Ziyaret ettiği her ülkeden, Albert Camus’nun Yabancı adlı romanını edinmeyi seviyor. Şu an elinde, farklı dillerden elliye yakın Yabancı var, çok uzun yıllar Kadıköy’de yaşayan, birçok festival filminde yapımcı olarak yer alan, Kompartıman kitabının yazarı ve Kovan filminin yapımcısı Canol Balkaya ile edebiyat, resim ve sinemanın güncel sorunlarını konuştuk.
Canol Balkaya’yı kısaca tanıyabilir miyiz?
Aslen Muşluyum ama İstanbul ve Ankara’da büyüdüm. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Heykel Bölümü üzerine ardından Hollanda Kraliyet Akademisinde tamamladım. Sonrasında New York Instıtute Of Techonology ‘de de Sinema Yüksek Lisansı yaptım. Profesyonel anlamda sinema yapımcısı ve yazarım. Amerika’da uzun süre çalıştıktan sonra 2009 yılında Türkiye’ye döndüm ve o yıldan itibaren de sinema üzerine Türkiye’de çalışmaktayım.

Size göre Türk Sinemasının sorunları neler?
Bunun birçok sebebi var. Birincisi: Sinemamızda en büyük sorun diyebileceğimiz her şeyden önce senaryo problemi var. Genelde senaryoların benzer … Şartlar doğrultusunda ciddi bir oto sansür mevcut. Gişe filmleri sete girmeden önce bütün bütçelerini ayırıp, hesaplamalarını yapıp, öyle giriyor. Bütçe problemi ve sıkıntıları bu bağlamda olmuyor. Arkalarında sponsordan tutun ,dağıtımcı ve salonlar açık olduğu için bu açıdan çok fazla sorunları yok. Şu anda Türkiye’de korku ve komedi filmleri olmak üzere iki tür ilerlemiş durumda. Açıkçası bu da bir sorun. Son zamanlarda ise otobiyografik filmlere de ilgi var. En son Müslüm filminde gördüğümüz gibi. Festival filmlerine değinecek olursak; o filmlerin hâlâ bütçe problemi var. Çünkü birkaç mecra Kültür Bakanlığı ve TRT dışında ilgi duyan kurum yok denecek kadar az.

Kovan filminin yapımcısısınız. Kovan filminin senaryosu geldiğinde filmi nasıl yapmaya karar verdiniz ?
Yapımcılığını üstlendiğim Kovan filmi sinopsis aşamasındayken biliyordum. Senaryo hazır olduktan sonra sete 8-9 ay gibi çok kısa sürede geçiş yaptık ve film ortaya çıktı. Bu günlerde yeni vizyona giren filmimiz için hepimiz çok heyecanlıyız. Filmimiz pandemi süreci dolayısıyla 25 Eylülde vizyona girdi. Filmin yönetmenliğini Eylem Kaftan yaptı. Oyuncular ise: Meryem Uzerli, Feyyaz Duman, Hakan Karsak, Burcu Salihoğlu ve Şennur Nogaylar. İzleyicilerin keyif alacağı film yaptık.

