Sarı yaza doğru girerken şehirdeki hazırlıklar da kendini hissettirmeye başladı. Aslında İstanbul’da bu yaz kültür-sanat ajandası oldukça iyiydi. Müzelerimiz çok başarılı sergilerle 2026 yazını karşıladı: Pera Müzesi’ndeki “Halil Paşa” sergisi, Arter’in iddialı sergi programı, İstanbul Modern’deki “Semiha Berksoy” sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde “Yoko Ono” ve diğerleri..
“Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi bitti ama diğerleri devam ediyor. İstanbul Modern’in 10. koleksiyon sergisi “Aynı Mavinin Altında”, 8 Eylül’de açıldı. Şimdiyse yılın sonunda nasıl bir sanat ajandası var, şöyle bir bakalım istedik. Küratör-Sanat Danışmanı Dr. Feride Çelik ile beraberiz. Önce İstanbul’daki etkinliklere, sonra da İstanbul dışındakilere bakacağız. Bakalım sohbetimize neler takılacak…

İstanbul deyince pek çok galeri, sergi açılışlarını yapmaya başladı. Onları bu yazıya sığdırmamız zor. Gelin biz 23-27 Eylül’de 21. edisyonuyla kapılarını açacak olan Contemporary Istanbul’a (CI) bakalım. 24 ülkeden 70’ten fazla galeri geliyor. Nasıl bir fuar bizi bekliyor Feride Hanım? Bu yılki fuarın farkları nelerdir?
Bu sene en büyük farklardan biri, bence Uzak Doğulu galeri sayısındaki artış. Evet, Uzak Doğulu galeriler hep vardı. Ancak bu sene daha fazla. Yine bildiğimiz, alıştığımız CI’da olan Avrupa galerileri de olacak tabi. Hatta bunlara artık yerleşik galeriler diyoruz, tıpkı Türk galeriler gibi… Bunun yanı sıra yirmi yeni galeri var. Yetmiş adet galeri katılıyor toplamda, fakat bunların yirmisi daha evvel hiçbir şekilde CI’ye gelmemiş galeriler. O yüzden bence bu da güzel bir farklılık. Bir de üçüncü olarak, bu yeni katılacak yabancı galerilerin içerisinde Türk sanatçıların da yer alması çok hoşuma gitti.
Okuyucularımız için örnek verir misiniz lütfen?
Mesela, Lisbon’dan bir galeri katılıyor. Ali Kazma’yı bünyelerine almışlar. Bunun gibi bilmediğimiz birçok yeni genç sanatçı, pek çok yeni galerinin içerisinde temsiliyette. Ben bunu seviyorum. Evet, bildiğimiz işler var ama istiyorum ki kendi sepetime de yeni sanatçılar koyayım. Özellikle Türk sanatçılar olması, tabii ki bir Türk olarak çok gurur verdi. Önceliğimi onlara vereceğim. Bu açıdan benim çok hoşuma gitti. Bir de mesela Jaume Plensa var. Bilirsiniz büyük heykelleri vardır; Venedik’te, Madrid’de görürüz. Onun büyük boy bir heykeli, tersanenin deniz kenarına yerleştirildi. Bence bu da çok önemli.
Bir diğer fuarla ilgili önemli not, yeni kaybettiğimiz Yayoi Kusama, onun bir çalışması var. Yine böyle çok kült dediğimiz, Judy Chicago mesela, benim sanat tarihinde çok beğendiğim, takdir ettiğim bir sanatçı. Bunlar önemli; hem gezenler hem sanat tarihi eğitimi alanlar için önemli. Çünkü hepimiz yurt dışına gitme imkanı bulamıyoruz. O eserleri görmek, kült sanatçıların eserlerini görmek ayrıcalık. Yine Mardin Bienali’nden de tanıdığımız Alfredo Jaar isimli bir sanatçı vardır. Onun bir çalışmasını da göreceğiz. Ben çok heyecanlıyım. Adeta bir sanat tarihi dersi gibi olacak benim için.

Tabi uluslararası nitelikteki fuarların en büyük avantajı bu; dünya sanatçılarının eserlerini kendi evimizde görebiliyoruz. Tek tek ülke, şehir, galeri gezmeden hepsi aynı çatı altında buluşuyor. Devler buluşması diyorum ben buna…
Evet, müthiş eğitim gibi oluyor. Kısa süre de olsa o sanatçının işini görmek beni çok heyecanlandırıyor.
Fuarla ilgili bir seçkiniz var mı paylaşmak istediğiniz?
