Londra’ya bu gelişimizde kızımızı ziyaret etmek, eşimle beraber planladığımız 5 günlük bir geziydi. Genelde her gelişimizde telaş, kısıtlı sürede yapılacak işler ve koşturmacamız olurdu.
Mimarlık sonrası 2 yılda Londra’ya alışmış ve biz de onunla birlikte şehri koşturmadan keşfetmek, akışta kalmak, adımlarımızı yavaşlatmak, sanki Londra’yı ilk kez geziyormuşuz gibi anlam katarak vakit geçirmek için çok plan yapmadık. Akışa güvendik. İşte tam da bu sakinlik ile Londra’nın başka bir yüzünü deneyimledik.
Sahne sanatları
Bu şehirde tiyatroya ya da müzikale gitmek yalnızca bir akşam planı değil, başlı başına bir ritüelmiş. Londra’da oyuna son dakika koşulmazmış; biraz erken gelir, fuayede içeceğinizi alır, etrafınızdaki insanların sohbetlerine tanık olur, mekânın atmosferini içinize çekersiniz. O akşam sizin için özel bir akşamdır; ışıklar, müzikler ve insanların heyecanı, daha perde açılmadan sizi içine alır. Bu seyahatte o büyünün bir parçası olduk. İki akşamda iki farklı sahnede, iki bambaşka dünyada…

MEŞHUR “GATSBY” MÜZİKALİNİN ALTIN TOZLARI ARASINDA…
“The Great Gatsby – A New Musical” için London Coliseum’un dev kapılarından içeri adım attığımızda, önce başımı kaldırıp, tavan süslemelerine baktım. Bugüne kadar 164 tiyatro binası tasarlamış Mimar Frank Matcham’ın 1904’te tasarladığı bu salon; altın varaklı detayları, zarif işlemeleri ve geniş balkonlarıyla sanki Edward dönemi (1901-1910) yaşantısının hikâyesiydi.
PERDE AÇILDIĞINDA 1920’LERİN CAZ DOLU DÜNYASINA ÇEKİLDİK
Parlak ışıklar, sahneden taşan müzik, dev projeksiyonlar… Her sahne bir tablo gibiydi. Arabaların geçtiği, yağmurun yağdığı anlar… Teknoloji ve sanat öyle ustaca birleşmişti ki, üç saat boyunca tek bir an bile gözümü ayırmak istemedim. Eleştirmenler, “Görsel olarak muhteşem ama duygusal derinlik az” deseler de ben o dekorların içinde otururken, sanki Gatsby’nin partilerinden birinin davetlisiymişim gibi hissettim. Ve bazen de bende bıraktığı his, eleştirilerin önüne geçer.

A MIDSUMMER NIGHT’S DREAM
İkinci deneyimim, “A Midsummer Night’s Dream” (Bir Yaz Gecesi Rüyası) ile Tower Bridge’in hemen yanı başındaki Bridge Theatre’da oldu. Burası Coliseum’dan çok farklı. Modern, esnek, izleyiciyle sahnenin sınırlarını kaldıran bir yapı. Bilet alırken sahnedeki bilet yerlerini görünce anlamadım ve “Ayakta izlemek mi? Üç saat boyunca? Nasıl olacak?” diye düşündüm.
SAHNE ARKASINDA KUSURSUZ BİR ORGANİZASYON
Oyun başladığında platformlar hareket etmeye başladı, oyuncular seyircilerin arasından geçti, yukarıdan akrobatlar süzüldü. Bir baktık ki seyirciler sahnenin içinde kaldı. Seyirci artık izleyen değil, hikâyenin interaktif parçası… Beni en çok etkileyen ise sahne arkasındaki kusursuz organizasyondu. Oyuncuların her adımını saniye saniyesine takip eden, platformları yerleştiren, akrobasi yapanların güvenliğini sağlayan görünmez bir ekip vardı. Tek bir hata affetmeyen oyunun akışı kusursuz ilerliyordu. Ön planda hikâye akıyor, arka planda müthiş bir mekanizma işliyordu. İstanbul’da böyle bir sahne tasarımı bizim tiyatrolarımızda da uygulanabilir mi diye o an hayal ettim.

SAHNE İZLEYİCİYE DOĞRU AKIYOR, MESAFE YOK OLUYOR
İç mimar olmanın mesleki algıda seçiciliği ile iki tiyatroyu gözlemledim. Coliseum, tarihi bir mücevher gibi… Altın yaldızlı tavanlar, kadife koltuklar, geniş balkonlar… Orada oturmak bile başlı başına bir deneyim idi. Bridge Theatre ise çağdaş bir tasarım harikası. İki yıl süren inşaatı ile Ekim 2017’de açılan ve Mimar Steve Tompkins & Roger Watts (Haworth Tompkins Architects) tarafından Londra’da 80 yıldır yapılan ilk büyük ölçekli ticari tiyatro. Esnek ve modüler sahne tasarımı ile farklı düzenlere hızla uyarlanabiliyor. Geniş gün ışığı alan fuayesiyle Tower Bridge ile iç içe. Ahşap kaplamalar, uzun bar alanı ve sıcak–modern malzeme kombinasyonu ile hem samimi hem çağdaş bir deneyim sunuyor. Biri görkemli bir tabloyu izlemek gibiyse, diğeri o tablonun içine girip dokunmak, oyunla temas gibi…
BİRAZ ARAŞTIRMA İLE ÖNERİLERİM:
Londra’ya gelip deneyim yaşamak isteyenlere önerim, bir tiyatro ya da müzikale gidin. Oyunun ne olduğundan çok, sahnenin size yaşattığı deneyim önemli. Ve eğer fırsatınız olursa, mimari açıdan farklı ve tarihi öneme sahip bu tiyatro binalarından birkaçını deneyimleyin..

- Victoria Palace Theatre – 📍Victoria
- His Majesty’s Theatre – 📍Haymarket / St. James’s
- Sondheim Theatre – 📍Soho
- Apollo Victoria Theatre – 📍Victoria
- Lyceum Theatre – 📍Covent Garden
💡 Not: Oyunlar sezonluk değişir ama bu binaların mimarisi ve atmosferi kalıcıdır. Hangi oyun olursa olsun, bu salonlarda bir performans izlemek, seyahatinize bambaşka bir değer katacaktır.
Bilet için tüyom:
- Resmi tiyatro siteleri (officiallondontheatre.com, londontheatre.co.uk)
- TodayTix (mobil uygulama, son dakika indirimleri için)
- TKTS Leicester Square (günlük indirimli biletler için gişe)
- ATG Tickets (büyük prodüksiyonların resmi bilet sağlayıcısı)
- LoveTheatre.com ve London Theatre Direct (kampanyalı biletler için)
Popüler oyunlarda bileti aylar öncesinden almak gerekse de spontane seyir için TKTS veya TodayTix fırsatlarını bulmak ayrı bir akış heyecanı. Ve unutmayın; Londra’da bir sahneye adım attığınızda yalnızca bir oyuna değil, şehrin kalbine girmiş olursunuz.
