisini şu cümlelerle anlatıyor: "Toplumun ütopyaya doğru attığı her adım distopya üretir. Bu öykünün kahramanı, bireysel kişiliğin olumsuzlandığı, görünüşte ideal bir toplumda, yaşamış ve yaşamakta olduğu hayatı sorgular ve bu yaşamdan dolayı akla gelebilecek her şekilde yargılanır ve kötü muamele görür. Bu içerik derin ve rahatsız edici, ancak ışık ve güzellik dolu bir gösteri, seyircinin hikâyenin duygusal yükü ile el ele tutuşarak, flamenko, dans ve müziğin keyfini çıkarmasına izin verecek bir gösteri."  Projenin dramaturgluğunu Juan Dolores Caballero, müzik yönetmenliğini ise İspanyol müzisyen Dani de Morón üstleniyor. 23-24 Şubat tarihlerinde CRR’de gerçekleşecek gösterinin biletleri 130-100-70 ve 50 TL olarak CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’ten temin edilebilir. Patricia Guerrero Hakkında:  Derin flamenko köklerine sahip Patricia Guerrero, henüz üç yaşında iken annesinin akademisinde  dans derslerine başlar. Klasik ve çağdaş dansın dışında diğer müzik türleri ve dansları da araştıran Patricia; 2011’de, Endülüs Flamenko Balesi'nin baş balerini seçilir. 2017’de En İyi Kadın Dansçı seçilen Patricia, 2021’de büyük proje “La Bella Otero”nun konuk dansçısı olarak atanır. İspanya Kültür Bakanlığı tarafından Ekim 2021’de Ulusal Dans Ödülü'ne layık görülen Patricia’nın, Distopya başta olmak üzere gerçekleştirdiği projeler farklı kurumlar tarafından ödüllendirilmiştir. ### "Kalpten Kalbe" oyununun galası Trump Sahne'de yapıldı Nilgün Belgün ve Bekir Aksoy'un baş rollerde yer aldığı, üç farklı bölümden oluşan, üç farklı kadın ve erkek karakterlerin yer aldığı "Kalpten Kalbe" adlı oyunun galası, 3 Şubat 2022 tarihinde Trump Sahne'de yapıldı. Nilgün Belgün ve Bekir Aksoy'un dans performanslarıyla birlikte kadın-erkek ilişkilerine eğlenceli bir yorum getirdiği tiyatro oyununun galasına, sanat dünyasından da yoğun ilgi vardı. Geceye katılanlar arasında Demet Akbağ, Oya Başar, Emel Müftüoğlu, Nevra Serezli, Oktay Kaynarca, Meltem Cumbul, Saba Tümer, Atilla Atasoy, Volkan Severcan, Mustafa Denizli, Hıncal Uluç, Aydan Şener, Cihat Tamer, Nedim Saban da bulunuyordu. "Kalpten Kalbe" oyununun ilk bölümünde, belli bir yaşa gelmiş olmalarına rağmen hayatlarında bir türlü mutluluğı yakalayamayan, ancak birbirlerini tanıdıktan sonra gerçek aşkla tanışan Sema ve Mete'nin; ikinci bölümde, defalarca boşanmaya kalkan ama bir türlü ayrılamayan Leyla ve Tarık'ın; son bölümde ise dördüncü evliliğini yapmak üzereyken, başına gelen talihsizliklerle kardeşinin yardımıyla baş etmeye çalışan Nihal ve kardeşi Nihat'ın hikayelerine tanık oluyoruz. Her bölümü usta oyuncuların söylediği şarkılar ve dansları eşliğinde izlediğimiz hikayeler, seyirciyi hem güldürüyor hem de duygusal anlar yaşatıyor. Yapımcılığını Epizot Görsel Sanatlar'ın üstlendiği, Peter Quilter’in yazdığı, Zeynep Anacan tarafından çevrilen, yönetmenliğini Serkan Budak'ın, müzik direktörlüğünü ise Metin Özülkü'nün yaptığı "Kalpten Kalbe" oyunu, izleyiciye keyifli bir seyirlik sunuyor. OYUNUN KÜNYESİ Oyuncular: Nilgün Belgün, Bekir AksoyYazan: Peter QuilterÇeviren: Zeynep AnacanUyarlayan ve Yöneten: Serkan BudakKostüm Tasarım: Sadık KızılağaçMüzik Direktörü: Metin ÖzülküAfiş Fotoğrafı: Zeynel Abidin AğgülDekor Tasarım: Cihan AşarKoreografi: Erhan KuşYönetmen Yardımcısı: Derya YırtıcıYapım: Epizot Görsel Sanatlar 2022 "KALPTEN KALBE" OYUN TAKVİMİ 20 Şubat 2022 / KKM Gazanfer Özcan Sahnesi - İstanbul22 Şubat 2022 / Bursa Akademik Odalar Birliği - Bursa24 Şubat 2022 / Kocaeli Kongre Merkezi - Kocaeli26 Şubat 2022 / Kadıköy Halk Eğitim Merkezi - İstanbul05 Mart 2022 / Vehbi Koç Kongre Merkezi - Eskişehir07 Mart 2022 / MEB Şura Salonu - Ankara ### Tülay Bayraktar, son çalışmalarıyla Fular’t Galeri’de! Ressam Tülay Bayraktar, aralarında son çalışmalarının da yer aldığı 50'ye yakın eseri ile Fular't Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının "HYGGE" adını verdiği altıncı kişisel sergisi, 15 Şubat Salı günü düzenlenen bir kokteyl ile açıldı. Sergi, 1 Mart tarihine kadar her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. ÇİZGİNİN SONSUZ DEVAMLILIĞIYLA GÖZLEMCİ BAKIŞ AÇISINI BİRLEŞTİRİYOR Çalışmalarını evindeki atölyesinde sürdürmekte olan Tülay Bayraktar, yarattığı eserlerinde çizginin çeşitliliğinden faydalanıyor. Kendine özgü tekniği ile peyzaj, şehir ve kadın figürleri üzerinde dolaşan sanatçı, çizginin sonsuz devamlılığıyla gözlemci bakış açısını birleştirerek, soyut ve somut görüntü arasında denge kurmaya çalışıyor. DOĞA, İNSAN VE SEVGİ MERKEZLİ Akrilik boyalar ve üstüne akrilik kalemlerle işlenen çalışmalarında doğa, insan ve sevgi merkezli iletişim kurmayı ön planda tutan Bayraktar, kompozisyonlarında çeşitlilik göstermeyi tercih edip, çizgilerden aldığı özgürlük hissiyle sürekli üretmenin mutluluğunu yaşıyor. ### İBB Şehir Tiyatroları’nın yeni Genel Sanat Yönetmeni: Ayşegül İşsever İBB Şehir Tiyatroları’ndaGenel Sanat Yönetmenliği görevine Ayşegül İşsever getirildi. Kurumda yıllardır oyuncu olarak birçok oyunda rol alan, çeşitli sanatsal görevlerde bulunan ve son olarak Sahne Direktörlüğü görevini yürüten İşsever, İBB Şehir Tiyatroları’nda bu göreve gelen üçüncü kadın oldu. Kurulduğu 1914 yılından bu güne kadar şehri sanatla buluşturan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları’nda,Genel Sanat Yönetmenliği görevine Ayşegül İşsever, getirildi. İşsever, Gencay Gürün ve Ayşenil Şamlıoğlu'ndan sonra bu göreve getirilen üçüncü kadın sanatçı oldu.Ayşegül İşsever, 20 Eylül 1962 tarihinde Ankara'da doğdu. İlk ve ortaokulu İstanbul’da Yıldız Koleji’nde, liseyi Nişantaşı Kız Lisesi’nde bitirdi. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne giren İşsever, bu dönemde çeşitli özel tiyatrolarda (Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Dormen Tiyatrosu, Ali Atik-Ayşegül Atik Çocuk Tiyatrosu vs.) yer aldı.Konservatuvardan mezun olduktan sonra İstanbul Şehir Tiyatrosu’na kadrolu sanatçı olarak giren İşsever, oyunculuğun yanı sıra kurumda disiplin kurulu üyeliği de yaptı. 2010-2016 yılları arasında İŞTİSAN (İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği) yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. 2014-2017 yılları arasında Haliç Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı.İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda 33 yıldır aktif olarak oyunculuk yapmakta olan Ayşegül İşsever oyunculuk görevine ek olarak 2019 yılında Sahne Direktörlüğü görevini üstlendi. Geçtiğimiz günlerde de İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevine atandı. ### Türkiye'nin en büyük fosil ağacı Beylikdüzü'nde! Beylikdüzü Belediyesi, Kavaklı Mahallesi’nde bulunan ve halk arasında "Delikli Taş", "Dilek Taşı" olarak da bilinen fosil ağacı kamuoyuna duyurarak, ilçenin 23 milyon yıllık tarihini gün yüzüne çıkardı. Jeolojik ve kültürel bir miras olan ağacın korunması ve sergilenmesi için tüm süreci alanında uzman isimlerle yürüten belediye, ağacın tanıtılması amacıyla da oldukça kapsamlı bir çalıştay düzenledi. Çalıştayın açılış konuşmasında ağacın Türkiye'nin en büyük fosil ağacı olma özelliği taşıdığını belirten Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık; "Beylikdüzü sanıldığının aksine çok daha uzak bir tarihten izler taşıyor. Bizim çocuklarınıza vereceğimiz bundan daha güzel bir hediye olamaz" mesajı verdi. Çalıştay kapsamında gerçekleşen bilimsel oturumların ardından Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, çalışmalarından dolayı Başkan Çalık’ı tebrik ederek, "Jeolojik Miras Elçisi" ilan edilmesini teklif etti. ### NASA Uzay Sergisi 13 Mart’a kadar uzatıldı HUPALUPAEXPO tarafından Türkiye’ye getirilen ve 8 Aralık’tan bu yana 100 binin üzerinde ziyaretçi tarafından gezilen NASA Uzay Sergisi, gördüğü yoğun ilgi üzerine 13 Mart’a kadar uzatıldı.  HUPALUPAEXPO tarafından Metropol İstanbul içinde 2.300 m2 büyüklüğünde alana kurulan NASA Uzay Sergisi, yoğun ilgi nedeniyle uzatıldı. Ziyarete açıldığı 8 Aralık tarihinden itibaren yaklaşık 100 bin kişi tarafından gezilen dünyanın en büyük gezici uzay sergisi, 13 Mart tarihine kadar gezilebilecek.  Sadece çocukların değil, büyüklerin de ilgisini çeken, bilgisini tazeleyen ve eğlendiren NASA Uzay Sergisi’nde NASA’nın uzay görevlerine tanıklık etmiş kıyafetler, yiyecekler, yazılı materyallerden oluşan 200 parça, gerçek Ay Taşı, aralarında Saturn V’in de olduğu roketlerin kopyaları ve tam boyutlu uzay aracı modelleri görülebilir. ASTRONOTLARIN MANEVRA KABİLİYETLERİ DENEYİMLENİYOR Rehberler eşliğinde insanoğlunun uzay yolculuğunun tüm hikayesinin anlatıldığı serginin bir de VR alanı bulunuyor. Ziyaretçiler VR alanında bir astronot veya kozmonotun yaşayabileceği uzay deneyimini yaşıyor. MULTI-AXIS TRAINER, uzayda meydana gelebilecek bir dönüşü simüle ediyor. Özgürlüğün 5 Derecesi simülatörü, altı serbestlik derecesinden beşiyle mekânın sürtünmesiz ortamındaki hareketini taklit ediyor. Yerçekimi Koltuğu, Ay’daymış hissi veriyor. F18 Pilot Simülatörü, saatte 2.000 km hızla uçan bir F18’in kontrolünü size bırakıyor. Mars simülatöründe ziyaretçiler, astronotların manevra kabiliyetini deneyimleyebiliyor ve bu koşullar için yürüyüş değişikliklerini inceleyebiliyor. Serginin biletleri, Biletix ve Mobilet'ten online ya da Metropol İstanbul, NASA Uzay Sergisi girişinde yer alan bilet gişelerinden satın alınabiliyor. NASA Uzay Sergisi bilet fiyatları hafta arası 90 lira tam, 75 lira indirimli; hafta sonları 120 lira tam, 100 lira indirimli olarak belirlendi.  NASA Uzay Sergisi, Yapı Kredi, İTÜ ETA Vakfı Doğa Koleji, Roketsan, İTÜ Uzay Sistemleri Tasarım ve Test Laboratuvarı (USTLL), Bilsem, CarrefourSA, Digiturk, Minika ve Asimetrik tarafından destekleniyor. ### "Eşsiz ve Benzersiz: Mozart", Borusan Sanat'ta! Borusan Sanat, bu hafta da hem fiziki hem de çevrimiçi konserlerine tüm hızıyla devam ediyor. 13 Şubat Pazar günü saat 11.30’da borusansanat.tv’de 'Eşsiz ve Benzersiz: Mozart' isimli konser müzikseverlerle buluşuyor. 13 Şubat Pazar günü saat 11.30’da “Eşsiz ve Benzersiz: Mozart” başlıklı konser, büyük besteci Mozart’a bir saygı duruşu niteliğinde. Maxim Emelyanychev’in BİFO’yu yöneteceği konserde, kayıtları ve konserleriyle dünyanın tüm büyük sahnelerinde dinleyenlerini büyülemiş olan usta piyano ikilisi Katia ve Marielle Labèque yer alacak.Serhan Bali ve Aydın Büke ise saat 11.00’de yayınlanacak konser öncesi keyifli sohbetleriyle borusansanat.tv’de olacak. Abstra feat. Ab Baars & Wolter Wierbos, bir hafta daha borusansanat.tv’de! Borusan Müzik Evi’nin özgün projelere ev sahipliği yaptığı konserlerin kayıtları, borusansanat.tv üzerinden izleyicilerine ulaşmaya devam ediyor. Gülşah Erol, Andreas Kaling, Kaan Bıyıkoğlu ve Korhan Ergüden’den oluşan topluluk ABSTRA, renkli yorumlarıyla Ab Baars ve doğaçlama ustası Wolter Wierbos’un, Borusan Müzik Evi’nde gerçekleştirdiği konser bir hafta daha dinleyicisi ile buluşacak.Konser öncesinde Back on Stage ekibinin gerçekleştirdiği söyleşiler de borusansanat.tv’de yer alıyor. Şostakoviç ve Beethoven eserleri ile “Masalların Müziği”! Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası 17 Şubat saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyicisi ile buluşacak olan, “Masalların Müziği” başlıklı konserde, dinleyenlerini büyük bestecilerin dünyasına davet ediyor. Bu konserde, Şostakoviç’in 1 numaralı Viyolonsel Konçertosu’nu Kian Soltani seslendirecek. Yorumundaki ifade derinliği aynı zamanda bireysel hissiyatı ve teknik üstünlüğü ile beğeni toplayan Soltani, hakkında en çok konuşulan sanatçılarından biri. BİFO’nun bu konserde ağırlayacağı diğer konuğu ise orkestra şefi Ryan McAdams. Sanatçı gerek orkestral yapıtlara gerekse opera yapımlarına olan profesyonel yaklaşımı ve verdiği başarılı konserlerle kuşağının en parlak orkestra şeflerinden biri olarak gösteriliyor ### Zürih Balesi'nden "Anna Karenina", haziranda İstanbul'da! İKSV’nin 50. yıl kutlamaları kapsamında, günümüzün önde gelen bale topluluklarından Zürih Balesi’nin Anna Karenina gösterisi İstanbul’a geliyor. 27 ve 28 Haziran’da Zorlu PSM’de izleyiciyle buluşacak etkinliğin biletleri 14 Şubat’ta satışa çıkıyor. Görkemli prodüksiyonları ve kusursuz performanslarıyla tanınan Zürih Balesi’nden Anna Karenina, İKSV ve Zorlu PSM işbirliğinde, dünyanın önde gelen siber güvenlik şirketi Palo Alto Networks’ün özel gösteri sponsorluğunda İstanbul’a geliyor. Anna Karenina, havayolu partneri Türk Hava Yolları’nın desteğiyle ve Pro-Helvetia’nın işbirliğiyle 27 Haziran Pazartesi ve 28 Haziran Salı akşamları Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak. Koreograf Christian Spuck imzalı ve çoğunlukla Neoklasik dansa dayalı koreografisi, gösterişli kostümleri, çağdaş sahne tasarımı, Rachmaninov’dan Lutoslawski’ye uzanan müzikleri ve Zürih Balesi dansçılarının muhteşem performanslarıyla Anna Karenina, izleyicilere uzun yıllardır özlemi duyulan bir göz ziyafeti sunacak. Biletler, Lale Kart üyeleri için indirimli ön satış döneminin ardından, 14 Şubat Pazartesi günü saat 10.30’da passo.com.tr ile İKSV ana gişeden (pazar günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) genel satışa açılacak. Gösterinin biletleri 200 TL, 350 TL, 550 TL, 650 TL ve 700 TL üzerinden satışa sunulacak. Öğrenci biletleri ise Eczacıbaşı Genç Bilet projesi kapsamında 10 TL olacak. ### İBB, tarihi Botter Apartmanı’nı restore ediyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Beyoğlu'nun sembol yapılarından tarihi Botter Apartmanı'nda restorasyon başlattı. Bina, CASA Botter adıyla tasarım ve sanat merkezi olarak hizmet verecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restorasyon başlatılan binada düzenlenen törene İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı. İmamoğlu, “Burada esas amacımız; şehrin gerçek kimliğini, o varlığını hem bugün yaşayanlarına hissettirmek hem bütün dünyaya sunma çabasıdır” dedi. “TASARIM MERKEZİNİ İSTANBUL’A KAZANDIRACAĞIZ” İstanbul’un 2017 yılında, ‘UNESCO Tasarım Şehri’ unvanını kazanmış bir şehir olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Ama aynı zamanda, böylesi bir unvanı kazanan bir kentin de bir tasarım merkezi yok. Bu gerçekten çok da yakışır bir durum değil. Bu anlamda Casa Botter ile bu hayal ettiğimiz tasarım merkezini İstanbul’a kazandırmış olacağız. Tabii tasarım gerçeğini ve bu kentte bulunan yetenekli insanların tasarım gücünü hissettirmeye, göstermeye dönük alanları onlara sunmanın da büyük bir kazanım olacağının farkındayız. Bunu şehrin tarihinde, moda ve mimarinin çekim noktası olan İstiklal’de, Botter Apartmanı’nda yapmış olmak da bizim için en önemli” diye konuştu. Ekrem İmamoğlu, Botter Apartmanı’ndan ayrı olarak Zeytinburnu Çırpıcı’daki, eskiden tekstil sektörüne hizmet etmiş bir alanı da ‘Tasarım Merkezi’ olarak yakın zamanda restore edecekleri bilgisini paylaştı. İmamoğlu, “Casa Botter, her şeyden önce tasarımcıların, kültür sanat aktörlerinin, Beyoğlu’nda bir süredir geri plana atılmış kişi ve kurumların bir araya geldiği bir çatı işlevi görecek” dedi. BOTTER APARTMANI TARİHÇESİ Birinci derece kültür varlığı statüsündeki apartman, 1900-1901 yılında, II. Abdülhamid tarafından sarayın resmi terzisi ve modacısı olan Hollandalı Maison Jean Botter için yaptırıldı. Botter Apartmanı dönemin en ünlü mimarlarından olan Raimondo D’Aronco tarafından inşa edildi. Bodrum, zemin ve asma Katı olan yapının, bunlar haricinde 5 katı daha bulunuyor. Ek yapı ve müştemilatla toplam 3.137 metrekare alana sahip. Botter Apartmanı, Botter Ailesi’nin Paris’e göç etmesinden sonra birçok kez el değiştirdi. Botter Apartmanı, Art Nouveau isimli sanat akımının İstanbul’daki ilk örneği olduğu da biliniyor. ### Teoman Südor'un 'Ege'nin Düşleri' sergisi başkentte Sanat yaşamında 55 yılı geride bırakan ünlü Ressam Teoman Südor’un ‘’Ege’nin Düşleri’’ isimli kişisel resim sergisi Next Level AVM’de bulunan Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde açıldı JLL Türkiye tarafından yönetilen Başkentin önde gelen alışveriş merkezlerinden Next Level AVM, bünyesinde bulundurduğu Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde çok değerli sanatçıların kıymetli eserlerine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Sanat yaşamında 55 yılı geride bırakan, Türk resim sanatının duayen isimlerinden Teoman Südor’un, Ege’nin Düşleri isimli kişisel resim sergisi sanatseverleri ağırlamaya başladı. Eserlerinde doğa, ışık ve felsefe üzerine yoğunlaşan Südor, dağları, denizleri, bulutları ve gökyüzünü kendi bakış açısıyla sürrealist bir üslupla yorumluyor. Ege’nin Düşleri, sanatçının her sergisinde olduğu gibi bir önceki sergisinin devamı niteliğini taşıyor ve sanatçının 55 yıldır ürettiği yapıtlar, yaşamın düşünsel algısını oluşturuyor. Yurtiçinde 70’e yakın, yurtdışında ise 9 kişisel sergi açmış olan Südor, yurtdışı da dahil olmak üzere 20’den fazla, bienal ve trienale katılmış, sayısız sergide yer almıştır. Yapıtları yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda koleksiyonda yer alan ve müzelerde bulunan sanatçının birçok ödülü bulunuyor. Gök, ufuk çizgisi ve denizin kendi hayatının özeti olduğuna vurgu yapan Teoman Südor’un ‘’Ege’nin Düşleri’’ isimli resim sergisi 30 Nisan 2022 tarihine kadar Ziraat Bankası Çukurambar Sanat Galerisi’nde görülebilecek. ### 'Paralel Anneler' İKSV Galaları'nda Usta yönetmen Pedro Almodóvar’ın yeni filmi 'Paralel Anneler', vizyona girmeden önce, 22 Şubat Salı 21.30’da İKSV Galaları kapsamında City’s Nişantaşı-Cinewam’da gösterilecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İKSV Galaları’nda Pedro Almodóvar’ın yönettiği Paralel Anneler, vizyona girmeden önce, 22 Şubat Salı 21.30’da City’s Nişantaşı-Cinewam’da sinemaseverlerle buluşacak. 2019 yılında Acı ve Zafer ile Cannes'da ödüllendirilen, İnsan Sesi ile kısa metrajda da yetkinliğini gösteren Almodóvar'ın son filmi ilk gösterimini 2021 Venedik Film Festivali'nin açılışında yaptı. Yönetmenin "anneliğin Don Kişot'u" dediği Paralel Anneler, doğum için hastaneye giden iki hamile kadını izliyor: Orta yaşlı, pişmanlık duymayan Janis ile korkularını aşamayan, pişmanlık dolu gencecik Ana. Hastanede tanışan iki kadın doğumu beklerken koridorda birbirleriyle çok şey paylaşır. Bu zaman diliminde paylaştıkları birkaç kelime, şans eseri gelişen ve karmaşıklaşan hayatlarını kesin bir şekilde değiştirecek, ikisi arasında çok yakın bir bağ oluşturacaktır. ### “Sesin Resmi” ve “İki Kişilik Hırgür” ENKA Oditoyumu’nda  ENKA Sanat, yeni sezon programı kapsamında, Şubat ayı içinde iki tiyatro oyununa ev sahipliği yapıyor. 15 Şubat Salı akşamı DOT’un oyunu “Sesin Resmi” ve 22 Şubat Salı akşamı usta yönetmen Işıl Kasapoğlu’nun rejisi ile sahnede Ayşenil Şamlıoğlu ve Reha Özcan’ı bir araya getiren “İki Kişilik Hırgür” ENKA Oditoryumu’nda tiyatro severlerle buluşacak. SESİN RESMİ - DOT Kieran Hurley’nin yazdığı, Mert Öner’in yönettiği, Esra Bezen Bilgin ve Yağız Can Konyalı’nın birlikte rol aldığı “Sesin Resmi”, 15 Şubat akşamı ENKA Oditoryumu’nda tiyatro severlerle buluşuyor. Edinburgh’ta geçen, şimdi İstanbul’a uyarlanan oyun, yazmaya olan inancını kaybetmiş oyun yazarı bir kadın ve hayatın şiddetinden kendini resim çizerek korumaya çalışan genç bir erkeğin şehrin tepelerinde karşılaşmasını konu alıyor. Yazan Kieran Hurley Yöneten Mert Öner Oyuncular Esra Bezen Bilgin, Yağız Can Konyalı Tarih: 15 Şubat 2022, Salı Yer: ENKA Oditoryumu Saat: 20.30 80 Dakika / TEK PERDE / 14 yaş ve üzeri için uygundur. Bilet Fiyatları: 100 TL / indirimli: 70 TL Biletlere Biletix.com ve Biletix satış gişeleri ile ENKA Vakfı Ana Gişesinden ulaşılabilir. İKİ KİŞİLİK HIRGÜR - ELF YAPIM Usta yönetmen Işıl Kasapoğlu’nun çevirip yönettiği “İki Kişilik Hırgür”, 22 Şubat Salı akşamı ENKA Oditoryumu’nda sahne alacak. Absürd tiyatronun önde gelen temsilcilerinden Eugène Ionesco’nun 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal erozyonu, şiddetin ve umutsuzluğun bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini kendi küçük dünyalarına kapanan bir adamla bir kadın üzerinden aktardığı oyun, sahnede Ayşenil Şamlıoğlu ve Reha Özcan’ı bir araya getiriyor. Tarih: 22 Şubat 2022, Salı Yer: ENKA Oditoryumu Saat: 20.30 70 Dakika / TEK PERDE Bilet Fiyatları: 120 TL / indirimli: 70 TL ### İstanbul'da ilk kez "Çocuklara Özel Müzayede" yapıldı Akmerkez, çocuklarda sanat koleksiyonerliği bilincini geliştirmek amacı ile düzenlenen "Çocuklara Özel Müzayede" etkinliğine ev sahipliği yaptı. İstanbul’da ilk kez gerçekleştirilen etkinlik ile minik ziyaretçiler, sanata karşı sevgi ve ilgilerini arttırarak, estetik bakış açılarını erken yaşta geliştirme imkânı buldukları bir deneyim yaşadı. İstanbul’da ilk kez gerçekleştirilen etkinlik, sömestirin son günlerinde çocukları sanatla buluşturdu. Çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen "Çocuklara Özel Müzayede", Akmerkez etkinlik alanında gerçekleştirildi. SANAT KOLEKSİYONERLİKLERİNE İLK ADIMLARINI ATTILAR RC Müzayede iş birliği ile hayata geçirilen etkinlik kapsamında Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Yunanistan ve Türkiye’den 20 farklı sanatçının 80 adet eseri, minik sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Müzayede boyunca minik misafirler, beğendikleri eser için bayrak kaldırarak, sanat koleksiyonerliklerine ilk adımı atma deneyimi yaşadı. Müzayedeyi ünlü küratörlerden Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene ikilisi yönetti. YURT İÇİ VE YURT DIŞINDAN 20 SANATÇI, 80 ESERİYLE KATILDI 7 yaş ve üzeri çocukların katılımına açık olan müzayedede; Ukrayna’dan Aleksandr Uglov, Oleg Poberezhnyı, Sender Petr, Sergey Shcherbakov, Suna Özkalan ve Victor Shevchenko, Gürcistan’dan David Sanaia, Azeybeycan’dan Shahnaz Aghayeva, Yunanistan’dan Spyros Georgas, Türkiye’den ise Cengiz Çapanoğlu, Cüneyt Süer, Efgan Beyaz, Haluk Evitan, Hikmet Çetinkaya, Hülya Yücel, Hüseyin Macar, Işık Çuhacıoğlu, Neşe Evitan, Özcan Allahverdi ve Yavuz Bozkurt gibi sanatçılar eserleriyle yer aldı. https://youtu.be/2IMP0CftHIc Her çocuğun bir ebeveyni ile katıldığı "Çocuklara Özel Müzayede" etkinliği, 6 Şubat Pazar günü saat 15.00’de yine Akmerkez etkinlik alanında yapıldı. Müzayedeyi RC Müzayede'den Rahmi Çöğendez & Yuliya Ergene yönetti. "Çocuklara Özel Müzayede"; çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla RC Müzayede iş birliğiyle düzenleniyor. ### Dilek Işıksel yeni sergisiyle Galeri Selvin Nişantaşı'nda! Dilek Işıksel, "Rengin ve Zamanın Ötesinde / İstanbul'dan Ölümsüz Düşler" isimli yeni resim sergisiyle 18 Mart- 9 Nisan 2022 tarihleri arasında Galeri Selvin Nişantaşı'nda sanatseverlerle buluşuyor. Sanat Tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu, Dilek Işıksel ve eserlerini şu ifadelerle yorumluyor: "Çağdaş Türk resminin önemli isimlerinden Dilek Işıksel, sanat hayatının 50. yılında eserleriyle, İstanbul'un zengin kültürel hafızasından hareketle kurguladığı, yüzyıllarca yaşayacak yeni ve özgün bir imajlar dünyası yaratıyor. Türk resim sanatının en cömert damarı Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden yetişmiş bir sanatçı olan Dilek Işıksel, resimlerinde özellikle son yirmi yıldan beri efsanelerin çağdaş yorumları olarak değerlendirilebilecek, İstanbul’un görsel kanonuna eklemlenen eserler vermekte; İstanbul'un binlerce yıllık kültür mozaiğini şekillendiren kubbeler, iç mekânlar, laleler, balıklar, Ayasofya ve melekleri, Galata Kulesi ve çevresi ile zaman kavramı üzerinden ezoterik figür ve kompozisyonlar üzerine yoğunlaşmaktadır. Tuvalinden, denizkızları, balıklar, martılar, laleler, barış ve bereketin simgeleri, melekler, helezonlar, ay ve kuyruklu yıldızlar uçuşan Dilek Işıksel'in yarattığı zaman boyutunun ötelendiği kompozisyonlarda, renklerin büyüsüne kapılıp gitmemek mümkün değil…" Dilek Işıksel ise resim serüvenini şu cümlelerle özetliyor: "İçime sindirdiğim birlikte yaşadığım şeyler zaman içinde resmimin parçalarını oluşturuyorlar. Kalamış'taki Todori Kilisesi, Fenerbahçe Parkı'ndaki ağaç, birdenbire açılıveren beyaz yelken, gökyüzünde ve denizdeki binbir türlü renkler, titreşimler, bir anıt gibi yükselen servi ağacı, evdeki mangal, çiçekler, mavi lamba… Dünya kültürünün incisi İstanbul’un sanatsal zenginliğini resimlerimde renk katmanları ve dokularla yansıtırken; Ayasofya’nın meleklerini İstanbul'u ve barışı sonsuza kadar koruması için baş köşelerde uçuruyorum, kuyruklu yıldızları da mutluluk ve sevinç için İstanbul'a yağdırıyorum." DİLEK IŞIKSEL HAKKINDA Ankara'da doğan Dilek Işıksel, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nden 1972 yılında mezun olur. 1996 yılına kadar Ankara ve İstanbul'da çeşitli eğitim kurumlarında resim ve sanat tarihi öğretmenliği yapar. Resim çalışmalarını 1997’den 2018 yılına kadar Kuledibi Meydanı'na bakan atölyesinde sürdürür. Muhtelif yıllarda ve şehirlerde 40 kişisel sergi açan Işıksel, yurt içi ve yurt dışında 80'den fazla karma sergiye eser verir. 2004 yılında Paris'te "MAC 2000 Sanat Fuarı" ve 2006'da yine Fransa'da "Sanary sur Mer Bienali" gibi uluslararası etkinliklere de katılan sanatçı, son yıllardaki üretimlerini de kapsayan retrospektif sergisini 18 Mart 2022’de Nişantaşı'nda Galeri Selvin'de açıyor. Galeri Selvin NişantaşıAbdi İpekçi Caddesi No:38 D:3 Nişantaşı - İstanbulTel: (0212) 263 74 81 - www.galeriselvin.com ### Selin Bozkurt yeni yaşını kutladı Evrensel bir değer olan sanatın daha geniş kitlelere yayılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren, genç sanatçıların eğitimlerine ve üretimlerine katkıda bulunmak adına pek çok projeye imza atan İyilik İçin Sanat Derneği Başkanı ve Manifesto İletişim CEO’su Selin Bozkurt, 6 Şubat Pazar günü Kuruçeşme Gezi İstanbul’da düzenlediği davet ile doğum gününü kutladı. İletişim dünyasının başarılı isimleri arasında yer alan ve aynı zamanda İyilik İçin Sanat Derneği kurucusu olan Selin Bozkurt, Gezi İstanbul’un Kuruçeşme’de açılan yeni mekânında doğum günü partisi düzenledi. İŞ, SANAT VE CEMİYET DÜNYASI BULUŞTU İş, sanat ve cemiyet dünyasının önde gelen isimlerini buluşturan davete Selin Bozkurt’un yakın çevresi de yoğun ilgi gösterdi. Yerli ve yabancı birçok markanın iletişim danışmanlığını yürüten Selin Bozkurt’un doğum günü partisine Aslıgül Atasagun, Müge Tezman Sırmabıyık, Sermet Severöz, Tülay Dölen, Arzu Kunt, Can Oba, Serhat Hacıpaşalıoğlu, Müjde Mısırlı Zoto & Kasım Zoto, Nil Sekban & Nedret Sekban, Fevzi Karakoç, Kemal Yıldırım, Ozan Özkural ve Lina Katarina, Kenan ve Sibel Yavuz, Çiğdem Hitay, Handan Aral, Ceren Mocachen, Cengiz Yatağan, Merve Ata Arslan & Volkan Arslan ve Tuçe Peksayar gibi birbirinden özel birçok davetli katıldı. Taksim Meydanı’nın simgeleri arasında yer alan ve AKM’nin pastanesi olarak da bilinen Gezi İstanbul, Kuruçeşme’deki yeni mekânında hizmet vermeye başladı. Kuruçeşme’de 1940’lı yıllardan 1970’lı yılların sonuna kadar oyuncak fabrikası olarak kullanılan tarihi mekân, Hakan Kıran Mimarlık tarafından restore edilerek tekrar hayata geçirildi. ### "Teksin Özgüz Anısına Koleksiyonundan Bir Seçki" Geçtiğimiz yıl beklenmedik bir zamanda yitirdiğimiz Ressam Teksin Özgüz anısına bir sergi düzenlendi. Sanatçının hem kendi ürettiği hem de koleksiyonunda yer alan eserlerden bir bölümünün yer aldığı sergi, sanatseverlerden büyük ilgi gördü. Caddebostan Kültür Merkezi'nde 3 Şubat günü düzenlenen bir kokteyl ile açılışı yapılan sergiye, pandemi şartlarına rağmen sanat çevrelerinden yoğun bir katılım oldu. Türkiye'nin en eski galeristlerinden Mine Gülener'in önerisiyle gerçekleşen serginin organizasyonunu, Teksin Özgüz'ün adeta üzerine titreyerek yetiştirdiği ressam kızı Ebru Özgüz Çelik yaptı. "BU SERGİNİN YAPILMASINI İSTERDİ" Serginin açılışında bir konuşma yapan Ebru Özgüz Çelik; "Sevgili annem fiziken aranızda değilse bile şu an bizleri hissettiğini hissediyorum. Eminim sizler de hissediyorsunuzdur. 'Bu serginin yapılmasını isterdi' düşüncesinden yola çıkarak sergiyi hazırlamaya çalıştık. Tabi ki onun kadar başarılı olma şansımız yoktu. Yine de siz onu çok seven dostları ile birlikte onu böyle bir sergiyle anmak, bana da iyi geldi. Bu serginin hazırlanmasında emeği geçenlere ve siz değerli dostlarımıza katılımlarınız için ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum" dedi.  https://www.youtube.com/watch?v=0QwX_9VjOMs "GERÇEK SANATÇILAR İÇİN ÖLMEK DİYE BİR ŞEY YOK" Sergiye katılan isimler arasında, Teksin Özgüz 'ün çok yakın dostlarından Sunay Akın da vardı. "Beni resim yapmaya zorladı, bana sanatı sevdirdi. Onu her daim şükran ve minnet duygularıyla anıyorum" diyerek başladığı konuşmasında Akın; "Hayat kısa, sanat uzun dostlar. Ölmek diye bir şey yok. Şu güzel eserleri yaratan bir insan nasıl yok olabilir ki? O çok güzel şeyler yaptı, önemli izler bıraktı. Işığıyla her zaman var olacaktır hayatımızda" ifadelerini kullandı. "Teksin Özgüz Anısına Koleksiyonundan Bir Seçki" başlığını taşıyan sergi, 28 Şubat 2022 tarihine kadar CKM'de ziyaret edilebilir. Sergi için düzenlenen açılış kokteyline katılanlar arasında, İstanbul Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Canan Toprakkaya da vardı. Toprakkaya, Prof. Dr. Gülveli Kaya tarafından resmedilen ve sergi davetiyesinde de yer alan Teksin Özgüz portresi önünde bu karenin çekilmesi ile onu anmak istedi. https://www.youtube.com/watch?v=YXEADbBrwuU ### Sanatın İstanbul’daki simgesi; AKM İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısı yayınlandı. Okurlarını sanatın İstanbul'daki simgesi olarak kabul edilen Atatürk Kültür Merkezi’ni (AKM) yeniden keşfetmeye davet eden dergi, merkezin detayları hakkında önemli bilgilere yer verdi. 365 GÜN KULLANILABİLECEK BİR MERKEZ İstanbul Sanat Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Mimar Murat Tabanlıoğlu, eskiye göre çok daha işlevsel bir binaya sahip olduğumuza vurgu yaparak, binanın İstanbul için önemini şu sözlerle vurguladı: "Eskiden sadece opera, bale olduğu zaman AKM 'ye giderdik. Yeni bina, kültür sokağıyla birlikte hepimizin 365 gün kullanabileceği bir merkez olacak." EMSALLERİNDEN BİR ADIM İLERİDE Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Sanatsal İşler Yönetmeni Remzi Buharalı ise “Dünya teknolojileri ile donatılmış, emsallerinin bir adım ilerisinde olan Atatürk Kültür Merkezi, özlediği sanatseverlerini sanatın tüm ve seçkin örnekleriyle misafir etmeyi bekliyor. Sanatın yaşam merkezi olarak kabul edilen Atatürk Kültür Merkezi'nin İstanbul’a yeniden kazandırılmasında tüm emeği geçenlere teşekkür ederim" dedi. "NESİLDEN NESİLE AKTARMA İŞİNİN OLİMPOS’UDUR" “Kültür yapıları, kentli-sanat etkileşiminin ve kent yaşamı çeşitliliğindeki anlam katmanlarının nesilden nesile aktarma işinin Olimpos’udur” diyen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden Doçent Osman Arayıcı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Böylesi kültür yapılarını anlamak için mekânsal düzeni ve o düzeni oluşturan tüm kültür bileşenlerini de kavramak son derece önemlidir. Yeni AKM 'nin de tasarımcısı tarafından yazılan ve bu mekânsal düzen içerisinde saklı alt metinleri, kuşaksal kopuş yaşamış yeni kullanıcılar anlamalı."  ESKİ VE YENİNİN MÜKEMMEL UYUMU Gezi yazarı Saffet Emre Tonguç; güzel bir Beyoğlu rotasının bazen son, bazen ise ilk durağı olan AKM ve çevresindeki sanatsal mekânları keyifli bir dille kaleme aldığı yazısında; “Meydandaki belki de en çok konuşulan yapıdır Atatürk Kültür Merkezi. Olumlu-olumsuz bütün yorumlara rağmen Taksim Meydanı’nın vazgeçilmez bir parçasıdır da. Halkın meydanında sanatın kalesi, bulunduğu meydan gibi bir buluşma adresidir. Bu sebeple yıllar sonra yeniden açılması, bence Taksim Meydanı’nın yeniden bir bütün olmasını sağladı" ifadelerini kullandı. SANAT HABERLERİ, KÖŞE YAZILARI, SÖYLEŞİLER... İstanbul Sanat Dergisi sayfalarında sanat dünyasını yakından ilgilendiren haberler, köşe yazıları ve söyleşiler de yer alıyor. Songül Karadeniz, görsel sanatların dijitale dönüşümünü, İrem Toprakkaya ise sanat dünyasında teknolojik devrim kabul edilen NFT’yi yazdı. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi ile İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan “İstanbul’dan Bizans’a Tarih, Arkeoloji ve Kültürel Miras” konulu serginin detayları da dergi sayfalarında bulunuyor. İzmir Arkas Kültür Merkezi’nde Arkas Koleksiyonu’ndan derlenen eserler aracılığıyla sanat, doğa, bahçe ve insan arasındaki ilişkiyi “Doğa, Bahçeler, Düşler” başlığı altında inceleyen Ebru Özgüz Çelik, sergiyi “İzmir’e çağıran sergi” olarak yorumladı. Usta oyuncu Tamer Levent, uzun yıllardır sanat algısının toplumun tüm aşamalarında özümsenmesi adına çalışmalar sürdürüyor. “Sanata Evet” platformu bünyesinde faaliyetlerine devam eden Levent; “Biz daha güzel ve  anlaşılır bir dünya için ‘Sanata Evet’ diyoruz!” sözleriyle sanatın önemine vurgu yaptı. Şimdilerde “Camdaki Kız” dizisiyle sevenleriyle buluşan Tamer Levent ile arkadaşımız Pınar Baltacı konuştu. Artlite Mimarlık’ın kurucusu Özgür Turan, mesleğe başladığı yıllardan bu yana eski eserlerin restorasyonu üzerine çalışıyor. Turan ile İstanbul’un tarihi binalarının önemini ve restorasyon sürecinin inceliklerini konuşarak, İstanbul’a bu defa büyük bir hayranlıkla önünden geçtiğimiz tarihi yapıların penceresinden baktık. Oya İslimyeli, Kadıköy’deki Boğa Heykeli’ni yapan Fransız Heykeltıraş Isidore Jules Bonheur ve kız kardeşi Ressam Rosa Bonheur’un ilginç öyküsünü İstanbul Sanat okurları için yazdı. “Sanat ekosisteminin gelişmesi için yeni koleksiyoner mekânlarının ve müzelerin artması gerekiyor” diyen Tansa Mermerci Ekşioğlu, arkadaşımız Nil Özer’in sorularını cevapladı. Nil Özer’in bu sayıdaki bir diğer konuğu ise Türkiye’nin yıldız kuyumcusu Sevan Bıçakçı oldu. İstanbul gibi sürekli ilham veren bir şehirde yaşamasının sanatı üzerindeki etkilerine değinen Bıçakçı, tasarım aşamalarına dair bilgiler de sundu. Danışmanlık hizmeti de aldığımız yazarlarımızdan Arzu Yavuz’un kaleme aldığı  “Türk resminin bohem ve asi fırçası İbrahim Çallı” başlıklı yazısı, ufuk açacak nitelikte. “Açık alanlarda halkla buluşacak sanat eserleri artmalı” diyen Heykeltıraş Ayla Turan, arkadaşımız Pınar Baltacı’nın sorularını yanıtladı. Dergi sayfalarında Ganalı Ressam Adjei Kumah ile renklerin büyülü dünyasına çıkacağınız bir söyleşi de var. Türkiye’de görsel sanatlar alanında çalışan sanatçı, küratör ve yazarların üretim ve gelişim ortamlarını desteklemek, uluslararası sanat kurumları ve ağları ile etkileşimlerini artırmak amacıyla tam 10 yıl önce dokuz kişilik bir ekibin çabalarıyla kurulan SAHA’nın hikâyesini, Fon ve Projeler Koordinatörü Nazlı Yayla’dan dinleyerek sayfalarımıza taşıdık. Vecdi Uzun, yeni yazısında son zamanlarda gündemde olan sanat fuarlarının eleştirilebilirliğini konu alırken; Osman Öndeş ise “dolmakalem tutkunu bir dost” olarak gördüğü Muhsin Divan’ın koleksiyonerlik tutkusunu anlattı. Ümmühan Kazanç, Türk resim sanatını uluslararası camiada en çok temsil eden sanatçılarımızdan biri olan Ahmet Yeşil ile son dönem yurt dışı etkinliklerini ve Mersin’de açılan Ahmet Yeşil Sanat Galerisi’ni konuştu. İstanbul Sanat Dergisi'nin online versiyonunu aşağıdaki linki tıklayarak tüm sayfalarını ÜCRETSİZ okuyabilirsiniz: https://istanbulsanatdergisi.com/dergi/sayi-6/ Ücretsiz kargo ile sipariş vermek için ise www.kiletisimyayinlari.com web sitemizi ziyaret edebilirsiniz... ### Şehir Tiyatroları'nda yeni hafta! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Şubat ayının yeni haftasında 9 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Alan Ayckbourn, Harold Pinter gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri seyirciyle buluşuyor.  Yatak Odası Komedisi (Yeni Oyun), Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Kutlama, Herkes Sihirbaz Olacak, Bekçi ile Postacı, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Rüya, Benim Güzel Pabuçlarım, Elma Kurdu Kırtık oyunları Şubat ayının yeni haftasında sahnelenecek. Bu Haftanın Programı Şöyle (9-13 Şubat 2022)                 YATAK ODASI KOMEDİSİ (Yeni Oyun) Oyun, evliliklerinin farklı aşamalarında olan dört çiftin iç içe geçmiş hayatlarını sıra dışı ama komik bir bakışla ortaya koyuyor. Evlilik kavramı, çiftlerin tuhaf nedenlerle sarsılan ve yeniden kurulan ilişkileri üzerinden, geleneksel, alışılagelmiş kalıpların ve kuralların dışına çıkılarak irdeleniyor. Alan Ayckbourn’un yazdığı, Mert Dilek’in çevirdiği, Ali Gökmen Altuğ’un yönettiği oyunda Aslıhan Kandemir, Ayşen Sezerel, Buket Kubilay, Engin Gürmen, Gökçer Genç, Mert Aykul, Nurdan Kalınağa, Özgür Atkın rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikâyesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikâyesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Can Alibeyoğlu, Caner Bilginer, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Kamer Karabektaş, Kutay Kırşehirlioğlu, Radife Baltaoğlu rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. KUTLAMA Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde “kutlama” yapılan bir akşam yemeği... Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter’ın son oyunu. Harold Pinter’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği oyunda Can Ertuğrul, Çağlar Polat, Erkan Sever, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar, Pınar Demiral, Selim Can Yalçın, Selin İşcan, Şehnaz Bölen Taftalı rol alıyor. Oyun, 9-12 Şubat 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. Çocuk Oyunları HERKES SİHİRBAZ OLACAK (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda   Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar  Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 13 Şubat 2022 tarihinde Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. ### Tuğçe Türkler’den Single Sürprizi! Sevilen sanatçı Tuğçe Türker, söz ve müziği kendine ait “Kara Bulutlar” teklisi ile müzikseverlerin karşısına çıktı! Pasaj/Garaj Müzik etiketi ile çıkan parçanın aranjörlüğünü Cihan Mürtezaoğlu yaparken klibin yönetmen koltuğunda ise Eyüp Öztürk oturdu. Tuğçe Türker’in ilk teklisi olmasına rağmen bu onu ilk duyuşumuz değil. Uzun süredir sahnelerde olan, konserler veren ve geniş bir kitleye kendini sevdiren sanatçı bundan sonra kendi şarkılarını da sahneye taşıyacağının sinyalini verdi. ### Melisa Uzunarslan’dan 2022’nin İlk Teklisi “Yak Canımı" 4 Şubat'ta Yayında! Besteci, şarkı sözü yazarı, düzenlemeci, solist, yorumcu, ve enstrümanist kimlikleri ile müzikteki çok yönlü başarısını tescilleyen "Melisa Uzunarslan"ın yeni şarkısı “Yak Canımı” Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanıyor. Söz ve müziği Melisa Uzunarslan’a ait olan şarkının düzenlemesini ve miksini "Nurkan Renda", masteringini ise "Çağlar Türkmen" üstlendi. Melisa Uzunarslan’ın karanlık bir depresyon sürecinde yazdığı şarkının; çıplak bir yalnızlığı ve bu süreçten nasıl yaralandığını anlatan video klibinin yönetmenliği ise "Mehmet Hakyemez"e ait. Melisa Uzunarslan’ın yepyeni single çalışması “Yak Canımı” şarkı ve video klibiyle 4 Şubat’ta tüm dijital müzik platformlarında yayında olacak. ### Nazım Hikmet’in hiç bilinmeyen şiiri bu sergide! Dünyaya Türk şiirini anlatan şair Nazım Hikmet Ran, '120. Yaş Gününde Bilinmeyen Yönleriyle Basında Nazım' adlı sergi ile anılıyor. Sergide, usta şairin daha önce hiçbir kitabında bulunmayan ve 1925 yılında yazılan şiiri de yer alıyor. Türk şiirini ve Türkçe’yi dünyaya tanıtan, sevda, özlem, özgürlük ve memleket sevgisi gibi birçok duyguyu şiirleriyle dile getiren usta şair Nazım Hikmet Ran’ın 120’nci doğum günü için basına yansıyan belgeleri ve görüntüleri içeren, çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanan ama kitaplarda yer almayan şiir ve yazılarından oluşan sergi geçen ay Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluştu. 3 yıl süren çalışmalar sonucu hazırlanan ‘120. Yaş Gününde Bilinmeyen Yönleriyle Basında Nazım’ sergisinde usta şair hakkında araştırmacıların dahi bilmediği şiiri de gün yüzüne çıktı. 1925 yılında Orak Çekiç gazetesinde ‘Destancı Arkadaş’ ismiyle yayımlanan ve o dönemde bulunan gazetelere karşı eleştirilerin yer aldığı şiir, Nazım’ın hiçbir kitabında bulunmuyor. ### MIDWOOD Yıllık 200 Milyon dolar döviz girdisi sağlayacak Ulusal ve uluslararası arenada film endüstrisinin oyun kurucularını bir çatı altında buluşturmaya hazırlanan ülkemizin ilk, Avrupa’nın ise en büyük film platosu MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi için geri sayım başladı. İstanbul Büyükçekmece’de yaklaşık 400 bin metrekarelik alanda kurulmakta olan ve dünyaca ünlü projelere ev sahipliği yapmaya hazırlanan MIDWOOD için hazırlıklar son hızıyla devam ederken, dev proje hakkında bilgilendirme yapmak üzere düzenlenen basın toplantısına MIDWOOD’un yönetim ve icra kurulu üyeleri ile iş ortakları da katıldı. MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet San’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda yüksek bütçeli yabancı film yapımcılarını Türkiye’ye kazandırma ile birlikte Türk sinemasını yabancı prodüksiyonlar ile buluşturarak ortak yapımlara imza atmalarını hedefleyen MIDWOOD’un film çekim sektörüne yüksek standart, kalite ve teknolojisiyle farklı bir boyut getireceği tüm detayları ile paylaşıldı. 200 MİLYON DOLARLIK YATIRIM İLE 15 BİN KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLAYACAK Türkiye’nin uluslararası arenada ilk film platosu olma özelliği taşıyan, 200 milyon dolar yatırım değerine sahip MIDWOOD İstanbul Film Stüdyo Kompleksi yaklaşık 400 bin metrekarede kurulmaktadır. Dünya sinemasına hizmet üretecek olan çeyrek milyar dolarlık kompleksin hizmet vermeye başladığı andan itibaren 1 milyar dolarlık bir değere ulaşması öngörülüyor. Yıllık toplam 300 milyon dolar değerinde film endüstrisine yönelik üretim kapasitesi bulunan projenin yaratacağı katma değer ile Türkiye ekonomisine yıllık 200 milyon dolar değerinde döviz girdisi sağlaması bekleniyor. Tam kapasite ile çalışmaya başladığında 15 bin kişiye istihdam sağlayacak dev yatırım sinema endüstrisinde yarattığı sektörel faydanın yanı sıra içerisinde barındıracağı tamamlayıcı ve olmazsa olmaz unsurlar olan 4 bin öğrenci kapasiteli Eğitim Kurumları, 250 odalı lüks bir Konaklama Tesisi, 300 farklı işletmeden oluşan Sosyal, Kültürel ve Yaşam Alanları, sektörel ofisler ve teşhir mağazaları ile önce İstanbul, dolayısıyla Türkiye için büyük bir kazanım olma özelliğini de taşıyacak. Türkiye adına uluslararası projelere atacağı gurur kaynağı imzalar ile büyük bir potansiyel taşıyan MIDWOOD, unicorn bir proje olarak ülkemizin marka değerine katkı sağlayacak çalışmaları da beraberinde getiriyor olacak. DÜNYA SİNEMA SEKTÖRÜ İÇİN TÜRKİYE’DEN YENİ LOKASYON Dünyanın merkezindeki İstanbul’da, dünya standartlarında hizmet üretecek ve gelecek nesil bir stüdyo olarak hayata geçirilmekte olan MIDWOOD, Türkiye’nin yeni cazibe merkezi olmaya hazırlanıyor. Yaratıcı endüstriyi besleyen ve kendisi de aynı endüstrinin insan kaynağı ile beslenen bu eşsiz organizma, sektörün aranılan çekim merkezi olma yolunda ilerliyor. MIDWOOD’un her biri tam donanımlı ve teknik olarak her filmi çekebilecek kapasitede, üçü yüksek teknoloji sanal prodüksiyon stüdyosu ve biri yüksek teknoloji hareket yakalama stüdyosu olmak üzere toplamda 21 adet kapalı stüdyosu bulunuyor. Dünyanın en büyük açık su tankı, Avrupa’nın ise en büyük kapalı su havuzunun bulunduğu MIDWOOD Stüdyoları’nda yüksek bütçeli prodüksiyonlu filmler çekilebilecek. İçerisinde üç farklı ölçüde su tankı ile toplamda 2 bin 100 metrekare büyüklüğündeki kapalı 6 metre derinliğindeki su havuzu ile 7 bin metrekare büyüklüğünde ve bir metre derinliğindeki açık su havuzu MIDWOOD’da yerini alıyor olacak. Komplekste ayrıca çeşitli cephelerden oluşan 17 açık set alanı ve farklı içerikli 60’ın üzerinde kurulu kapalı iç mekân setleri bulunacak. Fiziki çekim alanlarının yanı sıra dünya standartlarında bir film çekimi için gereken kamera, ışık, ses, set ve grip malzemeleri başta olmak üzere tüm ekipmanları ve ekipleri sağlayacak olan MIDWOOD bünyesinde ayrıca ihtiyaç duyulacak her türlü dekor ve kostüm aksesuar imalatları için hizmet üretecek 18 adet atölyesi de yer alacak. ‘One Stop Shop’ konsepti ile en uygun fiyatlarla her hizmetin tek noktadan sağlandığı bir üretim merkezi ve yatırımlar bütünü olan MIDWOOD, dünya sinemasına hizmet veren yeni ve özel bir güç olmak için yükseliyor. AYNI ANDA DÜNYA SİNEMASINDAN 10 FİLME HİZMET VEREBİLECEK… MIDWOOD Stüdyoları, aynı anda 4 Hollywood prodüksiyonu ile eş zamanlı çekim yapmaya imkân tanıyan ve ayrıca 6 adet Bollywood, Chinawood ile Avrupa ve Türk sinema endüstrisi olmak üzere aynı anda 10 film için komple hizmet üretebilecek. Böylelikle senede toplam 15’i büyük Hollywood prodüksiyonu olmak üzere diğer kategorilerde ise 35 farklı prodüksiyon çekme kapasitesi ile yılda 50 film çekilebilecek bir kapasiteye ulaşacak.    “MIDWOOD, CUMHURİYET’İN 100. YILINDA DÜNYAYA ARMAĞAN EDİLECEK” Dünya film endüstrisinin yeni buluşma noktası haline gelecek olan, Türkiye’nin konusunda en önemli projesi  olan MIDWOOD hakkında detaylı bilgileri paylaşan Ahmet San, “Medeniyetlerin buluşma noktası olan İstanbul gibi bir Dünya başkentinde, dünya platformundaki film endüstrisine A’dan Z’ye tam ve eksiksiz hizmet üretecek olan MIDWOOD’u tam anlamı ile bir Türk projesi ve Türk yatırımı olarak tamamlama kararlılığındayız. Cumhuriyet’in 100. Yılının yüz akı projesi olma özelliğini taşıyan MIDWOOD, dünya standartlarındaki kalitesi ve hizmet anlayışı ile Türkiye’ye olan güvenin daha da artmasını sağlayacak, alanında parmakla gösterilecek eşsiz bir yatırımlar bütünüdür. Kendisini Türkiye’nin bir 100.yıl projesi olarak konumlandıran ve 100. yılın dünyaya armağan edeceği bir dünya markası olma hedefi ile yola çıkan MIDWOOD, 19 Mayıs 2023 tarihinde ‘soft opening’ini gerçekleştirecektir. Büyük bir heyecan ve gururla beklenen resmi açılış tarihi ise 29 Ekim 2023’ tür.” ifadelerini kullandı. DEV PROJENİN FİKRİ TEMELLERİ 2011 YILINDA ATILDI Ahmet San ayrıca MIDWOOD ile ilgili olarak; “2011 senesinde Sofya’da “Cehennem Melekleri 2” filminin setinde projenin temellerini attık. Sofya’da bile böylesi prodüksiyonlara imza atılabiliyor ve senede 25 & 30 film çekilebiliyor, 500 Milyon Dolar ile 1 Milyar Dolar arasında bir ciro Sofya için önemli bir endüstri oluşturabiliyorsa, bunu ülkemde yapmamam için hiçbir sebep yok diye düşünerek çalışmalara başladım. 2016 yılına kadar Avrupa’da ve dünyada çeşitli örneklerini inceledim. Onlardan aşağı kalmayacak hatta Avrupa’nın en büyüğü olabilecek bir projeyi İstanbul’da hayata geçirebileceğime karar verdim. 1 Temmuz 2020’ye kadar tüm fizibilite ve saha çalışmalarını ekibimiz ile tamamladık. Ve yola çıktık! MIDWOOD BİR “LİDERLER GÜÇ BİRLİĞİ” HAREKETİDİR MIDWOOD, dünya film endüstrisini bilen ve dünyadaki büyük prodüksiyonların içine çeşitli vesileler ile dahil olan ve sektörde önemli birikimi olmuş, yönetici ve ortaklardan meydana gelen bir LİDERLER GÜÇ BİRLİĞİ’dir. Her ne kadar tüm çalışmalar ve kaynaklar planlandı ise de hayalinde sinema olan, hayalinde film stüdyoları olan, hayalinde teknoloji olan, hayalinde bir dünya markası yaratma isteği olan, hayalinde Türklerde yapar hem de çok iyi ve başarılı yapar diyen, hayalinde sevdiği işi yaparak iyi kazanç elde etmek olan, vizyoner, inançlı, mücadeleci, ahlaklı, ben yerine biz diyebilen ve de ortak akla inanan ister genç müteşebbis olsun ister güçlü sermayedar olsun ister kurumsal şirketler olsun kim ortak olmak isterse "LİDERLER GÜÇ BİRLİĞİ" kapısı ardına kadar açıktır. Elbette MIDWOOD ile ilgili sahip olduğumuz tüm bu süzgeçlerden geçilmesi koşuluyla. MIDWOOD’UN GLOBAL PAZARLAMA AĞI… “MIDWOOD USA” şirketinin kurulmakta olduğunun müjdesini veren Ahmet San, “Biri Oscar Film Akademisi’nde, bir diğeri Amerika’nın en önemli film şirketlerinden birinde, diğeri ise Amerika’nın en büyük Film Stüdyolarından birinde başkanlık dahil uzun süre üst yöneticilik yapmış üç kişinin de ortak olduğu MIDWOOD USA şirketimiz ve hedef ülkelerde tamamlamakta olduğumuz 14 KONTAK OFİSİMİZ ile de pazarlama ve satış ağımızı çok güçlü hale getiriyoruz.” diye belirtti. BİR YILDA 1 MİLYAR DOLARA ULAŞMA HEDEFİ… Yüzde yüz Türk sermayesi ve girişimi olarak kurulmakta olan MIDWOOD’un hedefinin açılışından sonra bir yıl içerisinde gerçekleştirilecek işlem hacmi ile değerini 1 Milyar Dolara taşımak olduğu vurgulandı. Milyar dolar hedefine ulaşıldıktan sonra projeyi ilk günden beri takip eden ve projenin kapısını çalan yabancı büyük ortaklıklara açılabileceği bilgisi verildi.  ### Sanat dünyasında teknolojik devrim: NFT Son günlerin popüler konusu "NFT'ler" ile yeniden gündeme gelen kripto sanat kavramında yaşanan gelişmeleri merakla takip ediyoruz. Sanatsal ve kültürel ifadelerin dijital formlarının nasıl yatırıma dönüştüğü konusunda teknolojik bir devrimin eşiğindeyiz. Geçtiğimiz mart ayında Christie's Müzayede Evi, dijital sanat eserleri yaratıcısı Beeple'ın dijital kolaj NFT eserini 69 milyon USD’ye satın aldı. DJ ve yapımcı Justin Blau (3LAU), Şubat 2021’de farklı fiyatlara 33 NFT’yi yaklaşık 12 milyon USD’ye satarak rekor kırdı. Türkiye’de ise Refik Anadol’un “Machine Hallucination” isimli NFT eseri 5,1 milyon dolara satıldı. Devrim Erbil, Cem Yılmaz, Edis, Tarık Tolunay, Sinem Cender gibi sanatçıların da eserlerini NFT olarak satışa çıkardığı görülüyor. Dijital bir sertifika olarak değerlendirebileceğimiz NFT’de ömür boyu sahiplik söz konusu oluyor. Peki, NFT tam olarak nedir? Sanat dünyası için neyi ifade eder ve neden bir devrim olarak kabul ediliyor? Son günlerde Ucuz Roman'ın (Pulp Fiction) dağıtımcısı Miramax ile ünlü yönetmen Quentin Tarantino arasında film NFT'leri nedeniyle ortaya çıkan telif uyuşmazlığı ile gündeme gelen NFT’lerin hukuki boyutu nasıl değerlendirilmelidir? NFT’lerin hukuki niteliğini uzman hukukçulara, özellikle müzik endüstrisi için önemini ise müzik meslek birliklerine sorduk. Öncelikle NFT’lerin teknoloji boyutu hakkında sözü Doç. Dr. Mete Tevetoğlu’na veriyoruz. "Kripto Varlıklar ve Kripto Varlıkların İlk Arzı" isimli kitabın yazarı, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Mete Tevetoğlu, okuyucularımıza NFT hakkında bilgi verebilir misiniz? Mete Tevetoğlu NFT nedir? NFT, Non Fungible Token yani benzersiz, benzeri olmayan token (jeton) demektir. Bu bir kripto varlıktır. Tekildir. Eşsiz yani yerine benzeri ikame edilemez şekilde tek olan bir varlıktır. Token ya klasik anlamda 'Token' ya da 'Non Fungible Token' şeklinde blokzincirde üretilir. Token 'replacable' yani benzeri ile değiştirilebilir iken, NFT 'non-replacable' yani benzerinin yerine ikame edilmesi mümkün olmayan bir kripto varlık türüdür.  Kripto varlık olarak hukuki niteliği nedir? NFT, bir kripto varlık olarak gayri maddi bir mal varlığı unsurudur. Maddi bir varlığı yoktur, kriptografik veriden oluşur. Bu kripto varlık, bir fikri veya sınai ürünü konu alarak üretilebileceği gibi bunun dışındaki herhangi bir varlığı da konu alabilir. Bir fikri veya sınai ürünü konu aldığı durumda, dayanak aldığı fikri ve sınai ürünün türüne göre hukuki statüsü belirlenebilir. Bunun dışında yani bir fikri ürüne odaklanmayan NFT ise Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)'teki şartları taşıyorsa, tek başına eser özelliği gösterebilir ya da böyle bir özelliği yoksa, maddi olmayan bir mal varlığı olarak nitelenebilir. NFT ve blokzincir teknolojisinin geleceğini nasıl öngörüyorsunuz? Bu teknolojinin yıkıcı ve dönüştürücü karakteri baskın. Tüm varlıkların blokzincire taşınması potansiyeli mümkün. Değer saklama, aktarma, işleme, devretme, hukuki işlemlere konu olma, aracısızlık, merkeziyetsizlik, değiştirilemezlik gibi özellikler, blokzincirin ve NFT'nin sanat, sanayi, hak ve değer üretim ve yönetiminde yaygınlaşmasını destekliyor. Finansal işlemlerdeki dönüşümle karakteri de olan bu teknoloji, önümüzdeki dönemde farklı ürün ve hizmet kategorilerinde adım adım giderek artan bir yaygınlık kazanacaktır. NFT’nin dijital sanattaki rolü nedir? Dijitalleşen sanat ürünleri, bir süredir artış gösteriyor. NFT, sanatın dijital kanallarda kitlelere ulaşmasına imkân veriyor. Halk için sanat idealini destekliyor. Aynı zamanda eser sahipliği ve eser üzerindeki işlemlerin şeffaf ve güvenilir bir şekilde tesis edilmesine imkân veriyor. Küresel seviyede bir sanat-toplum kucaklaşmasını mümkün kılması potansiyeli dikkat çekici... Bugün sınırlı sayıdaki kişinin erişimine açık olan sanat ürünlerinin orijinalliklerini koruyarak, pay ve takip hakkı gibi hakların daha etkin kullanılmasını sağlayan çözümler heyecan verici. Global tescil sistemlerine uyumlu olan blokzincir, emek ve zamandan tasarrufu sağlarken, bu tasarruf kalemlerinin sanatta hem nitelik hem de niceliğin artmasını sağlayacağını umuyorum. Tamer Pekdinçer "Herhangi bir içerik NFT'ye dönüştürülebilir" NFT’nin fikri mülkiyet hakları ile bağlantısını ise İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu Başkanı Av. Dr. Tamer Pekdinçer’e sorduk: "Herhangi bir içerik NFT’ye dönüştürülebilir. Bir şiirin birkaç dizesi, bir tweet, grafik tasarım, kolaj vb. bazı sanat eserleri NFT’ye dönüştürülebilir. NFT olarak ortaya çıkan ürün, hususiyet başta olmak üzere FSEK’teki şartları taşıyor ise eser kapsamında korunabilir. Eser niteliğini haiz olmayan özgün yaratımlar da yasal koşulları varsa haksız rekabet hukuku ile korunabilecektir. Ünlü markaların da NFT’ye ilgi duyduğunu görüyoruz. Örneğin, Nike geçtiğimiz günlerde metaverse ayakkabı üreten 'RTFKT Studios' isimli şirketi satın aldı. Adidas; Bored Ape Yacht Club, PUNKS Comic ve gmoney olmak üzere üç önemli NFT oyuncusuyla bir araya gelerek metaverse dünyasına adım attı ve 'Into the Metaverse' adlı bir NFT serisi başlattı. NFT’ler marka pazarlamasını yeniden şekillendirdiğinden, marka hukuku ve reklam hukuku boyutunun da önem kazanabileceğini öngörüyoruz. Sınai haklar bağlamında ise NFT içinde gömülü herhangi bir dijital varlık, tescilli bir tasarımı veya markayı içeriyorsa, ihlal teşkil edebileceği unutulmamalıdır. NFT’nin Fikri Mülkiyet Hukuku’ndaki önemi hakkında İstanbul Barosu Fikri ve Sınai Haklar Komisyonu nezdinde 23.12.2021 tarihinde gerçekleştirdiğimiz webinar yayınına, konu hakkında detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler (https://www.youtube.com/watch?v=BBY9ZHSKbvA) Önder Erol Ünsal "NFT'lerin asli çatışması telif, marka ve tasarım haklarıyla yaşanacak" 2013 yılından bu yana "IPR Gezgini" isimli fikri mülkiyet hukuku blogu ile güncel konulara değinen Önder Erol Ünsal, NFT’leri tescilli marka hakları yönünden değerlendirdi: "NFT’ler için henüz her şeyin başındayız. Korkunç bir hızla ilerleniyor ve bugünden bakarak yarını tahmin edebilmek çok kolay değil. NFT’lerin fikri mülkiyet haklarıyla asli çatışmasının telif hakları yönünden olacağı bekleniyordu, ancak görünen o ki marka ve tasarım haklarıyla da önemli çatışmalar yaşanabilecek. Bunun öncü sinyallerini, Aralık 2021’de karşımıza çıkan Hermes vs. Mason Rotshchild ihtilafında gördük. Kendisini NFT sanatçısı olarak tanımlayan Rothschild, Hermes’in ikonik Birkin çantalarının benzerlerini NFT olarak 100 parçadan oluşan bir koleksiyon haline getirdi ve bir NFT pazarı olan OpenSea’de satışa sundu. NFT’lerden birisi yaklaşık 40.000 Dolar’a satıldı ve Rothschild, Yahoo Finance’e verdiği röportajda Birkin’e ilişkin planlarından bahsederek, kendi NFT’lerinin başkalarınca taklit edilmesinden şikayet etti. O ana dek sessiz kalan Hermes, bu gelişmeler üzerine Rothschild ve OpenSea’ye ihtarname göndererek, tescilli marka haklarının ihlali anlamına gelen NFT’lerin satışının durdurulmasını talep etti. Aralık 2021 sonu itibarıyla OpenSea ihtarnameye uygun hareket etti; ancak Rothschild, Hermes’e boyun eğmeyeceğini belirtti. Rothschild’in açıklamaları ve destekçileri, yoğun olarak ifade özgürlüğü, sanatçının dünyayı algılayış biçimini serbestçe ifade edebilmesi gibi temel haklara dayanmaktadır. Bunun karşısında ise fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin önceden koruma altına aldırdıkları ve uzun yıllar sonucunda tanınmış hale getirdikleri marka veya tasarım gibi hakları bulunmaktadır. Fikri mülkiyet haklarının sahipleri, gayet doğal olarak kendilerine ait hakların başkaları tarafından izinsiz biçimde kullanılmasını engellemek isterken; diğer yanda NFT yaratıcıları, ifade özgürlüklerini serbestçe kullanmak istediklerini ifade etmektedir. Henüz erken olsa da tahminimiz, gelecek yıllarda NFT ve marka hakları arasındaki asli çatışma noktasının ifade özgürlüğü hakkı ekseninde ortaya çıkacağı yönündedir. NFT yaratıcılarının başkalarına ait marka/tasarım gibi hakları sanatsal yaratım adıyla serbestçe kullanabilecekleri pek sanmıyorum. Burada belirleyici olan husus, esasen A.B.D. uygulamalarında karşımıza çıkan adil kullanım ilkesi, parodi istisnası gibi kavramların mahkemelerce NFT özelinde yorumlanış biçimi olacaktır.    Öncelikli olarak A.B.D.’nde ve devamında muhtemelen Avrupa’da ortaya çıkacak ihtilafların ve sonrasındaki yargı kararlarının 'NFT’ler vs. Marka Hakları' çatışmasının ne şekilde ilerleyeceğine ışık tutacağını düşünüyorum. Şunu da kolaylıkla tahmin ediyorum ki; NFT yaratıcılarının, başka bir gerekçe göstermeksizin, sadece ifade özgürlüğü hakkının arkasına sığınmaları, başkalarına ait fikri mülkiyet haklarını sınırsızca ihlal etmeleri ve bundan maddi kazanç elde etmeleri için meşru bir gerekçe teşkil etmeyecek." Oğuz Müftüoğlu "Tüm sistemin değişme olasılığı kapıda" Telif hukuku denince akla gelen ilk isimlerden olan Av. Oğuz Müftüoğlu da NFT’leri telif hukuku boyutu ile anlattı: "Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku'nun en bilinen ilkelerinden birisi ‘Ülkesellik Prensibi’dir. Değerli hocamız Prof. Dr. Ünal Tekinalp’in de işaret ettiği gibi; '…Anılan ilke uyarınca her devlet, fikri mülkiyeti, maddi ve şekli koşullarını yerine getirmek koşuluyla, sadece kendi ülkesinin sınırları içinde korur. Ülkesi içindeki ihlallerde, tecavüze uğrayan ve kanunlarına göre hak sahibi olan kişinin, ülkesindeki hukuk yollarını kullanmasına olanak sağlar.' Bu genel kural esas alınarak yapılacak değerlendirmelerde şu sonuçlara ulaşılır; Türkiye’de yürürlükte olan FSEK’in 20. maddesine göre, bir eserden doğan mali haklar birbirine bağlı değildir. Yani bunlarla ilgili ayrı ayrı tasarruflarda bulunulabilir. Öte yandan, FSEK madde 52 uyarınca bu tasarruflar sırasında hangi hakların anlaşmaya konu edildiğinin tek tek sayılması zorunludur. Yani eser, icra, fonogram, film ve/veya yayınlar için yazılı şekilde yapılacak sözleşme ve benzeri işlemler sırasında, bu ürünlerden neşet edebilecek NFT ile ilgili haklar için ayrıca ve açıkça düzenleme yapılması gerekir. Zıt anlamı ile eğer herhangi bir tasarrufta bulunulmazsa, bunlar hak sahiplerinin uhdesinde kalmaya devam edecektir. Bu sonuç, hem FSEK’in ruhuna hem de 51. maddede belirtildiği gibi ileride ortaya çıkacak hakların eser/bağlantılı hak sahibine ait olacağına ilişkin düzenlemeye uygundur. Fakat kanaatimce NFT, en çok bizim FSEK’in kayıt-tescil ile ilgili 13. maddesinde önemli değişikliklere sebep olacak gibi görünmektedir. Nitekim, NFT’nin halihazırda kullandığı blockchain teknolojisi, FSEK’teki kayıt-tescil anlayışının Sınai Mülkiyet Hukuku’ndaki tescile evrilmesine neden olacakmış gibi durmaktadır. Eğer bu gerçekleşirse, Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku’nun ‘Yaratma Gerçeği İlkesi’ üzerine inşa edilen omurgasının, yani tüm sistemin değişme olasılığı kapıda demektir."  Ahmet Türkoğlu Müzik endüstrisi bakımından NFT’lerin önemi nedir? Özellikle müzik sektöründe NFT’lerin streaming'den bu yana müzik endüstrisinin en büyük oyun bozucusu olduğu söyleniyor (bkz. https://muzikanaliz.com/nftler-nedir-ve-muzik-endustrisi-icin-ne-anlama-gelir/). Müzik sektöründe oldukça ses getiren NFT’ler hakkında, Müzik Meslek Birlikleri ile NFT’nin müzik sektöründeki geleceği hakkında görüştük. MÜ-YAP, Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Genel Sekreteri Av. Ahmet Türkoğlu, dergimize yaptığı açıklamada NFT’lerin müzik endüstrisindeki rolünü şöyle aktardı: "NFT; şarkı, fotoğraf, video klip veya dijital sanat eseri gibi dijital bir varlığın sahipliğini temsil eden, değiştirilemez bir dijital varlıktır. NFT’nin müzik yapımcılarına sağlayacağı en önemli faydalardan biri, müzik albümlerinin blokzincir teknolojisi ile ve NFT olarak yayınlanması olanağının sağlanmasıdır. Zira, blokzincir teknolojisi ile üretilen dijital ürünler kopyalanamıyor. Bu sebeple popülaritesi giderek artan NFT sektörü, müzik piyasasını da yasa dışı kopyalama sorunundan kurtaracak gibi görünüyor. Geliştirilen müzik çalardaki parçalar, Digital Right Management (DRM) şeklinde şifreli olacak, dolayısıyla başka müzik çalarda kullanılamayacak. Ayrıca müzik yapımcıları, sanatçıların bazı albümlerini, örneğin single albümleri bir dijital kopya olarak NFT piyasasında sattıklarında, bu satış rakamları hayli yüksek olacağından, bu durumdan hem müzik yapımcıları hem de icracı sanatçılarla birlikte eser sahipleri yüksek kazançlar elde etme imkânı bulabilecekler. NFT’lerin kripto paralarla erişilebilmesi söz konusu olduğundan, yine bu dijital pazarda müzik albümlerinin açık artırmayla satışı mümkün olabilecektir." Barış Şensoy "Dijital korsanla mücadelede lokomotif görevi görecek" MSG - Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Genel Sekreteri Av. Dr. Barış Şensoy ise NFT’lere ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaları iletti: "NFT formatındaki eserlerin hayatımıza girmesiyle birlikte birçok yeni kavramla tanışmaya başladık. Kısaca NFT’ler, dijital ortamda üretilmiş veya dijital ortama aktarılmış; şarkı, resim, gif, video veya ses dosyalarının bir blokzincirin parçası haline getirilmesi ile yani 'Mint' edilmesi ile oluşurlar. Kısaca 'Minting' olarak da geçen bu işlem, bir eseri NFT formatına çevirme işlemidir. Günümüzde dijital cüzdana sahip olan herkes, kendi eserini belirli bir bedel karşılığında NFT haline getirip, yani mint edip, pazardaki platformlarda satışa sunabilmektedir. Ayrıca, NFT’lerin hukuki koruması bir blokzincir tarafından sağlanır. Blokzincir, NFT’lere birtakım özellikler ve avantajlar da sağlamaktadır. Blokzincir ile merkezi otorite ortadan kalkar; şeffaflık, doğrudan kimseye ihtiyaç kalmadan işlem imkanı ve değiştirilemezlik oluşur. Ayrıca, NFT’ler de FSEK’teki tanıma uygun düştüğü ölçüde, fikri bir çabanın ürünü olması ve sahibinin hususiyetini taşıması koşulu ile ulusal ve uluslararası korumadan faydalanırlar. Bu korumanın sağlanmasında, NFT’ye bağlı akıllı sözleşmede yer alan koşullar büyük öneme sahiptir ve NFT’nin sonraki satışlarını ve NFT sahibinin mali haklarını da doğrudan etkileyebilmektir. Ancak, sistemsel bazı riskler barındırması ve hukuki temelinin henüz oluşmamış olması gibi dezavantajları da bünyesinde barındırmaktadır. Müzik sektörü açısından NFT satışlarında eser sahiplerinin de eser bazında satışlardan belli bir yüzde alması, gelirlerinin artmasına neden olacaktır. Ayrıca, yine müzik eseri yaratıcıları adına dijital korsanla mücadelede NFT’lerin lokomotif görevi göreceğinden şüphe yoktur. Yine müzik sektöründeki son gelişmeler ışığında, NFT müzik platformlarının mevcut dijital platformlara bir alternatif olarak ortaya çıkması ve güçlenmesi, eser sahiplerinin dijital müzik platformlarından elde edeceği gelirlerin artmasını da sağlayacaktır. Kanaatimce bu olumlu gelişmeleri sektörümüzde çok kısa bir zaman içerinde göreceğiz." Zeynep Öztürk Özkan "Müzik sektöründe ticari potansiyeli yüksek yeni bir pazar oluşabilecek" MESAM - Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği Genel Sekreteri Av. Zeynep Öztürk Özkan, eser sahipleri bakış açısıyla konuyu şu şekilde değerlendirdi: "Bir müzik eserinin oluşturulması ve kamuya sunulması konusundaki teknolojiler, son yirmi yılda önemli ölçüde değişti. Müzik platformları, sanatçıların eserlerini herhangi bir aracı olmadan dağıtmalarına olanak sağlamıştır. Ancak hızla gelişen teknolojiye rağmen, elde edilen gelirin hak sahiplerine ulaşması mekanizmaları, hala büyük ölçüde belirsizlik içermektedir.  