Eğitim hayatını Polonya’da sürdüren genç sanatçılarımızdan Yosun Derin Gürgen, özgün ve sıra dışı çalışmalarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Son projesinde ise yalnızca sanatsal bir üretime değil, aynı zamanda toplumsal bir farkındalığa da odaklanıyor. İnsan hafızasının ve kültürel mirasın çoğu zaman göz ardı edilen önemli bir yönünü görünür kılmayı amaçlayan bu çalışmasının, gelecek kuşaklara değerli bir katkı sunacağına inanıyoruz. Şimdi sözü, bu anlamlı yolculuğu kendi cümleleriyle anlatması için Yosun Derin Gürgen’e bırakıyoruz.
“Sanırım bu işime ilham olan ilk merak tohumu, lisede tarih hocamın kendi boyunu ve o şehre nasıl geldiklerini anlatmasıyla atılmıştı. İçimdeki bu merak ile tam olarak ne yapmam ve nasıl yönlendirmem gerektiğini uzun bir süre bilemedim. Polonya’da eğitime gittiğimde fark ettim ki hayatım, dört yılda bir mekân değiştirmekle geçmişti. Ankara’daki dört yıllık hayatımdan sonra kader beni bu defa da Polonya’ya atmıştı. İçten içe merak etmeden edemedim; acaba modern yerleşik hayatımıza göçme iç güdüsü nasıl uyum sağlıyor? Bu, onun bir sonucu mu?
Konu Türklerde göçebelik olduğunda, bu kültürü yansıtan yegâne şeyin kilim olduğuna kanaat kıldım. Yaşanmışlıkların, dileklerin ve söze dökülememiş olanların ilmik ilmik dokunduğu kilimi, benim nasıl ele alacağım ise büyük bir soru işaretiydi. Tekniksel problemlerimin cevabını keçede, fikirsel sorularımınkini ise kendi soyağacımda buldum. Geyik, yıldız, tılsım, örgü, Umay, hayat ağacı derken, yolum akrep sembolü ile kesişti. Geyikli baba ile başlayan geçmiş yolculuğum, Sultan ile sonuna ulaştı. Buraya şöyle bir bilgi de atalım; ben akrep burcuyumdur, tıpkı anneannem Sultan gibi. Zevklerimiz gibi burcumuz da aynıdır.

Bir noktada kaderlerimizde bile benzerlik görürüm. Bir sanatçı ruhu ile doğmuş ve babası da bu ruhu beslemek istemiş ama o kadar uzun yaşayamamış. Tıpkı benim babam gibi. Hayatın zorlukları anneannemi çok yıpratmış ama sanatçı ateşini asla elinden alamamış. Çocuklarından, torunlarına kadar aktarmış o ateşi. Kendisinin söylediği türküler ve yaptığı örtüler, gelin görün ki bu halıya atılan ilk temel oldu.
Eğer bu fikre ilham olan ilk soruyu bana tarih hocam atmışsa, cevabın temelini atan da anneannem Sultan’dır. Bu halı, kendi geçmişimi tanımaya çalıştığım, geleceğime umutla baktığım bir eser oldu. Kimi sembolleri kendimce yorumladım, biraz kendimden bir şeyler kattım. Önceden belirlenmiş bir yol haritasından çok, ne doğru geliyorsa onu yapmaya çalıştım. Mimar ve bir tasarımcı olan Christopher Alexander, ‘Erken Dönem Türk Halısı’ adlı kitabında Türk halıları ve kilimlerini kendi içerisinde bir dünya olarak tasvir etmiştir ve ‘Sultan’ da benim kendi dünyamdır.”