Benim listemde Yayoi Kusama, Judy Chicago, Alfredo Jaar var. Onlar çok önemli isimler. Alfredo, dünyaca ünlü bir sanatçı olduğu için onu kesin görsünler. Bir de Niki de Saint Phalle isimli bir kadın sanatçı vardır; sanat tarihinde çok aktif bir kadındır. 2002’de vefat etti. Amerikalı, yarı Fransız bir kadın. Onun çok güzel bir heykeli var. Benim listemde Ali Kazma da var. Şimdiye kadar ismini duymadığım kişiler de var. Mesela, Sıla Candansayar. Katalogda hemen hemen her galeride bir Türk sanatçı gördüm. Bu çok önemli. İsmini duymadığımız Türkler gördüm.
Aslında bildiğimiz pek çok Türk galeri de artık enternasyonal atılım yapıyor. Mesela; Pi Artworks, Dirimart, Anna Laudel gibi… Ama şimdi mesela Ankara’da da bir galeri şube açtı. Yani baktığımızda hem İstanbul dışına hem yurt dışına galerilerimiz şube açıyor. Bunun önemi nedir?.Exchange tabi… Buradaki Türk sanatçılar yurt dışında sergi açma imkanı bulurken, yurt dışındaki sanatçılar da burada sergi açma imkanı buluyorlar. Bence artık sanatın getirdiği bu globalleşmeyi ülkemizde de görmeye başladık.
“Artist Residence” dediğimiz programların nedeni de bu. Sanatçılar başka ülkelere gidip, başka ülkelerde kendi kültür karşılaştırmasını yapıyorlar. Sanatçı neden beslenecek? Ya kendi kültüründen ya da sosyolojik, politik olaylardan beslenecek. Böylece aslında beslenme alanını çok arttırmış oluyorlar. Bu yüzden de galerilerin farklı ülkelerde şube açması çok önemli.
Haklısınız. Buradan fuarın dışına çıkalım biraz. Yeni galeriler de çok açılıyor son zamanlarda. İyi portföylerle yeni yatırımcılar var. Benim çok hoşuma gidiyor, genç kadınları görüyoruz çoğunlukla. Bir değişim var. Ne dersiniz?
Kesinlikle… Kadınlar sanata yatırım yapmayı seviyor. Lokasyonlar da değişti; artık sanatta geldiğimiz noktada bence her bölgede sanatın olması gerekiyor. Yani biliyorsunuz eskiden belli semtlerde toplanırdı. Şimdi öyle değil. Anadolu yakasında, Emirgan, Dolapdere, Asmalı Mescit’te de var. Hem inisiyatif tarzında küçük bildiğimiz galeriler var ama bilmediğimiz, mesela Shiva Zahet isimli İran asıllı bir galeri de var. Burada İranlı yaşayan pek çok sanatçı var. Onlara da hizmet vermiş oluyorlar. Bunlar güzel şeyler.
Bu değişim, çeşitlilik güzel ve aslında sanat koleksiyonerinin işine yarıyor. Çünkü hep belli galerilerde belli sanatçılar, çoğunlukla da yüksek meblağlarda satılırken, şimdi gençlerin de piyasaya girmesiyle beraber aslında rekabet başladı. Rekabet de biliyorsunuz fiyatları birazcık aşağıya çeker. Böylece herkes, her bütçeye göre eser satın alabilir. Ve hep söylediğim şey, sanat koleksiyoneri olmak için çok zengin olmaya gerek yok.
Peki, sırası gelmişken sanat koleksiyoneri nasıl olunur?
Benim önerim, gerçekten ilgiliyseniz hemen almayın. Bir süre fuar gezin; galeri, sergi gezin. Herkesin sevdiği bir tat vardır ya; önce onu bulun. Daha sonra, o seçtiğiniz sanatçıları takip edin. İki türlü koleksiyoner var; biri yatırım amaçlı alan, diğeri gerçekten keyfi için alan. Özellikle yatırım amaçlı alıyorsanız, strese girmeyin. Seçtiğiniz sanatçıyı takip edin.Yinelemesin, yenilesin kendini! Uluslararası alanda bir şeyler yapsın.Ve işlerinde hep bir çıt da olsa değişiklik görün.
O zaman yaptığınız yatırım, size misliyle geri dönebilir. Lütfen strese girmeyin. Sevdiğiniz işleri alın. Küçük başlayın. Ben şu örneği veririm: New Yorklu postanede çalışan bir karı koca, yıllarca maaşlarının belli bir kısmını ayırıyorlar. Kıstasları şu; metroyla gidip geldikleri için taşıyabilecekleri büyüklükte eser alıyorlar. Mesela onların ölçüsü bu.
CI dışında 16 Eylül-8 Kasım tarihlerinde Artweeks Akaretler’de “Collectors” başlıklı özel bir seçki olacak. Banu-Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ve Tansa Mermerci koleksiyonundan oluşuyor bu seçki. Bu konuda neler söylersiniz?
