Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İstanbul’un naif hafızasının ressamı: Acemyan

Siz değerli okurlarımızı İstanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil;

Siz değerli okurlarımızı İstanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil; hatırlanan, anlatılan ve zaman içinde yeniden kurulan bir kent belleği olarak ele alan bir sanatçı ile tanıştırmak istiyoruz. Naif resim anlayışıyla öne çıkan bu sanatçımızın adı Acemyan.

Sanatçının resimlerinde İstanbul, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla tarihsel hafızanın iç içe geçtiği düşsel bir sahneye dönüşür. Acemyan’ın dünyasında İstanbul’un meydanları, parkları, kahvehaneleri, vapurları, tren garları, eski dükkânları ve eğlence mekânları, yalnızca mimari unsurlar değildir. Bunların her biri, kentin toplumsal hafızasını taşıyan birer anlatı ögesidir.

Sanatçı, akademik perspektif kurallarına bağlı kalmak yerine naif sanatın bilinçli sadeliğini kullanır. Yapılar, insanlar ve sokaklar, gerçek dünyadaki ölçeklerinden uzaklaşabilir, perspektif sıkışabilir, farklı bakış açıları aynı yüzeyde buluşabilir. Böylece resim, fotografik gerçekliğin değil, hatırlamanın mantığıyla kurulmuş bir İstanbul’a dönüşür.

Acemyan

ACEMYAN’IN İSTANBUL’UNDA ŞEHİR VE İNSAN

Acemyan’ın İstanbul’u, nostaljik olmakla birlikte yalnızca geçmişe özlem duyan bir dünya değildir. Sanatçı, geçmişi yeniden inşa eder. İstiklal Caddesi, Gülhane Parkı, Haydarpaşa Garı, Eminönü balıkçıları, Galata Köprüsü, Çukurcuma’nın antikacıları, eski sahaflar, kahvehaneler, Boğaz kıyıları ve İstanbul’un tarihsel eğlence kültürü, sanatçının resimlerinde büyük bir sahnenin farklı dekorları gibi düşünülebilir. İnsan figürü ise bu dünyanın temel unsurudur. Küçük ölçekli figürler yürür, sohbet eder, alışveriş yapar, kahve içer, vapur bekler, gösteri seyreder veya yalnızca sokağın içinde kaybolur. Tek tek kişilerin kimliklerinden çok, kalabalığın oluşturduğu şehir ritmi önemlidir. Bu nedenle, Acemyan’ın resimlerine uzaktan bakıldığında İstanbul görülür; yaklaşıldığında ise onlarca küçük hikâye ortaya çıkar.

GÜÇLÜ BİR ANLATISAL YOĞUNLUK

Acemyan’ın resimlerinde güçlü bir anlatısal yoğunluk bulunur. Kompozisyon genellikle yüksek bir bakış noktasından kurulurken; ön, orta ve arka planlar, küçük olaylarla doldurulur. Bu yöntem, izleyicinin gözünü resmin içerisinde dolaşmaya zorlar. Renk paletinde özellikle gece sahnelerinde lacivert ve koyu mavi gökyüzü, sıcak sarı pencere ışıkları, kırmızı, turuncu ve toprak tonları arasında güçlü bir karşıtlık görülür. Sokak lambaları, dükkân vitrinleri ve eğlence alanlarının ışıkları, kenti karanlığın içerisinden çıkarır.

KRONOLOJİK ZAMANIN ÖTESİNDE

Bu ışık kullanımı, İstanbul’u gerçek bir şehir görünümünden uzaklaştırarak masalsı bir gece sahnesine dönüştürür. Figürlerin anatomik doğruluğundan çok, karakterleri önemlidir. İnsanlar küçülür, mimari büyür, otomobiller oyuncaklaşır, vapurlar ve faytonlar, kentin dekorunun parçalarına dönüşür. Böylece resimlerde zamanın kesin olarak belirlenmesi zorlaşır. 1920’lerin otomobiliyle çok daha eski bir İstanbul alışkanlığı aynı kompozisyonda karşılaşabilir. Bu anakronizm bir hata değil, sanatçının kurduğu dünyanın temel özelliklerinden biri olarak okunabilir: Acemyan ’ın İstanbul’unda kronolojik zaman yerine hafızanın zamanı işler.

NAİF SANAT İÇERİSİNDEKİ YERİ

Acemyan’ın üretimi, naif resmin temel özellikleri olan sadeleştirilmiş figür, özgür perspektif, anlatısallık, dekoratif yüzey ve gündelik yaşam gözlemi üzerinden değerlendirilebilir. Ancak sanatçının ayırt edici yönü, naifliği yalnızca biçimsel bir tercih olarak değil, kent tarihini yeniden anlatmanın aracı hâline getirmesidir. İstanbul burada anıtsal yapılardan ibaret değildir. Bir sokak satıcısı, kahvede oturan iki kişi, tramvayı bekleyen kalabalık, vapurun ışıkları, eski bir otomobil, bir tiyatro afişi veya parkta dolaşan çocuklar; en az Ayasofya, Galata Kulesi ya da Haydarpaşa Garı kadar önem kazanır. Dolayısıyla, Acemyan ’ın resimlerinde anıtsal tarih ile gündelik hayat arasında hiyerarşi kurulmaz. Her ikisi de İstanbul’un hafızasının parçasıdır. Onun öyküsünü, İstanbul Sanat Dergisi’nin yeni sayısı sayfalarında bulacağınızı şimdiden söyleyebiliriz.