“Türk Çini Sanatı,” Anadolu uygarlığını kültürel bir miras olarak cami, köşk, saray, çeşme ve türbelerden evlerimize taşıyor. İlk örnekleri Karahanlılar’da görülen ve Osmanlı İmparatorluğunda altın çağını yaşayan bu geleneksel sanat günümüzde yeni nesil ustalarla yaşıyor.

Çini sanatına gönül veren, üstat çini sanatçısı İsmail Yiğit, çark üstadı Efsane Mehmet Yıldırım ve çini sanatçısı Arzu Balkan ile öğrencileri Melike Akova, Nurgül Güldoğuş, Seval Korkmaz, Mine Girgin, Kübra Topsak, Dilek Gökçen ve Berrin Temelli Yağcı’nın 17-25 Temmuz tarihleri arasında Burhaniye Hüsnü Pazarbaşı Gençlik ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiği Toprağın Yol Hikayeleri adlı karma sergisi Türk çini sanatını bütün ihtişamı ile geçmişten günümüze gözler önüne serdi.

Türk çini sanatının son on yılına damgasını vuran bir çini sanatçısı olan İsmail Yiğit, “Seramik sanatını diğer çini ustalarından farklı olarak atalarımdan almadım. Bu sanat beni büyüledi ve içine çekti. 21. yüzyılın başında Osmanlı seramiğinin ilgi uyandıracağına ve bu sanatın barışçıl bir dünya için yaşatılması gerektiğine inanıyorum,” dedi. Sergiye öğrencileri ile birlikte katılan Arzu Balkan ise ‘Sanat, çok uzun ve zor bir yoldur. Üstatlarla birlikte sanata ve aşka olan tutkumuzu Toprağın Yol Hikayeleri’nde yüreğimizle ve eserlerimizle anlattık,” şeklinde konuştu.
Hindistan, Macaristan, Fransa Umman, Almanya, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Güney Afrika ve Suriye’de “Çark Torna Ustalığı” hakkında seminerler ve uygulamalı eğitim veren, uluslararası yarışmalarda 1. ödülleri alan ve 2006’da Kütahya’nın Sevgi Yolu girişinde “Çark Yapan Usta” olarak heykeli yapılan Türk çini sanatının efsanesi Mehmet Yıldırım, “Değerli sanatçı dostlarımla bu sergide buluşmaktan çok mutlu oldum. Geleneksel Türk sanatları bir tutku. Biz bir bayrak taşıyoruz ve gelecek nesillere emanet edeceğiz,” diye konuştu.
İstanbul Lale Vakfı Başkanı Salih Arslan sergiyi gezerek usta sanatçılardan bilgi aldı. Özellikle lale motifli çalışmalardan satın alarak müzede sergilemeyi düşündüğünü belitti.
Açılışını Fikret Akova ve Belediye başkan yardımcısı Oktay Erbalaban’ın yaptığı sergiye çevre illerden çok sayıda sanat sever ilgi gösterdi. Burhaniye Belediye Başkanı Ali Kemal Deveciler, “Sanata ve sanatçıya her zaman büyük önem veriyoruz. Geleneksel Türk Sanatları’nda bir sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyuyoruz,” dedi.
Türk Çini Sanatı: Binlerce Yıllık Mirasın İzinde Estetik Bir Yolculuk
Tarih boyunca pek çok medeniyetin izlerini taşıyan Türk çini sanatı, zengin desenleri, canlı renkleri ve estetik dokusuyla dünyada kendine özgü bir yer edinmiştir. Kökleri Orta Asya’ya kadar uzanan bu sanat dalı, Türk kültürünün önemli bir parçası olarak günümüze kadar gelmiştir.

Türk çini sanatının kökenleri, Orta Asya’daki Türk boylarına dayanmaktadır. Milattan önceki yüzyıllardan itibaren Türkler, çömlek ve seramik ürünleri üzerinde motiflerle süslemeye başlamışlardır. Göçebe hayatlarına rağmen sanat anlayışlarını ve zanaat becerilerini beraberlerinde taşıyan Türkler, gördükleri coğrafyalarda bu geleneği devam ettirmişlerdir.
Türk çini sanatı, özellikle Selçuklu döneminde Anadolu’ya giriş yaparak burada gelişme göstermiştir. 11. yüzyılda Anadolu’yu fethederek yerleşen Selçuklu Türkleri, çini ve seramik sanatını da beraberlerinde getirmişlerdir. Bu dönemde, başta Konya ve İznik olmak üzere birçok şehirde çini atölyeleri kurulmuştur.
Türk çini sanatının en parlak dönemlerinden biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olarak İznik şehrinde yaşanmıştır. 15. ve 17. yüzyıllar arasında üretilen İznik çinileri, mavi, yeşil, turuncu ve beyaz renklerin zarif kombinasyonlarıyla ünlüdür.Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş dönemlerinde çini sanatı, saraylarda büyük bir öneme sahip olmuştur. Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Yıldız Sarayı gibi Osmanlı padişahlarının ikamet ettiği yapılar, eşsiz çini süslemeleriyle donatılmıştır. Türk çini sanatı, binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan zengin bir mirası temsil etmektedir. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bu tarihî yolculuk, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde doruk noktasına ulaşmış, günümüzde ise kültürel bir hazine olarak yaşamaya devam etmektedir.