Büyük ölçekte gelirin söz konusu olduğu müzik endüstrisindeki bu belirsizliğin ortadan kalkması ve eser sahiplerinin bu gelirden daha büyük pay almasının sağlanması için güncel dijital dünyanın olanaklarının iyi tanınması ve bu dünyanın içinde hak sahiplerinin doğru ve zamanında konumlanması önem arz etmektedir. NFT’ler küresel ölçekte hızla ticari obje olarak gündeme gelirken, ülkemizde de bu alanda bir pazar yaratılması için çeşitli girişimler söz konusu. En popüler ve yaygın sanat dalı olarak müzik alanında NFT’lerin kısa sürede ülkemizde büyük bir pazar oluşturmasını bekliyoruz. Son 10 yılda büyüyen 'retro' pazarı ile koleksiyoner trendlerin müzik sektöründe ciddi hacimli bir ticaret alanı yarattığını da göz önüne alarak, NFT’lere de sektörde büyük ilgi olacağını varsayabiliriz. NFT’lerin sadece nostaljik alana hitap etmediğini, aynı zamanda yeni ve sıfırdan yaratılan dijital üretimleri de kapsadığını hesaba katarsak, kısa sürede müzik sektöründe ticari potansiyeli yüksek yeni bir pazar oluşabileceğini öngörebiliriz. NFT’lerin, müzik eseri sahipleri için yeni ve ek bir gelir getirici alan olarak, sektöre olumlu katkısının olacağını söylemek mümkün. Ancak; NFT’lerin sahipliği, fikri mülkiyet hakları açısından konumu, ticaret konusu yapılabilmesi ve yayım ile çoğaltım konularında var olan hukuksal boşluk kısa zamanda giderilmezse, büyük mağduriyetlere neden olacağı noktasında da şimdiden uyarıda bulunmak ve görevlileri vakit geçirmeden bu alana el atmaya davet etmek gerekiyor. Bu noktada müzik meslek birlikleri olarak bu konudaki gelişmelere uyum sağlamak ve hak sahipleri adına gerekli girimlerde bulunmak adına çalışmalarımıza başlamış bulunmaktayız.” ### Odunpazarı Modern Müze, dünyada en iyi 25'te! Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde, tarihi evlerin arasında inşa edilen Odunpazarı Modern Müze (OMM),  ARTnews tarafından son 100 yılın en iyi 25 müze binası arasında gösterildi. Osmanlı kubbe mimarisi, geleneksel Japon mimarisi ile Odunpazarı sivil mimarisinden esinlenilerek ünlü Japon mimarlık ofisi “Kengo Kuma and Associates” tarafından tasarlanan OMM, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Eylül 2019’da ziyarete açmasından bu yana sanatseverlerden ve ziyaretçilerden yoğun ilgi görmesinin yanı sıra birçok ödülün de sahibi oldu. Müze daha önce, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Türkiye’nin kültür mirasına ve sanat dünyasına özgün eser, uygulama, yorum veya bilimsel araştırmalarıyla katkı sunanlara minnet ve teşekkür ifadesi olarak 1979’dan itibaren verilen ödüller kapsamında Özel Ödül’ün, 2021 yılında ise İngiltere’de düzenlenen Avrupa Müze Forumu (EMF) tarafından düzenlenen “Avrupa Yılın Müzesi Ödülleri” kapsamında Özel Takdir Ödülü’nün sahibi oldu. Polimeks Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve koleksiyoner Erol Tabanca’nın kurucusu olduğu, 4 bin 500 metrekarelik alana sahip OMM, prestijli sanat yayını ARTnews tarafından son 100 yılın en iyi 25 müze binası arasında gösterildi. “ZİYARETÇİLERİMİZİN BİNAYA OLAN İLGİSİ BİZİ MUTLU EDİYOR” OMM İletişim Direktörü Bengü Kırkız Ergüven, AA muhabirine, ABD’de 1902 yılından beri yayınlanan prestijli bir dergi tarafından değerli bir yerde görünmekten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Ergüven, şöyle konuştu: “Hem OMM adına hem de ülkemizin yurt dışında daha fazla anılması adına çok mutluluk verici bir haber. OMM, ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates tarafından tasarlandı. Odunpazarı’nın tarihi değerlerinden referans alırken, çağdaş mimari öğeler barındırıyor. Dolayısıyla çok sıra dışı ve ilgi çekici bir bina. Bu mimari yapı, müzenin çok sayıda sanat sever tarafından ziyaret edilmesini sağlıyor. Yurt dışında da özellikle Kengo Kuma and Associates tarafından tasarlanması ve yerel ile çağdaşı buluşturması sebebiyle ilgi görüyor. Bugüne kadar 250 bini aşkın ziyaretçiyi ağırladık. Sergilere olan ilginin yanı sıra ziyaretçilerimizin binaya olan ilgilisi de bizi mutlu ediyor.” Ergüven, müzede şu anda “Maziye Bakma Mevzu Derin” sergisinin bulunduğunu anımsatarak, birey ile toplum arasındaki ilişkide bireye biçilen rollere odaklanan sergide 31 sanatçının 41 eserinin ziyaretçilerle buluştuğunu sözlerine ekledi. ### Tom Odell, İstanbul’a geliyor Tom Odell, Avrupa turnesi kapsamında 1 Temmuz'da KüçükÇiftlik Park'ta dinleyicileriyle bir araya gelecek. Billboard dergisinin müziğini; ‘duygusal, işlenmemiş ve Jeff Buckley ile karşılaştırılabilecek kadar dingin’ olarak tanımladığı, BRIT Awards sahibi İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Tom Odell, 1 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta sahneye çıkacak. Türkiye’de daha önce verdiği konserlerinin biletleri haftalar öncesinde tükenen Tom Odell, Avrupa turnesi kapsamında Epifoni organizasyonu ile İstanbul’da hayranlarıyla bir araya gelecek. ‘Another Love ile listeleri altüst eden; Elton John, Leonard Cohen ve Bob Dylan şarkılarını dinleyerek büyüdüğünü söyleyen Odell, ‘Long Way Down’ı, 2013 yılında çıkardı. Odell, geçen yıl son albümü ‘Monsters’ı yayınladı.  ### 'Paslaşmalar' Evin Sanat Galerisi'nde İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nin her yıl düzenlediği Paslaşmalar isimli sergi 3 Şubat'ta Evin Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak. Evin Sanat Galerisi, 3 Şubat -26 Şubat 2022 tarihleri arasında İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nin her yıl düzenlediği Paslaşmalar isimli sergi serisinin yedincisine ev sahipliği yapıyor. Sergi bu yıl Forum başlığı altında gerçekleşiyor. Ahmet Elhan Sergide; İstanbul Okan Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nden Batu Bozoğlu, Eda Çekil, Merve Ertufan, Mürteza Fidan, N. Kurucu Koçanoğlu, Alper Mazman, Dilek Tina Winchester ve Gizem Yücelen’in yanı sıra Evin Sanat Galerisi’nden ise; Setenay Alpsoy, Ahmet Elhan, Kader Genç, Işık Güner, Hakan Gürsoytrak, Temür Köran, Zulal’ın yapıtlarından oluşan seçki yer alacak. Merve Ertufan Kimi zaman sanatçıların birlikte üretimler yaptığı, kimi zaman üretimleriyle birbirlerine karşılık verdiği Paslaşmalar serisi, bu yıl farklı üretim biçimleri ve farklı yaklaşımlarla üretilmiş birbirinden bağımsız çalışmaları Forum yapısına atıfta bulunarak bir araya getiriyor. Temür Köran Çeşitliliğe ve farklı seslere vurgu yapan Paslaşmalar VII / Forum sergisi 26 Şubat 2022’ye kadar Evin Sanat Galerisi’nde izlenebilir. ### İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Verdi ve Mozart'ı anma konseri verecek İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), Wolfgang Amadeus Mozart’ın doğum günü ile Giuseppe Verdi’nin ölüm yıl dönümüne özel bir konser verecek. "Doğum ve Ölüm / Mozart ve Verdi" başlıklı konser, 29 Ocak'ta Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM), 2 Şubat'ta ise Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası Sahnesi'nde gerçekleşecek. Doğumunun 266. yılı kutlanan Mozart, 27 Ocak 1756'da dünyaya geldi. Senfonik, oda müziği ve opera olmak üzere 600 esere imza atan sanatçı, klasik dönemin en etkili ve üretken bestecilerinden biri oldu. Konserde, sanatçının "Saraydan Kız Kaçırma", "Bütün Kadınlar Böyledir", "Figaro'nun Düğünü" ve "Idomeneo" operalarından aryalar yorumlanacak. İtalyan opera bestecisi Giuseppe Verdi, 27 Ocak 1901'de yaşama veda etti. Kaleme aldığı eserleri, opera repertuvarının önemli bir bölümünü oluşturan Verdi'nin "Macbeth", "Maskeli Balo", "Rigoletto" ve "Aida" operalarından aryalar konserde seslendirilecek. Göktuğ Alpaşar, Perihan Nayır Artan, Ceren Aydın, Berk Dalkılıç, Murat Güney ve Barbora Hitay'ın solist olarak yer alacağı programda, piyanoda Fügen Yiğitgil sanatçılara eşlik edecek. ### İstanbul'da "Rus-Türk Köprü/Moct" sergisi Türkiye ve Rusya'dan 16 genç sanatçının resimlerinin yer aldığı "Rus-Türk Köprü/Moct" sergisi, sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Bağımsız Sanat Vakfı'nda düzenlenen sergi açılışına Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, Rusya Federasyonu'nun İstanbul Başkonsolosu Andrey Buravov, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Bağımsız Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Yazıcı ve sanatçıların yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı. Açılışta konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, İstanbul'da özellikle Fatih'in kültür ve sanatın merkezi olduğuna dikkat çekerek; "Hem Rusya'dan hem de Türkiye'den katılarak sanatlarıyla burayı güzelleştiren bütün arkadaşlarımıza selamlarımı iletiyorum. Bulunduğumuz bölgede sanata ilham verecek birçok eser bulunuyor" dedi. "KÜLTÜR VE SANAT, İKİ ÜLKE ARASINDA KÖPRÜ GÖREVİ ÜSTLENİYOR" Turan, serginin iki ülkenin ilişkilerini güçlendireceğini belirterek, misafir sanatçılara Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Fatih Belediyesince düzenlenen Yeditepe Bienali'ni gezmelerini tavsiye etti. Rusya Federasyonu'nun İstanbul Başkonsolosu Buravov da kültür ve sanatın iki ülke arasında köprü görevini üstlendiğini dile getirerek, şunları kaydetti: "Bu sergiyi de iki ülkeyi ve ülke halklarını birleştiren bir köprü olarak görebiliriz. Bu serginin özel bir önemi de var. Rus ve Türk genç sanatçıların eserleri sergileniyor. Onların eserlerine bakarak büyük bir gelecekleri olduğunu söyleyebiliriz. Çalışmalarında başarılar diliyorum." 16 SANATÇININ YAKLAŞIK 45 ESERİ SERGİLENİYOR Sergi küratörü Ahmet Özel ise yaptığı açıklamada sergiyle iki farklı ülkeyi ve kültürü sanatla yaklaştıracak köprü kurmayı hedeflediklerini ifade etti. Kendi çizgilerini bulmuş genç sanatçıların eserlerini sergilemekten memnuniyet duyduğunu aktaran Özel; "Geçen yıl ağustos ayında yine buradaki St. Petersburg Sanat Akademisi sanatçılarının katıldığı bir sergi yapmıştık. Oradaki ilişkinin bir devamı olarak bu sergiyi yapıyoruz. 16 sanatçının 45'e yakın eseri sergileniyor" bilgisini paylaştı. "İKİ ŞEHİR DE SANAT VE KÜLTÜR BAŞKENTİ SAYILIYOR" Sergi koordinatörü Aygül Okutan da 15 yıldır Türkiye'de yaşayan Tatar bir sanatçı olarak Rus ve Türk sanatçıları buluşturmayı misyon edindiğini dile getirdi. Okutan; "Sanat için İstanbul ve St. Petersburg çok özel şehirler, çok ortak tarafları var. İki şehir de sanat ve kültür başkenti sayılıyor. O yüzden bizim için bu bağlantı vazgeçilmez. Sanatçılar için böyle imkan sağlamak da bizim için çok değerli" şeklinde konuştu. 8 ŞUBAT'A KADAR ZİYARET EDEBİLİRSİNİZ Farklı boyut ve teknikteki çalışmalardan oluşan sergide Rusya'dan Anastasya Mirmoviç, Maks Kaşin, Anastasiya Salimzyanova, Viktoriya Panina, Anastasiya Sizova, Arina Dekker, Ada Morozova, Anastasiya Smolyakova, Anastasiya Uspenskaya; Türkiye'den de Abdullah Güler, Berna İnan, Buket Efe, Emre Tura, Fırat Duman, Sabriye Hatipoğlu ve Şeyma Kaya'nın eserleri yer alıyor. "Rus-Türk Köprü/Moct" sergisi, 8 Şubat'a kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. ### “Çocuklara Özel Müzayede”, İstanbul’da ilk kez Akmerkez’de! Akmerkez, çocuklarda sanat koleksiyonerliği bilincini geliştirmek amacı ile düzenlenen “Çocuklara Özel Müzayede” etkinliğine ev sahipliği yapıyor. 1-6 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da ilk defa gerçekleşecek etkinlik ile minik ziyaretçiler, sanata karşı sevgi ve ilgilerini arttırarak estetik bakış açılarını erken yaşta geliştirme imkânı bulacak. Akmerkez, İstanbul’da ilk defa gerçekleştirilecek “Çocuklara Özel Müzayede” etkinliği ile sömestir döneminde çocukları sanatla buluşturmaya hazırlanıyor. Çocukları sanatla tanıştırmanın yanı sıra çocuklarda sanat sevgisi, koleksiyonerlik bilinci ve estetik bakış açısını erken yaşta pekiştirmek amacıyla hayata geçirilen etkinlik, 1-6 Şubat tarihleri arasında Akmerkez etkinlik alanında çocuklarla buluşacak. RC Müzayede iş birliği ile hayata geçirilen etkinlik kapsamında Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Yunanistan ve Türkiye’den 20 farklı sanatçının 80 adet eseri, minik sanatseverlerin ilgisine sunulacak. 1-6 Şubat tarihinde gerçekleşecek etkinlik boyunca eserlerin sergilenmesi devam ederken; 5-6 Şubat tarihlerinde saat 15.00’da minik misafirler, müzayede deneyimi yaşama ve sanat koleksiyonerliği ile tanışma imkanı bulacak. Çocukların katılımına açık olacak Çocuklara Özel Müzayede'de; Ukrayna’dan Aleksandr Uglov, Oleg Poberezhnyı, Sender Petr, Sergey Shcherbakov, Suna Özkalan ve Victor Shevchenko, Gürcistan’dan David Sanaia, Azeybeycan’dan Shahnaz Aghayeva, Yunanistan’dan Spyros Georgas, Türkiye’den ise Cengiz Çapanoğlu, Cüneyt Süer, Efgan Beyaz, Haluk Evitan, Hikmet Çetinkaya, Hülya Yücel, Hüseyin Macar, Işık Çuhacıoğlu, Neşe Evitan, Özcan Allahverdi ve Yavuz Bozkurt gibi sanatçılar, eserleriyle müzayedede yer alacak. Her çocuğun bir ebeveyni ile katılabileceği “Çocuklara Özel Müzayede” etkinliğine katılmak için (0530) 402 99 85 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilirsiniz. ### Istanbul Photo Awards 2022 Jürisi açıklandı Anadolu Ajansı'nın bu yıl sekizincisini düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması Istanbul Photo Awards 'ın 2022 jürisi belli oldu. Istanbul Photo Awards 2022 Jürisi'nde; National Geographic Fotoğrafçısı ve Yapımcı Ami Vitale, Foto Muhabiri Carol Guzy, NOOR Ajansı Üyesi Foto Muhabiri Yuri Kozyrev, Reuters Foto Muhabiri Goran Tomasevic, Görsel Anlatıcı Marion Mertens, AFP Fotoğraf Dağıtım ve İş Geliştirme Eski Direktörü Michel Scotto, Getty Images Spor Baş Foto Muhabiri Cameron Spencer, Foto Muhabiri Ahmet Sel ve AA Görsel Haberler Yayın Yönetmeni Fırat Yurdakul yer alıyor. "ÖDÜLLER, FOTOĞRAFLARA İKİNCİ BİR HAYAT SUNUYOR" Jüriye bu yıl katılan Carol Guzy, 1980'de başladığı fotoğrafçılık mesleğinde Afrika'dan Balkanlara kadar birçok ülkede yaptığı çalışmalarla fotoğraf dünyasının saygın isimleri arasına girdi. Haber, insan ve belgesel alanlarında uzun dönem projeler konusunda uzmanlaşan ve aldığı çok sayıda prestijli ödülün yanı sıra dört kez Pulitzer kazanan ilk foto muhabiri olan Guzy, Istanbul Photo Awards'a ilişkin şunları söyledi: "Fotoğrafçılar bu prestijli yarışmaya katılmalı. Ödüller, tanınmanın yanında fotoğraflara ikinci bir hayat sunuyor. İklim değişikliğinin çevre üzerindeki kritik etkisine dair yeni yükselen farkındalıkla yarışmaya eklenen doğa kategorisinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Para ödülü ve fotoğraf makinaları, gelecekteki fotoğraf çalışmalarını desteklemesi açısından önemli." 6 WORLD PRESS PHOTO ÖDÜLÜ SAHİBİ AMİ VİTALE DE JÜRİDE! Meslek hayatının yarısını savaş bölgelerinde yaşananları dünyaya duyurmaya adayan Ami Vitale, jüriye katılan diğer bir isim oldu. Vitale, özellikle son dönemde zorlayıcı vahşi yaşam koşulları üzerine çalışmalar yapıyor. Vahşi yaşam alanlarının korunmasını amaçlayan organizasyonlarda aktif yer alan, yaptığı söyleşi ve atölye çalışmalarında tecrübelerini paylaşan fotoğrafçı, uluslararası birçok ödülle birlikte 6 kez World Press Photo ödülünün sahibi oldu. KAZANAN FOTOĞRAFLAR MART SONUNDA AÇIKLANACAK Her yıl dünya genelinde yüzlerce profesyonel fotoğrafçının katılımıyla gerçekleştirilen yarışmanın jüri toplantısı, 17-19 Mart'ta online olarak gerçekleşecek. AA ekibi tarafından yarışma için özel hazırlanan platform üzerinden takip edilecek eleme işlemleri sonrasında, kazananlar mart sonunda açıklanacak. Tüm katılımcılar, önceki yıla ait fotoğraflarıyla yarışmaya katılabilecek. Başvurular, 15 Şubat'a kadar www.istanbulphotoawards.com adresinden gerçekleşecek. YILIN FOTOĞRAFI'NA 6 BİN DOLAR ÖDÜL "Tekil Haber", "Seri Haber", "Tekil Spor", "Seri Spor", "Tekil Doğa ve Çevre", "Canon Seri Günlük Yaşam" ve "Seri Portre" olmak üzere yedi kategoride düzenlenen yarışmanın büyük ödülü olan Yılın Fotoğrafı'nı çeken foto muhabiri, 6 bin dolar ile ödüllendirilecek. Kategori birincilerine 3 bin, ikincilerine 1500, üçüncülerine ise biner dolar ödül takdim edilecek. "Seri Günlük Yaşam" ve "Seri Portre" kategorilerinde ise sadece birincilik ödülü verilecek. Ödüllere ek olarak bu yıl tekil haber ve seri spor kategorileri birincileri Canon EOS R3 fotoğraf makinesi, diğer kategori birincileri ise Canon EOS R5 fotoğraf makinesi kazanacak. Yarışma bu yıl Canon, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ile Türk Hava Yolları tarafından destekleniyor. ### 3. Uluslararası Leshow İstanbul Deri ve Moda Fuarı açıldı 3. Uluslararası Leshow İstanbul Deri ve Moda Fuarı, İstanbul Kongre Merkezi'nde kapılarını açtı. 20 Ocak'ta gerçekleştirilen gala defilesi ile başlayan fuar, 3 gün boyunca Türk deri giyim sektörünün önde gelen üreticileri ile Rusya, Ukrayna, Kazakistan, İngiltere, İspanya, Güney Kore, ABD, Yunanistan başta olmak üzere 49 farklı ülkeden 2000'i aşkın profesyonel ziyaretçi ve satın almacıyı buluşturacak. Leshow İstanbul, deri sektörünün marka bilinirliği ve ihracat potansiyeline büyük katkı sağlamanın yanı sıra özgün tasarımların ve yeni kreasyonların sunumuyla modanın da nabzını tutuyor. GALA DEFİLESİNİN STARI CEM BELEVİ OLDU Koreografisini Asil Çağıl'ın, sunuculuğunu ise Aslı Sertdemir ve Özgür Özyurt'un yaptığı gala defilesinde Newar, Gata, Boni Pelle, Sansar, Dio Gomez, Ambient markaları, göz kamaştıran deri ve kürk kreasyonlarını moda severlerin beğenisine sundular. Kendisi için özel olarak tasarlanan kıyafetlerle sahneye çıkan Cem Belevi'ye, "Rusya'nın Bayan İhtişamı" olarak tanınan Mila Bolieva eşlik etti. Defilenin sonunda sevilen şarkılarından birini seslendiren genç sanatçı, podyumdaki rahatlığıyla izleyenlerden tam not aldı. https://youtu.be/Be-I1w0yuRg https://youtu.be/knUo7E6hQKo ### Sanatseverlerden ‘Henk Ahenk Merdiven Minyatür Sergisi’ Üsküdar Belediyesi olarak Betül Bilgin, Jahongir Ashurov ve Hilal Arpacıoğlu’nun eserlerinden oluşan “Henk Ahenk Merdiven Minyatür Sergisi”nin açılışını 14 Ocak tarihinde Nevmekân Sahil’de gerçekleştirdik. Geleneksel Türk el sanatlarına kendini adayan 3 ismin modern minyatür yorumlarından oluşan, tabiatın mükemmelliğine ayna tutan eserler ile bir araya gelen sanatseverler sergiye yoğun ilgi gösterdi. Üsküdar Belediye Başkanımız Hilmi Türkmen serginin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Üsküdar Belediyemize ait Nevmekân Sahil Galeride, çok güzel bir sergi açılışını gerçekleştiriyoruz. Minyatür sanatının ustalarının çok güzel eserlerinin sanatseverler ile buluştuğu, bugün itibari ile açılmış olan bu sergi 13 Şubat’a kadar devam edecek. Sergilenen eserler çok güzel. Adı da çok güzel. Biliyorsunuz Necip Fazıl Kısakürek’in Ahenk Merdiven isimli bir şiiri var. Bu serginin adı da Henk Ahenk Merdiven Minyatür Sergisi. Merdiven yükselmek için kullanılan bir alet, edevat. Sanatçılarımız Betül Hanım, Hilal Hanım ve Cihangir Bey bu serginin temasını da miraç olarak, o hadiseyi canlandırmak adına böyle bir kompozisyon oluşturmuşlar. Buna en uygun isim Henk, Ahenk, Merdiven olarak düşünülmüş. Gerçekten eserler de çok zarif. Hayırlı uğurlu olsun.” ifadelerini kullandı. Sergi, kurdele kesimi ve hediyelerin takdim edilmesinin ardından sanatseverlere kapılarını açtı. ### İBB Şehir Tiyatroları, 17 yeni oyunla seyirci karşısında! İBB Şehir Tiyatroları, ocak ayının son haftasında 17 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Bu hafta Harold Pinter, Albert Camus, Sofokles gibi uluslararası üne sahip yazarların yanı sıra genç yazarların eserleri seyirciyle buluşuyor. Kutlama (Yeni Oyun), Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Geçit, Veba, Antigone, Can Yeleği, Zehir, Moby Dick, Yaftalı Tabut, 12. Gece, Rüya, Benim Güzel Pabuçlarım, Karagöz Çiftlik Bekçisi, Herkes Sihirbaz Olacak, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Elma Kurdu Kırtık, Bekçi ile Postacı oyunları, ocak ayının son haftasında sahnelenecek. KUTLAMA (Yeni Oyun) Şehrin en lüks restoranında herkesin birbirini küçümseyerek kendi varlığını yücelttiği, ağızına geleni söylediği, evlilik, tanışma, yükselme gibi nedenlerle sözde “kutlama” yapılan bir akşam yemeği… Kutlama, ömrü boyunca insan hakları mücadelesi vermiş Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Pinter’ın son oyunu. Harold Pinter’in yazdığı Yıldırım Fikret Urağ’ın yönettiği oyunda Can Ertuğrul, Çağlar Polat, Erkan Sever, Gizem Akkuş, Orçun Tekelioğlu, Özgür Efe Özyeşilpınar, Pınar Demiral, Selim Can Yalçın, Selin İşcan, Şehnaz Bölen Taftalı rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” "Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, üç anlatıcılı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor.” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. VEBA Nobel Ödüllü yazar Camus’nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett’in uyarladığı Mehmet Ergen’in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. ANTIGONE Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de; aynı savaşta birbirini öldüren ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 27-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. CAN YELEĞİ Mülteci bir Anne yeterince tanımadığı bir coğrafyada, savaşın bıçak gibi kestiği eski hayatına tutunup yeni olanla baş etmeye çabalar. Aynı kaderi paylaştığı komşusu da savaşın sürüklediği ve eşitlediği diğer kadındır. Anladığımızı sandığımız, anlamak istemediğimiz, zaman zaman öfkelendiğimiz durumlarla ilk defa yüzleşebileceğimiz bir öykü. Hepimiz aynı dünyada yaşıyorken, nasıl oluyor da ötekine dönüşüyoruz? “Gerçekler; Gerçekleri görmezsen çarpar insanı, alır duvara çarpar”. Denizyıldızı, hangi dileği taşıyor acaba, balıklar, yosunlar, hayat. Suyun içinde hayat var ama bize değil. Balıklar biliyor insan bilmiyor.” Modern dünyanın temel sorunlarına ışık tutan çağdaş kadın yazar Gönül Kıvılcım; Boğaziçi Üniversitesi‘nde iktisat eğitimi aldıktan sonra yüksek lisansını Norveç’in Bergen Üniversitesi’nde kitle iletişim dalında tamamladı. Gönül Kıvılcım’ın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Elçin Atamgüç rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. MOBY DICK Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab’ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick’in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville’in aynı adlı romanından Sebastian Armesto’nun uyarladığı, Seza Güneş’in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. YAFTALI TABUT Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Selin Türkmen, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. 12. GECE Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkâr Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikâyesini iyice kızıştırır. William Shakespeare’in yazdığı, Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 26-29 Ocak 2022 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. Çocuk Oyunları RÜYA (5+Yaş) Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. HERKES SİHİRBAZ OLACAK (Yeni Oyun) (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ın yönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 29 Ocak 2022 tarihinde Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Melisa Demirhan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 30 Ocak 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. ### The Leaderscxo yeni yılın ilk buluşmasını gerçekleştirdi "Doğru yerde, doğru zamanda, doğru iş insanları ile olmak daima kazandırır" mottosu ile geçtiğimiz yıl kurulan The Leaderscxo Platformu, yeni yılın ilk buluşmasını gerçekleştirdi. Sultanahmet bölgesinin ünlü otelleri arasında yer alan Hagia Sofia Mansions'ın "The Sarnıç" adlı mekanında düzenlenen buluşmanın ağır konukları vardı. The Leaderscxo Kurucu Başkanı Cenk Dağcı ve Join Pr Kurucusu Ali Saçlı ev sahipliğinde, sınırlı sayıda katılımcı ve özel davet ile gerçekleştirilen 2022 yılının ilk buluşmasının konukları arasında, Türk Tarih Kurumu Şeref Üyesi, akademisyen ve yazar kimliğiyle her daim gündemde olan Prof. Dr. İlber Ortaylı da yer aldı. Prof. Dr. Uğur Batı, Prof. Dr. Hasan Köni ve fütüroloji alanında önemli mesajları ile arkasında büyük bir kitle yaratan Ertan Özyiğit'i bir arada gören diğer konuklar, "Bu buluşma kaçmaz" yorumunda bulunarak, bilgilenme tarafında maksimum derecede yararlanmak istediler. SANAT ÇEVRELERİNDEN YOĞUN İLGİ The Leaderscxo buluşmasına sanat çevrelerinden de yoğun ilgi vardı. Asıl işi moda olan, ancak sanatçı kişiliği daha da önde olan Ferruh Karakaşlı, Maji Galeri Kurucusu Gaye Donay, Koleksiyoner Zuhal Mansfield, Sanatçı Naz Elmas ve Devlet Sanatçısı Tamer Levent, İlber Ortaylı Hoca'dan Türkiye'de sanatın durumu ve geleceği hakkında bilgi aldılar. GELECEĞE DEĞERLER TAŞIMAK MİSYONU Etkinlik ile ilgi İstanbul Sanat Dergisi'ne bir açıklamada bulunan The Leaderscxo Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Dağcı; "Ortak akıl ve ortak hedefler doğrultusunda geleceğe maddi ve manevi değer katmak amacıyla bir araya gelmeyi hedeflediğimiz buluşmaların 14'üncüsünü gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu içerisindeyiz. Buluşmamıza katılan çok değerli dostlarımıza teşekkürlerimi iletiyorum" dedi. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Uğur Batı, Prof. Dr. Hasan Köni, Tamer Levent, Gaye Donay, Zuhal Mansfield, Berat Kargı, Erol Özmandıracı, Naz Elmas, Ferruh Karakaşlı, Sibel Karakaşlı, Tayfun Karacebe, Volkan Akar, Cem Akdağ, Cüneyt Ortan, Ertan Özyiğit, Yiğitcan Özyiğit ve Marion Akdağ... ### Rahmi Koç Müzesi'nde sömestir atölyeleri Türkiye'nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi Koç Müzesi, sömestir tatilini atölyelerle renklendiriyor. 5-14 yaş aralığındaki çocuklar, sömestir boyunca düzenlenecek atölyelerle hem öğrencek hem keşfedecek. DÜNYA BEBEKLERİ SERGİSİ'Nİ KEŞFEDELİM Sergide oyuncak sanayisinin en önemli kilometre taşı olan bebeklerin Antik Çağ'dan günümüze uzanan yolculuğuna ışık tutuluyor. 18’inci yüzyılın ahşap bebeklerinden Anadolu’nun bez bebeklerine, Asya ve Afrika inanç bebeklerinden moda bebeklerine, hatta Uzakdoğu’nun ipek elbiseli festival bebeklerine kadar çok özel örnekler var. Bebek kavramının tarih öncesinden bu yana kullanım amaçlarını anlatan, yüzyıllar içinde bebek sanayisinin geçirdiği büyük dönüşümü gözler önüne seren sergide etkinlik yapmaya hazır mısınız? Etkinlik saat ve günleri:11.00-12.00 / 5-8 yaş13.00-14.00 / 9-14 yaş* Pazar ve pazartesi günleri hariç ANAMORFOZ ATATÜRK ESERİM EĞİTİM ETKİNLİĞİ Çekyalı heykeltıraş Patrik Prosko imzalı "Anamorfoz Atatürk" projesinin yapımı yaklaşık 3 ay sürdü; 93 farklı temadan toplam 539 parçanın bir araya getirilmesiyle meydana geldi. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını ve değerlerini simgeleyen bu eseri yakından incelemek ve kullanılan teknikleri etkinliklerle öğrenmek ister misiniz? Parçadan bütüne giden bu sanat anlayışının sırrını birlikte keşfedelim. Etkinlik saat ve günleri:11.00-12.00 / 5-8 yaş13.00-14.00 / 9-14 yaş* Pazar ve pazartesi günleri hariç RENKLİ MATEMATİK DÜNYASI Eğlen + Öğren bölümü, 46 adet deney seti ve öğretmen anlatımlarıyla çocuklara matematik ve fen bilimlerini “anlaşılmaz, erişilmez” olmaktan çıkarıp; “dokunulabilir, sevilebilir ve anlaşılabilir” kılmayı hedefliyor. "Renkli Matematik Dünyası" etkinliği, eğlence ile öğrenmeyi bir arada sunarak çocukların "matematiksel düşünme"yi öğrenmelerine, dolayısıyla da matematiği sevmelerine yardımcı oluyor. Etkinlik saat ve günleri:11.00-12.00 / 5-8 yaş13.00-14.00 / 9-14 yaş* Cumartesi, pazar ve pazartesi günleri hariç Katılımın ücretli olduğu atölye programıyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenler, (0212) 369 66 00’ı arayarak Rahmi Koç Müzesi Eğitim Bölümü'yle irtibata geçebilir. ### Usta ressam Resul Aytemür, peyzaj temalı eserleriyle Cadde160'ta! Figür odaklı yaklaşımıyla ülkemizde toplumsal gerçekçi akımın tanınan ressamlarından Resul Aytemür; bu defa sıra dışı bir sergiyle, peyzaj temalı eserlerinden oluşan bir seçkiyle Cadde160 Art Gallery'de izleyiciyle buluşuyor. Türk resim sanatının büyük ustalarından Resul Aytemür'ün çoğunlukla son yıllarda ürettiği ve ülkemizin tatil beldelerinden manzaraları konu edindiği "Duyusal Alan" isimli sergisi, içerdiği peyzaj temalı özel seçkisiyle Bağdat Caddesi'nde bulunan Cadde160 Art Gallery'de İstanbullu sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. İzleyicinin ağırlıklı olarak figür odaklı yaklaşımıyla tanıdığı usta ressamın yoğun boya kullandığı ve güçlü renkleriyle yüksek dinamizme sahip olan peyzaj çalışmaları, Serap Atala'nın küratörlüğünde 18 Ocak-19 Şubat 2022 tarihleri arasında Cadde160 Art Gallery'nin Bağdat Caddesi Numara 160'ta bulunan mekanında izleyiciye sunuluyor. 32 eserden oluşan sergi, Aytemür'ün sanatının daha az bilinen taraflarını da öne çıkartmayı hedefliyor. Serginin küratörü Serap Atala'nın ifadeleriyle: "Resimlerindeki insan hikayelerinde fiziksel ve duyusal saptamalara yer veren ve toplumsal gerçekçilik anlayışıyla ürettiği eserleriyle tanınan Resul Aytemür'ü yalnızca figüratif çalışmalarıyla kategorize edemeyiz; öyle ki, Aytemür'ün peyzaj çalışmaları da figüratif resimleri gibi yerinde gözlemlenir, içselleştirilir ve ardından da atölyede yorumlanır. Bu sebeple kendisini bir 'atölye ressamı' olarak nitelendiren Aytemür, gözlemci bir sanatçı duyarlılığıyla yaşadığı, gördüğü ve duyumsadığı yerleri tuvaline aktarırken, figüratif eserlerinde olduğu gibi peyzaj çalışmalarında da, kullandığı imgelerin kodlarını izleyiciyle paylaşır… Sanatçının İstanbul, Bodrum ve diğer tatil beldelerindeki izlenimleriyle ürettiği eserlerindeki renk armonisinin, boya katmanlarının ve kuvvetli pentür etkisinin izleyen gözlere keyif verdiği eserlerde mekan değişse bile sanatçıdaki gözlemci tavrın kodları, katmanlar halindeki boyayla desteklenen renk çeşitliliği ve klasik pentürün o kuvvetli tadı hep belirgindir." Büyük usta Resul Aytemür'ün sanatının öteki ve daha az bilinen taraflarını izleyiciye sunma iddiasındaki sergi, kendisini sürekli yenileme gayreti içerisinde olan ve farklı konuları, farklı yaklaşımları yeni bir heyecanla izleyicisine sunmaktan gurur duyan bir sanatçımızı bir kez daha gündeme taşıma, Resul Aytemür'ü bir kez daha keşfetme gayesiyle 18 Ocak itibariyle sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. RESUL AYTEMÜR HAKKINDA 1951 doğumlu olan ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi’nden 1978 yılında mezun olan Resul Aytemür, ağırlıklı olarak toplumdaki farklı sınıfların gündelik ve toplu mücadelelerini ele alan, kendi sanat söylemini toplumcu gerçekçilik akımı üzerinden ifade eden çalışmalarıyla tanınmakta olup, son yıllarda şehrin kaosuna karşı tatil beldelerinin dinginliğinin de görülmeye, fark edilmeye değer bir olgu olduğunu izleyiciye kendi tuvali üzerinden anlatmaktadır. Aytemür'ün eserleri çok sayıda önemli koleksiyonda yer almakta olup, sanatçı çalışmalarına İstanbul'un yanı sıra ülkemizin belli başlı tatil beldelerinde de devam etmektedir. Ayrıntılı bilgi için; info@cadde160.com / 0216 350 10 04 / www.cadde160.com ### İstanbul'da Bukoleon Sarayı tarihe ışık tutuyor İstanbul Fatih'te bulunan Bukoleon Sarayı'nda restorasyon devam ediyor. 16 asırlık bir geçmişe sahip olan sarayda yapılan kazı çalışmalarında her geçen gün yeni bir kalıntıya rastlanıyor. 1600 yıllık tarihe dayanan ve İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Bukoleon Sarayı, geçmişte demiryolu, yapılaşma ve kısmen sahil yolu çalışmaları nedeniyle tahrip olmuş durumdaydı. Bukoleon Sarayı restorasyon ile ömrü uzatılmak, yeni nesillere aktarılmak ve toplumda tarihsel yapılara karşı koruma duygusu uyandırmak amacıyla 2020 yılında restorasyona alınmıştı. Restorasyonda yapılan kazılar esnasında birçok tarihe ışık tutacak buluntular ortaya çıktı. Bukoleon Sarayı, 2022 yılının sonuna doğru çalışmalar bitirilerek açık hava müzesi olarak açılacağı günü bekliyor. “İSTANBUL’UN EN ESKİ ÇEŞMESİNİ KEŞFETTİK” İBB Kültür Varlıkları Projeler Müdürü Merve Gedik, restorasyonla ilgili bilgi verdi: “Harap haldeydi. Ayakta kalan kısımların restorasyonunu sağlamak ve ömrünü uzatabilmek için restorasyon çalışmalarına başladık. Her aşamasında da bir keşifle karşılaştık. Burada İstanbul’un en eskisi olarak tarif edebileceğimiz bir çeşme ve arkasında sarnıç keşfettik. Sarayın diğer bütün bölümlerinin arkasından da tren yolu geçiyor.” “Yine sarayın giriş kısmını tarifleyen bir koridor keşfettik. Çoğu yerde özgün zemine ulaştık. Bu özgün zemine ulaşma çabalarında toplu gömü alanları da vardı.Burada kullanılan çanaklar, çömlekler, seramikler, camlar, el sanatlarına ışık tutabilecek malzemeler ve bin 600 yıl önce gündelik olarak kullanılan objelere rastladık.” “2022’NİN SONUNA DOĞRU TAMAMLAMAYI PLANLIYORUZ” “Bu aşamalar tamamlanırken de kazıdan sonra gelinen mevcut durumpa sarayın ulaşabildiğimiz tüm kalıntılarını gezinebilir kılmak istiyoruz. O yüzden arkeolojik alanın üstüne bir üst örtü tasarımı yaptık. Koruma kurulunun onayının ardından açık hava müzesi ve ziyaretçi merkezi haline gelecek. Kazıdan çıkarılan tüm buluntular bu müzede sergileniyor olacak. Ziyaretçiler de geldiklerinde bu farklı tabakalar ve farklı katmanlardan çıkarılan bütün envanteri ziyaret edebilecek. 2022 yılının sonuna doğru bütün çalışmaları tamamlayıp açmayı planlıyoruz.” ### AKM'de ilk uluslararası sergi sanatseverlerle buluştu Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla Tabularasa Transnational Art Platform tarafından projelendirilen 'Birlikte Var Olmak' adlı çağdaş sanat sergisi, sanatseverlerle buluştu. Atatürk Kültür Merkezi Galeri'de açılan ilk uluslararası çağdaş sanat sergisi olma özelliği taşıyan sergi, 10 ülkeden 20 sanatçıyı konuk ediyor.Açılışa katılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Tabularasa Transnational Art Platform'un İstanbul Kültürler Arası Sanat Diyalogları Derneği çatısı altında kurulduğunu söyledi. Mehmet Nuri Ersoy, AKM'nin çok uluslu katılımın olduğu sergilere ev sahipliği yapmasının önemine de dikkati çekerek, yapının aynı zamanda dünyanın sayılı kültür merkezlerinden biri olduğunu vurguladı. AKM'nin ilkbahardan itibaren çok daha büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapacağını sözlerine ekleyen Ersoy, "Biz dünya genelindeki birçok etkinlikle iletişim halindeyiz. Beyoğlu Kültür Yolu Festivali'nin ikincisi 28 Mayıs itibariyle gerçekleşecek. Bu tarz etkinliklerle yoğun bir şekilde İstanbul'umuzda, Beyoğlu Kültür Yolu rotası içinde karşılaşacağız" ifadelerini kullandı. Sergi açılışına Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz ile Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız'ın yanı sıra çok sayıda sanatsever katıldı. Çağdaş sanatın farklı disiplin ve farklı jenerasyonlarından 20 çağdaş sanatçının eserlerinin yer aldığı sergi, 24 Şubat'a kadar ziyaret edebilecek. ### Güvenlik görevlilerinin gözünden çekilen fotoğraflar İstanbullularla buluşuyor! İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin şirketlerinden İstgüven AŞ bünyesinde, şehrin 1300 noktasında, 7 gün 24 saat çalışan, 10 bine yakın özel güvenlik görevlisinin çektiği fotoğraflar İstanbullularla buluşuyor. 'Hadikaydet İstgüven' projesi kapsamında personelin objektifinden çıkan 100 fotoğraf, '4 Mevsimde 100 Kare' adlı sergiyle, 19 Ocak Çarşamba günü Yenikapı Metro İstasyonu'nda sergilenecek. İstanbul'un güvenliğini sağlarken sanata da gönül veren özel güvenlik görevlileri, bu kez şehri fotoğrafladı. İBB'ye bağlı İstgüven bünyesinde çalışan güvenlikler, telefon, fotoğraf makinesi ve tabletlerini kullanarak şehrin eşsiz manzaralarını yakaladı İstgüven tarafından hayata geçirilen 'Hadikaydet İstgüven' projesi kapsamında deklanşöre basan çalışanlar arasından her ay birinci seçildi. Proje kapsamında elde edilen 100 İstanbul fotoğrafı, 19 Ocak Çarşamba günü İstanbullular ile Yenikapı Metro İstasyonu'nda buluşmaya hazırlanıyor. ### İstanbul müziğe Jolly Joker’de doyacak! Jolly Joker’de, müziğin ritmi hız kesmeden devam ediyor. Jolly Joker Vadistanbul’da bugün Yıldız Tilbe, 21 Ocak’ta Melek Mosso, 22 Ocak’ta Koray Avcı, 28 Ocak’ta Cem Adrian, 29 Ocak’ta Hakan Altun sahne alacak. Jolly Joker Kartal İst-Marina’da ise yarın Cem Adrian, 21 Ocak’ta Koray Avcı, 22 Ocak’ta Gülşen, 28 Ocak’ta DJ Ali Taş, 29 Ocak’ta da Melek Mosso dinleyicilerle buluşacak. ### Efsanelerle 90'lar Türkçe Pop Parti Turkcell Sahnesi’nde! Son yılların trend partilerinden olan 90'lar Türkçe Pop Parti, ünlü isimlerin katılımıyla bu kez Turkcell Sahnesi'nde bizi unutamayacağımız bir zaman yolculuğuna çıkarıyor! 22 Ocak Cumartesi Çelik, Yonca Evcimik , Grup Vitamin, Mansur Ark, Ragga Oktay ve DJ Hakan Küfündür’ün performanslarıyla Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek bu çok özel etkinliği kaçırmayın! Hala hafızalarımızda tazeliğini koruyan Bandanalı videosu Ateşteyim ile Çelik mi dersiniz, Abone dansıyla hayran bırakan Yonca Evcimik ve dansçılarımı, yoksa Törkiş Kovboylarla bizi gülme krizine sokan efsanevi Grup Vitamin, 'İnadı Bırak Yanıma Yanaşıver artık' diyen Mansur Ark , Çikolata Kız'la tanınan Ragga Oktay ve 90'lar Türkçe Pop Parti furyasını başlatan Dj Hakan Küfündür.. Hepsi bu partide birarada. ### Eserlerinde yaşamdan beslenen ressam; Burhan Doğançay Dünyanın birçok yerinde sergilere imza atan ve ardında unutulmaz onlarca sanat eseri bırakan Burhan Doğançay 'ın 114 ülkeyi kapsayan "Dünya Duvarları" fotoğraf projesi, sanatseverlerin hafızalarında yerini koruyor. Sanatının temelini kent duvarları oluşturan ünlü ressam ve fotoğrafçı Burhan Doğançay'ın vefatının ardından 9 yıl geçti. Yarım asır boyunca dünyanın muhtelif şehirlerinde izlediği duvarları sanat eserlerine yansıtmasıyla tanınan Doğançay, ressam ve harita subayı Adil Doğançay ile Hediye Hanım'ın çocuğu olarak 11 Eylül 1929'da İstanbul'da dünyaya geldi. Sanat alanındaki ilk eğitimini babasından ve ressam Arif Kaptan'dan alan Burhan Doğançay, lise yıllarını Ankara'da geçirdi ve Gençlerbirliği takımında futbol oynadı. Doğançay, 1950'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olduktan hemen sonra gittiği Fransa'da, 1955'e kadar Academie de la Grande Chaumiere'de sanat kurslarına katıldı ve 1953'te Paris Üniversitesi'nde iktisat konusunda doktora yaptı. Harçlığı yetmediği için 1952'de İngiliz filmi Innocents in Paris'te Ronald Shiner'a dublörlük yapan sanatçı, para kazanmak için barmenlik, Amerikan yurdunda gece bekçiliği ve Amerikan kilisesinde temizlik işlerinde çalıştı. Burhan Doğançay, bir yandan akademik eğitimini sürdürürken, diğer taraftan babasının da teşvikiyle resim çalışmalarına aksatmadan devam etti. Danimarka, İsveç, Almanya, İsviçre ve İtalya'ya seyahat eden Doğançay, doktorasını bitirip Ankara'ya döndükten sonra, 1956'da Sanat Sevenler Kulübü'nde ilk kişisel sergisini açtı. 114 ÜLKEYİ KAPSAYAN "DÜNYA DUVARLARI" PROJESİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ Usta sanatçı, 1960'lı yılların başından beri hayranlık duyduğu şehir duvarlarını eserlerine konu ederek, aynı yıllarda "Duvarlar" serisine başladı. Kendi deyimiyle "Bir gün New York'taki 86. Sokak'ta yürürken gözüne takılan bir şey ile bu tutkunun başladığını" ifade eden sanatçı, yaptığı bir açıklamada, şu bilgileri vermişti: "Şu ana kadar gördüğüm en güzel soyut tabloydu. Bir posterin artıkları ile yüzeyinden gelen ve duvarda oluşan parça gölgelerinin desenleri vardı. Daha ziyade portakal renginde, biraz da mavi ve yeşil ve de kahve rengindeydi. Ayrıca üzerinde yağmur ve çamurla oluşmuş izler vardı." Bu düşünceden yola çıkan sanatçı, 1975'te 114 ülkeyi kapsayan "Dünya Duvarları" fotoğraf projesine başladı. Burhan Doğançay, bu projenin ürünlerini 1982'de Paris'te "Fısıldayan Duvarlar" adı altında ilk kez sergiledi. Sanatçının tasarımları, 1983'te Fransa'nın ünlü halı merkezi Aubusson'da duvar halısı olarak dokunmaya başlandı. "HAT SANATINA SAYGI" ÇALIŞMASI AVRUPA PARLAMENTOSU BİNASINA ASILDI Brooklyn Köprüsü'nün 1986'da büyük onarım geçirdiği sırada Doğançay tarafından çekilen 19 adet büyük boy fotoğrafı, New York'un 100. yıl kutlamalarında (1998) JFK Uluslararası Havaalanı'nda iki yıla yakın süre sergilendi. Bu fotoğraflar daha sonra, "Walls of the World" adlı kitapta yayımlandı. Burhan Doğançay, 1982'de Paris'te Centre Pompidou'da, 1983'de Montreal'de Musee d'Art Contemporain'de, 1992'de St. Petersburg'da kişisel sergiler düzenledi, 1987'de 1. İstanbul Bienali'ne katıldı. Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı desteğiyle 2001'de ilk retrospektif sergisini İstanbul Dolmabahçe Sarayı'nda ziyarete açan sanatçının "Hat Sanatına Saygı" isimli çalışması, 2003'ün haziran ayında Brüksel'deki yeni Avrupa Parlamentosu binasına asıldı. Çalışmalarında yaşamdan beslenen Doğançay, kimi eserlerinde etkiyi pekiştirmek için kolaj ve fümaj tekniğini bir arada kullandı. Ayrıca kağıtlar, afişler, ipler, eski kırık tabelalar, kapı tokmakları, teller, kilitler ve boyanmış tahtalar gibi malzemeler de usta sanatçının vermek istediği mesajın nesnelerini oluşturdu. "MAVİ SENFONİ" ESERİ 2,2 MİLYON LİRAYA SATILDI Ressam Doğançay'ın en ünlü tablosu olan "Mavi Senfoni", 2009'da Murat Ülker tarafından 2,2 milyon liraya satın alındı. Tablo bu satışla birlikte 2005-2010 yılları arasında satılan en pahalı Türk tablosu olma unvanına sahip oldu. Usta sanatçı ayrıca, 1999'da İstanbul'da bir atölye kurmak için Beyoğlu'nda bir bina satın aldı. 2004 yılında bu bina, Doğançay Müzesi olarak halka açıldı ve Türkiye'nin ilk kişisel çağdaş sanat müzesi olma özelliğini taşıdı. Ardında unutulmaz onlarca sanat eseri bırakan ve dünyanın birçok yerinde sergilere imza atan Burhan Doğançay, İstanbul'da tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde 16 Ocak 2013'te 84 yaşında hayatını kaybetti. Doğançay'ın cenazesi, Teşvikiye Camiii'nde kılınan namazın ardından, vasiyeti üzerine Bodrum Turgutreis'teki Karabağ Mezarlığı'na defnedildi. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile 1995'te onurlandırılan Burhan Doğançay, ayrıca aralarında 1992 Rusya Kültür Bakanlığı Takdir Madalyası, 2004 Ankara Hacettepe Üniversitesi "Sanatta Onursal Doktora" Belgesi, 2005 Art Forum Ankara Plastik Sanat Fuarı "Sanat Onur Ödülü" ve 2005 Art İstanbul Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması "Sanata Katkı Ödülü"nün bulunduğu birçok ödül ve madalya kazandı. Doğançay'ın eserleri Danimarka'da "Louisiana Museum of Modern Art", Fransa'da "Musee de Grenoble", "Centre Georges Pompidou", Rusya'da "St. Petersburg", "State Russian Museum", ABD'de "Houston Museum of Fine Arts", "Los Angeles County Museum", "The Newark Museum", "New York The Brooklyn Museum", "The Museum of Modern Art", "Guggenheim Museum", "The Metropolitan Museum of Art", "Washington The Library of Congress", "The National Gallery of Art", Pittsburg'da "Carnegie Museum of Art", "The Cleveland Musuem of Art", "Ohio Kennedy Museum of Art", Kanada'da "Art Gallery of Greater Victoria", Yunanistan'da "Benaki Museum" müzeleri ve Belçika'nın başkenti Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu'nda yer aldı. Burhan Doğançay ve eserleri hakkında "Walls of the World", "Dessine-Moi l'Amour. Syros-Alternatives", "Bridge of Dreams", "Dogançay: A Retrospective" ve "Burhan Dogançay: Works on Paper" isimli kitaplar yayımlandı. ### İçmimarlar Odası İstanbul Başkanı’nı belirliyor Sanat ve tasarımın önemli bir parçası olan İçmimarlar Odası, İstanbul Şubesi 15’nci döneminde yeni başkanını belirlemek üzere seçime gidiyor. 15 Ocak Cumartesi günü toplanacak olan genel kurul sonrası 16 Ocak'ta yapılacak olan seçimlerde ilk defa 3 aday birden yarışacak. Gayrettepe POINT Otel’de yapılacak İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi seçimlerinin çekişmeli geçeceği gelen haberler arasında. Yarışacak olan adayların oluşturdukları gruplar şöyle: Değişim İçten Gelir Grubu, İz Grubu, Değişimin Mavisi Grubu... DEĞİŞİM İÇTEN GELİR FARKI İçmimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin halen başkanlığını yürütmekte olan Merve Yılmazer, “Değişim İçten Gelir” grubu önderliğinde yarışacak. Pandemi şartlarına rağmen mevcut yönetimi sırasında faaliyetlerinden oluşan doyurucu bir liste yayınlayan Yılmazer, üyelerine “MEVCUT ve DOĞRU Yönetim Kurulu’nun devamı için sen de YEŞİL ışık yak. Yeşil listeyi destekle…” mesajı verdi. YEŞİL LİSTENİN MENİFESTOSU Değerli üyemiz, Bildiğiniz üzere 14.Dönem’in sonuna yaklaşmaktayız. Öncelikle hepinize bu dönem bizlere destek olduğunuz, inandığınız ve yanımızda olduğunuz için teşekkürü borç bilirim. 2 senelik sürecimiz pandemi dönemine denk gelmiş olsa da, yine de güzel işler başarmanın haklı gururunu yaşamaktayız. 13.dönem yaptığımız balonun geliriyle 14.dönemin başında odamızın ilk mülkünün (Genel Merkez mülkü) satın alınmasına büyük bir katkı sağladığımızı bildirmek isterim. Pandemi döneminde olsa da, sizlerle fiziksel ve online görüşmeler gerçekleştirerek, odamızın ve mesleğimizin gelişimi adına fikir alışverişlerinde bulunduk. Katkılarınız için tüm yönetim kurulumuz adına teşekkür ederim. Hepinizin bildiği üzere, eski şubemizin konumu ve fiziki koşulları mesleğimize uygun değildi. Şubemizi 10 Temmuz 2021 tarihinde yeni bir adrese taşıyarak, mesleğimize yakışan bir şube haline getirdik.  Ve en önemlisi bunları odanın ve üyelerimizin aidatlarına hiç dokunmadan, tamamen sponsor desteği ile gerçekleştirdik. 2020 şartlarında 700.000 lira değerindeki tadilat bedelimiz sponsorlarımız tarafından ürün ve hizmet bazında karşılandı. Tabi ki eğitime de katkı sağladık. Üniversitelerimiz bu sürecin yarısında kapalı olmasına rağmen, yaklaşık 15 üniversite ile fiziki ve online konferanslar gerçekleştirerek, genç meslektaşlarımıza odamızı  ve mesleğimizi doğru bir şekilde anlattık. Genç meslektaş adaylarımızı odaya davet ederek, tasarım haftaları düzenledik ve düzenlemeye devam ediyoruz. Profesyonel meslektaşlarımız ile, sokağa çıkma yasakları olduğu dönemlerde bile, disiplin içi ve disiplinler arası bir çok seminer ve firma etkinliği düzenleyerek, onlara pandemi döneminde bile katkı sağlamaya çalıştık. Pandemi koşullarının hafiflemesi ve yasakların kalkması ile birlikte birçok fiziki etkinlik düzenleyerek, firmalarla siz değerli meslektaşlarımızı bir araya getirdik. Sosyal sorumluluk kapsamında gerçekleştirdiğimiz "Çocuklar İçten Gülsün" projemizle geçen sene pandemide Tatvan’a kadar giderek yine sponsor destekleri ile, yaklaşık 10 köy okulundaki 500 çocuğumuza bot ve mont yardımında bulunarak, onlara mesleğimizi tanıttık. Diyarbakır’da bir köy okulunun tüm inşaat ve boya işlerini üstlendik. Beşiktaş Belediye’si ile işbirliği yaparak birçok sosyal sorumluluk projesi gerçekleştirdik. Ve en önemlisi İçmimarlar Odasının imajını firmalar ve tüm içmimarların (Üye olan ve olmayan) nezdinde daha iyi bir konuma getirmiş olduk. Yönetim anlayışımıza, ayrıştırıcı söylemler karıştırmadan her zaman biz anlayışını benimseyerek sizlerin de katkılarıyla çok güzel bir dönem geçirdik. İki yıldır güler yüzümüz ve pozitif yaklaşımızla sizlerden birçok teşekkür aldık. Sizleri 15 Ocak’ta gerçekleşecek olan genel kurulumuza, yaptıklarımızın ve yapmayı arzu ettiklerimizin detaylarını paylaşmak üzere davet ediyorum. 15.Dönem’de de yine aynı pozitif duruşumuzla birlikte yürümek arzusu ile sevgi ve saygılarımı iletiyorum… ### TangoNeva, 'Dünyanın Tüm Tangoları' ile sahneye çıkıyor Charlie Chaplin’in tango bestesi olduğunu biliyor muydunuz? TangoNeva grubu Carlos Gerdel’den Charlie Chaplin’e klasik müzik ile tangonun müthiş birlikteliğinden doğan parçaları, 15 Ocak Cumartesi günü 'Dünyanın Tüm Tangoları' isimli konserde Yeldeğirmeni Sanat'ta seslendirecek. TangoNeva, klasik müzik ile tangonun birlikteliğinden oluşan etkileyici bir repertuvarla dinleyicilerle buluşacak. Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat’ta 15 Ocak Cumartesi saat 20.00’de gerçekleşecek konserde 1930’ların klasik tangosunun kralı Carlos Gardel’in, besteciliği ile bilinen Charlie Chaplin’in, çağdaş besteci Şostakoviç’in ve Turgay Erdener’in, tango ile dans etmeye bayılan şair Lorca anısına yazdığı tango gibi pek çok tango eseri yer alıyor. Topluluğa oyuncu-şarkıcı Ali Pınar kabare tarzını andıran anlatımlarıyla eşlik ediyor. Eserlerin düzenlemeleri ise ve Yusuf Yalçın’a ait. TangoNeva, klasik ve caz müzik dünyasının başarılı sanatçıları Ayşe Nil Ülgener (piyano), Yonca Sülün (keman), Gaye Süslüoğlu (keman), Ayşe Didem Hekimoğlu (viyola), Jülide Canca Eke (viyolonsel), Ceren Akçalı (kontrbas) kadrosundan oluşuyor. ### İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri açıklandı İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 8-19 Nisan tarihlerinde düzenlenecek 41. İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri'nin sahipleri belli oldu. İstanbul Film Festivali tarafından sinemaya gönül ve emek veren isimlere 2022’de takdim edilecek Sinema Onur Ödülleri’nin sahipleri belirlendi. Festivalin Sinema Onur Ödülleri bu yıl Meral Çetinkaya ile Gülsen Tuncer’e verilecek. Ödüller, 7 Nisan gecesi yapılacak 41. İstanbul Film Festivali Açılış Töreni’nde sunulacak. MERAL ÇETİNKAYA KİMDİR? 5 Mart 1945’te Bursa’da doğdu. 1969’dan başlayarak çeşitli tiyatrolarda çalıştı. En yoğun olarak çalıştığı Dostlar Tiyatrosu, Bakırköy Belediye Tiyatroları, Kenter Tiyatrosu ve Biriken Tiyatrosu’dur. Rol aldığı oyunlardan bazıları: Ayak Takımı Arasında, Sezuan’ın İyi İnsanları, İlk Gençlik, İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu, Ocak, Şili’de Av, Bitmeyen Kavga, Gün Dönerken, İkili Oyun, Yalınayak Sokrates, Sivas 93, Tatyana, Sahibinden Kiralık, Keşanlı Ali Destanı. Sinema yolculuğu Ağrı Dağı’nın Gazabı (1973) ile başladı. Onu 1979 yılında Hazal izledi. Rol aldığı filmler arasında Bir Yudum Sevgi, Firar, Uçurtmayı Vurmasınlar, Suyun Öte Yanı, Denize Hançer Düştü, Eylül Fırtınası, Maruf, İz, Her Şeye Rağmen, Vizontele, Vizontele Tuba, Karanlıktakiler, Mutluluk, Mucize, Vezir Parmağı, Murtaza, Ayla, Sibel, Babaannem sayılabilir. Dizi çalışmalarına 1986’da TRT’de Sızı ile başladı. 1989-2002 arasında Bizimkiler dizisinde Ayla rolüyle kabul gördü; Binbir Gece, Gülbeyaz, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir, Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Anne, İstanbullu Gelin, Çukur, Atiye ve Aziz gibi yapımlarda devam etti. Hazal filmindeki rolü ile 1979’da 18. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Suyun Öte Yanı ile 1992’de 4. Ankara Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu, ödüllerini aldı. Solgun Sarı Bir Gül filminde gösterdiği performansla 1996’da 34. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu, Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisindeki performansıyla 2012’de 3. Antalya Televizyon Ödülleri kapsamında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. GÜLSEN TUNCER KİMDİR? 1945’te Adana’da doğdu. Tiyatro ve sinema oyuncusu, söz yazarıdır. Profesyonel tiyatro oyunculuğuna 1968’de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda başladı. İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tepebaşı Sahnesi’nde, Ankara Çağdaş Sahne’de ve Sadri Alışık Kültür Merkezi'nde yöneticilik yaptı. Ertuğ Koruyan, Deniz Türkali, İbrahim Bergman, Mehmet Çerezcioğlu ve Mustafa Alabora ile Grup 6 Tiyatrosu’nu kurdu. Demokratik kadın örgütlerinde aktif olarak çalıştı. İstanbul TRT radyosunda birçok şiir, radyo tiyatrosu, kültürel programı seslendirdi ve söyleşiler yaptı. Yurt içi ve yurt dışında tek kişilik, metnini kendi hazırladığı okuma tiyatroları, şiir resitalleri ve müzikli gösteriler düzenledi. Mehmet Teoman’la profesyonel olarak müzik çalışmaları yürüttü. 40’a yakın filmde başta asistanlık olmak üzere kamera arkası çalışmalarda bulundu. 80’e yakın film ve dizide rol aldı. 2008 Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Ödülleri’nde Suna, 1991 Antalya Film Festivali’nde Soğuktu Ve Yağmur Çiseliyordu, 1989 Ankara Film Festivali’nde Bir Tren Yolculuğu filmleriyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü kazandı. Ankara Uçan Süpürge Bilge Olgaç Başarı Ödülü, Truva Folklor Derneği Özel Ödülü, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Önder Kadın Ödülü, Ankara EnerjiSA İlham Perisi Ödülü, UKKSA Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi Onur Ödülü, Rotaract Klübü Drama Dalında Yılın En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Diyarbakır Kayapınar Sinema Günleri Onur Ödülü, Uluslarararası Dostluk Festivali Aşık Veysel Ödülü, Atatürkçü Düşünce Derneği Aydınlanma Ödülü sahibidir. Milletvekili seçimlerinde ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı seçimlerinde bağımsız aday oldu. SODER, TODER, SİNESEN, FİLM-SAN sinema meslek örgütlerinde yönetim kurulu üyeliği yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’nda sahne estetiği ve oyunculuk; Marmara Üniversitesi’nde iletişim ve sahne estetiği; TÜRSAK’ta sinema ve tiyatro oyunculuğu; Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde tiyatro tarihi, oyunculuk bilgisi ve dramaturji dersleri verdi. Rol aldığı filmler arasında Sinema Bir Mucizedir / Büyülü Fener (2005), Solgun Bir Sarı Gül (1996), Cadı Ağacı (1994), İlk Aşk (1991), Düğün (1999), Berdel (1990), A Ay (1988), İpekçe (1987), On Kadın (1987), Gramofon Avrat (1987), Afife Jale (1987), Çağdaş Bir Köle (1986), Uzun Bir Gece (1986), Fatmagül’ün Suçu Ne (1986), Asılacak Kadın (1986), Ölmez Ağacı (1984), Dağınık Yatak (1984), Faize Hücum (1982), At (1981), yönetmen yardımcılığını üstlendiği Harakiri (1975) ve ilk filmi Kopuk (1972) sayılabilir. Fazilet Hanım ve Kızları (2017), Aşk-ı Memnu (2008-2009), Çalıkuşu (1986), Üç İstanbul (1983), Bugünün Saraylısı (1985) gibi birçok dizide rol aldı. ### 2. Yeditepe Bienali çerçeveyi yeniden düşündürme çağrısıyla kapılarını açtı Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Fatih Belediyesi ve Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın işbirliği ile bu yıl ikincisi düzenlenen "Yeditepe Bienali", kapılarını 7 Ocak'ta sanatseverlere açtı. İstanbul'un dört seçkin mekanı Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Yedikule Hisarı ve Fatih Cam Küp Sanat Galerisi’nde açılan sergiler, geleneksel ile moderni farklı bakış açıları ile ele alan birbirinden ilginç eserlere ev sahipliği yapıyor. Yeditepe Bienali'nde 226 sanatçıya ait 282 eser, 2 ay boyunca sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Tüm eser ve mekanlar, Cam Küp Galeri'de dijital ve üç boyutlu olarak da izlenebilecek. SANAT ESERİNE ÖZEL AYDINLATMA Ziyaretçiler tarihi mekanlarda kendisini loş bir çerçevenin içinde bularak, elindeki el fenerinin yardımıyla eseri inceleme ve seyretme imkanını deneyimliyor. Sanat eseriyle sanatseverin bu özel aydınlatma ortamındaki buluşması, bienalin bir kesinlikten ziyade bir arayışta olduğunu simgeliyor. Yatay sergileme tercihiyle bienal, kitaptan çıkan sanatın mekanla ve şehirle etkileşimine, bütünlüğüne ve açmazlarına dair de bir yolculuğa davet ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bienali "zenginliği ve derinliğiyle tam bir şölen" ifadesiyle övdü. Uluslararası sanat çevrelerinin yakından tanıdığı, Münih Haus der Kunst Müzesi'nin Sanatçılar Kurumu Başkanı ve bienalin küratörü Berkan Karpat, "Çerçeve içi Çerçeve dışı" temasıyla hazırlanan etkinlikler hakkında şu bilgileri verdi: "Avrupa dillerinde 'çerçeve' kelimesi 'sınırlılık' anlamını içeriyor. Türkçede çerçevenin böyle bir anlamı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Esasen çerçeve, bizde 'daire'nin görece yeni bir kullanımı. Evvelce 'bir şey dairesinde' diye konuştuğumuzdaki anlamı şimdilerde çerçeveye taşımışız gi̇bi̇ görünüyor. Bu yüzden de 'çerçeve', sınırlama ve kısıtlamadan ziyade, bir ilişkiler ağına ve buna bağlı olarak bir hürleşmeye işaret ediyor." Çerçevede değilse de eşikte! Sanatseverin dikkatini çerçevenin içiyle aynı anda dışına da çevirmesi gerektiğinin altını çizen Karpat, "Belki de tüm bunlar, içeride kaybettiklerimizi farklı mekanlarda arama uğraşına dairdir dedi. İlginç eseriyle bienale sanatçı olarak da katılım sağlayan Berkan Karpat, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu yılki bienal, bin yıldan fazla süredir var olan ve Batı kültürünün ötesinde bir geleneğe ve teorik yansımaya sahip olan bir sanatı, dört ayrı mekanda yeniden inceliyor. Dört mekan da bir tür 'ara-mekan' olmalarıyla, misafirlerini çerçevede değilse de eşikte karşılamaya ve onları 'içeri' davet etmeye aday." Yasin Sûresi ve interaktif iletişim "Çerçeve" fikrini temel alan, "çerçeve içi-çerçeve dışı" temasıyla yola çıkan bienaldeki sanat eserlerinin bulunduğu mekanla karşılıklı etkileşime açık olması, özgün bir bakış açısı olarak dikkat çekiyor. Süleymaniye Külliyesi İmareti Darüzziyafe, Nuruosmaniye Camii Mahzen, Yedikule Hisarı ve Fatih Cam Küp Sanat Galerisi olmak üzere dört farklı mekan ise kendilerine has özellikleriyle sanat eserlerinin iletilerine doğrudan etki ve katkı yapıyor. Bu karşılıklı etkileşimi Berkant Karpat'ın Süleymaniye Darüzziyafe'nin bahçesinde yer alan eserinde gözlemlemek mümkün. Eser, Kur'an Ayetlerinin suyun moleküler yapısı üzerindeki değişimlerini ölçme özelliği taşımakta. Yasin Sûresi, özel bir ses frekansı ve titreşim ile dışarıya aktarılırken ziyaretçiler, bu esere pirinçten iletkene dokunarak, sûrenin tenlerinde meydana getirdiği etkiyi interaktif olarak hissedebiliyor. İlham verici bir tema2. Yeditepe Bienali'nin açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, salgın sebebiyle bir yıl gecikmeli olarak gerçekleşen bienalin, İstanbul'la özdeşleşmiş bu özel mekanların birer sanat platformu olarak değerlendirildiğine, İstanbul'a yeni kültür sanat noktaları kazandırıldığına dikkat çekti. Turan, bienalin hem seçilen ilham verici temasıyla hem de eserlerin zihinlerde yarattığı zengin çağrışımlar ve sergilenme tarzlarıyla, verimli sanatsal tartışmalara imkan sağlayacağına inandığını ifade etti. ### "Sanatla Randevu" grubunun son durağı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi oldu Sanatsal etkinliklerin önemli bir markası haline gelen "Sanatla Randevu" grubunun ocak ayı durağı, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi oldu. Düzenlediği butik turlarla dikkatleri çeken ünlü turizmci Ayşe Kaynarcalı ve Yonca Ebuzziya önderliğinde 13 Ocak günü gerçekleşen sanat gezisine, Sanat Tarihi Uzmanı Banu Küçüksubaşı anlatımlarıyla eşlik etti. Saat 10.45’te İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin giriş alanında buluşan "Sanatla Randevu" üyeleri, Banu Küçüksubaşı'nın anlatımıyla tek kata yayılmış sergi alanını gezdiler ve sergilenen eserler hakkında ayrıntılı bilgi aldılar. Yaklaşık 3 saat süren gezinin son bölümüne, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi ile Baksı Müzesi Kurucusu ve Baksı Kültür Sanat Vakfı Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan da katıldı. YOĞUN İSTEK ÜZERİNE 20 OCAK'TA TEKRARLANACAK Sanat Tarih Uzmanı Banu Küçüksubaşı, sergiye ilişkin olarak “Cumhuriyet Dönemi'nde yapılan devrimler ve Atatürk'ün ilkeleri doğrultusunda, köyler ve şehirler için farklı idealler ve yaşam tarzlarının benimsetildiğini görüyoruz. Köylerde tarım, çalışmak, üretmek, gelenekler, temel eğitim, birlik beraberlik, pastoral manzaralar gibi konular karşımıza çıkarken; şehirlerde burjuva tarzı bir yaşam stili, giyim/kuşam, şehir hayatı, bireyselleşme, diğerlerinden farklı olma çabaları dikkatimizi çekiyor. Bununla birlikte hem üretim ve kalkınmanın hem de kırsal kesimin eğitilmesinin yanında duran ve katkı sağlamaya çalışan, diğer yandan çoğu yurt dışında farklı yaşam tarzlarına da şahitlik etmiş olan sanatçılar, bu iki tarafın neresinde konumlanıyordu? Kırsal kesime sanatı götürmek amacıyla yola çıkan ve bu doğrultuda hayal kırıklığı yaşayan Erken Cumhuriyet Dönemi'nin idealist sanatçıları, bari şehirliler tarafından anlaşılabilmiş miydi? Türk sanatının baş yapıtları arasında kabul edebileceğimiz Ali Avni Çelebi'nin 'Maskeli Balo' resmi, bize bu konuda nasıl ipuçları veriyor? Bu soruların cevaplarını aradık. Yoğun istek üzerine gezimiz 20 Ocak’ta tekrarlanacak. Tüm sanatseverleri bekliyoruz” dedi. Sanat Tarihi Uzmanı Banu Küçüksubaşı; Zeki Faik İzer, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi ünlü ressamların eserlerini sadece sanatsal olarak değil; ayrıca tarihsel, sosyolojik, psikolojik alt yapısı ile birlikte değerlendirdi. (Zeki Faik İzer'in "İnkılap Yolunda" adlı çalışması) Bedri Rahmi Eyüboğlu - "İlk Geçen Tredi Seyreden Köylüler" (solda) Halil Paşa - "Mısır'dan Nil'e Vapur" Melek Celal Sofu - "Eski Büyük Millet Meclisi Kürsüsünde Kadın" Şeref Akdik - "Millet Mektebi" Turgut Zaim - "Doğu ve Batı Halkının Atatürk'e Şükranı" İbrahim Çallı - "Manolyalar" Ahmet Uzelli - "Ekmek Pişiren Köylü Kadınlar" ### İstanbul Havalimanı'nda toplanan katı atıklar sanat eserine dönüştü Sanatçı Deniz Sağdıç, İstanbul Havalimanı'nda toplanan katı atık malzemelerini sanata dönüştürdü. Sağdıç, havalimanından toplanan plastik kutular, poşetler gibi malzemeleri kullanarak yaptığı portre eserlerin bulunduğu Sıfır Noktası sergisiyle büyük beğeni topladı. 