Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ne kopacak kadar, ne yük olacak kadar: “Uçurtmanın Kuyruğu”

“Uçurtmanın Kuyruğu”, Savaş Dinçel’in yazdığı ve iki oyuncunun omuz omuza

“Uçurtmanın Kuyruğu”, Savaş Dinçel’in yazdığı ve iki oyuncunun omuz omuza taşıdığı bir karşılaşma oyunu. Büyük olaylar, hızlı dönüşler ya da dramatik numaralar vaat etmiyor; bunun yerine sahnede yavaş yavaş kurulan bir ilişkiyi, izleyicinin dikkatine bırakıyor.

Ali Yoğurtçuoğlu ve Gün Koper’in sahnedeki varlığı, oyunun temel hareket noktası. Roller arasında net sınırlar çizmek zor; çünkü oyun ilerledikçe mesele “Kim kimdir?” sorusundan çok, iki kişinin birbirine nasıl yaklaştığına dönüşüyor. Oyuncular arasındaki ilişki sabit değil; anlık, değişken ve her an yeniden kurulan bir yapı hâlinde ilerliyor. Bu da oyunun ritmini canlı tutan en önemli unsur olarak öne çıkıyor.

Uçurtmanın Kuyruğu

Savaş Dinçel’in metni açıklamayı değil, durumu tercih ediyor. Diyaloglar seyirciyi yönlendirmekten çok, seyircinin kendi yerini aramasına alan açıyor. Bu nedenle oyun herkes için aynı noktadan başlamıyor; kimi sahnedeki ilişkiye odaklanıyor, kimi güç dengesine, kimi ise yalnızca iki insanın aynı mekânda kalma hâline. Metnin bu açıklık hâli, oyunun izlenme biçimini de çoğullaştırıyor.

Oyunun adı da tam bu noktada anlamını buluyor. Uçurtmayı havada tutan şey, ipi tamamen bırakmak da değil, sıkıca çekmek de. Sahnedeki bağ, ne kopacak kadar gevşek ne de taşıyamayacak kadar gergin.

Buradan sonra oyun, anlatısını hızlandırmak yerine derinleştirerek ilerliyor. Sahnedeki her duraksama, her küçük yön değişimi, ilişkinin seyrini etkiliyor. Seyirci, bir noktadan sonra olayları takip etmekten çok bu değişimi izlemeye başlıyor.

Bu dönüşümde dekorun payı belirgin. Barış Dinçel’in tasarladığı sahne, metnin tonuyla akraba bir dil kuruyor; açıklamayan ama hissettiren, kendini geri çekmeden var olan bir alan. Dekor, oyuncuları yönlendirmiyor; onlarla birlikte düşünüyormuş hissi yaratıyor. Sanki metnin sahnedeki belleği, bu alanın içine sessizce yerleştirilmiş gibi.

Ve oyun bittiğinde, sahneden çok izleyicide bir şey yer değiştiriyor. Bazıları hayatındaki uçurtmayı hatırlıyor; bazılarıysa hâlâ onu tutacak birini arıyor.