Artweeks genellikle CI’e yakın zamanlarda oluyor. Az evvel bir koleksiyoner nasıl olunur diye sordunuz. İşte cevabı burada; bir koleksiyoner neler toplamış? Nasıl bir seçki, nasıl bir tema? CI öncesinde izlemek çok keyifli olacaktır. Bence bu yeni başlayanlara, koleksiyon oluşturmak isteyenlere, kişi veya kurum için çok güzel bir örnek. Nasıl topladım, nasıl aldım? Ben de topluyorum, eminim siz de alıyorsunuz. Hep bir hikayesi vardır, değil mi? Ya sanatçı ile iletişime girersiniz ya bir temanız vardır. Kasıma kadar da devam edecek. O yüzden önce Artweeks’e bakıp, sonra CI’ye gidilirse daha iyi olur. Bu bir ön gösteri. Ben, Hakan-Banu Çarmıklı Koleksiyonu’nu biliyorum aşağı yukarı, sergi açtıkları için. Skala çok değişiktir mesela, çok farklı; gençler de vardır, çok tanınan sanatçılar da vardır. Bu da bence sanat izleyicilerine bir yön verecektir, ilham verecektir diye düşünüyorum.

O halde biraz İstanbul dışına bakalım mı? Bir müze açılıyor Bayburt’a gidiyoruz; bir sergi/festival haberiyle heyecanlanıyor ve Mardin’e, Sinop’a yola çıkıyoruz. Sanatın çekim gücü tartışılmaz. Bu sene Anadolu’daki bienaller dikkat çekici. Kültürel mirasımızın sanat eliyle sergileme aracı olması, onları tekrar görünür kılıyor ve bizi o mirasın içinde birleştiriyor. Anadolu’daki bienaller kendi içinde büyürken, sayıları da artmaya başladı. Edirne Bienali yapıldı ve şimdi önümüzde Çanakkale ve Sinop Bienali var. Bu iki bienalden bahsedelim mi biraz da?
Sinop, Anadolu’nun ilk bienali. Sinopale, 2 Eylül’de üretim sürecine başladı. Bu diğer bienallerden farklı. “Katılım sanat”, “participating art” dediğimiz bir sanat türüne giriyor. Sanatçılar seçiliyor ve Sinop’a davet ediliyor. Ve Sinop için yerinde görerek o kültürü, insanı, mekanı; orada üretim yapıyorlar. Yani dışarıdan hazır bir şey gelmiyor. Sinop tabii ki kendi kültür tarihi anlamında da çok önemli bir şehir. Bu sene de onuncusu gerçekleşiyor. Ve gerçekten kaçırılmaması gerek. 2 Eylül’de üretim süreci başladı. 25 Eylül’de açılış olacak.
Çanakkale Bienali de onuncu kez “Medcezir” başlığıyla 10 Ekim’de başlayacak. Bienallerin önemi tartışılmaz. Bir de şehirleri tanıyoruz Arzu Hanım. Sanatla beraber tekrardan şehir taçlanıyor. Açılmayan mekanlar açılıyor, görmediğiniz mekanları siz bienal eşliğinde görebiliyorsunuz. İstanbul’da da aynı şeyi yaşadık. Sinop, Edirne, Çanakkale, Mardin, Kapadokya gibi çok farklı mekanları görme, değerlendirme imkanı bu. O mekanlar da aslında o şekilde yaşıyorlar, o şekilde tamir ediliyorlar, can buluyorlar adeta. Öbür türlü kapalı kalıyor.
Birkaç haber daha vererek bu yazıyı sonlandıralım o halde. İzmir’den yine heyecan verici bir sergi haberi var. Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında beş yıllık iş birliği programı yapıldı. Bu kapsamda gerçekleştirilecek on serginin ilki, Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde 26 Eylül’de izleyiciyle buluşuyor. Yine İzmir’de, Club Marvy’de Saliha Yılmaz seramik işleri 22 Eylül’e kadar izlenebilir. Odunpazarı Modern Müze (OMM), 26 Eylül 2026 tarihinde “Yeryüzü Yankıları” başlıklı sergiyi ziyaretçileriyle buluşturuyor.

Bayburt’ta Baksı Müzesi, 9 Eylül günü Zeki Demirkubuz’un “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir” isimli sergisiyle Mike Berg’ın “Innocent of Theory / Kuramdan Arınmış” sergi açılışlarını gerçekleştirdi. Antalya’dan bir sergi haberi de Alpek Sanat Galerisi’nden. Ekim ayında yeni bir sergileri var.
Ve İstanbul’a tekrar dönecek olursak, 26 Eylül-11 Ekim tarihlerinde dokuzuncu kez gerçekleşecek 212 Photography var. Aralık ayında sevilen sanatçı Mehmet Sinan Kuran’ın solo sergi haberini de şimdiden sevenleriyle paylaşalım. Daha anlatacak çok şey var ama şimdilik bizden bu kadar. Sanatın iyileştirici gücü hepinizin üzerine olsun. Keyifli, üretken, başarılı bir sezon diliyoruz.