2019 yılında Milano'ya gitmek için havalimanına gelen ve sırada bir eser ortaya çıkarma fikrini kafasında oluşturan sanatçı Sağdıç'ın projesi '0' Sıfır Noktası sergisi İstanbul Havalimanı'nda hayat buldu. Havalimanında yolcuların bıraktığı katı atıklar, İGA ve paydaşlar firmalarda görev yapan personelin giydiği üniforma parçalar, keşfi yapılan plastik kutular, çöp poşetleri, kablolar, düğmeler gibi kullanılmış/atık hale gelmiş malzemelerden porteler yapan Sağdıç ve ekibinin 20 eseri İstanbul Havalimanı'nda sergilenmeye başladı. Eserlerin satışlarından elde edilen gelirin bir bölümü İGA’nın Kurumsal Sosyal Sorumluluk projelerinde kullanılacak. BÜTÜNLÜĞÜMÜZLE İLGİLİ BİR HİKAYE  Farklı milletlerin özelliklerini taşıyan portrelerden oluşan 20 eserin yer aldığı serginin açılış töreninde bir konuşma yapan Sanatçı Deniz Sağdıç, " Burada gördüğünüz bütün eserler her bir yolcunun bıraktığı küçük parçacıklardan oluşuyor. Pet şişe kapaklarından, kartonlardan, alüminyum içecek kutularından, kablolardan oluşuyor. Burada gördüğünüz her bir nesne aslında bizim bütünlüğümüzle ilgili bir hikaye. İnsanların hayatına temas edebileceğimiz sıfır noktasından tekrar yeni bir bakışla insanlara dokunabileceğimiz bu alanda hep birlikte projeyi ortaya koymak inanılmaz keyifliydi. Bunun da herkes tarafından algılanıyor olması, sanatın anlamının tekrar gündelik nesnelerle, eşyalarla aslında o kadar da kopuk bir şey olmadığını, hepimizin bu sanatın içinde nasıl var olduğumuzu hatırlatacak" dedi. BU ESERLER BİZLERİ HEYECANLANDIRIYOR Eserlerin yapımında kullanılan tüm malzemelerin tamamının atık malzemeler kullanılarak yapıldığını ifade eden İstanbul Havalimanı İşletmecisi İGA Dijital Hizmetler ve Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ersin İnankul ise şunları söyledi: “Bugün burada bizleri bir araya getiren Deniz Sağdıç’ın ‘Sıfır Noktası’ sergisi ileri dönüşümün önemini vurguluyor. Bu eserleri İGA ve paydaşların markalarını taşıyan eski üniformalardan, İstanbul Havalimanı atık yönetim merkezi tarafından tespit ve keşfi yapılan plastik kutulardan, çöp poşetleri, kablolar gibi kullanılmış atık haline gelmiş malzemelerden yapılıyor olması  İGA olarak bizi ayrıca heyecanlandırmaktadır." ### Cem Sonel’in “Bir ve Sıfır İki Eder” Sergisi Anna Laudel’de Anna Laudel, sanatçı Cem Sonel’in “Bir ve Sıfır İki Eder” başlıklı kişisel sergisini 13 Ocak - 27 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor. “Bir ve Sıfır İki Eder” sergisinde Cem Sonel’in dijital tabanlı seri işleri ve grafitileri dahil olmak üzere farklı tekniklerde üretilmiş kapsamlı bir seçki yer alıyor. Sonel, sergide “0” rakamının felsefede mevcut olmama durumu, mutlak anlamda yokluk ve hiçlik anlamına gelen göreli hiçlik üzerine yoğunlaşıyor. Sanatçı sorgulamaları sonucunda ortaya çıkan sanatsal üretiminde ise sokaktan besleniyor. Çoğunlukla tüketim kültürünü eleştiren grafiti tabanlı işler üreten sanatçının ileri dönüşüm projelerinden murallarına ve “Code of Conquer” başlığı altında bir araya gelen dijital tabanlı seri işlerine kadar uzanan eserleri, varlık ve yokluk kavramları üzerindeki bireysel çatışmasını temsil ediyor. Sonel’in temsilinde varlık ve yokluk iki ayrı kavram olarak değil, birbirlerini var eden ve besleyen kavramlar olarak yer alıyor. Sanatçının yaklaşımında lambaların varlığı, yanma durumundan ya da sönme durumundan daha değerli oluyor. Sanatçı kendisine sorduğu “0’ın hiçlik olarak kabul edildiği günümüz düşünce yapısında, 1 ve 0’ın aynı değerler olduklarını ileri sürmek sizce daha uzlaşmacı bir yaklaşım değil midir?” sorusunu ziyaretçilere yöneltiyor. ​Cem Sonel’in “Bir ve Sıfır İki Eder” sergisini 13 Ocak - 27 Şubat tarihleri arasında Anna Laudel’in Kazancı Yokuşu, 45 adresinde yer alan yeni galeri mekânında ziyaret edebilirsiniz. Künye:1. Cem Sonel, İlk Temas_The First Contact, Led panel, mdf üzeri neon boya_Led, neon paint on Mdf, 80 x 220 x 10 cm, 20192. Cem Sonel, Loading…, Led panel, Mdf üzeri neon boya, Pleksi_Led, neon paint on Mdf, plexi, 40 x 48 x 8 cm, 20203. Cem Sonel, Fetihin İlk Kızı_First Daughter of Conquest, Led Panel, Mdf üzeri neon boya_Led, Neon paint on Mdf, 124 x 96 x 10 cm, 2019​4. Cem Sonel, Zülküf, Atık Mdf üzeri karışık teknik_Mixed technique on waste Mdf, 80 x 60 cm, 2021 ### Yılın İlk İKSV Galası Filmi “Flee” Olacak İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İKSV Galaları’nda Jonas Poher Rasmussen'in yönettiği Flee, 19 Ocak Çarşamba 21.30’da City’s Nişantaşı-Cinewam ve 20 Ocak Perşembe 21.30’da Kadıköy Sineması’nda sinemaseverlerle buluşacak. Cannes’dan Sundance’e, Avrupa Film Ödülleri’nden Oscar’a, yılın en çok konuşulan filmlerinden, çokça övgü ve ödül toplayan Flee, çocuk yaşta Afganistan’dan Danimarka’ya mülteci olarak gelen Amin’in gerçek hayat hikâyesini anlatıyor. Evlenmek üzere olan Amin, yirmi yıl boyunca kendinden bile sakladığı, zorluklarla kurduğu hayatın alt üst olmasına yol açabilecek korkunç sırrıyla yüzleşmek zorunda kalıyor ve göç sürecini ilk defa dile getiriyor. El çizimi canlandırma sekanslarla arşiv görüntülerini bir araya getiren Flee’nin yapımcıları arasında ünlü oyuncular Riz Ahmed ve Nikolaj Coster-Waldau da yer alıyor. 2022 Oscar’larda En İyi Uluslararası Film dalında Danimarka’nın adayı olarak kısa listede yer alan Flee, En İyi Uzun Metraj Belgesel ve En İyi Animasyon dalında aday adayı gösterildi. Cannes 2020 etiketini alan film, dünya prömiyerini yaptığı 2021 Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması Belgesel dalında Büyük Jüri Ödülü’nün sahibi oldu. Flee, Bağımsız Ruh Ödülleri'nde En İyi Belgesel, New York Eleştirmenler Birliği En İyi Kurmaca Olmayan Film, Avrupa Film Ödülleri En İyi Avrupa Belgeseli, En İyi Avrupalı Uzun Metraj Canlandırma Film ve Avrupa Üniversite Ödülü, Britanya Bağımsız Film Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Bağımsız Film, Gotham Ödülleri'nde Özgürlük Ödülü, Annecy Canlandırma Film Festivali’nde Cristal En İyi Film, Dağıtım Ödülü, En İyi Özgün Müzik ödülleri gibi 50’yi aşkın ödül kazandı. ​Flee’nin biletleri 14 Ocak Cuma günü saat 10.30’da passo.com.tr üzerinden, Passo perakende noktalarından ve İKSV gişesinden genel satışa açılacak. ### Kalben’den İlk Roman ve Yeni Albüm: “Eski Dünyanın Yangını” Kalben’in ilk romanı Eski Dünyanın Yangını, 17 Ocak’ta Holden Kitap tarafından yayımlanacak. Ve romandan ilham alınarak icra edilmiş aynı adlı albüm de kitapla ile birlikte dinleyiciyle buluşacak. Eski Dünyanın Yangını, birlikte büyüyen iki kadının, Kantante ile Koda’nın hikâyesini anlatıyor. Erkek egemen dünyada hayatta kalmaya çalışan kadınların mücadeleleri, hayalleri, sevme ve sevilme biçimleri üzerinde duruyor. Annelerinin küskün ve hüzünlü gölgesinde yeryüzüne kök salmaya çalışırken birbirine yaren olan iki yalnız çocuğun şarkısı bu roman. Roman, küçük bir sahil kasabasındaki ilkokulda yolları kesişen, benzer acılardan müşterek bir gelecek yaratmaya çalışırken özgürlüğün keskin köşeleriyle yaralanıp ayrı yönlere sürüklenen Koda ve Kantante'nin "bütün katillere" vedası. Koda ve Kantante, aile kurumunun yarattığı travmalardan kurtulmaya çalışırlar. Büyüdüklerinde evden uzaklaşır, daha iyi bir yaşam için mücadele verirler. Oysa dışarısı da en az bir “yuva” kadar tehlikelerle doludur. Birlikte büyüyen iki arkadaşın yolları zamanla ayrılır. Ortalıktan bir anda kaybolan Kantante’nin nereye gittiğini, kimse bilmemektedir. Koda, Kantante’nin günlüğünü bulur ve yazdıklarından yola çıkarak onu bulmaya çalışır. ​“Yaşamak, görmek, bilmek istiyorum bu bahçede. Göz ucuyla izlediğiniz bir kedi kadar neşeli oldunuz mu hiç? Sıcacık sarı kürkünüz, uzun havadar kuyruğunuz ve ihtiyacınız olan her şeyin müziğini işiten kulaklarınız var mı? Siz hiç, bir baltaya sap olamamış kedi gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü kediler öyle düşünmez. Biz, insan evlatlarına, ağaçlardan yonttukları baltaların sapları olmayı öğretiriz. İnsanları baltalaştırmayı severiz. İnsanı insanla keser, parçalarız.” ### Haftanın kitap önerisi belli oldu: Deli İbrahim Divanı Çağdaş öykü yazarı Ahmet Büke’nin geçtiğimiz kasım ayında ilk baskısı gerçekleştirilen romanı ‘Deli İbram Divanı’nı, haftanın kitabı. Türk edebiyatında fazla işlenmemiş bir konu olan deniz ve denize ait kavramlarıyla dikkat çeken roman, bir ada hikayesi olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Öyküleriyle tanıdığımız Büke’nin bu, yetişkinler için kaleme aldığı ilk roman olma özelliği taşıyor.  Deli İbram Divanı, yoksul bir balıkçı ailenin öyküsünü konu alırken, insan ilişkilerini de gözler önüne seriyor. Roman, Ege insanının doğayla, tarihle, efsanelerle beslenen hayatı; adaletsizlik, gelir eşitsizliği sorunlarıyla harmanlanıyor ve bir ada hikayesi olarak kitap severlerin karşısına çıkıyor. Fabrikanın bacasının tüttüğü ilk gün başladılar can almaya. Dişlerine kan değmiş kurt sürüsü gibi denize daldılar. Yaş almış demediler, küçük demediler, yavrulama zamanı demediler. Köstence’nin göğü yağ kokusuyla doldu. İnsanlar öğürerek gezer oldu. Süngüyle vurmak başka ama tüfekle avlanmak dayanılır değildi. O tarraka, o gümbürtü! Dağlara kaçtım kaç defa. Mağaralara girdim. Solucanlarla çıyanlarla geçirdim günlerimi. Ama sabah olup gün doğunca o sesler yine her yanı tutuyordu. Ahmet Büke Hakkında 1970 yılında Manisa’nın Gördes ilçesinde doğan Ahmet Büke, ilk ve orta öğrenimini Gördes’te, liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde bitirdi. Bir süre ODTÜ Jeoloji Mühendisliği’nde okuyan Büke, 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yazarın öyküleri, E Edebiyat, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler, Özgür Edebiyat, Eşik Cini, Notos, Yeni Yazı, Ğ, Sus, Har, Hece gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Büke, Alnı Mavide isimli kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülünü, Kumrunun Gördüğü ile 57. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldı. Büke’nin yazdığı Ekmek ve Zeytin, eleştirmenler tarafından 2011 yılının en iyi beş kitabı arasında gösterildi. Mevzumuz Derin isimli gençlik romanı 2014’de Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği Yılın Gençlik Romanı ödülünü aldı. “100 Tuhaf Kitap” isimli kurgu dışı ilk eseri 2015 yılında basıldı. Ahmet Büke, 2017 yılında çocuklar için de yazmaya başladı. Aynı yıl Zeyno Kitapları Serisi ismini verdiği diziden “Eyvah, Babam Şiir Yazıyor!”, “Annemle Uzayda” ve “Neşeli Günler” isimli kitapları ödüllü çizer Sedat Girgin tarafından resimlendirildi. Büke, 2018 yılından Gökçe’nin Yolu isimli ilk çocuk romanını çıkardı. Büke’nin ilk çocuk öyküleri kitabı olan Kırlangıç Zamanı 2019 yılında yayımlandı. Büke’nin 2019 yılında yayımladığı Varamayan isimli kitap “Yılın En İyi 50 Kitabı” listesine alındı.Ödüllü sinema yönetmeni ve senarist Özcan Alper’in üçüncü filmi olan ‘Rüzgarın Hatıraları’ filminin senaryosunu Özcan Alper ile birlikte yazan Büke, son olarak Emre Yeksan’ın ilk uzun metraj filmi olan ‘Körfez’in senaryosunu da yönetmenle birlikte kaleme aldı. ### İmamoğlu: Haliç, sanat havzasına dönüyor İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Fatih ve Beyoğlu’ndaki İBB Miras şantiyelerindeki çalışmaları yerinde inceledi. “Olağanüstü güzellikleri İstanbulluya hazırlamak üzereyiz” diyen İmamoğlu, “Haliç, artık böyle bir sanat havzasına dönüyor. Olağanüstü güzellikleri İstanbulluya hazırlamak üzereyiz. Günün sonunda bu restorasyonların amacı; bu tarihi alanları, İstanbul'un gerçek değerini, bütün dünyaya dahi gösterme ve hissettirmek. Umuyorum hızlıca bu güzellikleri İstanbul'a kazandırırız; keyifle misafirlerimizi güzel İstanbul'umuzda ağırlamaya devam ederiz” şeklinde konuştu. İmamoğlu, gezi sırasında karşılaştığı taksiciyle sohbetinde de “Dünyayı geziyoruz. Dünyanın en fazla şikayet alan ve şehrine yakışmayan taksisi bizde. Senin mal sahibin, şu arabayı sana veriyorsa, olmaz yani. Plakası 3,5 milyon lira. Taksi, içine binilmeyecek taksi. Düzelteceğiz” ifadelerini kullandı. CENEVİZ EVİ DE RESTORE EDİLİYOR İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Miras ekiplerinin Fatih ve Beyoğlu ilçelerindeki tarihi alanlarda yaptığı restorasyon çalışmalarından bazılarını yerinde inceledi. İmamoğlu sırasıyla; Fatih Cibali’deki Seyyid-i Velayet Türbesi ve Asude Hatun Türbesi, Balat’taki Ceneviz Evi ile Beyoğlu Şahkulu Mahallesi’ndeki Metro Han’ı ziyaret etti. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Kültür Varlıkları Daire Başkanı Oktay Özel ve İETT Genel Müdürü Alper Bilgili’den çalışmalarla ilgili bilgi alan İmamoğlu, tarihi yarımada ve Haliç kıyılarındaki çalışmalarla ilgili değerlendirmesini de Ceneviz Evi’nin, restore edilen çatısında yaptı. ### Köprüde Buluşmalar Work in Progress Atölyesi Başvuruları Başladı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin mali desteği ile hayata geçirilen “Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II (CCH-II) Hibe Programı” kapsamında İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul Film Festivali bünyesinde düzenlenen Köprüde Buluşmalar’ın Work In Progress Atölyesi başvuruları başlıyor. Başvurular için son tarih 16 Şubat 2022. Köprüde Buluşmalar 15-16-17 Nisan 2021 tarihlerinde düzenleniyor. Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu Köprüde Buluşmalar, Türkiye’den ve komşu ülkelerden yapımcı, yönetmen ve senaristleri uluslararası sinema profesyonelleriyle buluşturmaya devam ediyor. Work in Progress, Türkiye’den post-prodüksiyon aşamasındaki uzun metraj filmlerin ve belgesellerin ilk uluslararası sunumlarını yaparken aynı zamanda filmlerin tamamlanmasına destek olmayı amaçlıyor. Work in Progress Atölyesi’ne seçilen filmlerin yönetmen ve yapımcıları atölye öncesi sunum teknikleri, dağıtım ve pazarlama üzerine bir çalışma yapacaklar. Atölye sırasında filmlerin yönetmen ve yapımcıları yalnızca profesyonellere (dağıtımcılar, festival veya fon yöneticileri, TV kanal temsilcileri) açık özel sunumlar yapacak ve atölye sonunda uluslararası jüri tarafından ödül almaya hak kazanan filmler belirlenecek. TRT’nin katkılarıyla gerçekleştirilen Köprüde Buluşmalar‘da, Work in Progress Atölyesi başvuruları 16 Şubat 2022’de sona erecek. “Multidisciplinary Platforms For Cultural Collaboration” projesi T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin mali desteği ile hayata geçirilen “Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II (CCH-II) Hibe Programı” kapsamında hibe desteği almıştır. Programın Sözleşme Makamı, Merkezi Finans ve İhale Birimidir. “Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II (CCH-II) Hibe Programı”, Türk ve AB kuruluşları arasında ortaklaşa uygulanan ortak kültürel miras faaliyetlerinin teşvik edilmesini ve geliştirilmesini amaçlamaktadır. Bu hibe programının genel hedefi, kültür, sanat ve kültürel miras yoluyla sivil toplum diyaloğunun, kültürel miras konusunda uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve Türkiye’de kültürel değerlerin teşvik edilmesidir. ### “Sir Yes Sir” 25 Ocak Salı Akşamı Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda Sarsıcı hikayesi, özgün sahne dili ve yüksek temposuyla seyircisini şaşırtmayı başaran Proje Eksi Bir ekibinin ilk oyunu “Sir Yes Sir” yolculuğuna 25 Ocak Salı günü Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda devam ediyor. Filmi ve romanıyla ABD’de dönem dönem tartışmalara sebep olan ve 2. Dünya Savaşı sırasında basımı durdurulan “Dalton Trumbo” nun savaş karşıtı romanı “Johnny Got His Gun” romanından hareketle sahne için yeniden yazılan oyunun yönetmenliğini ve oyunculuğunu da Serkan Abeş üstleniyor. Savaş karşıtı yapıtların en güçlülerinden biri olarak gösterilen roman, 1971 yılında Dalton Trumbo yönetmenliğinde beyaz perdeye de aktarıldı. Eser, Metallica’nın “One” şarkısının da ilham kaynağı. Işığın ve efektin birer oyuncuya dönüştüğü oyunun konusu şöyle: Savaşta her şeyini kaybetmiş genç bir adam. Kollarını, bacaklarını, yüzünü… Göremeyen, duyamayan, konuşamayan, hareket edemeyen bu gencin sahip olduğu tek şey aklıdır. Yatırıldığı hastanede bu gencin anılarına, düşüncelerine ve rüyalarına; oyun olgusunun zihnin çalışma prensibine dönüştüğü bir üslupla tanıklık ediyoruz. Serkan Abeş oyunla ilgili olarak; “Hikayeye ait olanın oyunun kuralına dönüştüğü bir sahne dili yaratarak, Joe’nun travmasını görsel ve işitsel bir düzleme taşımaya çalıştık.” diyor. 25 Ocak Salı saat 20:30’da Kadıköy Emek Tiyatrosu’ndaki oyun için biletinizi tiyatrolar.com.tr ve kadikoyemektiyatrosu.com’dan temin edebilir, ayrıntılı bilgi için @projeeksibir instagram ve twitter hesaplarını takip edebilirsiniz. Oyun KünyesiYeniden Yazan – Yöneten – Oynayan: Serkan AbeşYönetmen Yardımcısı: Ali VarolSahne ve Işık Tasarım: Serkan AbeşIşık ve Efekt Masasındaki Oyuncular: Burcu Afşin – Ali VarolLogo ve Afiş Tasarım: Burak Çalışkan – Eray ÖzcanAsistan: Zeynep CeylanDış Sesler (Sahne sırasına göre)Asker Alım Memuru: Olcay Onur Kayaİş Arkadaşı: Emre YunusoğluKareen: Gül ŞenerÇavuş: Can Gox (Göksun)Anne: Cansın Asarlı ### Dilera Topaloğlu’dan ''YAŞATMAK(SİZİN)'' Sanatçı Dilera Topaloğlu’nun bu sergisinde yer alan çalışmalarında, direkt olarak gördüğü gerçek yerine; izlemiş, deneyimlemiş ve görmüş olduğu şeylerin onda bıraktığı duyumu gerek soyut kavramlarla gerekse kullandığı çarpıcı renkler ve çizgilerle yansıtır. Bu sergide yer alan çalışmalarında yaşanmışlık ve yaşayan dengesini kurup mekânda kendini var edip izleyiciye sunmaktadır. Ekspresyonist sanatçı Dilera Topaloğlu, 1979 yılında İstanbul’da doğdu. Sanatçı çocukluğundan bu yana sürekli var olmak ve bir arayış içerisinde kendini bulmak üzerine ilerlerken; eğitimine öncelikle turizm ve otelcilikle başlayıp sonrasında Miami Barry Üniversitesi Güzel Sanatlar Okulu’nda aldığı sanat eğitiminin ardından yine Miami Üniversite’nde Aksesuar Tasarımı eğitimini tamamlamıştır. 2007 yılında İstanbul’a dönüp kendi atölyesini kurup sanat üretimlerine başlamış ve halen devam etmektedir. Topaloğlu, 2016 yılından bu yana Altamira Art Atölyesi’nde Ressam Mustafa Özel ile birlikte sanatsal üretimini ve sanatçı kişiliğini daha uç noktalara taşımıştır. Üretimlerine gerçek- gerçek ötesi ve soyut kavramı esas alıp, kullandığı teknik yöntem ile birlikte bir bütünlük kazandırmıştır. Sanatçının çalışmaları genel olarak akrilik, yağlıboya, kolaj ve asamblajdan oluşmaktadır. Sanat hayatının ilk başladığı dönemlerde resim tekniklerini öğrenip iyice kavradıktan sonra kendi içsel yolculuğu ile beraber sanatını farklı noktalara taşımıştır. Kullandığı renklerle özellikle gördüğümüz her şeye daha farklı bakmayı öğrenip kendi duyumlarından yola çıkarak, görünenin dışına çıkıp kendi belleğinde formlara yeni renkler ve çizgiler getirerek üretimler yapmıştır. Kendine özgü renkleri, çizgileri ve üslubu vardır. Sanatçının üretimlerinde asıl temel nokta sıradan gerçekliğin ötesine geçme arzusudur. Zaman zaman doğaçlama giden çizgiler, renklerle ve ritimle bir harmoni içerisinde ilerler. Boşluk – doluluk, statik- dinamik gibi kavramların dengesi de kompozisyonlarında görülür. Renklerin iyileştirici, zenginleştirici ve özgürleştirici bir gücü olduğuna inanıyor. Plastik algısıyla ve bu soyut dışavurumculuğu ile sanatçının üretimleri kendini var etmiş ve var etmeye devam etmektedir. Üretimde süreklilik ve devamlılık ilkesini benimseyen sanatçı birçok uluslararası sergiler, grup sergileri ve kişisel sergilerde yer almaktadır. ### “Panorama 1453 Tarih Müzesi Konserleri” devam ediyor! Dünyanın ilk tam panoramik müzesi olma özelliğini taşıyan Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde ücretsiz klasik müzik konserleri düzenlenecek. Fethin en önemli anlarının yaşandığı Edirnekapı, Topkapı ve Silivrikapı surlarının yakınında, Fatih’in şehre girdiği kapının yanı başında kurulan ve dünyanın ilk tam panoramik müzesi olma özelliğini taşıyan Panorama 1453 Tarih Müzesi, ücretsiz klasik müzik konserlerine ev sahipliği yapacak. Müzenin iç avlusunda gerçekleşecek konser programı şöyle; 7 Ocak Cuma günü saat 19.00’da gerçekleşecek İBB Türk Müziği Topluluğu konseri iptal edilmiştir. 14 Ocak Cuma – 19.00 – İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orkestralar Müdürlüğü Türk Müziği Topluluğu PANORAMA 1453 TARİH MÜZESİ HAKKINDA 3 bin metrekarelik alan içerisinde sınırları olmayan 360 derecelik bir resim düşünün. Resmin en temel özelliği, ona bakıldığında üç boyutlu bir görüntü etkisi oluşturması. Resmin 650 metrekarelik alanı gerçekten üç boyutlu ve burada kuşatmada kullanılan topların, top arabalarının, barut fıçılarının imitasyonları bulunmakta. 2 bin 350 metrekarelik iki boyutlu resim alanı ise üç boyutlu bölgenin hemen arkasında yer alıyor. Figürler, insan büyüklüğünde başlayıp bütün detaylarıyla ince ince işlenerek ufka doğru küçülüyor. Ve eserde toplamda yaklaşık 10 bin figür bulunmakta. Panoramik müzeler genellikle tarihteki belli olayları tablolaştırmak için yapılmıştır. En önemlileri; Waterloo Savaşı Panoraması, Osmanlı-Rus Savaşı’nı anlatan Kırım Savaşı Panoraması, Napolyon’un Moskova Savaşı Panoraması, Plevne Müdafaası Panoraması ve Mesdag Panoraması’dır. Bu panoramaların çoğu, 1800’lü yıllarda yağlı boya tekniğiyle ve olayın geçtiği yerde yapılmıştır. Bazıları yatay bazıları da dikey olarak yapılmış yarım panoramik özellikteki müzelerdir. Panorama 1453 Tarih Müzesi, hem yatay hem de dikey düzlemde tam panoramiktir. Gökyüzü, resmin üst bölümünden itibaren kubbe şeklinde kesintisiz uzamaktadır. Bu sayede gerçekliği ve boyutları kavramayı sağlayacak referanslar, başlangıç ve bitiş gibi dayanak noktaları bulunmadığından kapalı bir mekâna girildiği halde üç boyutlu dış mekâna çıkılmış hissi oluşmaktadır. Panoramik tavanı, ses efektleri ve üç boyutlu parçaları sayesinde yılın her günü ziyaretçilerine İstanbul’un fethinin heyecanını yaşatmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımına 2005 yılında başlanan Panorama 1453 Tarih Müzesi, 2008 yılında tamamlanmıştır. Panorama 1453 Tarih Müzesi sekiz sanatçının aralıksız üç yıl süren uyumlu bir çalışması sonunda ortaya çıkmıştır. Fikrin sahibi ressam ve çizgi film yönetmeni Haşim Vatandaş aynı zamanda projenin koordinatörlüğünü de yürütmüştür. Ramazan Erkut (background), Yaşar Zeynalov (figürlerden sorumlu ressam), Oksana Legka (ressam), Ahmet Kaya (storyboard), Hasan H. Dinçer (bilgisayar uygulama), Atilla Tunca (maket) ve Murat Efe (bilgisayar uygulama) olmak üzere çalışma sekiz sanatçı tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk yılı araştırmayla geçmiştir. Resmin gerçeklere uygunluk konusu sanatçıları epeyce uğraştırmıştır. 1/10 ölçekteki maket çalışması önemli bir aşamayı oluşturmuş, bu sayede eksikler tespit edilmiştir. Bundan sonra her şeyin sil baştan yapıldığı ayrıntılı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Ayrıntıların hangi yoğunlukta yer alacağı sanatçılar arasında tartışma konusu olmuştur. Ekibin bir kısmı çok miktarda ayrıntının 14 metre mesafeden görünmeyeceğini savunmuş, sonunda sanatçılar 14 metreden görünmese de biraz fazla ayrıntıya yer verme konusunda anlaşmışlardır. Böylelikle bir ziyaretçi farklı zamanlarda müzeye geldiğinde daha önce görmediği bir ayrıntıyı fark edebilecektir. Ayrıca ilerleyen teknolojiyle birlikte gelişen fotoğraf makineleri de detayları algılama konusunda yardımcı olacaktır. ### İstanbul’un en güzel manzaralarına ev sahipliği yapan İstanbul Kitapçısı’ndan yepyeni etkinlikler! İstanbul’un en popüler noktalarında, şehrin en güzel seyredilebildiği şubeleriyle dikkat çeken İstanbul Kitapçısı, yepyeni etkinlikleri kitapseverlerle buluşturuyor.  Hem Kültür AŞ Yayınları tarafından yayımlanan tarih, kültür, araştırma-inceleme, edebiyat alanlarından kitapların hem de farklı yayınevlerinin tarih, edebiyat, felsefe, politika, turizm, spor, hobi gibi pek çok farklı alandaki kitaplarının satışını gerçekleştiren, İstanbul’un ruhunu en güzel yansıtan noktalardaki şubelerinde kültür sanat etkinliklerine de yer veren İstanbul Kitapçısı, uzun zaman sonra yepyeni etkinliklerle kitapseverlerle buluşuyor. İstanbul Kitapçısı’nın bazı şubelerinde gerçekleşecek ücretsiz etkinlikler arasında söyleşiler, imza günleri ve konserler var. Şubelerle ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. İstanbul Kitapçısı Ocak ayı etkinlik programı: 8 Ocak Cumartesi – Saat: 15:00 – İstanbul Kitapçısı Kadıköy ŞubesiOkur Yazar Buluşması “Başar Başarır” Moderatör: Seray Şahinler, Can Yayınları iş birliğiyle​ 15 Ocak Cumartesi – Saat: 13:00 – İstanbul Kitapçısı Kadıköy ŞubesiNazım Hikmet’in 120. Doğum Günü “Nazım Hikmet’ten Kalan” Konuşmacı: Turgay Fişekçi 15 Ocak Cumartesi – Saat: 15:00 – İstanbul Kitapçısı Kadıköy Şubesi Okur Yazar Buluşması “Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün” Konuşmacılar: Berin Ertürk, Umut Kocagöz ### Şerif Yenen’in İstanbul filmi internette! Şerif Yenen'in “Istanbul Unveiled” isimli dokuz ödüllü seyahat belgeseli internette ücretsiz olarak gösterime çıkıyor. YouTube’taki ilk gösterimi 15 Ocak'ta gerçekleşecek film sayesinde, kültürel mirasımız ve İstanbul'un güzellikleri daha geniş kitlelere ulaşarak ülkemizin tanıtımına büyük katkı sağlayacak. Turizm yayıncılığında öncü ve trend belirleyici ürünleriyle dikkat çeken profesyonel turist rehberi, seyahat yazarı ve uluslararası konuşmacı Şerif Yenen, 2022'ye ülkemizin tanıtımına büyük katkı sağlayacak bir atakla giriyor. İstanbul ve Türk kültürü üzerine İngilizce bir seyahat belgeseli olan "Istanbul Unveiled" filmini internette ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturacak olan Yenen, YouTube’taki ilk gösterim tarihini 15 Ocak 2022 olarak açıklıyor. Dokuz uluslararası ödüle sahip "Istanbul Unveiled" filminin her gösteriminin Türkiye'nin tarihini, kültürünü ve turizm olanaklarını anlatma fırsatı doğurduğunun altını çizen Yenen, "Önceleri sadece DVD ve Blue-Ray formatları bulunan filmimizi, içinde bulunduğumuz belirsiz pandemi koşullarını da göz önünde bulundurarak, kültürel mirasımızı ve İstanbul'un güzelliklerini daha geniş kitlelere ulaştırabilmek amacıyla, YouTube kanalımız üzerinden ücretsiz olarak sunma kararı aldığımızı duyurmaktan mutluluk duyuyorum" diyor. FİLMİN ÖZELLİKLERİ: Adı: Istanbul UnveiledSüre: 61 DakikaDil: İngilizceAltyazılar: Türkçe, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Almanca, İspanyolca, Japonca, Korece, Rumence, Moğolca, Çince, Arapça, RusçaYapımcı: ŞerifYenen-SaadetÖzenYönetmen: LeventAyaşlı-ŞerifYenenMüzikler: Mercan Dede, Baba Zula ve Burhan ÖçalWebsitesi: www.istanbulunveiled.comFragman: https://www.youtube.com/watch?v=lAcV0xIekNQ YouTube İlk Gösterim: 15 Ocak 2022, Cumartesi Türkiye:Saat 21.00 Avrupa:Saat CET 19.00 ABD:@ EST (Eastern) 1:00 p.m. YouTube'ta İlk Gösterimi (Gala) izlemekiçin: https://www.youtube.com/watch?v=hrEsX7GDmAI ### Tuzla'da şehit ve gazi aileleri 'Kesişme: İyi ki varsın Eren' filmini izledi Şehit Eren Bülbül ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik’in anısına çekilen ’Kesişme: İyi Ki Varsın Eren’ filmi vizyona girdiği ilk günden itibaren yoğun ilgi görüyor. Tuzla Belediyesi de yeni nesile kahramanların tanıtılması amacıyla filmi izleme etkinliği düzenledi. Şehit Eren Bülbül ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik’in anısına çekilen ’Kesişme: İyi Ki Varsın Eren’ filmi vizyona girdiği ilk günden itibaren yoğun ilgi görüyor. Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı’nın talimatıyla kahramanlıkları yeni nesile tanıtmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla özel bir etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte Tuzla Belediyesi Gençlik Merkezi öğrencileri, Gönül Elleri Çarşısı tarafından takipleri yapılan yetim çocuklar, Gönül Elleri Çarşısı tarafından takipleri yapılan şehit ve gazi aileleri, siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının gençlik yapılanması ile birlikte Tuzla Belediyesi Meclis Üyeleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilciler, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri birlikte izlediler. Şifa AVM’de bulunan sinema salonunda gerçekleştirilen etkinliğe 250 kişi katıldı. Film sırasında duygu dolu anlar yaşandı. “İYİ Kİ VARSIN EREN” Sinema etkinliğine katılan Kübra Kurt,” Eğlenceli bir etkinlik olacağını düşünüyorum. Özellikle yeni çıkacak bir film olduğu için beğeneceğimizi düşünüyorum. Bu vatan için şehit olmuş birisinin hikayesini duymak bizler için iyi olacak” dedi. Doğukan Erbaş ise,” Eren, ülkemizin için kendisini feda eden önemli isimlerden birisi. Eren olmasaydı çok farklı şeyler de olabilirdi. İyi ki varsın Eren demek istiyorum” dedi. ### Yahya Kemal Beyatlı, 'Son Fasılda Bir Ömür' sergisi ile anılıyor Küçükçekmece Belediyesi,  Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri’nin en büyük temsilcilerinden olan İstanbul şairi Yahya Kemal Beyatlı’yı ilk kez görülebilecek orijinal fotoğrafları ve belgelerinin yer aldığı anlamlı bir sergiyle anıyor. ‘Son Fasılda Bir Ömür’ isimli sergi, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Varlık Dergisi Editörü Mehmet Erte, Dergâh Dergisi Editörü Ali Ayçil, PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve İkinci Başkanı Halil İbrahim Özcan ile birçok şair, yazar ve sanatseverlerin katılımıyla Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde kapılarını araladı. Özel bir kurgu ile hazırlanmış Yahya Kemal'in yaşamı, sanat hayatı, oldukça renkli ve geniş çalışma alanlarının yanı sıra dostlarını anlatan sergi, Küçükçekmece Belediyesi tarafından usta şair anısına kitap haline getirilerek de ölümsüzleştirildi. Beyatlı ile ilgili edebi bir kaynak olarak raflarda yerini alacak olan kitabın ön yazısını ise usta şair üzerine en kapsamlı araştırmaları yapan ve "Yahya Kemal Ansiklopedisi" hazırlayan, araştırmacı-yazar Beşir Ayvazoğlu kaleme aldı. "ADINI İLÇEMİZDE GURURLA YAŞATIYORUZ" Türk Edebiyatı’nın usta kalemlerinden Yahya Kemal Beyatlı’ya dair ilk kez görülecek belge ve fotoğraflara ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduklarını ifade eden Belediye Başkanı Kemal Çebi, “Adını ilçemizde gururla yaşattığımız, edebiyatımızın ulu çınarı yazar, milletvekili ve büyükelçi Yahya Kemal’i andığımız ‘Son Fasılda Bir Ömür’ sergimize hoşgeldiniz. Beyatlı’nın yaşamı, insan ilişkileri ve adımlarının izlerinin ilk kez görüleceği  sergimizde ve en az sergi kadar titizlikle hazırlanan kitabımızda emeği geçen başta Beşir Ayvazoğlu olmak üzere katkıları olan tüm kurum kuruluş ve kişilere teşekkür ediyorum. Edebiyatımıza, kıymetini bildiğimiz takdirde çok önemli şahsiyetlerin  katkı sunduğunu görebiliyoruz. Görevimiz ;onların bu katkılarını sonsuza dek yaşatabilmektir. Küçükçekmece’ye kültürü ,sanatı, edebiyatı taşımaya devam edeceğiz”diye konuştu. FOTOĞRAF, BELGE, KİTAPLAR ALPER ÇEKER KOLEKSİYONU'NDAN Serginin ana malzemesini oluşturan fotoğraf, belge, kitaplar Alper Çeker Koleksiyonu’ndan derlendi. Ayrıca sergiye Emin Nedret İşli, Mehmet Erte, Fetih Cemiyeti Yahya Kemal Müzesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi arşivleri de katkı sundu. 20 ŞUBAT'A KADAR CKSM'DE İZLENEBİLİR Sergi; Yahya Kemal'in yaşamı, çalışmaları, görevleri, dostlukları, şiirleri, Yahya Kemal'in İstanbul'u (semtleri ve mekanları), İstanbul şiirleri ve sevgisi üzerine bölümlerden oluşuyor. Usta şairin, Pakistan Büyükelçiliği yıllarında hiç yayınlanmamış fotoğraflarının yanı sıra ilk görülecek el yazısı ile şiirleri, notları ve belgeleri de sergide yer alıyor. ‘Son Fasılda Bir Ömür –Yahya Kemal Beyatlı’ isimli sergi, 20 Şubat’a dek CKSM’de görülebilir.  ### Sinema Senfoni Orkestrası Başakşehir’de sahne aldı Avrupa’nın ve Türkiye’nin ilk pop senfonik orkestrası olan Sinema Senfoni Orkestrası, Başakşehir’de sahne aldı. Dünyaca ünlü şef Hakan Şensoy yönetimdeki orkestra, gişe rekortmeni filmlerin müzikleri ile Başakşehirlilere unutulmaz bir akşam yaşattı. Başakşehir Belediyesi, kültür sanat sezonu etkinlikleri kapsamında muhteşem bir konsere ev sahipliği yaptı. Gişe rekortmeni yabancı ve yerli filmlerin müziklerini seslendiren Sinema Senfoni Orkestrası, Başakşehir Emin Saraç Kültür Merkezi’nde Başakşehirlilerle buluştu. Yoğun ilginin olduğu konseri Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu ve eşi Kübra Kartoğlu da izledi. Kültür sanat konusunda sadece tüketen değil üreten de bir belediye olduklarını belirten Başakşehir Belediye Başkanı Yasin Kartoğlu, “Bizim akademimizin başında olan Muhammed hocam, bu muhteşem konserde de yer alıyor. Bugünkü çalışmaların aynı zamanda mimarı. Bizim Başakşehirle ilgili farklı bir özelliğimiz var onu size hatırlatmak istiyorum. Başakşehir modern kentleşmesiyle herkesin yaşamak istediği çok güzel bir şehir. Bundan sonra da öyle olacak çünkü biz geleceğimiz olan çocuklarımıza güzel bir şehir bırakmak istiyoruz. Tabi bunun yanında bir güzellik de kültür sanat konusunda artık farklı bir şehir. Daha güzel olan da şu, Başakşehir kültür sanat konusunda sadece tüketmiyor aynı zamanda üretiyor. Bu bizim farkımız. Birçok akademimiz var. Kültür sanatla ilgili tiyatro akademilerimiz, müzik akademilerimiz, görsel sanatlar, radyo gibi birçok akademilerimiz… Bütün çocuklarımızı, gençlerimizi akademilerimize bekliyoruz. Başakşehir markasıyla onlar da yetişsin, sadece sanat tüketen değil, üreten gençler olmasını istiyoruz” dedi. 14 FİLM MÜZİĞİNİ SESLENDİRİLER Hakan Şensoy’un şefliğindeki orkestra, Hababam Sınıfı’ndan Tosun Paşa’ya, Titanic’ten James Bond’a, Selvi Boylum Al Yazmalım’dan Star Wars’a kadar dünya sineması ve Yeşilçam’dan unutulmaz 14 filmin müziğini hafızalara kazınan görüntüler eşliğinde seslendirdi. BAŞAKŞEHİRLİLER MÜZİĞE DOYDU Orkestranın solist kemancılığını üstlenen, dünyanın en hızlı keman virtüözü ve Başakşehir Belediyesi Genel Sanat Yönetmeni Muhammed Yıldırır da “Schindler List”, “Hora Martisorolui”, “Caravan” gibi eserler ile Başakşehirli müzikseverlerden büyük alkış aldı. Muhteşem sahne performansı ile Başahşehirlilere müzik ziyafeti sunan Avrupa’nın ve Türkiye’nin ilk pop senfonik orkestrası, konser sonunda dakikalarca ayakta alkışlandı. ### Kılıçdaroğlu: Sanatçı, dünyanın en güçlü insanıdır! CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sanata artık "yumuşak güç" denildiğini belirterek; "Eğer bir ülke sanat konusunda güçlü ise dünyanın her tarafına sesini duyurabiliyor" dedi. CHP İstanbul İl Başkanlığınca sağlık çalışanlarına ithafen "Korona Günlerinde Umut" başlığıyla düzenlenen "1. Güzel İstanbul Fotoğraf Yarışması" ve "2. İstanbul Öykü Yarışması" ödül törenine, Caddebostan Kültür Merkezi ev sahipliği yaptı. Yarışmaların kazananlarına ödülleri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından takdim edildi. Kılıçdaroğlu, törende yaptığı konuşmada sanatın ne kadar güçlü bir argüman olduğunun herkesçe bilindiğini söyledi. Sanatla tanışan, sanatla yoğurulan bir ulusun geleceğinin mutlaka parlak olduğunu, çünkü sanatın düşünce, sevgi, liyakat ve anlayışta yoğunluk olduğunu belirten Kemal Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Sanatçı, dünyanın en güçlü insanıdır. Bir sanat eseriyle dünyanın her tarafına kendi adını duyurabilir. Bir fotoğrafıyla, bir romanıyla, bir öyküsüyle, bir sinemasıyla bütün dünyada dikkatleri üzerine çekebilir. O nedenle sanata artık ‘yumuşak güç’ diyorlar. Eğer bir ülke sanat konusunda güçlü ise dünyanın her tarafına sesini duyurabiliyor. Bir yazarımızın Nobel ödülü alması, dünyanın her tarafında duyulabilir. Bir sinemamızın dünyanın bütün sinemalarında gösterilmesi; bir öykümüzün, bazen bir fotoğraf karemizin dünyanın her tarafında bütün gazetelerde yer alması, olağanüstü bir başarının da anlamıdır.” BİR KALEM, BİR ÖYKÜ, BİR FOTOĞRAF, BİR SİNEMA… BU GÜÇTÜR! Kılıçdaroğlu, ödül töreninde lise yıllarında okuduğu Alexandre Dumas'ın "Üç Silahşörler" adlı kitabının önsözünde yer alan öyküyü anlattı. "Bir kalem, bir öykü, bir fotoğraf, bir sinema… Bu güçtür. Güç, bütün kitleleri etkileyebilir" diyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, fotoğraf makinesini "zamanı durduran makine" şeklinde niteledi. Bazen TRT 2'de eski fotoğrafların gösterildiğini, o fotoğrafları büyük bir merakla izlediğini aktaran Kemal Kılıçdaroğlu; "Fotoğraf sadece bir kişiye özgü değil, fotoğrafın aldığı bütün alanı gözlemleyebilirsiniz. Belki fotoğrafı çekerken farkında değilsiniz ama yıllar geçtikten sonra o fotoğrafın hangi öyküler içinde çekildiğini de bir şekilde görebilirsiniz. O nedenle, şiir de öyledir. Bütün duygularımızı aktarırız şiire. Aşklarımızı aktarırız, sıkıntılarımızı ve en önemlisi umutlarımızı aktarırız. Sanat aslında aynı zamanda bir umuttur. Umudu yeşerten de sanattır" diye konuştu. "GELECEĞİMİZİ ÇİZEN SANAT VE SANATÇILARDIR" Kılıçdaroğlu, sanatın çok güçlü olduğunu, bazen bir fotoğrafın ya da resmin siyasal yöneticiler tarafından yasaklandığını aktararak, Potemkin Zırhlısı'nın bunların başında geldiğini ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu, bir sinema filminin, bir fotoğraf karesinin yasaklanmasının, yöneticilerin korkularının gün yüzüne çıkması anlamına geldiğini kaydetti. İstanbul'da yaşadığı yıllardan bahseden Kılıçdaroğlu, şunları ifade etti: "İstanbul'da yaşamak, İstanbul'un kültürünü almak ayrı bir olay. Bu kültür, olağanüstü zengin bir kültür. Şairler, öykücüler, romancılar vardı aramızda. Biz arkadaşlık yaparken onlarla zaman zaman beraber olurduk ve onları büyük bir dikkatle dinlerdik. Onları dikkatle dinlemek, onların dağarcığından yararlanmak, bizim için son derece değerliydi. O zaman politikada değildim ama politikaya girdikten sonra da zaman zaman edebiyatçılarla, felsefecilerle bir araya gelmek isterim. Zaman zaman belli aralıklarla da geliyorum. Ancak keşke bunu bütün siyasetçiler yapabilseler. Çünkü sanat ve sanatçıyla beraber olmak, sanatı ve sanatçıyı yeri geldiğinde ödüllendirmek, yeri geldiğinde onların eleştirilerini dinlemek, aslında bizim düşün dünyamızın zenginliğine katkı verir. Biz bunun farkında mıyız? Emin olun çoğumuz değiliz. Ama ne olursa olsun bizi yaşatan, bize umut veren, geleceğimizi çizen sanat ve sanatçılardır. Onları her zaman baş tacı etmek de bizim görevimizdir." KAZANANLARA ÖDÜLLERİ TAKDİM EDİLDİ CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ödül alan katılımcıları tebrik ederek sözlerini sonlandırdı. 2. İstanbul Öykü Yarışması'nın birincilik ödülünü Enes Ersagun Aslan "İstanbul'lu Kemal", ikincilik ödülünü İbrahim Şaşma "Yanık Kokusu", üçüncülük ödülünü Hüseyin Opruklu "Umudun Titrek Işığı", mansiyon ödülünü Banu Akeloğlu "Umut", Zerrin Mütevellioğlu "11 No.lu Daire" ve Suat Sedefoğlu "Bir Avuç Sevgi" adlı öyküleriyle kazandı. 1. Güzel İstanbul Fotoğraf Yarışması'nda birinciliği Murat İbranoğlu "Kız Kulesi", ikinciliği Ömer Şahin "İstiklal", üçüncülüğü Fatma Demir "Beykoz", mansiyon ödülünü ise Turan Topalar "Gece/İstanbul Boğazı", Sevilay Yurtsever "Alman Çeşmesi", Şerife Keser "Pencereden" adlı fotoğraf kareleriyle kazandı. Törende, Kılıçdaroğlu tarafından jüri üyelerine de plaket takdim edildi. Programda, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da yer aldı. ### Kalamış'39'da "Play" karma resim sergisi Bünyesinde Kadıköy’ün en iyi butik oteli, restaurantı ve kafeteryası ile birlikte bir de sanat galerisini barındıran Kalamış'39, 2022 yılının ilk sergisi ile sanatseverlere merhaba dedi. İranlı ressam Maryam Salahi ve Aytaç Beyazgül küratörlüğünde 8 Ocak Cumartesi akşamı kapılarını açan sergi, sanatseverlerden büyük ilgi gördü. "Play" adını taşıyan sergide 6 ressamın son 5 yıl içerisinde ürettiği eserler, "Karma Resim Sergisi" başlığı altında sergilenmeye başladı. 4 Şubat 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergiye katılan ressamların isimleri ise şöyle: Aytaç Beyazgül, Özgür Yener, Recep Batuk, Saim Erken, Selahattin Aydın ve Yasemin Öztürk. 6 ressamın her biri birbirinden ilginç eserlerinin sergilendiği "Play" adlı karma resim sergisinde yer alan sanatçılar, serginin açılış hatırası olarak fotoğraf çektirdi. Aytaç Beyazgül, Özgür Yener, Recep Batuk, Selahattin Aydın, Yasemin Öztürk, Münteha Adalı ve Maryam Salahi… Yasemin Öztürk'ü hem çalışmalarından ötürü hem de tablosunun ilk satılan eser olmasından dolayı tebrik eden Kalamış’39 Art Gallery Kurucusu Münteha Adalı; “Sanata ve sanatçılarımıza destek olmaktan büyük mutluluk ve huzur duyuyorum. Tüm dostlarımı sanata ve sanatçılarımıza destek olmaya davet ediyorum” dedi. Serginin bir anlamda tanıtım afişi de kabul edilen Yasemin Öztürk’ün çalışması, serginin açılışının ilk dakikalarında ilk satılan eser oldu. Münteha Adalı, Saim Erken ve Aytaç Beyazgül… ### Ozan Tekin’in Yeni EP’sinden İlk Şarkısı “Troubled Nest” Yayında Besteci ve prodüktör Ozan Tekin’in piyano çalışmalarından oluşan Anarya II isimli yeni EP’sinden ilk tekli “Troubled Nest” müzikseverlerle buluştu. Ozan Tekin’in 65 yaşındaki duvar piyanosuyla kaydettiği üçlü bir proje olan “Anarya”, geriye doğru bir göç hikâyesine odaklanıyor. Tekin Almanya’da Anarya I ile çıktığı yolculuğa, Anarya II ile İstanbul’da devam ediyor. Ozan Tekin’in Anarya II isimli EP’si Gülbaba Records etiketiyle 4 Şubat’ta yayımlanacak. Çağdaş klasik, caz ve ambient türlerinde gezinen “Troubled Nest” şarkısı sanatçının uzun süre yaşadığı İstanbul’u tüm güzelliği ve kaosuyla dinleyiciye aktarıyor. ### Art On İstanbul’da Yeni Sergi: “Resim-Heykel-Fotogrametri” Ali Dolanbay, Gürsel Soyel, Hüseyin Aksoylu, Koray Tokdemir, Oddviz, Onur Mansız ve Sencer Vardaman’ın eserlerinden oluşan “Resim-Heykel-Fotogrametri” başlıklı karma sergi, 28 Ocak’a kadar Art On İstanbul’un Tepebaşı’ndaki mekânında sanatseverlerle buluşuyor. “Resim-Heykel-Fotogrametri” sergisi görsel bir harmoni oluşturan bilinçli seçimlerle, sergileme kavramını açık ve net bir yaklaşımla gözler önüne seriyor. Sergide Gürsel Soyel’in etkileyici resimleri, Ali Dolanbay’ın figüratif ve soyut arasında gidip gelen fırça darbeleri ve damlatma tekniği ile gerçekleştirdiği lekeler, Hüseyin Aksoylu’nun incelikli kompozisyonları, Koray Tokdemir’in psikocoğrafya üzerine çalışmaları, Oddviz’in öncü fotogrametrik sanal yerleştirmeleri, Sencer Vardarman’ın ilgi çekici arazi görüntülerinden oluşan kompozisyonları ve Onur Mansız’ın hiperrealist yağlı boya resimlerini izleyicinin beğenisine sunuluyor. ​Ali Dolanbay, Gürsel Soyel, Hüseyin Aksoylu, Koray Tokdemir, Oddviz, Onur Mansız ve Sencer Vardaman’ın işlerinin bir araya geldiği “Resim-Heykel-Fotogrametri” karma sergini 28 Ocak’a kadar Art On İstanbul’un Tepebaşı’ndaki mekânında ziyaret edebilirsiniz. ### Blues Attack "Bringing Down The House" Albümü ! "Özgün şarkılar, güçlü vokal ve gitar performanslarını güzel bir şekilde sergilerken, binbir çeşit groove sizi hiç oturmadan dans ettirecek. İstanbul menşeli blues-rock grubu “Blues Attack” 10 özgün besteden oluşan ilk albümü “Bringing Down The House”u tüm dijital platformlarda dinleyicisiyle buluşturdu. Albüm; grubun kendisine has Blues Attack soundunun yanı sıra country, funk ve rock gibi türleri de ustalıkla harmanlıyor.Yürek yakan blueslardan dans etmeden duramayacağınız funklara uzanan “Bringing Down The House” türler arasında geziniyor ve dinleyiciye geniş bir stil yelpazesi sunuyor. Güray Oskay (v), Tarkan Mumkule (g), Sezen Köroğlu (k), Batur Yurtsever (b) ve Hasan Ali Polat’tan (d) oluşan beş kişilik ekip çıkış albümlerinde güçlü soundları, birbirinden iyi konuk müzisyenleri, zengin vokali ve nefesli aranjmanlarıyla vites arttırarak müzikseverlere uzun yıllar eşlik edecek arşivlik bir albüm armağan ediyor. Full Album Link - Bringing Down The House by Blues Attack lyric videolarBlues Attack - YouTube ### İrem Arslan'dan Kendi Yolunda Yürüyenlere Adanmış Bir Yeni Yıl Şarkısı; "Bor" İlk teklisi "Pembe" ile caz- pop dünyasına taze bir soluk getiren İrem Arslan, 2021’yi yeni teklisi "Bor" ile uğurluyor.  Şakacı bir tavırla geçmişe el sallayıp geleceğe edim adımlarla yürüyen bir kadının hikayesi olan şarkı aynı zamanda başkalarının ne dediğini umursamadan kendi yolunda yürüyenlere adanmış bir yeni yıl şarkısı… "Bana yüzü gülsün diye devam edemem ben Aman hadi olsun diye taviz veremem Yine sözün olsun diye izin verememArtık öyle anılar mazi olmuş" Babajım İstanbul etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini alan Bor’un söz, müzik ve düzenlemesi de İrem Arslan’a ait.   Dış sesleri dinlemeye ara verip kendi yolunda gitmeyi anlatan bu şarkı başından sonuna bir oyun gibi ilerliyor. Beklenmedik ritmik hareketler şarkının hikaye anlatıcılığını güçlendirirken, müzik Onur'un klarnet solosuyla iyiden iyiye hareketlenip bir dansa, kocaman bir kutlamaya dönüşüyor. BOR https://orcd.co/borr Kayıt & Miks: Burak Serter Mastering: Güven Ersoysal Prodüksiyon: Babajim İstanbul & Meriç Şeker Fotoğraf: İrem Demir Kapak tasarımı: Yaprak Göker ### Dolu Kadehi Ters Tut 16 Ocak'ta İlk Kez Bostancı Gösteri Merkezi'nde! Yerli alternatif sahnenin önde gelen ekiplerinden Dolu Kadehi Ters Tut, ilk Bostancı Gösteri Merkezi konseri için gün sayıyor. Moon Stage ve Orfe Yapım organizasyonuyla 16 Ocak Pazar günü gerçekleşecek konserde ekip, "Gitme", "Madem", "Yapma N'olursun", "Aldattım", "Neyin Nesi" gibi her biri hit olmuş şarkılarını hayranlarıyla birlikte söyleyecek. Son albümleri DKTT'yi geçtiğimiz mart ayında dinleyicileriyle buluşturan ekip, 2021'in son günlerinde  R&B müziğin önde gelen temsilcilerinden Seda Erciyes ile yayınladıkları "Yüksek" teklisini yayınladı.2014 yılında  Uğurhan Özay ve prodüktör, gitarist-geri vokal Mürsel Oğulcan Ava tarafından Dolu Kadehi Ters Tut, yerli sahnenin en üretken topluluklarından biri olma ünvanını kimselere kaptırmadı ve her geçen gün büyüyen sıkı bir hayran kitlesi edindi.  Birçok sürprizin de yer alacağı konser, Bostancı Gösteri Merkezi'nin muhteşem atmosferinde unutulmaz bir müzik şölenine dönüşecek. ### Paris Ekolü’nü Temsil Eden Bir Koleksiyon Sergisi: “Satılık Değil!” One Arc Gallery, Juma Binası’ndaki yeni galeri mekânını Türk resim ve heykel sanatının Paris Ekolü olarak bilinen 1940-1960 arası döneminden eserlere yer veren bir seçki sunan “Satılık Değil! / Not For Sale!” başlıklı koleksiyon sergisi ile açtı. Koleksiyon sergisi, galericilik ve koleksiyonerlik kavramlarını mercek altına alıyor. One Arc Gallery, yeni galeri mekânını “Satılık Değil! / Not For Sale!” başlıklı koleksiyon sergisi ile Juma Binası’nda açtı. Avni Arbaş, Şükriye Dikmen, Abidin Dino, Albert Bitran, Nejat Melih Devrim, İlhan Koman, Fikret Mualla, Mübin Orhon, Selim Turan, Kuzgun Acar ve Fahrelnissa Zeid’in eserlerinin yer aldığı “Satılık Değil!” sergisi, 1940’lar ve 1960’lar arasında yaşanan, bugün Paris Ekolü olarak bilinen Türkiyeli ressam ve heykeltıraşların uluslararası avangart içerisinde kendilerine yer edindikleri önemli bir sanat tarihi periyoduna ayna tutuyor.  Savaş sonrası dönemde Amerika’da soyut dışavurumculuk, Avrupa’da ise informalizm oldukça yaygındı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ekonomi, politika ve sanatta küresel liderliği ele alırken Avrupa da savaşın yarattığı derin bunalımdan çıkmanın bir yolunu buldu. Paris, geçmiş yıllarda yaşanan vahşetlerin derin kolektif travmasının yaşattığı varoluşsal krizlerle boğuşurken, sanat dünyasının merkezi konumunu New York'a kaptırdı. Ancak Avrupalı sanatçılar, sanatlarını ilerletmek ve yenilemek için sezgisel, dürtüsel ve spontane üretim biçimleri geliştirerek modern sanatın pozitivist evrenselliğini ve akılcılığını reddettiler. İnformalizm akımının genç sanatçıları dışavurumcu, deforme olmuş ve soyut bir sanat biçimi geliştirirken öznelliğe, psikolojiye ve biçimsel olarak “sanat için sanat” anlayışına odaklandılar. Bunun sonucunda tarihin akışını değiştiren yeni ve şiirsel bir sanat biçimi ortaya çıkmış oldu. Bu dönem, 1940’larda Paris’e gidip ilk kez çağdaşlarıyla benzer doğrultuda üretim yapan ressam ve heykeltıraşların varlığı dolayısıyla Türkiye’nin sanat tarihi için oldukça önemlidir. Paris Ekolü’ndeki Türkiyeli sanatçılar uluslararası sanat çevrelerinin tam merkezinde, tam da informalizm devriminin yaşandığı zamanda bulundular. Yani bu sanatçılar uluslararası avangardın bir parçası olup onun tarihinin devamına katkıda bulundular. Bu sebepten ötürü savaş sonrası dönemde Avrupa ve Türkiye’de takip edecek olan avangart hareketlerin temellerini attıkları söylenebilir. “Satılık Değil!” sadece Paris Ekolü’nün soyut sanatçılarına odaklanmak yerine önemli figüratif temsilcileri de göstererek çalışmalarında Paris’in büyük etkisi olan bu sanatçı grubunun çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtmayı amaçlıyor. ​Sergi ayrıca sanat koleksiyonculuğunun ve koleksiyonerliğin ülkenin sanat hafızasının ve kültürel mirasının korunmasındaki öneminin altını çiziyor. “Satılık Değil!” sanat koleksiyonunun hem kişisel bir tutku olduğunu hem de sosyal bir bağ kurma aracı olduğunu gösteriyor. ### Eril şiddetin hasarına karşı ''Boşlukta'' sergisi sanatseverlerle buluşuyor Sanatçı Metin Ünsal’ın tüm canlılara, özellikle kadına yönelik eril şiddetin ruhlarda yarattığı hasarı odağına alan “Boşlukta” sergisi, 6 Ocak - 3 Şubat tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye’de sanatseverlerle buluşuyor. Ünsal ile sergi hazırlık süreci, üretim pratiği ve çalışmalarındaki kadın ruhlar üzerine artfuliving ile sohbet etti. “Hasar” ile başlayan “Bedel” ile devam eden sergi serinizin yeni durağı “Boşlukta”, ocak ayında sanatseverlerle buluşuyor. Kadın ruhuna seslenişin yankılarını taşıyan seride ilk sergiden bugüne neler değişti, hikâye nasıl evrildi? Son yıllarda şiddet eylemlerinin, özellikle de kadına şiddetin çok yüksek bir oranda arttığının farkındayız. Birçok kuruluş ve bireyin de bu konuya tepkisinin yoğunlaştığını izlemekteyiz. Ben de şiddet konusunu 2016 yılından beri irdeleyen ve toplumun dikkatini bu yöne çekmeye çalışan bazı sanatsal işler üretme çabasındayım. Bu yolla daha çok bireyin ve belki toplumun bir parçasının duyarlılığını arttırmak ve bir kez daha şiddete karşı durmak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Sadece kadını hedef alan değil şiddetin mağduru olan farklı kesimlerin, canlıların ve gezegenin kendisinin de çalışmalarımda yankıları belirginleşmeye başlıyor. “Hasar” ile başlayan, “Bedel” sergisiyle devam eden serinin üçüncü ayağı olan “Boşlukta”, 6 Ocak itibariyle Galeri Işık Teşvikiye’de ziyarete açılıyor. Mart 2022’de “Hayalet Şiddet” başlığıyla İzmir Galeri A’da ve İzmir Sanat’ta eş zamanlı gerçekleşecek sergilerim ve devamında planladığımız (Bodrum, Ankara, Mardin) sergilerinde bu etkiler daha belirgin olacaktır.  Sergiye nasıl hazırlandınız, nelerden ilham aldınız, beslendiniz? Ülkemizde ve dünyada uzun yıllardır var olan bu sorunu dile getirme yolunda yaklaşık altı, yedi yıl önce başladığım araştırmalar ve okumalar sonucu konunun ulaştığı boyut beni şaşırttı. Kitaplar kadar sorunu ele alan video röportaj ve belgeleri de inceledim. Ülkemizin kadına şiddet konusunda başta gelen ülkeler arasında olmasına, kadının toplumda hak ettiği yeri bulamamasına ve cinsiyet ayrımcılığına uğramasına, kadına ön yargıyla yaklaşılmasına karşı ben de duygu ve düşüncelerimi sanat pratiğim aracılığıyla ifade etmek istedim. Bu tutumu bir erkek olarak kendi hemcinslerimin eylemlerine karşı bir tavır ve özeleştiri olarak oluşturdum. “Boşlukta” bünyesinde yer alan birçok farklı disiplin ile dikkat çekiyor. Resimden dijital enstalasyona uzanan bu çok çeşitli anlatım dilini nasıl kurguladınız? Sergiler arasında kesintisiz süren çalışmalar yaşamdaki değişiklikleri de üretime taşıyor. Yenilikler ve değişimlerle beslendiğimiz bu süreçlerin getirilerini de pek tabii ki sanat çalışmalarımıza ekliyoruz. Bir düşüncenin veya amacın, bugün birkaç değişik sanatsal dil ile anlatımı bana daha etkili ve doğru geliyor.   3D animasyon yapıt sergiye farklı bir boyut ve duyu çeşitliliği katıyor. Bu eserden ve hikâyesinden bahsedebilir misiniz? Resim ile başlayan üretimimi zaman içerisinde farklı medyumlar ile besledim. Gerek kendi atölye deneylerim gerek başvurduğum iş birlikleri ile farklı anlatım biçimlerini gündeme almak istiyorum. 3D çalışma da bu iş birliklerine bir örnek. Ruhların yaşadıklarını ve hissettiklerini izleyiciye daha yoğun aktarmak için 3D animasyon yöntemini tercih ettim. Hikâyesinden biraz bahsetmem gerekirse, şöyle özetleyebilirim: Şiddet karşısında deformasyona uğrayan ve yıpranan ruhlar niteliği belirsiz, boşlukta, tek başlarına, yorgun ve ağır hareketlerle durmaktadırlar. Evrenin dört bir yanından gelen sesleri duymakta ama kendi varlıklarını kimseye fısıldayamamaktadırlar. Maruz kaldıkları şiddet, onları kıyamete kadar bu boşlukta, taşıdıkları acı duygularıyla baş başa kalmaya mahkûm etmiştir. Kadına şiddetten yola çıkan sergi, kavrama bütüncül yaklaşarak din, dil, ırk, yaş, kültür gözetmeksizin şiddettin her türlüsünün karşısında duruyor ve farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Bu doğrultuda biz izleyiciye düşen sorumluluk nedir sizce? İzleyicinin bu yönde ortaya konan benzeri çalışmalarda şiddetin vahim boyutunu, önemini bir kez daha duyarak, kavrayarak bu konuda bir adım daha atmanın farkındalığına ulaşmasını umut ediyorum. Serginin yaratmak istediği mesajı alan, bu toplumsal dengesizliği kendi yorumundan geçiren insanlar belki de şiddete karşı olan hareketlere katkıda bulunacak ya da en azından düşüncesini tekrar gözden geçirecektir. Kuşkusuz izleyiciler içinde zaten bu farkındalığa sahip ve hatta bu çabanın muhatabı insanlar da olacaktır. Bu amaçla konunun sadece sergi izleyicisi ile sınırlı kalmaması için sergiye eşlik eden bir yayın hazırlığımız da var. Sergide yalnız ve kederli kadın-ruhların sessiz yakarışlarıyla karşılaşıyoruz. Fark edilmeyen, gölgelerin ardında kalan, görünmez hâle getirilen kadınları başrole taşıdığınız sergideki ruhlar ne anlatmak istiyor? Çok küçük yaşlardan beri haksızlığa ve şiddete maruz kalan kadınların ruhları olarak, hayatları boyunca taşıyacakları acı katmanları ile var olmak zorunda kaldıklarını bize anlatıyorlar. Toplum içi ayrımcılık sebebiyle gölgede kalan, öne çıkamayan ve elde edemediği hakları yüzünden ıstıraplı bir yaşam süren ruhlarda oluşan deformasyonu ve değişimi hissetmemizi istiyorlar. Bu ruhlar şiddetin farklı biçimlerine maruz kalmış ve sessizliğe itilmiş insanları temsil ediyorlar.  Havada asılı kalmış gibi, boşlukta süzülen, biçimsiz ve kimliksiz bedenler karakter özelliklerinden ve fiziksel betimlemelerden arınmış oluşlarıyla dikkat çekiyor. Görünüşleriyle değil ruhsal tınılarıyla fark edilmeyi bekliyorlar. Bu seçimlerle anlatmak istediğiniz nedir? Boşluk gibi niteliği belli olmayan bir ortama itilmiş olan bu yalnız ruhlar, karşılaştıkları acıları da kendileriyle birlikte bu ortama taşırlar. Bir arkadaş veya tanıdığın, yardım çığlıklarına koşmasını beklediklerini de düşünebiliriz. Ama ne yazık ki çoğu zaman bu çağrılarına yanıt alamadıklarını biliyoruz.  Sergi yokluk, hiçlik, boşluk temaları etrafında şekilleniyor. Eserler bu temalarla nasıl bir diyalog kuruyor? Doğaldır ki yapılan çalışmalar tüm bu düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmaların kaynağı, ruha yapılan eziyet, şiddet ve bir nevi işkencenin geri dönülemez tahribatını ortaya koymak içindir.  “Boşlukta” sergisine ayrıca farklı disiplinlerden isimlerin yazılarının yer aldığı bir de yayın eşlik ediyor. Bu yayından bahsedebilir misiniz? Bu konudaki farkındalıklarıyla öne çıkan sivil toplum temsilcisi, gazeteci, akademisyen, yazar ve şair gibi farklı disiplinlerden isimlerin şiddet üzerine düşünceleri, şahit oldukları ve deneyimlediklerini yan yana getiren bu yazılara “Tanıklık” isimli yayınımızda yer veriyoruz. Bu yayına galeriden ulaşabilirsiniz. 21. yüzyılda şiddetin hâlâ en önemli meselelerimizden biri olması çok üzücü ve düşündürücü. Kontrolsüz şiddet, zorbalık, hakaret, ayrımcılık, mobbing, savaş gibi çeşitli örneklerle kadınlardan çocuklara, hayvanlardan bitkilere tüm dünyaya yayılıyor. Sergi şiddetin hükmünden sıyrılıp daha yaşanabilir bir dünya ihtimallerini tartışmaya açıyor. Peki siz bunun mümkün olduğuna inanıyor musunuz? Küçük değişimlerden büyük hareketlerin doğacağı bilinciyle bu konuda nasıl bir adım atmamız gerektiğini düşünüyorsunuz? Tabii ki bir veya birkaç uyarı (hatırlatma) ile tüm dünyaya yayılmış böyle bir eşitsizliğin dengelenmesini beklemek hayal olur. Ancak özellikle Türkiye gibi bazı ülkelerde bu tartışmaların kuvvetlenmesi gerekmektedir. Toplumun eğitim ve kültür düzeyi, insanların bu konuda aydınlatılması ve idarenin buna uygun bir zemin yaratması yarınlar için umutlu olmamızı sağlayacaktır.  Sergi serisi “Boşlukta”nın ardından yolculuğuna nerelerde devam edecek? Sergilerin mart ayında İzmir’de eş zamanlı iki sergi olarak düzenlenmesinin ardından Ankara, Mardin ve Bodrum’da organize edilmesi planlanıyor.  ### Kültür sanat odaklı yeni “yaratıcı” alanı tarihi St. Pierre Han Galata bölgesinin en eski sakinlerinden tarihi Saint Pierre Han (Sen Piyer), 250 yıllık hafızasını şehrin yeni “yaratıcı alanı” olmak üzere İstanbullulara açıyor. İBB ve Bahçeşehir Uğur Eğitim Vakfı işbirliğiyle yürütülen restorasyon projesiyle zamanın tahribatını üzerinden atmaya başlayan St. Pierre, İBB Miras’ın özenli dokunuşuyla geleceğin “kültür sanat ve yaşam durağı” olmaya hazırlanıyor. Yüz yıllara yayılan tarihsel süreçte, çok kültürlü, çok dilli, kalabalık günlerini geride bırakan, zaman içinde yalnızlaştıktan sonra kendi haline terkedilmenin etkisiyle harabeye dönen St. Pierre Han, uzun süredir kapsamlı bir restorasyon ihtiyacı duyuyordu. Bakımsızlıktan kaynaklanan yapısal bozukluklar nedeniyle acil olarak uygulanması gereken restorasyon projesi, tarihi hanın özgün dokusunu esas alacak şekilde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hayata geçirildi. Mülkiyeti İtalyan Dominiken Rahipleri’ne ait olan ve restorasyon karşılığında Bahçeşehir Uğur Eğitim Vakfı’na kiralanan St. Pierre Han, kentin yeni “yaratıcı” alanı olarak İstanbullulara kapılarını açacak. ST. PIERRE HAN’IN HAFIZASI CANLANIYOR Yıllardır atıl durumda olan St. Pierre Han’ın, İBB Miras’ın yaklaşımı ve teknik donanımıyla harabe estetiğini yansıtacak şekilde restore edilip yapısal sorunlarından arındırılarak henüz restorasyon sürecindeyken şehrin kültür sanat hayatına açılması, hem Beyoğlu hem de İstanbul’a değer kazandıracak. İBB Miras’ın uzman elleriyle yeni bir başlangıca adım atmaya hazırlanan handa; geçici ve kalıcı sergi salonları, kütüphane, atölyeler ve kültürel etkinlik alanlarının yanı sıra destekleyici diğer birimler yer alacak. Bu süreçte 250 yıllık derin hafızası da tazelenecek olan kadim yapı; şehri izlemeye, dinlemeye, anlatısını yeni tanıklıklarla sürdürmeye devam edecek. ST. PIERRE HAN HAKKINDA Tarihi Roma’ya kadar uzanan, 12. yüzyıldan itibaren de Ceneviz kolonisi olarak ticaretin nabzını tutan Beyoğlu – Galata bölgesinde, Eski Banka Sokak’ta tanıklığına devam eden St. Pierre Han, şehirde çok katmanlı dokusuyla dikkat çeken yapıların başında geliyor. Hanın geçmişi ilk olarak ismini de aldığı, İtalyan mimar Gaspare Trajano Fossati’nin imzasını taşıyan ve Dominiken rahiplerinin mabedi olan St. Pierre Kilisesi’ne uzanıyor. Bölgenin meşhur yangınlarında kilisenin ahşap lojmanlarının yanmasının ardından, 1771-1775 yıllarında inşa edilen St. Pierre, 58 metre uzunluğundaki cephesiyle, yaklaşık 2500 metrekarelik bir alanda konumlanıyor. Dışarıdan bakınca tek bir bina gibi algılanan han aslında birbirine eklenen farklı yapı gruplarından oluşuyor. Hanın hafızasında öne çıkanları arasında, Osmanlı devletinin resmi bankalarından biri olarak 1863 yılında kurulan Bank-ı Osmani-i Şahane’ye ev sahipliği yapması geliyor. Bankadan sonraki yıllarda İstanbul’un anıtsal yapılarına imza atan Antoine N. Perpignani, Hovsep Aznavur, Marco G. Langas, Edoardo Carlo Vittorio De Nori ve Giulio Mongeri gibi dönemin önemli mimarları tarafından büro olarak kullanılan yapıda, bu isimlere ait tabelalar hâlâ yerinde bulunuyor. İstanbul’da ilk “kot” üretimini yapan atölye olarak kayıtlara geçen “Muhteşem Kot” atölyesi de yine St. Pierre Han ile anılanlar arasında. ŞANTİYE GEZİLERİ İBB Miras Kara Surları, Bukoleon Sarayı, Anadolu ve Rumeli Hisarı şantiye gezilerinin ardından Saint Pierre meraklıları da restorasyonun başlamadan yapı ile buluşuyor. Özel bir rota belirlenerek, rehber eşliğinde 2021 Kasım itibari ile başlayan geziler devam ediyor. Şehrin yeni yaratıcı alanını gezmek için aşağıdaki internet ortamından başvuru yapmak yeterli: Başvuru Linki: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSfX3SycJ2hNJfc2GUegkiQJup06Q7-iZntyFx6PLAUOHKqO9Q/viewform ### Yeni yılda psikolojik sağlamlılık Çift ve Aile Terapisti, Psikoterapist Neslihan Aslıhan, kaleme aldığı yazıda 'yeni yılda psikolojik sağlamlılık' konusunu ele aldı. Covid - 19'un etkisiyle girdiğimiz yeni yılda psikolojik dayanıklılığın önemine vurgu yapan Aslıhan, bazı önerilerde de bulundu: "Her Aralık ayının sonunda heyecanla beklenilen yeni yıl bu sene de belirsizlik  durumunu koruyarak gündeme ağırlığını koydu. Aralık 2019 da Çin’den dünyaya yayılan Covid 19 virüsü tehditkar tavrını biçim değiştirerek sürdürüyor. Yeni tanımlarla bizi tanıştıran ve anlamlarını sorgulatan bir yıl oldu 2021. Delta, Omicron, belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik dayanıklılık… Yeni alışkanlıklar  yeni çabaları gerekli hale getirirken eskiye dönme hayali hükmünü yitirmiş görünüyor. Şimdilik anormal duruma verdiğimiz normal tepkilerle uğraşa duralım belirsizliğe tahammülsüzlük kapımızı çalmaya devam ediyor. Hepimizi eşitlediği söylenilen Covid-19 hepimizi ayrı sınıyor. Kimimiz kayıplarımızın yasını tutarken kiminin hastası ve hastalığıyla mücadelesi  devam ediyor. Bütün bunlara tanık olma hali ise başlı başına travma yaratıcı etkiye sahip. Bilindiği gibi travma, aniden geliyor ve hazırlıksız yakalıyor herkesi. Çoluk çocuk, yetişkin, gördüklerimiz duyduklarımız hepimizin kaygılarını  artırdı. Ölmekten değil öldükten sora sevdiklerimize ne olacağını aşırı düşünmekten ruh sağlığı dengemizi kaybettik. Travmanın yanında travmatik etkilerle bizi karşı karşıya bırakan pandemi fiziksel dayanıklılığın yanında psikolojik sağlamlığı da ölçer oldu. Şimdilerde ise nasıl dayanacağız sorusu nasıl dayanıklı olabilirsek pandemi sürecini kolay atlatırız bölümünü araladı. Psikolojik uyum sürecidir aslında psikolojik dayanıklılık. Karşılaştığımız veya maruz kaldığımız stres düzeyimizi yükselten bir süreci nasıl nasıl ele aldığımızla ilgilidir. Bu süreçte hastalanmamız olumsuz düşüncelere davetiye çıkarmamız olasıdır. Tüm zor koşullara rağmen sağlımızı koruyabiliyorsak psikolojik olarak dayanıklı oluruz. Zorlukları yaşamımızı tehdit eden bir güç olarak görürüz genelde. Psikolojik yönden sağlam insanlar zorlukları bir fırsat olarak ele alır ve olayları kontrol altına alabilme gücüne sahip olduklarının farkına varırlar. Stresli yaşam olayları karşısında gösterdiğimiz  direnç bizi her geçen gün güçlendirir. Peki bu yalnızca güçlü kişilerin bir kişilik özelliği midir? Araştırmalar bize psikolojik dayanıklılığın oluşmasında bazı faktörlerin etkili olduğunu göstermektedir. Kişisel özelliklerimiz, fiziksel dayanıklılığımız, sosyalliğimiz ,zekamız, öz yeterliliğimiz başı çeker. 20201 bize tahmin edilen ve edilemeyen yönleriyle bir salgından küresel çapta nasıl etkilendiğimizi gösterdi. Aynı zamanda duygusal yönden nasıl dayanıklı olacağız peki sorusunu da! İlk sırada pozitif düşünmek ve felaket tellallığına dur demek gerekiyor. Pozitif düşünmek Pollyannacılık değil elbette. Düşüncelerimizi durduramadığımız zaman onların bizi nasıl yönettiğinin farkına varabilmek ve düşünceyi ele alma becerilerini geliştirebilmek önemli.Yaşamda her şeyin zıddıyla var olduğunu bilmek sihirli  bir güç. İçimizdeki gerçek denge pozitif ve negatifliği kabul etmekle başlıyor. Bu durum başımıza gelenleri fark edip doğru isimlendirmeye yarıyor. Bu da kabullenmeye götürüyor. Tabi negatifliğe değil pozitifliğe ağırlıklı dikkati vermek gerekiyor. Olayları ya da gidişatı kontrol altına almayınca kendi duygu ve düşüncelerimizi alabilmenin pozitif gücüne odaklanmak direnç geliştirmeye yardımcı oluyor. Bu durumda çözüm odaklı olmaya geçiş yapıyoruz. İyi bir uyku ve iyi beslenmeye özen göstermenin önemi yadsınamaz. Her şeyin  normale dönmesini beklerken geçen süre yaşamın geri kalan bölümlerini ihmal etmeye gelmiyor. Öz bakım, kendimizi sevmek, sosyal çevreye ve sosyal desteklere  yakın durmak yaşamı anlamlı kılıyor. Ortak acıların yaşandığını görmek ve bilmek ise güçlendirici etkiye sahip. Psikolojik dayanıklılığınızın arttığı ve belirsizliğe tahammül etme gücünüzün farkına vardığınız bir sene diliyorum." ### Dünyanın tek demir Ortodoks kilisesi 124 yaşında Dünyanın tamamı demirden yapılmış tek Ortodoks kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi diğer adıyla Demir Kilise, 124 yıldır ilgi çekici yapısı ve eklektik mimarisi ile Haliç'e yolu düşenlerin dikkatini çekiyor. Avusturya'nın başkenti Viyana'da hazırlanan döküm ve metal aksamları gemilere yüklenerek Tuna Nehri ve Boğazlar yoluyla Balat'a getirilen ve Haliç'in kıyısına monte edilen Demir Kilise, dünyanın ilk prefabrik yapıları arasında yer alıyor. O dönemde 4 milyon gümüş levaya mal olan, mihrabı Haliç'e dönük kilise, 1896'da tamamlansa da, mimari bölme duvarı ikonostasisin yeniden tasarlanması dolayısıyla 1898 senesinde ibadete açıldı. Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kiliseleri Vakfı bünyesindeki yaklaşık 300 kişi kapasiteli kilise, ilk günkü görkemiyle 124 yıldır sapasağlam ayakta duruyor. Kilisenin giriş kapısının üzerinde 40 metre yüksekliğinde bir çan kulesi, Rusya'nın Yaroslavl şehrinde dökülmüş 3 kubbesi ve günümüzde 2'si kullanılan 6 çanı bulunuyor. Bulgar Ortodoks inanışının en büyük sembollerinden biri olmaya devam eden, 500 ton demir kullanılarak haç şeklinde inşa edilen kilise, yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra tarih, kültür ve tasarım meraklılarının da ilgisini çekiyor. Zamanla demirleri oksitlenerek çürümeye yüz tutan kilise, merhum Kadir Topbaş'ın başkanlığında belediyenin katkılarıyla 2011-2018 yıllarında restore edilmişti. Kilise, 7 Ocak 2018'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dönemin Türkiye ve Bulgar başbakanlarının katıldığı tören ile yeniden hizmete açılmıştı. Kilise görevlisi Aleksandr Masev, AA muhabirine, 19. yüzyılın başlarında başlayan milliyetçilik akımıyla, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı coğrafyasında yaşayan Bulgar topluluğunun kendi dillerinde ayin yapabilecekleri bir kilise arayışına girdiğini, dönemin padişahının izniyle bugünkü kilisenin yerine ahşap bir kilise inşa edildiğini anlattı. 