19 Ekim 2026… Bugün büyük usta Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, son yolculuğuna uğurlandı. Yıllar önce emeğiyle, bilgisiyle ve sanata duyduğu sonsuz tutkuyla kurduğu İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi – Istanbul Museum of Graphic Arts (IMOGA), onun ardından gelen sevenleri için ışıkları geç saatlere kadar açık bıraktı. Gece geç saatlere kadar ışıkları yanan binanın içinde ailesi, dostları, öğrencileri ve sanatseverler, onun eserleri arasında bir araya geldi. IMOGA’nın ışıkları, bu gece ilk kez onsuz yandı.
Bu bina, kurulduğu 2004’ten beri hüzün ile derin bir anlam taşımamıştı. Her duvarında emeği, her eserinde düşüncesi, her köşesinde üretme tutkusu vardı. Sanki yıllar boyunca sanatına verdiği emek, bugün o binanın içinde Tekcan’ı uğurlamak için hazır bulundu. Bu kez eserleri, onsuz ziyaretçileri karşıladı.
Tekcan için sanat yalnızca bir ifade biçimi değil, geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüydü. At figürlerinde hareketi, gücü ve özgürlüğü; gravürlerinde sabrı, ustalığı ve zamanı görünür kıldı. Geleneksel değerleri çağdaş bir yorumla buluşturdu. Hayatında tüm birikimi yalnızca eserlerinde bırakmadı. Öğrencilerine, sanatçılara, gelecek kuşaklara aktarmak için 2004 yılında kurduğu IMOGA ile sanatın üretildiği, korunduğu ve yaşatıldığı kalıcı bir dünya yarattı. Sanat hep yaşasın diye en büyük eseri dokunduğu, ondan öğrenmek isteyen sanatçılar içindi.
Şimdi birkaç ay geriye gidiyorum… 18 Şubat 2026… Küratörlüğünü Deha Çun’un üstlendiği, usta sanatçı Süleyman Saim Tekcan ile genç sanatçı Emir Tekkalmaz’ı bir araya getiren eserlerin buluştuğu “Figürün Ritmi” sergisindeydik. Sanatının yıllara meydan okuyan gücünü bir kez daha hissettiğimiz o sergiden, büyük ustanın bir eserini koleksiyonumuza katma mutluluğuyla ayrılmıştık. O gün çekilen fotoğraflara bugün baktığımda zamanın çok hızlı, hayatın ne kadar bilinmez olduğunu düşünüyorum.

18 Şubat’tan 19 Ekim’e, sekiz ay… O gün bir serginin heyecanını yaşarken, bugün onun ardından bu satırları yazacağımızı hangimiz bilebilirdik? Kızım Alara Öztürk’ü çok önce getirmek, tanıştırmak isterdim. Kısmet böyleymiş, ardından eserleri ile meşhur atları karşıladı bu dev sanat dolu binada.
İyi ki bilmiyoruz… Ancak sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmak için her şeyden önce hayatın kendisine yetişmemiz gerekiyor. İyi ki hayatın akışında karşılaşıyor, üretiyor, seviyor, paylaşıyor ve yaşadığımız anların değerini bazen sonradan da olsa kavrıyoruz.
Bir sanatçının değeri sadece ortaya koyduğu eserlerle değil; o eserlerin insanlarda uyandırdığı duygularla, yetiştirdiği kuşaklarla ve ardında bıraktığı düşünsel mirasla da ölçülür. Süleyman Saim Tekcan, sanatını bir ömrün sınırlarından çıkarıp geleceğe taşıyabilmiş, büyük bir zamansız ustaydı. Üretmeye doyamadan, sanatıyla söyleyecekleri hiç bitmeyecekmiş gibi aramızdan çok hızlı ayrıldı. Bu dünyadan sadece geçip gitmeyen; hayatlara kattıkları, dokundukları insanlarla ve bıraktıkları eserlerle ölümsüzleşmiş büyük bir sanatçıydı.

Bu gece IMOGA’nın ışıkları bir kez daha yandı. Usta artık orada değildi; ışığın aydınlattığı her şeyde ise onun izi vardı. Sokakta park yeri kalmamış halde, dostları bu sokağın ilk kez böylesine bir kalabalığına tanık olmuştu.
Nurlar içinde yat büyük usta… Sanatın, ışığın ve bıraktığın izler yaşamaya devam edecek.