Siz de Resim sanatı ile ilgilendiniz. Sizce Resim sanatı ülkemizde neden gelişmiyor?
Ülke olarak maalesef doksanlı yılların sonuna kadar resim sanatında gelişemedik. Doksanlı yılların sonundan sonra daha bağımsızlaşan bir resim sanatı anlayışımız oldu. Bugün yurt dışına gittiğimiz zaman birçok Türk sanatçı ile karşılaşabiliyorsunuz. Birçok sanatçımız da yurt dışında çok iyi özgün eserler verebiliyor. Videoart, enstalasyon gibi dijitalin sanat dünyasına girmesi ile çok derinlik kazandı. Ben de heykel bölümü mezunuyum ve geçmişte resimle ilgilendim. Birçok kişisel sergi açtım. Dünyada ve Türkiye’de altmışa yakın sergide resimlerim yer aldı.
Kitabınızdan bahsetmek istiyorum. İletişim Yayınlarından çıkan Kompartıman kitabınızı nasıl kurguladınız? Yazarken neleri göz önünde bulundurdunuz?
Kompartıman bir kaç şehir de geçiyor, Ankara başta olmak üzere Balıkesir, Ayvalık dışında İstanbul var. İstanbul da karşıya geçmeden Haydarpaşa, Kadıköy eksenin de bir olay örgüsü mevcut. 80 lerin atmosferinde ve iki karakter üzerine kurdum, Musa ve Fikret kitabın ana karakterleri. İkisine de baktığımızda ikisi için ne ak ne de kara diyebiliriz. O açıdan ikisi arasında çok dengeli ilişki kurdum. İnsani değerleri onlar üzerinden Kompartıman kitabımın tümüne yaydım. Ne ikisini yerdim ne de göklere çıkardım. İki karakteri de bir denge içerisinde götürmeye çalıştım.
Dünya Sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Netflix sinema sektörünü genel olarak nasıl etkiliyor?
Festivale girmeyen, alınmayan onlarca iyi film var. Elinizdeki malzemeyi iyi pazarlayabiliyorsanız, üstlerde yer alabiliyorsunuz. Dünya sinemasında maalesef algı bu yönde. Netflix’e değinecek olursak; Netflix ne Türk ne de dünya sinemasını etkilemiyor, sekteye de uğratmıyor. Bir yapımcı için çok avantajlı bir şey değil. Herkes oraya bir proje ve dizi yapmak istiyor. Türkiye’de yapılan bir dizi Türkiye’de gösterime girince aşağı yukarı 20-25 ülkeye daha pazarlayabiliyorsunuz ama Netflix’e bir proje yaptığınızda sadece o platformda kalıyorsunuz fakat dünyada bir prestiji var. Yaptığınız bir proje dünyanın her yerinden izlenebiliyor. Ticari anlamda gerekli bir şey değil ama prestij anlamında iyi bir şey Netflix.
Bir yapımcı olarak size göre çok iyi senaryo nasıl olmalı? Senaryo yazmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler?
Ben yapımcıyım o soruyu senaristlere soracaksınız. Yapımcı olarak değerlendirdiğimde bir yapımcıya 5 dakika içinde meramını anlatabilen senaryo iyi senaryodur. Yapımcıları bir senaryoyu okutmak istiyorsanız, dikkatini çekmeniz gerekiyor. Senaryo yazmak isteyenlere ise tavsiyem: Her gün bir sayfa yazsınlar ve onun üzerine yoğunlaşsınlar 365 günün sonunda yazdıkları ile ilk başta yazdıkları arasında çok büyük değişimi fark edeceklerdir. Yazmak bir antrenmandır. Ne kadar antrenman yaparsan o kadar gelişirsin. Olmayan bir şeyler zamanlar bir oluşuma döner.

Sevdiğiniz yazarlar kimler?
Murat Uyurkulak’ın kelime hazinesine, Orhan Pamuk’un asla kendisi ve geçmişinden kurtulayamayışını ilgi ve hayranlıkla takip ediyorum. Çocuk evreninin derinliklerini ve detaylarını irdeler Yalçın Tosun. Albert Camus, Walter Benjamin, Herman Hesse, George Orwell ve William Saroyan okumaktan keyif aldığım yazarlar.
Son zamanlarda toplumda artan şiddet olayları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Şiddetin hayvanı, çocuğu, kadını ve erkeği olmaz. Şiddeti genel olarak ele aldığımızda en kötü şiddet insanların doğaya uyguladığı şiddet.
Çok uzun süre Kadıköy’de yaşıyorsunuz. Kadıköy’ü nasıl değerlendiriyorsunuz?
93 yılından itibaren Kadıköy’de yaşıyorum. Marmara Üniversitesinde okurken Yel Değirmeni’nde oturuyordum. O zamanlar orası insanlar için ıssız ve çok kötü yerdi. Şu an ise baya gelişti. Gereğinden fazla yerleşim alanı oldu. Her tarafta bir cafe ve kahve kokusu, oranın kendine özgü doğal kokusu kayboldu. Son senelerde Bağdat Caddesi, Feneryolu ve Suadiye civarında yaşamaktayım. Burası Kadıköy’ün diğer yerlerine göre daha korunaklı, Türkiye’nin en geniş kaldırımlarında yürüyoruz. AVM’ye ihtiyaç duymuyoruz çünkü Bağdat Caddesinde her şey elinizin altında. Kadıköy bir işyeri olarak da nitelenebilir. Bir toplantı olduğunda arkadaşlarınızla en yakın Kadıköy’de görüşebiliyorsunuz .
Yakın zamanda bir proje var mı?
Levent Çetin’in hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yaptığı Alinin Tabiatı filmini yeni bitirdik. Filmimiz henüz izleyici ile buluşma aşamasına geldi..