1898 YILINDA AÇILMIŞ Zamanla Bulgar halkının çoğalmasıyla daha büyük bir kiliseye ihtiyaç duyulduğunu, ahşap kilisenin birkaç kez yandığını dile getiren Masev, şöyle konuştu: "Ahşap kilisenin yerine daha büyük ve daha ihtişamlı, taştan, kagir bir kilise yapılması planlanıyor. Bunun projeleri hazırlanıyor, projeyi hazırlayan kişiler de o dönemin önemli mimarlarından Fossati kardeşler. O kilisenin yapım aşaması başlıyor fakat kilise hiçbir zaman bitirilemiyor. Çünkü zeminin bataklık olmasından dolayı kagir binayı kaldırmıyor. Daha sonra yapılan çalışmalarla 'buraya nasıl bir kilise yapabiliriz' diyerek bir yarışma açılıyor. Bu yarışma sonucunda da dönemin Osmanlı Ermeni mimarlarından Hovsep Aznavur tamamen demir aksamlı bir projeyle yarışmayı kazanıyor ve 1892 senesinde tamamen kilisenin inşa süreci başlıyor. Yaklaşık 4-4,5 sene sürüyor kilisenin inşası. 1896 senesinde bitiyor, fakat buradaki ahşaptan yapılan ikonostasis kısmının kiliseye uygun olmadığına karar veriliyor, 1-2 sene daha onun yeniden inşası sürüyor ve 1898 senesinde kilise törenle açılıyor." ### İstanbul Modern’in yeni binası “en iyi”ler listesinde! İstanbul Modern’in ünlü mimar Renzo Piano’nun imzasını taşıyan Karaköy’deki yeni müze binası, daha açılmadan dünyanın cazibe merkezlerinden biri olarak görülüyor. Uluslararası “Time Out” dergisi, “2022’de Dünyada Yapılacak 22 En İyi ve Yeni Şey” listesinde İstanbul Modern’in yeni binasına da yer verdi. Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi İstanbul Modern’in Karaköy’deki yeni binası, Time Out editörlerinin hazırladığı “2022’de Dünyada Yapılacak 22 En İyi ve Yeni Şey” sıralamasında yer aldı. Pandemi sebebiyle en son 2020 yılında hazırlanan listenin 2022 sıralamasında, etkileyici müze açılışlarından sahne gösterilerine kadar kaçırılmaması gereken etkinliklere yer verildi. BÖLGEYE ÖNEMLİ BİR HAREKET KAZANDIRACAK Yazıda, Karaköy’deki eski konumunda yeniden kapılarını açacak İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin yeni binasının; Centre Pompidou, Whitney Müzesi, Centro Botín ve Beyeler Vakfı Müzesi gibi uluslararası pek çok müze ve sanat kurumunu tasarlayan Pritzker ödüllü İtalyan mimar Renzo Piano imzası taşıdığı belirtildi. Beyoğlu’ndaki geçici mekânına taşınmadan önce Karaköy’ün simge yapıları arasında yer alan müzenin eski yerine dönüşünün; yürüyüş alanı, restoranları ve mağazalarıyla yakın zamanda ziyarete açılan Galataport ile birlikte bölgeye önemli bir hareket kazandıracağı ifade edildi. Uluslararası standartlarda bir müze olarak izleyiciyi merkezine alan İstanbul Modern’in yeni binasının; sergi salonları, eğitim atölyeleri, sinema, kütüphane, tasarım mağazası, etkinlik alanları, kafe ve restoranıyla sanatseverleri ağırlamaya hazırlandığı da kaydedildi. ### "40 Yama 40 Hikâye" sergisi açıldı Sanatçı Bilgi Toplu, “40 Yama 40 Hikâye” isimli ilk kişisel sergisini Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açtı. Kadıköy Kız Sanat Enstitüsü’nden mezun olan Toplu, sergisiyle ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: "Kırkyama sanatında her parçanın bir öyküsü bulunuyor. Kırkyama ile buluşmam, ablam Yasemin Sarıkurt ile başladı. Kendisi bana kırkyamanın temel işlemlerini öğretti ve bu yolculuğum böyle başladı. 2011 yılının temmuz ayında 7. Zeytindalı Ulusal Kırkyama Yarışması’nda üçüncülük ödülü aldım. Pek çok karma serginin ardından ilk kişisel sergimi açmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşıyorum. 20 yıllık hayalim gerçek oldu." 10 OCAK'A KADAR GALERİ MALTEPE'DE! Türkan Saylan Kültür Merkezi Kültür Sanat Koordinatörü Kubilay Erdelikara, Bilgi Toplu’ya günün anısına el yapımı tabak hediye etti. Toplu’nun doğa ve Anadolu’nun zengin kültürel mirasını yansıtan temalı eserleri, yaratıcılıkla bezeli rengarenk eserleri, ev tekstili ve hediyelik eşyaları, uzun yıllardır devam ettiği kendi tasarımı bez bebekleri, ziyaretçilerin beğenisini topladı. Sergi, 10 Ocak’a dek Galeri Maltepe'de ziyarete açık olacak.  ### Benedict Kloeckner ve Danae Dörken, Süreyya Operası'nda! Alman çellist Benedict Kloeckner ve Yunan asıllı Alman Danae Dörken, 10 Ocak'ta Kadıköy Süreyya Operası'nda müzikseverlerle buluşacak. VİRTÜÖZLERİN MÜZİĞİ Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası'nın başlattığı "Virtüözlerin Müziği" serisinin dördüncü konseri 10 Ocak'ta gerçekleştirilecek. Çelloda Benedict Kloeckner ve piyanoda Danae Dörken'in sahneye çıkacağı konserde; Robert Schumann, Bohuslav Martinu, Robert Schumann ve Dmitri Shostakovich'in eserleri seslendirilecek. ### Görsel sanatların dijital dönüşümü Dijital çağın devrimsel etkisiyle birlikte görsel sanatlar dijital bir boyut kazandı. Görsel sanatçılar çalışmalarını dijitale uyumlu hale getirdi. Grafik tasarım ve dijital çizimle ortaya çıkan sanat eserleri, sanat anlayışının da dönüşmesine yol açtı. Sanatsal üretim sürecinde ortaya çıkan bu yeni anlayış domino etkisi yaratarak sergileme ve koleksiyonculuğun da sanal bir boyut kazanmasına zemin hazırladı. Aykut Aydoğdu'nun bir eseri DİJİTAL SERGİ Özellikle pandemi döneminin belirgin bir tetikleyici olduğu bu süreçte, sanat eserlerinin görünür olmasını sağlayan sergi ve galeriler de dijitale taşındı. Yeni çağın gerekliliklerine geç de olsa uyum sağladığımız şu dönemde dijitalleşmenin her ortamda kendini gösterdiğine tanık oluyoruz. Birçok sanat topluluğu eve kapandığımızda da sanattan uzak kalmamamız adına dijital olarak etkinlik ve sergiler düzenlemeye devam etti. Pera Müzesi, İstanbul Modern ve Yapı Kredi Kültür Sanat gibi birçok kurum internet sitesinde dijital sergilere yer verdi. İLLÜSTRATÖRLER VE DİJİTAL SANATÇILAR Sanatın dönüşmesiyle birlikte hitaplar da değişti. Görsel sanat alanında üretim yapan insanlara ressam ve sanatçı denirdi. Dijital çağın getirdiği yeni nitelemelerse dijital sanatçı ve illüstratör oldu. Dijital sanat alanında etkili yapıtlar veren bazı isimler şöyle: Aykut Aydoğdu, Refik Anadol, Ronald Ong. Yapıtlarını dijital olarak üreten sanatçılar çalışmalarını farklı bir boyutta takipçilerine sunmaya başladı. Grafik, renk ve çizgilerin 0’lar ve 1’ler dünyasının kodlarıyla oluşan bir hammaddeye sahip olması sanat eseri arşivinin de gerçek dünyada kapladığı alan hacmini azalttı. Bu küçülme eserin alıcısı ya da izleyicisi açısından da bir avantaj sağladı. SANALLAŞAN KOLEKSİYONCULUK Dijitalleşmeden önce bir sanat eserine sahip olmanın tek yolu o eseri müzayede ya da sergide somut olarak almaktı. Artık koleksiyonerlik anlayışı da bireyselliğini yitirdi. Bir eserin tek bir sahibinin olmaması bir demokratikleşme sürecine de zemin hazırladı. Bazı koleksiyonerler satın aldığı eserlerin sadece kendisine seyir zevki vermesini ister. Bu bazı sanat eserlerinin de bilinirliğini yok eden bir durum. Tarihsel süreçte ortaya çıkmamış ya da gizli kalmış birçok eser ve sanatçı var. Koleksiyoncunun aldığı sanat eserini diğer sanatseverlerle paylaşmaması sanatın gelişiminin de önünde bir engel. Dijitalleşmenin bu süreçte etkilediği diğer bir alansa koleksiyonculuk oldu. Sanatçılar sanat eserlerini NFT’ye dönüştürüp satarak koleksiyonculuğun da evrimleşmesine imkan sundu. Artık bir eser birden fazla koleksiyonerin dijital arşivinde bulunabiliyor. ### 'Dilberay' filminden yeni fragman! Yaşadığı zorlu hayat sonrası sesiyle adından söz ettiren Dilberay'ın hikâyesinin anlatıldığı filmden yeni bir fragman yayınlandı. Büşra Pekin'in ünlü sanatçıya hayat verdiği Dilberay filmi, 4 Şubat 2022'de gösterime girecek. Ketche'nin yönetmenliğini üstlendiği, başrolünde Büşra Pekin'in yer aldığı Dilberay, zorlu bir hayattan gelip müziğiyle insanlara ses olan Dilberay'ın hayat hikâyesini odağına alıyor. Pekin'in yanı sıra oyuncu kadrosunda Ayberk Pekcan, Nursel Köse, Zeliha Kendirci, Deniz Hamzaoğlu gibi isimler yer alıyor. FİLMİN KONUSU 2019 yılında aramızdan ayrılan sanatçının hayatının ilk bölümünde yaşadığı zorluk ve eziyetleri de anlatacak olan filmin konusu ise şöyle: Kahramanmaraş’ta, sekiz çocuklu fakir bir ailenin kızı olarak çadırda başladığı hayatına birçok üzüntü ve hüzün sığdırdı Dilber Ay… 13 yaşında para karşılığı kendinden yaşça büyük bir adama satıldı. Evlendiler, çocukları oldu. Şarkı söylediği için dayak yedi, işkence çekti ama o yaşadığı bütün acılara inat, Allah vergisi sesinden aldığı güçle adım attığı sahnelerde zirveyi de gördü, hapishaneyi de… Hiç yılmadı. Hep şarkı söyleyerek çıktı düştüğü dipsiz kuyulardan. https://www.youtube.com/watch?v=Qar9B8wvG8Q ### Tarzını seç, kitabını bul! İBB iştiraki Kültür A.Ş, eğlenceli bir uygulamayı kitapseverlere buluşturuyor. “Önemli olan iç güzelliği” aktivitesinde kitapların kapakları gizlenecek. Kitapseverler, kapağın üzerindeki 107 farklı etiketten istediği tarzı seçerek kitabını alacak. İstanbul Kitapçısı’nın Gazhane ve Karaköy şubelerinde hayata geçen uygulama, 17 Ocak 2022’ye kadar devam edecek. İstanbullulara farklı kitap alma deneyimleri yaşatan İstanbul Kitapçısı, şimdi de yeni bir kurguyu hayata geçiriyor. Kitap satın alma deneyimini eğlenceli bir aktiviteye dönüştüren “Önemli olan iç güzelliği” etkinliğinde kitaplar, üzerinde anahtar kelimelerin olduğu bir kaplama ile gizlenecek. Kitapseverler, bu anahtar kelimelerin yönlendirmesiyle 20 farklı kitaptan birini seçmiş olacak. 20 FARKLI KİTAP, 107 FARKLI ANAHTAR KELİME 107 anahtar kelime, kapağı gizlenmiş kitap hakkında ipucu veriyor.  Okuyucu; #özgürlük, #arayış, #aşk, #hiciv, #arkadaşlık, #varoluşsıkıntısı, #denizci, #hayalperest, #eşitlik, #İstanbul, #doğa gibi birbirinden farklı kelimelerden tarzını seçecek. Kitapsever, Antoine de Saint Exupery’in Küçük Prensi’ni de seçebilir, 27 yaşındaki Fyodor Dostoyevski ile tanışabilir, Paulo Coelho’nun Casus kitabındaki Mata Hari’yi keşfedebilir ya da kuşlar bir şeyler söyleyebilir. GERÇEK KİTAP KURTLARINI BULUŞTURACAK 27 Aralık 2021 - 17 Ocak 2022 arasında sürecek olan etkinlik, İstanbul Kitapçısı’nın Gazhane ve Karaköy ( Karaköy Şehir Hatları Vapur İskelesi 2. Kat) şubelerinde gerçek kitap kurtlarını bekliyor. Etkinlik çerçevesinde seçilen 20 farklı kitabın fiyatları 9,99 TL ve 19,99 TL olarak belirlendi. ### Cemal Reşit Rey, 3 ayda 27 bin sanatseveri ağırladı Eylül sonunda İstanbul Uluslararası Oda Müziği Festivali ile sezona başlayan Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu, üç ayda 27 bin 558 müzikseveri konuk etti. Toplam 63 konsere ev sahipliği yapan Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda; Grammy ödüllü çellist Gary Hoffman, ödüllü piyanist David Selig, Katalan müzisyen Jordi Savall, Fado'nun ünlü sesi Camane, davul üstadı Dave Weckl, basgitarist Tom Kennedy, Gipsy Kings'in kurucularından Chico ve efsanevi kemancı Gidon Kremer'in de aralarında olduğu çok sayıda ünlü isim sahne aldı. Salgın önlemlerinin alındığı tüm etkinliklerde, yüzde 84 doluluk oranına ulaşıldı. CRR Senfoni Orkestrası'nın Harbiye Açıkhava'da 4, Büyükçekmece Amfi Tiyatro, Topkapı Şehir Parkı ve Kalamış Sahil Parkı'nda yaz aylarında gerçekleştirdiği 3 konseri ise yaklaşık 11 bin 500 müziksever izledi. ### 7. İstanbul Publishing Fellowship'e 105 ülke başvurdu Anadolu Ajansı'nın (AA) Global İletişim Ortağı olduğu 7. İstanbul Publishing Fellowship'e 105 ülkeden başvuruda bulundu. Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle düzenlenen ve AA'nın Global İletişim Ortağı olduğu programa, Ticaret Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Ticaret Odası ve Basın Yayın Birliği katkı sağlıyor. İstanbul'u yayımcılık dünyasında marka haline getirmeyi amaçlayan ve dünya yayımcılarını her yıl İstanbul'da buluşturan program, 8- 10 Mart'ta gerçekleştirilecek. 1104 BAŞVURU YAPILDI Tüm dünyadan yayınevi yöneticileri, editörler, telif ajansları, yayımcı meslek birlikleri ve yayımcı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de katılım gösterdiği İstanbul Publishing Fellowship Programı'na 25 Ekim'de başlayan başvurular, 24 Aralık'ta sona erdi. Uzak Asya'dan Latin Amerika'ya, Kuzey Avrupa'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir köşesinden yayımcıları telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul'da buluşturan program, bu yıl 105 ülkeden 1104 başvuru ile geçen yıllara kıyasla en yüksek katılımcı sayısına ulaştı. En çok katılım 52 başvuru ile Malezya'dan gelirken, bu ülkeyi 48 başvuru ile Brezilya, 38'er başvuru ile Azerbaycan ve İngiltere, 26 başvuru ile İtalya, 23 başvuru ile Fransa, 18'er başvuru ile ABD ve İspanya, 16 başvuru ile Kanada takip etti. Programa yurt içinden ise toplam 283 başvuru yapıldı. ODAK ÜLKE "MACARİSTAN" Programa yapılan başvurular, İstanbul Publishing Fellowship Koordinasyon Kurulu tarafından değerlendirilecek. Kurulun yapacağı değerlendirme sonucunda katılımcılar belirlenerek, 17 Ocak'ta açıklanacak. Dünya yayımcılık sektörü için çeşitliliği artırmayı hedefleyen İstanbul Publishing Fellowship Programı, mart ayında yenilikler katarak katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi görüşme imkanı sunacak. Programın Koordinasyon Kurulu Başkanı Yusuf Ünal, bu yıl başvurusu sayısıyla arzu ettikleri hedefe ulaştıklarını belirterek, "Program kapsamında düzenlenen 'Odak Ülke' etkinliği ile de uluslararası bir ilgi uyandırmayı hedefliyoruz. Etkinlik çerçevesinde odak ülke 'Macaristan' olarak belirlendi ve bu ülkenin yayımcıları, şairleri ve yazarları da organizasyonda yerlerini alacak." ifadelerini kullandı. ### İstanbul Concept’den yeni yılın ilk sergisi: Sumerki Kültür, sanat ve tasarım dünyasını bir araya getirme misyonu ile hareket eden Istanbul Concept yeni yıla, Tomtom Mahallesi'ndeki galerisinde ressam Coşkun Sami'nin “SUMERKİ" isimli kişisel sergisi ile giriyor.  7 – 29 Ocak 2022 tarihleri arasında gerçekleşecek sergide Sami'nin son dönem resimlerinin yanı sıra "Eksiklopedi" serisinden bir desen seçkisini de izliyor olacağız.  “BÖYLE BİR ALACAKARANLIĞI HEPİMİZ BİLDİK VE TEKRAR BİLECEĞİZ.” Sumerki sergisi ismini, Rus şair Osip Mandelştam'ın 1917 devriminin başlangıcının birinci yıldönümünde yayımlanan "Özgürlüğün Alacakaranlığı" şiirinden ödünç alıyor. Rusça'da "alacakaranlık" anlamına gelen "Sumerki" kelimesi, şafaktan önceki ışık belirsizliğini de tarif eder. Mandelştam'ın şiirindeki kapalı, çelişkili ve enigmatik dil, totaliter bir iktidara yol açacak olayların güzellemesi midir yoksa onun kaderine de damgasını vuran dönemdeki gelişmeler karşısında duyulan karamsarlığı mı ifade eder, halen tartışma konusudur. Yazar China Mieville'e göre: "Belki de ufuktaki parıltı, ne ani şafaklara ne de uzun süren gün batımlarına aittir; sürüncemeli, esas bir muğlaklıktır. Böyle bir alacakaranlığı hepimiz bildik ve tekrar bileceğiz.”* Sanatçı Coşkun Sami'nin odak noktasında tarih ve zaman perspektifinin belirsizliği ve kararsızlığı olduğu kadar, bireysel planda geleceğe ilişkin endişeler de yatmakta. Ressam, neyin geçici, neyin kalıcı olduğu ve geleceğin ne olabileceğine dair yorumlarıyla izleyiciyi eserleri aracılığıyla muğlak, belirsiz bir yolculuğa davet ediyor. Tuval üzeri yağlıboya ve kâğıt üzeri mürekkep ile üretilmiş eserlerden oluşan “Sumerki" sergisi, Istanbul Concept Gallery’de pandemi koşullarına uygun düzenlemeye göre  randevu alınarak gezilebilir. ### Şehrin tiyatrosu tüm İstanbul'da! İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oyunları, Ocak ayından itibaren, Beylikdüzü, Esenyurt, Küçükçekmece ve Büyükçekmece’de sahnelenmeye başlıyor. İstanbul’un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen Şehir Tiyatroları, oyunlarını sahnelerinin olmadığı ilçelerde seyirciyle buluşturuyor. İBB Şehir Tiyatroları Ocak ayında Beylikdüzü, Esenyurt, Küçükçekmece ve Büyükçekmece ilçe belediyelerinin sahnelerine konuk oluyor. Şehir Tiyatroları’nın beğeniyle izlenen oyunları Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi, Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi, Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi ve Büyükçekmece Sultan Süleyman Kervansarayı’nda seyirciyle buluşuyor. Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin... Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin, 11 Ocak 2022 Salı günü 20:00’de Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi’nde. Hastalık Hastası Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği Hastalık Hastası, 18 Ocak 2022 Salı günü saat 20:30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde. Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi,  25 Ocak 2022 Salı günü 20:00’de Küçükçekmece Sefaköy Kültür Merkezi’nde. Geç Kalanlar Pervin Ünalp’ın yazıp Nihat Alpteki’nin yönettiği Geç Kalanlar, 1 Şubat 2022 Salı günü 20:00’de Büyükçekmece Sultan Süleyman Kervansarayı’nda seyirci karşısına çıkıyor. İBB Şehir Tiyatroları oyunları sezon boyunca İstanbul’un farklı ilçelerinde seyirciyle buluşmaya devam edecek. Beylikdüzü, Küçükçekmece ve Büyükçekmece’de sahnelenecek oyunların biletleri İBB Şehir Tiyatroları gişelerinden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/ adresinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir. Esenyurt Şehit Erol Olçok Kültür Merkezi’nde sahnelenecek oyunların biletleri, hafta içi mesai saatleri içerisinde Esenyurt Sürekli Eğitim Merkezi’nden, 0212 699 64 36 no’lu telefondan ulaşılarak temin edilebilir. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. ### Başkan Gökhan Yüksel ‘Yeni Yıla Merhaba’ sergisinin açılışını yaptı Zihniye İlhan ve Ali Naki İlhan’ın küratörlüğünde hazırlanan ‘Yeni Yıla Merhaba Sergisi’ Kartal Belediyesi’nde sanatseverler ile buluştu. Yirmi iki sanatçının farklı tekniklerle oluşturduğu elli farklı eserden oluşan sergi, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in katılımıyla açıldı. Kartal Belediyesi Ana Hizmet Binası Fuaye alanında gerçekleşen açılışa Başkan Gökhan Yüksel’in yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi Kartal Gençlik Kolları Yönetimi, sanatçılar ve çok sayıda sanatsever katıldı. Türkiye’nin çeşitli illerinden sanatçıların bir araya geldiği sergide ressam, aynı zamanda yazar olan Dilek Ünal da anı ve öykü tarzında yazdığı kitapları imzaladı. Serginin açılışını gerçekleştiren Başkan Yüksel, Küratör Zihniye İlhan’a tüm sanatçılar adına Kartal heykelciği, Yazar Dilek Ünal’a da çiçek takdiminde bulundu. “HİZMET EDERKEN SANATÇI İLHAMINI HİSSEDİYORUZ” Açılışın ardından bir konuşma gerçekleştiren Başkan Gökhan Yüksel, “Hayal gücümüzü geliştirmek, sanattan bir parça da olsa nasibimizi almak için buradayız. Birçok sanat organizasyonuna katılmaya çalışıyoruz çünkü biz de sanattan besleniyoruz. Hem hizmet ederken, hem hayal kurarken, hem iş yaparken bir sanatçı gözünü, sanatçı ilhamını gerçekten hissediyoruz. Bu bizim için ekmek su gibi bir ihtiyaç. Bugün de birbirinden güzel eserler var burada. Sanatçılarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Her daim sanatın ve sanatçının yanında olduğumuzu ifade ediyorum.” dedi. Resim, filografi, goblen, sulu boya, ebru ve fotoğraf gibi farklı sanat disiplinlerini içeren karma sergi, 7 Ocak’a kadar meraklılarını ağırlayacak. ### Designers Iconic Look Festivali Fişekhane'de! 2022’ye “İkonik” bir merhaba demek isteyenler Fişekhane’deki “Designers  Iconic  Look” yeni yıl festivaline  koşuyor… Fişekhane’nin büyülü atmosferinde devam eden Designers Iconic Look Festivali yeni yılı karşılamak için farklı alternatif arayanlar için güzel ve eğlenceli bir ortam sunuyor. 25-30 Aralık 2021 tarihleri arasında, altı gün boyunca devam edecek olan festivalde tasarım, lezzet, sanat, müzik, alışveriş ve sohbet bir arada… Değerli tasarımcıların özel ürünlerinin yanı sıra gün boyu sürecek müzik performansları, yaratıcı söyleşiler ve gurme lezzetlerle yeni yıl ruhunu ve enerjisini Fişekhane’de yakalayabilirsiniz. Ayrıca her gün saat 17.00-18.00 aralığında, farklı konu başlıklarında uzman isimlerle 30 dakikalık söyleşilerle moda, müzik, sanat ve sağlıklı yaşam konuları ele alınıyor. FESTİVALİN SÜRPRİZİ KARİKATÜRLER Tasarım kıyafetler, şapkalar, takılar, seramik ürünler arasında gezinirken bando, tahta bacak, canlı heykel, pandomim gibi farklı aktiviteler ve sahnedeki canlı müzik performansları ile gözleriniz ve kulaklarınız da bayram edecek. Biz Buena Vista Social Club’ın en güzel parçalarını seslendiren Cuban Trio’yu dinlemeye doyamadık. Bu arada çıkarken ücretsiz olarak hediye edilen karikatürünüzü de almayı unutmayın… Galerinin girişindeki açık alanda ise kurutulmuş doğal mantarlardan, kuru meyve atıştırmalıklarına, geleneksel yılbaşı ekmeği ve kurabiyelerden, sıcak sahlep ve kahve çeşitlerine kadar lezzet seçenekleri mevcut. Ünlü diyetisyen Dilara Koçak’ın sağlıklı ara öğün atıştırmalıkları ve granola gibi kahvaltı seçeneklerine de buradan ulaşabilirsiniz. Kısacası bu festivalde zevkli vakit geçirmek garanti… Etkinliğin biletleri Biletino üzerinden satışa sunuluyor. https://www.youtube.com/watch?v=ynXk8_ka9w0 ### '2021 Necip Fazıl Ödülleri' sahiplerini buldu Necip Fazıl Kısakürek'in manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla verilen "2021 Necip Fazıl Ödülleri", Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende takdim edildi. Star gazetesi tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle "İnanç zaferin müjdecisidir" teması ile sunulan ödüllerin bu yıl sekizincisi düzenlendi. Prof. Dr. M. Fatih Andı, Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Prof. Dr. Turan Karataş, Dr. Ahmet Murat Özel ve Necip Tosun'dan oluşan jüri, Türkiye'nin edebiyat ve düşünce dünyasında önemli yeri olan isimleri belirledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı törende konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kısakürek'in şiirleri ve düşüncesiyle büyük bir etki uyandırdığına vurgu yaparak, "Düşünce alanında ortaya koyduğu eserlerle bir neslin düşünce dünyasının oluşumunda büyük etkiler yapan bir fikir adamıydı. Ancak Necip Fazıl'ın milletin kalbinde böylesine derin izler oluşturmasına neden olan özelliğinin, kendisine getirilen sınırları yeterli görmeyen, zor zamanda konuşmaktan çekinmeyen, kendi ülkesinde parya olmayı reddeden cesur bir şahsiyet olmasından kaynaklandığına inanıyorum." dedi. Bakan Ersoy, Kısakürek'in "Çile", "Bir Adam Yaratmak" ve "Reis Bey" gibi Türk edebiyatına unutulmaz eserler bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti: "Necip Fazıl, cumhuriyet dönemimizin en üretken edebiyatçılarından biri olmuştur. Fakat o sadece bir şair değildi. O, davası olan bir şairdi. Türk- İslam düşüncesinden aldığı ilhamla nesillere dava şuuru kazandıran, şiirleriyle ruhları, düşünceleriyle de zihinleri doyuran büyük bir fikir işçisiydi. Bu yolun çilelerle dolu bir yol olduğunun o kadar bilincindeydi ki, tüm şiirlerini topladığı eserine 'Çile' adını layık gördü. Bu büyük şaire, bu ülkeye kattığı güzellikler adına müteşekkiriz. Bu nedenle üstat Necip Fazıl'ın edebi, düşünsel ve şahsi mirasının yaşatılmasına katkı sağlaması nedeniyle bu yıl sekizincisi düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri'nde emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum." "İLHAM KAYNAĞI OLACAĞINA İNANIYORUM" Ödüle layık görülen isimleri ve jüriyi tebrik eden Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, "Necip Fazıl Ödülü almaya hak kazanan sanatçılarımızın sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da ilham kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu isimler gelecekte tıpkı Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Teoman Duralı gibi gelecek nesillerin yolunu aydınlatacak kıymetlerimiz olacaktır. Kültür, sanat ve bilim alanında evrensel ölçekte çok kıymetli eserler ortaya koyan ülkemizin bu en nadide şahsiyetleri her türlü iltifata, saygıya ve taltife layıktır." diye konuştu. Mehmet Nuri Ersoy, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye'sinin inşasının sadece ekonomik ve politik alanda değil, kültür ve sanat alanında da ortaya konulacak performansla mümkün olabileceğinin altını çizdi. Kültür sanat alanında verilen eserlerin önemine dikkati çeken Ersoy, şu bilgileri verdi: "Edebiyatımız, şiirimiz, romanımız, sinemamız ve fikir dünyamızla kısacası sanatın ve düşüncenin her dalında ortaya koyacağımız eserlerle ülkemizi kültürel rekabetin en büyük paydaşlarından biri haline getirmeye büyük bir kararlılık ve ciddiyetle çaba sarf ediyor, etkisi asırları aşan klasik eserlerimizi yabancı dillere çeviriyoruz. Dünyanın dört bir yanında tarihi eserlerimizi ihya ediyor, dilimizi öğretiyor, Türk yapımlarının izlenmesini sağlıyoruz. Türk kültürünü ve sanatını tanıtarak, Türkiye'nin kültürel birikimini farklı coğrafyalara taşıyıp, kültürel diplomasinin güçlenmesini, sağlıklı, aktif ve etkili kullanımını sağlıyoruz. Bu nedenle, kültür ve sanat hayatımıza güç vermesi adına istikrarlı bir şekilde düzenlenen Star Gazetesi Necip Fazıl Ödüllerini çok önemsediğimizi belirtmek istiyorum." ### Notre Dame'in Kamburu yeniden sahnede! Victor Hugo’nun 190 yıllık ölümsüzeseri; Notre Dame'in Kamburu Müzikali, izleyicisiyle buluşmaya devam ediyor. Eseri okuyup ya da izleyip “Banasuverdi” repliğini anımsamayan yoktur. Notre Dame’ın Kamburu Hugo’nun Fransa’da krallık döneminin karanlık günlerinden kesitler sunan romanıdır. Romanın tamamlanması yaklaşık 6 ay sürmüştür. Tabiri caizse ölmeden önce okunması gereken 1001 eserden biri,  dünya klasiklerinin baş yapıtlardandır. Notre Dame'ın Kamburu, Hugo'nun en iyi dönemlerinden birinde yayımlandı. Victor Hugo bu romanda insanların yaşamında kaderin yerini ve yoksulluğun insanı köreltmediğini ortaya koymuştur. Roman hem yazarın ülkesi Fransa’da hem de dış ülkelerde oldukça sevilmiştir. Çoğu dillerde çevirimleri yayınlanmış, bunun dışında sinemaya uyarlanıp animasyon olarak da seyircinin beğenisine sunulmuştur. Oyun, Che’nin Vedası, Çingeneler Zamanı gibi oyunları da sahneleyen Kumbara Görsel Sanatlar tarafından Türkçe müzikal olarak sahnelenmektedir. Oyunda çirkin ve kambur kilise zangocu Quasimodo ile Fransa’nın ruhani ve dini lideri Claude Frollo’nun ve Kral'a bağlı komutan Phoebus'un semtte yaşayan Çingene Kızı Esmeralda’ya olan aşklarını, zangoç ile papazın ruhlarında oluşan ikilemleri ve tepkileri yer yer romantik yer yer sert çizgileri barındıran danslarıyla göz dolduran bir müzikal. Quasimodo (Fransızcadaeksik-tamamlanmamış), çirkinliğiyle alay edilen,  ondan korkan halkın içine karışmayan, insanların söylediklerini bir alay veya lanet saymaya başlayan, insanlara duyduğu kin her gün büyüyen biridir, ardından iç güzelliğini görürüz. Bir gün Esmeralda ile tanışır ve ona aşık olur. Ancak çingene güzeli Esmeralda’ya aşık olan yalnız o değildir. Her ne kadar statüsü gereği bekar kalması gerekirken Papaz Claude Frollo da Esmeralda'ya bu tür hisler beslemektedir. Bir kadına birden fazla erkek aşık olursa ardından komplo ve ihanetlerin gelmesi kaçınılmaz elbette, peşinden güç savaşı başlar. Daha önce Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde çok daha büyük bir prodüksiyon olarak önce İngilizce daha sonraki yıllarda orijinal dilinde yani Fransızca olarak gösterilen oyunu bugünlerde anadilimizde izleyebilirsiniz. Müzikalde oynamak arı bir diksiyon yanında şarkı söyleme hatta dans etmek gibi tüm yetenekleri sergilemeyi de gerektirdiği için oyuncular bu performanslarında falso vermiyor. Modern dans koreografileri ve akrobatik hareketler tüm sahneyi dolduruyor. Oyun 2010 yılında Kumbara Görsel Sanatlar tiyatrosunu hayata kazandıran Vural Bingöl tarafından yönetilmiş olup oyuncu, Quasimodo rolünde kendine hayran bıraktırıyor. Diğer oyuncular ve dansçılar da kanımca görevlerinin hakkını vermişler. Şarkı sözleri oldukça anlaşılabilir, sahne düzeni ve dekorlar oldukça sade, (katedralin çatısındaki çörtenler farklı bir renkle ışıklandırılsa çok daha etkileyici gözükebilirler kanımca) ışık ve ses düzeni tertemiz. Gerek İstanbul’un muhtelif salonlarında gerekse Ankara’da sezon boyunca oyunu izleme şansına sahipsiniz. Eser : Notre Dame’ın Kamburu Yazan: Victor Hugo Yönetmen: Vural Bingöl Uyarlama: Vural Bingöl, Erhan Yaman Supervisor: ArzuKurnaz Kostüm : Andrea Primavera Dekor: KamilVatansever, Kadir NamdarSes&Işık : Ömerİzgin  Oyuncular          Vural Bingöl, Kamala Mustafayeva, Andrea Primavera, Erhan Yaman, Seymur İlham, Murat Yaşar Özdemir, Alaattin Bahar, Ayça Azize Ergün , Nilüfer Ömürlü , Özden Uslusoy, Hayri Diken, Merdis Uçkan, Ezgi Eneç 2022 OYUN TAKVİMİ                    04 Ocak 2022      Trump Sahne      İstanbul 23 Ocak 2022      Trump Sahne      İstanbul 27 Ocak 2022      Mall Of Istanbul   İstanbul 09 Şubat 2022     Trump Sahne      İstanbul 13 Mart 2022       Trump Sahne      İstanbul 17 Mart 2022       MEB ŞuraSalonu                  Ankara                ### Tiyatro-16 ilk oyunuyla Kadıköy Moda Sahnesi'nde! Tiyatro-16, ilk oyunu "Prima Facie" ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 4 Ocak 2022 tarihinde Moda Sahnesi’nde ilk kez seyirci ile buluşacak oyun, 16-17 Ocak 2022 tarihlerinde ise Kültüral Performing Arts Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluşacak. Avustralyalı yazar Suzie Miller’in eserini, Hakan Atalay rejisiyle Olcay Yusufoğlu oynayacak. OYUNUN KONUSU... Tessa kültürlü, genç ve işinde çok iyi bir avukattır. İşçi sınıfı bir aileden gelip, tırnaklarıyla kazıya kazıya “oyunun” zirvesine çıkmıştır. Kovuşturur, çapraz sorgular ve kazanır. Ancak beklenmedik bir olayla kendisini bir anda eşikte, hukukun “erkek” gücü, ispat yükü ve ahlaki ayrımlarla boğuşurken bulur. Suzie Miller’ın ödüllü oyunu "Prima Facie", seyircileri duygu, mantık ve deneyimlerimizin “oyunun” kurallarıyla çatışıp çelişmesinin merkezine, hukuk sistemine davet ediyor. Yüzyıllar önce inşa edilen “erkek” yasaların artık değişmek zorunda olduğunu bize kendi hikayesi üzerinden anlatıyor. ### 'Yol' oyununun prömiyeri gerçekleşti Ozan Uçar’ın yazıp yönettiği "Yol", 22 Aralık Çarşamba akşamı Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi'nde prömiyerini gerçekleştirdi. Oyun, ilk temsilinde seyircinin büyük beğenisini kazandı. OYUNUN KONUSU Büyük Hak aşığı Yunus Emre, doğduğu ve içinde büyüdüğü topraklardan ayrılıp, peşinde olduğu manevi gerçekliği bulmak amacıyla bir ‘YOL’ a çıkar. Yolculuğu boyunca Anadolu’yu kat ederken yine kendisi gibi hakikat peşinde yola koyulmuş ve Anadolu’yu manevi anlamda zenginleştirmiş tasavvuf ehlinin yer yer izlerine, yer yer de kendilerine denk gelir. Yazan & Yöneten: Ozan UçarDekor Tasarımı: Behlüldane Tor Kostüm Tasarımı: Nalan Alaylı Işık Tasarımı: İ. Önder Arık Müzik: Sedat Anar Koreografi: Evrim Akyay "Yol" oyunu, 23 Aralık Perşembe akşamı da Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu'nda izlenebilir. ### "Alice" müzikali yeniden Zorlu PSM'de seyircilerle buluşacak Lewis Carroll tarafından yazılan ve bugüne kadar 174 dile çevrilen "Alice Harikalar Diyarında", Serdar Biliş'in yönetmenliği ve Beyhan Murphy'nin koreografisi ile çağdaş bir müzikal uyarlama olarak yeniden sahnedeki yerini alıyor. İlk kez 7 Şubat 2019'da sahnelenen ve pek çok kez kapalı gişe oynayan, 23. Afife Tiyatro Ödülleri'nde de "Haldun Dormen Özel Ödülü" ve "En İyi Koreografi Ödülleri"nin sahibi olan "Alice" müzikali, uzun bir aranın ardından yeniden perde açacak. 7 ŞUBAT'TAN İTİBAREN SANATSEVERLERİN BEĞENİSİNE SUNULACAK BKM, Zorlu PSM ve id ortak yapımcılığında hayata geçirilen müzikal, 7 Şubat'tan itibaren yeniden Zorlu PSM'de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Müzikalde Serenay Sarıkaya "Alice" karakterinde izleyicisinin karşına çıkarken, Ezgi Mola "Kraliçe", Enis Arıkan "Tavşan", Şükrü Özyıldız "Şapkacı", İbrahim Selim "Kral", Merve Dizdar ise "Kedi" rolünde yer alıyor. Sahne prodüksiyonu, görsel efektleri, farklı kostümleri, müzikleri ve yetenekli oyuncu kadrosu ile izleyici karşısına çıkacak müzikalin biletleri, bugünden itibaren Biletix'te satışta olacak. ### “Sır-lı Seyir" sergisi Üsküdarlı sanatseverlerle buluştu Bir kuru yük gemisinde altı yıl boyunca yaşayarak 30'dan fazla ülke gezen Ressam Ayşen Can'ın denizi merkezine alan eserlerinden oluşan dördüncü sergisi "Sır-lı Seyir" sanatseverle buluştu. Üsküdar'da bulunan The Bosphorus House Istanbul'da başlayan ve 25 Aralık 2021'e kadar devam edecek serginin öne çıkan eseri, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün içinde iken düşman gemilerini işaret edip, "Geldikleri gibi giderler" sözünü söylediği Kartal İstimbotu. Kartal İstimbotu, uzun yıllar sonra Tuzla'da yan yatmış halde bulunmuş ve gönüllülerden oluşan bir platform tarafından kurtarılarak orijinaline uygun olarak restore edilmişti. Ressam Ayşen Can, Atatürk'ün derin ve kendinden emin bakışları altında yüksek dalgaları aşar şekilde resmettiği Kartal İstim botunun yer aldığı eserine, "Geldikleri gibi giderler" adını verdiğini belirterek, Mavi Vatan'ın gündemde olduğu bugünlerde Türkiye'ye denizlerin önemini de bir kere daha göstermek istediğini söyledi. DENİZ, KARARLILIK VE CESARET VERİYOR Denizci eşi Kapt. Mustafa Can ile birlikte altı yıl boyunca kuru yük gemisinde yaşadığını ve okyanuslar aşarak 30'dan fazla ülkeyi ziyaret ettiğini dile getiren Can, "denizin belirsizliği sizi her an hazır olmak zorunda bırakarak kararlılık ve cesaretinizi artırıyor. Bu öyle bir belirsizlik ki, gemide ancak kara kalem resim yapabiliyorsunuz. Uzun süren karanlığın ardından güneşin kendini göstermesi ise adeta ikinci doğuşun müjdesi gibi geliyor. Bu nedenle eserlerime zaman zaman devasa dalgalarla boğuşan gemileri, zaman zaman da dingin sularda süzülen yelkenlileri aktarıyorum" dedi. ANA KONU DENİZ VE DENİZCİ HALLERİ Can'ın şimdiye kadar imza attığı eserlerinde zaferden dönen kadırgalar, kıtaları birbirinden ayıran Atlas Okyanusu, gittikçe kendini hissettiren küresel Isınma, bir yelkenlinin seyri, evine hasret duyan denizciler, denizin verdiği huzur ve dinginlik, gemilerin seyri, ıssız adalar, deniz kızı, deniz feneri, kayıp kıta Atlantis, kayıklar ve yakamoz gibi konulara odaklanıyor. Sanatçının son sergisi için hazırladığı iki eseri ayrıca 500 eşarpta desen olarak kullanıldı. Bu eşarpların satışından sağlanacak gelir, öğrencilere burs olarak kullanılmak üzere, Çankırı Vakfı ve İTÜ Denizcilik Fakültesi Vakfı'na aktarılacak. ### Şehir Tiyatroları, Ali Murat Altunmeşe’yi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, değerli Sanatçısı, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ali Murat Altunmeşe 'yi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyor. Kederli ailesine, tüm sevenlerine ve Türk tiyatrosuna başsağlığı dileriz. Ali Murat Altunmeşe'nin cenazesi, 21 Aralık 2021 Salı günü (yarın) Göktürk Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Kemerburgaz Göktürk Mezarlığı’nda toprağa verilecektir. ALİ MURAT ALTUNMEŞE Ali Murat Altunmeşe, 22 Nisan1979 tarihinde Ankara’da doğdu. ABD NorthBrunswickTownshipHighschool, SandfordMeisner Workshop, ABD MiddlesexCommunityCollege (Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümü) Önlisans veHaliç Üniversitesi Konservatuarı Tiyatro bölümü mezunudur. 2010-2013 yılları arasında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Karanlık İşler, Açıl Kafam Açıl ve At oyunlarında sözleşmeli oyunculuk yapmıştır. Sanatçı İzzet Altunmeşe’nin oğlu, oyuncu Fırat Altunmeşe’nin kardeşidir. ÖDÜL Geçmişten Gelen Kadın (RolandSchimmelpfennig) Üniversitelerarası 11. İstanbul Tiyatro Festivali En İyi Erkek Dram Ödülü ŞEHİR TİYATROLARINDA ROL ALDIĞI OYUNLAR İki Efendinin Uşağı Çingeneler Gökyüzünde Yaşar Sızı Mevlana’dan Öyküler Üzgün Ağaçlar Ülkesi YER ALDIĞI FİLM VE DİZİLER Ali Baba ve 7 Cüceler, Bir Don Juan Öldürmek, Barbaroslar: Akdeniz'in Kılıcı. ### Galeri Selvin'de "Seçmeler" Galeri Selvin, Nişantaşı'ndaki galerisinde Nedret Sekban'ın "Seçmeler" isimli resim sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, 15 Aralık 2021 - 14 Ocak 2022 tarihleri arasında, pazar günleri hariç her gün 11.00 - 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. NEDRET SEKBAN HAKKINDA 1953 yılında Trabzon'da doğan Nedret Sekban, 1977 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Neşet Günal Atölyesi'nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'ne asistan olarak girdi. 1983 yılında aynı kurumda sanatta yeterlik diploması aldı. 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde yardımcı doçent, 1995 yılında doçent oldu. 2001 yılında profesörlüğe yükseldi. 2017 yılında emekli oldu. İlk kişisel sergisini 1987'de açan, figüratif bir ressam olan sanatçının resimlerinde en çok göze çarpan temalar; çingeneler, deniz, balıkçılar, dalgalar, demiryolu işçileri ve Karadeniz'e ait realist çerçevedeki gözlemleri yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sekban'ın birbirlerinden çok farklı gibi gözüken deniz ve çingene temalarına olan saplantısı, aslında onları tek bir nedene bağlı olarak seçtiğini bizlere şöyle açıklıyor: "Denetlenemezlik, benim denizlerimden başka önemli temam olan çingenelerde de vardır. Onların da tarih boyunca denetlenemeyen halleri, insanda bir bağımsızlık duygusu uyandırıyor." Nedret Sekban, eserlerine konu olan söz konusu sıradan insanı bir fotoğraf karesinden alır gibi almamış, ona kendi yorumunu ve onda gördüğü içsel devinimi göz önünde bulundurarak yansıtmıştır. Sekban'ın eserlerinde yer alan özgün sanatsal yaratıcı ruh, işte bu aktarma sürecinde gizlidir. Ödülleri: Ahmet Andiçen Sanat Ödülleri Resim Yarışması, Birincilik Ödülü, İstanbul (1974Ahmet Andiçen Sanat Ödülleri Resim Yarışması, Birincilik Ödülü, İstanbul (1975)10. DYO Resim Yarışması Ödülü, Ankara, İstanbul, İzmir (1976)Kartal Kültür Şenlikleri Resim Yarışması Sergisi Birincilik Ödülü, İstanbul (1978)Cumhuriyet Senatosu Vakfı Atatürk Resim Yarışması, Mansiyon, TBMM, Ankara (1981)Vakko Resim Yarışması, Mansiyon, İstanbul (1982) Galeri SelvinAbdi İpekçi Caddesi No:38 D:3 Nişantaşı - İstanbulTel: (0212) 263 74 81 - www.galeriselvin.com ### Ödüllü keman virtüözü Yury Revich, 19 Aralık'ta CRR'de! Ödüllü genç keman virtüözü Yury Revich, Vivaldi’nin Dört Mevsim’i ile Astor Piazzolla’nın Buenos Aires’in Dört Mevsimi eserini harmanladığı, 8 Mevsim (8 Seasons) projesiyle İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda 19 Aralık’ta gerçekleşecek konser, saat 19.00’da başlayacak. Revich’e konserde, CRR Genç Oda Orkestrası eşlik edecek. Echo Klasik, Uluslararası Klasik Müzik Ödülleri ve Viyana Beethoven Merkezi gibi saygın kurumlarca verilen birçok ödülün sahibi keman virtüözü Yury Revich 19 Aralık’ta CRR’de konser verecek. Revich, ona Avrupa’nın en prestijli klasik müzik ödüllerinden biri olan ICMA’yı getiren 8 Mevsim’i icra edecek. Vivaldi’nin İtalyan fırtınalarıyla, Piazzolla'nın tutkulu ritimlerinin harmanlandığı bu eser; teknik, hız ve duygu aktarımı bakımından yüksek virtüözite gerektiriyor. Yury Revich’e CRR Genç Oda Orkestrası’nın eşlik edeceği konserde, sanatçı aynı zamanda orkestrayı da yönetecek. Konserde icra edilecek 8 Mevsim; Antonio Vivaldi'nin Dört Mevsim’i (Le Quattro Stagioni) ile Astor Piazzolla’nın Buenos Aires’in Dört Mevsimi’nin (Four Seasons of Buenos Aires) ahenkle harmanladığı bir çalışma. BEETHOVEN’IN ESKİZLERİYLE MÜZİKTE GERİ DÖNÜŞÜMÜ BAŞLATTI Genç sanatçı besteci ve icracı yönü dışında gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleriyle de dikkat çekiyor. Çocukların hayallerini gerçekleştirmek amacıyla yürüttüğü Dreamland bunlardan en önemlisi. Revich ayrıca geri dönüşüme ve küresel ısınmaya dikkat çekmek Beethoven’ın yazdığı ve kullanmadığı notalardan, eskizlerden yeni besteler yaparak müzikte geri dönüşümü başlatmış. RÜZGÂRIN HİSSETTİRMEK GEREKİR Yury Revich'in 8 Mevsim çalışmasının yapı taşını oluşturan ilk eser; dünya üzerinde en çok seslendirilen eserlerden biri olma özelliğine sahip Vivaldi’nin “Dört Mevsim”i . Yury, Vivaldi’nin bu başyapıtına daha çok küçükken âşık olduğunu, favorisinin ise kış konçertosu olduğu söylüyor. Genç virtüoz eserle bağını şu cümlelerle anlatıyor: “Dört Mevsim konser repertuarımın temeli ve vazgeçilmezlerinden biri. Böyle bir eseri yorumlamak elbette çok zor bir iş ve müzik literatüründe farklı çalınıp yorumlanmış binlerce kayıt mevcut. Benim için önemli olan, bu muhteşem müzikal tuvalin arkasındaki hikâyemi anlatmak. Eseri icra ederken rüzgârın geldiğini hissetmem, dinleyene de hissettirmem gerekir. Benim için bu eser, dört güçlü triptik barok ses efektini hikâye anlatımıyla birleştiren bir başyapıt; içine işlenmiş tüm eylemlerin bir parçasıymışız gibi hissetmemizi sağlayan bir şaheser.” TÜM DUYGULARI İÇİNDE BARINDIRAN ESER: BUENOS AİRES’İN DÖRT MEVSİMİ Revich’in “8 Mevsim” çalışmasının diğer yapı taşı “Buenos Aires'in Dört Mevsimi” olarak bildiğimiz Astor Piazzolla’nın Cuatro Estaciones Porteñas isimli eseri. Eser, türünde başyapıt kabul ediliyor. Piazzolla bu eserde, Kuzey ve Güney Yarımküre'nin karşılık gelen her mevsiminden müzikal alıntılar ekleyerek Vivaldi’nin ünlü eseri “Dört Mevsim”e somut bir gönderme yapıyor. Revich’in Piazzolla ve tango tutkusu annesinin onu 13 yaşında götürdüğü dans okulunda başlamış. Piazzolla’nın 4 Mevsim’inde, Vivaldi'de olduğu gibi, orkestra ile solo arasında karşılıklı bir atışma olduğunu söyleyen Revich sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu eserde müzik son derece çeşitlidir, bazen enstrümanlar arasında eğlenceli diyaloglar duyulur. Mesela eserin “Kış” bölümünde keman ve çello arasında süregelen tutkulu bir sohbeti rahatlıkla duyabilirsiniz. Piazzolla müziği kesinlikle çok dokunaklı. Bu tangolarda bazen hüzünlü, melankolik, birdenbire çok duygusal, öfkeli, mutlu, eğlenceli, çekici, tatlı yada zarif olarak tanımlayabileceğimiz tüm bu duyguları duyabilirsiniz. İşte tüm bunlar Piazzolla müziğine harika canlılığını veren dâhiyane karakteristik tango dokunuşlarıdır.” ### “Renklerin Sesi” sergisi Beylikdüzü’nde! “ Renklerin Sesi” adlı karma sergi, 17 Aralık 2021 - 02 Ocak 2022 tarihleri arasında Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde…  Resim yapmaktan büyük keyif alan sanatçılar Natalıa Yakut, Nerhan Algan Çakmak,  Seher Sırma, Selma Enöz, Şema Perk,  Vesile Akın ve Yasemen Kendiroğlu’nun eserlerinden oluşan Renklerin Sesi sergisi manzara, canlılar, natürmort, potre vb. konuları içeren tablolardan oluşuyor. Sanatçılar İstanbul Sanat Dergisi sayfalarına şu açıklamalarda bulundular: “Hayallerimiz de, etrafımızda veya doğa da birçok obje, figür ve duygularımızı tuvallerimize yansıtırken, aslında “Renklerin Sesini” geniş kitlelere duyurmak istiyoruz. Beylikdüzü belediyesine, özellikle sergimizi kabul edip, biz bayan sanatçıların eserlerini nezih bir ortamda sergileme ve geniş kitlelere ulaştırma imkanı verdiği için çok teşekkür ederiz. Yaptığımız bu güzellikleri herkesin görmesi ve beğenilmesi bizi çok mutlu etmektedir.” ### İDSO, Giovanni Bottesini'nin 200. yaşını kutlayacak İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO); İtalyan romantik besteci, orkestra şefi ve kontrbas ustası Giovanni Bottesini'nin 200. doğum yıldönümü anısına konser verecek. Murat Cem Orhan'ın yönetimindeki orkestra, Denizbank Konserleri kapsamında 17 Aralık'ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) sahne alacak. Kontrbas sanatçısı Fora Baltacıgil de orkestraya eşlik edecek. Konserde, Giuseppe Verdi'nin "La Forza Del Destino (Talihin Kudreti) Üvertürü" ile I Vespri Siciliani Operası'ndan "4 Mevsim Bale Müziği" ve Giovanni Bottesini'nin "Kontrbas Konçertosu Si Minör No:2" eserleri yorumlanacak. ### Galeri Sekiz Artı Bir'de kolektif sergi Kadıköy'de 1950’li yıllarda "piyasa" olarak yorumlanan Rüştiye Sokak, bundan böyle "sanat" ile anılacak. Hatta Kadıköy'de sanatın merkezi olma yolunda önemli bir hedefi de var. Buna öncülük eden sanat merkezlerinden biri daha "Buradayız" mesajı verdi. Sanat Girişimcisi Koray Arman'ın sanat dünyasına kazandırdığı "Galeri Sekiz Artı Bir", düzenlediği yeni sergisiyle dikkatleri çekti. "HEPİMİZ BİRİNİZ, BİRİMİZ HEPİNİZ İÇİN" Altı sanatçının bir araya gelerek "Bir Kolektif" adını verdikleri serginin ana teması; "Hepimiz biriniz, birimiz hepiniz için" olarak lanse edildi. Serginin altı katılımcısından biri olan Sarp Süertaş, sosyal medyadan dostlarına gönderdiği davet mesajında şöyle seslendi: "Biz altı sanatçı bir araya geldik ve 'Hepimiz biriniz, birimiz hepiniz için' diye naralar atarak sergiye koşuyoruz. 11 Aralık Cumartesi açılışımıza gel, sen de nara serüveninde yerini al!" "BEN OLMAK, BİZ OLMAYA ENGEL DEĞİL" Hakan Dilek, Burçin Belentepe, Ali Ergin, Burcu Batmaz, Ilgın Tanay ve Sarp Süertaş'ın sanatçı olarak katıldığı serginin küratörlük görevini üstlenen galeri yöneticisi Koray Arman ise yaptığı açıklamada şunları ifade etti: "Bir Kolektif sergisinde sanatseverler insana ait öykülere, geçmişten geleceğe, içten dışa, azdan çoka doğru bir seçki ile karşılaşacaklar. Ve son bir söz olarak da bir kolektiften şunları işitecekler; Bir olmak, ben olmamak değil. Ben olmak, biz olmaya engel değil. Hepimiz biriniz, birimiz hepiniz için…" ### İpek Duben'den 'Ten, Beden, Ben' İpek Duben’in kırk yılı aşan pratiğini yansıtmak üzere hazırlanan en kapsamlı sergisi SALT Beyoğlu’nda gerçekleştiriliyor. İşlerinde sıkça kullandığı kendi beden imgelerinden esinle adlandırılan Ten, Beden, Ben, erkek şiddetinden toplumsal cinsiyete, yerinden edilme ve göçten tüketim alışkanlıklarına uzanan konuları irdeleyen sanatçının üretimine yeni bir bakış sunuyor. Sergi, Duben’in 1980’lerin başındaki resim ve desenlerinden 2020 tarihli Angels and Clowns’a [Melekler ve Soytarılar] birçok işini yeniden değerlendiriyor. Bir desen ve on bir resimden oluşan Şerife (1980-1981) serisi, Duben’in yerel bir bağlamda göç, “öteki”ne bakış ve toplumsal cinsiyet konularını ele aldığı ilk işidir. Sanatçı, kız kardeşinin evine temizliğe gelen Şerife’nin başsız ve bedensiz portreleri için pazardan satın aldığı bir elbiseyi doldurup canlı modelin yerine koyar. Böylece Şerife’nin temsilî bir modelini yaratır. Toplumsal varlığı ve emeği görünmez kılınan kadınları gündeme getirerek feminist bir tavrı yansıtan resimler, kültürel gelenek ve âdetlerle kırsal ve kent yaşamı arasındaki geçişlere de işaret eder. Bir gazete kupüründen yola çıkan Adale Adam (1988) üçlemesinde ise kaslarıyla böbürlenen, çıplak gövdesini teşhir etmekten kaçınmayan bir erkek figürü vardır. Şerife’nin mazbut hâlinin aksine, dimdik gövdeleriyle resmin yüzeyini kaplayan bu anonim adamlar tehditkâr görünürler. Sergide peş peşe yer alan bu iki seri, toplumsal cinsiyet temelli beden temsilleri arasındaki eşitsizliğe dikkati çeker. VAROLUŞSAL ETKİLER Duben, 1984 yılında Londra’daki Victoria and Albert Museum’da Moğolistan’dan İran’a uzanan geniş bir coğrafyadan minyatürleri inceleme fırsatı buldu. Boyalı yüzey, figürün temsilî özellikleri ve mekân yapısıyla kompozisyonuna dair gözlemleri üretimini derinden etkiledi. Dışavurumcu pratiklere özgü enerji ve hareket ile minyatürün durgunluğunu bir araya getirme çabası, aynı zamanda, doğup büyüdüğü İstanbul’dan öğrenim için Chicago’ya giden sanatçının varoluşsal çelişkilerini de yansıtıyordu. Duben, Doğu-Batı ayrımında bir kadın olarak konumunu irdelemeye İzler (1990-2021) ve Kayıt (1991-1992) resim serileriyle başladı. Kavramsal arayışlarına uygun bir şekilde enstalasyon ve kitap sanatına yöneldiği Manuscript 1994 El yazması 1994 ile pratiğinin ana damarlarından birine dönüşen bu konu, önce Manuscript X El yazması X sonra Suspended Muallak ile günümüze dek varlığını sürdürdü. New York’ta geçirdiği 1990’lar, Duben için eğildiği konularla farklı form ve malzemeleri buluşturduğu yeni bir özgürleştirici evrenin başlangıcı oldu. 2000’lerin başında erkek şiddeti ve zorunlu göç hikâyelerine yoğunlaştı. Türkiye ve ABD basınında çıkan kadına şiddet olaylarını derlediği LoveBook Aşk Kitabı ve aynı temel üzerine inşa ettiği LoveGame Aşk Oyunu enstalasyonları, sanatçının giderek artan atmosfer yaratma isteğini görünür kıldı. 2003 tarihli What is a Turk? [Türk Nedir?] işinde “öteki” olana ulus kimliği üzerinden yaklaşırken Farewell My Homeland Elveda Yurdum ile odağını—din, dil, etnik köken fark etmeksizin—yerinden edilenlere çevirdi. Sanatçının son yirmi yılda yaşanan sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümlere dair gözlemlerinden doğan Melekler ve Soytarılar serisi bir kesimin yıkıcı kayıplarını görmezden gelerek tüketim aşırılıklarını normalleştirmiş yeni dünyanın çelişkilerini konu edinir. Ten, Beden, Ben, SALT’tan Amira Akbıyıkoğlu, Farah Aksoy, Sezin Romi ile Vasıf Kortun tarafından programlandı. Sergiye eşlik edecek kamu programlarının ayrıntılarına sergi süresince saltonline.org ve SALT Online sosyal medya hesaplarından erişilebilir. ### İDOB, AKM'de Sesler'i anlatacak İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sesleri anlatacağı yeni konser dizisi, 13 Aralık'ta başlayacak. "Pes Sesler", "Tiz Sesler" ve "Ara Sesler" başlıkları altında dinleyicilerle buluşacak konserler, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Çok Amaçlı Salon'da gerçekleştirilecek. Caner Akın'ın kurgusu ve anlatımıyla hem insan sesleri hem de enstrümanların sesleri, özel besteler ile örneklenerek açıklanacak. Konser dizisinin ilki "Pes Sesler", 13 Aralık'ta sunulacak. Kontralto Neslişah Pekin ve bas Emre Güngör'ün seslerden örnekler vereceği konserde; kontrbas sanatçısı Sami Menekşe, trombon sanatçısı Ali Sönmez ve piyanist Aslıhan Korkmaz sahnede olacak. "Tiz Sesler" konseri ise 27 Aralık'ta dinleyicilerle buluşacak. Soprano Ceren Aydın, tenor Ufuk Toker, keman sanatçısı Vugar Gurbanov ve flüt sanatçısı Filiz Karapınar, piyanist Simten Şenpolat eşliğinde sahneye çıkacak. "Ara Sesler" konseri de 10 Ocak'ta yapılacak. Mezzosoprano Ayçin Sürücüer, bariton Şahin Dedeman, viyola sanatçısı Hakan Polat ve korno sanatçısı Şafak Ocaksönmez, piyanist Yuliya Bapova eşliğinde konser verecek. ### Türkiye İş Bankası Müzesi'nde "Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer" sergisi Türkiye İş Bankası Müzesi, küratörlüğünü İzzeddin Çalışlar’ın üstlendiği “Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer” sergisini ağırlıyor. Müzenin giriş katına yayılan sergi; Millî Mücadele destanını, savaşın gidişatını etkileyen önemli gelişmeleri ve savaş sonrasını ayrı başlıklar hâlinde ele alıyor. ÇOK SAYIDA OBJE SERGİLENİYOR Ele alınan başlıklardan bazıları "Bir Harbin Sonu Bir Mücadelenin Başlangıcı", "Batı Cephesi ve Sakarya Muharebeleri", "İzmir’e Yürüyüş Kurtuluş’un Tescili" gibi konu başlıkları altında süreci katmanlara ayırarak inceliyor ve her bir katman konusu ile ilgili haritalar, fotoğraflar ve belgeler ile destekleniyor. Kişisel koleksiyonlardan ya da ulaşılan aile bireylerinden temin edilen silah, dürbün, sıhhi malzeme, kılıç ve pusula gibi çok sayıda obje de sergi deneyimini zenginleştiren bir çalışma niteliğinde. Serginin fark yaratan ve odaklandığı dönemi anlamayı kolaylaştıran bir diğer ayrıntısı ise günümüzde kullanımı azalmış, kökeni farklı ve anlamını yeni nesil tarafından tam olarak bilinememe ihtimali olan "İmalatı Harbiye", "Kuvayı Milliye", "Mütareke" gibi kelimeleri açıklayan notlar barındırması. "NESİLLERİN GURURU İSTİKLAL MADALYASI" “Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer” sergisi, tüm bu deneyimi oldukça özel kılan bir bölümle sona eriyor. "Nesillerin Gururu İstiklal Madalyası" adı altında ele alınan bu bölüm, İstiklal Madalyası’nın anlamı ve tasarımı hakkında bilgiler ile başlıyor ve savaş süresince muhtelif cephelerde aynı amaç uğruna savaşmış gazilerimizin madalyalarının sergilenmesi ile son buluyor. 300’e yakın madalya ve gazi yakınları tarafından sergi için ödünç verilen çok sayıda yadigâr nesne, şüphesiz ki bu özel deneyimi daha da unutulmaz kılıyor. “Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer” sergisi, 30 Ekim 2022 tarihine kadar Türkiye İş Bankası Müzesi 'nde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Müze, pazartesi günleri hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ziyarete açık. ### Anadolu Nefesli Beşlisi, "Tangoloji" ile CRR'de! Anadolu'nun çok sesliliğini dünyaya duyurmak amacıyla bir araya gelen Anadolu Nefesli Beşlisi, "Tangoloji" isimli projeleriyle 12 Aralık Pazar akşamı saat 19.00'da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda sahne alacak. Tangoloji'de tango kültürünün doğuşundan bugüne uzanan süreç, kronolojik anlatımla sanatseverlerle buluşacak. Geleneksel müziğin ezgilerini Batı enstrümanlarıya buluşturan Anadolu Nefesli Beşlisi; Cem Önertürk (flüt), Ufuk Soygürbüz (obua), Kıvanç Fındıklı (klarnet), Ozan Evruk (fagot) ve Hüseyin Uçar'dan (korno) oluşuyor. Anadolu'nun çok sesliliğini dünyaya duyurmak amacıyla bir araya gelen topluluk, 12 Aralık akşamı dinleyicileri Arjantin'e doğru yolculuğa çıkaracak. UZUN SÜRE AKILLARDAN ÇIKMAYACAK BİR PERFORMANS Anadolu Nefesli Beşlisi, "Tangoloji" ismini verdikleri projelerinde tango müziğinin tarihi gelişimini kronolojik olarak anlatıyor. Kıvanç Fındıklı'nın üflemeli beşli ve bandoneon için düzenlemiş olduğu; içinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi duygular barındıran tango eserleri ile program, uzun süre akıllardan çıkmayacak bir performans vaat ediyor. Sahnede Anadolu Nefesli Beşlisi’ne eşlik edecek dans ve opera sanatçıları da tangonun 100 yılı aşkın tarihsel evriminin hikâyesini şarkılar ve danslarla destekleyecek. 110, 80, 50 ve 30 TL olan konser biletleri, CRR Konser Salonu gişesi ve Biletix’ten edinilebilir. ### Saffet Emre Tonguç'un İstanbul aşkı kahve fincanlarına yansıdı Ünlü gezi yazarı ve TV programcısı Saffet Emre Tonguç 'un İstanbul aşkı, kahve fincanlarına yansıyarak "Kahve ve İstanbul" teması oluşturdu. Tonguç'un "İstanbul benim aşkım" diyerek kaleme aldığı "Kanatlarımda İstanbul" adlı kitabı büyük ilgi gördü. İngilizce versiyonu da yayımlanan kitabın 50 baskı yapması, önemli bir rekor anlamına da geliyor. KARACA MARKASI KAHVE FİNCANLARINA TAŞIDI Ünlü ev gereçleri markası Karaca, buradan ilham alıp tasarım bölümlerinin gücüyle İstanbul'u kreatif kahve fincanlarına taşıyarak, ölümsüzleştirme yolunda önemli bir adım attı. Marka, bu güzelliği Saffet Emre Tonguç ile birlikte buluşturmak üzere bir davet verdi. Karaca Galataport İstanbul mağazasında gerçekleşen etkinlik, son derece renkli bir buluşma olarak kayıtlara geçti. İstanbul sosyetesinin de akın ettiği buluşmada Tonguç, "Kanatlarımda İstanbul" kitabını okuyucuları için imzaladı. FİNCANI KUCAKLAYAN MARTI Karaca'dan yapılan açıklamada; "Değerli yazarımız Saffet Emre Tonguç'un 'Kanatlarımda İstanbul' adını verdiği kitabından ilham alarak, eşsiz bir kahve fincanı tasarladık. Dünyanın en güzel şehri İstanbul'u görsel bir şölenle sunan kitaba eşlik eden kahve fincanın kulpuna yelerştirdiğimiz martı figürü ile tabağındaki İstanbul silüetine yakışır bir İstanbul yolculuğu rotası çizmeyi hedefledik" ifadelerine yer verildi. ### 'Hope Alkazar' sanatseverlerin ilgi odağı olmaya devam ediyor "Hope Alkazar" adıyla kapılarını yeniden açan Beyoğlu'nun sembol mekanlarından Alkazar Sineması, sanatseverlerin ilgi odağı olmaya devam ediyor. Sanatçı Refik Anadol'un "Alkazar Rüyası" isimli interaktif enstalasyonu izlemek için gelen sanatseverler mekanın önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. AA muhabirine açıklamalarda bulunan Alkazar Direktörü Bahar Türkay, Hope Alkazar'ı merkezinde sosyal iyilik olan ve hareket, dans, kültür sanatı bir arada buluşturan bir platform olarak tanımladığını söyledi. Türkay, mekandaki bütün içeriklere hem dijital hem de fiziksel olarak erişebileceğini belirterek, "Spor, dans, kültür ve sanat alanındaki içerikleri, değerlerimizle örtüşen ve özellikle gençlere yaptığı çalışmalarla ilham olmuş, umut vermiş kişi ve kurumlardan oluşan çok geniş bir program ortağıyla birlikte hazırlıyoruz." dedi. ALKAZAR RÜYASI "Alkazar Rüyası" isimli dijital enstalasyona ilişkin görüşlerini de ifade eden Türkay, şunları kaydetti: "Refik Anadol Stüdyo tarafından gerçekleştirilen projenin buraya özel olması çok önemli. Çünkü bu dijital deneyim diyebileceğimiz eser. Bir kısmı Alkazar Sineması'nda da gösterilmiş olan 150 tane filmin bütün datalarımın yapay zekaya yüklenmesi sonucu ortaya çıkmış bir deneyim. Dolayısıyla Refik'in ve ekibinin ortaya attığı soru, 'Alkazar bir rüya görseydi ve ortaya ne çıkardı, nasıl bir rüya görürdü, ortaya ne çıkardı?' şeklindeydi. Toplam 20 dakikalık bir deneyimden bahsediyoruz. İlk 12 dakikada o bahsettiğin yüz 150 filminde datası üzerinden yapılan milyonlarca kare, bir sürü kelime, yüzler ve müzik üzerine yapay zekanın yaptığı bir tarama ve analiz var. Görülen görsellik bunun çıktısı. Diğer 8 dakikada ise bunun üzerine sizin hareketleriniz ve salondaki görselliğin tepki verdiği zaman tepki verdiği bir interaktif deneyim söz konusu. Dolayısıyla siz hareket ettikçe aslında mekan da hareket ediyor ve siz de eserin içine girmiş oluyorsunuz." Türkay, Hope Alkazar'da tarihi sinema salonu fonksiyonunun da devam edeceğine ve ocak ayı sonundan itibaren düzenli film gösterimleri olacağına dikkati çekerek, mekanda tiyatro kolektifleri, dans grupları, müzik toplulukları veya hareket ve spor alanında çalışma yürüten ekiplere de yer vermek istediklerini dile getirdi. SPOR STÜDYOSU, YARATICI ATÖLYE Hope Alkazar'da "Spor Stüdyosu" ve "Yaratıcı Atölye" olmak üzere alanların da bulunduğunu kaydeden Bahar Türkay, sözlerini şöyle tamamladı: "Spor stüdyosunda düzenli spor ve dans etkinlikleri, yine o alandaki program ortaklarımızla devam edecek. Bir de yaratıcı atölyemiz var. Orada da Hope Alkazar'da sahiplenmeyi çok önemsediğimiz sürdürülebilirlik ve sıfır atık yaklaşımıyla ilgili ileri dönüşüm, geri dönüşüm ve atık kullanımıyla ilgili atölyeleri olacak." Gelecek yıl mayıs ayına kadar devam edecek "Alkazar Rüyası" etkinliği ve diğer programlar hakkında detaylı bilgiye "www.hopealkazar.com" web sitesinden ulaşılabilir. ### Mixer’de iki yeni sergi Mixer, 27 Kasım 2021 – 8 Ocak 2022 tarihleri arasında, ana galeri mekânında Rugül Serbest’in “Kendimin Ormanında” başlıklı kişisel sergisine ve proje odasında Seçil Büyükkan’ın “Kendime Doğru Bir Adım” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Rugül Serbest, resimleri aracılığıyla benliğini, bedenini ve özellikle kendi iç dünyasını ‘bir başkasının’ kimliğine bürünerek yeniden deneyimlemenin yollarını arıyor. Tuvallerinde yeni bir dünya olasılığını düşleyen Serbest, Kendimin Ormanında başlıklı kişisel sergisinde tuvallerinin yanında desen çalışmalarını Mixer’de izleyici ile buluşturuyor. Kendimin Ormanında, sanatçının uzun süredir resmettiği iç mekânlardan tamamen sıyrılarak dış dünyada kendine bir yer arama hikayesine odaklanıyor. Rugül Serbest bu durumu, ‘’Dünyada-olmanın ne demek olduğunu sorguluyorum. Dünya bir yer veya bir mekân değildir. “Doğa içeridedir” der Cezanne. Ben ne kadar bu dünyanın içindeysem dünya da bir o kadar benim içimde, soluduğum nefestedir.’’ şeklinde özetleyerek izleyiciyi kendi yarattığı dünyasına davet ediyor. Rugül Serbest’in kendi iç dünyasında açtığı pencereden çıkıp düşlediği evren içerisinde su, toprak, ağaçlar ve çiçekler ile bezenmiş görüntüler manzaralar kimi zaman yeniden doğan kimi zaman da kendi ölümlü gerçekliği ile beraber yaşayan apaçık ve yalın bir üslupta manzaralara dönüşüyor. Kendime Doğru Bir Adım sergisinde Seçil Büyükkan’ın çeşitli özgün baskı tekniklerinden hareketle oluşturduğu çalışmaları yer alıyor. Sanatçının uzun süredir çalışmalarına odak olan doğu felsefesi ve doğa ilişkisi bu sergide kutsal ağaçlar konusu ile derinleşiyor. Seçil Büyükkan kutsallık kavramını sorgulama ediminden yola çıkarak bir varlığa; bir nesneye kutsallık yüklenmesini durumunu ağaç metaforu üzerinden ele alarak irdeliyor. Bu metafor üzerinden oluşan kutsal ağaçlar serisi kumaş ve kağıt üzerine linol baskılar ile bir mekan yaratarak izleyiciyi yeni bir sorgulama alanına davet ediyor.  Baskı sanatları, Seçil Büyükkan’ın sanatsal yaşamında bir başlangıcı simgeliyor, bu sebeple bu sergi ile sanatçı kendi özüne bir dönüş izleği oluşturuyor. Aynı zamanda bu öze dönüşün çoğaltılabilir bir medyum aracılığıyla yayılmasını arzuluyor. Sanatçı bu durumu “tıpkı Avrupa baskı geleneğinde kutsal kitap betimlemelerinin baskı yoluyla yaygınlaştırılması gibi” şeklinde ifade ediyor. Seçil Büyükkan, birçok toplum tarafından kutsal kabul edilen ağaçların izini sürerek kendi zihninde onlara yeni bir oluşum imkanı yaratıyor ve bunu baskıları aracılığıyla izleyiciye yansıtıyor. Seçil Büyükkan’ın kutsal ağaçları Kendime Doğru Bir Adım sergisinde sergi mekânına yayılarak izlenime sunuluyor.  ### Meşher ve MUBI’den özel film seçkisi Meşher ve MUBI, 9 Ekim 2021 – 27 Mart 2022 tarihleri arasında Meşher’de gerçekleşen “Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı” başlıklı sergiye paralel olarak, yönetmen kadınların filmlerinden oluşan özel bir seçki hazırladı. Serginin küratoryal bakış açısından hareketle seçilen 12 film, MUBI’de yayımlanacak. Bu işbirliği ile, farklı dönemlerde yaşamış ve farklı coğrafyalardan gelen sanatçı kadınlar ile kadın olmak konularına odaklı anlatılarla sinemadaki kadınlara dikkat çekmek ve bir “biz” oluşturmak amaçlanıyor. Seçkide A. Lily Aminpour, Haifaa Al-Mansour, Naziha Arebi, Kim Bora, Caroline Champetier, Barbara Hammer, Kim Cho-Hee, Joanna Hogg, Nadine Labaki, Azra Deniz Okyay, Agnès Varda ve Chloé Zhao’nun yapıtları yer alıyor. Seçkideki filmler, 30 günlük deneme süresi ile 31 Mart 2022 tarihine kadar ‘Ben-Sen-Onlar’ kodu ile giriş yapılarak seyredilebilir. ### Pera Müzesi ile İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden iki yeni sergi Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 23 Kasım 2021 – 6 Mart 2022 tarihleri arasında Bizans hakkında yapılmış bilimsel araştırmaları inceleyen “İstanbul’dan Bizans’a” ve Bizans’ın popüler kültürdeki temsillerini ele alan “İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm?: Popüler Kültürde Bizans” başlıklı sergilere ev sahipliği yapıyor.  İstanbul’dan Bizans’a, Bizans mirasına dair yeni bir uluslararası ve yerel farkındalığın oluşmasında İstanbul’un merkezi rolünü inceliyor ve Zengin bir arkeolojik eser ve arşiv seçkisi ile etkileyici canlandırmaları bir araya getiriyor. İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm? ise edebiyattan video oyunlarına, çizgi romandan müziğe, sinemadan modaya, farklı alanlarda Bizans algısına ait ortak temaları bir araya getiriyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde yer alan Bizans eserlerini odağına alan bu sergilerden ilki, İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800–1955” adını taşıyor ve Bizans araştırmalarının İstanbul’daki gelişimine ışık tutuyor. BİLİM KURGU MERCEĞİNDEN BAKIYOR İstanbul’dan Bizans’a sergisi, Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün ortak çalışmasıyla, Bizans sanatı uzmanı Brigitte Pitarakis’in küratörlüğünde hazırlandı. Osmanlı başkentinin, Bizans araştırmalarının şekillenmesindeki merkezi rolünü irdeleyen sergi, bugüne kadar yeterince çalışılmamış bir alana mercek tutarken, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Bizans koleksiyonları başta olmak üzere etkileyici bir arşiv seçkisini sanatseverlerle buluşturuyor. Bu seçkiye Türkiye’den ve dünyadan, önemli bir çok kütüphane ve arşiv kurumu ile özel koleksiyonlar katkıda bulundu. Döneme özgü, gösterişli bir üslupta resimlendirilmiş nadir kitaplar, baskı ve haritalar, orijinal arşiv fotoğrafları, belge ve resimler sergide tematik bir bütünlük içinde bir araya getirildi. Nejad Melih Devrim ve Fikret Mualla’nın Bizans’tan esinlenen resimleri, bu mirasın modern sanat üzerindeki etkisini ortaya koyarken, A. Tayfun Öner’in İstanbullu gökbilimci Eugène Antoniadi’nin olağanüstü kariyerini ele alan üç boyutlu animasyonu Bizans’a bilim kurgu merceğinden bakıyor. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılın başında, İstanbul’da jeopolitik, diplomatik, akademik, sanatsal ve yerel çıkarların kesişmesi, zengin ve ortak bir miras olarak Bizans geçmişine dair bilinci artırmıştır. Konstantinopolis’e dair basitleştirilmiş oryantalist bakışı kırmaya yönelik adımlar atılarak, arkeolojik buluntular akılcı bir yaklaşımla yeniden ele alınmaya başlanır. İstanbul’un Bizans geçmişini belgelemeye çalışanlar, şehrin kültürel mirasının korunmasında yol gösterici olmakla sınırlı kalmayıp, bilimsel araştırma yöntemleri de geliştirir. Bizans’a bilimsel bir yaklaşım getiren ve bugüne kadar yeterince çalışılmamış bu gelişmeler, Pera Müzesi’nde ziyarete açılan İstanbul’dan Bizans’a: Yeniden Keşfin Yolları, 1800–1955 sergisinde gözler önüne seriliyor. İSTANBUL'DA BİZANS'IN YENİDEN KEŞFİ Altı bölümden oluşan serginin ilk bölümü, İstanbul’un çok kültürlü kimliğini, kültürel ve entelektüel canlılığını ve Batı’da Bizans çalışmalarının gelişmesine yol açan dinamikleri anlamak için gereken arka planı sunuyor. İkinci bölümde Bizans topografyası, mimarlığı, yazıtları ve eserleri üzerine yapılan araştırmalar sunulurken, üçüncü bölüm Bizans eserlerine gösterilen ilginin geç dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun modern devlet imajını perçinlemede, Müze-i Hümayûn’un (bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri) merkezi rolünü inceliyor. Dördüncü bölümde ziyaretçileri, İstanbul’un modernleşmeyle birlikte yok olan ahşap konut dokusuna ve yangın, deprem gibi nedenlerle boşalan arazilerde ortaya çıkan Bizans kalıntılarına ait belge ve fotoğraflar karşılıyor. Beşinci bölümde Bizans kalıntılarını, yapı ve topografyasını kayıt altına almak üzere mimar, fotoğrafçı, kartograf, ressam gibi farklı disiplinlerden profesyonellerin hazırladıkları ayrıntılı haritalar yer alıyor. Serginin son bölümü ise İstanbul’da Bizans’ın yeniden keşfinin yarattığı merakın sanatsal üretime etkilerini gösteriyor. Sergide, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde yer alan Bizans eserlerinin yanı sıra; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’na ait zengin fotoğraf ve kitap seçkisine, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Alman Arkeoloji Enstitüsü, Ömer Koç, Serap Kayhan, Dr. Safder Tarim, Büke Uras koleksiyonlarından ve Birmingham Üniveristesi Doğu Akdeniz Arşivi, Dumbarton Oaks Araştırma Kütüphanesi, Fransa Milli Kütüphanesi, Collège de France Bizans Kütüphanesi Fonds Whittemore, Paris EPHE, Photothèque Gabriel Millet arşivlerinden derlenen kitap, baskı, harita, fotoğraf, belge ve resimler eşlik ediyor. İlhamını Pera Müzesi’nde düzenlenen İstanbul’da Bizans’ı Keşfetmek: Bilim İnsanları, Kurumlar ve Mücadeleler, 1800–1955 başlıklı sempozyumdan alan sergi, İstanbul’un 1800 – 1955 yılları arasındaki ekonomik, kültürel ve siyasal değişimlerinin Bizans mirasına etkisini, Bizans’ın yeniden keşfini ve bu mirasın geniş bir ilgi alanına dönüşümünü aktarıyor. SERGİ ADINI PANAROMA ADLI ROMANDAN ALIYOR İstanbul Bu Ne Bizantinizm? sergisi, adını Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Panorama adlı romanından alıyor. Türkiye’nin yakın tarihinden bir dönemi, İkinci Dünya Savaşı sonrası yılların toplumsal ve siyasal karmaşasını konu edinen romanda ‘Bu Ne Bizantinizm?’ ifadesini romanın baş karakteri kullanıyor ve yazar, kendi karakterinin ağzından çıkan bu sözle, genç cumhuriyetin vatandaşları arasındaki kültürel ayrışmanın giderek keskinleşmesini, kimlik bunalımını ve çare olarak kör inançlara tutunmasını dile getiriyor. “İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm?” sergisi, Bizans kiliselerinde ana mekân ile yalnızca din adamlarının girebildiği bölümü birbirinden ayıran bir ikonostasis ile açılıyor. Geleneksel olarak, kutsal kitabı betimleyen resimlerle kaplı bu duvar, bu kez Pera Müzesi’ndeki çağdaş tasarımla, Bizans ikonalarının zamanımızın ikonik karakterleri ve süper kahramanları üzerindeki etkilerini sergiliyor. Sergide 50’yi aşkın sanatçı, yazar, illüstratör, müzisyen, sinemacı ve moda tasarımcısının Bizans’a atfedilen eşsizliği ve egzotizmi farklı açılardan yorumlayan ve görselleştiren işleri yer alıyor. Max Bedulenko, Aluísio Cervalle Santos ve Yurii Nikolaiko sergide dijital illüstrasyonları ile yer alan sanatçılar ve Bizans şehri ile şehrin anıtsal mimarisine yeni perspektifler getiriyorlar. Jonathan Godoy, Stelios Faitakis, Taha Alkan, Xanthe P. Russell kutsal kitaptan alınan sahneleri dönüştürürken Peter Tirpak bir pop-art ikonunu, Aleksandar Todorovic ise Facebook’un kurucusunu birer aziz olarak betimliyor. Sıra dışı portreleri ile tanınan Scadarts bu kez Iphone aracılığıyla İmparatoriçe Irene mozaiği ile oynuyor. Moda tasarımcısı Özgür Masur Bizans’20 adını verdiği koleksiyonu, Ayşe ve Ece Ege’den oluşan Dice Kayek ise Victoria & Albert Müzesi ödüllü “Ayasofya” tasarımı ile Bizans ikonografisinin moda alanındaki yansımalarını işaret ediyorlar. Marco D’Amico’nun Vogue İtalyaiçin çektiği fotoğraflar yine Bizans imgesini öne çıkarırken bu ikonografinin çizgi roman dünyasındaki yansımalarını Romain Sardou’nun yazdığı, Carlos Rafael Duarte’nin resimlediği tarihi macera temsil ediyor. TARİH YAZIMININ SORUNLARINA IŞIK TUTUYOR İllüstratör-tasarımcı Necdet Yılmaz sergideki işinde geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Ayasofya’nın ünlü kedisi Gli’yi bir göksel varlık olarak canlandırıyor. Tefrikaları ile tanınan gazeteci ve romancı Murat Sertoğlu’nun 1948 yılında yayınlanan romanı “Bizansın Aşk İlahesi Teodora” kitabının kapağı ve Kartal Tibet’in canlandırdığı Tarkan karakterinin yer aldığı “Bizans Çöküyor” filminin afişi ise Bizans’ı neredeyse her alanda bir antitez olarak kullanan, milliyetçi söylemlerle yüklü tarih yazımının sorunlarına ışık tutuyor. “İstanbul’da Bu Ne Bizantinizm?” sergisine eşlik eden katalog ise sanatın çeşitli alanlarındaki tüm bu temsilleri ayrı ayrı, derinlemesine inceleyen ve yorumlayan 10 tarih araştırmacısının makalelerini bir araya getiriyor. Popüler kültürün birçok alanında karşımıza çıkan “Bizantinizm”leri tartışan ve sınıflandıran bu makaleler, Roland Betancourt, Felice Lifshitz, Brigitte Pitarakis, Sinan Ekim, Yağmur Karakaya, Elif Demirtiken,  Jeremy J. Swist, Marco Fasolio, Haris Theodorelis-Rigas ve Emir Alışık’ın imzasını taşıyor. ### Nilbar Güreş ikinci kişisel sergisi ile Tel Aviv’de Tel Aviv’deki Hamidrasha Galeri, 26 Kasım 2021 – 7 Ocak 2022 tarihleri arasında Nilbar Güreş‘in ‘Applause’ başlıklı, Tel Aviv’deki ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Avi Lubin‘in üstlendiği sergide, birçoğu ilk defa izlenebilecek fotoğraf, resim, tekstil çalışmaları, heykel ve video yer alıyor. Sergi, sosyal adaletsizlik, cinsiyet rolleri, kuir kültür ve kültürel kimlik kodları gibi konularla sanatçının uzun süreli ilişkisini sürdürüyor. Sergideki eserler SAHA Derneği ve Tel Aviv’deki Avusturya Kültür Forumu’nun desteğiyle üretildi. Güreş kültürel sembolleri, yerel zanaatları ve geleneksel olanı (çeyiz sandığından parçalar gibi) kullanır ve bunların çağrışımlarını, bağlamlarını ve çevrelerini değiştirir. Onları kuir semboller ve dille karşı karşıya getirir. Bu eylemler aracılığıyla, geleneksel bir toplumda toplumsal cinsiyet rollerine ve kültürel geleneklere meydan okur. Güreş, bol mizah ve nükteli figürlerle, hindistan cevizi ve muz gibi öğeleri cinsiyete göre yeniden atanan cinsel organları ve ‘non-binary’ veya trans bedeni sunmak için kullanır. Resimlerinde ve fotoğraflarında flora, fauna ve insanlar, cinsiyetleri ve hiyerarşileri bulanıklaştırmaya yönelik eğlenceli ve hatta esprili bir oyuna girerler: bir gül ağacı insanlara meme implantları dağıtır, trans insan bir muz ağacından, güneşten ve denizden muz alır. Deniz alkışlar ve tezahürat yapar. Bir heykelde, biri pembe diğeri yeşil olan iki yastık, yapboz parçaları gibi birbirine kilitlenir. ‘Non-binary’ yastıklar her iki cinsiyetin işaretlerini taşır ve evlilikle ilgili bir Türk deyimini gösterir: “Bir yastıkta kocasınlar.”, evliliğin cinsel beklentilerini ustaca sorgular. ### Pera Müzesi’nden yeni koleksiyon sergisi: “Ağırlık ve Ölçü Sanatı” Pera Müzesi, vakfın üç ana koleksiyonundan biri olan Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan yeni bir seçkiyi ziyarete açtı. Ağırlık ve Ölçü Sanatı adını taşıyan yeni koleksiyon sergisi, insanın kendini ifade etme becerisinin önemli bir aracı olan ölçme ve tartma eylemlerini tarihten alıntılarla disiplinler arası bir mercekten inceliyor. Arazi ölçümünden alışverişe, mimarlıktan eczacılığa, astronomiden zaman ölçüm aletlerine kadar çeşitli alanlardan birçok ağırlık, uzunluk ve hacim ölçüsünü bünyesinde barındıran koleksiyon sergisi, çağlar boyu ekonomi tarihinin önemli bir parçası olan ağırlık ve ölçü aletlerine dair kavramların coğrafyayla kurduğu pratik ve felsefi ilişkiyi irdeliyor, uygarlıkların gelişim ve dönüşümünü, gündelik objeler aracılığıyla gözler önüne seriyor. Ağırlık ve Ölçü Sanatı başlıklı yeni koleksiyon sergisi, MÖ 2. binyıldan günümüze, farklı uygarlıkların ekonomik, kültürel ve toplumsal dinamiklerine ağırlık ve ölçü aletleri aracılığıyla mercek tutuyor. Sergi, Pera Müzesi’nin birinci katında sanatseverleri, tarih ve bilim meraklılarını bekliyor. Eskiçağ bilimleri içinde hak ettiği yeri tam olarak bulamayan ağırlık ve ölçü aletlerinin geçmişi, paranın icadından çok daha gerilere uzanır. Bilimin, kâinatın ve bilinenin ötesini merak eden insanın, kendini ifade etme becerisinin önemli bir aracı olan ölçme ve tartma eylemleri, fiziksel bir deneyimin ötesine geçerek, dünyayı zihnen inşa edebilmeyi sağlar. Antik uygarlıklar, Mezopotamya’nın bereketli topraklarında yetişen tohumlardan yola çıkarak ağırlık birimlerinin temelini atarken, ölçmeye dair gözlemleriyle uygarlıklarının gelişimine ortam hazırlar. Dünyanın sayılı ağırlık koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Pera Müzesi, Ağırlık ve Ölçü Sanatı seçkisinde, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarının değer biçme pratiklerini inceliyor. Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan iki eser, Ağırlık ve Ölçü Sanatı sergisi kapsamında ilk kez ziyaretçilerle buluşuyor. Bu eserlerden ilki, 19. yüzyıla tarihlenen, İkinci Geliş ve Son Yargı Sahnelerini Tasvir Eden Kağıt İkona. İkonanın merkezinde yer alan adalet terazisi, ölülerin yaşarken sergiledikleri eylemlere göre yargılanacakları inancına atıfta bulunuyor. Son Yargı kompozisyonlarında denge terazisinin odağa alınması, adil ve doğru tartmanın Tanrı’nın bir emri olduğunu hatırlatıyor. Bizans imparatoru figürünün merkezde yer aldığı dünyevi mahkeme, semavi mahkemenin bir yansıması olarak görülüyor. Pera Müzesi, koleksiyonlarından ilhamla yeni eserler üreten sanatçılara alan açmayı da sürdürüyor. Sanatçı Avşar Gürpınar’ın Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri Koleksiyonu’ndan ilhamla ürettiği Le Grand K2, Ağırlık ve Ölçü Sanatı’na güncel bir bakış getiriyor. Platin-iridyum alaşımından yapılan ve 1 kilogramlık kütlenin büyüklüğünü tanımlamada kullanılan Le Grand K, 130 sene boyunca ağırlığın mutlak standardının küresel ölçüsü oldu. Tüm bu zaman aralığında kütlesinden sadece 50 mikrogram yani bir toz zerreciği kadar ağırlık kaybetmiş olmasına rağmen, 2019 yılında Uluslararası Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu’nca tedavülden kaldırılarak, Planck sabiti adı verilen bir formüle eşitlendi. Uluslararası Birimler Sistemi’ndeki (SI) tüm birimlerin birer birer mutlak sayı ve sabitlere dayandırıldığı bir çağda, her yönüyle mükemmellikten uzak ve değişken Dünya’mıza getirilen bu fazlasıyla keskin sistemin sorgulayan Avşar Gürpınar, “Bizim dünyamız mükemmellikten uzak, kusurlarla ve hata paylarıyla dolu. Dolayısıyla kusurluluğumuza ayak uyduracak, bize kendimizi güvende hissettirecek, fiziksel olarak görüp hissedebileceğimiz, gerçek bir nesneye endeksli yeni bir Le Grand K’ya ihtiyaç var.” diyor. Sanatçının, kilogramı tekrar fiziksel bir kütleye dönüştürmek amacıyla ürettiği Le Grand K2, Isparta’nın Şarkikaraağaç bölgesinden çıkarılan ve hassasiyetle yontularak 1 kg’a getirilen bir barit taşı. Ziyaretçiler, koleksiyonda yer alan analog bir terazinin üzerine yerleştirilen Le Grand K2’nin ağırlığını ibreden takip edebiliyor. Sergiye yönelik hazırlanan Ağırlık ve Ölçü Sanatı adlı kitaba; Oğuz Tekin “Tarih Boyunca Terazi ve Terazi Ağırlıklarına Genel Bir Bakış”, Charles Doyen “Astragalus Biçimli Roma Ağırlıkları”, Brigitte Pitarakis “Bizans’ta Ağırlık Ölçme Sanatı” ile “Bir 19. Yüzyıl Kâğıt İkonasındaki Adalet Terazisi” ve Uğur Tanyeli “Osmanlı Topoğrafya Teknolojisi ve Havayi Terazi (16.-18. Yüzyıl)” başlıklı yazıları ile katkıda bulundu. Yayın, Pera Müzesi Artshop, anlaşmalı kitabevleri ve online satış platformlarından temin edilebilir. ### Mary Poppins Kiraz Ağacı Sokağı'nda Çocuk edebiyatının Gökten İnen Dadı'sı, Yaz Gündönümü'nde Banks Ailesi'nin çocuklarını büyülü bir yolculuğa çıkarır. O gece neler yaşanır neler: Masal kahramanları canlanıp insanların arasına karışır, gökteki yıldızlar insanlara dönüşür, hayvanlar dile gelir, şarkılar söylenerek hep beraber eğlenilir! "Mary Poppins Kiraz Ağacı Sokağı'nda" kitabına Kelime Yayınları'nın web sitesi www.kelimeyayinlari.com üzerinden ve kitap satan her yerden ulaşabilirsiniz. MARY POPPINS VE KOMŞU EV Kiraz Ağacı Sokağı On Sekiz Numara kiralanmıştır. Evin yeni kiracısı, Bay Banks’e dadılık yapan Bayan Andrew’dur. Bayan Andrew, taşınırken beraberinde Luti adında bir çocuk getirmiştir. Jane ve Michael, yeni bir oyun arkadaşı bulduklarına pek sevinirler. Gelgelelim, Luti evini, ailesini ve geldiği yeri çok özlemektedir. Ona yardımcı olacak kişi ise tabii ki Mary Poppins’tir! "Mary Poppins’in olduğu yerde tuhaflık ve macera eksik olur mu? Yaz Gündönümü akşamı, parktaki tuhaflıklarla dolu maceralar zinciri de, Park Bekçisi’nin gördükleriyle başlıyor. Annesi ona hoşgörülü olmasını, yılda bir kez Yaz Gündönümü’nün yaşandığını ve o gün her şeye hazırlıklı olması gerektiğini söylediğinde bile gördüklerini kabullenmekte zorlanıyor. Anlayacağınız, bu kitaptaki maceralar diğerlerinden biraz daha farklı! Hayal gücünüzü daha çok çalıştıracak, bir yandan da bilmediğiniz pek çok terimle tanışacaksınız: Yaz Gündönümü, Orion, Castor ve Pollux, Pegasus, Lepus, Saba Melikesi, Sirius, Polaris… Ve sonrasında okuyacaklarınız, size, buluttan basamaklarla gökyüzüne tırmanıyormuş hissi verecek. Keyifli okumalar dileğiyle…" (Nilser Utku - Türkçe Öğretmeni) Yazar: P. L. TraversSayfa: 128Yayınevi: Kelime Yayınları ### Taner Ciğerim'in "İstek" isimli ilk kişisel resim sergisi açıldı Sanatın merkezi haline gelen Maltepe’de aralık ayında sanatçılar ile sanatseverler buluşmaya devam ediyor. Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde Taner Ciğerim’in “İstek” isimli ilk kişisel resim sergisi açıldı.  Ciğerim, emekli olduktan sonra en büyük tutkusu olan resim çalışmalarına başladığını, karma sergilere katıldıktan sonra ilk kişisel sergisini açtığını söyledi. Doğa aşığı olduğunu ifade eden Ciğerim, doğa ve manzara görünümlerinden yola çıkarak özgün sanat eserleri ortaya çıkarmaya çalıştığını paylaştı. Sergide Ciğerim’in şehir ve kır yaşamını tasvir ettiği peyzaj eserleri yer aldı. Ciğerim’in sergisi 6 Aralık’a dek Galeri Maltepe’de sanatseverlerin ziyaretine kapılarını açık tutacak. ### Ünlü modacı Hakan Akkaya'nın defilesine büyük ilgi Dünyaca ünlü gurur kaynağı modacımız Hakan Akkaya'nın 45 parçadan oluşan gelinlik defilesi, seçkin bir davetli grubunun katılımıyla Tersane İstanbul'da moda severlere tanıtıldı. "2022 Hakan Akkaya & Cinderella Bridal Capsule Collection" adlı defilede baş manken olarak yer alan Çağla Şıkel, kırmızı gelinliğiyle podyumda göz kamaştırdı. SİYAH GELİNLİKLE DEFİLEYE KATILDI Soner Sarıkabadayı'nın eşi Madelein Lopez Camelo, üç yılın ardından doğum sonrası ilk kez podyuma çıktı. Çocuk yaşta erken ve zorla evlilikleri protesto etmek için siyah bir gelinlikle defileye katılan Türkiye'nin en yaşlı modeli Nezahat Oyna (75) ise büyük alkış aldı. TERSANE İSTANBUL, EN AZ GELİNLİKLER KADAR İLGİ ÇEKTİ Lodos nedeniyle gündüz yaşanan olumsuz hava şartlarına rağmen davetlilerin ve sanat camiasının gösterdiği yoğun ilgi, Hakan Akkaya kreasyonları söz konusu olduğunda duyulan merak ve teveccühün her türlü zorluğu aşacağının bir kanıtı gibiydi. Öte yandan, yüksek tavanlı tarihi dokusu ve mistik atmosferiyle farklı bir deneyim yaşatan Tersane İstanbul, bundan böyle etkinlikler için aranan alternatif ortamı sağlayacak gibi görünüyor. Haliç'teki eski tersanelerin dönüştürülmesiyle kazandırılan, en az mankenler ve sergilenen gelinlikler kadar ilgi çeken bina, "Tarihi Yarımada" manzarasıyla bütünleşerek etkileyici bir ortam sundu. https://youtu.be/HE1Exgk82ZE Dünyaca ünlü gurur kaynağı modacımız Hakan Akkaya'nın 45 parçadan oluşan gelinlik defilesi, seçkin bir davetli grubunun katılımıyla Tersane İstanbul'da moda severlere tanıtıldı. "2022 Hakan Akkaya & Cinderella Bridal Capsule Collection" adlı defilede baş manken olarak yer alan Çağla Şıkel, kırmızı gelinliğiyle podyumda göz kamaştırdı. Çağla Şıkel, Hakan Akkaya, Cinderella Gelinlik'in sahibi Erdinç Karadağ... TİM Özel Kalemi Belma Ünal, Hakan Akkaya, Süleyman Orakçıoğlu, Ahu Orakçıoğlu... ### Erhan Us'un yeni sergisi "Ataerkilled", Uniq'te açıldı Kavramsal/protest sanatçı ve yazar Erhan Us'un on birinci kişisel sergisi Ataerkilled, [Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü] 25 Kasım — 31 Aralık 2021 tarihleri arasında Uniq Expo’da izleyici ile buluşuyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin öldürücü alışkanlıklara dönüşmesini 20'ye yakın yerleştirme, resim ve fotoğrafı ile eleştiren Us'un mini sergisi, Uniq İstanbul'un 1500 m²'lik sergi alanı Uniq Expo'da 70 Sanatçı 100 Kadın seçkisine eşlik ediyor. BİRÇOK ŞEHİRDE SERGİLENMİŞ YAPILARDAN OLUŞUYOR Toplumsal cinsiyet eşitliği, muhafazakar yapının bedene tahakkümü, fırsat eşitsizliği, ayrımcılık, dayatılan güzellik kavramı, cinsel suçlar, metalaşma, moda — istismar gibi konuları merkezine alan sergi, Us'un geçen yıllarda Tokyo Metropolitan Müzesi, Londra, Miami, Roma, Sydney, Rahmi M. Koç Müzesi, SaatchiArt gibi 5 kıta, 26 ülke ve birçok şehirde sergilenmiş yapıtlarından oluşuyor. ManifestoToplum denilen o tanımsız şeyin travmalara çektiği yara bantlarını ve körlüklerini birer göz bandı yapıp taktığı bizlerin, tarihte yalnız ve ancak şekil değiştiren 'tatlı hatıralar'a birer şeker daha atıp içerken, şiddetin tekrar üretildiği aklımızdan bile geçmeyen bu iğrenç şekilciğin dağınıklığı arasında kadın, erkek, meta, dualite sonunda yersiz bir kimliksizleşme. SİSTEMİN ZİHNE İŞLEDİĞİ NORMALLEŞTİRME 'Süs'leştirilip yaşamı eve sıkıştırılan, işinde üzerine cam tavanlar atılan, muhafazakârlaşmanın kutsallarla paketlediği, anahtar kimliği anneleştirilen, moda istismarıyla hızlı tüketim öğesi yapılan kadın modelleri ve yanında bazı anlamsız beden mecburiyetleri.Ataerkil içerikten vazgeçmeyen ve hiçbir zaman da 'hakimiyetini' teslim etmemek planlarıyla vazgeçmeyecek inanç sistemleri bin yıllardır bireyin vücut bütünlüğüne tahakküm arzusunda. Türümüz aydınlanma davalarının sonunda yine dogmaya, geleneklere, inançlara sığındı. Sistemin zihne işlediği 'normalleştirme' suça zemin yaratırken; haksız tahrik, iyi hâl, ceza indirimleri, duygusal bahanelere sarılmış cinayetler, kapatılmış soruşturmalar, sağlanmayan koruma, sınırlarını bilmeyen birey hazırladı olay mahallini. Gelenekler ve dedikodu ile kişiyi sınırlarken toplum, düzeni ifşa edenler erkek 'otoriteler' ya da ataerkil kadınlar tarafından susturuldu. Görünüşün aldatıcılığı ile geçiciliği dışında, sığlıkları kamufle etme özelliği de var evet; kabullenilme endişesinden kurtulamayan bireyi ikiyüzlü uygulamalara iten yargılama kriterleri arasında kitlelerin.Toplumun refleks göstermediği kız isteme, kırmızı kuşak, tanımlanmış oyuncak ritüelleri, naz yapan, prensesleşirilen, evlilik amacı yüklenen, erkeğe itaatkâr cici kız kodları ve sayısız benzeri; kadın mücaadelesi ve kazanımlarını görmezden yine gelme eğiliminde. Belirlenmiş rollerden — dayatmalardan kurtulmanın, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, feminizmin — güçlü kadın duruşunun önünde bugün en büyük engel; medyanın reytingler, tiraj ve onaylanmak; erkek ile ataerkil kadının da 'uyum veya emir' uğruna, devam ettirdiği geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri. ### Çocuklara özel yılbaşı atölyeleri Rahmi M. Koç Müzesi'nde Türkiye’nin ilk ve tek sanayi müzesi Rahmi M. Koç Müzesi, çocukların yeni yıl heyecanına birbirinden eğlenceli atölyelerle ortak oluyor. Atölyelere katılan çocuklar yeni yıl öncesi ışıl ışıl yılbaşı ağacı hazırlayacak, dünya bebeklerine yılbaşı konseptinde ev tasarlayacak. Ayrıca laternanın ne olduğunu, nasıl çalıştığını öğrenme fırsatı bulup, sevdiklerine müzik dolu anlar yaşatacaklar Rahmi M. Koç Müzesi çocuk atölyeleri aralık ayında da devam ediyor. Müze eğitmenlerinin anlatımıyla çevrim içi ve yüz yüze gerçekleştirilen sanat-bilim atölyelerinin bu ayki teması ‘yılbaşı’. Çocuklar, atölyeler süresince müzenin ilgili bölümlerini geziyor, ardından gördüklerini kendi hayal dünyalarına göre tasarlayarak eğlencenin tadına varıyor. Aralık ayı hafta sonu atölye programı şöyle: Fanusa Yılbaşını Sığdırdık – 4 Aralık (5-7 yaş) Çocuklar bu atölyede önce ahşap objeleri boyuyor, ardından bu objeleri cam bir fanusa yerleştiriyor. Ortaya ışıklarla aydınlatılan bir yılbaşı küresi çıkıyor. Görünmez Müzisyenler – 11 Aralık (7-10 yaş) Bu tasarım atölyesinde çocuklar laternanın ne olduğunu, nasıl çalıştığını öğreniyor. Birbirinden farklı ürünlerle kendi kutularını tasarlayarak yılbaşına müzik katıyor. Işıl Işıl Yılbaşı Ağacım – 18 Aralık (5-7 yaş) Işıklı bir yılbaşı ağacı yapmaya ne dersiniz? Çocuklar, ahşaptan yapılmış yılbaşı ağaçlarını hem boyuyor hem ışıklandırıyor. Peg Bebeğin Dünyası – 25 Aralık (8-12 yaş) Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergilenen Dünya Bebekleri Sergisi’nden esinlenerek hazırlanan bu atölyede çocuklar önce sergiyi geziyor. Ardından sergideki bebeklerin hikayelerini öğrenerek yılbaşı konseptinde peg bebeklere ev tasarlıyor. *Atölyelere ilişkin detaylı bilgi muzeegitimi@rmk-museum.org.tr adresinden alınabilir. ### “Timsah Ateşi” 18 Aralık’ta Zorlu PSM’de Yapımcılığını Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment’ın yaptığı, Megan Tyler tarafından kaleme alınan ve yönetmenliğini Mehmet Ergen’in üstlendiği, “Timsah Ateşi”nin provaları tüm hızıyla devam ediyor. 18 Aralık’ta Zorlu PSM’de gerçekleşecek prömiyerin biletleri şimdiden tükenen kara komedi oyun, zıt kutuplarda yaşayan iki kız kardeş ve çocuklarını sevgisizliğe mahkum ederek onlarda derin yaralar açmış zalim bir babanın hikayesini anlatıyor. 1989 yılında Kuzey İrlanda’da yaşayan iki kız kardeş ve babalarının çalkantılı hayatlarını konu alan “Timsah Ateşi” oyununda Alannah karakterini Funda Eryiğit, Fianna’yı Hazar Ergüçlü, babaları Peter Devlin’i ise Kubilay Tunçer sahneye taşıyacak. 2019 yılında Edinburgh Fringe Tiyatro Festivali’nde sahnelenen oyun Türkiye’de ilk kez seyircinin beğenisine sunulacak. Sevgisiz bir Katolik evi, kötürüm bir baba, işlemediği bir suç yüzünden 8 yıl hapis yatan asi bir kız Fianna (Hazar Ergüçlü) ile dindar ablası Alannah’ın (Funda Eryiğit) hikayesinde, temposu bir an bile olsun düşmeyen, sürreal, grotesk bir kara-komedi seyirciyle buluşacak. OYUN PROGRAMI : 18 Aralık Cumartesi / ZORLU PSM / 20.30 - PRÖMİYER 23 Aralık Perşembe / ZORLU PSM / 20.30 24 Aralık Cuma / ZORLU PSM / 20.30 25 Aralık Cumartesi / ZORLU PSM / 20.30 26 Aralık Pazar / ZORLU PSM / 20.30 ### Şehir Tiyatroları "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" Oyunuyla Bursa'da Şehir Tiyatroları, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin oyunuyla Şehir Tiyatroları Buluşmaları kapsamında Bursa seyircisinin karşısına çıkıyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin,  2, 3, 4 Aralık 2021 tarihlerinde saat 20:30’da Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Evi’nde Bursa seyircisiyle bir araya geliyor.  BULUŞMALAR BURSA'DA DEVAM EDİYOR İBB Şehir Tiyatroları ve Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları Buluşmaları’nın ikincisini Bursa’da gerçekleştiriyor. Buluşmanın ilkinde Bursa Nilüfer Belediyesi’nin hazırladığı, Mark Ravenhill’in yazdığı Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal’in birer episodunu yönettiği “Vur Yağmala Yeniden” 24-27 Kasım tarihleri arasında İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne konuk oldu. Buluşmanın ikincisi için Çarşamba günü Bursa’ya hareket edecek olan İBB Şehir Tiyatroları sanatçı ve teknik ekibi, Bursa seyircisiyle bir araya gelecek olmanın heyecanını yaşıyor. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. ### Pera Müzesi’nde yeni sergi: “Yarına Notlar” Pera Müzesi, 23 Kasım 2021 – 6 Mart 2022 tarihleri arasında Uluslararası Bağımsız Küratörler (ICI) oluşumunun “Yarına Notlar” adlı gezici sergisine ev sahipliği yapıyor. 25 ülkeden 30 küratörün ortak çalışmasıyla hazırlanan ve kısa bir süre önce ABD ve Çin’de sergilenen sergi, ziyaretçileri mevcut kriz ortamında, çağdaş kültürel değerleri yeniden sorgulamaya davet ediyor. Sergiye COVID-19 pandemisinin ilk aylarında, ICI üyelerinden gelen metinlerle oluşturulan “Saha Raporları” başlıklı yazı dizisi ilham verdi. Gezici bir sergiye dönüşen Yarına Notlar, 2021 başında dünya turuna başladı. ABD’de Cantor Fitzgerald Gallery, Haverford College, Kanada’da Contemporary Calgary, Çin’de Sifang Art Museum’da ziyarete açılan sergi, Türkiye’de ise Pera Müzesi’nde yer alacak. Dünyanın dört bir yanından 29 sanatçının eserlerini bir araya getiren Yarına Notlar, küresel bir çağda sanatın kolektif hafızanın inşasındaki rolünü ele alıyor. Sergideki birçok çalışma, kuşku ve güvensizliğin yükseldiği zamanlarda dünyayı anlamlandırmanın yollarını sorguluyor. Bu kültürel geçiş döneminde her eser, yakın geçmişten bir ilham kaynağı ve geleceğe yön veren bir bakış açısı öneriyor. Pandemi döneminde yaşanan tecrit, ev hayatı ve bakım kavramlarına odaklanan eserler ile, pandemiye doğrudan referans vermeyen eserler hep beraber incelendiğinde, bir bütün olarak günümüzün yansımasını oluşturuyor. Ziyaretçilere küresel bir deneyim üzerine düşünme fırsatı veren Yarına Notlar, ICI Küratöryel Eğitim Programı mezunları arasından seçilen 30 küratör tarafından hazırlandı. ICI Sergiler Yöneticisi Becky Nahom, 25 ülkeden 30 küratörün ortak çalışmasıyla hayat bulan bu sergide, bugün görülmesinin önemli olduğuna inandıkları eserleri sanatseverlerle buluşturduklarını belirtirken; ortak güven üzerine kurulu olan bu serginin aynı zamanda okuyucular, ziyaretçiler ve gözlemcilerin eserlerle iletişim kurmaları için bir çağrı olduğunu söylüyor. Uluslararası Bağımsız Küratörler (ICI) oluşumu tarafından düzenlenen, Frances Wu Giarratano, Becky Nahom, Renaud Proch ve Monica Terrero’nun programladığı Yarına Notlar gezici sergisi, Andy Warhol Görsel Sanatlar Vakfı, VIA Sanat Fonu, ICI Mütevelli Heyeti ve Uluslararası Forumu’nun destekleriyle gerçekleştirildi. Sanatçılar Madiha Aijaz, Ernesto Bautista, Maeve Brennan, Vajiko Chachkhiani, Nothando Chiwanga, Shezad Dawood, Demian DinéYazhi’, Cao Guimarães, Ilana Harris-Babou, Rei Hayama, Amrita Hepi, INVASORIX, Tamás Kaszás, Ali Kazma, A Liberated Library for Education, Inspiration, and Action, David Lozano, Mona Marzouk, Joiri Minaya, Peter Morin, Daniela Ortiz, Kristina Kay Robinson, Luiz Roque, Mark Salvatus, Ibrahima Thiam, u/n multitude, Wayne Kaumualii Westlake, Yan Shi. ### Galerist’te yeni sergi: “Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar” Galerist, 11 Kasım – 11 Aralık 2021 tarihleri arasında TUNCA’nın iki buçuk yıla yayılan bir araştırma ve diyalog sürecinin ürünü olan, “Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar” başlıklı, sanatçının galerideki ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Serra Yentürk küratörlüğünde hazırlanan ve başlığını Cravan’ın otobiyografik metninden alan sergi, sanatçının sahaf veya mezatlardan topladığı efemeralar üzerinden tarihi mekân, olay ve kişilerin izini süren pratiğine yeni bir sayfa ekliyor. Yıllar önce düzenlenen bir mezatta sanatçının karşısına çıkan ve 1910’lı yıllarda Georg Gerlach’ın Berlin’deki stüdyosunda çekildiği anlaşılan, fakat İstanbul’a nasıl ulaştığı bilinmeyen 6 fotoğrafta görülen boksör figürü, serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Sabri Mahir adlı bu boksörün fotoğraflarını, uzun yıllardır ana malzemesi olan füzenle kağıt üzerinde büyük ebatlı olarak yeniden üreten sanatçı, izleyicileri bu enigmatik figürü keşfetmeye davet ediyor. Orijinalleri birer hatıra kartpostalı olarak üretilmiş olan, dolayısıyla belgelediği kişinin tarihsel bir önem ifade ettiğini (ya da etmeye niyetlendiğini) düşündüren bu fotoğraflar, Mahir’in öyküsünü aydınlatmakta yetersiz kalıyor. Nitekim, tarih yazmaya duyulan doyumsuz arzuyla öne sürülen ve zaman içerisinde doğru kabul edilmeye başlanan çeşitli bilgiyle, bir mitosun ana kahramanına dönüşen Sabri Mahir, gerçeklikten saptırılmış bir popüler kültür anlatısına hapsoluyor. Bu noktada Sabri Mahir’den bir kaç yıl önce doğan, benzer bir mizaca sahip olduğu anlaşılan ve tıpkı Mahir gibi ölümüne dair detaylar meçhul olan boksör-şair Arthur Cravan, sergide Mahir’in karakterini tamamlayıcı ve tanımlayıcı bir role bürünüyor. Dönemin sanat ve edebiyat çevrelerinde ayrıksı karakteri ve kışkırtıcı tavırlarıyla nam salan Cravan’ın şiirlerinden alıntıların sergideki portrelerle yan yana getirilmesiyle, iki şahsiyetin sınırları erimeye ve birbirine karışmaya başlıyor. Bu kasti manipülasyon bakımından sergide en dikkat çekici işlerden biri, girişe yerleştirilen WANTED (ARANIYOR) afişi. TUNCA, esasen Cravan’a ilişkin tarihsel bir belge olan posteri Mahir’in öyküsüne uyarlayarak hâlihazırda rivayetler üzerine kurulu bu hikayeye bir eklemede daha bulunuyor. Mahir ve Cravan’ın öykülerini birbirine yaklaştıran çok yönlü kimlik teması, Ferruccio Bussoni’nin bestesine yer veren Latif Maharet adlı video çalışmasıyla bir kez daha pekiştiriliyor. Bu kez karşımıza bir boksör olarak çıkan TUNCA, serginin araştırma sürecinde Mahir ve Cravan’ın hayatlarına dair edinilen gerçek ya da spekülatif bilumum bilgiyi performatif bir eyleme dökerek, tarihsel ağırlığından kurtarıyor. ### İstanbul Modern Sinema’da yeni program: ‘Özgürlük Kapıları’ İstanbul Modern Sinema, 22 Kasım- 4 Aralık 2021 tarihleri arasında, hazırladığı 3×2 program dizisinin ‘Özgürlük Kapıları’ başlıklı ikinci edisyonuna çevrimiçi olarak ev sahipliği yapıyor. Bu ayki üçleme ikilisinin odağında kişisel, toplumsal özgürlükler ve bu özgürlükler için verilen mücadeleler var. Çağdaş Polonya sinemasının mihenk taşlarından Andrzej Wajda’nın savaş üçlemesi İkinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu toplumsal ve psikolojik maliyete bakarken, Avusturyalı yönetmen Ulrich Seidl’ın Cennet Üçlemesi aşk, inanç ve umut kavramlarından yola çıkarak modern dünyada insan olmanın bedelini soruşturuyor. BİR KUŞAK (POKOLENIE), 1955 22-24 Kasım 2021 Yönetmen: Andrzej Wajda Oyuncular: Tadeusz Lomnicki, Urszula Modrzynska, Tadeusz Janczar İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Polonya yeraltı örgütlenmesini anlatan üçlemenin ilk filmi özünde bir büyüme hikâyesidir. Tarihsel fonda ise, 1943’te kendilerini Treblinka toplama kampına nakliye etmeye çalışan Alman birliklerine karşı mücadele eden Yahudi direnişi, bilinen adıyla “Varşova Getto Ayaklanması” vardır. Kahramanımız Stach hem aşkın tadını hem de baskıya karşı direnişi öğrenirken, film savaşın bedeline dair amansız bir insanlık portresi sunuyor. KANAL, 1957 24-26 Kasım 2021 Yönetmen: Andrzej Wajda Oyuncular: Teresa Izewska, Tadeusz Janczar, Wienczyslaw Glinski Savaş üçlemesinin ikinci filmi, Varşova’nın şehir olarak ayaklandığı dönemde bu kez isyancıların şehrin kanalizasyonunda geçen trajik yolculuklarını takip ediyor. Bir grup kadın ve erkek, Varşova’nın yeraltı cehenneminde hem bedenlerini hem ruhlarını koruma mücadelesi veriyorlar. Senaryosunun Varşova Ayaklanması’na bizzat katılmış biri tarafından yazılmış olması filmin tarihsel yerini belirlerken, Wajda da Cannes’da kazandığı Jüri Özel Ödülüyle uluslararası sinema sahnesinde adını duyurmaya başlar. KÜLLER VE ELMASLAR (POPİÓŁ İ DİAMENT), 1958 26-28 Kasım 2021 Yönetmen: Andrzej Wajda Oyuncular: Zbigniew Cybulski, Ewa Krzyzewska, Waclaw Zastrzezynski İkinci Dünya Savaşı’nın son gününde geçen filmin sorusu adında gizlidir: yangın söndüğünde ortaya elmaslar mı çıkacaktır yoksa geriye sadece küller mi kalacaktır? Karakterinin ahlaki ikilemiyle ülkesinin kaderini iç içe ören filmde, genç bir Vatan Ordusu askeri bir komünist yetkiliyi öldürmekle görevlendiriliyor. Savaşın öncesi ve sonrası, geçiş döneminde kalan sadece filmin karakteri değil ülkenin de kendisi. Başroldeki Zbigniew Cybulski’nin karizmatik personası ona “Polonya’nın James Dean’i” lakabını kazandırırken, Jerzy Andrzejewski’nin romanından uyarlanan ve Polonya sinemasının mihenk taşlarından biri olan film, monokrom sinematografisiyle akıllardan çıkmıyor.  CENNET: AŞK (PARADIES: LIEBE), 2012 28-30 Kasım 2021 Yönetmen: Ulrich Seidl Oyuncular: Margarete Tiesel, Inge Maux, Peter Kazungu Ulrich Seidl’ın aynı aileden üç kadının çıktıkları yaz tatillerinde başından geçenleri izleyen üçlemesinin ilk filmi, aşkı arayan bir kadını merkeze alıyor. İş hayatı da ev hayatı kadar yorucu ve zorlayıcı olan orta yaşlı Teresa, tatilinde genç bir sevgili bulma ümidiyle güneşli Kenya’ya gidiyor. Gırgır gibi başlayan Teresa’nın hikâyesi zamanla, paranın aşkı satın alamayacağı gerçeğiyle birlikte hüzünlü bir yere doğru gidiyor. Film, sömürgeciliğin yeni bir türü olarak seks turizminin politik tarafını sorgularken, sevgisizliğin metal kadar soğuk gerçekliğini aktarıyor. CENNET: İNANÇ (PARADIES: GLAUBE), 2012 30 Kasım- 2 Aralık 2021 Yönetmen: Ulrich Seidl Oyuncular: Maria Hofstätter, René Rupnik, Nabil Saleh Teresa, Kenya’ya giderken, Avusturya’da kalan kardeşi, röntgen uzmanı Anna Maria tatil iznini elinde Meryem Ana heykelciğiyle kapı kapı gezerek geçirmektedir. Cennet yolunun İsa’dan geçtiğine inanan Anna Maria’nın misyonerlikle geçirdiği bu günlerde yıllardır kayıp olan ve artık tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş Mısırlı Müslüman kocası ortaya çıkar. Evlilik ilişkisi üzerinden haç taşımanın ne anlama geldiğini sorgularken, film yine adındaki ironiyle inançsızlığı işliyor. Seidl’ın 2001’deki Cehennem Sıcağı (Hundstage) filminden beri birlikte çalıştığı başrol Maria Hofstatter, tüm filmi sırtında taşıyor. CENNET: UMUT (PARADIES: HOFFNUNG), 2013 2-4 Aralık 2021 Yönetmen: Ulrich Seidl Oyuncular: Melanie Lenz, Verena Lehbauer, Joseph Lorenz Cennet üçlemesinin son filmindeki tatil, Teresa’nın 13 yaşındaki yalnız ve hassas kızı Melanie’nin zayıflamak için gittiği diyet kampında geçiyor. Melanie ile kamptaki karizmatik doktor arasında yaşananlar üzerinden bir Lolita hikâyesi anlatan film, yine yönetmenin kurmaca ile belgesel arasında mekik dokuyan anlatım diliyle, gözlem ve eleştiri gücünü ortaya koyarken karakterlerinin zaaflarına ilk iki filme göre daha sıcak ve yumuşak bir yerden yaklaşıyor. Üçlemenin imzası olan kaba kurgulanmış kısa, tabloya benzeyen sahneler, sahne içinde üretilmedikçe müzik kullanılmaması, profesyonel oyuncular ve oyuncu olmayanların bir aradalığı gibi sinematik unsurlarla içi doldurulamayan cennet kavramını tarif etmeye çalışıyor. ### Burak Çevik DAAD Berlin Sanatçı Programı 2022’de Yönetmen, yapımcı ve sanatçı Burak Çevik, DAAD Berlin Sanatçı Programı’na (DAAD Artists-in-Berlin Program) ‘Film’ kategorisinde seçildi. 1963’ten beri düzenlenen program, görsel sanatlar, edebiyat, müzik ve film alanında kendini kanıtlamış isimleri davet ederek bir yıl boyunca Berlin’de ağırlıyor ve yeni projelerini geliştirmeleri için onlara fırsat sunuyor. Program kapsamında Çevik’in “Tuzdan Kaide” ve “Aidiyet” filmleri 2022 yılı boyunca Berlin’in çeşitli mekânlarında gösterilecek ve Burak Çevik, yeni filmi üzerine çalışacak. Her yıl dünyadan sadece 20 kişinin seçildiği programa bugüne dek, Andrey Tarkovski, Jim Jarmusch, Steve McQueen, Lucrecia Martel, Asghar Farhadi, Claire Denis, Béla Tarr, Marina Abramović, Damien Hirst, Ingeborg Bachmann, Peter Handke, Stanislaw Lem, Margaret Atwood, Carlos Fuentes, Susan Sontag’ın da aralarında olduğu usta yönetmen, sanatçı ve yazarlar davet edilmişti. 1963’te Ford Vakfı tarafından başlatılan, 1965’ten itibaren de Almanya Dışişleri Bakanlığı ve Berlin Senatosu’nun destekleriyle sürdürülen DAAD, konuklarına yaratıcı çalışmaları için alan sağlamak, sanatsal bakış açılarının çeşitliliğini ve zenginliğini teşvik etmek ve yazılı ve sözlü ifade özgürlüğünü güçlendirmek amaçlı tasarlanmış bir program. 58 yıl boyunca yalnızca Avrupa’nın değil tüm dünyada sanatsal ve kültürel değişim için çok önemli bir platform olmayı sürdüren programa bugüne dek binlerce isim davet edildi. Bunlar arasında, Andrey Tarkovski, Istvan Szabo, Jim Jarmusch, Steve McQueen, Elia Suleiman, Lucrecia Martel, Asghar Farhadi, Claire Denis, Béla Tarr, Sebastián Lelio gibi usta yönetmenlerin yanı sıra Nan Goldin, Marina Abramović, Damien Hirst, Ingeborg Bachmann, Peter Handke, Stanislaw Lem, Margaret Atwood, Carlos Fuentes, Susan Sontag gibi sanatçı ve yazarlar da bulunuyor. ### Kadıköy'de 'Büyük İnka Yolu' fotoğraf sergisi Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Sanat “Büyük İnka Yolu” adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. 6 Aralık’a kadar devam edecek sergide, UNESCO tarafından 2014 yılında dünya mirası listesine alınan İnka Yolu’na ait 50 fotoğraf yer alıyor.  Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Cervantes Enstitüsü işbirliğiyle Yeldeğirmeni Sanat’ta açılışı yapılan “Büyük İnka Yolu” fotoğraf sergisi 6 Aralık’a kadar devam edecek. Sergide Peru Kültür Bakanlığı’nın arşivinden özenle seçilmiş fotoğraflar ve fotoğraf sanatçıları JoséLuis Matos Muñasqui, Yanoa Pomalima Carrasco, Edgardo Solórzano Palacín’in toplam 50 fotoğrafı ziyaretçilerinin beğenisine sunuluyor.  Ekvador’dan Şili’nin merkezine doğru uzanan ve 400 yılı aşkın bir süredir orijinalliğini koruyan İnka Yolu 2014 yılında UNESCO tarafından dünya mirası listesine alındı. Kolomb öncesi görkemli İnka İmparatoluğu’nun kurduğu yol, efsanevi Machu Picchu ya da Cuzco şehrinden geçerek ilerliyor.  Yol üzerinde dayanıklı köprüler, caddeler, merdivenler ve alanlar bulunuyor. Sergide yer alan fotoğraflar ülkede yaşanan jeolojik zorlukları, kullanılan teknolojiyi, yerin anıtsallığını, manzaranın güzelliğini ve aynı zamanda bölge insanının çalışkanlığını gözler önüne seriyor. ### Şehir Tiyatroları Aralık Ayında 28 Oyunla Seyirciyle Buluşuyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Aralık ayında 28 oyunla seyirci karşısına çıkıyor. Aralık ayında tiyatroseverleri Antik Yunan klasiklerinden, modern klasiklere, Amerikan edebiyatından Fransız yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor.  Bu ay İki Efendinin Uşağı, Melek, Antigone, Ay Carmela, Veba, Matruşka, Yaftalı Tabut, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi, Kısraklı Kadın, Geçit, Çın Sabahta, Hastalık Hastası, 12. Gece, Moby Dick, İfigenya, Zehir, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Hayat Der Gülümserim, Tatlı Kaçık’ın yanı sıra Herkes Sihirbaz Olacak(Yeni Oyun), Karagöz Çiftlik Bekçisi, Elma Kurdu Kırtık, Benim Güzel Pabuçlarım, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki, Pollyanna, Bekçi ile Postacı adlı çocuk oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Aralık 2021 Programı İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor.Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. MELEK Aktris Melek Kobra’nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930’ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Jale Karabekir’in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 24, 25 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. ANTİGONE  Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de;  aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. AY, CARMELA! İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda,  iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?“  sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 29, 30 Aralık tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. VEBA  Nobel Ödüllü yazar Camus’nün faşizm alegorisi olarak kaleme aldığı eserde, veba salgını sırasında yaşanan kaotik durum anlatılır. Karantina döneminde verilen mücadele, belirsizlik ve korkunun egemen olduğu bir dünya canlandırılıyor. Neil Bartlett’in uyarladığı Mehmet Ergen’in çevirip yönettiği oyunda Sevil Akı, Serdar Orçin, Murat Coşkuner, Emrah Can Yaylı, Burteçin Zoga, Tankut Yıldız, İrem Arslan, Özgür Dereli, Burak Davutoğlu, Ergun Üğlü, Cafer Alpsolay rol alıyor. Oyun, 2-4 Aralık, 9-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde,  MATRUŞKA Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar...  Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor.  Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 8-11 Aralık, 15-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 3, 4 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. YAFTALI TABUT  Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 29-30 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK  Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikâyesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikâyesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun,1-4 Aralık, 8-11 Aralık, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Meydan Sahne’de. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. KISRAKLI KADIN Londra’da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda’da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye’de. Leyla Nazlı’nın yazdığı Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık, 8-11 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.  GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 1-4 Aralık 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 22-25 Aralık, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 16-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. ÇIN SABAHTA Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi’nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu ‘damı akmayan eve’ taşınmayı nihayet başaran Feriha’nın umudu ve mutluluğu, Güneşi’nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç’in yazdığı Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor.Oyun, 10, 11, 17, 18 Aralık 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de. HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 8-11 Aralık, 15-18 Aralık 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. 12. GECE Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkâr Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikâyesini iyice kızıştırır. William Shakespeare’in yazdığı,  Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. MOBY DİCK  Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab’ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick’in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville’in aynı adlı romanından Sebastian Armesto’nun uyarladığı, Seza Güneş’in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 30 Aralık 2021 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. İFİGENYA  Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor.Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor.  Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. HAYAT DER GÜLÜMSERİM  Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. Oyun, 15-18 Aralık, 22-25 Aralık 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde. TATLI KAÇIK  Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal’in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal’in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick’in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu’nun çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 22, 23, 24, 25, 29, 30 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde. Çocuk Oyunları HERKES SİHİRBAZ OLACAK(Yeni Oyun) (3+ Yaş) Ünlü sihirbaz Zubi’nin öğrencileri “usta”lığa geçip onun sihirli şapkasını almanın hayalini kurarlar. Zubi, sihirli şapkanın yeni sahibini belirlemek için bir yarışma düzenler. İllüzyon gösterileriyle ilerleyen oyunda, hedefe ortaklaşa ilerlemenin önemi anlatılıyor. Kubilay Tuncer’in yazıp yönettiği oyunda Aslı Şahin, Aybar Taştekin, Cihat Faruk Sevindik, Damla Cangül Yiğit, Zeliha Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 19, 26 Aralık 2021, 2 Ocak 2022 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar  Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde, 2 Ocak 2022 tarihinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde, 2 Ocak 2021 tarihinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 5, 12 Aralık 2021 tarihlerinde Ümraniye Sahnesi’nde. POLLYANNA (7-77 Yaş) Annesi yıllar önce yaşamını yitirince, yardım derneği himayesinde yaşamaya başlayan Pollyanna, babasını da kaybettiği haberini alır. Bu hayat dolu küçük kız, katı ve kuralcı biri olarak tanınan Polly Teyzesiyle birlikte yaşayacaktır. Pollyanna’nın konağa gelmesiyle beraber çevredeki herkesin hayatı değişmeye başlar. Dünya çocuk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Pollyanna, her tür olumsuz durumda bile ”mutluluk”un yaratılabileceğini; çözüm üretebilme yeteneği kazandıktan sonra hayata umutla bakılabileceğini anlatıyor. Eleanor H.Porter'ın aynı adlı eserinden Binnur Şerbetçioğlu'nun uyarlayıp yönettiği oyunda; Aslı Menaz, Yılmaz Aydın, Berk Samur, Destan Batmaz, Dolunay Pircioğlu, Emrah Derviş Soylu, Ezgim Kılınç, Nazan Yatgın Palabıyık, Onur Şirin, Ömer Barış Bakova, Serap Doğan, Yeşim Mazıcıoğlu Bulut, Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BEKÇİ İLE POSTACI (3+ Yaş) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. Oyun, 19, 26 Aralık 2021 tarihlerinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 2 Ocak 2022 tarihinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. ### İstanbul Modern ve Sharjah Art Foundation’dan ortak proje İstanbul Modern, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Sharjah Art Foundation ile ortak bir projeye imza attı. Bu yıl 19 – 27 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenecek 4. Sharjah Film Platformu, İstanbul Modern Sinema tarafından tasarlanan “Onun Yolculuğu” başlıklı film programını izleyicilerle buluşturuyor Film programını İstanbul Modern Film Küratörü Müge Turan’ın hazırladığı seçkide, Türkiye’den kadın sinemacıların imzasını taşıyan 5 uzun ve 5 kısa yapım yer alıyor.  Kadın olma hâllerine, kadının toplumsal ve kültürel rollerine odaklanan program kapsamında yönetmenlerin katılacağı söyleşiler de yer alıyor. Sharjah Art Foundation tarafından hazırlanacak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinden yapımların yer alacağı program ise 2022 yılında İstanbul Modern Sinema’da gösterilecek. 4. Sharjah Film Platformu kapsamında 26 Kasım’da Sharjah’da düzenlenecek “Kadın Gözüyle Türkiye’de Çağdaş Sinema” başlıklı söyleşi, Türkiye sinemasında ses getiren kadın yönetmen ve yapımcıları bir araya getiriyor. Moderatörlüğünü Müge Turan’ın yapacağı söyleşiye Kıvılcım Akay, Şirin Bahar Demirel, Azra Deniz Okyay, Pelin Esmer ve Çağla Zencirci katılıyor. 4. Sharjah Film Platformu’nda izleyiciyle buluşacak İstanbul Modern Sinema’nın “Onun Yolculuğu” seçkisindeki yapımlar şöyle sıralanıyor: HAYALETLER, 2020Yönetmen: Azra Deniz OkyayOyuncular: Nalan Kuruçim, Dilayda Güneş, Beril Kayar Azra Deniz Okyay’ın ilk uzun metrajı İstanbul’un genelinde yaşanan elektrik kesintisiyle daha da distopik hale gelen bir mahallede geçiyor. Kendi dertlerinin peşinden giden farklı karakterler aynı hikâyede kesişiyor: çevresindeki baskıya rağmen ünlü bir dansçı olma hayalleri kuran bir genç kız, hapisteki oğlunun canını korumak için para bulmak zorunda kalan bir kadın ve mültecilerden kadın cinayetlerine pek çok konuda çalışan bir aktivist. Hayaletler, kentsel dönüşüm, Suriyeli göçmenler, kadın cinayetleri gibi günümüz meselelerini, İstanbul’daki abluka ve isyanı dinamik bir kurgu ve renkli bir görsel üslupla anlatıyor. Venedik Film Festivali’nin Eleştirmenlerin Haftası’nda kazandığı ödülle dikkat çeken film bu yıl Altın Portakal’da da “En İyi Film” dahil beş ödüle de layık görüldü. KADINLAR ÜLKESİ, 2019Yönetmen: Şirin Bahar Demirel Belgesel, ülkelerini savaş, belirsizlik, adaletsizlik gibi nedenlerle terk etmeyi seçerek Florida’ya yerleştirilen iki aileye ve özellikle bu ailelerin kadın ve çocuklarına odaklanıyor. Geride ailelerini, yuvalarını ve anılarını bırakmış Fatima ve Huda ile özlem, aidiyet, suçluluk duygusu üzerine samimi sohbetler yapan yönetmen, bir yandan Amerika’ya kendi yaptığı göçü ve kök salma çabalarını, duygu durumunu adeta sesli düşünerek izleyiciyle paylaşıyor. Florida’daki yaşamından enstantanelere uzayda yaşanabilecek yeni bir gezegenin keşfine dair arşiv görüntüleri eşlik ediyor. İŞE YARAR BİR ŞEY, 2017 Yönetmen: Pelin Esmer Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yiğit Özşener Gece treninde yolları kesişen iki yabancı. Şair Leyla, yıllar sonra lise arkadaşlarıyla buluşmaya gidiyor, Canan ise bir hemşirelik “işi” için yolda. Trene bindiği andan itibaren Canan, Leyla’nın merakını cezbediyor. Yol boyunca soru yağmuruna tuttuğu genç hemşire sonunda bu trende olma sebebini açıkladığında, iki kadın için de geri dönüşü olmayan bir yolculuk başlıyor. Yönetmenin Barış Bıçakçı ile beraber yazdığı bu edebiyat ve ölüm üzerine hisli hikâye birçok festivalden ödüllerle döndü.  AMİNA, 2019 Yönetmen: Kıvılcım Akay Senegalli Amina, kendi ülkesinde geçimini sağlayacak imkânları bulamadığı için yedi yıldır İstanbul’da bir giyim mağazasında model olarak çalışan göçmen bir kadın. Kızının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için onunla ayrı ülkelerde yaşamayı göze alan Amina, hem teninin renginden hem de göçmen olmasından dolayı büyük şehirde birçok zorlukla karşılaşsa da, vazgeçmeden ve hayal etmeyi hiç bırakmadan azimle mücadeleye devam ediyor.  Kıvılcım Akay, bu ilk uzun metrajlı belgeselinde Amina’nın günlük yaşamından sunduğu kesit üzerinden İstanbul’da siyahi bir göçmen olmanın anlamına dair de yeni bir pencere açıyor. SİBEL, 2018 Yönetmen: Çağla Zencirci, Guillaume GiovanettiOyuncular: Damla Sönmez, Erkan Kolçak Köstendil, Emin Gürsoy Dünya prömiyerini gerçekleştirdiği Locarno’dan Adana ve Ulusal Yarışma’ya bir çok festivalden çok sayıda ödül kazanan Sibel, Karadeniz’de ıslık diliyle iletişim kuran bir dağ köyünde babası ve kız kardeşiyle yaşayan dilsiz bir kadının ormanda karşılaştığı bir kaçağa yardım etmesiyle değişen hikayesini izliyor. Geleneksel toplumda kadının sesini ve sessizliğini işleyen film masal öğeleriyle konusunu şiirselleştirirken, fiziksel oyunculuğuyla öne çıkan Damla Sönmez’i bir an yalnız bırakmayan kamerasıyla izleyiciyi Sibel’e kilitliyor. BÜYÜK İSTANBUL DEPRESYONU, 2020Yönetmen: Zeynep Dilan SürenOyuncular: Nazlı Bulum, Kübra Balcan, Şebnem Hassanisoughi Bir İstanbul yazı. Didem ve Ayşe üniversiteyi bitirmiş olmalarına rağmen henüz iş bulamamış iki arkadaş, bir evde yaşıyorlar. Film hem evin hem de hayatın içine sıkışmış bu iki genç kadının içsel devinimlerini takip ediyor. Filmin başrol oyuncusu ve yapımcısı Nazlı Bulum. CEMİLE SEZGİN, 2020Yönetmenler: Aylin Kuryel, Raşel Meseri Belgeselin kahramanları Cemile ve Sezgin. Beş yıl boyunca aşklarını İzmir sokaklarının duvarlarına, yerlerine kazırlar. Bu yazıları takip eden sokak sakinlerinin bu gizemli aşıklara dair farklı görüşleri vardır. CemileSezgin şehir efsanesi midir yoksa gerçek aşkın ta kendisi mi? #21xoxo, 2020Yönetmenler: İmge Özbilge, Sine Özbilge Bir genç kızın içinde yaşadığımız sosyal medya dünyasında tükettiği arkadaş ilişkilerini, ne yiyip ne giydiğini, sevgili bulmak için kullandığı çöpçatan uygulamalarını anlatan bir animasyon. Bu yüzyılın sanal ilişki ağına dair çok renkli, gerçeküstü ve mecazi bir dili var. ABLAM, 2019 Yönetmen: Burcu Aykar Oyuncular: Devrim Eylem Şeker, Defne Karagöz, Ayşe Ayça Yeniay 1980’lerde sıcak bir yaz. Elif ve ablası Ayşe aynı evin içinde ama kendi dünyalarındalar. Elif ablasını biraz hayranlıkla biraz imrenerek izliyor ancak ablası sanki çok uzaklarda, başka bir dünyada… CADI ÜÇLEMESİ 13+, 2019 Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik Oyuncular: Derya Pınar Ak, Tuğrul Tülek Ceylan Özgün Özçelik’in bir kısa film ile başlayıp, bir belgeselin ardından fantastik ile kara komedi türlerini harmanlayan bir uzun metrajla bitecek Cadı Üçlemesi’nin ilk filmi 13+, kısa metrajlı bir korku-dram. 14 yaşında bir kızın, zamandan bağımsız, karanlık, izbe dört duvar arasındaki bir odada deneyimlediklerine ortak oluyoruz. ### AVTO’da yeni sergi: “Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar” AVTO, 11 Kasım 2021 – 8 Ocak 2022 tarihleri arasında Burak Kabadayı‘nın “Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar” başlıklı yeni kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, hareket ve enerji kavramlarını modifiyeli araç kültüründen örneklerle ele alıyor ve yerli üretim otomobiller, bu otomobilleri üretim amacının dışında, gösteri odaklı keyfi bir pratik ile kullanan amatör sürücüler, sürüşe etki eden çevresel ve mekanik unsurlar arasındaki kompleks ilişkilerin izini sürüyor. DAİRE, DOĞRU VE EĞRİ Sergi ile aynı adı taşıyan çok kanallı enstalasyon, şehrin farklı yerlerinde farklı kişiler tarafından icra edilen performansları olağan akışlarıyla belgeler. Bu performanslar otomobil sürücüleri arasındaki güç gösterilerini hem de güce karşı direnç oluşturan hareketlerin gerçekleştirilebilmesi için araç ve sürücünün eşit önem taşıdığı anları temsil eder. Sergi mekânında karmaşık bir düzende bir araya gelen uçsuz bucaksız uzamlar mekânsal koşulların performans üzerindeki tahakkümünü, araç seyir hâlindeyken silüeti değişen yapılar ise değişen güç odaklarını görünür kılar. Daire, Doğru ve Eğri alt başlıklarından oluşan enstalasyon otomobillerin hareketleri, zemin formu ve sürüşlerden geriye kalan izlere farklı açılarla odaklanır. Daire, boş bir alanda, aynı merkez etrafında dönen otomobile ait iki eş zamanlı kaydın bir araya getirilmesinden oluşur. Sistematik ve kesintisiz biçimde hareket eden otomobile ait görüntüler içeriden dışarıya bakışla ufku, tepeden bir bakışla da zemine yapılan müdahaleyi gösterir. Doğru, bir çekici üzerinde taşınan aracın hareketleri ve araca ait gösterge panelindeki değişimleri gösterir. Otomobil patinaj yaparak olduğu yerde kalmaya çalışırken çekici ufka doğru ilerleyip gözden kaybolur. Gösterge panelindeki kadranlar harcanan enerjiyi, atmosfere yayılan sis bulutu ise uygulanan karşıt kuvvetleri görünür kılar. Eğri, pistte tur atan bir otomobilin dikiz aynasında asılı olan cam küre ile aracın sağ ve sol tekerleklerini odağına alır. Aracın pist içindeki her manevrası yeni bir izdüşüm meydana getirir. Denge arayışında olan ancak tekerleklerle aynı aksta yer alan cam sarkacın sürüş sırasındaki ivmelenmesini izleriz. Sergi mekânına yayılan ses bileşenleri ise Daire, Doğru ve Eğri başlıklarını birbirine örer. Otomobil motoru, egzozu ve lastiğine özgü gürültülerden oluşan düzenleme, yakınlık ve uzaklık, hareketin yoğunluğu ve mesafenin kriterlerini ön plana çıkarır. BİLİNÇLİ ETKİLEŞİMLERİ AÇIĞA ÇIKARIYOR Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar, nesne ve insan arasındaki ilişki, deneyim ve dürtünün bu ilişkideki belirleyici rolü ile gösteriler esnasında sürekli değişen ‘boş alanlar’ ile ilgilenir. Canlı-cansız, etken-edilgen ve benzer parametrelere göre ayrılmış özne ve nesneler arasındaki hiyerarşik, tek yönlü ve merkezcil ilişkilerden uzaklaşarak, olayların bileşenlerine eşitler düzleminden yaklaşmayı ve bilinçli etkileşimleri açığa çıkarmayı amaçlar. Program kapsamında AVTO, Burak Kabadayı ile birlikte bir yayın üretti. Ekin Can Göksoy’un editörlüğünü üstlendiği kitap; felsefe, ses, fizik, edebiyat, mimarlık ve sosyoloji gibi farklı alanlardan yazarların, Sabit Değişikler, Dinamik Aralıklar’ın doğrudan veya dolaylı olarak referans aldığı konulardan yola çıkarak ürettikleri metinleri bir araya getiriyor. Doğa Yirik ve Serra Şensoy tarafından tasarlanan kitapta Ekin Can Göksoy, Ezgi Hamzaçebi, Gökhan Kodalak, Giulia Mengozzi, Uğur Tanyeli, Burçin Ünlü, Şahinde Yavuz’un yazılarıyla Sergen Şehitoğlu’nun kitaba özgü ürettiği bir iş yer alıyor. AVTO’nun yayınladığı ilk kitap olma özelliği taşıyan Sabit Değişiklikler, Dinamik Aralıklar, 16 Aralık’ta çevrimiçi yapılacak bir lansman etkinliğiyle tanıtılacak. ### SALT Galata’da yeni sergi: “Belkıs Hanım ile Onur Efendi” SALT Galata, 9 Kasım 2021 – 23 Ocak 2022 tarihleri arasında, Belkıs Hanım ile Onur Efendi başlıklı, Ardışık programı kapsamındaki dördüncü sergisine ev sahipliğe yapıyor. Sergi, modernleşme hamlesiyle beliren bir “aydın” kimliği ve onun beraberinde doğan çalkantılı ruh hâllerine odaklanıyor. Fatma Belkıs ve Onur Gökmen, bu karaktere atfedilen seçkinci avangart tavrın Tanzimat’tan itibaren nesilden nesile aktarılmış olma ihtimalini sorguluyor. Sanatçıların adlarının dâhil edildiği sergi ismi, Ardışık programı kapsamında sunulacak işlerdeki nükteli tona vurgu yapıyor. İkilinin ilk uzun metrajlı kurgu filmi Alakadar’dan (2018-süregelen) bir kesit ile bir dizi heykelden oluşan çalışma, otoriteyle kurulan sancılı ilişki kadar, sanatsal üretimde başarısızlık kaygısını ele alıyor. BİR TERAPİ SEANSI Yitirdiği öz güvenini tesis etmeye çalışan bir yazar, sorumluluklardan kaçmaya meyilli bir ressam ve doğru kelimeleri bulmakta zorlanan bir oyuncu. Alakadar, önceki kuşaklardan sanatçıların gölgesinde iş üretmeye uğraşan üç arkadaşın hikâyesini anlatan bir kara komedidir. Zor bir gün geçiren Onur, Ceylan ve Hüseyin İstanbul yakınlarında bir tarlaya park ettikleri eski karavanın önünde toplanır. Çakırkeyif üç arkadaş, gece ilerledikçe gerek kendi deneyimleri gerekse geçmişten gelip onlara musallat olan hayaletler üzerinden hayata dair bir hesaplaşmaya girişir. Sadece kişisel tarihlerinin değil, kanonlaşmış sanat anlayışının da yükünü taşıyan gençler yer yer sayıklar hâlde travma, ön yargı ve kaygılarını sanki bir terapi seansındaymış gibi ortaya serer. Alakadar videosu, ilk bakışta bitmemiş gözüken ya da acemi bir elden çıkmış hissi veren heykellerle tamamlanır. Kurguyla gerçeği birleştiren üretimler, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde tezahür eden kültürel değişimleri mizahi bir dille yeniden yorumlar. Belkıs ile Gökmen, ele aldıkları sembolik karakter ve yapıları doğrudan tanımlamak yerine, çeşitli canlandırma ve ipuçlarıyla geçmiş olay ve mitlere atıfta bulunur. Esin kaynaklarından biri, Osmanlı’da modern arkeoloji biliminin temellerini atarak Müze-i Hümayun’un (bugünkü adıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri) kurucu ve yöneticiliğini üstlenen ressam Osman Hamdi Bey’dir. Tahterevall-y, Ateşkes teslimiyetten neden farklıdır? ve Güneşe İsyan gibi ironi dozu yüksek işler, bir modernleşme aracı olarak kültür fikrinden hareketle bu çok yönlü Tanzimat aydınının meslek hayatını konu eder. İkilinin kinayeli saptamaları Osman Hamdi’ye atfedilen anekdotlarla sınırlı kalmayıp mimariye uzanır. Bir cephe süslemesi üzerinden günümüz müzelerinin estetik tercihlerini ele alan Geç olsun güç olmasın, Türkiye’de kurumsal olarak ortaya çıkışından itibaren müzeciliğin “modern” olanın güçlü bir temsiline dönüşmesinin altını çizer. BATI-DOĞU İKİLEMİ 1930’larda millî dil çalışmaları kapsamında geliştirilen ve Türkçe’nin dünya tarihindeki en eski dil olduğunu savunan Güneş-Dil Teorisi’ne göndermede bulunan Hitit Güneşi ile “Batı-Doğu ikilemi” ezberini ele alan Biraz ordan biraz burdan, Batılılaşma ve modernleşme arasındaki tartışmalı ilişkiyi öznel bir tarih okuması aracılığıyla sorgular. SALT’tan Amira Akbıyıkoğlu ile Farah Aksoy tarafından hazırlanan Ardışık programı, sanatçılar Barış Doğrusöz, Deniz Gül, Volkan Aslan, Fatma Belkıs ve Onur Gökmen ile Aykan Safoğlu’nun Ocak 2021’den itibaren SALT Galata’da gerçekleştirilen sergilerinden meydana gelmektedir. SAHA tarafından desteklenen Ardışık, L’Internationale üyesi kurumlardan Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía (Madrid), Muzeum Sztuki Nowoczesnej w Warszawie (Varşova) ve M HKA, The Museum of Contemporary Art’ın (Antwerp) 2021-2022 programları kapsamında sunulacaktır. ### Borusan Müzik Evi’nde yeni sezon başladı Borusan Müzik Evi, 2021-2022 sezonu kapsamında yeni müzik, elektronik müzik, doğaçlama, dünya müziği ve cazın önde gelen isimlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Mekân, 2021-2022 sezonunda üç ayrı dönemde programını açıklayacak. Borusan Müzik Evi’nin ilk dönemi olan Kasım ve Aralık aylarında sahne alacak sanatçı ve topluluklar açıklandı. Borusan Müzik Evi’nin ilk dönem programında Abstra, Wolter Wierbos, Ab Baars, Yuri Honing ve dörtlüsü, Brom, Saadet Türköz ve Martin Schütz, Berke Can Özcan ve Arve Henriksen, Scnellertollermeier, Linet Şaul, Bülent Oral, Diego Leveric, Ayşe Lebriz Berkem, Töz Trio ve Hezarfen Ensemble yer alıyor. Borusan Müzik Evi, 18 Kasım Perşembe günü saat 21.00’de, Abstra, Wolter Wierbos ve Ab Baars ile sahnesini izleyicisine açıyor. Konserde, avangart caz, free jazz ve özgür doğaçlama gibi müzik öğelerinden beslenen ABSTRA, müziğin doğaçlama unsurlarını dinleyicilere aktaran Wolter Wierbos ve renkli yorumlarıyla Ab Baars sahne alacak. Kasım ayında beş konser izleyicileri bekliyor. Hollanda’nın en önemli saksofoncularından biri olan Yuri Honing, eleştirmenlerden tam not alan Bluebeard albümüyle Borusan Müzik Evi’nin programında yer alırken, Kod Müzik işbirliğiyle gerçekleşen Nova Muzak serisi Brom ile izleyicilerine yeniden merhaba diyecek. Ardından Saadet Türköz ve Martin Schütz, Songdreamingtrio3 adını verdikleri projesiyle derin ve coşkulu bir kutlama sunacaklar. Verimli işbirliklerini sahneye taşıyan Berke Can Özcan ve Arve Henriksen ise Kuzey melodilerinden yola çıkan doğaçlamaları ile Borusan Müzik Evi’nde ilk kez izleyiciyle buluşacak. Borusan Müzik Evi’nde Aralık ayında üç konser var. Kod Müzik işbirliğiyle gerçekleşen Nova Muzak serisinin bu kez konuğu Schnellertollermeier. Gitarda Manuel Troller, basta Andi Schnellmann ve davulda David Meier’den oluşan üçlü minimalizm, krautrock, deneysel doğaçlama temelli elektronik müzik gibi geleneklerden besleniyor. “Shakespeare ve Müzik” ise Aralık ayının bir diğer etkinliği. İzmir Barok Topluluğu’nun üç üyesi, viola da gamba sanatçısı Bülent Oral, soprano Linet Şaul ve lut ustası Diego Leveric Shakespeare’in yapıtları için bestelenmiş dönem müziklerini yorumlayacak; tiyatro sanatçısı Ayşe Lebriz Berkem de yazarın oyun ve sonelerini canlandıracak. Ayın son konserinde ise Töz Trio ve Hezarfen Ensemble buluşuyor. Kendisiyle özdeşleşen birçok projeye imza atan ve farklı icra koşullarına uyum sağlayabilmesindeki esnekliğiyle göze çarpan Hezarfen Ensemble, caz ve çağdaş klasik müziğin kesiştiği performanslar sergileyen Tamer Temel, Ercüment Orkut ve Cem Aksel’den oluşan Töz Trio birlikte kaydedecekleri albüm çalışmasının yepyeni müziklerini Borusan Müzik Evi’nin izleyicileriyle buluşturacak. ### Göç Meselesine Sanat Perspektifinden Bir Bakış; "I AM İSTANBULLU" GAİN, yaşadığımız yüzyılın en yakıcı başlıklarından göç konusuna, meselenin üç temsilcisinin sanatla değişip İstanbul’a akan hayatlarını anlatarak değiniyor. ‘I am İstanbullu’ isimli mini belgesel serisinde, ülkesindeki şartlardan kaçan müzisyenler göç etme nedenlerini, buraya nasıl adapte olduklarını, onları zorlayan ve mutlu eden noktaları ilk ağızdan anlatıyor. Müzisyenlerin yaşam ortamları ve stüdyolarıyla İstanbul’un farklı semtlerinden görüntüler sunan ‘I am İstanbullu’, izleyiciyi yeni ve özgün perspektiflerle buluşturuyor. Yaşadığımız yüzyılın en yakıcı meselesi göç... GAİN yeni belgeseliyle bu meselenin üç temsilcisinin, sanatla değişip İstanbul’a akan hayatlarına giriyor. 3 bölümlük ‘I am İstanbullu’ belgeseli üç yabancı müzisyenin ülkesindeki şartlardan kaçıp İstanbul’da başladıkları yeni hayatı anlatıyor. Seri ismini ise birinci bölümde hikâyesini paylaşan 23 yaşındaki Suriyeli müzisyen Omar Alkilani’nin “I am Syrian and I am İstanbullu” sözünden alıyor.  “ORADA KALIP SAVAŞABİLİRLERDİ, ÖYLE Mİ? BU KADAR BASİT Mİ? İkinci bölüm, hayatları İslam Devrimi sonrasında değişen bir aileden gelen İranlı perküsyonist Farhood Khademi'nin İstanbul’daki yaşamına eğiliyor. Onun “Bir insan eğer göç ediyorsa; kendi toprağını, kendi ailesini, kendi akrabalarını, kendi tanıdıklarını, kendi kültürünü, medeniyetini unutup başka bir yere gidiyorsa bu rahatlıktan dolayı değildir. Orada kalıp savaşabilirlerdi, öyle mi? Bu kadar basit mi yani?” sözleri izleyenleri göç meselesi üstüne bir daha düşünmeye davet ediyor. HAPİSTEN MÜZİK DOLU BİR YAŞAMA Ülkesinde bir prens olarak doğan Kongolu gitar sanatçısı Enzo ise diktatör Mobutu dönemini, kadınlara tecavüz edilen ve çocukların zorla çalıştırıldığı koltan madenlerini, haksızlığa karşı sesini yükselttiği için nasıl hapsedildiğini ve şimdi İstanbul’daki müzik dolu, huzurlu yaşamını anlatıyor. ‘I am İstanbullu’, belgeselde yer verilen müzisyenleri göç etmeye iten nedenlerin yanı sıra Türkiye’deki yeni hayatlarına nasıl adapte olduklarına, onları zorlayan ya da mutlu eden noktalara odaklanıyor. Belgesel aktüel çekimlerle anlatıcıların hem kendi ortamını, evini, stüdyosunu hem de arka planda İstanbul’un çeşitli mahallelerini ve semtlerini izleyiciye aktarıyor. ### Şişli Memorial Sanat Galerisi'nde "Altın Yüzler" Şişli Memorial Sanat Galerisi, Ayşegül Yılmaz'ın "Altın Yüzler" adlı portre sergisine ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Bahariye Sanat Galerisi ve Memorial iş birliğiyle 4 Aralık 2021 tarihine kadar izlenebilecek sergi, bir yandan hastalara umut ışığı olurken; diğer yandan tüm geliri Deliler ve Veliler Derneği’ne bağışlanarak, ihtiyaç sahiplerine yardım eli olacak. Sergide yer alan eserler, eş zamanlı olarak www.bahariyesanat.com'da tanıtım ve satışta. ### Emre Kınay'ın Yeni Oyunu "Irgat"ın Galasında Alkış Tufanı! Emre Kınay’ın, yürek burkan bir hikâyeyi güçlü performansıyla sahneye taşıdığı yeni oyunu “Irgat”ın galası, 22 Kasım Pazartesi akşamı Duru Tiyatro Ataşehir Watergarden Performans Merkezi’nde gerçekleşti. Özge Özberk, Işıl Yücesoy, Hakan Bilgin, Gökhan Türkmen, Ayumi Takano, Özen Yula, Şencan Güleryüz, Hazım Körmükçü, Damla Cercisoğlu, Mert Asutay, Ayşenur Yazıcı gibi ünlü isimlerin Kınay’ı yalnız bırakmadığı gecede oyun, misafirler tarafından ayakta alkışlandı. Oyun sonrası Duru Tiyatro bünyesindeki Ristorante Serenzo’da mikrofonun başına geçen Emre Kınay, davetliler için sevilen şarkıları seslendirdi. Irmak Bahçeci’nin, Shakespeare’in günümüze kalan tüm oyunları tarayarak, sadece onun cümleleriyle yazdığı “Irgat”ın yönetmenliğini Emrah Eren üstleniyor. TÜRKİYE’DE GEÇEN SIRADIŞI BİR SHAKESPEARE KOLAJI Duru Tiyatro’nunyeni oyunu “Irgat”, Türkiye’de geçen ve Shakespeare’in bile yazdığından haberi olmayan bir hikâyeyi sahneye taşıyor. Irmak Bahçeci’nin Shakespeare’in tüm oyunlarını tarayıp önce Türkçe’ye ardından da ‘ırgatça’ya çevirerek yazdığı “Irgat”, tamamen Shakespeare’in cümlelerinden oluşuyor ama onun hiç yazmadığı yepyeni bir karakterin hikâyesini anlatıyor. Şarkıların hikâyeye eşlik ettiği müzikli oyunda, büyükşehre gidip kendini koskoca bir inşaatın, betonlaşmanın ve vahşi kapitalizmin içinde bulan “ırgat”ı Emre Kınay canlandırıyor. Kınay’a “beyzade” rolünde Sertaç Nicholas Güder’in eşlik ettiği “Irgat”ın yönetmen koltuğunda ise Emrah Eren oturuyor. “Irgat”, bu toprakların hiç de yabancı olmadığı, yürek burkan tanıdık bir hikâyeyi tiyatro sahnesine taşıyor. Memleketindeki çatışma ortamında doğup büyümüş olan Irgat, bir çatışma sırasında öksüz kalmış bir çocuğu sahiplenir ve çocuğu da alarak metropole gelir. Tek derdi, başını sokacak bir yer ve karnını doyurmak olan Irgat, şans eseri bir inşaat firmasının sahibiyle tanışır. Adam, Irgat’a inşaatlarından birinde hem kalacak yer hem de iş verir. Çocuk da zaman içinde büyür ve o da inşaatta Irgat’la yan yana çalışmaya başlar. Bitmek bilmeyen bir kavganın sürdüğü topraklardan, ideolojik çatışmanın kasıp kavurduğu üniversiteden, taşranın işsizliğinden, metropolün ağır işçiliğinden kurtulmayı becermiş bir işçi olan Irgat’ı trajedi, nereden kaçarsa kaçsın kendi vicdanında yakalayacaktır.  Oyunun müzikleri Cenk Erdoğan’ın, dekoru Cihan Aşar’ın, ışık tasarımı Yakup Çartık’ın, şarkı sözleri ise Faruk Üstün’ün imzasını taşıyor.  ### Türkiye'nin en genç caz piyanisti Hakan Başar ENKA Oditoryumu sahnesinde ENKA Sanat, konser ve tiyatro etkinliklerine “çok şey var” mottosu ile hız kesmeden devam ediyor. İlk konserini 10 yaşında veren Türkiye'nin en genç caz piyanisti Hakan Başar, 30 Kasım Salı günü saat 20.30’da ENKA Oditoryumu’nda sahne alacak.  Kontrbas sanatçısı Ozan Musluoğlu ve Türkiye’nin en tanınmış caz davulcularından Ferit Odman’ın eşlik ettiği Hakan Başar Trio jazz, blues, latinjazz, souljazz, gospel ve post bop tarzı parçalarıyla müzikseverlere keyifli bir gece yaşatacak.  ### İlk ve Son Barış 100. Yılında Lozan Sergisi büyük ilgi gördü Şişli Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve 28 Ekim’de kültür sanat dostlarıyla buluşan “İlk ve Son Barış 100. Yılında Lozan” sergisi büyük ilgi gördü. Mecidiyeköy’de bulunan tarihi Likör Fabrikası’nda 20 Kasım’a kadar açık olan sergiyi 5 bin kişi ziyaret etti. Türkiye’nin tapu belgesi olarak nitelendirilen Lozan Antlaşması’nın 100. Yılına yaklaşırken Şişli Belediyesi anlamlı bir sergiyi hayata geçirdi. Mecidiyeköy’de bulunan tarihi Likör Fabrikası’nda düzenlenen ve 28 Ekim’de sanatseverlere kapısını açan sergi, halktan büyük ilgi gördü. 20 Kasım tarihine kadar saat 13.00-18.00 arasında açık olan sergiye; siyasetten iş dünyasına, akademisyenlerden öğrencilere kadar birçok kesim de yoğun ilgi gösterdi. Ciddi bir hazırlık süreci sonunda Boyut Yayınları iş birliğiyle hayata geçirilen “İlk ve Son Barış-100. Yılında Lozan” sergisi ,yeni nesilleri bir ulusun kurtuluş mücadelesine tanıklık etmek üzere tasarlandı. Sergi, Cumhuriyet döneminin bilgi, belge ve yorumlarıyla yaşadığımız toprakların yakın geçmişine ilişkin yeni bilgiler ve yorumlar edinilmesine olanak sağladı. ### Olay Mahalli sergisi ADAS’ta Murat Germen ve Mehmet Ali Boran’ın işlerini Ahmet Ergenç’in küratörlüğünde bir araya getiren Olay Mahalli sergisi, 21 Kasım Pazar günü Kağıthane’deki kültür-sanat mekânı ADAS’ta (Architecture Design Art Space) açılıdı. Hem sermaye hem de siyaset (devlet) yönünden işlenen suçlara ve şehre yapılan müdahalelere dair bir “suç hattı” ya da olay yeri incelemesi çıkaran sergiye Begüm Çalımlı da ses tasarımıyla eşlik ediyor. Şehir ve suç meselesi üzerine odaklanan ve şehri bir ‘olay mahalli’ olarak okuyan sergi, şehir, politika, kültür, denetim sistemler, hegemonya, aciliyet, suç, inşaat, gürültü, OHAL ve telaş üzerine düşünen iki sanatçıyı bir araya getiriyor. Biri İstanbul’dan diğeri Mardin’den dünyaya bakan iki sanatçının “suç ve şehir” ya da şehirlerdeki “suç unsurları” üzerine işlerinin karşılıklı konuştuğu Olay Mahalli, temelde kapitalizmin şehir suçları ile devlet/iktidarın şehir suçlarından, ve elbette bu ikisinin kesiştiği yerden oluşan iki kanalı takip ediyor. Murat Germen forensic photography bakışıyla bir inşaat alanı olarak şehirdeki suç unsurlarını belgelediği fotoğraf ve videolarla bir İstanbul’u bir “olay mahalli” olarak betimliyor. İnşaat, kapital, kentsel dönüşüm, “soylulaştırma”, yoksullaştırma ve diğer beton-suçlarına dair bir arşiv çıkaran Germen şehri özellikle yoksullar için yaşanmaz hale getiren bir görsel-gürültü, yığılma ve ayrımcılığı kayda geçiriyor. Üst üste yığılan bu imajlarda kapitalin ve inşaatın gürültüsünü duymak ve “kabul edilmeyen” suç haritalarını görmek mümkün. Germen’in takip ettiği bir diğer odak da gözetim sistemleri: Panoptikon bir gözün şehri kuşatmasının ve bunun sonucunda şehrin bir “esaret yeri”ne dönüşmesinin görsel kayıtlarını tutuyor. Bütün bu kayıt ve belgeleme çabaları başka bir şehir mümkün mü sorusuna doğru bir kapı açıyor. Sanatçı, bu sergi vesilesi ile ilk defa göstereceği iki ayrı seriden oluşan eserlerinin üretiminde, oyun tasarımcısı Haluk Diriker ve arayüz tasarımcısı Emrah Kavlak ile iş birliği yaptı. Mehmet Ali Boran ise kültür ve doğaya müdahale faaliyetlerini belgeleyerek, devletin ve politikanın manzarada bıraktığı suç izlerini araştırıyor. Siyasi baskılar nedeniyle terk edilen evler, güvenlik mekanizmalarıyla donatılmış korkulu manzaralar, taşa sinen tarih ve şiddet, aciliyet sesleri, uyarılar, soyu tükenen türler, ekolojik krizler, arkeolojik araştırmalar, güvenlik mekanizmaları ve yeni denetim sistemleri Boran’ın işlerinin temel hattını oluşturuyor. Boran işlerinde küçük ikaz, uyarı ve işaretlerden hareketle devasa denetim, gözetim ve güvenlik ağlarına işaret ediyor. Sesler, görüntüler ve hikâyeler aracılığıyla suçların, ekolojik ve sosyolojik şiddetlerin kaydını tutan Boran, işlerinde kültürel manzarayı sömürgesizleştirme ve krizleri “iyileştirme” arzusunu da taşıyor. Boran bu sergideki işlerin bazıları için Mehmet Said Aydın ve Hüseyin Aksoy’la iş birliği yaptı. Sergi sonuçta iki yönden, hem sermaye hem de siyaset (devlet) yönünden işlenen suçlara ve şehre yapılan müdahalelere dair bir “suç hattı” ya da olay yeri incelemesi çıkarıyor. Begüm Çalımlı da ses tasarımı ve kolajlarıyla bu suç hatlarının çıkardığı ya da gizlediği sesleri bir araya getiriyor: Suçun ve gündelik şiddetin işitsel kaydı. Bu hatlar aslında dünyada başka şehirlerde benzer strateji ve yöntemlerle ilerliyor. Bu sergide görülen işleri saldırgan inşaat faaliyetleri ve devlet suçlarının bir anatomisi olarak izlenebilir, okunabilir ve dinlenebiliyor. Sergi, benzer suç hatlarının uluslararası anlamda dünyanın başka yerlerinde görülmesine karşı yine uluslararası bir oluşum ve tartışmanın başlangıcını da tarifliyor. Ahmet Ergenç’in küratörlüğünde Murat Germen ve Mehmet Ali Boran’ın işlerini izleyiciyle buluşturan Olay Mahalli sergisi, 21 Ocak 2022 tarihine kadar ADAS’ın ev sahipliğinde devam ediyor. ### Galeri Muaf’ta yeni sergi: ‘Şeyin Anlatısı’ Galeri Muaf, 5 Kasım – 3 Aralık 2021 tarihleri arasında İstanbul Edebiyat Evi‘ndeki yeni mekânında Hasan Baran Kurtoğlu’nun ‘Şeyin Anlatısı’ başlıklı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının işleri flu, parçalı ve katmanlaşma halleriyle hafızada önemsizmiş gibi görünen, bazı anları tetikleyen bir anlamlandırma çabasıyla birleşiyor. Büyük anlatıların aksine önemsiz, sıradan, hikâyesiz olma durumunu inceliyor. Geçmişin bellekte yalınlıktan uzak, “şimdi”de anımsananın ne olduğuna yöneliyor. İzleyiciye “Geçmiş, şimdi içinde üretildiğinde nasıl bir yanılsama bulur?” sorusunu soruyor. Şeyin Anlatısı’nda sanatçı, kesin ve net olandan bir kaçışa hatıralarıyla, gerçeklik ile duyusal anımsamalara çağrıda bulunuyor. Kesin bir bildirimden kaçınan bu parçalar havuzu sayısız flu kurguyu da beraberinde getiriyor ### Maçka Sanat Galerisi (MSG) sunar: Moment/An Maçka Sanat Galerisi (MSG), beş yılın ardından Serhat Kiraz ve Hakan Gündüz’ün Moment/An isimli sergisiyle sanat gündemindeki yerini yeniden alıyor. 18 Aralık'a kadar devam eden sergi, kavramsal ve deneyimsel zeminde dün, bugün ve yarını, MSG’deki tarihsel “an” ve “mekân” kapsamında pekiştirip, tartışmaya açıyor. 1976’da, Rabia Çapa ve 1989’da aramızdan ayrılan kız kardeşi, Varlık Yalman Sadıkoğlu tarafından İstanbul Maçka Mim Kemal Öke Caddesi’ndeki modern yapıda kurulan Maçka Sanat Galerisi (MSG), kuruluşundan 40 yıl sonra 2016 yılında Rabia Çapa’nın verdiği kararla sanatseverlere veda etmişti. 40 yıl boyunca 200’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıya ev sahipliği yapan galeri, Rabia Çapa’nın kurumu devrettiği kızı Didem Çapa ile verdiği ortak karar doğrultusunda tekrar izleyicisiyle buluşuyor. ZAMANA İLİŞKİN EŞSİZ BİR TECRÜBEYE DAVET EDİYOR Verdiği uzun aranın ardından kapılarını çağdaş Türkiye sanat tarihine katkıda bulunmuş sanatçı, akademisyen Serhat Kiraz ile sanatçı, bilgisayar programcısı Hakan Gündüz’ün Moment/An başlıklı sergisiyle açmaya hazırlanan Maçka Sanat Galerisi (MSG), izleyicileri zamana ilişkin uçsuz, bucaksız bir tecrübeye davet ediyor. Moment/An projesiyle Kiraz ve Gündüz, insanoğlunun varoluşunu emek, farkındalık ve mülkiyet gibi unsurlarla farklı disiplinler üzerinden hesaplanabilir, kazanılabilir, sorgulanabilir ve harcanabilir kılan “zaman”a verdikleri fiziksel, kavramsal, akustik, görsel ve kişisel yorumları bitiştiriyor. İkili, kavramsal ve deneyimsel zeminde dün, bugün ve yarını, MSG’deki tarihsel “an” ve “mekân” kapsamında pekiştiriyor, tartışmaya açıyor. Tarihi duvar saatleri, elektronik çark düzenlemeleri, güneş saati ve sayısal ya da görsel yerleştirmelerle kendi devinimini izleyiciyle edinen Moment/An sergisi, deneyim tasarımı ve mekân tarihine göndermelerle zenginleşirken, Kiraz’ın MSG’de açtığı 1984, 1993 ve 2007 tarihli üç ayrı kişisel sergisinden sonra ortaya koyduğu ve aynı zamanda bir yeni medya sanatçısı olan Hakan Gündüz’ün de, mekân ve zamana kattığı sanal, psikolojik ve duyusal müdahale ile, yepyeni boyutlar edinen bir proje olarak, kayıtlara geçiyor. Sergiye bununla birlikte, Mementografi – Andaçnâme başlıklı okuması ile, AİCA Türkiye üyesi ve bağımsız gazeteci, yazar Evrim Altuğ da katkıda bulunuyor. Sinan Ödüllü Mimar Mehmet Konuralp, Aydınlatma tasarımcısı Şazi Sirel ve Grafik Tasarımcı, ressam Mengü Ertel’in imzalarıyla 80 m2’lik bir alanda kurulan MSG aynı zamanda, kapalı olduğu süreçte arşivini Vehbi Koç Vakfı’na devrederek yine Rabia Çapa ile Sanat Tarihçi, Eleştirmen Dr.Necmi Sönmez editörlüğü ile hayata geçen Görünmeyene Bakmak isimli kitapta kurumun 200’ü aşkın sergilik tarihini farklı kalemlerle belgeleyerek okuyucuların ilgisine sunuyor. Serhat Kiraz ve Hakan Gündüz’ün Moment/An isimli sergisi, Maçka Sanat Galerisi’nin (MSG) ev sahipliğinde 18 Aralık tarihine kadar devam ediyor. ### Merve Morkoç'un "Evet canlı, Hayır değil" başlıklı sergisi Küçük Mustafa Paşa Hamamı'nda Küçük Mustafa Paşa Hamamı, 09 Aralık 2021-15 Ocak 2022 tarihleri arasında Merve Morkoç’un Evet canlı, Hayır değil. başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının çok diisplinli üretimini içeren sergi, öğrenilmiş ve ezberlenmiş kavramları form ve madde ilişkisi içerisinde sorguluyor. Evet canlı, Hayır değil. ile çalışmalarını çok boyutlu bir zemine taşıyan Merve Morkoç’un; resim, heykel, yerleştirme, fotoğraf, video ve performansı içeren çok disiplinli üretim sürecini aktardığı kişisel sergisi UP Art Project’in ilk sergi projesi olarak Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda izleyiciyle buluşuyor. Özgür üretim sürecinin yansıması olan çok disiplinli üretiminde, heykel ve yerleştirme hazırlıklarına ileri-dönüşümü ve malzeme deneylerini de aktarıyor. Sanatçının ifadesiyle “Fiziksel güçlerin amaçsız etkileri sonucunda ortaya çıkan doğal nesnelere karşılık, tasarılı ve bilinçli bir eylemin ürünü olan yapay nesnelerin özellikleri, nesnel ve genel ölçütlere göre gerçekten tanımlanabilir mi? Canlı ve cansız ayrımının bulanık olduğunu ve canlılığın cansızlıktan meydana geldiğini söylemek mümkün mü?” soruları üzerinden şekillenen sergi, öğrenilmiş ve ezberlenmiş kavramları form ve madde ilişkisi içerisinde sorguluyor. Merve Morkoç’un 5. kişisel sergisi ve UP Art Project’in ilk sergi projesi Evet canlı, Hayır değil., 9 Aralık-15 Ocak tarihleri arasında tarihi Küçük Mustafa Paşa Hamamı’nda görülebilir. ### Yönetmen Joan Yago, Yeni Metin Festivali’nde GalataPerform’un bu yıl onuncusunu düzenlediği Yeni Metin Festivali, Institut del Teatre de Barcelona oyun yazarlığı ve yönetmenlik derecesine sahip, La Calòrica adlı tiyatronun kurucusu Joan Yago’yu İstanbul’da ağırlıyor. Bu yıl onuncu kez düzenlenen Yeni Metin Festivali, #TiyatroylaNefesAlıyoruz sloganıyla seyirci ve tiyatrocuları 28 Kasım’a kadar bir araya getirmeye devam ediyor. Bu yıl hem çevrimiçi hem de fiziksel olarak gerçekleşen festival, La Calòrica adlı tiyatronun kurucusu, oyun yazarı, senarist ve yönetmen Joan Yago’yu tiyatroseverlerle buluşturuyor. 20 Kasım’da BAU Konservatuvar’da Yeni Metin Atölyeleri kapsamında bir atölye gerçekleştirecek olan Yago, 21 Kasım’da BAU Konservatuvar Pera Sahnesi’nde Fairfly oyununun okuma tiyatrosu ve söyleşine katılmayı planlıyor. ### "Görünmez düşman var olmamalı" sergisi Pi Artworks'te Irak asıllı Amerikalı sanatçı Michael Rakowitz’in Görünmez düşman var olmamalı başlıklı İstanbul’daki ilk kişisel sergisi, 28 Ekim – 25 Aralık 2021 tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul’un ev sahipliğinde izleyiciyle buluşuyor. Problem çözme ve soru(n) yaratmanın kesiştiği noktada çalışan Michael Rakowitz’in Görünmez düşman var olmamalı başlıklı yapıtı, 2007 yılından bu yana devam eden bir seriden oluşuyor. 2000’lerin başındaki Irak Savaşı süresince ve sonrasında yaşanan kültürel yağmaya bağlı olarak, Irak Ulusal Müzesi’nden alınan sayısı toplamda 7000’i aşan, yok edilmiş ve kaybolmuş tarihi eseri yeniden yaratmayı hedefleyen seri, 2015’te, Kalhu’nun (Nimrud) rölyef panellerinin oda oda “yeniden ortaya çıkışını” içerecek şekilde genişliyor. Kalhu, eski Mezopotamya’dan günümüze ulaşmış bir hazine olan Asur sarayının yer aldığı bölgede (bugün Irak’ta, Musul’un güneyinde, güncel Numaniyah’ta); yer alıyor. Kalhu’daki rölyef panellerin 2015 yılında IŞİD tarafından yok edilmesi dünya çapında şoka yol açarken, yerel halka da derin bir keder yaşatmıştı. Rakowitz, Kalhu’daki odaları yeniden canlandırırken, günümüzde Batı’nın saygın ama sömürgeci kurumlarında bulunan yağmalanmış rölyefleri ise dahil etmiyor. ODA C, BÖLÜM 1 YAPITI SERGİLENİYOR Rakowitz’in çalışmalarındaki boş alanlarla ustaca işaret ettiği Kalhu ve benzeri yerlerdeki soygunlar ve yıkımlar ister politik, ister arkeolojik ya da kazı amaçlı olsun, 19. yüzyılın sömürgeci uygulamalarıyla başlayarak; kaynağını IŞİD’in çok öncesinden alıyor. Kültür tarihinin herhangi bir kısmını ya da bütününü onları alıp götürecek kadar kendilerine ait gören Batı zihniyeti ile aynı tarihin doğurduğu insanları günümüzde canavarlaştıran Batı’nın birleşimi, bu eser serisine ortaya çıkmasına yol açan ikiyüzlülüğü tariflerken, katalizör olma niteliği taşıyor. Bugüne kadar, Rakowitz, atölyesiyle beraber Irak Ulusal Müzesi’nden sonsuza kadar kaybolmuş nesnelerin 900’ünü yeniden dünyaya getirmiştir ve Kalhu/Nimrud’dan yedi odayı yeniden canlandırmıştır, bunlar Oda N, G, Z, H ve F ve S odalarının bölümlerinden oluşuyor. Bugün de Pi Artworks İstanbul’da Rakowitz’in Nimrud’dan Oda C, Bölüm 1 yapıtı sergileniyor. MÜLKSÜZLER, SİLİNMİŞLER VE YERİNDEN EDİLMİŞLERİN SANATÇISI Rakowitz, buna sadece eserin içeriğinde değil, aynı zamanda maddeselliğinde de yer veriyor. Rakowitz’in, tarihi eserleri ve panelleri orijinal renkli hallerine yakın bir forma getirmek için, Orta Doğu’dan ürün ambalajları ve Arapça-İngilizce gazetelerle bir tür papier-mache tekniği kullanması, sanatçının önceki ve belirleyici serilerine gönderme yaparken, bu serinin doğuşuna da değiniyor. Bölgenin zenginliklerinin ve tarihinin Batı tarafından tüketilmesi fikri, eş zamanlı olarak halkının değeri ve kimliğinin, onları “saranların”, bağlamlarının bir kenara itilmesiyle birleşirken, Rakowitz, bu tarihi eserleri etiketler ve kağıtlar aracılığıyla gururla kimlikle donatıyor. Eserler, kelimenin tam anlamıyla nereden geldiklerini anons eden etiketler taşırlarken, mülksüzleştirme onlara nüfuz edemiyor. Pi Artworks’te, 2015’te IŞİD yok etmeden önce, Nimrud sarayındaki Oda C’den günümüze ulaşmış rölyeflerin yeniden ortaya çıkışı sergileniyor. Yeniden yarattığı tüm odalarda olduğu gibi Rakowitz bize yıkımdan önceki gün Irak halkının günümüzde Irak'ta Numaniyah’ta, kendi tarihlerinden neler görebileceğine dair yeni bir hayal gösteriyor. Panellerde siyah ile doldurulmuş alanlar ve boş kısımlar, sömürgeci güçlerin verdiği tahribatı ve gizlice el konmuş eksik ve kayıp tarihi gösterirken, panellerin yeniden ortaya çıkışı IŞİD yüzünden kaybolup gidenlere işaret ediyor. Görünmez düşman var olmamalı serisi, 25 Aralık 2021 tarihine kadar Pi Artworks İstanbul’da görülebiliyor. ### Şehir Tiyatroları'nın Yeni Çocuk Oyunu “Bekçi İle Postacı” Şehir Tiyatroları, Lodovica Cima ve Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği Bekçi ile Postacı adlı çocuk oyununu seyirciyle buluşturuyor. Oyun, 21 Kasım 2021 Pazar günü Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde ilk kez sahneleniyor. Arkadaşlık ve paylaşımın önemini, birlikte yaşamanın ve birbirine alan tanımanın değerini anlatan oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. Müziğini Burçak Çöllü’nün, sahne tasarımını Emra Albayrak Şahin’in, kostüm tasarımını Janset Kaplan’ın, ışık tasarımını Osman Aktan-Levent Akın’ın, efekt tasarımını Arıkan Demir’in yaptığı, fotoğraflarını Sadi Ayan’ın çektiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Fatma İnan, Melisa Demirhan, Reyhan Karasu, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor.  OYUN KONUSU Aynı evi paylaşan iki ev arkadaşıdır Marcello ve Piero. Piero gündüzleri posta dağıtan, geceleri evde dinlenen Postacı, Marcello ise; Geceleri sokakları kollayan gündüzleri de evinde keyif yapan gece bekçisidir. Evde her eşyadan bir tane olmasına rağmen ikisi de uyumlu bir şekilde kusursuz bir düzen içinde yaşamaktadır. İkisi de aynı anda soğuk algınlığına yakalanıp evde kalınca bu düzen bozulmaya başlar. Birlikte yaşamanın, birbirinin alanına ve görüşlerine saygı duymanın ne kadar da önemli olduğunu başlarına gelen bu durum sayesinde farkına varıp ortak çözüm üreterek arkadaşlıklarının kıymetini keşfederler. ### Ekin Bernay, Atlas performansıyla Londra’da Sanatçı Ekin Bernay’ın, V&A Museum ve Performistanbul iş birliğinde gerçekleştirdiği Atlas isimli yeni performansı 26 Kasım’da, Londra’daki müzenin Raffaello odasında, Friday Late kapsamında izleyicilerle buluşuyor. Hayatta kalan en eski müzik kompozisyonu olan Seikilos Epitaph’ın bestesinden ilham alan performansın yolculuğu Şubat 2021'e dayanıyor. Performans fikri Ekin Bernay’ın bir hakikat duygusu arayışında “dünyadaki tüm deneyimlerimin yaratıldığı gerçekliğimin ekseni, nöronların yaşam denen simülasyonun her anına komuta etmek için anlamlı sinyaller ilettiği yer” olarak tanımladığı omurgasına odaklanmasıyla ortaya çıkıyor. Gökleri omuzlarında taşımaya mahkûm edilen Titan efsanesi Atlas, aynı zamanda kafatasımızı omurgamıza bağlayan C1 isimli omura adını veriyor. Bernay bu kemiğin dünyadaki insan deneyiminin bir yansıması olduğuna inanıyor. Orman bilgeliği ve tasavvuftan fikirler ödünç alarak daha derine inen sanatçı, performansı dört bölüm olarak ele alıyor: “Doğuyorum, yolda yürüyorum, sonsuz huzuruma ulaşıyorum ve bedenimin sınırlarını aşıyorum”. İnsanlar olarak taşıdığımız ağırlığa hem fiziksel hem de duygusal perspektiften bakan sanatçı, kendi özüne yaklaşmak umuduyla insan vücudunu yapı-bozuma uğratıyor. “Dünyaya kendi gerçeklik deneyimimden daha fazla ne sunabilirim?” sorusundan hareketle performansın adımlarını atıyor. ### Dilek Yalçın’ın İlk Kişisel Sergisi “Nesnelerin Masumiyeti” Tophane-i Amire’de Açıldı İlk kişisel sergisi “Nesnelerin Masumiyeti”ni sanatseverlerin beğenisine sunan Dilek Yalçın, pandemisürecinde yaşanan kapanma dönemlerinde ürettiği resim, enstalasyon ve heykelleri kapsayan yaklaşık130 eserden oluşan seçkinin yanı sıra bir adet de NFT eser sergiliyor. En büyük esin kaynağının içi olduğunu söyleyen Dilek Yalçın, “Hayatın her alanında kalbimi fazlasıyladinlerim, ona ilham olan şeye inanırım. Sanat konusunda da bir esere başlayacakken ya da bir kararvermem gerekirken, kendimi biraz izole eder ve ne hissettiğime bakarım. Sanat mistik bir yolculukturve iç görüleriniz, vizyonlarınız sizi ve sanatınızı özgün ve özel kılar. O yüzdendir ki bence sanatçının enbüyük ilham kaynağı içidir. “Nesnelerin Masumiyeti” de Londra dönüşümde pandemi sürecinegirmemiz ve içimize kapanmamız esnasında ortaya çıktı. İstanbul ve Londra yıllarımdan sonra yeniden Ankara’ya dönen ben, biraz özlem biraz da zoraki maruz kalmayla, evimle, eşyalarımla, geçmişimle yeni bağlar kurdum. Düzenlenen çekmecelerden çıkan duygu yüklü eski defterler, notlar ve objeleri resmetmeye başladım. Sonra gündelik ve biyografik eşyalara yöneldim. Zamanla bazılarına sahip olmadığım ama olmayı hayal ettiğim ikonik objelere, tarihe damga vurmuş ve tabii ki en çok da hikâyelerine ve yaratıcılarına hayran olduğum nesnelerle popüler kültürün nabzını tutmaya çalıştım. İlk kişisel sergim “Nesnelerin Masumiyeti” ile beraber ben üretirken ne hissediyorsam o duygular, seyircime de geçsin istiyorum.” dedi. “Nesnelerin Masumiyeti” sergisinin proje yönetmenliği Selin Bozkurt, mekân kurgusu Dr. FerideÇelik, eserlerin sigortalanması Gulf Sigorta, eserlerin taşınması Aras Kargo, sergi kurulumu DifoLab,iletişim ve etkinlik yönetimi ise Manifesto tarafından yapıldı. Dilek Yalçın’ın Survivor enstelasyonundan esinlenilerek sergi için bir de INNOCENCE/Masumiyet isimli tematik kokutasarlandı. Koku küratörlüğünü, MG International Fragrance Company Kurumsal İletişim MüdürüDuygu Beşbıçak üstlendi. Sosyal sorumluluk bilinciyle hareket eden sanatçı, Jerzy Kosinsky’nin aynı isimli romanından ilhamlatasarladığı “Boyalı Kuş” enstalasyonunu ilk solo sergisi kapsamında, İyilik İçin Sanat Derneği’nin 3dönemdir devam eden Anadolu’dan İzlenimler projesinde yer alan genç sanatçılar için satışasunuyor. “Boyalı Kuş” enstalasyonunda yer alan 100 adet ahşap kuşu, www.bydilekyalcin.comadresinden tek tek satışa sunan sanatçı, elde edilen gelirin büyük bölümünü genç sanatçılarınyararına kullanılmak üzere derneğe bağışlayacak. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi başta olmak üzere sanata verdikleri desteklerle bilinen İyilikİçin Sanat Derneği, CarrefourSA, Ege Yapı ve Usla’nın katkılarıyla gerçekleşen “NesnelerinMasumiyeti” sergisi 30 Kasım tarihine kadar Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde ücretsizolarak görülebiliyor. ### "Uyuyan Güzel" uzun süre ayakta alkışlandı İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Pyotr İlyiç Çaykovski'nin "Uyuyan Güzel" adlı unutulmaz bale eserini Atatürk Kültür Merkezi'nde sahneledi. Büyük beğeni toplayan eser, uzun süre ayakta alkışlandı. Yüzyıllık uykuya dalan güzel bir prensesin öyküsünü ele alan klasik Avrupa masalı, AKM Opera Salonu'nda sanatseverlerle buluştu. Biletlerinin günler öncesinden tükendiği, bale sanatçılarının başarılı performansının yanı sıra dekoru ve kostümleriyle de büyük beğeni toplayan eser, uzun süre ayakta alkışlandı. ÇOK SAYIDA İDOB SANATÇISI SAHNE ALDI Ayşem Sunal Savaşkurt'in düzenleyerek sahneye koyduğu eserde; Prenses Aurora'yı Büşra Ay, Prens Florimund'u Erhan Güzel, Carabosse'yi İlke Kodal, Leylak Perisi'ni Melike Manav canlandırdı. Alkış Peker, Şeyda Duran, Özerk Tozkoparan, Berfu Elmas, Ami Naito, Zeynep Güçoğlu, Asena Ökte, Merve Topaldemir'in de bulunduğu eserde, çok sayıda İDOB sanatçısı sahne aldı. https://www.youtube.com/watch?v=bvFLMUL2I9g İLK KEZ 1890'DA SAHNELENDİ Oleksandır Samoylenko'nun başkemancı olarak yer aldığı İDOB orkestrasını, Roberto Gianola yönetti. Koreograf Marius Petipa'nın henüz yazılmamış bir müzik üzerine tasarladığı klasik eser, bale tekniği ve estetiği yönünden olduğu kadar balenin önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Eserin dekor tasarımını Adnan Öngün, kostüm tasarımını Çimen Somuncuoğlu, ışık tasarımını ise Önder Arık hazırladı. Asıl şöhretine 20. yüzyılda kavuşan "Uyuyan Güzel", ilk kez 1890 yılında St. Petersburg'da sahnelendi. Yüzyıllık uykuya dalan güzel bir prensesin öyküsünü ele alan klasik Avrupa masalı "Uyuyan Güzel", AKM Opera Salonu'nda sanatseverlerle buluştu. Biletlerinin günler öncesinden tükendiği, bale sanatçılarının başarılı performansının yanı sıra dekoru ve kostümleriyle de büyük beğeni toplayan eser, uzun süre ayakta alkışlandı. ### Yetişkinler için Oyun Blokları Oyun kavramını yerleştirmeler ve fotoğraflar üzerinden izleyiciye sunan sergi, Eda Soylu’nun 2013 yılında Gezi Olayları’ndan artakalan gaz kapsüllerini muhafaza etme amacı ile ürettiği renkli beton blokları yeniden yorumlamasıyla hayata geçiyor. Saklama ve koruma işlevi gören bloklar, kapsüllere de ev sahipliği yaparken, bireysel ve kolektif deneyimlerin, geçmişten günümüze ulaşan yolculuğunu da gözler önüne seriyor. Eda Soylu’nun Yetişkinler için Oyun Blokları sergisi, sanat yazarı Hatice Utkan Özden’in de dediği gibi, izleyiciyi bir yandan eleştirel bir oyun alanına davet ederken, diğer yandan geçmişi yeniden keşfetmelerini istiyor. Sergi, 11 Aralık’a kadar Ferda Art Platform’da ziyaret edilebiliyor. ### Şinasi Barutçu: Fotoğrafın İzinde Türkiye’de fotoğraf alanının öncü isimlerinden olan Şinasi Barutçu’nun çalışmalarından kapsamlı bir seçkiyi izleyiciyle buluşturan sergi, küratörü Marcus Graf’ın ifadesiyle sanatçının çeşitli dönemlerinden fotoğraflar sergilemenin yanı sıra farklı biçimsel ve estetik stratejilerini de gösteriyor. Sergi kapsamında Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler tarafından kaleme alınan sanatçı kitabı da izleyiciye sunuluyor. Kitap, Barutçu’nun ulaşılabilen arşivinden hem üretim serüvenine hem de hayatına odaklanıyor. Kitabın girişinde ise aynı zamanda serginin küratörü olan Marcus Graf’a ait bir giriş yazısı okuyucuyu karşılıyor. Metin, serginin içeriğine ait çizgileriyle izleyici için bir izlek haritası niteliği taşıyor. Refik Akyüz ve Serdar Darendeliler, Şinasi Barutçu’nun üretimleriyle ilgili şunları belirtiyorlar: “Şinasi Barutçu’nun fotoğraflarına genel olarak baktığımızda, içerikten ziyade güzel ve estetik konulara merak, klasik kompozisyon kurallarına bağlılık, ton zenginliği gibi teknik meselelerin öne çıktığını söylemek mümkün. Adeta romantik olarak da tanımlayabileceğimiz, kâh ters ışıklar kâh yansımalar kâh dramatik etkiler yaratan bulutların varlığı gibi öğeler, Barutçu’nun fotoğraflarını Piktoryalizm’e yakınlaştırıyor. Piktoryalizm, her ne kadar Barutçu’nun faal olarak fotoğraf ürettiği dönemlerde yerini artık farklı anlayışlara bırakmış olsa da, Barutçu’da da estetiği ve güzeli yakalama arzusunun hiçbir zaman sönmediğini görüyoruz. Ancak denemeye merakının da bir göstergesi olan fotogramları veya grafik unsurların öne çıktığı detay fotoğraflarını göz önünde bulundurup, onu zamanın Dadaist veya Konstrüktivist sanatçıları arasına koymak da pekâla mümkün. Veya kimi şehir fotoğrafları ile dağ ve doğa fotoğraflarıyla -özellikle Cilo Dağları’nda çektikleriyle- da tüm bunlardan uzaklaşan daha belgelemeci bir stili olduğunu da söyleyebiliriz. Barutçu gibi meraklı, yeniliğe açık, denemeyi seven, amatör ruhunu hiç kaybetmeyen bir ismin çalışmalarını tek bir janra sığdırmaya çalışmak biraz da haksızlık olur. Hem karakteri hem de dönemin ruhu nedeniyle her türlü yeniliği deneyip özümsemeye çalışan, farklı tarzlarda ürettiği fotoğraflar ve fotoğrafçı, eğitimci, yönetici ve gezgin kimlikleri nedeniyle bir nevi hezarfen olarak da adlandırabileceğimiz Barutçu, sadece fotoğraf dünyasıyla sınırlı kalmadan daha fazla tanınır olmayı, sanatı üzerine daha derinlikli analizler yapılmayı hak eden bir isim.” Şinasi Barutçu: Fotoğrafın İzinde retrospektif sergisi 13 Ekim – 25 Aralık 2021 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde izlenebilir. ### İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı (ÇAP) 2022 başvuruları başladı İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Avrupa Birliği Grant Scheme for Common Cultural Heritage Fonu desteğiyle ve BAK, basis voor actuele kunst işbirliğiyle düzenlenen İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı (ÇAP) 2022 dönemi katılımcılarını belirlemek için başvuruları başlattı. Sanat ve sanatla ilişkili alanlarda teorik, pratik, bireysel ya da kolektif çalışmalar yürütmek isteyen sanatçı ve araştırmacıları buluşturmayı hedefleyen İstanbul Bienali Çalışma ve Araştırma Programı’nın (ÇAP), 2021-2022 dönemi katılımcılarını belirlemek için başvurular için son tarih 1 Aralık 2021. ÇAP’a her türlü malzemeyle ve mecrada çalışan sanatçılar (görsel sanatlar, sahne sanatları, edebiyat, sinema, ses) ve sanat alanına dair araştırma yapmak isteyen farklı disiplinlerden araştırmacılar başvurabiliyor. ÇAP’a başvurmak için yaş sınırı olmamakla birlikte başvuru sahiplerinin çalışma yapmak istedikleri alanda birkaç senelik tecrübe sahibi olmaları bekleniyor. Programın bir kısmı İngilizce yürütüleceği için katılımcıların Türkçe ve İngilizce dillerinde iletişim kurabilmesi önem arz ediyor. Program kapsamında 6 ay boyunca (Aralık 2021 – Mayıs 2022) haftada en az bir ders, seminer, atölye ve ayda bir danışmanlarla birebir görüşmeler düzenleneceği için başvuru sahiplerinin eğitim ya da çalışma takviminin bu etkinliklere düzenli katılım sağlayacak esneklikte olması bekleniyor. Katılımcıların program süresince geliştirecekleri projeler ve araştırmalar, bireysel danışmanların yanı sıra dönem ortası ve sonunda ÇAP Danışma Grubu’nun katılımıyla yapılacak buluşmalarla takip edilecek, programın sonunda ise katılımcıların açık bir sunum yapmaları beklenecektir. ÇAP, şehir dışından başvurulara açıktır. Her dönem için şehir dışından en fazla beş katılımcıya sınırlı maddi destek sağlanacaktır. Bu destek, katılımcıların etkinliklere katılımı için gerekli haftalık Türkiye içi seyahat masraflarını karşılamaya ya da program süresince İstanbul’da yaşamalarına destek olmaya yöneliktir. ÇAP’a geçtiğimiz dönem için başvurmuş ancak kabul almamış kişiler tekrar başvuru yapabilir. ### İBB İlk Kez ‘Çocuk Hakları Festivali’ Düzenleyecek İBB, 1989'dan beri küresel çapta çeşitli etkinliklerle kutlanan Dünya Çocuk Hakları Günü için tarihinde ilk kez festival düzenleyecek. Çocuk haklarına dikkat çekmek için İBB Şehir Tiyatroları’nın özel temalı atölyeler hazırlayacağı, oyun ve söyleşiler düzenleyeceği festivale İstanbullular ücretsiz olarak katılabilecek. 19, 20 ve 21 Kasım’da Müze Gazhane’nin ev sahipliği yapacağı atölyeler, sınırlı katılımcıyla ve interaktif olarak gerçekleşecek. Çocuk odaklı politikaları kentin gündemine alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), tarihinde ilk kez Dünya Çocuk Hakları Günü için festival düzenleyecek. İBB Şehir Tiyatroları’nın düzenleyeceği festival, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde İstanbul’un çocuk dostu bir şehir olmasını desteklemek için gerçekleşecek. Üç gün boyunca sürecek özel programların, çocuk hakları konusunda toplumsal farkındalık oluşturması ve çocuk bakışlı politikaların inşasına yardımcı olması amaçlanıyor.HEM ÇOCUK HEM DE YETİŞKİNLER İÇİNFestival boyunca çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin katılacağı atölyeler, Müze Gazhane Büyük Sahne ve Meydan Sahne’de çocuk merkezli ve interaktif olarak yapılacak. Farklı yaş gruplarında çocukların, ebeveynlerin ve eğitimcilerin yer alacağı etkinliklere İstanbullular ücretsiz olarak katılabilecek. Sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleşecek atölyelerde yer almak isteyenler www.sehirtiyatrolari.ibb.istanbul adresindeki formu doldurarak katılabilecek.DOPDOLU FESTİVAL PROGRAMIÇocuk haklarına ve çocuk odaklı politikalara dikkat çekecek festivalin programı şöyle:19 Kasım CumaÇocuk Katılımı-Katılım Hakkı Nedir? : Nagehan Erbaşı Öğdüm’ün düzenlediği atölye katılım hakkı üzerine çocuklarla birlikte düşünmeyi amaçlıyor.Çocuklar ile Masal Zamanı: Necibe Bozkurt’un düzenlediği atölyede çocuklar hayaller kuracak, el ele verip oyunlar oynayacak ve birlikte şarkılar söyleyecekler.Çocuğun Sesine Kulak Ver: Gülbahar Pay’ın yetişkinlere yönelik düzenlediği atölyesi çocuk hakları konusunda bilgi ve farkındalığın arttırılmasını hedefliyor. Yaratıcı drama disipliniyle kurgulanan atölyede, seçilen çocuk hakları temalı bir çocuk edebiyatı eserinden yola çıkılarak canlandırmalar yapılacak. 20 Kasım CumartesiYaşamak Kimin Hakkı? : Seran Demiral ve Gülbahar Pay’ın düzenlediği atölyede katılımcılar serbest doğaçlamayla insan-hayvan-doğa, çocuk-yetişkin kavramlarını birlikte düşünecek, adalet ve eşitlik üzerine konuşacaklar. Müzikli Çizim Atölyesi-İçimdeki Ben: Serhat Filiz’in düzenlediği etkinlikte müzik eşliğinde çizim yapılırken çocuk hakları konusunda konuşulacak. Atölye, haklarını bilen, özgüvenli ve farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirmeyi amaçlıyor. Mutlu Aile Mutlu Çocuk Atölyesi: Nurgül Şenefe’nin yetişkinlere yönelik düzenlediği atölye çocuğun temel haklarına ışık tutacak.21 Kasım PazarDünyanın Başkaları: Seran Demiral’in düzenlediği atölyede bir öykünün girişi anlatılacak. Sonrasında öykünün devamı çocuklarla birlikte kurgulanacak.Rüya: Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği ‘Rüya’ oyunu ile festival sona erecek. Oyun sonrasında Rüya’nın yazarları ve yönetmeni çocuklarla bir söyleşide bir araya gelecekler. ### “Zuhal” uluslararası prömiyerini Tallinn Black Nights Film Festivali’nde Nazlı Elif Durlu’nun ilk uzun metraj filmi “Zuhal”, uluslararası prömiyerini, bu yıl 12 – 28 Kasım 2021 tarihleri arasında Estonya’nın başkenti Tallinn’de 25. kez gerçekleşen Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yapıyor. Film, ayrıca festivalin İlk Film Yarışması’nda jüri önüne çıkacak ve 10 film arasında Büyük Ödül için yarışacak. İstanbul’un merkezinde yalnız yaşayan başarılı avukat Zuhal’in evinin derinlerinden gelen bir kedi sesinin peşinde çıktığı çaresiz arayışı ve o güne dek yüzlerini bile görmediği komşularıyla yaşadığı absürt karşılaşmaları konu alan filmde Zuhal’e usta oyuncu Nihal Yalçın hayat veriyor. Oyuncu kadrosunda Sadi Celil Cengiz, Nur Sürer, Serpil Gül, Sencar Sağdıç, Aysan Sümercan, Burcu Halaçoğlu, Şebnem Sönmez, Çağdaş Ekin Şişman’ın da yer aldığı filmin yapımcılığını Anna Maria Aslanoğlu, görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber üstlenirken, kurgusunu Buğra Dedeoğlu ve Selda Taşkın, sanat yönetmenliğini Osman Özcan, özgün müziklerini de Alexander Lawrence ve Yusuf Tan Demirel yaptı. “Zuhal”, Türkiye’de ilk kez geçtiğimiz hafta 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde seyirciyle buluşmuş; başrol oyuncusu Nihal Yalçın, festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması’nda En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanmıştı. Senaryosunu Nazlı Elif Durlu ve Ziya Demirel’in birlikte yazdığı film; başarılı bir avukat olan ve İstanbul’un merkezinde yalnız yaşayan Zuhal adlı bir kadının, evinin derinlerinden gelen bir kedi sesinin peşinde çıktığı çaresiz arayışı ve o güne dek hiç iletişim kurmadığı komşularıyla yaşadığı absürt olayları konu alıyor. istos film’in yapımcılığında ve Almanya’dan Jamila Wenske (Achtung Panda!), Türkiye’den Tanay Abbasoğlu (TN Yapım), Tolga Karaçelik (Karaçelik Film) ve Öykü Canlı’nın (Yumurta Yapım Sanat) ortak yapımcılığında gerçekleşen “Zuhal”, Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu, Özmen Foundation, Film Independent ve Asteros Film’den Kanat Doğramacı’nın katkılarıyla hayata geçti. Filmin görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber, kurgusunu Buğra Dedeoğlu ve Selda Taşkın ve sanat yönetmenliğini Osman Özcan üstlenirken, müziklerini de Alexander Lawrence ile Yusuf Tan Demirel birlikte yaptı. ### SANATORIUM’da yeni sergi: “Gönül Yakınlıkları” SANATORIUM, 5 Kasım – 12 Aralık 2021 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin “Gönül Yakınlıkları” adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi; başlığını Johann Wolfgang von Goethe’nin 1809’da yayınlanan üçüncü romanı olan ve İngilizce’si ‘Elective Affinities’, Almanca’sı ‘Die Wahlverwandtschaften’ olarak geçen Türkçe’ye Sadi Irmak tarafından ‘Gönül Yakınlıkları’ olarak tercüme edilmiş olan kitaptan alıyor. Serginin başlığı, bir zamanlar kimyasal türlerin eğilimini tanımlamak için kullanılan bilimsel bir terime gönderme yapıyor. Gönül Yakınlıkları, bir roman olmasının dışında Dere’nin sanatsal yaklaşımına ilham veren bir metafor olarak işliyor. Dere’nin çalışmalarında, Gönül Yakınlıkları, bir yandan kendi dünyasını yaratmak suretiyle verilmiş gerçeği olumsuzlarken, diğer yandan kendi anlamını olumsuzladığı gerçekliğin bir parçasının dönüştürülmesini mümkün hale getiren eserlerinin doğasına dair, bir ilişki biçimine referans ediyor. Gönül Yakınlıkları başlıklı sergi aynı zamanda sanatçının kendi üzerine düşünme pratiği anlamında bir monografik kayıt olarak kitap ve  işlerinden oluşan çok katmanlı bir sergi projesi olarak ortaya çıkıyor. Sanatçının kendisi tarafından yazılan monografisi sanatçının kültürel sermaye olarak üretimlerini bir değer, bütüncül bir okuma gayreti anlamında, kendi üzerine düşünen bir metin olarak ortaya koyuyor. Dere’nin kendi sanat tarihsel okumasının kaydını tutan monografisi, Türkiye’deki sanat tarihi yazımı alanında, sanatçının bir sanat tarihçisi kimliğiyle kendini ortaya koyması ve kendini bir metin olarak konumlandırması bakımından farklı bir boyut taşımaktadır. Dere’nin erken dönem çalışmaları Türkiye’nin sosyo-politik tarihi / çok kültürlülüğü, kimlik, aidiyet ve kültürel demokratikleşme anlamında çok sesliliğin oluşması/ korunması geliştirilmesi konularını merkeze alan politik bir alanda yoğunlaşırken, son dönem çalışmaları iç gerçeklikten beslenen şiirsel, lirik, soyut bir çizgi gösteriyor. Bu anlamda Gönül Yakınlıkları metaforu, sanatçının birleştirmeye çalıştığı uzlaşmaz zıtlıklara gönderme yapmakla beraber, üretim pratiğindeki sorunsalların iç içeliğine, kopmaz bölünmezliğine işaret ediyor. Sanatçının eserlerinde kurduğu kavramsal ikilikler diyalektik olarak bir zıtlık olarak değil bir çeşit “gönül yakınlığı’’  ile bir arada bulunuyor. ### Istanbul Gallery Week başlıyor Istanbul Gallery Week, 11 – 20 Kasım 2021 tarihleri arasında, İstanbul’daki galerileri Türkiye geneli ve uluslararası meslektaşlarıyla buluşturan bir etkinlikler dizisi olarak gerçekleşiyor. Küresel galeri haftası ağının bir parçası olacak IGW, bahar aylarında gerçekleştirilmek üzere iki esas etkinlik düzenleyerek yıl boyu bir işbirliği platformu olarak aktif kalmayı hedefliyor. Görsel iletişim sponsoru Rafineri Studio’yla birlikte gerçekleştirilen #RenginiBul çağrısıyla, İstanbul çağdaş sanat sahnesinin bir parçası olarak kurgulanan Istanbul Gallery Week, kentin çeşitli lokasyonlarına dağılan ve 9 günlük geniş bir programla şehre yayılıyor. Mekân buluşmaları, kenti etkinlik planına dâhil ederek galerilerin kendi mekânlarındaki sergileri ve şehrin geneline yayılan pop-up etkinlikleri seyirciyle buluşturuyor. IGW, belli bir mekân veya kısıtlamalara dâhil olmadan, uyumlanma süreçlerinin handikaplarını aşarak İstanbul’un çağdaş sanat seyircisini sanatın direkt olarak kendisiyle iç içe deneyimletiyor. İzleyicilerin şehri ve çağdaş sanatı doya doya deneyimleyebilmeleri için dokuz güne yayılan etkinlikler dizisi, sanat turları ile Açık Pazar ve konuşma serisi ile Uzun Perşembe’nin yanı sıra kapılarını özel programlar ve daha uzun saatlerle tüm ziyaretçilere açıyor. Katılımcılar: Art On İstanbul, .artSümer, BBprojecTT, BE Contemporary, BüroSarıgedik, Büyükdere35, C.A.M. GALERİ, Ferda Art Platform, Galeri Binyıl, Galeri Bu, Galeri Kambur, Galeri Muaf, GALERİ NEV İSTANBUL, Galeri Siyah Beyaz, Galerist, Krank Art Gallery, Labirent Sanat, Martch Art Project, MERKUR Galeri, Mixer, Öktem Aykut, PG Art Gallery, Pi ARTWORKS, PİLEVNELİ, PİLOT, SANATORIUM, Simbart Projects, Summart, The Empire Project, Versus Art Project, Vision Art Platform, x-ist ve Zilberman | Istanbul, Berlin. ### “Çatlak” Mannheim-Heidelberg Uluslararası Film Festivali’nde Fikret Reyhan’ın yazıp yönettiği “Çatlak”ın festival yolculuğu Almanya’da devam ediyor. Film, bu yıl 11 – 21 Kasım 2021 tarihleri arasında 70.’si gerçekleşecek Mannheim-Heidelberg Uluslararası Film Festivali’nin sinemanın geleceğine işaret eden On The Rise adlı yarışmalı bölümünde gösterilecek. En son Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nde Fikret Reyhan’a KAV Yılın Yönetmeni Ödülü’nü getiren, Temmuz ayında da 40. İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün yanı sıra En İyi Senaryo Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’nü alan “Çatlak”, geçen yıl 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’ne değer görülmüş ve beş kadın oyuncusuna birden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırmıştı. İstanbul’da aynı binada birlikte yaşayan bir ailenin bir gününü konu alan ve ödenmemiş bir borç üzerinden çatlayan ilişkilerini anlatan filmin ansambl oyuncu kadrosunda, Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin, Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca yer alıyor. Festival yolculuğunu sürdüren “Çatlak”ın Türkiye vizyon tarihi ise önümüzdeki günlerde belli olacak. 2017’de ödüllerle karşılanan “Sarı Sıcak” ile tanıdığımız yazar ve yönetmen Fikret Reyhan’ın ikinci filmi olan “Çatlak”, İstanbul’da aynı binada birlikte yaşayan bir ailenin hikâyesini konu alıyor. Geçmişte ödenmemiş bir borcun aile içinde yarattığı sarsıntıyı tek bir günde anlatan filmin ansambl oyuncu kadrosunda Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin, Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca yer alıyor. Ragıp Türk’ün yürütücü yapımcılığı ve Seda Turan’ın uygulayıcı yapımcılığında gerçekleşen filmin kurgusunu da Fikret Reyhan, görüntü yönetmenliğini Márton Miklauzic, yardımcı yönetmenliğini Serap Aydoğan, sanat yönetmenliğini Meral Aktan, ses tasarımı ve miksajını Serdar Öngören ve rengini Jano Fekete üstleniyor. ### CerModern’de yeni sergi: “Yüzleşme” Cermodern, 5 Kasım 2021 – 9 Ocak 2022 tarihleri arasında, bu yıl 25. yaşını kutlayan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin ve mezunlarının eserlerinin yer aldığı “Yüzleşme” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı Sanat ve Kültür Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Marcus Graf’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, 7 Eylül – 24 Ekim 2021 tarihleri arasında da Pera Müzesi’nde gösterilmişti. Alışılagelmiş öğrenci ve mezun sergisi anlayışını aşma hedefiyle çok katmanlı bir forum şeklinde kurgulanan Yüzleşme, sanat ve tasarımın ontolojik varlığına dair konuları eleştirel bir bakışla ele alıyor. Sergi doğa, şehir, birey, toplum ve soyutlama kavramlarına gönderme yapan beş tematik bölümden oluşuyor. Katılımcılar, öğrencisi oldukları bölüme göre ayrı ve bağımsız alanlarda değil, yapıtlarının kavramsal ve estetik özelliklerine göre bir arada yer alıyor. 61 sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen sergide ressamların eserleri grafik tasarımcıların posterleriyle yan yana sergilenirken, tiyatro oyunlarının afiş ve kostümleri, gastronomi ve mutfak sanatları ürünlerine eşlik ediyor. Fakültenin 25 yıllık üretiminden disiplinlerötesi bir yaklaşımla örnekler sunan sergi, kurumun geçmişi ve bugünüyle yüzleşmesine aracı olurken, bir yandan da izleyiciye dünyayla yüzleşme ve onu alışılmadık açılardan yeniden keşfetme fırsatı sunuyor. ### ENKA Sanat’ın yeni sezonu başlıyor ENKA Sanat‘ın yeni sezonu “çok şey var” mottosu ile 9 Kasım’da başlıyor. Yeni sezon, opera sanatçısı Güvenç Dağüstün ve piyanist Burçin Büke’nin hayata geçirdiği çok özel bir proje ile açıyor. Biraz sohbetli, bolca müzikli, şiirlerden şarkılara bir yolculuk sunan Şair Şarkıları’nda ikiliye REDD grubunun solisti Doğan Duru eşlik edecek. 10 Kasım’da ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ve 16 Kasım’da Türk tiyatrosunun duayen ismi Yıldız Kenter anısına düzenlenecek etkinliklerin yanı sıra, pek çok özel projenin de yer aldığı program, izleyicileri ENKA Oditoryumu’nda yeniden tiyatro ve müzik dolu bir seçki ile buluşturacak. Günümüzün önde gelen keman virtüözlerinden Cihat Aşkın ile piyanist Cana Gürmen, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde çok özel bir resitalde bir araya geliyor. Sanatçıların, Schubert’ten Ulvi Cemal Erkin’e çok özel bir repertuar seslendireceği Atatürk’ü Düşünmek resitali, bir Selanik Türküsü olan ve düzenlemesi Cihat Aşkın’a ait Bülbülüm Altın Kafeste ile son bulacak. ENKA Sanat, dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay’ı 15 Kasım’da bir kez daha sahnelerinde ağırlayacak. Sanatçı bu çok özel resitalde, dünya çapında en güçlü yorumcusu olarak tanındığı Ahmed Adnan Saygun’un yanı sıra, Frédéric Chopin’den Joseph Haydn ve Felix Mendelssohn-Bartholdy’den eserler de seslendirecek. ENKA Sanat, 2019 yılında aramızdan ayrılan Yıldız Kenter’i, 16 Kasım akşamı Güngör Dilmen’in klasikleşmiş eseri Ben Anadolu ile anıyor. Anadolu topraklarının özünü oluşturan; toprakla, ağaçla, ürünle, masallarla, tarihle, savaşlarla, sokaklarla bir olan, Anadolu’nun farklı çağlarına tanıklık eden kadınlar, bu kez Ayça Bingöl’ün yorumunda vücut bulacak. ENKA Oditoryumu 23 Kasım’da, son dönemin dünya çapında en önemli oyunlarından biri olarak görülen, Afife Tiyatro Ödüllerinde En İyi Erkek Oyuncu Ödüllü Şerif Erol ve En İyi Kadın Oyuncu Ödüllü Özlem Zeynep Dinsel’in bulunduğu Baba oyununa ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin en başarılı müzisyenlerinden İlhan Şeşen ile şair, yazar, tiyatrocu, araştırmacı ve ayrıntı ustası Sunay Akın, Aşk Şarkıları ve Öyküler için 26 Kasım’da bir araya geliyor. ENKA Oditoryumu’nda etkileyici sevda öyküleri ve aşk şiirleriyle sahne alacak Sunay Akın’a, aşk şarkılarının en sevilen yorumcularından İlhan Şeşen eşlik edecek. 27 Kasım Cumartesi günü ise “Ortak Yapım” projesi kapsamında İstanbul Tiyatro Festivali’nin yapımcılığını üstlendiği Beni Sakın Yumruklardan, festivalin ardından ilk kez ENKA Oditoryumu’nda seyirciyle buluşacak. Türkiye’nin en genç caz piyanisti Hakan Başar, 30 Kasım’da ENKA Oditoryumu’nda ilk kez sahne alacak. Kontrbasta Ozan Musluoğlu ve davulda Ferit Odman’ın eşlik ettiği Hakan Başar Trio, jazz, blues, latinjazz, souljazz, gospel ve post bop tarzı parçalarıyla müzikseverlere keyifli bir gece yaşatacak. Şahika Tekand’ın yazdığı ve yönettiği, Yiğit Özşener’in oynadığı Studio Oyuncuları’nın yeni oyunu Aşınma, 7 Aralık’ta ENKA Oditoryumu’nda olacak. 14 Aralık’ta ise sezonun son gösterisi olarak, ENKA Sanat’ın Yapım Sponsoru olduğu, Türk Tiyatrosu’nun ulu çınarı Genco Erkal’ın sanat hayatını ele alan Genco belgeseli bir kez daha sanatseverlerle buluşacak. ### Pg Art Gallery’de yeni sergi: “Yükseklik” Pg Art Gallery, 2 Kasım – 2 Aralık 2021 tarihleri arasında Hale Güngör Oppenheimer’ın ‘Yükseklik’ adlı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Bir süredir ev kavramı üzerine düşünen ve çalışan sanatçı Hale Güngör Oppenheimer, galerideki dördüncü kişisel sergisinde izleyiciye farklı manzaralardan kesitler sunuyor. Tam olarak hangi coğrafyaya ait olduklarını bilemediğimiz bu doğa görüntüleri tek ve ortak bir ev olarak Dünya gezegenine mi gönderme yapmaktadır? Hale Güngör Oppenheimer’ın yapıtlarında yer alan her çizgi bir desen ortaya çıkartmaktan çok hacim sağlamak; derinlik vermek ve yükseklik yaratmak üzere kompozisyonlardaki yerlerine yerleşir. Türlü kaynaklardan özenle kesilerek Oppenheimer’ın maharetli kalem darbelerinin aralarında yerlerini bulan ve kompozisyonları kolajlara dönüştüren görsel parçalarıysa çoğu zaman gündelik hayata dair detaylardan ve bir evin içerisinde görebileceğimiz türlü objelerden, sıradan mobilyalardan oluşur. Oppenheimer -bir önceki serisi olan- Subaquatic (2017) ile üretiminde var olan perspektiften bir adım geriye doğru uzaklaşarak eve artık içeriden değil dışarıdan bakar. Oppenheimer’ın nicedir sorguladığı “ev” kavramına doğrulttuğu bakışı artık yer değiştirmiş, evin dışına çıkmış ve olduğu yerden uzaklaşıp yükselerek binalara yönelmiştir. Yükseklik sergisi kapsamında izlenecek olan A Geological Study serisinde ise bu bakışın daha da “yükseldiği” fark edilir. Sanatçı artık evin içinde ya da binanın hemen dışında değil çok daha yukarıda pozisyon alarak dağları, taşları, tepeleri, denizleri, kumsalları ve ormanları gösterir izleyicisine. Bu ölçek değiştiren bakış şüphesiz sanatçının pratiğinde de bir genişleme yaratır, fiziksel olarak yeniden konumlanarak daha kapsayıcı bir görsellik sunar ve olumlu bir bütünlük imajı çizer. Galeri duvarına çizilmiş bir dağ imgesinin farklı noktalarına Oppenheimer tarafından yerleştirilen değişken boyutlardaki yapıtlar paspartusuz şekilde iki camın arasında sunularak sergiye hâkim olan bütünlük fikrini tamamlar. Hayatı boyunca dünyanın farklı yerlerinde yaşayarak edindiği deneyimlere dair düşünüş şekillerini çalışmalarına yansıtan Oppenheimer’ın bugün belki de olduğu yere çok daha uzaktan bakabildiğini söylemek mümkün olabilir. ### Evrende Dönüşüm’ Sergisi TSKM’de açıldı Maltepe İstanbul’da sanatın merkezi olmaya devam ediyor. Ressam Nina Selvin Mutlu’nun “Evrende Dönüşüm” isimli ikinci resim sergisi Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açıldı. Çalışma yaşamına bir şirkette yönetici olarak devam eden Mutlu, “Çocukluk yıllarından bu yana resim yapma tutkum vardı. Resim yapma konusunda ailemden çok büyük destek gördüm. Lise döneminde atölye çalışmalarında anatomi, desen, renk eğitimleri aldım. Sergimde kendi ruhsal yolculuğumu farklı teknikler ve malzemelerle birleştirerek sundum. Evreni, yaşamı, ruh, beden-varlık ilişkisini anlattım. Yaşamda her canlının birbirine ihtiyacı var. Diğer canlılar fark ediyor insanoğlu ise her zaman bunu fark edemiyor. Eserlerimde bunları yansıttım” dedi. ESERLERİNDE ŞAMANİZMDEN ETKİLENDİ Kubilay Erdelikara tarafından Mutlu’ya plaket takdim edildi. Mutlu, sergide Anadolu ve Orta Asya topluluklarında varlığını sürdüren Şamanizm inancından ve geleneklerinden etkilendiği eserlerine yer verdi. Kaplan, akbaba, baykuş, güvercin  ve atları, yarış atlarını resmettiği etkileyici tabloları sanatseverler ile buluşturdu. Mutlu’nun farklı desen uygulamalarına yer verdiği sergisi 15 Kasım’a dek Galeri Maltepe’de ziyarete açık olacak. ### Şehir Tiyatroları’nda Bu Hafta (10-13 Kasım 2021) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları, Kasım ayının yeni haftasında 10 oyunla seyirci karşısına çıkıyor.  Bu hafta tiyatroseverleri 19. yüzyıl Amerikan edebiyatından yeni yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor.  Yaftalı Tabut, Matruşka, Moby Dick, Antigone, İki Efendinin Uşağı, Melek, Geçit, Kısraklı Kadın, İfigenya, Çın Sabahta oyunları Kasım ayının yeni haftasında seyirciyle buluşacak. BU HAFTANIN PROGRAMI (10-13 Kasım 2021) YAFTALI TABUT  Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. MATRUŞKA Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar...  Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor.  Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. MOBY DİCK  Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab’ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick’in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville’in aynı adlı romanından Sebastian Armesto’nun uyarladığı, Seza Güneş’in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. ANTİGONE  Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de;  aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Musahipzade Celal Sahnesi’nde. İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor.Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. MELEK Aktris Melek Kobra’nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930’ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Jale Karabekir’in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 11-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. KISRAKLI KADIN Londra’da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda’da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye’de. Leyla Nazlı’nın yazdığı Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.  İFİGENYA  Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor.Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de.  ÇIN SABAHTA Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi’nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca hayalini kurduğu ‘damı akmayan eve’ taşınmayı nihayet başaran Feriha’nın umudu ve mutluluğu, Güneşi’nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç’in yazdığı Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor.Oyun, 12, 13 Kasım 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. ### Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nin sahipleri belli oldu Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı tarafından Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları desteğiyle bu yıl 6.’sı düzenlenen Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. ‘Burası Radyo Şarampol’ adlı kitabıyla Şükran Yiğit, Roman dalındaki ödülün sahibi olurken, Şiir dalındaki ödül ‘Bir Uçurumun Haritası’ kitabıyla Alphan Akgül’e verildi. İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün seçici kurul tarafından uygun eser bulunmadığı için bu yıl verilmediği etkinlikte İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü’ne ise ‘Türbülans’ kitabıyla Naile Dire değer görüldü.   İletişim Yayınları’ndan çıkan “Burası Radyo Şarampol” adlı romanıyla Şükran Yiğit, 2021 Attilâ İlhan Roman Ödülü’nün sahibi oldu. Yaşamını Almanya’da sürdüren Şükran Yiğit’in yayınlanmış dört kitabı bulunuyor.  Seçici Kurul’un karar gerekçesi şöyle açıklandı: “Seçici Kurul, duru bir Türkçe ile kültürlerarası bir büyüme hikayesini, toplumsal duyarlılıkla  ele aldığı için eseri ödüle değer buldu.” İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü için açıklanan gerekçede ise şu ifadelere yer verildi: “İlk Roman Vakıf Özel Teşvik Ödülü kategorisinde bu yıl, ödüle lâyık eser bulunamamıştır.” Şiir Ödülü Seçici Kurulu tarafından gerekçesi “2021 yılı Attilâ İlhan Şiir Ödülü, entelektüel bakışı, kavramsal yaklaşımı, manzumla mısra arasında günümüze uygun duyarlılıklarla ördüğü şiir anlayışı dolayısıyla, oy birliğiyle Alphan Akgül’e verilmiştir.” olarak belirtilen karar ile 2021 Attilâ İlhan Şiir Ödülü’nün sahibi  “Bir Uçurumun Haritası” isimli kitabıyla Alphan Akgül oldu. 2021 Attilâ İlhan İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik  Ödülü ise İthaki Yayınları tarafından yayımlanan “Türbülans” kitabıyla Naile Dire’ye verildi. Açıklanan gerekçede, “Sınırları aşmaya çalışan; yeni arayışlarla kadınlık durumunu ve kimlik sorgulamasını önemseyen deneysel tavrıyla 2021 yılı Attilâ İlhan Edebiyat Ödülleri ‘İlk Şiir Kitabı Vakıf Özel Teşvik Ödülü’nün oy çokluğuyla Naile Dire’ye verilmesi uygun bulunmuştur” ifadeleri yer aldı. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı sona erdi Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF) sona erdi. İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde 3-7 Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenen fuar büyük ilgi gördü. Yurt içi ve yurt dışından pek çok sanatçının katıldığı fuarda sergilenen sanat eserleri ve objelerin büyük bölümü, ziyaretçiler tarafından satın alındı. Özellikle sanat çevrelerinin yakın ilgi gösterdiği fuarda, yaklaşık 500 sanatçının eserleri sergilendi. EKREM İMAMOĞLU ZİYARET ETTİ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da fuarı ziyaret etti. Ziyareti sırasında “İstanbul’un sanat yönüyle de konuşulmasını arzu ediyorum. Böylesi fuarların bu hedefe önemli katkıları olacaktır” mesajı veren İmamoğlu; "İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak bu yolda bizler de yoğun bir çalışma içerisindeyiz” dedi. SANAT ÇEVRELERİNDEN YOĞUN İLGİ İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'a sanat çevrelerinden yoğun ilgi vardı. Türkiye genelinde üniversitelerin yöneticileri, fuardaki stantlarda detaylı incelemelerde bulundu. Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Fox TV Program Yapımcısı İsmail Küçükkaya fuara iki kez gelip, inceleyen isimler arasında dikkatleri çekti. UKRAYNA & AZERBAYCAN KONUK ÜLKE Ukrayna ve Azerbaycan fuarın konuk ülkeleri olurken; Almanya, Danimarka, Bulgaristan, Yunanistan, Norveç ve İran’dan eserleriyle fuara katılan sanatçılar büyük ilgi gördü. SANATIN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ PERFORMANSI İstanbul Sanat ve Antika Fuarı'nda Arthill Müzecilik tarafından "Jacobus Potma" imzalı başyapıt eserin canlı olarak NFT’ye döndürülüş performansı, katılımcılar tarafından beğeniyle izlendi. Kocabaş Koleksiyonu'na ait Jacobus Potma'nın 1683 tarihli "Lectio Religio" isimli bu eseri, Arthill NFT Müzesi'nin de envanterine kayıtlı ilk eser olma özelliğini taşıyor. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ın düzenleyici firması Demos Fuarcılık'ın Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yaşanmakta olan pandemi süreci, fuarın kusursuz yapılabilmesi konusundaki çabalarımıza mani olmuş olsa da fuarın gördüğü ilgi, bizleri sanat adına memnun etti. Başta sanatçılarımız olmak üzere tüm sanatseverlere, ziyaretçilerimize teşekkür ediyorum." Fuarın ilgi gören stantları arasında, Norveç’den bu fuar için gelen dünyaca ünlü ressamlarımızdan Hakan Yaşar da vardı. Her daim yoğun olan standında fuar boyunca yaklaşık 400 ziyaretçiyi kabul eden Yaşar; “Sanat kesinlikle özgürlük ister. Umarım bu konu hiçbir zaman, hiçbir ülkede göz ardı edilmez” mesajı verdi. Fuarın katılımcıları arasında yer alan Ebru Özgüz Çelik, “Galeri Teksin Anma” adıyla katıldığı fuarda kendi eserleri ile birlikte geride bıraktığımız temmuz ayında yitirdiğimiz annesi Teksin Özgüz’ün son çalışmalarını sergiledi. Fuarın yoğun ilgi gören katılımcıları arasında Greyart da vardı. Başta resim olmak üzere, antika objeler ve mücevherlerin de sergilendiği fuarda Kapalıçarşı’nın ünlü markaları, en değerli parçalarını sanatseverlerle buluşturdu. Bu markalar arasında Atilla Akbulut da vardı. Fuarın ziyaretçileri arasında rastladığımız isimlerden biri de ünlü mücevher tasarımcısı Ferit Kasar oldu. Pırlanta ve altın konusunda oldukça bilgili ve yetenekli olan Kasar’ın Kapalıçarşı'da atölyesi, Bağdat Caddesi’nde iki mağazası bulunuyor. ### ‘Resimsel Bilmeceler’ Sergisi 39 Kalamış Marina'da Eserlerini tasarlarken bildiğimiz, tanıdığımız, gözlemlediğimiz çevremizde var olan tüm görsel algıları (şekilleri, grafikleri ve farklı lekeleri) çizgilerle manipule ederek ve farklı teknikler kullanarak resimsel bir bilmece yaratan Ressam / Tasarımcı Göktuğ Güngör’ün Resimsel Bilmeceler Sergisi m u a m m a 39 Kalamış Marina Hotel’de yer alan 39 Galeri’de sanatseverlerle buluşmaya başladı. 20 Aralık’a kadar devam edecek olan sergide, Göktuğ Güngör’e ait 50 eser bulunuyor. GÖKTUĞ GÜNGÖR HAKKINDA 1990’lı yılların başlarında İ.T.Ü Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde okurken meslek hayatına başlamış olan Göktuğ Güngör, o yıllarda eğitimine devam ederken Lamp 83 Aydınlatma Firmasında çalışmaya başlamış, mezun olmadan evvelde Derishow Mimarca’da tasarımcı olarak çalışmaktaydı. Sonrasında CenajanS GREY Reklam Ajansında sırasıyla Jr. Art Direktör, Art Direktör ve Senior Art Direktör olarak görev aldı. Genç yaşlarında yine Cenajans GREY’de Kreatif Direktör’lük görevine gelmiş olup Türkiye’nin büyük şirketlerine hizmet verdi. 2000’li yılların başlarında “GG No:142” adlı ilk şirketini kuran GG, özellikle eğlence sektöründe mekan iletişimi, mekan kurumsal kimliği ve marka kimliği alanlarında hizmet verdi. Çapamarka Entertainment Group Kreatif Direktörlüğü’nüde bu dönemde kendi şirketi ile birlikte yürüttü. 2005-2010 yılları arasında The Sales Machine İstanbul, Saga Event, Medisa Medya Şirketi, Meta Communication gibi reklam, medya, doğrudan pazarlama ve etkinlik ajanslarında yöneticilik yapan Göktuğ GÜNGÖR, 2012 yılında halen sahibi ve kurucusu olduğu “Fikr-i GG Marka ve Mekan İletişimi” şirketini kurdu. Türkiye, KKTC, Azerbeycan, Ozbekistan, Katar, Suudi Arabistan gibi yurt dışında farklı ekollerden sayısız kurumsal müşteriye hizmet veren Fikr-i GG, marka iletişimi dışında mekan iletişimi konusunda da onlarca bilinen markanın yaratım sürecini yönetmiş ve bilinen pekçok mekanın isim babalığını yapmıştır. 2020’li yıllara yaklaşırken sektör tecrübesini kendi şirketi ile danışmanlık ve tasarım mühendisliği halinde halen yürütmekte olan GG, küçük yaşlarından beri ilgisi ve yeteneği olan resim yapmaya tekrar başlamış ve mimari görüşünü stratejik yaklaşım ile birleştirerek farklı bir çizim tekniği ile eserler yaratmaya başlamıştır. Çizgileri, formları, objeleri ve şekilleri manipüle ederek farklı açılardan bakmaya çalıştığı bu çizim tekniğine MOLFOS (Manipulating of Lines Forms Objects and Shapes) adını vermiştir. Bu çalışmaları özel kağıt üzerine mürekkep, kanvas üzerine akrilik ve mürekkep; veya pleksiglas, fiberglas gibi farklı malzemelerin üzerine akrilik ve mürekkep ile yapmaktadır. Her eserinde bir hikaye ve hayata dair bir anı, anıyı yansıtmaya gayret eden GG, eserlerinin izleyeni, takip edeni ve alıcısını alıp bir yerlere götürmesini hayal etmektedir. Pandemi dolayısıyla sergi açılışlarının ileri tarihleri atılması sürecinde kendi atölyesinde çalışmalarına devam etmiş, atölye sipariş ve satışları dışında pandemi sürecinin bitmesi ile beraber karma ve solo sergilere hazırlıklarına devam etmiştir. Eylül ayında İtalya’da Forli’de her yıl yapılan Vernice Art Fair’de bine yakın eser arasından Poligamik Anarşi (Polygamous Anarchy) eseri ile jüri özel ödülüne layık görülen Göktuğ Güngör, sanatın ve sanatı yaymanın gerek ruhsal denge, gerek estetik bilinç olarak toplumun aydınlanması ve pozitif enerji paylaşımı açısından en önemli unsur olduğunu savunmakta. Göktuğ Güngör ayrıca, 22 Eylül 2021’de Metamorfoz temelli bir karma sergiye de 6 eseriyle katıldı. Sanatın özellikle her haneye girecek şekilde erişilebilir değerler taşıması, bununla beraber kurumsal sanatında ilerlemesi için farklı materyallerin ve tekniklerin yaratım süreçlerine dahil olmasının önemini savunuyor. ### Ankara Film Festivali başladı Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen 32. Ankara Film Festivali, bu yıl 4 – 12 Kasım 2021 tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleşiyor. Her yıl olduğu gibi festivalde ulusal uzun, belgesel ve kısa film dallarında yarışma heyecanı yaşanacak ve dünya sinemasından heyecanla beklenen son iki yılın yapımlarının yer aldığı, toplam 16 ülkeden 63 film gösterilecek. Ankara Film Festivali’nin açılış töreni 4 Kasım akşamı CerModern’de gerçekleşecek. Açılış töreninde festivalin Onur Ödülleri sahiplerine takdim edilecek. Bu yıl festivalin Aziz Nesin Emek Ödülü oyuncu Perihan Savaş’a, Sanat Çınarı Ödülü yazar, akademisyen ve edebiyat eleştirmeni Erendiz Atasü’ye ve Kitle İletişim Ödülü mizah yazarı, senarist, yönetmen Gani Müjde’ye verilecek. UZUN FİLM YARIŞMASI Ulusal Uzun Film Yarışması’nda bu yıl Emre Kayiş yönetmenliğindeki “Anadolu Leoparı”, Fikret Reyhan imzalı “Çatlak”, Erdem Tepegöz’ün yönettiği “Gölgeler İçinde”, Selman Nacar’ın yönettiği “İki Şafak Arasında”, Erkan Tahhuşoğlu imzalı “Koridor”, Muhammet Çakıral’ın yönettiği “Lacivert Gece”, Ferit Karahan’ın yönettiği “Okul Tıraşı”, Aydın Orak’ın yönettiği “Sabırsızlık Zamanı”, Çağıl Bocut’un yönettiği “Sardunya” ve Tufan Taştan’ın yönettiği “Sen Ben Lenin” adlı filmler yarışacak ve Ankara’da ilk kez festivalde izleyiciyle buluşacak. Gösterimler sonrasında film ekipleri izleyicilerin sorularını yanıtlamak üzere salonda olacaklar. 50.000 TL değerindeki En İyi Film Ödülü ve ilk filmlere verilen 20.000 TL değerindeki Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film Ödülü’nün de yer aldığı 12 kategorideki ödüllere; akademisyen ve medya sanatçısı Andreas Treske, sanat yönetmeni Meral Efe Yurtseven, oyuncu Selen Uçer, yönetmen Seren Yüce ile yazar ve yönetmen Vecdi Sayar’dan oluşan ana jüri karar verecek. SİYAD En İyi Film Ödülü’nü ise sinema yazarları Ali Can Sekmeç, Ali Ulvi Uyanık ve Coşkun Çokyiğit’ten oluşan SİYAD jürisi belirleyecek. KISA FİLM YARIŞMASI Festivalde bu yıl Ulusal Kısa Film Yarışması’na seçilen 15 filmi oyuncu Alican Yücesoy, senarist ve yönetmen Banu Sıvacı ile senarist, yönetmen Müfit Can Saçıntı’dan oluşan ana jüri değerlendirecek. Nuri Cihan Özdoğan’ın “Aynı Gecenin Laciverti”, İnan Erbil’in “Belki Bir Gün Gideriz”, Mahsum Taşkın’ın “Binbir Gece”, Fehmi Öztürk’ün “Bir Annenin Sonatı”, Emir Aytemür’ün “Buz İçin Çığlık”, Okan Aygün’ün “Güzel Havalar”, Ömer Faruk Yardımcı’nın “Hasat”, Abdullah Şahin’in “Hemnefes”, Doğan Belge’nin “İnşaattaki”, İlker Köklük’ün “Konsensüs”, Meriç Atalar ve Isabel Loyer’in birlikte yönettikleri “Med Cezir Tango”, Merve Bozcu’nun “Plastik Rüya”, Can Merdan Doğan’ın “Stiletto”, Doğuş Özokutan’ın “Teslimat” ve Onur Güler’in “Yara” adlı filmleri 10.000 TL değerindeki En İyi Kısa Film Ödülü için yarışacak. BELGESEL FİLM YARIŞMASI Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda Zafer Sevener ve Sibel Sümer’in birlikte yönettikleri “Araya Korona Girmeseydi…”, Fevzi Baran’ın “Baba Ne Oldu?”, Aslı Akdağ’ın “Bekleyiş”, Mehmet Emin Öztürk’ün “Doğu’nun Işığı”, Kurtuluş Özgen’in “Habitus of Self ‘alçak sesle’”, Mustafa Aydın’ın “Haymatlos”, Ulaş Tosun’un “Merhaba Canım”, Mehmet Emre Battal’ın “Muhtaç”, Doğuş Algün’ün “Sıcak Yatak”, Metin Avdaç’ın “Tipi” ve Ahmet Necdet Çupur’un “Yaramaz Çocuklar” adlı belgeselleri izleyiciyle buluşacak. Belgesel yönetmeni Güliz Sağlam, belgesel yönetmeni Mustafa Ünlü ile akademisyen Özgür Yaren’den oluşan ana jüri 20.000 TL değerindeki En İyi Belgesel Ödülü’nün sahibini belirleyecek. Türkiye Sinemasının yeni yaratıcılarına, Türkiye sinema endüstrisinin gelişimine ve sinemanın sanatsal niteliklerine katkıda bulunmak amacıyla senaryo aşamasında ulusal uzun kurmaca yapımlara verilen Proje Geliştirme Desteği Yarışması’nda bu yıl 10 proje yarışacak. İlk ya da ikinci filmini çekecek sinemacılara maddi destek sağlayan yarışmada bu yıl Emir Külal Haznevi’nin “11 Yıldız, Güneş ve Ay”, Yılmaz Özdil’in “Aforoz”, Barış Sarhan’ın “Bulanık Mavi”, Mustafa Haktanır’ın “Çam Sakızı Çoban Armağanı”, Fehmi Öztürk’ün “Gayrı Resmi Bir Ailenin Pek Müşterek Hikâyesi”, Burcu Aykar’ın “Gölgeler Çekildiğinde”, Senem Bay’ın “Harabe”, Ziya Demirel’in “İki Gözlüler”, Alican Durbaş’ın “Lo-Fi” ve Filiz Kuka’nın “Yüzleşme” adlı projeleri yarışacak. 32. Ankara Film Festivali Proje Geliştirme Desteği’nde yarışacak projeler  yapımcı ve senarist Emine Yıldırım, yapımcı Sevil Demircive yapımcı Vildan Erşen’den oluşan seçiciler kurulunun değerlendirmesi sonucunda bu yılın En İyi Projesine 30.000 TL ödül verilecek. ### Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 1-5 Aralık'ta çevrimiçi olarak gerçekleşecek Her sene olduğu gibi değişimin öncülerine ışık tutan belgeseller izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, 2021 seçkisi ile 1-5 Aralık tarihlerinde surdurulebiliryasam.net’de çevrimiçi olarak gerçekleşecek. SYFF, sürdürülebilir bir yaşam kültürü için insanlık olarak birlikte hareket etmenin hayati önem taşıdığı, değişimi gerçekleştirmek üzere her birimizin katkısının çok değerli olduğu bu dönemde, topladığı hikayelerle bunu başarabileceğimize dair güvenimizi canlı tutmaya davet ediyor. Seçkide yer alan belgeseller; yaratıcılık, niyet, azim ve çeşitlilikle şekillenen bir gelecek olasılığını gözler önüne seriyor. Bu gelecek çok uzak değil; onu 2030 yılına kadar atacağımız adımlar belirleyecek. 2050’de nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz ve bunu yaratmak için birlikte ne yapabiliriz? SYFF2021 seçkisi; birey, aile, kurum, sektör ve toplum ölçeğinde değişimin örneklerini aktarıyor. Kaosun içindeki dinginliği, krizin içindeki umudu, karmaşanın ortasındaki adaptasyonu, çaresizliğin güce dönüşmesini gösteren belgesellerle gerçekleşmekte olan dönüşümü gözler önüne seriyor. Festival, takipçilerini filmlerin ardından kendi hikayelerini yaratan ve yaratmak isteyenleri buluşturan söyleşi etkinliklerini organize etmeye davet ediyor. Söyleşi organizasyonları için Surdurulebiliryasam.net adresinde açıklanacak programdan kayıt yapılabilecek. ### Universal Stüdyoları’ndan Türkiye’ye uzanan sanatsal ürünler Yazar, Heykeltıraş, Ressam, Karikatürist Joker Abdul ile Televizyon Programcısı, Sunucu, Dergi Yayıncısı, Mum ve Heykel Sanatçısı Tuna Güzelyurt, dünyanın en marjinal el yapımı ürünlerini Fantastik Sanat Atölyesi satış mağazalarında Türkiye’deki sanatseverlerle buluşturuyor. Yayıncılık, televizyonculuk ve sunuculuk hayatındaki başarısını sanat ile perçinlemeye karar veren 3 ayrı üniversiteden mezun olan Tuna Güzelyurt namı diğer Hayvanlara Fısıldayan Kadın ile uzun yıllar Amerika’daki Universal Stüdyoları’nda devasa boyutta heykeller ve dekorlar imal eden yanı sıra Alman RTL televizyonuna korku temalı dekorlar yapan Joker Abdul, ürettikleri tümü el yapımı sanatsal ürünleri çeşitli platformlardan satışa sunuyor. Joker Abdul’un Universal Stüdyoları’nda yaptığı çalışmalar dışında dünya çapında birbirinden marjinal 40 üzerinde mekanın iç mimarisine imza attığı, onlarca tatil köyünün A’dan Z’ye dekorasyonunu yapılandırdığı, resim ve heykel çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası üç büyük sergiye iştirak ettiği ve 2020 yılından bu yana kendi adıyla yayımlanan Şovküteri (Joker Abdul) adlı mizah dergisinde karikatürlerini ve yazılarını yayınladığı biliniyor. Dean Schneider’ın eziyet görmüş hayvanları barındırmak için kurduğu Afrika’da bulunan turizme kapalı Hakuna Mipaka Oasis adlı rehabilitasyon çiftliği ile de iletişimde olan Tuna Güzelyurt, pandemi dönemi sonrasında sanatsal çalışmalarına renk katacağına inandığı özel bir program çekimi için, Afrika yolcusu olduğunu belirtiyor.   ### Manu Delago, Kundura Sahne'nin konuğu olarak İstanbul'a geliyor Hang davulunu baştan çıkarıcı bir müzik aletine dönüştürdüğü performansları ve Björk, Anoushka Shankar, Ólafur Arnalds, The Cinematic Orchestra gibi isimlerle gerçekleştirdiği projelerle de tanıdığımız Avusturyalı müzisyen Manu Delago, 13 Kasım'da Kundura Sahne’nin konuğu olarak İstanbul’a geliyor.  1 Ekim’de açılan ve eski kazan dairesinden dönüştürülen etkileyici mimarisiyle dikkat çeken Kundura Sahne’nin ilk müzisyen konuğu da olacak Manu Delago, dinleyenlerde rüya etkisi yaratan “Circadian” adlı albümünü Türkiye’de ilk kez çalacak. Konserleriyle dünyayı sıklıkla gezen sanatçının, turneleri boyunca yaşadığı uykusuzluktan ilhâmla yarattığı “Circadian”, İngiliz müzik yayını Songlines’ta “Cesur, çekici ve büyüleyici” sözleriyle karşılanmış, eleştirmenlerce 2020’nin en iyi albümleri arasında gösterilmişti. 13 Kasım Cumartesi akşamı saat 21:00’de Kundura Sahne’de gerçekleşecek konserin biletlerini beykozkundura.com adresinden satın alabilirsiniz. ### Kaan Müjdeci imzalı ‘Hamlet’ 27. Cenevre Film Festivali’nde Kaan Müjdeci imzalı sıra dışı Shakespeare uyarlaması “Hamlet”, bu yıl 5 – 14 Kasım 2021 tarihleri arasında İsviçre’de düzenlenen 27. Cenevre Film Festivali’nin Uluslararası Dizi Yarışması bölümünde, büyük ödül olan Reflet d’Or 2021 için yarışacak. Ölümsüz bir hikâyeyi özgün ve cesur bir yorumla günümüzle buluşturan Müjdeci’nin ilk dizisi “Hamlet”, Büyükada’daki “fayton krallığı”nda süregelen bir adalet arayışı üzerinden insanlığın ve sistemin çürümüşlüğüne ışık tutuyor. Dizi, 27. Cenevre Film Festivali’nde HBO Max ve ARTE gibi dünya lideri yayıncıların farklı ülkelerden iddialı yapımlarıyla rekabet etmeye hazırlanıyor. GAİN ve Asteros Film ortak yapımı dizinin etkileyici oyuncu kadrosunda Erdal Beşikçioğlu, Elit İşcan, Şebnem Bozoklu, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Şungar, Murat Kılıç, Çiğdem Selışık Onat, Cihat Tamer, Serdar Orçin, Emrullah Çakay, Ozan Çelik, Kutay Sandıkçı, Çiçek Acar ve Mustafa Alabora yer alıyor. Dünya prömiyerini, Türkiye’den seçilen ilk yapım olarak Avrupa’nın en büyük dizi festivali Series Mania’da yapan “Hamlet”, bir yandan Türkiye’de izleyiciyle buluşurken diğer yandan da 27. Cenevre Film Festivali’nin Uluslararası Dizi Yarışması bölümünde 10 finalistten biri olarak festival yolculuğuna devam ediyor. Cinayet, intikam, keder, ihanet, aşk unsurlarıyla bezeli, her şeyiyle içimizden bir aile draması sunan “Hamlet”, 16. yüzyıldaki krallığın yıkılışına ve güç dengelerinin değişimine bugünkü “fayton krallığı” üzerinden bakıyor. Üstelik bu kez, Hamlet genç bir kadın… İstanbul Büyükada’da, 81 atın topluca gömüleceği bir gece, faytonların sahibi olan adam öldürülür. Katilse erkek kardeşidir. Maktulün genç kızı, babasının katilini bulmak ve karanlık ilişkileri ortaya çıkarmak için bir intikam planı hazırlar: Şüpheli olan herkesi TV’nin en meşhur gerçeklik şovunda, sahnede buluşturacaktır. ### İKSV’den yeni bir politika metni: “Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat: Türkiye'den Örnekler” İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında “Ekolojik Dönüşümİçin Kültür ve Sanat: Türkiye'den Örnekler” başlıklı yeni bir politika metni yayımlandı. BahçeşehirÜniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlanan politika metni, İKSV’nin Şubat2021 tarihli “Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat” başlıklı raporunda sunulan çerçeveyi Türkiye’den örneklerle destekliyor. Türkiye’de kültür-sanat ve ekoloji ekseninde yürütülen çalışmalardan bir derlemenin yer aldığı metinde, alanın paydaşları arasındaki bağlantıları gösteren bir ağ haritası da sunuluyor.İKSV’nin İngiltere’den Julie’s Bicycle ve British Council Türkiye’nin işbirliği ile Temmuz ayında düzenlediği “The Climate Connection, Kültür ve Çevre Yuvarlak Masa Toplantısı: Türkiye” başlıklı çevrimiçi toplantıda dile getirilen öneri ve talepler bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturdu. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP26) devam ederken yayımlanan politika metni, çevre ve kültür-sanat ilişkisini kültür politikaları perspektifiyle tartışmaya açmayı ve toplantıda dile getirilen önerileri kamuoyuyla paylaşmayı amaçlıyor.Türkiye’de ekolojik dönüşüm yolunda güncel yaklaşımlar neler? Sanatçılar veya kültür kurumları hangipratikleri benimsiyor? Ne tür konular ekoloji ile iç içe ele alınıyor? gibi sorulara cevap arayan metinde,toplantıya katılan kültür-sanat aktörleri, sivil toplum kuruluşları, yerel örgütlenmeler, akademisyenler ve gençlik ağlarından temsilcilerin ekolojik ayak izlerini azaltmak, etkilerini artırmak, sürdürülebilirliklerini sağlamak ve iklim krizine yönelik politikaları şekillendirmek için tespit ettikleri ortak ihtiyaçlar ve talepler özetleniyor.“Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat: Türkiye'den Örnekler” başlıklı politika metninin tamamıiksv.org adresinden ve AppStore’dan indirilebilen İKSV Kitaplık iPad uygulaması üzerinden okunabilir.İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları hakkında İKSV üç temel amacından birini kültür politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunmak olarak tanımlıyor. Bu doğrultuda çalışan İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları departmanı, kültürel hayata erişim ve katılım hakkını odağa alan bir yaklaşımla araştırmalar yürütüyor ve Vakfın tüm faaliyetlerini veriye dayanan çalışmalarla destekliyor. Bu doğrultuda hazırlanan raporlar ve politika metinleri kültür-sanat aktörleri arasında çeşitli etkinlikler yoluyla tartışmaya açılırken, İKSV Alt Kat’ta başta çocuklar ve gençler olmak üzere tüm dezavantajlı gruplara yönelik yaratıcı bir etkinlik programı sunuluyor. İKSV’nin stratejik planlama ve uluslararası projelerin koordinasyonuna yönelik faaliyetleri de Kültür Politikaları Çalışmaları tarafından yürütülüyor. ### IAAF Fuarı'na yoğun ilgi Önceki gün kapılarını açan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF) yoğun ilgi görüyor. Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde gerçekleşmekte olan fuarda, yüzlerce tablo ve antika objeler sergileniyor. Türkiye'nin önde gelen sanatçıları, sanat galerileri ve antika galerilerinin katıldığı fuar, 7 Kasım Pazar akşamı saat 18.00'e kadar ziyaret edilebilecek. Yurt dışından da katılımın olduğu fuarı, sanat çevrelerinin ünlü isimleri de ziyaret ediyor. Fuarın açılış kurdelesini kesen ve fuara Devrim Erbil'in eserleriyle Bodrum'u temsilen katılan Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, İstanbul Sanat Dergisi standını da ziyaret etti. Yükselen Türkiye Enstitüsü Başkanı Durmuş Çelen'in Emekli Korgenaral İsmail Hakkı Pekin ile birlikte ziyaret ettiği fuarda ilk uğradığı stant, Norveç'te yaşayan ve bu fuar için özel olarak gelen Hakan Yaşar'ın standı oldu. Fuarın önemli konukları arasında, gelecek yıl temmuz ayında İzmir'de düzenlenecek olan Uluslararası Contemporary Aegean Sanat Fuarı CEO'su Chaled Res de vardı. İstanbul Sanat Dergisi standında İstanbul Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kadir Toprakkaya ile bir süre sohbet eden Chaled Res, Türk sanatçılarının dünyaya tanıtılması adına önemli mesajlar verdi. Fuarın gördüğü ilgiden son derece memnun olduklarını dile getiren DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Üyesi Sabahattin Arslan; "Bu fuara hazırlanmak ve yetiştirmek için ekip arkadaşlarımızla birlikte çok çaba harcadık ve çok yorulduk. Ancak gördüğümüz ilgi, bütün yorgunluğumuzu aldı götürdü. Sanatçılarımız başta olmak üzere sanatseverlere ve tüm emeği geçenlere teşekkürlerimizi iletiyorum" dedi. Türk sanatının ve çağdaş sanat eğitiminin duayeni Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, IMOGA markasıyla katıldığı fuarda en fazla ilgi gören isimlerin başında geliyor. ### Şehir Tiyatroları IAAF Sanat ve Antika Fuarı'na tarihi oyun afişleriyle katıldı Şehir Tiyatroları, İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda düzenlenecek IAAF Sanat ve Antika Fuarı'na 107 yıllık tarihin izlerini taşıyan tiyatro afişleriyle katıldı. 4-7 Kasım tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek organizasyon, yerli ve yabancı birçok sanatçıyı ve eseri tek çatı altında bir araya getiriyor.Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyete İstanbul’un güçlü ve etkin sanat kurumlarından Şehir Tiyatroları, sanat ve antikaseverlerin buluşma yeri olacak fuarda iki bini aşkın oyun afişinden bir seçki sunuyor.Bugün Şehir Tiyatroları olarak bilinen ve 1914 yılında Darülbedayi (Osmanlı Güzellikler Evi) adıyla kurulan kurum, arşivinde koruduğu ve sanatsal değer taşıyan afişleriyle, sanatseverleri ülkemizin afiş ve tanıtım tarihinde nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Şehir Tiyatroları, ayrıca Türk Tiyatrosu’nun önemli ismi Muhsin Ertuğrul’un tarihsel vesanatsal değer taşıyan “çalışma masası ve sandalyesini” sergi mekânına taşıyor. ### Kendine Ait Bir Oda’dan iki yeni sergi Kendine Ait Bir Oda, 30 Ekim – 30 Aralık 2021 tarihleri arasında “İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum” ve “Tepenin Sonundan Sonra” başlığını taşıyan sergilere ev sahipliği yapıyor. KABO’nun kurucu direktörü Esra Okyay’ın davetiyle, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde 1980’lerin sonu 1990’ların başında sanat eğitimi alan sanatçıları bir araya getiren “İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum” Çatı Açık Sanat Alanı’nda izleyiciyle buluşurken, “Tepenin Sonundan Sonra” sergisi ise bugün hâlâ Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrenci olan ve buradan yeni mezun olmuş genç kuşak sanatçıları Darağaç Karargâh ve DAR’da bir araya getiriyor. KABO’nun kurucu direktörü Esra Okyay’ın davetiyle, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde 1980’lerin sonu 1990’ların başında sanat eğitimi alan Sevgi Avcı, Vahap Avşar, Ramazan Bayrakoğlu, Telat Cengiz, Hatice Güleryüz, Leyla Dönmez Suveren, Oktay Şahinler, Esra Şakir, Mürüvvet Türkyılmaz ve Ekrem Yalçındağ’ın çalışmalarını bir araya getiren “İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum” unuttuklarımızdan geriye bellekte neler kaldığına ve geçmişte kalan hikayelerin bugünde nasıl karşılık bulduğuna odaklanıyor. Kültür-sanat ortamına yetiştirdiği öğrencilerle önemli katkıları olan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin kuruluşundan bu yana birçok defa yer değiştirmesi kültür-sanat belleğinin kurulmasını ve bu bellekten beslenen bir eğitim anlayışını sekteye uğratmıştır. Sergi, yakın dönemde eğitim kurumunun yeniden taşınma süreciyle oluşan mekan belleği yitimine dair Kendine Ait Bir Oda’nın yeni mezun sanatçılarla, eski mezun deneyimli sanatçılar için bir karşılaşma ortamı yaratma fikriyle ortaya çıkmıştır. Geçmişle bugünün karşılaşmalarına odaklanan sergi, içinde yaşadığımız enformasyon çağının belleğin üzerini sürekli değişmekte olan uçucu bilgiyle örtmesiyle oluşan bellek yitimini de sorguluyor. Belleği koruma yolundaki önemli görev ise hikâye anlatıcılarına düşüyor. Hikâyeyi, kendini tüketmeyen, geçen zaman içinde gücünü toplayan ve yıllar sonra aniden harekete geçebilen yapıda tanımlayan Benjamin, hikâye anlatıcısının yol gösterici kimliğine dikkat çeker. Sergide yer alan deneyimli sanatçılar hikâye anlatıcısı rolüyle belleğin aktarılmasını sağlarken, gezgin kalfa kimliğine bürünen genç sanatçılar ise bellek yitimine karşı çalışmalarıyla katkı sunuyorlar. Küratörlüğünü Özgül Kılınçarslan ve Nursaç Sargon’un üstlendiği sergi, Marc Augé’nin “Unutma Biçimleri” isimli kitabından ilhamla “anımsadıklarımız ve unuttuklarımız arasında gidip gelen yaşamı anlatı olarak ele aldığımızda neye benzer?” sorusunu tartışıyor. Antropolog Marc Augé’ye göre geriye dönme, erteleme ve yeniden başlamalarla gerçekleşen unutma ve anımsama arasındaki ilişki, bir bahçıvanın yaptığı gibi ayıklamak ve budamaktan geçer. Anıları bitki olarak ele alan Fransız yazar, bazı bitkilerin boy atması için bazılarından kurtulmak gerektiğini söyler ve ekler: eğer gerekli budamalar yapılmazsa bahçe insanı ele geçirebilir ve otların altında gizli duranların açığa çıkması engellenir. Sergide yer alan sanatçıların, budadıklarıyla büyümesine izin verdiklerine bir bakış sunmayı amaçlayan “İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum”, unutma yoluyla şekillendirilen anımsayışların sunduğu anlatının nelerden oluştuğunu merkeze alıyor. Tepenin Sonundan Sonra sergisi, adını Patti Smith’in çocukluğa, gençliğe, sanata doğru yaptığı zihinsel yolculuklarını, anılarını anlattığı kitaptan alıyor. Kendine Ait Bir Oda’nın (KABO) düzenlediği “İçindeki özlem yalnızca geçmişe değil, biliyorum” sergisiyle paralel, kuşaklar arası diyaloğu güçlendirmek fikriyle, geçmiş, şimdi ve gelecek kavramları üzerine yoğunlaşıyor. Serginin mentorluğunu Mürüvvet Türkyılmaz üstleniyor. Sanatçının hem kendi içine hem de kendi dışına, fiziksel dünyada yaptığı yolculuklar, sanat üretiminin önemli dinamiklerinden birini oluşturuyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde 1980’lerin sonu 1990’ların başında sanat eğitimi alan deneyimli sanatçılarla sanat kariyerinin başındaki genç sanatçıları bir araya getiren projenin bir uzantısı olan sergi, kolektif çalışmanın, iş birliğinin, deneyim aktarımının taşıdığı tılsımlı güçten ve umuttan besleniyor. Ferîdüddin Attar’ın Mantıkü’t Tayr (Kuşlar Meclisi) kitabında, birbirinden farklı türdeki kuşlar, Simurg’a ulaşma niyetiyle yola çıkar. Varmak istedikleri noktaya gelebilmek için geçmeleri gereken yedi vadi bulunmaktadır. Her vadi, 2 kendine has, insanı kendisiyle karşılaşmaktan alıkoyan engellerle kaplıdır. Yol, insanın kendi yarattığı akıl çelici, zihinde imkân olarak tezahür eden engellerle doludur. Her şeyin birbirine değdiği bu dünyada, neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen yalnızca kendisiyle buluşmasındaki duvarı örmez. Marc Augé, okyanusun, kara ve deniz iş birliğiyle yıllar boyunca “oyma ve yeniden biçim verme” çalışmasını sürdürdüğünü ve bunun sonucunda da bir manzara ortaya 3 çıktığını söyler. Farklı zaman aralıklarında mevcudiyetiyle ortamda bulunmuş her unsur, bu sürece dahil olur. Tepenin Sonundan Sonra, engebeli yollardan, varılmak istenen manzaraya uzanacak yaşam anlatılarının kolektif çabayla iyileştiği bir dünya umudunu içinde taşır. Sergiye katılan sanatçılar: Anıl Emene, Arca Yalçın, Ayşe Yıldırım, Berna Dolmacı, Burak Taşdemir, Buse Atay, Cansu Kuyucu, Deniz Göl, Dilara Özüçelik, Ece Pek, Efe Önal, Emre Evcimen, Gözde Belen. Melike Çetin, Nurdan Topsakal, Oğuz Gököz, Okyanus Çağrı Çamcı, Sanem Gürbulut, Sedat Ayhan, Selen Kalaycı Serhat Erdem, Soner Akbin, Talha Demiral, Tuğçe Temiz, Yekateryna Grygorenko ### Versus Art Project’te yeni sergi: “Kesinti ve Akış” Versus Art Project, 4 Kasım – 11 Aralık 2021 tarihleri arasında Sibel Horada’nın “Kesinti ve Akış” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının geçmiş çalışmalarından beri süregelen kentsel, arkeolojik ve ekolojik kültürler arasında ilişki kurma pratiği bu sergide de kendini gösterirken, güncel çalışmaları bellek ve hafıza üzerine sorgulamalarına farklı bir boyut katıyor. Taksim, inşaat, ulusal kimlik, hafıza, su yolları, meydanlar ve yıkımlar serginin başlıca referans noktalarını oluşturuyor. Mekânın hafızasını tutmak mümkün mü? Peki ya bir şehrin hafızasını? Horada’nın üretimlerinde bu sorular cevaplarını hafıza tutmanın ötesinde, yeniden üretme ve dönüştürme olarak buluyor. Sergide yer alan işler, sanatçının 2020 yılında tamamladığı Suyun Taksimi, Taksim’in Suyu adlı kısa filmden besleniyor. Çalışma, sanatçının Ağustos 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında SAHA Studio’da misafir olduğu süre boyunca mekâna gidip gelirken deneyimlediği Taksim Meydanı üzerine düşünmesi ve meydana ismini veren tarihi Taksim Maksemi’nin suyu bölerek mahalleler arasında dağıtma işlevini mecazen sürdürdüğünü hayal etmesiyle ortaya çıkıyor. Taksim Meydanı’nın geçmişini taşımanın, geleceğini ise tahayyül etmenin güçlüğünden yola çıkan çalışma, mekânla hemhal olmanın ve birlikte düşünmenin yollarını araştırıyor. Versus Art Project’te mekân ve zaman ile yeni bir diyaloğa geçen çalışma, fiziksel olarak galeriye yayılıyor. Şehrin en önemli tanıklarından olan suyu konu alan Duran Suda Alan Açmak (2021) adlı yerleştirme, Taksim Meydanı’ndaki tıkanıklıklara ve akışkanlaşma olasılıklarına odaklanıyor. Belgrad Ormanı’ndan Taksim’e uzanan tarihi su yolunu geriye doğru takip eden ve galerinin koridoru boyunca devam eden harita, Valide Sultan Bendi’nde çekilmiş görüntüleri içeren, Valide (2021) adlı yerleştirmeyle son buluyor. Galerinin ortasındaki küçük odada ise izleyiciyi, sanatçının yaşadığı Burgazada’nın insansız koylarında deniz kıyısından toplanmış strafor parçalarından oluşan bir kumsal karşılıyor. Kontaminasyonla yaşama, estetik ve aidiyet kurma pratikleri üzerine temellenen Suyun Şekillendirdiği (2021) adlı bu eser, izleyiciyi doğa ve doğallık kavramları üzerine düşünmeye çağırıyor. Akıp giden zamanın en büyük tanıklarından olan gazete ise sergideki malzemelerden bir diğeri. “Ebruli Anıt’’ (2019- ) serisinde, sanatçının günlük gazetelerin üzerine yaptığı ebrular, zamana alışılmışın dışında bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. ### BluTV’den disiplinlerarası bir deneyim: Podacto Stüdyo BluTV, yeni disiplinlerarası bir seri olan Podacto Stüdyo’yu arşivine ekliyor. Türkiye tiyatrosundan çıkan metinlerin tiyatro oyuncuları tarafından seslendirilmesiyle izleyenlerin hem ses teknolojisinin hem de tiyatronun iç dünyasına yolculuğa çıkacağı disiplinlerarası bir deneyim olan Podacto Stüdyo, 3 Kasım’dan itibaren BluTV’de. “Kulak tiyatrosu” türünde birbirinden farklı eserleri tiyatroseverlerle buluşturan Podacto’nun, BluTV ile iş birliğinde sunduğu ‘Podacto Stüdyo’ sesin görselleştiği disiplinlerarası bir yaratım sürecinin kapılarını aralıyor. İzleyiciler, bir yandan Türkiye tiyatrosundan altı çağdaş yazarın kaleminden çıkan sekiz farklı oyunun üç performans sanatçısı tarafından gerçekleştirilen ses üretim sürecine dâhil olurken; diğer yandan da on farklı oyuncunun sesinden oyunları deneyimliyor. Nisan Ceren Özerten ve Faruk Özerten’in yapımcılığında hayata geçirilen Podacto Stüdyo, Babylon’a 360 derece olarak yerleştirilen 14 kamera ve 32 mikrofon ile kaydedildi. Ferit Katipoğlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu seride, Ahmet Sami Özbudak, Aslı Ceren Bozatlı, Balca Yücesoy, Derem Çıray, Murat Mahmutyazıcıoğlu ve Sami Berat Marçalı’nın eserleri; Alican Yücesoy, Aslı İnandık, Ceren Moray, Damla Sönmez, Emir Çubukçu, Serkan Keskin, Sezin Akbaşoğulları, Tülin Özen, Ushan Çakır ve Yağız Can Konyalı’nın sesinden hayat buluyor. Mihran Tomasyan’ın performans yönetimini üstlendiği projede Tomasyan’a; oyunların ses dünyalarının kurulmasında performanslarıyla Melih Kıraç ve Selim Cizdan eşlik ediyor. ### 9. Farklı Perspektifler Kısa Film Festivali başladı Katadrom Kültür Sanat ve Sosyal Politikalar Derneği tarafından Tepebaşı Belediyesi’nin desteğiyle düzenlenen 9. Farklı Perspektifler Kısa Film Festivali, bu yıl 30 Ekim – 7 Kasım 2021 tarihleri arasında Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi‘nde gerçekleşiyor. 100’e yakın kısa filmin gösterileceği festivale, pek çok yerli ve yabancı sinemacı katılım gösteriyor. Festivalin bu yılki teması, daha önce isteyerek ya da zorla gerçekleştirilen ama bir yıldır, tüm insanlığın aynı anda maruz kaldığı “izolasyon”. Sanatçıların benzer deneyimleri farklı gözlemlerle aktaracakları filmleri bu bölüm başlığında izlemek mümkün. Festival teması, film gösterimlerinin yanı sıra bu konudaki buluşma ve söyleşilerle daha kapsamlı şekilde ele alınacak. Katadrom’un uluslararası ön jürisi tarafından belirlenen yarışma filmleri oyuncu Aslı Şahin, Kosovalı yönetmen More Raça ve Bulgaristanlı yapımcı Vladimir Karanikolov’un oluşturduğu uluslararası ana jüri tarafından değerlendirilecek. ANA TEMA "İZOLASYON" Festival bu yıl, ana teması “İzolasyon” bölümünün yanı sıra, geleneksel bölümlerini korumaya devam ediyor. Festival bölümlerini “Potluck”, yarışmalı bölümün yanı sıra, hayatın absürt ve komik taraflarını gösteren “Gülünç”, güçlü kadın hikâyelerinin anlatıldığı “Mor Portreler”, her türlü ayrımcılığa karşı bir buluşma alanı olan “Şemsiye”, keskin değişim hikâyelerinin yer aldığı “Viraj”, yakın tarihin ve kişisel hikâyelerin aktarıldığı “Çok Uzak, Çok Yakın”, kültürel farklılıkların ve kontrastların ele alındığı “Kültürel Bakış”, ilişkilerin irdelendiği “Bağlar” oluşturuyor. Ayrıca Detmold  Kısa Film festivali de, bir seçkiyle festivale katılıyor. Festival kapsamında ayrıca, Tepebaşı Belediyesi ve Katadrom Derneği’nin ortaklaşa organize ettiği, uluslararası ortaklığını Kultur und Art Initiative eV – Detmold’un üstlendiği, Alman-Türk Gençlik Köprüsü’nün desteklediği bir sinema kampı düzenleniyor. Emel Göksu, Çiğdem Vitrinel, Marsel Kalvo, Gül Abus Semerci, Selcan Özgür, Aslı Şahin, Hakan Yılmaz ve Ahmet Toklu gibi isimlerin, sinemasal süreçlere dair atölye ve söyleşiler gerçekleştireceği kampa, konuk konuşmacılar da katılacak. Emel Göksu oyunculuk, Çiğdem Vitrinel uygulamalı yönetmenlik, Marsel Kalvo yapımcılık, Gül Abus Semerci televizyon ve dizilerde senaryo, Selcan Özgür uygulamalı senaryo, Aslı Şahin drama, Hakan Yılmaz sinemada görsel efektler, Ahmet Toklu kurgu atölyeleri verecek. ### MIX Festival başlıyor Zorlu PSM tarafından bu yıl 5. kez %100 Music desteğiyle düzenlenen MIX Festival, 5-6 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleşecek. Festival, iki gün boyunca elektronik, indie ve dans müziklerinden pek çok performansın yanı sıra yan etkinlikler ile zengin bir program sunmaya hazırlanıyor. Simon Buret ve Olivier Coursier’den oluşan Fransız pop rock müzik ikilisi AaRON, alternatif müzik sahnesinin son yıllarda öne çıkan isimlerinden biri olan Ah Kosmos!, ilk performansını 2018 yılındaki Sonar İstanbul’da sergileyen elektronika sanatçısı Cihangir Aslan, 2021 yılında yayınladığı Bleu albümünde yer alan ‘Vérité’ ve ‘Nudes’ isimli parçalarla dijital platformlarda yerini sağlamlaştıran, elektronik ve bas ağırlıklı olmasına rağmen oldukça rahatlatıcı şarkılara sahip Belçika’nın heyecan verici genç sesi Claire Laffut,  dans müziğinin en çarpıcı özellikleri ile pop duyarlılığını birleştiren, kökleri Köln’ün efsanevi kulüp sahnesinden ilham alan coşkun ve synth-pop esintili ritim dolu parçaları ile melankolik Alman ikili COMA, yaptıkları pop ağırlıklı bestelerini elektronik alt yapılarla harmanlayan KÖFN, ‘Something New’ albümüyle müzik piyasasına iddialı bir geri dönüş yapan Belçikalı elektronik rock grubu Goose, kendi deyimiyle tatlı tatlı delirmenin müzikle olan buluşmasının örneklerini vermeyi geleneksel Anadolu müziğinin, Klasik Türk müziğinin, psikedelia’nın, surf rock’ın ve post-punk’ın zıtlıklarını fütürist yaklaşımıyla  sürdüren Gaye Su Akyol, güncel elektronik müzik sahnesinin parlayan yıldızlarından Islandman,  son zamanların en çok ses getiren darkwave, synthpop grubu Jakuzi, İstanbul’da harmanladıkları taptaze saykodelik tınılarıyla Lalalar, rengarenk kişiliğini aktardığı parçalarıyla kısa sürede sadık bir hayran kitlesi oluşturan, lokal sahnemizin değerlerinden Nova Norda, dikkat çeken işleriyle Mikado ve Fransız elektronik müzik yapımcısı Vitalic, iki gün boyunca doyumsuz bir müzik maratonu yaşatmaya hazırlanan MIX’te olacak. ### AKM, Aida ile Radames'in aşkına şahitlik edecek Cesur komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkını konu alan, görkemli dekora ve kostümlere sahip Aida Operası, pazar ve pazartesi akşamı İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde sahnelenecek. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM), cesur komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkına şahitlik edecek. Ankara, Antalya ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi müdürlükleri sanatçılarının yer aldığı Aida operası, 7 Kasım Pazar ve 8 Kasım Pazartesi saat 20.00'de İstanbullu sanatseverlerle buluşacak. AKM'nin 2 bin 40 kişilik opera salonunun tüm biletleri, temsilden günler önce tükendi. İtalyan besteci Verdi'nin "en güzel operası" olarak bilinen eser, Mısır'ın cesur komutanı Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida'nın imkansız aşkını konu alıyor. Görkemli dekor ve kostümleriyle izleyicileri büyüleyen eserde, Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü, tenor Murat Karahan Radames'e, Ankara Devlet Opera ve Balesi Sanat Yönetmeni, soprano Feryal Türkoğlu ise Aida'ya ses verecek. Diğer rollerde, Ezgi Karakaya, Eralp Kıyıcı ve Tuncay Kurtoğlu ile Ankara Devlet Opera ve Balesi bale sanatçıları yer alacak. İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini'nin sahneye koyduğu Aida'da, orkestrayı ​Şef Can Okan yönetecek. Dekor tasarımını Özgür Usta, kostüm tasarımını Savaş Camgöz ve Gürcan Kubilay, ışık tasarımını Giovanni Pirendello'nun yaptığı eserin koreografisi Sergei Terechenko'ya ait. AKM'NİN İHTİŞAMINA YAKIŞIR TEMSİLLER DOB Genel Müdürü Karahan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, opera sanatçıları olarak, gerek akustiği gerek teknolojisi gerek mimarisiyle dünyanın en güzel opera salonlarından birine kavuşmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. AKM'nin dünyanın en iyi ilk 10 opera evi sıralamasına girebileceğini dile getiren Karahan, bundan büyük gurur duyduklarını vurguladı. Karahan, AKM'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siparişi Sinan operasıyla açıldığını hatırlatarak, "Şimdi de sırada Aida operası var. Biletlerimiz günler öncesinden tükendi. Bu bizim için mutluluk verici. Halkımızın teveccühü ve bu kadar özlemiş olması bizi çok duygulandırdı. Büyük bir keyif ve heyecanla halkımızla buluşmayı bekliyoruz." dedi. AKM'deki temsillerin devam edeceğini belirten Karahan, "Bu güzel salon bundan sonra bizim evimiz. AKM'nin ihtişamına, güzelliğine yakışır, yüksek kalitede opera ve bale temsilleri arka arkaya gelecek. İzleyicilerimiz bizi beklesin." diye konuştu. ### Türkiye İş Bankası Müzesi’nde yeni sergi: “Bir Asrın Ardından” Türkiye İş Bankası Müzesi, 28 Ekim 2021 – 30 Ekim 2022 tarihleri arasında “Bir Asrın Ardından / Cepheler, İnsanlar ve Büyük Zafer” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Cephelerde Kurtuluş Savaşı’nın kaderini belirleyen aşamaların yanı sıra Anadolu’nun isimsiz kahramanlarına da özel yer ayıran sergi, farklı koleksiyonlardan derlenen eserlerle bir asrın ardından bu özel dönemi yakından hissetme imkânı sağlıyor. Harp sahalarında bulunan mühimmat parçaları, silahlar, kılıçlar, sıhhi malzeme, pusula, dürbün, telgraf, harita ve benzeri objeleri ile çok sayıda fotoğraf ve filmin yer aldığı sergi, binden fazla parçadan oluşuyor. Sergide ayrıca 250’yi aşkın İstiklal Madalyası da bir arada sunuluyor. BAĞIMSIZ MÜCADELENİN KAHRAMANLARI DA ANILIYOR Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin 100. yıldönümüne yaklaşırken Kurtuluş Savaşı cephelerine daha yakından bakan sergi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bağımsızlık mücadelesinin kahramanları da anılıyor. Sergi kapsamında, İstiklal Madalyası mirasçılarına aile büyüklerinin madalyalarının yanı sıra fotoğraf, belge, obje gibi yadigârların ödünç verilmesi için bir çağrı yapıldı. Büyük ilgi gören çağrı sonucunda aileler, koleksiyonerler ve müzeler tarafından ödünç verilen 250’yi aşkın madalyanın yanı sıra pek çok yadigâr, Müzede özel bir alanda ziyaretçilerin izlenimine sunuluyor. Ödünç verilen madalyalar arasında İsmet İnönü ile İş Bankası’nın Kurucu Genel Müdürü Celal Bayar’ın İstiklal Madalyaları da yer alıyor. İstiklal Sergisi sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Cumhuriyet’in ilan edildiği ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk Cumhurbaşkanı seçildiği oturumu yöneten Meclis Başkanvekili merhum Abdullah İsmet Eker’in kızı Mucizat Eker Divringi, babasının İstiklal Madalyası’nı Türkiye İş Bankası Müzesi’ne bağışlamıştı. Daha sonra Çanakkale Savaşı, Sakarya Meydan Muharebesi ile Kurtuluş Savaşı ve 2. Dünya Savaşı’nda farklı cephelerde mücadele eden; ayrıca Türkiye İş Bankası’nda 20 yılı aşkın süre görev yapan Osman Nuri Oral’ın torunu Rengin Karan da dedesinin İstiklal Madalyası’nı Müze’ye bağışlamıştı. Bu bağışların pekiştirdiği ilhamla, “Bir Asrın Ardından” sergisinin ana bölümlerinden biri Milli Mücadele’nin kahramanlarını anmak için ayrıldı. TÜRKİYE İŞ BANKASI MÜZESİ'NE 4 MADALYA KALICI OLARAK EMANET EDİLDİ Yapılan çağrı sonucunda Müze’ye, ülkemizin dört bir yanından ödünç verilen 251 adet İstiklal Madalyası’nın yanı sıra orijinal madalya beratları, fotoğraflar, kimlik kartları, anı defterleri ve kılıç, kama gibi muharebe eşyaları da sergilenmek üzere teslim edildi. Sergi hazırlık sürecinde madalya sahiplerinden Özden Engin dedesinden, Muammer Eryılmaz ise babasından kendisine miras kalan İstiklal Madalyası’nı Türkiye İş Bankası Müzesi’ne bağışlamaya karar verdi. Türkiye İş Bankası Müzesi’ne 4 madalya da kalıcı olarak emanet edildi. ### Okul Tıraşı’na 2021 Chicago Uluslararası Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü Ferit Karahan‘ın ikinci uzun metraj filmi “Okul Tıraşı”, yarıştığı tüm uluslararası festivallerden ödüllerle dönmeye devam ediyor. En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu ödüllerini kazandığı 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne damgasını vuran Okul Tıraşı’na bir ödül de 2021 Chicago Uluslararası Film Festivali’nden geldi. “Okul Tıraşı”, 2021 Chicago Uluslararası Film Festivali’nin Yeni Yönetmenler Yarışması bölümünde En İyi Film Ödülü’ne (Golden Hugo) lâyık görüldü.  Dünyanın dört bir yanında yolculuğunu sürdüren film, 14. Asya Pasifik Film Ödülleri (APSA) ve 34. Avrupa Film Ödülleri’nde (EFA) de yarışacak. Film, 11 Kasım’da Avusturalya’da sahiplerini bulmaya hazırlanan 14. Asya Pasifik Film Ödülleri’nde En İyi Gençlik Filmi Ödülü’ne aday. Film, ayrıca Avrupa Film Akademisi tarafından düzenlenen ve ödül töreni bu yıl 11 Aralık’ta Berlin’de gerçekleşecek olan 34. Avrupa Film Ödülleri’nin (EFA) Uzun Metrajlı Film Yarışması’nda yer alıyor. “Okul Tıraşı”, baskı ve disiplinin yoğun olduğu bir yatılı okulda hastalanan arkadaşını doktora götürmeye çalışan; fakat okulun bürokrasisini, idarenin vurdumduymazlığını ve zor coğrafi koşulları aşmak zorunda olan Yusuf’un dokunaklı hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Ferit Karahan’ın, senaryosunu Gülistan Acet ile birlikte kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda oturduğu “Okul Tıraşı”nın yapımcılığını Kanat Doğramacı üstleniyor. Karahan’ın kendi hayatından izler de barındıran filmin başrollerini Ekin Koç, Mahir İpek, Cansu Fırıncı, Melih Selçuk ile çocuk oyuncu Samet Yıldız paylaşıyor. “Okul Tıraşı”nın kadrosunda yer alan diğer çocuk oyuncular ise, çekimlerin yapıldığı Van’ın Bahçesaray ilçesinde bölgenin yerel halkından seçildi. Editörlüğünü Sercan Sezgin’in ve Hayedeh Safiyari’nin, görüntü yönetmenliğini Türksoy Gölebeyi’nin yaptığı filmin dünya dağıtımını ise İtalya merkezli Intramovies üstleniyor. 71. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’ne layık görülen “Okul Tıraşı”, 38. Uluslararası Fecr Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü, 36. Uluslararası Valencia Film Festivali CINEMA JOVE’da En İyi Film ve En İyi Seyirci Ödülü, 28. Avrupa Film Festivali Palić’te En İyi Yönetmen Ödülü, 11. Atlántida Film Festivali’nde Eleştirmenler Ödülü, 17. Uluslararası Kazan Müslüman Filmleri Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülü, 37. Hayfa Uluslararası Film Festivali’nde ise Jüri Özel Ödülü kazandı. Film son olarak 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kurgu ödülleriyle döndü. ### Müze Evliyagil ArtOda’da yeni sergi: “Organik İlişkiler Ağı” Müze Evliyagil bünyesinde kısa süreli sergi ve projelerin de gerçekleştirildiği ArtOda, 24 Ekim – 31 Aralık 2021 tarihleri arasında, Alfa açık çağrısı sonucu seçilen, Özge Yalacak‘ın “Organik İlişkiler Ağı” başlıklı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Özge Yalacak, “Organik İlişkiler Ağı” sergisinde; pandemi sürecindeki gündelik hayatıyla bir şekilde ortaklık kurduğu ve yeni bağlar geliştirdiği mekanlara odaklanıyor. Bu mekanları paylaşan diğer insanlarla sanatçı ve katılımcı gözünden ortak bir deneyim ve işbirliği yolları arıyor. Üretiminde sanatın disiplinlerarası olanaklarından faydalanan sanatçı, bu olanakların gündelik hayatla kesiştiği noktaları kendi kavramsal sanat pratiği ile yeniden sorguluyor.  Özge Yalacak, 2019 yılında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim Ana Sanat Dalı’nda lisansüstü eğitimine devam etmekte olan Yalacak, aralarında 2017 Güncel Sanat: Sanatta Deneyim Sempozyumu, İstanbul, 2018 Osman Zeki Oral Resim Yarışması Sergisi, Ereğli, 2018 ROTA: Sanatta Kariyer ve Eğitimi, İstanbul, 2018 Posta Sanatı Yarışması Sergisi, Kars, 2019 Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi, İstanbul, 2019 COMMA Grup Sergisi, İstanbul, 2020 TOSCA Art&Design Video ve Fotoğraf Sergisi, Ankara, 2021 La briciola squisita Online Deneysel Çizim Sergisi’nin de bulunduğu çeşitli karma sergilere katıldı. 2018 Osman Zeki Oral Resim Yarışması, Ümit Veren Sanatçı Ödülü, 2018 ROTA Sanat Yarışması, Lisans Kategorisi Başarı Ödülü ve 2019 Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Başarı Ödülü’ne lâyık görüldü. Alfa sergileri, Ankara’da genç sanatçılara itici bir güç olabilmek adına, her sene değişmek koşuluyla bir sanatçı, bir koleksiyoner, bir küratör ve bir akademisyenin oluşturduğu jürinin vereceği karar doğrultusunda, daha önce kişisel sergi açmamış bir genç sanatçının ilk sergisini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Ankara’da bulunan üniversitelerin resim, heykel, seramik, fotoğraf, video, grafik tasarım bölümlerinin lisans, yüksek lisans veya doktora programlarına devam eden veya bu programların birinde öğrenimlerini tamamlamış kişiler açık çağrıya başvuruda bulunabiliyor. ### 5533’te yeni sergi: “Merak etme, yan yanayız / Ne devler var, ne omuzları” 5533, 26 Ekim – 4 Aralık 2021 tarihleri arasında Can Yıldırım’ın “Merak etme, yan yanayız / Ne devler var, ne omuzları” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. İnsanın doğumundan itibaren sonlanmaya, sönümlenmeye, küçülmeye, işgal edilmeye gösterdiği direncin ve ritüellerde aradığı tesellinin vücut bulduğu sergide, farklı canlı türleri bazen karşı karşıya, bazense yan yana acıyı sağaltmanın yöntemlerini deniyor. Yaşayan varlıkları her şeye rağmen büyümeye, üretmeye, biriktirmeye, dayanıklı olmaya çağıran sözler, sergi mekânının iç sesine dönüşüyor. Bir grup çocuğun ölü bir denizanasına oyuncul bir şekilde mezar hazırlayışlarının hücum kayıt videosu ve günümüz üretim süreçleri ve malzemeleri aracılığıyla şimdiye dirilmiş rönesans gravürlerinde görülen neşe, umursamazlık ve dans motifleri zamana, ölüme ve diğer devlere göz kırpıyor. ### “Turna Misali”, dünya prömiyerini 34. Tokyo Film Festivali’nde yapıyor İffet Eren Danışman Boz’un yazıp yönettiği, Eyüp Boz’un yapımcılığını üstlendiği ve 2019 yılında 12 Punto TRT Senaryo Günleri’nde “TRT Ön Alım Ödülü” kazanan “Turna Misali”, dünya prömiyerini bu yıl 30 Ekim – 8 Kasım 2021 tarihleri arasında 34. kez gerçekleşecek Tokyo Film Festivali’nde yapacak ve festivalin “Asian Future” bölümünde yarışacak. “Turna Misali” Anadolu’da bin yıldır konargöçer kültürünü devam ettiren Sarıkeçili Yörükleri’nin yaşamını anlatıyor. Başrollerinde Sennur Nogaylar, Necmettin Çobanoğlu, Timur Ölkebaş ve Zeynep Elçin’in yer aldığı film, Mersin’in Silifke ilçesinde çekildi. Filmin kurgusunu Melik Saraçoğlu, müziğini Coşkun Karademir ve görüntü yönetmenliğini ise Eyüp Boz üstlendi. ### İstanbul Sanat ve Antika Fuarı açıldı İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF), ikinci kez İstanbul'da kapılarını açtı. İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre Sarayı'nda düzenlenen dev sanat buluşması, ülkemizin sanat alanında öne çıkmış ünlü isimlerinin sanatseverlerle bir araya gelmesini sağlıyor. Aralarında yabancı sanatçıların da yer aldığı etkinlikte antika eserler, sanatsal objeler ve malzemeler de sergileniyor. 3 Kasım Çarşamba günü düzenlenen VIP açılış ve ön izleme ile kapılarını açan fuarda, ünlü piyanist Gülsin Onay da mini bir konser verdi. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, 7 Kasım Pazar akşamına kadar her gün 10.00-20.00 saatleri arasında ziyaretçilerini kabul edecek. Fuara aralarında ünlü heykel sanatçısı Maria Kılıçoğlu'nun da yer aldığı 18 sanatçı ile katılan BBprojecTT, IAAF'ın ilk gününde en fazla ilgiyi çeken stantlar arasındaydı. Bir başka heykel sanatçısı Hakan Moğultay, fuara sahibi olduğu NEFS Antika ve Müzayedecilik ile katıldı. Fuarın ticari değeri yönüyle en kıymetli eserlerinin sergilendiği stantta ilginç objeler de bulunuyor. Balaban Galeri'nin sahiplerinden Nazım Balaban ve dostları, Moğultay'ın standını ilk ziyaret edenlerdendi. Fuarın en anlamlı stantlarından biri de Teksin Galeri'nin standı idi. Geride bıraktığımız temmuz ayında hayatını kaybeden ressam & galerist Teksin Özgüz anısına kızı Ebru Özgüz Çelik'in katılma kararı vermesi ile açılan standa ilgi hayli yoğundu. Teksin Galeri'nin standında Teksin Özgüz'ün vefatından önceki son dönemlerde yaptığı çalışmalar ile birlike Ebru Özgüz Çelik'in eserleri de sergileniyor. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı 'nın katılımcı markalarından biri de ARTHILL oldu. Fuarın antika bölümünde yer alan stantlarındaki eserler öylesine göz kamaştırıcı bulundu ki, seyredenler dakikalarca kendilerini ayıramadı. Mahmut Biberoğlu, Hüseyin Kocabaş, Olena Kocabaş, Mevhibe Kocabaş, İsmail Kocabaş, Yiğit Kocabaş, Oğuzhan Keleş ve Pelin Dağtaş. Fuara İstanbul dışından, Ankara'nın en bilinen galerilerinden Meral Öztürk'ün sahibi olduğu Galerim de katıldı. Büyük ilgi gören standın ilk ziyaretçileri arasında, Türkiye'nin ilk yerli sanat boyalarını üreten Palet Kimya'nın kurucuları Belgin & Hakan Fidan çifti de vardı. Hakan Fidan, Belgin Fidan, Ekrem Özen, Meral Öztürk, Ayla Aksoyoğlu, Sait Günel. Fuarın ilgi odağı isimlerinden İranlı resim ve heykel sanatçısı Parisa Nami; "Bu fuara katılmış olmakla hem ülkemin sanat vizyonunun bilinmesine katkı sağladım hem de pek çok yeni dost edindim. Bu nedenle çok mutluyum" dedi. Fuarın katılımcıları arasında, ileride adından çok daha fazla söz ettirecek olan Artiox markası da vardı. Fuarın yaratıcısı DEMOS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aslan'a yakın gelecekte uygulamaya koyacakları projeler hakkında bilgi paylaşımında bulunan Tuncay Dakdevir ve Cemal Doğan, ayrıca teşekkürlerini de ilettiler. Fuarın yoğun ilgi gören bir başka standı ise Ressam Haydar Ekinek markasını taşıyor. Kişiliği sanatının da ötesinde bir isim olan Haydar Ekinek'in çok ilginç bir yaşam öyküsü de var. İstanbul Sanat Dergisi'nin yeni sayısında sayfalarımıza konuk etmeyi planladık bile… https://www.youtube.com/watch?v=W8vfHcXMXPc İstanbul'da ikinci kez kapılarını açan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı (IAAF)'ta ünlü piyanist Gülsin Onay da mini bir konser verdi. Yaklaşık 300 fuar ziyaretçisinin izlediği mini konser, son derece doyurucuydu. ### İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası AKM'de 13 yıl aranın ardından konser verdi Türkiye'nin kültür-sanat yaşamına katkı sunma amacıyla 18 yıldır DenizBank tarafından desteklenen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO), DenizBank Konserleri kapsamında salgının ardından yeniden sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor. İDSO, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan'ın katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) Opera Salonu'nda 13 yıl aranın ardından müzikseverlerle buluştu. Konsere, müzikseverlerin yanı sıra sanat ve medya dünyasından birçok isim katıldı. Besteci, keman virtüözü ve orkestra şefi Hasan Niyazi Tura'nın yönettiği konserde, orkestraya keman sanatçısı Cihat Aşkın, soprano Simge Büyükedes, tenor Serkan Bodur ve bariton Caner Akgün eşlik etti. Konserde, Cemal Reşit Rey'in öğrencisi, Viyana Müzik Akademisi Kompozisyon Bölüm Başkanı besteci Ertuğrul Sevsay'ın Yunus Emre güfteleri üzerine bestelediği şarkıların dünya prömiyeri gerçekleştirildi. Ayrıca Cemal Reşit Rey ve bestekar Yalçın Tura'nın eserleri dinleyicilerin beğenisine sunuldu. Konserin başlangıcında, İDSO Müdürü Timuçin Abacı, 18 yıldır aralıksız sürdürdükleri desteklerinden ötürü DenizBank Genel Müdürü Hakan Ateş'e plaket takdim etti. SANATIN BAŞ TACI EDİLDİĞİ SON DERECE GÜÇLÜ BİR MİRAS TAŞIYORUZ Hakan Ateş de sahnede şunları kaydetti: "İDSO'nun temellerinin dayandığı, Osmanlı döneminde kurulan Mızıka-i Hümayun ile birlikte yakılan o sanat meşalesi topraklarımızda hep yandı. Biz, sanatın yüksek tutkuyla sahiplenildiği, uygarlığın gelişimi adına baş tacı edildiği son derece güçlü bir mirası taşıyoruz. Atatürk'ün 'Sanattan ve sanatkardan yoksun milletin, bir ayağının topal, bir kolunun çolak olacağı' sözlerinin ardındaki inancı, iliklerimize kadar hissediyoruz. 'Sanata evet' diyerek yola çıktığımız günden beri, heyecanımızı bir an dahi kaybetmedik. Böyle bir geceyi, yaşamak, şahsım ve kurumum adına bir kıvanç kaynağı." 13 YIL SONRA EVİMİZE DÖNMÜŞ OLMAKTAN ÇOK MUTLUYUZ İDSO Müdürü Timuçin Abacı ise "İDSO olarak 13 yıl sonra evimize dönmüş olmaktan çok mutluyuz. Dünya incisi İstanbul ile aynı markaya sahip İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası olarak, İstanbul'a değer katacak yeni AKM'de başarılı konserlere imza atacağız." diye konuştu. ### DasDas’ta yeni sergi: ‘Kutlama’ DasDas, 23 Ekim 2021 – 5 Ocak 2022 tarihleri arasında, Disyon işbirliği ile ‘Kutlama’ başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. ‘Kutlama’da, Disyon‘da yer alan 17 sanatçının 20 eseri ile Selin Uyar’ın kişisel sergisinin yer alıyor. Sergi, karanlık manzaraların içinde kalmış renkleri gün yüzüne çıkartarak onları çoğaltmayı ve kutlamayı hedefliyor. Sergi kapsamında ayrıca NFT ve blok zinciri ile sanat ilişkisi konulu konuşma ve paneller de gerçekleştirilecek. Yeni nesil bir sanat platformu olan Disyon, genç sanatçıların yaratıcı kimliklerini inşa etme becerilerini desteklemeyi umuyor. Ulaşılabilir sanat anlayışını benimseyen Disyon’un ilk edisyon seçkisinde Barış Kefeli, Baturalp Yılmaz, Can Sever, Juki, Ceren İdil, Dila Yumurtacı, İdil Dursun, Eylül Ezik, Ecemnaz Dalmaz, Gözde Mutluer, Ilgın Uçar, Kıvılcım Güngörün, Lisa Odette, Melis Büyükbaş, Selin Uyar, Selver Yıldırım ve Tolga Tarhan’dan oluşan 17 sanatçının edisyon seçkisi ve Selin Uyar‘ın yağlıboya eserleri yer alıyor. ### Beyoğlu Kültür Yolu Festivali başladı T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 30 Ekim – 14 Kasım 2021 tarihleri arasında Beyoğlu Kültür Yolu Festivali‘ni hayata geçiriyor. Festival kapsamında klasik sanatlardan güncel sanata, dijital sanattan sinemaya, edebiyattan gösteri sanatlarına kadar birçok farklı alanda sergi, konser, gösterim ve atölye gibi etkinlikler düzenlenecek. 1000’den fazla sanatçının yer aldığı 45 sergi ve özel proje, 75 konser, 45 atölye çalışması, 25 söyleşi, 15 ‘mapping’ gösterisi ve 10 performans, 41’i kapalı ve 24’ü adet açık olmak üzere toplam 65 farklı mekânda gerçekleştirilecek. Festival kapsamındaki sergi, etkinlik ve konserlerin gerçekleştirileceği Beyoğlu’nda yer alan kültür-sanat mekânları; Atatürk Kültür Merkezi, Gezi Parkı, Taksim Camii, Taksim Maksim, İstiklal Caddesi, İstanbul Refia Övüç Olgunlaşma Enstitüsü, Grand Pera Cercle d’Orient, Emek Sahnesi, Atlas Sineması, Tünel Sahnesi, Mehmet Akif Ersoy Hatıra Evi, Garibaldi Sahnesi, St. Antoine Kilisesi, Odakule Pasajı, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, Galata Mevlevihanesi, Galata Kulesi, Tophane-i Amire, Paket Postanesi, Galataport, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, SALT Galata, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), , Taksim 360, İstanbul Sinema Müzesi, Pera Müzesi, Akbank Sanat, Türkiye Fransız Kültür Merkezi, Beyoğlu Belediyesi İstiklal Kütüphanesi, Tomtom Mahallesi, Asmalımescit Sanat Galerisi, Pi Artworks, x-ist, Rahmi M. Koç Müzesi, Yapı Kredi Kültür Sanat, Argiza Sanat Galerisi, Art On İstanbul, Madame Tussauds İstanbul, Sanatorium ve Meşher. ### Teksin Sanat Galerisi,‘Diyalog’ sergisiyle IAAF İstanbul’da! Teksin Sanat Galerisi, 3-7 Kasım 2021 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde bu yıl 2.si gerçekleşecek olan IAAF Istanbul Fuarı’na (İstanbul Sanat ve Antika Fuarı), ‘Diyalog’ sergisiyle katılıyor. Teksin Özgüz / Ormanın Bekçileri ‘Diyalog’, Teksin Özgüz ve Ebru Özgüz Çelik’in resimleri ve sanatlarını karşılıklı konuşturan bir sergi. Temmuz 2021’de kaybettiğimiz ressam Teksin Özgüz’ün, sanat serüvenine birlikte katılan kızı Ebru Özgüz Çelik ile birlikte sürdürdükleri sanat galericiliği ve sanat eğitimiyle birlikte, birbirlerinden etkilenen sanatları ilk kez bu sergiyle bir araya geliyor. İki ressamın karşılıklı duran resimleri, aslında yıllardır süren sanat yolculuğunda birlikte var ettikleri duyguların resim diliyle karşı karşıya gelmesi... Ebru Özgüz Çelik / Hayat Başlarken Teksin Özgüz’ün resimleri, renkli ve duyarlı bir üslubun çeşitlemeleri olarak birbirine bağlanıyor. Nesnelere kendi duygu ve ruhsal etkinliğini yükleyerek, dış dünyanın keyfilik ve korkusundan kurtaracak olan huzur noktasını bulmaya çalışıyor. Sanatçı enerjisini, olaylara bağlı olarak ruhunda daha güzel bir dünya yaratarak, geometrik formlu soyut peyzaj resimlerle görüntüleyerek bir sanatçı bakışı ve hayal gücüyle doğada olmayan duyguları da resme katıyor. Ebru Özgüz Çelik / Bir Yaz gecesi Rüyası "SANAT DÜNYAYI BİR KEZ DAHA İFADE ETMEKTİR" Ebru Özgüz Çelik ise resimlerinin içeriğini şöyle ifade ediyor:. “Kurgu olmayan ve kurgu arasında gidip gelebilme yeteneğimiz, benzer bir değişimin ilerleme mi yoksa gerileme mi olduğuna bakmadan başka dünyalar hayal etmekte, yaratıcı olmakta, ortaya farklı toplumsal modeller koymakta veya ekolojik konuları ele almakta yaşamsal bir önem taşır. Resimlerde yansıtılan, kurgu ile kurgu olmayan arasında gidip gelen görüntüler de, hayal kurmayı ve bu hayalden yaratıcılığa ve başka dünyalara ulaşmayı amaçlıyor.  Sandro Boticelli’nin dediği gibi “sanat aslında dünyayı bir kez daha ifade etmektir, dünyaya hem benzer, hem de benzemez”. ### Colorbox Kozyatağı mağazası artık yeni adresinde! Kentsel dönüşüm nedeniyle yeni mağazalarına geçen Colorbox, 120 m2’lik mağazalarında artık çok daha fazla malzemeyi sanatseverlerle buluşturuyor. Kozyatağı haricinde Fenerbahçe ve Teşvikiye mağazalarıyla da sanatçılarla buluştuklarını belirten Mağazalar Müdürü Sayın Mustafa Tekin, kısa dönem planlarında yeni bir mağaza açılışı daha planladıklarının müjdesini veriyor. Tüm mağazalarında bulundurdukları manifestolarını, ekip olarak çok önemsediklerini dile getiren Tekin sanata bakış açılarını manifestolarından bir bölümle dile getiriyor; ‘’Sanat Özgürlüktür! Sanata inanıyor, sanatın getirdiği özgürlüğü ve haz duygusunu iyi biliyoruz… ‘’ Winsor & Newton, Liquitex, Montana Cans gibi dünya markalarını sanatseverlerle buluşturan Colorbox ‘’Bu şehri sanatçılarla dolduracağız!’’ sloganıyla her yaştan sanatseveri destekliyor. Her hafta sosyal medya üzerinden gerçekleştirdikleri canlı yayınlarla, hem bilgilendirme yapıp hem de uygulamalı anlatımlarla sanatseverlerin sorularını yanıtlayan ekip; İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’na (3-7 Kasım 2021/Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı) herkesi davet ediyor. ### Kundura Sinema’da yeni program: “Yeni Başlangıçlar, Umuyoruz” Beykoz Kundura’da yer alan Kundura Sinema, 23 Ekim – 7 Kasım 2021 tarihleri arasında “Yeni Başlangıçlar, Umuyoruz” adlı seçkiyle kapılarını yeniden açıyor. Küratörlüğünü Alman sanatçı ve yazar Pia Chakraverti-Wuerthwein’in yaptığı seçki, içinden geçtiğimiz zorlu pandemi zamanlarında dokunmanın, hareket etmenin ve yakınlaşmanın değerini yeniden hatırlatabilmeyi amaçlıyor ve aynı zamanda, düşünme şeklimizi biçimlendiren ikilikler üzerine sorgulamalar içeriyor. DÖNGÜSEL BİR GÖSTERİM Avangart sinemanın öncüsü Maya Deren’in Teiji Ito’nun müzikleri ve Metropolitan Opera Balesi dansçılarıyla çektiği 1958 yapımı son filmi “The Very Eye of Night”, bağımsız film kolektifi Los Ingrávidos’un Meksika’daki kadın cinayetlerini anlattıkları “Coyolxauhqui”, Fransız görsel sanatçı Pauline Curnier Jardin’in Aziz Sebastian kutlamalarını çarpıcı bir atmosferde kurguladığı “Explosion Ma’ Baby” ve Lisa Jackson’ın likenlerin şaşırtıcı görselliği ve organizmalarından ilhâmla yarattığı “Lichen” adlı filmlerden oluşan seçki, Kundura Sinema’da döngüsel bir gösterim formatında izleyiciyle buluşacak. İzleyiciyi duygusal stimülasyona yol açan bir seyir deneyimiyle buluşturacak Yeni Başlangıçlar, Umuyoruz seçkisinde; Meksikalı bağımsız film kolektifi Los Ingrávidos’un Aztek ay tanrıçası Coyolxauhqui’nin hikâyesinden yola çıkarak günümüz Meksikasındaki kadın cinayetlerini yorumladıkları deneysel filmleri “Coyolxauhqui” (2017), Fransız görsel sanatçı Pauline Curnier Jardin’in Aziz Sebastian onuruna her yıl düzenlenen bir kutlamanın atmosferini çarpıcı bir gözlemle anlattığı videosu “Explosion Ma’ Baby” ve Lisa Jackson’ın alg türü bitki ile bir mantar türünün birleşmesiyle oluşan likenlerin özgün yaşam döngülerine ve kolektif hayatlarını yaratan büyüleyici organizmalarına şapka çıkaran kısası “Lichen” (2019), seyirciyle buluşacak. Seçkide ayrıca; avangart sinemanın yaratıcılarından olan ve 1961 yılında kaybettiğimiz Maya Deren’in “The Very Eye of Night” adlı son filmi de gösterilecek. Maya Deren’in dans ve ritüel tutkusunu etkileyici bir dille anlattığı 1958 yapımı filmi, 1990 yılında keşfedilerek seyircisiyle 32 yıl sonra ilk kez buluşmuştu. 16 mm formatında çekilen ve müziklerinde Maya Deren filmlerinin vazgeçilmez isimlerinden, Japonyalı besteci Teiji Ito’nun imzası bulunan filmde, New York Metropolitan Opera Balesi’nden dansçılar rol alıyor. ### Institut français Türkiye’de yeni sergi: “Bitkisel Düşlem” Institut français Türkiye, 21 Ekim – 21 Aralık 2021 tarihleri arasında İstanbul şubesinin bahçesinde Fransız sanatçı Jeff Leal‘in “Bitkisel Düşlem” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Bitkisel Düşlem, doğadan yeniden beslenmeye ve doğanın canlı varlıkları bitkilere karşı duyarlı olma ihtiyacından kaynaklanan sanatsal bir çalışma. Bitkileri yeniden yorumlamanın, renklerini değiştirmenin basit gerçeği bizleri, onları yeniden keşfetmeye, tüm güzellikleri ve karmaşıklıkları içinde yeniden değer vermeye davet ediyor. Jean-François Leal, 1987’den bu yana fotoğrafçılık ve yönetmenlik yapıyor. Fransa’nın Ardennes bölgesinde, Endülüslü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen sanatçı, görsel-işitsel alanındaki üniversite eğitimi ve gerçekleştirdiği seyahatler ona, yeni yerleri incelemek ve dönüştürmek için farklı bir evrenin kapılarını araladı. ### Sanatta Duygusal Pornografi İzlenen şeyi nesne haline getiren ve izlenen şey aracılığıyla tahrik amacı güden her şey pornografidir." Enver Gülşen Sanatçıların duygusallığının bilincinde olduğumu ve yazı içinde bu özellik doğrultusunda yol alacağımı vurgulayarak söze başlayayım. Duygusal Pornografi; duygusal teşhircilik olarak da adlandırılabilecek bir kavramdır. Hemen aklınıza insan vücudunun üryan şeklide açılıp saçılması ve buradan bir şehvet yaratılması gelmesin! Bazıları sanat adına vücudunun mahrem yerlerini sergileyerek hayatını sürdürebilir, geçimini sağlayabilir ve buna da hem sanat, hem de hayat tarzı diyebilir. Onun tercihidir! "Sanat" ve "Pornografi " beraberliğiyle anlatmak istediğim “Sanatta duygusal pornografisi” odaklı olsa da; bu yazıdaki ilgili alanım dışındaki sanatta bedensel pornografi hakkında çağrışım yapabilir. Bu sınırı belirlemek ve konu dışına koyma gereğini vurgulayarak, “Sanatta Bedensel Pornografi” konusunu başka düzlemde tartışılması gerektiğini açıklamak ihtiyacı hissettim. Yazımın konusu; sanatçı olan insanının sanat faaliyetlerini icra ederken ve yaptığı sanat çalışmalarındaki “Duygusal Pornografisi” ve “Duygusal Pornografik Ajitasyonu” dur. İşe başlayalım; hemen konunun içinden çıplak bedeni çıkartalım ve pornografiye benzer mantıkla bu defa bedeni değil, mahrem duyguların özellikle dikkatsizceyi de aşan sistematik bir teşhircilikle ortaya döküldüğü ajitasyona dayalı sistematik bir tavır veya hayat tarzı düşünelim. Burada çok ince bir ayırım var. Pornografi de bir sınır var. Yapan tarafından o sınır aşılırsa eylem pornografi olmaktan çıkıp hardcore olarak adlandırılan başka bir boyuta geçmektedir. Bu da konumuz dışındadır. Pornografide sanat olup/olmadığı tartışılabilirken, şu an için hardcore pornografide sanat konusu günümüz kabulleriyle oldukça uzak görülmektedir. “Belki de bana göre .. “ diyelim. Duygu pornografisi ölçüsünde yapılmak üzere başlangıçta yapan ve karşı tarafta heyecan yaratabilir ve karşılıklı iletişim kanallarının çalışmasını sağlayabilir. Duygu pornografisinde zaman, mekan ve dozaj sınırı dinlemeden, sürekli ve giderek artan bir dozajda; gerek ihtilal sonrası Hasan Mutlucan tarzıyla kahramanlık türküleri coşkusu, ağlamaklı aşk şiirleri duyarlılığı ve gerekse yoksulluk edebiyatı yapmak arasında bulunmak üzere tüm alternatifleri denemek yapanı yormasa da bir süre sonra hedef kitleyi yorar ve tam tersi olumsuz etkiler. Sanatta pornografi gibi duygu pornografisinde de bir ayar, limit ve yöntem oluşturmak esastır. Bu ayarı bilmeyenler; duygu pornografisinin sınırlarını da aşıp duygu hardcore pornografi yaptığının farkına bile varamaz. Tam bu noktada sanatın bir duygu işi ve sanatçının da bu duyguyu özümseyip aktaran yaratıcı kişilik olduğunu özellikle vurgularım. Hareket noktam; duygu yerine duygusal pornografi ortaya koymaya itirazdır. RESİM SANATINDA DUYGU PORNOSU Duygu pornosu; en basit tanımıyla bir duygu sömürüsü olup, ilişkide gardı düşenin zaaflarından yararlanmak esastır. Politikacılar bu işi çok iyi bilir. Vatan millet Sakarya… Reklamcılar bunu çok iyi bilir, uygular ve almayacağınızı size satar. Sinemada da uygulanan bir yöntemdir. Benzetmeleri siz kendinize göre çeşitlendirebilirsiniz. “Duygusal Pornografi” kavramı Sinema Eleştirmeni Enver Gülşen tarafından sinema eleştirilerinde kullanılmakta ve bu kavram zaman içinde onun katkıları ile genişletilmektedir. https://www.timeturk.com/…/film-edebiyat-iliskisi-ve… Bu defa ben de konuyu resim sanatı ile sınırlı tutarak konuşmak istiyorum. Bugün gelinen noktada sanatı, sanatçıyı ve sanatçıyı sıkı ve dar kalıplara koymak mümkün değildir. Sanat eserinin zaman ve mekan aşabilmesi halinde kendini ortaya koyabileceğini düşünürüm. Bu nedenle şu an yazımıza konu olabilecek resimlerin tamamına sanat adına yapılan çalışmalar demeyi doğru bulurum.Herkes istediği resmi yapabilir, sergileyebilir ve satışa sunabilir. Bu sanat adına çalışma bitene kadar o kişinin mutlak özgürlük alanıdır. Bir çalışma bittikten sonra o çalışma bir şekilde harici gözle temas sağlanmışsa; bu defa o çalışmanın eleştiriye konu edilmesine de çalışmayı yapan tahammül etmek zorundadır. Burada bahsedilen eleştiri; yetkin ve saygılı eleştiridir. Bir sanatsever olarak benim de doğal hakkım olan eleştirimi “Duygusal Pornografi” noktasından hareketle yapmaktayım. Sinema Eleştirmeni Enver Gülşen’in Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum adlı filmini Duygu Pornografisi olarak nitelemesi ile etrafımıza dikkatlice bakınca görebileceğiniz bazı resimlerin duygusal pornografi ürünü ve bazı ressamların da gerek bu duygu pornografisi ürünü resimleri veya başka konular üzerinden gündemde olma adına yaptıkları da ajitasyon olarak nitelenebilir. Sizi acılarınızdan, en zaaflı yerlerinizden, insan olma hasletlerinizden yakalayıp, buralardaki etkili yoğun dokunuşlar ve tekrarlarla sizi esir alan ve bununla sanat yaptığını iddia edenler; bence duygulu değil, tam tersi duygusuz ve cesaretsiz sanatçılardır.Biçimsel ve bütünsel ilişkisini yakalamadan sadece fırça ve boya kullanımındaki ustalığa dayalı alt yapıyla sanatseveri etkileyecek süsleme ve rengi ekleyince yeterli bilgi sahibi olmayanın bu tuzağa yakalanmaması oldukça zordur. Yeterli sanat derinliği olmayan, çok satılanın peşinde koşan ve sadece beğenilenleri beğenme üzerine kodlanmış sanatseverin bu tuzağı fark edebilmesi kolay değildir. Parlak ve renkli lego parçacıklarıyla yapılmış aynı figürler etrafında dolaşıp durmak kendine ait bir plastik dil geliştirmek değildir. Onun tek adı vardır. Kısır tekrar! DESTEK HAK EDENE GİTMİYOR Tüm bu sanat çalışmalarını toplum, halk, millet, insanlık için yaptığınızı ileri sürüp, bu mecralarda size destek olacak yapıları oluşturabilirseniz işiniz çok kolaydır. Gelsin sergiler, fuarlar, satışlar…! Sanatçının duygusal olması başka bir şey, sanatseverde ajitasyon yoluyla duygu tuzakları yaratarak onun üzerinden sanat yaptığını iddia etmesi başka bir şeydir. Bu ajitasyon ustaları; ya bir konuda veya figür etrafında yoğunlaşır, ya da henüz tek figüre iniş alanı bulamayanları güncel ve magazinsel olan her konu etrafında uçuşur durur. Buna da nedense sanatçı duyarlılığı der durur? Bu ikinci grup her konuda resim yapmış olup, son yıllarda ağırlıklı olarak onlara büyük fırsat sağlayan sosyal medyada konuşlanmıştır. Her önemli olayda, günde ve etkinlik için bir şey yazar, sonra da doğal olarak resim yapacak zamanı bulamaz. Yeni bir konuya geçer. Bu her iki durumda derinlemesine düşünemeyen insanın işidir. Birileri bu resimleri yapıyor ve birileri de satın alıyor. Bu alış verişte görünüşte bir Arz-Talep kuralı çalışıyor görülebilir. Bu Alış-Veriş ile aynı zamanda sanat çalışması üretene bir destek de doğmaktadır. Daha çok boya, daha çok tuval, daha iyi şartlarda yaşamak vb.. İlk bakışta her şey normal görünüyor. O destek hak edene gitmiyor. Çok beğenileni beğenmekte ısrar etmek duyguların sömürülmesine zemin hazırlamaktır. Bulunduğu mahalleden sanata, sinemaya ve hayata bu kadar derinlikli ve geniş açıyla bakabilen Enver Gülşen’den hareketle; sanatta duygusal pornografi ve ajitasyonu konularını incelemenizi ve sanat eserlerine bir de bu açıdan bakmanızı tavsiye ederim. ### İBB Şehir Tiyatroları Kasım ayında 1'i yeni, 28 oyunla seyirciyle buluşuyor Kasım ayında tiyatroseverleri Antik Yunan klasiklerinden, modern klasiklere, Amerikan edebiyatından Fransız yazarların oyunlarına zengin bir repertuvar bekliyor.  Bu ay Yaftalı Tabut, Zehir, Rüstemoğlu Cemal'in Tuhaf Hikâyesi, Antigone, İki Efendinin Uşağı, Matruşka, Geçit, Kısraklı Kadın, Ay Carmela, Kimse Öyle Şeyleri Konuşmuyor Artık, Moby Dick, Melek, İfigenya, Çın Sabahta, 12. Gece, Hayat Der Gülümserim, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Tatlı Kaçık, Hastalık Hastası’nın yanı sıra Karagöz Çiftlik Bekçisi, Benim Güzel Pabuçlarım, Bekçi ile Postacı, Pollyanna, Elma Kurdu Kırtık, Rüya, Bir Gün Ayakkabımın Teki adlı çocuk oyunlarımız seyirciyle buluşacak. Kasım ayında Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun hazırladığı Ferhan Şensoy’un yazdığı Orhan Kemal Aydın’ın yönettiği İstanbul’u Satıyorum İBB Şehir Tiyatroları’nın sahnelerine konuk oluyor. Şehir Tiyatroları Buluşuyor İBB Şehir Tiyatroları ve Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu, Geleneksel Şehir Tiyatroları Buluşmaları kapsamında bir araya geliyor. Buluşmanın ilk ayağında Bursa Nilüfer Belediyesi’nin hazırladığı, Mark Ravenhill’in yazdığı Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal’in birer episodunu yönettiği Vur Yağmala Yeniden İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne konuk oluyor. Buluşmanın ikinci ayağında Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Aralık ayında Bursa Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Evi’nde sahneleniyor. Kasım 2021 Programı YAFTALI TABUT  Adına tarihin dipnotlarında rastlayabildiğimiz, Türkiye’nin ilk kadın oyun yazarı, kuramcı, aktivist, sosyal ve siyasi yaşamın her alanında öncü Fatma Nudiye Yalçı’nın hikâyesi. 1920’lerde başlayan mücadelesine Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve Nazım Hikmet de eşlik ediyor. Bilgesu Erenus’un yazdığı Yelda Baskın’ın yönettiği oyunda Bensu Orhunöz, Selin Türkmen, Ceren Hacımuratoğlu, Lale Kabul, Nazan Yatgın Palabıyık, Şenay Bağ, Yeşim Mazıcıoğlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. ZEHİR Geçmişte yaşadıkları trajik kaybın ardından ayrılan çift, yıllar sonra bir araya gelmek zorunda kalır. Bu buluşma, acılı bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşür. Karşı tarafın da neler hissettiğine dair eksik bırakılan taşlar yerine oturur. Kadın ve erkek dünyasının bakış açısına odaklanan eser Hollanda prömiyerinin ardından birçok dile çevrilmiştir. Lot Vekemans’ın yazdığı Şaban Ol’un çevirip yönettiği oyunda Sevinç Erbulak, Ahmet Saraçoğlu, Aslıhan Kandemir, Eraslan Sağlam rol alıyor. Oyun,  Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. RÜSTEMOĞLU CEMAL'İN TUHAF HİKÂYESİ Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde, Girit’teki yurtlarından sürgün edilen bir ailenin İstanbul’a Çanakkale'ye ve nihayet Ayvalık'a uzanan maceralı yolculuğu. Rüstem'in, Cemal'in ve hayatlarındaki diğer insanların kimi zaman gülünç kimi zaman hüzünlü ama sımsıcak hikâyeleri. Cengiz Toraman’ın yazıp yönettiği oyunda Esen Koçer, Levent Üzümcü rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde ANTİGONE  Devletin olmazsa olmaz yasası, bireyin vicdanında karşılığını bulamazsa, iktidarın elinde tuttuğu iki ucu kızgın demir kimi yakar? Sophokles’in binlerce yıl önce kaleme aldığı aynı adlı oyunundan uyarlanan Antigone’de;  aynı savaşta birbirini öldüren, ama biri kahraman diğeri hain ilan edilen iki kardeşine de, son görevini yapmakta kararlı olan Antigone ile; devletin varlığıyla kendi varlığını eş tutan Kreon’un buyruklarından geri adım atmayan duruşu karşı karşıya geliyor. İnsanlığın tüm kadim deneyimleri tarihe gömülürken yine de çözülmeyen, kaybolmayan çelişkilerimizi sahneye getiren “Antigone”, dünden bu günü tartışıyor. Sofokles’in yazdığı, Sabahattin Ali’nin çevirdiği Engin Alkan’ın uyarlayıp yönettiği oyunda Cengiz Tangör, Zafer Kırşan, Aslı Menaz, Gözde İpek Köse, Özgün Akaçça, Destan Batmaz, Onur Şirin rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Musahipzade Celal Sahnesi’nde. İKİ EFENDİNİN UŞAĞI Pantolone, kızı Dottore'yi oğlu Slvio ile evlendirmeye karar vermiştir ve evinde bir tören düzenler. Gençler birbirlerine aşıktır ancak daha önce Pantolone'nin kızını evlendirme sözünü verdiği ve öldüğünü sandıkları Federico Rasponi'nin bu törene gelmesiyle işler karışır. Sözlü gelenekten beslenen İtalyan Halk Tiyatrosu Commedia Dell Arte’nin seçkin örneklerinden biri olan ve uşak Truffaldino’nun kurnaz hazırcevaplığı ile ilerleyen oyun izleyicilerine keyifli bir seyir sunuyor. Carlo Goldoni’nin yazdığı Aslı Öngören’in yönettiği oyunda, Ali Murat Altunmeşe, Çağlar Ozan Aksu, Dolunay Pircioğlu, Eraslan Sağlam, Hamit Erentürk, Murat Bavli, Murat Coşkuner, Müslüm Tamer, Seda Çavdar, Volkan Öztürk, Yeliz Gerçek, Yılmaz Aydın rol alıyor.Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. MATRUŞKA Bir kadın... bir erkek... bir ilişki... kavgalar, çatışmalar, ayrılıp barışmalar, kopamayışlar...  Varoluştan bugüne değişmeyen rutine, iki insanın birbirini tanıma, anlama, bir arada yaşama mücadelesine yeniden ve farklı bir yorumla yaklaşan Matruşka, ilişkilerde ideali arama uğraşını mercek altına alıyor.  Erkek: İlginç bir şey bu, gittikçe küçülüyor baksana. Kadın: Açtıkça hem küçülüyor hem de ortaya dökülüyor her şey. 70 kuşağı yazarları arasında yer alan Tuncer Cücenoğlu, toplumsal içeriğin ağır bastığı oyunlara imza atmıştır. Hemen hemen bütün oyunlarında basit ve yalın bir durum üzerinden toplumsal sorunlara eğilen yazar, yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kaleme aldığı oyunlarında, yakın tarihimizdeki önemli olaylardan kişilere, topluma egemen olan korkulardan mesleki zorluklara, insanların içine düştüğü çıkmazdan yaşam mücadelesine kadar pek çok konuya değinir. Tuncer Cücenoğlu’nun yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği oyunda Cem Karakaya, Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde. GEÇİT Çıktıkları yolculukta dağ başında mola veren bir ağa ve maraba, saklandıkları yerden kontrol noktasını izlerler. İki kişi arasındaki ilişki aslında insanlığın varlığından beri mücadele ettiği mülkiyetçilik ve ezen-ezilenlerin hikâyesinin özeti gibidir. Cem Düzova’nın yazdığı Nihat Alpteki’nin yönettiği oyunda Gürol Güngör, Hasip Tuz, Emre Narcı, Müslüm Tamer rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, 4-6 Kasım, 11-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. KISRAKLI KADIN Londra’da bir hastanede bebek bekleyen bir kadının rüya ile gerçek, terkettigi Anadolu topraklarıyla Batı arasında bocalamalarını, büyülü bir ortamda sunan oyun, daha önce İngiltere, Almanya, İsveç ve Hollanda’da sahnelendi. Şimdi ilk kez Türkiye’de. Leyla Nazlı’nın yazdığı Lerzan Pamir’in yönettiği oyunda Elçin Atamgüç, Pervin Bağdat, Gökçer Genç, Eylül Soğukçay rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.  AY, CARMELA! İspanya’da Milliyetçiler ve Cumhuriyetçiler arasında geçen iç savaş dönemini anlatan oyunda,  iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino, Franco önderliğindeki Milliyetçiler tarafından rehin alınır. Belçite şehrinin işgalini kutlayan Milliyetçiler tarafından istemedikleri bir gösteriye zorlanırlar. Bu zorlamanın sonucunda içinde bulundukları savaşı, “gösteri yapılmalı mı, yapılmamalı mı?“  sorusuyla sanatı ve sanatçıyı sorgulamaları, işleri gereği güldürmeyi, eğlendirmeyi hedefleyen bu iki oyuncunun isyanları, gelgitleri, kayıpları anlatılır. Jose Sanchis Sinisterra’nın yazdığı, Yalçın Baykul’un çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Çağatay Palabıyık, Erkan Akkoyunlu rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde. KİMSE ÖYLE ŞEYLERİ KONUŞMUYOR ARTIK  Oyun, 12 Eylül darbesi dönemini en acı şekilde yaşayıp parçalanan bir ailenin bugüne uzanan hikâyesini konu alıyor. Leyla, ailesinin geçmişiyle yüzleşiyor ve onların hikâyesini anlatabilmek için hayatını değiştirmeyi göze alıyor. Şirin Gürbüz’ün yazdığı Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği oyunda Bora Seçkin, Radife Baltaoğlu, Kutay Kırşehirlioğlu, Ebru Üstüntaş, Hazal Uprak, Can Alibeyoğlu, Kamer Karabektaş rol alıyor. Oyun, 3-6 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Meydan Sahne’de. MOBY DİCK  Genç bir denizci olan Ishmael, dünyayı görmek için Kaptan Ahab’ın balina gemisine yazılır. Balina avcısı Ahab, bir av sırasında tek bacağını kaybettikten sonra ölümüne bir intikam duygusuyla yaşar ve denizlerin en büyük, bilge canlısı beyaz balina Moby Dick’in peşinde okyanuslar geçer. Ishmael, heyecan dolu bu yolculukta, bir balina gemisi kaptanının doğayla olan içgüdüsel savaşının tragedyasına tanık olur. Herman Melville’in aynı adlı romanından Sebastian Armesto’nun uyarladığı, Seza Güneş’in yönettiği oyunda Arda Alpkıray, Berna Oğuzutku Demirer, Cem Baza, Deran Özgen, Direnç Dedeoğlu, Elif Verit, Hakan Örge, Pınar Pamuk rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, 25-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. MELEK Aktris Melek Kobra’nın günlüklerinden yola çıkılarak yazılan oyunda, kısacık bir ömre sığdırılan büyük aşk ve acılara tanıklık ederken, 1930’ların sanat hayatının içinde bir primadonnanın uyuşturucu bağımlılığı, hastalık, parasızlık ve yalnızlığa sürüklenişini izliyoruz. Rüstem Ertuğ Altınay’ın yazdığı Jale Karabekir’in yönettiği oyunda Yeşim Koçak rol alıyor. Oyun, 10-13 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de. İFİGENYA  Doğu ile Batı arasındaki ilk büyük savaş: Akha ordusu, Truva seferine çıkmak üzeredir. Birleşik ordu donanmasının sıkıştığı limandan kurtulup harekete geçebilmesi için rüzgâra ihtiyacı vardır. Başkomutan Agamemnon, Artemis’in kutsal geyiklerinden birini öldürdüğü için tanrıça da onun rüzgârını kesmiş ve herkesi bu limana hapsetmiştir. Doksan dokuz kralın ordusu hastalıktan kırılırken, öfkeyle bekleyen askerlerin gözü Agamemnon’dadır. Başkomutan’ın sadece kendisi ve makamı değil, başta ailesi olmak üzere, tüm ülke tehlikededir. Agamemnon’un yapabileceği tek bir şey kalmıştır: En değerli varlığı olan kızı Iphigenia’yı tanrılara kurban vermek!.. Euripides’in yazdığı Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Caner Çandarlı, Ceren Kaçar, Elvan Boran rol alıyor.Oyun, 10-13 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Müze Gazhane Büyük Sahne’de.  ÇIN SABAHTA Zengin bir ailede yetişen Güneşi, ailesinin dayatmalarından kaçarak, kendi özgür yaşamını kurmak için mütevazı bir daireye taşınır. İdeolojilerine sıkı sıkıya bağlanmış olan Güneşi’nin boşlukta debelendiği yaşamına, hemen yan dairesine taşınan Feriha girer. Ömrü boyunca  hayalini kurduğu ‘damı akmayan eve’ taşınmayı nihayet başaran Feriha’nın umudu ve mutluluğu, Güneşi’nin dünyasına pek çok yenilik getirecektir. Nezihe Meriç’in yazdığı Hülya Karakaş’ın yönettiği oyunda, Ayşe Günyüz Demirci, Hülya Karakaş rol alıyor.Oyun, 12, 13, 19, 20 Kasım 2021 tarihlerinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. 12. GECE Shakespeare'in en sevilen komedilerinden biri olan 12. Gece'de, ikiz kardeşler Viola ve Sebastian, bir gemi kazasından sonra, birbirlerini öldü sanıp ayrı düşerler. Viola, Illyria dükü Orsino'nun hizmetine girebilmek için erkek kılığına girer. Orsino adına güzel Olivia'ya kur yapmakla görevlendirilir. Olivia ise kardeşinin ölümünden sonra yastadır ve ayağına gelen herkesi geri çevirmektedir, ta ki şimdi erkek kılığındaki Viola'ya aşık olana dek. Bu sırada, Olivia'nın dayısı Tobi, tutucu hizmetkâr Malvolio'ya şamatalı bir oyun oynarak, bu cümbüşlü kimlik yanılması ve karşılıksız aşk hikâyesini iyice kızıştırır. William Shakespeare’in yazdığı,  Serdar Biliş’in yönettiği oyunda Ali Gökmen Altuğ, Bennu Yıldırımlar, Doğan Şirin, Emrah Özertem, Ersin Umulu, Gürkan Başbuğ, Mehmet Avdan, Neşe Ceren Aktay, Nilay Bağ, Özge Kırdı, Özge Özder, Seda Fettahoğlu, Senan Kara Tutumluer, Tolga Yeter rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi’nde. HAYAT DER GÜLÜMSERİM  Yıllarca olağanüstü kadın karakterlere hayat vermiş bir oyuncu, AVM yapılmak üzere yıkılacak bir sahneye veda eder. Anlatılmaya değer bulunmayan farklı sınıflardan kadınların sıcak ve aşina hayat hikâyeleri, ilk kez aktarılır. Özen Yula’nın yazıp yönettiği oyunda Sema Keçik, Serkan Bacak rol alıyor. 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde. SEN İSTANBUL'DAN DAHA GÜZELSİN Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini… “Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…” Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikayenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. Oyun, 18-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. TATLI KAÇIK  Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal’in kendi halindeki yaşamı üç davetsiz misafirin gelişi ile umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal’in huzur dolu yaşamına giriverirler. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildirler. John Patrick’in yazdığı, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu’nun çevirdiği, Naşit Özcan’ın yönettiği oyunda, Ayşe Kökçü, Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç, Mert Aykul rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde.  HASTALIK HASTASI Argan hastalık hastasıdır. Evde bir doktor bulunursa hem istediğim zaman tedavi olurum, hem de cebimden beş kuruş çıkmaz düşüncesiyle, kızını bir doktorla evlendirmeye karar verir. Kızı ise bir başkasına âşıktır. Argan’ın sırf parasını seven karısı ise onu hem aldatmakta, hem de elinde avucunda ne varsa almaya çalışmaktadır. Evin, her şeyden haberdar olan son derece zeki ve iş bilir hizmetçisinin gönlü bu duruma razı olmaz. Hakikatin ve aşkın kazanması için elinden geleni yapar. Aşk gülücüklerinin sahtesini, gerçeğinden ayırmak zordur. Hastalık Hastası, Klasik Fransız Tiyatrosu’nun kurucularından Moliere’in (1622 – 1673) yazdığı son oyundur. İlk kez 1673 yılında sahnelenen oyunda Moliere, eleştirilerini mesleğini kötüye kullanarak zengin hastalarını sömüren doktorlara yöneltir. Moliere’in yazdığı Tolga Yeter’in yönettiği oyunda Barış Çağatay Çakıroğlu, Besim Demirkıran, Çağrı Büyüksayar, Çiğdem Gürel, Elif Verit, Ersin Sanver, Gün Koper, Hüseyin Tuncel, Sevinç Erbulak, Şirin Asutay, Şükrü Türen, Tuğçe Açıkgöz rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. Konuk Oyunlar İSTANBUL’U SATIYORUM (Konuk Oyun) İstanbul, yüzyıllardır ona sığınan milyonlarca insanın şehri... Sabah kahvede gazete okuyanların, tencerede çorba kaynatanların, üniversite yollarını arşınlayanları şehri... Ama İstanbul asıl martıların, simitçinin ve sokak kedilerinin şehri değil miydi? Kimdir İstanbul’un esas sahibi? Kim satabilir koskoca bir şehri? Makam sahipleri, güç sahipleri en çok da sermaye sahipleri mi ki? Sazlı sözlü, hem zehirli hem hicivli diliyle bize bu kadim şehrin 30 yılda değişen yüzünü ve de değişmeyen hırslı ve hırsızlarını anlatan oyunu izleyelim. İşte karşınızda Şehr-i İstanbul! Yeditepe İstanbul... Güzel İstanbul... Yok mu alan? İstanbul’u satıyoruz! Büyük müteşebbisler, daha da büyük projeler, en büyük değişimler... Taksim Meydanı’nı, Kabataş’ı, İnönü Stadı’nı satıyoruz. Gelmişini geçmişini, tarihini şimdisini satıyoruz. Para için değil, rant için değil, kâr için değil. Ne münasebet? Sırf halka hizmet için satıyoruz! Yok mu alan? Ne olursa olsun canım açıkta kalan! Ferhan Şensoy’ın yazdığı Orhan Kemal Aydın’ın yönettiği oyunda Aytekin Özen, Orhan Kemal Aydın, Mustafa Sercan Yener, Yunus Emre Kılınç, Burç Ara, Eda Özdemir, Emre Sırımsı, Ercan Koçak, Gözde Ayar, Kadir Hasman, Murat Şenol, Özge Çatak, Sevda Karabulut rol alıyor. Oyun, 17-20 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. VUR YAĞMALA YENİDEN (Konuk Oyun) Britanyalı oyun yazarı Mark Ravenhill’in, kısa oyunlardan oluşan epik oyunu Vur, Yağmala, Yeniden; savaş, barış, otorite, özgürlük, demokrasi, suç, ceza, hastalık, şiddet temaları üzerine yazılmış kısa oyunlardan oluşan bir bütün epik eser. Oyun, izole hayatlar yaşasak da gelişen teknoloji ve haberleşme araçlarıyla birbirimize bağlı olduğumuzu ve birbirimize karşı sorumluluklarımızın olduğunu konu alan büyük tek bir hikaye. Vur, Yağmala, Yeniden, 5 farklı yönetmenin sahneleyeceği 5 episoddan oluşuyor, her episodda NKT oyuncu ekibine misafir oyuncular katılıyor. Vur, Yağmala, Yeniden’in yönetmenleri Mert Öner, Melisa İclal Yamanarda, Ebru Nihan Celkan, Gülhan Kadim, Doğu Akal. Oyun, 24-27 Kasım 2021 tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. Çocuk Oyunları KARAGÖZ ÇİFTLİK BEKÇİSİ (3+ Yaş) Karagöz uzun zamandır işsizdir ve iş aramaktadır. Sonunda kendisine bir çiftlikte iş bulur. İşi hayvanların bakımını yapmaktır. Ama ortada bir sorun vardır. Karagöz, hayvanları tanımamaktadır. Özgür Atkın’ın yazıp yönettiği oyunda İrem Erkaya ve Tankut Yıldız rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, 6 Kasım 2021 tarihinde Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde. BENİM GÜZEL PABUÇLARIM (3+) Günün birinde sirke, bir robot palyaço gelir ve sevimli palyaço sirkten kovulur. Bu kadarıyla da kalmaz, parası olmadığı için çok sevdiği pabuçları elinden alınır. Palyaçomuz pabuçlarını geri almak için iş aramaya başlar. Girdiği işlerden çocuksu duyarlılığı nedeniyle bir bir kovulur. Pabuçlarına asla kavuşamayacağını düşünüp umutsuzluğa kapıldığında, imdadına çocuklar yetişir ve onların desteğiyle pabuçlarına ulaşır. Yeniden çocuklarla birlikte kahkaha dolu gösterisini gerçekleştirmeye devam eder. Dersu Yavuz Altun’un yazıp yönettiği oyunda Ayşe Günyüz, Çağrı Büyüksayar, Oğuzhan Oğuz, Gülsüm Alkan, Samet Silme, Sefa Turan rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde. BEKÇİ İLE POSTACI (Yeni Oyun) Postacı Piero ile Gece Bekçisi Marcello adlı çocuk kitabından uyarlanan eserde bir bekçi ile bir postacı ev arkadaşlarıdır. Biri gece diğeri gündüz çalıştığından hiç görüşemezler. Soğuk bir kış günü ikisi de hastalanınca, evi aynı anda paylaşmaları gerekir. Lodovica Cima, Gabriele Clima’nın yazdığı Ceylan Özçapkın’ın çevirdiği, Derya Yıldırım’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda Besim Demirkıran, Cafer Alpsolay, Melisa Demirhan, Zeynep Ceren Gedikali rol alıyor. 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde. POLLYANNA (7-77 Yaş) Annesi yıllar önce yaşamını yitirince, yardım derneği himayesinde yaşamaya başlayan Pollyanna, babasını da kaybettiği haberini alır. Bu hayat dolu küçük kız, katı ve kuralcı biri olarak tanınan Polly Teyzesiyle birlikte yaşayacaktır. Pollyanna’nın konağa gelmesiyle beraber çevredeki herkesin hayatı değişmeye başlar. Dünya çocuk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Pollyanna, her tür olumsuz durumda bile ”mutluluk”un yaratılabileceğini; çözüm üretebilme yeteneği kazandıktan sonra hayata umutla bakılabileceğini anlatıyor. Eleanor H.Porter'ın aynı adlı eserinden Binnur Şerbetçioğlu'nun uyarlayıp yönettiği oyunda; Aslı Menaz, Yılmaz Aydın, Berk Samur, Destan Batmaz, Dolunay Pircioğlu, Emrah Derviş Soylu, Ezgim Kılınç, Nazan Yatgın Palabıyık, Onur Şirin, Ömer Barış Bakova, Serap Doğan, Yeşim Mazıcıoğlu Bulut, Bahar Çebi rol alıyor. Oyun, 21 Kasım 2021 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde.  ELMA KURDU KIRTIK (4-7 Yaş) Elma Kurdu Kırtık 7 yaş altı çocuklara yönelik, kuklaların kullanıldığı, canlı müzik eşliğinde oynanan eğlenceli bir çocuk oyunudur. Haylaz bir elma kurdunun mükemmel elmayı bulmak için çıktığı yolculuğu anlatır. Sahip olduklarına değer vermeyen, çevresindekileri hor gören Kırtık bu yolculukta aradığı mükemmel elmaya ulaşmak yerine çok daha kıymetli bir şeyin farkına varır. Çocukların sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine dikkat çeken oyun somut nesnelerle soyut kavramları ilişkilendirerek çocuğun algısını geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çocuğun günlük yaşamında yaşadığı çelişkileri renkli bir hayal dünyasında yeniden yaratan oyun çocuğa kendi gerçekliğine dışarıdan bakabilme şansı verir. B. Çağatay Çakıroğlu ve Ö. Barış Bakova’nın yazıp B. Çağatay Çakıroğlu’nun yönettiği oyunda; Elyesa Çağlar  Evkaya ve Seda Çavdar rol alıyor. Oyun, 21, 28 Kasım 2021 tarihlerinde Sultangazi Hoca Ahmet Yesevi Sahnesi’nde. RÜYA(5+Yaş) Hayvanların kafese kapatılması, gösterilerde kullanılması, doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılmaları nedeniyle çok üzülen bir çocuğun onları nasıl kurtardığı anlatılır. Özge Midilli-Ertan Kılıç’ın yazdığı Özge Midilli’nin yönettiği oyunda Nilay Yazıcıoğlu, Tarık Köksal, Nilay Bağ, Ceren Kaçar, Ceysu Aygen, Çağlar Polat, Emre Çağrı Akbaba, Mehtap Gündoğdu Akbulut rol alıyor. Oyun, 28 Kasım 2021 tarihinde Müze Gazhane Büyük Sahne’de.  BİR GÜN AYAKKABIMIN TEKİ (3+ Yaş) Rengarenk bir mutfak… Ama her yer çok dağınık… Oyuncu mutfağı toplamaktan sıkılıp gitmeye karar verir ama ayakkabısının tekini bir türlü bulamaz. O da ne, önce ayakkabısının diğer teki, sonra mutfaktaki her şey konuşmaya başlar. Kayıp ayakkabı, Kaptan Cook’u aramaya gitmiştir ve kim bilir başından ne maceralar geçmektedir… Derya Yıldırım’ın yazdığı, Özgür Kaymak’ınyönettiği oyunda Derya Yıldırım rol alıyor. Oyun, 28 Kasım 2021 tarihinde Ümraniye Sahnesi’nde. ### “Kısa Bir Aralık” Cam Heykel Sergisi Galeri Selvin Arnavutköy'de açılıyor Sıcak cam üfleme tekniğinde işler üreten Mete Bahtiyar Karataş’ın “Kısa Bir Aralık” adlı sergisi 18 Kasım’da Galeri Selvin Arnavutköy’de açılıyor. Sergide camın aniden soğumuş, sertleşmiş hali adeta zamanı durdurarak, sık sık yapmak zorunda kaldığımız çevre-tavır değişiklikleri nedeniyle girdiğimiz yüzlerce rolün seyrine olanak tanıyor. Sıcak camın yarattığı biçim değişiklikleri, maskelerimize göz atabilme imkanı sağlıyor. Camı sıcakken şekillendirerek figüratif heykeller üreten sanatçının sergisi 10 Aralık’a kadar sürecek. METE BAHTİYAR KARATAŞ ÖZGEÇMİŞ 1990 yılı doğumlu Karataş, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümü’nden mezun oldu. Çalışmalarına halen Eskişehir’de devam ediyor. ### Sanat ve antika tutkunlarına büyüleyici bir fuar deneyimi Demos Fuarcılık Genel Müdürü Hüseyin Aslan: "3-7 Kasım’da Türkiye’nin en büyük Sanat ve Antika Fuarı’nı gerçekleştireceğiz. Sanat ve antika tutkunlarına büyüleyici bir beş gün yaşatacağız." 1993 yılından bugüne Türk fuarcılık sektöründe birçok yeniliğe imza atmış organizasyon firması Demos Fuarcılık, önemli etkinlikleri gerçekleştirmeye devam ediyor. Profesyonel kadrosuyla ziyaretçilerine keyifli anlar yaşatan Demos Fuarcılık, 27 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında ilk kez gerçekleştirdiği Bodrum Sanat ve Antika Fuarı’nda ziyaretçi rekoru kırdı. Şimdilerde ise kasım ayının ilk haftası İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda sanat ve antika severleri buluşturacak İstanbul Sanat ve Antika Fuarı titizlikle hazırlanıyor. Demos Fuarcılık Genel Müdürü Hüseyin Aslan, fuarın detayları hakkında İstanbul Sanat Dergisi okuyucularına bilgi verdi. Demos Fuarcılık olarak nasıl bir sezon geçirdiniz? Fuarcılık tarihinin en kötü yılını yaşadık. Fuarcılık, kalabalık kitleleri bir araya getirmekle başarı sağlayan bir iş ve şu an kalabalıklarla olmak büyük tehlike arz ediyor.  27 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşen Bodrum Sanat ve Antika Fuarı beklentileri karşıladı mı? İlgi nasıldı? Bodrum Sanat ve Antika Fuarı muhteşem oldu. 7 bin 300 kişi, fuarı ziyaret etti. İlk kez yapılıyor olmasına rağmen Bodrum’da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük ve en çok ziyaret edilen sanat etkinliği oldu. Önümüzdeki yıllarda dünyanın önemli sanat fuarlarından biri hâline gelecek Bodrum Sanat ve Antika Fuarı, beklenen bir sanat etkinliği olacak. Önümüzdeki süreçte etkinlik takviminizde neler var? 3-7 Kasım'da Türkiye’nin en büyük Sanat ve Antika Fuarı’nı hayata geçireceğiz. Lütfi Kırdar ve İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenleyeceğimiz İstanbul Sanat ve Antika Fuarı, ülkemizde bugüne kadar gerçekleşmiş en büyük fuar olacak. Sanat ve antika severlere büyüleyici bir beş gün yaşatacağız. 150 antika firmasının yanı sıra 50 galeri ve yaklaşık 500 sanatçının iştiraki ile düzenlenecek fuarda, çok önemli koleksiyonlar da yer alacak. Demos Fuarcılık olarak yeni projelerinizden de bahseder misiniz? Önümüzdeki dönemde dünyaca ünlü sanatçıların sergilerini Türkiye’ye taşıyacağız. Şu an "Oscar-Claude Monet Sergisi" ile ilgili çalışmalar yapıyoruz. Yetiştirebilirsek, 2022 yılında sergiyi açmayı planlıyoruz. ### Cadde160 Art Gallery'de "Çelişki" Ertuğrul Berberoğlu, Cadde160 Art Galley’de Bağdat Caddesi’nin yeni sanat mekanlarından Cadde160 Art Gallery, soyut çağdaş sanatın iddialı temsilcisi Ertuğrul Berberoğlu’nun Çelişki isimli kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. 23 Ekim Cumartesi günü izleyiciyle buluşan sergide Berberoğlu’nun son dönem üretmiş olduğu geleneksel ve çağdaş üsluptaki dikkat çeken çalışmaları izlenebilir. 27 Kasım tarihine dek devam edecek sergi, Bağdat Caddesi, Numara 160’da bulunan Cadde160 Art Gallery’de Pazar ve pazartesi günleri hariç ziyaret edilebilir. Cadde160 Art Gallery Direktörü ve serginin küratörü Selin Berberoğlu, "Cadde160 Art Gallery olarak, çağdaş sanatın yükselen dinamizminin giderek etkisini hissettirdiği bu dönemde Ertuğrul Berberoğlu'nun farklı disiplinlerden teknikler ve yaklaşımlar kullanarak ürettiği sıra dışı eserlerinin izleyicide güçlü bir karşılık bulacağına dair kuvvetli inancımızı vurgularken, farklı bir sergi görmek isteyen tüm sanat dostlarını bu iddialı sergiyi ziyarete davet ediyorum." dedi. Hazırlanan serginin ve sunumun, kendisini ve çağdaş sanata eklemek istediği değerleri fazlasıyla yansıttığını ifade eden Ertuğrul Berberoğlu ise bu değerli projeye inanan ve sanatını sunması için mekanlarını kendisine açan Cadde160 Art Gallery'e teşekkürlerini iletirken, tüm sanatseverleri bu iddialı sergiyi görmeye davet ettiğini belirtiyor. Adını, bulunduğu adresten alan ve Kadıköy, Bağdat Caddesi üzerinde, Numara 160'da bulunan Cadde160 Art Gallery, pazar ve pazartesi günleri hariç haftanın 5 günü 12-19 saatleri arasında ziyaret edilebilir. ### Ferda Art Platform’da iki yeni sergi Ferda Art Platform, 20 Ekim – 10 Kasım 2021 tarihleri arasında Mert Diner‘in “Bizi Rahat Bırakın” ve Bawer Doğanay’ın “Bir Bulut İçinde Yaşıyorum” başlıklı kişisel sergilerine ev sahipliği yapıyor. Mert Diner’in sergisi alan dilimlemelerinin içinde oluşturduğu kompozisyonlarda izleyicisine, görünenin görünmeyenle birlikte yarattığı diyalektiği deneyimleme imkanı sunuyor. Üstü kapatılan duvarların gerçekliğini resimlerinin odak noktası haline getiren sanatçının 2018 ve 2019 yıllarında ürettiği eserlerden oluşan seçkide, bilinçli adımlarla yapılan hamlelerle birlikte, plân dışı gelişen leke ve tesadüfler de üretimin bir parçası hâline geliyor. “Bizi Rahat Bırakın”, Diner’in üstü kapatılana yönelik itirazını sunarken, aynı zamanda da izleyiciye galeri mekanında yeni yaklaşımlar oluşturabilmeyi hedefliyor. İşlerinde yer verdiği, renklerle işlenmiş zengin boya alanlarını Doğanay belli bir veri toplama sürecinin ardından ortaya çıkan ürünler olarak tasvir ediyor. Resimlerde sıkça gördüğümüz öğeler; taş süslemeleri, motifler, tarihi yapılar, ova-gökyüzü, bulutlar gerçek ile kurgu arasında bir araya gelerek tarih resminin bir versiyonunu ortaya çıkarıyorlar. Çoklu renk seçimiyle bu işlenmiş alanlar hem primitif hem güncel sanatın tasarım öğelerini barındırıyor. İçinde olduğu çağın da etkisi ile resimlerdeki bireyler Nihilist ve Romantik davranışların baş temsilcileridirler. Doğanay’ın işlerindeki kompozisyon genel olarak eğlenceli ve renkli bir dünyaya ait gibi görünse de aslında ekspresif, hırçın ve içsel bir dünyanın kapısını aralar. Sanatçı kullandığı detaylarla zamanı ve coğrafyayı flulaştırır. Doğa onun için vazgeçilmezdir. Bazen fantastik bir dünyanın detayı olarak bazen de tarihi dokuları süsleyen bir hal alır. Bir Bulut İçinde Yaşıyorum, sanatçının kendine has tekniği ve üslubunu yansıtmanın yanı sıra sanata bakışını bir başka pencereden izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor. ### Kadir Has Üniversitesi’nden yeni proje: “CONSIDER” Kadir Has Üniversitesi, Avrupa Birliği Ufuk 2020 RISE Programı‘ndan aldığı 1,2 milyon tutarındaki fon ile, endüstri mirasının korunmasını amaçlayan, bu alanda bilgi, deneyim ve yenilikçi fikirlerin paylaşımını teşvik eden ‘Kentsel Gelişme için Bir Kaynak Olarak Endüstri Mirasının Sürdürülebilir Yönetimi’ (CONSIDER) başlıklı uluslararası projeyi hayata geçiriyor. Projenin ortakları arasında Avrupa Birliği ve Orta Doğu ülkelerinden üniversiteler, belediyeler, kent konseyleri, miras alanları ve sivil toplum örgütleri bulunuyor. Proje için çalışmalar Ekim ayında başladı ve dört yıl sürecek. Projenin amacı, Avrupa Birliği içindeki ve Birlik’in dışındaki ülkelerde kazanılan deneyimleri araştırmak, mirasın korunması için yenilikçi fikirler geliştirip paylaşmak, endüstri mirasının sürdürülebilir yönetimini ve modern kent yaşamına kazandırılmasını sağlamak. Bir bölgenin kültürel mirasının bir parçası olan dolayısıyla o bölgenin kimliğini oluşturan endüstri mirasının bir daha yerine koyulamayacak şekilde kaybedilmemesi büyük bir önem taşımaktadır. Bunu önlemenin yolu, bu değeri yenilikçi çözümlerle kent yaşamına kazandırmaktan geçiyor. Proje kapsamında Avrupa’dan İngiltere, Almanya, Avusturya, Türkiye, İsrail ve Çin’e uzanan bir coğrafyadaki örnekler ve deneyimler üzerinde çalışmalar yapılacak. ### Merdiven Art Space’te yeni sergi: “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” Merdiven Art Space, 19 Ekim – 19 Kasım 2021 tarihleri arasında Kezban Arca Batıbeki’nin “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Serginin küratörlüğünü yazar, şair ve fotoğrafçı Merih Akoğul üstleniyor. 1984’ten bu yana farklı platformlarda kadın ve popüler kültür üzerine yaptığı işlerle tanınan Kezban Arca Batıbeki’nin annesinin sinema fotoğraflarından yola çıkarak hazırlanan sergi, çeşitli sanat pratiklerini de bir araya getiriyor. Sanat pratiğinde nostalji öğelerinin belirginliğiyle de tanınan Kezban Arca Batıbeki, yeni sergisinde Türkiye sinema tarihinde önemli yerleri olan babası yönetmen Atıf Yılmaz ve annesi oyuncu Nurhan Nur’la paylaştığı çocukluğunun izlerini; sinematografik sahneler, fotoromanlar, alt kültür, klişe, ‘kitsch’ ve pop kavramları çerçevesinde gerçekleştirdiği sanatsal üretimleriyle izleyiciyle paylaşır. Sanatçının çoğu yapıtında izleyici, tanıdık duyguların eşlik ettiği bir filmin fragmanı içinde geziniyor gibidir. Sanatçının kişisel hafızasından, anılarından, sinemadan kısacası yaşamından beslenen; yalnızlık, özlemler, hayaller ve hüznün melankolisi ile   sarmalanan ve bu kez salt “kadın”a değil aslında annesine yönelik içsel ve dışsal kuşatmayı ele alan son sergisi “Senin Annen Bir   Melekti Yavrum”, Batıbeki’nin duygu yüklü andaçlara sahip üretimlerinden önemli bir örnek olacaktır. Kezban Arca Batıbeki’nin tuval resimlerinden foto-kolajlarına, enstalasyonlarından kısa filmlerine kadar tüm sanat pratiğinde, sıradan görünen imgeler birer ikona dönüşür. Sanatçı, her ne kadar tüketim toplumu ve pop imgelerini kullansa da kendi resimsel/plastik anlayışı içinde bu imgeleri yeniden biçimlendirerek yapıtlarına geniş bir toplumsal bağlam kazandırır. Bu anlamda sıradan olanı ele alışı, estetik araştırmadan çok, sosyoloji/tarih ve toplumsal hafıza çizgisine yakınlaşır. Batıbeki, sanatsal söylemi ve çalışmalarının gerisindeki düşünsel ortamı, topladığı objeleri ve efemeraları kullanarak kurgular. Sanatçının yapıtlarında yer bulan her bir nesne, sosyo-kültürel hafızanın ve bireysel deneyimlerin ortak donanımları olarak başkalaşır. Nihai olarak yapıt, rastlantısal öğelerin yeniden düzenlenmesi değil, nesneler ve deneyimler arasındaki kurucu bağıntıların ifadesidir. Çünkü, nesneler, izleyiciye bir semboller ve alegoriler sahnesi sunarken sanatçının hafızasını diri tutan büyük bir mizansen de oluşturur. Sanatçının annesi Nurhan Nur’un, gerçek film karelerine referans gönderen tıpkı kostümler ve pozlarla yapılan güncel çekimlerinin geçmiş/bugün arasında zihni ve bedeniyle yaptığı içsel yolculuk ve anne-kız arasında yaşanan duygusal metaforlar serginin hareket noktasını oluşturuyor. Sergide ayrıca Nur’un Türkiye’de bir dönem sinemanın yerini alan fotoromanlara yaptığı çekimlerden seçilmiş örnekleri kullandığı resimler, mekân yerleştirmesi ve video yerleştirmeleri gibi farklı işler, iki farklı jenerasyonun; fotoğraf, video, enstalasyonlar ve yeni teknoloji üzerinden kendi dönemlerine bakışlarını irdeliyor. Sergiye, sanatçı Deniz Başer tarafından el yapımı üretilmiş 150 edisyonla sınırlı özel bir fanzin de eşlik ediyor. ### 21. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali başlıyor Kültürler Arası Transfer Derneği tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hessen Eyaleti Başbakanı Volker Bouffier, Bilim ve Sanat Bakan Yardımcısı Ayşe Asar, Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Peter Feldmann ve Türkiye Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer himayesinde düzenlenen Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, bu yıl 25 – 30 Ekim 2021 tarihleri arasında 21. kez gerçekleşecek. Festival kapsamında Türkiye, Almanya ve Fransa’dan 25’e yakın film gösterilecek ve söyleşi, panel ve konser gibi bir dizi etkinlik düzenlenecek. Festival filmleri, CineStar Metropolis, Alman Film Müzesi ve Film Forum Höchst, Mühlheim am Main, Rodgau- Jugesheim, Frankfurt am Main, Offenbach am Main, Michelstadt ve Rödermark sinemalarının yanı sıra, JVA Preungesheim Frankfurt am Main Cezaevi’nde gösterilecek. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nde, bu yıl Türkiye proje ortağı olarak destek veren FİLM-SAN Vakfı işbirliği ile 21. kez Altın Elma ödülleri sahiplerini bulacak. Festival kapsamında 7 dalda verilen Altın Elma ödüllerinin jürisi, önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye ve Almanya’dan sinemacılardan oluşuyor. ### Peep Art Space, Asmalımescit’te açılıyor Geçtiğimiz Kasım ayından beri faaliyetlerini daha çok dijital alanda gerçekleştiren Beyoğlu’nun yeni sanat mecrası Peep Art Space, Asmalımescit’teki mekânını açmaya hazırlanıyor. Bir yıllık macerada adını kulaktan kulağa fısıltı ile duyuran Peep, yeni mekânında ziyaretçilerine içinde özel kitapların bir araya toplandığı bir kütüphane ile gösteri ve sergi ortamı sunuyor. Temmuz ayında hedeflerini paylaşmak için sanatçılar, yazarlar, müzisyenler, sinemacılar ve gazetecileri buluşturduğu bir akşam yemeği düzenleyerek bu sene açılacağının haberini veren Peep Art Space, bu davetle buluşturduğu üretenlere birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı sağlayarak, mekânın kuruluşunun birleştirici ve destekleyici temeller üzerine atılacağının da mesajını vermişti. Şimdiye kadar yapımcılığını üstlendiği kliplerin videolarını, aralarında Deniz Tekin, Evdeki Saat, Ricardo Moyano&Enver Mete Aslan, Serkan Emre Çiftçi, VISAL - Velican Sagun & Bora Çifterler, Volkan İncüvez, Vural Köfteci ve Bergama Viran Kapı Orkestrası’nın yer aldığı performansları YouTube üzerinden paylaşan Peep, ilerleyen günlerde çeşitli film ve sanat festivalleri kapsamında gerçekleşecek etkinliklere de yer vermeyi planlıyor. Güncel sanat sergilerine de ev sahipliği yapabilecek şekilde tasarlanan mekân, gerçekleşecek sergiler, atölyeler, buluşmalar ve özel konseptli etkinliklerle sanat ve teknoloji ile ilgilenen, kültür-sanat alanına gönül vermiş kişileri kendi mekânında ağırlamaya hazırlanıyor. Yeni projeler doğurabilecek insanlarla, süreklilik sağlayabileceği bir iletişim yaratmayı amaçlayan Peep Art Space’in Kasım ayında paylaşılacak programı ile şimdiye kadarki faaliyetlerini sosyal medya hesapları üzerinden takip edebilirsiniz. ### Türk Sanatının Avrupa’daki en görkemli Buluşması Londra’da gerçekleşiyor İngiltere ilk kez Türk Sanatının önde gelen isimlerinin katlımı ile gerçekleşecek TA London / Turkish Art Week Türkiye, Azerbeycan, Kuzey Kıbrıs ve Avrupa’da yaşayan Türk sanatçıları Londra’da buluşturuyor. 27-31 Ekim tarihlerinde Londra’nın ünlü sanat merkezi Saatchi Galeri Türk modern sanatçıların Avrupalı sanatseverlerle buluşmasına sahne oluyor. 26 Ekim ‘de saat 18.00’de yapılacak vip açılış ile start alacak TA London, İngiltere’nin ilk online Türk Sanat galerisi ve sanat platformu olan  Renko London organizasyonunda Türk Hava Yolları ve Doqu Home ana sponsorluğunda, Bahçesehir Üniversitesi, Hand B  Capital, The Stay Hotels sponsorluğunda hayata geçiyor. Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs ve Avrupa’da yaşayan Türk asıllı, sanatın en önemli ressam, heykeltraş ve enstalasyon sanatçılarından oluşan 20 sanatçının 88 eseri  TA London / Turkish Art Week ile Avrupa’nın en önemli sanat merkezi olan  Londra’da sergilenecek. Türk Modern sanatını Avrupa’ya taşıma vizyonu ile tasarlanan TA London her yıl değişen ve gelişen bir içerikle Londra ‘da gelenekleşecek bir organizasyon olmayı hedefliyor ve her yıl bir sanatçının organizasyonun ”Featuring“ baş sanatçı olması tasarlanıyor. TA London’ın ilk yılındaki “Featuring” baş sanatçısı resmin şairi Devrim Erbil. LONDRA RÜYA GİBİ 1960’lardan günümüze özellikle İstanbul temalı çalışmaları ile Türkiye’de ve dünyada çağdaş sanatın efsane isimlerinden biri olan Devrim Erbil, TA London sergisine geniş bir koleksiyon ile katılıyor. İstanbul serileri ile sanat dünyasına damgasını vuran Devrim Erbil TA London kapsamında ilk kez ürettiği “Londra Rüya Gibi “isimli yağlı boya tablosu ve bu eserin limitli sayıdaki serigraf baskılarının orjinal ve NFT versiyonları birlikte olarak dünyanın en önemli NFT platformlarından   nıfty gateway işbirliğinde dijital açık artırmaya sunulacak, Resmin şairi 60 yıllık modern sanatçı olarak ilk kez NFT dünyasına adım atacak, Azerbaycan’ın renklerin efendisi olarak tanınan ünlü ressam Sakit Mammadov ve Kuzey Kıbrıslı efsane sanatçı Emin Çizenel‘in de katılacağı TA London organizasyonunda önde gelen  Türk  çağdaş sanatçılar dışında iki misafir sanatçı da bulunuyor. Farklı kültürlerin kesişme noktası olan Londra’nın çok renkli  yapısını  temsilen  Joana Gilbert ve Eva Sonaike  TA London’nın  misafir sanatçıları  olarak sergide yer alıyorlar. SANATÇILAR Bahri Genc, Barış Sarıbaş, Başak Cansu Güneykaya, Cengiz Yatağan, Çiğdem Erbil, Devrim Erbil, Ece Clarke, Emin Çizenel, Esra Meral, Eva Sonaike, Joanna Gilbert, Mehmet Günyeli, Mine Zabcı, Nuri Battal, Renk Erbil, Rina Bakış, Sakit Mammadov, Sina Mirel, Sümer Erek,Yam Karkai,Yiğit Yazıcı ### İstanbul Bayrampaşa Göz Hastanesinde Exlibris Sergisi Açıldı İstanbul Exlibris Akademisi Derneği’nin “Göz Nurunu Koruma Vakfı” İstanbul Bayrampaşa Göz Hastanesi’nde açtığı Exlibris Sergisi’nde 23 ülkeden 120 sanatçının katıldığı Uluslararası Kristof Kolomb Exlibris Özgün Baskı Yanşması (International Christopher Colombus Contest)’nde ve İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate Onlus’un 2001'den beri organize ettiği Uluslararası Exlibris Yarışmalarından seçilen ve sergilenmeye layık görülen, özenle seçilmiş Orjinal Exlibris’ler yer alıyor. Sergi Kasım ayı başına kadar kadar devam edecek. Serginin açılış törenine Göz Nurunu Koruma Vakfı Başkanı Av. Fuat Topdemir, yönetim kurulu üyeleri Aysen Kiper, Av. Mehmet Özhabeş, Op. Dr. Ercan Sağlam, Ahmet Deha Otmar, Özkan Pala, Eray Hantal, Hasan Büke Uras, M. Engin Gürpınar ve Mesut Avcı ile birlikte yine vakıf yöneticisi ve İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı olan Latife Baştuğ, hastanenin Halkla İlişkiler Sorumlusu Hülya Sancaklı ile yardımcısı Nil Akpınar ve müze sorumlusu Cemal Albayrak katıldı. Açılış töreninde bir konuşma yapan Göz Nurumu Koruma Vakfı Başkanı Av. Fuat Topdemir, "Hastanemizin giriş kısmında bulunan müzemizde göz hastalıkları tedavisinde geçmişten bugüne kadar kullanılan alet ve cihazları sürekli olarak sergilerken, aynı zamanda bu alanda çeşitli sergilere de ev sahipliği yapıyoruz. Exlibris kısaca bir kitabın tapusudur. Bir işarettir, bir resim sanatıdır. Bayrampaşa’da böyle bir sanat etkinliğine hastanemizde yapmaktan ve bu sanatın tanıtılmasına vesile olmaktan mutluluk duyuyoruz. Halen sergilenmekte olan Filateli sergisi ile birlikte Exlibris sergisi de çok uyum sağladığı bu sergimizi de devam ettirdik. Bu sergimiz sadece hastaneye gelenlere değil herkese açıktır. Serginin açılmasında emeği olan Göz Nurumu Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı Latife Baştuğ’a ve sanatçılarımıza da teşekkür ediyoruz” dedi. İstanbul Exlibris Akademisi Derneği Başkanı Latife Baştuğ ise uzun süredir ilgilendiği Exlibris sanatıyla ilgili Bayrampaşa Göz Hastanesi’nde sergi açmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Exlibris’in kitapların iç kapağına yapıştırılan üzerinde kişinin adının ve değişik konularda resimlerin yer aldığı küçük boyutlu özgün yapıtlar olduğunu belirten Latife Baştuğ, “Exlibris, kitabın kartviziti ya da tapusudur. Yani o kitabın kime ait olduğunu ifade eden özel bir sanat çalışmasıdır. Geçmişi eskilere dayanan exlibris ile ilgili olarak dünyada dernekleri kurulmakta, yarışmalar düzenlenmekte ve sergiler açılmaktadır. Sadece exlibrislerin yer aldığı müzeler bile vardır. 13 Ağustos 1998'de ise arkadaşlarımla birlikte İstanbul Exlibris Akademisi’ni kurdum ve halen başkanlığını yapmaktayım. Üyelerimiz birçok Exlibris yarışmasında ödüller almış ve eserlerinin çoğu kataloglarda yayınlanmıştır. Bu sergileri açarak hem Exlibris’i tanıtmayı hem de yeni sanatçıları kazandırmayı hedefliyoruz. Sergimize tüm sanatseverleri bekliyoruz” ifadelerini kullandı. KRISTOF KOLOMB EXLIBRIS YARIŞMASI Türk sanatçılarının Uluslararası Kristof Kolomb (1492-1992) Exlibris Özgün Baskı Yanşması’na katılmaları için sanat elçiliği yapan Latife Baştuğ'un kolleksiyonunda bulunan orjinal Exlibris’ler Genova  Andere Doria Sarayındaki sergileme ve ödül töreninden sonra 1993'de İstanbul Basın Müzesinde, 2017’de Balat Kültür Evi’nde, 2019’da Beşiktaş Belediyesi Sergi Salonunda ve Bodrum Dibekli Han’da sergilemişti. Koleksiyon’da Almanya, Amerika, Belçika, Bolivya, Bulgaristan, Çekoslavakya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsviçre, İtalya, Kolombya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Mısır, Moldovya, Polonya, Romanya, Rusya’dan katılan Exlibris sanatçıları’nın seçme 100 eseri bulunuyor. 1992'de Bolonga Exlibris Akademisi, Kristof Kolomb Vakfı, Regione Compagna Derneği ve Genova Belediyesince düzenlenen Yarışmanın Juri’side Genova Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü (Juri Başkanı), Kristof Kolomb Vakfı Başkanı Avv. Gustava Gamalero,  Prof. Elena Pongiglione, Prof. Antiono Gramandi, Barcelona Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Joan Lluis da Yebla ve Exlibris Akademisi Başkanı Dott. Remo Palmirani görev almıştı. İstanbul Exlibris Akademisi Derneğinin Başkanı Latife Baştuğ yarışma konusunda şunları söylüyor; "Exlibris dünyasına ilk adım atmam 1991 yılında İtalya’da uluslararası bu sergiyi organize etmekte olan dostum; ressam arkadaşım Antonio Grimaldi’nin davetiyle gerçekleşti. "Bu uluslararası sergide neden Türkiye'den katılım olmasın?" diye çabalayan dostumun gayreti ile Türkiye’den altı sanatçı ile İtalya’nın Uluslararası Kristof Kolomb Exlibris Özgün Baskı Yanşması (International Christopher Colombus Contest)'e katıldık.  Böylece Türk sanatçılarının ilk defa yurtdışında yapılan Exlibris yarışmasına katılması gerçekleşti. Türkiyeden Mine Arasan, Nurhayat Berker, Mustafa Horosan, Berran Kançal, Emin Koç ve Faruk Muver adlı sanatçılar katıldı. Bu çalışmam Türk sanatçılarını uluslararası platforma taşımak, ülkemizin tanıtımına katkıda bulunmaktı. Yurtdışındaki çalışmalara İtalyan Türk Biennalini İtalya’da organize ederek, Roma’da Exlibris Türkiye sergisi, Exlibris Müzik Aletleri sergileri açarak devam ettik.” İTALYAN EXLIBRIS DERNEĞİ’NİN YARIŞMALARI İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d'Estate Onlus’un 2001'den beri organize ettiği Uluslararası Exlibris Yarışmalarından seçilen ve sergilenmeye layık görülen 50 adet Exlibris’lerinin Orjinalleri’ni Türkiyede sergilenmesi amacıyla 2009’da Derneğe göndermiş; Almanya, Arjantin, Belarus, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, İtalya, Litvanya, Rusya, Türkiye’den Exlibris sanatçılarının Exlibris’leri  Türkiye’de ilk defa 2019’da Bodrum’da Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü‘nde sergilenmişti. Kısa hikayeler, resim ve heykelle ilgilenen İtalyan Exlibris Derneği “Solstizio d’Estate” 2001’den beri Uluslararası Yarışma organize ediyor. 2001’deki uluslararası yarışma 2003’te Remo Palmirani başkanlığında “Exlibris” olarak devamlı bir yarışma haline getirdi. Bu yarışmalar her yıl masallar dünyasında yeni bir temaya bağlı olarak yapılmaya devam ediyor. 2010’da da İtalyan Exlibris Derneği Solstizio d’Estate Onlus Derneğinin “Exlibris Bosco Stregato Büyülü Orman” sergisini de İstanbul Exlibris Akademisi Derneği öncülüğünde Cağaloğlu İki Lions Kulüp ve Solstizio d’Estate Onlus işbirliği ile İstanbulda açılmıştı. İstanbuldaki Uluslararası 33. Fisae Exlibris Kongresi‘nin yapılacağı 25-29 Ağustos 2010 tarihine denk gelen ve sanat danışmanlığını Tommaso Lo Russo yaptığı sergiye Exlibris kongresi için gelen misafirler ziyaret etmişti. Sergi bir sene sonra “Levent Soroptimist Kulübü” ile “Cağaloğlu İki Lions Kulübü” işbirliği Balat Kültür Evi’nde tekrar edilmişti. İSTANBUL EXLIBRIS AKADEMİSİ İstanbul Exlibris Akademisi Derneği 2003’de Ankara Kavaklıdere Sanat Galerisi’nde Exlibris Sergisi, 2006’da İstanbul Basın Müzesi’nde Exlibris Sergisi, 2008’de İtalya Soncino Basın Müzesinde Dr. Remo Palmirani’yi anma gününde Exlibris Sergisi, İtalyada Torino Castello Roddi Albada’da Exlibris Sergisi, 2009’da İstanbul 3.Uluslararası Su Konferansı’nda Exlibris Sergisi, İstanbul Basın Müzesi’nde Exlibris Sergisi, 2010‘da Bodrum Kefaluka Hotel’de Uluslararası Lions 13. Akdeniz Platformu’nun açılışı sırasında “Exlibris Akdeniz” Sergisi, İtalya Ligaura’da Exlibris “Lions 2010” Sergisi, 2012’de İstanbul Akatlar Kültür Merkezi’nde Exlibris Sergisi, Italya Albengada Lions haftasınde Exlibris Sergisi, 2013’de İstanbul Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nde yapılan Avrupa Forumu açılışında “Istanbul 2013” Exlibris Sergisi, 2014’de Bodrum Dibeklihan’da Exlibris Sergisi, 2015’de Balat Kültür Evinde Exlibris Sergisi, 2017’de İstanbul Balat Kültür Derneği’nde Exlibris Sergisi, İstanbul Mason Derneğinde Exlibris Sergisi açtı. ### Yeni Metin Festivali 10 başlıyor GalataPerform’un oyun yazarlığı alanında düzenlediği Yeni Metin Festivali bu yıl onuncu kez 1- 28 Kasım 2021 tarihleri arasında, “Nefes” teması odağında gerçekleşiyor. Festival bu yıl, Saint Benoit Silüet Sahnesi, BAU Konservatuar Pera Sahnesi, BeReZe Gösteri Evi, Bahçe Galata, Arter-Sevgi Gönül Oditoryumu ve yeniperform.com'da hibrit bir yapıyla hem fiziksel alanda hem de dijitalde seyircisini ağırlamaya hazırlanıyor. GalataPerform tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin ilk Oyun Yazarlığı Festivali olma özelliğini taşıyan Yeni Metin Festivali, tiyatro alanında yeni yazarlara ve yönetmenlere alan açmayı hedefliyor. Bu yıl “Nefes” temasıyla izleyiciyle buluşacak olan festival kapsamında, atölyelerde bu tema altında yazılan yedi yeni oyun, okuma tiyatrosu olarak sahneleniyor. Ayrıca atölyelerden çıkan bir Yeni Yazarlar Masası bir de Yönetmenlik Projesi de yeni yazar ve yönetmenleri seyirciyle bir araya getirmeye hazırlanıyor. 2019’dan itibaren ise Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali ve Yeni Metin Festivali iş birliğiyle, Yeni Metin Atölyelerinde yazılmış bir oyuna “Senenin Oyunu” ödülü veriliyor. Bu senenin ödülü Çiçek Kalkışması adlı oyunu için Sevcan Batı’ya, Saint Benoit Silüet Sahnesinde gerçekleşecek olan okuma tiyatrosunun ardından verilecek. Bu sene hem dijital hem de fiziksel olarak gerçekleşecek festivalin yurt dışı konukları arasında ise Norveç Büyükelçiliğinin desteğiyle Cecilie Loveleid, Cervantes Enstitüsü desteğiyle Joan Yago, İstanbul Tiyatro Festivali ve Hollanda Sahne Sanatları Fonu iş birliği ile İstanbul Tiyatro Festivali'nin Hollanda Seçkisi bölümünde misafir edilen Magne van den Berg, Bahçeşehir Üniversitesi desteğiyle Yeton Neziray gibi oyun yazarları ve yönetmenler program dahilinde oyun okumaları, atölyeler, söyleşi ve panelleriyle yer alıyorlar. Kasım ayı boyunca #TiyatroylaNefesAlıyoruz sloganıyla seyirciler ve tiyatrocuları bir araya getirecek festivalin programı şu şekilde: 1 KASIM Çiçek Kalkışması | Senenin Oyunu Okuma Tiyatrosu ve Ödül Töreni | Yazan: Sevcan Batı | Yöneten: Sanem Öge | Oyuncular: Sedat Kalkavan, Ozan Bingöl | Yer: Saint Benoit Fransız Lisesi - Sahne Silüet | Saat: 20.00 Rakunların, yılanların ve insanların tek vücutta birleştiği bir masal. Göle karşı bir araya gelen iki yabancı... Çiçekli Göl'de nilüfer mevsimi, bir kadın çığlığı, bir bebek ağlaması... Gölün tanıklığında Hedil, Ahzem ve Ak Ana'nın masallarla, imgelerle dolu hikayelerine tanık oluruz. *İstanbul Tiyatro Festivali ile ortak etkinliktir. *Ücretsiz etkinlik. 7 KASIM Seyirci | Okuma Tiyatrosu ve Söyleşi | Yazan: Yeton Neziray | Yöneten: Senem Cevher | Çeviren: Senem Cevher | Yer: yeniperform.com | Saat: 18.00 Vaclav Havel’in 1975 yılında yazdığı Seyirci adlı oyunuyla başlayan ve dünya tiyatro literatürüne Vanek Oyunları olarak geçen oyunlar seçkisinde Yeton Neziray’ın Seyircisi de yerini alır. Sahnede Havel’in oyununun provaları devam ederken tiyatronun kulisinde anlamsız bir soruşturmaya şahit olunan bu oyunda soruşturma anlamını yitirdikçe denge oyununda taraflar yer değiştirir. Oyun devam eder. Ta ki tiyatro yönetmeni ve müfettiş arasındaki ilişki hiçbir anlam ifade etmeyecek noktaya gelene kadar. *Oyun sonrası Zoom Webinar formatında Ferdi Çetin moderatörlüğünde yazar ve yönetmen ile söyleşi gerçekleşecektir. *Ücretsiz etkinlik. 8 KASIM Magne van den Berg ve Yeni Metin Yazarları Buluşması | Yer: BAHÇE Galata | Saat: 17.00 İstanbul Tiyatro Festivali ve Hollanda Sahne Sanatları Fonu iş birliği ile İstanbul Tiyatro Festivali'nin Hollanda Seçkisi bölümünde misafir edilen Magne van den Berg Yeni Metin Atölyelerimizin 2021-22 sınıfıyla özel bir buluşma gerçekleştirecek. * İstanbul Tiyatro Festivali ile ortak etkinliktir. * Yeni Metin Atölyeleri 2021 katılımcılarına ücretsizdir. Yapraklarından Yoksun Ağaçlar Hışırdar | Okuma Tiyatrosu ve Söyleşi | Yazan: Magne van den Berg | Yöneten: Mert Öner | Çeviren: Şaban Ol | Yer: Saint Benoit Fransız Lisesi - Sahne Silüet | Saat: 20.00 İstanbul Tiyatro Festivali ve Hollanda Sahne Sanatları Fonu iş birliği ile İstanbul Tiyatro Festivali'nin Hollanda Seçkisi bölümünde gerçekleştirilecek olan okuma tiyatrosunun konuğu, ödüllü Hollandalı yazar Magne van den Berg’in oyunu okuma tiyatrosu olarak Yeni Metin Festivali kapsamında sunulacak. Gücünü özellikle iki kadının diyaloğunda ve minimalist repliklerinde bulan metinde, olabildiğince az kelime ile iki kadının dramı, acıları, pişmanlıkları ve umutları dile getiriliyor. Bu nitelikleriyle de oyun; çağdaş ve kadın odaklı kurgulanmış bir Godot’yu Beklerken olarak düşünülebilir. *İstanbul Tiyatro Festivali ile ortak etkinliktir. *Ücretsiz etkinlik. 13 KASIM Norveç Çağdaş Tiyatrosu Üzerine Webinar | Moderasyon: Yeşim Özsoy | Yer: yeniperform.com | Saat: 11.00 Yeni Metin kapsamında bugüne kadar ağırlanan oyun yazarlarıyla Norveç Çağdaş Tiyatrosu üzerine bir söyleşi düzenlenecektir. * Bu etkinlik Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. * Ücretsiz etkinlik. Demian Vitanza ile Oyun Yazarlığı Atölyesi | Saat: 15.00 - 17.00 | Yer: zoom.us Oyunları Norveç Devlet Tiyatrosunda da sahnelenen uluslararası yazar Demian Vitanza aynı zamanda çok ses getiren This Life or The Next adlı romanın da yazarı Yeni Metin Atölyeleri 2021 katılımcılarına özel bir atölye verecek. * Bu etkinlik Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. Görmek | Okuma Tiyatrosu ve Söyleşi | Yazan: Cecilie Loveid | Yöneten: Enginay Gültekin | Çeviren: Ferdi Çetin | Yer: yeniperform.com | Saat: 17:00 2015 yılında Norveçli oyun yazarı Cecilie Loveid’e İbsen Ödülünü kazandıran Görmek, satılığa çıkarılan evlerinde bir kadın, onu zihinsel engelli oğlu ve bir emlakçı üzerinden geçmişe doğru açılır. Şiirsel dilin hâkim olduğu bir dizi anın içinden geçerek aile, kayıp, yas ve travmalara dair yüzleşmelere şahit oluruz. Görmek oyununun şiirsel dilinin ötesinde seyirciyi huzursuz eden bir ritmi vardır. * Bu etkinlik Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. * Ücretsiz etkinlik. 14 KASIM Cecilie Loveid ile Oyun Yazarlığı Atölyesi | Yer: Zoom | Saat: 12.00 - 14.00 | Atölye Ücreti: 100 TL 30’dan fazla oyun metni yazmış ödüllü oyun yazarı, şair ve roman yazarı Cecilie Loveid Yeni Metin Atölyeleri kapsamında oyun yazarlığına giriş niteliğinde bir atölye verecektir. * Bu etkinlik Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. * Yeni Metin Atölyeleri 2021 katılımcılarına ücretsizdir. Ağırlık | Okuma Tiyatrosu ve Söyleşi | Yazan: Demian Vitanza | Yöneten: Okan Urun | Çeviren: Ferdi Çetin | Yer: BAU Konservatuvar Pera Sahnesi | Saat: 18.00 İlk kez Norveç Ulusal Tiyatrosu’nda sahnelenen ve 2019 yılında İbsen Ödülü’nü alan Ağırlık, ‘teatral şiir’ olarak tanımlanabilir. Seyirci, iki karakterin aşk, ölüm, yalnızlık ve yas gibi kavramlarla örülü monologları üzerinden ritmin zamansız yolculuğuna davet edilir. * Bu etkinlik Norveç Büyükelçiliği tarafından desteklenmektedir. * Ücretsiz etkinlik. 16 KASIM Bazı Günler Diğerlerinden Uzundur | Okuma Tiyatrosu | Yazan: Ceren Ertöz Yöneten: Özgün Çoban | Oyuncular: Ozan Erdönmez, Pınar Yıldırım | Yer: zoom.us | Saat: 20.30 | Bilet Ücreti: 30 TL 10, 9, 8... İntiharın eşiğindeki bir adam, geçmişinin izlerini silmeye, içindeki sesi susturmaya çalışır. Hafızasının derinliklerine doğru yola çıktıkça gerçeğiyle yüzleşir. Pandora’nın kutusunda son kalan ise umudun kendisidir. 3, 2, 1... 18 KASIM Kapı Çalar, Karpuz Düşer | Okuma Tiyatrosu | Yazan: Ahmet Mete Balyan | Yöneten: Fehmi Karaarslan | Yer: zoom.us | Saat: 20.30 | Bilet Ücreti: 30 TL Kapı çalar, karpuz düşer, kız gelir. Çağıl ve Ogan çözemedikleri her şeyle baş başa kalırlar. Her ikisi de bu çözümsüzlüğe karşı benzer duygular taşısa da oğlan çözüm arayışından umutsuzlukla kaçarken, kız yine de gerçeklerin peşindedir. Çağıl ve Ogan kendileri için yarattıkları artistik dışavurumlardan artakalan zamanlarda bir salonda öylece oturmaktadırlar. Bu durağanlık kızın sorduğu soruyla bir kez daha bozulacaktır. 20 KASIM -Dijitalleşme ve Ekoloji Ekseninde Yeni Dramaturjiler ve Eleştiri Paneli Moderasyon & Açılış Konuşması: Dr. Ferdi Çetin | Konuşmacılar: Dr. Öğr. Üyesi Ozan Ömer Akgül, Dr. Öğr. Üyesi Melike Saba Akım, Dr. Öğr. Üyesi Melis Bilgin, Dr. Öğr. Üyesi Özlem Karadağ | Yer: Arter - Sevgi Gönül Oditoryumu | Saat: 11.00 Dijitalleşme ve ekoloji, içinde bulunduğumuz dönem itibariyle öncesinde görülmemiş bir hızla mercek altına alınmaya başlanan iki kavram olarak karşımıza çıkıyor. Geleceğin seyircisinin performans sanatlarını nasıl alımlayacağının araştırılması ile başlayan ve günümüzde hiç olmadığı kadar sıklıkla tartışmak durumunda kaldığımız “tiyatronun dijitalleşme süreci” beraberinde getirdiği yeni dramaturjiler ve sahne üzerinde yaratılan yeni gerçeklikler itibariyle üzerine odaklanılması gereken kavramlardan birincisiyken, diğer tarafta dünya ajandasının üst sıralarında yer alan küresel felaketler ve alarm veren meseleler aracılığıyla; felsefeden edebiyata ve sinemadan kavramsal sanatlara her alanda karşılığını görmeye başladığımız ekoloji kavramı baş gösteriyor. Yapay zekâ, arttırılmış gerçeklik gibi kavramlarla sahnede yeni gerçeklikler ortaya çıkarken; sahnenin ekolojikleştirilmesi ya da eko-dramaturjilerin ortaya çıkması da dönem itibariyle yine bu iki kavramı beraber ele almamızı zorunlu hale getiriyor. Bu oturumda, adı geçen kavramlar ışığında yeni dramaturjilere ilişkin bir zemin kurulması hedeflenmektedir. Bu oturumdan hemen sonra Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin Yeni Dramaturjilerin Eleştirisi oturumu olacaktır. * İstanbul Tiyatro Festivali ile ortak etkinliktir. * Etkinlik kapasitesi sınırlı olduğundan, katılım için 1 Ekim Cuma gününden itibaren iksv.org üzerinden rezervasyon yapılması gerekmektedir. * Arter’in değerli katkılarıyla. * Ücretsiz etkinlik. Joan Yago ile Oyun Yazarlığı Atölyesi | Yer: BAU Konservatuvar | Saat: 15.00 - 17.00 | Atölye Ücreti: 100 TL Institut del Teatre de Barcelona Oyun Yazarlığı ve Yönetmenlik derecesine sahip, oyun yazarı, senarist ve yönetmen La Calòrica adlı tiyatronun kurucusu Joan Yago, Yeni Metin Atölyeleri kapsamında bir atölye gerçekleştirecektir. * Cervantes Enstitüsü’nün değerli katkılarıyla. * Yeni Metin Atölyeleri 2021 katılımcılarına ücretsizdir. 21 KASIM Fairfly | Okuma Tiyatrosu | Yazan: Joan Yago | Yöneten: Mark Levitas | Çeviren: S. Seniz Coşkun Adıgüzel | Yer: BAU Konservatuvar Pera Sahnesi | Saat: 18.00 Gıda endüstrisinde çalışan ve işsiz kalmak üzere olan dört meslektaşın hayatlarını konu ediniyor. Günümüz iş dünyasındaki startuplar ve girişimcilik kültürüne ironik bir bakış açısı getiren Fairfly, çok para kazanma tutkusu, başarı saplantısı ve neoliberal söylemleri sorgulayan bir kara komedi olarak karşımıza çıkıyor. * Cervantes Enstitüsü’nün değerli katkılarıyla. * Ücretsiz etkinlik 22 KASIM Düşenler | Okuma Tiyatrosu | Yazan: Gizem Kurtulmuş | Yöneten: Yağmur Yağmur | Yer: Kültüral Performing Arts | Saat: 20.30 | Bilet Ücreti: 30 TL Tufanda yalnız bırakılan bir yaratık, hafızası gidip gelen bir balık ve insan gibi yaşayabi